<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:blogger='http://schemas.google.com/blogger/2008' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060</id><updated>2024-09-27T01:41:31.329+03:00</updated><category term="fikir"/><category term="Varolmanın dayanılmaz hafifliği"/><category term="bilgisayar"/><category term="cahil"/><category term="dünyanın en kısa aşk hikayesi"/><category term="hikaye"/><category term="hikayede anlatılmayan kişi"/><category term="korkaklık"/><category term="romantizm"/><category term="Albert Camus"/><category term="Arnold Swayzeneger"/><category term="Bumerang"/><category term="Charles Bukowski"/><category term="Dostoyevski"/><category term="Franz Kafka"/><category term="Freud"/><category term="Friedrich Nietzsche"/><category term="Hastalıklı insan"/><category term="Hülya Avşar"/><category term="Hürriyet"/><category term="Jack Daniels"/><category term="Nuri bilge ceylan"/><category term="Orhan Pamuk"/><category term="Roma"/><category term="Sartre"/><category term="Starbucks"/><category term="Terminatör"/><category term="Yetkili Bir ağabey."/><category term="acı"/><category term="acıma"/><category term="acıma duygusu"/><category term="atikadam"/><category term="aşk"/><category term="aşk süreci"/><category term="bir eksik"/><category term="blog"/><category term="boğucu ev"/><category term="boş sayfa"/><category term="budala"/><category term="cahiliye"/><category term="cebeci aski"/><category term="cesaret"/><category term="coktanri"/><category term="cumhurbaşkanlığı"/><category term="dogus hilal cebeciye özendi"/><category term="dogus mala bağladı"/><category term="dogus ve hilal cebeci messi için sevisti"/><category term="doğum"/><category term="dönerci"/><category term="edebi"/><category term="eksik"/><category term="eksisozluk"/><category term="ergenlik"/><category term="esitlik"/><category term="eğitim"/><category term="fanatik"/><category term="fanatiklik"/><category term="gamsız"/><category term="google"/><category term="görüş"/><category term="gözyaşı"/><category term="gülerken ağlamak"/><category term="haginin monacoya attığı firikik"/><category term="hasta"/><category term="hastaadam"/><category term="hastalıklıadam"/><category term="hayal kurmak"/><category term="hikayeci"/><category term="hikayede anlatılmayan"/><category term="hikayede anlatılmayan olgu"/><category term="hikayeyi anlatmadan"/><category term="ideoloji"/><category term="ilkokul"/><category term="internet"/><category term="işemek"/><category term="judgment day"/><category term="kendini tanıtmak"/><category term="konusanat"/><category term="konusankopek"/><category term="korku"/><category term="korku hikayesi"/><category term="kıyamet"/><category term="mfö"/><category term="modernizm"/><category term="mukemmeliyet"/><category term="mutlu bir hikaye"/><category term="notlar"/><category term="orgazm"/><category term="penis"/><category term="resim"/><category term="roman"/><category term="romancı"/><category term="romantik"/><category term="romantizmi etkileyen unsurlar"/><category term="romatanri"/><category term="saçma sapan hikaye"/><category term="saçmalamak"/><category term="senle beraber olsam da sevgilim"/><category term="sex"/><category term="sinekli ev"/><category term="sistem"/><category term="sosyalmedya"/><category term="spor yorumcuları"/><category term="sıkışmak"/><category term="tabaka"/><category term="takıntı"/><category term="tanri"/><category term="televizyon"/><category term="tespit"/><category term="tuvalet"/><category term="varolmanın kaniti"/><category term="varsıl"/><category term="wikipedia"/><category term="yalnızlık"/><category term="yalnızlık ömür boyu"/><category term="yarıcahil"/><category term="yazı"/><category term="yoksul"/><category term="yorumcular"/><category term="youtube"/><category term="çift kişilik"/><category term="öğrenci"/><category term="şiir"/><category term="şizo"/><category term="şizofren"/><title type='text'>Hikayede anlatılmayan</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default?redirect=false'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25&amp;redirect=false'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>49</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-3845667456677135035</id><published>2016-01-29T23:35:00.001+02:00</published><updated>2016-01-29T23:40:53.753+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="budala"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="dönerci"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Starbucks"/><title type='text'>İşini Bilen Dönercim</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;
Erken uyandım. Uyanmam gerekiyordu, çünkü ilaç saatimi kaçırmak üzereydim. Öncesinde de bir şeyler yemeliydim. Tüm bunları düşününce on dakika daha fazla uyuyamadım. Sözde, ağzıma hemen bir iki lokma atıp, ilaçları alıp tekrar uykuya dönecektim. Olmadı, uyandım. Hiç olmaz zaten. Bugün yapılacak daha önemli bir işim olmadığından sürekli ertelediğim bir işim için kaymakamlığa doğru yola çıktım. Sonra, işimin kaymakamlıkta çözülemeyeceğini, sgk&#39;ya gitmem gerektiğini, oraya da erken saatte gitmem gerektiğini, aksi taktirde çok sıra bekleyeceğimi öğrenerek çıktım. Canım sıkıldı, bugün hallolsun istemiştim.&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;
Sonra sırasıyla sinemaya gitmeyi, bir yerde kahve içip kitap okumayı, arkadaşımı ziyaret etmeyi düşündüm. Hiç birisini yapmadım, yani yapamadım. Arkadaşım yeni açtığı dükkanın işleri için Bodrum&#39;a kadar gitmiş, telefon ettim de öğrendim. Sinemanın önüne kadar geldim de giremedim. Sıra vardı, hemen vazgeçtim filme girmekten. Sanırım filmin başlamasına bir buçuk saat kadar vardı. Son olarak bir yere oturdum ama hiç kitap okumak istemedi canım. Zaten gittiğim yer de bir dönerciydi. Orada kitap okusam bana gülerlerdi. Beni itip kakar, yerden yere vururlardı belki de. Her şeyin bir yeri vardır dostlarım, ben bunların farkındayım. Kitap okuyacağın zaman Starbucks&#39;a gitmeli insan. Sakın bir art niyet aramayın bu sözlerimde, cidden tamamen aynısını yapıyorum. Ki ben de yapıyorum diye eleştiremem diye bir durum da yok. Hep birlikte değişelim! Eh! Bu da belki umurunuzda değildir. En iyisi ben değişeyim dostlarım, zaten şurada kime zarar verebilir bu değişim. Hadi verdi diyelim, en fazla beş kişiyi aşmaz, onlar da kendi salaklıklarına yansın. Neyse ne diyordum, günüm nasıl geçiyordu. Aslında tam olarak günümü anlatmak istiyordum, o yüzden bu son yazdıklarım da &#39;gün&#39; ün içerisindeyse, kim diyebilir ki bu sözler anlatım bozukluğu teşkil ediyor diye.&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Ne diyorduk, beni bu ilaçlar mahvetti. Kabul ediyorum biraz budalalaştım. Çabuk sinirlenir oldum ama bu ilaçlardan değil de, ilaçları kullandığım için insanların bana daha fazla hoşgörülü olacağını düşündüğümden ve gerektiğinde beni daha önce hiç olmadığı kadar alttan alabilecek olmalarından. Aslında ilaçlar yüzündenmiş. Hay Allah kahretsin, bir kere de yüzeysel bak be adam!&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Yine de şu güne bakıp yaptığım en güzel şeyin, o pilav üstü et döneri mideye indirdiğin zamanın olması, ayrı bir şeyi daha anlatmıyor mu bize! Yani sadece bana (Aslında kendi kendime konuşuyorum ve hikayedeki bazı tutarsızlıkları hemen aklımda dolduruyorum. Ki belki siz o tutarsızlıkları hiç umursamadınız bile. Hani siz yoktunuz! Olsanız bile böyle düşünürdünüz. Olsanız ve böyle düşünmeseniz bile hiçbir zaman olduğunuza inanmayacağım gibi geliyor.) ! Dönerci işini biliyor!&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/3845667456677135035/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2016/01/isini-bilen-donercim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/3845667456677135035'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/3845667456677135035'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2016/01/isini-bilen-donercim.html' title='İşini Bilen Dönercim'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-873794357939891819</id><published>2013-07-23T03:47:00.000+03:00</published><updated>2013-07-23T03:52:46.423+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="acıma"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="acıma duygusu"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="eğitim"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="modernizm"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="sistem"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="varsıl"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="yoksul"/><title type='text'>Acıma duygusu</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Acıma, modernizmle beslenen ve günümüzde insanları manipule etme aracı olarak
kullanılan bir duygudur. Önceleri bu duygu, insanları yardımlaşmaya, çevresine
ve kendinden yoksul durumdakilere yardım etmeye yarayan bir araçtı. Fakat
günümüzde yoksul insanların bazılarının uyanıklaşması, köşe kapmaya
çalışmasından, bu güzel huy yerini ahmaklığa bırakmıştır. Acıma duygusu olan
insan, keriz sıfatıyla eş değer bir hale getirilmiştir. Bu durumu ortaya
çıkaran bazı uyanık yoksullardır. Ki bunlar, asıl yoksullardan ayrılmışlar ve
köşelerini kapmaya muvaffak olmuşlardır da. Asıl yoksullar da acınma duygusunu
beklemektedirler. &lt;br /&gt;
&lt;!--[if !supportLineBreakNewLine]--&gt;&lt;br /&gt;
&lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;&quot;&gt;Bu insanların yaptıklarının doğru ve yanlış
olduklarını söylemiyorum. Burada amacım, olanı olabildiğince gözler önüne
sermek. İnsanların acıma duygusuna ihtiyaç duyması benim için asıl suçlanacak
noktadır. İnsan neden acınmak ister? Ekonomik yetersizliği onu bu duyguya
muhtaç etmektedir. Varsıllılarının verdiği ile yaşama bağlanmak zorundadırlar.
Bu ekonomik çıkmaz, varsıllıların gerçekten acıma duygusu ile dolmasından
mütevellit bir sonuca varmıştır. O da şöyle ki, varsıllı olan insan, eğitimine
para harcayabilir. Eğitimi de onu duyarlı bir insan yapmaya iter. Böylelikle,
onunla aynı olmayan insanlara, hayvanlara ve bitkilere daha duyarlı olur. Acıma
duygusu gelişmiştir. Yardım etmek için gönüllüdür. Evine alıp bir tas çorba
ikram etmekten kaçınsa da, en azından parasını verip vicdani rahatlığına
ulaşır. Bu şekilde aç olanlar da doymuş olur. Sistem yine kendi karmaşasında
yolunu bulmuş olur. Her şeyi kendi haline bırakınca harika bir yürütme
sisteminin oluştuğunu savunanlar, burada da harika bir döngünün ortaya
çıktığını söyleyebilirler Teknik olarak söyleyecekleri de doğrudur. Benim de
savunamayacağım nokta ise, tam olarak birbirine muhtaç olma durumudur. Yoksul varsıllıya
muhtaçtır. Ama sanılmasın ki, varsıllı da yoksula muhtaç değildir. Aldığı
eğitimlerinin tümü, yoksulu da anlaması üzerinedir. Eğer yoksul olmaz ise,
aldığı eğitimin hiçbir değeri kalmayacaktır. ( Buradaki eğitimden kasıt, fizik,
kimya ve herhangi bir dersteki öğretiler değil, okul eğitimi boyunca, alt
metinlerde alınan, insan sevgisi, anlayış vs gibi eğitimlerdir)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;&quot;&gt;Benim suçlayışım kişi ve kurumlara değildir. Aslında
bir suçlayış da yok, sadece işleyiş var. Benim de yegane amacım, bu işleyişi
olduğu gibi yansıtmak. &lt;br /&gt;
&lt;!--[if !supportLineBreakNewLine]--&gt;&lt;br /&gt;
&lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;&quot;&gt;Peki, başka bir sistemde olsa acıma duygusu nasıl
gelişirdi? Acıma, her türlü eğitimle meydana geldiğinden, her sistemde yerini
bulacaktır. Şeklinde bir takım değişikliklerin olması pek ala mümkün. Veyahut
bırakın sistemi, daha güçlü ekonomisi olan ülkelerde bile değişiklik gösterecektir.
Sistemle olan değişikliğinden daha az da olsa, gözle görünür bir değişiklik var
olacaktır. Sonuçta sistemde, yoksula olan anlayış yüklenmektedir. Ekonomisi iyi
olan ülkede, yoksul sayısı az olacak ama anlayış yine yüksek derecede
olacaktır. Hatta anlayışlıların bu kadar çok olduğu bir ülkede, neden yoksulların
bulunduğu ise büyük bir sorunsaldır. Bunun nedeni, yoksulların cahil bulunması
ve hakir görülmesi de olabilir. Aslında acıma duygusu içinde, cahiliye de
vardır. Cahil ve yoksul insan tercih edilir ve ona acınılır. Yine söylüyorum, varsıllı
insanlara bir suç yüklemiyorum. Onlar bu durumda, yoksul gördüğünde acıyan bir
robot konumundadır ve hissettiklerinden hiçbirinin farkında değildir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;!--
ad_client = &#39;d80515e4-7a86-4a84-806e-770baf863869&#39;;
ad_format = &#39;3&#39;;
ad_width = &#39;800&#39;;
ad_height = &#39;30&#39;;
//--&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script src=&quot;http://bumerang.hurriyet.com.tr/show_ads.js&quot; type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;/script&gt;&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/873794357939891819/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2013/07/acma-duygusu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/873794357939891819'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/873794357939891819'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2013/07/acma-duygusu.html' title='Acıma duygusu'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-5997870217581135015</id><published>2013-05-30T13:26:00.002+03:00</published><updated>2013-05-31T14:00:24.084+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="atikadam"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="cahil"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="cahiliye"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="hasta"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="hastaadam"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="hastalıklıadam"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="yarıcahil"/><title type='text'>Hasta Adamın Güncesi</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
Güzel günlerin şafağında, yani
hepimiz uyurken, bazen uyandığım olur. Kalkarım, yatağımda
doğrulurum. O saat aklım pek yerinde çalışır... Dünya&#39;nın en
hazır cevaplarına, bilgi yoksunu ama konuşmaya cesaretli, cahil
insanlara cevap verirken bulurum kendimi. O gün veya daha
evvelindeki sohbetlerimizi kafamda tekrar tekrar yaşarım ve o gün
veremediğim, sırf hazır cevap olmadığım için benden daha zeki
gözükmesine izin verdiğim cevaplarımı değiştiririm. Bu konuda
hayıflanırım dostlarım. Evet, o saatlerde aklıma hep bunlar
karışır. Siz sevgililerinizin güzel koyunlarını düşlerken,
ben bunlara kafa patlatırım. Hastalıklı beynimi rahatlatmaya
çalışırım. 
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
Bu baylar, kendi nezlinde ve özellikle
çevresinde çok akıllı adam muamelesi görürler. Sözleri geçer.
Her işi yapabilen, atik adamlardır. Şöyle diyeyim, bu yarım
akıllıların yapamayacağı bir beden işi yoktur.   Ama dostlarım,
bunları okumamış insan olarak görmeyin. Bunlar onlardan daha
tehlikeli, yarı cahillerdir. Bunlar, sizle aynı iş yerinde de
çalışıyor olabilirler. Hatta patronunuz bile olabilir günün
birinde. Dolayısıyla bu yarı cahillerin, size emir veren bir yerde
olması, canınızı sıkar ve sizi aşağılık bir hayvan gibi
gösterebilir. 
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
Bu adamları yaratan cahiliye değildir
sevgili dostlarım. Bu adamları yaratan, kurumlardır, okullardır.
Yarı eğitimini verdiren her türlü hükümet, benim gözümde
suçludur. Ama tabii kaynaklar da bu adamın kişiliğini ortaya
çıkaramaz mı? Yani şöyleki, onunla aynı eğitimi almış bir
kişi, neden onun yaptığını yapmaz? Hayır dostlarım, şu an
vazgeçtim, bu adam sırf bu adam olduğu için suçludur. Ama ben
kimim ki, doğal bir yasayı yargılayacak güçte olayım. Bu adam
doğa içinde var oldu. Doğanın doğrusu ve yanlışı olmadığı
için, bu adama saygı duymak gerekir. Tıpkı doğaya saygı duyan
her bilinçli adam gibi... Ama bizim gibi olmayan bilinçsiz
insanlar, bu adamlarla çatışırlar. Çünkü bilinçsiz insanların
doğaya saygısı yoktur. Doğal olan da onunla çatışır. Bu da
yanlış esasen. Doğaya saygısız olan da doğanın bir ürünü
değil midir. Yersiz bir sav ileri sürdüğüm için beni bağışlayın
aziz dostlarım. Ne yapalım, hastalıklı bir adam olduğumu
söyledim size. Hem hastalıklı da değilim esasen, hastalıklı
olmayla övünmek isteyen biriyim. 
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
Hasta olmayla keyif alabilen bir
insanım. Çokça, elim kolum sargılı okula gittiğim, bazen
sokaklarda topallayarak yürüdüğüm oldu sevgili dostlarım. Bunu
niçin yaptığımı soracak olursanız (hatta bazılarınız hasta
insanların halinden anlamak için yaptığımı bile düşünebilir),
sadece keyif aldığım için yaptım. İnsanların bana bakıp,
iyiki ben öyle değilim düşüncesindeki bakışlarını sezmek
için yaptım. Bundan sinsice bir zevk duyardım. İnsanları
kandırdığımı, onlardan daha zeki olduğumu, yine kendime
ispatlardım. Bu da size aptalca gelebilir dostlarım, ne yapalım
ben de böyle biriyim işte. Nedendir bilinmez, çevremdeki
insanlardan hep daha zeki olduğumu düşünürüm. Bu da onun gibi
aptalca bir sav işte. Yoksa öss puanım bu kadar düşük olmazdı
değil mi? -Kah Kah Kah!&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
Yahu o değilde, şimdi okuyunca güzel
günlerin şafağı ile başlayan cümlemi neden kurduğumu düşündüm.
Taktir edersiniz umarım yazıma başlamadan önce, süslü cümleler
kurup sizin gönlünüzü çalmak istedim. Şimdi bunu yaptığım
için çok utanıyorum. Ama yine de silmeyeceğim işte, kalacak
öyle. Anlam bütünlüğünü bozan paragraf sorusu gibi orada
belirecek. Her şey kurallı mı olur, bazı kuralları da kendimiz
koyalım. Hem burada tanrıcılık oynadığımı söyleyeceğim, hem
de saçmalamayacağım. Bak sen!&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/5997870217581135015/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2013/05/hasta-adamn-guncesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/5997870217581135015'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/5997870217581135015'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2013/05/hasta-adamn-guncesi.html' title='Hasta Adamın Güncesi'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-138656880584969012</id><published>2013-05-28T18:13:00.002+03:00</published><updated>2013-05-28T18:37:09.638+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="coktanri"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="eksisozluk"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="konusanat"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="konusankopek"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="mukemmeliyet"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Roma"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="romatanri"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="tanri"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="wikipedia"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="youtube"/><title type='text'>Bazen Saçmalarım</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
Oturmuş bilgisayarın karşısına ne
yazmalı diye düşünürken, ulan hiç yazabileceğim bir konu yok
mu  diye, şöyle bir efkarlandım, içlendim dostlarım.
Ekşisözlük&#39;tü, wikipedia&#39;ydı şöyle bir dolandım, belki ilham
milham verirde, bir iki şey karalarım diye ama nafile. Yok anacım
bize konu monu yok. Konusuzluk konum olacak bugün, ne yapalım. Siz
de ilk cümleyi okuyuverin, kapatın sayfayı. 
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
Haydi hep beraber bir şeyler
uyduralım. Bir şeyler hayal edelim, neyin mükemmel olmasını
isterseniz onu yazalım. Ve mükemmel olduğunu görelim. İşte
burada eğilip bükülen, keyfimize göre kılık değiştiren
kelimeler var. İsterseniz burada atı bile konuşturabilirsiniz.
Hatta sırf çocukları değil de, yetişkinleri bile
inandırabilirsiniz atın konuştuğuna. Ne var ki, at konuşuyor
işte diyebilirler. Bunu çok bayağı bir şey olarak bile
görebilirler. Ki, konuşan horoz ve köpek videolarını youtube&#39;da da bolca da bulabiliriz. Tabi o yazınsal değil, bir kanıtı
var, gözümüzle görüp, kulağımızla duyarız diyeceğinizi
biliyorum dostlarım. Onlar da yazılmış eserlerin yansımalarıdır.
Eğer bizi bir köpeğin konuşabileceğine inandırmasalardı, o
videoyu izledikten sonra da inanmazdık. Annesinden ayrı kalmış
veya çiftleşme zamanı gelmiş gibi varsayımlarda bulunurduk.
Hemen aklımıza en imkansızını getirmezdik.  &quot;Aa Köpek
konuşuyor, baksana Necmi&quot; gibi diyaloglar da yaşanmazdı
sanırım. Hatta o video,o kadar fazla da izlenmezdi. Şimdi aklıma, bu
konuşma işgüzarlığını videoyu ekleyen zat-ın da yapabileceği
fikriyatı geldi. Neyse, amacım onu eleştirmek değildi. O yüzden, o olasılığı es geçeceğim. Fakat yine de bahsettim, bu da
fikriniz olsun diye, dipnot türevi bir açıklama olarak bir köşede
dursun.&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
Ne diyorduk. Hah! Mükemmeliyet. İşte
dostlarım, mükemmeliyet bu satırların arasında. Fakat sırf bu
satırlarda mükemmeliyeti ararsanız, yine bulamayacaksınz. Bu
kelimelerin anlattığı mükemmel bir dünyadır. Ama şu an
yazmakta olduğumuz, kusurlu olabilir. Bir hata yaparım, oldu bitti.
İşte mükemmeliyeti sonra erdi diye gülmeyin dostlarım. Ardında
arayın, sizden tek ricam budur. Başka da ne ricam olacak ki,
sırtımı sıvazlamanız veyahut çayımı demlemenizi mi
isteyeceğim. Kah-Kah-Kah!&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
Neyse ne diyorduk bak gene unuttum.
Hah! Mükemmeliyet. Yahu ne aradım durdum da, şu yazı yazdığımdan
beri &quot;neden yazı yazıyorum&quot; un cevabını bulamadım.
Sonra dedim ki, mükemmeliyet olmasın sakın. Evet dostlarım, ben
de burada, üç beş satırı bir araya getirerek, Roma çok tanrıcılığı oyunu oynuyorum. Ne yaparsınız, bu da benim
eğlence kutum. Günde bir kaç defa açarım, çalarım, oynarım da
bazen, keyfime göre. 
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
Haydi bakalım, bu yazıyı burada
bitirmeye karar verdim. Keyfime kısa bir ara vereceğim.&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/138656880584969012/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2013/05/bazen-sacmalarm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/138656880584969012'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/138656880584969012'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2013/05/bazen-sacmalarm.html' title='Bazen Saçmalarım'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-4034184109045917208</id><published>2013-05-19T16:54:00.001+03:00</published><updated>2013-05-21T19:49:22.706+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="bilgisayar"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="edebi"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="notlar"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="sosyalmedya"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="televizyon"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="tespit"/><title type='text'>Kısa bir Not</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
Aklıma bir şey gelmiyor, çıldırmak
üzereyim. Zorunda olduğum için saçma sapan şeyler yazmak zorunda
kalıyorum. Üstüne üstlük bunu gayet edebi bir şekilde yapmaya
çalışıyorum. Biraz sıkıcılık katıyor sanırım. Ne yapalım,
bu da öyle gayet sıkıcı, okunmaya bile değmeyecek bir yazı
olsun. Zaten kimi kandırıyorum ki, basit aşk hikayelerinden başka
dikkat çekici bir şey yoktur dünyada. Üstüne üstlük ben kimim
ki, aynı hiyerarşide bulunduğum insanlara akıl dağıtacağım.
Onların akıl alacakları saçma kanunları, televizyonları ve
bilgisayarları var. Ben ise, kendime bile ait olmayan bir metrekare
içerisinde yazılarını yazmaya çalışan sağduyulu bir insanım.&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
Neyse dostlarım, bırakalım sıkıcı
konuları. Kendimi aşağılarken bir yandan da yükseltmemi mazur
görün. Çünkü insanlar da, aslında aşağılık yaratıklar
olduklarını bildikleri halde, kendini hep yüksekte görmezler mi.
Bütün bu aşağılıklarımızı sakladığımız güzel kaplar
içinde, kendimizi çevremize sunmaz mıyız. Yaptığımız kötü
işleri, kendimize yakıştıramadığımız için saklamaz mıyız.
Kimi zamanda bunları, gerçek benliğimize ulaşmak için yaparız.
Kendimiz olmaktan başka ne yaparız ki. Ama bunu da dışarıdan
saklarız. Kendimizi de kendimizden başkası görmez. Biraz da
bağırdığımız insanlar, aşağılıklarımızın bir kısmını
görür. Ama ne kadar da derine baksalar da, bir kısmını ancak
görebilirler. Çünkü dostlarım, ruh bilimi o kadar derin ve kendi
kendini koruyan, harika bir rol yeteneğine sahiptir ki, en iyi
dostlarınız, anneniz ve hatta karınız bile onu boylu boyunca
göremez. Bir gün, kendinizi arkadan bıçaklanmış olarak
görmeniz, sizi hiç şaşırtmasın sevgili dostlarım. Bunlar gayet
sıradan ve mümkünatı olan durumlardır.&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
Haydi burada bitiriyorum, kısa
kesmekte yarar var.&lt;/div&gt;
&lt;script src=&quot;http://bumerang.hurriyet.com.tr/show_ads.js&quot; type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;/script&gt;&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/4034184109045917208/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2013/05/kucuk-notlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/4034184109045917208'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/4034184109045917208'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2013/05/kucuk-notlar.html' title='Kısa bir Not'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-2289359960488843408</id><published>2013-05-15T00:36:00.003+03:00</published><updated>2013-05-15T00:36:46.920+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="esitlik"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="fikir"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ideoloji"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="tabaka"/><title type='text'>Sami ve Göbek</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
Hikayemizin baş kişisi, Sami adında,
ince yapılı, göbekli ve zeki bir adam. Kaşları kalın, saçları
siyah, gözleri kop koyu. Sabah ezanıyla dışarı çıkar, boş boş
sokaklarda gezinip durur. Merak ederseniz, namaz da kılmaz. Ezan
onun için bir çalar saatten farksızdır. Duyar duymaz, yatağından
kalkar, yüzüne biraz su çarpar, üstüne eşofmanlarını giyer ve
çıkar. Şimdi, soracak olursanız, bu kadar yürüyen bir adam
nasıl olurda göbekli olur, diye. Olur efendim, gayet de eritemediği
bir göbeği vardır Sami&#39;nin.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;Sami&#39;nin dış görüntüsüne
olan takıntısı günden güne ilerlemektedir. O da sizin gibi,
göbeğini dert edinmiştir. Fakat bir yandan da savunduğu
ideolojiye ters geldiğini düşünmektedir. Ne alakası var, göbekle
ideolojinin diye soran gözlerle okuduğunuzu görür gibiyim. İzin
verin açıklayayım dostlarım; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
Efendim, kati surette savunduğumuz,
bazen at gözlükleriyle saplandığımız ideolojileri, farkında
olmadan çiğnemekteyizdir. (Aslında bu saplanmaya çalıştığımızdır,
çünkü gerçekten bir fikre saplanmış olsak göbeğimizi dert
edinmezdik.) Bir Arap şeyhinin, bir kralın veya başbakanın göbek
ile herhangi bir sorunu yoktur. Onlar hayattan istediklerini zeka
ile, siyasi yakınlıklarıyla veya ailevi varlıklarıyla
edinebilirler. Her şeyi olan adam, bu sistem içerisinde mükemmel
bir insandır. Erişilmek istenen noktadır. O adam için göbekli
olmak bir şey ifade etmez. Varsın olsun, yine alacaktır alacağını.&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
Fakat sizin ve benim gibi, orta direk ve
aşağısı insanların hayatta arzuladıkları zevkler vardır.
Olması gerekeni bildiğimizden, ona ulaşmaya çalışırız. O
yüzden kendimizi, arzuladığımız şeye beğendirmek isteriz.
İdeal insan olmaya çaba gösteririz.&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
Fakat gelin görün ki, Sami ideolojik
bakımdan dış görünüşün aldatıcı bir unsur olduğunu
düşünen, eşitliğe yatkın bir adamdı. Fakat onun göbeğini
umursaması ideolojisiyle tamamen zıtlaşmaktaydı. Şu açıdan da
bakarsak, zaten eşit olmayan bir duruma eşitlik getirmek için de
göbeğini eritmeyi düşlüyor olabilirdi.&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
Şu an vazgeçtim. Tamamıyla bu
fikirden vazgeçmiş değilim. Kralların da göbeğini umursadığını
düşünüyorum. Çünkü çoğu insan kendi sosyal tabakasındaki
insanları etkilemeye çalışır. Alt tabakayı etkileme gibi bir
dertleri yoktur. Orta tabakanın da, kendi grubunu ve üst grubunu da
etkilemeye çalışmasını söylemeye gerek yok sanırım. En alt
kesim de, keza tüm örneklerde olduğu gibi tüm hiyerarşiyi
etkileme çabasına girişmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, konudan bir kitap
dolusu fikir üretilebileceğini kanıtladım sanıyorum. Sonuç
olarak, göbeği eritmek, göbekten nefret etmek tamamıyla hakim
olan, halkın maruz kaldığı ideolojiyle alakalıdır. Eğer
Sami&#39;yi merak ettiyseniz, söyleyeyim. Sami !&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
Sami !&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
Sami !&lt;/div&gt;
&lt;script src=&quot;http://bumerang.hurriyet.com.tr/show_ads.js&quot; type=&quot;text/javascript&quot;&gt;&lt;/script&gt;&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/2289359960488843408/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2013/05/sami-ve-gobek.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/2289359960488843408'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/2289359960488843408'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2013/05/sami-ve-gobek.html' title='Sami ve Göbek'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-8489503574187646184</id><published>2013-04-04T00:35:00.000+03:00</published><updated>2013-04-04T00:35:18.988+03:00</updated><title type='text'>Akşamdan sonra Sabahtan önce</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Gazetede yazmış, ölüm hiç beklemediği bir anda geldi, diye. Hangi ölüm beklerken gelir, hangisi tam beklediğiniz anda olur, bilemedim. Sevdiği hayatı terk etmek ve gitmek. Sadece sevmek değil, nefret etsen de gidemezsin, saplansan da gidemezsin bu hayattan imkanın olsa. O yüzden tanrıyı yarattın ve dedin ki, bir şekilde devam edecek hayatım, yitip gitmeyeceğim bu hayattan. Yok olmayacağım dedin. Ve yarattın tanrıyı. Öylesine mükemmel yarattın ki, olmadığını bile kabul edemedin. Çok korktun onun mükemmeliğinden. Yitip gitmekten, yok olmaktan.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sanatla ilgilendin, yazdın, çizdin, bağırdın, kükredin. Hepsi ne içindi ? Hepsi insanlara bilinç aşılamak, geliştirmek, anlam kazandırmak için mi ? Hayır dostum, hepsi kendin içindi. Kendi varoluşunu kanıtlama, hatırlatmak içindi. Yoksa sanatmış, falanmış filanmış hiç umrunda değil. Sadece var olmak amacın. Aşık olmak değil, aşık etmek amacın. Aşık et ki, kavrulsun senin için ve hiç unutamasın. Sen ölünce de yaşatsın seni.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Zevk-i sefaya dalarken bunun çoğunun zarar olduğunu sezdik ve zevki sefanın sırf &#39;hayat&#39; olamayacağını bilecek kadar zeki idik. Neden sevdiklerinle bir araya gelip eğlenmeye çalışırsın ki, neden acı çekmek, üzülmek istemezsin? Bunlarda hayatın içinden ve kaçındığımız onlarca şeylerden bir tanesi. Fakat, üzülmenin sevincini bulamamış ahmaklar, hala elde edemediği mutluluklar için üzülmekte, dert yanmaktadırlar.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Neyse burada bitiriyorum. Ölümüme 10 dakika daha yaklaştım, acaba ölmeden önceki son 10 dakikam nasıl olacak, belki de önümüzdeki 10 dakika. Bu belirsizlik, neden bilemiyorum. Eğer 10 dakika sonra kendimi öldürürsem gerçekten bileceğim.&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/8489503574187646184/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2013/04/aksamdan-sonra-sabahtan-once.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/8489503574187646184'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/8489503574187646184'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2013/04/aksamdan-sonra-sabahtan-once.html' title='Akşamdan sonra Sabahtan önce'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-4203709595350245817</id><published>2013-03-21T02:17:00.000+02:00</published><updated>2013-03-21T02:18:33.332+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="korkaklık"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="korku"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="korku hikayesi"/><title type='text'>Korku</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;
Uyumaan lazım, dedi;&lt;br /&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
Birden
kendime geldim, birisi kulağıma sanki böyle seslenmişti. Tekrar
dalarken;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uyumaan lazım, dedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Artık o sesi duyduğuma
emindim. Kendime tekrar geldim. İşin garibi bu sesi, tam uyuklarken
duymamdı. Ayağa kalkıp, banyoya gittim. Yüzümü yıkadım,
aynaya bakamadım. Bilmem neden.&lt;br /&gt;
Tekrar yüzüme su vurdum. Elim
yüzümde 10 saniye kadar durdum, gözlerim de kapalıydı. Sular
yavaş yavaş parmak aralarımdan süzülüp, lavaboya dökülüyordu.
Sonra birden;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div style=&quot;margin-bottom: 0cm;&quot;&gt;
Uyumaan lazım, dedi bir ses.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu
sefer biraz daha uzaktan gelmişti ses, fakat hala net olarak
duyulabiliyordu. Korkudan titremeye başladım. Ama hala elim
yüzümde, su da oluk oluk akmaktaydı. Aynaya da bakmaya cesaret
edemiyordum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&quot;Uyumaan lazım&quot; ın sesleri
yaklaşıyordu şimdi, yavaşça kapı gıcırdadı ve oradaki bana
hiç unutamayacağım bir şey söyledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uyumaan lazım, yarın
sınavın var unuttun mu oğlum ?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Unutmadım, dedim anneme.
Yatağa girdiğim gibi deliksiz uyumuşum.&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/4203709595350245817/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2013/03/korku.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/4203709595350245817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/4203709595350245817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2013/03/korku.html' title='Korku'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-6077572235464060716</id><published>2012-12-27T00:29:00.000+02:00</published><updated>2012-12-27T23:45:48.926+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="doğum"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Hastalıklı insan"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="çift kişilik"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="şizo"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="şizofren"/><title type='text'>Doğum</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;
Şarkı bittiğinde başka biri gibi uyandı. Yeni bir kişiydi o, normal değildi. Hastalıklı tüm yönlerimi ona yükledim. O artık yeni biriydi. Ben artık normaldim ama ben artık ben değildim, işin kötüsü de bu. Onun kötü olmak gibi bir niyeti yoktu. İyi ve kötüyü tanımlama acizliğine bile katlanmazdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karşı karşıya geldik ve yenildim kendime. Kendim kazandı da, öylece durup bakıştık birbirimize. Bir şey yokmuş gibi davrandık, pek normaldik. Ama biz hiç normal olmamıştık. Alışılagelmedik bir şeydi bu. Bir bölünme veya ayrışma. Bir erkek çocuk dünyaya getirdim. İçimden çıkıverdi, doğumuna bizzat şahit oldum. Ne kadar zorlu bir şekilde doğduğunun farkındayım, acısını bizzat çektim. Onu anlayabiliyorum ama onun beni anlama zahmetine gireceğini sanmıyorum. Hatta eminim, onu o kadar iyi tanıyorum ki. Onun kızgınlığını, şaşkınlığını hep ezbere biliyorum.&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Bir şarkı daha bitti, şimdi daha başkaydı. Değişimini tamamlamak üzereydi, eskisini saydırıp, üzerine az çok bir para konup bir üst modele sahip olunan çamaşır makinelerinden biriydi şimdi. Az kaldı, bir kaç şarkı daha. Ondan sonra, Elveda demek için bir kaç saniyesi olacaktı, acele etmesi gerekecekti.&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/6077572235464060716/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2012/12/dogum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/6077572235464060716'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/6077572235464060716'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2012/12/dogum.html' title='Doğum'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-8429546826003869638</id><published>2012-12-04T00:01:00.002+02:00</published><updated>2012-12-04T00:02:38.260+02:00</updated><title type='text'>Rutin</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;
&lt;div&gt;
&amp;nbsp; Hikayede anlatılmayan kişiyi öldürmeyi planlıyorum. Nasıl olsa hikayede değil, kimse farketmez öldüğünü. Sonra gömeceğim şöyle çokça pahalı bir mezara. Gelip gideni olmadığı için, kalacak mezarlığın çarpık kentleşmesinde tek başına.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&amp;nbsp; Sonra anlatacağım diğer hikaye, o da şöyle olacak: Yakışıklı bir bey çıkacak kızımızın karşısına, pat diye aşık olacak. Doğru, aşk bir şans işidir. Bunları da bulacak lotocunun önünde, aynı milli piyango biletine baş koyacaklar. Biri diğerine bırakırken bileti, PAT! aşık olup gittiler. İşte böyle basit bir doğa olayıdır aşk dediğimiz olay. Sonrası malum, bu erkek tam erkek, mert, atik, aldatmaz, ağlatmaz, iyi araba kullanır, elinden her iş gelir, sarar, sıkmaz, bazen kıskanır ama kıvamında, devamlı güzel sözler eder sonra pat diye keser, kızı kendine çeker. Kızın tek istediği bu gizemli ayardır, hamurunu iyi yoğurduğu için memnun olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp; Hoşbeş ile geçen yıllardan sonra, yolları bir mezarlığa düşer, düşmez ama hikaye anlatıcısı olduğum için ben istedim düştü. Gelirler mezara, o mezardan geçerler bakın şansa, zatın ismi yazmakta elbet, fakat kimse tanımamakta, burda anlatmaya da gerek görülmemekte zatım tarafınca. Velhasıl, bir not ilişmekte gözlerine, tarif ettiği bir kız vardır mezar taşında. Bu kıza benzemekte pek tabi, yoksa niye anlatayım. Erkek ve kadın yazıyı fark edip, kime ithaf edildiğini pekala anlamışlardır, orası da malum, sonrası bizi alakadar etmektedir, benim neden hikayede anlatılmayan o kişiyi öldürdüğüme dair bilgi de içermektedir. Sonrası şöyle gelişir, gelip geçerler.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/8429546826003869638/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2012/12/rutin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/8429546826003869638'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/8429546826003869638'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2012/12/rutin.html' title='Rutin'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-200567215816243983</id><published>2012-09-09T03:00:00.000+03:00</published><updated>2012-09-09T03:00:41.100+03:00</updated><title type='text'>Biz  öldük</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;Biz öldük sularda, çamurlarda öldük. Derede boğulduk, tepeden düştük, ayağımız kaydı, bir şey oldu öldük. Araba yaptık, direksiyona geçtik, kontağı çevirdik ve öldük. Yolda yürüdük sevdiklerimizi düşüne düşüne, az önce bize verilen çiçeği koklaya koklaya öldük. Güldük doyasıya, ağladık ölesiye ve öldük. Suratlarımıza ateşler püskürttüler, silahlar sıktıklar, öldük. Tüp patladı, saçımız sakalımız çıkmaz oldu, dayanamadık öldük. Karanlık bastı, sokakta tek kaldık, bir el omzumuza dokundu ve bir baktık ki ölmüşüz. Çimenlerin üzerinde, yapamazsın dedikleri her şeyi yapmaya çalışırken, bulaşıkları yıkarken, sehpayı düzeltirken, kardeşine ciğer almak için evden çıkarken hep öldük, hep öldük ve hala ölmekteyiz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/200567215816243983/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2012/09/biz-olduk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/200567215816243983'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/200567215816243983'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2012/09/biz-olduk.html' title='Biz  öldük'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-7187348421639445581</id><published>2012-07-14T00:34:00.000+03:00</published><updated>2012-07-14T00:34:05.965+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="acı"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="mutlu bir hikaye"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Varolmanın dayanılmaz hafifliği"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="varolmanın kaniti"/><title type='text'>Bir Mutluluk Hikayesi</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;Gücenmedi... Eline aldığı mektubu bir daha okudu ve son defa yanında kalmasını istedi sevgilisinin. Bir kez daha okuyayım senle, sen varken, sonra gidebilirsin, dedi. Yavaşlata yavaşlata kendini okumaya başladı. Yer yer sesli okudu ama genelde sessizce, sadece dudaklarını oynatarak okuyordu. Kız ise kendi yapıtının her cümlesine aşina olduğundan, onu şaşıracağı hiç bir şey göremiyordu. Sadece gitmesi gereken anı kolluyordu. Mektup bittiğinde, hoşçakal deyip uzaklaştı. Adam orada o bankta, onun gözden kaybolmasını izlerken, kendisine ve yazılanlara takıyordu kafasını. Bir mektupla ayrılmışlardı. Ne romantik ! Keşke bu kadar romantik ayrılmasalardı, böyle unutulmaz bir şekilde ayrılmak, unutmayı, geride bırakmayı zorlaştırıyordu. Yapmışken en iyisini yapmak, kızın en çok övündüğü özelliklerinden biriydi. Bu nazik, biraz hırslı özellik nasıl da kötü bir şeymiş gibi görünüyordu gözüne o an. Keşke olmasaydı dediği bir andı, keşke nezaket bu kadar can acıtmasaydı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gücenmedi... Devam etti yoluna, ayağa kalktı, bir sokağa daldı, gözden kayboldu. Bank onlara bakıyordu ama artık göremiyordu hiç birini. Gitmişlerdi, bank boştu. Bazen kuşlar konuyor, sıçıp tekrar uçuyordu. O banka kimsenin aldırış ettiği yoktu. Boktan bir banktı aslında. Rahat oturabileceğiniz bir yer bile değildi. Fakat o bank, adamın anılarında saçma bir detayla sonsuza dek kalacaktı. Ne kadar da saçmaydı, bunca şey arasında bankı da hatırlamak. Bankı önemsemek. Gerçekten de bankı, kızı sevdiği için önemsemiyordu. Ondan daha fazlasıydı. Öncelikle bankta sırf kendisi oturuyordu, kız ayaktaydı. Oturmamıştı bile... Önemsediği kendisiydi. Hayatında yaşamadığı kadar acı bir olayın orada olmasıydı. Ve acı duyulan bu anda, hayatının en zevkli anlarından birini de yaşıyordu farkında olmadan. O acı ona zevk veriyordu, evet itiraf etmeliydi. Yaşadığının kanıtlarından biriydi, varolmanın bir kanıtıydı. Ve kızın onu terk etmeden önce önemseyip ona bir mektup vermesiydi. Dünyada önemsenmesinin ve anılmasının bir kanıtıydı. Adına dair belgelere bir yenisi daha eklenmişti. Her şey bununla alakalıydı aslında, yaşamak. Saçma sapan bir bankın üstünde, ağlamaklı bir halde mektup okuyup kızın gidişini izlemek. Yaşamak buydu... Acı çekmekti...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gücendi... Acı çekmenin zevk verici olduğu aşikardı. Bu onu mutlu ediyordu. Ama ortada ondan kötü bir şey doğmuştu. Acı çekmenin zevk verdiğini anlamanın dayanılmaz ağırlığı... Artık hiç acı çekemiyor, çünkü ondan zevk alıyordu. Birbirine dolanmışlardı. Ne zaman acı çekeceği olsa, zevk almaya başladığını itiraf ediyordu kendine. Bu yüzden acı çekmesi kısa sürüyordu. Dolayısıyla yaşamı da kısa sürdü. Bunun çaresini bulamayarak öldü...&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/7187348421639445581/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2012/07/bir-mutluluk-hikayesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/7187348421639445581'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/7187348421639445581'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2012/07/bir-mutluluk-hikayesi.html' title='Bir Mutluluk Hikayesi'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-2985171374286444626</id><published>2012-05-24T05:04:00.002+03:00</published><updated>2013-04-16T23:47:27.370+03:00</updated><title type='text'>Ölürsem Ne Yaparım</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;
Öldüğümü düşünmekten başka bir korku, yaşamımın son bulmasından başka bir ızdırap göremiyorum. Bugün içerisinde en büyük düşmanı olduğunu sandığı adama binlerce küfür eden kadınlar, ya öldüklerinde ne olacak diye merak ediyorum. Öylesine kaptırmışken öfkelerine ve barışın imkansız olduğunu hissettirdiklerinde ne olacak diyorum öldüklerinde ? Nefret ettiği adam öldüğünde veya kendisi toğrağın altında böcekler tarafından yenildiğinde? Zorlaştırmakta üstümüze yok şu dünya yaşamını, hem de öğreniyorken davranışlarını insanların. İnsan davranışlarını ödev edinmişken ve onu anlamaya çalışıyorken, yanı başında duran anlaşılmaz çocuğa tokat vurmak nedendir diye sormadan edemiyorum. Sen bunun okulunu okuyorken ve çocuğa vurmanın, çocuğa hakaret etmenin ve onu yok etmenin neresinde, onu anladığının beyanatını verebiliyorsun...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şöyle çevremden birkaç alıntı yaparak konuya giriş yaptım. Muhtemelen anlamadınız veyahaut ben anlamadım. Neyse önemli değil, zaten ne kadar önemli olduğu tartışılır bir mecrada yayın hayatıma devam etmekteyim. Konunun aslına dönmek gerekirse, benim ölümden korkmama gelicek olursak ve varabildiğim bir yer de yokken aslında, bu korkunun nasıl yenileceğini düşünmekten öteye gidememiş halde bulmaktayım kendimi. Evet deli gibi korkuyorum. Ve kendimi sürekli yaşlı, işe yaramaz ve ölüm döşeğinde hayal ediyorum. Kimsesiz değilim o anlarımda ama, yine de içimde bir burukluk ve yıllardır misafir olduğum bu evde kalıp birkaç tas daha çorba içmeye istekli görüyorum kendimi. Ne yazık ki bu dileğim bir dilekten ibaret kalıyor. Kuzenim, ölümümden korkmamla ilgili, yapabileceğin bir şey yok, o zaman boşver gibi bir açıklama yaptı. Kimine göre rahatlatıcı bir açıklama olarak görülse de; &quot;yapabileceğin hiçbir şey&quot; kısmı bana son derece ürkütücü ve bir o kadar da derdimin derinlerine inen, asıl sebep olan gerçeğin içine sokmaktan başka bir işe yaramadı. Şimdilerde o anı da düşünüyor, ruhumu iyiden iyice sona yaklaşan bir gemiden ibaret görüyor ve ne zaman karaya vuracağımı ve asıl gerçeği öğreneceğimi görüyorum. Tanrı var mıdır, yoksa yok mudur?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ilmi soru ve akabinden önce nedenselliğini düşündüğüm, Tanrı var mıdır, yok mudur sorusunun cevabı da niteliğindedir. Ki benim cevap olasılıklarımdan biri; Tanrı&#39;nın varlığında bunu öğrenmiş olacağım fakat yokluğunu hiç bir zaman öğrenemiyecek olmam. Eğer yok ise ve ben de gerçekte yok olacağımdan ve hiçlikte olacağımdan bu gerçeğin hiç bir zaman farkında olamayacağım. Yani Tanrı eğer varsa, bunu bileceğim. Ki eğer yok ise ben de yok olacağım. Ben varsam Tanrı var, yok isem Tanrı yoktur...&lt;/div&gt;
</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/2985171374286444626/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2012/05/olursem-ne-yaparm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/2985171374286444626'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/2985171374286444626'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2012/05/olursem-ne-yaparm.html' title='Ölürsem Ne Yaparım'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-5083462670856539338</id><published>2012-04-02T02:27:00.000+03:00</published><updated>2012-04-02T02:27:13.702+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="hikayeyi anlatmadan"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kendini tanıtmak"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="orgazm"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="penis"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="saçma sapan hikaye"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="takıntı"/><title type='text'>Başka bir hikayede anlatılacak hikaye</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;Kendime saklandığım şu yazımın tüm içeriği, esrarengiz bir takım olayların bütünüdür. Hikayeyi anlatmadan sorunlarıma geçemiyorum. Eğer geçersem de anlamsız duygu çatışmaları, veryansınlar ve çığlıkların hiçbir anlamı olmayacak sizler için. Sizin için basit birer duygulardan ibaretmiş gibi gelecek ve herkezde var olabileceğine inanacaksınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gelin görün ki, anlatacağım olayların utancından kıvranmaktayım. Ve bu utanç, benim bu anıyı paylaşmama izin vermiyor. Belki başka bir adla, başka bir zamanda sizlerle paylaşırım. Belki de bu yazıda paylaşır ve adımı gizlerim. Belki de bazen bu yüzden başka bir isimle yazılar yazıyor ve tanıdıkların sırf beni tanıdıkları için takip etmelerini istemiyorum. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Haydi boşverelim o utançlı hikayeyi, size biraz kendimden bahsedeyim. Çok takıntılı birisiyimdir mesela. Ama takıntılı olduğumu dışarıya belli etmeyeyim diye, takıntılı olduğum konuda rahatsız olduğum davranışları sergilerim. Bu da kendi kendine bir takıntı pek tabi. Ne yazık ki, son takıntımı fark edecek tek kişi benim. Kendimi fazladan aldatmanın manası yok ve başaramıyorum da zaten. Bazen paranoya yaptığım olur, yürürken ara sıra arkama bakıp takip edilip edilmediğime bakarım. Arkamda bir adam varsa, geçmesi için yavaşlar ve ani hareket edebilme olasılığı için, kendimi hazır tutarım kavgaya. En azından bir yumruk savurmaya… Ama bunlar basit şeyler, eminim çoğunuz da bunları yapıyordur. Yapmıyorsanız, bilin ki ben bunları gayet doğal karşılayarak yapıyorum ve herhangi bir yardım almayı düşünmedim. Yardımı da kimden alacağım ki, parasını ödediğim bir psikoloji uzmanı mı? Spor salonundan ne farkı var ki bunların, tamamıyla önyargılı olduğum bir konudur. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kendini tanıtmak diyorduk. Nasıl olur ki kendini tanıtmak? Ne diyeceğim? Ben şunları yaparım… Ya yarın yapmazsam. Ya söylemesi hoş olduğu için söylüyorsam.&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;&lt;br /&gt;
Utançlı hikaye diyorduk kendimi tanıtmaya takılmadan önce. Bugün de anlatmamak için çeşitli bahaneler uydururken, kendimi kaptırırken yalanlarıma ve en önemlisi kendimi size dürüstmüş gibi davranan birisi olduğumu inandırmaya çalışırken, asıl konudan sapıyor ve kendi kötülüğümün, hatalarımın, rezilliğimin önünü tıkıyorum. Ve gariptir ki en çok zevk aldığım kısım, sizi ve kendimi aldatırkenki an oluyor. Ve en güzel yalanlarımı da yalan söylediğim anları size açıklarken söylerim. Bir yalancının dürüstlüğüne inandırırım. Aslında yalan söylemem sizin umrunuzda bile değil, umrunuzda olan tek şey; okunmaya değer bir şeyler bulmak, zevk ve heyecan yaşamak. Tatmin olmak istiyorsunuz. Hepiniz benim sözcüklerimle orgazm olmak istiyorsunuz. O zaman kendimi koca bir penis gibi görmem hoşunuza gidecektir. Veyahut bunu apaçık söylemiş olmam sizi iğrendirecektir. Ama emin olun ki, sikilen hep siz olacaksınız…&lt;/div&gt;&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;!--
ad_client = &#39;d80515e4-7a86-4a84-806e-770baf863869&#39;;
ad_format = &#39;3&#39;;
ad_width = &#39;800&#39;;
ad_height = &#39;30&#39;;
//--&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script src=&quot;http://bumerang.hurriyet.com.tr/show_ads.js&quot; type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;/script&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/5083462670856539338/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2012/04/baska-bir-hikayede-anlatlacak-hikaye.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/5083462670856539338'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/5083462670856539338'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2012/04/baska-bir-hikayede-anlatlacak-hikaye.html' title='Başka bir hikayede anlatılacak hikaye'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-3608223730463806494</id><published>2012-03-30T01:50:00.000+03:00</published><updated>2012-03-30T01:50:35.592+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="cesaret"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Jack Daniels"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="korkaklık"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Varolmanın dayanılmaz hafifliği"/><title type='text'>Jack Daniels&#39;ın dayanılmaz ağırlığı</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;Harika bir şarkı var kulağımda ve yavaş yavaş yükselen sesi. İçki bardağıma hafiften bir dokunuşla soğukluğunu hissederken bir yandan da geçmişe ve bugüne şöyle bir baktım.Tüm hikayemi gözlerimin önüne getirdim. Çocukça yaptığım onca şeyi ve dahası. Cesaretime saygı duyduğum pek çok anı buldum kendime. Evet cesurca sayılabilecek bir çok olayda yer aldım ama yine kendimi bir korkak olarak adlediyorum. Nedendir bilinmez ama, henüz yeni tanıştığım bir insanın bile, benim için ilk izlenimi korkak olduğummuş gibi gelir. İnsanların beni korkak sanmalarından bile çok korkar hale geldim. Belki de bu yüzden cesurca sayılabilecek olaylardan kaçmıyorum. Ve bu da beni bazen cesur gösterebiliyor. Bununla korkaklığımı bir süre daha geçiştirebiliyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Korkaklık ve cesurluk iç içe geçmiş birer ip gibidir gözümde. Korkaklığın en güzel tarafı sizi hayatta tutmasıdır. Sarhoş ve karısını ulu orta döven bir adamı kaç kişimiz durdurabilir. Ben şahsım adına durduramam çünkü korkarım. Adamın ne yapabileceğini bilemem, belki de yapabileceklerini tahmin ederim. Bu beni korkutur. Ben ve siz dünyanın nasıl işlemesi gerektiğini söyleyen bir avuç salaktan ibaretiz. Yaptığımız ve yapabileceğimiz tek şey budur. Ben size söylerim, siz dinlemezsiniz çünkü siz de benim gibisiniz, korkaksınız. Şu açıdan bakarsak da, herkesin korkak olduğu bir dünyada korkaklık aslında korkaklık değil, normal bir davranıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Neyse, bu yazım da saçma sapan olsun. Başlıkla uyumlu olsun diye, tek bir konu üzerinde yazacak değilim. Bir duble jack&#39;in beni hemen etkileyebileceğine inanmazdım. Demek ki sarhoş olmaya niyetim varmış. Bu şişe bitince üzüleceğime eminim, belki de ağlayacağım. Ben değil miyim akasya durağında bile ağlayacak bir şey bulan, bunda da ağlayacak bir şey bulurum. Yine diyorum işin özü, istemek. İsteyin, eğer yapabiliyorsanız yaparsınız. Yapamıyorsanız zaten istemezseniz. Hayatınızda hiç bir öneme sahip olmayan bir kişinin size hayat dersi vermesi ne kadar saçma ise, benim yaptığım da o kadar saçma. O yüzden kusuruma bakmayın. Beni sevmediğiniz, bana saygı duymadığınız için sizlerden özür diliyorum.&lt;br /&gt;
&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;!--
ad_client = &#39;d80515e4-7a86-4a84-806e-770baf863869&#39;;
ad_format = &#39;3&#39;;
ad_width = &#39;800&#39;;
ad_height = &#39;30&#39;;
//--&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script src=&quot;http://bumerang.hurriyet.com.tr/show_ads.js&quot; type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;/script&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/3608223730463806494/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2012/03/jack-danielsn-dayanlmaz-agrlg.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/3608223730463806494'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/3608223730463806494'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2012/03/jack-danielsn-dayanlmaz-agrlg.html' title='Jack Daniels&#39;ın dayanılmaz ağırlığı'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-4338006526122669790</id><published>2012-03-29T03:31:00.000+03:00</published><updated>2012-03-29T03:31:24.783+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Arnold Swayzeneger"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="judgment day"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="kıyamet"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="sex"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Terminatör"/><title type='text'>Terminatörsüz bir yaşam düşünülemez</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;Bu gece tahmin edebileceğiniz gibi Terminatör adlı filmi izledim. Daha önce izlemedin mi diye soracak olursanız, evet izledim. Ama nedense bugünlerde içimdeki ses, şöyle yokedici filmleri tekrar hatırla diye beni dürtüyor. Ve benimde aklıma ilk gelen Arnold Swayzsomething&#39;in efsaneleştirdiği Terminatör serisi oldu. Ama seriden yalnızca ikinci filmi izledim az önce, hani şu akışkan kötücül bir terminatör varya, o bölüm. İyidi, güzeldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonunda Arnold&#39;un kendini imha sahnesi ayrı bir duygusaldı. Tutamadım kendimi, bir iki damla saldım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Neyse abiler, ablalar, bacılar, kardaşlar; sizinde gece gece aksiyon gazınız geldiyse açın bu filmi izleyin. İçinde aşk var, nefret var, sex var bazı bazı, var oğlu var, izleyin işte...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
kendime not: bak kitleyi sex&#39;ten yakalayacağım.&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;!--
ad_client = &#39;d80515e4-7a86-4a84-806e-770baf863869&#39;;
ad_format = &#39;3&#39;;
ad_width = &#39;800&#39;;
ad_height = &#39;30&#39;;
//--&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script src=&quot;http://bumerang.hurriyet.com.tr/show_ads.js&quot; type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;/script&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/4338006526122669790/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2012/03/terminatorsuz-bir-yasam-dusunulemez.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/4338006526122669790'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/4338006526122669790'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2012/03/terminatorsuz-bir-yasam-dusunulemez.html' title='Terminatörsüz bir yaşam düşünülemez'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-8270986871406701363</id><published>2012-03-09T05:14:00.000+02:00</published><updated>2012-03-09T05:14:46.429+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="fikir"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="hikayede anlatılmayan kişi"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="resim"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="saçmalamak"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="yazı"/><title type='text'>Bazen saçmalarım</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;
 &lt;w:WordDocument&gt;
  &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;
  &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;
  &lt;w:HyphenationZone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;
  &lt;w:PunctuationKerning/&gt;
  &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;
  &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;
  &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;
  &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;
  &lt;w:Compatibility&gt;
   &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;
   &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;
   &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;
   &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;
   &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;
  &lt;/w:Compatibility&gt;
  &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;
 &lt;/w:WordDocument&gt;
&lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;
 &lt;w:LatentStyles DefLockedState=&quot;false&quot; LatentStyleCount=&quot;156&quot;&gt;
 &lt;/w:LatentStyles&gt;
&lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt;
&lt;style&gt;
 /* Style Definitions */
 table.MsoNormalTable
 {mso-style-name:&quot;Normal Tablo&quot;;
 mso-tstyle-rowband-size:0;
 mso-tstyle-colband-size:0;
 mso-style-noshow:yes;
 mso-style-parent:&quot;&quot;;
 mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt;
 mso-para-margin:0cm;
 mso-para-margin-bottom:.0001pt;
 mso-pagination:widow-orphan;
 font-size:10.0pt;
 font-family:&quot;Times New Roman&quot;;
 mso-ansi-language:#0400;
 mso-fareast-language:#0400;
 mso-bidi-language:#0400;}
&lt;/style&gt;
&lt;![endif]--&gt;
&lt;/script&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;Bazen saçmalarım. Bazen odamdan bir içeri, bir dışarı çıkar, sonra tekrar içeri girer kapıyı açar, sonra girmekten vazgeçer tekrar dışarı çıkarım. Dışarı çıkarken içerde olmanın keyfini düşünür evimi özlerim. Bunun üzücü bir yanı yok elbette, aslına bakarsan eğlenceli bile sayılabilir. Sadece bunları yaparken yapmak zorunda olduğunu hissetme yeter. Ki hissetmekte beyin fonksiyonun yönetebileceği bir şey olmadığından, neyse gereksiz bir sohbet oldu…&lt;br style=&quot;mso-special-character: line-break;&quot; /&gt; &lt;br style=&quot;mso-special-character: line-break;&quot; /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;Bazen bir resmin karşısına geçer “ne anlıyorum bundan” diye kendime sorarım, cevaplarım. Ardından yanımdakine “ne anladın bundan” diye sorarım. Yanıtını beğenirsem onunkini kendiminmiş gibi başkalarına anlatırım. Kulağa çok sahtekarca geliyor, ki öyle. Ustalaşmadığım bir konu. Örneğin, yazı yazabildiğim andan beri yazı yazıyorsam eğer bu işte ustalaşmamam gibi bir düşünce söz konusu bile olamaz ve edebiyatla ilgisizliğimin mümkün olacağı bir dünyayı da varsaymıyorum. Aklıma geldi, ilkokul sıralarında bizlere verilen kompozisyon ödevi dayatmalarında hep kolaya kaçar ve genelde cümlelerime “ben” öznesiyle başlardım. “Ben” olmasa bile ‘b’ harfiyle başlarım. Bu geleneğimi de hala sürdürdüğümde hiç şüphesiz yazısın başından da anlaşılıyor olacaktır. Gerçekten nefret ettiğim kompozisyon ödevlerimi hatırladım şimdi, ah ah… Son anda öğrendiğim ödevi alelacele yazar sonra da derste sesli bir şekilde okurdum. Saptadığım imla hatalarını okurken düzeltir, hocamın beğenmeyip “Bu yaştaki çocuk ne kadar iyi bir kompozisyon yazabilir ki?” bakışını sezinledikten sonra yerime oturur, bana verecek olduğu ortalama puanımı beklerdim. Ne günlerdi ve ne günlerde kaldı. &lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;Hayatımı yavaş yavaş açma gayretinde bulunuyorum. Yazıyı çok düzgün yazmaya çalışsam da ve her ne kadar düzgün de olsalar eğer içindekiler ilgi çekici değilse, beş para etmezler. O yüzden diyorum ki, siz bu yazı hakkında ne düşünüyorsunuz ?&lt;/div&gt;&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;!--
ad_client = &#39;d80515e4-7a86-4a84-806e-770baf863869&#39;;
ad_format = &#39;3&#39;;
ad_width = &#39;800&#39;;
ad_height = &#39;30&#39;;
//--&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script src=&quot;http://bumerang.hurriyet.com.tr/show_ads.js&quot; type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;/script&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/8270986871406701363/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2012/03/bazen-sacmalarm.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/8270986871406701363'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/8270986871406701363'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2012/03/bazen-sacmalarm.html' title='Bazen saçmalarım'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-4606101730786582647</id><published>2012-01-30T03:07:00.000+02:00</published><updated>2012-01-30T03:07:07.439+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="blog"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="işemek"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="sıkışmak"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="tuvalet"/><title type='text'>Erkeğin Dramı part 1 Evet Erkeğin ( Part 2 yolda beyler)</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;Odamdayım. Bir kutu gibi ufacık olan bu tek göz oda, benim yaşadığım alandayım. Odaya zorla sığdırılmış bir yatağın üzerinde boylu boyunca uzanmaktayım. Birden içime bir sıkıntı geldi. Bu sıkıntının halledilebilmesinin tek şartı, ya ayağı kalkıp tuvalete gitmek ya da yatağı ıslatıp bütün gece nemli bir uykuda rahatça uyuyabilmeyi ummaktı. &lt;br /&gt;
Yorgandan önce ayağımı çıkarıyorum, ayağımın odanın sıcaklığına alışmasını bekliyorum. Ardından bacağıma kadar yorganı açıyorum. Sonra birden tekrar hepsini örtüyorum. Bu kadar mahramiyet fazla gelmiş olmalı ki yorganıma tekrar sarılıyor ve aklımdan tuvalete yarın giderim düşüncesi ve bunu yapabileceğimi ispat edebilmek için gerekli teçhizatı sunuyorum. Evet, yarına kadar tutabilirdim. Ve bütün gün rüyalarımda umumi abdesthane arar dururdum, biliyorum. Ve kaç defa da işediğimi görürdüm oralara. Sonra uykudan göz ucuyla uyanır, donumu şöyle bir yoklardım. Ter harici nemli bir kumaşa rastlamadığımda, ya uykuya devam eder ya da rüyalarımın bana vermiş olduğu korkuyla tuvalate giderdim.&lt;br /&gt;
Tüm bunlardan sonra, sonradan çekilecek azabı şimdi çekileninden daha tehlikeli olduğunu düşündüğümden şimdi tuvalete gitmenin daha yararlı olduğuna karar vermiş bulunuyordum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yavaşça doğruldum ve üzerimde beni boğmaya çalışan kazağımı çıkardım. Yatakta bağdaş kurup, daha önce hiç bakmadığım internet sitelerine daha önce hiç ilgi göstermediğim kadar ilgi gösterdim. Artık anlamıştım, ertelemenin manasının kalmadığını. Şu dakikalarda tuvalete girmek yerine blog yazmaya devam ediyorum. &quot;Lan mal mısın oğlum girsene şu tuvalete&quot; gibi çirkin ithamlarınızı işitir gibiyim. Evet işitir gibiyim. Yazı büyüsünün bozulmasını istemedim. Çok bile lan bu size.&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;!--
ad_client = &#39;d80515e4-7a86-4a84-806e-770baf863869&#39;;
ad_format = &#39;3&#39;;
ad_width = &#39;800&#39;;
ad_height = &#39;30&#39;;
//--&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script src=&quot;http://bumerang.hurriyet.com.tr/show_ads.js&quot; type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;/script&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/4606101730786582647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2012/01/erkegin-dram-part-1-evet-erkegin-part-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/4606101730786582647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/4606101730786582647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2012/01/erkegin-dram-part-1-evet-erkegin-part-2.html' title='Erkeğin Dramı part 1 Evet Erkeğin ( Part 2 yolda beyler)'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-8004533624980773054</id><published>2011-12-30T01:28:00.000+02:00</published><updated>2011-12-30T01:28:31.643+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="hikaye"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="hikayeci"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="romancı"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="romantizm"/><title type='text'>Bir yaşayana sor</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;Bilmediğimiz yerleri, yönleri, sayıları, yazıları, doğruları ve yanlışları hep bir bilene sorduk hayatımız boyunca. Onlarda bilgilerinden yola çıkarak cevapladılar bazılarını ve sustular bazılarında. Ama ne var ki, sorulanlar azalmadı da arttı ve cevaplar o kadar farklılaştı ki, aranılan cevap hangisidir, kimse bilemedi. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bazıları yaşamadan romancı oluverdiler ve sormadılar yaşayanlara. Sadece hayal etmekle yetindiler. Ki hayal etmek, sizi eşsiz dünyalara vardırır, gerçeğin üzerinde bir noktaya çıkarır. (Ama gerçek değildir, hayalin gerçekleşirse hayal olmaktan da çıkar pek tabi. Salt gerçeklik kalır elinde) &amp;nbsp;Fakat sormadılar yaşayanlara ve hayal etmekle yetindiler. Hayalleri hayaller aldı ve olmayan dünyada, olmayan romantizmin içinde boğulup durdular ve kendilerinin sonsuz bir yalnızlığın eseri olduğunu düşündüler. Aksine sonsuz bir yalnızlık değildi onlarınki, sadece sonsuz bir yalnızlığa özenme biçimiydi. Ki bu da, sonsuz yalnızlığın ne demek olduğu hakkında en ufak bir fikirlerinin bile olmadığı anlamına gelir.&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;text-indent: 35.4pt;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;Kendini yalnızlaştırma ve sonrasında iyi bir romancı, hikayeci olma isteği ayrı bir romantizmi gerektirir. Bu ayrı tadı anlatmak, düz giden yolunu uzatmak ve değişik yönlerden yolu bulmaya çalışmak şeklinde açıklanabilir. Çünkü, her gün karşılaşacağın manzaranın yerine, yeni bir şey görmen kimbilir seni belki heyecanlandırabilir. Ki bu heyecan da senin, ne kadar can sıkıcı bir hayatının olduğunun da göstergesidir.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;!--
ad_client = &#39;d80515e4-7a86-4a84-806e-770baf863869&#39;;
ad_format = &#39;3&#39;;
ad_width = &#39;800&#39;;
ad_height = &#39;30&#39;;
//--&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script src=&quot;http://bumerang.hurriyet.com.tr/show_ads.js&quot; type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;/script&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/8004533624980773054/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2011/12/bir-yasayana-sor.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/8004533624980773054'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/8004533624980773054'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2011/12/bir-yasayana-sor.html' title='Bir yaşayana sor'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-75237872265157342</id><published>2011-12-17T03:20:00.001+02:00</published><updated>2011-12-17T03:26:21.838+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="cebeci aski"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="dogus hilal cebeciye özendi"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="dogus mala bağladı"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="dogus ve hilal cebeci messi için sevisti"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="gamsız"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="haginin monacoya attığı firikik"/><title type='text'>Şiddetle puana ihtiyacı olan düşme hattındaki takım</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; Bu yazı saçmasapan gerçekleri iletir. Ve şiddetli hasara yol açabileceği gibi, şiddetli baş ağrısı, şiddetli karın ağrısı ve şiddetli baş dönmesi de yapabilir. Belki de hiç bir şey yapmaz.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp; Karın bölgesinde oluşan yağlarını aldırmak için doktora giden adamlar biliyoruz evet aramızdalar onlar. Ve küfür edip, aşağılanmayı bekliyorlar.&amp;nbsp;Onları geçelim.&amp;nbsp;Parasını bankamatikten çekemeyip vezneden çekmeye çalışan yaşlı teyzeler biliyorum ve cahil diye alay edildiklerini de duydum. Ne gariptir ki, insandan her şeyi bilmesi beklenir. Tabi bu bekleyenin yetersizliği, karşısındaki insanı kendisinden daha iyi ve daha güçlü görmek istemesinden midir nedir Allah aşkına? Aslında cahile cahil demek de hiçbir sakınca görmem. Cahilse, o cahildir. Su götürmez bir gerçeği neden ondan saklayayım ki? Fakat gelin görün ki, benim küçük aptal insanlarım (ki burda kastettiklerimin kesinlikle siz, okuyucularım değilsiniz), cahil olduğu gerçeğini tek bir şey ile açıklayabilirsiniz; evet duyar gibiyim; kanıt... Peşin hükmün altındaki kanıtı göremedim benim küçük, güzel ve aptal insanım. Karşına çıkıp, yüzüne gerçekleri haykırmak isterdi şu deli olmayan gönlüm (haykırsam deli gönlüm diyecektim) ama ne çare ki, o zaman aptal olarak nitelenen kişi ben olurdum ve bir de yetmiyormuş gibi kaba bir ırz düşmanı da oluverirdim. Lan bu kadar mı önemsiyorum kişiliğimi, saygınlığımı? Kibarlık budalalığı değildir de nedir? Kibarlık, &#39;siz&#39; şeklinde hitap etmediğim için beni sözlükten atan insanın yaptığı mıdır? Hiç tanımadığı, görmediği bir insandan, bana lütfen &#39;siz&#39; diye hitap edin, gibi garip bir isteği olabilen insan mıdır, kibar?. Bilmiyorum, insanlar hakikaten aptal. Üstelik kendiyle de çelişiyor aptal, büyük bir kabalık yapıp beni sözlükten kovabiliyor. Kabalığın daniskası, pek alası. Neyse o soysuz köpekten daha fazla söz etmek istemiyorum. Kan beynime sıçrıyor, damarlarım maviye dönüyor, kalbim kan sıçıyor. Uff amma saçmalıyorum, saçmalarken yanımda mutluluğu da götürüyorum. Sana acı, keder yanına bir de bir şey bırakıyordum ama şimdi unuttumm. Merak edenler, Doğuş&#39;un gamsız şarkısını dinleyebilir, unuttuğum bölümü bana hatırlatabilirler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Neyse her çirkin şeyin de sonu vardır diyorum ve bitiriyorum. Bu son paragrafı da sırf, giriş-gelişme-sonuç üçlüsü tamamlansın diye yazıyorum. Başka bir amacı yok. Haydi yittim ben.&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/75237872265157342/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2011/12/siddetle-puana-ihtiyac-olan-dusme.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/75237872265157342'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/75237872265157342'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2011/12/siddetle-puana-ihtiyac-olan-dusme.html' title='Şiddetle puana ihtiyacı olan düşme hattındaki takım'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-2626702768493458990</id><published>2011-12-12T03:02:00.002+02:00</published><updated>2011-12-17T02:57:37.701+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="fikir"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="görüş"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="romantik"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="romantizm"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="romantizmi etkileyen unsurlar"/><title type='text'>Romantizm mi demeli?</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot;&gt;&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Uzun zamandır kitap okumuyor, kendimi bilgisayar oyunlarına ve baş döndürücü sex videolarına kaptırırken buluyorum. Ve ekranın karşısında geçirdiğim onca saat, başımın dönmesine neden oluyor ve hafif bir sızının yanında ölecekmişim hissi de uyandırıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Neyse vakit kaybetmeden bugünkü konuma döneyim. Bugün, tren garlarının neden bir otobüs garından veya hava alanından daha romantik bir yer olduğunu araştıracağım. Daha doğrusu neden olabileceği konu hakkında fikirlerimi ortaya atacağım. Dileyen bu konuda fikirlerini benimle paylaşabilir,&amp;nbsp; benimkileri çürütebilir veya onarabilir. Bu konuda okurlarımı özgür kılıyorum. Öncelikle romantik olmasının ‘tarihi’ ile bir iniltisi var mı ona göz atalım. Muhtemelen sizler, kesinlikle, diyeceksiniz. En eski ulaşım aracı trenlerdir. Ve trenler ne savaşlarda kocalarını götüren kadınların gözyaşına baktı, ne de çocukların. Hepsi bir buruk veda ile ayrıldılar o garda. Ve o garda tekrar buluşmak için sözleştiler. Evet, mümkün gibi duruyor. Evet, tarihi olan yerler, olmayanlara göre daha romantik alanlardır diyebiliriz. Tabi az önceki söylemi çürütemezsek. Romantizmin ‘tarih’ gibi geniş bir kavramın içinde bulunmasını çok güç buluyorum. Ve bizim sevgili türk halkı da, taktir edersiniz ki, bir olgunun tek bir olgudan kaynaklandığını düşünür. Bu tamamıyla türk aydınlarının yaptığı yanlışlardan bir tanesidir. Bana kalırsa birçok olgu, bir olguyu oluşturmaya, geliştirmeye ve hatta yok etmeye yarayan etkenlerdir. Ve başta söylediğimiz tarih unsuru da, romantizmi oluşturan bir unsurdur. Dediğim gibi, savaşlarda ayrılan karı ve kocalar birbirine hasretler baktılar ve yollarına devam ettiler. İçlerinde kavuşma ümidi sonsuzdu, muhakkak. Ve şöyle düşünürsek, orada o adamı uğurlayan komutanı olsaydı, o romantizm yine olur muydu? Mekan ne kadar eski olursa olsun komutanın yönlendirmesiyle giden bir asker, orada romantizmi hissedemezdi kuşkusuz. O zaman romantizmin oluşabilmesi için, bir kadın veya bir erkek olmalıdır diyebilir miyiz? Sanırım ona da cevabım ret. Doğru cevap, iki kişinin birbirine aşık olması gerektiğidir. Diğer bir etken olarak da bunu söyleyebiliriz. Peki, otogarlarda veya hava alanlarında da birbirini yolculayan ve birbirlerine aşık olan insanlar vardır, diyebilirsiniz. Ki bunu söylemeniz çok zekice olurdu. Ki zannımca, burada da tarih faktörü önem kazanmaktadır. Tarih faktörü tren yolculuğunda önemliyken, hava yolculuğunda önemsiz ve basit duruyor. Çünkü hava yolları güncel teknoloji zamanını belirttiği için tarihi görünmesi düşülemez bile. Aksine modern ve zamanını yansıtmalı. Hatta bazı hava yolları için, zamanın ötesini bile yansıttıklarını söyleyebiliriz.&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Günümüz koşullarında, özellikle Türkiye gibi gelişmeye gayret gösteren ülkelerdeki gibi, tren yolculuğunun yavaş ve zahmetli olduğunu bilmek, insanlarının bu yolculuğu pek de tercih etmeyeceklerini göstermelidir. Ama aksine halkımızın bir çoğu tren seyahatleri sevmektedir. Çok zamanını alacağını bile bile, trenine biner ve yolculuğunu yapar. Acaba romantizme duyulan açlık olabilir mi cevabı. Tabiî ki saçma, olamaz. Böyle dediğinizi duyar gibiyim. Varın diyin. Tabi bu öne attığım son düşünceyi bozacak birkaç etken de vardır muhakkak. Mesela, trafiğe yakalanmamak için tren kullanıyor da olabilirsiniz. Bu değişkenlerin hepsi olası. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;Apple-style-span&quot; style=&quot;font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;&quot;&gt;Konuyu daha derin ve ince işlemek eminim ki sizi sıkacaktır. Bu yüzden, bu yazıma burada son veriyorum. Başka bir gün, görüşmek umuduyla.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;!--
ad_&lt;span class=&quot;goog-spellcheck-word&quot; style=&quot;background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: yellow; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; &quot;&gt;client&lt;/span&gt; = &#39;d80515e4-7a86-4a84-806e-770baf863869&#39;;
ad_format = &#39;3&#39;;
ad_&lt;span class=&quot;goog-spellcheck-word&quot; style=&quot;background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: yellow; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; &quot;&gt;width&lt;/span&gt; = &#39;800&#39;;
ad_&lt;span class=&quot;goog-spellcheck-word&quot; style=&quot;background-image: initial; background-attachment: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-color: yellow; background-position: initial initial; background-repeat: initial initial; &quot;&gt;height&lt;/span&gt; = &#39;30&#39;;
//--&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script src=&quot;http://bumerang.hurriyet.com.tr/show_ads.js&quot; type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;/script&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/2626702768493458990/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2011/12/lan-baslk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/2626702768493458990'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/2626702768493458990'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2011/12/lan-baslk.html' title='Romantizm mi demeli?'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-1442899832825259725</id><published>2011-12-07T03:22:00.001+02:00</published><updated>2011-12-07T03:39:31.300+02:00</updated><title type='text'>Şappur Şuppur</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp; Sizi siz yapan şeyleri seviyorum ama sizi sevmiyorum dedim ve güldüm kendi kendime. Sonra saate baktım 3&#39;ü çoktan geçmişti, hemen üzerime birşeyler giyip dışarı çıkmaya hazırlandım. Derken zil çaldı, gelen barmendi. Ne yapiyorsun dedim barmen, aklın başında mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/1442899832825259725/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2011/12/sappur-suppur.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/1442899832825259725'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/1442899832825259725'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2011/12/sappur-suppur.html' title='Şappur Şuppur'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-8545476068448283675</id><published>2011-12-06T02:06:00.001+02:00</published><updated>2011-12-07T03:18:23.196+02:00</updated><title type='text'>Rastgele yazılmış harfler (sonsuz maymun)</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;
&lt;span style=&quot;font-family: &#39;Arial TUR&#39;; font-size: 10pt;&quot;&gt;Yeniden...döndüm tekrar...aynı durumda, aynı esnada
ve aynı şarkıdayım...Hiç bir değişiklik yok ortada zamandan başka...Parmaklarım
daha büyük, boyum daha uzun sadece...Zaman değişti üstadım fakat gel ve gör,
biz ne çare değişemedik. Değişemedik, değiştik desekte değişemedik azizim. Ne
yaptığım yeni birşey, ne var ettiğim yeni yetme fikirler, ne ideallerim kaldı,
ne saygınlığım...ne sevgim kaldı ne sevdiğim...sevdiğimin sevgisi, hiç
birşey...&lt;br /&gt;
Yok etmek...Yok etmek, kudretli bir şey olsa gerek...Öyle sanılıyor, öyle
düşünülesi bir kavram...Ama bu yarı tanrılık, bu defolu güç; hep yarım
yaptırıyor sana, herşeyi. Bir yere kadar, belli bir adım atınyaca dek...Sonrası;
sonrası ne biliyor musun? Tekrar eski hale getirme isteği...Simsiyah bir
pişmanlık...Ve düzeltmek istemen, fakat yatememen...Yetecek güce ulaşamaman. Ve
hiç bir zaman ulaşamayacağın. Sonsuz olan, sana sınırlı güç vermeseydi nasıl
anlardın sonsuzluğu? Nasıl giderdin peşinden veya neden gitmek isteyesin
ardından.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonunda tuz bastım gönül yarama...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zorla uğraşsan bile olmayacak şeyler başına geliyorsa, hayatını zindana
çeviriyorsa...Vazgeçmenin zamanı mıdır, ha dostum? Daha kavrayamadığım olaylar
şu an beynime yavaş yavaş nüfuz ediyor ve dengem bozulmak üzere...Ölmek üzere
olduğumdan mıdır nedir, gözüm kararıyor ve her karardığında, bir gözün daha
karardığını görüyorum. Ve diyorum ki; keşke kör olsam da göremesem o
gözleri...Kendi gözümdeki karanlık neyse de, o gözlerin kararması &#39;ah&#39;&amp;nbsp; Zeki, öyle acıtıyor ki canımı...Tarif
edilemiyor işte...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonunda... sonunda diye başladım ya cümleye...Öyle ürperttiki beni...Sahiden de
son mu diye sordum kendime..Ve üzüldüm. Ama değeri yok. Çünki benden daha çok
üzülen birisi var ve eğer bu son onun için daha iyiyse, artık duymak
istemiyorsa yalanlarımı, en iyisi bu artık onun için. Ve nasıl, ne hissettiğini
biliyorum. ama nasıl? nasıl olabilir? Hala seviyor seni... Gözyaşları
akıyormudur acaba&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;!--
ad_client = &#39;d80515e4-7a86-4a84-806e-770baf863869&#39;;
ad_format = &#39;3&#39;;
ad_width = &#39;800&#39;;
ad_height = &#39;30&#39;;
//--&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script src=&quot;http://bumerang.hurriyet.com.tr/show_ads.js&quot; type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;/script&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/8545476068448283675/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2011/12/rastgele-yazlms-harfler-sonsuz-maymun.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/8545476068448283675'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/8545476068448283675'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2011/12/rastgele-yazlms-harfler-sonsuz-maymun.html' title='Rastgele yazılmış harfler (sonsuz maymun)'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-2948862323347897464</id><published>2011-12-02T00:55:00.001+02:00</published><updated>2011-12-02T01:14:38.654+02:00</updated><title type='text'>Dayak yiyen okumuş adam</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;
Bugün yazasım yok diye yazıyorum. Aslında bir zorlama yazısı olacak biraz. Ve kendimi sıkmam, kusmam ve püskürtmem lazım ki, o zaman yazımın anlamı gelsin. Sözcüklerin önünü tutmuyorum, öyle bir haldeki önce yazıyorum sonra düşünüyorum kelimeleri. Kelimeler benden bir adım önde ve ben arkalarındayım. Ama silmeyeceğim bu kez onları, düşünmeden yazacağım. Daha doğrusu geç düşüneceğim ve doyasıya saçmalayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Midem ağrıyor ve başım sızlamıyor. Bu garip uyumsuzluk içinde, kendimi bir bulanık deniz gibi, sisli bir hava gibi hissediyor aniden çıkacak bir rüzgarı bekliyorum. Dağıtası ve alıp gidesi vardır diye düşünüyorum tüm belirsizliği. Aslında çok saçma, hiç rüzgar mide bulantısını giderir mi ? Ama baş ağrısı getirir. Benim uyumluluğumda bu şekilde olacak, ağrıyan mideme çare bulacağıma, derdime dert katarak durumu olağan hale getireceğim. &lt;br /&gt;Neyse, anlatmak istediğimi anlatmak istiyorum ama kelimeler oluşmadan önce kodladığım düşünceleri sözcüklere dökemiyor, kifayetlendiremiyorum. Bu saçma ve benim sade sorunum. Ve bunu aşmak için günden güne çalışıyorum ama yerimden saydığıma eminim. Benim ilerleyişimin bu evden, her şeyin tam zamanında tam yerinde yapıldığı düzenli evden gerçekleşmeyeceğine o kadar inandırdım ki &amp;nbsp;kendimi, bunun aksinin olma ihtimalini bile düşünemiyorum. Aslında bu cümleyi söylerken o ihtimali düşündüm ama kısa ve aptalcaydı. O yüzden artık kapattım kendimi. Yine neyse, benim sıkıcı ve anlamsız sohbetimi sürdürmek istemediğinizi biliyorum. Sadece kulağınızın boş kaldığı bir anda size fısıldıyor gibi, sizi sessizlikten bir kaç dakika kurtarıyor olarak görün beni. Ya da görmeyin. Ama görmenizi isterdim. Ya da umrumda değil. Belki birazcık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi dinleyin;&lt;br /&gt;Konuşmanın zor olduğu bir anda, karşınıza çıkan en soysuz en yaramaz en kendini bilmez insanın yüzüne bakın ve ondan hoşlanmadığınızı ve onu hiç bir zaman sevmediğinizi söyleyin. Ve aşağılayın kendisini, yerin dibine sokun ve utandırın. Sizin yıllardır hor gördüğünüz fakat kendisini çok saygın zanneden ve toplumda da öyle sanılan zatlara hadlerirni bildirmekten korkmayın. Sizin zekanıza bile ulaşmasının mümkün olmayacağı bu insanın sizin karşınıza geçip beylik taslamasına izin vermeyin. Ki bu imkansızdır, çünkü siz okuyan hemşerilerim, bu sözlerden sonra muhtemelen dayak yiyecek ve asıl rezil olan siz olacaksınız. O yüzden okumanın belki hiç bir yararı olmayacaktır. Eğer dünyada sizden başka okumuş insan olmasaydı, yine saygı görmez ve aşağılanırdınız. Çünkü aşağılanmak tam da okumuş insanlara göre bir şeydir. Diğerleri gibi kara cahil mahlukatların sizden fazla bildiğini idda etmediği tek bir an bile yoktur ve bu yüzden aşağılanırdınız. O sebeple başta demiş olduğum söylemin aksini idda ediyorum şimdi de, dinlemeyin beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;script type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;!--
ad_client = &#39;d80515e4-7a86-4a84-806e-770baf863869&#39;;
ad_format = &#39;3&#39;;
ad_width = &#39;800&#39;;
ad_height = &#39;30&#39;;
//--&gt;
&lt;/script&gt;&lt;script src=&quot;http://bumerang.hurriyet.com.tr/show_ads.js&quot; type=&quot;text/javascript&quot;&gt;
&lt;/script&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/2948862323347897464/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2011/12/dayak-yiyen-okumus-adam.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/2948862323347897464'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/2948862323347897464'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2011/12/dayak-yiyen-okumus-adam.html' title='Dayak yiyen okumuş adam'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1240296539917211060.post-1689411337284189848</id><published>2011-11-13T02:23:00.001+02:00</published><updated>2011-11-13T02:40:10.690+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Bumerang"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Hürriyet"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Yetkili Bir ağabey."/><title type='text'>Bunu okuyan yetkili bir ağabey var ise?</title><content type='html'>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp; Bunu okuyan yetkili bir ağabey var ise, yardım etsin. Şu hürriyet&#39;in bana sağlamış olduğu ve yazım hemen bittikten sonra karşıma geçip pis pis sırıtan yatay ve uzunluğu yaklaşık 10 cm olan şeyden kurtulmak istiyorum.&lt;br /&gt;Alın size yetkili bir ağabey, &lt;br /&gt;adam kar maskeli polise, yetkili bir ağabeye benziyorsun diyor. Enter hasan.&lt;br /&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;
&lt;iframe allowfullscreen=&#39;allowfullscreen&#39; webkitallowfullscreen=&#39;webkitallowfullscreen&#39; mozallowfullscreen=&#39;mozallowfullscreen&#39; width=&#39;320&#39; height=&#39;266&#39; src=&#39;https://www.youtube.com/embed/ZPDO40yEvIA?feature=player_embedded&#39; frameborder=&#39;0&#39;&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/feeds/1689411337284189848/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2011/11/bunu-okuyan-yetkili-bir-agabey-var-ise.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/1689411337284189848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1240296539917211060/posts/default/1689411337284189848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://hikayedeanlatilmayankisi.blogspot.com/2011/11/bunu-okuyan-yetkili-bir-agabey-var-ise.html' title='Bunu okuyan yetkili bir ağabey var ise?'/><author><name>Hikayede anlatılmayan kişi</name><uri>http://www.blogger.com/profile/10507232281231877594</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='12' src='//blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgPTI_0tnKtR0Cg4_RfRbLHeovNG5UJdbXXJeCk87MqpNean-5DmNbj4FX-nGIfoPX8avG6Q4CJytlfPHncVlIIVRkFOxlXb-_wDMifSziUB5kv8Bf_Qj6Lkdg88GcJTLo/s220/dostoevsky-2011-hp.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>