<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/atom10full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" gd:etag="W/&quot;AkMBQHk9cCp7ImA9WhRVF0g.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587</id><updated>2012-01-17T02:00:51.768+02:00</updated><category term="Dini - Tasavvufî" /><category term="E-Kitap - İktibas -Tanıtım" /><category term="Genel" /><title>ENCODEUM</title><subtitle type="html">A Mental Institute</subtitle><link rel="http://schemas.google.com/g/2005#feed" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/posts/default" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://encodeum.blogspot.com/" /><link rel="next" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25&amp;redirect=false&amp;v=2" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><generator version="7.00" uri="http://www.blogger.com">Blogger</generator><openSearch:totalResults>63</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/atom+xml" href="http://feeds.feedburner.com/encodeum" /><feedburner:info uri="encodeum" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><feedburner:emailServiceId>encodeum</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname>http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><entry gd:etag="W/&quot;A0YFR388fip7ImA9WhRVFU0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-9193300889090321834</id><published>2012-01-14T04:21:00.003+02:00</published><updated>2012-01-14T04:45:16.176+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2012-01-14T04:45:16.176+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Genel" /><title>Ötekileştirme: Sıfat Takma Yarışı</title><content type="html">&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;John ve Jane çocuklarını örnek vatandaş olsun diye yetiştirir, kanunlara uymayı öğretirler, başka ırklara, cinsiyetlere, tiplere, inançlara saygıyı öğretirler.&lt;/span&gt;&lt;br style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ama bir düşünün.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(encodeum not: İyi de, zaten, daha henüz farklılıkları anlayamayacak durumdaki)&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Çocuklarımızı farklılıklardan bu derece haberdar etmemiz ayrımcılık tohumlarını ekmek olmuyor mu?&lt;/span&gt;&lt;br style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Küçük Jane ve John'u kör mü ediyoruz da sadece bizi başkalarından farklı veya benzer yapan şeyleri görebiliyorlar.&lt;/span&gt;&lt;br style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;OZ, Sezon 5 Bölüm 7&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkalarını ve kendimizi ayırt ederken ve kimliklendirirken hangi noktaların kullanılmasının doğru ve sağlıklı olduğunu anlatmıştık &lt;a href="http://encodeum.blogspot.com/2011/07/islam-ummetciliginin-temelleri.html"&gt;İslam Ümmetçiliğinin Temelleri&lt;/a&gt; yazımızda. Yazılanlar haricinde yapılanların hepsi yalan üzerine inşa edilmiştir, fitnedir, baştan kaybetme ve kaybettirmedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avam toplumun hem mensuplarının hem de "önder" olduklarını sandıklarının en verimli oyuncağıdır ötekileştirme. Çünkü o kadar basit ve kolaydır ki yapması ve benimsenmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini tuttuğun futbol takımı ile ötekileştirebilirsin. Bir öğrenci, aynı okul içinde farklı sınıftaki öğrencilerle ile ötekileştirebilir. Daha sonra farklı okuldaki öğrenciler ile de ötekileştirebilir. Yada memleketinle ötekileştirebilirsin. Hatta kulladığın arabanın markası bile kullanılabilir ötekileştirmede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadığım topraklara has bir durumdur; bir yakınım söylemişti: "Bize önce Türk Kürt diye ayırt etmeyi öğrettiler. Sonra da geldiler alevi sunni diye öğrettiler. Biz böyle şeyler bilmezdik."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ötekileştirme, avam topluluklardaki gruplaşmanın temel taşıdır. Terör  örgütleri, çeteler, çeşitli siyasi(!) partiler(!) hepsi buradan  beslenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Onlar x biz y'yiz tamam mı. Yani onlar başka biz başkayız.&lt;br /&gt;- Onlar düşman biz de onlara düşmanız tamam mı. Sen beni destekle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl da ötekileştirip, kendisine ihtiyaçları olduğunu zannettiriyorlar. Anca bu sayede &lt;a href="http://encodeum.blogspot.com/2009/03/toplumlar-yonlendirme-sanat-ve.html"&gt;taraftar &lt;/a&gt;toplayabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek ekmek kapıları bu, başka yaptıkları hiçbir şey yok, bunu yapmazlarsa aslında hiçbir işe yaramadıkları farkedilecek tabi. Bunların örnekleri zaten apaçık etrafımızı sarmış durumda. Benim üzerinde durmak istediğim nokta, ötekileştirirken, &lt;a href="http://encodeum.blogspot.com/2009/03/toplumlar-yonlendirme-sanat-ve.html"&gt;taraftar&lt;/a&gt; toplamaya çalışırken bir avam refleks olarak insanlara sıfat takmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "X diye birşey varmış, onun da mensubu x'ciler".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şucu, bucu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ötekileştirmede ana kaide: Sıfat takma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi şunu da eklemek gerekiyor; sıfat takma ötekileşirmenin ana yöntemi olmasının yanı sıra aynı zamanda başkasını bireysel olarak aşağılamanın da aracıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıfatları ve bu sıfatların ait olduğu iddia edilen şeyleri biraz sorguladığında ise patır patır döküldüklerine şahit oluyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tanesi döküldü mü? Döküldü. Artık o kadar içselleşti ki, iddia sahibi özür dilemiyor. Hemen yerine yeni bir sıfat buluyor. Her tarafımız sıfatlarla doldu, sıfatlarla karalanmaya çalışılan insanlarla... Artık yarış halini aldı bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece yazılı ve görsel medyada değil; mahallede, iş yerinde, okulda her yerde yapılıyor bu. Çünkü yapması çok kolay. Avamın üzerinde etkinliği de yüksek. Üç-beş farklı yerden duysun sıfatı, benimser.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ötekileştirmenin basitliği, kolaylığı cezbediyor insanı, aynı diğer günahlar gibi, uydukça da hesabının verilmesi çok zor veballere ortak olunuyor; belki de sonsuzluk yitip gidiyor. Allah korusun. Oysa ki en baştan uyarılmıştık:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;(...)Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; (Hucurat / 11)&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-9193300889090321834?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/S1wXVMcWxjA" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/9193300889090321834/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=9193300889090321834" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/9193300889090321834?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/9193300889090321834?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/S1wXVMcWxjA/otekilestirme-sfat-takma-yars.html" title="Ötekileştirme: Sıfat Takma Yarışı" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2012/01/otekilestirme-sfat-takma-yars.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;A0cNRn4zcSp7ImA9WhdRFks.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-6268240511093780729</id><published>2011-08-07T01:14:00.002+03:00</published><updated>2011-08-07T01:18:17.089+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-08-07T01:18:17.089+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Dini - Tasavvufî" /><title>İftira Çetesi ve Korku Sanrıları (MÜNAFİKUN - 4)</title><content type="html">Biraz avam bir örnek olacak ama mesela bir futbol takımını tutuyorsun, A takımı diyelim, ve karşı takıma(buna da B diyelim) zarar vermek istiyorsun. Ne yapabilirsin? Tezahürat, gürültü, küfür... İstediğiniz sonucu almanız zor gibi. Bu konuda çok hızlı cevap alacak içeriden çökertecek çok sağlam bir taktik var. Karşı takımdanmış gibi yapıp güvenlerini kazanıp moral bozmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ben de B takımını tutuyorum ama bizim takım çok kötü, çok ahlaksız, çok başarısız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu taktiği bir iftira çetesi 28 Şubat sürecinde Erbakan için kullandı. Kendim defalarca şahidim, Erbakan'dan hiç teşvik alamayan medyanın pireyi deve yapmasına nasıl arka çıktıklarına, televizyondan değil, halkın arasında konuşarak, birebir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- "Biz de müslümanız ama Erbakan ...." inanın noktalı yerleri yazmak istemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Biz de Erbakan'a oy verdik ama kandırıldık&lt;br /&gt;- Ne konuda?&lt;br /&gt;- Kandırıldık işte,&lt;br /&gt;- Yahu ne konuda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi ağız birliği etmişçesine tek bir üslupla konuşuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaptıklarına, söylediklerine kendim bizzat tanık olduğum aynı kişiler ama bizzat aynıları 3-4 yıldır aynı taktiği Silahlı Kuvvetler için kullanıyorlar. Sokakta, kahvede, arkadaş meclislerinde. Üstelik teröre karşı işini gayet başarı ile yapan ve bu uğurda canlar veren bir kuruma yapmaya çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum 3-4 sene önce gibi başladı, önce "darbecilik" kavramı üzerine yoğunlaşmış söylemler... Canlarının yanmadığından emin olduklarını görünce bir adım öteye taşındı ve bir anda askerlik anıları gözlerinde canlanıverdi. Ne olumsuz laflar, binbir çeşit abartı ile süslenmiş olumsuz hikayeler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28 Şubat süresince Erbakan için söylenen lafların hedefi artık TSK olmuştu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Biz de askerlik yaptık ama ....&lt;br /&gt;- Biz de bu vatanın iyiliğini istiyoruz ama ....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep aynı taktik, sendenmiş gibi görünüp olumsuz şeyler söyle, düşmanlarını "hakkı teslim etmiş numarası" ile övmeye kalk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu işin bir boyutu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka boyutu ise zerre ilkelerinin olmaması, lider bellediklerinden biri bir konuda -örneğin-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Nato bizim müttefikimizdir. Onlarla birlikte hareket edeceğiz" dese&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çok akıllıca. Günün şartlarında alınmış çok önemli karar. Dünya entegrasyonu... vs. derler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Nato'yu kabul etmiyoruz. Onlarla brlikte hareket etmeyeceğiz" dese&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Korkusuz kahraman biri, Dünyaya meydan okuyor... vs. derler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gene aynı adamların şizofrenik sanrıları ile gündem meşgul edilmeye çalışılıyor yıllardır. Onlara planlar kuruluyormuş, tuzaklar yapılıyormuş. 3-4 senedir ne olsa, ne duyulsa çocuk zekasına hitap edecek basitlikte uyduruk uyduruk "bağlantılarla" kendileri ile bağlantılı olduğunu ve kendilerine karşı yapılacak bir saldırı olacağını söylüyorlardı. Unuttukları bir kural vardı o da yalan üzerine kurulan herşey yıkılmaya mahkumdur. Tabi ki de en baştan düzmece olduğu herkes tarafından bilinen, ortalığı velveleye verdikleri şeylerin aslında kendi adamların kurdukları komplolar olduğu açık açık ispatlanmaya başlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sendenmiş gibi görünüp, içten yıkmaya çalışmak&lt;br /&gt;- Çıkarlarına ne uygunsa onu gayet süslü püslü laflarla savunmaya çalışmak&lt;br /&gt;- Kendilerine karşı devamlı olarak tuzak kurulduğunu sanıp, olayların kendileri ile bağlantısının olduğunu sanmak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve bunca zamandır müslümanların binbir çeşit vebale ortak edilmesi. Nerden ne hale geliniyor. Allah Korusun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;MÜNAFİKUN 4.&lt;/span&gt; Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu hale geliyorlar? &lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-6268240511093780729?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/r3CiDx05UFU" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/6268240511093780729/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=6268240511093780729" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/6268240511093780729?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/6268240511093780729?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/r3CiDx05UFU/iftira-cetesi-ve-korku-sanrlar.html" title="İftira Çetesi ve Korku Sanrıları (MÜNAFİKUN - 4)" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2011/08/iftira-cetesi-ve-korku-sanrlar.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0ABSHwzfip7ImA9WhdTGU0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-4915190699382829196</id><published>2011-07-16T17:35:00.007+03:00</published><updated>2011-07-17T15:29:19.286+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-07-17T15:29:19.286+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Dini - Tasavvufî" /><title>Kimlik Bunalımı: Zenimlik ( Kalem - 13 )</title><content type="html">&lt;blockquote&gt;(...)James Robson hakkında endişelerim yok. O çocuğu zaten pek umursamazdım. Onun aramızda bulunması gerçek inançtan ziyade kimlik bunalımından dolayı.(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OZ, Sezon 5 Bölüm 7&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;diyordu Schillenger'in üstadı, Robson'ın özel bir durumunu sorduğunda. Tabi üstadı gerçek inancın ne olduğunu, savunduğu şeyleri neye dayandırarak savunduğunu da izah etmesi gerekiyordu. Elde hiçbir genetik delil olmadan nasıl oluyordu da ırkçılık(siyah-beyaz) yapıyordu da kendisini unutup başkasını kimlik bunalımı ile itham ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OZ dizisi için şahsi kanaatim şudur ki uzak ara dünya tarihinin bir numaralı yapımıdır. Dizideki diyaloglar, karakterler öyle sağlam seçilmiş ki, inanın izlerken insanı çok sağlam tefekküre sürüklüyor -aynı yukarıda yaptığım gibi-.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizi boyunca insanların devamlı olarak harcandığına, uyanıkların harcamak için ne numaralar yaptığına şahit oluyorsun. Kendi başına ayakta duramayan, birey olamayan, bir oraya bir buraya savrulan insanların yalnızlıktan korktuklarından dolayı nasıl çeşitli çıkar grupların oyuncağı olduğunu görüyorsun. Üstelik gördüğün şey ne kadar gerçekçi olsa da sonuç itibari ile televizyon dizisi olduğu için biraz da makyajlı sunuluyor. Gerçek hayattakinin daha avam daha mide bulandırıcı olduğunu bilmek ziyadesi ile üzüyor mütefekkirleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelin bu kimlik bunalımının zararlarını yaşadığım coğrafyada şahit olduğumuz bir mesele ile açıklayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pkk adı altında uyuşturucu kaçakçısı bir çete uzun zamandır Anadolu'nun doğusunda faaliyet halinde ve uzun yıllardır yapılan mücadele sonucunda kimi zaman çok azaltılsa da bir türlü bitirilemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askeri zaaf mı?&lt;br /&gt;Hayır alakası bile yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pkk mensuplarının iyi "savaşçı"(!) olması mı?&lt;br /&gt;Tabi ki hayır. Ayrıca ortada savaş yok ki savaşçısı olsun. Dünya üzerinde, sıfırı tüketmiş her silahlı grup gibi onlar da serseri mayın gibi vurup kaçmaya çalışıyor. Bir de değerli göstermek için buna isim koymuşlar. Gerilla mı ne diyorlarmış. Bu gerilla saldırısı denilen şey  hiçbir hedefi kalmamış, daha doğrusu zaten hiç bir zaman müspet bir hedefi olmamış, silahlı grupların sadece karşı tarafa sorun çıkarmak, yandaşlarına ise sanki iş yapıyormuş gibi gözükmek için eli mahkum yaptıkları faaliyettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden eli mahkum neden yapmak zorunda sorusunun cevabı orada terörün neden hiç bitmeyeceği sorsunun da cevabı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü kaçakçılık ve uyuşturucudan büyük rant elde ediyorlar ve bu kolay parayı başkasına kaptırmak istemiyorlar. O rantı yok etmeden o bölgede pkk'yı bitirsen, zkk diye yeni bir tanesi anında türer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu çok önemli ki bu tip avam grupların çıkardığı bu tip bir meselede yapılacak en büyük hata haydutların, haydutluklarını gizlemek için attıkları sloganlara itibar etmeye kalkmaktır ki, daha önceki iktidar dönemlerinde "bir avuç çapulcu" denilerek son derece isabetli bir sıfat ile anılan bu meselede yapılabilecek en büyük hatayı yapmıştır mevcut iktidar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet düşülen hatanın neticesinde kısa yoldan para kazanma telaşındaki kaçakçıların şarlatanlıkları ile muhatap olunuyor bu günlerde. Ne büyük zulüm! Sanki sıradan adi suçlu değillermiş gibi hareket etme fırsatı veriyorsun ki avamın da ihtiyaç duyduğu şey işte tam budur. Kendilerini değerli hissetmek ve bazı gerçeklerin üzerini örtmek için yaptıkları şarlatanlıklar televizyonlarda yayınlanır olmuş. Belki de günahlarını, suçlarını unuttular yada unutmaya mı çalışıyorlar tam emin değilim ama -tekrardan ifade edelim- burada en büyük hata, hayatta başarısız olduğunun farkında, yalnızlıktan korkan, bir yerlere ait olmaya çalışan avamın muhatap alınması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimlik bunalımı yaşayan avam bazen sağda durur bazen solda durur; bir o tarafa vurur bir bu tarafa. Saygıya deli gibi muhtaçtır ki nedeni kendisine saygısının olmayışıdır. Aslında daha doğrusu saygı duyulacak hiçbirşeyinin olmadığının farkındadır. Birazcık ilgi ile, birazcık romantizm ile yaptıramayacağın şey yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıda konu ettiğim meselenin iki kavram üzerinde geliştiğine şahit oluyoruz. Birincisi bazen sağa bazen sola vuran, kimlik bunalımı yaşayan, manipülasyona son derece açık avam ve bu avamın verdiği zararları gizlemek için yaptıkları şeyleri muhatap almak ile düşülen hata. Bu zamana has bir konuyu örnek vermem elbette bu meselenin bu zamana has olduğunu düşündürtmemeli, kimlik bunalımı yaşayan insanlar ve bunların verdikleri zararlar insanlık varolduğundan beri vardır ve insanlığın başlangıcından beri tekerrür eden bu mesele aynı diğerleri gibi Kur'an'da bildirilmiştir. Kalem 13'te. Ne ilginçtir insanların kafasında soru işareti bıraktığını gördüğümüz bu ayet aslında yaşanılan acı gerçeklerin kaynağını ve ne yapılması gerektiğini bize anlatıyor. ( Kalem - 13 Ayeti ile ilgili okuduğunuz başka yorumlar yorum sahibini bağlar)&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;10. Ayrıca, (6) yemin edip duran alçağa uyma&lt;/span&gt;,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;6 - Lafzen, "Ve". Arkasından sıralanan manevî/ahlakî zaaf türleri, tabii ki, sadece, "arzu ve özlemlerine" hiçbir şekilde aldırış edilmemesi gereken insan tipinin örnekleri olarak anılmışlardır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;11.[yahut] iğrenç dedikodular yapan iftiracıya,     &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;12.[yahut] iyiliğe mani olana, [yahut] günahkar zorbaya,     &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;13.[yahut] ihtiraslarına esir olmuş zalime, (7) ve bütün bunların ötesinde [hemcinslerine] hiçbir faydası dokunmayana. (8)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;7 - Utul terimi -atele fiilinden türetilmiştir: "[bir kişiye veya bir şeye] kaba ve zalimce bir şekilde davrandı"- kendisinde hem zulüm hem de ihtiras özelliklerini birleştiren kişiyi tanımlar; bu sebeple ikili bir karşılık bulmayı tercih ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8 - Müfessirler, zenîm terimine birbirinden çok farklı yorumlar getirmişlerdir. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Zenemeh isminden türetilmiş olan&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;zenîm terimi, keçinin kulaklarının altında sallanan yumruları veya her iki gerdanı gösterir. Bu gerdanlar fizyolojik bir fonksiyona sahip olmadıklarından zenîm terimi, "lüzumsuz kimse" [veya "şey"] anlamında kullanılır&lt;/span&gt; (Tâcu'l-Arûs): başka bir deyimle, âtıl veya faydasız şey. Bu nedenle, yukarıdaki bağlamda bu terimin sosyal anlamda tamamen faydasız bir kimseyi tanımladığını kabul etmek, mantıkî bir varsayım olur.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kalem Süresi 10 - 11 - 12 - 13&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Tefsirde ifade edildiği gibi ve bizim de bir örneğine bu zamanlarda, yüzlerce örneğine ise tarih içinde şahit olduğumuz zenimlik(kimlik bunalımı), soy ile ilgili bir ifade değil; toplumların içinde hiçbirşeye faydası dokunmayan; ilimle, kendisini meşgul edecek şeylerle uğraşmadığı için kimlik bunalımının pençesine düşmüş ve çeşitli adi suç şebekeleri tarafından oyuncak edilmiş insanlarla ilgili bir ifadedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada ne ilginçtir ki Cenab-ı Hak zenimi zikrederken, ona [lafzen] uyma yani [lafzen] onu mahatap alma dediği de görülmektedir. Çünkü muhatap almazsan yaptığı hatayı görür ve ebedi cehennemden kurtulma şansı yakalayabilir. Öbür türlü, muhatap alındığını gördükçe zenimliğine daha da yapışacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tefekkür edilirse inşallah bu ayetin çelişki uyandıracak bir ayet değil, tam aksine dünyadaki bütün zulümlerin ana kaynağına işaret eden ve o kaynağı nasıl etkisiz hale getireceğini gösteren bir ayet olduğu anlaşılır. Tabi anahtar nokta: tefekkür etmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Not:&lt;/span&gt; Bu ve bundan önceki yazılarımda defalarca söylediğim "hayatta başarısız olma"yı, sadece ve sadece ilim ve tefekkürle meşgul olamamaya bağlamaktayım. Ne dünyevi sıfatlar ne mal mülk ne de alınan/alınamayan diplomalar bizim için başarının kıstası değildir. Bu konu yanlış anlaşılmasın.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-4915190699382829196?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/Q6EYNCHom5Q" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/4915190699382829196/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=4915190699382829196" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/4915190699382829196?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/4915190699382829196?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/Q6EYNCHom5Q/kimlik-bunalm-zenimlik-kalem-13.html" title="Kimlik Bunalımı: Zenimlik ( Kalem - 13 )" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2011/07/kimlik-bunalm-zenimlik-kalem-13.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CUQFQXw4eCp7ImA9WhdSEU0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-4102880323865845233</id><published>2011-07-15T01:30:00.011+03:00</published><updated>2011-07-19T22:21:50.230+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-07-19T22:21:50.230+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Dini - Tasavvufî" /><title>İslam Ümmetçiliğinin Temelleri</title><content type="html">Gerçekleştiremediğim hayalim. Yıllardır yazmak istediğim ama ne yazık ki yazamadığım belki de hiç yazamayacağım davam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yerde eksikliğinin neticelerini gördüğüm, Allah şahidimdir ki, düşünürken kendimi kaybettiren, içimde fırtınalar koparan hayalim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Türk müsün?&lt;br /&gt;+ Evet&lt;br /&gt;- Delilin ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neye göre Türksün neye göre Arapsın? Neye dayanarak söylüyorsun? Delilin ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizler bu sorunun cevabını tefekkür ederken ben 2 farklı meseleye değineyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***********************&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı yazdığım şu günlerde, Türkçe olimpiyatları adı altında, anadili Türkçe olmayan insanlara Türkçenin öğretildiğinin sergilendiği bir tören düzenlenildiği konuşuluyor. Bu faaliyetin şölen havasında, canlı yayınlarla yapıldığını gözönüne alırsak, bu işe müdahil olmuş insanların, Türkçe öğretmenin marifet olduğunu düşünüyor ve düşünmemizi de istiyor olduklarını varsayıyorum. Bu vitrin çalışmasının, "himmet gecelerinde" para toplayan ve verenlerin karşılıklı bir &lt;a href="http://encodeum.blogspot.com/2011/01/bilincalt-muhasebesi.html"&gt;bilinçaltı muhasebesi&lt;/a&gt; olduğunu görmek çok zor değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burslu olarak -yani işin içinde yine para var- aldıkları çeşitli ülkelerin fakir insanlarına Türkçe öğretildiğini gördüğümde aklıma şu soru geldi yahu bir insan niye Türkçe öğrenmek istesin ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben İngilizce öğrenmek zorundaydım. Bunu çok istemiyordum ama zorundaydım. Niye? Çünkü akademik ve teknik yayınların tamamı İngilizce yazılıyor. Yani İngilizce olarak yayınlanmış ve yayınlanmaya devam eden devasa bir külliyat var. Yani gerek teknik ilim gerekse de iş için gerekli. Türkçe olimpiyatları diye reklamı yapılan ve takdir edilmeye beklenilen romantik söylemden gerçek hayata dönüldüğünde söylem sahipleri de "İngilizce yeterliliği olan eleman aranıyor" iş ilanı veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yada Arapça hatta belki İbranice öğrenmek isterim çünkü Arapça ve İbranicede kutsal bir külliyat var. Yada tarihe meraklıysan Latince öğrenmek isteyebilirsin Eski Roma'da da ciddi bir uygarlık bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi de Türkçe'de ne var? Ne amacı olabilir bir insanın Türkçe öğrenmede? Türkçe bir yayın yok, çalışma yok. Hadi Osmanlı Uygarlığı desen, onun  külliyetı da Osmanlıca. Okumaya, anlamaya imkan yok. İş imkanı desen, öyle uluslararası bir sektör zaten yok. Olamaz da zaten çünkü -dediğimiz gibi- uluslararası geçerliliği olan bir sektör için eşsiz akademik çalışma ve yayınlara ihtiyacın var. Onu da dünya üzerinde nerede olursan ol İngilizce yapıyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de, öğretenlerin bahane olarak sunduğu "Türkiye'yi dünyaya tanıtma" yada "Türkiye'yi seven sayan insanlar yetiştirme" gibi sözlerine baksak, acaip bir durumla karşılaşıyoruz ki. O da bunu diyenin "Sen İngilizce'yi öğrenirken, İngilizlere karşı sevgi saygı mı besledin?" yada "Fransızlara karşı sevgi saygı beslememenin nedeni Fransızca bilmemek mi" Yada  "Bir insan Türkçe öğrendi diye Türklere sevgi saygı besleyecek de, Yunanca öğrendiğinde de Yunanlara mı beslemeye başlayacak" sorularına ne cevap vereceği. Bir cevap verecek değil. En başta dediğimiz gibi mesele sadece yardım toplayanların "bakın faydalı işler yapıyoruz vitrinini göstermesi", (Dikkat!) yardım edenlerin de bu bahaneye "sadece müşteri bulmak için para vermiş insan" görünütüsü çizmemek adına yalan olduğunu bile bile inanmış gibi yapması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(En başta sorduğum sorunun cevabını tefekküre devam edelim. Neye göre Türksün? Neye göre Yunansın? Elinde var mı bir genetik delil?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Romantizm üzerine, Avam refleksler üzerine çok fazla yazı yazdım tekrardan tanımları ile uğraşmayacağım. Bunlara örnek olabilecek cinsten bir yapılanmanın ismi geçiyor yıllardır. Terör örgütü bile olmayı başaramamış uyuşturucu kaçakçısı bir örgüt, pkk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adi suçların binbir türlüsünü işlemiş insanlardan müteşekkil; kaçakçılıktan, uyuşturucudan iyi para kazanılması neticesinde palazlanmış bir oluşum. Birazcık kurcalayınca, bağıra çağıra söyledikleri şeylerin sadece boşluğun gürültüsü olduğunu anlıyorsun. E tabi, utancı slogan atmadan bastıramazsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Şaka gibi- Lider(!) diye ortaya sürdükleri şarlatanların yazdıkları şeyleri birazcık zorlayınca patır patır dökülüyor. Söyledikleri şeyler hiçbir soruna cevap olmuyor. Çünkü ortada sorun yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendilerinin bile söylerken inanmadığı kurgu sorunlar(?) yaratıp bunlara çözüm(?) bulan insan imajı çizmeye çalışmaları. Avamın ucuz kahramanlığı. Kurgu ideolojilerin kurgu sorunlara kurgu çözümler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okulda dersten, öğrenmekten kaçanlar, hiçbir halt olamadığını anlayınca dağa çıkıp uyuşturucu kaçakçılarının köpeği olmuş da bunu saklamak için "anadilde" eğitim istiyoruz gibisinde, birşeylerin söyleminde bulundukları görüntüsü vermeye çalışıyorlarmış. Karşımdakine "Yok hayır istemiyorlar" deyince şaşırdı, "birşeyi istemek başka şey istediğini söylemek başka şeydir" dedim, biraz kafası karıştı. Tüm dünyada eğitimin dili İngilizce'yken bunların uyuşturucu kaçakçısı olduklarını gizlemek için uydurdukları kurgu isteklerin neyini, kim muhatap alıyor anlamıyorum. Avamın neyini kim muhatap alıyor yahu. Bu şarlatanların söylediklerini yazıp rezilliğini göstermek bile bizler için utanç verici. Diğer yazılarımıza hakaret etmek gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatta başarılı olamamış, eğitim seviyerleri son derece düşük vasıfsız insanların uyuşturucu tacirlerine köpek olması. Bu kadar. Ha tabi her köpek gibi onların da karınları sahipleri tarafından doyuruluyor. Onlar uyuşturucudan, haraçtan, hırsızlıktan paraları topluyorlar, sonra o paralar devasa silah şirketlerine yatırılıyor ve dinamo çalışıyor. Kapitalizmin dinamosu. Liberal dünyayı ayakta tutan romantik söylemlerle gaza getirilmiş soytarı sürüsü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***********************&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Konuyu okurken en baştaki sorunun cevabını tefekküre devam edelim inşallah)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana konumuza geri dönelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi yeni bir soru. İnsanları nasıl kimliklendireceğiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanı diğerlerinden ayıran belli başlı özellikler vardır. Cinsiyeti, rengi, ebeveyni, dili ve dini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan dört tanesinin ayrımcılığını yapmak haram fakat bir tanesi helal ve insan fıtratına uygun olandır. O da din ayrımcılığı. Din insanın seçtiği yoldur(sadece İlahi dinler anlamında söylemiyorum, ateizm bile bir dindir sözünden hareketle bunu söylüyorum) ve kendi sorumluluğundadır. İnsanları seçtiği yol ile itham ederiz ve ayrımcılığını yaparız.Fakat insanın kendine seçtiği yol değişken olabilir. Bir gün birşeyin peşindeyken ertesi gün bırakabilir. Dolayısıyla din kimliklendirme için uygun değildir.(savaş hali hariç)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsiyet'in genetik delili vardır ama sadece iki cins olduğu için belirleyici faktör olarak alamayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rengin de genetik delil vardır ama bunu da belirleyici olarak alamayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilin genetik delili yoktur. Gene belirleyici olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geriye tek birşey kalıyor o da ana-baba ve ismi. Bu kimliklendirme doğru ve sağlıklı olandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi en baştaki soruya geri dönelim ve cevabını verelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Neye göre İngilizsin? Delilin ne?&lt;br /&gt;- Neye göre Fransızsın?&lt;br /&gt;- Neye göre Türk'sün?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El-cevab:&lt;br /&gt;Konuştuğum &lt;span style="font-style: italic;"&gt;dile&lt;/span&gt; göre Türk'üm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;(...)Renkler ve diller Allah'ın ayetlerindendir(...)&lt;br /&gt;Rum - 22&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;Renginiz ırkınızı diliniz kavminizi gösterir. Renk sabittir. Dil ise değişkendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toparlayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;a. Renginiz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;(siyah, beyaz, kızıl) ırkınızdır, ayrımcılığı ırkçılıktır. Haramdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Delil:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=" color: rgb(0, 0, 0);font-family:Comic Sans MS;" &gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;Ey insanlar!  Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur&lt;/span&gt;. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır&lt;br /&gt;- Veda Hutbesi -&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;b. Diliniz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;(Türk, İngiliz, Arap) kavminizdir, ayrımcılığı kavmiyetçiliktir. Haramdır. Diliniz değiştikçe kavminiz değişir. Şu anda Türk'sün, günlük hayatında İngilizce konuşmaya başlarsan İngiliz olursun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Delil:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;HUCURAT 13.  &lt;/span&gt;   Ey insanlar! Bakın, Biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık, (15) ve sizi kavimler ve kabileler haline getirdik ki birbirinizi tanıyabilesiniz. (16) Şüphesiz, Allah katında en üstün olanınız, O'na karşı derin bir sorumluluk bilincine sahip olanınızdır. Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdar olandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;15 - Yani, "her birinizi bir anne ve babadan yarattık" (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) -biyolojik orijindeki bu eşitliğin bütün insanlar için geçerli olan insan onurundaki eşitliğe yansıdığına işaret.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16 - Yani, hepinizin birbiriniz üzerinde hiçbir kalıtımsal üstünlüğe sahip olmadan tek bir insanlık ailesine mensup olduğunuzu bilesiniz (Zemahşerî). Bu, önceki iki ayette geçen, insanların birbirlerinin onurunu koruma ve gözetmeleri tavsiyesi ile bağlantılıdır. Başka bir deyişle, insanların "kavimler ve kabileler"e dönüşmesi, görünürdeki farklılıklarının ardındaki temel insanî birliği/birlikteliği anlama ve takdir etme eğilimini azaltmayı değil, tersine bu eğilimi arttırmayı amaçlamaktadır. Ve bunun karşılığında da bütün ırkçı, milliyetçi/kavmiyetçi veya kabilevî önyargılar (asabiyye) kınanmıştır. Kur'an'da zımnen, Hz. Peygamber tarafından ise daha açık bir şekilde kınanmıştır (bkz. 28:15, not 15'in ikinci bölümü). Ayrıca, Hz. Peygamber, insanların kavmî veya kabilevî geçmişlerini yüceltmeleri konusunda şunları söylemiştir: "Bakınız, Allah, atalarını yüceltmeye dayanan cahiliyye şirkinin kibrini sizden uzaklaştırdı. İnsan, ya Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde olan bir mümin, yahut çaresiz bir günahkardır. Bütün insanlar Hz. Âdem'in evlatlarıdır ve Hz. Âdem balçıktan yaratılmıştır" (Ebû Hureyre'nin rivayetiyle Tirmizî ve Ebû Dâvûd'da nakledilen Hadisin bir bölümü). &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;KASAS 15. &lt;/span&gt;    Ve (Musa), halkının [şehirde olup bitenden] habersiz [evlerinde oturdukları bir gün] (13) şehre indi; ve biri kendi halkından, (14) ötekisi düşmanlarından olan iki adamın birbiriyle kavga ettiğini gördü. Kendi halkından olan kişi düşman tarafından olan kişiye karşı o'nu yardıma çağırdı; bunun üzerine Musa onu yumrukla devirip işini bitirdi. [Ama hemen sonra kendi kendine:] "Bu düpedüz Şeytan'ın işi!" dedi, "Doğrusu o [insanı] yoldan çıkaran apaçık bir düşmandır!" (15)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;13 - Lafzen, "halkının (hiçbir şeyin) farkında olmadığı bir anda".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 - Yani, İbranîler'den.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15 - "Şeytan'ın işi" ifadesiyle ilgili olarak bkz. 115:17 hk. 16. notun ilk yarısı. 16-17. ayetler göstermektedir ki, yukarıda anlatılan olayda Mısırlı değil, İsrailoğullarından olan adam suçludur (karş. sonraki not). Görünüşe bakılırsa Hz. Musa, olayda hangi tarafın haklı olduğunu anlamaya çalışmadan, kavmî insiyâkına kapılarak İsrailoğullarından olan adamın yardımına koşmuş; ama hemen sonra, sadece bir adam öldürdüğü için değil, fakat bunu kabilevî -ya da bugünkü deyimle- ırkî peşin hükümlerle yaptığı için ciddî bir suç işlemiş olduğunu fark etmiştir. Açıkça görülmektedir ki, Kur'an'ın Hz. Musa'nın kıssasının bu bölümünde asıl işaret etmek istediği husus budur. Bu konudaki Kur'ânî anlayışa Hz. Peygamber tarafından da her fırsatta dikkat çekilmiştir; o'ndan bu konuda rivayet edilen meşhur Hadisler'den biri şöyledir: "Kabilevî asabiyetle ortaya atılan kişi bizden değildir; kabilevî asabiyet yüzünden kavgaya giren bizden değildir; kabilevî asabiyet yüzünden ölen bizden değildir" (Cubeyr b. Mutim'den rivayetle Ebû Dâvûd). Kendisinden "kabilevî asabiyet"in ne olduğu konusunu açıklaması istendiğinde, Hz. Peygamber, "haksız oldukları bir konuda insanın kendi halkına/kabilesine arka çıkmasıdır" demiştir (a.g.e. Vâsile b. Eskaya dayanarak).&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;c. Ebeveyniniz&lt;/span&gt; soyunuzdur, ayrımcılığı soyculuktur. Haramdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Delil:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;BAKARA 124.&lt;/span&gt;     Ve [şunu hatırlayın:] Rabbi, İbrahim'i buyrukları ile sınadığında ve İbrahim de bunları yerine getirdiğinde (100) ona "Seni insanlara önder yapacağım!" demişti. İbrahim de sormuştu: "Benim neslimden de mi [önderler çıkaracaksın]?" [Allah] cevap vermişti: "Benim ahdim zalimleri kapsamaz."(101)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;100 - Klasik müfessirler, bu buyrukların (kelimât, lafzî anlamı "kelimeler") neler oldukları konusunda birçok spekülasyona başvurmuşlardır. Ancak Kur'an onları belirlemediği için, burada kasdedilenin, sadece Hz. İbrahim'in Allah'tan aldığı her buyruğa tam bir teslimiyet içinde uyması olduğunu kabul etmek zorundayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;101 - Bu pasaj, önceki iki ayet ile bağlantılı olarak okunduğunda, Allah tarafından "insanların önderi" kılınan Hz. İbrahim'in soyundan gelmeleri sebebiyle "Allah'ın seçilmiş halkı" olduklarına inanan İsrailoğulları'nın bu iddiasını reddeder. Kur'an, Hz. İbrahim'in yüce konumunun, fiziksel olarak o'nun soyundan gelenlere ve hele onların içindeki günahkarlara kendiliğinden benzer bir konum kazandırmayacağını açıklığa kavuşturur. &lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;d. Hayat tarzınız&lt;/span&gt; dininizdir, ayrımcılığı caiz ve insan fıtratına uygun olandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diye başlayıp, anlatacağım bir kitap olacaktı İslam Ümmetçiliğinin Temelleri. Belki günün birinde yazmayı başarırım ve dünyaya, başkasına zarar vermekten deli gibi korkan insanlara hediyem olur. Şimdilik kalbime gömdüğüm bir hayal.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-4102880323865845233?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/6b_NLhdYeRE" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/4102880323865845233/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=4102880323865845233" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/4102880323865845233?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/4102880323865845233?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/6b_NLhdYeRE/islam-ummetciliginin-temelleri.html" title="İslam Ümmetçiliğinin Temelleri" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2011/07/islam-ummetciliginin-temelleri.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0AGRnc7eyp7ImA9WhZbFEk.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-3092599614789907348</id><published>2011-06-19T02:32:00.006+03:00</published><updated>2011-06-19T03:02:07.903+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-19T03:02:07.903+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Genel" /><title>Oylarının  Boşa Gitmesinden Korkanlar, Korkmayın!</title><content type="html">İktidar Partisi, bir önceki dönemde, tezkereye rağmen çıkardığı kararname ile 6 hava 7 deniz limanını ABD'nin emrine açtı. En son okuduğumuz Irak'ta ölü sayısı 1.5 milyona vardığıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yandaşlarına çektiği peşkeşlerle kamuoyunda çok fazla ses bulamamış devlet içi binbir türlü haksızlığa imza attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkarlarına muhalif olan insanları saçma sapan nedenlerle, yalanlarla, kimi zaman ise hiçbir neden göstermeden hapsetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enerji sıkıntısı bahanesi ile geri dönüşü olmayan doğa katliamlarına imza attı.&lt;br /&gt;Bkz :  &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=YMZW8AFqXHw"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=YMZW8AFqXHw &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Not&lt;/span&gt;: Enerji nakil hatlarında gidilecek iyileştirmeler, çeşitli alternatif enerji çözümleri ile bu soruna bir çok farklı çözüm üretilebilecek iken bu iktidar, -hazır enerji sıkıntısı gibi şahane bir bahane ele geçmişken- zengini daha da zengin edecek ve kesinlikle zarar etmeyecek bir yola başvurması "&lt;a href="http://encodeum.blogspot.com/2011/06/avamn-ilkel-refleksleri-2.html"&gt;liberal&lt;/a&gt;" dünya düzeninde bir figüran olduklarını açıkça görmemizi sağlıyor. Dünya üzerinde her ülke potansiyel olarak enerji sıkıntısı yaşamaktadır ve bu ülkelerin kaçı bu sorun karşısında böyle bir rezilliğe imza atmıştır. Videoyu baştan sona izlemenizi tavsiye etmekteyiz)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Boğulan 600 Libyalı’yı kurtarmak isteyen TSK’ya Başbakan Erdoğan dur demiş!" isimli bir haber gündemde tutulmasa da internette dolaşmaktadır ki, doğru olduğunu düşünmek insanın kanını donduruyor. Bkz: &lt;a href="http://www.google.com.tr/#hl=tr&amp;amp;q=Bo%C4%9Fulan+600+Libyal%C4%B1%E2%80%99y%C4%B1+kurtarmak+isteyen+TSK%E2%80%99ya+Ba%C5%9Fbakan+Erdo%C4%9Fan+dur+demi%C5%9F%21&amp;amp;oq=Bo%C4%9Fulan+600+Libyal%C4%B1%E2%80%99y%C4%B1+kurtarmak+isteyen+TSK%E2%80%99ya+Ba%C5%9Fbakan+Erdo%C4%9Fan+dur+demi%C5%9F%21&amp;amp;aq=f&amp;amp;aqi=&amp;amp;aql=&amp;amp;gs_sm=s&amp;amp;gs_upl=448401l448401l3l1l1l0l0l0l0l363l363l3-1l1&amp;amp;fp=522235aae4ae441&amp;amp;biw=1366&amp;amp;bih=559"&gt;http://www.google.com.tr/#hl=tr&amp;amp;q=Bo%C4%9Fulan+600+Libyal%C4%B1%E2%80%99y%C4%B1+kurtarmak+isteyen+TSK%E2%80%99ya+Ba%C5%9Fbakan+Erdo%C4%9Fan+dur+demi%C5%9F!&amp;amp;oq=Bo%C4%9Fulan+600+Libyal%C4%B1%E2%80%99y%C4%B1+kurtarmak+isteyen+TSK%E2%80%99ya+Ba%C5%9Fbakan+Erdo%C4%9Fan+dur+demi%C5%9F!&amp;amp;aq=f&amp;amp;aqi=&amp;amp;aql=&amp;amp;gs_sm=s&amp;amp;gs_upl=448401l448401l3l1l1l0l0l0l0l363l363l3-1l1&amp;amp;fp=522235aae4ae441&amp;amp;biw=1366&amp;amp;bih=559 &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ülkenin polis teşkilatı tarihinde görülmediği kadarıyla bir iktidar(cemaat) adına hareket etmeye başladı ki, bu durumun sonucunda yaşanan kepazelikler cılız bir sesle de olsa ayyuka çıkmaya başlıyor.( Bir örnek olarak bknz: &lt;a href="http://haber.gazetevatan.com/MOBESE_kayitlarini_sildiler_iddiasi_175079_7/175079/7/Haber"&gt;http://haber.gazetevatan.com/MOBESE_kayitlarini_sildiler_iddiasi_175079_7/175079/7/Haber&lt;/a&gt; )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şifre skandalları, basit çıkar hesapları, gereksiz rant projeleri ile insanların parasının çarçur edilmesi vs... diye bu liste sayfalarca uzatılabilir. Eklenilebilecek o kadar çok şey var ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç böyle bir listenin altına "Onaylıyorum" imzası atılabilinir mi! Ama kaç milyon kişi attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öldürülen, evlerinden edilen masumlar...  Yuvalarından, yaşam alanlarından edilen hayvanlar, talan edilen ormanlar... Asgari ücretle iş bulabildiğine, açlıktan ölmediğine şükreden insanlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aman yarabbi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah muhafaza buyursun bu veballerden. Biz &lt;a href="http://encodeum.blogspot.com/2011/05/sahitligimizi-gizlemiyoruz-bakara-283.html"&gt;şahitliğimizi&lt;/a&gt; gösterdik inşallah. Onlarla hiçbir bağımız yoktur. Allah kabul etsin inşallah bu cılız sesimizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duyduk ki, şahitlik edenlerin hocaları, hocaefendileri,  arkadaşları; kendilerine tabi olanları, yakın olanları yönlendirmiş, hatta oylarınız boşa gitmesin diyenler olmuş. O hocalarınıza, arkadaşlarınıza söyleyin hiç merak etmesinler oylarınız kesinlikle boşa gitmedi. Hiç korkmayın! Açıkça gösterdiğiniz şahitliğiniz ile bulunduğunuz yer tam anlamıyla belli oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evde oturarak, hergün işe gelip giderek, herkes gibi bir hayat sürmeye çalışarak olayların akışından bağımsız olduğunu, bu meselelerle sınanmadığını sananlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin birbinden hakkını almak için yakasına yapıştığı Din Gününde kendinize geldiğinizde, elinize yüzünüze bulaşmış kanları, veballeri gördüğünüzde bu meselelerden ne kadar beri durulabildiğini anlayacaksınız inşallah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Not&lt;/span&gt;: Son bir iki yazımda konu ettiğim bu mesele -çok feci bir gerçeği işleyerek-  bu blog sayfasında son bulmuştur.  -Ama bu blog sayfasında-)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-3092599614789907348?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/5VCD4iWZu7I" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/3092599614789907348/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=3092599614789907348" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/3092599614789907348?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/3092599614789907348?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/5VCD4iWZu7I/oylarnn-bosa-gitmesinden-korkanlar.html" title="Oylarının  Boşa Gitmesinden Korkanlar, Korkmayın!" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2011/06/oylarnn-bosa-gitmesinden-korkanlar.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkMGRno5eCp7ImA9WhZbEUk.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-7739015178207095900</id><published>2011-06-12T16:09:00.015+03:00</published><updated>2011-06-15T17:33:47.420+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-15T17:33:47.420+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Genel" /><title>Avamın İlkel Refleksleri - 2</title><content type="html">Birincisi &lt;a href="http://encodeum.blogspot.com/2007/03/avam-tabakasinin-ilkel-refleksleri.html"&gt;burada&lt;/a&gt;. Bu ikinci yazıda ele almak istediğim iki önemli mesele var uzun zamandır karşıma çıkan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;1-) Haklı Söz Karşısında Sözün Sahibini Hedef Almak:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;İblis: "Senin kudretine and olsun ki, onlardan sana içten bağlı olan kulların bir yana, hepsini azdıracağım" dedi. Allah: "Doğrudur; işte Ben hakikati Söylüyorum, sen ve sana uyanların hepsi ile cehennemi dolduracağım."  Sad, 82-85 &lt;/blockquote&gt;Bir tartışma olur, adam yanlış yoldadır. Siz izahat yaparken bak şöyle de bir söz var deyip, cevap veremeyeceği ve hakkı teslim etmesi gerekeceği noktaya taşırsınız şahsı. Bir anda; "o sözün sahibi şöyle böyle" diye cevap gelir. İşte bu avamın haklı söz karşısında sözün sahibini hedef almasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklımızdan birşeyi çıkarmayalım eğer bir insana bir durumu izah ettiniz hala daha hakkı teslim etmiyorsa, edemiyorsa, direniyorsa hiç uğraşmayın çünkü mutlaka o meselede bir çıkarı vardır. Mesela bir önceki yazıda mevcut durumda iktidar olan parti hakkında uyarı yaptım ve bu partinin insanları felakatlere sürüklediğine değindim hatta o meseleyi çok çok daha uzun bir şekilde, her noktayı analiz ederek de yapabilirdim. Ama gerek yoktu çünkü avam olmayana(yani çıkarı olmayana) bu kadarı da yeter. Bu söylenelerle ilk karşılaştığında, reaksiyonu kabul etmek değil anlamsız bir şekilde karşı çıkmak ise karşınızdakinin, hiç uğraşmamak gerekiyor çünkü mutlaka ama mutlaka bir çıkarı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu refleksi analiz edemezseniz konunun bir anda değiştiğini ve hiç içinde olmak istemeyeceğiniz bir tartışmada bulursunuz kendinizi. Yada örneğin bir konu hakkında konuşuyorsunuz. Meseleye bir ayet ve yorum getirecekseniz bunun için şöyle dediniz. "Muhammed Esed mealinde bu meseleye şöyle yaklaşmış..." derken bir anda "Ama Muhammed Esed şöyleymiş, böyleymiş" diye bir karşı çıkışla karşılaşırsınız. Konu bir anda Muhammed Esed olayına tıkanıp kalır, avam da hakkı teslim etmekten kendini kurtarmış olur. Rahatlar. Çünkü hakkı teslim etse çıkarına uymuyor, teslim etmese &lt;a href="http://encodeum.blogspot.com/2011/01/bilincalt-muhasebesi.html"&gt;bilinçaltı muhasebesinde&lt;/a&gt; çıkarı olduğu için hakkı teslim etmeyen insan durumuna düşeceğinin farkında ki bunun ne kötü sıfatlar ile anıldığını söylemeye gerek yok. Dolayısıyla bu zor süreçten avam kendini kurtarmış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ne yapılabilir? Açıkçası ilgilenmek zorunda değilsiniz. Hatta dediğim gibi ilk reaksiyonunu ölçmek yeterlidir. İlk seferde hakkı teslim etmiyorsa mutlaka çıkarı vardır ve hiçbir zaman da hakkı teslim etmeyecektir. Hiç uğraşmaya gerek yok. Ama şahısın hatırı varsa uyarmak istiyorsanız: "Sen o kadar mı biliyorsun, o kötü bir insan değil daha beter bir insan, hatta dedikleri başka yerden çalıntı belki ama alıntıladığım söz doğru, onun kötü bir insan olması yada olmaması, denilen sözün hakikatini değiştirmiyor. Bak Allah, Kur'an'da şeytanın sözünü aktarmıştır"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Not&lt;/span&gt;: Bu işlediğim birinci reaksiyonunda avam için söylediğim "hakkı teslim etmiyorsa, mutlaka bir çıkarı vardır" çok derin bir mesele, İslam'da kafirin tanımının da bu olduğunu düşünüyorum. Bunu uzun zamandır etraflıca düşünüyorum ve bu konu hakkında detaylı bir yazı yazmak istiyorum. Ayrıca bu meselede bahsettiğim "hakkı teslim edemiyorsa mutlaka bir çıkarı vardır" okuyucuyu acaba karşımdakinin ne çıkarı var düşüncesine sevk etmemeli. Tam tersine "mutlaka bir çıkarı vardır, ilgilenmeye gerek yok" düşüncesine sevk etmeli. Öbür türlüsü ayıp araştırmaya girebilir.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şimdi ikincisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:130%;" &gt;2-) Olaylara Müdahil Olmuş Olmak:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sitede rastgeldiğim bir yazıda sunucu olduğunu sandığım bir bayan kendisi için "Başarılıyım ve kıskanılıyorum" demiş. Daha öncede değinmiştik, bu dünya düzenini ayakta tutan tek şey insanların bir gün kolay yoldan para kazanacağına dair umudunun olmasıdır. Onun için komünist Çin'den Kapitalist Amerikaya kadar her ülkede piyango, faiz, borsa var ve her ülkede "ünlü olma yarışmaları" düzenleniyor. Başka türlü insanların adaletsizliklere isyan etmesini engelleyemeyeceklerinin, var olduğu sadece bir kabulden ibaret olan "güçlerini" muhafaza edemeyeceklerinin farkındalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte tam bu noktada o hep dillendirilen "popüler kültür"ün tanımını da buradan alabiliyoruz: "Kolay yoldan para kazanmış veya kazanma umudu ile yaşayan insanlar"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dünya düzeninde kolay yoldan para kazanma "özgürlüğün" var. Yani bu dünya düzeni "liberal"dir. Kapitalist Amerika'dan, komünist Çin'e kadar her ülke liberal'dir. Yani özgürlükçüdür. Neyin özgürlüğü? Bir gün kolay yoldan para kazanabilirsin özgürlüğü. Ve tüm dünyada kolay yoldan para kazanmış insanları, toplumların gözünün içine içine sokarlar ki insanlar umutlarını kaybetmesinler ve isyanlar vuku bulmasın. Kolay yoldan para kazanmayı "başarmış" insanlar, ve işin acı yanı onları hakikaten "kıskanan" insanlar. Popüler Kültür Kolonisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolay yoldan para kazanma özgürlüğü dışında başka hiçbir özgürlüğü sunmayan "liberalizm" yani "özgürlükçülüğü" sanki bir ideolojiymiş yada bir fikirmiş gibi sunmaya çalışan insanlar türedi son zamanlarda. Ve ne yazık ki bu avam kitle olaylara müdahil olmuş olma derdinde, çeşitli hareketlerle gündemde kalmaya çalışıyorlar ki son zamanlarda gördüğüm kadar ile "Darbeciler yargılansın" diye bir söylem içindeler. 28 Şubat darbecileri, 1980 darbecileri yargılansın gibisinden şeyler söylüyorlarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce darbe denilen durumları inceleyelim sonrasında bunları avamın olaylara müdahil olmuş olma reaksiyonuna bağlamaya çalışalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;a.&lt;/span&gt; 28 Şubat Darbesi: Bir 28 Şubat darbesi muhabbetidir almış başını gidiyor. Bu ülkede 28 Şubat'ta darbe falan olmadı. sadece bir rütbeli personel tank yürüttü, ki bu durum Silahlı Kuvvetler'in aldığı bir karar olmadığı, o rütbelinin kendi keyfi uygulaması olduğu çıktı ortaya. Fakat ne olduysa ondan sonra oldu. Erbakan'ın hiç teşvik vermediği medya patronlarından, gelirlerini kıstığı faizcilere, haketmediğinden daha fazlasını elde etme peşindeki hocaefendilere(!) kadar hepsi ağız birliği yapmışcasına "asker haklı siz haksızsınız", "ordu darbe yaptı, Erbakan başarısız", "Hükümet gitsin" vs. gibi sözlerle propagandaya başladılar. Ardından, bir yoruma göre, Cumhuriyet tarihinin en hırsız hükümeti kuruldu ve binbir çeşit felaket ile bu memleket insanı yüzyüze kaldı.  O zamanlar bırakın bu propagandalara karşı çıkmayı bunları yapanlar şimdi 28 Şubat darbeciler yargılansın diyorlar. Olmamış darbeyi oldu gibi göster, propagandasını yap ondan sonra da darbeciler(?) yargılansın diye bir daha ortaya çık. Pişkinliğin bu kadarına pes. Eee, yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;b.&lt;/span&gt; 1980 Darbesi: O yılları bilmem fakat bilenlerden duyduğum, ülkenin kan gölüne dönmüş olduğu, kahvehanlerin otomatik silahlarla tarandığı, fikir mikir namına hiçbir şeyin olmadığı sadece şiddet ve kan davalarının memleketi perişan ettiği, asayişin yok olmuş olduğu idi. Ve asker bu duruma müdahele etmiş. Müdahelenin şekli nasıldı bilemem. Ama müdaheleden sonra olayların bıçakla kesilir gibi kesilmesi, müdahelenin çok da haksız olmadığını gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önceki darbelere değinmeyeceğim, herhangi bir araştırmam yada müşahitliğim yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi tekrardan başa dönersek, kendilerine bir dava arayan avamların şu anda "trend" bu diye "hadi darbelere karşı olmuş olalım" diye ortaya çıkması. Fakat 28 Şubat destekçisi hocaefendilerin(!) adamları ile kol kola dolaşmaları avamın dediğine itibar edilmemesi gerçeğini, sadece olaylara müdahil olmuş olmak için ortaya çıktığını bizlere gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten darbeye marbeye "şu anda" karşı çıkmak risk alacak mesele de değildir. Bunun da farkındalar. Mutlaka avam bilinçaltında bunun muhasebesini yapar. Yani darbecilik kötüdür sıfatı vardır ve hali ile buna karşı çıkmış görüntüsü vermek iyidir anlamına geleceği düşünülmektedir. Üstelik bu olaylar olurken hiç ses çıkarmamış olmaları başlı başına bir felaket.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darbecilere karşıyız falanız filanız diyenlere itibar edilmemesi tavsiye olunur. Kendilerine tavsiyemiz eğer darbecilere karşı iseler hayatta dava namına bir bunu bellemişler ise,  şu anda iktidar olan partinin kimler tarafında nasıl kurulduğunu, kimlerin finanse ettiğini, 28 Şubat'ta kimlerin Erbakan'a nasıl karşı çıktığını ne iftialar düzdüğünü görüp ilgili kişiler hakkında konuşsunlar yada sussunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu meseleye gene örnek olabilecek cinsten bir durum geçenlerde bir kişi çıkmış şöyle demiş:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"Erbakan, ilgiyle herkesi dinler. Fevkalade. Ama icraata (tatbikata) gelince kendi bildiğini okur, kimsenin dediğine bakmaz."&lt;/blockquote&gt;Çok muğlak bir ifade, örneğe muhtaç. Yani şu meselede şunlar söylenmiş idi fakat Erbakan bunları dinledi ama yapmadı diyerek, olayın ne olduğu kimin ne söylediği, Erbakan'ın bunun üzerine ne yaptığı açıkça örneklendirilmeli. Eğer örneklendirilmemişse karalamadan öteye gitmez bu ifade.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela şöyle olsa, yukarıda örneğini verdiğimiz gibi hiçbir şekilde "risk almaya cesareti omayan bir kaç kişi" ki bunlara avam diyoruz. Sırf uzaktan olaylara müdahil olmuş olmak için Erbakan Hoca'yı meşgul etmeye kalkmış olsa. Erbakan da gönülleri kırılmasın diye, hallerini bildiği halde bile, nezaketen dikkatli bir şekilde dinlemiş fakat yine de olay hakkında doğru kararı vermiş olsa. Bu nedir? Bu bir alimin hareketidir. Yoksa karşısındaki yeni bir fikir ile gelmişse hakkı teslim edecek sözler söylemişse elbetteki istişare sonrası karar o yönde alınır. Ama sadece olaylara müdahil olmuş olmak isteyen ve bunu risk almadan gerçekleştimenin peşindeki avamın lafına itibar edilmez. Zaten itibar edilecek bir laf etmesine de imkan yoktur. Edebilse zaten avam olmaz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-7739015178207095900?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/TP0YVCGZyhc" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/7739015178207095900/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=7739015178207095900" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/7739015178207095900?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/7739015178207095900?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/TP0YVCGZyhc/avamn-ilkel-refleksleri-2.html" title="Avamın İlkel Refleksleri - 2" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2011/06/avamn-ilkel-refleksleri-2.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CUABQXg5fCp7ImA9WhZWE04.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-1873803945638862879</id><published>2011-05-05T13:21:00.012+03:00</published><updated>2011-05-14T03:42:30.624+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-05-14T03:42:30.624+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Genel" /><title>Şahitliğimizi Gizlemiyoruz  (  Bakara - 283 )</title><content type="html">Düzen niye değişmiyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü toplumun kendisi üretmeyi bilmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani üretmeyi bilmeyen toplum, üretmeden para kazanılacak pek de bilgi birikimi, kafa yorgunluğu gerektirmeyen işlerde "çalışmak(!)" istiyor. İşte bunun için devlet aracı üretmeyi bilmeyen oluşumların yandaşları tarafından ele geçirilmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi ki de ele geçirilmeli. Büyük paralar başka nerede var? Üretmeyi öğrenme zorluğuna katlanmadan para kazanma nerelerde var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örn. sadece dükkanın güzel bir yerde olduğu için para kazanmak. Bunu elde etmek devletten geçer. İhale almalısın, devletten geçer. Sınavları geçmelisin, bu da devletten geçer. Yaptığın ahlaksızlık araştırılabilir, araştıracak olan da devlet aracıdır, onu ele geçirirsen ört-bas edebilirsin. Daha da uzatabiliriz. ( Bunu karşılık tanıdığımız mühendisler var, fabrikalarda haftanın 6 günü oturmaları yasak bir şekilde sadece 1000 liraya çalışıyorlar. Yani temel hayati ihtiyaçlarını alabilecek kadar para veriliyor)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette üretmeyi bilmeyen, üretmeyi öğrenenmemiş insanlar devlet aracına karşı çok büyük bir iştah içindeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevcut durumda mecliste siyasi partilerin genel başkanların geçmişlerine bakın, üretim açısından son derece vasıfsız insanlar olduklarını göreceksiniz. Sonrada mensuplarına bakın gene çoğunlukla  hiç üretmemiş, daha doğrusu üretmeyi öğrenememiş insanlardan müteşekkil olduğunu göreceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani üretmeyi bilmeyen bir toplumun aynası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İktidarda AKP var, yaptıkları hakızlıklar, adaletsizlikler ve attıkları iftiralar ile şu memleketi berbat etmiş durumdalar(ki öyle de olacaktı zaten). Hatta artık pişkinliğe vurmaya bile başladılar. Onlara alternatif olarak sunulan CHP ve MHP hakkında, özellikle MHP hakkında hiç konuşmayayım. Başlarken lafı uzatmayacam dedim kendi kendime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihinde üretimden gelen, ve üretmiş, üretmeyi öğrenmiş olan tek isim Necmettin Erbakan'dı. Elbette üretmeyi bilmeyen bir topluma on gömlek fazla idi. Eşyanın tabiatına uygun olarak, üretmeyi bilmeyen, üretmeyi bilenin değerini bilemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhanet edenler, kötü propaganda yapmaya çalışanlar sonzuzlukta karşılığını görecekler. O kısım kapandı. Geri dönüş yok. Şimdi meselemize girelim.&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;(...)Ve şahit olduğunuz şeyi gizlemeyin; zira, onu gizleyen kalben vebal altındadır; (...)&lt;br /&gt;BAKARA 283 &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Hatırlarsanız, bir hocanın çelişkisini yazmıştık&lt;a href="http://encodeum.blogspot.com/2009/03/fethullah-gulen-cemaati-yazarlarnn.html"&gt; önceki bir yazıda&lt;/a&gt;, söylenen sözde "oy vermemek günahtır" diye ayet(delil) vermeden fetvası verilmiş ya, o mesele ile ilgili ayet yukarıdakidir. Neyse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şahitliğimiz şu yöndedir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle seçim afişlerinde gördüğüm kadarı ile ekonomi üzerinden politika geliştirmeyi başarmış (Erbakan ekolü olmalarında kaynaklanıyor olsa gerek) tek siyasi parti olan Saadet Partisi dışında hiçbir partiye oy verilmemesi, kalben dahi sempati beslenmemesi ahiretiniz için önemle tavsiye olunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hakim de kiralayacaksin, avukat da kiralayacaksın" diyen bir "ticari örgütlenmenin" başındaki insanın egolarını tatmin etmekten, yandaşlarına çıkar sağlamaktan; kapitalizmi, haksızlığı insanlara farklı şekilde sunup bunun üstüne ek olarak şirketlerinin çıkarlarını korumaktan başka hiçbir iş yapmamış, üretmeyi bilemeyen insanlardan müteşekkil AKP'ye bırakın oy vermeyi, sempati beslemek dahi tüm veballere ortak olmaktır. ( Ekonomik adaletsizlikler, skandallar, yolsuzluklar, yasaklar bir yana Irak işgali unutuldu değil mi! )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akp dışında, boşluğun gürültüsü MHP, BDP ve CHP'den de aynı şekilde uzak durmanızı ahiretiniz için tavsiye etmekteyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki Saadet Partisi vaad ettiklerini yapamazsa? Vebal onlara kalır. Biz dedikleri doğrultusunda şahitliğimizi onlardan yana kullandık. Bundan sonra sıra onlarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakın, diğerleri olursa aynı şey devam edecek. Devletteki ihalelerin, bedava işlerin başına bu sefer başka adamlar gelecek. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Mesele, o "bedava işi" ortadan kaldırmak&lt;/span&gt;. O bedava iş, bedava ihale durduğu müddetçe; üretmeyi bilemeyen insanlar onu elde etmek için elinden geleni farklı kimlikler ile yapacak. Ve sen yine hiçbir şeyin değişmediğini söyleyecek ve düzenin neden değişmediğinden dert yanacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değişime kapı aralayabilecek vasıfta tek siyasi oluşum olarak Saadet Partisini görmekteyiz. Benim şahitliğim bu yöndedir. Şahitliğini gizlemek ve daha beteri yanlış yerde kullanmak insanın sozsuzluğunu perişan edebilir. Edebilir değil edecek. Sonsuzluğun yanında hiçbir şeyin kıymeti yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Not: Elbette, doğrudan siyasetten kaynaklanan, dünyadaki tüm  sorunların temelinde herkese 1 oy hakkı veren seçim sistemi var. Bunu uzun zaman önce yazdığım bir &lt;a href="http://encodeum.blogspot.com/2007/05/islamiyet-demokrasi-ve-siyaset-iddialar_28.html"&gt;yazıda&lt;/a&gt; açıklamaya çalışmıştım. Bunu da hep akılda tutmak gerekiyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Ayrıca yazı içinde kullandığım 2 kavrama açıklık getirmem gerekiyor. Bunlardan birincisi "üretmemiş olmak", ikincisi "üretmeyi öğrenmemiş olmak". Bir insanın üretip üretmediğini yargılamak kimsenin harcı değildir. Bu insanın kendi tercihidir. Ama bir insanın üretmeyi öğrenmekten kaçması üzerine konuşmak yanlış değildir. Bunu kendisini ilgilendiren bir tercih olarak görmemekteyim çünkü bu durumun zararı kendisi ile sınırlı kalmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani bu yazıyı yazana göre,  birey üretmeyi öğrenmek ile mükelleftir bundan kaçış yargılanabilir ama öğrendikten sonra ne yaptığı yargılanamaz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-1873803945638862879?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/QFN7jQEfm44" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/1873803945638862879/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=1873803945638862879" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/1873803945638862879?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/1873803945638862879?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/QFN7jQEfm44/sahitligimizi-gizlemiyoruz-bakara-283.html" title="Şahitliğimizi Gizlemiyoruz  (  Bakara - 283 )" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2011/05/sahitligimizi-gizlemiyoruz-bakara-283.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DkcBSXo5fSp7ImA9Wx9bFk0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-7705788967915275468</id><published>2011-02-25T05:08:00.007+02:00</published><updated>2011-02-25T05:20:58.425+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-02-25T05:20:58.425+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Dini - Tasavvufî" /><title>Ahlak Dersi Vermek vs. Haksızlığa Karşı Çıkmak  (Bakara - 44)</title><content type="html">Konuya 2 yazıyı karşılaştırarak başlayacağım. Yazılardan birincisi bu blog'a ait, ikincisi ise o yazıyı okuyup -anladığım kadar ile- hoşuna gitmiş, tespitler konusunda hakkı teslim etmiş bir yazara ait.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;* &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Encodeum'daki yazı şu:&lt;br /&gt;Makyaj Yapma: İçgüdüsel(Fıtri) Olarak İmanlıyı Taklit Etme&lt;br /&gt;&lt;a href="http://encodeum.blogspot.com/2008/10/makyaj-yapma-igdselftri-olarak-imanly.html"&gt;http://encodeum.blogspot.com/2008/10/makyaj-yapma-igdselftri-olarak-imanly.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce tesadüfen bir forum sayfasında karşılaştığım ve çeşitli yerlere kopyalanmış, ufak bir google araması ile ana kaynağına ulaştığım yazı işe şu:&lt;br /&gt;Kızlar biraz utansa ya keşke&lt;br /&gt;http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=3608&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Encodeum'daki Makyaj yapma yazısı içinde Bilim ve Teknik'ten alıntılar yaparak ilginç bir sonuca ulaşmak bir tespitti. Yazı içgüdüsel bir hareketin doğasını İslamiyet ile nasıl bağdaştığını ifade ediyor ve en sonunda diyordu ki:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Birçoklarımız dahildir bu meseleye. "Ben modern birey değilim" diye düşünmemekte fayda var&lt;/blockquote&gt;Ne demeye çalışmışım? Mealen, bu yazıyı okuduktan sonra gidip de kimseye ahlak dersi vermeyin. Çünkü bu yazı öyle birşeye meylettirebilir fakat bu yazı aynı diğerleri gibi sadece ilginç bir tespit içeriyor, öyle birşey için değil, ve ahlak dersi sonucunda biliyorum ki kendinizi zor durumda bulacaksınız. Çünkü ahlak dersi vermeye kalkmak saatli bombayı kurmaya benzer. Kısaca bu yazı sizi zor durumda bırakmasın demeye çalışmıştım. Şimdi ikinci yazıda ne yazılmış ona bakalım:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;(...) Derdimi biraz daha somut anlatmak gerekirse, hangi mevzu olursa olsun herhangi bir erkekle çekinmeden konuşabilen kızlara iyi gözle bakmıyorum nerdeyse. Yani biraz çekinin kardeşim, biraz pembeleşse keşke o kılsız-tüysüz yanaklarınız. (...)&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Ahlak dersi vermek çok tatlıdır. Bir çok günah gibi... İnsanın nefsinin o kadar hoşuna gider ki karşı tarafa ne yapıp ne yapmaması gerektiği ile ilgili ders vermeye kalkmak. Bir o kadar da karşı tarafa zulüm olabilir. İşte burası saatli bombanın kurulduğu an. Karşı taraf sana patlamaya hazırdır. Ve ahlak dersi verdiğin konuda en ufacık tavizinin yakalanması, rolleri değiştirir ve artık sen ders alan konumuna geçersin. Hem de bu sefer ki seninkinden daha sert olabilir. "Sen gelmiş bana böyle diyordun, şimdi böyle yapıyorsun vs. vs. vs." diye başlar ve tabir-i caizse ahlak dersi verme konumundan fırça yeme konumuna düşersin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki yaşamak zorunda olduğum coğrafyada, bir din görevlisi şöyle bir ifadede bulunmuş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"(...)Sorunun odağında kim var? Kadın var. Kardeşim sen dekolte giyinirsen bu tür çirkinliklerle karşılaşman sürpriz olmayacaktır. Tahrik ettikten sonra sonucundan şikayet etmen makul değildir.(...)" &lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;demiş. Ve saatli bombayı kurmuş. Hadi biz patlatalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkeğin tesettürü, göbekten diz kapağının altına kadar hiçbir şekilde bacak ayrımını belli etmeyecek şekilde giyinmesidir. Önceki nesillere boşu boşuna şalvarı icat etmemiş. Ve onu boşu boşuna giymemiş. Şalvar dışında bir erkeğin giydiği ister kumaş ister kot hiçbir giysi tesettür yerine geçmez. (- Ama şimdi herkes böyle dolaşıyor. - Daha önce de başka konuda söyledim. Bir şeyi çok kişinin yapıyor olması hükmü değiştirmez). Yukarıda sözlerin sahibi din görevlisinin bunları söylerken üzerinde kumaş pantolon olması ne kadar ironik bir durumdur. Şöyle olsa ya, bilmem kaç yaşında yaşında cinsel ilişkiye girmek isteyen bir teyze bu din görevlisine yaklaşıp inceden bir tacize başlasa. Din görevlisinin söyleyebilecek lafı olacak mı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahlak dersi verme durumunda, çelişkili gözükmemek için taciz edilirken sus pus oturmaya düşme. Yazık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başa saralım ve bu durumu genişletilmiş; söylenmeye çalışılan orjinal haline getirerek sorgulayalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir insanın nefsani isteklerini artırıcı davranışta bulunursan, karşılığını alırsın, bunu alırken de ses çıkaramazsın. Nefsani istekler nelerdir:&lt;br /&gt;- Yemek&lt;br /&gt;- Cinsel ilişki&lt;br /&gt;- Para&lt;br /&gt;- ...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Din görevlisi sadece erkeğin karşı cinsi arzulaması olan kısmında kadına ahlak dersi vermiş. Oysa ki tutarlı olmalı aynı şekilde yemek noktasında da "Kardeşim sen lokantada, şurda burda yemek yersen elbette önündeki yemeğin gelinip alınması süpriz olmayacaktır" diyebilmeli. Yada "Kardeşim sen ortalık yerde cebindeki parayı çıkarırsan o parayı çalarlar, çalındıktan sonra şikayet etmen makul değildir" diyebilmeli. Ve hatta tutarlılığı bozmama noktasında, nefsin cinsel istekleri kısmında kendisinin yaptığı gibi sadece, "kadından tahrik olan erkek" modeline hak vermekle kalmamalı, bunun yanısıra "erkekten tahrik olan kadına" da hak vermeli. Ve hatta "erkekten azan erkek" modelini de incelemeli, madem ahlak dersi verme işine girdi bu tip mide bulandırıcı konuyu dahi cevaplamalıdır. Öyle kaçma yok. Hem de bunların üstüne tekrardan en başa dönüp dekolte derken neyi kastettiğini, neyin dekolte neyin dekolte olmadığını neye göre belirlediğini de izah edebilmeli. Ve daha çeşit çeşit nefsani istekler ve bunların doğuracağı bir sürü soru...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kere ahlak dersine bulaştın mı kaçışın yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tespit yapmak zor, ahlak dersi vermek çok kolay ve çok tatlıdır. Herkes bunu yapmayı biliyor. Ben de -örneğin- Makyaj yapma yazısından sonra bunu yapmayı elbette biliyordum ama yapmadım ve yapmadığım gibi o yazı okunup da böyle bir hataya düşülmesin diye özellikle not eklemiştim. Ama ne hikmettir ki "Kızlar biraz utansa ya keşke" diye başlık atmış yazar bizim yazımızdan referansla ahlak dersi vermeye kalkmış ve haksızlık yapmış. Hah bak şimdi, ahlak dersi vermek başka haksızlığa karşı çıkmak başkadır. Bu karıştırılmamalı. Keza bu yazıyı incelerseniz, yazının içeriğinin ahlak dersi verenlerin yaptığı haksızlığı ortaya dökmek ve nasıl da zor durumda kalacaklarını göstermek olduğunu görebilirsiniz, yoksa ahlak dersi verenlere dahi ahlak dersi vermek değildir bu yazı. Birisi birisine haksızlık yapıyorsa, ona karşı çıkmayı ahlak dersi olarak görmek ahlak dersi vermek kadar hatalıdır. Zulme ortak olmak, dilsiz şeytan olmaktır. Bu konu karıştırılmasın lütfen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer ahlaki bir meseleden konuşacaksanız bunu kendi üzerinizden konuşmanız gerekiyor. Örneğin din görevlisi şöyle deseydi olabilirdi: "Ben kumaş pantolon giyip dolanıyorum, birisi gelse beni taciz etse konuşmaya hiç hakkım yok". Ama öyle dememiş,.. Başkasının meselesi ile ilgileniyor aynı yukarıda "Kızlar biraz utansa ya keşke" diye başlık atmış yazarın "erkekle çekinmeden konuşabilen kızlara iyi gözle bakmadı"ğını söyleyip daha buna benzer ifadelerde bulunması gibi... Başkasının şahsi meselesi ile ilgilenme ise haksızlık oluyor bize de karşı çıkmak düşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu zamanlarda kendisini "müslüman" kimliği ile tanıtan kimilerinin, tıkandıkları her yerde ahlak dersi vermeye kalkmalarının sanki haksızlığa karşı çıkıyorlarmış gibi göstermeleri göz boyamadan ibarettir. Neyin haksızlığa karşı çıkma neyin ahlak dersi vermek olduğunu bilen insanların elbette kanmayacağı bir mesele. Unutmayalım:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Siz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız? (Bakara Suresi, 44)&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Not&lt;/span&gt;: Çeşitli kereler encodeum'daki yazıların doğrudan doğruya kopyalanarak yada doğrudan olmasa da içindeki ifadelerin ve tespitlerin ışığında yazılmış yazılara rastlıyorum ve bu durumun kesinlikle problem olmadığını söylemek isterim. Yanlış anlaşılmasın diye bunu söyleme ihtiyacı hissediyorum ki, buradaki tespitlerin kullanılması benim açımdan hoş bir durum ve kesinlikle kaynak gösterilmiş mi gösterilmemiş mi diye bir sorunum yoktur. Genelde insanlar böyle şeyleri sorun edebilirler ve benim de ettiğim düşünerek bunu yazdığımı düşünebilirler ama değil, gerçekten yazının ana başlığına örnek olacak bir mesele olduğu için "Kızlar biraz utansa ya keşke" yazısını burada konu ettim.&lt;br /&gt;Ha tabi şu da var kimi yazarların bu tip bir durumu sorun etmesine de hak veririm çünkü ticari kaygılar olabilir yada emeğin haksız kullanımı olarak düşünülebilir. Anormal bir noktaya yazınızı çekmediğiniz sürece benim için hiç problem değil.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-7705788967915275468?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/4iEjBjIYYDk" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/7705788967915275468/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=7705788967915275468" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/7705788967915275468?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/7705788967915275468?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/4iEjBjIYYDk/ahlak-dersi-vermek-vs-hakszlga-kars.html" title="Ahlak Dersi Vermek vs. Haksızlığa Karşı Çıkmak  (Bakara - 44)" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2011/02/ahlak-dersi-vermek-vs-hakszlga-kars.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CUQAQ3k-fSp7ImA9WhdTGEs.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-5608527812816317809</id><published>2011-01-16T02:30:00.011+02:00</published><updated>2011-07-17T03:42:22.755+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-07-17T03:42:22.755+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Genel" /><title>Bilinçaltı Muhasebesi</title><content type="html">İnsanın harcamak için sahip olduğu üç şeyi vardır:&lt;br /&gt;1-) Canı&lt;br /&gt;2-) Malı&lt;br /&gt;3-) Zamanı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbadet ederken bunlardan en az birini geri dönüşsüz olacak şekilde kaybetmemiz gerekiyor. Ki bunu Allah rızası için yapmış olalım. Cihad için can; zekat için mal; namaz için zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cihad ve zekat konusunda bu kadar çekingen davranan insanoğlunun namaz konusunda neden cengaverleştiği sorusunun cevabını da burdan alabiliyoruz. Çünkü insan canı veya malını harcamada cimri zamanını harcamada ise müsriftir. Yani böyle insanın namaz kılması ibadet şuurundan dolayı değil farkında olmadan yaptığı iç muhasebede(içgüdüsel muhasebe) zaten harcamaktan çekinmediği birşeyin gideceğinin farkına varmasından kaynaklanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslamiyeti tebliğ vazifesini yerine getirdiğini iddia eden veya öyle olduğu sanılan, öyle olduğu için itibar gören insanların konuşmalarını namaz eksenli yaptıklarını görmek zor değil. Biraz da ahlak dersi.  Nehy-i anil münker emri bil maruf yapmış oluyor. Karşısındaki de "iman"(!)a gelmiş oluyor. Namazla hidayet buluyor. Yani iki taraf da görevini yapmış olmuş oluyor. Vicdan azabı dinliyor. Şunu söylemek isterim ki burada bu iki kesimi uyarmak isteyen insanlar sözlerinde bir tarafın öbürü tarafından kandırıldığını söylüyor. Hayır, yanlış! Burada mağdur yok. Kimse kimsiyei kandırmıyor adam zaten namazla işin bitmesini istiyor, kaybetmek istemiyor, başını belaya sokmak istemiyor. Biraz sonra detaylı bir şekilde anlatacağımız gibi burada mağdur yok. İnanın bana herkes hesabını biliyor. Herkesin hesabanı biliyor olması sorun değil de bunu "görevlerimi de yapmış oluyorum" çerçevesinde aktarması problem. Bu yazımızın da konusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlamadan önce...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu blog sayfasında yazdıklarıma örnek verirken dizi, belgesel vb. gibi görsel metaryeli referans vermeye çalışmamdaki neden aynı anda ikimizin(yazar+okuyucu) aynı olaya tanık olmamazı sağlamak. Bunu niye söylüyorum. Çünkü bu yazıda bol miktarda, bu coğrafyada, bu zamanda yer almış insanların isim ve yazılarını vererek devam edeceğim. İnanın bu derece önemli bu meselede ortaya konuşmak doğru değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-)CİHAD:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle yapalım... Empati ile karşımızdaki gibi düşünelim. Ne diyebiliriz ki insanları bu vazifeden vicdan azabı duymadan kaçırabilelim. Doğrudan İslam'da cihad yoktur gibi sert bir ifade ile girsek, insanlar "ya bu sapık, yanlış vs." der bizden uzaklaşır. Amacımıza ulaşamayız. O kadar ayet hadis var. Bunlardan uzak durduğumuz gibi bir izlenim oluşmamalı ki ürkütmeyelim. Aslında bu ayetlerden uzak durmaya da gerek yok. Ayetlerle destekleyemeyeceğimiz yani aslında dinle alakası olmayan kendi fikirlerlerimizi aktarırken bu ayetleri koyarız hem ayetlerden kaçmamış oluruz hem yazı zengin gözükür hem de en önemlisi dini(!) bir yazıymış izlenimi verir. Tamam, ayetlerden kaçma işini hallettik ama ne yazmamız gerekiyor. Yazabileceğimiz tek bir şey var. O da yaptığımız herşeyin bir nevi cihad olduğunu aktarmak. Bunu örneklendirmek için başvurulabilecek bir numaralı isim tabi ki Fethullah Gülen'dir. Ben de öyle yaptım önce içimden üşengeç bir tavırla  "ya şimdi nerden bulacam cihad hakkında sözlerini kitaplarından araştırma yapmam lazım" dediysem de kendisi beni çok yormadan hemen ilk aramamda şak diye karşıma çıkardı bulmayı umduğum şeyi. Evet, Cihad hakkında kitabı var ve tahmin edin İ‘lâ-yı Kelimetullah veya Cihad kitabının Cihadın Çeşitleri alt başlığındaki ilk cümlesi ne:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Cihad-ı asgar (küçük cihad), sadece cephelerde eda edilen bir cihad şekli değildir. Bu şekilde bir anlayış, cihad ufkunu daraltmak olur. Cihadın yelpazesi, şarktan garba kadar geniştir. Bazan bir kelime, bazan bir susma, bazan sadece yüzünü ekşitme, bazan bir tebessüm, bazan bir meclisten ayrılma, bazan da bir meclise girme, kısacası, yaptığı her işi Allah için yapma ve bu yolda sevgi ve öfkeyi O'nun rızasına göre ayarlama, bütünüyle İslâmî cihadın şümulüne girer.(...)&lt;br /&gt;&lt;a href="http://tr.fgulen.com/content/view/12413/3/"&gt;http://tr.fgulen.com/content/view/12413/3/&lt;/a&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne tatlı bir kelime oyunudur o. "Ufuk daraltmak". Neyse..&lt;br /&gt;Kitabın en başı da zaten şu meşhur küçük cihad - büyük cihad kavramına ayrılmış:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;(...)Allah yolunda verilen kavga, içe doğru ve dışa doğru olmak üzere iki cephede cereyan eder. İçe doğru verilen mücadeleyi, insanın kendi özüne erme gayreti, dışa doğru verilen mücadeleyi de başkalarını özlerine erdirme ameliyesi olarak tarif edebiliriz. Bunlardan birincisine "büyük cihad", ikincisine de "küçük cihad", denir ki&lt;br /&gt;&lt;a href="http://tr.fgulen.com/content/view/12411/3/"&gt;http://tr.fgulen.com/content/view/12411/3/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok hayır denmez. (Ufak bir dip not: Peygamber'e atfedilen “Küçük cihattan büyük cihada döndük. Büyük cihad, nefisle mücadeledir” sözü uydurma hadistir)Şu cihaddir. Bu cihaddır. Şurada şuna yapmak da cihaddır vs vs vs...&lt;br /&gt;Yani cihad dışında herşey cihad.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlginç bir nokta daha var ki, cihad için binbir çeşit alternatif bulan insanlar, namaz için kesinlikle böyle birşey yapmazlar. Neden? Çünkü Nehy-i anil münker emri bil maruf yapan dinine bağlı insan görüntüsü verrirsin böylece diğer dediklerin de hemen terslenmez. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yani çıkarınla çatışmayan meselede sert ve tavizsiz görüntü çizmek çıkarınla çatışan konuda vereceğin taviz cümlelerinin vizesi olur&lt;/span&gt;. Namazla, ibadet sorununuz olmadığı halde bu insanların namazı tavsiye etmesinden rahatsızlık duyuyorsanız bu bir önceki cümlede yazdığım farkında olduğunuz yada olmadığınız iç muhasebenizden kaynaklanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda değindiğim şekli ile cihad meselesinde bir tarafın diğeri tarafı kandırdığını düşünüyorsanız fena halde yanılıyorsunuz. Hayır kandırılmıyor, insanlar zaten böyle şeyler duymak istiyor ve buna sımsıkı sarılıyor. Bu kesinlikle kanma değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-)ZEKAT:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fethullah Gülen'le devam edelim. Fethullah Gülen'in başarısı hakkında çok çeşitli yorumlar vardır. Yandaşları bunu engin(!) hoşgörüsü, Allah'ın yardımı vs.. gibi ifadeler ile anlatırken çeşitli karşıt gruplar bunu dış güçlerin yardımı şeklinde anlatmaktadırar. Nasıl oldu da bu kadar insan dini bilgisi vasatın biraz üstünde olan bir cami hocasının peşine düştü. Nasıl oldu da bu kadar insanı örgütleyebildi? Mesela yukarıda ifade ettiğim gibi cihad gibi insanların çıkarlarına zarar veren meselerde insanların vicdanlarını dini ifadelerle susturmaya yarayacak ifadeleri söylemiş olmak yeterli olabilir mi? Olamaz, bunu yapan başkaları da var. O zaman neden ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden, bu güne kadar kimsesinin -haya edip de- yapmadığı birşeyi yapmak. Bu güne kadar hiç kimsenin tenezzül etmediği ve tenezzül etmemesi gerektiğini bildiği birşeyi yapmak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümmed-i Muhammed içinde bulunup buna rağmen kendi aralarında alışveriş edilebilecek firmalar listesi dağıtmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece İslamiyet için değil herhangi bir oluşum mensupları tarafından dahi yapılmaması gereken bir hayasızlık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ümmedin yada herhangi bir oluşumun tarihinde gördüğü, görebileceği en büyük fitneyi başlatmak... Ve tabi bunu gören diğer İslami cemaatlerden kimileri de aynı şeyi yapmaya başladılar. Ve o oluşum paramparça!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hıristiyanlığı, sosyalizmi yada herhangi bir oluşumu paramparça etmek mi istiyorsanız, ufak bir cemaat oluşturun -aynı saadet zincir gibi- biz birbirimizden alışveriş edeceğiz deyin işi oluruna bırakın en fazla 5 sene sonra  o oluşumun paramparça oluşunu kahvenizi yudumlayarak izleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dinle ilgilenmediği halde, birbilerinden alışveriş yaptıklarını bildikleri için bu cemaatin sohbetlerinde boy gösteren insanlar biliyorum. Aynı zamanda üniversitelerde, devlet dairelerinde birbirini kayıran, iş ayarlayan bir oluşum elbette sayısını artırmakta geç kalmayacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonraki aşama ise Liselerde, üniversitelerde okuyup yardıma muhtaç insanlara el atıp yardım etmek. Normalde İslami kaide şudur: Yardıma ihtiyacın varsa yardım istersen, yardım edebilecek durumdaysan yardım edersin ama kimseyi borçlu bırakmadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bizzat şahit olduğum şeyleri yazıyorum). Bu oluşumda yardıma ihtiyacın olup olmadığı önemli değildir. Yardım almak ile mükellefsin. Neden? Çünkü kendini borçlu hissettirmek zorundalar. Bu şekilde saadet zincirinde kendilerinden alışveriş edecek müşterilerin devamını sağlıyorlar. Yani ünivesitedeyken sana sözümona zekat(!) veriyorlar. Çünkü ileride onlara müşteri olarak geri döneceğinin farkındalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada tek birşeye acıyorum. O da şu ki. İnsanın tercih etme hakkı vardır. Bir yerlerde olmayı, bir şeylere inanmayı, birşeyler yapmayı tercih edersin. Durumları o kadar kötü durumda olan insanlar var ki işte bu tercih etme haklarını satmış duruma düşüyorlar ki işte buna gerçekten üzülüyorum. Yazık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine ana konuya dikkat çekelim. Burada kandırılan hiç kimse yok. Zekat alan halinden memnun, veren de verdiği kişiler zamanla kendisine müşteri olarak geleceğini bildiği için memnun. Geleceğe yatırım. Zekatların en güzeli. Hem zekatı vermiş oluyorsun, hem de kaybetmiyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zekat ve Cihaddan sonra &lt;a href="http://encodeum.blogspot.com/2009/12/nefs-i-emmareye-tesekkur.html"&gt;Nefs-i Emmare'ye Teşekkür&lt;/a&gt; yazısında değindiğim konulara örnek olabilecek cinsten yaşadığım bazı olaylara değinmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce bir yazımda daha söylemiştim -marifet olarak söylemiyorum, olayların akışı bu sonucu doğurdu- hiçbir oluşuma hiçbir zaman bağlanmadım. Din ile alakalı hiçbir gelirim olmadı, dini bir çevreye mensup da olmadım hiçbir zaman. Şimdi böyle olunca, çok sonraları farkettim ki yıllar öncesinde anlam veremediğim olaylar aslında çok anlamlıymış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan kendini nasıl bilirse herkesi de öyle bilirmiş ya ben de herkesi din ile ilgi duyduğu, merak ettiği, tercih ettiği için ilgileniyor zannediyordum. Ama herkesi. Ve o yıllarda birçok kişinin söylediği sözlere anlam veremiyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-) Birisini tanırdım - çok zaman önce-, İslam konusunda astığı astık, kestiği kestik, bu kişinin aynı zamanda garip bir olayı vardı. Şu anda piyasada olmayan bir siyasi lidere kesinlikle laf ettirmiyor ve övüyordu. Allah Allah? İlginçti. Ama aynı zamanda bize herhangi bir cemaat mensubu olduğunu da çaktırmıyordu. Yıllar sonra o kişinin bir cemaat mensubu olduğunu öğrendim ve o yıllarda o cemaatin toplu olarak bir siyasi partiyi desteklediğini öğrendim. O yıllarda anlam veremediğim olay sonradan ortaya çıkmıştı. Adamın çıkarı varmış, çaktırmadan, tarafsız bakmış da karar vermiş gibi yapıyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-) Gene yakın zamanda birisi ile bir muhabbet oldu. Adam iyi bir dini eğitim almış, hadis okumuş, kelam okumuş falan... Dini konularda öyle tavizsiz olduğunu gösteren bu kişinin şu anda mevcut durumda iktidar olan AKP'yi desteklemesine imkan yok. Ama adam mesele o parti olunca bir anda tavır değiştiriyor. Taşları yerine oturtamıyorum, anlam veremiyorum. Sonradan öğrendim ki AKP'li bir belediyede iş ayarlamışlar buna orada çalışıyormuş. Baştan söylesene şunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-) Gülen cemaati yazarlarının kötü yada provakatör manasında yada benzer bir ifadelerle bir cemaat örneği vereceği zaman koro halinde ağızlarından ilk aczimendi kelimesi çıkar. Niye? Çünkü zamanında aczimendi lideri Fethullah Gülen'e kafir demiştir. İşte böyle, geri plandaki çıkar eksenli nefsani nedenleri bilmezsen meseleleri anlamlandırmakta da zorlanırsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-)Youtube'da bir videoya rastlamıştım çok önceleri. (Şimdi linkini bulamadığım)Video'da Brezilyalı mı, Arjantinli mi bir bayan yanında da Fethullah Gülen'in cemaatinden başörtülü bir kadın var. O bayanı müslüman yapmışlar. Kadın anlatıyor. Anlatmaya başlarken ne zaman anahtar cümleyi söyleyecek diye bekliyordum. Pek de hayal kırıklığına uğratmadı beni kısa bir zaman sonra gözyaşları içinde şu cümleyi söyledi:"O kadar iyiler ki benimle herşeylerini paylaştılar". O cümleden sonra hemen sayfayı kapattım. Zaten ağlayan insanları pek sevmem, nedense pek izleyemem de. (Burada da bir bilinçaltı muhasebesi olsa gerek. Neyse...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşke ağlayan abla birgün muhtaç olmadığı hali ile İslamiyet'i araştırıp tercih etmiş olsaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinçaltı muhasebesi çok çok karmaşık çalışır. Arka planda yapılan muhasebe, kötü birşeylerin olduğunu sana hissettirir ve kendini içgüdüsel olarak uzak tutarsın, yada çıkarına yarayacak şeylerin iyi olduğunu düşünürsen biranda yönelirsin. Fıtratına uygun muhasebeden sonra insanoğlu tercih yapıyor olsa gerek. İyiysen iyi, kötüysen kötü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekanizma karışık tefekkürünü okura bırakıyorum ama bu yazı burada bitmez...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-5608527812816317809?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/meMnbNMIYbk" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/5608527812816317809/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=5608527812816317809" title="11 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/5608527812816317809?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/5608527812816317809?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/meMnbNMIYbk/bilincalt-muhasebesi.html" title="Bilinçaltı Muhasebesi" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>11</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2011/01/bilincalt-muhasebesi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CUAEQ3o9eSp7ImA9Wx9bFk0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-8851631443102263127</id><published>2011-01-13T01:33:00.011+02:00</published><updated>2011-02-25T05:15:02.461+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-02-25T05:15:02.461+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Genel" /><title>Karl Marx ve Artık Değer Teorisi ( Haram Olan Paranın Kendisidir )</title><content type="html">&lt;blockquote&gt;Tanrı erkek ve kadın için bir ağaç yarattı ve "O ağaçtan meyve yemeyin" dedi. Bir yılan kadını ziyaret etti ve ağaçtan meyve yemesini teklif etti. Kadına elmanın ona bilgelik kazandıracağını söyledi. Çok ikna ediciydi....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve insanoğlu o zamandan beri bunun bedelini öder. Her şeyin sebebi ihtiyacımız olmayan bir şeyin bizi cezbetmesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hustle, 2.sezon 2.Bölüm&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar, en başta, ihtiyaçlarını gidermek için üretmişler alet kullanarak. Ve  ürettiklerine ürün yada mal demişler. Bir zaman sonra ihtiyacı olan herşeyi üretemeyeceğini zanneden insanoğlu kendi ürettikleri ile başkalarının ürettiklerini mübadele etmeye başlamış. Malın metalaşması. Ve en sonunda satmanın cazibesi ile büyülenmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullanım amaçlı üretmek başka mübadele amaçlı üretmek başka şeydir. Aristo kullanım amaçlı üretime ekonomi derken, mübadele amaçlı yapılan üretime Kremetistik olarak adlandırmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhtiyacı olduğu için değil, diğer ürünlerle mübadele yapabilmek için üretmeye başlayan insanoğlu  bir sorunla karşı karşıya gelmiş o da metaların biriktirilmesi. Bir balığı ne kadar süre çürümeden tutabilirsiniz yada buğdayı. İşte bu sorun evrensel metayı doğurmuş: Para.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk önce hiç değişmeyen, paslanmayan kendi maddesi bir değer içeren bir maddeyi kullanmışlar ki bu altın. Fakat daha sonra bu işi daha da pratik hale getirmek için kendi içinde hiçbir değer içermeyen süslü kağıtlara geçilmiş. Aynı Karl Marx'ın "kralın ünvanı toplumsal kabulden ibarettir" sözünde ifade ettiği gibi, toplumsal olarak değeri sadece bir kabulden ibaret olan kağıt paralara. Bu kağıt para yığınları ile de sermaye tarih sahnesinde boy göstermiş ve bunun neticesinde -bizim de yazımızın konusu - aynı Newton'un yerçekimini farketmesi gibi- Marx'ın farkettiği Artık Değer Teorisi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Makineler Artık Değer Üretemez"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna biraz sonra geleceğiz, nerde kalmıştık. Ha evet biriktirilebilen meta, paranın sonucunda oluşan sermaye'de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sermaye biriktirmiş insan, üretim araçlarını elde etmeye ve bunları başkasına belli bir ücret karşılığında kullandırmaya başlamış ki bu da kâr'ın çıkışına neden olmuş.&lt;br /&gt;Kâr'dan önce anlamamız gereken bir şey var o da fiyat. Fiyat meselesinde sorun şu değiş tokuş yapılacak meta'nın fiyatı nasıl belirlenebilir ki bir araba kaç elbise eder bilebilelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aristo metaların hiçbir şekilde eşitlenemeyeceğini savunur. Örn. araba ile elbisenin nitelikleri kullanım alanları farklı. Nasıl olacak da bunları neye göre eşitleyeceğiz der. İnsanların eşit olamayan şeyleri mübadele etmeye karar verdiklerini söyler ki Marx bunların eşitliğini çok güzel bir ifade ile açıklar:&lt;br /&gt;Emek Zaman. Bir ürünü üretmek için harcanan faydalı zaman ürünün fiyatını belirler. Burada şöyle bir soru akla gelebilir: Bir saatte üretilen sandalye ile bir saatte üretilen bilgisayar aynı fiyatta mı? Yanılgıya düşüren şudur ki : Bir saatte üretilen bilgisayar yoktur. Bir bilgisayar üretmek için bilmem kaç yıl ilkokul-lise-üniversite okumak üstüne yıllarca tasarım ve test yapmak gerekir. Bir şeyin üretilmesi onun sadece fiziksel haline büründürülmesi değildir. Onu o hale getirmek için insanın bilgi birikimine sahip olmasıdır. Zaten fiziksel hale getiren de makinelerdir fakat değer katan insandır. Şimdi Artık Değer Teorisine başlayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan bir ürünü üretirken, şekillendirirken yaratıcılığını kullanır. Ve o ürünü farklı kılan işe yarar hale getiren insanın zekasıdır. Bunu yaparken kullandığı aletlerin o ürüne kattığı hiçbir değer yoktur.  Dolayısyla üretim araçlarını elinde bulunduran ve ürünün üretilmesine hiçbir katkıda bulunmamış sermaye sahibinin üretilen üründe hiçbir hakkı yoktur. Kısacası şudur: Sermaye sahibinin kârı işçinin emeğinden çaldığıdır. Bir ürünün üretilmesi sonucunda emek sahibinin 10 Lira alması gerekiyor iken 9 Lira alıyorsa işte bu 1 Lira artık değerdir. Ve makine çalıştırmak böyle bir değer üretmez. Bu meseleyi Marx'ın, sermayenin çelişkisi ve rekabet üzerine yaptığı tespitleri ile madde madde açıklamaya çalışalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-) Bir sermaye hayatta kalabilmek istiyorsa rekabet edebilmelidir. Bunun için üretim gücünü artırması yani makineleşmesi lazım. Fakat makineler üretilecek metaya bir değer katamazlar . Ve herkes o makineleri elde edebilir. Ve bu durum sana kâr getirmez. Örneğin, bende giysi üreten makineler var. Bu makinelere girdi olarak pamuk, yün, iplik, elektrik vs. verdim ve ürünün maliyeti bana 10 lira oldu. Ben bunu 15 liraya satmaya kalksam, aynı makineleri alan ve hali ile aynı şekilde üretim yapan başkaları da bunu rekabet ederek 14'e satacaklar ben 13'e indirecem, diğeri 12'ye, daha sonra 11, 10.50, 10.20 diye üretim fiyatına yaklaşacak. Kendim emek sahibi olup bu ürüne birşey katmazsam makineleşmek bana kâr getirmeyecek. Ve batacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-) Makineleşmek beni batırdı. O zaman ürüne değer katabilecek insanlar bulmam gerekiyor. Ve onlarla pazarlık edip maaşları tutabildiğim kadar düşük tutmam gerekiyor. Bunu yapıyorum ve az bir üretimle de olsa kâr elde edebiliyorum belki ama bu seferde insan makine gibi çok üretim yapamayacağından rakiplerim ile rekabet edemiyorum. Ve gene batıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-) Üstelik çalıştırdığım insanlar, fabrikadan çıktıktan sonra dışarıda benim ürünümü alacak müşteri olacak. Fakat ben onlara sadece kendi temel beslenme ve ulaşım ihityaçlarını karşılayabilecek kadar ödeme yapmıştım. Dolayısıyla metalarımı satabilecek müşteri de bulamayacağım. Gene batacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özetlersek:&lt;br /&gt;Makineler artık değer üretemezler, sermaye sahibi makineler çalıştırarak rekabet edebilir ama kâr elde edemez. Batar.&lt;br /&gt;İnsan çalıştırırsa bu sefer kâr elde eder ama rekabet edemez. Yine batar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle bir katkı da yapabiliriz&lt;br /&gt;Sermaye sahipleri makine çalıştırırsa, istihdam sağlanamaz, insanlar işsiz kalır ve ürünlerini satabilecek müşteri bulamazlar. Batarlar.&lt;br /&gt;Sermaye sahipleri insan çalıştırrken kâr elde edebilmek istiyorsa insanlara temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek kadar maaş vermeli, bu durumda  yine metaları satabilecek müşteri bulamazlar. Yine batarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek cümle ile özet şu: Makineleşirsen rekabet eder, kâr elde edemezsin, insanları çalıştırırsan kâr elde edebilir ama rekabet edemezsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx'a hakkını teslim etmek lazım, dahice tespitler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soyut emek, emeğin yabancılaşması, fetişizm, meta-para döngüsü gibi daha pek çok kavramı çok yalın ve okuyucuyu yormadan anlatan bazı kaynaklar tavsiye etmek isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim de bu yazıyı yazmadan önce okuduğum kitaplar. Okumanız yukarıda yazılanları çok daha anlamlı kılacaktır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kapital Manga Cilt: 1, Yordam Kitap&lt;br /&gt;- Kapital Manga Cilt: 2, Yordam Kitap&lt;br /&gt;- Kapital - Yeni Başlayanlar İçin, David Smith, Versus Kitap&lt;br /&gt;- Marksist İktisat El Kitabı, Yordam Kitap&lt;br /&gt;- Marx'ın Kapitali, Marx'ın Sözcükleriyle Kapital Özeti, Otto Rühle, Tarih Bilinci Yayınevi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle bir kalabalık içinde yaşıyoruz ki, buralarda, bazı kişiler vardır ki onlar sadece kötü olarak bilinir ve sadece kötü olarak bilinmesi istenir. Neden kötüdür, neden böyle bilinmesi gerektiğini, bunu empoze edenler bile bilmezler. Marx'ı okuyup, mantığını çözdüğünüz zaman farkedeceğiniz birşey daha var ki konu hakkında ne kadar cahil insanların, o cahil cesareti ile nasıl koca koca başlıklar atıp ne dediğinin bile farkında olmadığıdır. Marx'ın literatürüne hakim olduktan sonra, çok eskiden kendilerine sağcı diyip, bu aralar kimi zaman sağcı kimi zaman liberal(?) kimi zaman ise müslüman kimliği ile çıkıp sanki literatüre hakimmiş gibi kusura bakmayın ama nasıl da beş para etmez şeyler yazıp çizdiklerini göreceksiniz. Sanki böyle birşey istenmiş, böyle bir vazifeleri varmış gibi. Bu kadarla bırakacam bu yazılarla ilgili daha fazlasını konuşmaya değer bile bulmuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi....&lt;br /&gt;Buraya kadar dikkat ederseniz, yazıda Marksist yada Marksizm gibi ifadeler kullanmaktan özellikle kaçındım. Çünkü bu ifadeler kendisine solcu diye nitelendiren insanların düştükleri yanlıştır. Marx'ın yukarıda saydığım ve daha fazlasına çeşitli kitaplardan ulaşabileceğiniz tespitleri, bir fikir yada ideoloji değil bir kanundur. Yerçekimi kanununu farketmiş Newton için nasıl "fikirlerine katılıyorum yada katılmıyorum" gibi bir ifadede bulunulamıyorsa aynı şekilde Marx için de fikirlerine katılıyorum yada katılmıyorum diye bir ifadede bulunamazsınız. Yerçekimi ya vardır ya yoktur, Artık Değer Teorisi ya vardır ya da yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi konumuza geri dönelim.&lt;br /&gt;Marx buraya kadar sermayeyi, emek gücünü, emek zamanı hatasız bir şekilde açıklamıştır. Fakat doğan sorunları nasıl çözücez sorusuna tatmin edici bir cevap verememiştir. Veremediği gibi, belki biraz da tabir-i caizse hırsıza yol öğretmiştir. Uluslararsı firmalar boşuna uzak doğuda sadece yemek parasına binlerce işçi çalıştırmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx bütün sorunun sahiplenme içgüdüsünden kaynaklandığını söylese de, birşeylere sahiplenmeden de üretim yapamıyorsun. Sahiplenmeyi yok edecek ne bir yöntem ne de bir silah da yok. Bu kısım herkes için muamma ben de bunun tefekkürünü okura bırakıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En başta anlattığım konu ile alakalı bir soru ile devam etmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki Marx dediklerinde hatasızsa nasıl oluyor da sermaye sahipleri iflas etmiyor? Nasıl oluyorda üretmemiş bu kadar insan bugün de karnını doyurabildi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx'ın kurduğu denklemde bir eksik var, bu bir hata değil ama eksik. O da şu ki: Artık değeri sadece insanlar değil, günes de üretir. Varlığını kanıksadığımız güneş dünyayı öyle bir besliyor ki, toprağa bir atıyorsun, bin veriyor. Ve bu, bütün ayıpları örtüyor. Eğer ki toprağa bir atıp bir alsaydık, Marx'ın farkettiği denklem kendini anında gösterecek ve kesinlikle üretmeden karın doyurma diye birşey olmayacaktı. Fakat dünyayı besleyen güneş, denklemi pratikte gözlemlenemez hale getiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak başta müslümanlara olmak üzere kısa kısa notlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-) Para ile alışverişin kendisi ribadır yani faizdir. Ve kağıt para ile alışveriş haramdır.&lt;br /&gt;- "E ama herkes şimdi böyle alışveriş yapıyor"&lt;br /&gt;Çok kişinin yapıyor olması hükmü değiştirmez. Trilyon tane sıfır gene sıfır eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-) Peygamber zamanında alışveriş için altın kullanılırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-) Hani yarım doktor candan yarım hoca dinden eder ya... Paranın haramlığını bilemeyince yani sorunun kaynağını bilmeyen hocalarımızın(!) "Enflasyon oranında faiz haram değildir" gibi ucube ifadelerinden uzak durmanız gerekmektedir. Para ile alışverişin haram olduğunu tespit edemezsen, işte böyle "E ama borç verdim zamanla verdiğim paranın alım gücü değişti. Fark almazsam ben zarar ediyorum alırsam faiz oluyor" kısır döngüsüne takılır kalırsın. Paranın alımgücü zamanla değiştiği için para ribanın ta kendisi oluyor zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-) Finans kurumu adı altında açılmış kâr(!) payı dağıttığını iddia eden kurumların söylediklerinin hepsi yanlıştır. Buraya kadar okuduysanız finans kurumlarının söylediklerin incelemeye gerek olduğunu düşünmüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-) Kendisine solcu, sosyalist, marksist, komunist vs... diyenlere bir uyarı, Marx'ın ifade ettiği şey üretmeyi bilenler ile bilmeyenler arasındaki mücadeledir. Üretmeyi, tasarlamayı öğrenmek ise çok büyük bir iştir, Marks'la alakası yoktur. Başta Artık Değer Teorisi olmak üzere Marx'ın bir düzene oturtarak aktardığı şeyleri bilmek başka, üretmeyi bilmek başka birşeydir. Herkesin nefsine zor gelen üretmeyi bilmeye Marx'ın tespitlerini okumuş olmak ile ulaşmış sayılmazsınız.&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-8851631443102263127?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/xLDSmvDwQvI" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/8851631443102263127/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=8851631443102263127" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/8851631443102263127?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/8851631443102263127?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/xLDSmvDwQvI/karl-marx-ve-artk-deger-teorisi-haram.html" title="Karl Marx ve Artık Değer Teorisi ( Haram Olan Paranın Kendisidir )" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2011/01/karl-marx-ve-artk-deger-teorisi-haram.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CUECSH84eSp7ImA9Wx9bFk0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-5086330562315352022</id><published>2009-12-05T15:29:00.009+02:00</published><updated>2011-02-25T05:14:29.131+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-02-25T05:14:29.131+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Genel" /><title>Nefs-i Emmare'ye Teşekkür</title><content type="html">Görseniz şaşırırsınız, çocuğu ebeveynleri nasıl zorluyor derslerinde başarılı olması için. Şu anda hazır olmadığı konular için bile özel ders aldırıyorlar. Öğrendim ki komşunun çocuğunu geçmesi lazımmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebeveyn belki başarısız olmuşsa hayatta, istediği gibi bir hayat yaşayamamışsa çocuğu üzerinden giderecek bu başarısızlığını. İleride de "ben senin için bu kadar emek verdim" diyecek. Yani fedakarlık yaptığını söyleyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkarını fedakarlığınmış gibi göstermek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik sadece çıkarını fedakarlığıymış gibi gösterme değil yaptığı üstüne bir de kendi çıkarın için yaptığını başa kakmak. Hem çıkarını fedakarlığınmış gibi göster hem de başa kak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;******&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bernard Shaw'a ait bir sözdür: "Her alçağın son sığınağı vatanseverliktir"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulusseverlik, milletseverlik, yurtseverlik, halkseverlik, vatanseverlik, severlik, severlik, severlik... Kim ne halt karıştırsa çıkarı için, hemen birşeylerin severi olduğunu duyuyorsun. Sevmenin uygulanmasının mümkünatı ve anlamı olmayan, tanımını dahi bilmediği kavramların severi olduğu söyleniyor. Tanımları bilse zaten severi olduğunu söylemez. Sevme fedakarlık ile eşdeğer olduğundan, çıkarını gizlemek için sevgi kelimesine sığınıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkarını fedakarlığınmış gibi göstermek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;******&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kolay yoldan para kazanma yolları: Loto, piyango, kumar, faiz, borsa...&lt;br /&gt;Her tür yemeği, içkiyi tatma özgürlüğü.&lt;br /&gt;Her tür cinsel zevki yaşama özgürlüğü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte modern dünyanın vadettiği. Kolay yoldan kazanamıyor olsan da, her tür yiyeceğe ulaşamıyor olsan da, cinselliğini doya doya yaşayamıyor olsan da, en azından umudun var bu dünya düzeninde. Bu umudu kaybetmek dahi istemiyor insan. Modern dünya özgürlüğü vadederken, birşeyden vazgeçememizin de gerektiğini gösteriyor. Huzur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güvenlik için neler neler yapıyor insanlar. Hırsızlığın her türlüsü, tecavüz, yağmalama. Yakalansa bile verilen cezanın yeterli olmayacağınıı biliyor insan. Bu sefer kendi adaletini kendi aramaya kalkıyor. Her taraf çetelerle dolu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani özgürlük; adaletsizlik ve huzursuzluğu da beraberinde getiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modern hayat nasıl özgürlük vadediyorsa, adaletten vazgeçmen koşulu ile. Din ise adalet ve huzur vadeder, yukarıda saydığım özgürlüklerinden vazgeçemen koşulu ile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat ne ilginç tercihini özgürlükten yana kullananlar, hiç yukarıda saydığım gerekçeleri değinmeden; ilerici, bilmsel, aydın gibi sıfatların neticesinde bu tercihi yapmış gibi gösteriyor kendini. Yada birşeylere borçlu olduklarını ve gelecek nesiller için yani başkası için yaptığını söylüyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani mesele kendi nefsani çıkarları ama sanki başkaları için faydalı olacak kavramlar için yapıyorlarmış gibi gösteriyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkarını fedakarlığıymış gibi gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;******&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herhangi bir oluşuma yakın bazı insanların yazılarını okurken, sadece 2 kelimeyi okuyormuşum gibi hissederdim: "Sen aptalsın". Hissederdim dedim çünkü artık okumuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aptal yerine koyuyor, sanki o oluşumla bağlantısı yokmuş, tarafsız bakmış da karar vermiş gibi yazıyor. Sözde eleştirisi bile ince bir övgü barındırıyor. Aynı t.v.'de "en sevmediğiniz özelliğiniz nedir" diye sorulan bir bayanın "En sevmediğim özelliğim.. Hmm... Çok dürüst bir insan olmam" demesi gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarafsız bakmış da karar vermiş gibi yapmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;******&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ben bu konunun alimi değilim ama...", ama'dan sonra konun fetvasını duyuyorsun. "Ben bu konunun alimi değilim" cümlesindeki egoyu görebiliyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimsenin kendisini eleştirmesini istemiyor. Yani kimsenden "sen bu konun alimi değilsin niye bu konu hakkında birşeyler söylüyorsun" gibi bir cümle duymak istemiyor. Onun için bunu bir savunma mekanizması olarak söylüyor. Denilen şeyde samimi olunsa zaten o cümlede "ama" olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kibiri mütevazilikmiş gibi göstermek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;******&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkarını fedakarlığıymış gibi gösterenler.&lt;br /&gt;Kibirini mütevaziliğiymiş gibi gösterenler.&lt;br /&gt;Tarafsız bakmış da karar vermiş gibi yapanlar.&lt;br /&gt;Başkasının başarısızlığı ile avunanlar vs. vs. vs...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman görsem tepem atsa da gene de hepsine  çok teşekkür ederim çünkü olmasalardı bu blog sayfası da olmazdı.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-5086330562315352022?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/1MzhOZqbSqE" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/5086330562315352022/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=5086330562315352022" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/5086330562315352022?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/5086330562315352022?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/1MzhOZqbSqE/nefs-i-emmareye-tesekkur.html" title="Nefs-i Emmare'ye Teşekkür" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2009/12/nefs-i-emmareye-tesekkur.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUUEQ38-cCp7ImA9WxNUFks.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-4278380256623799427</id><published>2009-11-07T11:12:00.001+02:00</published><updated>2009-11-08T10:00:02.158+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-11-08T10:00:02.158+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Genel" /><title>Ümmed-i Muhammed'in Onuru Yoktur</title><content type="html">Dönüp küçüklüğüme baktığımda aklıma gelen birkaç şeyden bir tanesi Cüneyt Arkın filmleridir. Her filmden sonra etrafa uçan tekme, döner tekme atmaya çalıştığım çocukluk dönemimde nasıl da kendimi kaptırırdığımı hatırlarım. Onun için bu filmleri izlememem için özel çaba da harcanırdı evde. Şanslıydım, tek kanallı yıllarda çok da mümkün olamıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlginçtir, şimdi izlerken bizi güldüren, dalga geçirten kamera, çekim, senaryo, kurgu hatalarının hiçbirisi nedense gözüme çarpmazdı. Belki yaşım küçük olduğundan belki de hiç kimsenin çarpmıyordu o yıllarda. Hayran hayran gözlerimi ayırmadan izlerdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana okulundayken bir gün -tabi benim bu filmlerden sonra nasıl bir dönüşüm geçirdiğimi bilmediklerinden- sınıfta videodan bir tanesini izletme gafletinde bulunmuştu öğretmenlerimiz. O günden geriye 3 sahne hatırlıyorum. %100 konsantrasyonla pûr dikkat filmi izleyen bir çocuk. Filmden sonra öğretmenlerinin sınıftan çıkmasını bekleyen bir çocuk. Öğretmenleri sınıftan çıktıktan 2 dakika sonra diğer tüm arkadaşları "Aaa.. İmdaaaat.."  diye dışarı kaçmaya çalışan bir çocuk. Evet, yine dönüşüm geçirmiştim ve masadan masaya atlıyordum. Keşke o filmlerin etkilenilecek yanları dövüş sahneleri ile sınırlı kalsaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben her normal (ve olması gereken) çocuk gibi filmlerin karate sahnelerini izleyip hareketleri taklit etmeye çalışırken, ne yazık ki başkaları filmlerin bir diğer yanı olan diyalogları benimseyip sosyal hayatlarında da kullanmaya başlamışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Biz onurumuz için ölür, ailemiz için kavga eder, bilmemnemiz için bilmemne yaparız..." gibi cümleler duyduğumu hatırlarım küçüklüğümde. Üstelik bunu yaşı büyüklerin yanısıra yaşı son derece küçük olanların, daha ölmenin ne demek olduğu hakkında fikir sahibi dahi olamayacak durumdaki çocukların söylediğini hatırlarım. Onlar büyükleri taklit ediyordu. Ne ilginçtir, filmlerdeki büyükler de dışarıdaki filmleri ve diyaloglarını taklit ediyordu daha doğrusu ithal ediyordu. İşte "onur" kelimesinin İslam topraklarına girişinin hikayesi bu şekilde başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle yakın tarihte, içi boş ama dışı şaşalı cümleler kurmak isteyenlerin sıklıkla kullandığı "onur" diğer bir çok şey gibi dışarıdan ithal aslen Fransızca bir kelimedir. (Fr. honneur, TDK sözlüğünden kontrol edebilirsiniz). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir çok kelime ithal edilmişse de 'onur'un diğer tüm kelimelerden büyük bir ayrıcalığı vardı çünkü onur apayrı bir dünya anlayışını da beraberinde getiriyordu. Sekulerizm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki nedir bu 'onur', hangi eksiği gidermek için kullanılıyordu batı'da da batılılaşmaya çalışan birey hemen üzerine giyiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle Fransız ihtilalinden sonra oluşan seküler dünyada, propogandacılar, insanların yaşamından dinin çekilip alınmasının aynı anda insanların fedakarlık yapmak, -daha özel olarak- ölmek için hiçbir nedenlerinin de kalmaması anlamına geldiğini farketmişlerdi. Hiçbir şey kalmıyor, doyura bildiğin kadar doyur kendini, alabildiğin kadar tat al hayattan, hiç kimseyi düşümek zorunda değilsin diyen mantığı yenmenin bir yolu bulunmalıydı. Çünkü kendi değiştirdikleri yada uydurdukları dinler ile insanları kendi çıkarları için çalıştırıp, köleleştirip, üzerlerinden rant elde edip ve hatta savaşlara sürükleyebiliyorlardı. Şimdi ise sekülerizm var ve hiç kimsenin -dediğim gibi- fedakarlık yapmak yada daha özelde  ölmek için hiçbir nedeni yok idi. Dini insan hayatından çıkaran ve 'özgürlük' vadeden insanlar, işin kendi çıkarları ile çatışacak noktaya ulaştığını farkedince, kitleleri, kendi çıkarları doğrulusunda yönlendirebilmek için aslında yeni bir din icad etmişler: 'romantizm'. İnsanları duygusallaştırıp; eğer fedakarlık yaparsa kendilerinin kahraman olarak görüleceğinin empoze edildiği, eğer fedakarlık yapmazlarsa 'hain' olarak yaftalanacağı yeni bir dünya dini. İşte onur kelimesi bu romantik dindeki bir piyondur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onur için tdk'nın sunduğu ilk tanımı kabul etmesem de ikinci tanım tam anlamıyla kelimenin anlamını yansıtıyor: "Başkalarının gösterdiği saygının dayandığı kişisel değer" Dikkat edin, başkalarından yani insanlardan yani kuldan dünyada saygı görme... Kendine hayran bırakma... Küçük şirk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya için yaşama, saygı görmek için yaşama, kendini küçük düşürmeme ve işte bunun "onurlu yaşam" olarak isimlendirilmesi. Kötü olan tanım değil, kötü olan insanların manipule edilip bu tarz yaşamın bir meziyetmiş gibi gösterilmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz Efendimiz ve sahabelerin zamanında yaşadıkları olayları konuştuğumuzda onları hep kahraman olarak anlatıyoruz. Ama o yıllarda durum hiç de öyle değildi. Onlar o zamanda onurları ayaklar altına alınmış, hakaret edilmiş, işkencelerden, zulümlerden geçmiş bir hayat yaşıyorlardı. Kimse de övmüyordu, herkes dışlamıştı. Dışlanmış bir hayatı yaşamanın zorluğuna kaç kişi katlanabilir. Katlanılabilse dünya böyle mi olurdu şimdi? O insanlar neden 'onurlu' bir hayatı seçmediler? Neden davalarını bırakıp itibar görecekleri, karınları huzur içinde doyacakları bir hayatı seçmediler? Onurları yerine neyi seçtiler de böyle oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şereflerini!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümmed'in onuru değil, şerefi vardı. Yani dünyası değil ahireti vardır.  Onur nasıl dünyada gördüğün değer, saygınlık ise; Şeref ise bunun tam tersi Allah katında gördüğün itibar ve değerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yerde hem dünyayı hem de ahireti istediğini söyleyen insanlar var. Aslında sadece dünyayı istiyor da "dünya işlerimde problem çıkarmayacaksa ahiret de olsa fena olmaz" diyor. "Ama önce dünya"!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani onurlu bir hayatı seçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu seçimle alakalı bir örnek: Büyük bir miktarda para var tam karşıda. Onu çalabilecek durum da var. Eğer ki bir insan onurlu ise şu muhasebeyi yapar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-) Yakalanma ihtimali ağır basıyorsa:&lt;br /&gt;"Ben bu parayı alırsam hırsız damgası yerim itibarım sıfır olur. Herkes kınar dışlar beni" der ve almaz. Ama bu, parayı almanın sahibinin hakkını yeme ve dolayısıyla ona zulüm yapma hesabı değildir. İnsanın yine kendini düşünmesidir.&lt;br /&gt;2-) Alıp o diyardan uzaklaşabilme ihtimalini görüyorsa:&lt;br /&gt;"Alırım bu parayı giderim uzaklara, orada rahat, huzurlu, "onurlu" bir hayat yaşarım" der ve onu durduracak hiçbir şey kalmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte onurlu hayat budur. Tabi şu da var, modern dünyanın dayatması "onurlu" hayatı seçip üstüne fedakarlık yapmaya kalkmak ise bireyin kendisi ile çelişmesinden başka da birşey değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şerefli hayatta ise bu hesapların hiçbirisi yoktur. "Bu para hakkım değil ve karşımdakine zulümdür". Dikkat edin artık insanın, onuru için değil, başkası için hareket etmesi var yani fedakarlığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki bazı insanlar; geçmiş alimler, mücahitler için şu anda söylenen kahramanlık övgülerinin cazibesine kapılıp, öyle anılabilmek için İslam davasının içinde yer almaya çalışıyorlar. Ve başlarına kötü haller gelmeye başladığında -örn toplum tarafından kınanma, dışlanma, ortalık yerde rezil edilme, belki hapse girme, belki de öldürülme...-  bir anda kendilerini kaybediyorlar yada davayı bırakıp ortalıktan kayboluyorlar. İşte bu, onurunu bir kenara koymadan İslam davasına girme lüksünü yaşamak isteyenlerin, yani kendi aklınca hem şerefli hem onurlu olabileceğini zannedenlerin düştüğü durumdur. Sonuç hüsran.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya üzerinde hiç kimse hiç bir zaman hiçbir yerde hem onurlu, hem şerefli olmamıştır olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-siz'li tabiri ile, bir insan ya onursuzdur, ya da şerefsizdir. İkisi arasında bir tercih yapacaktır istisnasız her insan. Her insan yapmıştır her insan yapacaktır. Hiç kimsenin ayrıcalığı yok. Böylelikle ahiretteki yerler belli olacaktır inşallah.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer ki ümmed-i Muhammed'in onuru yok şerefi var ise, o vakit sadece şereften yana tercihini kullananlar ümmed-i Muhammed'e dahildir demektir.&lt;br /&gt;Dahil olabilenlere selam olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-4278380256623799427?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/qTg38M6B9DA" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/4278380256623799427/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=4278380256623799427" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/4278380256623799427?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/4278380256623799427?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/qTg38M6B9DA/ummed-i-muhammedin-onuru-yoktur.html" title="Ümmed-i Muhammed'in Onuru Yoktur" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2009/11/ummed-i-muhammedin-onuru-yoktur.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0UDRHc7cCp7ImA9WxNXGUk.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-5219239286734549818</id><published>2009-09-30T10:15:00.006+03:00</published><updated>2009-10-07T22:54:35.908+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-10-07T22:54:35.908+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Dini - Tasavvufî" /><title>Putperestlik'in Özü: İnsan Aceleci Olarak Yaratılmıştır ( Enbiya - 37 )</title><content type="html">Peygamberimizin oğlu İbrahim 2 yaşında iken hastalanarak vefat etmiş. Hatta vefatı üzerine Peygamberimizin ağladığı rivayet edilir. İşte tam o gün o saatte güneş tutulması olduğunu biliyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Putperestliğin özü, putperestliğin çıkış noktası, ana damarıdır. Putperestliğin, insanın hiç farkına varamadan sonsuzluğunu kaybetmeye götürebilecek güce sahip olan kısmıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok zaman önce, Hz. İbrahim(as)'in aktardığı dine(İslam) inananlar namazdan önce aynı bizim gibi abdest alırmış. Aynı bizim gibi 'Kabul oldu mu olmadı mı?' sorusu ile boğuşarak. Ne büyük sıkıntı. Namaz kılıyorlarmış, gene emin değiller, 'Kabul oluyor mu olmuyor mu?'. Kurban kesse belli değil, iyilik yapsa belli değil. Yaptığı her ne olursa, sonucunu hemen isteyen insanın en büyük derdi, kabul oluyor mu olmuyor mu sorusu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gene o zamanlarda bir gün aynı bizim gibi birisi Allah için kurban keserken bir anda etrafı kararmış, kafasını yukarıya kaldırmış ve o tüm ihtişamı ile tepesinde duran güneşin önünde bulutun geçtiğini farketmiş. İlk seferde üzerinde çok durmamış. İkinci kere aynı olayı yaşadığında ufak bir 'acaba?' sorusu içine düşmüş. ("&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bir kez kuşkuya düşen karar vermiş demektir&lt;/span&gt;" William Shakespeare) 3-4-5. seferlerde tekrar kontrol etmiş olmamış ama altıncısında yine aynı şey, güneş kararıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık aynı kişi, bu kadarı tesadüf olamaz diyip, insanoğlunun din ile alakalı en büyük sıkıntısına artık kendince bir çözüm bulduğuna dair kararını artık kabullenmiş.(-Shakespeare'in dediği gibi- Kararı ilk şüpheye düştüğünde vermişti şimdi ise kabullendi)  Yani yaptığı ibadetten sonra güneşe bakarak kabul olup olmadığını anlayabilecekmiş artık. Ve dediğini de yapmış. Kurban keserken yukarıya bakmaya başlamış, namaz kılarken, abdest alırken... Aceleci olan insanoğlunun gizli putperestliğini, putperestliğin ilk basamağını yaşamaya başlamış. Bir zaman sonra neden devamlı güneşe baktığını unutmuş ve Allah için yaptığının sonucunu kontrol ettiğine artık tapar olmuş. Artık alenen putperestlik yani ikinci ve son aşamada. Bu süreci yaşamasının nedeni acele etmesi ve kendi kendine, Allah'ın karar verdiği meselede sonuç çıkarmaya kalkmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendimiz zamanında putperestlerin akıl hocaları, putların arkasında gizli bir yerden puta erişecek kadar uzun boru uzatırlarmış ve putun karşısındakiler secde ettiğinde, borudan ses çıkarırlarmış.&lt;br /&gt;-Evet, kabul oldu, 'bak hemen sonucunu aldın'.&lt;br /&gt;Sevinirmiş putperestler. Böyle bir dini bırakıp, hiç göremeyecekleri, bilemeyecekleri bir ilah'ın, yaptıklarının karşılığını dünyada vadetmeyen öğretisine mi tabi olacaklardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoldan çıkmış, yaptıkları ile acınacak haldeki insanların gülünç iddialarının peşinden nasıl olup da gidecek insanlar bulduklarını anlamak çok da zor değil. En temel neden olan kısa yoldan cenneti vadetmelerini bir kenarıya bırakırsak, dikkat edin bu tip fırkaların hepsinde "Bak bize zamanında o şunu demişti ama şimdi o şu oldu" hikayeleri vardır. Yani o kişi kaza geçirmiş, ölmüş, yaralanmış, para kaybetmiş vs. vs. vs.... Biliyorum, "İyi de sizin nasıl insanlar olduğunuzu söyleyen başkaları da oldu, onlara niye birşey olmadı" diyerek o tip insanları muhatap almak en az onlar kadar acınacak hale düşmektir. Zaten kimse muhatap almak istemediği için bu tip fırkalar tarih içinde bu kadar palazlanıp büyümüşler, neyse. Ama elbetteki bir insanın bu şekilde davranması illaki bir fırka mensubu olması ile alakalı değil. insanların yaşadıkları hayatta, yaptıklarında yada başlarına gelen olaylar husunda devamlı Allah adına dünyevi sonuç çıkarması,"Şöyle yaptın, Bak Allah da şöyle yaptı" diyerek Allah'a karşı yalan uydurması her insanda doğal olarak bulunan acele etme zaafından kaynaklanıyor. Bazıları 'Allah'a nasıl iftira atılır ki?' diye soruyorlar. İşte böyle, sosyal hayatında karşılaştığın meselelerde Allah adına çıkarılan sonuçlarla. İnsanoğlunun putperestliğinin en tehlikeli yeri, özü ile. Oysa ki Hak Din'in öğretisinde dünyada iyi-kötü haller yaşamanın Allah katındaki iyi-kötü oluş ile bağlantısı olduğuna dair bir kural yoktur. Hz. Eyüp binbir çeşit hastalıkla boğuşurken, karşısındaki inkarcılar sapasağlamdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta, bugünlerde modaymış, "dine inanmıyorum ama bir güç var" demek. Dine inanmaya çeşitli sebeblerle ne yazık ki güç yetiremeyenler hayattaki güzel tesadüfleri yorumlama zevkinden mahrum kalmak da istemiyorlar anlaşılan. Yada yolda giderken birinin size şaka yollu bir hareket yapmasında beş adım sonra düşmesine "Bak Allah işte. Görüyor musun hemen cezanı verdi" demek tatlı geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://encodeum.blogspot.com/2007/03/baa-gelen-eylerin-sorumluluu-hakkinda.html"&gt;Nisa 78-79'da&lt;/a&gt; herşeyin Allah'tan olduğu söyleniyorsa biz nasıl sonuç çıkarmaktan alıkoyalım kendimizi? denebilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen yaşadığının Allah'tan olup olmamasına dair sonuç çıkarmıyorsun, iyi yada kötü olduğuna dair sonuç çıkarıyorsun. Yani Allah'ın iyi anlamda mı kötü anlamda mı takdir ettiğinin kararını veriyorsun. Yanılma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya düşündüğünün tam tersi ise?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela, sana falcıya gitme dendi ama gittin ve falcı sana "şöyle şöyle olacak" dedi ve ne dediyse aynen oldu. N'apar insan? Elbette dünyada, hemen şimdi sonucunu çıkarır. "Bu mübarek bir insan, gitmekte bi zarar yok. Yoksa nasıl bilebilirdi ki!"&lt;br /&gt;Ya, Allah senin mübarek sandığının dediklerinin çıkmasına senin kendi uydurduğun batılına, şirkine yani sonucuna daha fazla tutunasın diye izin verdiyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sapkın bir fırkanın mensubu ile tartışan bir kişi diyelim kötü bir hastalığa tutuluyor yada kaza oluyor ölüyor yada başka bir şey.&lt;br /&gt;Ya, Allah o şahsı öldürmesi yada hasta etmesi sadece sapkının şirkine daha fazla batması için ise.&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Araf-163&lt;/span&gt; Bir de onlara, o deniz kıyısındaki şehrin başına gelenleri sor. O sırada onlar cumartesi yasağına riayet etmiyorlardı. Cumartesi günü balıklar akın akın geliyorlardı, yasak olmadığı gün gelmiyorlardı. Yoldan çıkıp sapıklık yaptıkları için biz de onları işte böyle sınıyorduk. &lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Yahudilere cumartesi günü hiçbir şey yapmayın deniyor ama o gün yapmamaları gereken şey onları cezbedici şekilde geliyor.&lt;br /&gt;Falcıya gitme deniyor ama falcı doğru bildi. Bu cezbediyor.&lt;br /&gt;İddia ettiği her şeyin baştan sona yalan, yanlış olduğu gösterilen kişi ile tartışan kişi felakete maruz kalıyor. Herkes çarcabuk sonuç çıkarıyor.&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyordu; sanki o gün, balıklar suda yürüyorlardı.Balıkların yumurtalarının yağı suyun yüzünü kaplamıştı. Balıkların çokluklarından suyun yüzü görünmüyordu. Ama diğer günlerde ise balıklar gelmiyordu. O balıklar, zamanın belirli bir kısmında geliyorlardı.Sonra onlara İblîs geldi. Onlara;-"Siz Cumartesi günü sadece balık avlanmaktan nehiy olundunuz. Ama sizler, balıkların kolaylıkla gelecekleri ve zorlukla çıkacakları bir havuz yapın.Onlar da öyle yaptılar.Cumartesi günü, balıkları, o havuza sevk ediyorlardı. Balıklar, çıkmaya yol ve güç bulamıyorlardı. Yahudfler de Pazar günü gelip, o balıklan tutup avlıyorlardı.Onlardan adamın biri, bir balık tuttu. Kuyruğundan bir iple sahildeki bir ağaca bağladı. Sonra da Pazar günü, onu kızarttı. Komşuları, onun evinde, balık kokusunu gördüler. Onun fırınına muttali' oldular. Ona;-"Muhakkak ki Allâhü Teâlâ hazretleri bizi görüyor! Senden Allâhü Teâlâ hazretlerine sığınırız!"O adam, kendisine bir azabın geldiğini görmeyince, ertesi gelen hafta iki balık tuttu.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sonra da azabın kendilerine acil olarak gelmediğini görünce (çoğu) buna devam ettiler&lt;/span&gt;.Balıkları avladılar. Yediler, tuzladılar.Ve onu sattılar. Sayılan yetmiş bine yakın kişiydiler&lt;br /&gt;İsmail Hakkı Bursevi(k.s.), Ruhu’l Beyan Tefsiri, Fatih Yayınevi: 9/391-392.&lt;/blockquote&gt;Ve şimdi gelelim en başta söylediğimize Efendimizin oğlu İbrahim'in 2 yaşında vefat etmesine ve o gün tam o anda güneş tutulmasına. Siz olsanız, tam o gün o saatte güneşin tutulduğunu görseniz, hem de Efendimizin oğlunun öldüğü gün, hem de Efendimizin ağladığı gün, ne derdiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne derdiniz bilmiyorum ama Efendimiz şunu demiş:&lt;br /&gt;&lt;blockquote style="font-weight: bold;"&gt;Güneş ve Ay, Allah’ın birliğine ve büyüklüğüne iki şahittirler. Onlar, kimsenin ölümü ve dirimi ile ilgili değildirler.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;İbn Kesir, el Bidaye ve’n-Nihaye Büyük İslâm Tarihi V, çeviren: Mehmet Keskin, İstanbul 1994, 514&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;İslami cemaat mensubu bir kişi hocasına, şeyhine bakarak yada kendisine karşı davranışını kontrol ederek iyi yolda mı kötü yolda mı olduğunu anladığını söylediğini okumuştum. Güneşe bakarak doğru mu yanlış mı yaptığını kontrol eden yıllar evvel yaşamış insandan ne farkı var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ama o hocasına tapmıyor ki!&lt;br /&gt;- Tabi, güneşe bakıp sonuç çıkaran kişi "Ben güneşe tapıyorum" diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka yerde de, yanlış bir hareket yaptığında hayatında küçük bir 'tokat' yiyeceğii şeklinde bir 'kaide'nin insanlara aktarıldığını okumuştum. Bunlar iyi niyetli olarak söylense dahi çok tehlikelidir. Peki kötü birşey yaptığında tokat yemezse, 'tokat yemedim demek ki kötü değilmiş' demesinden nasıl alıkoyacak insan kendini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar güce tapmaya, kendisine kıymet vermeye, dünyanın kendi etrafında döndüğünü hayal etmeye meyillidir. Güç gösterisi yapmak nefsin en büyük zevkidir. Güce tapmaya, güç gösterisi yapmaya bu derece hazır insan tabiatına sokulması gereken en son şey, hayatta kendi yaşadığı yada daha kötüsü başkalarının yaşadığı iyi-kötü hallerin Allah katındaki hali ile bağlantı kurduracak mantık örgüsüdür. Bırakın böyle bir şeyi -iyi niyetli olarak- düşünmeyi, düşündürtmeyi; bunu red etmek ve bununla mücadele etmek müslümanın temel vazifesidir. Bu da İslam'ın özüdür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-5219239286734549818?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/KT920JxeW3I" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/5219239286734549818/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=5219239286734549818" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/5219239286734549818?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/5219239286734549818?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/KT920JxeW3I/putperestlikin-ozu-insan-aceleci-olarak.html" title="Putperestlik'in Özü: İnsan Aceleci Olarak Yaratılmıştır ( Enbiya - 37 )" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2009/09/putperestlikin-ozu-insan-aceleci-olarak.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;Dk4FQng8eCp7ImA9WxNXEkQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-7175614017666096095</id><published>2009-09-24T00:06:00.001+03:00</published><updated>2009-09-30T10:15:13.670+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-09-30T10:15:13.670+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Genel" /><title>Avamın Kelime Algısı</title><content type="html">Avamın kelime algısı kelimelerin öz anlamı üzerine değil, taşıdıkları sanılan pozitif ve negatif anlam üzerine inşa edilmiştir. Kullanılan kelimelerin tanımı nedir, yerinde midir yersiz midir gibi kaygılar bulunmaz bu dünyada. Eşik değer anlatmak istediği konuda pozitifliği yada negatifliği sağlayabilmesidir. Eğer geçmişse eşik değeri gerisi problem değil. Nedeni, ne yazık ki insanoğlunun düşünce dünyasını oluştururken yaptığı tembelliğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Din milliyetçiliği, dil milliyetçiliği, renk milliyetçiliği yapmayacağız" deniyordu televizyonda. Aslında, "ayrımcılığı" demeye çalışıyordu söz sahibi ama doğru kelimeyi seçemiyordu. Doğru kelimeyi seçmek önemli değil dediğimiz gibi "Milliyetçilik"in kullanımı yanlış olsa da "ayrımcılık"ın taşıdığı negatifliği sağlıyor ya, çok da önemli değil. İnsanlar da yadırgamadan dinliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ben sanatçıyım" deniyor çok sıklıkla ama "sanatçı" kelimesinin anlamı söylenen tarafından bilinmiyor zaten anlamı dahilinde de söylenmiyor. Kast edilen şey "Ben iyi birşeyim". İşin ilginci "Ben sanatçıyım" ifadesine karşı çıkmak isteyenler ise sanatçı kelimesin anlamını sormak yerine "Hayır sen sanatçı değilsin" diyor iddia sahibine. Yani karşı çıkan da, iddia sahibi gibi aynı algı dünyasına sahip olduğu için aynı dili konuşuyorlar ve gerçekten "sanatçı"dan karşı tarafın algıladığını yani "iyi birşey"i anlıyor. Cevabı aynı dünyaya ait bir tarzla veriyor "sanatçı değilsin" yani "iyi birşey değilsin". "Sanatçı" kelimesi ise aynı diğerleri gibi anlamında sıyrılmış bir halde ortalık yerde bir o ağızdan bir o ağıza dolanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"En iyilerinden biri" yada genel olarak "En bilmemnelerinden biri". İnce bir mantık hatası var. Hiçbir şey "en iyilerinden biri" olamaz. Bir şey ya "en iyisi"dir yada "iyilerinden biridir". "En"den sonra çoğul olmaz, birşey "en" olmayı başarmış ise o şey tektir. Burada anladığım kadarı ile yapılmak istenen karşı tarafı övmek ama şimdi iyilerinden biri dense biraz hafif kaçacak, en iyisi dense çok iddialı olacak hem ne gereği var, o zaman ikisinin karışımı ucube birşey ortaya çıkıyor. İşin ilginci diğer dillerde de aynı bu şekilde kullanılıyor. "one of the most" gibi. Bu da bize avamın kelime algısındaki problemlerin herhangi bir dile değil avamın kendisine ait olduğunu gösteriyor hangi coğrafyada olursa olsun.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece bunlar değil tabi. Örnekler çok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Her fikre saygı duymalıyız" Fikre saygı duyma ne demek hala daha anlayabilmiş değilim, birşey "fikir" olmayı haketmişse zaten gerekli ilgiyi görüyordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Din ile bilimin karşı karşıya getirilmesi çok yanlış" Ne anlamamız gerekiyor bir türlü çözememişimdir, genelde söz hakkı verildiğinde ilk cümle olarak kullanılıyor. Ben ingilizce ağırlıklı bir okulda okurken, ingilizce dersinde hoca ani bir soru sorduğunda hem biraz zaman kazanmak hem de birşeyler söylemiş olmak için yavaş yavaş "I agree with my friends... Hmmm... It changes from person to person" derdik, o aklıma geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tevafuk, bu yazıyı yazarken şu anda kulağımda kulaklık bir tartışmayı dinliyorum internetten canlı olarak, "ırk" kelimesi havalarda uçuşuyor. "Türk Irkı", "Kürt Irkı"ndan bahsediliyor. Üstelik bu insanlar prof., doç., yazar gibi (dünyevi) vasıflı insanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-5 dakika sonra-&lt;br /&gt;Şimdi ise kapattım o sayfayı. Yukarıda yazdıklarımı bilerek dinlemek hakikaten zor oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağlar ilerledikçe, teknolojik kolaylıklar sayesinde insan farkında olmadan gittikçe tembelleşiyor. Bu tembelleşmesinin bir boyutu bu yazının konusu oldu. Bilmiyorum bu yazıyı yüzyıllar evvel yazabilir miydim? Söz söyleme sanatının ne kadar büyük kuvvet olduğu zamanlar yaşanmış ki, -bilirsiniz, Kur'an-ı Kerim de bu zamanların birinde inmiş- Oysa şimdi insanlar anlamını dahi bilmeden kullandıkları kelimeler ile bir şeylerin iddiasına kalkışıyor ve hatta değişimlerden bahsediyor, daha ileri gidip kalabalıklar oluşuyor, daha da ileri gidip belki silahlanıyor. Konuşurken ne kastettiği bile belli olmayan şaşalı kelimeler kullanılmaya devam ediliyor. O cümlelerin altını biraz deştiğinde ise sadece boşluğun gürültüsü ile karşı karşıya kalıyorsun. Bu kadar insan sadece bir gürültünün peşinde, gürültü olduğunu farkedemeden gidiyor. İnanın, az evvel yayımlanan o programda saatlerce konuşan ve konuşurken belki bin defa "ırk" vb. gibi kelimeleri kullanıp tanımını bilmeyen insanların hiçbirisi kendisini yanlış yolda görmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurgu ideolojilerin kurgu sorunlarına kurgu çözümler... Tam anlamıyla avamın kelime algısına yakışacak cinsten.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-7175614017666096095?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/ZhP0rakDf4s" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/7175614017666096095/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=7175614017666096095" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/7175614017666096095?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/7175614017666096095?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/ZhP0rakDf4s/avamn-kelime-algs.html" title="Avamın Kelime Algısı" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2009/09/avamn-kelime-algs.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CkMASH84eip7ImA9WxNQF0k.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-5941863960629534621</id><published>2009-06-25T18:33:00.005+03:00</published><updated>2009-09-24T00:14:09.132+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-09-24T00:14:09.132+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="E-Kitap - İktibas -Tanıtım" /><title>(Yarım) Mason Belgesi</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_L3Z3UUmGxXs/SkOZQlgcYFI/AAAAAAAAAAo/oQpWS_NNyZ4/s1600-h/Mason+Belgesi.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 216px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_L3Z3UUmGxXs/SkOZQlgcYFI/AAAAAAAAAAo/oQpWS_NNyZ4/s320/Mason+Belgesi.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5351289292471427154" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu belgenin elime geçtiği tarih 1998 sonu 99 başıydı. Niye yarım diye merak edenler için kısa hikayesi şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlardan birisi, localara girip çıkan birinin işyerinde -hatırladığım kadarı ile- kenarda müsvette halinde duran bir tomar kağıdı göstererek "Abi şu kağıtlar lazım mı alayım mı?" diyerek kağıtları istiyor. İşyeri sahibi de "al" demiş. Sonra kağıtları kullanırken tesadüfen içinde bunu görmüşler. Okumuşlar etmişler sonra bana haber verdiler; gidip almıştım o zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediğim gibi 98-99 gibi benim elime geçti ama belgenin ne zaman yazılıp, localara dağıtıldığını tam olarak bilmiyorum. Ama metinden anlaşıldığı kadarı ile 28 Şubat'tan önce Kanal 7'de gizli çekilmiş mason ayini görüntülerinin yayınlanmasından hemen sonra olmalı. O işyerinin sahibi de tahmin ettiğim kadari ile kağıdı yırtmış ve atmak için kenarıya koymuş ve daha sonra unutmuş olsa gerek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse...&lt;br /&gt;Zamanında, perde arkasında nelerin döndüğünü anlamak için encodeum'dan ufak bir katkı...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-5941863960629534621?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/QPbr1mhRyxY" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/5941863960629534621/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=5941863960629534621" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/5941863960629534621?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/5941863960629534621?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/QPbr1mhRyxY/yarm-mason-belgesi.html" title="(Yarım) Mason Belgesi" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_L3Z3UUmGxXs/SkOZQlgcYFI/AAAAAAAAAAo/oQpWS_NNyZ4/s72-c/Mason+Belgesi.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2009/06/yarm-mason-belgesi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUMDRno9eip7ImA9WxJQGU8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-5253734595823280123</id><published>2009-05-17T14:31:00.006+03:00</published><updated>2009-06-02T10:24:37.462+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-06-02T10:24:37.462+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="E-Kitap - İktibas -Tanıtım" /><title>İnkarcılığı Tercih Etme İmkanı (Yasin 66)</title><content type="html">&lt;blockquote style="font-weight: bold;"&gt;Yasin 66-) Dileseydik onların &lt;span style="font-style: italic;"&gt;inkarcılığı tercih etme imkanlarını&lt;/span&gt; en başından yok ederdik. O zaman doğru yola erişmek için birbirleriyle yarışırlardı. Bunca ilahi ikaz ve uyarıyı anlamamakta ısrar eden o kafirler bunu böyle yapabileceğimizi nasıl kavrasınlar ki?!*&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;*Not: Bu ayetin, bu orjinal çevirisini &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Doç. Dr. Mustafa Öztürk&lt;/span&gt;'ün Otto yayınlarından çıkan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;'Kur'an-ı Kerim Meali, Anlam ve Yorum Merkezli Çeviri&lt;/span&gt;' isimli meal çalışmasından aldım. Bu mealin; Türkçeye birebir çeviri yada Kur'an-ı Kerim'in yazı değil; söz, hitap olduğu gerçeğini göz önüne alınmaması vs. gibi nedenlerden kaynaklanan okuyanın anlamakta zorlandığı Türkçe cümleleri içinde barındırmamasıyla aradan sıyrıldığını söylememiz gerekiyor. Mealin 'Sunuş' kısmında da şöyle denmiş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;blockquote&gt;Bu mealin kendi özgü hususiyetlerinde bir ve belki de birincisi, yediden yetmişe hemen herkesin son derece kolay bir şekilde okuyup anlayabileceği bir dil ve üslüba sahip olmasıdır. Bu bağlamda, mevcut Kur'an meallerinin pek çoğunun harfi harfine tercüme gayretiyle hazırlanmış olmasından dolayı oldukça bozuk bir Türkçeye sahip olduklarını dolayısıyla Kur'an'ı ister istemez son derece sıkıcı bir metin haline getirdiklerini belirtmemiz gerekir. Oysa Kur'an'da kuru, zevksiz, duygusuz ve didaktik bir dil değil, çoğu zaman lirik ve özellikle kıssalarda epik bir dil ve üslup hakimdir. Bu çarpıcı dili meale yansıtmak son derece önemlidir.&lt;br /&gt;(a.g.e syf:13-14)&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, gene 'Sunuş' kısmında hem ayetlerin derinliği, üslübu, içindeki deyimler ve zamirler ile ilgili  hem de diğer bazı mealler hakkında çok ilginç bilgiler var.  Daha ayrıntılı bilgi için aşağıdaki röportajı okuyabilirsiniz:&lt;br /&gt;http://haksozhaber.net/news_detail.php?id=5283&lt;br /&gt;Meal edinmek isteyenlerin bir alternatif olarak değerlendirmelerini tavsiye ederiz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-5253734595823280123?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/SyHp-ET3H7I" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/5253734595823280123/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=5253734595823280123" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/5253734595823280123?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/5253734595823280123?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/SyHp-ET3H7I/inkarclg-tercih-etme-imkan-yasin-66.html" title="İnkarcılığı Tercih Etme İmkanı (Yasin 66)" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2009/05/inkarclg-tercih-etme-imkan-yasin-66.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;Ck4AQH89fSp7ImA9WxJRFUs.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-8240604905280620218</id><published>2009-04-19T22:05:00.007+03:00</published><updated>2009-05-17T14:49:01.165+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-17T14:49:01.165+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Dini - Tasavvufî" /><title>DOĞAYI KORUMAK HARAMDIR</title><content type="html">Bugünlerde; 'Kahpe Kader' vs. gibi şarkıları dinleyen aynı insanların, bir müzik grubunun ayetlerle ilgili uygunsuz ifadeler kullanmasını kınadıklarını görüyorum.&lt;br /&gt;Önceden de Peygamberimize hakaret eden birini abide şahsiyet olarak tanıtan birilerinin uzakta bir ülkede Efendimiz ile ilgili yapılmış karikatürleri kınadıklarını görmüştük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin vurduğuna vurmak kolay, hele bi de uzaktaysa çok kolay, hiçbir risk yok; ama aynı çevrede yaşadığın, kendini hakikaten doğru yolda olduğunu ve 'diğerlerinin' kandırıldığını düşüneni ikna etmeye çalışmak bir ton problemi karşına çıkarır. Onun için mümkün mertebe herkesin vurduğuna vurarak, kendini İslam davasında aktif hissedip vicdan tatmini yapmak tercih sebebidir. Bwelki de, putperestlik'in başka bir tanımı da bu olsa gerek, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;çıkarlarınla çatışmayan din&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hıristiyanların, yahudilerin neden ilahi rahmetten uzaklaştırıldığını anlamak zor değil, dinlerini öyle bir budamışlar ki hayatta risk aldıracak hiçbirşey kalmamış geriye. Risk alıyorlarmış gibi gözüken şeyler de gene dünyevi çıkarları olmuş. Mesela iyilik anlayışları, iyilik yaparsan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;hayatta&lt;/span&gt; iyilik görürsün şeklinde, yani çıkarın var bu işte, kazancın var. Bir dakika... ama bizde de böyle söylenmiyor mu! Yoksa biz de mi! Anlatmaya çalıştığımız gibi, diğerlerini aldatılmış sayan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;'aldanmış'&lt;/span&gt; en tehlikelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz teknik bilgi istiyor biraz sonra anlatacağım ama ilginç. Daha önce nasıl göremedim hayret. NT Kernel için komponent yazanlar -genelde driver oluyor bu- yazdıkları driverları, kullanıcı programların isteklerinin mutlaka asenkron olacağını varsayarak yazarlar. Eğer cihaz meşgulse isteği kuyruğa koy uygulamaya 'şu anda meşgul sen kendi işini yap' mesajı döndür. Asenkron olması budur. İşlem bittiğinde eğer istek overlapped ise bir event nesnesi ile değişiklik bildirilir, eğer çağrılması için bir procedure adresi gönderilmişse, o fonksiyonun çağırılması için ilgili thread(kanal)'ın APC kuyruğuna bir istek, uyarı bırakılır. Fakat o istek hemen çağırılmaz NT Kernel tarafından, ta ki ilgili thread ya bekleme yada uyuma haline geçene kadar. İşte ilginç olan bu, uyarabilmek(interrupt) için uyku durumunda olmak, olduğunu bilmek gerekir. NT Kernel uyku durumunda olduğunu gördüğü zaman ilgili fonksiyonu çağırıyor. Yada kanal(thread) uyuduğunu anladığı zaman o fonksiyonun çalışmasına izin veriyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Uyarılabilmek için&lt;/span&gt; uyuma/boşta beklediğini bilme şartı programcılıkta bile şartken, herkesin birbirini uyutulmuşlukla, kandırılmış olmak ile itham ettiği, kendisini ise hiç o durumda göremeyen(görmeyen değil göremeyen, bunu gerçekten başaramayan) birilerini nasıl uyaracaksın. Çıkarını korumak için yapmayacak hiçbir şeyi olmayan insanlar, diğerini ajan gören paranoyaklaşmış bir toplum, anlık duygusal tepkiler... Tefekkür edip hakkı teslim edebilen kaç kişi var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğayı korumak haramdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ne diyorsun! Bu güzelliğe kıyılır mı! Yaşanabilir, temiz, huzurlu bir dünya...&lt;br /&gt;- Peki kendini bir işadamı olarak düşün ve tabi ki de yıllık gelirini artırmaya çalıştığını. Düşün güzel bir otel yapacaksın, eline fırsat geçti,  yeşilliğin üstüne. Kıyar mısın?&lt;br /&gt;- Tabi ki hayır.&lt;br /&gt;- İyi düşün. Seni sürüklemeye çalıştığımı zannettiğin yere gitmemek için ezberden cevap veriyorsun. Elbette yaparsın. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bu, huzurlu bir dünya istemekle aynı şey&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşanabilir, temiz, huzurlu bir dünya senin &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;çıkarın&lt;/span&gt;dır. Sen doğayı korumuyorsun sadece &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;çıkarını koruyorsun&lt;/span&gt;. Aslında daha henüz doğanın güzelliği ile çıkarın çatışmadı. Yukarıda dediğim gibi eğer bir otel yapacaksan çıkarın o noktaya vardığında o vakit merak etme gözün görmez hiçbir şeyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ne demektir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nefs-i emmarenin doğayı katletmesi de haramdır, ve aynı şekilde koruması da haramdır&lt;/span&gt;. Bunu herşeye uyarlayabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefs-i emmarenin namaz kılması da haramdır, namaz kılmaması da.(Nerden okuduğumu hatırlayamadım bu sözü)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Peki napalım, namaz kılmayalım mı, doğayı korumayalım mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkarınla çatıştığı vakit yapmayacaksın zaten merak etme. Ben sadece insanoğlunda görülen "iyi haslet" olduğu sanılan davranışların, tutumların şuurlu bir yöneliş olmadığını, yapılan şeyin çıkar olması dolayısıyla ahirette bir işe yaramayacağını anlatmaya çalışıyorum. Doğayı korumak yada diğer her ne akla gelirse onu yapmak çıkarındır, onu yapmamanda da çıkarındır. Namaza da doğayı korumana da devam et. Ama nefs-i emmare isen merak etme çıkarınla çatıştığı anda bırakacaksındır. Bu satırları yazan da bırakacak nefs-i emmare ise. Bilmek insanı takvalı yapmaz. Hep yaptıklarımızın altında ister dini olsun ister olmasın mutlaka çıkar var, dikkat et görürsün. İçimde olan başka şey ama sanki din için yapıyormuşum gibi kendimi bile kandırıyorum. Aklıma geldi. Saat almıştım, vay be ne güzel, sade şıklığı var, tam &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;müslümana yakıştığı gibi&lt;/span&gt; diyordum, sanki öyle birşeyi düşünmüşüm gibi. Araya sokuyorsun &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;sanki din için&lt;/span&gt; yaptığını...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keşke hepsi yukarıdaki saat örneği kadar basit ve şahsın kendisi ile sınırlı olsa, seneler boyunca çıkarları çatışdıkça yeni şeyler icat edilip, bunların bir de dine sokulması, dini birşeymiş gibi gösterilmesi ne zarar verdi bu ümmede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;'Taviz vermiş insan' olmamak için verilen tavizin kölesi olmak&lt;/span&gt; ne kötü bir durum. Allah düşürmesin... Öyle yada böyle, neler uydurulmuş boyun eğesin diye, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;boyun eğenleri farketmeyesin&lt;/span&gt; diye, çıkarınla çatışmasın diye, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;çıkarı ile çatışanların verdikleri tavizleri görmeyesin&lt;/span&gt; diye. İnsanın kendini samimi olarak bilmesinden daha güzel birşey yok bu dünyada...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bakara 284-)&lt;/span&gt; Göklerde ne var,yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Siz içinizde olanı açıklasanız da,saklasanız da, &lt;/span&gt;Allah onu bilir ve onunla sizi hesaba çeker.(Sonra da ameline ve niyetine göre) dilediğinin günahını bağışlar,dilediğine azap verir.Allah’ın kudreti her şeye yeter.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Allah hesap günü, insanın içindekini çıkaracak ortaya(AllahuAlem)&lt;br /&gt;- Ben müslümandım&lt;br /&gt;- Hayır; sen müslüman olmayı hiç seçmeden, sen sadece etrafındaki insanları taklit ettin ve o insanların İslam seçmesi dolayısıyla bu dine yöneldiğini sandın. Eğer etrafındakiler yahudi olsaydı, yahusi, putperest olsaydı putperest olacaktın. Yani, sen İslamı değil, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;etrafındakileri taklit etmeyi seçtin&lt;/span&gt;. Ki bunu hiçbir şeyini feda etmeye razı olmamış olmanla anlayabilirsin.&lt;br /&gt;- Ama ben gözyaşı döktüm, şunu yaptım bunu yaptım&lt;br /&gt;- Sen göstere göstere kahramanı oynadın. Feda ettiğini sandığın şeyler sadece itibar görmek içindi. (AllahuAlem)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah ahirette insanın içinde gizlediklerini bir bir ortaya çıkaracaktır. Ve artık ne kandırma var, ne erteleme var, ne duygu sömürüsü var. Allah yardımcımız olsun inşallah! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir öğretiyi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hak Din&lt;/span&gt; yapan şey, o öğretinin çıkarlarınla çatışmasıdır. İslamiyeti çıkarı ile çatışacak şekilde yaşayabilenlere selam olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-8240604905280620218?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/nKTrmOaYsko" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/8240604905280620218/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=8240604905280620218" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/8240604905280620218?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/8240604905280620218?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/nKTrmOaYsko/dogayi-korumak-haramdir.html" title="DOĞAYI KORUMAK HARAMDIR" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2009/04/dogayi-korumak-haramdir.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkMNRnw7fyp7ImA9WxVaGE8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-1417875585859817178</id><published>2009-04-15T23:17:00.004+03:00</published><updated>2009-04-15T23:48:17.207+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-15T23:48:17.207+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Dini - Tasavvufî" /><title>Cehenneme Karşı Cesur Olmak</title><content type="html">Bilginin değeri tekrar edildikçe &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;insanın gözünden&lt;/span&gt; düşer. Bilginin kendi sahip olduğu değer düşmez, insanın gözündeki değeri düşer. Ölüm bilgisinin uğradığı akibet de budur. Öleceğimiz o kadar çok tekrarlanıyor ki dünyanın en ağır, en keskin bilgisini umursamıyoruz. Hiç aklımızın ucundan bile geçmiyor. "Hepmizi öleceğiz... Tabi, tabi.. Hepimiz öleceğiz" diyerek öleceğimiz gerçeğini aslında sadece geçiştiriyoruz; düşünmüyoruz bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat! Bir üst paragrafta geçen cümlelerde hep "biz" kullandığım için bu cümleler sanıyorum çok da sarsmadı, ölüm bilgisinin tekrar edilişinden dolayı gözden düşmesi yanısıra aynı şekilde herkesin aynı durumda olduğunu bilmek rahatlatıyor sizi. Okurken, ölüm bilgisini unutmanın endişesini duymak yerine herkesin aynı durumda olması dikkatinizi çekiyor; yani rahatlatan şey "ben yanılıyorsam, herkes de yanılıyor ve yalnız değilim".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Müslüman Allah'ı, öleceğini unutmadan günaha giremez" demiş alimler. Günaha girebiliyorsanız bunu unutma kabiliyetinize borçluymuşsunuz. Harkulade bir tespit fakat günaha girmede (yani aslında cehennem bilgisine karşı cesur olmada) iki nokta daha var insanoğlunun sığındığı. Bunlardan birincisi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;cehennemde yalnız olmayacağını&lt;/span&gt; tasavvur etmek, ikincisi sadece &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;belli bir süre azap ile muhatap olacağını&lt;/span&gt; sanmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer "Yanacaksak hepimiz yanacağız" diyerek cehennemi hayal ediyorsanız:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İsra - 22 &lt;/span&gt;(EY İNSANOĞLU,) Allah'la beraber bir başka tanrı edinme ki kendini kınanmış ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;bir başına bırakılmış olarak bulmayasın&lt;/span&gt; &lt;/blockquote&gt;Eğer "Belli bir süre kalır çıkarız" diyorsanız:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bakara 80.&lt;/span&gt; Ve onlar: "Ateş, bize birkaç günden fazla dokunmaz" derler. (65) De ki [onlara]: "Allah'tan bir söz mü aldınız -çünkü Allah hiçbir zaman sözünden caymaz- yoksa asla bilemeyeceğiniz bir şeyi mi Allah'a isnad ediyorsunuz?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 51, 0);"&gt;65 - Yaygın Yahudi inancına göre, İsrailoğulları'ndan günahkarlar bile öteki dünyada sadece çok sınırlı bir ceza görecekler ve "seçilmiş toplum"a mensup olmaları sebebiyle cezaları çabucak kaldırılacaktır: Bu, Kur'an'ın reddettiği bir inançtır.&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Ayetler son derece açık... Aslında hiç de kendimize yakıştıramadığımız o cehennem sandığımızdan çok daha yakın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mümkün mertebe kul haklarından uzak duralım inşallah ve Cenab-ı Hak, dünyada cehenneme karşı cesaretimizi kırsın, sonsuz azapta yapayalnız kalmanın pişmanlığından korusun, bize rahmeti ile muamele etsin inşallah.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-1417875585859817178?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/pa7yFLkCbsg" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/1417875585859817178/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=1417875585859817178" title="2 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/1417875585859817178?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/1417875585859817178?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/pa7yFLkCbsg/cehenneme-kars-cesur-olmak.html" title="Cehenneme Karşı Cesur Olmak" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>2</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2009/04/cehenneme-kars-cesur-olmak.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0QHQHs7eCp7ImA9WxVbE08.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-186739156999360278</id><published>2009-03-28T16:39:00.005+02:00</published><updated>2009-03-29T14:15:31.500+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-03-29T14:15:31.500+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Genel" /><title>Fethullah Gülen Cemaati Yazarlarının Bitmek Bilmeyen Edilgen Çatıları</title><content type="html">Önceden böyle değildi. Önceden böyle şeyler yapmıyorlardı. Gerçi önceden Fethullah Gülen Hoca da böyle değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sene 1995, Erbakan Hoca Türkiye'de başı çekerken ve hakikaten kalıcı ve İslam davasına uygun hizmetler için çalışıyorken, şöyle diyordu Fethullah Hoca:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Ben Cebrail aleyhisselâmı çok severim. Onun mübarek ismi geçtiği zaman, gözlerim yaşarır; burnumun direği sızlar. Tabii ki mübarek yüzünü rüyada bile görmediğim bir melektir. O gelse de Türkiye'de bir parti kursa, onun partisini bile desteklemem&lt;br /&gt;23 Kasım 1995&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Hazır Erbakan Hoca yapılan propogandalar(ki bunlar çoğunlukla göz boyamaktan ibaretti, boyanmanın kaçmaya vesile olacağını görenler için büyük bir fırsattı) sayesinde gözden düşürülmüş ve hala daha açıkça görülebilinecek herhangi bir davası, ilkesi olmayan (kendilerine yakın olduğunu bildikleri) bir parti  iktidardeyken, üstelik seçimler yaklaşırken aynı Fethullah Hoca şöyle diyor:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;İnanan bir insanın -kendi ruh ve mana köklerinin yeniden neşv ü nema bulması niyetiyle- inandığı istikamette oyunu kullanması, üzerine bir vecibedir; bu görevini yerine getirmeyen bir insan günaha girmiş olur.&lt;br /&gt;http://herkul.org/bamteli/index.php 23 Mart 2009&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Eee, şartlar değişince, "prensipler"(?!) de değişiyor. (Değişen şey presip olur mu?)&lt;br /&gt;Neyse konumuz bu değil...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konumuz Fethullah Gülen Cemaati Yazarlarının Bitmek Bilmeyen Edilgen Çatıları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taha Akyol, bir kitabında -hatırladığım kadar ile- gençliğinde bol miktarda komplo teorilerine kapılmalarının nedenini olayların arka planını bilme, herşeyi açıklayabildiğini sanma duygusu olduğunu söylüyordu. İşin kolayına kaçma... Fakat, burada komplo teorileri ile edilgen çatıları birbirinden ayırmamız gerek. Komplo teorileri sanıldığı kadar kolay değildir çünkü tutarlı bir şekilde isim, yer, zaman yada belge koymanız gerekir. Ama, biraz sonra açıklayacağımız gibi, edilgen çatılar öyle değildir. Edilgen çatılar ile herşeyi kolay yoldan açıklayabiliyorsun, ne araştırma yapmana, delil bulmaya çalışmana ne de oturup bunları analiz edip sağlam tahlillerde bulunmana gerek var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki son yıllarda, Gülen Cemaatinin yayın organlarında bunlara fazlası ile rastlamaya başladık ki neredeyse her yazarı ayrı bir seneryo üretiyor edilgen çatılı fiillerde donattıkları yazılarında. Ama şuna dikkat çekmek istiyorum bu yapılanlara &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;komplo teorisi&lt;/span&gt; bile diyemiyoruz. Çünkü örn. Adnan Oktar'ın da kitapları var, komplo teorileri ile alakalı ama o kitaplarda şahısların isimleri, yer ve tarihler açık açık veriliyor. Ama edilgen çatı da o yok. Sadece edilgen çatı kuruyorsun:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-***  ayarlandı.&lt;br /&gt;-***  yapıldı.&lt;br /&gt;-***  ortaya çıkarıldı.&lt;br /&gt;-***  tasfiye edildi. *** ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim ediyor, nerde ediyor nasıl ediyor? Delilin ne, neye binaen söylüyor? Hiçbir şey yok. Yani yazıda hiçbir şey yok. Hiçbir şey anlatmıyor yazı. Beğenmedikleri hemen "ajan" oluyor; bir yerde kaza meydana geliyor suikast deniyor vs... say say bitmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her işte kolaya kaçma vardır ya, yazarlıkta da kolay kaçma edilgen çatılara sığınma ile oluyor sanıyorum. "Avam" okuyucunun da hoşuna gidiyor edilgen çatılar. Belki yalan olduğunu bile bile okuyor, yalan olduğunu bile bile yazan yazarların yazılarını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanıyorum bu gelenek bu İslami cemaatte Aydoğan Vatandaş ile başladı. Bu yazar, Amerika'da yüzlerce çeşidi bulunan ve açıkçası insanların pek de itibar etmediği, komplo teorileri kitaplarında okuduklarının çevirileri ile derlediği kitaplarını 2000'li yılların başında piyasaya  sürmeye başladı. Haarp Projesi, Philadelphia Deneyi, aya ayak basılmadı falan filan... Ben okumadım ama okuyanlardan duyduğum kadari ile bu Amerika'da yüzlerce çeşidini bulabileceğiniz (çoğunlukla kurgu-bilim) kitapların çevirisinin bile hakkını tam verememiş. Ne olduysa ondan sonra oldu sanıyorum, gerçi tüm cemaatler, partiler yani oluşumlarda böyledir, kendilerinden olduğunu bildikleri birisi bir konuyu bir yöntemle işlemeye başladı mı, ona arka çıkmak için biraz da, herkes o yönteme yönelmeye başlar. Böylece korkunç bir komplo teorisi kirliliği yaşanmaya başladı. Ama bunlara komplo teorisi demek bile yanlış. Çünkü isim yer zaman vererek, delilleri ile konuşanların hakkını yememek gerekiyor dediğim gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok fazla okuyup tıklamasam da gördüğüm okuduğum nerdeyse herşey hep aynı. Birbirinin kopyası ve çoğunlukla da yanlış. Bazen bu yanlışlık bir müslümana, üstelik İslam adına hareket eden insanlara iftira noktasına varabiliyorken( &lt;a href="http://www.tumgazeteler.com/?a=3007068"&gt;http://www.tumgazeteler.com/?a=3007068&lt;/a&gt; ) kimi zaman magazinel konularda bile kendisini gösterebiliyor. Örn. Bir anektod olarak, geçenlerde rastgeldim: &lt;a href="http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=762882"&gt; http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=762882&lt;/a&gt; (Yazara mezkur şarkıcının neden renginin değiştiğini bir bakmasını tavsiye ediyoruz madem hükmünü vermiş). Yani en ciddi meseleden en magazinel meseleye kadar kul hakları bu yazarların üzerine kalıyor. Ahiret mi unutuldu yada Allah katında kendilerini ayrıcalıklı sayıyorlar da "hesap sorulmaz ne de olsa Allah adına hareket ediyorum" yanılgısına mı düşülünüyor bilmiyorum ama bu "edilgen çatılı" yazılar hem ahirette büyük veballeri getirecekken hem de dünyada yazıların seviye ve kalitesini düşürecektir. Belki çok ilgi çeker ama inanın belli bir kaliteyi tutturmuş okuyucu kitlesine hitap edemezsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır ortaya çıkan haksızlıkların sonucu yazmanın elzem olduğu bu yazı ile, kendilerine, nacizane, işin kolayına kaçma işinden biran önce vazgeçmelerini kendi ahiretleri için tavsiye ediyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-186739156999360278?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/3KrAbX74qwA" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/186739156999360278/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=186739156999360278" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/186739156999360278?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/186739156999360278?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/3KrAbX74qwA/fethullah-gulen-cemaati-yazarlarnn.html" title="Fethullah Gülen Cemaati Yazarlarının Bitmek Bilmeyen Edilgen Çatıları" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2009/03/fethullah-gulen-cemaati-yazarlarnn.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0MARHo_eCp7ImA9WxVbEko.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-4469180675466237855</id><published>2009-03-08T02:32:00.007+02:00</published><updated>2009-03-28T23:24:05.440+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-03-28T23:24:05.440+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Genel" /><title>Toplumları Yönlendirme Sanatı ve Taraftarlık</title><content type="html">Profesyonel spor yani sporcunun çıktığı müsabaka başına ücret alması icat edilmiştir. Aynı ampulun icadı gibi. Ve aynı ampul gibi bu icadın da bir nedeni vardır. Profesyonel sporun icad edilmesinin nedeni &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;amatörü özendirmek&lt;/span&gt;tir. Yani amaç, profesyonel sporcu estetik, izlerken zevk uyandıran hareketler ile müsabakaya devam edecek ki &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;seyirciler&lt;/span&gt; özenip spor yapmaya teşvik olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimizin bildiği gibi uzun zaman önce, profesyonel sporun vazifesi icad ediliş nedeninden sapmış, özendirici olma vazifesi tamamen unutulmuş(gerçi böyle bir vazifenin varlığından haberdar bile olunduğunu sanmıyorum ki unutmaktan bahsedelim) ve artık sporcular yapmak zorunda olduklarını sandıkları yeni görevlerine odaklanmışlar: &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Başarılı olmak&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Profesyonel sporda özendirici olmaktan, başarılı olmaya evrilen süreç bir yanlışa daha sebebiyet vermiş: İnsanların &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;seyirci&lt;/span&gt; olmaktan &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;taraftar&lt;/span&gt; olmaya dönüşü. İşte burası adaletsizliğin başlangıcı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraftar olmayı psikologlar, (bir şekilde problemli)ferdin takımın başarısını kendi başarısı, başarısızlığını ise kendi başarısızlığı olarak görmeye başlamasına bağlıyor.  Bu saçmalığa tutunulması elbette hayatta başarılı olamam ile doğrudan bağlantılı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Taraftar olmayı, seninle hiçbir alakası olmayan meselede, olayın parçası olduğunu farzetme sanrısı olarak nitelendirebiliriz&lt;/span&gt;. (Aslında bu noktadan sonra bu yazıyı ehl-i şia(arapça taraftar) ve şiilik(arapça taraftarlık) meselesine yönlendirebilirim, hatta öyle düşünüyordum ama vazgeçtim fakat örnek olması açısından yıllar önce yaşanmış sahabelerin yaşadıkları sorunlara taraf olduğunu sanan insanlar, taraftarlığın sadece spor müsabakları ile sınırlı olmadığını çok daha geniş yansıması ve zararları olduğunu göstermeli). Bu sanrı neticesinde zulüm gören ruh, boş işlerle uğraşıyorsun diye bangır bangır bağırırken, gelen utancı engellemenin tek yolu fanatiklikten geçiyor. Fanatiklik yani bir spor taraftarın gürültü(tezahürat) çıkarması, kavga etmesi... yada bir sahabe taraftarı (olduğun sana)nın(şia) kendini kırbaçlaması, amaçsız işle meşgul olmanın yarattığı utancı bastırmanın ve kendine güveninin gelmesini sağlamanın en önemli aracı. Ne yazık ki bu sanal güvenin yarattığı zararlar hesap edilir cinsten değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben spor &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;seyirci&lt;/span&gt;siydim bir zamanlar, kendim iki sene lisanslı olarak spor yaptım ve o dönem izleyebildiğim kadarı ile müsabaka izledim. Sporu bıraktıktan sonra bir daha doğru düzgün izlediğimi hatırlamam. Spor yapmak ve seyirci olmak çok doğru şeyler. Yöneticisinden, antranöründen, hizmetlisine kadar altyapı tesislerinde faaliyet gösteren insanlar ve yaptıkları hizmetler kendine "doğru şekilde" güvenen, sağlıklı bireylerin yetişmesi açısından çok önemli. Zaten dediğim gibi bunun için profesyonel spor icad edilmiştir. Fakat taraftarlık, başarılı olma hedefi ve bunun neticesinde ortaya çıkan çeteleşme, kumar, doping gibi rezillikler bu meselenin ne noktalara vardığını gösteriyor. Sadece spor alanında mı! Ya diğer alanlarda yaşananlar.. yapılan anlamsız savaşlar, zulümler, kaybolan hayatlar... Neden bahsettiğimi biliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim bu yazıyı yazma amacım, TV'de gözükme süresinin, insanın yaptığı işin önemi ile alakalı olduğunu sanan kitlelerin yanlışa özendirilmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-4 saat boyunca bir masanın etrafında oturmuş insanların, takımların yada bireysel olarak sporcuların neden başarılı olunup olunmadığı ile ilgili konuştuklarını biliyorum. Bir kişi de çıkıp demez mi "Size ne yahu" diye. Bir keresinde 5-10 dakikalık görüntülerine şahit oldum.. Ortamda böyle bir gerilim oluşmuş, niyeyse, -zaten konu yok tartışmanın tartışmasını yapıyorlar- sunucu teker teker sordu: "Siz şunun kötü oynadığını kabul ediyor musunuz?"&lt;br /&gt;-Ediyorum&lt;br /&gt;Diğerine sordu:&lt;br /&gt;-Siz?&lt;br /&gt;-(Kafa sallayarak) Ediyorum&lt;br /&gt;-Ya siz&lt;br /&gt;-Ben de ediyorum&lt;br /&gt;-(diğer tarafa) Siz?&lt;br /&gt;-Ben de&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'ım, "fikir"(!) birliğine vardılar. "Fikir"(!) ayrılığı yaşamadılar. Ortak hareket ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada ben bir spikerin yada belki maç esnasında yorum yapanlar hakkında konuşmaya çalışmıyorum. Benim burada söylemeye çalıştığım şey, bu görülen manzara 3-4 saat ekranda kalması ile toplum nazarında itibar görmeye başlaması. Yani yapılması diğer şeylerden daha elzem bir işi yaptıklarını düşünmeye başlamaları ve o noktaya kanalize olmaları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsinin üstüne profesyonel sporcuların aldıkları korkunç paralar, sosyal adaleti baltalayan bir diğer husus. (Reklam gelirleri haricinde) bu miktarda paraların ödenmesi kabul edilir şey değil. Eğer ödeniyorsa bu iş çığrından çıkmıştır. Müsabakaya gelen kişilerden alınan bilet parası neyin nesi? Bu yapılan işin profesyonel spor ile uzaktan yakından zerre kadar alakası kalmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele ki, bu kadar boş aktivitede bulunurken, bir de karşılaşmanın önemli bir olayla birleştiğinde, çıkıp ciddi ciddi konuşmaları yok mu. Örn., bir ülke bir ülkeye saldırmış ve o ülkenin spor takımı başka bir yere giderken saldırıya uğramış olsun, bu aşamadan sonra bu işle alakadar olan şahısların ciddi, önemli bir iş yaptıklarını düşündürtecek şekilde konuşmaları yok mu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da birisi yaralandı, sakatlandığı yada öldüğü zaman, el ele tutuşma sahneleri, "birlik beraberlik figürleri"...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözün özü, profesyonel spora bu kadar itibar edilmesi yada kaybettikleri bu kadar zamana yanacaklarına üstüne bir de "zamanlarını doğru şekilde değerlendirdikleri" şeklinde düşünülmeye başlanması yada bu aktivitenin mensuplarının yaptıkları "bu galibiyeti insanlığa" yada "şu andan bilmem nerede bilmem ne zorluklar çeken insanlara hediye ediyoruz" gibi açıklamaları, vb. gibi şeylerin toplamı, toplum nezdinde yapılan işin çok ciddiye alınması fikrini oluşturuyor. Bunu sonucunda taraftarlık, sonucunda fanatiklik, kaybolan zamanlar; sonucunda büyük paralar, sonucunda çeteler, kumar, tehditler ortaya çıkmaya başlıyor. Ve bireyler spor yapmaya değil, galip gelmeye, ve hatta bunu yaparken illa ki profesyonel sporcu olmaya teşvik ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu toplumların yanlış yönlendirilmesine ilk örnek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         Şarkıcı olduğunu tahmin ettiğim bir bayan ben &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;bu noktaya&lt;/span&gt; tırnaklarımla kazıyarak geldim diyordu. Tırnaklarla kazınacak bir iş(!) olsaydı yaptığın emin ol bunu yapmazdın. Nedense, kısa yoldan, kolay yoldan para kazanmayı başarmış herkes devamlı olarak çok çileler cektiğinden bahsediyor. Yada çektiğinin çile olduğunu sanıyor aynı geldiği yerin bir &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;nokta&lt;/span&gt; olduğunu sanması gibi... Kolay yoldan para kazanmanın bir başarı olduğunu söylemem dikkat çekmeli, çünkü herkes kolay yoldan kazanmak istiyor ama herkes bunu yapamıyor, demek ki bunu yapabilen bunu başarmış. Evet, her insan istiyor ama herkes yapamıyor. Kimseye ahlak dersi vermek için yazmıyorum bu yazıyı. Fakat burda değinmemiz gereken şey bu başarıların istisnasız tamamı yanlış yollardan geçmesi ve tırnaklarla kazınmadan, çok kötü yerlerde kötü insanlarla kötü bir şekilde muhatap olunması. Ama bunun üstüne TV'de, gazetede yada internette boy gösteren bu insanlar kendi durumlarını nedense çok kıymetli bir halmiş gibi anlatması. Ve insanlar bunları ciddi ciddi dinliyor. Ve gündemde saatlerce kalıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda profesyonel sporculardan bahsettik, şimdi şarkıcı, bunların üstüne dizi, film oyuncaları, modelleri vs. de ekleyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölen bir çiftçinin, yada devre tasarımcısının yada grafikerin yada mobilyacının haberinin yapılmaması fakat yukarda saydığım işlerden birinin ölümünün haberinin yapılması, onların daha kıymetli olması değil, onların medya sektörünün insanları olmasıdır elbet. Ama saydığım (profesyonel sporculuk, oyunculuk vs.) devamlı olarak medya sektöründe(TV, internet, gazete) yer alması sadece bu insanların eğlence sektörünün mensubu olması değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir komedyen, çeşitli yerlere başvurularda yer alan mesleğiniz nedir sorusuna ne cevap vereceğini bilmediğinden bahsetmişti.&lt;br /&gt;Bu insanların (ortak)vasfı nedir? Bu insanların ortak vasfı nedir ki yaptıkları herşey hakkında haber yapılabiliyor? Ortak vasıf:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Dedikodusu yapılabilir insanlar olmaları.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TV'de hiç tanımadığı insanın dedikodusunu yapmayı öğrenen bireyin, TV'yi kapadıktan sonra yan komuşusunun ne yaptığını merak etmeye başlaması ile medyanın sosyal hayatın zedelenmesine nasıl vesile olduğunu konuşmayacağım. O işin ayrı bir boyutu. Burada söylemek istediğim, dedikodusu yapılabildikleri için gündemde kalan bireyin kitleler için özendirici olmaya başlaması. Bunun üstüne bir de çok çileler çektiğinden bahsetmesi, tırnaklarla kazımaktan bahsetmesi bu meseleden fazlasıyla etkilenildiğini göstermekte. Artık herkes şarkıcı, oyuncu olmak istiyor, olmaktan bahsediyor; bunların yarışmaları bile düzenleniyor dünya genelinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların bu meseleye yönlendirilmesi, özendirilmesi. Hem bu işe gerçekten yapanlar için çok zararlı hem de kolay yoldan para, ünlü olmak için yola çıkanlar için zararlı. Önceden dedikodunun yapılması ne kadar ayıptı şimdi artık insanlar kendi dedikoduları yapılsın diye atmadıkları takla kalmıyor. Aynı çıplak beden görmenin zevk vermesi nedeni ile çıplaklığın her daim müşterisi olması gibi, dedikodunun da her daim zevk vermesi nedeniyle "dedikodusu yapılabilir insanların" yaptıklarının da her daim müşterisi bulunabiliyor. Yani eğlence sektöründe olmaları nedeniyle bu kadar gündemde kalmıyorlar, nefsin en büyük lezzet araçlarından biri olan dedikodu yapabilmeye vesile olmayı başardıkları için bu kadar gündemde kalıyorlar. Ve dediğim gibi, üstelik bir de kendileri için çok ulvi cümleler kuruyorlar ve kalabalıklar nezdinden özenilecek birey profili çizmeye başlıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu toplumların yanlış yönlendirilmesine bir başka örnekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;        Şu anda bir bölgede, yakında seçimler var ve seçimler 2 "zıt" (olduğu düşünülen) partinin rekabeti ile geçecek sanıyorum. (Birisine A partisi, diğerine C partisi diyelim) Seçimler yaklaşırken bu iki partinin mensuplarının söylem olarak elle tutulur, neredeyse hiçbir şey ortaya koyamadıklarını görmek çok da garip değil. Bir tanesi bağırıyor:&lt;br /&gt;"Ülkeyi C zihniyetinden kurtaralım", oy vereceklere de dönüp sessizce deniyor ki "oylar bölünmesin". Diğeri diyor ki:&lt;br /&gt;"Ülkeyi A zihniyetine teslim etmeyelim", oy vereceklere de deniyor ki "onlara karşı birleşmeliyiz".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;mutualist&lt;/span&gt;(iki tarafın da karşılıklı fayda sağladığı) açıklamalarından başka daha akılcı söylemlerinin olmaması şaşırtıcı da değil, gerisi gündelik, beş para etmez polemikten ibaret. Çok da ilgilenmiyorum açıkçası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada dikkat çekmeye çalıştığım mesele, bu avam, sadece "karşı taraf" edebiyatı ile oy toplamaya çalışılması ve ne ilginçtir bunu başarılması. Sorun bu. Hatta, aynı şekilde ırkçı olmayı bile başaramamış, adına siyasi parti denen iki oluşumu da buna dahil etmek gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani meclise topu topu 4 parti girecek ve ikiye iki ayrılmış bir şekilde devamlı olarak karşı tarafı işaret ederek oy istiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Eğer bana vermezsen oylar bölünür karşı tarafa yarar". Ve kalabalıklar da bu ucuz söylemi hiç mi hiç yadırgamıyor. Yoksa İslam'da kalabalıklara oy hakkı verilmemesinin nedenlerinden biri bu mu. (&lt;a href="http://encodeum.blogspot.com/2007/05/islamiyet-demokrasi-ve-siyaset-iddialar_28.html"&gt;Şuraya&lt;/a&gt; bakın lütfen) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bu edebiyatın ardından kendilerini bir tarafın "&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;taraftar&lt;/span&gt;"ı olarak bulmaları ve buna göre oy vermelerini "kendi tercihleri olduğunu sanıyorlar". Sinirleri bozacak kadar komik. Kimisi de "halkın kendi kaderini tayin" diyor. Sadece bu söz için sayfalarca yazabilirim. Ama şu kadar söyliyeyim, içinde halk kelimesi geçen cümleler boşluğun gürültüsüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi tercihin olduğunu sanma... Kutuplaştırarak, insanlara karşı taraf göstererek ikna etme... Noam Chomsky buna &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ikna etme sanatı*&lt;/span&gt; diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlız burda birşeyi belirtmem gerekiyor ki, ikna etme sanatı, toplumları yönlendirme, verdiğin kararı onların kendi kararı gibi gibi düşündürtme gerçekten bir zekanın mahsuludur. (Hatta belki örnek olarak Lost dizisi 4.Sezon 11. Bölüm 21.Dakikadan sonraki diyolaga bakabilirsiniz) Ama bahsettiğim lokal bölgede yaşanan, bilinçli olarak yapılan birşey değil. İktidar talipleri de hakikaten karşı tarafı iktidara getirmemenin bir "dava" olduğunu falan sanıyorlar. Yani &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;davasızlıklarında samimiler&lt;/span&gt;. Çok acı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönlendirilmiş kitlelerin (kendi tercihleri olduğunu sanarak) verdikleri kararlar ile adil, zararsız, masum insanlar da yönetiliyor ve sonuçlar onlara da ulaşıyor ne yazık ki! Adaletsizlik gün gibi ortada. Düşünen birey için çözüm de.&lt;br /&gt;Bu da üçüncü ve son örnekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşı küçük olanların, daha henüz kişilikleri belirmediğinden, kolay kandırılabilir olması, özenilmemesi gereken şeylerin özenilecek birşey olarak benimsetilmesi, grup psikolojisine açık olmaları normal olsa da, bunun belli bir yaşı geçtikten sonra devam etmesi topluma zarar vermesi nedeniyle bizim için önemli. Keşke zararı kendisi ile sınırlı kalsa da bize de bu yazıyı yazmak düşmemiş olsa idi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnşallah yanlışa yönlendirilmeme noktasında okuyanlara ufak da olsa bir katkı sağlar bu yazı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;*Yazının başlığını burdan esinlendiğimi belirtmem gerek&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-4469180675466237855?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/T85iCQyWj8Q" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/4469180675466237855/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=4469180675466237855" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/4469180675466237855?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/4469180675466237855?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/T85iCQyWj8Q/toplumlar-yonlendirme-sanat-ve.html" title="Toplumları Yönlendirme Sanatı ve Taraftarlık" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2009/03/toplumlar-yonlendirme-sanat-ve.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0UHRXwyeyp7ImA9WhdTGE4.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-9148607129168761332</id><published>2009-01-23T02:49:00.005+02:00</published><updated>2011-07-16T19:53:54.293+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-07-16T19:53:54.293+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Dini - Tasavvufî" /><title>İslamiyet ve Olmayan Evlilik Yaşı Üzerine Fetvalar</title><content type="html">İslamiyette evlilik yaşı meselesi üzerine haberler herşeyden daha fazla dikkat çekiyor. Verildiği iddia edilen fetvaları(Örn. "1 yaşındaki kızla da evlenilir") vicdanlar kabul etmiyor. Tabiki de kabul etmeyecek. Birşey size mantıksız geliyorsa dünya üzerindeki herkese mantıksız gelecektir. Çünkü mantık, karakter yada kişilik gibi insandan insana değişen birşey değildir. Herkeste aynıdır ve sabitdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20. yüzyılın ortalarına doğru patlak veren İslam üzerine modernist iddialar İslam aleminde 3 çeşit &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;cevap verme metotu&lt;/span&gt; oluşturdu diyebiliriz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1-)&lt;/span&gt; İslam karşıtı iddiaları referans alarak verilen cevaplar&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2-)&lt;/span&gt; Bu modernist, İslam karşıtı iddialardan etkilenmemiş imajı çizen cevaplar&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3-)&lt;/span&gt; İddiaları parametre almadan akıl-mantık-adalet süzgeci kullanarak verilmiş cevaplar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci grubun haklı olarak doğma nedeni İslam karşıtlarının en olmayacak konularda bile kimi zamana çarpıtarak kimi zaman abartılı demogojik ifadelerle insanların imanını sarsmaya başlaması.&lt;br /&gt;İkinci grubun doğma nedeni, kimi birinci grup cevapların çok fazla İslam karşıtlarının kulvarına girdiği; kabul edilemez yorumlar, hatalar ve çarpıtmalar içerdiğinin görülmesi.&lt;br /&gt;Üçüncü grubun doğma nedeni ise ikinci grup cevap metodojisinin hassas ve özenli yorum yapılması gereken meselelerde  sırf birinci grup tarzında görülmesin diye; daha açık bir ifade ile belki modernistlerden etkilenmemiş havası estirsin diye, belki gelenekler ön planda tutuluyor diye kimi zaman adaletten kimi zaman mantıktan uzaklaşılmış ifadeler içerdiğinin farkedilmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zincirleme reaksiyon gibi. Önce İslam karşıtı iddialar patlıyor, sonra bunlara cevaplar veriliyor, sonra kimi cevaplarda hatalar ve çarpıtmalar çıkıyor, bunu gören alimler bunlardan uzak durma adına bazı samimi olarak kafa karıştıran meselelerde, olmayacak şeyler yazmaya başlıyor. Bir başka deyişle gerçekten çözmesi zor, çelişki oluşturabilen meseleleri, "çarpık modernist iddialar" zannediyor ve adalet ve mantık çizgisinden sapmış cevaplar içerebiliyor verilen izahatlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat edilmesi gereken şey, yukarıda 3'e ayırdığım şey &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;cevaplar &lt;/span&gt;yani&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; meseleleri ele alma biçimi&lt;/span&gt;; &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;insanlar değil&lt;/span&gt;. Çünkü bir müslüman için meselelere sırf bu yöntem ile yaklaşmış diğeri şu yöntemle yaklaşmış diyemiyoruz. Bir meselede çok ince bir noktayı yakalayıp oradan güzel bir başlık çıkaran kişinin diğer bir noktada gelenekçi tutum sergilediğine şahit olabiliyoruz. Onun için insanları değil, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;tarzı kategorize etmek&lt;/span&gt; daha mantıklı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ayırımda ilk iki grubun çok fazla örneği var fakat, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;sadece üçüncü tarzı kullanmak&lt;/span&gt; açıkçası çok rastlanılan bir durum olmasa gerek. Ben inanıyorum ki çok yakın zamanda bir ayıklanma ile ilk iki grup izahatlar yerini tamamen üçüncü gruba bırakacaktır. Konumuza girelim inşallah&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Talak 4&lt;/span&gt; (Yaşlılıklarından dolayı) hayızdan kesilmiş kadınlarınızdan şüphe ederseniz, bilin ki onların bekleme süresi üç aydır. 12 &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Henüz hayız görmeyenler de böyledir&lt;/span&gt;. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;13&lt;/span&gt; Hamile olan kadınların bekleme süresi doğurmaları ile son bulur. 14 Kim Allah'tan korkarsa (Allah) onun işine kolaylık verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(0, 102, 0);"&gt;13.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt; Büluğa ermediği için hayız görmeyen veya bazı nedenler dolayısıyla geç hayız gören ya da çok büyük bir istisna olup da hiç hayız görmeyen kadınlar, hayızdan kesilmiş kadınlar gibi talaktan sonra 3 ay iddet beklerler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt;Kur'an'ın bu açıklamasına göre, burada "Mudhale" (kocasıyla gerdeğe girmiş) bir kadının sözkonusu olduğuna dikkat edilmelidir. Çünkü mübaşeret olmasaydı eğer, iddet sözkonusu olmazdı. (Bkz. Ahzab: 49) Bu yüzden, henüz hayız görmeye başlamamış kızların, iddetinin beyan edilmesinden anlaşıldığına göre, bu yaştaki kızlarla evlenmek ve kocalarının kendileriyle cinsel ilişkide bulunması caizdir. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic; color: rgb(0, 102, 0);"&gt;Dolayısıyla Kur'an'ın caiz gördüğü bir davranışı hiçbir Müslümanın yasaklamaya hakkı yoktur&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt;.&lt;/span&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Tefhimul Kuran&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;demiş Mevdudi yazdığı Tefhimul Kuran isimli tefsirinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu, tam anlamıyla 2. grup yani gelenekçi ve modernizmden etkilenmediğini belirtme kaygılı bir açıklamaya örnektir. Peki burada nerede hata var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En ciddi hata -ki hemen hemen herkesin düştüğü- &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"kızlarla evlenmek"&lt;/span&gt; ifadesinin kullanılması. İster kabul edin ister etmeyin herkesin aklında bayanın kimle evleneceğine karar veren ebeveyn figürü vardır. Bayan hep pasif durumdadır, "evlenemez" "evlenilir". Ve bu, bilinç altından dışarı bu şekilde vuruluyor. Gelenekçi tutumda ebeveyn kızın sadece kimin evleneceğine değil aynı zamanda ne zaman eveleneceğine de karar verebiliyor. E hazır ayette de hayız görmemiş kızların/kadınların boşanma süreçleri de belirtilmişken... Görüldüğü gibi ayetin altına zulüm mekanizması haline dönüşebilecek gelenekçi bir ifadeyi eklemekten geri durulmamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatta üstüne bir de İmam Şafi ve İmam Maliki'nin "ergenlik çağındaki kızı, babası cebren evlendirme hakkına sahiptir" fetvasını ekleyelim. Ki bu fetvaya delil olarak ayetlerde geçen "evlendirin" ifadesinin getirildiğini belirtelim. Dolayısıyla ikinci grup izahat yaklaşımı karşımıza şöyle bir tablo çıkarıyor: Ebeveyn tamamen keyfi olarak, çocuklarının istediği yaşta ve istediği kişi ile cebren evlendirebilmektedir. Buna dinde cevaz vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi bir yana, bunların üzerine bir de açıkça görülen adaletsizliğe karşı çıkmayı ise "modernizmden etkilenme" olarak yaftalanması ise ayrı bir facia. Oysa ki bunun modernizmle yada benzeri herhangi bir şey ile uzaktan yakından alakası yoktur...    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat, ikinci frubun yanısıra, modernizm bağlamında birinci grup izahat ne gibi hatalar içerebilir derseniz? O da şu ki tüm bunlara tepki olarak 17-18 vb. gibi evlilik yaşı belirtilmesidir. Bu da hatalıdır. Yani aynı ikinci grup izahat gibi birincisi de hatalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki doğrusu nedir? Doğrusu elbette ki 3. grup cevap yöntemini seçmek. Sözü Efendimize(sav) bırakalım:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;Kadın sahâbiyelerden dul bir hanım olan Hizâm kızı Hansa’yı babası bir adama nikâh etmişti. Ama Hansa, bu evliliğe râzı değildi. Kalkıp Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’e geldi. Ve babasının nikâhladığı adamla evlenmek istemediğini bildirdi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de, onun bu sözü üzerine derhal nikâhı bozdu ve böyle bir evliliğin olamayacağını söyledi&lt;/span&gt;. (Buhârî, Nikâh, 42);&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbn-i Abbas (r.a.)’ın rivâyetine göre, bir defasında bâkire bir kız Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz’in yanına gelerek dert yandı. Babasının, kendisini arzu etmediği biriyle evlendirdiğini söyledi. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, kıza bu evliliği devam ettirip ettirmemekte tamamen serbest olduğunu söyledi&lt;/span&gt;. (Ebû Dâvûd, Nikâh, 24);&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine dul bir kadın olan Sübey’a el-Eslemiyye’ye iki kişi evlenme teklîfinde bulunmuş ve bu hususta kendisine istemediği kimseyle evlenmesi için baskı yapılmıştı. Bunun üzerine Sübey’a Hz. Peygamber (s.a.v.)’e gelip, olayı anlattı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hz. Peygamber (s.a.v.) de, onun istediği ile evlenme hakkına sahip olduğunu ifade buyurdu.&lt;/span&gt; (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, c. VII, s: 137). &lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve görüyoruz ki, İmam Ebu Hanife bu meseleyi sağlıklı bir şekilde sonuca bağlamıştır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Ebu Hanife ise, büluğ çağına (ona göre 17 yaşını doldurup) gelmiş bir kızı hiç kimsenin zorla evlendiremeyeceğini benimsemiştir. Ebu Hanife'nin dayanağı, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"Açıkça izin alınmadan dul kadın, rızası anlaşılmadan bekâr kız evlendirilemez" (Buharî, nikâh, 40; Müslim, nikâh, 64; Ebu Davud, nikâh, 23)&lt;/span&gt; hadisidir. Ebu Hanife'ye göre, büluğ çağındaki bir kız, velisinden izin almadan ve kendi irade beyanıyla evlenebilir. Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnamesi (m.8) ve Türk Medeni Kanunu (m.124) bu görüşü benimsemiştir.&lt;br /&gt;http://yenisafak.com.tr/arsiv/2005/haziran/28/vecdiakyuz.html&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Yani İslamiyette evlilik için yaş şartı değil, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;rıza şartı konmuştur&lt;/span&gt;. Burası çok önemli. Yaş şartının konmaması "küçük yaş evlenebilir" değildir, evlenemez de değildir. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yaş bir parametre değildir&lt;/span&gt;.&lt;/span&gt; Yani açıklamanızda, izahatınızda yaşı parametre olarak veremezsiniz. Veriyorsanız baştan hatalıdır. Yani haber kaynakalrında çıkan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"1 yaşındaki  kızla da evlenilir"  hatalıdır. Hatalı olmasının nedeni "1 yaşın" anormal derecede düşük olması değildir. Herhangi bir yaş belirtmesidir. Aynı şekilde;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"5 yaşındaki  kızla da evlenilir" de   hatalıdır&lt;br /&gt;"15 yaşındaki kızla da evlenilir" de hatalıdır.&lt;br /&gt;"45 yaşındaki kızla da evlenilir" de  hatalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bu arada cümlelerde geçen "evlenilir" ifadesindeki bayanın her zaman pasif durumda tasavvur edilişindeki problemi tekrar tekrar belirtmemeye artık gerek yok).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi hatalıdır. Çünkü hepsinde bir yaş tespit edilmiş. Oysa ki ne dedik. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yaş evlilikte parametre değildir.&lt;/span&gt; Eğer bir bayan yada bir erkek evliliği istiyorsa buna razı ise, ergenliğe girmeye de gerek yok. (-bir örnek olarak- ben de biliyorum, şu anda yaşı çok ileri olan bir büyüğün evlendikten sonra hayız gördüğü anısının aktarıldığını okumuştum. Kocası da küçükmüş, ikisi de şaşırmış biraz da korkmuşlar ve bir ömür boyu aynı yastıkta gocamışlar)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toparlarsak, şunu diyebiliriz ki çocuklarla evliliği yasaklayan tek sistem İslamiyet'tir. Çünkü rıza şartı akıl-baliğ olma şartıdır ve mantıklı karar verebilme şartıdır ve bu durumdaki erkek/bayan kendi tercihini kullanma hakkını kazanır. Elbette illaki kullanacak diye de birşey yok. İstemezse hiç evlenilmez. Yani hem evlenip-evlenmeme konusundaki kararında serbesttir hem de eşini seçme kararında serbesttir. Baskı kurmak, yada ebeveynin karar vermesi Efendimiz tarafından yasaklanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla 2. grup izahat (belki)gelenekçiliğe ön planda tutarak, hatalı yorumlarla yanlışlanıyorken, aynı şekilde 1. grup ise 17-18 gibi evlilik yaşı vererek, hayız görmemiş ama evliliği isteyen insanların evliliği konsunda hatalı ifadeler barındırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediğimiz gibi, evlilik için ne hayız ne de yaş diye bir parametre yoktur. Sadece tarafların rızası vardır. Razı iseler kimse karışamaz, değil iseler kimse de evlendiremez. Zulüm mekanizması doğuracak yorumlar, yorum sahibini bağlar. Talak-4'te aktarılan da keza budur. Bunu Ebubekir Sifil Hoca da böyle belirtmiş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;(...)&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Burada ayetin, istisnai durumları dahi hükme bağlayacak bir çerçeve getirdiğine dikkat etmek gerekir. Bu itibarla mezkûr ayetin, adet görme çağına gelmemiş bulunan kızların evlendirilmesini adiyattan olarak tayin ve tesbit etmek gibi bir maksada matuf bulunduğunu düşünmek doğru değildir&lt;/span&gt;.(...)&lt;br /&gt;Milli Gazete - 21 Eylül 2008&lt;br /&gt;http://www.ebubekirsifil.com/index.php?sayfa=detay&amp;amp;tur=gazete&amp;amp;no=805&lt;br /&gt;Not: İlgili sorunun sahibi benim. Hocamıza gönderdiğim sorunun metnine buradan ulaşabilirsiniz: http://www.ebubekirsifil.com/index.php?sayfa=detay&amp;amp;tur=gazete&amp;amp;no=802&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son bir not olarak: Kur'an'da geçen evlendirin(Nur-32) ifadesinin "zorlama" mı yoksa "yardım" mı içeriyor (AllahuAlem), anlamaya çalışalım inşallah...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nur-32 VE İÇİNİZDEN bekar olanları (42) ve kadın ya da erkek kölelerinizden [evlenmesi] uygun olacak olanları (43) evlendirin.[Evlenmeye niyeti olanlar] yoksul iseler, [bu sizi kaygılandırmasın,] Allah onları lütfuyla destekleyecektir. Çünkü, Allah her şeyin aslını eksiksiz bilmekte (ve bu itibarla herkesi bağış ve kayrasıyla) kuşatmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt;42 - Yani, toplumun ya da cemaatin hür üyelerinden; böyle olduğu, kölelerden söz eden sonraki ifadeyle de sabittir. (Çoğu klasik müfessirin de belirttiği gibi, bu ayet bir emir değil, fakat cemaatin bütününe yönelmiş bir tavsiyedir; çevirideki emir sîgası da, bu sebeple, tavsiye olarak anlaşılmalıdır.) Eyyim (çoğulu eyâmâ) terimi her iki cinsten de, ister daha önce hiç evlenmemiş olsun ister dul olsun, halen eşsiz bulunan kişi anlamınadır. Dolayısıyla, yukarıdaki ayet pek çok güvenilir Hadis'le de tekrarlandığı gibi toplumsal düzen ve ahlak açısından evli olmanın bekar yaşamaktan daha tercihe değer olduğunu dile getirmektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt;43 - Sâlihîn terimi burada ahlak ve fizik olarak evliliğe uygunluğu, elverişliliği; yani, hem bedensel ve zihinsel olgunluğu, hem de evlenecek erkekle kadın arasındaki karşılıklı sevgi ve denkliği işaret etmektedir. 4:25'de olduğu gibi, yukarıdaki ayetler de evlilik dışı tüm cinsel ilişki biçimlerini yasaklayıp erkekle onun kadın kölesi arasında tek yasal cinsel birleşme yolu olarak evliliği öngörmektedir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-9148607129168761332?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/4X5qFTMBa_s" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/9148607129168761332/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=9148607129168761332" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/9148607129168761332?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/9148607129168761332?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/4X5qFTMBa_s/islamiyet-ve-olmayan-evlilik-ya-zerine.html" title="İslamiyet ve Olmayan Evlilik Yaşı Üzerine Fetvalar" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2009/01/islamiyet-ve-olmayan-evlilik-ya-zerine.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEYGSHo9eyp7ImA9WxRVGUU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-1660184907591715826</id><published>2008-11-15T03:51:00.004+02:00</published><updated>2008-11-18T07:28:49.463+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-11-18T07:28:49.463+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Dini - Tasavvufî" /><title>Müslümanın Sinir Sisteminin Kurnaz İle İmtihanı</title><content type="html">Mevlana Belgeselinde(TRT yapımı) Hollandalı bir araştırmacı Mevlana hakkında: "İnanılmaz birşey bu, tüm yazdıklarında hiç kimse hakkında yargı cümlesi bulamıyorsunuz" diyordu. Büyükler öyle olurmuş, insanları yargılamazlarmış. Biz büyük bir insan olmadığımız için yargılayacağız. Gerçi hep de merak ederim, Mevlana Hazretleri, hiç savaş gördü mü hayatında, haklı olduğu halde günlerce işkencelerden geçen insanları yada tecavüze uğrayan kız çocuklarını, aldatılanları... Masumlara bu zulümleri reva göre alçak zalimleri ve hatta belki bu zalimlerin bir de tüm bunların üstüne yaptıkları için dini ifadeler kulandığını...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde, daha önce yaşadığımız bir olay hakkında konuşurken bir yakınım şöyle demişti: "Herkes kurnazlık yapmaya çalışır. Herkes kurnazdır. Akılsız adam dahi bunu yapmaya çalışır. Hatta akılsız daha fazla yapmaya çalışır." Yadırgamamam gerekirmiş. Doğrudur. Herkes kurnaz da, akılsızın kurnazlığı hiç çekilmiyor. Hele ki bunu dini meselelerde yapmaya kalkıyor ise, nefsani isteklerini, zulmünü bir de dini ifadeler kullanarak açıklamaya çalışıyor ise inanın insanın sinirlerine hakim olması pek de kolay olmuyor. Hem de hiç olmuyor!&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"Kim Kitabullah hakkında şahsi re'yi ile söz ederse, isabet bile etse hatadadır." (Rezin şu ilavede bulunmuştur: "Kim re'yi ile söz eder de hata ederse küfre düşer.")&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: Ebu Davud, İlm, 5 (3652); Tirmizi, Tefsir 1, (2953)&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;demiş Peygamberimiz. Örn. birisi ile (şahsi bir konuda)kavga ettin ve o kişi çok kötü biri ve bir ayette anlatılan kötü insanların hükmü içine giriyor. O durumda, "Bak senin için şu ayet var. Sen işte böyle birisin" demek bile haramdır. Gerçekten o şahıs, o ayetin kapsadığı alana girse bile, dediğin isabet etse bile haramdır. Çünkü ayeti şahsi kavganda, çıkarında kullandın. Buna dahi hak yok. Hele bir de dediğin isabet etmezse o zaman da dinden çıkarsın. İşte bir tarafta böyle bir din var ama öte yanda onun mensubu olduğunu iddia edenlerin oynadığı ve artık midemizin bile kaldıramadığı rezilliklerine, çıkarlarına dini açıklama yapmaya kalkmaları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin; insanlar neden Mehdi bekliyor? "Geleceği" haber verildiği için mi? E aynı kaynaktan ölümün, kıyametin geleceği de haber verildi ama hiç de ölümü bekleyen insan göremiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların Mehdi beklemesinin nedeni böyle bir insanın geleceğinin haber verilmesi değil, bu zatın herkesi yeneceğinin haber verilmesi. Yani vazifeden kaçış.. Gelsin halletsin. O gelince biz de yanında takılırız, hem ahireti kurtarırız hem de galip tarafta oluruz. Çok güzel hesap bu. Hiç risk almadan hem dünyevi bir makama ortak oluyorsun(mesela Mehdinin ordusu) yani herkes hayran kalıyor sana, hem hadislerde geçiyorsun yani şan, şöhret, hem yenen tarafta oluyorsun yani hiçbir şeyini feda etmene gerek yok hem de ahiretini de kurtarmış oluyorsun yani risksiz, kısa yoldan cennet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklıma Ebubekir Sifil Hoca'nın bir yazısında yaptığı uyarı geldi: "Mehdi var ama beklemek yok." Aman hocam olur mu, beklemek elde etmekten daha heyecanlıdır... Bizden de ufak bir katkı: Risk aldırmayan iman iman değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir suç işlenmiş diyelim üstelik bu suç bir tecavüz. İşleyen kişinin İslamiyet ile alakası olduğu "sanıldığından"; ayet söyleyeni mi ararsın, hadis söyleyeni mi, tarafların razı olarak yaptıkları zina suçu için geçerli olan 4 şahit şartını tecavüz olayında söylemeye kalkanını mı, hüsn-ü zan'ın insanın sadece kendine zarar ettiği suçlarda/günahlarda(örneğin içki içtiği söylenen kişi için, "içmiyordur" demek gibi) makbul olduğunu anlamayıp; hırsızlık, tecavüz, gasp gibi ikinci bir tarafın yani mağdurun da bulunduğu ve dolayısıyla öyle bir yaklaşımın mağdurun hakkının üzerine geçecek olmasını hesaba katamayan acizleri mi... Ne ararsan var!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık midemiz kaldıramaz hale geldi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tanesi de tüm bunların üstüne çıkmış "14 yaşında kızla evlenmek sünnettir" demiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katlan katlanabilirsen!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sünnet onun için çok önemliymiş, yanlış anlaşılmasın kimseyi arzulamıyor, nefsinin isteklerini yendi tabi ki, sadece sünneti gerçekleştiriyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz 40 yaşında iki çocuklu Hz. Hatice ile evlendi, 40 yaşında biri ile evlenmek sünnet mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz 60 yaşında Huzeyme kızı Zeynep ile evlendi 60 yaşında biri ile evlenmek sünnet mi? Kabul ediyor musun? Bundan neden bahsetmiyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz 65 yaşında 4 çocuklu Ümmü Seleme ile evlendi ve  tüm çocukların sorumluluğunu, bakımını, eğitimini de üzerine aldı, 65 yaşında 4 çocuklu bayan ile evlenmek sünnet mi? Hadi evlen ve sünneti yerine getir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabul eder mi dersiniz, o sünnet aşığı(!).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz Hz. Aişe ile yaşı genç iken evlenmiş...&lt;br /&gt;Peygamberimiz Hz Aişe ile cinsel ilişkiye girmek için evlenmedi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah şu, kendileri ile kıyas etmeleri yok mu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayanlar ile ilgili meselelerin nerdeyse tamamının çözümünü/kurallarını/fetvasını veren, tek başına 2210 hadis rivayet eden bir bayan hakkında ve hepsinden önemlisi onu yetiştiren bir Peygamber hakkında konuştuklarının farkında değil daha doğrusu umrunda değil. Ne dediği lafın büyüklüğünün şuurunda ne de aldığı vebalin ağırlığının, anlatıyor da anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gene katlanmak düşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz;  müslümanlar Darul Harpte ölüm tehlikesi yaşadığı, çok sıkıntılar çektiği/çekeceğini bildiğinden faiz alınabilir demiş. Başka bir deyişle bir müslümanın darul harpte ölüm riski, hapsedilme riski vs. yaşamadan hayatını devam ettireceğini düşünmemiş bile. Hatta bazı fetvalarda darul harpte mutlu olduğunu ifade etmenin küfr olduğunu, diyenin kafir olduğu söylenir. Bir tefekkür edelim bakalım yanlış mı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim kurnaz tutmuş, bir darul harp ülkesinde faiz almaya başlamış. Neden? çünkü izin verilmiş. Yanlış anlamayın izin verilmese yapmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen o ülkede çalışıyorsun. Sabah işe git, akşama eve gel, yemeğini ye, tv izle, yat uyu. Sabah tekrardan işe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafta sonu hanımla çocuklarla alış verişe, yada bir sayfiye yerine git belki sinemaya. Eve dön, tv izle tekrar yat uyu. Ondan sonra da faiz al!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nasıl darul harp? Maşallah bu ne güzel darul harp böyle. Sen şimdi darul harpte mi yaşıyorsun?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanın yazacak çok şey var ama bir iki örnek ile daha devam edersem üslûbumu koruyamayacağım endişesi ile burada kesmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep aynı zaten, dine bulaşmaya çalışan kurnaz, buna katlanması gereken müslüman...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah kul hakkı taşımayan müslümanlara dayanma gücü versin inşallah.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-1660184907591715826?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/WNLkhs0nkQI" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/1660184907591715826/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=1660184907591715826" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/1660184907591715826?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/1660184907591715826?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/WNLkhs0nkQI/mslmann-sinir-sisteminin-kurnaz-ile.html" title="Müslümanın Sinir Sisteminin Kurnaz İle İmtihanı" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2008/11/mslmann-sinir-sisteminin-kurnaz-ile.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;C04ERn47fSp7ImA9WxRWEE0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-3845700487060687587</id><published>2008-10-16T04:13:00.004+03:00</published><updated>2008-10-26T08:18:27.005+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-10-26T08:18:27.005+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Genel" /><title>Makyaj Yapma: İçgüdüsel(Fıtri) Olarak İmanlıyı Taklit Etme</title><content type="html">Peygamberimiz boşu boşuna "her insan müslüman doğar" dememiş. Müslümanlığa boyanabilecek  fıtratta, ona uygun olarak yaratılmıştır ama ne yazık ki kimi zaman başka yollara saparak "aslında" kendi kendisine zulmeder insanoğlu. Fakat fıtrat değişmez olduğundan bundan bir türlü kaçamaz. Kaçamayışı hayatı boyunca gösterdiği farklı davranış ve tepkiler ile kendini gösterir. Bunlardan belki en ilginici  bayanların kırmızı tonda makyaj yapmasıdır. Bir alıntı ile başlayalım inşallah&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;(..)Çünkü adrenalin, heyecanlandığımız durumlarda salgılanan bir hormon. Herhangi bir tehlike sırasında, stres durumlarında ya da adından söz ettiğimiz fiziksel çekim sırasında salgılanarak sempatik sinir sistemini devreye sokuyor. Tüm bu tepkiler, kadınlarda yanakların ve dudakların kızarmasına neden oluyor.. Evrimsel psikologlar, bu görüntünün erkekleri etkilediğinde hemfikir. Doğurganlığın yüksek olduğu dönemlerde de aynı fizyolojik tepkiyi veren kadınlardaki bu dönemsel değişim, onları karşı cins için daha çekici kılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: Bilim Ve Teknik syf: 38, Ocak 2007 &lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Yazarın, "Evrimsel psikologlar" olarak adlandırdığı insanların görüşü ile tam olarak aynı fikirde değilim. Doğurganlığı hisseden erkeğin tahrik olması doğrudur belki. Fakat "karşı cins için daha çekici kılınma" olarak ifade edilen durum yani erkeği karşısındaki bayana yaklaştıran şey dişinin utangaçlığıdır bunun sonucu ise kızarmasıdır. Utangaçlığın gayri ihtiyari dışa vurumu ise saflığını, temizliğini ve karşısındakine duyduğu derin hisse karşılık gelir. Saflık, temizlik ise erkeği en fazla etkileyen şeydir. Bu ise tahrik olma ile bağlantılı değil, aşık olma ile bağlantılıdır. Örneğin kaba saba konuşan bir bayan yada sert tavır takınan bir bayan asla bir erkek için çekici değildir ama bu tip bir erkek belki bir bayan için aşık olunacak karakterdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayan utanır, utangaçlığını dışarıya suratının çeşitli bölgelerinde kırmızı rengi yansıtarak gösterir. Bu durum erkeği cezbeder. İşte bayanların kırmızı tonda makyaj yapmalarının ve bu rengin yakışmasının nedeni budur. İçgüdüsel(Fıtri) olarak utanmayı taklit etmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki neden erkekler kırmızı makyaj yapmazlar, yapsalar bile güzel gözükmez diye bir soru gelebilir. Burada ne ilginçtir bayanın utangaçlığı erkeği cezbetse de, erkeğin utangaçlığı bayanı cezbetmez. (Buna belki karşı çıkacaklar olursa en azından erkeğin etkilendiği kadar etkilenmez diyelim) Çünkü erkeğin güçlü ve kendine güvenen olması asıl etkileyici faktördür. Ve hakikaten, erkekte salgılanan hormon tam bu işi görür:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;(...)Oksitosin daha çok kadınların cinsel ve sosyal davranışlarında söz sahibiyken, vazopresin (ki yapı olarak oksitosinden yalnızca biraminoasitle ayrılıyor) erkeklerin cinselliğini kontrol ediyor. Bu kontrol, kadınlara kur yapma davranışlarının yanı sıra &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;güç, erkekler arası rekabet ve saldırganlık hislerini de düzenliyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: Bilim Ve Teknik syf: 38, Ocak 2007&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Yani erkek duyduğu aşk ile birlikte utanma bir yana daha da güçlendiğini, büyüdüğünü, hissediyor. Olduğundan daha sert, ciddi... Hisler erkekte bu şekilde dışarı vuruluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayanın saflığı yüzünden kızarması, erkekte merhameti de beraberinde getiriyor ve bu durum karşısındakini sahiplenmeye kadar itiyor. Belki hiç aşık olmayacağı bir bayana bir utangaçlık sonucu kızarma ile kendini onun sahiplenmiş bir halde buluyor ki bayanın istediği de yerine gelmiş oluyor. Karşılık müthiş bir denge, ahenk...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte burada şunu belirtmemiz gerekiyor ki ne yazık ki modern toplumlarda utanma utanılacak bir hal halini almış durumda. Ve gerçekten çok şeyler yaşayan, yaşayamasa da aklı hep bu şekilde meşgul olan bireyler artık utanmıyor. Utanamıyor. O kendisine bahşedilen doğal güzelliğini ise ne yazık ki kaybediyor. Kaybettiği şeyi ise makyaj malzemeleri ile yapay olarak geri getirmeye çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, kırmızı makyaj içgüdüsel olarak "utanmayı taklit etme" ise neden "imanlıyı taklit etme" başlığını attım diye bir soru gelirse. Yazıya başlarken  yaptığımız gibi açıklamayı Peygamberimize bırakalım:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"Haya/utanma imandandır" (Buhari, Sahih, K. İman, hadis 24, 5767, Müslim Sahih, İman, hadis 36)   &lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;NOT&lt;/span&gt;: Yukarıda "modern birey" olarak adlandırdığım kişiyi belirleyen faktör olarak giyiniş tarzını, çevresini, okuduğu okulu yada belli bir cinsiyeti vs.. parametre olarak almamaktayım. Örn: İsterse en koyu giyiniş tarzına sahip olsun bin çeşit şeyin dolaştığı akla sahip bir erkek/kadın olabileceği gibi bu, son derece modern giyinişe sahip gene aklında bin çeşit kötü şeyin dolaştığı bayan/erkek de olabilir. Çünkü iman akıl ile vardır, giyiniş yada çevre ile değil, o dindarlık ile alakalı. Neden başlıkta "imanlıyı taklit" dediğim buradan bir kez daha anlaşılabilir. Saflığımızı kaybederek, imanımızı da kaybediyoruz. Yada belki ibadetlere devam ediyor olsak bile tam bir imana ulaşamadığımızdan yada kaybetmeye başlamamızdan saflığımız, utanmamızı, sahiplenmemizi, bağlılığımızı da kaybediyoruz. Birçoklarımız dahildir bu meseleye. "Ben modern birey değilim" diye düşünmemekte fayda var. Bu blogu takip eden arkadaşlarımız için belki gereksiz bir not ama gene de ifade etmekte fayda var diye düşünerek yazdım...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-3845700487060687587?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/PJg_lQrozWQ" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/3845700487060687587/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=3845700487060687587" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/3845700487060687587?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/3845700487060687587?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/PJg_lQrozWQ/makyaj-yapma-igdselftri-olarak-imanly.html" title="Makyaj Yapma: İçgüdüsel(Fıtri) Olarak İmanlıyı Taklit Etme" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2008/10/makyaj-yapma-igdselftri-olarak-imanly.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEMGR3o-fSp7ImA9WxdbF04.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-3321677547201745490</id><published>2008-08-14T14:52:00.003+03:00</published><updated>2008-08-14T20:53:46.455+03:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-08-14T20:53:46.455+03:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Dini - Tasavvufî" /><title>Hidayetin Allah'tan Olması Üzerine</title><content type="html">Nasıl oluyor da aynı cümleler birinde hiçbir tesir etmezken, diğerinin hayatını değiştirebiliyor?&lt;br /&gt;Cevap kısa tutuluyor: Hidayet Allah'tandır. Biz biraz daha açmaya çalışalım inşallah, önce bir iki soru.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşık olduğunu çıplak düşünebilir misin?&lt;br /&gt;Utanırken kafanı kaldırabilir misin?&lt;br /&gt;Merhamet ettiğine sert davranabilir misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk, utanma, merhamet...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimileri Ruh'un delili olup olmadığını soruyor. Tefekkür eden için yeterlidir sanırım yukarıdaki üç soru...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önceki yazılarda aşk ile arzunun farkından bahsettiğimi hatırlıyorum. Aşkın Ruh'tan, arzunun nefsten kaynaklandığını söylediğimi. Aynı zamanda Ruh'un da Allah'tan olduğunu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer Ruh Allah'tan ise, aşk da ruhtan; o vakit hidayette de aşktan kaynaklanıyor demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Nasıl?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam. Bir kere daha adım adım yazalım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hidayet Aşktandır. Aşk Ruh'tan. Ruh ise Allah'tan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla hidayet Allah'tan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne tip bir sonuca götürür bu bizi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer birilerine birşeyler öğretmek istiyorsanız, önce onu kendinize aşık etmek zorundasınız.&lt;br /&gt;Eğer birilerinden birşeyler öğrenmek istiyorsanız önce ona aşık olmak zorundasınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa ki hiç kimse isteyerek birine aşık olamaz yada isteyerek aşık edemez. İnsanın hakimiyetinin olmadığı bir alandır bu. Burada, hidayet için çabalarken aynı anda aşkın da hissedilmesi gerekiyor. İşte o zaman çabanın sonucu hidayet olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka deyişle, eğer birinden birşeyler öğrenebiliyorsanız yani hidayete erebiliyorsanız ona aşık olmuşsunuz, eğer birisi sizden birşeyler öğrenebiliyor yani hidayet buluyor ise size aşık olmuş demektir. Ve aşık olmak yada aşık olunmak insanoğlunun karar vererek ulaştığı bir duygu değildir. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nasiptir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun için hidayet ne ona erenden ne de yapmaya çalışandan kaynaklanmaz.&lt;br /&gt;İşte bunun için hidayet Allah'tandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Okuduğum bir cümlesi ile bu kısa yazıya ilham kaynağı olan bir abiye teşekkür ederim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-3321677547201745490?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/NxxdccjkD2U" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/3321677547201745490/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=3321677547201745490" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/3321677547201745490?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/3321677547201745490?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/NxxdccjkD2U/hidayetin-allahtan-olmas-zerine.html" title="Hidayetin Allah'tan Olması Üzerine" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2008/08/hidayetin-allahtan-olmas-zerine.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0MGR3c9eCp7ImA9WxZRGUw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-2334394804836087587.post-3416670184606758378</id><published>2008-02-13T15:59:00.001+02:00</published><updated>2008-02-13T16:03:46.960+02:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-02-13T16:03:46.960+02:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Dini - Tasavvufî" /><title>Nefsini İlah Edinenin Şükrüne Reddiye</title><content type="html">"Allah"tan başkasını ilah edinip tapma durumu Kur'an'da çeşitli ayetlerde ifade edilmiştir. Furkân (25) 43; Câsiye (45) 23. ayetlerde "nefsini ilâh edinen" olarak, Meryem (19) 44. ayetde ise "Babacığım, şeytana tapma(...)" olarak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İfade edilmiştir de daha bu güne kadar bu ayetleri üzerine alınan tek bir kişi bile çıkmamıştır. Bundan sonra da çıkmayacaktır. Kendisini Kur'an'da zikredilen günahkar, cahil vb. gibi kötü sıfatlarla tanımlayanlar çıkmıştır ama asla "nefsini ilah edinmeyi/şeytana tapmayı" üzerine alınan çıkmamıştır ve çıkmayacaktır da. Neden bu kadar kesin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü insanlar Efendimizin deyimi ile ikiye ayrılmışsa; (Allah'ın karşısında sorumluluğunun bilincinde)mümin ve (nerden gelip nereye gideceğini unutmuş)gafil olarak; müminler zaten bu sıfattan beri iken, mü'min olmayanlar da doğrudan "küçük düşmüşlük" belki "aptallık" olarak kabul görmüş bir sıfatı nefsani olarak asla üzerine alınmazlar. Dikkat edin nefsiniz her türlü kötülüğü yaptırtmaya çalışırken, asla başkasının yanında küçük düşmeyi kabul etmez. Onun için nefs başkasının gözünde kötü duruma düşüceğini bildiği davranışı yaptırtmaz çoğunlukla. Kendi isteğinden bir başka isteği yüzünden vazgeçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'a inanmayanın yada bir inanıp bir inanmayanın, yada bu meselelerler hiç mi hiç ilgilenmeyenin otomatik olarak nefsine uyması ve her türlü pis işe(hırsızlık, tecavüz, cinayet vs...)  bulaşması gerekirken/beklenirken teorik olarak, bunları görememizin nedeni budur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefsin kendini küçük göstermek istemeyişi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefs eğer çok "aşağılıkça" bir davranışta(bundan kastım, yaptığınız takdirde başkasının sizin hakkınızda "aşağılık" olarak düşüneceğini bildiğiniz herşey) bulunursa başkalarının kendisini "küçük göreceğini" farketmesi nedeniyle kendini frenler. Nefsin küçük düşme korkusu biranda diğer isteklerinden vazgeçmesi ile sonuçlanır.(Tabi bununla birlikte; Ruh'dan gelen utanma faktörünü de belirtmem gerekir.) Burada müthiş bir denge ve imtihan var. Nefsini yendiğini ve dolayısıyla "iyi" bir insan olduğunu sanan fertlerin din olmadan da "iyi" insan olunabileceği yanılgısı buradan destek alır. Oysa ki buradaki geçiçi(belki de hiçbir zaman patlama fırsatı bulamayacak ve dolayısıyla hayat boyu sürecek bir geçiçi) müspet tavır yada oynadığı "iyi insan rolü" gene nefsinden kaynaklanır insanın.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun için insan hangi zümreye dahil olursa olsun nefsine/şeytana taptığını kabul etmemesi gene nefsinden ileri gelir. Çünkü inanan/inanmayan herkes bu tip tapınma sıfatının eşittir çok küçük düşürücü bir sıfat olduğunu bilir. Nefs bizzat kendisini bile ilah kabul etmeyecek kadar pişkindir. Onun için "Allah"ı ilah edinmeyenler içgüdüsel olarak (gerçekte imkansız olan) "biz inançsısız" ifadesini kullanmaktadır. Keza aynı şekilde "Allah"a inandığını sanıp, ibadet edenler de asla nefsine taptıklarını kabul etmezler. Çok günahkar olduklarını kabul etseler de, nefslerine taptıklarını kabul etmezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günahkar, cahil vs. olduğunu kabul ediyor da insan neden bunu etmiyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü o kabuller, aslında biraz da belirsiz kabullerdir ve aslında temlinde gerçekten düşünülen durumu gizleme vardır. Tabi içinde bir miktar "mütevazilik gösterisi" barındırdığını da söylemek lazım.. Doğrudan doğruya gerçek sıfatı(nefsini ilah edinen kişi) barındırmayan hatta onu gizleyen aynı zamanda da  karşınızdakinde "ne kadar da mütevazi" hissini uyandıracağını bildiğimiz cümleler...  Oysa ki delikanlı gibi ortaya çıkıp "ben nefsimi ilah ediniyorum ona tapıyorum, o ayetler şu, şu sebepten dolayı aynen beni anlatıyor" diye izah eden bir kişi dahi ne gördük, ne de göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bunun en temel nedeni insanların(bizim) neyin nefsten, neyin Ruh'tan olduğunu farkedememeleri. İşte burası çok önemli: Neyin Ruh'tan neyin nefsten olduğunun ayrımına varmadan bir anda hissettiklerinle "bir şeye" yönelmek, ibadete başlamak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan bir iki ay önce kanalları gezerken, galibiyet ile sonuçlanmış bir futbol müsabakasının ardından, o maç ile alakalı yetkili bir kişinin gözyaşları içinde gayet mutlu bir şekilde söyledikleri ile karşılaşmıştım. Aradım en sonunda tam metnine ulaşabildim. Hatırladığım kadari ile bu cümlelerin hemen hemen herbirisi en az iki üç defa tekrarlandı:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"(...)Bir teşekkür de yüce halkımıza iletiyorum, hepsinden dualarını istedim, onların duaları futbolcu kardeşlerime geldi ve sahaya müthiş mücadeleler koydular(...)Allah'a şükürler olsun bugünleri gösterdi bize(...)Allahım bizim Avrupa Şampiyonası'na katılmamızı istedi.(...)Allah bana tüm güzellikleri verdi.(..)Herkesin bir hesabı vardır. Ama Yüce Allah'ın da bir hesabı vardır ve o tuttu" (Komik biraz da, sanki İslam ordusu ile Kafirler ordusu karşı karşıya gelmiş)&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Anlaşılan o ki fert nefsani olarak birileri ile zıtlaşmış\iddialaşmış. Ve gene nefsani olarak İslamiyet ile uzaktan yakından alakası olmayan bir alanda kendi haklılığının ispatı peşinde ve bu bir anda karşısında belirince, o kadar mutlu oluyor ki başlıyor şükretmeye. Mutluluğu hissetti ve hemen başladı şüküre. Ama bu mutluluğun kaynağı nefs mi, Ruh mu belli değil. Şükrederken kurduğu cümlelerin hepsinin öznesi kelime olarak "Allah". İşte şimdi şu yukarda bulunan ve gayet içten bir şekilde kurulmuş cümlelerde "Allah" kelimesi yerine "nefs"i koyup tekrardan okuyun. Nefsinin kendine tattırdığı bu mutluluk ve zevk karşısında teşekkürlerini sunuşunu görün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi bu kısa yazıda yaptığım &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;somut bir örnek ile açıklanmak zorunda&lt;/span&gt; olduğunu düşündüğüm çok çok önemli bir kavramı izah etmeye çalışmak yoksa herhangi bir kişiyi hedef göstermek yada bir kişinin yaptığı bir davranışı yargılamak değil. Üstelik, biliyorum ki içinde yaşadığımız toplum bu ve bunun gibi cümleleri duyduğunda nefsini ilah edinen ayetilerinden haberi olsa da olmasa da kesinlikle "nefsini ilah edinen bir kişi" sonucunu çıkarmaz. Bana göre çıkaramayan da nefsini ilah ediniyordur. Çünkü herşey farketmekten geçiyor. Yanlış bir şey yapıldığını ne yapan düşünüyor ne de gören farkediyor çünkü dediğimiz gibi neyin nefsimizden neyin Ruh'umuzdan geldiğini anlayamıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnşallah nasip olur anlayan kullar zümresine dahil oluruz.&lt;br /&gt;Selamlar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2334394804836087587-3416670184606758378?l=encodeum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/encodeum/~4/NtJLztIv_ak" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://encodeum.blogspot.com/feeds/3416670184606758378/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2334394804836087587&amp;postID=3416670184606758378" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/3416670184606758378?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/2334394804836087587/posts/default/3416670184606758378?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/encodeum/~3/NtJLztIv_ak/nefsini-ilah-edinenin-krne-reddiye.html" title="Nefsini İlah Edinenin Şükrüne Reddiye" /><author><name>encodeum</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04578301719096413964</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="16" height="16" src="http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://encodeum.blogspot.com/2008/02/nefsini-ilah-edinenin-krne-reddiye.html</feedburner:origLink></entry></feed>

