<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/atom10full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0"><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935</id><updated>2009-10-21T18:16:16.170+03:00</updated><title type="text">Burkina Fasa Fiso Halk Cemahiriyesi</title><subtitle type="html" /><link rel="http://schemas.google.com/g/2005#feed" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/posts/default" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/" /><link rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><link rel="next" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25" /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email></author><generator version="7.00" uri="http://www.blogger.com">Blogger</generator><openSearch:totalResults>174</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><geo:lat>41.02</geo:lat><geo:long>29.00</geo:long><link rel="license" type="text/html" href="http://creativecommons.org/licenses/by-nc-sa/2.0/" /><logo>http://creativecommons.org/images/public/somerights20.gif</logo><link rel="self" href="http://feeds.feedburner.com/burkinafasafiso" type="application/atom+xml" /><feedburner:browserFriendly>This is an XML content feed. It is intended to be viewed in a newsreader or syndicated to another site, subject to copyright and fair use.</feedburner:browserFriendly><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com" /><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-115089720774954098</id><published>2006-06-21T18:42:00.000+03:00</published><updated>2006-06-21T18:47:43.306+03:00</updated><title type="text">Burkina Fasa Fiso'da adres değişikliği</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/blogger" rel="tag"&gt;blogger&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Ken%20Parker4.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken%20Parker4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sevgili arkadaşlar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun bir süredir düşündüğüm bir değişikliği nihayet gerçekleştirerek, Burkina Fasa Fiso'yu yeni mekânına, &lt;a href="http://www.burkinafasafiso.com/" target="_blank" onclick="return top.js.OpenExtLink(window,event,this)"&gt;  www.burkinafasafiso.com&lt;/a&gt; adresine taşıdım. Kendi alan adına ve sunucusuna kavuşan Burkina, birkaç haftalık geçiş dönemi boyunca hem blogspot uzantılı eski adresinden hem de yeni mekanından eş zamanlı yayın yapmaya devam edecek. Bir süre sonra niyetim, Blogger motorunun kızgın kumlarından kendimi tamamen kurtarıp, Wordpress'in serin sularına atlamak olacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada &lt;a href="http://www.burkinafasafiso.com"&gt;Burkina Fasa Fiso&lt;/a&gt; bu bir ya da iki haftalık geçiş döneminin ardından, yeni özelliklerine ve Ajax teknolojili bir takım oyuncaklarına kavuşmuş olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu geçişin iyi yanları olduğu kadar bazı kötü yanları da var elbet... Açık kaynak, telif hakları ve teknoloji konuları dışında kalan yazılarım (Popüler kültür, tarih, fotoğrafçılık, edebiyat ve özellikle politika gibi) bundan sonra Gezegen Linux içinde yer almayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda olası yanlış anlamaları önlemek için bir noktayı vurgulamam gerekiyor: Bugüne dek Gezegen Linux yönetiminden yazılarımın içeriği konusunda bana en ufak bir "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;müdahale&lt;/span&gt;" ya da "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;rica&lt;/span&gt;" gelmiş değil. Anlayışları için eski/yeni tüm Gezegen yönetimlerine teşekkür ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak Gezegen'in son dönemde iyice kozmopolitleşen yapısı, bana gelecekte bu durumun böyle devam edemeyeceğini hissettiriyor. Başıma bir kaza gelmeden önce, ben önlemimi alayım dedim. Dileyenler, yeni sitenin tüm yazı kategorilerini içeren &lt;a href="http://burkinafasafiso.com/feed/atom/"&gt;RSS Feed&lt;/a&gt;'inden bu yazıları çekebilecekler elbette...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizden ricam, sitelerinizde/bloglarınızda Burkina Fasa Fiso'ya verdiğiniz linkleri, kısayolları yeni adrese yönlenecek şekilde  &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;güncellemenizdir&lt;/span&gt;. Anlayışınız için teşekkür eder, çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dördüncü tekil şahıs dostunuz&lt;br /&gt;Ali Işıngör&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.burkinafasafiso.com/" target="_blank" onclick="return top.js.OpenExtLink(window,event,this)"&gt;   http://www.burkinafasafiso.com&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-115089720774954098?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/115089720774954098/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=115089720774954098" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/115089720774954098" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/115089720774954098" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/4N1ERMJWMk8/burkina-fasa-fisoda-adres-deiiklii.html" title="Burkina Fasa Fiso'da adres değişikliği" /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/06/burkina-fasa-fisoda-adres-deiiklii.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-115027215731996845</id><published>2006-06-14T10:55:00.000+03:00</published><updated>2006-06-14T19:34:45.700+03:00</updated><title type="text">"Işığın Efendisi"</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/k%C3%BClt%C3%BCr" rel="tag"&gt;kültür&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/resim" rel="tag"&gt;resim&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/hayat" rel="tag"&gt;hayat&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Georges_de_La_Tour_kucuk.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Georges_de_La_Tour_kucuk.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Batılı sanat çevreleri değeri bilinmemiş bir ressamı konuşuyor. Yüzyıllardır Goya, Velazquez ya da Le Nain gibi ünlü ressamlara atfedilen birçok başyapıtın aslında, rastlantı sonucu keşfedilen Fransız ressam Georges de La Tour’un elinden çıktığı anlaşıldı. Yıllar yılı “taklitçilik”le suçlanan 1593 doğumlu de La Tour, bugün “Fransa’nın yetiştirdiği en büyük ressamlardan biri” sayılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O, hiç şüphesiz, eserleri ölümünden sonra prim yapan ressamların en görkemlisi” diyor Paris’teki Louvre Müzesi’nin müdürü Pierre Rosenberg. “Bir adamın ortaya çıkıp 17. yüzyıl sanatına dair bilinenleri bir anda yıkması sık rastlanan bir olay değil.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bakılırsa, bugünlerde Fransa’nın milli gururu haline gelen Georges de La Tour ününü, anlı şanlı resimlerinin aksine sanat tarihçilerin onu “fark edememiş” olmasına borçlu. Nitekim, bir anda Fransa’nın en pahalı ressamı haline gelen de La Tour’un gerçek kimliği yıllar süren bir polisiye rakip sonrasında ortaya çıkarıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Gunah-cikaran_aziz_jerome.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Gunah-cikaran_aziz_jerome.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255); font-weight: bold;"&gt;“Kopyacı yetenekli genç”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Georges de la Tour ya da Louvre Müzesi çalışanlarının taktıkları ismiyle “ışığın efendisi”nin keşfedilme süreci başlı başına bir serüven. 1593 doğumlu ressamın önemini ilk fark eden, Alman tarihçi Hermann Voss. Ressamın doğumundan 300 küsur yıl sonra, 1915’te yazdığı kitapta de La Tour için doğru sayılamayacak şu notu düşmüş: “Yaşadığı yüzyılın ustalarını taklit eden, çok yetenekli bir genç.” Grand Palais arşivindeki bir el yazmasının kenarında rastlanan not, Larousse Ansiklopedisi’nin Fransa baskısında da 80 yıl boyunca aşağı yukarı aynı ifadeyle yer aldı. Garip bir talihsizliği vardı de La Tour’un. Voss’un Louvre Müzesi’ne bağışladığı iki önemli tablosu, I. Dünya Savaşı’nın kargaşası sırasında bir daha bulunmamak üzere kayboldu. Ve ressamın makûs talihini değiştiren gün yaklaşık 75 yıl sonrasına denk geldi. 1992 yılında Louvre Müzesi danışmanı Jean-Pierre Cuzin, İspanyol ressam Velazquez’in başyapıtı sayılan “Günah çıkaran Aziz Jerome” tablosunda (yukarda) küçük fakat garip bir ayrıntının farkına varmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir gün Jean-Pierre geldi ve bana gülmemem şartıyla bir düşüncesini açtı” diye anlatıyor müze müdürü Pierre Rosenberg. “Valezquez’in tablosunda yerde duran İncil’in o dönem İspanya’sında yazılan İncillere benzemediğini fark etmişti.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlangıçta kimsenin ciddiye almak istemediği iddia herkesin beynini kurcalamaya başlayınca, müze yönetimi çareyi o dönem yapılan tabloları bir akademisyen grubuna inceletmekte buldu. Araştırmanın duyulması, Velazquez tabloları sahipleri arasında paniğe yol açabilirdi. Skandal yaratmamak için gizli tutuldu. Bu arada İngiltere Kraliçesi’nin koleksiyonunda bulunan Velazquez eseri “Kitap okuyan Aziz Jerome” da sessiz sedasız özel bir izinle incelemeye alındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akademisyenler çalışmaları sonucunda bir rapor hazırladı. Kamuoyuna açıklanmayan ve Fransa Kültür Bakanı’na “gizli” ibaresiyle yollanan raporda, Velazquez’in birçok tablosunun yanı sıra Murillo, Le Nain, Goya gibi ünlü isimlere atfedilen başyapıtların önemli kısmının asıl sahibinin tek bir kişi olduğu yazmaktaydı. Esrarengiz ressamın adı belli değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gelişme sonrasında tabloların asıl sahibinin bulmak için Louvre Müzesi’ndeki 17. yüzyıla ait birçok resim incelemeye alındı. “Işıktan etkilendikleri için bakım yapıyoruz” gerekçesiyle sergilerden çekilen tablolar üzerinde üç yıl boyunca çeşitli araştırmalar sürdürüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255); font-weight: bold;"&gt;Kim kimin taklitçisi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Esrarengiz ressamın kimliği, Le Nain’in “İyi Satış” tablosunun X ışınları ile incelenmesi sırasında ortaya çıktı. Tablodaki Georges de La Tour imzasının üzeri restorasyon sırasında örtülmüştü. Aynı imza bu keşfin ardından bir dizi tabloda daha bulundu. Birçok de La Tour tablosu başka ünlü ressamların imzasıyla piyasada dolaşırken, de La Tour imzalı birçok resim de gerçekte kopyaydı. Hatta kopyaların bile kopyası dolaşıma sunulmuştu. Üstelik ressamın kopyalanan eserlerinden bazılarında Velazquez, Goya, Poussin gibi “şöhret” imzalara rastlanmaktaydı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmacılar tablolar üzerinde çalışırken tuhaf esprilerle de karşılaştılar. örneğin II. Dünya Savaşı sırasında Fransa’daki Amerikan birliklerinin Solesmes’te ele geçirip ülkelerine götürdükleri bir tabloya keçeli kalemle “shit” yazılmıştı. Koleksiyoncu, elindeki de La Tour imzalı eserin bir benzerini sergide Le Nain imzasıyla görünce tablosunun taklit olduğunu düşünmüş, üzerine bu ibareyi yazarak tepkisini ifade etmişti. Oysa, gerçekte Le Nain imzalı olan kopyaydı. Ünlü Hollandalı ressam, de La Tour’un eserini kopyalamış ve üzerine kendi imzasını atmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/La_Tour.0.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204);" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/La_Tour.0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255); font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;Bir tablosu 13 trilyon&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;1593’te Fransa-Almanya sınırındaki Lorraine bölgesinde doğan Georges de La Tour’un yaşamı hâlâ tam olarak bilinmiyor. Son araştırmalar, ilk tablolarını 1620’de Luneville’de yapan sanatçının Lorraine Dükü'nün korumasına girdiğini söylüyor. 1623’te Germen kralı II. Henrik’in kraliyet ressamlığına kadar yükselen de La Tour, bu dönemde birçok madalya ve asalet unvanı ile ödüllendirilmiş. Ancak Almanya mezhep çatışmalarına sürüklenip hamisi II. Henrik 30 Yıl Savaşları sırasında tahtını kaybedince o da büyük yoksulluk içine düşmüş. Kaynaklar, 1633’teki ünlü Luneville yangınında resim atölyesini ve arşivinin önemli bir kısmını yitirdiğini yazıyor. Uzun süre resim yapamamış. 1639’da bölgeye huzur getiren VIII. Louis’in himayesine girdiği söyleniyor. Çaptan düştüğü düşünüldüğü için orada da çok barınamamış. 1652’de vebaya yakalanıp yalnız ve perişan bir halde ruhunu teslim etmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransız basını tarafından “Fransa’nın yetiştirdiği en büyük ressamlardan biri” ilan edildiğinde, en çok tartışılan konulardan biri de La Tour’un “etnik kimliği” oldu. Alsace-Lorraine’in Fransız sayılmasını hiçbir zaman kabullenemeyen Almanlar “Bretagne ne kadar Fransız ise, de La Tour de o kadar Fransız’dır” diyor. Tartışmalar şiddetlenedursun, sanat tacirlerinin ressamın eserleri üzerindeki spekülasyonları gün geçtikçe yoğunlaşmakta, tabloların değeri hızla yükselmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velazquez ya da Goya tablosuna sahip olduklarını düşünürken ellerindeki tablonun aslında Georges de La Tour’a ait olduğunu fark edenlerse bu “kaza”ya pek üzülmüşe benzemiyor. Örneğin Japonya’da açık arttırmaya çıkan “Aziz John Baptiste” tablosu 13 trilyona alıcı buldu. Bu meblağ, aynı tablonun Le Nain imzasıyla 1991’de satıldığı miktarın tam üç katıydı. Şu an varlığı kesin olarak saptanan 80 kadar de La Tour tablosu var, bu rakam birkaç yıl önce bir elin parmak sayısını geçmiyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255); font-weight: bold;"&gt;Ders kitaplarına giriyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Uzmanların dedektif romanlarına taş çıkartacak takibi ile ortaya çıkan en şaşırtıcı sonuç, sanat tarihinde de La Tour’la ilgili 350 yıl öncesine uzanan değerlendirme hatasının gerçekte çok daha uç noktalara uzandığının tespit edilmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Georges de La Tour’un tablolarının sadece yüzde 10’luk bir kısmının, sadece 80 kadar tablosunun ortaya çıkartılabildiğini öne süren sanat çevreleri, yeni bulguların sanat tarihindeki tüm taşların yerini değiştireceğini iddia ediyor. İspanyol (Velazquez), İtalyan (Murillo) ve Hollandalı (Le Nain) üç ayrı ressamın pek çok eserinin aslında Georges de La Tour’un olduğunun ortaya çıkması, bu iddiaları destekler nitelikte görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, “resmi sanat tarihi” de değiştirildi elbet. Sanat tarihi kitaplarına Georges de La Tour'un geçmesi değildi sadece söz konusu olan, Fransa'da liselerden başlayarak tüm sanat eğitimi kitaplarındaki Velazquez, Murillo ve Le Nain'e dair bilinenler de elden geçmişti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, meraklısına hemen söyleyelim, Solesmes’te ele geçirilen tablonun üzerindeki “shit” yazısı da silindi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-115027215731996845?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/115027215731996845/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=115027215731996845" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/115027215731996845" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/115027215731996845" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/P96Df4phC48/in-efendisi.html" title="&quot;Işığın Efendisi&quot;" /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/06/in-efendisi.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114900063176186065</id><published>2006-05-30T17:30:00.000+03:00</published><updated>2006-05-31T18:14:08.540+03:00</updated><title type="text">Dülger balığının ölümü</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/edebiyat" rel="tag"&gt;edebiyat&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22sait%2Bfaik%22" rel="tag"&gt;sait faik&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/hayat" rel="tag"&gt;hayat&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/zeus_faber.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/zeus_faber.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hepsinin gözleri güzeldir. Hepsinin canlıyken pulları kadın elbiselerine, kadın kulaklarına, kadın göğüslerine takılmağa değer. Nedir o elmaslar, yakutlar, akikler, zümrütler, şunlar bunlar?...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mümkün olsaydı da balolara canlı balık sırtlarının yanar döner renkleriyle gidebilselerdi bayanlar; balıkçılar milyon, balıklar şan ü şeref kazanırdı. Ne yazık ki soluverir ölür ölmez, öyle ki, büzülmüş böceklere döner balık sırtının pırıltıları. Benim, size ölümünü hikâye edeceğim balığın öyle parıltılı, yanar döner pulları yoktur. Pulu da yoktur ya zavallının. Hafifçe, belirsiz bir yeşil renkle esmerdir. Balıkların en çirkinidir. Kocaman, dişsiz, ak ve şeffaf naylondan bir ağzı vardır: Sudan çıkar çıkmaz bir karış açılır. Açılır da bir daha kapanmaz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Vücudu kirlice, esmer renkte demiş miydim?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Rum balıkçıların hrisopsaros -Hristos balığı- dedikleri bu balık, vaktiyle korkunç bir deniz canavarı imiş. İsa doğmadan evvel, Akdeniz'de dehşet salmış. Bir Finikeli denize düşmeye görsün! Devirdiği Kartacalı çektirmesinin, Beni İsrail balıkçı kayığının sayısı sayılamamış. Keser, biçer; doğrar, mahmuzlar; takar, yırtar; kopararır atar; çeker, parçalarmış. Akdeniz'in en gözü pek; insandan, hayvandan, fırtınadan, yıldırımdan, belâdan, işkenceden yılmaz korsanı, dülger balığının adından bembeyaz kesilirmiş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İsa, günlerden bir gün, deniz kenarında gezinirken sandallarını büyük bir korkuyla bırakıp kaçan balıkçılar görmüş. "Ne oluyorsunuz?" diye sorunca balıkçılara; "Aman" demişler balıkçılar, "Elaman! Elaman bu canavardan! Sandalımızı kırdı, arkadaşlarımızı parçaladı. Hepsinden kötüsü, balık tutamaz olduk, açlıktan kırılırız."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İsa, yalınayak, başı kabak, dülger balıklarının yüzlercesinin kaynaştığı denize doğru yürümüş. En kocamanını, uzun parmaklı elleriyle tutup sudan çıkarmış. İki elinin başparmağı arasında sımsıkı tutmuş, eğilmiş, kulağına bir şeyler söylemiş...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;O gün bu gündür dülger balığı, denizlerin görünüşü pek dehşetli, fakat huyu pek uysal, pek zavallı bir yaratığıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Dülger balığının ölümü - Sait Faik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani diyorum, bu güzel öykünün devamını okumak için gelecek hafta sonu Burgaz, Kınalı ve Heybeliada'ya gitsek; bol bol fotoğraf çeksek; arada bir yerde de &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sait_Faik"&gt;Sait Faik&lt;/a&gt;'in 100. doğumgünü için sessizce bir kutlama yapsak diyorum... Pasta da istemez hani, kızları da alıp balık-ekmeğin ve bir iki mezenin yanına bir ufak rakı açsak, balıkları ve topal martıları konuşsak, eminim Sait Faik de daha mutlu olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış Metin, Erkan Tekman, Çağlar Onur ve Sait Faik sevdalısı tüm "Pardus Fotoğraf Klübü" üyelerine açıktır bu çağrı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not:&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt; Keşke Meren de olsaydı aramızda... Adam tam rakı içmeyi öğrendi, gitti uzaklara! Halbuki eğitimi yarım kalmıştı, sırada Sait Faik vardı! Adam zaten hepimizi kıskandıracak kadar iyi fotoğraf çekiyor, bunu da paylaşsaydık "dadından yenmez" kıvama getirecektik herifi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114900063176186065?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114900063176186065/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114900063176186065" title="5 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114900063176186065" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114900063176186065" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/0-7cLDez_r8/dlger-balnn-lm.html" title="Dülger balığının ölümü" /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">5</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/05/dlger-balnn-lm.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114873705790424626</id><published>2006-05-27T15:28:00.000+03:00</published><updated>2006-05-27T17:05:30.060+03:00</updated><title type="text">90 dakika çarpı 3.000 ve bir manyak</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/hayat" rel="tag"&gt;hayat&lt;/a&gt;,  &lt;a href="http://del.icio.us/velista/linux" rel="tag"&gt;linux&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/masa%C3%BCst%C3%BC" rel="tag"&gt;masaüstü&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Umut_Pulat.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Umut_Pulat.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.streetdesignweek.com"&gt;Street Design Week&lt;/a&gt; etkinliğinin sonuna yaklaşırken, üzerimizde hoş bir rahatlama duygusu var.  İlk 24 saatin telaşı ve karmaşası ikinci günden sonra büyük ölçüde sona ermişti; korkumuz, sokaklarda sergilenecek tasarımlara bir saldırının gerçekleşmesi, hatta bu saldırının kitlesel bir hal alarak etkinlik sonuna kadar eserlerin büyük kısmının tahrip edilmesine yönelikti... Neyseki, korktuğumuz başımıza gelmedi, "bir iki vukuat dışında" etkinliği büyük çaplı bir kaza olmaksızın bitirmeyi başardık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etkinlik içinde çok sayıda ilginç tasarım vardı. İçinde 40 kilo kabak çekirdeği olan şeffaf oturma bankı, 21. yüzyıl Karagöz ve Zenne'si, camlarla ve deniz kabuklarıyla süslü Vosvos gibi çok sayıda birbirinden çılgın tasarım boy gösterdi bu etkinlikte. Ama bu yazıda bunları anlatmayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahsetmek istediğim en ilginç tasarımcılardan biri, Tulliana 2.0'ın tasarımcısı &lt;a href="http://cekirdek.pardus.org.tr/%7Eumut/blog/index.php"&gt;M. Umut Pulat&lt;/a&gt;... Umut, etkinliğe "tek bir simge" ile katılmıştı. Masaüstlerimizde duran ve altında "Sistem" yazan simgenin adım adım hazırlanışını gösteren video enstelasyonunun sadece Illustrator kısmınının (Photoshop aşaması hariç) 34 dakika sürmesi, kendisine olan saygımı kat be kat büyüttü. Bir ara Umut'a soracak oldum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;A- Tulliana içinde kaç simge var?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;U- Mimetype'larla beraber herhalde 3.000'den fazla...&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;A- Peki, tek bir simgenin tasarımı ne kadar sürüyor?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;U- Kafamda oluşması kısmını saymazsak en az bir buçuk saat. Ama işin asıl vakit çalan kısmı, o hayal etme aşaması...&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;A- Oğlum, sen manyak mısın?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;U- Normal olmadığımı biliyorum zaten...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan işin büyüklüğünden herhalde &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;CNN Türk&lt;/span&gt; ekibi de etkilenmiş olacak ki, &lt;a href="http://www.cnnturk.com/CNNTURKTV/PROGRAMLAR/programlar.asp?PID=826"&gt;Cosmopolis&lt;/a&gt; programı için Umut ile epey uzun bir röportaj yaptılar. Pazartesi akşamı saat 23:00'de iyi bir "manyak" seyretmek isteyenlere "şiddetle" tavsiye edilir!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114873705790424626?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114873705790424626/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114873705790424626" title="5 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114873705790424626" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114873705790424626" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/iNRf1RSUUXc/90-dakika-arp-3000-ve-bir-manyak.html" title="90 dakika çarpı 3.000 ve bir manyak" /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">5</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/05/90-dakika-arp-3000-ve-bir-manyak.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114733054149713529</id><published>2006-05-11T08:47:00.000+03:00</published><updated>2006-05-11T10:17:14.006+03:00</updated><title type="text">Etkinlikten etkinliğe...</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/hayat" rel="tag"&gt;hayat&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/foto%C4%9Fraf" rel="tag"&gt;fotoğraf&lt;/a&gt;,  &lt;a href="http://del.icio.us/velista/linux" rel="tag"&gt;linux&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/masa%C3%BCst%C3%BC" rel="tag"&gt;masaüstü&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Umut%20Pulat-01.png"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 0, 102); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Umut%20Pulat-01.png" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Nasıl mıyım? Hayatımın en yoğun dönemlerinden birini yaşıyorum, bu hafta sonu Barış Metin, Erkan Tekman ve Çağlar Onur ile yaptığımız foto-safari kaçamağını saymazsak, inanılmayacak bir koşuşturma ve çalışma temposunun içine düşmüş durumdayım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artistanbul olarak yaklaşık 45 gündür Türkiye'nin ilk açık tasarım haftasının, &lt;a href="http://www.streetdesignweek.com"&gt;Street Design &lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.streetdesignweek.com"&gt;Week&lt;/a&gt;'in organizasyonu ile uğraşıyoruz. &lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;22-28 Mayıs &lt;/span&gt;tarihleri arasında Nişantaşı, Maçka ve Teşvikiye sokaklarında düzenlenecek olan bu etkinliği; Milano'da &lt;a href="http://www.zonatortona.it/2005/"&gt;Zona   Tortona&lt;/a&gt;, Londra'da ise Soho'da her yıl benzerleri düzenlenen uluslararası "&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;sokak   buluşmaları&lt;/span&gt;"na  benzetebiliriz. Oralarda da olduğu gibi, ünlü tasarımcıların imzalarını taşıyan işler, caddelerde ve ara sokaklarda ansızın karşımıza çıkarken; çok sayıda genç yeteneğe de "bir kuruş ödemeden" tasarımlarını ünlü isimlerle yan yana sergileme fırsatı doğacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etkinlik boyunca tüm danışmanlık, tasarımların yerleştirmesi, çevre düzenlemesi, güvenlik ve PR hizmetlerinin organizasyon komitesi tarafından "ücretsiz olarak" sağlanacağı bu organizasyonda, bir de tanıdık isim yer alıyor: &lt;a href="http://cekirdek.pardus.org.tr/%7Eumut/blog/index.php"&gt;Umut Pulat&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tulliana 2.0'ı dün itibariyle depoya atan Umut, bir aksilik olmazsa bize bir Pardus simgesinin (icon) nasıl oluşturulduğuna dair hoş bir video hazırlayacak. Şu an için yeri kesin olmayan bir noktadan, bir geniş ekran aracılığıyla bu videoyu yayınlamayı hedefliyoruz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Emeren/blog/blog.cgi?file=Senlik-2006.txt"&gt;Meren&lt;/a&gt;'in de bahsettiği gibi, beyefendinin memleketten gitmesiyle birlikte tüm Pardus ekibi içinde bir fotoğrafçılık hamlesi başlamış durumda. Fotoğraf terimleri sözlüğü, "How To"lar ve tripod eşliğinde çalışan &lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Ebaris/blog/"&gt;Barış Metin&lt;/a&gt;, bu işi en ciddiye alan arkadaşımız. En akla ziyan fotoğrafları çekeninse &lt;a href="http://cekirdek.pardus.org.tr/%7Ecaglar/blog/"&gt;Çağlar&lt;/a&gt; olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Her neyse, &lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Pardus Fotoğraf Klubü&lt;/span&gt;'nün  sanatsal çalışmalarına dair "ibret vesikalarını" yakın bir zamanda sizinle buradan paylaşacağım :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada &lt;a href="http://senlik.linux.org.tr/2006/"&gt;şenlikte&lt;/a&gt; ben de varım. Cuma günü 11:30'da, "&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Bilişimci Olmayan Penguenler Linux'u Nasıl Görüyor?&lt;/span&gt;" başlıklı panelde konuşmacıyım. Tasarım ve masaüstü yayıncılık tarafında Linux'un taşıdığı üstünlük ve zayıflıklarından bahsetmeyi düşünüyorum. Masanın "bu tarafında" durum ne, onu anlatmaya çalışacağım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114733054149713529?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114733054149713529/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114733054149713529" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114733054149713529" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114733054149713529" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/6DRk-ABs_mg/etkinlikten-etkinlie.html" title="Etkinlikten etkinliğe..." /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/05/etkinlikten-etkinlie.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114642143683577841</id><published>2006-04-30T20:50:00.000+03:00</published><updated>2006-05-02T13:19:33.113+03:00</updated><title type="text">Denizi ilk defa gören çocuğun birdenbire yaşlanması</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/hayat" rel="tag"&gt;hayat&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/van" rel="tag"&gt;van&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/van%20g%3F%3Fl%3F%3F.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 12); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/van%20g%3F%3Fl%3F%3F.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Yer: Van ili&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Zaman: 1999 yılının sonbaharı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;Tam altı yıl önceydi. Nasılını hatırlamıyorum ama bir anda kendimi Van'da bir minibüste, yanımda Kuzey İtalya'nın en zengin yerleşim bölgelerinden biri olan &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Alessandria"&gt;Alessandria&lt;/a&gt; kentinin belediye başkanı ile birlikte bulmuştum. Minibüs içinde ben, Abdullah Öcalan'a "Başkan" diyen HADEP'liler, her biri ayrı telden çalan dört İtalyan ve bir de benzerliğinden ötürü İtalyanlarla aramızda "Saddam" adını taktığımız, susmak bilmeyen bir tip. Arkamızda ise ikisi beyaz, birisi ise üzerinde her yerinden devlet akan korkutucu bir yazı karakteriyle "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Resmi Hizmete Mahsustur&lt;/span&gt;" yazan üç Reno. Devlet protokolüne uygun bir sıralamayla aktarmak gerekirse; &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Van Emniyet Amirliği&lt;/span&gt;, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Milli İstihbarat Teşkilatı&lt;/span&gt; ve &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;JİTEM&lt;/span&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdullah Öcalan'ın Roma'ya sığınıp, "Infernetto" sokağından çıkmadığı ve İstanbul sokaklarında İtalyan marka buzdolaplarının yakıldığı günlerin nevrotik havası hâlâ geçmemiş. İtalyanlara, İtalyan olan her şeye ciddi bir güvensizlik var. Minibüsümüzü ve bizi her an izleyen güneş gözlüklü "devlet ricali"nin varlığı ve malum kabalıkları, İtalyan heyetinin "az gelişmiş" bir Latin Amerika diktatörlüğüne geldiklerine dair inançlarını daha da pekiştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hayır" diyorum içimden, "Benim ülkemde JİTEM diye kuruluş aslında yok, sadece bir hayal bu..." Yıllar önce bir TBMM araştırma komisyonu bir konuda JİTEM'in görüşüne başvurmak için Genelkurmay'a yazı yazdığında, cevaben "Yasal prosedürü henüz yerine getirilmediği için böyle bir daire bünyemizde bulunmamaktadır" yollu, aslında cevap içinde bambaşka bir cevabın daha saklı olduğu bir mektup almıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Gabriel Garcia Marquez 'Albaya Mektup Yazan Kimse Yok'u burada yazmalıydı..." diye düşünüyorum. Mektup ne kelime, karşımda duran yüzbaşının kendisi aslında "var ama yok"! Kara gözlüklerinin arkasından etrafa korku aşılayan, sarkık bıyıklı, etrafındakilere "çorbasına düşmüş sinek" edasıyla bakan birisi, Jitem yüzbaşısı.  Ama dedim ya, kendisi "kâğıt üzerinde" aslında var olmamasına karşın, burada "derin devleti" ete ve kemiğe büründürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tutuklanmamamızın tek sebebi, yanımızdaki İtalyan belediye başkanının varlığı. Olası bir tutuklamada ortaya çıkacak kepazeliğin büyüklüğü, bizi şimdilik koruyor. Ama bu bile beni rahatlatmış değil. Malum, bu ülke çok değil, birkaç yıl önce, &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Franz_Kafka"&gt;Franz Kafka&lt;/a&gt;'yı bile DGM'de yargılayıp, mahkeme heyetine hakaretten altı ay hapse mahkûm etmişti! [1]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HADEP'lilerse başka bir âlem. Dağdakilere "gerilla" diyorlar, Abdullah Öcalan'a ise "Başkan"! Bir "kirli savaş"tan bahsediliyor ama sadece hep tek bir tarafın kirli çamaşırları ortada. Öldürülen binlerce masum insandan, öğretmenlerin katledilmesinden, iş makinelerinin yakılmasından, eroin ticaretinden, örgüt içindeki infazlardan bahsedilmiyor elbette...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölgede siyaset yapmak çok zor. Her iki taraf için de "ya onlardansındır ya da bizden"... İkisinin ortası ya da "hiçbiri" gibi bir tercih asla olmadı ve olacağa da benzemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklı biraz başındakilerse, işin "her iki taraf için" gün geçtikçe biraz daha boka sardığının farkında. İş Kürtler için boka sarıyor çünkü sadece dağdaki savaşı değil, Irak'ta Amerikalılar ile ortaklaşa oynadıkları tehlikeli kumarı da kaybettiler. Yarın ABD bölgeden çıktığında, ilk kurban onlar olacak. Sadece Iraklı Sünnilerin, Şiilerin ya da Türkmenlerin değil; İran ve Suriye'nin de düşmanlığını kazandılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş, Türkler için de boka sarıyor çünkü ortada giderek büyüyen bir nefret var. Taksicisinden mahalle berberine dek Türkiye'nin batısında yükselen öfkenin, ülkeyi bir kardeş kavgasına götürmesinden korkarım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha, bir de İtalyanlarımız var elbet! Ben bunları düşünürken, İtalyan heyeti, Haydarpaşa Garı'nın merdivenlerinde denizi ilk defa gören çocuğun birdenbire yaşlanması neyse [2], işte onu yaşıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden mi? Çünkü tezekten yapılma evlerin karşısındayız![3] "Tezek" İtalyancaya  nasıl çevrilir? "Hayvan kazuratından tükürüklü köfte mantığıyla üretilen yakacak"ın ferhanşensoycalamacası şöyle bir şey olabilir mi acaba: "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Lö kombustible dö la  merde dö la hayvan productee avec lö logic dö la köfte dö la tucuruque&lt;/span&gt;"?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi çevirdin, bununla ev yapıldığını; daha da acıklısı, bunun içinde 18 nüfuslu bir "türdeşinin" yaşadığını, Allah'ın İtalyanına nasıl anlatırsın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Van'ın 5 kilometre doğusunda, Erek Dağı'nın eteklerinde kurulmuş Bostaniçi Beldesi'ndeyiz. Anlatanların ve 10/25 sayılı ve 14/01/1998 tarihli TBMM Araştırma Komisyonu Raporu'nun yalancısıyım; 3.428 köy ve mezranın yakıldığı o günlerde, Van'ın hemen dışındaki birkaç yüz haneli Bostaniçi Beldesi'nin nüfusu, köylerden gelen göçle, 90'ların ortasında bir anda 2.000'lerden  17.000'e fırlamış!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'un bile sonuçlarını taşıyamadığı bu göç karşısında, Bostaniçi'nin hiçbir şansı olmamış. Kanalizasyonların sokakta aktığı, su şebekesinin bazı mahallelerinin yakınına bile uğramadığı, kız çocukların okula gitme oranının yüzde 20'lerde dolaştığı, genç kız intiharlarında (bir ay içinde 16 kişi) Türkiye'nin en yüksek ikinci oranının yakalandığı, ürkütücü bir yerleşim bölgesine dönüşmüş burası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bunun için Van'dayız. Yerel Gündem 21 ve Uluslararası Belediyeler Birliği (IULA-EMME) ile bunu bir projeye dönüştürmek için çalışıyoruz. İtalyan Alessandria Belediyesi, Bostaniçi'nin içme suyu projesini finanse etmeyi kabul etmiş durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım bunu projeyi hayata geçirebilecek miydik? 2000 yılının başında, hayatımdaki en büyük amaçlardan biri, bunu gerçekleştirmek olmuştu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Gelecek hafta:&lt;/span&gt; Başıma ne dert aldığımın meğerse farkında değilmişim. 20.000 kişiye su götürme çabasının altı yıllık macerası ve mutlu son... Gelecek haftaki kısımda işin bir de Linux'u ilgilendiren kısmı olacak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;------------------------&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Dipnot 1:&lt;/span&gt; 13 Mart 1996 günü "Düşünceye Suçu'na Karşı Girişim" eylemi çerçevesinde yasaklı bir kitaba yayıncı olarak imza attıkları gerekçesiyle DGM karşısına çıkan 184 yazardan Mahir Günşıray, söz sırası geldiğinde elindeki kitaptan şu sözleri okumuştu: "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Siz kimsiniz? Ne yapıyorsunuz burada? Ne demek oluyor bu adalet komedyası? Sorguya çekilen niçin başkası değil de benim? Bunu bilmek isterdim. Siz de bilmiyorsunuz. Emirleri uyguluyorsunuz. Ve bu ad, her nasılsa benim olan bu ad, bir başkasının da olabilirdi. Bir badanacının mesela. Buradan çıkınca evinize gidecek, annenizi, karınızı, çocuklarınızı kucaklayacaksınız. Teker teker alınınca, her birinizin bir insan olması, hepinizin bir vicdanı olması... İşte bunu anlayamıyorum!&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savcı, yerinden fırladı: "Bize hakaret ediyor, suç duyurusunda bulunuyorum!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözler, Günşiray'ın o günlerde sahneye koyduğu Franz Kafka'nın "Duruşma" adlı oyunundandı. DGM, Kafka'yı sanık olarak 10. Asliye Ceza Mahkemesi'ne yolladı. Böylece, Aziz Nesin'in ölümüyle 184'e inen sanık sayısı tekrar, 185'e yükseldi. Franz Kafka ne yazıktır ki hiçbir duruşmaya katıl(a)madı! Günşıray ise Kafka'nın bu satırları yüzünden 6 ay hapse mahkûm oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Dipnot 2: &lt;/span&gt;Doğru kelimeyi bulamayınca, Edip Cansever'in "Ben Ruhi Bey Nasılım" şiirinden aldığım bu muhteşem mısraya sığındım. Kusurum affola...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Dipnot 3: &lt;/span&gt;Tezekten evi açıklamalıyım, aslında bu evler killi bir toprağın samanlı bir tezek ile karıştırılıp, kalıplanarak güneşte kurutulması ile elde edilen briketler aracılığıyla yapılıyor. Evin iç duvarlarından birine yapıştırılan tezeklerse, dışarda 80 santim kar varken içersinin ılık kalmasını sağlıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Dipnot 4: &lt;/span&gt;Yazıdan alınarak, beni bölücülük ya da faşolukla itham edecek salakların tam listesini, önümüzdeki günlerde yorum bölümünde görebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114642143683577841?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114642143683577841/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114642143683577841" title="8 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114642143683577841" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114642143683577841" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/nI1Q_x7nJTk/denizi-ilk-defa-gren-ocuun-birdenbire.html" title="Denizi ilk defa gören çocuğun&lt;br&gt; birdenbire yaşlanması" /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">8</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/04/denizi-ilk-defa-gren-ocuun-birdenbire.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114613713224576786</id><published>2006-04-27T14:24:00.000+03:00</published><updated>2006-04-28T13:17:23.880+03:00</updated><title type="text">Webmaster aranıyor!</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/hayat" rel="tag"&gt;hayat&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/spiderman.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/spiderman.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Cihangir'de bahçeli bir ofiste &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;tam zamanlı&lt;/span&gt; ya da &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;haftanın üç günü&lt;/span&gt; çalışabilecek; HTML, XML dillerini bilen, Flash nedir diye sorulduğunda "Renault Flash!" diye mutlulukla  cevap vermeyecek (bir iş görüşmesinde başımıza geldi), Photoshop'u sağ eliymiş gibi kullanabilen ama hepsinden önemlisi bir "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;estetik duygusu&lt;/span&gt;"na sahip olan tasarımcılar arıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ücret dolgun olmayıp; öğrenmeye hevesli, sık sık pizza eşliğinde bira içilen eğlenceli bir ortamda çalışabilecek genç bir iş arkadaşı arıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pardus'u tanıması ve GIMP ile Scribus'u kullanmayı bilmesi, ayrıca tercih sebebi olacaktır :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başvurular ali@artistanbulpr.com ya da 0212 251 64 37 no'lu telefona yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf: &lt;a href="http://www.flickr.com/photos/devos/163903/"&gt;Flickr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114613713224576786?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114613713224576786/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114613713224576786" title="4 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114613713224576786" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114613713224576786" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/vJLH-HXiZsU/webmaster-aranyor.html" title="Webmaster aranıyor!" /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">4</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/04/webmaster-aranyor.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114571528939428002</id><published>2006-04-22T10:55:00.000+03:00</published><updated>2006-04-27T11:31:12.450+03:00</updated><title type="text">Ahtamar'dan selamlar...</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/van" rel="tag"&gt;van&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/akdamar.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/akdamar.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı Van'dan, şehrin gençlerinin piyasa yaptıkları Cumhuriyet (Mecburiyet) Caddesi'ndeki bir internet cafe'den çok hızlı bir şekilde yazıyorum. Fotoğraf, Sacred Sites sitesinden alınan özel izinle kullanılmaktadır, dijital makine ise artık İtalya'da olduğu için orada çektiğim karelerin gelmesini için biraz bekleyeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, yılın bu zamanı Ahtamar Adası'nda resimdeki gibi badem ağaçları açıyor, detayları bir ara anlatacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Not 1 (27 Nisan): &lt;/span&gt;Photograph Courtesy of SacredSites.com, Martin Gray'e özel teşekkürler.&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#0000ff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114571528939428002?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114571528939428002/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114571528939428002" title="5 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114571528939428002" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114571528939428002" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/YUzI8A5apA4/ahtamardan-selamlar.html" title="Ahtamar'dan selamlar..." /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">5</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/04/ahtamardan-selamlar.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114383154332255862</id><published>2006-04-08T23:51:00.000+03:00</published><updated>2006-04-09T03:09:00.016+03:00</updated><title type="text">Pratikte zayıf ama teoride hiç fena değil...</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/foto%C4%9Fraf" rel="tag"&gt;fotoğraf&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/leos2.0.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/leos2.0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sabahleyin yaşadığım bir iki küçük kriz ve ertelenen iki farklı buluşmanın ardından ben, &lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Ebaris/blog/"&gt;Barış Metin&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Emeren/blog/"&gt;Meren&lt;/a&gt; ve çiçeği burnunda Pardus geliştiricisi &lt;a href="http://kuheylan.org/blog"&gt;Faik Uygur&lt;/a&gt; Taksim'de buluşup, foto-safarimize çıkmış bulunduk. Evet, Barış'ın aktardığı üzere giderek şiddetlenen bir yağmur yağıyordu ve yağmurda yanında şemsiye açmış üç adamla birlikte fotoğraf çekmek kolay olmuyor :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış yağmurdan ötürü "&lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Ebaris/blog/blog.cgi?file=misin-feyld.txt"&gt;mission failed&lt;/a&gt;" yazmış ama bence hiç de öyle olmadı. Sirkeci'nin fotoğraf makinesi satan mağazalarında neyin ne işe yaradığı, iyi bir tripodun nasıl olması gerektiği, asa/iso değerleri, tobacco filtre &lt;a href="http://www.fotokritik.com/foto.php?fid=195249"&gt;kullanımı&lt;/a&gt; gibi bir sürü ayrıntıyı farkında olmadan kaptı Barış...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında herkes için iyi oldu, bendeniz de "&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Pinhole_Photography"&gt;pinhole photographing&lt;/a&gt;" hakkında epey bilgi edindim bu sayede... En yakın "&lt;a href="http://www.pinholeday.org/"&gt;world pinhole day&lt;/a&gt;" bu ayın 30'undaymış, o güne kadar kibrit kutusundan lenssiz bir fotoğraf makinesi yapsak ne güzel olur aslında... Ne dersin Barış, becerebilir miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kimde ne makine vardı?" diye soracaklara hemen açıklayalım. Barış beyimizde bir Nikon D50, Meren de ise D70 ve güzel bir 300 objektif vardı. Ben ise bir dinozor olarak Canon EOS 50e ile katıldım. Analog makinelerin dijitalleri hâlâ dövebildiğini görmek güzeldi :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de beni şu diapozitif masrafından kurtaracak bir dijital makinesi fena olmaz. Acaba bir &lt;a href="http://www.canon-europe.com/For_Home/Product_Finder/Cameras/Digital_SLR/EOS_5D/index.asp?ComponentID=306124&amp;amp;SourcePageID=164046#1"&gt;EOS 5D&lt;/a&gt;'ye girsem mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114383154332255862?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114383154332255862/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114383154332255862" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114383154332255862" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114383154332255862" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/G6P8ksdGlXc/pratikte-zayf-ama-teoride-hi-fena-deil.html" title="Pratikte zayıf ama teoride hiç fena değil..." /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/04/pratikte-zayf-ama-teoride-hi-fena-deil.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114281193365420460</id><published>2006-04-04T13:45:00.000+03:00</published><updated>2006-04-04T19:10:43.233+03:00</updated><title type="text">Majestelerinin, sancağında hilal taşıyan gemisi (2)</title><content type="html">&lt;a href="http://del.icio.us/velista/tarih" rel="tag"&gt;tarih&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/k%C3%BClt%C3%BCr" rel="tag"&gt;kültür&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/yelken" rel="tag"&gt;yelken&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/demirbas-01.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/demirbas-01.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/demirbas-01.jpg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/03/majestelerinin-sancanda-hilal-tayan.html"&gt;Geçen hafta&lt;/a&gt; nerede kalmıştık? Sanırım, İsveç Kralı "Demirbaş Şarl"ı bugünkü Moldova sınırları içinde kalan Bender'de bırakmıştık..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse, İsveç kralının Bender’de başlayan konukluğu sırasında hoş olmayan olaylar da yaşanmıştı. Karl ordusunu kaybettikten sonra, siyasi bir mülteci, daha doğrusu “sürgündeki kral” olmuştu. Poltava’dan sonra Ukrayna bozkırlarına dağılan İsveç ordusundan arta kalanlar, savaştan sonraki altı ay boyunca Bender’e akın edince, başlangıçta 1.000 askerle Bender’in hemen dışında kamp kuran XII. Karl’ın çevresindeki İsveçliler 10.000 kişiye ulaşmıştı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu zorunlu ziyaretin öyle çok da “geçici” olmadığını anlaşılmış; “Demirbaş Şarl”ın, Bender’in hemen dışında &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Karlstad&lt;/span&gt; adıyla kurduğu yerleşim birimi zamanla giderek kalabalıklaşmıştı. Bunda, padişah III. Ahmet’in, krala jest yapmak amacıyla, Rusların esir alıp pazarlarda köle olarak sattıkları İsveçli kadınlarla çocukları satın alıp azat etmesi de büyük rol oynamıştı. Sadece bu kadar mı? Kralın Karlstad’daki kampının çevresinde müstahkem mevkiler istihkâmlar yapılmış, evinden kıyıdaki “kançılarya”sına kadar da bir tünel kazılmıştı. İsveçliler yerleşiyordu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsveç kralının uzayan konukluğu ve “devlet içinde devlet” kurması, Osmanlı’yı kızdırmaya başlarken, İsveç cemaatinin Bender esnafına ciddi bir borç takması da ortamı fena halde gerginleştirmişti. Sonuçta, İsveç kralına karşı ayaklanan “kızgın kalabalık”, kent dışında bekleyen yeniçerilerle de birleşerek, İsveçlilere “temiz bir sopa” attı. Demirbaş Şarl’ın da ağır yaralandığı bu “kent savaşı”, İsveç tarihinde “&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kalabaliken-i Bender&lt;/span&gt;” adıyla geçiyor. Duruma el koyan Osmanlı, Bender’den aldığı XII. Karl’ı önce Dimetoka’da ev hapsinde tutmuş, ardından da İstanbul’a getirtmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/jarramas%20plan_kucuk.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/jarramas%20plan_kucuk.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Jarramas_Jilderim_ve_kralinimzasi.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Jarramas_Jilderim_ve_kralinimzasi.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İlk Jarramas'ın çok merak edilen planı. Kaynak: Architectura Navalis Mercatoria (1768)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu kitabın Türkiye'deki tek tıpkıbasımı sanırım bendedir, bunu da gururla söylerim :)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;Altında ise "Demirbaş Şarl'in kendi eliyle çizdiği planlar görünüyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;“Türk donanması gibi donanmam olsa”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;“Demirbaş Şarl”, Dimetoka’da ev hapsinde tutulduğu dönemi iyi değerlendirmiş, İstanbul’daki günlerinde Marmara kıyılarında görüp hayran olduğu donanma gemilerinin planlarını çizmişti. İsveç kralı, dönemin parmakla gösterilen matematikçi ve mühendislerinden biriydi. Geniş karinaları ve yüksek hızları ile Osmanlı teknelerinin benzerleri İsveç’in elinde olsa; en büyük arzusu sıcak denizlere açılmak olan Deli Petro’nun bu amaçla kurdurduğu St. Petersburg (Leningrad) daha doğmadan haritadan silinebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Demirbaş Şarl”, 1714’te göz hapsinde bulunduğu Dimetoka’dan gizlice kaçmış; kaçmadan iki ay önce çizdiği planları da casusları aracılığıyla İsveç’e yollamıştı. Stockholm’deki savaş konseyine bir de mesaj gönderen kral, konseyden, kendisi ülkeyle dönünceye kadar Jilderim ve Jarramas adını verdiği firkateynlerin inşa edilmesini emretmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;XII. Karl’ın Dimetoka’daki ev hapsi günlerinde çizdiği tekne eskizleri bugün elimizde. Titrek bir yazıyla altına “Carolus” yazarak imzaladığı planlar, bugün Stockholm Kraliyet Kütüphanesi’nde sergileniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;İsveç donanmasında iki Türk:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;“Yaramaz” ve “Yıldırım”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Demirbaş Şarl, Türkiye’de kaldığı beş yıl içinde Türkçe’yi epey öğrenmişti. Nitekim, bu iki gemiye ad koyarken de, kulağına hoş gelen iki Türkçe kelimeyi seçmişti: Yıldırım ve Yaramaz... Kral, çizdiği planların üstüne, güzel bir sülüs yazıyla teknelerin ismini Osmanlıca yazdırmayı da ihmal etmemişti! &lt;span style="font-style: italic;"&gt;(Yukarda)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kralın emriyle, Karlskrona Tersaneleri’nde yapımına başlanan “Yaramaz” ve “Yıldırım”, 1716 yılında bitirildi. 44 top taşıyan ve 39 metre uzunluğundaki Jarramas (Yaramaz), artık İsveç donanmasının sancak gemisiydi. Türk korsan teknelerinin çizgilerini taşıyan bu tekne, İsveç donanma sancağını buharlı tekneler çağına kadar gururla taşıdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek hıza ve üstün manevra yeteneğine sahip bu iki firkateyn, suya indirildikleri andan itibaren Baltık Denizi’ni Ruslara dar etmişti. Bu gemiler, sadece Ruslara karşı değil, başka düşmanlara karşı da kullanılmıştı. 1756-1763 yılları arasındaki “Yedi Yıl Savaşları”nda Yaramaz ve Yıldırım, Kuzey Denizi’nde sayısız İngiliz gemisi batırmış, 1805’te de müttefiklerle birlikte Napolyon donanmasına karşı güçlerini göstermişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jilderim (Yıldırım), Prusyalılar ile yapılan bir deniz savaşında batırılmış; İsveçliler tarafından uğuruna inanılan Jarramas ise, her hizmetten çekilişinde inşa edilen daha modern bir tekneye adı verilerek efsanevi ününü sürdürmüş, İsveç donanmasında da bir geleneğin oluşmasına yol açmıştı: Hizmete giren her yeni Jarramas’ta, “Demirbaş Şarl”ın orijinal planlarına ve Türk teknelerinin o muhteşem çizgilerine sadık kalınması kaydıyla!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dördüncü kuşak son Jarramas, 1899’da yine Karlskrona Tersaneleri’nde inşa edilip denize indirildi. Jarramas, son askeri görevine II. Dünya Savaşı günlerinde 1944’te çıktı. Bu son görev, Alman denizaltılarının İsveç karasularına girmesini engellemekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jarramas, bugün İsveç denizciliğinin gurur kaynağı olarak, 1944’ten bu yana okul gemisi olarak hizmet veriyor. Dünyanın en güzel firkateynlerinden biri sayılan, Karlskrona’daki Kraliyet Deniz Müzesi &lt;a href="http://www.marinmuseum.se/Marinmuseum/Om/Museifartygen/Jarramas.aspx"&gt;önünde demirli&lt;/a&gt; Jarramas, bir zamanlar Akdeniz’i titreten Türk korsanlarının belki de dünyada hâlâ yaşayan tek tanığı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sisli günlerde, Jarramas tüm yelkenlerini fora ettiğinde, İsveçli denizcilerin bağrışmalarına yabancı bir sesin daha karıştığı söyleniyor... Yolunuz Karlskrona’ya düştüğünde, belki siz de o sesi duyabilirsiniz. Öfkeli bir Türk korsan reisinin güvertedeki “İsveçli leventlerine” verdiği “Yelkenler foraaa!” emrini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Teşekkür:&lt;/span&gt; Bu yazının hazırlanmasındaki eşsiz katkılarından ötürü, İsveç Kraliyet Deniz Müzesi müdürü Ann-Britt Christensson’a ve Helena Grännsjö’ye teşekkürlerimi sunarım...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114281193365420460?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114281193365420460/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114281193365420460" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114281193365420460" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114281193365420460" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/idto_C5E-10/majestelerinin-sancanda-hilal-tayan.html" title="Majestelerinin, sancağında hilal taşıyan gemisi (2)" /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/04/majestelerinin-sancanda-hilal-tayan.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114320073028750955</id><published>2006-03-24T14:53:00.000+02:00</published><updated>2006-03-24T15:54:03.643+02:00</updated><title type="text">Tema değişikliği</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/blogger" rel="tag"&gt;blogger&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Ken_Parker_tapejara.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 0, 102); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker_tapejara.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sitede basit bir tema değişikliği. Panik yok, Burkina Fasa Fiso 2.0 sürümüne daha çok var :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada evet, kendimce bir Ken Parker teması yapmış durumdayım. Derslerimden geri kaldığım için koca bir dolap dolusu Teks'i imha eden anacığımın bile sevdiği, yakmaya kıyamadığı bir kahramandı Ken Parker :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ken Parker yalnız bir kovboy, Edgar Allen Poe okuyan bir silahşor, Karl Marx'ı anlamaya çalışan bir grev işçisi, "altına hücum" döneminde bir anti-kahraman, kızılderililerin yanında bir Amerikalı, idam cezasına karşı çıkan bir insan hakları savunucusu, Marilyn Monroe'nun (Norma) sevgilisi, adaletsizliklerin karşısında ise bir Komiser Cemil'dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ken Parker'ı hâlâ okumayanlardan mısınız yoksa?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114320073028750955?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114320073028750955/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114320073028750955" title="11 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114320073028750955" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114320073028750955" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/UYnfEbIyIXI/tema-deiiklii.html" title="Tema değişikliği" /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">11</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/03/tema-deiiklii.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114275931438070830</id><published>2006-03-21T19:04:00.000+02:00</published><updated>2006-03-22T10:23:23.600+02:00</updated><title type="text">Majestelerinin, sancağında hilal taşıyan gemisi (1)</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/tarih" rel="tag"&gt;tarih&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/k%C3%BClt%C3%BCr" rel="tag"&gt;kültür&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/yelken" rel="tag"&gt;yelken&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/smal_tryck.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/smal_tryck.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;İsveç, 200 yıl önce Ruslara karşı verdiği ölüm kalım savaşında, sancağında hilal bulunan bir tekne sayesinde yok olmaktan kurtulmuştu. İsveç kralı “Demirbaş Şarl”ın Türk korsan teknelerini kopya ederek inşa ettirdiği “Yaramaz”, hâlâ hizmette!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlerden 19 Ağustos 1809... Bir ulusun kaderinin belirlendiği gün. İsveçliler, kendilerinden çok daha güçlü Rus ordusu ile ölüm kalım savaşına girmiş. Öyle bir savaş ki bu, ya İsveç tarih sahnesinden silinecek ya da Rus orduları bu son siperlerde durdurulacak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsveçlilerin işi çok zordu. Rus ordusuna, o güne kadar hiç yenilgi tatmamış, efsanevi bir isim komuta ediyordu: General Nikolay Mihayloviç Kamenskiy.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamenskiy, İsveçlilere yüzyıllarca unutamayacakları bir yenilgi yaşatmıştı. İsveç ordusunu Finlandiya’da yok etmiş, bir dizi parlak zaferden sonra İsveçlileri önce Finlandiya’dan, ardından da Laponya’dan atmıştı! General Kamenskiy, bu zafer yürüyüşünü İsveç Krallığı’nın başkenti Stockholm’ü ele geçirerek noktalamak istiyordu ve karşısında, yalnızca Savar kasabasında konuşlanmış 6.800 İsveç askeri vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rus çarı Aleksander, o zafer günlerinde, İsveç kralına kendi “barış koşulları”nı da dayatmıştı: “Finlandiya’yı, Norveç’i ve Norland’ı (İsveç’in kuzeyindeki Laponya) Rusya’ya verirsen, ülkenin geri kalan kısmında yaşamanıza izin veririm!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 Ağustos 1809 günü, İsveç kralı IV. Gustav, Savar kasabasındaki askerlere son bir mesaj gönderdi: “Bu çarpışmayı kaybederseniz, sizinle birlikte İsveç de kaybedecek...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün öğleden sonra &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Battle_of_Ratan_and_S%C3%A4var"&gt;Savar-Ratan hattı&lt;/a&gt; üzerinden hücuma kalkan İsveç askerlerini göğüsleyen Rus ordusu, beklenmedik bir sürprizle karşılaştı. Rus donanmasının abluka altına aldığı Baltık Denizi’ni bir uçtan öbür uca sessizce aşmayı başaran iki İsveç firkateyni, 100 kadar topla Rus siperlerini acımasız bir şekilde dövmeye başlamış; bu durum, Rus siperlerinde büyük bir paniğe yol açmıştı. Peki, ama bu İsveç firkateynleri nereden gelmişti? İlk yenilgisini yaşayan ünlü General Kamenskiy, dürbünüyle Baltık Denizi’nin lacivert sularında seyreden ve ateş kusan iki İsveç firkateyninden gösterişli olanına bakıyordu. Kamenskiy, masmavi İsveç donanma bandırasının üzerindeki garip işarete hiçbir anlam veremiyordu. Peki, bu işaret neyin nesiydi, acaba neyi simgeliyordu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Jarramas2.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Jarramas2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;İsveç’i yok olmaktan kurtaran tekne&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;General Nikolay Mihayloviç Kamenskiy’nin tanımlayamadığı o motif, bir hilaldi! Jarramas firkateyninin gönderinde dalgalanan bu hilalli bandıra, İsveç’i yok olmaktan kurtarmıştı. Ülke tarihindeki bu en kritik çarpışma sayesinde İsveçliler, ülkelerinin kuzeyini ellerinde tutmayı başardılar. Bu bölge, barındırdığı zengin demir ve krom yataklarıyla, gelecekteki “İsveç mucizesinin” yaratılmasında en büyük paya sahip olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, bu bayraktaki hilalin sırrı neydi? Bu sırrı çözebilmek için tam yüzyıl geriye, İsveç kralı XII. Karl’ın, Rus çarı Deli Petro ile Poltava Meydan Savaşı’nı yaptığı 27 Haziran 1709 tarihine dönmek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük Kuzey Savaşı’nın (1700-1721) ilk sekiz yılında üç saldırgan düşmanının; Danimarka, Saksonya-Polonya ve Moskova’nın (Rusya) ittifak halindeki ordularını başarıyla yenilgiye uğratan İsveç kralı XII. Karl, Rusların başkentine yürümeye karar vermişti. Gün, Deli Petro’nun “Yenile yenile yenmeyi öğreneceğiz” dediği günlerdi... Rusların büyük çarı, aldığı yenilgilerden sonra yenmeyi, Doğu Ukrayna’da Poltava kasabası yakınlarındaki ovada öğrenecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27 Haziran 1709’da, Poltava’da ordusu yok olan XII. Karl için tek açık yol, güneye doğru uzayıp giden topraklardı. Kılıç artığı 1.000 kadar askeriyle birlikte güney topraklarının hâkimi Osmanlı İmparatorluğu’na iltica eden İsveç kralı, Osmanlı-Rus sınırındaki Bender kentine sığınmak zorunda kalmıştı. Osmanlı’nın ağırlamak zorunda kaldığı bir konuğu vardı artık. Yenik İsveç kralı XII. Karl...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/demirbas-03.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/demirbas-03.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Başlangıçta, sadece beş gün kalacağını açıklayan &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Demirba%C5%9F_%C5%9Earl"&gt;XII. Karl&lt;/a&gt;’ın Osmanlı topraklarındaki konukluğu tam beş yıl sürdü! Öyle ki, “Devlet-i Âli” tarafından ağırlanan İsveç kralının masraflarının bütçenin hangi kaleminden karşılanacağı konusunda Osmanlı maliyesinde sorun çıkmış, sonunda bu harcamaların bütçedeki “demirbaş” kaleminden karşılanmasına karar verilince, kralın lakabı “&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Demirbaş Şarl&lt;/span&gt;” kalmıştı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türklerin bildiği adıyla “Demirbaş Şarl”, Bender, Dimetoka ve İstanbul’da kaldığı süre içinde boş durmadı. Sürekli şekilde, Marmara Denizi’ne demirleyen Türk ve Cezayirli korsan gemilerini inceleyip, Rusları yenmek için bu tür teknelere sahip olması gerektiğini düşündü. Bu düşüncesindeki haklılığının kanıtı da, 100 yıl sonra İsveçlilerin Rusları mağlup etmesinde başrolü oynayan, bandırasında hilal bulunan “&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Jarramas&lt;/span&gt;”ın ta kendisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İkinci bölümde:&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;"Jarramas" yani Yaramaz'ın ilginç öyküsü. Jarramas'ın planını merak edenlere bir  de sürprizimiz olacak :)...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114275931438070830?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114275931438070830/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114275931438070830" title="6 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114275931438070830" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114275931438070830" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/Nhhqh4cL9hA/majestelerinin-sancanda-hilal-tayan.html" title="Majestelerinin, sancağında hilal taşıyan gemisi (1)" /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">6</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/03/majestelerinin-sancanda-hilal-tayan.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114281549582169140</id><published>2006-03-19T23:06:00.000+02:00</published><updated>2006-03-20T02:47:54.303+02:00</updated><title type="text">Burkina Fasa Fiso için geri sayım</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/pardus" rel="tag"&gt;pardus&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/blogger" rel="tag"&gt;blogger&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a ohref="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/157-kedus-1280x1024.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/157-kedus-1280x1024.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Burkina Fasa Fiso 2.0 için geri sayım başladı. Yeni bir adres ve yeni bir sayfa tasarımı ile yayına devam edecek olan sitede, birkaç güzellik de olacak... Şimdiden bazılarını söyleyebilirim herhalde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burkina Fasa Fiso, kategorilere ayrılan ve her kategorinin kendi RSS'ine sahip olduğu bir yapıda olacak. Eski yazılara erişim kolaylaşırken, tag bulutunu da daha anlamlı bir yapı içinde kullanmayı hedefliyoruz. Eğer başarabilirsek, sitenin açılışında bir sürprizle karşılaşacaksınız. Hayır, bu bir animasyon değil :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında kafamızda epey bir yenilik var. Ama hem kendimizi bağlamamak hem de bazı sürprizleri siteye saklamak adına şimdilik susuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada farkındaysanız, &lt;a href="http://gezegen.pardus.org.tr/"&gt;Gezegen Pardus&lt;/a&gt; üzerinden de yayına başlamış bulunduk. Fotoğraf ise pek muhterem &lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Emeren/blog/"&gt;A. Murat Eren&lt;/a&gt;'in &lt;a href="http://sanat.pardus.org.tr/"&gt;Sanat Pardus&lt;/a&gt;'ta yayınlanan bir işinden.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114281549582169140?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114281549582169140/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114281549582169140" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114281549582169140" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114281549582169140" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/5W-JhrXvb3Y/burkina-fasa-fiso-iin-geri-saym.html" title="Burkina Fasa Fiso için geri sayım" /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/03/burkina-fasa-fiso-iin-geri-saym.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114220353885286084</id><published>2006-03-13T00:23:00.000+02:00</published><updated>2006-03-13T20:17:22.003+02:00</updated><title type="text">Pardus ekibinin gizli silahları</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/pardus" rel="tag"&gt;pardus&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/pardus%20ekibinin%20gizli%20silahlar%3F%3F.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/pardus%20ekibinin%20gizli%20silahlar%3F%3F.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gezegen Linux içindeki "evrim-biyoloji kitapları" ana temalı dehşetengiz tartışmayı canlandırmak istemem ama, evrim konusunda benim de bir iki lafım olacak :)..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsim vermek gibi olmasın ama &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Görkem Çetin&lt;/span&gt; ve &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Gökmen Göksel&lt;/span&gt; isimli iki arkadaşımızın saatler boyu süren bir mücadeleden sonra geçen hafta burada yayınlanan &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/origami-tux.html"&gt;kağıttan pengueni&lt;/a&gt; yapmayı "başaramadıklarını" üzülerek öğrenmiş bulunuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Coca-Cola içen maymunların bile el becerileri gelişirken, bu iki arkadaşın kağıttan tuzluk yapmayı bile becerememesi düşündürücü elbet :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukardaki fotoğraf: Pardus geliştiricilerinden &lt;a href="http://gokmen.fasafiso.org/"&gt;Gökmen Göksel&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.gorkemcetin.com"&gt;Görkem Çetin&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://ahmet.fasafiso.org/"&gt;Ahmet Aygün&lt;/a&gt;  mutlu günlerinde...&lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Emeren/blog/"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114220353885286084?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114220353885286084/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114220353885286084" title="6 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114220353885286084" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114220353885286084" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/SQSpzhsoJto/pardus-ekibinin-gizli-silahlar.html" title="Pardus ekibinin gizli silahları" /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">6</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/03/pardus-ekibinin-gizli-silahlar.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114138890353174311</id><published>2006-03-03T14:24:00.000+02:00</published><updated>2006-03-03T18:11:28.446+02:00</updated><title type="text">Elveda Mimar Sinan...</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/istanbul" rel="tag"&gt;istanbul&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/k%C3%BClt%C3%BCr" rel="tag"&gt;kültür&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22mimar%2Bsinan%22" rel="tag"&gt;mimar sinan&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/atlas" rel="tag"&gt;atlas&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/ahanda_sinerji.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/ahanda_sinerji.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İstanbul Atışalanı’ndaki tarihi Avasköy Sukemeri, bir konut projesine kurban ediliyor. Mimar Sinan imzasını taşıyan anıt eser, önünde yükselen bloklar tarafından yutulmak üzere...&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’un simgelerinden Süleymaniye Suyolları’na ait Mimar Sinan yapısı Avasköy Sukemeri yok ediliyor. Hem de bizzat kentin imarından sorumlu büyükşehir belediyesinin izni ve katkısıyla. Albayrak Yapı Grubu, Esenler ilçesi Atışalanı mevkiindeki en az 400 yaşındaki sukemerinin sadece birkaç metre uzağına, onu tümüyle kapatacak 14 bloktan oluşan bir site inşa ediyor. 664 konut ve kapalı otopark, yüzme havuzu, alışveriş merkezi gibi tesislerden oluşması planlanan kompleksin şantiyesi, inşaatın başladığı bugünlerde bile tarihi suyoluna yaslanır durumda. Sinan’ın eseri, kuzey tarafına yerleştirilen pano ile inşası süren kompleksin nizamiyesi haline getirilmiş; “&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Kemer Park Evleri’ne Hoşgeldiniz&lt;/span&gt;”. En tuhafı da bu zaten...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belediye başkanı, Esenler Belediyesi, müteahhit firma ve basın, inşasına başlanan yeni konutların, ilçeye katacağı değerden bahsediyor. Ama hiçbiri Mimar Sinan’ı ve onun eseri sukemerini anmıyor. Temel atma töreninde yaşananlar gerçek bir olaydan çok, ironik bir sinema filmini andırıyor. Örneğin Albayrak Şirketler Grubu Başkanı Nuri Albayrak törende, “&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Dünya başkenti olarak addedilen İstanbul’da yaşayan insanlara sadece kaliteli konut değil, aynı zamanda uygar bir yaşam sunmayı hedeflediklerini&lt;/span&gt;” söylüyor (Milliyet Emlak, 26 Ocak 2006). İstanbul’un mimar belediye başkanı Dr. Kadir Topbaş’ın, Koca Sinan’ın eserine baka baka söyledikleri ise çok daha ironik: “&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;İnsanın doğuştan varolan barınma ihtiyacını yönetimler önceden oluşturur ya da oluşmasını sağlarsa, daha mutlu insanlar ve medeniyetler oluşur.&lt;/span&gt;”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemer Park Evleri’nin ciddi bir sinerji oluşturacağını belirten mimar başkan, “çünkü burada değerli yapılar ortaya çıkınca, dönüşüme doğru atılımlar yapılacak” diyor. Haberi veren gazete de başkanın sözlerinden esinlenerek kompleksin yapımını “Çirkinliğe Kamuflaj” başlığıyla duyurmuş.  (Milliyet,  7 Ocak 2006)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz yıl İstanbul’un yeşillendirilmesi üzerine düzenlediği bir basın toplantısı sonrasında Başkan Topbaş ile görüşmüştüm. Kısa görüşmede kendisine Şehzadebaşı’ndaki Belediye Sarayı’nın, ondan 1600 yıl daha eski Valens (Bozdoğan) Sukemeri’nin karşısına 1950’li yıllarda yapıldığını hatırlatmış ve bugün böyle bir yapının inşasına razı olup olmayacağını sormuştum. Başkan “&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;O günkü başkan ben olsam yapmazdım&lt;/span&gt;” diye cevaplamıştı. (“Elveda İstanbul”, Atlas, Aralık 2005).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tesadüf eseri tarih çok kısa bir süre sonra Topbaş’a bir başka sukemerini modern yapıların gölgesinden kurtarma şansı verdi. Mimar belediye başkanı bu şansı görmezlikten gelmenin yanı sıra temel atma törenine katılarak, kemerin tükenişini hazırlayan projeyi ödüllendirdi. Bu örnek bile İstanbul’u yönetenlerin, İstanbul’a karşı ne kadar samimi olduğunun bir göstergesi. Çeşitli dönemlerde kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurullarında görev alan İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Restorasyon Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Zeynep Ahunbay’a göre, “&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Bu utancı ortadan kaldırmak için derhal bir şeyler yapılması ve bu konuda önceliği Mimar Sinan’ın ismini hamasi söylevlere alet eden politikacıların alması&lt;/span&gt;” gerekiyor. Ahunbay, su yapılarının korunmasının belediyelerin görevi olduğunu ve Avasköy Sukemeri’nin durumunun, bu görevin layıkıyla yerine getirilmediğini gösterdiğini söylüyor: “&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Bakımsızlık bir yana, böyle bir anıtın çevresini yeşil alan olarak düzenlemek yerine, başına onu hiçe sayan kütleler yerleştirmek şehircilik ve estetikle bağdaşmıyor.&lt;/span&gt;”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mimarlar Odası İstanbul Şubesi’nin verdiği bilgiye göre, Albayrak Yapı Grubu’nun arazi için aldığı imar izni 2.5 emsal ve 0.40 taban alanı kat sayısını (TAKS) içeriyor. Yani sahip olunan parselin 2.5 katı büyüklüğünde kat alanına imkân tanınırken yapının tabanının, parselin yüzde 40’ını kapsamasına izin veriliyor. Odanın ikinci başkanı Günhan Danışman, verilen iznin çok yüksek yoğunlukta yapılaşmanın yolunu açtığını ve yapılacak blokların Avasköy Sukemeri’ne bitişik tasarlanmış olmasının bu eseri yok saymakla eş sayıldığını söylüyor. Günhan, meslek odası adına Atlas’a yaptığı açıklamada “&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Kültürel mirasına saygılı bir ülkede, su mühendisliği harikası böyle bir esere rant amacıyla bu denli duyarsızca davranılması olanaklı değildir. Aksine, gelecek nesillere aktarılmak üzere doğal çevresi ile birlikte korunarak bir kültürel miras parkı olarak düzenlenir. Meslek odamız adına üyemiz Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mimar Kadir Topbaş’ın ve İSKİ’nin duruma süratle müdahale etmesini bekliyor, ilgili Kültür Varlıkları Koruma Kurulu’nun projeye izin verip vermediğinin araştırılmasını da talep ediyoruz&lt;/span&gt;” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul belediye başkanının temel atma töreninde söylediklerinin, ilginç bir tarafı daha var. Topbaş konuşmasında, D-100 otoyolu ve bağlantı yolları üzerinde yer alan akslardaki yapıların çirkinliğinden yakınıyor ve buraların ön çeperlerinin yenilenmesi gerekliliğinden bahsediyor. Oysa Avasköy Sukemeri’nin bulunduğu Esenler, TEM ve bağlantı yollarının devreye girmesiyle 1980’lerin ikinci yarısında nüfus ve yapı patlaması yaşayan diğer ilçeler gibi, büyük bir hızla büyüdü. Bizzat Topbaş’ın da görev aldığı yerel yönetimler, kaçak ve dolayısıyla düzensiz yapılaşmanın yarattığı bu büyümeye oy toplama uğruna seyirci kaldı. Görüntüsünden rahatsız olduğu ve “kamuflaj”ını gerekli gördüğü çirkinliğin oluşmasında, gerek mimar unvanıyla danışmanlığını yaptığı ve gerekse Beyoğlu belediye başkanı olarak birlikte çalıştığı yerel yönetimlerin sorumluluğu var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/bir_zamanlar_Sinan.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/bir_zamanlar_Sinan.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;(Sukemerinin 1983 yılında çekilmiş görüntüsü)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sukemerinin 1983 yılında İSKİ tarafından yayımlanan "Tarih Boyunca İstanbul'da Sular" isimli kitapta yer alan fotoğrafı, bölgedeki yapılaşmanın hızı konusunda fikir veriyor. Fotoğrafın çekildiği tarihte Vatan Caddesi’ni Mahmutbey’e bağlayan otoyol henüz hizmete girmemişti. (Bu otoyolda Mahmutbey yönüne ilerlerken, Esenler’deki Yaş Sebze ve Meyve Hali’ni geçer geçmez sağ tarafta Avasköy Sukemeri’ni görmek hâlâ mümkün. Ancak bu görüş çok kısa süre sonra kapanacak.) Fotoğrafta uçsuz bucaksız gibi gözüken bir arazi ve sukemerinden başka hiçbir şey bulunmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avasköy Sukemeri’nin 1983 yılındaki -kuşatılmamış- halini artık sadece, bu kemerin birkaç kilometre batısında yer alan Mazul Kemer’de görebiliyoruz. Bağcılar’da, Galericiler Sitesi’nin (Oto Center) tam arkasındaki bu sukemeri askeri saha içerisinde yer alma şansına sahip. Ve bu sayede, Avasköy Sukemeri’nden belki bin yıl daha eski olmasına rağmen, zamanın getirdiği yıpranma dışında özgün görüntüsünü koruyabiliyor. Diğer kemerler ve su yapıları, İstanbul gibi yağmalanmayı bekliyor. Kemerburgaz’a ismini veren eserlerden ve dünyanın en güzel su yapılarından Uzun Kemer, Kemer Counrty ve havuzlu villalara doğal bir “çit” vazifesi görüyor. Yine Esenler’deki Alipaşa Sukemeri, inşa edilen otoyolların altında kaldı. Bırakın ücra köşeleri, kent meydanındaki su yapıları bile ağır tahribat altında. Taksim’e ismini veren tarihi su tesisleri, arkasındaki otoparkın gazabına uğruyor; duvarlarına aydınlatma direkleri monte edilmiş, bilboardlar yerleştirilmiş. Örnekleri çoğaltmak mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstiklal Caddesi’nin başındaki Taksim Maksemi’ndeki çeşmelerden birinin üzerinde “&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Her şeye su ile hayat verdik&lt;/span&gt;” anlamındaki ayet asılıdır. İstanbul’a hayat veren, kent siluetine 1600 yıldan uzun süre eşlik eden anıtsal su yapıları geri dönülmez şekilde tahrip ediliyor. İstanbul sözde modernleşirken, çağdaşlığın gerçek göstergesi olan değerlerini yitiriyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Yazı ve fotoğraflar: Gökhan Tan / Atlas&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Not 1: &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Bugün sayfalarımızı tanımaktan her zaman "gurur duyduğum" gazeteci dostum, Atlas dergisinin İstanbul dosyalarını hazırlayan fotomuhabiri Gökhan Tan'a açıyoruz... Gökhan'ın bahsettiği bu kültürel ve tarihi yağmanın boyutları, özellikle Kadir Topbaş'ın Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde azıya almış durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son birkaç gündür gazetelerden &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=180223"&gt;öğrendiğimiz kadarıyla&lt;/a&gt; Kadir Topbaş, İstiklal Caddesi'nden granit taşlarıyla kaplanmasından sonra "yedi tepenin altına &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=180099"&gt;yedi karayolu tüneli&lt;/a&gt;" gibi akla ve tarihe ziyan bir projeye girişmiş! Dolmabahçe Sarayı'nın yanından geçecek olan karayolu tünelinin ne anlama geldiğini ve bu tünelin "20 yıllık öyküsünü", önümüzdeki günlerde ayrıntılarıyla anlatacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birileri bu adamı engellemeli!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not 2:&lt;/span&gt; Yazı ve fotoğraflar için Gökhan Tan'a teşekkür ederim. Gökhan'ın Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde kısaltılarak yayınlanan bu haberinin "tam metnini" böylelikle de yayınlamış oluyoruz...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114138890353174311?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114138890353174311/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114138890353174311" title="11 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114138890353174311" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114138890353174311" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/s_DMA3rJkaQ/elveda-mimar-sinan.html" title="Elveda Mimar Sinan..." /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">11</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/03/elveda-mimar-sinan.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114093595598200254</id><published>2006-02-27T23:57:00.000+02:00</published><updated>2006-02-28T09:06:32.576+02:00</updated><title type="text">Uludağ sunucuları</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/linux" rel="tag"&gt;linux&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/pardus" rel="tag"&gt;pardus&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/pardus%20panthera.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 0, 102); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/pardus%20panthera.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Uludağ sunucularına bir haller mi oldu? Ne &lt;a href="http://sanat.uludag.org.tr"&gt;Arto&lt;/a&gt;'ya, ne &lt;a href="http://bugs.uludag.org.tr"&gt;Uluzilla&lt;/a&gt;'ya ne de Jabber sunucumuza bağlanabiliyorum. Cevabını verebilen varsa ve yazarsa sevinirim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114093595598200254?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114093595598200254/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114093595598200254" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114093595598200254" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114093595598200254" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/s37YU2VFtKE/uluda-sunucular.html" title="Uludağ sunucuları" /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/uluda-sunucular.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114025738402463421</id><published>2006-02-25T18:04:00.000+02:00</published><updated>2006-02-26T16:42:05.923+02:00</updated><title type="text">Bir geliştirici olmak...</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/linux" rel="tag"&gt;linux&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/pardus" rel="tag"&gt;pardus&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/pardus_ekibi.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/pardus_ekibi.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İtiraf ediyorum. Sekiz ay öncesine kadar konsolu nasıl çalıştıracağını bilmeyen bendeniz artık paket derliyor,  Stellarium'dan SuperKaramba temalarına kadar pek çok yazılımın yerelleştirmesini yapıyor, Uludağ'ın hata bildirim sisteminde bana atanan hataları düzeltiyorum. Ne yalan söyleyeyim, Kapalıçarşı'daki halı dükkanındaki satıcının "Alamanca" öğrenmesine benzer bir şekilde, Phyton dilini falan da öğrenmeye başladım :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne gülüyorsunuz? Tanrının bildiğini kuldan saklayacak değiliz elbet :), siz asıl benden ve bir süre sonra yapmaya başlayacağım PİSİ paketlerinden korkun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha da güzel bir şey söyleyeyim size: Bir ayı biraz aşkın bir süredir de resmen bir &lt;a href="http://www.uludag.org.tr/gelistiriciler.html"&gt;Pardus geliştiricisiyim&lt;/a&gt;! Kendime "geliştirici" diyerek &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;gerçek geliştiricilerin&lt;/span&gt; öfkelenmesini istemem elbet, benim yaptığım olsa olsa, "çöpçü balıklığı"... Başkalarının uğraşmakla vakit kaybedeceği türden işleri üstleniyorum "şimdilik". Bu bazen bir KDE bileşeninin yerelleştirmesi, bazen de mevcut yerelleştirme dosyalarının içindeki tutarsızlıkları düzeltmek olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşten eve döndükten sonra, her gün bir saatinizi bir bileşenin eksik çevirisine ayırabiliyor ve size verilecek küçük ya da büyük işin bir ucuna yapışıp bırakmıyorsanız, siz de bir Pardus geliştiricisi olabilirsiniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Geliştirici" olmaya giden en kısa yolun, KDE bileşenlerinin &lt;a href="http://www.kde.org.tr/"&gt;yerelleştirmelerini&lt;/a&gt; üstlenmekten geçtiğini söyleyebilirim. &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Görkem Çetin&lt;/span&gt; işin bu kısmında başvuracağınız adam. Bu süreçte yer aldıktan sonra her gün düzenli olarak Uluzilla raporlarını izlemeli, bir süre sonra da buradaki sorunların çözümünde aktif rol almaya başlamalısınız. Bu sayede "elinizin altındaki canavarı" çok daha hızlı bir şekilde tanıyıp, işletim sisteminizin anatomisini anlamaya başlıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geliştirici olmak kesinlikle para kazandırmıyor. Zaten sıkışık olan hayatınızda eşinizle başbaşa kalacağınız zamandan bir saat daha çalmak sadece!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama yine de söyleyeyim sizlere, "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;çöpçü balığı&lt;/span&gt;" olmak bile çok güzel! Neden mi? Anlatması biraz zor... 32 yıllık hayatımın önemli bir kısmında, hep birilerine "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;borçlu&lt;/span&gt;" olduğumu hissettim. Bu hissi eminim siz de yaşamışsınızdır, hani hüzün verecek kadar güzel bir şeyle karşılaştığınızda içinizde bir şeyler düğümlenir ya, o his işte... O histir sizi ayakta tutan. Gün gelir Kabatepe Mevkii'nde Çanakkale Harbi'nin birbirinden sadece yedi metre uzak siperlerinin önünde, gün gelir güzel bir köy manzarasının karşısında o his "bir duvar gibi" çarpar size...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin beni yazmaya, gazeteciliğe iten temel dürtü, ilk başlarda buydu... Son iki-üç yıllık meslek hayatım içinde giderek bu hissi daha az hissetmeye başlamıştım. Hatta yaptığım işin anlamsızlığı yüzünden bir süre sonra hiç hissetmemeye! Pardus'a destek vermek, Pardus için bir şeyler yapmak bu hissi bana geri kazandırdı. Bu ülkeyi "var eden" insanlara olan &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;borcumu&lt;/span&gt;, bir parça olsun ödediğimi hissediyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, tüm bunları niye aktardım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen anlatayım. Bugün Bilgi Üniversitesi'nde düzenlenen Açık Kaynak Günleri'ne gittiğimde girişteki bankoda duran arkadaş, boyun kartıma yazmak üzere "adımı ve mesleğimi" sordu. Ağzımdan şu cümleler istemdışı döküldü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ali Işıngör, gazeteci, yazar, ha bir de Pardus geliştiricisi..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse lütfen bunun için bana kızmasın. Dedim ya, "istemdışı" çıktı ağzımdan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not: &lt;/span&gt;"İşe bir yerden başlamak istiyorum" diyenler &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;gorkem (et) uludag (nokta) org (nokta) tr&lt;/span&gt;'ye bir mail göndererek ilk adımı atabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114025738402463421?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114025738402463421/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114025738402463421" title="3 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114025738402463421" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114025738402463421" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/SdITs0gtEaY/bir-gelitirici-olmak.html" title="Bir geliştirici olmak..." /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">3</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/bir-gelitirici-olmak.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114083217337478927</id><published>2006-02-25T03:42:00.000+02:00</published><updated>2006-02-25T09:23:06.093+02:00</updated><title type="text">"Origami Tux"</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/linux" rel="tag"&gt;linux&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/origami_tux.1.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/origami_tux.1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Akşam akşam denedim ve çok hoş oldu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114083217337478927?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114083217337478927/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114083217337478927" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114083217337478927" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114083217337478927" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/eFz5k1dXzfQ/origami-tux.html" title="&quot;Origami Tux&quot;" /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/origami-tux.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114080279842886864</id><published>2006-02-24T19:03:00.000+02:00</published><updated>2006-02-24T19:52:38.490+02:00</updated><title type="text">Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş..</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22baki%2Bko%C5%9Far%22" rel="tag"&gt;baki koşar&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/baki%20ko%3F%3Far%3F%3Fn%20anisina.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 0, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/baki%20ko%3F%3Far%3F%3Fn%20anisina.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sekiz yıl önce "kısa bir süreliğine de olsa" beraber çalışma fırsatını bulduğum, tanıdığım en iyi gazetecilerden biri olan, mütevazı insan, yaptığı röportajları kıskandığım "arkadaşım" &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Baki Koşar&lt;/span&gt;'ı kaybettik. Evinde bıçaklanarak bir cinayete kurban giden Baki, kimsenin görmediğini görür, kimsenin cesaret edemediği röportajları yapardı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, CNN Türk'ün sesiydi. Mardin'de kalan son Süryanileri bize o anlattı, Birecik Barajı'nın altında kalacak köyleri ondan işittik, Batman'a "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;ölmeye yatarak&lt;/span&gt;" intihar eden genç kızların öyküsünü bizlere yine o fısıldadı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne diyelim? Aradan çekilip, 2000 yılında yaptığı bir haber ile sözü Baki'ye bırakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Belkıs'ın gözyaşları Fırat'a akıyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Bir hayalet köydü artık Belkıs Köyü. Gözyaşlarını Birecik Barajı'nın derin suları yutuyordu..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fırat Nehri, Birecik Barajı'yla gönülsüz gönülsüz sevişiyor nicedir... Sular dizleri geçince, terketmek zorunda kalmış Belkıs köyünü köylüler... Belkıs köyü sakinleri çok kısa bir zaman sonra Birecik Barajı'nın sularına gömülecek olan köylerinin hasretini şimdiden yüreklerinde duyuyorlar... Öyle ki, yeni yerleştikleri Nizip'ten yolları, bayırları aşarak köylerini ziyarete geliyorlar. Suların giderek yükseldiğini içleri sızlayarak izliyorlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Şurada çocukların yatak odası vardı. Burada uyurdu çocuklar. İşte şurası da anamın ekmek pişirdiği tandırın yeriydi. Bakın, hâlâ izleri duruyor" diyor bana bu ziyaretçilerden biri, eski bir Belkıs Köyü sakini. Gencecik eşiyle birlikte gelmiş köyüne. Burada sevmişler birbirlerini, burada evlenmişler. Evliliklerinin henüz üçüncü ayında da suların yükseleceği haberini almışlar... (Hiçbir baykuşa rastlamadık oysa bu doğa harikası bölgede...) Utangaç, mahçup karısı. Konuşmak istemiyor. Gür kirpikleri, iri, siyah gözlerini döverken meraklı ama ürkek bakışlarla izliyor bizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Küçük bir çocuk... On beş yaşındaymış henüz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Akşamları, akrabalarımıza, komşularımıza giderdik. Fırat Nehri'nde çimerdik. Arkadaşlarımızla buluşur çay yapardık. Dağlarda koyunlarımızı, kuzularımızı güderdik..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Özleyecek misin peki köyünü' diye soruyorum. Gözlerinde bir buğu... Titreyen sesiyle, gözyaşlarına güçlükle engel olarak yanıtlıyor beni: "Hem de çok... Ama ne yapalım" diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüz yirmi haneli bir köy Belkıs. Antep'in Nizip İlçesi'ne bağlı. Yapılması 1999'ların başında gündeme gelen Birecik Barajı'nın çağdaş kurbanlarından biri. Barajın, bir de bir milat kadar eski kurbanları var. Belkıs köyü, tamamen arkeolojik bir alan çünkü. Milattan önce birinci ya da ikinci yüzyıla ait sayısız tarihi eserin her köşesinde, her kıvrımında saklı olduğu önemli bir toprak... ("Mezopotamya"nın neresi değil ki zaten?). Gecesini gündüzüne katarak çalışan idealist bir arkeolog grubu, Belkıs tamamıyla sulara gömülmeden, buradaki tarihi eserleri gün yüzüne çıkarmak için inanılmaz bir savaş veriyor. Bu ekibin başındaki arkeolog Mehmet Önal, bizim aracılığımızla, "Biraz daha zaman, ne olur, biraz daha..." diye sesleniyor yetkililere. Önal, bu feryadında haklı. Çünkü Belkıs Harabeleri'nde, önce Savaş ve Bereket Tanrısı Ares diğer adıyla Mars'ın heykeli, hemen ardından da milattan sonra birinci yüzyılın üçüncü yarısına ait olduğu tespit edilen iki torba dolusu (iki bin beş yüzü aşkın) Greko - Romen şehir sikkeleri bulundu ki, bu sikkelerin üzerinde dönemin Roma imparatorlarının resimleri ve yer yer yanık izleri var. Bu izler, Sasanilerin, Roma'da çıkardığı büyük yangını da somut olarak ispatlayan ve günümüze kadar ulaşan gerçekten son derece önemli kanıtlar, izler... Bu iki önemli bulgu (özellikle Mars'ın heykeli), dünyanın gözünün buraya çevrilmesini sağladı. Ancak bir zamanlar, burada bizden önce, Roma gibi başka uygarlıkların da yaşadığını gösteren daha binlerce eser bulundu ve bulunuyor. Oysa, Belkıs köyü, yazıkki Birecik Barajı'nın sularıyla, Fırat'ın deli dalgalarıyla savaşından yenik düşecek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belkıs köylüleri de tıpkı kendilerinden önce burada yaşamış milletler gibi terkettiler artık Belkıs köyünü, terketmeye zorlanıyorlar... Ancak onlar, sözgelimi Romalılar gibi kendilerinden somut bir iz bırakamayacaklar sonraki kuşaklara; çünkü her şeyleri sular altında kalıyor. Bu nedenle, sular altında kalacak olan atalarına, yakınlarına ait mezarları da kazdılar, kemiklerini çıkartıp yanlarında getirdikleri apak, tertemiz kefenlere doldurup saygıyla kucaklarında taşıdılar, yeni yerleşecekleri yerde açtıkları, suların göremeyeceği başka mezarlara gömdüler. Gazeteci olarak Belkıs Harabeleri ve Birecik Barajı ilişkisini yerinde araştırmak için gittiğim Belkıs köyünde buna bizzat tanıklık ettim, mezarlarını kazan köylülerle konuştum. Çocukluklarından beri ziyaret etmeye, başlarında bir Fatiha okumaya alıştıkları, kiminin babasına, kiminin eşine, kiminin çocuğuna, kiminin dedesine ait mezarları neden kazdıklarını, içindeki kemikleri neden çıkarttıklarını sordum. Buruk yanıtlar aldım hepsinden: "Çünkü sular altında kalacak abi, onları da yanımızda götürmek istiyoruz..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten beni son derece etkileyen, sarsan görüntülerdi onlar... Birkaç gün sonra, içinden kemikler çıkartılmış o mezarlar da sulardan görünmez olmuştu artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belkıs köyü, kimsenin ziyaretine gelmediği, yalnız bir mezar gibiydi. Virane olmuş evlerinin yarısı Fırat'ın suları altında kalmıştı. Bu haliyle, görkemli ama hüzün veren bir resim, düşle gerçek arasında bir tablo gibiydi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Bir hayalet köydü artık Belkıs köyü. Gözyaşlarını Birecik Barajı'nın derin suları yutuyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baki Koşar&lt;br /&gt;(Gazeteci)&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114080279842886864?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114080279842886864/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114080279842886864" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114080279842886864" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114080279842886864" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/sENoTh0QDKU/baki-kalan-bu-kubbede-bir-ho-sada-imi.html" title="Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş.." /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/baki-kalan-bu-kubbede-bir-ho-sada-imi.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114073419372400123</id><published>2006-02-24T00:16:00.000+02:00</published><updated>2006-02-24T01:36:55.710+02:00</updated><title type="text">"Piglet, Çılgın Zürafa, Tavşan ve Miki Fare benim iyi dostlarımdır"</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/blogger" rel="tag"&gt;blogger&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/deniz%20kamcez.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/deniz%20kamcez.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Akregator sağolsun, son zamanlarda izlediğim blogların sayısı epey artmaya başladı. Bunların arasında en ilginçlerinden biri 11 yaşındaki bir "bızdığa", Deniz Kamcez'e &lt;a href="http://denizegidelim.blogspot.com/"&gt;ait&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bızdık dediğime bakmayın, Deniz 11 yaşında olmasına rağmen "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Bir Adamın Hikâyesi&lt;/span&gt;" adında fantastik bir romanı yazmaya koyulmuş durumda! 10. bölümüne gelen romanın kahramanları; yazarın kendisi, Spiderman, Müzeyyen (annesi), Yücel (babası), bir vampir, Çılgın Korsan Jack, Lapacı, Bay Ölüm ve Kuduz Sansar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okudukça kendi kendime soruyorum: "Fantastik edebiyatı acaba çocuklara mı bıraksak?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer kendinize ve Deniz'e ayıracak bir yarım saatiniz varsa, &lt;a href="http://denizegidelim.blogspot.com/"&gt;bu güzel blogu&lt;/a&gt; okuyun. Arada sırada küçük yorumlar bırakmakla da 11 yaşındaki bu çocuğu, inanın çok mutlu edeceksiniz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114073419372400123?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114073419372400123/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114073419372400123" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114073419372400123" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114073419372400123" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/urOAdgDxa5I/piglet-lgn-zrafa-tavan-ve-miki-fare.html" title="&quot;Piglet, Çılgın Zürafa, Tavşan&lt;br&gt; ve Miki Fare benim iyi dostlarımdır&quot;" /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/piglet-lgn-zrafa-tavan-ve-miki-fare.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114072934077577742</id><published>2006-02-23T22:03:00.000+02:00</published><updated>2006-02-27T19:20:51.846+02:00</updated><title type="text">Ben ne çizgi romancılar gördüm, zaten yoktular...</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22creative%2Bcommons%22" rel="tag"&gt;creative commons&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22%C3%A7izgi%2Broman%22" rel="tag"&gt;çizgi roman&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/YellowKid.1.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/YellowKid.1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Pişmanım. Hem de hiç olmadığım kadar... Hiç tanımadığım; beni hayatında hiç görmemiş; yazımı herhalde beğendiklerinden olsa gerek önce sitelerine koyan, ama sonra "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;basılı bir mecra söz konusuysa, önce dergiden, o da olmazsa yazarından izin almaları gerektiğini ve bunu neden yapmadıklarını&lt;/span&gt;" sorduğum için bana kızan insanlardan iki gündür inanılmaz bir şekilde küfür yiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim ya; beni tanımıyorlar, ben de onları tanımıyorum. Ama küfrediyorlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece ben olsam neyse... 64 yaşındaki, romatizmadan ve sinüzitten muzdarip anacığıma da küfrediyorlar. Onu da tanıdıklarını sanmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada ne yalan söyleyeyim, ebemi de tanımam etmem... Ama koloni mail grubundan bir şekilde gazı aldıklarını tahmin ettiğim "anonymous" arkadaşlar, onu da tanıdıklarını iddia ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra da benim artık neden yorumları siteden sildiğimi, neden artık onlara cevap vermediğimi sorgulayan yazılar yazıyorlar. Nedenini koloni e-mail grubundaki iki örnekle açıklayayım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Date: Tue Feb 21, 2006  7:57 pm&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Subject: Re: [koloni] Fw: Sitenizde izinsiz yayÄ±nladÄ±ÄŸÄ±nÄ±z yazÄ±ma dair... &lt;/span&gt;  &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...) Bocus dergisi ve popoler bilimlere merak sayanları zaten sevmem. Eeee öyleyse ne duruyoruz ? Hazırlıyalım ellerimizi diğer avucumuzun içine ve gerelim, gerelim, gerelim ve serbest bırakalım şlakkkkkk diye. Bir daha da o adamın yazısını falan haber yapmayalım&lt;/span&gt;.&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span class="smalltype"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="smalltype"&gt;&lt;em&gt;Date:&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; Tue Feb 21, 2006  10:03 pm&lt;br /&gt;&lt;span class="smalltype"&gt;&lt;em&gt;Subject:&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; Re: [koloni] Re: Sitenizde izinsiz yayÄ±nladÄ±Ä�Ä±nÄ±z yazÄ±ma dair...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani meşhur hikayedir, adamın oğlu olmuş, tutmuş tenasül organını koparmış. Bu vatandaşında&lt;br /&gt;kırk yılda bir yazısı satmayan bir tekel dergisinde yayınlanacağı tutmuş, ne yapacağını şaşırıyor. Hangi şehirde oturuyormuş bu uyuz arkadaşımız. Gidip bir görüşelim arkadaşla. Bir tanesi de izmir'de çıkmıyor ya kahretsin. kah kah kah.&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Başta söylediğim gibi, pişmanım... Hakkımı kanunlar çerçevesinde aramaya niyetlendiğim için; bunu blog siteme yazdığım için; sonuçlarını öngöremediğim bir tartışmaya girdiğim için; "telif hakkı", "Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu", "hak", "hukuk" gibi kelimeleri ağzıma aldığım için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün sağolsunlar, bir gazetenin hukuk bürosundan gönderilen iki adet "emsal karar" önümde duruyor. Mahkemenin biri, bir dergiden 6-7 sayfalık yazıyı tarayıp, "izin almaksızın" sitesine koyan webmaster'ı haksız bulmuş. Üstüne üstlük bir diğer derginin değil, amatör bir site söz konusu olan!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben onlara bakıyorum onlar bana... Sonra "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;dava açmamaya&lt;/span&gt;" karar veriyorum. Olur a, mahkeme salonunda karşılaşırız, ben onlara forumlarındaki bu mailleri sorarım, onlar neden üyelerine müdahale etmediklerini açıklamak zorunda kalırlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasılı, her iki taraf için de sevimsiz bir durum. Ama onlar için sanırım "biraz daha zor" olur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaka bir yana, bu arkadaşların mahkemeye dahi gitsek, bundan kendilerine bir ders çıkarmayacaklarını, takkelerini bir kere olsun önlerine alıp "ne yaptıklarını" düşünmeyeceklerini biliyorum artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serüvencilere yayın hayatlarında başarılar ve bol şans diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not: &lt;/span&gt;Bu konuda karşı cenahtan gelecek hiçbir yorumu siteye koymayacağımı ve cevap vermeyeceğimi, tekrar ilan ederim. İnanın çok yoruldum.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114072934077577742?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114072934077577742/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114072934077577742" title="8 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114072934077577742" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114072934077577742" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/OZstkoPdUxY/ben-ne-izgi-romanclar-grdm-zaten.html" title="Ben ne çizgi romancılar gördüm,&lt;br&gt; zaten yoktular..." /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">8</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/ben-ne-izgi-romanclar-grdm-zaten.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114061121242728540</id><published>2006-02-22T13:58:00.000+02:00</published><updated>2006-03-02T13:42:17.500+02:00</updated><title type="text">Ketch kelimesinin kökeni</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/etimoloji" rel="tag"&gt;etimoloji&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Ketch-1936.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 0, 102); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ketch-1936.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz günlerde Gürer Özen ile hayalimizdeki tekneyi konuşurken ikimizin de ketch ve yavl tipi teknelerden hoşlandığımızı gördük. Bugün ilginç bir şey &lt;a href="http://maviboncuk.blogspot.com/2006/02/word-origin-ketch.html"&gt;öğrendim&lt;/a&gt;, meğerse bu kelime Türkçe'den geliyormuş. Kökeni "kayık" ya da "kıç" olabilirmiş :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ketch \Ketch\ (k[e^]ch), n. [&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Prob. corrupted fr. Turk.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;q[=a][imac]q : cf. F. caiche. Cf. Ca["i]que.] (Naut.)&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;An almost obsolete form of vessel, with a mainmast and a&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;mizzenmast, -- usually from one hundred to two hundred and&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;fifty tons burden.&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: Webster's Revised Unabridged Dictionary (1913)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114061121242728540?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114061121242728540/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114061121242728540" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114061121242728540" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114061121242728540" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/6sCf14_gOQU/ketch-kelimesinin-kkeni.html" title="Ketch kelimesinin kökeni" /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/ketch-kelimesinin-kkeni.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114055950998873373</id><published>2006-02-21T23:15:00.000+02:00</published><updated>2006-02-22T02:23:15.070+02:00</updated><title type="text">Copyleft muz mudur?</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22creative%2Bcommons%22" rel="tag"&gt;creative commons&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22%C3%A7izgi%2Broman%22" rel="tag"&gt;çizgi roman&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Ken%20Parker4.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken%20Parker4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sayın Koray Löker'e cevabımdır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Birincisi: &lt;/span&gt;Copyleft, bir takım metinleri "kaynağını belirtmeksizin" istediğiniz gibi yayınlayabileceğiniz anlamına gelmez. GPL de gelmez, genel ahlak kurallarına da sığmaz bu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İkincisi:&lt;/span&gt; "Ticari bir mecra olan matbu yayınlarda yayınlamak için izin alın" demek, kullanmış olduğum &lt;a href="http://creativecommons.org/licenses/by-nc-sa/2.5/"&gt;by-nc-sa&lt;/a&gt; lisansının bir gereğidir. Yazılarımın benim arzum dışında ticari mecralarda kullanılmasına da izin vermiyorum. Nokta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ekmeğimi yazı yazarak kazanan birisiyim ve yaptığım iş, bir A. Murat Eren ya da Barış Metin'in hatta sizin kod yazarak yaptığınız işle aynı prensiplere sahiptir. Nasıl siz, kodlamış ve GPL ile lisanslamış olduğunuz bir yazılımın kaynak kodlarını başkalarının kullanımına açıyorsanız, CC lisansı ile ben de açıyorum. Hatta aynı şartlarla: "Kaynağını belirtecek (by), isterse üzerinde oynamalar yaparak çoğaltabilecek ve aynı şartlara dahil olmak kaydiyle dağıtabilecek (sa)."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıkçası sizin neye itiraz ettiğinizi henüz anlayabilmiş de değilim. Benim itiraz noktam, başkalarının yazımı kullanmasına değil, bunun kaynak belirtmeksizin ya da ticari kullanımlarda izin almaksızın yapılmasına yönelik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah Allah! Ben mi anlatamıyorum acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Bir nokta daha var:&lt;/span&gt;  5846 No'lu Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çok açıktır: Matbu ve matbu olmayan her türlü ortamda "eserin çoğaltma ve yayma hakkı" eser sahibine aittir. &lt;a href="http://www.kulturturizm.gov.tr/portal/default_tr.asp?belgeno=6704"&gt;Madde 23&lt;/a&gt; "Yayma Hakkı"nı, &lt;a href="http://www.kulturturizm.gov.tr/portal/default_tr.asp?belgeno=6704"&gt;Madde 24 ve 25&lt;/a&gt; ise "Temsil Hakkı"nı düzenler. Kısacası Levent Cantek gibi bir yayıncının bilmemesine şaşırdığım bu maddeler, tartışmaya mahal bırakmayacak kadar açıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstüne üstlük basın ve yayın kanunlarımız, matbu ortamdaki bir yazıdan yapılabilecek tanıtım amaçlı alıntı miktarını bile düzenler. Şimdi ilgili mevzuat önümde olmadığı için yanılabilirim ama ilgili maddeler içinde "kitap tanıtımında alıntının eserin yüzde 2'sinden fazla olmaması" türünden ilginç ayrıntılar bile vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu sadece Ali Işıngör'ü değil, sayısız kitap yazmış Levent Cantek'i de,  Umberto Eco'yu da,  Nutuk'u günümüz Türkçe'sine uyarlayan &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=176043"&gt;çevirmenin de hakkını&lt;/a&gt; "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;emek hırsızlarına, korsan yayıncılara&lt;/span&gt;" karşı korur. Ve bunu yazarların yazdıklarıyla hayatta kalması, ve her şeyden önemlisi ekonomik bağımsızlığını koruyabilmesi için yapar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Bir detay daha var&lt;/span&gt;:  Burkina Fasa Fiso'da içinde bir görseli kullanılan Ken Parker çizgi romanının Türkiye'deki yayın hakları, sevgili arkadaşım Murat Mıhçıoğlu'nun sahibi olduğu Rodeo Yayıncılığa aittir. Ve tamamen izinlidir :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca bu resim, Bonelli grubu tarafından internete konan ve &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;CC lisansı&lt;/span&gt; ile kullanıma açılmış bir resimdir :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not: &lt;/span&gt;Bu yazıyı tekrar okuduğumda gereksiz bir şekilde sert ve kırıcı olduğunu gördüm. Yazıyı törpülüyor, ve çevreye verniş olabileceğim rahatsızlıktan ötürü özür diliyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114055950998873373?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114055950998873373/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114055950998873373" title="6 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114055950998873373" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114055950998873373" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/K0Y7BS0aCoM/copyleft-muz-mudur.html" title="Copyleft muz mudur?" /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">6</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/copyleft-muz-mudur.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114054417122022919</id><published>2006-02-21T18:54:00.000+02:00</published><updated>2006-02-21T20:13:14.463+02:00</updated><title type="text">Ben çizgi romancınınzeki, çevik ve ahlaklı olanını severim</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22creative%2Bcommons%22" rel="tag"&gt;creative commons&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22%C3%A7izgi%2Broman%22" rel="tag"&gt;çizgi roman&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Ken%20Parker4.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken%20Parker4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Burkina Fasa Fiso ve çeşitli dergilerde çıkan yazı/araştırma dosyaları özelinde de Ali Işıngör, bir süredir çeşitli içerik hırsızlığı vakalarıyla uğraşıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5846 No'lu Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nu bir kalemde unutun zaten, bazı dergi ve internet sitelerinde yazar adını belirtmeye gerek bile duymayacak bir cürette hırsızlık yapılıyor! Ha, bir de yazınızın altına kendi imzalarını atanlar var ki, onları hangi kategoriye sokacağımı, inanın ben bile bilmiyorum :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişisel blog sitesinde, bunu yapan kopilleri açıkçası önemsemiyorum, hatta yazılarıma "farklı bir şekilde de olsa" değer verdiklerini görmek, beni mutlu ediyor. Ancak bu iş çoktan şirazesinden çıkmış,  büyük medya kuruluşlarından kültür-sanat dergilerine kadar "doğal bir hak" olarak görülmeye başlanmış durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dergilerin arasında "Çizgi roman araştırmaları dergisi" &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Serüven&lt;/span&gt;'in bulunmasıysa, beni özellikle yaraladı. Bu ülkede ürünleri en çok çalıp çırpılan, emeğinin karşılığını en az alan insanların başında çizgi romancılar gelir. Bir telefon etseler, "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;bir karşılık beklemeksizin&lt;/span&gt;" seve seve bütün işlerimi önlerine sereceğim adamların bunu yapması, insanı sadece kahrediyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz hafta Burkina Fasa Fiso'yu kapatmanın eşiğinden döndüğüm anları sık sık yaşadım. Bir hafta süren bir sessizlik ve düşünmenin ardından, konusunda çok yetkin bir avukat abimle bu arkadaşlara dava açmayı kararlaştırmış durumdayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım "yavuz hırsız" ev sahibini bastıracak mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep birlikte göreceğiz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Not:&lt;/span&gt; Creative Commons (by-nc-sa) sözleşmesi, kaynak göstermeniz ve ticari amaçlarla kullanmamanız şartıyla bu sitedeki tüm içeriği "ayrıca izin almaya gerek kalmaksızın" kullanmanıza ve hatta söz konusu içeriği değiştirip, aynı şartlar altında tekrar dağıtmanıza izin verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha, bu sitedeki bir yazıyı bir ticari mecra olan "matbu yayın"da kullanacaksanız, bütün iş bir elektronik posta ya da telefona bakar. En fazla sizden o dergiden iki üç nüsha göndermenizi isterim :)...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114054417122022919?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114054417122022919/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114054417122022919" title="19 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114054417122022919" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114054417122022919" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/DJoRX5BdTOE/ben-izgi-romancnnzeki-evik-ve-ahlakl.html" title="Ben çizgi romancının&lt;br&gt;zeki, çevik ve ahlaklı olanını severim" /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">19</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/ben-izgi-romancnnzeki-evik-ve-ahlakl.html</feedburner:origLink></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113996369764222897</id><published>2006-02-14T23:02:00.000+02:00</published><updated>2006-02-15T05:57:56.720+02:00</updated><title type="text">"Yandım Çavuş limonçellosu"</title><content type="html">&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/gpl" rel="tag"&gt;gpl&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/limoncello" rel="tag"&gt;limoncello&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/limon_guzeli.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/limon_guzeli.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Open Source Limoncello&lt;br /&gt;Malzemeler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;15-20 adet sulu limon (bulabiliyorsanız yeşil limon)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;2 şişe votka (genelde votka şişeleri 750cc'lik olur)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;5 su bardağı dolusu toz şeker&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;5 bardak su&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;1 adet büyük boy turşu kavanozu (kapaklı)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;3 adet ağzı kapatılabilecek boş şişe (tercihan mantarlı)&lt;br /&gt;1 adet renkli yazıcı&lt;br /&gt;1 adet pritt&lt;br /&gt;bol miktarda sabır&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;1)&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;Pazardan 15-20 adet sulu ve ince kabuklu "eski limon" alınır. Limonlar üzerinde hiçbir çamur ve ilaç kalıntısı kalmayacak şekilde sıcak suyla yıkanır. Bir meyve bıçağı ya da tercihan sebze soyacağıyla limonların kabukları ince bir şekilde soyulur. Limon kabuğunun altındaki beyaz ve acı lifli katmanı olabildiğince "almamaya" dikkat etmelisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Limonların soyduktan sonra "sadece kabukları" turşu kavanozunun dibine yatırın ve birinci şişe votkanızı limon kabuklarının üzerine dökün. Turşu kavanozunun ağzını sıkıca kapatın ve "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;yaklaşık 40 gün boyunca&lt;/span&gt;" serin ve ışık görmeyecek bir yerde fermentasyona bırakın. Bu süre boyunca kavanozun kapağını açmayın ve haftada bir kavanozu hafifçe çalkalayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk aşama çok kolay. Yaklaşık 40 gün sonra kavanozdaki votkaya acı bir limon aroması yerleşmiş olacak. Sonradan unutmamak için 40 gün sonrasının tarihini bir kağıda yazıp, kavanoza yapıştırabiilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;2)&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;40 gün sonra, bir tencerenin içine beşer bardak toz şeker ve suyu koyup karıştırarak kaynatıyoruz. Şekerli su karışımı koyu bir şerbet haline geldikten sonra 3-4 dk. daha kaynatın. Tencere içindeki bu koyu şerbet kıvamını soğumaya bırakın ve yeterince soğuduktan sonra, ikinci şişe votkamızla birlikte turşu kavanozunun içindeki karışıma ekleyerek kavanozun ağzını sıkıca kapatın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık geriye tek yapmamız gereken, bir "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;40 gün daha&lt;/span&gt;" beklemek. Beklediğinize değecek :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/limoncello_etiket.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/limoncello_etiket.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;3) &lt;/span&gt;Şimdi işin "en keyifli" kısmındayız. &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;80. gün&lt;/span&gt;, kavanozdaki Limoncello'yu şişelere dolduracağız. Ardından, bir yazıcıdan yukardaki etiketin bir çıkışını alıyoruz. Etiketin arkasına GFDL metnini basmayı da unutmuyoruz. Bu bir ev mamulü olduğu için şişeye yapıştıracağınız bu etiketin altındaki boşluğa "Yandım Çavuş limonçellosu" ya da "Open Source Limoncello" gibilerinden bir şeyler yazmakta özgürsünüz. Bir gün buzlukta bekleterek, buz gibi soğuk içmeniz önerilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;4) &lt;/span&gt;Hayvanlaşmayın, efendi efendi için... Yaz aylarında serinlemek için birebirdir ama "doz aşımı" durumunda fena çarpar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Open source yaprak dolması", "CC-NC-SA haydarili patlıcan" gibi yeni tariflerin önünü açması umuduyla...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113996369764222897?l=burkinafasafiso.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113996369764222897/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113996369764222897" title="10 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113996369764222897" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113996369764222897" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/burkinafasafiso/~3/u0Tju0YJlCQ/yandm-avu-limonellosu.html" title="&quot;Yandım Çavuş limonçellosu&quot;" /><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" name="OpenSocialUserId" value="13698003540178651965" /></author><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">10</thr:total><feedburner:origLink>http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/yandm-avu-limonellosu.html</feedburner:origLink></entry></feed>
