<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" standalone="no"?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:blogger="http://schemas.google.com/blogger/2008" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0"><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761</id><updated>2024-10-05T06:27:47.495+03:00</updated><category term="Kişisel"/><category term="Müzik"/><category term="Politik"/><category term="GNU"/><category term="Business"/><category term="Developer"/><category term="Ubuntu"/><category term="Çevre"/><title type="text">Çağlar'ın Kişisel Fazları</title><subtitle type="html">Çağlar Dursun'un kişisel bloğundaki akışlar.</subtitle><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/posts/default" rel="http://schemas.google.com/g/2005#feed" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/" rel="alternate" type="text/html"/><link href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" rel="hub"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><generator uri="http://www.blogger.com" version="7.00">Blogger</generator><openSearch:totalResults>24</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-2887725417669297233</id><published>2011-05-28T22:39:00.005+03:00</published><updated>2011-05-31T21:48:11.903+03:00</updated><title type="text">Şu özgürlük mevzusu ...</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.sansursuzinternet.org.tr/bannerler/125x125-kirmizi.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://www.sansursuzinternet.org.tr/bannerler/125x125-kirmizi.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp; Sosyal medyanın kıyısından köşesinden bir şekilde bu mevzuya bulaşıp ta refleks göstermeyen insanı yoktur. Hele hele mevzu genel anlamı ile "özgürlük" gibi bir kavram olunca, "ama" ile başlayan cümlelere gebe gerekçeli mazeretler silsilesi sarar sağınızı solunuzu. Bokunda boncuk arayan mizaçlar misali bu işin sac ayaklarından birinin fukara olduğuna dair dem vurur dururdum. Yine aynı klişe mevzuyu yine aynı rutin sözler üzerinden idrak edemeyenlere ifade etmek gibi bir misyon biçtim bugün kendime.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; Efenim sebeb-i maruzatımız malumunuz BTK'nın getirdiği internet filitreleri ve sağımızı solumuzu saran yüce devletlümüzün bize dayattığı neyi/nasıl yaşamamıza dair verdiği kurallar/kanunlar silsilesi... Kanımca bireyin seçme şansının en temel özgürlüklerden yana olduğuna hem fikiriz, lakin bu hakkaniyet şöyle bir imdat çekici misali iktidar yanlılarının ağzında sakız olmuş durumda : "sansür bir otorite sorunu". Bu imdat çekici ile ıskalanan o otorite konsepti, aslında muhattabiyetini omit etmediği gibi yeni doğan bir çocuğun anne karnında verdiği sancı gibi sıkıntılı ve kronikleşmiş bir faz almasını da gerektirmiyor. BTK ve TİB dediğimiz kurumlar da tam böyle bir yerde duruyor aslında. Sabıka listesi IT sektörünü takip eden insanlar yada askariyetinde farkındalığa sahip olan tüketici kitlesi için epeyce bir kabarık... Hatırlamayanlar için hatırlatalım, BTK dediğimiz kurum bugün "sınırsız" olduğunu zannettiğimiz ve aslında "sınırlı" olan o internetimizin mimarlığını yapan kurumdan başkası değil. Yani anayasal anlamda kazanılmış bir hak olan imza atıp sözleşme yaptığımız ISP (Internet Service Provider) lara sözleşme methinde olmayan 50GB yada 20 GB lık kotaları keyfi bir şekilde koyan bir kurumdan bahsediyoruz. Ki bu aynı zamanda serbest piyasa koşullarına ve anayasal anlamda geriye dönük "kazanılmış hak" kavramına da ters bir durum. Lakin benim karın ağrım, genel anlamda sansür karşıtı gruplardaki algı ile ilişkili bir durum. Kendi sitesi kapatılana kadar çıtını çıkarmayan, kıyısından köşesinden sadece destek atan internet şirketleri ve digital ajanslar şimdi reflektif anlamda çıkış yapmaya başlıyor. Bu aynı zamanda belkide Türkiye Cumhuriyeti tarihinde burjuvazinin sosyal anlamda misyonunu gerçekleştirmek için eyleme geçtiği ilk tarih sahnesi olması noktasında da önemli bence. Umut verici olsa da aynı duyarlılığı basın ve iafede özgürlüğü vb. durumlarda görememiz bu bahsettiğim fukara olan sac ayaklarından...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; Aslında tuhaf bir coğrafyada yaşıyoruz. Hukuk, bir grup eşkiyanın elinin altında baskı ve tehtit aracı olmuş durumda. Eski Terörle Mücadele Şubesi Daire başkanlığı yapmış insandan terörist, Tayad'lı ailelerde dayanışma içinde olan, Metin Göktepe olayında polisin karşısında duran gazeteciden kontra gerilla yada bilinen tabiri ile ergenekon üyesi çıkarıldığı zamanların tam da ortasındayız. Belki de tam bu noktada artık bu eksik olan sac ayağın üzerinde yükselmeli bu hareket.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEix-mxR3_V_43TsHBbahwqeRHdJyIjrY8Hb9NRYKXVvJwqtwzDZRydf6iF6vqmmjxIByAMVtKuLtKqfY-NbYmcogdF6f-gBJ2c4rq98g8E8xFzdZI0zcFlFpYiEzl-CKjTLMIwG4RU7bcTV/s1600/e-mamtakibi.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEix-mxR3_V_43TsHBbahwqeRHdJyIjrY8Hb9NRYKXVvJwqtwzDZRydf6iF6vqmmjxIByAMVtKuLtKqfY-NbYmcogdF6f-gBJ2c4rq98g8E8xFzdZI0zcFlFpYiEzl-CKjTLMIwG4RU7bcTV/s400/e-mamtakibi.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Son söz; suratı çarpık insanların sürekli aynalara kızdığı, internetin terör örgütlerinin, pornocuların, kadın ticareti yapanların, insan kaçakçılarının cirit attığı bir mecra algısına sahip olanlara ve "bir kaç yüz kişi" yürüdü diye haber yapan ana akım medya için gelsin...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div align="center"&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="349" src="http://www.youtube.com/embed/3pfB0C7EN6U" width="425"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/2887725417669297233/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/2887725417669297233?isPopup=true" rel="replies" title="2 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/2887725417669297233" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/2887725417669297233" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2011/05/su-ozgurluk-mevzusu.html" rel="alternate" title="Şu özgürlük mevzusu ..." type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEix-mxR3_V_43TsHBbahwqeRHdJyIjrY8Hb9NRYKXVvJwqtwzDZRydf6iF6vqmmjxIByAMVtKuLtKqfY-NbYmcogdF6f-gBJ2c4rq98g8E8xFzdZI0zcFlFpYiEzl-CKjTLMIwG4RU7bcTV/s72-c/e-mamtakibi.jpg" width="72"/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-1584405467433021682</id><published>2011-02-25T22:46:00.003+02:00</published><updated>2011-05-31T21:38:39.860+03:00</updated><title type="text">Sosyal Medya Dedikleri ...</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg-CY_ZhRYH9Sgn2d8bQrjvCH5c3idiy9bX61aCnUm7F1SM2DLEdzseWArS7r3chIRgTzOW6N36bH9B3lomTzY7w-_lTbHbNmEczwl9txCzC1Z37OAhIon6fKC7FICZyA90FXGI_NqLTG8/s1600/slide1tr.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="324" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg-CY_ZhRYH9Sgn2d8bQrjvCH5c3idiy9bX61aCnUm7F1SM2DLEdzseWArS7r3chIRgTzOW6N36bH9B3lomTzY7w-_lTbHbNmEczwl9txCzC1Z37OAhIon6fKC7FICZyA90FXGI_NqLTG8/s640/slide1tr.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
Yeni medya, digital gazetecilik ve digital çağ vaazları ile açılmış bir sezonu ve bunun üzerine hariciden gazel okunan konferansları pas geçerek, bu mevzu üzerine iki kelam etmeyi ıskalıyorum hep. Lakin akıldaki schedule ile koşulların dayattığı zamanlama hep bir birini ıskalayan ve bir türlü bir birine kavuşamayan sevgililer gibi hayatımda. The New York Tribute' ün 1880 lerdeki editörü John Swington şu anki zaman dilimimizde yaşasaydı mütemadiyen o dönem söylediği sözlerin üstüne bir iki kelam daha ekler ve daha agresif sayılabilinecek bir itirafta bulunurdu gibime geliyor, lakin müneccimle olan fetişsel ilişkim henüz öyle bir kıvamda olmadığından bu mevzuya dair görüş bildirmeyi pas geçiyorum şimdilik...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Medya Dedikleri ...&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp; 21. yy daki kitle manipülasyon aracı olarak medyanın gücünü artık az çok kabullenmiş ve askari mutabakatta zihinsel özürlü olmadığımızı var sayarak idrak etmiş olduğumuzu düşünüyorum. Keza medya - iktidar ilişkisi o kadar ayyuğa çıkmış bir durumda ki günümüzde, tartışmaya bile açık olmayan net bir olgu olarak sırıta sırıta göz kırpıyor uzaktan bize... Berlisconi  ve Sarkozy nin iktidarlık süreci bile medya - iktidar ilişkisini net tanımlayacak bariz sırıtan örneklemelerden. Sosyal medyanın, yurttaş gazeteciliği (Ki bu olguya ne kadar gazetecilik demek doğrudur orası da tartışmaya açık bir durum)  ve göreceli olarak bağımsız olduğu söylevleri beynimi çırmıklaya dursun, John Hopkins üniverstesindeki bir konferans notları arasında gezinirken zihnimde dolanan eski bir hayalet hortlamaya başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Kitle Manipülasyon Aracı Olarak Enformaston Kirliliği :&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh_ayFBxwpItvsH_Ra2ZBUL9hEOmDJb4n2GDY4Cban_YWkLE-uVjx-YqSzFbuWJu8MTC1zeUJWAhkDRXoVAb5VI_3dcBN0pRY8HKoAY1DHJpMRJQdZvMTsc5UVwwv_uz0sBW6xNiYNW_1Y/s1600/sartre.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh_ayFBxwpItvsH_Ra2ZBUL9hEOmDJb4n2GDY4Cban_YWkLE-uVjx-YqSzFbuWJu8MTC1zeUJWAhkDRXoVAb5VI_3dcBN0pRY8HKoAY1DHJpMRJQdZvMTsc5UVwwv_uz0sBW6xNiYNW_1Y/s1600/sartre.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Twitter twiterinde ve Facebook profillerinde Sarte'nin, Volter'in sözleri dolanıyor sürekli. Lakin dolanan sadece cümlelerden ibaret, yani bir know how ve birikimin ağlar üzerinde akışından yana henüz bir eser yok. Bunu ölçebilecek bir kapasiteye ve teknik yapıya da sahip değil sosyal medya. İnci sözlüğün Can Yücel &lt;a href="http://www.dipnot.tv/3853/inci-Sozluk-isterse-tum-ulke-Can-Yucel-olur.aspx"&gt;çıkışı&lt;/a&gt;&amp;nbsp;bir nevi netizent ahalisinin ve copy paste kültürünün yarattığı net toplumunun nasıl bir kolektif deliliğin ve cehaletin parçası olabileceğini göstermişti. Her şeyi bilen, her konuda uzman olan bu kitlenin bilmediği konuları ifade etme erdeminden yana ise kabız olduğu apaçık ortada. Bu şekilde bir kolektif deliliğin yarattacağı sonuçların bir modellemesi ise net içinde dolaşan bilginin kaynağın doğruluğunu valid edilemediği için, üretilen yanlış bilgilerin yaratacağı kirlilik ile pasifize edilen kitleler olacak. Misal artık şirketler rakipleri hakkında anonim profilleri kullanarak yalan yanlış bilgiler üretebilecek veya da community oluşturabilen gruplar ve profiller üzerinden bu kitleyi manipüle edebilecek.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;Gelelim kendi netizent ahalimiz olan en amiyane tabiri ile internet Türkleri arasında bilginin dolaşımı mevzusuna... Rakamlara göre 14 milyon facebook kullanıcısı olduğunu ifade ediyoruz, msn kullanıcı sayısında dünyada 4. sırada olduğumuz idda ediliyor. Peki oratada paylaşılan bir bilginin varlığından gerçekten bahsedebiliyormuyuz ? Feyk profillerin ve ara beni yala beni telefon hatlarının güzide mizaçlarının profil resimlerine tag lenmiş, ya da yılbaşı öncesi çamın tepesine iliştirilen isimlerimiz bu bilgi dolaşımının neresinde ? Sürekli dolanan Sarte'li, Volter'li ve Schopenhauer'lı sözleri RT leyerek yada post ederek bu know how ın ve birikimin bir bileşeni yada kolektif açıdan üreteni olabiliyormuyuz ? Bu soruların çözümlemesi sanırım şu olurdu özetle :&amp;nbsp;Bilgiyi üreten değil, zamanı tüketen toplumların iletişim araçlarını kullanması.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Neredeyiz Bebek ...&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;Yaşadığımız yüzyılın sonu, bilginin ticari bir meta olduğu ve patent hakları hede - hödösü sayesinde kısmi olarak kamusal alanda paylaşıldığı ve bunun feedback lerinden de nemalanıldığı bir dönemi refere ediyor. MIT ocw (Open Courseware) ile ders notlarını, videolarını ve lab notlarını paylaşıyor, John Hopkins Üniverstesi Prof. David Harvey'in güzelim 30 yıllık Kapital Derslerini ve atölye çalışmalarını paylaşıyor. Stanford Üniverstesi derslerin anfiden çekilen görüntüleri ile birlikte youtube da bize programlama  dersi veriyor. Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Lakin ortada bu toplum olarak ıskaladığımız ayrıntılar da var. Mevzu bahis önceki cümlelere meze olan bu bilginin paylaşımı bizde hala metasal bir olgu. Yani bu digital gelişimin ve paylaşım mantelitesinin vizyonel nemasını yiyebilecek kadar evrimimizin homosapiens safhasında değiliz, hala homoerektus evrelerinde seyr-i alem ediyoruz. Misal ODTU uzaktan eğitim merkezi yarattığı markayı kullanarak sertifika veriyor (Daha da saf olanlar için Kıbrıs'ta bir kampüsü var. Teşrif etmekte serbestsiniz). Yani asli ve toplumsal misyonundan uzak, bilgiyi üretmekten ziyade, teknikerliğin ve çalışmalarını finanse edip bundan gelir elde etmenin sığ sularında kulaç atmayı tercih eden sığ bir akademia mız var. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yıllar öncesinde Windows üzerinde uygulama geliştirirken frameworkler ile birlikte gelen garbage collectorler sayesinde artık güvenlik açıklarının bellek taşmalarından kaynaklanmayacağını, asıl güvenlik açıklarının bundan sonra senkronize edilmemiş başı boş thread lerden kaynaklanacağını belirtiliyordu cafcaflı bir makalede. Bu örnekleme bana  “bağımsız” yurttaş gazeteciliğinin ve sosyal medyanın önümüzdeki dönem alacağı roller noktasında ufak hintler verir gibi. Merkeziyetin olmadığı bir bağımsızlık aslında modern kent kültürünün ve metropollerin yarattığı yalnız insan ların bir modellemesi gibi. Lakin her aidiyetin bizi soktuğu o dogmatik çıkmazlarda ve olmazlarla karşılaşma durumumuzda var vesselam.</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/1584405467433021682/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/1584405467433021682?isPopup=true" rel="replies" title="0 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/1584405467433021682" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/1584405467433021682" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2011/02/su-sosyal-medya-dedikleri.html" rel="alternate" title="Sosyal Medya Dedikleri ..." type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg-CY_ZhRYH9Sgn2d8bQrjvCH5c3idiy9bX61aCnUm7F1SM2DLEdzseWArS7r3chIRgTzOW6N36bH9B3lomTzY7w-_lTbHbNmEczwl9txCzC1Z37OAhIon6fKC7FICZyA90FXGI_NqLTG8/s72-c/slide1tr.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-6038307538407245033</id><published>2010-09-28T15:56:00.003+03:00</published><updated>2010-10-07T15:47:06.185+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Developer"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="GNU"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Ubuntu"/><title type="text">Ubuntu Developer Weeks Başladı</title><content type="html">Biraz geç kalmış bir yazı olacak ancak idare edin, malumunuz zihinsel anlamda tuhaf depresif bir yoğunluk yaşıyorum. Bu yüzden epeydir yazamadım bloğa da, öksüz bir çocuk misali kalmış kıyıda köşede :)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ubuntu geliştiricileri için online dersler başladı. Ayrıntılı schedule'a buradan ulaşabilirsiniz : &lt;a href="https://wiki.ubuntu.com/UbuntuAppDeveloperWeek"&gt;https://wiki.ubuntu.com/UbuntuAppDeveloperWeek&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dersler IRC client üzerinden veya Lernid ile (Embed bir terminal ve web browser içerdiği için tavsiye ederim) dersleri takip etmeniz mümkün. Ufak bir hatırlatma : Saatler için Schedule daki zaman dilimlerinin Londra için olduğunu unutmayınız.</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/6038307538407245033/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/6038307538407245033?isPopup=true" rel="replies" title="0 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/6038307538407245033" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/6038307538407245033" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2010/09/ubuntu-developer-weeks-baslad.html" rel="alternate" title="Ubuntu Developer Weeks Başladı" type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-373089148621947855</id><published>2010-05-21T02:50:00.009+03:00</published><updated>2012-03-15T10:58:26.630+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="GNU"/><title type="text">Açık Söyleşi 1</title><content type="html">Mevzu bahis konu aslında 1 Mayıs sonrası LKD ve Bit-Der ekiplerinin söyleşisi sırasında nükseden bir yeniden tanımlama ihtiyacından kaynaklı kaleme alınmıştı ... Sosyal medyada denk geldiğim açık kaynak ve özgür yazılım tartışmalarından sonra aklımdaki taslak biçim değiştirerek farklı tanımlamalar üzerinden yeniden şekillendi.Konu çok geniş perspektifli ve dallanıp budaklanabilen bir mevzu olduğu için talep gelirse konu hakkında devamına dair bir iki mevzu daha eklenebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;img src="http://docs.google.com/File?id=dhdtbx7g_200chkwg8d6_b" style="float: left; height: 309px; margin-left: 0px; margin-right: 1em; width: 200px;" /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Ursula K. Le Guin’in The Disposed (Mülksüzler 1974) kitabı, lisedeki öğrencilik yıllarım boyunca üzerimden atamadığım derin bir tesiri olmuştur hayatımda.Örnek bir toplum modelinin yapısal kurgusunu tanımlamada yardımcı olan bir başucu referans kitabıydı o dönemler benim için.Aile kavramı da dahil, bir dizi ilişkinin (metasal ve bağıntısal anlamda) yeniden tanımlandığı bir dünyanın kapılarını açmıştı bana... Blogna Univ. 'deki bir arkadaşın&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;(*)&lt;/span&gt; lisans tezinde bahsettiği, İtalya (Toscana) daki bir komün deneyiminden izlenimler (ve Avrupa'da benzerleri bulunan daha niceleri) aslında insanın metasal ve piskolojik ilişkilerini yeniden tanımlayan pratik deneyimlerle, bugün özgür yazılım geliştirme kültüründe üretilen kodun kolektifliği arasında hep bir ilişkisel boyutta bir bağ olması gerektiği inancını doğurmuştur bende.Pratik deneyimler üzerindeki tartışmalar çok geniş olmasına ve bu tanım noktasındaki haliyle aklımızdaki "Özgür Bir Yazılım" talebinin aslında &lt;b&gt;"Özgür Bir Dünya"&lt;/b&gt; talebinden çokta bağımsız olmaması gerektiğine dair inancımı bugün hala koruyorum.Terminoloji olarak genel kavramlar üzerinden geçmek aynı zamanda ufak çaplı bir hafıza tazeliği açısından da iyi olacağı kanaatindeyim.Bu yüzden konu ile ilgili linklerde ki makaleler incelenir ve irdelenirse hem benim vasat yazarlığımdan, hemde rutine sarmış artık kabak tadı veren bir kavram kargaşasından kurtulmuş oluruz diye düşünüyorum.&lt;a href="http://www.fsf.org/about" title="http://www.fsf.org/about"&gt;FSF&lt;/a&gt;&amp;nbsp;(Free Software Foundation) , &lt;a href="http://www.gnu.org/philosophy/philosophy.html" id="o-:i" title="GNU"&gt;GNU&lt;/a&gt;&amp;nbsp;ve GNU'nun tetiklediği diğer &lt;a href="http://www.gnu.org/philosophy/third-party-ideas.html" id="ohln" title="akımlar"&gt;akımlar&lt;/a&gt;&amp;nbsp;ve son olarak &lt;a href="http://www.opensource.org/osd.html" id="w4tj" title="open source"&gt;open source&lt;/a&gt;&amp;nbsp;merkeziyetinde şekillenen farklı bir perspektifteki bir yazı olacak, yani umarım ...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Özgür Olmayan Bir Toplumda Yazılım Ne Kadar Özgür Olabilir ?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&amp;nbsp; Aslında yazıya başlamadan önce sorulması gereken asıl soruyu ve irdelenmesi gereken mevzuyu ötelemiş hissettim.Kapitalist üretim modelleri içindeki alternatifsizlik safsatalarına özgür yazılım kültürü ne kadar alternatif bir örnek olabilir sorusunu çift taraflı bir önerme olarak ele alınması gerektiğini düşünüyorum.Daha özgür ve kolektif bir toplum modeli için özgür yazılım ın örnek teşkil edebileceği gibi bu yaratılan özgür yazılım kültürünün, kitlelerin metalarla ve birbirleri ile ilişkisel bağlantısını ne kadar değiştirebileceği gibi ikinci bir kurgusal tesirde yaratabilir kanımca.Model olarak genelde Marksizm ile özdeşleştirilse de, paylaşımın ve imece usülü üretim modelinin Karl Marx'ın öngördüğü ideolojinin tekelinde olmadığını hatırlamak bu hareketin yapısını daha iyi algılamamızda faydalı olacaktır.Öte taraftan kolektif bir paylaşım kültürünün Marx'ın tanımladığı toplum modeli içerisinde önemli bir yer alması itibari ile de bizi farklı bir noktaya götürüyor.Her özgür yazılımcı bir Marxist değildir.Peki ya her Marxist yazılımcı ?&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Free Software Movement'ı yakından tanıyanlar aslında liberalizm temelli bir akım olduğunu zaten biliyorlardır.Bu hareketin temelinde yazılımı satın alan yada kullanan şahsın özgür bir şekilde dağıtım ve düzenleme ihtiyacı üzerinden şekillenmiş ve bugün ki halini almıştır.Yapı ve hareket bileşen itibariyle homojen bir yapıya sahip değildir.İçinde anarşist unsurlardan tutunda, Birleşik Devletlerdeki sosyal liberal diye tabir edebileceğimiz (Green Party vb. gibi) kitleler bile bulunur (misal Richard Stallman bu sosyal demokrat isimlerden biridir http://stallman.org).Özgür yazılımın ilk amacı kolektif üretim değil, ücretli/ücretsiz alınan bir ürünün özgür bir şekilde modifiye edilip paylaşılabilmesidir.Ancak gelinen nokta ile community kavramı ile birlikte aynı kültürü paylaşan insanların askariyetinde kodun üretimi noktasında birlikteliği, hem know-how bazında, hemde geliştirme deneyimi manasında komünal üretim yaptığı bir atölye çalışmasına dönüşmüştür.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;b&gt;Özgür Yazılımın Ve FSF Hareketinin Eksiği Nerede ?&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;Tanım ve çıkış noktası itibari ile daha önce de bahsettiğim gibi liberalizm den ilham almasından kaynaklı pure bir şekilde kapitalizme ve free market (serbest piyasa) a karşı ciddi muhalif bir duruş sergileyememiştir.Ancak bunun bir hareket olduğunu hatırlamak aynı zamanda bileşenlerinin kendi rengini katmasının önünde de engel değil (Bknz: &lt;a href="http://www.gnu.org/philosophy/third-party-ideas.html" id="f778" title="List Of Third Party Ideas"&gt;List Of Third Party Ideas&lt;/a&gt;&amp;nbsp;) Özellikle anti-kapitalist unsurların bu hareketin içerisinde yer almasına mütabık (Bknz: &lt;a href="http://old.law.columbia.edu/my_pubs/anarchism.html" id="ds16" title="Mükemmel Anarşizm : Copyright'ın Ölümü"&gt;Mükemmel Anarşizm : Copyright'ın Ölümü&lt;/a&gt;&amp;nbsp;) bu hareketin önümüzdeki dönem evrileceği yada bu hareketin içindeki bileşenlerin reflektif tavırları doğrultusunda yeniden şekillenecektir.&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;(*)Emrah Altındiş in doktora tezi olan Toska'na daki komünal deneyim referans verilmiştir.&lt;/span&gt;</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/373089148621947855/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/373089148621947855?isPopup=true" rel="replies" title="0 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/373089148621947855" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/373089148621947855" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2010/05/taslak-mevzu-bahis-konu-asl-1-may_21.html" rel="alternate" title="Açık Söyleşi 1" type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-3962366014140030462</id><published>2010-04-18T06:19:00.006+03:00</published><updated>2011-06-12T09:55:49.131+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Politik"/><title type="text">Allerjik Reaksiyonlar</title><content type="html">&amp;nbsp; İte kaka bir yazı yazınca böyle oluyor sanırsam... Söyleyecek çok sözün olup kelimelerin boğazına düğümlenince çok saçma bir hal alıyor yazılar. Nadasa bıraktığım bir bloğa yeniden yazmak... Tozlu raflar arasında kalmış eski bir kitabın sayfalarını tekrar çevirmek gibi geliyor şimdi bana. Söze başlarken kurduğun her cümle yetersiz, yazılan her şeyin anlamı muğlak ya, neyse ... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&amp;nbsp; Yaşamla olan organik bağımı kestiğimden beridir hayatını gayet mutlu bir şekilde sürdüren ben deniz, sosyal medyanın asosyal tavmatik tesirlerinden nemalanmış olsam gerek ki, sokakla günlük kurduğum tek ilişki tekel bayiye gidip yaptığım alışverişle sınırlanmış bir vaziyetteyim. Buna müthabık bir biriktirme sürecinin içine girmiş olmam gerek ki herhalde bu satırları yazıyorum ve bu sefer söyleyecek çok şeyim var.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Bir Siyasal Gericiliğin Net Tarifi&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; Artık bana gına getiren bir kolektif delilik örneği bu yeni moda libertal tavırlar. Herkes özgürlüğü savunuyor, herkes özgürlükten yana. Özgürlük tanımını bir kek tarifi verir edasında alınan cevaplarla şenleniyor günüm. Bu güruhun adını da koymakta da fayda görüyorum artık "Liberaller". Dünyaya özgürlük adında kan ve nefretten, açlık ve sefaletten başka birşey ihraç etmemiş bir ideolojinin sanki bir realiteymiş misali palazlanması zaten siyasal anlamda altüst olmuş damak tadımı iyiden iyiye kaçırıyor. Yaşamın sunduğu siyah ve beyaz arasında ki net fark gibi bir aidiyete zorlayan bu doğmatik sığ zihniyet, senide bu güruh içinde katagorize ediyor. Sanki sorun tanım itibariyle bir aidiyet sorunuymuş gibi... Bugünlerde herkesin bir yerlerden açıldığı dönemlerde (CHP nin çarşaf, akp nin ise kürt açılımı) böyle tuhaf bir zorlama aidiyet ihtiyacı nüksediyor arkadaşlarda sebebine bir şekilde anlam veremediğim. Algı noktasında bu kadar fukara olan bir mantalitenin siyasal ve ekonomik bir çözüm üretmesini beklemek te ayrı bir saflık ya, neyse ...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;Zihnimin Hatırlattırdıkları&lt;/b&gt; &lt;b&gt;:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;"Küresel ekonomi modern bir Orwell’ci terimdir. Yüzeyine  bakıldığında, anında finansal &lt;br /&gt;
ticarettir, cep telefonlarıdır, McDonalds’tır, Starbucks’tır,  internet üzerinden&lt;b&gt; rezervasyonlarla &lt;/b&gt;yapılan  tatillerdir. Bu cilânın altında ise yoksulluğun küreselleşmesi vardır.  Burada çoğu insan hayatı boyunca bir kez bile telefonla konuşmamıştır ve  günde 2 dolardan az parayla geçinmektedir. Ve yine burada her gün 6 bin  çocuk içecek temiz su bulamadığı için ishalden ölmektedir.&lt;/b&gt; "&lt;br /&gt;
&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;b&gt;John Pilger&lt;/b&gt;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhxodpy_yAoCT7CDgcTfRmsQ7Mfzf5AqKzaY6r2wBZeCkKBC9vJPbggWVCk0qse1KPukmBCtwpHLFcol46ReP_Vc24rHA00yE0RD4lM5iUFcUcdjb2kB87-YT_WlE2yG8T7QwfCyyC7w3o/s1600/DSC00086.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhxodpy_yAoCT7CDgcTfRmsQ7Mfzf5AqKzaY6r2wBZeCkKBC9vJPbggWVCk0qse1KPukmBCtwpHLFcol46ReP_Vc24rHA00yE0RD4lM5iUFcUcdjb2kB87-YT_WlE2yG8T7QwfCyyC7w3o/s320/DSC00086.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; Aslında bendeki bu serbest piyasa ekonomisine olan allerjik reaksiyon daha lise yıllarında gerçirdiğim agresif ergenlik yıllarına dayanıyor ancak oda ayrı bir yazı konusu... İş hayatına başladığım dönemlerde çalıştığım sektörle organik bağım varken bu sisteme karşı muhalif hallerim daha da farklı bir faz almıştı. Singapur'a olan bir ziyaretimde kapitalizmin ve serbest piyasa ekonomisi dediğimiz  kavramın kitleler üzerinde bıraktığı acı tecrübelerden birine şahit olmuştum. Dünyanın  en büyük genelevinin bulunduğu ve çalışanlarının çoğunun üniversite öğrencisi olduğu bir mekanın adıdır Orchard Tower ve Gen Yank Road. Üniversite ücretlerini kazanmak için fahişelik yapmak zorunda olan kızlara pek fazla denk gelirsiniz. Camekan bir vitrinden hiç tanımadığı erkeklere göz kırpıp, geceliği bir saat süren 150$ lık tek porsiyonluk bir aşk sipariş ettirerek kazanırlar hayatlarını. Dışarıdan bakıldığında renkli, kendi içinde ise konuşmak isteyipte ev arkadaşlarına bile söyleyemedikleri vardır bu kızların. Para için insanların kendi ahlaki değerlerini yıkıp sokağa iten bir sistemin, kaldırım çiçeğinden plaza gülüne yatay geçiş yapmış halidir. Kamusal eğitim gibi en temel mevzularda bile sektör mantığıyla eğitimi metalaştıran algının en somut meyvesidir Orchard. Bu yüzden kamusal eğitimin bir hak olduğunu savunmak, hep o plazadaki fahişe olmayı red eden kızla özdeşleşmiştir zihnimde.(*)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;(*)Takunya liberallerine ince bir göndermedir.&lt;/span&gt;</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/3962366014140030462/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/3962366014140030462?isPopup=true" rel="replies" title="0 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/3962366014140030462" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/3962366014140030462" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2010/04/allerjik-reaksiyonlar-1.html" rel="alternate" title="Allerjik Reaksiyonlar" type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhxodpy_yAoCT7CDgcTfRmsQ7Mfzf5AqKzaY6r2wBZeCkKBC9vJPbggWVCk0qse1KPukmBCtwpHLFcol46ReP_Vc24rHA00yE0RD4lM5iUFcUcdjb2kB87-YT_WlE2yG8T7QwfCyyC7w3o/s72-c/DSC00086.JPG" width="72"/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-7689561805286440709</id><published>2010-04-03T18:07:00.005+03:00</published><updated>2010-04-05T17:39:17.231+03:00</updated><title type="text">Dünyadan Sosyal Medya Halleri</title><content type="html">&amp;nbsp;&amp;nbsp;BBC Türkçe'nin konu hakkında çok güzel bir röportajına denk geldim.Konuyu olası tüm perspektifleriyle ele almaya çalışmış.Ön giriş noktasında tatminkar sayılabilinecek bilgi veriyor, Türkiye'den de Serdar Kuzuoğlu (Doğan Holding Internet stratejileri müdürü) ve ekşi sözlüğün yaratıcısınında katılımda bulunduğu bir dizi yerli/yabancı katılımcı ile sosyal medya kavramını analiz ediyorlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, serif; font-size: 13px; line-height: 22px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, serif; font-size: 13px; line-height: 22px;"&gt;&lt;b&gt;Bölüm 1 : Kurgusallık, teşhir ve gözetleme&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;object height="138" width="466"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.bbc.co.uk/emp/external/player.swf"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="FlashVars" value="playlist=http%3A%2F%2Fwww%2Ebbc%2Eco%2Euk%2Fturkce%2Fmeta%2Fdps%2F2010%2F01%2Femp%2F100120%5Ffeature%5Fsmy1%2Eemp%2Exml&amp;config_settings_showPopoutButton=true&amp;config_settings_language=tr&amp;config_settings_displayMode=audio&amp;config_settings_showFooter=true&amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.bbc.co.uk/emp/external/player.swf" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowScriptAccess="always" width="466" height="138" FlashVars="playlist=http%3A%2F%2Fwww%2Ebbc%2Eco%2Euk%2Fturkce%2Fmeta%2Fdps%2F2010%2F01%2Femp%2F100120%5Ffeature%5Fsmy1%2Eemp%2Exml&amp;config_settings_showPopoutButton=true&amp;config_settings_language=tr&amp;config_settings_displayMode=audio&amp;config_settings_showFooter=true&amp;"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;hr /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, serif; font-size: 13px; line-height: 22px;"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;Bölüm 2 : Büyük Birader ve mahremiyet&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;object height="138" width="466"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.bbc.co.uk/emp/external/player.swf"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="FlashVars" value="playlist=http%3A%2F%2Fwww%2Ebbc%2Eco%2Euk%2Fturkce%2Fmeta%2Fdps%2F2010%2F01%2Femp%2F100125%5Ffeature%5Fsmy2%2Eemp%2Exml&amp;config_settings_showPopoutButton=true&amp;config_settings_language=tr&amp;config_settings_displayMode=audio&amp;config_settings_showFooter=true&amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.bbc.co.uk/emp/external/player.swf" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowScriptAccess="always" width="466" height="138" FlashVars="playlist=http%3A%2F%2Fwww%2Ebbc%2Eco%2Euk%2Fturkce%2Fmeta%2Fdps%2F2010%2F01%2Femp%2F100125%5Ffeature%5Fsmy2%2Eemp%2Exml&amp;config_settings_showPopoutButton=true&amp;config_settings_language=tr&amp;config_settings_displayMode=audio&amp;config_settings_showFooter=true&amp;"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;hr /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, serif; font-size: 13px; line-height: 22px;"&gt;&lt;b&gt;Bölüm 3 : Sosyal medya ve örgütlenme:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;object height="138" width="466"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.bbc.co.uk/emp/external/player.swf"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="FlashVars" value="playlist=http%3A%2F%2Fwww%2Ebbc%2Eco%2Euk%2Fturkce%2Fmeta%2Fdps%2F2010%2F02%2Femp%2F100201%5Ffeature%5Fsmy3%2Eemp%2Exml&amp;config_settings_showPopoutButton=true&amp;config_settings_language=tr&amp;config_settings_displayMode=audio&amp;config_settings_showFooter=true&amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.bbc.co.uk/emp/external/player.swf" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowScriptAccess="always" width="466" height="138" FlashVars="playlist=http%3A%2F%2Fwww%2Ebbc%2Eco%2Euk%2Fturkce%2Fmeta%2Fdps%2F2010%2F02%2Femp%2F100201%5Ffeature%5Fsmy3%2Eemp%2Exml&amp;config_settings_showPopoutButton=true&amp;config_settings_language=tr&amp;config_settings_displayMode=audio&amp;config_settings_showFooter=true&amp;"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;hr /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, serif; font-size: 13px; line-height: 22px;"&gt;&lt;b&gt;Bölüm 4 : Kültürel üretim, nefret ve sansür:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;object height="138" width="466"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.bbc.co.uk/emp/external/player.swf"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="FlashVars" value="playlist=http%3A%2F%2Fwww%2Ebbc%2Eco%2Euk%2Fturkce%2Fmeta%2Fdps%2F2010%2F02%2Femp%2F100201%5Ffeature%5Fsmy4%2Eemp%2Exml&amp;config_settings_showPopoutButton=true&amp;config_settings_language=tr&amp;config_settings_displayMode=audio&amp;config_settings_showFooter=true&amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.bbc.co.uk/emp/external/player.swf" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowScriptAccess="always" width="466" height="138" FlashVars="playlist=http%3A%2F%2Fwww%2Ebbc%2Eco%2Euk%2Fturkce%2Fmeta%2Fdps%2F2010%2F02%2Femp%2F100201%5Ffeature%5Fsmy4%2Eemp%2Exml&amp;config_settings_showPopoutButton=true&amp;config_settings_language=tr&amp;config_settings_displayMode=audio&amp;config_settings_showFooter=true&amp;"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/7689561805286440709/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/7689561805286440709?isPopup=true" rel="replies" title="0 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/7689561805286440709" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/7689561805286440709" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2010/04/dunyadan-sosyal-medya-halleri.html" rel="alternate" title="Dünyadan Sosyal Medya Halleri" type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-7147965759195107911</id><published>2010-03-29T21:04:00.034+03:00</published><updated>2010-04-05T17:35:32.814+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Politik"/><title type="text">Mübalağa(lı) Bir Free Market Masalı</title><content type="html">&lt;div class="" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Belçikalı bir arkadaşın Türkiye'yede şehirler arası bir seyahat için bilet alırken kamu taşımacılığının (public transformation) neden olmadığını şapşal ifadeli bir yüz ifadesiyle sorması sonucu bu mevzuya dair bir kaç şey çizittirme ihtiyacı hissettim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Serbest piyasa ekonomisinin çarpık çurpuk bir şekilde geliştiği bu coğrafyada kendine yeni pazar alanlarını yaratan sermayenin, TCDD (İlk duyduğumda bir örgüt ismi falan zannettiğim ancak devlet demir yolları olduğunu sonralardan öğrendiğim :) ) kurumu ve kamusal taşımacılığın nasıl özel sektörün ellerine bırakıldığı aslında uzun soluklu bir hikaye.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;div style="text-align: auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: auto;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Ancak Türk milletinin uçkur kriterlerindeki algı gibi (Şekil 1A)&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;img border="0" height="123" src="http://img169.imageshack.us/img169/3053/bigbangv.jpg" width="640" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
hızını alamayan şero-liboş bir mantalite ile ülkenin tüm hizmet sektöründeki tüm kamu kurumlarının özelleştirmesi gerektiğini savunan savlara çok fazla tanık olur oldum bu aralar.Haklılar tabi ... Hatta bence az bile ... Su kaynakları, hastaneler, okullar, madenler falan neymiş.Ordu da özelleştirilmeli, polis kurumu da (İtfaye'nin taşeronlaştırılmasından sonra beklediğim ilk girişim bu olur du aslında).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img402.imageshack.us/i/crime.png/" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;" target="_blank" title="ImageShack - Image And Video Hosting"&gt;&lt;img border="0" src="http://img402.imageshack.us/img402/5336/crime.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;Bu cılkı çıkmış piyasa ekonomisinin sosyal boyutlarındaki tesirini anlamak için analiz yapmak ihtiyacında olmayan bu "liboş" arkadaşlardan algıdan yana ümidi kestiğim için bari en azından parçası olmaya çalıştıkları Avrupa'daki piyasa ekonomilerini biraz doğru analiz etmelerini ve incelemelerini tavsiye eder, ellerinizden öperim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben Kaçar Hade Bana Bye</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/7147965759195107911/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/7147965759195107911?isPopup=true" rel="replies" title="0 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/7147965759195107911" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/7147965759195107911" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2010/03/mubalal-pazar-ekonomisi.html" rel="alternate" title="Mübalağa(lı) Bir Free Market Masalı" type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-2594926874313212205</id><published>2010-03-25T22:10:00.039+02:00</published><updated>2010-08-24T22:16:50.226+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Müzik"/><title type="text">Tzibaepi (Yanarım)</title><content type="html">İlk&amp;nbsp;Dido Sotiriyu(*)'nun Matomena Homata(**)'sı ile başladı bu lanet aslında ... Önce yaşamlarını doğduğu toprakların çok ötesinde, savaşın sürüklediği acı dolu bir sürgün hikayesiydi beni çarpan.Amele taburlarında başlayıp, İzmir'de devam edip "Yunanistan'da bir Türk tohumu" olmanın sürgün yalnızlığını hissettirdi yüreğimde.Sonrasında tırnağın etinden kopması gibi ayrılmak zorunda kalan bir halkın, Türkiye'deki "Rum'ların" o acılı sesinin tınısı düştü üzerime.Acısını türkülerine işlemiş bir halkın öyküsü aslında Rembetiko ...Türkiye'de Rum, Yunanistan'da Türk olmanın masum yalnızlığını ve acılarını hissettiriyor melodilerde.Aya Irini kilisesindeki görüntülerine rast geldiğim hoş bir rembetiko örneği , Tzibaepi (Yanarım) ...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 21px; font-weight: bold;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-weight: bold;"&gt;Aya Irini'deki Konser Videosu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div align="center"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 18px; font-weight: bold;"&gt; &lt;object height="385" width="480"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/kqhscWpzmKY&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/kqhscWpzmKY&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman';"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bu da Eski Bir Meyhane Güzelinin (Eleni Tsaligopoulou&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;)&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Kadife Sesinden&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;(Orjinal Haline Daha Yakındır)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 18px; font-weight: bold;"&gt; &lt;object height="385" width="480"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/exBZx9QI4RU&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;color1=0x3a3a3a&amp;color2=0x999999"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/exBZx9QI4RU&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;color1=0x3a3a3a&amp;color2=0x999999" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;b&gt;Not : &lt;/b&gt;Isteyen amele desin ancak ben Eleni'nin yorumunu daha çok beğeniyorum (Her ne kadar orijinal hali gibi olmasa da)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;[*]Türkçe'ye çevrilmiş kitaplari arasinda buyruk (Beloyannis'in öykusü), benden selam soyle anadolu'ya (ki orijinal tr. ismi kanli topraklar) ve ölüler bekler isimli kitaplari olan yunan marxist kadin yazar.Lütfen ayrıntılı biyografisini için google'a abanınız.Ha bu arada Türk Yünan dostluğu derneğinin kurucu üyesidir unutmadan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;[**] Benden Selam Söyle Anadoluya romanı 1992 Abdi İpekçi Barış Ödülünü al(mış)dı (tabi yanlış hatırlamıyorsam).Düzeltiyorum 1982 imiş ... Ohaa :(&lt;/span&gt;</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/2594926874313212205/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/2594926874313212205?isPopup=true" rel="replies" title="0 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/2594926874313212205" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/2594926874313212205" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2010/03/bir-acnn-cglklar-rembetiko.html" rel="alternate" title="Tzibaepi (Yanarım)" type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-8127776814340452161</id><published>2010-03-25T11:12:00.003+02:00</published><updated>2010-03-31T03:28:45.590+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kişisel"/><title type="text">Bir "Fast" Konseptli Aşk Hikayesi ...</title><content type="html">&lt;div align="left"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img89.imageshack.us/i/11981531908ab0d462b2o.png/" target="_blank" title="ImageShack - Image And Video Hosting"&gt;&lt;img border="0" src="http://img89.imageshack.us/img89/417/11981531908ab0d462b2o.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
Sinir, sıkıntı ve stres ceremesini çektiğim bu zaman diliminde uzun zamandır dillendirdiğim iki kelamlık tek porsiyonluk bir hızlı yaşama kültürünü teşhir edesim geldi fena halde (Cümle girişi acil ihtiyaç molaların da ki tuvalet kuyruklarına girişteki gibi bodoslama oldu ama idare edin.Gerçekten delirmemek elde değil bazı zamanlarda) ... Ve tamda şu an o "bazı zamanlar" dan daha iyi bir tarif bulamıyorum ...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mutsuzluğun gerekçeli mazeretleri arasında sürekli bir yerlerinden yana dem vurduğumuz anlara gebe bir yaşam popilasyonunda yaşamanın ağır bedeli çöktü herhalde üstüme... İstatistiksel olarak biz insanlık cemaatinin %70 i kendimizi mutsuz eden şartlar altında yaşıyoruz (ve bu %70 lik dilimin içerisindeki yerleşkemizde aslında pekte normal olmayan hallerdeyiz.Yada belkide sadece farkındalık bakımından astigmatlığımız tuttu, gerçeklerin simetrisini tutturamıyoruz bir türlü).Ömer Hayyam'ın en ambiyane tabiriyle "yoksul gavur çirkin orospu" hallerinden nasibini almış Gargamel gibi her şeye söylenmekten hatta ve hatta kendimizden bile bıkkınlık geliyor zaman zaman.Yaşantımız ayak üstü yediğimiz yemekler kadar anlık ve sindirimden uzak.Yüzeysel bir hayatı yine yüzeysel "an" larıyla üstün körü geçiştirip tüketiyoruz.Elimizdeki cep telefonlarının son kullanma tarihi kadar ömür biçilmiş yaşadığımız aşklarımızı yine vitrinlerde gördüğümüz yeni modelli umutlara yeğliyoruz.Her zaman her şey için bir gerekçeli mazeretimiz var.İlgi görüyoruz sıkılıyoruz, ilgiden noksan "bir şey" yaşıyoruz yine sıkılıyoruz, aldatıyoruz, aldanıyoruz, evleniyoruz ancak hiç bir şekilde mutlu bitmeyen sonlara gebe bir yaşama mahkum kılıyoruz kendimizi.Okuduğumuz kitaplar, seyahat ettiğimiz mekanlar ve yerler, hepsi ama hepsi tuhaf bir koşuşturmanın arasına sıkışmış küçücük bir birimlik nefes alımlarımız bizim.Ne yazık ki o küçücük nefesler bile yetmez olmuş zamanla bu birikmiş buhranlara.Modern toplumun insan profili yüzümüzdeki tuhaf hassiktirmişliğe biraz daha katma değer katmaktan geri kalmazken, yitik umutlarımızı kaybettiğimiz yalnızlık çıkmazında buluyoruz.Adı konulmamış küresel bir kabusun adı bu yalnızlık. Milliyetleri farklı, coğrafyaları farklı, zamanları farklı metropollerde yaşanan ortak bir karabasanın ayak sesleri uzaktan gelen... Ve bir orta oyunundaki figüranlarız bu yalnızlıkta çaresizce yalnızlığımızı paylaşmaya çalışan.</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/8127776814340452161/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/8127776814340452161?isPopup=true" rel="replies" title="1 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/8127776814340452161" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/8127776814340452161" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2010/03/bir-fast-konseptli-ask-hikayesi.html" rel="alternate" title="Bir &quot;Fast&quot; Konseptli Aşk Hikayesi ..." type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-7595145396685525088</id><published>2010-03-25T09:06:00.006+02:00</published><updated>2012-03-21T15:36:41.715+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Business"/><title type="text">Çalışma Modellerindeki Değişim</title><content type="html">&lt;h1&gt;Çağlar Dursun &lt;/h1&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;br class="Apple-interchange-newline" /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Günümüz modern toplumu kendi evrimini her ne kadar sürdürse ve Türkiyede bunu geriden takip etse de, önümüzdeki süreç içerisinde sık sık görmeye alışacağımız belkide gıpta edeceğimiz yeni bir çalışma modelleri var önümüzde.Bu trent Wolfram Research , Google , Sun (Stanford Universty Network) , Cisco gibi uluslar arası şirketlerin dışında Türkiye'de Kartaca Parkyeri tarafından (kısmi olarak) da uygulanıla gelen yeni çalışma modelleri, geleneksel monarşik diyebileceğimiz şirket yapısının tasfiyesine , şirket yönetiminin çalışanların eksenine doğru kaydığı ve sorumluluğun çalışanlar arasında paylaşılmasını öngören, yeni ve daha demokratik ve daha kolektif bir iş modeli olarak duruyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;Tabi bu yapı şu an için tek taraflı, yani sağdece çalışma koşullarının ve karar alma mekanizmalarının daha demokratik bir yapı kazanmasının önünü açıyor, şirket gelirlerinin dağılımında aynı adaletten bahsetmemiz şu an için pek söz konusu değil (Hepsi için değil tabi). Ancak içinde bulunduğumuz durum itibariyle şirketlerin içerisindeki hiyerarşik organizasyon ve denetlemeye dayalı baskı unsuru çalışanların üzerindeki tesiri o kadar da efektif olmasa gerek ki yukarıda bahsettiğimiz şirketler bulunduğu sektörde liderliği oynuyor. Daha demokratik bir toplum modelinin iş hayatında vuku bulmuş hali olan bu tarz iş modellerini özellikle Birleşik Devletlerdeki örnekleri üzerine California'da sıradan iş kollarındaki (Mühendislik ve Gıda Sektöründeki örnekleri gibi) karar alma mekanizmasında ve şirket gelir - gider tablosunda söz hakkı bulunması aynı zamanda sınıf kavramının da yeni bir boyut kazanmasını sağlıyor. Keza Marx'ın ezelden beridir dile getirdiği artı değer, artık değer teoremindeki yada kapitalist sistem diye tarif edilen kapitalin (yani sermayenin) çalışan kesim üzerindeki sömürü mekanizması mantaliteside bu yapıda bayağı sekteye uğruyor. Çalışan kesim, sistemin ve şirketin dolayısıyla bu yapının bir parçası oluyor çünkü. Bunun paralelinde getirdiği diğer bir katma değer de yatırımcı açısındanda önemli aslında, keza çalışanlar kurumun asli bir unsuru olmasından kaynaklı iş verimliliğide buna paralel artıyor. Üzerinde düşünülmesi gereken diğer bir nokta ise bu modern toplumun evrim sürecinde siyasi ve ekonomik olduğu kadar yönetim mekanizmalarının ve şirketlerinde artık geleneksel çalışma modellerini tahliye edip bu tarz bir yapılanmaya giderek kaynakların ve verimin arttırma ihtiyacı içinde olması. Bu dönüşümün yaygınlaşması an meselesi, zamanlama konusunu ise bekleyip göreceğiz ...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;Not : h1 puntolu başlık, benimle aynı ad ve soyadına sahip, kodlarla sevişen bir liseli yüzünden atıldı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/7595145396685525088/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/7595145396685525088?isPopup=true" rel="replies" title="0 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/7595145396685525088" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/7595145396685525088" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2010/03/calsma-modellerindeki-degisim.html" rel="alternate" title="Çalışma Modellerindeki Değişim" type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-4794747365758314905</id><published>2010-03-22T17:43:00.013+02:00</published><updated>2010-04-14T00:03:43.990+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Politik"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Çevre"/><title type="text">Yüzdelik Anlar ...</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;/div&gt;Ne kıvamda olduğunuzu blmiyorum ancak her nükseden uykusuzluk kriziyle birlikte benim fena çemkiresim geliyor birşeylere.Algıdan yana kıt, mantıkdan yana fuara, öksüz bir coğrafyada büyümenin böylesine uğursuz bir miras getireceğini elbet bilemezdim ya ...&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://fotografligezirehberi.com/d/2881-2/firtina_deresi_s7301558.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://fotografligezirehberi.com/d/2881-2/firtina_deresi_s7301558.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;Masallarla büyüyen bir neslin üyeleri olmaktan mutlu mu yoksa muzdarip mi olmalıyım bilemiyorum ancak bu satırları yazarken bu ülke sınırları içerisinde kalan tek cennet bahçelerini yani Doğu Karadeniz'i HES (Hidro Elektrik Santralleri) ile diri diri yok edip işgal altına almaya çalışıyorlar.Hayatımız boyunca bize dikte edilen "vatan toprağı" kavramının küresel Kapitalizm'le birlikte metalaşıp anlamının ve değerlerinin yok olmasına zaten hali hazırda alışmışken birde üzerine doğa katliamına seyirci kalacak bir kitle değiliz elbet de ki.Ancak kızdığım nokta bu kuru ajitasyonlarla (Vatan-Millet-Sakarya) empoze edilen değerlerin bir gün yine devletin kendi kurumları ve yöneticileri tarafından yüzümüze baka baka kendi çelişkilerini dışa vurması.Yıllar yılı savaşan bir coğrafyanın sınırında yer alan Artvin ve Rize artık kendi derelerinin özgürlüğü için kendi devletiyle savaşmak durumunda bırakılıyor.Bu konuya dair bir kaç anektod vermek yerinde olur sanırım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Not : Genel anlamda aşağıdaki maddeler Artvin'deki derelerin özelleştirilmesi kapsamında değerlendirip yazılmıştır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1) Su kaynaklarının özelleştirilmesi yoluyla o çok kıymetli diye bangır bangır böğürünen o vatan toprağını, o coğrafyayla uzaktan yakından alakası olmayan ve girdiği ülkelere sadece savaş , yıkım ,acı ve ölüm getiren uluslararası şirketlere peşkeş çekiliyor.Bunu yaparken aynı zamanda sadece su kaynağının değil, dere yatağının da sahibi oluyorlar.Yani eskiden işgal dediğimiz kavram bugün savaşla değilde parayla yapılıyor anlayacağınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2) Çok değil, bundan bir 5 yıl öncesine kadar su kıtlığı çeken baraj seviyelerinin doluluk oranından yana mızmızlanan bu toplum kendi yaşadığı gerçekliği unutacak kadar balık hafızalı olması da başka bir tezatlık örneği.Aynı şekilde uzmanların önümüzdeki yüz yıl savaşlarında su kaynaklarının etken unsur olacağını deklere etmelerine rağmen bu çok akıllı bürokrat arkadaşlar ,o uzmanların brifinglerini kulaklarıyla değilde namusait bir yeriyle dinlediği için önümüzdeki süreçlerde anneleriyle gayet içli dışlı olacağımız kanısındayım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3) Coğrafi potansiyel algılayışı, sadece metasal gelir anlamdaki kar marjıyla ölçen sakat zihniyet elindeki doğanın, toprağın, yeşilin kıymetini bilmemesini normal karşılamama rağmen, herhangi bir metasal değerle elindeki ormanını toprağını geri getirememek gibi tek taraflı bir denklemin sürekli kaybeden yakasında olmasını bile bile hala bu işin içine girilmesi af buyrun ama saflıkla salaklık arasındaki o ince çizginin salaklık tarafınına çakılıp kalmış olması olarak değerlendirirsek pekte haksızlık etmeyiz sanırsam.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Son olarak Artvin'de, Bergama'da , Rize Fırtına deresinde ve bu coğrafyanın farklı yerlerinde verilen çevre mücadelesine destek olmak tek başına çevresel bir duyarlılığın değil aynı zamanda insan olmanın bir vazifesidir.Ancak günümüzde çevreci muhalefet hareketlerinin sadece lokal bir bölgede kalıp toplumun geri kalan kesimiyle kucaklaşamaması aklıma Aziz Nesin'in tahlilini getiriyor.Rahmetli bu memleketin %60 ı aptal demişti&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;(*)&lt;/span&gt;.Bu aralar nükseden bir nevroz nöbeti misali kafama dank edip duruyor.Geriye kalan %40 bu memleket için fazla değilmi ?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;(*) Allahtan 80 anayasasından sonra o oran dahada yukarı çekildi :)&lt;/span&gt;</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/4794747365758314905/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/4794747365758314905?isPopup=true" rel="replies" title="0 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/4794747365758314905" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/4794747365758314905" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2010/03/yuzdelik-anlar.html" rel="alternate" title="Yüzdelik Anlar ..." type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-7818005173183233025</id><published>2010-03-21T00:47:00.009+02:00</published><updated>2011-05-31T20:48:35.111+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="GNU"/><title type="text">Copyleft Ve Özgürlük Kavramı Üzerine</title><content type="html">&amp;nbsp;&amp;nbsp;Özgür yazılımcıların ve GNU felsefesinin tesiri ilişkide bulunduğu tüm alanı tetikliyor, yada tersi bir durum söz konusu mütemadiyen. Ki bundan kaynaklı linux günleri dahilinde Koray'ın konferansı gayet ilginç oldu benim açımdan. Algımda nükseden nokta daha özgür bir yazılım talebinin, daha özgür bir yaşam kurgulamaya çalışan insanlardan bağımsız olamayacağını özellikle film sektörü ve kültür endüstrisi noktasından gayet başarılı bir şekilde tatmin edici bilgilerle anlatmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div align="center"&gt;&lt;embed allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" flashvars="height=270&amp;amp;width=480&amp;amp;file=http://open.bilgi.edu.tr/freedays/videos/koray_loker_2009.flv&amp;amp;image=http://open.bilgi.edu.tr/freedays/videos/koray_loker_2009.png&amp;amp;displayheight=270&amp;amp;overstretch=true&amp;amp;showstop=true&amp;amp;showdownload=true&amp;amp;shuffle=false" height="270" src="http://open.bilgi.edu.tr/freedays/mediaplayer.swf" width="480"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div style="text-align: left;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/7818005173183233025/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/7818005173183233025?isPopup=true" rel="replies" title="0 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/7818005173183233025" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/7818005173183233025" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2010/03/copyleft-ve-ozgurluk-kavram-uzerine.html" rel="alternate" title="Copyleft Ve Özgürlük Kavramı Üzerine" type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-6425832617831758948</id><published>2010-03-13T18:58:00.010+02:00</published><updated>2010-04-09T19:29:15.056+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kişisel"/><title type="text">Geçmiş Facialar ...</title><content type="html">2009 yazında askerden döndüğümde geçmişe dair bir analiz yapmak gibi bir faciam olmuştu.İşin daha tuhaf tarafı bunu bi kağıt kalemede dökmüştüm.Sanırım şimdi gün yüzüne çıkarma zamanı ....&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kelimeleri tüketmek konusunda ciddi bir irade var burda boru değil demek için kağıt kaleme abanır ve ıkınır oldum ama nafile.Ne yaptıysam çıkmıyor hergele cümleler bir türlü.Artık olduğu kadarıyla ... Ilham perimi bıraktığım bir nadas sonrası toparlamak için tırmalicam ama bakalım ...&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mütemadiyen benim için yılın bombası Tayyip babanın (Erdoğan) eski ev arkadaşıma açtığı davadır herhalde.Ampul Tayyip diye slogan attırdığı için zathı muhterem eski ev arkadaşım hakkında 5 farklı dava açıldı&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;(*)&lt;/span&gt;.Hayır işin komik tarafı slogan topu topu 2 kelimeden oluşuyor.Nasıl hakkında 5 ayrı dava açıldı diye sormayın.Keza bir tekniker olarak bu adli vakalara hala akıl sır erdiremiyorum.Elbet halayın ideolojik olan fazını türeten sistem bunada bir kapak, çanak çömlek uydurur herhalde ... Hakkında istenilen 1200 liralık para cezası içinse yargılanan arkadaş "ama ben 1200 liralık slogan atmadım ki, bu paranın istenileceğini bilseydim t.p Tayyip" diye slogan attırırdım en azından paranın hakkını verirdik dedi :)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Birde askerdeyken başıma gelen hadiseler varki bununla ilgili kesin bir stand up çevirmek gerekli.Keza topu topu 5 ay 15 günlük bir askerlik döneminde tatbikata gitmek zorunda kalan ben deniz, kendi kurdurduğumuz seyyar tuvalete sadece Tugay komutanının zıçabileceğini ve diğer personelin (tüm rütbeliler dahil) bu helayı kullanamayacağını öğrendiğimde kendimi bir Atıf Yılmaz filminde zannettim.Demek ki neymiş : "Ağanın p.kunun üstüne p.k olmazmış :)) "&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tüm zamanların felaketi ise şu sevişgen popiler medya kültürünün dizileridir herhalde.Yaw arkadaş olan var olmayan var.Arkadaşların sex hayatının muhasebesini tutmak dan bi haller oldu bize ya.Hayır o bu değil imreniyor da insan.Televizyonu açtıkdan sonra ruhi enkaz gibi oluyorum.Romandan çakma hayatlara bu kadar Fransız kalmam nedendir bilinmez ama tuaf bir uzaylı tesiri uyandırdı bende orası kesin.Papa 2. venedik ile Mahatma Gandi arasında sanal bir hayata sıkışmışım herhalde , keza izlediğim manzara meshepsel anlamda triple X size geniş geliyor.Artık o eski libertal hallerimi rafa kaldırdım :) yaşlanmaya başladım herhal :S.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;(*) Radikalde yayınlanan&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&amp;amp;Date=4.3.2009&amp;amp;ArticleID=924486" target="_top" title="Ampül Tayyip"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;linki&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/6425832617831758948/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/6425832617831758948?isPopup=true" rel="replies" title="7 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/6425832617831758948" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/6425832617831758948" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2010/03/gecmis-facialar.html" rel="alternate" title="Geçmiş Facialar ..." type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-654246469106149264</id><published>2010-03-12T09:51:00.010+02:00</published><updated>2010-03-22T00:53:35.699+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Politik"/><title type="text">İsyan Özgür Kılar ...</title><content type="html">Bende nükseden bir sendromdur alkol almayla çenemin ve beynimin :) açılması.Tüm gerekçeli mazeretlerimden sıyrıldığım anda buna müthabık bir andır.Hayatımız boyunca dikte edilen değerler aslında bizi bize yabancılaştıran koca yalanlardan mı ibaret acaba diye düşünme zamanımdır ... Bu yazıyı yazarken bile aklımda vuku bulan çelişkiler ürpertiyor içimi.Korkutan yanılmak değil ... Bir yalanla bir ömürü tüketmiş olmak ...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.sosyalforum.org/eski/site/Grafik/atina-b/1259.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="214" src="http://www.sosyalforum.org/eski/site/Grafik/atina-b/1259.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Hayatım boyunca erdem dediğimiz şeyin ney olması gerektiğine dair bir dünya vaazla büyüdüm.Susmam ve dinlemem öğretildi bana.Şimdi sessizliği bozma sırası bende.Tanımladığım değerler ve yargılar aslında koca bir korku kütlesindenmi ibaretdi accaba beni bir yalana sürükleyen ? Aidiyetle, olmak zorunda olduğun şeyler arasında çırpınırken insan kendini özgür kılamıyor.Oysa ki insan olmanın ilk koşulu olan o yasak elmadan yeme ihtiyacıydı.Şimdi o elmadan payımıza düşeni alma zamanı.Bize dayatılan uslu çocuk kimliğinden sıyrılıp başka bir dünyanın, başka bir yaşam tarzının ve başka &lt;a href="http://www.sosyalforum.org/"&gt;avrupanın&lt;/a&gt; kurgusunu yapmak gerek.1-4 Temmuz 2010 tarihlerinde İstanbul'da yapılacak olan 6. Avrupa Sosyal Forumunda buluşmak üzere ...</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/654246469106149264/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/654246469106149264?isPopup=true" rel="replies" title="0 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/654246469106149264" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/654246469106149264" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2010/03/isyan-ozgur-klar.html" rel="alternate" title="İsyan Özgür Kılar ..." type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-5164691055421733415</id><published>2010-01-04T10:22:00.003+02:00</published><updated>2010-01-04T10:24:39.937+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Müzik"/><title type="text">Yasmin Levy</title><content type="html">&lt;div xmlns="http://www.w3.org/1999/xhtml"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/o55EljQWv14&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;color1=0x2b405b&amp;color2=0x6b8ab6"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/o55EljQWv14&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;color1=0x2b405b&amp;color2=0x6b8ab6" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
‘Sefaradlar’ın sesini dünyaya duyurmaya çalışan güzel sesli kız’ tamlamasının çok ötesine geçerek yine World Village etiketli yeni albümü Sentir’i bu kez The Guardian’ın kendisine yakıştırdığı ‘dünya müziğinin yeni süperstarı’ unvanıyla hayranlarına sunuyor. Hissetmek anlamına gelen Sentir, Yasmin Levy’nin önceki albümlerinden farklı olarak ne bir tek Sefarad kültürünün izini sürüyor, ne de sadece flamenko ya da Ortadoğu’ya has ritm ve melodilerin. &lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/5164691055421733415/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/5164691055421733415?isPopup=true" rel="replies" title="0 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/5164691055421733415" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/5164691055421733415" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2010/01/yasmin-levy.html" rel="alternate" title="Yasmin Levy" type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-7867453316405828206</id><published>2009-12-31T14:07:00.003+02:00</published><updated>2010-04-02T16:45:57.618+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kişisel"/><title type="text">Yine Aynı Rutinde Yeni Yıl ...</title><content type="html">&amp;nbsp;&amp;nbsp; Artık sıktarmaya başladı.Hayatımın şu son 3 yılı enkaz sonrası toplamaya çalıştığım bir alan gibi sanki.Tarihin kendini tekerrür edip bıraktığı depresif miras da değil sorun.Artık direnecek ve diretecek takati kalmayan yorgun bir savaşçının çığlıkları gibi sanki her şey.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;Bazı zamanlar kendimi bu gündelik mevzularda melankonik buluyorum.Belkide 29 saatlik bir uykusuzluk insanda denge denilen bir şey bırakmıyor ondan da kaynaklı olabilir.Artık o süslü cümlelerle ve yapmacık gülücüklerle yazdığım bloğumu sadece ve sadece kendim için yazıyorum.Keza paylaşım kavramını nadasa bıraktım , modern toplum bize paylaşmayı değil tüketmeyi ve harcamayı miras bıraktı çünkü.Çünkü kalan hayatımı, hayal kırıklıklarımı yamayarak ve tükenmeyi bekleyerek harcamayacağım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Lisedeki karalama defterim gibi bu blogda.Ne zaman yazsam her satırını okuduğumda yeniden üzerini çizip baştan yazasım geliyor ve her karalayışımda biraz daha çıkmaza giriyor cümlelerim :) Bana toparlayamadığım hayatım gibi bakıyorlar :) ve tıpkı hayatımın parçaları gibi onlarıda bir araya getiremiyorum.Başladığım yerden uzak anlamlar, şimdi bana uzak bir yabancı gibi bakıyor cümlelerle şu an.Ve işte tamda bugün , yani hayali miladımızdaki yeni bir zaman diliminde, tüm bu cümlelerin anlamlarını yitirdiği bir kayıp sessizlik diliyorum kendi adıma.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mutlu yıllar bana ...</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/7867453316405828206/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/7867453316405828206?isPopup=true" rel="replies" title="0 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/7867453316405828206" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/7867453316405828206" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2009/12/yine-ayn-rutinde-yeni-yl.html" rel="alternate" title="Yine Aynı Rutinde Yeni Yıl ..." type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-6790157859456243499</id><published>2009-12-06T23:52:00.005+02:00</published><updated>2010-03-22T07:09:51.441+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kişisel"/><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Müzik"/><title type="text">Patlamaya Ramak Kaldı</title><content type="html">&lt;object height="81" width="100%"&gt; &lt;param name="movie" value="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fsoundcloud.com%2Fcaglardursun%2Fmarsis_siya"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed allowscriptaccess="always" height="81" src="http://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fsoundcloud.com%2Fcaglardursun%2Fmarsis_siya" type="application/x-shockwave-flash" width="100%"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;/object&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp; Başlık beyruttan gelen bir haber diil.Aslında uzunca bir süredir gelmeyen bir telefonla, unutmak için nadasa bırakılmış bir sualde horladı bu aramayla çünkü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir nasılsın ve merhabaya özlem duyulmuş zamanlardan kalan miras herhalde özel günlerde sevdiklerini aramak.Ancak buna müthabık gelen sorular unutulmuş bir nevroz nöbeti misali gibi hortluyor zamansız anlarda.Oysa cümleden yana öyle bir ağırlık yok oysaki ...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ne yaptın sorusuna dair, hala kıyısından, köşesinden, deltasından ovasından yana bir düzeni olmayan , hayatını bir göçhebe gibi yaşayan, bir aidiyeti red edip, bir taraftanda imrenmek gibi bir çelişkiye düşen ve yanlızlığından başka ortak bir şeyi kalmamış, herşeyini tüketmiş kayıp bir neslin üyesi olmak gibi bir lanet çöktü üzerime.</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/6790157859456243499/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/6790157859456243499?isPopup=true" rel="replies" title="0 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/6790157859456243499" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/6790157859456243499" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2009/12/patlamaya-ramak-kald.html" rel="alternate" title="Patlamaya Ramak Kaldı" type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-7994089653538352133</id><published>2009-11-22T17:29:00.001+02:00</published><updated>2009-11-26T13:47:39.724+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Müzik"/><title type="text">Listen Up</title><content type="html">&lt;script type="text/javascript" src="http://widgets.clearspring.com/o/48f3f305ad1283e4/4b0958c9f27d0311/48f3f3053cbe0b4e/467924d0/widget.js"&gt;&lt;/script&gt;</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/7994089653538352133/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/7994089653538352133?isPopup=true" rel="replies" title="0 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/7994089653538352133" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/7994089653538352133" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2009/11/listen-up.html" rel="alternate" title="Listen Up" type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-6947142150817664653</id><published>2009-11-11T10:09:00.004+02:00</published><updated>2010-03-20T03:40:12.125+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kişisel"/><title type="text">Kim Haklı ...</title><content type="html">&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img511.imageshack.us/img511/5068/lenin1919.gif" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://img511.imageshack.us/img511/5068/lenin1919.gif" width="163" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-style: normal;"&gt;&lt;i&gt;Ufak Dipnotlar arsından kalmış bir kağıt parçası.Üzerinde Lenin le Trotsky nin bir diyaloğu vardı.Demiştim ya hani normal değilim diye.Çizdiği kitabı tekrar tekrar okur aynı filmi on kez izlerim diye, işte eski notlarımı okuyorken gözüme birşey çarptı ... Trotsky Lenin'e "Tarih kimin haklı olduğunu gösterecek" diyordu.Lenin' ise ona "Bu Tarihi Kimin Yazacağına Bağlı"&amp;nbsp; dedi ve ...&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
En az tarih kadar hayatdada geçerli olan bu söz aslında bana neyin ne olacağını az çok söyler gibiydi.Yani gündelik hayatın içersindede söz konusu olan bu geçerlilik varolan tüm gerçeğin aslında koca bir yalandan ibaret olabileceğini işaret ediyordu.Her insanın hata yapmaya hakkı vardır vede ne yazıkki yaptığı her hatada da gerekçeli bir mazereti.Aslında biz insanoğlu kendi sınırlı sorumlu hanemizde tüm yaptıklarımıza meşru kılıflar uydurur ve kendi küçük dünyamızda vicdanımızın azabından yada sadece gerçeklerden kurtulmak için bu meşru olduğumuza dair yalanlarımızla yaşamaya mahkum ederiz kendimizi.Sevdiğimizi aldatırız ve gerekçeli mazerretimiz vardır.Öldürürüz yine bir mazeretimiz vardır.Bağzı zamanlar kendi kendime sormuyor değilim.Acaba olmak istediğim değilde olmak zorunda kaldığım bir mizacımı yaşıyorum ? Korkum gerçekle yüzleşmekte değil , asıl bu sonuçlarla bir ömür geçirmek.İçimdeki meşru ve haklı olan ses bir saniyeliğine dair susup bana sağdece görmem gerekeni söylemedi.Olmak istemediğim bir mizacın doğrultusunda her nasılsa limitdeki n gibi bende&amp;nbsp;gidiyorum&amp;nbsp;sonsuza.Ancak giden sadece n değil bu sefer.İçimdeki insanlıkta bir parça kaybolmuş bu sonsuzluğa olan yolculuğun ortasında.İşte bir yılbaşı öncesi ... Elimde bu sefer bir votka şişesi yerine taze demli bir çay.Yine aykırılık damarım tuttu , yine birşeylere inat ediyorum.Yada sadece bana inat ediyor hayat ....&lt;br /&gt;
</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/6947142150817664653/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/6947142150817664653?isPopup=true" rel="replies" title="0 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/6947142150817664653" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/6947142150817664653" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2009/11/kim-hakl.html" rel="alternate" title="Kim Haklı ..." type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-6941254167649697200</id><published>2009-11-11T10:04:00.000+02:00</published><updated>2009-11-26T13:47:59.105+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kişisel"/><title type="text">Askerlik Mektubu</title><content type="html">Tüm mektup yazmak isteyipte bir türlü yazamadığım için kusuruma bakmayın :) Belki bi nebze durumu açıklayıcı olur bu yazı :)&lt;br /&gt;
&lt;span class="Apple-style-span" style="background-color: #dddddd;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir yer düşünün tomas more un dediği gibi :) istediğiniz gazeteyi okuyamayıp demleme bir çayın keyfini süremediğiniz sürgün zamanların mekanını.O yer ki zaman mekan kavramı alt üst olmuş.Kendinize, kimliğinize yabancılaşmış bir halde yaşamaya mahkum olduğunuz bir mahpusluk.Sibel Kekilli'li şafak kartlarıyla Kral TV arasına sıkışıp kaldığınız, popüler medya kültürünün meyvelerinden nemalanmak zorunda bırakıldığınız, erkekliğinizin kışkırtıldığı kollektif delilik cenneti :) askerlik dedikleri böyle birşey arkadaşlar.Insanın onurunun ve özgürlüğünün nasıl bir şey olduğunu kafana kaka kaka hatırlatan birim zamanların toplamıdır askerlik.Sadece fıkralarda olduğunu zannettiğiniz mizaçları ve kuralları yaşadığınız yerdir orası ; ağanın pokunun üstüne pok olurmu misali tugay komutanı ile aynı helaya gidememektir askerlik.Sabah öğle akşam damızlık inek gibi sayılmaktır ve hasret kalmaktır yumuşak zeminli halıya basmaya ve bacak bacak üstüne attığınız anlara.Sol ayakla savaşı kazanmanın alakası olmamasına rağmen inadına sol ayakla başlamaktır yürümeye.Dikenli tellererin ötesine geçememek , geçtiğiniz zamanda dönüp arkanıza bakmamaktır.Banyoda suyun kesilip dımdızlak kalıp, köpüklü köpüklü dışarı çıkıp banyocuya sövmektir.Yada sayıpda sövemediğiniz boğazınıza düğümlenen anlar'dır askerlik ....</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/6941254167649697200/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/6941254167649697200?isPopup=true" rel="replies" title="0 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/6941254167649697200" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/6941254167649697200" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2009/11/askerlik-mektubu.html" rel="alternate" title="Askerlik Mektubu" type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-2648993545230495146</id><published>2009-11-11T07:37:00.011+02:00</published><updated>2010-03-27T00:03:01.113+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Müzik"/><title type="text">Leonard Cohen</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img690.imageshack.us/img690/8148/leonardcohen29570110046.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="131" src="http://img690.imageshack.us/img690/8148/leonardcohen29570110046.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;object height="40" width="250"&gt; &lt;param name="movie" value="http://listen.grooveshark.com/songWidget.swf"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="window"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="flashvars" value="hostname=cowbell.grooveshark.com&amp;widgetID=20530207&amp;style=metal&amp;p=0"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://listen.grooveshark.com/songWidget.swf" type="application/x-shockwave-flash" width="250" height="40" flashvars="hostname=cowbell.grooveshark.com&amp;widgetID=20530207&amp;style=metal&amp;p=0" allowScriptAccess="always" wmode="window"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: Verdana;"&gt;&lt;span style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: Verdana; font-size: small;"&gt;Bir kadeh şarapla birlikde alınan Leonard Cohen gibisi yoktur...&amp;nbsp;İnsanı sarhoş eden şarabın yarattığı tesirden daha fazlasını yaratır çünkü bu ihtiyar.The Partizan gibi kült parçaların sahibi bu yoksul yahudi&amp;nbsp;gettolarından gelmiş bu ihtiyar,&amp;nbsp;unutulan bir hikayeyi&amp;nbsp;kulağımıza fısıldar ...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: Verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: Verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: Verdana; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: Verdana; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: Verdana; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: Verdana; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: Verdana; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: Verdana; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: Verdana; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: Verdana; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: Verdana; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: Verdana; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: Verdana; font-size: small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: Verdana; font-size: small;"&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: Verdana;"&gt;Dance me to your beauty with a burning violin&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family: Verdana; font-size: small;"&gt; Dance me through the panic 'til I'm gathered safely in&lt;br /&gt;
Lift me like an olive branch and be my homeward dove&lt;br /&gt;
Dance me to the end of love&lt;br /&gt;
Dance me to the end of love&lt;br /&gt;
Oh let me see your beauty when the witnesses are gone&lt;br /&gt;
Let me feel you moving like they do in Babylon&lt;br /&gt;
Show me slowly what I only know the limits of&lt;br /&gt;
Dance me to the end of love&lt;br /&gt;
Dance me to the end of love&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dance me to the wedding now, dance me on and on&lt;br /&gt;
Dance me very tenderly and dance me very long&lt;br /&gt;
We're both of us beneath our love, we're both of us above&lt;br /&gt;
Dance me to the end of love&lt;br /&gt;
Dance me to the end of love&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dance me to the children who are asking to be born&lt;br /&gt;
Dance me through the curtains that our kisses have outworn&lt;br /&gt;
Raise a tent of shelter now, though every thread is torn&lt;br /&gt;
Dance me to the end of love&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dance me to your beauty with a burning violin&lt;br /&gt;
Dance me through the panic till I'm gathered safely in&lt;br /&gt;
Touch me with your naked hand or touch me with your glove&lt;br /&gt;
Dance me to the end of love&lt;br /&gt;
Dance me to the end of love&lt;br /&gt;
Dance me to the end of love&lt;/span&gt;</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/2648993545230495146/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/2648993545230495146?isPopup=true" rel="replies" title="2 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/2648993545230495146" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/2648993545230495146" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2009/11/leonard-cohen.html" rel="alternate" title="Leonard Cohen" type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-7527198319486048251</id><published>2009-11-11T04:02:00.011+02:00</published><updated>2009-11-11T08:14:21.918+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kişisel"/><title type="text">P2P Den Gelen</title><content type="html">&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;a href="http://img136.imageshack.us/img136/1651/candundar.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="203" src="http://img136.imageshack.us/img136/1651/candundar.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;&amp;nbsp; Normal bir p2p istemcilerinden girdiğim dosya yerine hep porno filmlerin gelmesine alışmıştım.Ancak bu sefer çok farklı birşey oldu ve ilk defa istemediğim ancak gelmesine çok sevindiğim bir text dosyası geçti elime.Can Dündar'ın kaleminden "Aşk" ;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;&lt;span style="font-size: x-large;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;&lt;span style="font-size: x-large;"&gt; &lt;/span&gt;Aşkla, özgürlük halef seleftir; tıpkı güneşle ay gibi.Tek tek ikisi de güzel olduğu halde, birarada var olmazlar.Biri doğdu mu diğeri silikleşir , yokolur.Aşk boyun eğip kalmaksa , Özgürlük alıp başını gitmektir.Ya gönüllü itaat,Ya nihayetsiz seyahat...Seyahati seçerseniz aşk şapkasını alıp gideceksiniz.Aşk'a düşerseniz, özgürlüğe yolculuk bitecek.Çünkü nasıl özgürlük aşkın zeminiyse, aşkda özgürlüğün finalidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;b&gt;Can Dündar&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/7527198319486048251/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/7527198319486048251?isPopup=true" rel="replies" title="0 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/7527198319486048251" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/7527198319486048251" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2009/11/p2p-den-gelen.html" rel="alternate" title="P2P Den Gelen" type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-7177904343221250002</id><published>2009-11-11T03:58:00.015+02:00</published><updated>2010-04-02T16:47:44.491+03:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kişisel"/><title type="text">Yüzleşme Zamanı</title><content type="html">&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img149.imageshack.us/img149/9456/madagascarpenguins1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="448" src="http://img692.imageshack.us/img692/5083/screenshot1jd.png" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;Yine kağıtların arasından ufak bir not.Bu sefer tuaf bir şekilde penguenlerin çiftleşmesini yazmışım.Dişi penguen buzullarda çok zor bulunan çakıl taşı için (ki bunları yuva yapmak için kullanıyor) erkeğe kur yapıp çiftleşiyor bağzende sadece kur yapıp elindeki çakıl taşlarını alıyor.Ancak düştüğüm not çok komik : Tabiyat bile Tanrının biçtiği rolleri anlatıyor.Salaklık erkeklere , orospuluk ise kadınlara ...&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Bu dipnotlarım bir gün beni öldürecek zannedersem.Neden diye demeyin , her okuduğumda hayatın nüans taşları diyebileceğim olayları tekrar tekrar yaşıyorum ancak her okuduğumda bana depresif bi miras bırakıyorlar.Ya sinirden çatlıyorum yada hüzünden çöküyorum.Humanizmden noksan insanlar dan nasıl bir miras kalacağının soru işareti aklımda nüksediyor.Peki şimdi biz ne yapacağız ? Hayır eşcinselliği savunanların tabiyattan örnek vermesine alışmıştım bi nebze ama bu kadarıda fazla geldi bana.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
En yakın arkadaşım Eren eski kız arkadaşından ayrıldığında harcamalarının dökümünü yaptığında sadece son 4 ayda 2 milyar kaybettiğini anladı.Şimdi bana söyleyin allah aşkına çakıl taşlarını hıyarlığa hibe etme meziyeti başka hangi cinsiyete mesuptur ?&lt;/div&gt;</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/7177904343221250002/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/7177904343221250002?isPopup=true" rel="replies" title="0 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/7177904343221250002" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/7177904343221250002" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2009/11/yuzlesme-zaman.html" rel="alternate" title="Yüzleşme Zamanı" type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1737707210438437761.post-2841897298456735526</id><published>2009-11-11T03:53:00.009+02:00</published><updated>2009-11-11T08:43:51.060+02:00</updated><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kişisel"/><title type="text">Nerdesin Be Birader</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://img211.imageshack.us/img211/4939/resim20015.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://img211.imageshack.us/img211/4939/resim20015.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: x-large;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Acaba n sonzuza giderken seninde bok yoluna gidiyor olabilme ihtimalin yüzde kaçtır.Hayır , bir matematikci olduğumdan kaynaklı değilde yaradılışın çok manyakca bir hadise olmasından kaynaklanıyor bu sonsuzluk muhabbeti.Yoksa n'in sonzuza gidiyor olması , senin beline kadar bokun içine batmış olduğun gerçekliğini değiştirmiyor tabiki.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp; Her insanın hayatında nüans taşları mutlaka vardır.Bir kitap okursunuz hayatınız değişir.Bir kız seversiniz yaşamınızı zehir edersiniz kendi kendinize (muhtemelen herhangi bir kızdır farklılığı olmayan sıradan ama bir kere götünüz kaşınmıştır ya).Bir delilik yaparsınız ve hayatınız bıraktığınız yerde değildir.Aslında doğruların doğruluğunu&amp;nbsp; tartışılır bir dünyadayız.Benim aslında düşündüğüm bu kadar basitmiyiz.Yani bir anlık deneyim nasıl oluyorda bizi kendimizden alıp başka bir biz yaratıyor.Yani tüm yaşamı boyunca şiddete ve savaşa karşı çıkan biri olan noir desir in solisti sevgilisinin kendisini aldattığı için döve döve öldürdü.Kadının yediği dayaktan sonraki manzara tam anlamıyla bir felaketti.Ama asıl felaket olan olan olaylardan çıkan sonuç , bir ömür harcanarak edinilen birikim bir anlık deneyimle yerle bir oluyor.Yada örneği değiştirelim.Bir kolektif delilik örneğidir ikinci dünya savaşı.Toplama kamplarındaki Yahudi polislerine ne demeli.Kamp içinde ezilen , hor görülen bir insan şartlar değiştiği zaman aynı şiddeti uygulamaktan hiç geri kalmıyor.Hemde kendi insanına daha dün ne olduğunu unutarak...</content><link href="http://caglardursun.blogspot.com/feeds/2841897298456735526/comments/default" rel="replies" title="Kayıt Yorumları" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/comment/fullpage/post/1737707210438437761/2841897298456735526?isPopup=true" rel="replies" title="0 Yorum" type="text/html"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/2841897298456735526" rel="edit" type="application/atom+xml"/><link href="http://www.blogger.com/feeds/1737707210438437761/posts/default/2841897298456735526" rel="self" type="application/atom+xml"/><link href="http://caglardursun.blogspot.com/2009/11/acaba-n-sonzuza-giderken-seninde-bok.html" rel="alternate" title="Nerdesin Be Birader" type="text/html"/><author><name>Anonymous</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04138340932050286864</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image height="16" rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" src="https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" width="16"/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>