<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/rss2enclosuresfull.xsl" type="text/xsl" media="screen"?><?xml-stylesheet href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css" type="text/css" media="screen"?><rss version="2.0">
	<channel>
		<title>Dini Yazılar</title>
		<link>http://www.diniyazilar.com/</link>
		<description>Dini konularda yazilar.</description>
		<language>tr-tr</language>
		<docs>http://www.diniyazilar.com/rss</docs>
		<generator>Editor 1.0</generator>


		<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" href="http://feeds.feedburner.com/DiniYazilar" type="application/rss+xml" /><feedburner:emailServiceId xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0">1893806</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0">http://www.feedburner.com</feedburner:feedburnerHostname><item>
			<title>İnanmayanlar Bu Mutlulukları Bilmezler</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1159/inanmayanlar-bu-mutluluklari-bilmezler.htm</link>
			<description><![CDATA[ İnsan hayatı boyunca çeşitli mutluluklar yaşar, dünya hayatı ile ilgili mutluluklar hemen herkeste aynı görülür. Ben size inanan insanların yaşadıkları mutlulukları kendim nasıl yaşıyorum anlatmaya çalışacağım... <br>
<br>
 * Bazı olaylarda, bunu kimseye söylememene rağmen Allah`ın yanında olduğunu hissetmek, <br>
 *Birisine dini, Allah`ı anlatırken onun ahiretine etki edebileceğini ve onu kurtarabileceğini hissetmek, <br>
 *Herhangi birisinin senin anlatıklarınla veya yazdıklarınla dine daha sıcak bakması ve kulluk vazifelerini yerine getirmeye başlaması, <br>
 *Ahireti düşünmek ve cenneti hayal etmek, <br>
 *Sevdiklerinle beraber cennette sonsuza dek yaşama hayali, <br>
 *Arkadaşlarınla yaptığın din üzerine sohbetler, <br>
 *Allah rızasını kazanmak için yaptığın herhangi birşey, <br>
 *Birinin sana Allah razı olsun demesi, <br>
 *Cuma namazında bir arkadaşınla karşılaşmak, <br>
 *Daha önce hiç kimsenin namaz kılmadığını tahmin ettiğin bir yerde namaz kılmak, <br>
 *Namaz vaktine son saniyede yetişmek, <br>
 *İftar sofraları, <br>
 *Her zamanki gibi sıkışık trafikte, insanların iftar vakti ekmeğini suyunu paylaşması. <br>
 *Hac ca gittiğin zaman bilhassa o ilk anki duyguların, <br>
 *Hac gibi bir borcu ödemenin verdiği haz, <br>
 *Malından kazancından vererek hem Allah`ın dediğini yapmak hemde karşındakini mutlu etmek, <br>
 *İnsanların tıpkı Allah`ın dediğigibi seni dini yaşıyorsun diye kınamaları, <br>
 *Allah`ın Kitabında anlattığı müslüman ve mümin tarifine uyman, <br>
 *Allah`ın ayetlerini ve delillerini dünyada gözlemlemek (arının bal yapması, yağmurun yağması gibi)<br>
 *Bir sevdiğin veya yakının öldüğünde onun bütün acısını çekmene rağmen inançlı olarak öldüğünü bilmek, <br>
 *Karşına çıkan zorlukların imtahan olduğunu bilmek ve sonucunu almak, <br>
 *Müslüman bir ülkede yaşamak ve ezan sesini duyabilmek (bilhassa yurt dışındayken bunu çok hissettim)<br>
 *Sevdiğin birinin namaza başladığını duymak, <br>
 *Herşeye Allah`ın adıyla başlamak ve bunu diyenleri duymak, <br>
 *İnanan kardeşini sevmek, senin ona onun sana kin tutmayacağını bilmek, <br>
 *Yaşadığın hayal kırıklıklarını ve üzüntüleri Allah`ın verdiği sabırla bertaraf etmek, <br>
 *İnanan bir insanın senin için dua etmesi, senin de onun için dua etmen, <br>
 *Sevgilinle, eşinle Allah`ı, dini konuşabilmek. <br>
 *Kuran`ı her okuduğunda yeni birşeyler öğrenmek, <br>
 *Kuran`la ilgili araştırma yapmak, bir arkadaşnın bunu yaptığını bilmek, <br>
 *Dünyadaki güzelliklere Yaratıcının bunları nasıl yaptığını ve muaazamlığını hissederek bakmak, <br>
 *Haramlara Allah istemediği için girmemek... ]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Işığını Yak</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1158/isigini-yak.htm</link>
			<description><![CDATA[Merhaba arkadaşlar, <br>
Bu şiiri bir arkadaşımın bir resminden esinlenerek yazmıştım. Şiir fotoğrafı görüp yazdığım andakinden biraz farklı olabilir, bazı değişiklikler yaptım ama çoğu itibariyle böyledir. <br>
Kendinize iyi bakın. <br>
<br>
<br>
Eyy Güzel Allah`ım, <br>
Nerden düştüm ben buraya, <br>
Nerden geldim, nereye gidiyorum? <br>
Yardım et Tanrım!<br>
Bir yol göster. <br>
Işığını yak, <br>
Işığa doğrulayım!<br>
Sana geleyim, <br>
Sana koşayım, <br>
Senden isteyeyim!<br>
Sadece sana muhtacım. <br>
Bana yol göster, <br>
Mücadeleyi Öğret. <br>
Bana ışığı ve renkleri göster, <br>
Sevmeyi öğret... ]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Kurandaki din zor değil. </title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1152/kurandaki-din-zor-degil-.htm</link>
			<description><![CDATA[Kurandaki dini, Allahın söylediklerini uygulamaya, ibadet etmeye çalışırken görüyorum ki, etrafımdaki insanlar Bu senin yaptığında ibadet mi?  diyorlar, çünkü yaptıklarımla sözde din adamlarının yazdıkları kitaplarda anlatılanlar arasında dağlar kadar farklar var. İster Kurandan başka her türlü mezhep kitabını esas alan insanlar olsun, ister dinle hiç alakası olmayan insanlar olsun şaşırıyorlar. <br>
<br>
Kulaktan dolma bilgiler, her gün televizyonda denk geldikleri çok meşhur(!) ve itimat edilen hocaların ve uydurma mezheplerin kitaplarının; dinin nasıl uygulanması, ibadetlerin nasıl yapılması gerektiğiyle ilgili uydurdukları, Kuranda olmayan bir yığın zorlama, insanların gözündeki dini uygulanması imkansız bir şeymiş gibi gösteriyor. Suyun nasıl içilmesi gerektiğinden tutun, evden hangi ayakla çıkılması gerektiğine, saçın nasıl taranması gerektiğinden tutun ne renk, nasıl kıyafet giyinilmesine kadar bir yığın zorlayıcı uydurma, Allahın diniyle alakası olmayan ve yapılmadığı taktirde yapmayanı kafir ilan ettiren saçmalıklar var. Kurana göre nasıl yapılacağı aslında serbest bırakılmış bir çok durum, sınırları belirlenmiş bir yığın zorlama duruma dönüştürülüp, insanların kafasını karıştırıyor, onların gerçek dine yaklaşmasına engel oluyor. <br>
<br>
Bugüne kadar Kuranın okunamayacak, uzak durulması gereken bir kitap ve bunun yanında sözde din alimlerinin uydurmaları uyulması gereken dini kaynak olarak gösterilmiş olması, bizi  Kurandan uzak tutuyor. Kuran okuyorum, size, kolay ve kendi rahatı için kolaylaştırılmış gibi görünen bütün bu ibadet etme şeklimi kendi kendime Kurandan çıkarıyorum, çünkü zaten Kuran kolaylıkla anlaşılır.  deyince de büsbütün şaşırıyorlar. Ki  anlaşılması kolay ve öğüt alınacak bir kitap olduğu Kuranda da sıkça yer alıyor; <br>
<br>
Yemin olsun ki, biz, Kur`an`ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı? <br>
54-Kamer Suresi-17. ayet<br>
<br>
Çünkü Kuran birinci seviyede yanına yaklaşılmaz, ikinci seviyede de yaklaşılsa bile anlaşılmaz bir şey olarak asırlarca uydurma tarikatların şeyhleri, sözde din adamları ve mezhep imamlarınca bize söylenip durdu. Kuranı okuyarak, ibadetlerimizi gereğince yaptığımızda  da bu sefer, Siz dini kendinize göre değiştiriyorsunuz, dinde kendinize göre reform yapıyorsunuz, dini sosyeteye, moderniteye göre şekillendiriyorsunuz.  sözlerine maruz kalıyoruz. Halbuki bu uygulamaya çalıştığımız din moderniteye göre şekillendirme veya reform değil Kuranda anlatılanın ta kendisi. Çünkü Allahın merhametiyle zaten kolay olan Kurandaki din; ne Kuranı sadece musikisi için dinleyen, kendi uydurdukları zorluklara uyulmasını dine sadakat ve takva olmak gibi gören mezhepçi insanların kafalarındaki dinle örtüşüyor, ne de şu ana kadar Kuranı okumaya yeltenmeyip ordan burdan duyduklarını esas dinmiş gibi algılayan dinle hiç alakası olmayan insanların kafalarındakiyle örtüşüyor. İki tarafta bilmiyor ki esas dinin kaynağı Kuran. <br>
<br>
İbadetimin kolaylığını görüp dil uzatırken aslında Allahın dinine dil uzatmış olan insanlara benim burda yazmaya çalıştığım cevaptan bin kat daha güzel olanı yine  dinin tek kaynağı Kuran ayetlerinde var; <br>
<br>
<br>
... Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez... <br>
2-Bakara Suresi-185. ayet<br>
<br>
Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez... <br>
2-Bakara Suresi-286. ayet<br>
<br>
... Allah size zorluk çıkarmak istemiyor. Ancak sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor ki, şükredebilesiniz. <br>
5-Maide Suresi-6. ayet<br>
<br>
Sana, en kolay olanı kolaylaştıracağız. <br>
87-Ala Suresi-8. ayet<br>
<br>
<br>
]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Yarınını  harcama, bugünden biriktir.. </title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1151/yarinini--harcama-bugunden-biriktir-.htm</link>
			<description><![CDATA[Başlık bir reklamdan alınma.. Ve bu reklam paranın kıymetini ortaya koyuyor, yani bugün paranı çar çur etme, bunun yarını da var diyor.. Tamam parayı çar çur etmeden dikkatle harcayalım, ama ya paradan başka daha önemli  neler var yarına dair? ? ayrıca o yarın hiç olmazsa.. Hayatımız yalnızca dün ve bugünden ibarettir aslında.. bunun yanısıra eğer Bir hesap kitap durumu olacaksa, o ahirete dair olmalı.. Ahiretin hesabını yapmalıyız.. yani bugün ne kadar para harcadım diye düşünün tabii, ama bu zekat vermenize engel olmasın, ne kadar  Allahı andığınızı da düşünün bunun yanında.. Amacınız bir banka hesabını mı doldurmak  yada sonsuz olan bir cennet hayatını mı kazanmaya çalışmak... Ankebut Suresi 29. ayette denildiği gibi" Şu iğreti dünya hayatı, bir eğlence ve oyundan başka şey değil. Ahiret yurduna gelince, asıl hayat işte odur. Ah bir bilselerdi!!" <br>
<br>
Yarınımız hiç olmayabilir, bugün için yapacağımız şey ise Allah yolunda mücadele etmektir. Geleceğe dair hiçbir şey bilmiyoruz, yani zengin mi olucaz fakir mi, evlenecek miyiz yoksa bekar mı kalıcaz, hastalanacak mıyız yada işimiz olcak mı? bunların hepsi cevapsız sorular.. Ama bir şeyi çok iyi biliyoruz ki, bir gün öleceğiz. Bildiğimiz tek gerçek olan sonsuz ahiret hayatı için çabalamalıyız. Anlatmak istediğim herşey Nur Suresi 37. ayette: "Öyle erler vardır ki, bir ticaret de bir alışverişde onları Allah`ın hatırlanmasından, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerle gözlerin döneceği günden korkarlar. "<br>
<br>
]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>ARI YOKSA BAL DA YOK</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1146/ari-yoksa-bal-da-yok.htm</link>
			<description><![CDATA[Hepimizin peşinden gittiği, özendiği birisi mutlaka vardır. Bu, babamız, annemiz, abimiz, bir grup, bir dernek, bir parti, bir sanatçı... vs. olabilir. Ancak kendi yanlışımızı görürsek kendimizi kurtarabiliriz. Derin olduğu halde sığ görünen konular vardır. İşte bu konu da onlardan biri. <br>
Ben küçüklükten beri babamı kendime örnek aldım diyelim. Ben neden babamı örnek alıyorum? Çünkü babam benden çok büyük. Bir insanın yaşlı olması, onu örnek almak için yeterli midir? Peki ya babam iyi birisi değilse? Ben işte o zaman yanlış insanı örnek almış oluyorum ve onu kendime örnek aldığım müddetçe yanlış şeylerin ardı sıra sürükleniyorum. <br>
Birinin hayranı ya da taraftarı olabiliriz. Ama sırf biz onun hayranıyız diye, o dünyanın en kusursuz insanı mıdır? Hayır. Babamız çok iyi bir baba olabilir ama, yaptığı işte rüşvet alıyor ve başkalarının hakkını çiğniyor da olabilir. O halde ardı sıra gittiğimiz birinin zalimliği bize dokunmazlık etmesin. Kuran`ın söylediği gibi, yakınlarımız aleyhine de olsa adaleti gözetelim. Babamızın rüşvet yemesini değil, iyi bir baba oluşunu örnek alırsak, hiç bir sorun kalmaz. Dinlediğimiz müzik grubunun giyinişini değil de, müziğini alırsak bir sorun kalmaz. Ben bir ateistten çok şey öğrendim. Ama gidip de onun Tanrı`yı inkarını örnek almadım. Herkes herkesin güzelliğini örnek alsın. Mesela peygamberin herşeyini kendime örnek alıyorum dersek, yanlış yaparız. Peygamberler de insandır, hata yaparlar. Musa yanlışlıkla da olsa adam öldürmüştür. Kuran`da peygamberlerin hataları da zaten mevcuttur. <br>
Bal verebilmek için, çiçeklerin özlerini bünyemizde barındırmak gerekir. Biz arılar, çiçeklerin sapını, dikenini değil; özünü alırsak, ancak o zaman bal verebiliriz. Çiçeklerin ürettiklerinin en güzelini alalım. Arı yoksa yaşam da yok unutma!<br>
Ben siyahım, sen beyazsınları; ben Müslümanım, sen Hıristiyansınları; ben şucuyum, sen bucusunları bir kenara bırakalım. Bu hiziplerin hepsi de insan. Ve hepsi de hayatlarında illa ki güzel bir şey yapmışlardır. İşte biz arılar, bu güzel şeyleri toplayalım. Toplayalım ki bal olsun. Kalpten beyne kan gitsin, yol olsun. <br>
<br>
<br>
evirgen_orhanhotmail. com<br>
	<br>
]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Yalnız KUR`AN diyebilenlerin başlarına gelecekler. </title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1143/yalniz-kuran-diyebilenlerin-baslarina-gelecekler-.htm</link>
			<description><![CDATA[Kıymetli kardeşlerim. Allah rivayetlerden sıyrılıp ayetlere iman etmiş müminlerin karşılaşacakları tavırlar ve işitecekleri sözlerden örnekler verir kitabında. Bunu sizlerde yaşıyorsunuzdur. Sadece Kur`an diyemeyenlerin incitici sözleri bazen ağır gelir. 2-3 dakika şoktasınızdır. Ya Rabbi ! dersiniz ne kadar zor sadece Kur`an diyemeyen, atalarının dinlerine tabi olan insanlara bir şeyler anlatabilmek. İnsan mahzun oluyor. Bir haber sitesinde çıkan haberlere yapılan farklı yorumlar hasebiyle atalarına tabi olanlara bir çift sözüm olmuştu. İsim önemli değil, coşkuyla Allah yolunda hizmet ettiklerini zanneden bir cemaat bağımlılarına `iyi güzel hizmet aşkıyla yanıp tutuşuyorsunuz da iman ettik dediğiniz KUR`AN `dan bihabersiniz. Atalarınızdan gelen rivayetleri terkedip Allah`ın ayetlerine dönmedikçe hizmetleriniz Allah katında muteber olmaz`, demiştim. Emin olun işitmediğim söz kalmadı. Kendi cemaat liderlerinin (ilahlarının)eserlerini okumaktan başka işleri olmayanlar. Sen kimsin? Sana mı kaldı bu işler? gibi muhatabın kariyer ve niyetini kavramadan, çiğ tavırlarla karşı çıkıyorlar. Kur`andan haberdar olanlar bu tavırları zaten bekler. Bu öyle ince bir mesele ki Allah diyorsunuz hoşlanmıyorlar. Kur`an diyorsunuz hoşlanmıyorlar. Normalde mutlu olmaları gerekirken neden böyleler söyleyeyim. Kalplerindeki ŞİRK. Rabbimizi sadece Kur`an ile andığımızda hoşlanmıyorlar. Allah ile birlikte başkalarını anmadığımızda hoşlanmıyorlar. Atalarına dokununca çıldırıyorlar. İftiralarla dolu hadis olgusuna yorum getirdiğinizde Sünnet düşmanı, peygamber düşmanı olmakla suçluyorlar. Oysa onlar iftiraları peygambere isnat etmekle O`na karşı en büyük suçu işliyorlar. Güya peygamberimizi seviyorlar. Yalan! İşte onlar müşriklerin ta kendileridirler. Onlara Allah`ın apaçık ayetlerini okuduğunuzda ille de atalarımız diyorlar. Onlar uydurduklarını KUR`AN `da bulamayınca Kur`an ı yetersiz gören küfür zihninin ateşli takipçileridir. Varsın hizmet ediyoruz, dünya bizi takdir ediyor gibi avunmalarla oyalanıp dursunlar. Amellerinin boşa gidecekleri güne kavuştuklarında iş işten geçmiş olacak. Sonuç HÜSRAN!<br>
Biz uzaydan gelmedik, bir süre öncesine kadar onlar gibi düşünüyorduk. Yüzlerce yıldır anlatılan dinden şüphe içinde değildik. Hatta o din için şehit olmayı göze alan mücahidlerdik. Ne zaman Rabbim lutfetti rivayetlerden sıyrılıp sadece KUR`AN`a iman ettik. Her sözü dinledik, en güzeline uyduk akla kara ayan beyan karşımıza çıktı. Kendi kaynaklarından bile bihaber bu insanlar. Açsınlar baksınlar yıllarca birikip karşımıza sunulan eserlere. Binlece çelişki ile yamalı bohça gibi bir din. ALLAH`ın dini böyle olur mu? <br>
ALLAH SAMİMİ KULLARINI RİVAYETLERİN ELİNE BIRAKMAZ. ONLARIN İMANI KOPMAK BİLMEYEN İPE SARILMAKLA HER GEÇEN GÜN ARTAR. <br>
Ben 20 yıldır Kur`an yeter diyenlerdenim. O günlerden bu günlere çok güzel gelişmeler oldu. Şimdi bu sitede hanif kardeşlerimin yazılarını okudukça sevinç gözyaşları döküyorum. E-mail adresim drserdarka  mynet. com<br>
Hepinize kucak dolusu sevgiler. <br>
Emin olun tüm hücrelerim tirtir titriyor. ]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>GERÇEKTE  ILIMLI MÜSLÜMAN HANGİ TARAF</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1137/gercekte--ilimli-musluman-hangi-taraf.htm</link>
			<description><![CDATA[Yalnızca Kuran`ı dini kaynak edinerek, gerçek İslam`a yönelen insanlara şu günlerde "ılımlı Müslüman" veya "tatlı su Müslümanı" gibi tanımlamalarda bulunuluyor. <br>
<br>
Yani Kurandaki gerçek dine yönelen insanlar, İslam`a çok da bağlı olmayan, dini günün şartlarına göre yumuşatarak yarım yaşayan kişiler olarak tanıtılmaya çalışılıyor. <br>
<br>
Gerçek ise, böyle olması bir yana dursun tam tersinedir. Kurandan başka dini kaynak edinmeyen Müslümanlar en tutucu, dinlerinin orijinal haline sadık grubu oluşturmaktadırlar. <br>
<br>
Dini tam anlamıyla yaşamak, hayatı tamamıyla İslam`a göre yönlendirmek de yine Kuran`daki dine yönelenlerin başarabildiği şeylerdir. <br>
<br>
Gerçekte İslam en ilerici ve güzelliklerle dolu yaşam felsefesini sunduğundan, bu yoldan gidenler dini modern çağa uydurmaya çalıştıklarından dolayı değil, sadece dini gerçek haliyle yaşadıklarından dolayı bunu yapmaktadırlar. <br>
<br>
Aslında "ılımlı ve tatlı su Müslümanı" olanlar, mezhep ve hadis öğretilerini benimsemiş olanlardır. <br>
<br>
Çünkü onlar o kadar ılımlıdır ki, Yahudilerden sünnet etme ve recmi, Hıristiyanlardan başörtüsünü, yine diğer öğretilerden çilekeşliği, inzivaya çekilmeyi ve ortaklar koşmayı almışlardır. <br>
<br>
Hadis ve mezhep öğretilerini benimseyenler, Kuran`ın yanında başka kaynakları da kabul ettiklerinden, Kuran`a bağlılık açısından, yani İslam`a bağlılık açısından "ılımlı" bir yol izlemektedirler. Hatta yine o kadar ılımlıdırlar ki, Hinduizm`den, ruhçuluktan bile birçok öğeyi almışlardır. <br>
<br>
Buna karşılık "yalnız Kuran" diyenler muhafazakâr yapılarıyla, İslam dışı hiçbir öğeyi din diye benimsemezler. Hurafeleri yanlarına yaklaştırmazlar. <br>
<br>
Selam ve sevgiler. <br>
]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>ALLAH MI, KANKAN MI?</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1135/allah-mi-kankan-mi.htm</link>
			<description><![CDATA[Ben 1985 doğumlu bir insanım. Önceden okul, askerlik falan derken kalabalıklar içersinde birsürü arkadaşım vardı. Sonra bunlar ömürle orantılı bir şekilde azaldı, azaldı ve bir elin parmakları kadar kaldı. Kendime en kafa dengi arkadaşları ayırmıştım. Sonra bir gün Allah`ın, `benden başka gerçek dostun yok` dediğini gördüm. İşin içine Allah girince, bütün boşluklar doldu. Herşey yerine oturdu. Şu zamana kadar son olarak 3 sağlam arkadaşım kalmıştı. Bunlardan ilki ateist bir çocuk. Ben müslümanım diye ortalarda gerine gerine dolaşan, fakat gerçekte müslümanlığa uzak arkadaşlara, müslümanlık dersi verebilecek biri. Din hariç her konuda fazlasıyla uyuştuğum biri. Ama dine, ahirete inanmıyor. Allah hakkında bilmediği şeyler söylüyor, Allah`a sövüyor. Tamamen şu sebeplerden dolayı, evime girip çıkan bir kişi olduğu halde, onunla arkadaşlığı kestim. Mektup yazdım ona, herşeyi anlattım. Artık onunla görüşmüyorum. <br>
İkinci çocuk da koyu bir müslüman olduğunu savunan ama her fiiliyle Kur`ana ters düşen biri. Her türlü sünnete, hadise inanan, ama kalkıp da Kur`andan bir şey söyleyince inanmayan, Kur`anın evrensel manalarını çarpıtan biri. Kolaya, karidese, çalgıya haram diyen ve çarşafa giren kadının mutlaka cennete gideceğini savunan biri. Hiç farkında olmadan Allah`a ortak koşan biri. En umamayacağı, ona basit gelen bir cümleden ya da eylemden  Allah`a şirk koşuyor. Aslında onun gibi çok var. Ama ben zaten diğerleriyle de görüşmüyorum. O nedenle onunla da arkadaşlığımı bitirdim. Diğer ateist arkadaşın dinime bir zarar verdiği yok, kendine zarar veriyor. Ama bu çocuk hem kendine, hem başkalarına, hem de dine zarar veriyor. Onunla da artık görüşmüyorum. <br>
Şu anda bir tane akranım arkadaşım kaldı. Onunla tamamen aynı kafadayız. Kafa dengi bir arkadaşım olduğu için Allah`a şükrediyorum. Gayet de mutluyum. Çevresinde kalabalıklar edinerek, mutlu olmaya çabalayan arkadaşlara duyurulur. <br>
<br>
evirgen_orhanhotmail. com<br>
]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>MÜSLÜMALIK NEREDE(M. AKİF ERSOY ŞİİR)</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1131/muslumalik-neredem-akif-ersoy-siir.htm</link>
			<description><![CDATA[Müslümanlık Nerede! <br>
Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile... <br>
Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile!<br>
Kaç hakiki müslüman gördümse, hep makberdedir; <br>
Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir; <br>
İstemem, dursun o payansız mefahir bir yana... <br>
Gösterin ecdada az çok benziyen kan bana!<br>
İsterim sizlerde görmek ırkınızdan yadigar, <br>
Çok değil, ancak Necip evlada layık tek şiar. <br>
Varsa şayet, söyleyin, bir parçacık insafınız: <br>
Böyle kansız mıydı -haşa- kahraman ecdadınız? <br>
Böyle düşmüş müydü herkes ayrılık sevdasına? <br>
Benzeyip şirazesiz bir mushafın eczasına, <br>
Hiç görülmüş müydü olsun kayd-i vahdet tarumar? <br>
Böyle olmuş muydu millet canevinden rahnedar? <br>
Böyle açlıktan boğazlar mıydı kardeş kardeşi? <br>
Böyle adet miydi bi-perva, yemek insan leşi? <br>
Irzımızdır çiğnenen, evladımızdır doğranan... <br>
Hey sıkılmaz, ağlamazsan, bari gülmekten utan!... <br>
"His" denen devletliden olsaydı halkın behresi: <br>
Payitahtından bugün taşmazdı sarhoş naresi! Kurd uzaklardan bakar, dalgın görürmüş merkebi. <br>
<br>
Saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi. <br>
Lakin, aşk olsun ki, aldırmaz otlarmış eşek, <br>
Sanki tavşanmış gelen, yahut kılıksız köstebek!<br>
Kâr sayarmış bir tutam ot fazla olsun yutmayı... <br>
Hasmı, derken, çullanırmış yutmadan son lokmayı!... <br>
Bu hakikattir bu, şaşmaz, bildiğin usluba sok: <br>
Halimiz merkeple kurdun aynı, asla farkı yok. <br>
Burnumuzdan tuttu düşman; biz boğaz kaydındayız; <br>
Bir bakın: hala mı hala ihtiras ardındayız!<br>
Saygısızlık elverir... Bir parça olsun arlanın: <br>
Vakti çoktan geldi, hem geçmektedir arlanmanın!<br>
Davranın haykırmadan nakus-u izmihaliniz... <br>
Öyle bir buhrana sapmıştır ki, zira, halimiz: <br>
Zevke dalmak söyle dursun, vaktiniz yok mateme!<br>
Davranın zira gülünç olduk bütün bir aleme, <br>
Bekleşirken gökte yüz binlerce ervah, intikam; <br>
Yerde kalmış, na`şa benzer kavm için durmak haram!... <br>
Kahraman ecdadınızdan sizde bir kan yok mudur? <br>
Yoksa, istikbalinizden korkulur, pek korkulur. <br>
<br>
                                           Mehmed Akif 1913<br>
 <br>
]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Allahın kesin bir şekilde var oldugunun ispatı</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1126/allahin-kesin-bir-sekilde-var-oldugunun-ispati.htm</link>
			<description><![CDATA[ALLAH IN VARLIĞININ KESİN BİR ŞEKİLDE İSPATI<br>
<br>
Selamın aleyküm size kolayca ve herkesin anlayacağı tarzda bir ispat ortaya koyacağım konumuz ise Allah varmıdır yokmudur varsa nerdedir ve hangi şekle şemaya girer bunları sizlere dilimin döndüğü müddetçe anlatmaya çalışacağım. <br>
<br>
	Bir iğne ustasız olmaz, bir köy muhtarsız olmaz, bir harf bile kâtipsiz olamaz iken şu koskoca bir dünya sistemli ve düzenli bir şekilde hava boşluğunda asılı ve dengeli bir şekilde nasıl döner ve kendi kendini nasıl çevirir. <br>
<br>
	Örnek1: bir uçak ve kuş düşünelim hayal dairemizde, bu uçak ve kuş ortak özelikleri havada uçmak ve gökyüzünde süzülüp kendilerine verilen görevleri yerine getirmektir. Yalnız bu uçak ve kuşların ustaları varmıdır yokmudur varsa nedir yoksa nasıl kendiliğinden meydana gelmiştir biraz bakalım gel gelelim uçağın yapımına şimdi biz bütün uçak yapımı için gerekli olan bütün malzemeler, teçhizatlar ve a dan z ye ne varsa bütün gerekli olan her şeyi bir meydana koyduk ve bide proje çizip malzemelerin yanına koyduk ve malzemelere dedik ki kardeşim sen bize bu projeye göre ve projede ne çizilmiş ise bize bir uçak yap ama işin garip noktası malzemelere söylüyoruz neyse malzemelere talimatı verdik malzemelerde düşünüp taşınıp ve insanların havada uçması için ve insaların vucud yapısına göre oturma şekilleri, kullanım şekillerine vücuda getirip önümüze koydu ama tabii uçak vücuda gelirken hiçbir şekilde insan yardım etmiyor, uçak mühendisi olmadan vücuda geliyor. Şimdi sesiniz duyar gibiyim bu amma ahmakmış bir usta olmadan mühendis olmadan uçak kendiliğinde meydana gelir mi diye doğru söylüyorsunuz usta olmadan mühendis olmadan malzemeleri montaj edecek bir mühendise ihtiyacımız vardır. Kuşun yapımına gelelim uçak göre kuş çok ve çok marifetli yani yeme, içme, uçma, sindirim sistemi, solunum sistemi, yemek sistemi ve havada uçarken kiminin dost kimin düşman olduğunu biliyor ve anlıyor ona kaçıyor veyahut onu yemeye çalışıyor mesela bir şerce kuşu kartalın yanına gidemez ama bir solun canın yanına gider neyse bu kadar muhteşem ve güzel bir şekilde vücuda gelen kuş sizce ustasız olur mu eğer ki uçak çok basit ve adi yapımı olan kuşa göre uçak ustasız meydana gelmez iken şu ay, güneş, yıldız, uzay ve kâinat gece gündüz karıştırmadan güneş doğacağını bir gün unutmadan nasıl bunlar nasıl ustasız olur ben anlamıyorum. <br>
<br>
	Ya şu dünyamızı ele alalım bugün ki bilim diyor ki dünya yuvarlaktır ve hava boşluğunda dönüyor ya elime ben bir top alıyorum havada durduramıyorum bakın küçüçük bir top havada kendi kendine durmuyor hemen yere düşüyor ama dünya içinde milyarlarca insan 4000 nebatat ve milyonlar canlı cansız varlık var bunları bir arada tutan top şeklinde ki dünyamız nasıl havada kendi kendine döner ve sistemli bir şekilde durur. <br>
<br>
	Allah in şekli şemalı nedir sorusuna gelirsek bizler Allah in şekli vücudunu bilemeyiz hayal dahi edemeyiz burada akıllar tıkanıp kalır çünkü onu hayal edecek kadar kapasitemiz yoktur. Nasıl ki sevgi, nefret, kin, aşk, gibi duyguların şekli şemalı ve vücuda gelmiş maddi tarafı yoktur Allahında şekli şemalını dusunemeyız ve bilemeyiz bunu inşaalah cennette görecegız bu konuda ısrar eden arkadaşlarımız olacak bende onlara soruyorum mantıklı olarak bana da aşkın ve sevgını şeklinı vucuduna veyahut şemalını tarıf edın neye benzer elmayamı agacamı dunyayamı bu soruya cevap vermek için e-mail adresim mahmut_bezginnnhotmail. com <br>
]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Müslümanın Bütün Duaları Kabul Olurmu</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1125/muslumanin-butun-dualari-kabul-olurmu.htm</link>
			<description><![CDATA[ Arkadaşımla ortak bir iş yapıyoruz, geçenlerde bir işimiz olmadı. Bana şöyle dedi; sen inançlısın senin duan kabul görür, onun için dua etsene. Nedense halkta böyle bir inanç var, insan kulluk vazifelerini yerine getiriyorsa onun her duası kabul görür. Oysa işin aslı hiçte öyle değil, eğer öyle olsaydı inanan ve kulluk vazifelerini yerine getiren herkesin duası kabul olurdu. Bu durumda mümin olan biri veya yakınları hastalanmaz yada hastalansa bile hemen iyileşirdi. Mümin kulun bütün işleri yolunda gider, dünyada hiç sıkıntı çekmezdi. Oysa etrafımızda da görüyoruz inanmayan bir çok insanında istekleri yerine geliyor, rahat ve huzurlu yaşayabiliyor. Zaten böyle bir denklem yok, inananlar güzel bir hayat geçirecek inanmayanlarınsa hayatları kötü olacak, bir tek inananların istekleri ve duaları kabul görecek inanmayanların ki olmayacak. Böyle bir durumda düyadaki imtahan ortamı ortadan kalkar, insanlar sırf istekleri kabul olsun diye riyakarlığa girebilirlerdi. Bunun yanısıra dünyevi işlerde iki müminin çakıştığı yerlerde olabilir. Bu durumda duası kabul görenin daha iyi bir müslüman olduğunu söyleyemeyiz. Benim demek istediğim duamızın kabul görüp görmeyeceğini bilemeyiz ama ettiğimiz duanın bizler için hayırlısı olması için dua edebiliriz. Hayırlısı ise bu iş olsun ve para kazanayım, hayırlısı ise şu okula gireyim, hayırlısı ise şu insanla beraber olayım gibi... Bunun yanısıra hiç unutmamamız gereken birşey ise Allah`ın bizleri duaya teşvik etmesi, Kuran`ın bir çok yerinde dua etmemiz gerektiği ve duamız namazımız olmadan bizim birşey ifade etmediğimiz geçmekte. Her zaman dua edelim ve bu duaların bizler için hayırlı olmasını dileyelim, ancak inanan mümin insanların her duasının da olmayacağını bilelim. ]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Cenazeden cenazeye ders verilir</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1113/cenazeden-cenazeye-ders-verilir.htm</link>
			<description><![CDATA[ Arabamın camında bir not vardı; ... mezunu öğrenciden lise öğrencilerine ders verilir. Bu yazıyı okuduğumda bende cenazeye yetişmek üzere yola çıkıyordum. Çok sevdiğim bir arkadaşımın 19 yaşındaki kuzeni kalp krizinden  vefat etmişti. Cami avlusunda çok büyük bir kalabalık vardı. Camide ikinci bir cenaze daha vardı ki o da yaşlı bir teyzeninkiymiş. Namazlar kılındı, dualar edildi. Avluda konuşulanlarsa insanın ders alacağı nitelikteydi. Ölümün yaşının olmadığı, gencinede ihtiyarınada her an gelebileceği, ahiret için mutlaka birşeyler yapılması gerektiği, kulluk vazifelerinin aksatılmaması zorunluluğu, dünya hayatının ne kadar da boş olduğu, tek gerçeğin ölüm ve ahiret olduğu, kafamıza taktığımız konuların iğreti hayatın geçici meşguliyetleri olduğu, namaz kılmak için yaşlanmanın beklenmemesi gerektiği, hocanın ettiği dualardan sonra Kuran`ı anlayarak okumanın şart olduğu, aslında kitabın indirilme nedeninin uyarmak ve mesaj olduğu, ölenler için belkide ölümün daha hayırlı olduğu ve neyin hayırlısıysa başımıza onun gelmesi için dua etmemizin şart olduğu ve daha bir sürü günlük yaşamda belkide hiç konuşmadığımız şeyler konuşuluyordu. Sanki orası dünyadan kopuk başka bir mekandı en azından cami kapısından çıkana kadar. <br>
 Çıkışta yada birkaç gün sonra insanın neler hissettiği veya bu konuşulanları ne kadar canlı tuttuğu çok önemliydi aslında. Belkide yeni bir ders almak için bir sonraki cenazeyi beklemek gerekirdi. Şu bir gerçek ki her cenaze bize ders niteliğindeydi ama bu dersi vermek yada almak için lise yada üniversite mezunu olmak gerekmiyordu, hatta okuma yazma bilmeye bile gerek yoktu. Her dersten mutlaka birşeyler öğrenmek gerekir, cenazelerde bence bu hayatla, dinle, ahiretle ilgili ders alacağımız en önemli mekanlardır. ]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Bir Başkasının Günahını Yüklenmek. </title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1111/bir-baskasinin-gunahini-yuklenmek-.htm</link>
			<description><![CDATA[Cuma 9: Ey inananlar! Cuma günü, namaz/dua için çağrı yapıldığında, Allah`ı anmaya/Allah`ın Zikri`ne koşun! Alış-verişi bırakın! Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. <br>
Cuma 10: Namaz/dua yerine getirilince hemen yeryüzüne dağılın ve Allah`ın lütfundan nasibinizi arayın! Allah`ı çok anın ki, kurtuluşa erebilesiniz. <br>
Cuma 11: Bir ticaret yahut oyun-eğlence görür görmez, dağılıp ona yöneldiler de seni ayaküstü bıraktılar. Onlara de ki: "Allah katında bulunan, eğlenceden de ticaretten de hayırlıdır! Ve Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır. "<br>
<br>
Ve bir Cuma günüydü. Cuma Namazına gitmek için kapıya yöneldiğimde iş arkadaşlarımdan bir tanesi arkamdan  Yemek vakti nereye gidiyorsun? diye seslendi. Ben de  Namaz vakti Camiye gidiyorum. Yemeği gelince yerimdedim. Arkadaşım alaycı bir ses tonuyla Boş ver namazı. Allah Günahı bana yazsın. Bir şey olmaz Yemeğe gidelim dedi. Tabiî ki yukardaki ayetteki gibi arkama bakmadan koşa koşa Allahı anmaya, Namaza  gittim. Arkadaşım Kurandan, onun ayetlerinden habersizdi. Halbuki Kurandaki ayetleri bilseydi böyle bir cümle kurmazdı. Ankebut Suresinin 12. ayetinde ve Fatır Suresi 18. nci ayetinde Allah derki: <br>
<br>
Ankebut 12: İnkâr edenler, iman edenlere dediler ki: "Bizim yolumuzu izleyin, sizin günahlarınızı biz taşırız. " Oysa onlar, iman edenlerin günahlarından hiçbir şeyin taşıyıcısı değillerdir. Gerçek şu ki, onlar tamamen yalancıdırlar. <br>
<br>
Fatır 18: Hiçbir günahkâr, bir başkasının günahını yüklenmez. Yükü ağır gelen, onu taşımaya çağırsa bile, kendisinden hiçbir şey yüklenilmez. Akraba bile olsa... Sen ancak Rablerinden için için korkanları ve namazı/duayı yerine getirenleri uyarırsın. Arınıp temizlenen, kendi benliği için arınıp temizlenir. Dönüş Allah`adır. <br>
<br>
Evet ayet açık ve net. Kimse kimsenin günahını yüklenemez. Bu olay başka örneklerlede karşımıza çıkmıştır. İçki iç günahı bana yazılsın gibi. Bu insanlar günah kavramının, cehennem kavramının farkında olsalardı bu cümleleri kurabilirler miydi? <br>
<br>
Barka 201: "Ey Rabbimiz, bize dünyada da güzellik ver, âhirette de güzellik ver! Ve bizi ateş azabından koru!"<br>
<br>
<br>
Nefes aldığım, nefes verdiğim sürece  Allahın izniyle bu görevimi sonuna kadar yerine getireceğim. Sabırla ve namazla Allahtan yardım dileyeceğim. <br>
<br>
<br>
]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>OĞLUM  İÇİN</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1110/oglum--icin.htm</link>
			<description><![CDATA[ Benim oğlum şu anda üniversiteye gidiyor. Her Türk ailesi gibi oğlumun dini vecibelerini yerine getirmesini istiyordum, yine her Türk ebeveyni gibi onunla nasıl konuşacığımıda bilmiyordum. Çünkü din gerçekten karşı tarafa anlatması çokta kolay olmayan bir olgu. İnsanlar hele gençler her konuda olduğu gibi dini konuda da öğüt almaktan çok hoşlanmıyorlar. Aynı durumda olan diğer arkadaşlarımlada konuştum. Onlarda aynı sorunu yaşadıklarını söylediler. Ben oğlumu küçükken Kuran kursuna da göndermiştim. Oğlum ezbere arapça olarak Kuran`ı bilir ama herhangi bir ayetin türkçe karşılığını sorsam bilmez. Allah`ın mesajını ezbere biliyor ama anlamını bilmeyince neye yarar ki... Anlamını bilmeyince de mesaj mesaj olmaktan çıkıyor. Oğlum şu anda üzülerek söylüyorum ki kulluk vazifelerini yerine getirmiyor. Onun ahireti için çok endişe duyuyorum ve çok üzülüyorum. Bu dünya hayatının aslında çok kısa olduğunu ve buranın adeta ahirete geçmek için bekleme salonu olduğunu söylüyorum. Geçici dünya zevkleri ve onların peşinde koşturmalar insanı sadece bu dünyaya endeksliyor, ahireti unutturuyor. Geçenlerde onun yanındayken Kuran meali okuyordum, Allah`ın hikmeti tamda Lokman`ın oğluna öğütlerini okuyordum. Sesli olarak okudum çok hoşuna gitti. Belki sizede yardımcı olabilir (Ben dinle ilgili bütün öğütlerimi Kuran`dan yapıyorum ve inanın faydasınıda görmeye başladım). LOKMAN SURESİ 16-19. ayetler " Oğulcuğum, şu bir gerçek ki, yaptığın, bir hardal tanesi ağırlığında olsa, bir kayanın bağrına konsa, Allah onu yinede ortaya getirir. Çünkü Allah lütfu sınırsızdır (Latif), herşeyden haberdar dır. (Habir). Yavrucuğum; namazı kıl, iyilik ve güzelliği belirlenene özendir, kötülük ve çirkinliği belirlenenden sakındır, başına gelene sabret. Çünkü bunu yapabilmek, zorlu, önemli işlerdendir. Kibirlenerek insanlardan yüzünü çevirme, yeryüzüne kasılarak yürüme. Çünkü Allah kurula kurula kendini övenlerin hiçbirini sevmez. Yürüyüşünde doğal ol, sesini alçalt. Şu bir gerçek ki, seslerin en çirkini eşeklerin sesidir. "<br>
Not: Oğlum, din ile bu site sayesinde ilgilenmeye başladı, belki bu yazıyıda okur ümit ediyorum. Bütün ailelere de ( kurandakidin. net), sitesini öneriyorum, bilhassa çocuklarınıza dini daha iyi anlatabilmek için... ]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>KİM  GERÇEK  ( İNSAN )</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1107/kim--gercek---insan-.htm</link>
			<description><![CDATA[KİM GERÇEKTEN İNSAN. <br>
Atatürkçü luk ve Cumhuriyet -1938- sonrası yapılan yanlış devlet yönetimi ile, halkta hayal kırıklığı yarattı, bir kısım insanlar bu rejim ve kurucusu Atatürk acaba dinimizi elden mı alacak ti, derken birileri bu fırsatı kullanarak taraftar topladı ve karşı kutuplar oluştu, giderek derinleşti, menfaat uğruna, oy uğruna, bu halk hep aldatıldı, her konuda ve en kötü olanı, din üzerinden ve layıklık üzerine yapılması oldu, karşılıklı karalama kampanyaları yürütüldü, altmış, yetmiş yılda buralara geldi... galiba CUMHUTIYET bize erken geldi, bir türlü içine sindiremeyenler oldu, ve kötü diye damgaladılar, din dişi dediler... oysa dünyanın en zengin ülkeleri: milli geliri, kişi başına, otuz bin doları aşan ülkelerde hizmet vatana ve millete yapılır, bu ülkeleri yönetenlere bizimkiler, Hıristiyan derler; onlar hizmeti: yandaşa, dindaşa, sırdaşa, dosta, akrabaya, değil, top yekun halka ve vatana yaparlar; işte demokrasinin nimeti bu, Cumhuriyetin nimeti bu, hanı son zamanların gözde sözü; konu vatansa, milletse, siyaset nedir ki, bu kadar hırs neye, en iyiyi yapan gelsin. Ama hayır ben bu makama geldim sonsuza kadar burası benim havaları, biz çok gördük bu havaları, şimdi nerede o aslanlar: çoğu yüce divandan döndü, gidenlerde oldu tabı, bumudur devlet yönetmek? değil tabi, asıl olan o yüce kitap, atomun çekirdeğinin ne anlama geldiğini bile anlatan bir bilim kitabi iken; sözde dinciler tarafından, sadece dua kitabi seviyesine indirilmesi büyük delalet oldu; eğer siz sözde kendini dindar sayanlar, ölçü madem KURÂN; İSE, gelin bakalım, siz neye göre Müslüman siniz, hanı rehber nerede siz neredesiniz? , bunlar layıklığın, özgürlüğün ne anlama geldiğini o Kurân; dan alsalardı, kimsenin bu konuda bunlara diyebilecek sözü olamazdı, ancak bunların rehber lerı cemaat ve tarikat liderleri, ve yarim mollalar olunca, işler karıştı, yollar ayrıldı, ve zıtlaşan kutuplar ortaya çıktı... halbuki, Allâh imiz bir, Kurân imiz bir olsaydı, her Müslüman bunu rehber edinse idi böyle ayrımcılık olmazdı, din deyince herkes mangalda kül bırakmamakta, varmı -6 bin küsur- ayetin ne anlama geldiğini bilen? Yok, Arapça okur ama anlayamaz, Arapça; yı bilmez, mealini al oku, olmaz, anlayamam, neden? Aptalmısın? , ohalde niçin, ALLÂH kelamı dediğin ayetleri anlamamak için direnç gösteriyorsun, anlamaya çalışıp ta insan olmayı öğrensen fenamı olur; İnsan olmayı diyorum, çünkü din insanlara emredilmiştir; ondaki çağdaşlığa, layıklığa, demokrasiye, özgürlüğe, hangi ülke yetişe bilmiş ki, yetişemeyecek te... kıyamet gününde, o her şeyin sonunun geleceği, hayatın tüm evrende bittiği an! gelinceye kadar da, kimse onun üstün insanlık dercesine erişemeyecek. Evrenin ve bilimin de rehberi olan o yüce Kurân, bilime yön vermesi gerekirken, şu hale ibretle bakın, sanki siyasetçilerin rehberi imiş de biz bilemedik, siyasete hiç karıştırılmamalıydı: MADEM BİRİLERİ KARIŞTIRDI O HALDE GELİN BAKALIM SİZ NEYE GÖRE MUSLUMANSINIZ, ölçü belli Allah kelamı. Herkesin boyunun ölçüsünü görelim, saçları ortaya dökülsün bakalım rengi ne görelim, ne tür bir Müslümansınız yoksa takiye mi yapmaktasiniz görelim... adres = ademyapic. com<br>
  veya - ADEM YAPICI diye ara-sitelerime ulaşılabılınır... ]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Doğru Yolu Aramazsan Bulamazsın</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1106/dogru-yolu-aramazsan-bulamazsin.htm</link>
			<description><![CDATA[Ben dini yönleri ağır basan kalabalık bir ailede büyüdüm. Ancak aldığımız bilgiler sadece anlatılanlardı ve herşey günahtı. Çocukluk dönemimden yetişkinlik dönemine kadar sadece günah olan şeylerle bilgilendirildik. Saçın tekbir teli bile görünse günahtı ve herbir telinden yılanlar sarkacaktı. Giyim tarzı son derece kapalı olmalı ve pantolon giymek yasaktı. Kız kısmısı dişlerini göstererek gülemez hatta sesi çok yüksekten çıkmamalı ve sadece tebessüm etmeli idi. İlkokul çağından itibaren her yaz kuran kursuna gidiyorduk ve arapça öğreniyorduk. Bu çok eğlenceli geçiyordu çünkü mahalle arkadaşlarımızla eğlenceli vakit geçiriyorduk. Bazen azar işitsekte hocalarımız çok iyiydi. Velhasılı güzel günlerdi herşeyi günah olarak öğrensekte bizler herşeye rağmen günah işliyorduk. Başımız açıktı yüksek sesle gülüyorduk sokakta oyun oynuyorduk ip atlamak çizgi olnamak zira 13-14 yaşlarında cocuklardık. Birde kız çocuğu isen çok fazla serbestin olamaz. Herşey yasak. Ancak çok fazla tutucu bir aile değildik yinede hayat güzeldi. Geriye bakıp diyorum ki arapça kuran okumayı öğrenirken mealinide öğretselerdi. Şimdi 40 yaşımdayım çok kısa bir dönem hariç(1 ay) başımı hiç örtmedim. Daha doğrusu örtemedim. Kabullenemedim ve yıllarca günah işlediğimi bilebile örtmedim. Dönem dönem namaz kılsamda süreklilik sağlayamadım. Hiçbir şekilde bir bahanenein arkasına sığınmıyorum ancak haşa allah affetsin dinimizde başı açmak günahsa yapamıyorum deyip herşeye boş verdim ve bu daha kolayıma geldi. Etrafımda din adına yapılagelen uygulamaları gördükçe ve aklı devre dışı bırakan uydurma din muhabbetlerini dinledikçe (sadece ve sadece günahlar konuşuluyor)yine bocaladım. İnancım ve ALLAH korkusu kalbimin bir köşesinde hep oldu ama sanki bir perde çektim ve o duygu beni hep rahatsız etti. Mühendis oldum evlendim ve çocuklarım oldu ve ben dinimi çevremdeki yeni gelişmeleri takip ederek araştırmaya başladım. Meal okumaya başladım. Hadislerle ilgili araştırmalar yapmaya başladım. Yaklaşık bir yıldır bu konu üzerinde araştırmalar yapıyorum Daha doğrusu okuyorum, okuyorum, , okuyorum.... . ve aklımı işletmeye başladım ve dinimin kimsenin tekeline bırakamayacağımı anladım. Bu konuda aklımı açan ve temizleyen kurandakidin. net ve bunungibi sitelere çok şey borçluyum(Tabiki en başta yol göstericim olan ALLAHA ÇOK ŞEY BORÇLUYUM. ). Yüce rabbime dua ediyorum aklımı temizlemesi ve doğru yolu göstermesi için. Çünkü ALLAH TEMİZ AKIL SAHİPLERİNDEN OLUN DİYOR. Hala araştırıyorum ve okuyorum. Şimdi okurken daha bilinçli ve namaz kılarken daha samimi ve dua ederken daha içten dua ediyorum. Dini konularda yanlış şeyler duyduğumda hemen ayetle cevap veriyorum. karşımdaki bir duruyor. Hadis diyene ayet söylüyorum. Günah diyene ayet okuyorum haram diyene Allahın adına hüküm vermeyin hüküm Allaha aittir diyorum. Bir bakıyorum dilim çözülü veriyor. Şakır şakır konuşuyorum. Bazen gece uyanıp gece namazı kılıyorum. Akabinde çok güzel rüyalar görüyorum. Bu arada çevremden çok tepkiler alıyorum. Konuştukça cevap vermekte zorlanıyorlar. Afaroz edilmeye başlandım. Alışkanlıklar ve ön yargılardan vaz geçmek çok zormuş. Ama ben hiç zorlanmadım. Çünki bir önceki bilgilerim zaten bana ters geliyordu. Ama şimdi hem dinimi buldum hem kendimi. Zira dinimi sadece ve sadece kurandan öğreniyorum. Bilmem gerekenleri anlıyorum zaten. Allah herşeyi açık açık indirdiğini söylemişken benim ne haddime Kuran yetmez hadis lazım demek. Allahım cümlemizi kuran yolundan ayırmasın ve onun işığı hiç sönmesin. Allah temiz akıl sahiplerinden eylesin cümle alemi. Kalın selametle. ]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Halkın Din Anlayışı</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1105/halkin-din-anlayisi.htm</link>
			<description><![CDATA[  Ben İstanbul`da orta gelirlilerin ve hayatı uç noktalarda yaşamayanların olduğu yerlerde yaşadım ve büyüdüm. Bu söyleyeceklerim içinde bulunduğum ve uzun süredir yaşadığım çevrelerle ilgilidir ama genelinde buna yakın olduğunu düşünüyorum. Türk halkının büyük bir yüzdesinin inançlı insanlardan oluştuğu yapılan anketlerden belli oluyor (Allaha şükür). Ancak inançlı olmak başka, dini doğru yorumlamak ve doğru bilmek hatta onu uygulamak başka şeydir. Halkımızın çoğu dinin kaynağının ne olduğunu bilmiyor. Dinin tek kaynağı olan Kuran, halk tarafından ulaşılmaz bir kitap olarak algılandığından o görevi büyüklerine bırakmış durumda. Hal böyle olunca din karışıklılar ve kaos, birbirini tutmayan sonuçlar şeklini alıyor. Din, sanki rivayetler, atalarımızın sözleri, arap gelenekleri, kocakarı safsataları, batılinançlar yumağına dönüşüyor. Böyle olunca, genel olarak insanlar dini geri kalmışlık ve örümcek kafalılık olarak görüyor. İşte size halkın dine bakışından bir kaç örnek; iyi insan olmak ve temiz kalpli olmak yeterlidir Allah sadece bunu istemektedir, namaz istenildiği zaman kılınır hatta iş kaçar namaz kaçmaz, çok istenirse namaz yatmadan evvel bütün vakitleri kılınarak yerine getirilen bir ibadettir, zekat vermeye gerek yoktur çünkü zekatların nereye gittiği bilinmememektedir belki camı silen çocuğa demir para verilebilir, örümcek kutsal bir hayvandır öldürülmez, cuma namazına kadın gitmez, adetliyken namaz kılınmaz oruç tutulmaz, insanı dinden çıkaran dünyadaki en büyük ve Allah`ın affetmediği tek günah  domuz eti yemektir (domuz eti yemek tabi ki günahtır ama yapılması en kolay kulluk vazifelerinden biri olduğu ve toplum baskısı yüzünden sanki onu tek ve en büyük günahmış gibi görmek en basit söylemle ayıptır), etrafındakileri rahatsız etmediği sürece az miktarda içki içilebilir hiç içilmese bile davetlerde sosyal olmak adına tadına bakılabilir, abartılmadığı sürece kumar oynanabilir ama fazlası yuva yıkar, oruç tatilde değilseniz okumuyorsanız çalışmıyorsanız tutulabilir, kul hakkıyla gelen en büyük günahı işler onu Allah affetmez, dövme yapılmaz, kutuptaki insan nasıl namaz kılar diye sorar ama kendide kılmaz, dinin yaşlanınca yapılması gerektiğine inandığından namaza başlama yaşı 75 hacca gitme yaşı 80 ve üzeridir ona göre 100 yaşına kadar yaşıyacağını hesap eder gerçi öyle olucağını bilse bu dedikleri için 99 u bekler, gençlikte bu hayatın nimetlerinden haramda olsa yararlanmalıdır, arasıra hava  güzel ve işinde yoksa cuma namazına gidilebilir, zaten gerekli namazlar cenazelerde kılınır, din güzeldir ama yaşanması zordur bunu yapanlar hele genç ise tuhaf karşılanır ama bunu da nasıl yaptığına dair takdir görür. Dini yaşayan insanların hayatlarının tatsız-tuzsuz, renksiz, eğlencesiz olduğu zannedilir. Ölümden sonra 7si 40ı ve 52 si çok önemlidir o günlerde mutlak dua okutulur. Bu dinin en önemli günleri kandil günleridir. Arapça çok kutsaldır öyleki yerdeki bisküvi kağıdında yazan arapça harflere dahi basmak günahtır, batıl inançlara dikkat edilmelidir bunlar aynı zamanda dinin gereğidir, Allah`ın adaletsiz olduğu savunulur, kadının dinde ikinci sınıf muamele gördüğünü ayrıca  dinle bilimin çeliştiğini düşünürler ama fazla dillendirmezler. Birinin günahını bir başkasının üzerine alabileceğini  düşünürler. Kötü örnek olarak sürekli dolandırıcı bir hacı amcaları vardır, Allahın gönderdiği Kitap sadece mevlitlerde kandillerde din adamları tarafından arapça olmak şartıyla okunur ve dinlenir, Allah`ın" Ben size onu öğüt almanız için gönderiyorum" sözleri gözardı edilir. Aslında Allah`ın öğütlerini bilmek ve öğrenmek için  gönderilen Kitabın ayetlerinin türkçe ne manalara geldiği araştırılmaz bunun için vakitleri de yoktur. Çocukları dinle ilgileniyorsa korkarlar, namaz kılmaya müsade belki vardır ama dini başkalarına anlatmak hele oturup din hakkında konuşmak kabul edilir şeyler değildir. En düşündürücüsü ise; ne kadar günahın olursa olsun cehennemde bir süre yandıktan sonra cennete geçileceği zannedilir, hatta kimi günahlar için 3-5 gün fazla yanmaya değer gibi abuk sabuk laflar edilir. Benim şu an için aklıma gelenler bunlar, sizlerde fikrime katılıyormusunuz? ]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Kaos içinde düzen</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1104/kaos-icinde-duzen.htm</link>
			<description><![CDATA[Saygın bir yabancı bilimsel dergide, bedenimizi oluşturan yaklaşık yüz trilyon hücrenin her birinde her an yaşanan  düzensizliği ve düzeni anlatan bir makale okumuştum. <br>
<br>
Yazar, tek bir hücredeki dev organizasyonu bize anlatabilmek için bir benzetme yapmıştı: Gözümüzün önüne kalabalık bir metropol getirmemizi istiyordu. Bu metropolde sabahın ilk ışıklarının gözükmesiyle beraber insanların ve araçların koşuşturmaca içerisinde nasıl yaşama akmaya başlamalarını tahayyül etmemizi istiyordu. <br>
Evet, metropolde işin içinden çıkılamayacak kadar şiddetli  bir kaos günün başlamasıyla etrafa hakim olmakta ve arabalar ile insanların düzensiz maratonu başlamaktadır. Araçlar ile insanların çoğu farklı yöne gitmekte ve adeta her şey arap saçı gibi karışık gözükmektedir. Ancak karışıklığa rağmen insanlar ve araçlar belli bir amacı da taşıyorlardı aynı zamanda. <br>
Günün ilerleyen vakitlerinde metropoldeki bu kaotik akış genişleyerek devam etmektedir. Nihayet akşam olmuştur ve  bu düzensizliğe rağmen sistem halen tıkır tıkır  çalışmakta ve baş döndürücü tempo aksamamaktadır. <br>
Geceleyin tüm metropol uykuya çekilince de derin bir dinginlik ve tam bir düzen hakim olmaktadır. <br>
Sadece hücrelerimizde bu olaylar böyle cereyan etmekte değildir, ayrıca  mikro ve makroevrendeki tüm galaksiler, yıldızlar, atomaltı parçacıklar düzensizlik içinde bir düzendedir. Hayatımızda kaos olarak gördüğümüz her şey aslında mükemmel bir düzeni barındırmaktadır. <br>
   <br>
<br>
]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Allah ve Resulüne İtaat Etmek</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1101/allah-ve-resulune-itaat-etmek.htm</link>
			<description><![CDATA[Ey iman edenler! Allah`a ve resulüne itaat edin. İşitip durduğunuz halde ondan yüzünüzü çevirmeyin.  (Enfal suresi 20. ayet)  <br>
Bu ayet, peygamberimiz Hz. Muhammedin söz ve davranışlarının biraraya toplanması ile oluşturulmuş sünnetin de Kuran ile birlikte İslam dininin kaynağı olduğunu iddia edenlerin en önemli dayanaklarından biridir. Oysa ayet dikkatlice okunduğunda rahatça anlaşılmaktadır ki bizlerin Müslümanlar olarak itaat etmemiz gereken kişi birey olarak Hz. Muhammed değil, Allahın resulüdür. <br>
Aradaki fark oldukça açıktır. Allahın ayetlerini bizlere tebliğ eden, bizlere onları anlatan, gösteren Hz. Muhammede itaat etmek gerekir. Oysa kendi kişisel yaşantısı içinde yaptıkları ancak Peygamberin kendisini bağlamaktadır. Peygamber de bir bireydir ve dinin özgür bıraktığı alanlar içerisinde kendi kişisel seçimlerini yapmakta ve ona göre davranmaktadır. İsteyen Müslüman bu hareketleri kendisine örnek almakta ve benzer şekilde uygulamaya geçirmekte tabii ki özgürdür ancak bunlar da dinin ilkelerindendir demek dini tahrip etmektedir. Kaldı ki hadislerin yazımını ve toplanmasını inceleyenler görecektir ki bu ifadelerin gerçekten Peygamberimize ait olduğu iddiası hayli temelsizdir. <br>
Kişisel seçimlerinde Peygamber de yanlış uygulamalar, hatalar yapmaktadır. Kuranın çeşitli yerlerinde bu gerçek ortaya konmuştur. Abese Suresinin (80. sure) ilk 10 ayetinde örneğin Allah Peygamberi arınmak üzere yanına gelen bir adama kör diye iyi davranmamış olmasından dolayı eleştiriyor. Tevbe suresinin 43. Ayetinde de yine Peygamber sefere katılmak istemeyenlere çabucak, fazla sorgulamadan, izin verdiği için kınanırken Kuranda şöyle deniyor: Allah seni affetsin; neden onlara izin verdin de beklemedin ki, doğru söyleyenler sana açık-seçik belli olsun da yalancıları bilesin.   <br>
Tüm bu açıklamalar yapıldığında sünnetin önemini kaybetmesinden rahatsız olacak olanlar bu fikrin sahiplerini Peygamberi postacıya indirgemekle suçlarlar. Ancak düşünmedikleri bir nokta vardır. Yüce yaratıcının kullarına mesaj gönderirken seçtiği iletici olmaktan daha şerefli bir makam olabilir mi?   <br>
]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Kendini bilmek, farkındalık. </title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1100/kendini-bilmek-farkindalik-.htm</link>
			<description><![CDATA[Şeytan her seferinde aklımıza vesveseler sokuyor. Aslında işlerken günahları, beynin o, yaptığı her şeyi meşrulaştırmaya olan inanılmaz pratikliği ve yatkınlığı, kötü bir şey yapmadığımıza kolay kolay ikna olmamızı sağlıyor. Birçoklarının aslında şeytana yüklemeye çalıştığı bu sorumluluğun asıl sebebi bizim savunma mekanizmamızdan, kendi irademizden başkası değil aslında. <br>
<br>
(İş bitirilince şeytan onlara şöyle dedi: "Allah size hak bir vaatle vaatte bulundu, ben ise vaat ettim ama vaadimden caydım. Benim sizin üzerinizde bir sultam yoktu. Sizi davet ettim, siz de bana uydunuz. Hepsi bu. Şimdi beni kınamayı bırakın da öz benliklerinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Aslında ben sizin, daha önceden beni şirk aracı yapmanıza karşı çıkmıştım. Zalimler için acıklı bir azap öngörülmüştür. " <br>
İbrahim Suresi/22 )<br>
<br>
Evet kendi irademizle şeçiyoruz  ama çoğu zaman veya hiç bir zaman bile bile kötü olduğunu düşündüğümüz bir şeyi yapmıyoruz. Ama ayetlerden daha fazlasını yapabileceğimizin ve yapmamız gerektiğini anlayabiliyoruz. <br>
<br>
(Şeytandan bir dürtük seni dürtüklediğinde, Allah`a sığın. Çünkü O, herşeyi işitir, herşeyi bilir. <br>
Korunup sakınanlar, kendilerine şeytandan bir görüntü/dürtü gelip dokunduğunda, hemen Allah`ı hatırlarlar. İşte o anda görülmesi gerekeni görürler. <br>
A`raf Suresi/ 200-201)<br>
<br>
Bizden irademizi, kendi haline bırakmamız değil onu farkında olarak hep elimizde tutmamız bekleniyor. Muhakkak ki neyin hayır neyin şer olduğunu bilmemiz imkansız, ama insana kendi beyninin hakimi olma yetisi lütfedilmiş. Beyninin hakimi olan insan, günahlarını meşrulaştırma mekanizmasını, özeleştiri mekanzmasına çevirmeye de güç yetirebilir. Nedir peki, seytandan her dürtü geldiğinde bunu farketmenin yöntemi? Farkındalığı artıran davranışlar insanın kendisine özel aslında. Bunun için benim yapmaya çalıştığım şey şu; Nasıl hepimiz, insan ilişkilerinde hangi adımı atmamız, neyi söyleyip, neyi söylemememiz gerektiğini tartıyoruz; her hareketimiz karşısında da  hangi kararı alacaksak önce Allahı hatırlayıp, Allaha sığınabiliriz, o zaman yaptığımız şeyin Allah ve dinle bağlantı noktasını görüp, doğru olanı şeçmeye daha yakın olabiliriz. Bu yüzden hakkını vererek inançlı olmak kendini bilmeyi gerektiriyor. <br>
<br>
Bütün bunların yanında her neyle savaşıyorsak doğru müminler olmak için; bu şavaşta şeytanı, bütün dünyayı, yalnız kalmışlık hissini, Allahtan uzaklaştırıcıları, tek başına karşıma alıp (karşımıza alıp)  koca bir ordu gibi hissetmemi sağlayan (hissetmemizi sağlayacak), en çok sığındığım ayetlerden biri; <br>
<br>
(Allah sizin düşmanlarınızı daha iyi bilir. Dost olarak, Allah yeter. Yardımcı olarak da Allah yeter. <br>
Nisa Suresi/45)<br>
 <br>
Selam ve sevgiler. <br>
]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Tüm insanların namazı arayışı</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1099/tum-insanlarin-namazi-arayisi.htm</link>
			<description><![CDATA[Yüce Allah sistemini öyle bir kurmuştur ki, eğer emir ve yasaklarına uyarsanız daha bu dünyada nimetleri yaşamaya başlıyorsunuz, yok eğer uymazsanız daha bu dünyada sıkıntıları... <br>
<br>
Namaz kılma da bunlardan biridir. <br>
<br>
Namaz kılmak başlı başına insan psikolojisine iyi gelmesinin yanı sıra, sabah namazının vakti, tam da tabiatın canlanmaya başlayıp, neşe ve huzurun en üst seviyeye ulaştığı andır. Ve bu anda uyanıp kalkan kişi hiçbir şey yapmasa bile, yine de yaşama sevinciyle dolacaktır. Bir de namazını kılarsa duyacağı mutluluk, huzur ve coşku katlanarak büyüyecektir. <br>
<br>
Bunun yanı sıra, akşam namazının vakti tam da yine huzurun, içe dönüklüğün, dinlence halinin zamanıdır. Yine bu anda, yani tam vaktinde kılacağınız namazla bu geçiş evresinden maksimum faydayı edinmeyi sağladığınız gibi, bu geçiş döneminden kaynaklanabilecek sıkıntıları da minimuma indirebilirsiniz. <br>
<br>
Yani günde 3 kez kılınacak namaz size maddi ve manevi sayısız yarar sağlayacaktır. Daha cennete gitmeden, bu dünyada onun izlerini algılamanıza vesile olacaktır. Bunun bedensel ve zihinsel sağlığınıza faydaları saymakla bitmez. İşin sevap, Allaha yaklaşma gibi bilinen asıl güzelliklerini tekrardan söylemeye gerek bile duymuyorum. <br>
<br>
<br>
<br>
Ha peki bunu yapmazsanız, işin sevap-kulluk kısmı bir yana, dünya nimeti olarak neler kaçırmış olursunuz? <br>
<br>
Şu olur; şu an batılıların ve Uzakdoğuluların yaptığı gibi yogadan, meditasyondan, alnınızdaki enerji noktanızı uyarma işlemlerinden(Shirodhara) medet ummaya başlarsınız. Depresyon ve stres içinde yüzer, namazın sağlayacağı güzellikleri bu saydığım metotlarda arama telaşına düşersiniz. Aslında bugünkü dünyada meditasyon, yoga çılgınlığı, Shirodhara çılgınlığı yaşanıyorsa, bunun altında aslında namazın aranması yatıyordur. Onun eksikliği yatıyordur. <br>
<br>
 Ayurvedadaki gerçek adıyla "Shirodhara" tekniğini internetten, arama motorlarından bulup inceleyebilirsiniz. <br>
<br>
<br>
<br>
Ve insanlar sabahları tam da güneşin doğma vaktinde kalkıp yoga yapma telaşı içindeler bugün. Çünkü bunu yapınca daha huzurlu olduklarını, stres ve depresyonlarında azalma olduğunu düşünüyorlar. <br>
<br>
Ve sabah güneşin doğma vaktinde yapılacak bu arınma jimnastiğine "güneşe selam" adını veriyorlar. Ve yine bu yoga uygulamasını incelerseniz, haraketlerin namazla büyük oranda benzerlik gösterdiğini göreceksiniz. <br>
<br>
<br>
<br>
Aynı şekilde akşam vakti de buna benzer bir yoga egzersizi yapılıp, insanlar huzura ve sağlığa kavuşmaya çalışıyorlar. <br>
<br>
Bir de bunun dışında yine genelde günde 2 kez meditasyon yapmaya çalışıyorlar. <br>
<br>
Ve yine aslında insanlar namazı arıyorlar. Onun vereceği güzellikleri, nimetlere kavuşabilmek için çırpınıyorlar. Ama ne yazık ki bu mutluluğu yanlış bir yerde arıyorlar. <br>
<br>
<br>
<br>
Peki madem namaz kılmak meditasyon ve yoga gibi uygulamalardan üstündür diyoruz, o zaman bunu doğrulayacak somut bir delil olmalı. <br>
<br>
Evet, var. Hem de bir ayurveda uzmanı olan Dr. Deepak Chopranın bile itiraf ettiği ve hatta bazı kitaplarında işlediği gibi, dünyanın en uzun ömürlü insanları Müslümanlar arasından çıkmaktadır genelde. Ve bu insanlar Uzakdoğulular gibi meditasyonla veya ginseng gibi süper besinlerle değil, namaz, oruç gibi ritüeller ve yoğurt, kırmızı et gibi besinlerle bunu gerçekleştirmişlerdir. <br>
<br>
Süper yüzyıllıklar adı verilen uzun ömürlü bireylere sahip toplumlar bugünün coğrafyasında Gürcistan, Azerbaycan gibi yerlerde görülmektedirler. Özellikle dağlık alanlarda yaşarlar. Ama genleri karma olduğundan, bilim adamları onların uzun ömürlü olmalarını genetik faktörle değil, yaşam biçimleriyle açıklamaktadırlar. <br>
<br>
Bilinen en uzun ömürlü insan Azeri Shirali Mislimovdur. 1973 yılında 168 yaşında yaşama veda ettiği söylenmektedir. <br>
<br>
Özellikle Azerbaycan-İran sınırındaki Lerik kasabasının sağlıkları insanları dikkat çekiyor. <br>
<br>
Zaten namaz kılma ve oruç tutmanın faydaları artık bilim dünyasınca da keşfediliyor. Bunlar yogadan da, diğer tekniklerden de sağlığa ve yaşam kalitesine daha çok faydalı. <br>
<br>
Umarız tüm dünyadaki insanlar, farkında olmadan arayıp durdukları namazı keşfederler ve gerçek mutluluğa ve kurtuluşa doğru bir adım daha atarlar. <br>
 <br>
Gerçi bunlar asıl nedenler değildir, namaz kılmak ve oruç tutmak için. Gerçek neden Allah`ın rızasını kazanmaktır, yoksa kimse sağlıklı olmak için bunları yapmaz ama bazen sonuçların böyle yan etkileride olabiliyor. <br>
<br>
<br>
<br>
Selam ve sevgiler. ]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>3 Kulhuvallah 1 Elham</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1091/3-kulhuvallah-1-elham.htm</link>
			<description><![CDATA[ Halk içinde Allah`tan birşey istenirken, herhangi bir duada, mezar başlarında, mevlitlerde, bayramlarda, namaz sonralarında yada yatmadan ençok okunan birkaç Kuran ayeti vardır. İnsanların bu ayetleri okurken anlamınıda bilerek okuduklarını zannediyorum. Bunun yanısıra bilmeyenler için bu iki surenin türkçe karşılığını söylemek istedim. Zira mademki ençok okunan bunlar, okuduğumuzun farkına varalım hiç değilse bu surelerin anlamını bilerek okuyalım. <br>
 Kulhuvallah olarak bilinen İhlas (Özgüleme) Suresi; <br>
1-De ki " O, Allah birdir. <br>
2-Allah, herşeyin muhtaç olduğudur. <br>
3-Ne doğurmuş ne doğurulmuştur. <br>
4-Ve hiçbir şey O`nun dengi, benzeri değildir. <br>
<br>
 Elham olarakda bilinen Fatiha (Açılış) Suresi; <br>
1-Merhametli, Şefkatli Allah`ın adıyla. <br>
2-Övgü alemlerin Rabbi Allah`a dır. <br>
3-O Merhametlidir, Şefkatlidir. <br>
4-Din gününün hükmedeni, Sahibidir O. <br>
5-Yalnız Sana kulluk eder, yalnız Senden yardım isteriz. <br>
6-Bizi doğru yola ilet. <br>
7-Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna. Gazaba uğrayanların ve doğruluktan sapmış olanlarınkine değil. ]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>olmalı insan</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1090/olmali-insan.htm</link>
			<description><![CDATA[OLMALI İNSAN<br>
<br>
HER CANLIDAN FARKLIDIR, ŞUURLU OLAN. <br>
HERŞEYİ DUYAR VE GÖRÜR, ANI YAŞAYAN. <br>
ALİM OLUR, HERŞEYİ GÖRÜPTE DUYAN. <br>
OLMALI GÜZEL SÖZ SÖYLEYEN, ALİM BİR İNSAN. <br>
<br>
HER İNSANDAN FARKLIDIR, ALİM OLAN. <br>
GÜÇLÜ VE KUDRETLİDİR, BİLGİYİ KULLANAN. <br>
İSTEDİĞİ HERŞEY OLUR, YETERKİ SABRETSİN CAN. <br>
OLMALI MURADI HAK OLAN, SABIRLI ALİM İNSAN. <br>
<br>
HER ALİMDEN FARKLIDIR, SABIRLI OLAN. <br>
KAVUŞUR HAKKINA, SABIRLA GECE GÜNDÜZ ÇALIŞAN. <br>
YOKTUR ASLINDA ZAN, YETERKİ UYANSIN İNSAN. <br>
OLMALI BUNUN FARKINDA; OLMALI İNSAN. <br>
				<br>
									OKTAY  AKSOY<br>
]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>İşine Gelmezse Yandaki Mezhebe Geç</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1089/isine-gelmezse-yandaki-mezhebe-gec.htm</link>
			<description><![CDATA[ Bildiğiniz gibi, Kuran`a dayalı İslamiyeti savunanlarla gelenekçi kesimin en büyük farkı; Kurana dayalı İslamiyeti savunanlar tek kaynak olarak Kuran`ı kabul ederler. Gelenekçilerse Kuran`ı yeterli görmeyip hadis ve bilhasa mezhep imamların söyledilerini dinin kaynağı olarak görürler. Bu arada şunu bir bilgi olarak size sunayım; ilk olarak mezhepler kurulmuştur sonra o mezhep imamları kendi hadislerini seçmişlerdir. Genel olarak mezheplerde birbirlerini suçlamakta ve her mezhep kendisinin doğru diğerlerinin yanlış yolda oduğunu söylemektedir. Yalnız bu günlerde enterasan şeyler olmaya devam ediyor; ilk başta bazı hadisleri ayıklıyorlardı şimdi ise gerektiğinde diğer mezhepteki içtihatlarla da amel edileceği söylenir oldu. Bunlar kimler mi; görsel ve yazılı medyada yorum yapan din alimleri !!!!Geçen gün gazetede okudum, adamın biri kendi mezhebiyle ilgili abdest alma konusunda sıkıntısı varmış, yazarımız sayın din alimi şöyle bir fetva vermişler; "Kardeşim sende o zaman diğer mezheplerden birinin içtihatıyla amel buyur. " <br>
 Yani bunlar öyle insanlar ki işine geldiği zaman kendi mezhebine uyuyor işine gelmedimi komşununkine. Kendi hayat standartına en uygun neyse o konuda diğerine uyabiliyorlar. Namazın vakitleri, uzunluğu kısalığı, abdest alınan yerler, örtülünücek kısımlar v. s... kişinin seçimine bırakılabiliyor. Zaten baştan sakat olan bu görüş abuk sabuk bir uygulamaya gidiyor. Adamların görüşlerinin içinde Kuran`dan alıntı olmadığı için, yok mezhep imamlarından bilmemle hazretleri böyle yapmıştı diyebiliyorlar. İşin kötüsü bu yazarların dediklerini doğru  zanneden halkta bunların peşinden gidiyor. Din diye ortaya çıkan sonucuda hep beraber görüyoruz ve üzülüyoruz... ]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>BENİM KARDEŞİM ÖZÜRLÜ( İNŞALLAH  CENNETLİK)</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1085/benim-kardesim-ozurlu-insallah--cennetlik.htm</link>
			<description><![CDATA[Zaman öyle bir zaman ki insanlar farklı düşünme yönlerini köreltmiş. Görmeyi unutmuş, sadece bakar olmuş!Oysa bir görse görüntünün ardındaki gerçekleri sırları anlayacaktır. Görse üzülünülecek, vahlanacak şeylerin aslında bir nimet olduğunu anlayacaktır!<br>
Benim özürlü bir kardeşim var!Özürlü diyorum çünkü bu kelimeyi kullanmadığım zaman insanlar kavrayamıyorlar ne demek istediğimi.. Kardeşim 10 yaşında fakat 4 yaşında gibi. Zayıf, güçsüz.. düzgün konuşamıyor, yürüyemiyor.. Aklı da bizimki gibi değil elbette... Yani insanların adlandırdığı kadarıyla o bir özürlü!Ah öyle nefret edyorum ki özürlü kelimesini kullanmaktan!ama başka türlü de ifade edemiyorum. Neyse... Kardeşim böyle bir insan olsa da dünyadaki en sıcak kanlı insandır.. herkesi, yoldan geçenleri bile sever. Böylece o da sevilir. Masmavi gözleri var hayata bilmeden bakan!Aslında bir çok şeyin farkında ama yine de çok saf, masumdur. <br>
Onu dışarı çıkartırız. Yürüyemediği için ya taşırız ya da el arabasıyla götürürüz. Aslına bakarsanız insan içinde olmayı çok sever bu yüzden sık sık dışarı çıkmak ister. Dışarı çıktığımızda insanları gözlerim. Ah bazı insanlar öyle zavallı ki!Benim cennetlik, biricik kardeşime kimi tiksintiyle, kimi acımayla az bi kısmı ise sevgiyle bakar!Ah bi de kendini bilmez koca karılar yok mu? Onlar da kendince yorum yaparlar. BAK GÖRÜYO MUSUN ÇOCUĞUN HALİNİ. VAH ZAVALLI. NE GÜNAHI VARDI Kİ ALLAH BÖYLE YAPMIŞ. VALLA ÇOK YAZIK. ALLAH KİMSEYE VERMESİN!!!... İşte böyle diyenlerin bakış açısı körelmiş, sadece bedeni görür olmuş, düşünme yeteneğini kaybetmiş insanlardır. Onlar ne kadar da zavallılar. Bilmiyormular mı Allah`ın büyüklüğünü? İnsanlar hesap verirken, kendi yaptıkları ve yapmadıkları için hesap vereceklerini bilmiyorlar mı? . Bilmiyormular? Dünyada yaptıklarınla yargılanacağını bilmiyorlarmı? !BİLMİYORLAR EFENDİM BİLMİYORLAR!Bilen öyle der mi? Bilen özürlü insanları gördüğünde kendi haline ağlar!neden mi? Ben bedenimin hesabını nasıl vereceğim? Allah`ın bana verdiklerine şükrettim mi, onları Allah yolunda tükettim mi, özürlülerin hesabı bence  daha hafif olucak! Cennete kimin girip girmeyeceğini tabii ki Yaratıcımız bilir, Allah akıl etme yeteneği kendilerine verilmeyenlerin imtahanının olmadığını söyler bu sebeple kimbilir belki Allah kimilerini hemen cennetine alacak. Aslında insan ben ne olucağım diye düşünmelidir? Özürlünün  önünde durup, dalgayla, acımayla ya da tiksintiylke bakıcağına.. !Bizler daha zavallıyız arkadaşlar!Belkide asıl bizlerin çoğunluğu özürlüyüz kulluk vazifelerini yerine getirmemekle, onlar değil.. Bir özürlü insan gördüğünüzde yapacağınız en iyi şey onlar da sizinmiş gibi davranmanızdır!Hatta en güzeli, gerçeği, onların bizlerden üstün olduğunu hatırlatmaktır.. BAKIŞ AÇINIZI KUR`AN A GÖRE BELİRLEYELİM ARKADAŞLAR.. BEDENİ DEĞİL ARDINDAKİ GERÇEĞİ GÖRELİM.. S. A SAYGILARIMLA... ]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Kafasına Göre Din Oluşturma</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1084/kafasina-gore-din-olusturma.htm</link>
			<description><![CDATA[ Çoğumuz etrafımızda dinle ilgili yorum yapanları görüyoruz. Bu gördüklerimizin çoğuda tutarsız oluyor. Aslında her olayda olduğu gibi burada da önemli olan olayın temel meselesi. Temel sağlam ve tutarlı olursa gerisi geliyor. Temeli oluşturan en önemli etken ise metoddur. Dinde de adamın metodu yoksa arzularını metod ediyordur. Belki de Kuran`a dayalı islamiyeti savunanların diğerlerinden en öenmli farkı budur; bir metodlarının olması. Nedir bu metod Kuran`ı savunanların, cevabı kısa ve net; dinin kaynağı olarak tek ve sadece Kuran`ı rehber edinmek, başka hiç bir kaynağa yada metne güvenmemek. Kurana dayalı islamiyeti savunanların dışında kalan diğer bütün kesimler aynı ortak hatayı yaparlar. Nedir bu; belli bir metodlarının olmaması. Dinin tek kaynağını Kuran kabul etmeyince, biraz ondan biraz bundan mantığı, hangisi işine gelirse onu seçme politikası, insanı problemler yumağının içine atar. Sabah Kuran`dan bir ayetle güne başlar öğlen hadisle bunu desteklediğini zanneder, akşam sohbette ikisini birbirne karıştırır. Hem ne demek hadisin Kuranla örtüşmesi veya örtüşmemesi. Allah`ın ayetinin bir desteğe ihtiyacımı vardır. İşlerine gelince Recm dinde yok derler, işlerine gelmeyince var derler. Ortama göre konuşurlar, ne dediklerini de tam söylemezler. Adeta karınlarından konuşurlar. Kendine o an neyi yakın hissederlerse, menfaatleri neye yakınsa bu dinde vardır yada yoktur derler. Kuran`ı savunurlar, türban vardır derler, tutarsızlık en önemli özellikleridir. Hadisi şart koşarlar, sonra onlarında bazısını elemeye tabi tutarlar. Oysa Kuran`a dayalı islamiyeti savunanların böyle bir dertleri yoktur çünkü onların belli bir metodu vardır, onlar kafalarına göre din oluşturmazlar, sadece Yaratıcılarının indirdiğinin peşinden giderler. ]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>HADİ BU GÜN NE VARSA, KİM VARSA AFFEDİN!!!!</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1083/hadi-bu-gun-ne-varsa-kim-varsa-affedin.htm</link>
			<description><![CDATA[Hayatımıza kimler giriyor kimler çıkıyor bir düşünün... Ne çok insan var!Her birinin ayrı derdi, düşüncesi, yalnızlıkları... Hepsi ama hepsi farklı... Kimi boşluklara sürüklenmiş, kimi hayatı yadırgamış, kimi dünyayı cennet yapmaya kalkmış, kimi yeryüzünde büyüklenerek yürür olmuş!İşte böyle iyisiyle kötüsüyle karışık insanlarla beraber yaşıyoruz. Haksızlığa uğruyoruz; ya da öyle sanıyoruz. Kırılıyoruz, küsüyoruz, ağlıyoruz hatta bazen laf anlatamıyoruz... Sizi kimler üzdü bir düşünün. Kimler hakkınıza girdi? Siz kimlerin hakkına girdiniz? Tek tek gözünüzün önüne getirin. Canınız hala yanıyor, hatırladıkça üzülüyor, ağlıyor musunuz? AmA biliyorsunuz ki bunların hepsinin hesabı verilecek!bunları bir kenara bırakalım. Şimdi de cenneti düşünün. Tüm cennetle ilgili ayatleri aklınıza getirin. orayı düşünün. bir süre sonra aklınız bile düşünmeye yetmiyecektir. Söyleyin bana hakkınıza girdiğinizi düşündüğünüz, hakkımı helal etmiyorum dediğiniz insanlarla hesaplaşarak zaman kaybederek cennete mi girmek isterdiniz yoksa kısa zamanda ferahlığa kavuşmak mı? Biliyor musunuz, hayal edin siz ve karşınızda hakkınızı alıcağınız kişi.. mahşer yerindesiniz!Cenneti kazanmak kolay değildir. cenneti tercih etmez misiniz? Hadi bugün aklınıza kim geliyorsa affedin!hadi büyük bir fedakarlık yapın!hadi affedin ki siz de affedilesiniz. Merhamet edin ki merhamet bulasınız. Korkmayın affettiğiniz kişi yine yaptıklarının hesabını verecek. Siz affederek sadece yükselicek ve cennet sahibi olucaksınız. Bıkmadınız mı hala geçmişe dönüp dönüp size yapılanlara üzülmeye? bıkmadınız mı üzerinizdeki ağırlıkları taşımayı? bıktıysanız, hafiflemek istiyorsanız. affedin ve ağırlıklar tek tek üstünüzden düşsün. Böylelikle bunlardan kurtulunca daha sağlıklı olucak, dini gerekliliklerinizi daha güzel ve huzur içinde yapıcaksınız. Şunu bilin ki bu tür üzüntüler insanı kalp rahatsızlıklarına kadar götürüyor ve bedenimiz de bize emanet değil mi? Hadi ne duruyorsunuz kimseler duymadan affedin kim varsa!!!]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>DNA`yı çözerken Tanrı`yı gördü. </title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1082/dnayi-cozerken-tanriyi-gordu-.htm</link>
			<description><![CDATA[(HABER)<br>
DNA şifresini çözen bilim adamı 30 yıldır ateistti. Artık Allah`a inanıyor. Onu imana getirense bakın ne oldu? <br>
<br>
Dünyanın en büyük genetik uzmanlarından biri olarak gösterilen ve sekiz yıl önce çalışma arkadaşı Craig Venterle birlikte insan DNAsının şifresini çözerek büyük şöhret yakalayan Dr. Francis Collins, imana geldi.  <br>
<br>
Venter, bilim dünyasında büyük ses getiren buluşlarının ardından çalışmalarını ilerleterek, laboratuvarda yapay canlı üretmeye çalışırken, Collins ise yeni kitabıyla bilim ve din arasında yeni bir tartışma yaratacak gibi gözüküyor. <br>
<br>
Eylülde piyasaya çıkaracağı Tanrının Dili adlı kitabıyla ilgili İngiliz The Times gazetesine konuşan 56 yaşındaki Collins, 30 yıl öncesine kadar ateist olduğunu ancak artık Tanrıya inandığını söyleyerek, Tanrının var olduğuna dair rasyonel bir temel var ve bilimsel gelişmeler insanı Tanrıya daha da yaklaştırıyor dedi. <br>
<br>
Amerikalı bilim adamı artık mucizelere ve meleklere inandığını belirterek, Laboratuvarda çalışırken Tanrıyı hissettim. Kesinlikle bizden daha büyük bir güç var ve ben ona inanıyorum. DNAnın şifresini çözmek beni Tanrıya biraz daha yakınlaştırdı. Hastalıktan kırılan insanlar gördüm. Bilim onlardan umudunu kesmişti. Ama mucizevi olarak hayata döndüklerini gördüm. Bu da Tanrının işidir diye konuştu. <br>
<br>
İnsan genini çözmenin de kendisine Tanrının eserini görme fırsatı verdiğini söyleyen Collins, Önemli bir buluş yaptığınızda o bilimsel coşku anını yaşarsınız, çünkü onu araştırmış ve keşfetmişsinizdir. Keşfettiğim şey öyle bir şeydi ki, bu bilgiye daha önce hiçbir insan sahip olamamıştı. Fakat Tanrı onu her zaman biliyordu dedi. <br>
]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Benim İçin En Önemli Şey Allah Diyebiliyormusunuz</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1079/benim-icin-en-onemli-sey-allah-diyebiliyormusunuz.htm</link>
			<description><![CDATA[ İnanmayanların "Allah" diye bir kavramı olmadığını biliyoruz, ya inananların yada inanıyormuş gibi yapanların durumu ne olacak. Kuran`da da söylediği gibi ikiyüzlülere ve kafirlere bile, dünyayı kim yarattı diye sorulduğunda verdikleri cevap " Allah "oluyor. Buradan çıkan sonuç şu; insanların çoğu Allah`ı biliyor ama O`nun tam olarak büyüklüğünü, her an heryerde olduğunu, zaman kavramının olmadığını, herşeyi duyduğunu ve gördüğünü, içimizi bildiğini hatta bize şah damarımızdan yakın olduğunu anlayamıyorlar. Genel olarak varılan düşünce, Allah`ın zor zamanlarda ortaya çıkan ve insanların imdadına yetişen, bulutların ardında yaşayan, geçmişte kalmış, hareketleri ağır ve kısıtlı olan yaşlı bir dede gibi. Ben bu insanların böyle düşündüğünü zannediyorum. Yaşamları içinde bir başka durumsa; dini uygularlarsa her istediklerini (kumar, zina gibi)yapamayacaklarından dine sıcak bakmıyorlar. Din onlar için olmazsa olmaz bir olgu değil. Hatta hayatlarındaki önem sırasında sonlara doğru yer alıyor. Hayatla ve yaşamla ilgili verilen kararlarda dinin hiçbir fonksiyonu olmuyor. Hal böyle olunca sorsanız Allah`a ve ahiret gününe inanıyorum diyenler, aslında sadece kendi isteklerine göre yaşıyorlar. Bu arada inanan insanlar içersinde de onlarca sınıf sayabiliriz. Bunu bir iki örnekle hatta inanan veya inanmayanlar diye iki gruba ayırarakta gerçekleştiremeyiz. Ben, bu insan gruplarından inanıp, kulluk vazifelerini yerine getirenler için bir şey söylemek istiyorum; gerçekten her hareketinizi (ben kendimi de dahil ediyorum), Allah için mi yapıyorsunuz yada daha açıkça sormak gerekirse, gerçektende benim için bu hayatta en önemli şey Allah diyebiliyormuyuz. Peki bunu her an mı yapıyoruz yoksa arasıra mı? Verdiğimiz her kararın altında Allah olgusu yatıyormu? Seçme yapılması gereken yerlerde dinimi seçiyoruz yoksa nefsimizin çektiğini mi? Örneğin; sinema seansıyla akşam namazı çakışsa, ya bir seferlik namaz kılmasam ne olurmu diyoruz? Maça gitmek için bulunan parayla zekat verirmisiniz maça gitmek yerine? Ramazan ayına denk gelen bir tatilde orucunuza devam edermisiniz? Uykuyu mu sabah namazınımı tercih edersiniz? Cuma günü iş saati para kazanmak cumaya gitmekten daha mı caziptir? Bu sorulardan kendinize daha çok sorabilirsiniz. Sonuca bakın, hepsinde Allah`ı ve dini seçiyorsanız kendiniz için çok güzel, değilse biraz kendinize gelin ve dinin sadece arasıra namaz kılmak oruç tutmak olmadığını bilin... ]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>GERÇEKTEN YALNIZ MISIN?(deneme)</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1075/gercekten-yalniz-misindeneme.htm</link>
			<description><![CDATA[GERÇEKTEN YALNIZ MISIN? <br>
 <br>
Gerçkten çok mu yalnızsın, ya da senin yalnızlığın neye göredir, ne kadar ifade edebilirsin, seni yalnızlığa iten düşünceler nelerdir, kimler yalnız bıraktı, niçin yalnız bırakıldın! ne zamandır yalnızsın... .? <br>
Sen yalnız olduğuna nasıl inandın ve kendini nasıl bu kadar köşelerde hissedebildin; Yalnızlığını kimlerle ya da nelerle paylaşıyorsun? <br>
     Yalnızlık adı verilen bu durum anlamsız, gerçeklerden uzaklaştıran, gençliğin, insanlığın ve özellikle de biz gençlerin duygularını savuran, içi boş ve ümitsizliğe sevkeden bir boşluk değil midir? Sanatçıyım diye ortaya atılan, sanatçılıtan başka her türlü ahlaksızlığı yapmaktan çekinmeyen, her türlü çirkefliklerini gözler önüne sergileyen, Allah`ın emir ve yasaklarını tanımayan, tanımak ta istemeyen kısacası yaşadıkları gibi inanan şeytanın bile sakındığı ve ülkemizi bataklığa sürükleyen, gençlerimizin, gençliğimizin imanını boğmaya çalışan bu insanların yorumladıkları o iğrenç nağmelerde teşvik ettikleri yalnızlık! ve karşı cinse olan aşırı ilgi vs... toplumsal çöküntü değil midir? <br>
Allah`ın biz kullarının hizmetine sunduğu o kadar nimetin karşılığında nankörlük değil midir biraz daha farklı düşünüldüğünde. Bu insanların tek bir amacı var; O da Allahtan uzaklaştırmak, gençlerimizi ve gençliğimiz yozlaştırmak, ülkemiz insanlarını ve tüm insanlığı umutvar olmaktan alıkoymak, boş üzüntülere boğmak... <br>
     Bizler ise bu tür duygulara kapılıp zamanımızı ve ömrümüzü zayi ediyoruz malesef. Hergün biraz daha kaybediyoruz değerlerimizi... En büyük nimetlerden biri olan zaman beklemiyor. Kalplerimiz aciz, gönüller yoksun... <br>
 <br>
GENÇLER!<br>
Sizce de uyanmanın zamanı gelmedi mi, hayatı daha güzel yaşamanın, dinimiz İSLAM`I daha da iyi uygulamanın, onu korumanın, ona sahip çıkmanın zamanı gelmedi mi? İnanın yalnızlık diye birşey yoktur aslında. <br>
Şöyle bir düşünün: Ana rahmine düştüğün ilk andan itibaren rahim zarı içerisinde seni kim koruyordu, doğduğunda senin için özel olarak anne sütünü kim yarattı, dünyaya gözünü açtığın anda anneni kim senin hizmetine sundu. O`na (annene)sahip çıkma, koruma, en güzel şekilde yetiştirme!... vs şefkat duygularını kim bahşetti. Sen yaşına girdiğin dönemlerde kimin izniyle konuşmaya başladın. İlk adımlarını kimin izniyle gerçekleştirdin. Ve sen kimin izniyle nefes alıp veriyorsun.. .? Vücudunu baştan aşağı bir incele. Sen tek gözle de yaşayabilirdin, tek kulakla da yaşayabilirdin, tek kol ya da tek bacakla da yaşayabilirdin... <br>
Ama Rabbimizin ilmi sınırsız, rahmeti-bereketi ve kudreti sonsuz. O kullarını çok seviyor. O yarattığı tüm canlıları çok seviyor. <br>
Biz kullarına diğer varlıklardan daha çok değer veren Rabbimiz; dünyadaki ve yeryüzündeki herşeyi yıldızları, güneşi, ay`ı, etinden sütünden derisinden yararlandığımız hayvanları, önce Allah`ın emri ve ona olan zikri ile üzerinde binbir türlü bitki bitiren toprağı bizim için yaratmış ve biz kullarının hizmetine sunmuştur. Bizler O`na olan kulluk görevlerimizi eksik yaptığımız halde. İşte onun rahmeti-bereketi-kudreti sonsuz, O kullarını çok seviyor ve kur`anda şöyle buyuruyor: <br>
Şüphesiz göklerin ve yerin yaratışında, gece ile gündüzün birbiri ardından gelişinde, akıl sahipleri için ayetler(ibretli deliller)vardır<br>
(Al-i imran/190)<br>
 <br>
Onlar(akıl sahipleri)ayakta, otururken, yanları üstünde(yatar iken), Allahı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında düşünürler: "Ey rabbimiz sen bunları boşuna yaratmadın, sen münezzehsin bizi ateşin azabından koru"derler. <br>
(Al-i imran/191)<br>
 <br>
Ey rabbimiz sen şüphesiz kimi ateşe sokarsan onu rezil etmiş olursun. Zalimlerin hiç bir yardımcıları yoktur<br>
(Al-i imran/192)<br>
 <br>
O`Kİ; birbiriyle ahenktar yeri göğü yaratmıştır. Rahman olan Allah`ın yaratılışında hiç bir uyumsuzluk göremezsin. Gözünü çevirde bir bak bir bozukluk görebiliyor musun? Sonra gözünü tekrar tekrar çevir bak, göz aciz ve bitkin halde sana dönecektir. <br>
<br>
(mülk, 3-4)<br>
 <br>
ALLAH`IM KALPLERİMİZE DİRİLİK, GÖNLÜMÜZE, YÜREĞİMİZE, DÜŞÜNCELERİMİZE, AKLIMIZA VE MANTIĞIMIZA ŞİFA VER... <br>
AKLIMIZI VE MANTIĞIMIZI SANA YÖNELT, BOŞ DÜŞÜNCELERDEN MUHAFAZA EYLE. BİZLERİ SENDEN AYIRMA.. <br>
BİZLERİ EN GÜZEL ŞEKİLDE AŞKLA, ŞEVKLE SABIRLA DİNİMİZİ YAYAN KULLARINDAN  EYLE. KÖTÜLERDEN VE KÖTÜLERDEN MUHAFAZA EYLE. ÜLKEMİZİN İÇİNDE BULUNDUĞU BU MANEVİ HASTALIKTAN BİR AN ÖNCE KURTAR YA RABBİ !<br>
 <br>
AMİN AMİN AMİN<br>
 <br>
sümeyye <br>
<br>
]]></description>
		</item>

		<item>
			<title> H. z. Musa filmini seyrettiniz mi?</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1074/-h-z-musa-filmini-seyrettiniz-mi.htm</link>
			<description><![CDATA[ Televizyonda geçen gün H. z. Musa ile ilgili bir film seyrettim. Çok etkileyiciydi. Filmi seyrederken, Kuran`da geçen ayetlerde gözümün önünden geçiyordu. İnsanın dinle ilgili olanları televizyonda yada sinemada seyretmenin ne kadar etki verici olduğuna bir kere daha şahit oldum. Filmde H. z. Musa zamanıyla ilgili olarak Kuran`da geçen ayetlerin dışındaki olayların doğru olup olmadığını bilemeyiz. Beni ilgilendiren ve etkileyen Kuran`la örtüşen sahneler oldu. Burada da kendimize ders çıkarmamız gereken birçok durumlar oldu. Kendimizi bir an için o devirde yaşadığımızı düşünelim; Musa`nın zamanında Firavunun etkisiyle insanlar inançlarından uzaklaşmış adeta zorla krala taptırılıyordu, o ortamda Yaratıcıyı anlatmak ve anlatana inanmak ne zordu. İnsanlar Firavuna köle olarak çalıştırılıyordu, sefillik diz boyuydu, insanlar az bir yiyeceğe ve suya muhtaçtı, büyücülük heryerde vardı, insanların yaşadıkları yerler çok kötüydü, firavun için çok çalışmayan kırbaçlanıyordu. Genel yaşam şartları korkunçtu. Aslında ortada iyi hiçbir şey yoktu ve insanlar büyük bir imtahandan geçiyordu. Nasıl, çok kötü değilmi. Bizde burada biraz imtahandan geçsek moralimiz bozuluyor, hayata küsüyoruz hatta bir çoğumuz kadere- kedere yada bu kelimeler altında aslında Allah`a isyan ediyor. Bu filmden çıkarılacak daha başka birçok derste var. <br>
  O zamanda da insanları(Musa`nın kavmini) o durumdan çeşitli mucizelerle firavunun elinden  kurtaran Allah`a nankörlük var, aç gözlülük var, gönderilen ayetlere inanmamak var, elçiye yüz çevirmek var, şeytana uymak var, güce tapmak var, imtahana isyan var, Allah`ın mucizelerine bire bir şahitken bile görmemezlikten gelme var. Bu da insanların her devirde ve her ortamda ortak özellikleri olsa gerek... ]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Hakkı Söz Edinmeyen GÖNÜL ÇELENLERE!</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1049/hakki-soz-edinmeyen-gonul-celenlere.htm</link>
			<description><![CDATA[<br>
	Yıllanmış hayatına şahit tuttuğun asparagas manşetler miydi seni avutan. Yoksa akreple yelkovanın apansız takibi miydi vuslatı sana unutturan. Sadece taşıdığın sancağın altında binlercesinden aldığın bağlılık yeminleriydi seni güvende kılan. Emrine amade yoldaşların vardı seni dünden, bugüne taşıyan<br>
	Ayların biriktirdiği toz zerreciklerinin her birine anlamlar yüklemek kadar boş geçmiş olan bir ömrün ünlemindesin. Şaşkınsın gizlediğin korkuların ve telaşlarınla beraber. Meğer hakmış vaat edilen gün. Verdiğin son nefes sur ile dönmüş hesabını sormaya. <br>
	Burjuvanın gecikmeli zaferi var bir tek elinde. Alnında ise kibrinin utanç rengi. İnsanların içinde sürüyerek dolaştığın incili kaftanların, işlemeli altın tacın yok artık. Beyazların iki yakasını tut sıkıca. Alacaklıların ondan da etmesin seni. Yalnızsın birçokları gibi. Gururla dalgalandırdığın bayrağın, kavurucu bir ateş besliyor artık arza yansıyan gölgesinde. Ve altında bir sen kalmışsın binlercesinin içindeAraftan seyre dalanlar umurunda mı sanki, hesabının telaşındasın. Ardında sakladığın çakıl taşların da yok artık. Çok geç 12den vurmak için nefsinin şeytanını. Ardında bıraktığın bakışlar, kürsüden hitap ettiğin taraftarlarını bekliyor. Dönüşü yok bu adımların. Gözyaşları, bahaneler! ise nafile. <br>
	Dünya hayatında Allahı sever gibi sevdiklerini sahte ilahlar, yapay gülüşler ile kamufle eden sen GÖNÜL ÇELEN!Gerçek hesabı gördüklerinde nasılda terk etti seni taht yapıcıların. Hafıza ve amellerini yok sayar gibi sindiler mahşerin kalabalığına. Çokluğuyla öğündüğün hizbin artık kulak vermiyor çırpınışlarına... <br>
Hak ile batıl, maruf ile münker arasındaki ince hattan yankılanıyor Furkanın şehadeti. Hak söz haber veriyor kaçınılmaz akıbetini O zaman küfür öncüleri azabı görerek, kendilerine tabi olanlardan kurtulmaya çalışacaklardır. Aralarındaki bütün bağlar didik didik kopacaktır. Ve tabi olanlar. Ah bizim için (dünyaya) bir daha dönüş olsaydı da onların bizden kurtulup uzaklaştıkları gibi biz de onlardan kurtulsaydık. !diyeceklerdir. İşte böylece Allah onlara bütün yaptıklarını haslet ve pişmanlık halinde gösterecektir. Onlar ateşten çıkacak da değillerdir. BAKARA 166-167<br>
]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Bakara 153 ten Satırlarıma Yansıyanlar (acizane)</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1047/bakara-153-ten-satirlarima-yansiyanlar-acizane.htm</link>
			<description><![CDATA[Gözler karanlığa alışalı çok olmuş bu iklimde. Buz tutmuş yürekler  hasret bir damla rahmete. Alınlardaki mühürler silineli bir hayli zaman geçmiş üzerinden. Kıyamlar öksüz, rükular yetim, secdeler terkedilmiş bu diyarda. Elleri semaya, gönülleri Rahmana açmak zor gelir olmuş. Hamdlar en derin kuytulara sinmiş beklemekte. Solgun çehreler, yeşermeyen ümitlerKimsenin umurunda değil bir tutam ışık. Her adımda bir öfke, her adımda bin feryat. Karanlığın siyahlığı da yetmez olmuş. İsyanlar alınmış omuzlara ve sıkı sıkıya tutunulmuş sahte sıcaklığına. Hayatın fonunda ilahi bir name işitmez olmuş kulaklar ve uzatılan her sınav kağıdını yokluklar doldurmuş, notu malum olan. <br>
	Her yanda sevinçler, gülüşler, mutluluklar aradın ey nefsim! Dünyayı sabit kılarak vuslat kaygısı taşımayan. Ölümleri ekranlardan tanıdın. Çok kolay söyleyebildin bilançoları iki, on, beş binsana hiç uğramayacak sanarak. Köşe başlarında seni beklediğini sandığın korkularının bir gün gelip bulacağını hiç hesap etmedin. Yıkıldın. Lanetler yağdırdın dört bir yana. Baharı bırakıp sahte bir çiçeğe müptela oldun. Zenginlik, mal, mülk, itibar istedin durmadan. Emanet olduğunu unuttun, şükürsüzce har vurup harman savurdun. Alınınca emanet, benim dedin; ağladın. Göz yaşların feryatlarla, çığlıklarla harman olup dağladı iman nurunu<br>
	Hakkı ve Sabrı Tavsiye EdenlerVarlığında şükürler yer etmemişti ki sinende yokluğunda yoldaş olsunlar sana. Ateş düştüğü yeri yakardı senin için. Yapamadın. Ateş yakar, ateş pişirir, ateş temizler. İsyan gibi soğuk değildir sıcaklığı. Aydınlatır, karanlığı yok eder. Rauf olan Allahın müjdesidir. Bir köprüdür hakkıyla sabredenlere; Firdevslere, Naimlere talip olanlara<br>
	Bilemedik Allahım! Lütfun da keremin de asıl sahibi olduğunu göremedik. Zenginliğini, sahipliğini idrak edemedi köhnemiş zihinler. <br>
	Hani İbrahimin(as) vardı HASBİYALLAHU diyen ateşler içinde. Eyyübün(as) vardı hani sabır timsali güzel peygamber. Hani Muhammed (sav)in vardı gökteki yıldızlarıyla beraber. Elhamdülillah denilerek yaşanan hayatın sevabının mizanı dolduracağını bizlere haber veren, açlığını bir taş, bir taş daha bağlayarak midesi üzerine sabrı ikame eden. <br>
	Ya Rab! Kaldır gönüllerdeki bu buzları. Merhametini, yüceliğini tanımayan tek zerre kalmasın. Sabır eğsin başları secdeye; eller semaya tekrar tekrar uzansın. Bizleri karanlık ütopyalarımızda bırakma. Yay nurunu çehrelere ve hakkıyla sabredenlerden eyleAMİN<br>
											 <br>
											                                                                                                                                                                        											         <br>
]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Yüreğimdeki Tarifi İmkansız Dosta</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1046/yuregimdeki-tarifi-imkansiz-dosta.htm</link>
			<description><![CDATA[Yüreğim ne kasırgalar geçirdi, ne boranlar kopardı dost dediklerinden dostum dediklerinden. Bu yüreğim nicelerini dost bildi, bâki Dostu bilmeden, `O`nu yüreğinin derinliklerinde hissedemeden. <br>
  <br>
Dilim bunları söylerken, gönlüm tarifi imkansız haykırışlarda, `Seni` arayışta. <br>
  <br>
Dost dedikleri nasıl bir şeydir ki, benim serhad gibi yüreğimi birden sallandırdı. Dosta tutku dedikleri nasıl bir duyguydu ki, gönlüm Hazreti Yusuf (aleyhisselam)`ın kuyuda tutsak olduğu zaman gibi yakarışta, o zaman gibi hüzünlü tâ ki Senin dostluğuna kavuşana kadar. Dosta aşk yüreğimde nasıl bir kordur ki, yüreğimi Mecnun`un yüreğinde yanan ateş gibi kor, o ateş gibi Sana muhtaç kılan. <br>
  <br>
Peki neydi insanı bu kadar duygu yoğunluğuna iten, insana şiirler yazdırtan? Ya da nasıl bir duyguydu ki Sana içten seslendiği vakit nemlenen gözleri yaşartan, yüreğimize manevi iklimler saçan?  <br>
  <br>
Bunu nasıl anlatabilirim ki?  <br>
  <br>
Çünkü bu diller lâl oldu. Seni anlatamamaktan, Seni Mecnun`un aradığı gibi arayamamaktan. <br>
  <br>
Ey yüreğimizdeki tarifi imkansız Dost!   <br>
  <br>
Sana yöneldim, Sana haykırıyorum. Biliyorum Senin dostluğuna lâyık değilim amma ümitvârım, Dostluğunun limanındayım aç yelkenleri aç tâ dostluğuna geleyim. <br>
  <br>
N`olur beni dostluğuna kabul et. (Âmin)   <br>
  <br>
Mehmet Beydemir <br>
 <br>
 <br>
<br>
<br>
<br>
]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Ayıkla Hadisin Taşını</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1045/ayikla-hadisin-tasini.htm</link>
			<description><![CDATA[ Dinin kaynağını sadece Kuran olarak kabul etmeyen gelenekçi kesimde bu günlerde enteresan şeyler oluyor. Modernleşmenin gereği olarak (ne demekse) bazı hadisleri ayıklayacaklarmış. Hadis dedikleri şeylerde onlara göre dinin asıl temellerinden biri. Onlar çoğu zaman Kuran`a göre değilde hadise göre hüküm verirler. Şimdi ayıklamaya çalıştıkları hadislerde, onların en güvenilir hadis kaynaklarının olduğunu söyledikleri hadis kitaplarında var. Yani ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar. Modernleşme ve gelişen dünyayaya ayak uydurmak için o çok güvendikleri ve dinin temeli saydıkları bazı hadislerden vazgeçecekler, kısacası kolu kangren etmemek için parmağı kesecekler. Bunun için en çok kadınlarla ilgili hadisleri atmak istiyorlar, bakalım önümüzdeki zaman bizlere neleri gösterecek. Örneğin İbni Hacer el Heytemi de geçen "Eğer erkeğin tepesinden tırnağına kadar cerahat aksa, kadında bunları ağzı ile temizlese, yinede erkeğin hakkını ödemiş olmaz. "hadisimi, yada Sahihi Buhari de geçen (ki onlar için çok önemlidir) "Kadınların dinleri ve akılları eksiktir. "hadisi, veya aynı yerde geçen "Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir. "hadisimi, yada Riyazus salihin "Bir kadın kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse cennete girer. "hadisimi. Yoksa Sahihi Müslimde geçen "Namazı bozan şeyler kara köpek, eşşek, domuz ve kadındır. "hadisimi. Neyse örnekleri çoğaltabiliriz, ben sadece çok sevgili ve sayın diyanet işlerine belki ufak çaplı bir yardımım olur diye yazdım. İşte dinin tek kaynağını Kuran olarak görmeyenlerin düştüğü komik durumu görüyorsunuz, Allah herşeyi ellerine ayaklarına dolaştırıyor, çocuklar bile bunların dinle alakalı olmadığını anlar ve kavrar. Aslında çoğunun saçma olduğunu onlarda biliyor ama dillendiremiyorlardı, modernleşme ayağına temizlik yapıyorlar. Benim korkum geride kalanların hepsi. Geriye kalanların doğru olduğunu söyleyip, örneğin; arkadaşlar, dinde modernitenin gereği peçe yok, çarşaf belki, türban kesin var demeleri. Neyse atasözü litaretürümüze belki yeni bir ekleme yapabiliriz; "Ayıkla hadisin taşını. ". Neyse ben onlara bir ayet göndereyim; Ankebut Suresi 51 "Kendilerine okunan bu Kuran`ı indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz bunda inanan bir toplum için bir rahmet ve bir hatırlatma vardır. " ]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Bize verilen en büyük nimet ne ?</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1043/bize-verilen-en-buyuk-nimet-ne-.htm</link>
			<description><![CDATA[ Arkadaşlarla konuşuyorduk, konu; acaba, bizim için en önemli nimet nedire  geldi. Herkes birşeyler söylüyordu. Kimine göre görme verilen en önemli nimetti, kimi duymanın çok önemli olduğunu söylüyordu. Bazıları dokunmanın ve tat almanın çok önemli olduğunu söylerken, bazıları buna karşı çıkıyordu. Bazısı yürümenin, koşmanın ellerini kullanmanın verilen en büyük nimet olduğunu söylüyordu. Kimisi sevincin hatta hüznün önemini söylediler. Kimisi hizmetimize verilen bütün dünyanın en önemli nimet olduğunu savunuyordu. Bazısı cinselliği öne çıkardı. Bazısı okuma yazmanın önemine dikkat çekerken bazısı haberleşmenin ve elektiriğin nimetlerinden söz ediyordu. Bazı fikirlere göre sanatın bütün dalları çok önemli nimetlerdi. Bazısına göre ailemiz ve arkadaşlarımız dediler en önemli nimet için. Bazısı katılmadı bu fikre. Bazısına göre verilen acı hissi çok önemli bir nimetti, savundukları şeyse acı hissi olmasaydı örneğin sobadan yanabilirdik ve ondan kaçamazdık. Kimisi spor yapıyor olmanın kimisi dans ediyor olmanın en önemli nimet olduğunu söylüyorlardı. O ana kadar hiç konuşmayan bir arkadaşımızsa şöyle dedi; bence bize verilen en önemli nimet inanç ve iman etme nimeti. Gerçektende ne kadar da doğru söyledi. Bir tarafta dünyanın bütün nimetleri bir diğer tarafta ise ahiretimizi güvence altına alacak ve Allah`ın yolunda gitmemizi sağlayacak bir nimet. Daha ne olsun bundan önemli verilen bir nimet var mı? Oradaki hepimiz o arkadaşımıza hak verdik. Ya sizce, sizce bize verilen en önemli nimet nedir? Sizi bilmem ama ben artık dualarımda, namazlarımda Allah`ın bize verdiği bu en büyük nimet olan iman etme ve inanmayı bize verdiği için Allah`a çok şükrediyorum. ]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Oğlum yoksa tarikata mı girdin?</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1042/oglum-yoksa-tarikata-mi-girdin.htm</link>
			<description><![CDATA[ Ben 21 yaşında bir üniversite öğrencisiyim. Yaklaşık bir yıldır dinle ilgilenmeye başladım. Bugüne kadar bunun eksikliğini çok hissediyordum ama kime danışacağımı kiminle konuşacağımı bilemedim. Etrafımda da dinle ilgilenenlerin sayısı çok az olunca, bunun yanısıra ailemden de bu konuyla ilgili en ufak bir kelime bile duymayınca kendim araştırmaya karar verdim. İlk olarak bir Kuran meali aldım. Aslında içinde bizlere çok uzak şeyler yazmadığını gözlemledim. Artık hergün Kuran okuyordum, bitirince bir daha bir daha okudum. İlk başta aileme kırıldım, niye bana Kuran`dan ve dinden bahsetmediniz diye. Allah`ın dediklerini yapmaya çalıştım ve çalışıyorum, tabii bununla birlikte namazlarımada başladım (Allahaşükür). Geçenlerde yine namaz kılmak için odama çekildim. O sırada babam içeri girdi ve beni namaz kılarken gördü. O günden sonra bana karşı anne-babamın bakışları değişti. Birşeyler söylemek istiyorlardı hissediyordum ama söylemiyorlardı. En sonunda babam bombayı patlattı - "Oğlum ne yaptın sen bir tarikata falan mı girdin? " Beni bir gülme tuttu baba ne alaka dedim. Ne biliyim oğlum namaz falan kılınca öyle zannettim dedi. Aman oğlum dikkat et beynini kimseye yıkatma diye de nasihatta bulundu. Sonra düşününce ona hak verdim çünkü öyle kötü örneklerle dolu ki etrafımız. Sömürülmesi en kolay olayların başında insanların manevi duyguları olduğunu çoğu insan bilir. Ancak ona herşeyi anlattım Kuran`dan ayetlerle bilgilendirdim. Niye namaz kıldığımı, Allah`ın bizi dünyaya boşuna getirmediğini, ahiret kavramını anlatmaya çalıştım. Beni boş gözlerle dinlediğini zannettim uzun bir süre, ta ki elinde bir Kuran mealini gördüğüm ana kadar. Bugünlerde ben, annem -babam ve kardeşim evde çoğu zaman dini konuları konuşuyoruz. Bugünlere geldiğimize bazen inanamıyorum, bu arada babamda artık namaz kılmaya başladı ve bu beni çok mutlu ediyor. İnsanın ençok sevdiklerini ahiretin korkuç yüzünden uzak tutmak ve Allah`ın yoluna çekmek gerçekten çok güzel bir duygu. Sizlerle paylaşmak istedim. NOT: Ayrıca Kurandakidin. net ve diniyazilar. com sitelerinede ailece hergün giriyoruz, bilgileniyoruz, okuyoruz ve sorular sorabiliyoruz. Bu siteleri hazırlayanlara teşekkürler... ]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>KORSAN ÜRÜN</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1039/korsan-urun.htm</link>
			<description><![CDATA[Ne iş yapıyor olursanız olun. Zamanınızı harcayarak emeğinizi vererek ortaya çıkarmış olduğunuz şeyi, birileri sizden çalarak kazancınıza ortak olduğunda bu durum sizi kesinlikle rahatsız eder. Hiç bir insan kendisinin sahip olduğu bir şeyi çalan hırsıza iyi niyetle, sevecen bir kalp ile yaklaşamaz. Orjinal ürünleri sahibinden habersiz olarak çağaltıp, bu işin ticaretini yapmak zaten hırsızlıktır. Korsan ürün almakta, hırsızlarla iş birliği yapmaktır. Korsan bir ürün aldığımızda hem o ürünün gerçek sahibinin hakkını yemiş oluyoruz  hemde o ürüne gerçek değerini vererek satın alan kişilerin hakkını yemiş oluyoruz. <br>
<br>
Dinimizde hırsızlık herkesin bildiği gibi büyük bir günahtır. "Kim iyi bir işe aracılık ederse ondan bir payı olur. Kimde kötü bir işe aracılık ederse ondan bir payı olur... " ayetinden yola çıkarak korsan ürün almanın müslümanlıkla bağdaşmayacağını rahatça söyleyebiliriz. Çünkü korsan ürün alarak hırsızlık yapan kişilere destek vermiş oluruz ve bu insanları mutlu ederek bu işten para kazanmasını sağlayarak bu işi yapmalarına destek olmuş oluruz. Hiç bir insan korsan ürün almazsa bu işi yapan insanlarda para kazanamadıkları için bu işi bırakıp başka işlere yönelicekler ve belkide sonunda doğru dürüst bir iş bulacaklar kendilerine. Bu durumda da biz iyi bir işe aracılık etmiş olacağız ve ayette söylendiği gibi ondan bir payımız olacak. Allah korkusu olan arkadaşlara tavsiyem bir an önce kullandığımız korsan ürünlerin orjinallerini almaya çalışın. Bunu tek seferde yapmanız zor olabilir ama niyetiniz zamanla elinizdeki korsan ürünlerden kurtulmak ve orjinalini almak olsun. Elimizdeki korsan ürünlerin orjinali için; " çok pahalı alınmıyor ki" diyebilirsiniz. Ama dünyadaki en pahalı kitabın veya cd`nin fiyatı bile sizin vücudunuzdan daha değerli olamaz. Ayrıca bir ürünün fiyatı pahalı olduğu için o ürünü, çalan hırsızlardan ucuza satın almak  müslümanlığa ters düşer. <br>
<br>
Arkadaşlar, bu dünyada ne uğruna çaba sarfettiğimizi bir kez daha düşünelim ve kendimizi Allah rızasını kazanmaya adayalım. Bu tür davranışlara bile bile devam etmek bize yakışmaz. Allah`ın selamı üzerinize olsun. Allah Nisa suresi 17. ayette de şöyle der; "Allah`ın kabulünü üzerine aldığı tövbe, bilgisizlikle kötülük işleyipte hemen ardından tövbe edenlerinkidir. İşte Allah böylelerinin tövbesini kabul eder. Allah bilendir, bilgedir. "]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Öğretim görevlileri ve Türban</title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1027/ogretim-gorevlileri-ve-turban.htm</link>
			<description><![CDATA[Neyi savunursak savunalım, içinde yaşadığımız dünyada  insanın ulaştığı yargıların heran değişebileceğinin bilincinde olup uçlarda gezen fikirlere saplanmamalı, kendi yeteneklerimizin sınırlılığını bilerek doğru  yolda gitmeliyiz. Unutmayalım ki çağlar boyunca insanlara en fazla zarar veren şey fanatizm olmuştur.<br>
<br>
Türban (başörtüsü)ın sorunlaştırılmasını sağlayan her iki taraf da kendi yaptığının bilincinde olmadan cahilce davranmaktadır.<br>
<br>
Örnek olarak: Üniversitelerde bilim yapan akademisyenlerimizin miting meydanlarına çıkıp slogan attığı, rektörlerin futbol amigoları gibi insan toplayıp bu mitinglere katıldığı bir ülkede üniversitelerin saygınlığı ciddi bir tartışma konusu olmakta; toplumun bilgi üreten, kendilerinden toplumu yönlendirmeleri beklenen insanların cahil diye niteledikleri halk ile aynı fanatik dürtülerin güdümünde, taraftarlık, grupçuluk önyargılarıyla hareket etmeleri halihazırda ortaya çıkan durumun hiç de içaçıcı olmadığını gözler önüne sermiştir.<br>
]]></description>
		</item>

		<item>
			<title>Türban (Başörtüsü) </title>
			<link>http://www.diniyazilar.com/dy/oku/1026/turban-basortusu-.htm</link>
			<description><![CDATA[Türban (başörtüsü) yüzünden ortaya çıkarılmış gruplaşma neredeyse herkesi etkilemiş, insanlar birbirleriyle olan konuşmalarında mutlaka karşıdakini iki taraftan birine koyup, kafasında ona değer biçme mantığıyla hareket etmektedir. <br>
<br>
Mesela ben, Kuranda türban (başörtüsü)ın geçmediğini bilerek, dini bir uydurma olduğunu düşündüğüm için türban (başörtüsü)a karşı; insanların temel hak ve özgürlüklerinden biri olan kılık  kıyafetle ilgili sınırlamanın anlamsız ve despot olduğuna inandığım için türban (başörtüsü)ı savunur bir tutumdayım. <br>
<br>
Biraz daha açarsam, Kuranda geçmeyen bir maddenin bu kadar büyütülüp dinin sanki temeliymiş gibi yansıtılması oldukça  düşündürücüdür. Geleneklerle ve uydurma hadislerle dine sokulmuş türban, türkçeye yapılan Kuran çevirilerinde bile etkili olmuş, mealleri çevirenler arapça Örtü(Hımar)  kelimesini, geleneğin de etkisiyle başörtüsü diye çevirmişlerdir. Hakkında bunca yaygara koparılan, bunca sıkıntı yaşanan ve insanları ikiye bölen dinsel bir olgunun aslında dini bir uydurma olduğu gerçeğini ne kadar da anlatsak, uğruna yapılanların çokluğu, savunanları ikna etmeye yetmeyebilir. Ama umarım gerçek bir Kuran araştırmasıyla herkes doğruyu bulabilir. <br>
<br>
Tabiki, aslında temel sorun dini anlamada hangi yöntemi kullandığımızdır. Allahın kitabının yanında diğer kaynakları Allahın bozulmamış ve öz olan kitabıyla aynı kefede değerlendirirsek, ortaya çıkan tabloda türban (başörtüsü)  vazgeçilmez olabilir. Dolayısıyla bilinçli bir şekilde değerlendirme yapılıp, inananlardan Tanrının tek talebi olan Kuran kaynak edinilmeli, kararlar verilirken O, baz alınmalıdır. <br>
<br>
Ayrıca türban (başörtüsü) tartışmasında ortalığı karıştıran ve din düşmalıklarını insanlara aşılamaya çalışan gruba karşı birşeyler yapma isteğim beni belli yerlerde türbanı (başörtüsü) savunmaya itebiliyor. Çünkü konu üzerinden ortaya atılan tartışmalarda dine karşı tavır alınması, dinin antipatik ve cahilerin işi gibi gösterilmeye çalışılması bu noktada  din düşmanlarının türbana (başörtüsü) karşı olan  tarafta toplanması yüzündendir. <br>
 <br>
<br>
Sonuç olarak bütün bunları söylediğim bir arkadaşım beni hangi gruba koyacağını  şaşırmakta, kafası karmakarışık olmaktadır. Çünkü beyni, ya siyah ya beyaz ilkesine göre çalışmak için koşullandırılmış, ara renklerde aynı bilgisyarların çalışma prensipleri gibi hata (error) vermektedir. İşte karşı olduğum nokta... işte gerçek cehalet...<br>
Savunan ve savunmayanların oluşturduğu kutuplaşmış, cehalet dolu bu tablodan ne kadar uzak durabilirsem o kadar şanslıyım...<br>
]]></description>
		</item>

	</channel>
</rss>
