<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0"><channel><title>Hacamat İle Tedavi Merkezi</title><link>http://hacamatlatedavi.com/index.php</link><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/hacamat" /><description>Sağlıklı  Yaşam</description><language>tr</language><managingEditor>noemail@noemail.org (Hacamat İle Tedavi Merkezi)</managingEditor><lastBuildDate>Tue, 14 Feb 2012 11:31:50 PST</lastBuildDate><feedburner:info uri="hacamat" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">Health/Alternative Health</media:category><itunes:owner><itunes:email>noemail@noemail.org</itunes:email></itunes:owner><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>Sağlıklı Yaşam</itunes:subtitle><itunes:summary>Sağlıklı Yaşam</itunes:summary><itunes:category text="Health"><itunes:category text="Alternative Health" /></itunes:category><feedburner:emailServiceId>hacamat</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname>http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><item><title>TIBBI NEBEVİ • PEYGAMBERİMİZİN TAVSİYESİ ÇORBA TELBİNE</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hacamat/~3/gdyp0Z2Zu74/viewtopic.php</link><category>TIBBI NEBEVİ</category><dc:creator xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">admin</dc:creator><pubDate>Tue, 14 Feb 2012 11:31:50 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=290&amp;p=307#p307</guid><description>
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/b32MmoSlBRwgb_S-B9ZIRJ1ZJ4c/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/b32MmoSlBRwgb_S-B9ZIRJ1ZJ4c/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/b32MmoSlBRwgb_S-B9ZIRJ1ZJ4c/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/b32MmoSlBRwgb_S-B9ZIRJ1ZJ4c/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Resulallah sallallahualeyhivesellem Efendimiz &amp;quot;Telbineye önem veriniz, hastaya onu yediriniz&amp;quot; buyurmuşlardır.&lt;br /&gt;Yine Aişe radıyallahuanh validemizden rivayetle &amp;quot;Bu çorba üzüntü ve kederli olan kimsenin gönlünü kuvvetlendirir,&lt;br /&gt;sizden birinin yüzündeki kiri su ile yıkayıp temizlediği gibi bu çorbada hastanın gönlünden elem ve kederi giderir&amp;quot;&lt;br /&gt;Peygamber efendimiz(s.a.v)Hayber seferi dönüşü Safiye validemizle evlendiğinde düğün yemeği olarak telbine çorbası ikram etmişlerdir.&lt;br /&gt;Telbine çorbası;Arpa unu,yağ,su ile yapılan bir çorbadır,bazen tatlandırıcı olarak,balda &lt;br /&gt;katılır.&lt;br /&gt;vucuda kuvvet verir sindirimi çok kolaydır. şifa deposudur. Ramazan öncesi güçlü olmak için en önemli besindir.&lt;br /&gt;Yapılışı,Malzemeler;30 gr Zeytinyağı(sızma),2 yemek kaşığı telbine unu ,su istenirse bal aroma olarak kekik, kimyon, nane gibi baharatlarda katılabilir.&lt;br /&gt;Yapılışı;Yağ tencereye konur,telbine unu ilave edilip biraz kavrulur, kafi miktarda su ilave edilip karıştırılır,az tuz katılır,baharat katılır. Gerekirse ballı çorbada yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şifası;&lt;br /&gt;1-Stresi,kederi önler&lt;br /&gt;2-Hazmı kolaylaştırır&lt;br /&gt;3-Kalbe faydalıdır. &lt;br /&gt;4-Sıtmaya faydalıdır,&lt;br /&gt;5-Böbrek taşına faydalıdır,&lt;br /&gt;6-Karaciğeri kuvvetlendirir,&lt;br /&gt;7-Vucuda kuvvet verir.&lt;br /&gt;8- kalp ve diyabet hastalarına çok iyi geldiğini USA ilaç ve gıda dairesi onaylamıştır.&lt;br /&gt;Ayrıca Arpanın faydaları;Karaciğeri kuvvetlendirir,Mesane ve böbrek iltihabına iyi gelir,İdrar söktürür,Egzama ve kaşıntıya iyi gelir,cilt temizliğinde kullanılır,Ağız ve boğaz iltihabında kullanılır,Hararet gidericidir,Bronşit-öksürük-vereme faydalıdır,şeker düşürücüdür daha vs. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vitaminler ve mineraller &lt;br /&gt;Telbine unu niasin (B3 vitamini), tiamin (B1 vitamini), selenyum, demir, magnezyum, çinko, fosfor ve bakır dahil olmak üzere çeşitli vitamin ve mineraller içerir. &lt;br /&gt;Beslenme analizi &lt;br /&gt;1 Fincan Telbine ununun içeriği&lt;br /&gt;Kalori - 193 &lt;br /&gt;Protein - 3.5g &lt;br /&gt;Yağ - 0.7g &lt;br /&gt;Kolesterol - 0 &lt;br /&gt;Karbonhidrat - 44g &lt;br /&gt;Toplam diyet lifi - 6g &lt;br /&gt;Kalsiyum - 17mg &lt;br /&gt;Demir - 2mg &lt;br /&gt;Magnezyum - 35 mg &lt;br /&gt;Fosfor - 85 mg &lt;br /&gt;Potasyum -146 mg &lt;br /&gt;Sodyum - 5 mg &lt;br /&gt;Çinko - 1.2 mg &lt;br /&gt;Bakır - 0.16 mg &lt;br /&gt;Manganez - 0.4 mg &lt;br /&gt;Selenyum - 13.5 mcg &lt;br /&gt;Vitamin C - 0 &lt;br /&gt;Thiamin - 0.13 mg &lt;br /&gt;Riboflavin - 0.09 mg &lt;br /&gt;Niacin - 3.23 mg &lt;br /&gt;Pantotenik asit - 0.21 mg &lt;br /&gt;B6 Vitamini - 0.18 mg &lt;br /&gt;Folat - 25 mg &lt;br /&gt;Vitamin B12 - 0 &lt;br /&gt;A vitamini - 11 IU &lt;br /&gt;E vitamini - 0,01 mg &lt;br /&gt;K vitamini - 1.25mcg &lt;br /&gt;Kaynak: Standart Referans için USDA Ulusal Besin Veritabanı,(Temmuz 2003)&lt;p&gt;İstatistik: Tarih  &lt;a href="http://hacamatlatedavi.com/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;amp;u=2"&gt;admin&lt;/a&gt; — 14 Şub 2012, 19:31&lt;/p&gt;&lt;hr /&gt;</description><feedburner:origLink>http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=290&amp;p=307#p307</feedburner:origLink></item><item><title>HACAMAT NEDİR • HACAMAT TIP FAKÜLTESİNDE</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hacamat/~3/kPH_e0vRUPM/viewtopic.php</link><category>HACAMAT NEDİR</category><dc:creator xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">admin</dc:creator><pubDate>Tue, 14 Feb 2012 11:23:19 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=289&amp;p=306#p306</guid><description>
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/0Q9TuKKBE0ix5v147unygNCgg1s/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/0Q9TuKKBE0ix5v147unygNCgg1s/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/0Q9TuKKBE0ix5v147unygNCgg1s/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/0Q9TuKKBE0ix5v147unygNCgg1s/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;HACAMAT ANKARA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİNDE&lt;br /&gt;Ankara üniversitesi tıp fakültesi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzyıllardır vücuttaki kirli kanın temizlenmesi için yapılan hacamat yöntemi yerini aferez merkezlerine bıraktı. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Terapötik Aferez Merkezi’nde doktorlar tarafından uygulanan ‘modern hacamat’ kök hücre tedavisinde de kullanılıyor&lt;br /&gt;Fatma Karaman / &lt;!-- e --&gt;&lt;a href="mailto:fatmak@stargazete.com"&gt;fatmak@stargazete.com&lt;/a&gt;&lt;!-- e --&gt;&lt;br /&gt;Anadolu’nun kadim geleneklerinden biridir hacamat... Bugün halen uygulanan bu yöntem, kan fazlalığından kaynaklanan rahatsızlıkları gidermek için kullanılan bir tedavi. Deriye küçük kesikler atılarak kirli ve pıhtılaşmış kanın vücuttan atılmasını sağlayan hacamatla birçok hastalık önleniyor. Hacamatın günümüzdeki adı ise terapötik aferez. Artık hastanelerde uygulanan bu yöntemi Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Terapötik Aferez Merkezi sorumlusu Prof. Dr. Osman İlhan’la konuştuk. &lt;br /&gt;TEMEL AYNI YÖNTEM FARKLI&lt;br /&gt;Hacamatın eski Yunanlılar ve Hintliler tarafından uygulandığını anlatan İlhan, bugünün modern tıbbında ise aferezi; pis kanın atılması, çeşitli bileşenlere ayrılması veya değiştirilmesini içeren pek çok sayıda işlem olarak tanımlıyor. Kan ve dokulardan toksinlerin atılmasına da yardımcı bu yöntemin dolaşım sistemini rahatlattığını söyleyen İlhan, yan etkisinin olmadığını vurguluyor. &lt;br /&gt;TEMEL AYNI YÖNTEM FARKLI&lt;br /&gt;İlhan, aferezin her ne kadar benzer sayılsa da hacamat yönteminden farklı şekilde uygulandığını belirtiyor: “Hacamatta kan dışarı alınırken aferezde bir ayrıştırma işlemi yapıldıktan sonra kan vücuda geri veriliyor. İşlem aferez makinası adı verilen bir cihazla gerçekleştiriliyor. Bu nedenle kesinlikle sağlık personeli tarafından yapılması gerekiyor.”&lt;br /&gt;Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Terapötik Aferez Merkezi’nde günde ortalama 20 hastaya uygulama yapılıyor. Yöntemin sağlıklı kişilere de uygulanabileceğini belirten İlhan, ayrıca nöroloji, kalp, kan, sinir, karaciğer hastalarına da aferez yaptıklarını söylüyor. &lt;br /&gt;Zehrin kandan atılmasını sağlıyor&lt;br /&gt;Prof. Dr. Osman İlhan, çeşitli gıda, soba ve kırım kongo kanamalı ateşi hastalığında (KKKA) da aferezi kullandıklarını ve başarılı olduklarını anlatıyor: “KKKA yüzünden ölümler oluyor. Aferez Ünitesi’ne başvurulduğunda bu hastaların kanındaki plazma değiştirilerek bu zehir temizlenebiliyor. Aynı şey soba ve gıda zehirlenmeleri için de geçerli. Böbrek, kalp, karaciğer hastalarında, nörolojik hastalıklarda ya da romatizmal hastalıklarda bu sistem kullanılabilir.” &lt;br /&gt;‘100 bin gönüllü vericimiz var’ &lt;br /&gt;AFEREZ pek çok hastalığa umut olarak gösterilen kök hücre tedavisinde de yardımcı. Nasıl mı? Çünkü bu yöntemle kandaki kök hücreler toplanıyor. Prof. Dr. İlhan, aferezin bu açıdan birçok yönteme göre daha etkili bir sistem olduğunu hatırlatıyor: “Ankara Üniversitesi olarak Türk Kök diye bir proje üzerinde çalışıyoruz. 100 bin tane gönüllü vericimiz var. Diyelim ki hastanın kök hücreye ihtiyacı var. Benim dokum hastayla uyuşuyor. Beş gün boyunca aferez oluyorum, kök hücrelerim toplanıyor ve hastaya veriliyor. Bu bir bağış! Bir de hastanın kanından kök hücreyi toplayıp kendisine daha sonra tedavi için veriyoruz.”&lt;br /&gt;Genellikle kulak arkası ve sırta uygulanan hacamatın yapılışı şöyle: Önce hacamat yapılacak bölge tıraş ediliyor. Daha sonra devreye, ateş, bardak ve neşter giriyor. Bardak, kupa vb. kan alınacak yere yapıştırılıyor, orayı havasız bırakıp uyuşturuyor. Daha sonra uyuşan yere neşterle 2- 3 milim çiziliyor. Sonra kupa neşterlenen yere tekrar yapıştırılıyor. Kan gelene kadar bekleniyor, aynı işlem üç defa tekrarlanıyor. Ortalama 300-350 gram kadar kan akıtılıyor.&lt;p&gt;İstatistik: Tarih  &lt;a href="http://hacamatlatedavi.com/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;amp;u=2"&gt;admin&lt;/a&gt; — 14 Şub 2012, 19:23&lt;/p&gt;&lt;hr /&gt;</description><feedburner:origLink>http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=289&amp;p=306#p306</feedburner:origLink></item><item><title>HACAMAT NEDİR • HACAMATLA İLGİLİ HADİS İ ŞERİFLER</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hacamat/~3/4Pye5nDQaJo/viewtopic.php</link><category>HACAMAT NEDİR</category><dc:creator xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">admin</dc:creator><pubDate>Tue, 14 Feb 2012 11:14:16 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=288&amp;p=305#p305</guid><description>
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/czXmKjlcZzjklf_hgSxIA2hT3-Q/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/czXmKjlcZzjklf_hgSxIA2hT3-Q/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/czXmKjlcZzjklf_hgSxIA2hT3-Q/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/czXmKjlcZzjklf_hgSxIA2hT3-Q/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Hacamat Hakkında Hadis-i Şerifler&lt;br /&gt;Hadis-i şeriflerde buyruldu ki:&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;*Hadis-i şerifte Kanın artması Allah ü teâlâ nın ölüme sebep yaptığı hastalıklardan biridir buyruluyor. (Bezzar) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Sıcaklar artınca, hacamat olun. Çünkü kan basıncı artar da hastalığa veya ölüme sebep olur. (Hakim) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Hacamat birçok hastalığa şifadır. Aman hacamat olun. (Deylemi) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Mirac gecesi, uğradığım her melek topluluğu, ümmetine hacamatı emret dediler. (Hakim) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Hazret-i Cebrail, hacamatı o kadar tavsiye etti ki mutlaka lüzumlu zannettim.(Deylemi) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Şifa veren üç şeyden biri hacamattır. (Buhari)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Hacamat, aklı artırır, hafızayı kuvvetlendirir. (Hakim) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Baştan hacamat olmak, cüzzam, cünun, baras, uyuklama, göz kararması, baş ve diş ağrısına şifadır.(Taberani)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Boyundan hacamat olmak, 72 çeşit hastalığa devadır. (Taberani) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Hacamat, Peygamberlerin âdetindendir. (Tirmizi) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Pazar günü hacamat olmak şifadır. (Deylemi) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Aç karnına hacamat olmak deva, tok karnına ise derttir.(Deylemi) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Arabi ayın 17, 19 veya 21. günü hacamat olmak, birçok derde şifadır.(Hakim) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Ayın 17’sine rastlayan Salı günü hacamat olmak, bir yıllık hastalığa şifadır.(Bezzar) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Pazartesi veya Salı günü hacamat olun!(İbni Mace)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Çarşamba veya Cumartesi günü hacamat olup da bir hastalığa yakalanan, kendinden başkasını suçlamasın.(Ebu Davud) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Başın çukurundan hacamat olmak unutkanlığa sebep olur.(Deylemi) &lt;br /&gt;Nâfi der ki; İbn Ömer (r.a) şöyle dedi: Ben, Resulullah (s.a.s)’den şu buyruğu işittim: “Hacamat olmak aç karnına daha faydalıdır. Hacamat olmak aklı ve hıfzetme (ezberleme) gücünü arttırır. Hâfız olanın da hıfzetmek kabiliyetini kuvvetlendirir. Artık kim hacamat olmak isterse Allah’ın ismini anarak perşembe günü hacamat olsun ” (İbn Mâce, Kitâbu’t-Tıb, 22). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Hz. Ali radiyallahu anh anlatiyor: “(Bir gun) Cebrail Resulullah aleyhissalatu vesselam’a, Ahdaayn (boynun iki tarafindaki damar) hizasindan ve kahilden (iki omuzun arasi) hacamat olma emrini getirdi.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*İbnu Abbas radiyallahu anhuma anlatiyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Haccm ne iyi kuldur; (fazla) kani giderir, beli hafifletir, gözü parlatır.” Tirmizi su ziyadede bulunur: “(Resulullah aleyhissalatu vesselam) ayin onyedisinde, ondokuzunda ve yirmi birinde hacamat olurdu.” Tirmizi, Tibb 12, (2052). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Hz. Enes radiyallahu anh anlatiyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Kim hacamat olmak isterse, ayin 17 veya 19 veya 21 ’ini arasin. Sakin, kan fazlalaşmak suretiyle birinize galebe calip onu öldürmesin.’’&lt;p&gt;İstatistik: Tarih  &lt;a href="http://hacamatlatedavi.com/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;amp;u=2"&gt;admin&lt;/a&gt; — 14 Şub 2012, 19:14&lt;/p&gt;&lt;hr /&gt;</description><feedburner:origLink>http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=288&amp;p=305#p305</feedburner:origLink></item><item><title>İSLAMİ BİLİMSEL MAKALELER • DNA şifrelemeyi Nasıl Yapar?</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hacamat/~3/EiCby_wZMHc/viewtopic.php</link><category>İSLAMİ BİLİMSEL MAKALELER</category><dc:creator xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">admin</dc:creator><pubDate>Fri, 20 Jan 2012 02:45:30 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=86&amp;p=91#p91</guid><description>
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/F7V2kcJrSuirKwVXh1o4j6-vONs/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/F7V2kcJrSuirKwVXh1o4j6-vONs/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/F7V2kcJrSuirKwVXh1o4j6-vONs/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/F7V2kcJrSuirKwVXh1o4j6-vONs/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;DNA şifrelemeyi Nasıl Yapar?&lt;br /&gt;Ahmet Polatlı  | 01 Kasım 2009 | &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela gözünüzdeki hücreyle elinizin deri hücreleri birbirinden farklıdır.Peki DNA ları aynı olan hücreler neden farklılaşma gösteriyorlar?.Yada şu şekilde soralım; Neden göz hücrelerimiz ile deri hücrelerimiz veyahut karaciğer hücrelerimiz ile dil hücrelerimizin DNA ları aynı olmasına rağmen, birbirlerine benzemiyorlar.Yanıt ise basittir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DNA nın üzerinde &amp;quot;Histon&amp;quot; adı verilen bazı moleküller vardır.Bu moleküller DNA nın belirli bölgeleri dışında diğer tüm bölgelerinin üzerlerini kaparlar.Örneğin göz hücrelerinizde, bu moleküller yanlızca DNA nın gözle ilgili bölgelerini açık tutar.Diğer tüm bölgeler ise bu moleküller tarafından kapatılır.Aynı şey dil veya karaciğer hücreleri içinde geçerlidir.Mesela bir hücre dil hücresi olacaksa DNA nın yanlnızca dili meydana getirecek bölgeleri açık tutulur.Diğer bölgeler ise &amp;quot;Histon&amp;quot; lar tarafından kapatılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer diğer bölgeler açık olsaydı sonuç tam bir facia olacaktı.Bir hilkat garibesine dönüşecektik. Fakat dönüşmüyoruz çünki hücrede son derece kompleks bir kontrol sistemi mevcuttur ve DNA nın kendini hatasız kopyalaması ve canlının her hücresininin görevini kusursuz bir biçimde tayin etmesini sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DNA şifrelemeyi nasıl yapar?Yandaki şekilde DNA nın çift zincirli (ip merdiven gibi) ve aynı zamanda dönüm yaparak heliks oluşturmuş hali net bir şekilde görünmektedir.Altın renginde olan bölge ise zincirin omurgasıdır.Bu omurgaya Adenin, Guanin, Sitozin ve Timin adı verilen bazlar (Kırmızı, mavi, turuncu ve yeşil renkli)mükemmel bir sıra oluşturacak şekilde sıralanırlar.Resimde kısa bir bölgesi görülen DNA zinciri gerçekte çok uzun bir zincirdir. Bu zincir insan hücresinde ortalama olarak 1 metreyi bulabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ne muhteşemdirki bu kadar uzun bir zincir mikroskopla bile zor görülebilen bir hücrenin içine hassas bir biçimde paketlenerek yerleştirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dahada ilginci DNA daki bazların sıralamasını kağıda dökmeye kalkışırsak bir kütüphane dolusu ansiklopediye ihtiyacımız olacaktı. Yani vucudunuzdaki küçücük bir hücrenin içerisinde bir kütüphane dolusu kitabı dolduracak kadar bilgi saklıdır.Bu ise insan aklının kavramakta zorlandığı bir durumdur.DNA gerek yapısal gerekse fonksiyonel bakımdan gerçekten bir yaradılış harikasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DNA nın heliks yapısı her canlıda aynıdır.Fakat şekilde görülen altın rengindeki omurgaların arasında sıralanan renkli &amp;quot;bazların dizilimi&amp;quot; ise her canlıya özgüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DNA nın yapısında bozulma ve zincirdeki bazların sıralamasında bir değişiklik olursa meydana gelecek canlı ya sakat doğar yada ölür. Örneğin çocuklarda &amp;quot;Down sendromu&amp;quot; yada &amp;quot;Lösemi&amp;quot; adı verilen kan kanserinin nedeni DNA daki zincirin bozulmasından kaynaklanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu an bu satırları okuyacak kadar sağlıklı iseniz bunu hücrelerinizdeki muazzam kontrol sistemine borçlusunuzdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Polatlı &lt;br /&gt;kaynak: &lt;!-- w --&gt;&lt;a class="postlink" href="http://www.makaleler.com"&gt;www.makaleler.com&lt;/a&gt;&lt;!-- w --&gt;&lt;p&gt;İstatistik: Tarih  &lt;a href="http://hacamatlatedavi.com/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;amp;u=2"&gt;admin&lt;/a&gt; — 20 Oca 2012, 10:45&lt;/p&gt;&lt;hr /&gt;</description><feedburner:origLink>http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=86&amp;p=91#p91</feedburner:origLink></item><item><title>TIBBI NEBEVİ • Bazı Cerrahpaşa hocaları ve Tıbbı Nebevi</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hacamat/~3/2rMrLLWzQPE/viewtopic.php</link><category>TIBBI NEBEVİ</category><dc:creator xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">admin</dc:creator><pubDate>Thu, 19 Jan 2012 04:39:22 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=78&amp;p=81#p81</guid><description>
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zzCvd6V472UaPwL59GMrP4L88rg/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zzCvd6V472UaPwL59GMrP4L88rg/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zzCvd6V472UaPwL59GMrP4L88rg/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zzCvd6V472UaPwL59GMrP4L88rg/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;DR MEHMET SILAY  04 EKİM 2008&lt;br /&gt;Bazı Cerrahpaşa hocaları ve Tıbbı Nebevi &lt;br /&gt;''Az konuş, az ye ve az uyu: Hasta olmazsın!” &lt;br /&gt;“Kul kalilen, kül kalilen, nevm kalilen, le tekun alilen.!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hadis-i şerifi ilim adamları biraz daha açarlar. Fazla konuşma, fazla gülme, fazla yeme, fazla uyuma ama sık ziyaretleş. Ziyaretleşmek iki taraf için de bir tür rehabilitasyondur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ziyaretlerde sohbet et, istişare et, faydasız laubali, malayani konulara rağbet etme, dedikodu ve gıybete tenezzül etme. Ziyaretleri gönülleri hoşnut eden, mutluluğu ve tebessümü davet eden latifelerle süsle.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sohbeti ibadete dönüştür. Gönül alan seviyeli sözlerin, selamın ve tebessümün sadakan olsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Latife sadakadır. Yani, içinde yalan, dedikodu ve hakaret olmayan gönül alıcı sözler, tebessüm ettirirken düşündüren zarif espiriler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resulullah’ın hayatında hasta ziyaretleri özel bir değer taşır. Hasta olduğunu işittiği Yahudiyi ziyareti çok anlamlıdır. Bu ziyaret Yahudi’nin hidayetine sebep olmuştur. Hatta kedisi ölen çocuğun ziyaretine gitmesi ve üzüntüsünü paylaşarak onu teselli etmeye çalışmasındaki incelik O’ndaki derin duyarlılık ve zarafetinin göstergesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir hastayı ziyaret edenin cennette yeri hazırlanır” buyuruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunus Emre bu hadisi mısralara döküyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir hastaya vardın ise,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yudum su verdin ise,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın anda karşı gele&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ab-ı Hayat içmiş gibi.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlığın hayatımızdaki yeri ve önemini vurgulayan Hadis-i şerifleri Kütübü Sitte’nin altısında da okuyoruz. Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesei, Ebu Davut ve İbni Mace eserlerinde Tıbbı Nebevi’ye özel birer bölüm ayırmış. Yüzyirmi bin Hadis-i şerifin Üç yüzü insan sağlığıyla ilgili.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sağlık cennet nimetlerindendir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sağlık takva ile birlikte bütün dünyevi zenginliklerden daha üstündür.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı Cihan devletinin en güçlü yıllarında kırk altı sene hükümdar olarak devleti yöneten Kanuni Sultan Süleyman bireysel sağlığı bir “nefes sıhhatte”, sosyal-içtimai-toplumsal sağlığı da tek kelimeyle “Vahdette” buluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saltanat dedikleri bir cihan kavgasıdır,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olmaya baht-ı saadet dünyada Vahdet gibi.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde biz öğrencileri için Tıp Tarihi Kürsüsünde İslâmi Sanatlardan Tezhip, Hat ve Ebru kursları açan, Ordinaryüs Profesör Süheyl Ünver hocamız, bir derste sözü Resulullaha getirmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Peygamber Efendimiz insanlara İslâm dininin esaslarını tebliğ ederken halk sağlığının önemini vurgulamıştır. Halk sağlığı, hijyen ve koruyucu hekimliği öne çıkarmış. Sağlığımızla ilgili yanlışları ve hurafeleri düzeltmiş. Ancak doğruluğu ve faydası tecrübelerle kanıtlananları kabul edip, ashabına da tavsiye etmiştir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altını çizerek söylediklerini not almayanlara da kızardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Söylenen güzel sözler gökte kayan yıldızlar gibidir, havada uçan kuşlar gibidir. Biz onları ancak anında yazarak yakalayabiliriz. Haydi, bunu da yazın!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günce ve not tutma alışkanlığı kazandıran Süheyl hocayı rahmetle anıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde ilmi seviyeyi yükselten bilim adamlarından Profesör Ekrem Kadri Unat hocamızın “Mikrobiyoloji ve Tropikal Hastalıklar” ders kitabı da yine Tıbbı Nebevi’den bir Hadisle başlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Her hastalığın çaresi vardır arayınız, ihtiyarlığın dermansızlığı hariç.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ders arasında da sorduğumuzda anlatırdı. İlim İnsanlığın ortak malıdır derdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İlim Müslüman’ın yitik malıdır, arayıp bulmak görevidir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine bir Hadis hatırlatırdı. Gidin, dolaşın, arayın, okuyun, sorun-araştırın, istişare edin ve bulun. Müslüman genç atılımcı olmalıdır. Araştırmacı ve sorumlu olmalıdır. Meraklı, gayretli ve enerjik olmalıdır. Bir hadis daha hatırlatırdı: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İlim Çin’de de olsa alın.” Utlubul İlme valev kene Sın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Alexi Carrel ile aynı fikri, Tıbb-ı Nebevi aydınlığında paylaştığını açıklardı. Sınıfta Alexi Carrel’in Dua kitabını İkbalin Cavidnamesi kadar, hemen bütün öğrenciler okurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yaratılışımızın yani var oluşumuzun üç gayesi vardır. Allah’ın bizlere lutfettiği-emanet ettiği vücudu korumak, nesli devam ettirmek ve nihayet hakkıyla kulluk yaparak, ubudiyetle, şükür ve sabırla Ruhumuzu yüceltmek yani Yaratıcının rızasına layık olmak. “&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Prof. Asaf Ataseven hocamızın da Tıbbı Nebeviyle ilgili özel ve doyurucu bir çalışması olmuştur. Google veya internet sitesinden takib edilebilir.   Bu vesileyle üzerimizde çok emekleri olan hocalarımıza Allahtan gani Rahmetler diliyoruz.  &lt;br /&gt;Kaynak: Milli Gazete 04 EKİM 2008&lt;p&gt;İstatistik: Tarih  &lt;a href="http://hacamatlatedavi.com/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;amp;u=2"&gt;admin&lt;/a&gt; — 19 Oca 2012, 12:39&lt;/p&gt;&lt;hr /&gt;</description><feedburner:origLink>http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=78&amp;p=81#p81</feedburner:origLink></item><item><title>İSLAMİ BİLİMSEL MAKALELER • PEYGAMBERİMİZ VE SAĞLIK</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hacamat/~3/LgtYdJy2sco/viewtopic.php</link><category>İSLAMİ BİLİMSEL MAKALELER</category><dc:creator xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">admin</dc:creator><pubDate>Thu, 19 Jan 2012 04:01:24 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=77&amp;p=80#p80</guid><description>
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/rM7j-PHbTG-avsMbh9D5pFEcVjI/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/rM7j-PHbTG-avsMbh9D5pFEcVjI/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/rM7j-PHbTG-avsMbh9D5pFEcVjI/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/rM7j-PHbTG-avsMbh9D5pFEcVjI/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;PEYGAMBERİMİZ VE SAĞLIK &lt;br /&gt;Seyfi Şahin / 2009-04-21 10:25:42 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Efendimiz Hz Muhammed Mustafa Aleyhisselam, çok özel yaratılmış eşsiz bir insandı. Onun faziletlerini ve yaptıkları işleri (sünnetleri) bilgisayara yüklediğinizde insanoğlunun en başarılısıdır. Bir numaralı lider olduğu görülür. Bunu Batılılar bilgisayarda test etmiş ve bilgisayar hep peygamberimizi en birinci olarak göstermiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber efendimiz bir önderdi. Devlet kurmuş ve insanları en iyi şekilde yönetmiştir. O bir öğretmendi, bir profesördü. Suffe üniversitesini kurmuş ve pek çok sahabe genci burada eğitmişti. O bir komutandı. Şehirler ve ülkeler fethetti. O bir psikologdu. İnsanları o derecede manen yükseltti ki, onun telkininden geçenler serdengeçti oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TIBBI NEBEVİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O bir hekim değildi. Çünkü kendisi kendini hekim olarak tanıtmamış, sahabelere hekime gitmeyi tavsiye etmiştir. Ama daha sonra onu inceleyen müfessirler ve siyerciler, o sevgilinin bir özelliğini daha keşfedip onun sağlıkla ilgili hadis ve sünnetini derleyerek onun bir tıp uzamanı olduğunu da görmüşlerdir. Peki peygamberimiz kendi tavsiye ve sünnetinin pek çok noktasındaki tıbbı konuları niçin genel hayat prensiplerinden ayırmamıştır? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü o hekimlere çok değer vermiş ve onları yüceltmiştir. Bütün ümmetine de tabibe gitmesini tavsiye etmiştir. Eğer o kendini tabip olarak tanıtsaydı, İslam'ı bildiğini ve onun yolundan gittiğini söyleyen pek çok şarlatan, hekimlik yapmaya kalkar ve bundan da çıkar sağlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama biz doktor olarak biliyoruz ki, dünyada ilk olarak tatbik edilen pek çok koruyucu hekimlik kaidelerini o koymuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela diş fırçalamayı veya misvaklamayı insanlık tarihinde ilk uygulayan O'dur. Misvak çok kuvvetli sünnettir. Misvaklanan dişlerde enfeksiyon barınamaz. Ağız kokmaz. Dişlerin dibinde taş teşekkül etmez. Böylece genel enfeksiyon belirtileri olmaz. Dişler ağrımaz. Dökülmez.. Ağız ve sindirim sistemi daha sıhhatli olur. Misvaklı namazlar daha efdal olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada uluslararası karantinayı ilk uygulayan da peygamberimizdir(SAV). Şöyle buyurmuştur: &amp;quot;Vebaya veya tauna yakalanmışsanız. Yerinizi terk etmeyiniz. bir ülkede veba veya taun çıkmışsa oraya gitmeyiniz.&amp;quot; Dünyada ilk tecridi de uygulayan da odur. &amp;quot;Cüzamdan aslandan kaçar gibi kaçınız&amp;quot;. &amp;quot;Bir hastalığa yakalanırsanız evinizi terk etmeyiniz&amp;quot; diye buyurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun Ana-baba hakkı, kul hakkı, komşu hakkı, hayvan hakkı konusundaki hadisleri, boşanmayı kötü gören hadisleri insan ruh yapının tedavisi ve kitle psikolojisi açısından çok önemlidir. Büyük küçük ilişkilerini düzenleyen ve daima sevgiyi tavsiye eden Efendimiz, toplumsal hastalıkların önüne geçmiş ve pek çok asosyalizasyon hastalıkları denen geniş yelpaze hastalık grubunun toplumdaki tahribatını önlemiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O çevreci bir Resuldü. &amp;quot;Kıyamet kopacağını da bilseniz. Ağaç dikiniz&amp;quot; buyurması ne kadar önemlidir. &amp;quot;Temizlik imandandır&amp;quot; diyerek Müslümanları tertemiz etmiştir. Tırnak kesilmesi, sünnet edilmesi, etek tıraşları hep onun sünnetidir. Sağlığın gereğidir. O'nun sular bahsi ve &amp;quot;güneşte ısınan suyla abdest almayınız&amp;quot; demesi ne kadar da doğrudur.. Medineye gelen bir hekim;&amp;quot;Ya Resulallah, hiç hasta olan yok&amp;quot; demesi üzerine &amp;quot;Benim ümmetim acıkır oturur, doymadan kalkar&amp;quot; diyerek genel sağlık esasını açıklamıştır. Çünkü pek çok hastalık aşırı beslenmeden meydana gelmektedir. Yine O, &amp;quot;midenin üçte birini yemeğe, üçte birini suya ve üçte birini de havaya ayırın&amp;quot; diyerek bizlere tavsiyede bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha pek çok koruyucu hekimlik sünnetleri vardır.&lt;p&gt;İstatistik: Tarih  &lt;a href="http://hacamatlatedavi.com/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;amp;u=2"&gt;admin&lt;/a&gt; — 19 Oca 2012, 12:01&lt;/p&gt;&lt;hr /&gt;</description><feedburner:origLink>http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=77&amp;p=80#p80</feedburner:origLink></item><item><title>TIBBI NEBEVİ • TIBBIN NEBEVİ DR ARSLAN MAYDA</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hacamat/~3/WJAiTxp9gpA/viewtopic.php</link><category>TIBBI NEBEVİ</category><dc:creator xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">admin</dc:creator><pubDate>Thu, 19 Jan 2012 03:54:21 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=76&amp;p=79#p79</guid><description>
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/pAQt4Sf3UX7aICPZSFu5RbuLiVs/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/pAQt4Sf3UX7aICPZSFu5RbuLiVs/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/pAQt4Sf3UX7aICPZSFu5RbuLiVs/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/pAQt4Sf3UX7aICPZSFu5RbuLiVs/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Tıbb-ı Nebevî'de Enfeksiyonlardan Korunma &lt;br /&gt;Dr. Arslan MAYDA  &lt;br /&gt;Ancak mikroskopla görülen ve ölümcül hastalıklara yol açabilen mikroplara dâir bazı işaretleri, Efendimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) beyanlarında görmekteyiz. Ebû Musa el-Eşari'den (r.a) rivayet edilen bir hadîste, Efendimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem): &amp;quot;Ümmetimin yok olması kılıç ve taun iledir.&amp;quot; buyurması üzerine, ashab sorar: &amp;quot;Ya Resulullah kılıcı biliyoruz; fakat taun nedir?&amp;quot; Efendimiz: &amp;quot;Gözden gizlilikte cin gibi olan düşmanlarımızın gizlice dürtmesidir. Bunların hepsinde de şehitlik sevabı vardır.&amp;quot; buyurur. (Ebû Davud, Müsned)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), bulaşıcı hastalıklardan korunmada, vücut ve çevre temizliğinin yanında bazı tavsiyelerde bulunmuştur. Bu bilgiler ışığında baktığımızda, mikroorganizmaları ilk tarif edenin, Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) olduğunu görürüz. O, vebanın, çıplak gözle görülemeyen zararlı bir âmili olduğunu, gizlice yayıldığını ve hastalığın yayılmasını önlemede karantina gerektiğini vurgulamıştır. Ayrıca O, bu tip mikropların insan vücuduna dışarıdan bulaştığını imâ ve işaret buyurmuşlardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esnerken ağzı kapatmak&lt;br /&gt;Akciğer rahatsızlıkları, hava yoluyla bulaşan hastalıkların büyük çoğunluğunu teşkil etmektedir. Havada bulunan mikroplar, derin nefes alınınca bronşlara ve akciğerlere kadar inerek hastalık yapar. Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem): &amp;quot;Sizden biriniz esneyeceği zaman elini ağzına koysun; zîrâ zararlı şeyler ağzına girer.&amp;quot; (Ebû Davud, Müslim, Müsned) buyurmuştur. Esneme sırasında havadaki mikropların bademcikleri geçerek hava keselerine kadar gitmemesi için ağzımızı kapatmamız lâzımdır. Böylece üst ve alt solunum yollarına hava yoluyla bulaşacak hastalıklara mâni oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bulaşma mesafesi &lt;br /&gt;19. asırda havadaki toz zerreciklerinin ve mikroorganizmaların mikroskopla görülmesinden sonra, hasta ile sağlam kişiler arasına mesafe koyma anlayışı tıbbî kaideler içine girmiştir. Tıp tarihinde hastalar arasına mesafe koyma meselesine ilk defa Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem): &amp;quot;Cüzzamlı hastadan yırtıcı hayvandan sakınır gibi sakınınız. Cüzzamlı kimse bir vadiye indiği zaman, siz başka bir vadiye ininiz. Cüzzamlı hastalara devamlı olarak bakmayınız. Onlarla konuştuğunuz zaman, sizinle onlar arasında bir veya iki mızrak boyu mesafe bulunsun.&amp;quot; (Müsned, İbn-i Mâce, F. Kadir) mealindeki hadîs-i şerîfiyle dikkatleri çekmiştir. Bugün tıp otoriteleri bu mesafenin 70–80 cm'den az olmamasını tavsiye etmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karantina&lt;br /&gt;Tarih boyunca insanları tehdit eden, toplu ölümlere sebep olan veba (taun), humma, sıtma ve çeşitli viral hastalıklardan milyonlarca kişi ölmüştür. Daha önceki yüzyıllarda başgösteren kitle salgınları her zaman dehşetle hatırlanır. Peygamber Efendimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) bu husustaki sözlerine kulak verelim: &amp;quot;Bir yerde taun hastalığı olduğunu duyarsanız oraya gitmeyiniz. Eğer bir yerde taun hastalığı meydana gelmiş ve siz orada iseniz hastalıktan kaçmak maksadıyla çıkmayınız.&amp;quot; &amp;quot;Taundan kaçan kimse savaştan kaçan kimse gibi günah işlemiş olur. Hâlbuki taunun çıktığı yerde sabredip durarak ölen kimseye şehit sevabı vardır.&amp;quot; (Ebu Davud, Müsned) Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), karantinayı tam mânâsı ile tarif etmiş ve yukarıdaki beyanlarıyla da uygulanılabilirliğini garantiye almıştır. Karantinadan kaçan kişiyi savaştan kaçan kimseye benzetmiş, savaştan kaçmanın neticelerini insanlara hatırlatmıştır. Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), hasta insanların hastalıklarını sağlamlara bulaştırmaması için karantinayı tavsiye ettiği gibi, hasta hayvanların sağlıklı hayvanların yanına getirilmesini de yasaklamıştır. Bir hadîs-i şerîflerinde &amp;quot;Hayvanlardan hasta olanlar, sahipleri tarafından sakın sağlıklı olanların yanına iletilmesin.&amp;quot; (Buhari, Müslim, E.Davud, Müsned, Faik) buyurmuştur. Veba öldürücü ateşli salgın hastalıktır; taun, sıtma, kızamık, çiçek, aids ve daha sonraları açığa çıkacak salgın hastalıkların tamamına veba denilmektedir. Salgın hastalıkların hangisi olursa olsun Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem): &amp;quot;Hastalığa yaklaşmakta tehlike vardır.&amp;quot; (E. Davud) buyurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellere vazife taksimi&lt;br /&gt;Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), sağ elini temizlik ve yemek. Sol elini istinca ve kirli şeyler için kullanırdı (E. Davud). Temizlik yaparken, başınızı, ağzınızı, burnunuzu, cildinizi kirletilmiş sol elle yıkarken, bilmeden temiz sahaları kirletmiş olursunuz ki, bu da sağlık prensiplerine aykırıdır. Tıp tarihi incelendiğinde, ellerimize vazife taksimi yapan tek ismin Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) olduğu anlaşılır. Bütün pis işlerde sol eli, temiz işlerde ise sağ eli kullanmayı tavsiye etmiştir. Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) temizlenmesinde, taranmasında, ayakkabı giymesinde sağdan başlamayı severdi (Buhari, Müslim). Vücudun atıkları olan dışkı (gaita), idrar, balgam, ter, sümük gibi salgılara veya onların çıktığı organlara sol elle dokunmamız gerekir. Böylece vücudun temiz kısımlarına hastalık yapıcı mikroorganizmaları bulaştırmamış oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksırırken ağzı kapatmak&lt;br /&gt;Üzeri açık bir kapla taşınan yiyeceğe, taşıyan kişinin öksürük ve aksırığıyla veya sinek, böcek ve hava yoluyla mikrop bulaşabilir. Ebû Hüreyre (ra): &amp;quot;Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) aksırdığı zaman elini ve elbisesinin bir parçasını ağzına kapatır ve sesini alçaltmaya çalışırdı.&amp;quot; (Ebû Davud) demektedir. Efendimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) bu hareketi, çevrede bulunan insanları bulaşıcı hastalıklardan korumaya yönelik, İlâhî hikmetin gereği, bir nevî vahiyle kendisine ilhâm edilen mu'cizevî bir davranıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapların üzerini örtmek&lt;br /&gt;Yiyecek ve içecek kaplarının kapalı ve temiz olması da sağlık açısından çok mühimdir. Nitekim Peygamber Aleyhisselam: &amp;quot;(Akşam yatarken) kapıları kilitleyiniz. Su kırbalarının ağzını bağlayınız. Boş kapları ters çeviriniz! Dolu kapların üzerini örtünüz ve lâmbaları söndürünüz! Çünkü zararlı yaratıklar kilitli kapıyı açmaz. Bir de fare yok mu, insanların evlerini yakıp yıkar.&amp;quot; (Buhari, Müslim, Müfred) buyurmuştur. O'nun (sallallahü aleyhi ve sellem) boş kapların ters çevrilmesini veya kapaklarının kapanmasını tavsiye etmesi, içlerine bir şey girmemesi içindir. Evde öksüren birisi varsa, açık kaplara mikrop bulaştırır. Ayrıca evcil hayvanlarla, sinek, böcek ve kemirgenlerle bakteri bulaşmasını engellemek için, yiyecek ve içecek kapları kapalı tutulmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağzı küçük kaplara ağzını dayayarak su içmemek&lt;br /&gt;Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), kırba gibi kaplara bir kimsenin ağzını dayayarak içmesini de yasaklamıştır (Buhari, M.Aliyye, en-Nihâye, İbn-i Kayyim, Müsned). Su içen kişide, üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları varsa, bunu kaba veya içilen sıvıya bulaştırabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdrarı elbiseye bulaştırmama&lt;br /&gt;Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), elbiselerinin temizliğine çok dikkat ederdi. İdrar ve kan gibi mikropların kolayca üreyebileceği besiyerlerinin elbiselere bulaşmaması için ikazda bulunmuştur. Bir hadîs-i şerifte Efendimiz (sallalahü aleyhi ve sellem): &amp;quot;Sizden biriniz sahrada abdest yapacağı zaman idrarının kendi üzerine sıçramaması için yumuşak yer arasın.&amp;quot; (Gümüşhanevî, Nesîmî) buyurmuştur. Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), elbisesine idrar bulaşıp kirlenmesin diye, çok titizlik ve hassasiyet göstermiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanın toprağa gömülmesi&lt;br /&gt;Mikroorganizmaların üremeleri için karbon kaynağı olarak polisakkarid, yağ, proteinler, azot, enzim, sülfür (koenzim ve protein yapısında), fosfor, oksijen, hidrojen, potasyum, mağnezyum ve demire ihtiyacı vardır. Kanda bunların hepsi bir arada bulunduğundan, kan, tıpta birçok besiyerini zenginleştirmek maksadıyla kullanılır. Besiyerindeki kan ile mikroplar daha kolay ve hızlı ürer. Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), kan aldırdı. Abdullah b. Zübeyr'e verdi. &amp;quot;Haydi, bu kanı alıp götür! İnsan, köpek, yırtıcı hayvan yalamaması için toprağa göm.&amp;quot; buyurdu (Kübra Hâkim, Keşfül ummal, F. Kadir M. Aliye). Temizlik hassasiyetinin yanısıra, bu tavsiyedeki en önemli maksat, kanın mikropların üremesine uygun bir besiyeri olduğuna dikkat çekilmesi ve kanda bulunabilecek mikroorganizmaların hayvanlar yoluyla etrafa yayılmasının önlenmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sümük ve balgamın kaybedilmesi&lt;br /&gt;Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem): &amp;quot;Sizlerden biriniz mescide sümkürdüğünüz veya balgam çıkardığınız zaman onu kaybetsin, herhangi bir Müslüman'ın cildine ve elbisesine bulaştırıp zarar vermesin.&amp;quot; buyurmuştur (Müslim, Buhari, Müsned, Nesai). Ayrıca O (sallallahü aleyhi ve sellem): Bir topluluğun önünde balgam çıkaran, onu avuçlarıyla gizlesin ve toprağa gömünceye kadar göstermesin (Buhari, Müfred, Müslim, Nesai), buyurarak çıkarılan balgam ve sümüğün toprağa gömülmesini tavsiye etmiştir. Sözkonusu toprak, insan ve hayvanların hiç uğramadığı sahalar olmalıdır. Sümük ve balgam içinde bulunan mikroorganizmaların, faydalı bakteri ve mantarlarla organik bileşiklere dönüştürülüp, zararsız hâle geleceği tek yer topraktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bataklıkların kurutulması&lt;br /&gt;Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), bataklıkların, sıtma başta olmak üzere bazı hastalıklara yol açmayacak duruma getirilmesi gerektiğini şu hadîse ile ifade etmiştir: Hz. Aişe Mekke'den Medine'ye geldiklerinde Medine, Arabistan mıntıkasının en hastalıklı yeri idi. Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) Buthan vadisinin kurutulması için tavsiyelerde bulunmuştur (Buhari, Müslim, Dârimi, Mâce, K.Ummal, Ramuz, L. Ukul).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mikropların barınaklarını toprağa gömmek&lt;br /&gt;Hz. Aişe (ra) şöyle der: Peygamber Aleyhisselâm insan vücudundan ayrılan yedi şeyin toprağa gömülmesini emrederdi. Bunlar, saç, tırnak, akan kan, kadınların adet bezi, diş, pıhtılaşmış kan, kadının döl eşi (C. Sağir, F. Kadir, Kenz ül Ummal). Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) kan ve kan pıhtısının, saç ve tırnakların insanlara hastalıkları bulaştırıcı ve açıkta bulunduğu zaman insan ve hayvanda hastalık yapıcı mikropların çoğalması için bir besiyeri olacağından, toprağa gömülmesi gerektiğini ilk tavsiye edendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canlıların kullandığı sahaları kirletmemek&lt;br /&gt;Her Müslüman evini temiz tuttuğu gibi, çevresini de temiz tutmalı, su kaynaklarını kirletmemelidir. Peygamberimiz çevre temizliğine gereken önemi vermiş, Müslümanlar da her zaman bu emir ve tavsiyelere uymaya hassasiyet göstermişlerdir. Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem): Ağaç altlarına, gölgeliklere, su membalarına, durgun sulara, yollara, hayvan yuvalarına ve hayvan barınaklarına idrar yapılmasını yasaklamıştır (Müslim, Buhari, E. Davud). Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) bir defasında &amp;quot;Sakın lânete uğrayanlardan olmayınız.&amp;quot; buyurunca, sahabeler, 'Bunlar kimlerdir?' diye sordular. Peygamberimiz de, &amp;quot;Herkesin gelip geçtiği yollara, gölgeliklere, su kenarlarına ve ağaçların altına abdest bozup kirletenlerdir.&amp;quot; (Müslim, Mace, M. Zevaid, Faik) diye cevap verdi. Böylece O (sallallahü aleyhi ve sellem), ortak kullanım alanlarının tükürük, balgam, burun salgısı, idrar ve dışkı ile kirletenlerin dünya ve âhirette lânete uğrayacaklarını beyan buyurmuştur. O (sallallahü aleyhi ve sellem), insanlara zarar veren her şeyin bertaraf edilmesini istemiş ve bunu imanın şubelerinden biri saymıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalık bulaştıran hayvanların izole edilmesi&lt;br /&gt;Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), Mekke gibi devamlı haç ve umre vesilesiyle kalabalık insan toplulukların bulunduğu yerlerde, hastalık taşıyan hayvanların beslenmesini uygun görmemiştir. O (sallallahü aleyhi ve sellem), Av, çoban, ziraat köpeği dışında köpek edinmeyin buyurmuştur (Buhari, Müslim). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yiyeceklerin hastalık yapmayacak şekilde ıslâh edilmesi&lt;br /&gt;Hayvanî gıdalar tam pişirilmeden kullanılınca gıda zehirlenmesi yapabilir. Tam pişirilmemiş deniz ürünleri, sindirim kanalı ve idrar atıkları, çiğ etli mamuller, hayvanlara dokunup elleri yıkamamak veya mikropların bulunduğu havayı solumak; tifo, enterokolit, zatürre, veba, mezenterik adenit, brucellozis, menenjit gibi hastalıklara yol açabilir. Bu hastalıklardan korunmak niçin Efendimiz'in buyurduğu gibi etlerin kokuşmayacak şekilde ıslâh edilmesi lazımdır. O (sallallahü aleyhi ve sellem) Veda Haccı'nda kurban kesildikten sonra &amp;quot;Ey Sevban! Şu etin kokuşmasını önleyip ıslah et.&amp;quot; (Müslim, E.Davud, S.Kübra, K.Ummal) buyurmuştur. Benzer birçok hadîsten anlaşıldığına göre, çevre ve yiyecekler hayvan ve insan atıklarıyla kirletilmemeli, domuz eti yenilmemelidir. Binek hayvanın üzerine binildiğinde, elbise ve vücut yıkanmalıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamam, havuz gibi ortak kullanım alanlarına dikkat edilmesi&lt;br /&gt;Hamam ve havuz gibi ortak kullanım alanlarına mantar hastalığı olanlar alınmamalı veya hastalığı olanlar buralara gitmemelidir. Mantarlar tedaviye dirençli hastalık yapar. Bunların tedavisi zordur. Hastalık tedavi edilse bile tekrar ortaya çıkabilir. Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) zamanında Arabistan'da hamam yoktu. Fakat O (sallallahü aleyhi ve sellem) gaybî olarak verdiği bir haberde şöyle buyurmaktadır: &amp;quot;Acem diyarı yakında sizin için fetholunacaktır. Orada hamam denilen evler bulacaksınız. Oraya erkekler peştamalsız girmesinler, kadınları da hasta veya doğum yapmış olmadıkça oraya girmekten men ediniz.&amp;quot; (S.Kübra, İ. Mace, Bağdadi) Sağlam kadınların hastalık kapma riskinden dolayı, hamama girmesi sakıncalı bulunmuştur. Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) erkeklerin hamama peştamalsız gitmemesi gerektiğini &amp;quot;Her kim Allaha ve ahiret gününe inanıyorsa, hamama peştamalsız girmesin.&amp;quot; (Bağdadi, Nesai, Müsned) hadîsiyle ifade etmiştir. Ortak kullanım yerlerinde avret yerlerinin açılmasını, çirkin işlere yol açabileceğinden yasaklamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Efendimiz'in (sallallahü aleyhi ve sellem) getirdiği kurallar uygulansaydı, tarihteki salgın hastalıklardan hiçbiri olmayacaktı. Nitekim Dünya Sağlık Örgütü de (WHO), temizlik kurallarının uygulanması ile aynı sonuca varılacağını iddia etmektedir. Hâlbuki İslâmiyet'in getirdiği kurallar, temiz bir hayatı mümkün kılıyordu. İslâmiyet, insanların hayat biçimini şekillendiren bir din olarak inmiştir. Bütün insanların tertemiz bir ortamda yaşama hakkı vardır. Fakat kalabalık şehirlerde yaşayan âhirzaman ümmetine kıyamete kadar yetecek koruyucu hekimlik kurallarını en geniş ve detaylı bir şekilde Efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) göstermiş ve kendisi bizzat yaşamıştır.  &lt;br /&gt;Kaynak: sızıntı dergisi Sayı 2011/387&lt;p&gt;İstatistik: Tarih  &lt;a href="http://hacamatlatedavi.com/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;amp;u=2"&gt;admin&lt;/a&gt; — 19 Oca 2012, 11:54&lt;/p&gt;&lt;hr /&gt;</description><feedburner:origLink>http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=76&amp;p=79#p79</feedburner:origLink></item><item><title>İSLAMİ BİLİMSEL MAKALELER • tesekkur</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hacamat/~3/j0AwwMbMCgg/viewtopic.php</link><category>İSLAMİ BİLİMSEL MAKALELER</category><dc:creator xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">Ceydaa_Gunactii</dc:creator><pubDate>Wed, 18 Jan 2012 07:04:53 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=45&amp;p=74#p74</guid><description>
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/_vw_qUoixjXxLxSuRPp4UE5dGT8/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/_vw_qUoixjXxLxSuRPp4UE5dGT8/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/_vw_qUoixjXxLxSuRPp4UE5dGT8/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/_vw_qUoixjXxLxSuRPp4UE5dGT8/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Merhabalar arkadaslar               &lt;br /&gt;Bu platform oldukça yararli bilgiler içeriyor. Siteniz google reader’a ekledim vakit buldukça takip etmeye çalisacagim. Soru ve cevaplarla siteye katkida bulunmak isterim.    &lt;br /&gt;            &lt;br /&gt;Iyi günler dilerim...&lt;p&gt;İstatistik: Tarih  &lt;a href="http://hacamatlatedavi.com/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;amp;u=81"&gt;Ceydaa_Gunactii&lt;/a&gt; — 18 Oca 2012, 15:04&lt;/p&gt;&lt;hr /&gt;</description><feedburner:origLink>http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=45&amp;p=74#p74</feedburner:origLink></item><item><title>HACAMAT NEDİR • Dr Ahmet H Saleh  hacamat</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hacamat/~3/_X19Uw1YfTc/viewtopic.php</link><category>HACAMAT NEDİR</category><dc:creator xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">admin</dc:creator><pubDate>Tue, 20 Dec 2011 09:25:11 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=47&amp;p=49#p49</guid><description>
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/of4lIAXGpuMgNb-e60ihkwGCRCI/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/of4lIAXGpuMgNb-e60ihkwGCRCI/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/of4lIAXGpuMgNb-e60ihkwGCRCI/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/of4lIAXGpuMgNb-e60ihkwGCRCI/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Dr Ahmet H Saleh &lt;br /&gt;Cupping Therapy is an ancient method of causing local congestion. Terapi Cumpping yerel tıkanıklığına yol açan eski bir yöntem. You can see it's application in many civilization as Egyptian, Chinese, Arabian, Greek, … etc. Cupping, called Hijama by the Muslims, it's application of suction cups to the skin to draw out stagnant, congested blood and Vital Force, as well as other stagnant or morbid humors. Mısır, Yunan Çin, Arap, gibi birçok uygarlık bu uygulama görebilirsiniz, ... vb Cumpping, Müslümanlar tarafından hacamat olarak adlandırılan durgun, kalabalık kan ve Vital Kuvvetleri dışarı çekmek için cilt vantuz uygulama bulunuyor, yanı sıra Diğer durgun ya da morbid humors. Usually, the cups are made of glass, but they can also be made of bamboo, bone, horn or metal. Genellikle, bardak, cam yapılır, ama aynı zamanda bambu, kemik, boynuz ya da metal yapılabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The classical method for creating suction in the cup is to use fire to consume the air within it. Içindeki hava tüketmek yangın fincan emme yaratmak için klasik bir yöntem kullanmak için. But more recently, squeezable cups with a rubber top, or cups drained by suction pumps are also used. Ancak son zamanlarda, sıkılabilir emme pompaları tarafından süzülmüş bir lastik top, ya da bardak bardak da kullanılır. so a partial vacuum is created in cups placed on the skin. deri üzerine yerleştirilen bardak böylece kısmi bir vakum oluşturulur. This draws up the underlying tissues. Bu alttaki dokulara kadar çekiyor. When the cup is left in place on the skin for a few minutes, blood stasis is formed and localized healing takes place, or you can doing scratches on the skin by scalpel, then but the cup again in Wet Cupping Therapy or Bloodletting. Fincan, birkaç dakika cildin yerinde bırakıldığında, kan staz oluşmuş ve lokalize iyileşme gerçekleşir, ya da bisturi ile deri üzerinde çizik yapıyor, daha sonra ama yine fincan Islak Cumpping Terapi veya kan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cupping may be done either wet or dry. Cumpping ya ıslak ya da kuru olabilir. Dry cupping is simply placing the suction cups on the skin. Kuru cupping sadece cilt üzerinde vantuz çiziyor. Wet cupping, or Scarification and Cupping, is a form of bloodletting that involves first making an incision on the skin, then applying the suction cups to suck out small amounts of blood Islak cupping çizerek ve Cumpping, ilk, sonra az miktarda kan emmek için vantuz uygulayarak, deride bir kesi gerektirir katliam bir form &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cupping therapy have great importance in the treatment, for it's ability to correct the pathological changes of the body, which arise from the imbalance or disorder of blood circulatory &amp;amp; vital energy imbalance, Therefore, cupping a major operation in obtaining good health, recovery, healing. Kupa terapisi şifa, sağlık, kurtarma temininde büyük bir operasyon cupping Bu nedenle kan dolaşımı ve yaşamsal enerji dengesizliği, dengesizlik veya bozukluk ortaya çıkar, patolojik değişiklikler, vücudun doğru yeteneği, tedavisinde büyük önem taşımaktadır . &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cupping therapy benefits are many. Kupa terapisi faydaları çoktur. On a general, systemic level, cupping improves the circulation of blood and lymph. Genel bir sistemik düzeyde, cupping, kan ve lenf dolaşımını artırır. It also regulates and improves the functioning of the autonomic nervous system. Ayrıca otonom sinir sisteminin işleyişini düzenler ve geliştirir. Locally, the most obvious benefit of cupping are a relief of pain and a relaxation and increased suppleness of stiff tendons and muscles. Yerel cupping en belirgin faydası ağrı ve bir rahatlama bir rahatlama ve sert tendon ve kasların elastikiyetini arttı. Cupping increases the cleansing flow of lymph, while removing congested blood from the muscles. Kasları kalabalık kan çıkarırken Cumpping, temizlik lenf akımını artırır. If cupping is applied to the joints, the blood flow to the joint is increased and there's an increased secretion of synoivial fluid into the joint cavity. Cupping eklemlere uygulanacak olursa, eklem, kan akımında artış ve artan bir salgı, eklem boşluğuna synoivial sıvı var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cupping therapy has been further developed as a means to open the 'Meridians' of the body. Kupa terapisi, vücudun 'Meridyenler' açmak için bir araç olarak geliştirilmiştir. Meridians are the conduits in the body through which energy flows to every part of the body and through every organ and tissue. Meridyenleri vücudun her yerinde enerji akar ve her organ ve doku ile hangi aracılığıyla vücutta konduit. There are five meridians on the back that, when opened, allow invigorating energy to travel the whole length of the body. Açıldığında, canlandırıcı enerji, vücudun tüm uzunluğu seyahat için izin veren arka beş meridyen vardır. It has been found that cupping is probably the best way of opening those meridians. Cupping muhtemelen bu meridyenlerin açilmasi en iyi yolu olduğu tespit edilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cupping has also been found to affect the body up to four inches into the tissues, causing tissues to release toxins, activate the lymphatic system, clear colon blockages, help activate and clear the veins, arteries and capillaries, activate the skin, clear stretch marks and improve varicose veins. Cumpping da dokulara, lenf sistemi, açık kolon tıkanıklıkları, etkinleştirmek ve damarları, atar damarları ve kılcal damarları temizlemek yardımcı aktive toksinlerin serbest bırakmak için, neden, vücudun dokulara dört inç kadar etkilediği tespit edilmiştir, cilt, açık çatlakları aktive ve varis geliştirmek. Cupping is the best deep tissue massage available. Cumpping en derin doku masajı. Cupping, the technique, is very useful and very safe and can be easily learned and incorporated into your family health practices. , Teknik Cumpping, çok yararlı ve çok güvenli ve kolay öğrenilen ve aile sağlığı uygulamaları içine dahil edilebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cupping Therapy also stimulates the organ-related reflex zones in the skin to further improve the function of inner organs, including the stomach, liver, kidneys and intestines. Terapi Cumpping cilt, mide, karaciğer, böbrekler ve bağırsakların gibi iç organlar işlevini daha da geliştirmek için ilgili organa refleks bölgeleri uyarır. Massage Cupping can also increase immunity in a particular area since the suction causes the release of a histamine-like substance in the skin which stimulates immune system response. Emme, bağışıklık sisteminin tepkisine yol deride histamin benzeri bir madde salınımına neden olur Cumpping Masaj aynı zamanda belirli bir alanda bağışıklık artırabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cupping Therapy also release toxins, make body balance, While stimulating the skin and underlying muscles, and increases circulation of blood and lymph vessels, it promotes the release of toxins that have accumulated in the area. Terapi Cumpping da, toksinler serbest vücut dengesi, cilt ve altta yatan kasları stimüle ederken, dolaşımı artırır ve kan ve lenf damarları, bu bölgede biriken toksinlerin serbest bırakılmasını teşvik etmektedir. When energy (qi) is flowing, the blood flowing well, and when the energy (qi) is congested blood engorged, Cupping make balance, in favor for our health, Cupping disperses and moves qi by exerting suction and pressure. Enerji (Qi) akan kan akan, ve enerji (Qi) kanlanmış kan engorged, sağlığımız için lehine, denge Cumpping, dağıtır ve emme ve basınç uygulayarak hamle Qi Cumpping. Cupping is used when the qi is blocked at certain points, or when qi needs to be drawn to the surface of the body from deep within. Cumpping qi içinde derin vücut yüzeyine çizilmiş gereken Qi belli noktalarda bloke olduğunda kullanılan, ya da. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cupping has a dramatic detoxifying effect on the skin and circulatory system. Cumpping cilt ve dolaşım sistemi üzerinde dramatik bir detoksifiye edici etkisi vardır. By increasing the flow of blood and plasma through the veins and arteries, cupping enhances the cleansing and removal of toxins. Damarları ve arterler yoluyla ve plazma kan akışını artırarak, cupping toksinleri temizleme ve kaldırma arttırır. This detoxification may not be observable after just one treatment, but after about three to five treatments, there will be a noticeable improvement in the color of one's complexion. Bu detoksifikasyon, sadece tek bir tedaviden sonra gözlemlenebilir, ancak yaklaşık 5-3 tedavilerden sonra, kişinin cilt rengi gözle görülür bir iyileşme olacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cupping also used when blood flow is needed. Kan akışının ihtiyaç duyulduğunda da kullanılır Cumpping. Cupping also used to comes out Congested blood &amp;amp; fluids in injured tissue. Da kullanılan Cumpping yaralı doku kanlanmış kan ve sıvıları dışarı geliyor. For example, cupping is used to treat colds and lung infections because it is believed that suction disperses and energizes the qi that has become blocked and trapped in the lungs. Emme haline bloke olur ve akciğerlerin içinde hapsolmuş qi dağılır ve enerji inanılır çünkü Örneğin, cupping soğuk algınlığı ve akciğer enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılır. Cupping can also pull out “wind-cold” that in Chinese medicine is believed to cause lung infections. Cumpping de Çin tıbbı, akciğer enfeksiyonlarına neden olduğuna inanılan &amp;quot;rüzgar soğuk&amp;quot; indirebiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cupping Therapy effect on the digestive organs is to increase their digestive secretions and enhance their peristaltic movement. Terapi etkisi sindirim organları Cumpping sindirim salgıları arttırmak ve onların peristaltik hareket geliştirmek için. Cupping can awaken the appetite, strengthen the stomach and digestion, improve the bile flow and metabolism, relieve constipation and promote regularity of the bowels. Cumpping, iştah uyandırmak, mide ve sindirim güçlendirmek, safra akışı ve metabolizmayı artırmak, kabızlık rahatlatmak ve bağırsakları düzenlilik teşvik edebilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cupping is beneficial and indicated for multiple disorders affecting multiple organ systems: Cumpping çoklu organ sistemlerini etkileyen bir çok rahatsızlıklar için yararlı ve belirtilen: &lt;br /&gt;Digestive system: constipation, diarrhea, irritable bowel syndrome (IBS) Sindirim sistemi: kabızlık, ishal, irritabl bağırsak sendromu (IBS) &lt;br /&gt;Vital, Metabolic: low energy, fatigue, anemia, atrophy of the tissues, cellulite, emaciation, weight gain – normalizes body weight. Vital, Metabolik: düşük enerji, yorgunluk, anemi, dokularda atrofi, selülit, zayıflama, kilo alma, vücut ağırlığı normalleştirir. &lt;br /&gt;Nervous system: headaches, depression, emotional problems – balances the nervous system. Sinir sistemi: baş ağrısı, depresyon, duygusal sorunlar, sinir sistemini dengeler. &lt;br /&gt;Gynecological: menstrual pain, suppressed or irregular menses Jinekolojik: adet ağrıları, bastırılmış ya da düzensiz regl &lt;br /&gt;Musculoskeletal: Local application, as appropriate, for back pain, arthritis, traumatic injuries, lumbago, sciatica. Kas-iskelet: sırt ağrısı, artrit, travmatik yaralanmalar, lumbago, siyatik gibi uygun Yerel uygulama,. &lt;br /&gt;Respiratory &amp;amp; Circulatory: asthma, bronchitis, common cold and flu, high blood pressure. Solunum ve Dolaşım: astım, bronşit, soğuk algınlığı ve grip, yüksek kan basıncı. Increased blood flow to the skin is therapeutic for many different skin disorders. Cilde Artan kan akışı birçok farklı cilt hastalıkları için tedavi.&lt;p&gt;İstatistik: Tarih  &lt;a href="http://hacamatlatedavi.com/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;amp;u=2"&gt;admin&lt;/a&gt; — 20 Arl 2011, 17:25&lt;/p&gt;&lt;hr /&gt;</description><feedburner:origLink>http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=47&amp;p=49#p49</feedburner:origLink></item><item><title>AÇLIKLA TEDAVİ • AÇLIKLA TEDAVİ</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hacamat/~3/55vPcR7q_zw/viewtopic.php</link><category>AÇLIKLA TEDAVİ</category><dc:creator xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">admin</dc:creator><pubDate>Tue, 13 Dec 2011 04:08:54 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=46&amp;p=48#p48</guid><description>
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Ou9TO2CWpJhsjQpGZ1TTG2-Qfzg/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Ou9TO2CWpJhsjQpGZ1TTG2-Qfzg/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Ou9TO2CWpJhsjQpGZ1TTG2-Qfzg/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Ou9TO2CWpJhsjQpGZ1TTG2-Qfzg/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;.DR AİDİN SALİH&lt;br /&gt;AÇLIK İLE TEDAVİ :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;”Nefislerinizi aç bıraknız ki kalpleriniz Allah ı (Onun Cemalini ) müşahede edebilsin”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. İSA (a.s)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;”İbadetlerimden en Çok hazzı açken aldım” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. EBU BEKİR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyada ilk orucu tutan hz Adem idi. Sonra diğer peygamberler onlarda ümmetlerine emretmişlerdir. Musa ve İlyas (a.s) 40 gün, İsa a.s ise 60 gün kadar oruçlu olurdu. Abdul Kadir Geylani ise 40 günde iftarını açardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oruç nefis terbiyesi ve sağlık açısından vazgeçilmezlerdendir. Bu anlatılanlar kitablarda sabittir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan vücuduna günde 250 gram kadar yemek kafidir. Bu ölçüden fazlası &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hastalık ve kalıntılar  yapmaktadır. Eğer fazla yemeye devam edersek bünyemiz hastalıklara karşı koyamaz, hazım etmek için bütün enerjisini harcamaya başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oruç ise hastalıklardan korunmanın ve vücutta biriken toksinleri ağır metalleri &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hastalanmış hücreleri temizlemenin en güzel yollarından dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bünyemiz  oruçlu iken hazım işinden azad olur ve tedaviye başlar. karaciğerden bağırsaklarımızdan dışkı ile, akciğerden öksürmek ve nefes ile, beynimizden ise hapşırma ile, göz yaşı,  kulak akıntısı ile, geniz akıntısı ile böbreklerden idrar ile, kanden terleme ile, dışarı atmaya başlar. Bu işlerin yapılması büyük bir işlemdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bünyemiz bunu yapabilmesi için gerekli olan enerji için öncelikle glikojenlerimizi ve yağ depolarımızı kullanmak zorunda kalır. Orucun ilk 3-4 gününde insan hergün 1 kilo kadar vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 gün süre zarfında temizlenen kanlarımız damarların iç çeperlerinde bulunan kolestrol  toksin ve kireçlenmeleri temizler. Bünyemizden atmaya başlar. Bu safhada ağızda, nefesde, terde kokular olabilir tükürük bezleri daha fazla çalışacağından tükrükte artma olur koyulaşır ve tutkalımsı bir hal alır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdrar koyulaşır, rengi değişir, kokusu ağır olur, eğer böbreklerde taş veya kum oluşumu varsa bunlarda düşebilir. Titreme, tansiyon, düşmesi, veya yükselmesi, olabilir. Midede bulantılar, kusma, kaşıntı, olabilir, aft, uçuk sivilce, hatta çıbanlara kadar yaralar görülebilir, ibadetlerini yapan insanlarda bu oruçlar çok rahat gecer, bu insanlarda az titreme, ve nabız düşmesi olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orucun 6. günü ağızdan ve deriden aseton kokusu gelmeye başlar. Bu koku vücudun iç beslenmeye iç tedaviye geçtiğini bildirir. ve o gün oruç tüm ağırlığını hissettirir ; nedeni ise açlık tedavisi artık hücrelere indiğini gösterir, bu safhada hücrelerden fonksiyonları bozulmuş olanları tedavi etmeye başlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavisi mümkün olmayan hücreleri ise teker teker temizler açlık tedavisinde kendine gıda olarak kullanır. Hastalıklarımız kökten tedavi olmaya başlar, kireçlenmeleri ve depolanan fazlalıkları eriterek kısmen kullanır, kullanamadığı kısmını ise dışarı atar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. gün ise çok kokulu büyük abdest gelir, bu günlerde oruçlu kişinin tükürüğü, iltihaplı yaraları iyileştirir, virüs ve mantar enfeksiyonu bulunan kulaktaki mantarı kurutur, virüsü yok eder, yeni oluşmuş kataraktı eritir; akrebi bile öldürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;açlık sırasında su da içilmezse, vücut daha fazla hasta hücre yer ve daha fazla fayda verir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalık biterse yani vücut bütün hasta ve allah’ı zikirden vazgeçen, hücreleri yiyip bitirirse, oruçlu insanın iştahı hemen açılır, iştah açılmazsa oruca devam etmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açlıkta niyet çok önemlidir, açlığa niyet edildiği zaman vücut kendini göre programlar. Vücudun programını bozmamak için niyeti bozmamak lazımdır . &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açlıktan korkmak için sebeb yoktur. açlıktan hiçbir zarar ve yan tesir yoktur, çünkü Allah u teala yı zikirden hücreye kabirde kurt böcek dokunamadığı gibi açlık da vücuttaki zikreden hücrelere dokunamaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açlıkta beden aç kalmaz nedeni ise her bir hücrenin 40 günlük gıdası rızkı vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla birlikte vücut yıllardan beri toplanmış olan fazlalıkları gıdaya dönüştürür, bu olayı idrak eden oruc tedavisi çok rahat geçer.&lt;p&gt;İstatistik: Tarih  &lt;a href="http://hacamatlatedavi.com/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;amp;u=2"&gt;admin&lt;/a&gt; — 13 Arl 2011, 12:08&lt;/p&gt;&lt;hr /&gt;</description><feedburner:origLink>http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=46&amp;p=48#p48</feedburner:origLink></item><item><title>İSLAMİ BİLİMSEL MAKALELER • Dünya'nın Isısındaki Denge-İlahi Mucize</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hacamat/~3/cjnVA0sXT7o/viewtopic.php</link><category>İSLAMİ BİLİMSEL MAKALELER</category><dc:creator xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">admin</dc:creator><pubDate>Fri, 09 Dec 2011 04:18:15 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=45&amp;p=47#p47</guid><description>
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/PpFUqQH4AgpylckJHaUC6Mca1rU/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/PpFUqQH4AgpylckJHaUC6Mca1rU/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/PpFUqQH4AgpylckJHaUC6Mca1rU/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/PpFUqQH4AgpylckJHaUC6Mca1rU/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Dünya'nın Isısındaki Denge-İlahi Mucize &lt;br /&gt;Dünya'nın Isısı &lt;br /&gt;Dünya'nın yaşam için en gerekli şartları, ilk bakışta, ısısı ve atmosferidir. Mavi gezegen, canlıların, özellikle de bizim gibi son derece kompleks canlı varlıkların yaşayabileceği bir ısı değerine ve soluyabileceği bir atmosfere sahiptir. Ancak bu iki etken de, birbirinden son derece farklı faktörlerin her birinin ideal değerlerde belirlenmesiyle gerçekleşmiştir. Bunlardan biri, Dünya'nın Güneş'e olan uzaklığıdır. Elbette ki Dünya Güneş'e Venüs kadar yakın ya da Jüpiter kadar uzak olsaydı, yaşama imkan verecek bir ısı değerine sahip olamazdı. Karbon bazlı organik moleküller, az önce belirttiğimiz gibi, 120oC ile -20oC arasında değişen bir ısı aralığında oluşabilirler. Güneş Sistemi'nde bu ısı değerine sahip olan yegane gezegen ise Dünya'dır. &lt;br /&gt;Tüm evren düşünüldüğünde ise, hayat için gerekli olan bu ısı aralığının, gerçekte elde edilmesi çok zor bir aralık olduğunu görürüz. Çünkü evrenin içindeki ısılar, en sıcak yıldızların içindeki milyarlarca derecelik korkunç sıcaklıklardan, &amp;quot;mutlak sıfır&amp;quot; noktası olan -273.15oC'ye kadar değişebilmektedir. Bu dev ısı yelpazesi içinde karbon-temelli bir hayata izin veren ısı aralığı, çok dar bir aralıktır. Ama Dünya, tam bu ısı aralığına sahiptir. Amerikalı jeologlar Frank Press ve Raymond Siever de, Dünya yüzeyinin ısısına dikkat çekerler. Belirttiklerine göre &amp;quot;yaşam sadece çok sınırlı bir ısı aralığında mümkündür... Ve bu ısı aralığı Güneş'in ısısı ile mutlak sıfır arasındaki muhtemel ısıların yaklaşık %1'lik bir bölümünü oluşturmaktadır. Dünya'nın ısısı, tam bu dar aralıktadır.&amp;quot; &lt;br /&gt;Bu ısı aralığının korunması, elbette Güneş ile Dünya arasındaki mesafe kadar, Güneş'in yaydığı ısı enerjisi ile de yakından ilişkilidir. Hesaplara göre Dünya'ya ulaşan Güneş enerjisindeki %10'luk bir azalma yeryüzünün metrelerce kalınlıkta bir buzul tabakası ile örtülmesiyle sonuçlanacaktır. Enerjinin biraz artması halinde ise tüm canlılar kavrularak öleceklerdir.&lt;br /&gt;Bu makale, Ortadoğu gazetesinde 15 Nisan 2005 tarihinde yayınlanmıştır.&lt;p&gt;İstatistik: Tarih  &lt;a href="http://hacamatlatedavi.com/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;amp;u=2"&gt;admin&lt;/a&gt; — 09 Arl 2011, 12:18&lt;/p&gt;&lt;hr /&gt;</description><feedburner:origLink>http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=45&amp;p=47#p47</feedburner:origLink></item><item><title>İSLAMİ BİLİMSEL MAKALELER • Böceklerdeki Uçuş Mucizesi</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hacamat/~3/Dar5AaPTl7E/viewtopic.php</link><category>İSLAMİ BİLİMSEL MAKALELER</category><dc:creator xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">admin</dc:creator><pubDate>Fri, 09 Dec 2011 04:15:23 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=44&amp;p=46#p46</guid><description>
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Oe7brc-oww_JHib5tCa0rC3mqns/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Oe7brc-oww_JHib5tCa0rC3mqns/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Oe7brc-oww_JHib5tCa0rC3mqns/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Oe7brc-oww_JHib5tCa0rC3mqns/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Böceklerdeki Uçuş Mucizesi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçmadan bahsedildiğinde aklımıza kuşlar gelir. Oysa yeryüzünde uçan canlılar sadece kuşlar değildir. Birçok böcek türünün uçma yeteneği kuşlardan daha üstündür.. Böcekler insanları hayrete düşürecek pek çok özelliğe sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli izleyicilerimiz sizlere bu programımızda böceklerin uçuşundaki yaratılış mucizesini anlatacağım.&lt;br /&gt;Evrimcilerin Böceklerin Uçuşu ile İlgili Asılsız İddiaları&lt;br /&gt;Evrimciler, böceklerin 300 milyon yıl önce uçmaya başladıklarını iddia eder. Ancak uçmaya başlayan ilk böceğin nasıl kanatlandığı, nasıl havalandığı, havada nasıl durabildiği gibi temel sorulara verdikleri hiçbir tutarlı cevap yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrimciler, sadece böceklerin gövdesindeki bazı deri tabakalarının evrim geçirerek kanada dönüşmüş olabileceğini öne sürerler. Ancak, söz konusu iddianın cılızlığını bildiklerinden olsa gerek, bunu doğrulayabilecek fosil örneklerinin yetersiz olduğunu belirtmeyi de ihmal etmezler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa sinek kanatlarındaki kusursuz tasarım, her türlü &amp;quot;tesadüf&amp;quot; iddiasını geçersiz bırakır. İngiliz biyolog Robin Wootton, &amp;quot;Sinek Kanatlarının Mekanik Tasarımı&amp;quot; başlıklı bir makalede şöyle söylüyor: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;quot;Sinek kanatlarının işleyişini öğrendikçe, sahip oldukları tasarımın ne denli hassas ve kusursuz olduğunu daha iyi anlıyoruz... Son derece elastik özelliklere sahip parçalar, havanın en iyi biçimde kullanılabilmesi için, gerekli kuvvetler karşısında gerekli esnekliği gösterecek biçimde hassasiyetle bir araya getirilmişlerdir. Sinek kanatlarıyla boy ölçüşebilecek teknolojik bir yapı yok gibidir.&amp;quot; (J. Robin Wooton, &amp;quot;The Mechanical Design of İnsect Wings&amp;quot;, Scientific American, cilt 263, Kasım 1990, s.120)&lt;br /&gt;Sineklerin Hayali Evrimine Delil Oluşturabilecek Tek Bir Fosil Bile Yoktur&lt;br /&gt;Sineklerin hayali evrimine delil oluşturabilecek tek bir fosil bile yoktur. Ünlü Fransız zoolog Pierre Paul Grassé &amp;quot;böceklerin kökeni konusunda tam bir karanlık içindeyiz&amp;quot; diyerek bu gerçeği itiraf etmiştir. Şimdi evrimcilerin ortaya attıkları sahte iddiaları çürüten bu canlıların bazı ilginç örneklerini birlikte inceleyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yusufçuklar kanatlarını kendi üzerlerine katlayamaz. Ayrıca uçma kaslarının kanatları hareket ettirme şekli diğer böceklerinkinden farklıdır. Sırf bu özellikleri nedeniyle evrimciler yusufçukların &amp;quot;ilkel böcekler&amp;quot; olduğunu iddia ederler.&lt;br /&gt;Helikopterin İlham Kaynağı Yusufçuk&lt;br /&gt;Oysa evrimcilerin &amp;quot;ilkel böcek&amp;quot; dedikleri yusufçukların uçuş sistemi tam bir tasarım harikasıdır. Dünyanın önde gelen helikopter üreticisi Skorsky, piyasaya çıkardığı son helikopter modelinin tasarımını yusufçukları örnek alarak gerçekleştirmiştir. Bu projede Skorsky'e yardım eden IBM firması, yusufçuğun resmini bir bilgisayara (IBM 3081) yükleyerek çalışmaya başlamıştır. Bilgisayarda, yusufçuğun havadaki manevraları da göz önüne alınarak 2000 adet özel çizim gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonunda yusufçuktan alınan örneklerle Skorsky'in asker ve mühimmat taşımak için ürettiği yeni modeli ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;Yusufçuktaki Kusursuz Yaratılış Örnekleri&lt;br /&gt;Şimdi sizlere yusufçuğun ne denli mükemmel bir yapıya ve kusursuz bir sisteme sahip olduğunu daha iyi anlatabilmek için bu küçük canlının vücut yapısı, avlanma tekniği, gözleri ile ilgili bazı detaylar vereceğim.&lt;br /&gt;Esnek Ama Sağlam Bir Zırh: &lt;br /&gt;Yusufçuğun vücudu, metalle kaplanmış izlenimi veren halkalı bir yapıya sahiptir. Buz mavisinden bordoya kadar çeşitli renklerdeki gövdenin üzerinde çaprazlama yerleştirilmiş iki çift kanat bulunur. Bu yapı sayesinde, yusufçuk çok iyi manevra yapabilir. Uçuşu hangi hızda ve hangi yönde olursa olsun, aniden durup ters yönde uçmaya başlayabilir. Veya havada sabit durup avına saldırmak için uygun bir pozisyon belirleyebilir. Bu durumda iken olduğu yerde kıvrak bir dönüş yaparak avına yönelebilir ve çok kısa bir zamanda hızı saatte 40 kilometreye ulaşabilir. Olimpiyatlarda 100 metre koşan atletlerin hızının bile saatte 39 kilometre kadar olduğunu düşünürsek bu hız bir böcek için oldukça şaşırtıcı bir hızdır.&lt;br /&gt;Yusufçuğun Avlanma Tekniği ve Etkili Silahları:&lt;br /&gt;Yusufçuk, işte bu hızla avına çarpar. Yusufçuğun zırhının sağlam ve esnek olması kendisinin bu çarpmadan zarar görmemesini sağlar ancak avı, çarpmanın meydana getirdiği şok ile ya tamamen dengesini kaybeder ya da ölür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çarpışma sonrasında ise yusufçuğun en etkili silahları olan arka bacakları devreye girer. Uçuş sırasında arkaya doğru kıvrık olan bacaklar hızla öne açılarak sersemlemiş olan avı havada yakalar. Sıra çelikten farksız olan alt çeneye gelir… Yusufçuk avını kısa sürede parçalayarak yer.&lt;br /&gt;En İyi Görme Yeteneğine Sahip Böcek Gözü:&lt;br /&gt;Çok yüksek hızlarda uçarken ani manevralar yapabilen yusufçuğun görme yeteneği de kusursuzdur. Yusufçuk gözü, dünyanın en iyi böcek gözü olarak kabul edilir. Her birinde 30.000 kadar ayrı mercek bulunan bir çift göze sahiptir. İki yarım küreye benzeyen ve başının yarısı kadar yer kaplayan gözleri sayesinde neredeyse arkasındaki görüntüleri de görebilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi yusufçuk her biri tek tek mükemmel yapıya sahip bir sistemler bütünüdür. Bu sistemlerin herhangi birindeki küçük bir eksiklik, diğer sistemlerin işe yaramamasına yol açacaktır. Ama sistemlerin hepsi kusursuzca yaratılmıştır ve bu sayede canlı yaşamını sürdürür.&lt;br /&gt;Evrimcilerin Açıklayamadığı Kanatlar&lt;br /&gt;Yusufçuğun en önemli özelliği kanatlarıdır. Kanatların kullanılmasına imkân tanıyan uçuş mekanizmasının kademeli evrim modeli ile açıklanması ise mümkün değildir. Her şeyden önce kanat kavramı evrim için bir çıkmazdır. Çünkü kanatlar sadece bütünüyle gelişmiş oldukları takdirde iş görür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir an için herhangi bir dış etken nedeniyle, karadaki bir böceğin genlerinde bir değişim (mutasyon) yaşandığını ve gövdedeki bazı deri tabakalarında belirsiz bir değişim olduğunu varsayalım. Bunun üzerine yeni mutasyonlar eklenerek 'tesadüfen' bir kanat oluşmuş olabileceğini öngörmek tamamen akıl dışıdır. Çünkü gövdede meydana gelecek mutasyonlar, böceğe çalışır bir kanat kazandırmadığı gibi karadaki hareket kapasitesini de iyice azaltacaktır. Çünkü böcek henüz uçmasına yaramayan, ama kendine ağırlık yapan bu yapıları taşımak zorundadır. Bu ise, bu böceği diğer hem cinslerine göre daha dezavantajlı kılacaktır. Evrim teorisinin temeli olan doğal seleksiyon mantığına göre, bu sakat canlının ve onun neslinin elenip yok olması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaldı ki mutasyonlar çok nadir görünen değişikliklerdir. Dahası canlılara her zaman zarar verir, çoğu zaman ölümcül sakatlıklara yol açar. Dolayısıyla başlangıçtaki böceklerin gövdesindeki oluşumların, küçük küçük mutasyonlarla yusufçuğun uçuş mekanizmasına dönüşmesi, her yönden imkânsızdır. Tüm bunların ardından şu soruyu soralım: Tüm imkânsızlıklara rağmen evrimcilerin senaryosu gerçekleşmiş olsa dahi, bu senaryoyu doğrulayacak olan &amp;quot;ilkel yusufçuk&amp;quot; fosilleri neden bir türlü bulunamamaktadır?&lt;br /&gt;Yusufçuk Fosillerinin İşaret Ettiği Gerçek: &lt;br /&gt;Elimizdeki en eski yusufçuk fosilleri ile bugün yaşayan örnekleri arasında hiçbir fark yoktur. Bu en eski fosillerden önce yaşamış hiçbir &amp;quot;yarım yusufçuk&amp;quot;, &amp;quot;kanatları yeni yeni beliren yusufçuk&amp;quot; kalıntısı yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun anlamı şudur: Bu canlılar da, diğer türler gibi, bir anda ortaya çıkmış ve bugüne kadar değişmeden gelmişlerdir. Yani, tüm bu canlıları Allah yaratmıştır.&lt;br /&gt;Uçmak İçin Yaratılmış Özel Bir Malzeme: Kitin&lt;br /&gt;Böceklerin iskeletleri kitin adlı bir dizi eklemli sert tabakadan meydana gelmektedir. Bu tabakalar dış iskelet yapısını oluşturacak kadar sağlam nitelikte yaratılmıştır. Aynı zamanda uçma kaslarının etkisiyle esneyebilme özelliğine de sahiptir. Kanatlar ise hem öne-arkaya hem de yukarı-aşağı hareket edebilir. Kanatların bu hareketi, kendilerini gövdeye bağlayan kompleks bir eklem yapısı sayesinde gerçekleşir. Yusufçuğun sırtında biri önde diğeri arkada olmak üzere iki çift kanat vardır. Kanatlar karşıt zamanlı olarak çalışır. Yani öndeki iki kanat yükselirken, arkadaki iki kanat alçalır. Kanatların hareketi iki karşıt kas grubunun hareketi ile sağlanır. Kasların bir ucu gövdenin içinde kaldıraç şeklindeki uzantılara bağlıdır. Bir kas grubu kasılarak bir çift kanadın yükselmesini sağlarken, öteki kas grubu da aynı oranda esneyerek ikinci çiftin alçalmasını sağlar. Helikopterler de aynı yöntemle alçalıp yükselir. Bu nedenle yusufçukların diğer bir adı da helikopter böceğidir.&lt;br /&gt;Böceklerin Uçuşu ve Kanat Çırpma Sıklığı&lt;br /&gt;Sineklerin kanatları, sinirler aracılığıyla iletilen elektrik sinyallerine göre titreşir. Örneğin bir çekirgede her bir sinir sinyali, kanadı çalıştıran kasın bir defa büzülmesine neden olmaktadır. 'Kaldırıcılar' ve 'indiriciler' olarak adlandırılan iki karşıt kas grubu, zıt yönlerde çalışarak kanatların yukarı-aşağı hareket etmelerini sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çekirgeler kanatlarını saniyede 12-15 kez çırpar, ama küçük böcekler uçmak için aynı süre içinde daha sık kanat hareketi yapar. Örneğin balarıları, eşek arıları ve sinekler saniyede 200-400 kez kanat çırparken bu sayı tatarcıklarda ve 1 milimetre boyundaki bazı parazitlerde 1000'e kadar çıkmaktadır. Saniyede bin kez kanat çırpabilen ve bu olağanüstü hareket sonucunda yanmayan, aşınmayan, yıpranmayan 1 milimetrelik bir uçuş makinesi, yaratılışın kusursuzluğunu gösteren açık bir delildir.&lt;br /&gt;Bu uçuş makinelerini yakından incelediğimizde sahip oldukları kusursuz tasarıma hayran oluruz.&lt;br /&gt;Böceklerin Uçuşundaki Elektriksel Mucize&lt;br /&gt;Az önce kanat çırpma hareketinin sinirler aracılığıyla iletilen elektrik sinyallerine dayandığını söylemiştik. Ancak bir sinir saniyede en fazla 200 sinyal yollayabilme kapasitesine sahiptir. Öyleyse küçük uçucu böcekler saniyede 1000 kanat çırpışını nasıl gerçekleştirir?&lt;br /&gt;1 Elektrik sinyali = 10 Kanat Çırpışı&lt;br /&gt;Saniyede 200 kez kanatlarını çırpan sinekler, çekirgelerden farklı bir sinir/kas ilişkisine sahiptir. Her 10 kanat çırpışı için sinirden sadece 1 sinyal gelir. Ayrıca lifli kaslar olarak adlandırılan kanat kasları, çekirgede bulunan kaslardan farklı çalışır. Uyarıcı sinir sinyalleri kasların yalnızca uçuşa hazırlanmasını düzenler, kaslar belli bir gerilime ulaştıklarında kendi kendilerine büzer.&lt;br /&gt;Otomatik Uçuş Sistemi&lt;br /&gt;Sinekler, arılar, eşek arıları gibi bazı böcek türlerinde ise, kanat çırpmayı &amp;quot;otomatik&amp;quot; hale getiren bir sistem vardır. Bu böceklerde uçuşu sağlayan kaslar, gövdedeki kemiklere doğrudan bağlı değildir. Kanatlar göğüse bir tür menteşe işlevi gören bir eklemle bağlanır. Kanatları hareket ettiren kaslar da göğsün alt ve üst yüzeylerine bağlı bulunmaktadır. Bu kaslar büzüldüğünde de göğüs ters yönlerde gidip-gelmekte, böylece kanatlar aşağıya doğru çekilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir grup kasın büzülmesi otomatik olarak karşıt bir kas grubunun gerilemesine ve daha sonra da kendiliğinden büzülmesine yol açar. Yani burada bir &amp;quot;otomatik sistem&amp;quot; söz konusudur. Böylece bir kez başlayan kanat hareketleri, sistemi denetleyen sinirlerden tersi bir uyarıcı sinyal gelmedikçe kesintisiz sürmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu haliyle uçuş mekanizması, kurulma yoluyla yayı sıkıştırılan bir saatin çalışmasına benzetilebilir. Parçalar öyle yerleştirilmiştir ki, tek bir hareket, kanatların çok kolay bir biçimde çırpılmasını sağlar. Burada da kusursuz bir tasarım olduğunu görmemek imkânsızdır. Allah'ın kusursuz yaratışı, açıkça ortadadır.&lt;br /&gt;En Verimli Uçuş Tekniği &lt;br /&gt;Düzgün bir uçuş sağlamak için kanatların yalnızca yukarı aşağı hareketi yeterli değildir. Kanatların ayrıca kaldırma ve itme gücü sağlayabilmeleri için her kanat vuruşu sırasında hareket açılarını da değiştirmeleri gereklidir. Böcek türlerine bağlı olarak kanatların belli bir dönme esnekliği vardır. Bu esnekliği, aynı zamanda uçuş için gerekli enerjiyi de üreten dolaysız uçuş kasları sağlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin daha fazla yükselmek gerektiği zaman kanat ekleminin arkasındaki bu kaslar daha fazla büzülerek kanat açısını arttırır. Yüksek hızlı fotoğraf tekniği kullanılarak yapılan araştırmalarda, kanatların uçuş sırasında eliptik bir yörünge izledikleri gözlenmiştir. Yani sinek kanatlarını sadece yukarı aşağı hareket ettirmemekte, aksine suda kürek çeker gibi yuvarlak bir hareket yapar. İşte bu hareket, dolaysız kaslar sayesinde mümkün olur.&lt;br /&gt;Mucizevi Çözümler&lt;br /&gt;Çok küçük gövdeli böcek türlerinin uçuş sırasında karşılaştıkları en büyük sorun, hava direncinin bu böcekler üzerinde hiçte azımsanmayacak boyutlara ulaşmasıdır. Bu küçük böceklerde hava kanatlara adeta yapışır ve kanat veriminin düşmesine neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle Forcipomiya gibi kanat genişliği 1 milimetreyi geçmeyen sineklerin, hava direncini yenebilmek için kanatlarını saniyede 1000 kez çırpmaları gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna karşın, araştırmacılar teorik olarak bu hızın bile böceğin havalanmasına yeterli olamayacağını ve böceklerin başka sistemlerden yararlandıklarını düşünmektedirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin bir tür parazit olan Encarsia gibi küçük böcekler &amp;quot;çırpma ve silkme&amp;quot; olarak adlandırılan bir yöntemden yararlanır. Bu yöntemde kanatlar en üst noktaya eriştiğinde birbirine çarpmakta ve sonra da açılmaktadır. Açılırken önce kanatların sert bir damar taşıyan ön kenarları birbirinden ayrılmakta ve arada oluşan alçak basınçlı bölgeye hava akmaktadır. Bu hava akımı da kanatların çevresinde bir girdap oluşturmakta ve kanat çırpışlarının kaldırma kuvvetine yardımda bulunmaktadır.&lt;br /&gt;Toplu iğne Başı Kadar Yerdeki Jiroskop&lt;br /&gt;Sinekler havadaki konumlarını sabit tutabilmek için de özel bir sistemle yaratılmıştır. Bazı sineklerin yalnızca bir çift kanadı vardır, arka tarafta ise halter adında topuz biçiminde bir yapı vardır. Hiçbir kaldırma kuvveti oluşturmamasına rağmen, bunlar ön kanatlarla birlikte titreşir. Uçuş yönü değiştiğinde bu uzantılar hareket etmekte ve böceğin uçuş yönünden sapmasını önlemektedir. Bu sistem bugün uçaklarda konum belirlemeye yarayan jiroskop aletine benzemektedir.&lt;br /&gt;BÖCEKLERE ÖZEL SOLUNUM SİSTEMİ&lt;br /&gt;Sinekler, kendi büyüklükleri ile karşılaştırıldığında son derece yüksek hızlarda uçar. Yusufçukların uçuş hızı saatte 40 kilometreye, onlardan daha küçük olan at sineklerinin uçuş hızı ise saatte 50 kilometreye erişebilmektedir. Bu hızlar, bir insanın saatte bir kaç bin kilometre hızla uçmasıyla eşdeğerdir. İnsanlar bu hıza sadece jet uçakları sayesinde ulaşabilirler. Ancak jet uçaklarının boyutunun da oldukça büyük olduğu düşünülürse, sineklerin bu uçaklardan bile daha hızlı uçtukları anlaşılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jetler sahip oldukları yüksek hız motorlarını çalıştırabilmek için çok özel yakıtlar kullanır. Sineklerin uçuşu da yine yüksek bir enerji gerektirir. Dahası, bu enerjiyi yakmak için bol miktarda oksijene ihtiyaçları vardır. İşte bu yüksek oksijen gereksinimi, sineklerin ve diğer böceklerin vücuduna yerleştirilen olağanüstü bir solunum sistemiyle karşılanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu solunum sistemi, bizimkinden çok farklıdır. Biz nefes aldığımızda hava akciğerlerimize dolar. Oksijen burada kana karışır, sonra da kan yoluyla tüm vücuda dağılır. Ama sineklerdeki oksijen gereksinimi o kadar fazladır ki, oksijenin kan yoluyla hücrelere gitmesini bekleyecek kadar zaman yoktur. Bu nedenle çok özel bir sistem tasarlanmıştır. Hava, sinek vücudunun farklı bölgelerine kılcal kanallar yoluyla dağılır. Aynı vücudu saran damar sistemi gibi, çok sayıda kanala ayrılan bir de hava sistemi vardır. Bu sayede uçuş kaslarını oluşturan hücreler oksijeni doğrudan bu kanallardan alır. Bu sistem aynı zamanda saniyede 1000 devir gibi yüksek rakamlarla çalışan kasların soğutulmasını da sağlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sistemin çok açık bir yaratılış örneği olduğu açıktır. Bu denli hassas bir tasarım, hiçbir tesadüfî süreçle açıklanamaz. Bu sistemin evrim teorisinin iddia ettiği gibi kademeli olarak gelişmesi de imkânsızdır. Çünkü hava kanalları tam olarak kurulup çalışmadığı sürece, ara aşamalar canlıya avantaj sağlamayacak, aksine solunum sistemini verimsiz hale getirip ona zarar verecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli izleyicilerimiz, programımızın başından beri incelediğimiz tüm bu sistemler, sinekler gibi belki fazla önemsemediğimiz canlılarda dahi olağanüstü bir tasarım olduğunu göstermektedir. Tek bir sinek dahi, Allah'ın yaratışındaki kusursuzluğu gösteren bir mucizedir. Öte yandan, Darwinizm'in ortaya attığı hayali &amp;quot;evrim süreci&amp;quot; ise, bu sineğin tek bir sistemini dahi oluşturmaktan uzaktır.&lt;br /&gt;Kaynak:http://hzmuhammedorg.blogspot.com&lt;p&gt;İstatistik: Tarih  &lt;a href="http://hacamatlatedavi.com/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;amp;u=2"&gt;admin&lt;/a&gt; — 09 Arl 2011, 12:15&lt;/p&gt;&lt;hr /&gt;</description><feedburner:origLink>http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=44&amp;p=46#p46</feedburner:origLink></item><item><title>İSLAMİ BİLİMSEL MAKALELER • Vücudumuzdaki Savunma Sistemi</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hacamat/~3/GuMHoG_Hxp8/viewtopic.php</link><category>İSLAMİ BİLİMSEL MAKALELER</category><dc:creator xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">admin</dc:creator><pubDate>Fri, 09 Dec 2011 04:10:34 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=43&amp;p=45#p45</guid><description>
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uHdw8REJ_KaNfXqG4Ewqzq73ieo/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uHdw8REJ_KaNfXqG4Ewqzq73ieo/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uHdw8REJ_KaNfXqG4Ewqzq73ieo/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uHdw8REJ_KaNfXqG4Ewqzq73ieo/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Vücudumuzdaki Savunma Sistemi &lt;br /&gt;Siz Bu yazıyı okurken bedeninizin, siz hiç farkında olmadan kıran kırana bir mücadele içinde olduğunu biliyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soluduğunuz havada, içtiğiniz suda, yediğiniz yemekte, evinizde, işinizde kısacası hayatımızı geçirdiğiniz her yerde bulunan bakteri, virüs ve bunlara benzer mikroskobik canlılar şu anda da faaliyetteler ve savunma sisteminiz siz farkına bile varmadan bu tehlikeli düşmanlarla şu an mücadele ediyor. Bu programımızın konusu da göremediğiniz, hatta çoğu zaman farkında bile olmadığınız bu düşmanlarınıza karşı mücadele veren içinizdeki bu cesur savaşçılar.&lt;br /&gt;Bakteri, virüs ve benzeri kimlikteki istilacılara karşı vücudu savunan savunma hücrelerinizin sahip olduğu olağanüstü yetenekler, bu hücrelerin vücut içerisinde verdikleri savaş sırasında gösterdikleri zeka, gayret ve fedakarlık örneklerini sizlere anlatmadan önce savunmanın önemi üzerinde biraz düşünelim.&lt;br /&gt;Bilindiği gibi ülkelerin varlıklarını sürdürebilmeleri için en fazla önem vermek zorunda oldukları konu savunmadır. İçten ve dıştan gelebilecek her türlü tehdit, saldırı, savaş ve terör durumuna karşı daima hazırlıklı olmak zorundadırlar. Bu yüzden devlet bütçelerinin büyük bir bölümü savunma harcamalarına ayrılır. Ordular en ileri teknoloji ürünü uçaklar, gemiler, silahlarla donatılarak savunma gücü hep üst düzeyde tutulur.&lt;br /&gt;İnsan vücudu da birçok düşman ve tehlike odağı ile çepeçevre kuşatılmış durumdadır. Bu düşmanlar bakteriler, virüsler ve buna benzer mikroskobik canlılardır.&lt;br /&gt;Düşmanlar, solunan havadan, içilen suya, yenilen yemekten içinde bulunulan ortama kadar her yerde bulunur. Birçok insanın hiç farkında olmadığı bir gerçek ise, insan vücudunun düşmanlara karşı savaşan üstün bir orduya, bir savunma sistemine sahip oluşudur. Bu, farklı görevdeki birçok &amp;quot;asker&amp;quot; ve &amp;quot;subay&amp;quot;dan oluşan, özel eğitilmiş, yüksek teknoloji kullanan, fiziksel ve kimyasal silahlarla çarpışan gerçek bir ordudur.&lt;br /&gt;Bu ordu ile düşman kuvvetleri arasında her gün, hatta her dakika haberimizin olmadığı bir savaş yaşanır. Bu savaş, küçük yerel çatışmalar halinde sürebildiği gibi, tüm vücudun top yekün savaşa giriştiği ve alarma geçtiği büyük çarpışmalar şeklinde de meydana gelebilir. Bu büyük çaptaki savaşları, biz &amp;quot;hastalık&amp;quot; olarak isimlendiriyoruz.&lt;br /&gt;Bu savaşın genel mantığı hemen hiç değişmez; vücuda sızan düşmanın kendisini kamufle ederek karşı tarafı yanıltmaya çalışması, savunma güçlerinin düşmanı deşifre amacıyla özel eğitimli keşif kolu göndermesi, düşmanın tespiti ve düşmanı imha edecek uygun silahların üretilmesi, sıcak temas, düşmanın yenilmesi, ateşkes, savaş alanının temizlenmesi ve yenilen düşmanın tekrar saldırma ihtimaline karşı, düşman hakkındaki her türlü bilginin dosyalanması...&lt;br /&gt;Bu düşmanın varlığı yaklaşık 250 yıl önce, mikroskobun icadıyla birlikte keşfedildi. Ancak ona karşı mükemmel bir savaş veren &amp;quot;savunma sistemi&amp;quot;ndeki sırların çoğu bugün bile henüz aydınlatılamadı. Vücuttaki bu moleküler sistem, içeriye bir yabancı girdiği andan itibaren son derece ince hesaplanmış bir planla otomatik olarak devreye girer ve amansız bir savaşa başlar. Sistemin işleyişine şöyle bir baktığımızda her aşamanın bu titiz plan dahilinde yürüdüğü görülür.&lt;br /&gt;Şimdi bu ilginç savaşı biraz daha yakından inceleyelim.&lt;br /&gt;Kuşatılmış Kale: İnsan Bedeni&lt;br /&gt;Temizliğe ne kadar dikkat edersek edelim yaşadığımız yerleri birçok mikroorganizmayla paylaştığımız bir gerçektir. Şu anda oturduğunuz odayı bir mikroskopla izleme imkanınız olsaydı, beraber yaşadığınız milyonlarca canlıyı rahatlıkla görebilirdiniz.&lt;br /&gt;Bu durumda insan &amp;quot;kuşatılmış bir kale&amp;quot; konumundadır. Kuşkusuz etrafı sayısız düşmanla sarılmış bir kalenin korunması da eksiksiz ve planlı olmalıdır. İşte insan, ihtiyacı olan bu mükemmel korumayla beraber yaratılmıştır, bu yüzden söz konusu düşmanlara karşı savunmasız değildir.&lt;br /&gt;Bedenimizi koruyan ilk savunma hattını deri oluşturur. İnsan derisi de bu kalenin surları konumundadır. Deri hücrelerinde bulunan keratin maddesi bakteri ve mantarlar için aşılması çok zor bir engel oluşturur. Deri üzerine gelen yabancı canlılar bu duvarı aşıp içeri giremezler. Dahası keratin içeren dış deri sürekli dökülür ve alttan gelen deri ile tazelenir. Böylece deri arasına sıkışan istenmeyen misafirler, derinin bu içten dışa doğru yenilenme hareketi sayesinde, ölü deri ile birlikte vücuttan uzaklaştırılırlar. Düşmanın içeri girmesi, sadece deri üzerinde açılan bir yara ile mümkün olur. Deri üzerinde bir çizik veya yara açıldığında, vücut için tehlike başlamış demektir. Virüs ve bakteriler buradan içeri kolaylıkla girebilirler. Böyle bir yara oluştuğunda &amp;quot;fagosit&amp;quot; olarak adlandırılan &amp;quot;virüs ve bakteri düşmanı&amp;quot; hücreler, hızla olay yerine gelerek dışarıdan vücuda sızan mikroorganizmaları yutmaya çalışırlar. Diğer taraftan yabancı maddelerin vücuda girişinin durdurulabilmesi için derideki yara onarılmaya başlanmıştır bile.&lt;br /&gt;Ön Cephe&lt;br /&gt;Virüslerin vücuda girmek için kullandıkları yollardan biri de havadır. Düşman, solunan bu hava sayesinde vücuda girmeyi dener. Ancak burun mukozasında bulunan özel bir salgı ve akciğerlerde bulunan hücre yutan savunma elemanları (fagositler), bu düşmanları karşılar ve çoğu kez tehlike büyümeden duruma el koyarlar. Yiyecekler yoluyla bedene girmeye kalkan mikropların çok büyük bölümü de mide asidi ve ince bağırsaktaki sindirim enzimleri tarafından saf dışı edilirler.&lt;br /&gt;Düşmanların Çatışması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan vücudunun çeşitli bölgelerine (deri, deri kıvrımları, ağız, burun, göz, üst solunum yolları, sindirim kanalı, genital organlar) yerleşen ancak hastalanmamıza neden olmayan birtakım mikroplar vardır.&lt;br /&gt;Bu mikroplar herhangi bir yabancı mikrobun vücuda girmesiyle birlikte, yaşadıkları bölgeler de işgal altına girmiş olacağından -kendi yaşam alanlarını yabancılara &amp;quot;kaptırmamak&amp;quot; için- var güçleriyle savaşırlar. Bunları vücut için çalışan paralı askerler olarak da tanımlayabiliriz. Menfaat karşılığında bulundukları bölgeyi korumaya çalışırlar. Böylece vücudumuzdaki kompleks orduya, bir de bu mikro destekçiler eklenmiş olur.&lt;br /&gt;Sıcak Savaşa Adım Adım&lt;br /&gt;Vücuda giren yabancı bir mikroorganizma, nöbetçi savunma elemanlarını ve paralı asker gibi görev yapan bakterileri atlatırsa, savaşın başlamasına neden olur. Artık vücut düzenli ordusuyla bu yabancı orduya karşı mükemmel bir saldırı-savunma savaşı verecektir. Şimdi bu savaşı aşama aşama izleyelim:&lt;br /&gt;Virüsün &amp;quot;Hücreyi Ele Geçirme&amp;quot; Operasyonu&lt;br /&gt;1. Virüs, yanaştığı hücre ile bağlantı kurarak hücrenin yüzeyine yapışır. (Şemada bakteri hücresi üzerinde gösterilmiştir.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Virüs, yanaştığı hücrenin zarını eritecek özel bir enzimi temas noktasına boşaltır. Bu reaksiyon sonunda hücre duvarında bir delik oluşur. Virüs kuyruğunu çekip, büzülerek içindeki nükleik asidi (DNA veya RNA) hücrenin içine aşılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Hücre içine giren virüsün nükleik asidi hücredeki kontrolü ele alır. Hücrenin yaşamsal etkinlikleri durur. Virüsün nükleik asidi, hücrenin kaynaklarını kullanarak kendi kopyalarını yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Virüsün oluşan parçaları biraraya gelip birleşerek yeni virüsleri oluştururlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Yeterli sayıda yeni virüs oluşunca hücre patlar ve tamamlanmış virüsler yeni ev sahibi hücreler bulmak üzere harekete geçerler. Virüsün yeni bir hücreye girmesinden üreme sonuna kadar olan süreç 20-25 dakika kadardır. Her kopyalama sonucu bir ev sahibi hücreden 200-300 kadar yeni virüs çıkar.&lt;br /&gt;Virüs Hücrenin Özelliklerini Nerden Biliyor?&lt;br /&gt;Sizlere aşamalarını anlattığım bu operasyon üzerinde biraz düşünecek olursak oldukça özel bir yapıya sahip olan ve canlı nitelendirmesine dahi girmeyen virüslerin, bu derece akılcı hareket etmeleri, böylesine etkili stratejileri düşünüp, planlamalar yapmaları oldukça hayret vericidir. Virüsün, hücreyi ele geçirmek amacıyla uyguladığı bu planı kendisinin yapamayacağı oldukça açıktır. Peki virüsün bu akıl, eğitim, analiz ve tecrübe gerektiren davranışlarına nasıl bir açıklama getirebiliriz? Virüsün bu özelliklerinin ardındaki sır, kuşkusuz ki onları sahip oldukları yeteneklerle birlikte meydana getiren bir Yaratıcı'nın varlığında gizlidir. Öyle ki, virüsün sahip olduğu özellikler, tam olarak hücrenin içinde çalışan sistemi kullanacak şekilde tasarlanmıştır. Virüsü yaratan gücün hücrenin çok karmaşık çalışma prensiplerini de bildiği açıktır. Bu güç, virüsü, içine yerleşeceği hücreyi ve tüm evreni yaratan Allah'a aittir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçücük yapılarıyla, kendilerinden milyonlarca kat büyük olan insan bedenini hastalığa, bazen de ölüme dahi sürükleyebilen virüsler, insanlara acizliklerini hatırlatmak için Allah tarafından yaratılmış özel varlıklardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi virüslerle mücadele eden savunma sistemimizin savaşının bölümlerini inceleyelim:&lt;br /&gt;Bu savaş dört önemli bölümden oluşur;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Düşmanın tespiti ve ilk müdahale,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Savunmanın güçlendirilmesi ve saldırı silahlarının hazırlanması,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Saldırı ve çatışma,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Normal duruma dönüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşman birliklerini ilk karşılayan hücreler &amp;quot;fagositoz yapan&amp;quot; yani düşmanı yutan makrofaj hücreleridir. Bu hücreler düşmanla sıcak temas sağlayıp, göğüs göğüse bir mücadele verirler. Tıpkı düşman birlikleriyle süngü savaşı yapan ve ordunun en ön saflarında bulunan piyade askerleri gibi.&lt;br /&gt;Dahası makrofajlar ordunun istihbarat birimi, bir anlamda gizli servisi gibi de çalışırlar. Parçaladıkları düşmanın bir parçasını saklarlar. Bu parça düşmanın kimliğinin tanınmasına ve özelliklerinin tespit edilmesine yarayacaktır. Makrofajlar ellerindeki bu parçayı diğer bir istihbarat birimi olan mesajcı-T hücrelerine ulaştırırlar.&lt;br /&gt;Genel Alarm&lt;br /&gt;Bir ülke savaşa girdiğinde yurt çapında seferberlik ilan edilir. Bütün doğal kaynaklar ve bütçe birinci planda savaş giderleri için harcanır. Ekonomi tamamen bu olağanüstü duruma göre baştan ayarlanır ve ülke top yekün bir hareket içine girer. Vücudun savunma ordusunun bütün hatlarıyla katılacağı bir savaşta da mutlaka bir seferberlik ilan edilir. Nasıl mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saldırıya geçen süvari birlikleri (makrofajlar), eğer düşman baş edebileceklerinden daha fazla ise özel bir madde salgılarlar. Bu maddenin adı &amp;quot;projen&amp;quot;dir ve bir nevi alarm durumuna geçme çağrısıdır. &amp;quot;Projen&amp;quot; uzun bir yolu katederek beyine ulaşır ve beynin ateş yükseltici merkezini uyarır. Bu uyarının ardından beyin, vücudu alarm durumuna geçirir ve insanın ateşi yükselir. Ateşi yükselen hasta, doğal olarak dinlenme ihtiyacı hisseder. Böylece savunma ordusunun ihtiyacı olan enerji başka alanlarda harcanmamış olur. Görüldüğü gibi, ortada inanılmaz derecede karmaşık bir planlama ve bir tasarım vardır.&lt;br /&gt;Düzenli Ordu Devrede&lt;br /&gt;Vücuda giren yabancı mikroorganizma ile savunma sistemi arasındaki savaş, &amp;quot;seferberlik&amp;quot; ilanından -yani sizin yatağa düşmenizden- sonra daha da karmaşık bir hale gelir. Piyadeler (fagositler) ve süvariler (makrofajlar) yetersiz kalmış, bütün vücut genel alarma geçmiş ve savaş tam anlamıyla kızışmıştır. İşte bu aşamada devreye lenfositler (T ve B hücreleri) girer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süvariler (makrofajlar) düşman hakkında ele geçirdikleri bilgiyi yardımcı-T hücrelerine verirler. Bu hücreler de savaş alanına öldürücü-T hücrelerini ve B hücrelerini çağırırlar. Bunlar, savunma sisteminin en etkili savaşçılarıdır.&lt;br /&gt;Silah Yapımı&lt;br /&gt;B hücreleri düşmanla ilgili bilgiyi alır almaz &amp;quot;antikor&amp;quot; adlı silahların üretimine başlarlar. Bu silahlar, güdümlü bir füze gibi, yalnızca hakkında bilgi verilen düşmanı vurmak üzere yapılır. Bu üretim o kadar mükemmeldir ki, vücuda giren yabancı organizmanın üç boyutlu yapısıyla, üretilen silahın üç boyutlu yapısı tam olarak birbirlerine oturur. Bu uyum tıpkı anahtarla kilit arasındaki uyuma benzer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antikorlar düşmanın üzerine gidip kenetlenirler. Bu aşamadan sonra düşman, paletleri, topu ve tüfeği çalışmayan tahrip olmuş bir tank gibi etkisiz hale getirilir. Daha sonra savunma sisteminin başka elemanları gelip etkisiz hale getirilmiş düşmanı tamamen ortadan kaldırırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta vardır: Savunma sisteminin karşılaşacağı milyonlarca çeşit düşman vardır. Düşman her kim olursa olsun, B hücreleri bu düşmana uygun silah üretebilirler. Bu, şu demektir: Savunma sistemi, milyonlarca çeşit kilide uygun anahtarı doğuştan yapabilecek bilgi ve beceriye sahiptir. Kaldı ki, sistem daha da karmaşıktır. B hücreleri ürettikleri güdümlü silahlarla düşmanı tahrip ederken, öldürücü T hücreleri de düşmana karşı zorlu bir savaş verirler. Kimi virüsler bir hücrenin içine girdiklerinde, B hücrelerinin ürettiği silahlardan gizlenebilirler. İşte öldürücü T hücreleri, kamuflaj yapmış bu düşmanın gizlendiği hastalıklı hücreleri bulur ve tahrip ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli izleyicilerimiz burada çok önemli bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Küçücük bir hücrenin içine milyonlarca bilginin yerleştirilmesi, insana gösterilen çok büyük bir mucizedir. Ancak bir o kadar önemlisi de, hücrenin bu bilgileri insanın sağlığını korumak için kullanmasıdır. Aslında bir Yaratıcı'nın varlığının açık delili olan tüm bu akıl belirtileri, evrimci bilim adamları tarafından bile gözardı edilememektedir. Nitekim ülkemizde evrimin en bilinen savunucularından olan Prof. Dr. Ali Demirsoy, Kalıtım ve Evrim adlı kitabında bu durumu şöyle itiraf etmiştir.&lt;br /&gt;“Plazma hücreleri bu bilgiyi nasıl ve hangi formda elde ederek, ona göre özgül şekillenmiş antikoru üretebilmektedir? Bugüne kadar bu sorunun kesin bir açıklaması yapılamamıştır.”&lt;br /&gt;Bunun tek bir açıklaması vardır: Şuursuz hücrelerin milyonlarca çeşit antikor yapabilecek bir yeteneğe sahip olup, bu yeteneği başarılı bir biçimde kullanmaları, çok üstün bir güç sahibinin gerçekleştirdiği yaratılışın varlığını ispatlamaktadır.&lt;br /&gt;Zaferin Ardından&lt;br /&gt;Öldürücü T hücrelerinin düşmanın gizlendiği hastalıklı hücreleri bulup tahrip etmesinden sonra devreye baskılayıcı T hücreleri girer. Bu hücreler savunma ordusuna ateşkes emri verir, öldürücü T ve B hücrelerinin faaliyetlerini durdurmalarını sağlarlar. Böylece vücut gereksiz yere seferberlik halini devam ettirmez. Savaş bittikten sonra, savaş için üretilen T ve B hücrelerinin çoğu ömürlerini tamamlar ve ölür. Ancak yapılan bu zorlu savaş unutulmayacaktır. Savaş öncesinde düşman tanınıp, gerekli hazırlıklar yapılana kadar biraz süre geçmiştir. Ancak düşman bir daha gelirse vücut çok daha hazırlıklı olacaktır. Düşmanın özelliklerini tanıyan bir grup bellek hücresi, bundan sonra savunma sisteminde sürekli görev yapacaktır. Olası bir saldırı tekrarında, savunma sistemi, bellek hücrelerindeki bilgi sayesinde düşman güçlenmeden tepki verme imkanına sahip olacaktır. Bir kez kabakulak ya da kızamık olduktan sonra bir daha olmamamız, yani &amp;quot;bağışıklık&amp;quot; kazanmamız, savunma sisteminin bu hafızasından kaynaklanır.&lt;br /&gt;Savunma Sistemi Olmasaydı?&lt;br /&gt;Acaba savunma sistemimiz olmasaydı yaşamımızı devam ettirebilir miydik? Ya da bu sistem bazı görevlerini eksik yapsaydı nasıl bir yaşam biçimimiz olurdu? &lt;br /&gt;Bunu tahmin etmek hiç de zor değil. Tıp dünyasında rastlanan bazı örnekler vardır ki, savunma sisteminin ne kadar hayati bir önem taşıdığını gözler önüne serer. Bu konuyla ilgili pek çok kaynakta yer alan bir hastanın öyküsü, savunma sisteminde oluşabilecek herhangi bir eksiklikte yaşamın ne denli zor bir hale geleceğini gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hasta, doğumundan sonra mikroplardan arındırılmış plastik bir çadırın içine yerleştirildi. İçeriye dışarıdan bir şey sızması tamamen engellenmişti. Başka bir insana dokunması yasaktı. Büyüdükçe daha büyük bir plastik çadırın içine yerleştirildi. Bu plastik çadırdan sadece plastik astronot elbisesini giyerek çıkabiliyordu. Peki bu çocuğun diğer insanlar gibi yaşamasını engelleyen neydi?&lt;br /&gt;Doğumundan sonra, vücudu gelişirken savunma sistemi oluşmamıştı. Vücudunda kendisini düşmanlardan koruyabilecek bir ordu yoktu...&lt;br /&gt;Çocuğun doktorları, bu çadırdan çıktığında başına nelerin geleceğini biliyorlardı. Hemen soğuk algınlığı başlayacak, boğazında hastalıklar baş gösterecek, antibiyotiklere ve diğer ilaç tedavilerine rağmen bir enfeksiyondan diğerine geçecekti. Bir süre sonra ilaçlar işe yaramayacak ve çocuk ölecekti.&lt;br /&gt;Bu plastik çadırın dışında ancak birkaç ay veya birkaç yıl yaşayabilirdi. Yani çocuğun bütün dünyası ancak plastik bir çadır olarak kalacaktı.&lt;br /&gt;Bir süre sonra doktorlar ve ailesi çocuğu, evinin içinde kurulmuş ve mikroplardan tamamen arınmış bir odaya yerleştirdiler. Ama bütün bu uğraşlar bir sonuç vermedi. 12 yaşından sonra çocuk tahmin edildiği gibi peş peşe gelen enfeksiyonlar sonucunda hayatını yitirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğun yaşamını sürdürebilmesi için, ailesi, doktorları, kaldığı hastane ve ilaç firmaları her şeyi denediler. Bütün imkanlar seferber edildiği ve bulunduğu yer sürekli dezenfekte edildiği halde çocuğun ölümü engellenemedi.&lt;br /&gt;Bu örnek açıkça gösteriyor ki, kendisini mikroplardan koruyacak bir savunma sistemi olmadan, insanın yaşamını sürdürmesi mümkün değildir. Bu da savunma sisteminin bir bütün olarak, eksiksiz, ilk insandan bu yana var olması gerektiğinin açık bir ispatıdır.&lt;br /&gt;Bu Mükemmel Sistem Nasıl Var Olmuştur?&lt;br /&gt;İncelediğimiz tüm bu bilgilerin ardından, hayatımızı borçlu olduğumuz bu mükemmel savunma sisteminin nasıl var olduğu sorusu üzerinde biraz durup düşünmemiz gerekir. Ortada kusursuz bir plan vardır. Gerekli olan herşey bu planın işleyebilmesi için eksiksiz olarak bir aradadır; makrofajlar, projen maddesi, beynin ateş yükseltme merkezi, vücudun ateş yükseltme mekanizmaları, B hücreleri, T hücreleri, silahlar... Peki ama bu mükemmel sistem nasıl ortaya çıkmıştır?&lt;br /&gt;Canlıların rastlantılarla ortaya çıktığını öne süren evrim teorisi, elbette bu son derece kompleks sistemin nasıl ortaya çıktığını açıklayamaz. Evrim teorisinin iddiası, canlıların ve canlı sistemlerinin küçük rastlantıların birbirine eklenmesi sayesinde aşama aşama oluştuğudur. Oysa savunma sisteminin &amp;quot;aşama aşama&amp;quot; oluşması söz konusu olamaz. Çünkü sistemi oluşturan faktörlerden tek biri bile olmasa ya da işlevini görmese, sistem çalışamaz ve insan, hayatını sürdüremez. Sistemin eksiksiz ve kusursuz bir biçimde, bütün parçaları ile tam olarak ortaya çıkması gerekmektedir. Bu gerçek, &amp;quot;rastlantı&amp;quot; kavramını anlamsızlaştırır.&lt;br /&gt;Peki böylesine kusursuz bir planı yapan kimdir? Vücudun ısısının yükselmesinin gerektiğini, ancak böylece savunma ordusunun ihtiyacı olan enerjinin başka yerlere harcanmayacağını bilen kimdir? Makrofajlar mı? Makrofajlar sadece küçük birer hücredirler. Düşünme yetenekleri yoktur. Ancak kurulmuş bir üst sisteme itaat eden ve görevlerini yapan canlılardır.&lt;br /&gt;İnsan mı? Hayır. İnsan kendi vücudunda böylesine mükemmel bir sistemin işlediğinden haberdar bile değildir. Oysa farkında olmadığı bu sistem onu mutlak bir ölümden korur. Açıktır ki, savunma sistemini yaratan, tüm insan bedenini yaratan, üstün bilgi ve güç sahibi bir Yaratıcıdır. İşte o Yaratıcı, insan vücudunu &amp;quot;bir damla sudan&amp;quot; yaratan Allah'tır.&lt;br /&gt;Kaynak:http://hzmuhammedorg.blogspot.com/&lt;p&gt;İstatistik: Tarih  &lt;a href="http://hacamatlatedavi.com/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;amp;u=2"&gt;admin&lt;/a&gt; — 09 Arl 2011, 12:10&lt;/p&gt;&lt;hr /&gt;</description><feedburner:origLink>http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=43&amp;p=45#p45</feedburner:origLink></item><item><title>İSLAMİ BİLİMSEL MAKALELER • Hücrelerimizdeki Motor: ATP SENTAZ</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hacamat/~3/CJtq2sHykkE/viewtopic.php</link><category>İSLAMİ BİLİMSEL MAKALELER</category><dc:creator xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">admin</dc:creator><pubDate>Fri, 09 Dec 2011 04:06:22 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=42&amp;p=44#p44</guid><description>
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/4ys9JCAS2QwO2ucIcl1t3SppYh8/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/4ys9JCAS2QwO2ucIcl1t3SppYh8/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/4ys9JCAS2QwO2ucIcl1t3SppYh8/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/4ys9JCAS2QwO2ucIcl1t3SppYh8/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Hücrelerimizdeki Motor: ATP SENTAZ&lt;br /&gt;Bu makalemize sizlere dünyanın en gelişmiş fabrikasını tanıtarak başlıyoruz:&lt;br /&gt;Bu fabrikadan her insanda tam 100 trilyondan tane bulunur. Bu fabrika canlılığın temeli olarak kabul edilen hücredir. Bu hücrelerden bazıları o kadar küçüktür ki bunların bir milyon tanesi bir araya gelse ancak bir iğne ucu kadar yer kaplar. Ancak, bu küçüklüğüne rağmen hücre, bilim dünyasının ortak kanaatiyle, insanoğlunun bugüne kadar karşılaştığı en kompleks yapı unvanını korumaktadır. Halen keşfedilmemiş pek çok sırrı içinde barındırmayı sürdüren hücre, evrim teorisinin de en büyük açmazlarından birini oluşturur.&lt;br /&gt;Nitekim ünlü Rus evrimcisi A. I. Oparin gözardı edilemeyen bu gerçeği şöyle ifade eder:&lt;br /&gt;Bu konudaki diğer bir itiraf ise, Johannes Gutenburg Üniversitesi Biyokimye Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Klaus Dose'ye aittir. Dose, canlı hücrenin oluşumu ile ilgili; &amp;quot;Yoğun çabalara rağmen son 30 yıldan bu yana canlı hücrelerin oluşumunu açıklayabilecek herhangi bir buluş yapılamadı.&amp;quot; (Klaus Dose, &amp;quot;The Origin Of Life: More Questions Than Answers&amp;quot;, Interdisciplinary Science Reviews, s.352) diyerek, evrimin canlılığın kökenine bir açıklama getiremediğini itiraf etmektedir.(A. I. Oparin, Origin of Life, s.196)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın En Küçük Motoru&lt;br /&gt;Şimdi sizlere bu gözle görülemeyecek kadar küçük olan fabrikanın içindeki bir bölümde yer alan bir motordan; “Dünyanın en küçük motoru”ndan bahsetmek istiyorum. Gözle görülmeyen bu motorların her biri birer mühendislik ve mekanik harikasıdır. İşlevleri birbirinden farklı olan bu minik parçaların bize verdikleri ortak bir mesaj vardır: Gözle görülemeyecek kadar küçük bir yapıda var olan böylesine detaylı sanat, sonsuz ilim sahibi Yüce Allah'ın benzersiz yaratışının örneklerinden yalnızca bir tanesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Motor Tasarlamak&lt;br /&gt;Bu resimde gördüğünüz ilk yapılan motorlardan biri. Bu da bir elektrik motoru. Elektrik enerjisini mekanik enerjiye dönüştürmek üzere tasarlanmış. Üzerinde rotor, stator, sargılar, vidalar, yataklar, miller gibi birçok teknik parça bulunuyor. Her bir parçanın bir görevi ve yerleşeceği bir yer var. Bir an için motoru oluşturan bu ana parçalardan herhangi birinin eksik ya da biraz farklı olduğunu düşünelim ne olurdu? Örneğin motordaki mil daha kısa olsun. Bu durumda motorun çalışması mümkün olmayacaktı. Bizim İçin Tasarlanmış Bir Motor: ATP Sentaz&lt;br /&gt;Bu motorun bir benzeri vücudumuzdaki 100 trilyon hücrenin her birinde mevcut. Öyle ki tek bir karaciğer hücresinde bu motordan tam 15 bin tane bulunur. Hücrelerimizdeki bu moleküler motor o kadar küçük, o kadar küçük ki; boyu ancak bir milimetrenin 50 binde biri kadar. Çapı ise bir milimetrenin 125 binde biri kadar.&lt;br /&gt;Şimdi, bilimsel adı ATP Sentaz molekülü bu motoru ayrıntıları ile ele alalım. Bunu yaparken amacımız, Allah'ın kusursuz yaratışının delillerini gözler önüne sermek ve Rabbimizin şanının yüceliğinin, O'ndan başka İlah olmadığının bir kere daha anlaşılmasına vesile olmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ATP: Yaşamın Enerji Kaynağı&lt;br /&gt;Besinlerden elde edilen enerji, hücrenin yaşamını devam ettirmesi için gereken işlemleri yapmada doğrudan kullanılamaz. Bu enerji önce ATP (Adenozintrifosfat) adlı özel bir molekülün içinde paketlenir. Sonra da hücrenin içinde gerçekleşen bütün üretimlerde ve taşıma işlemlerinde kullanılır.&lt;br /&gt;ATP’nin enerji kaynağımız olmasının yanında çok önemli bir rolü daha vardır: ATP’nin üretimi sırasında enerjinin % 60’ı ısı şeklinde açığa çıkar. Bu ısı vücut ısısının oluşumunda rol alır.&lt;br /&gt;ATP tüm canlı hücrelerde enerji taşıma görevi yapar. Bir insan yürürken, konuşurken, nefes alırken, bir balık yüzerken, bir bitkinin tomurcuğu açarken, bir kuş uçarken, bira maya hücresi bölünürken, bakteri hücresi çoğalırken, kullandıkları enerjinin hepsinin aynı kaynaktan, yani ATP'den sağlar. Eğer bu molekül olmasaydı; şuan burada bu programı sunuyor olmayı bırakın; gözümü kırpmak için bile enerji bulmaya gücüm yetmezdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kusursuz Enerji Üretim Sistemi&lt;br /&gt;Dinlenme halindeki bir insanın günde ortalama 45-50 kg ATP molekülüne ihtiyacı vardır. Ancak ne ilginçtir ki, günün herhangi bir anında bakıldığında vücuttaki ATP miktarı 1 gramı geçmez. Bunun nedeni ATP molekülünün depolanmaması, anlık olarak kullanıma özel paketler halinde hazırlanmasıdır. Ancak unutulmamalıdır ki hücredeki yaşam bu enerjiye bağlıdır. Bu yüzden ATP oluşumu çok hızlı gerçekleşmelidir. Nitekim her saniye vücudunuzdaki yaklaşık 100 trilyon hücrenin her birinde, 10 milyon ATP molekülü hiç durmaksızın üretilir.&lt;br /&gt;Peki bu hız nasıl sağlanır? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerekli Enerji Miktarı Nasıl Tespit Edilip Üretiliyor?&lt;br /&gt;Hücre içinde enerjiye ihtiyaç olduğu zaman, ATP, bünyesindeki 3 fosfat molekülünden sonda olanı koparır; yani enerji paketinin kapağını açar. Sonuncu fosfatın bırakılmasıyla serbest kalan enerji hücre içindeki işlemlerin kolayca yapılmasını sağlar. Ve bu işlem her an şaşırtıcı bir hızla, hiçbir aksama olmadan devam eder.&lt;br /&gt;Şüphesiz sadece atomlardan oluşan bir molekülün, hücre içindeki işlemler için ihtiyaç duyulan enerji miktarını tespit etmesi ve ona uygun üretim yapması mümkün değildir. Bu üretimin seri bir şekilde gerçekleşebilmesi için en uygun paketleme sistemine sahip olması da tesadüflerin eseri olamaz. Hücreyi de, hücre içindeki her molekülün hareketini ve üretimini de yaratan Allah, ATP molekülünü de en mükemmel şekliyle canlıların hizmetine vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir Formül Kendi Kendine, Tesadüfen Ortaya Çıkamaz&lt;br /&gt;Canlıların bedenlerinde protein üretimi gibi yaşamsal önemi olan kimyasal tepkimeler gerçekleşir. Bir tepkimenin başlaması için enerjiye gerek vardır. Vücudumuzdaki 100 trilyon hücre olduğunu ve her bir hücrede saniye de tam 2.000 protein oluşturulduğunu söylersek, enerjiye ne derece ihtiyacımız olduğunu rahatlıkla düşünebilirsiniz. İşte bu enerji ATP ismi verilen özel bir molekülden sağlanır.&lt;br /&gt;Bir ATP molekülü, iki farklı organik molekül ve bunlara zincirlenmiş üç fosfat atomundan oluşur. Organik moleküllerden biri azot içeren adenin; diğeri içinde 5 karbon bulunan riboz isimli şekerdir. ATP molekülünde bulunan enerjinin büyük bölümü içindeki 3 fosfatın arasındaki bağda bulunur. Bu nedenle bilim adamları bu bağı “yüksek enerjili fosfat bağı” olarak isimlendirirler.&lt;br /&gt;Ekranda ATP’yi oluşturan atomların isimlerinin yuvarlaklar içine yazılarak sıralanmasıyla ortaya çıkan şekil görülmektedir. İşte bu şekilde görülen sıralamadaki en ufak bir farklılık bile ATP’nin görevini yapamamasına neden olur. Kâğıt üzerinde yazılmış bir formül gören her insan bu formülün kendi kendine ortaya çıkamayacağını, bunun bir insan tarafından kâğıda yazılmış olduğunu bilir. ATP molekülü de sabit bir formüle sahiptir. Ayrıca şu ana kadar yaşamış insanların tamamında bu sabit formüldeki ATP üretilmektedir. Bu durum ATP’nin zaman içinde, tesadüfen ortaya çıkamayacağını göstermek için yeterlidir. Hiçbir şuursuz tesadüf trilyonlarca insanda aynı formülde bir molekülün oluşmasını sağlayamaz. Böyle bir iddia hem akla, hem mantığa hem de bilime aykırıdır. İnsülini bu formülde yaratan, ne gibi özelliklere sahip olacağını belirleyen, insanın ilk ortaya çıkışı ile birlikte insülini var eden Allah'tır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın En Küçük Motoru&lt;br /&gt;Canlıların vücutlarında enzim adı verilen kimyasal maddeler mevcuttur. Bunlar canlıların yaşamı için gerekli tepkimeleri düzenlerler: Tepkimenin daha hızlı gerçekleşmesi için devreye girer ve tepkime sonunda değişmeden kalırlar. İşte bu enzimlerden biri de ATP Sentazdır.&lt;br /&gt;Her ne kadar enzim olarak adlandırsak da aslında o - daha önce de belirttiğimiz gibi - bir çok alt birimden oluşan kompleks bir motordur. Motorun içyapısını incelediğimizde; günümüzde kullanılan endüstriyel motorların mikroskobik boyuttaki bir benzeri karşımıza çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her Detayı Bir Yaratılış Mucizesi Olan Parçalar&lt;br /&gt;ATP sentaz, üst üste duran iki ana kısımdan oluşur: Bunlardan ilki, motorun üst kısmında, mitokondirinin zarına gömülü biçimde duran şekilde Fo olarak adlandırılan bazal kısımdır. Diğeri ise altta duran mantar şeklindeki F1 olarak isimlendirilen işlevsel kısımdır. Bu iki kısmın arasında Ɛ ile gösterilen yerde ayrı bir bölüm vardır. Bu bölüm motorlardaki şaft gibi 2 kısmı bir birine bağlar.&lt;br /&gt;Şaft ve motorda yer alan 2 kısım tek bir parçadan oluşmaz. Şekilde gördüğünüz alfa, beta, gama yazılı bölümlerin her bir özel bir tasarıma sahip parçalardır. Alttaki C bölümü de 12 ayrı parçadan oluşur. Allah, bu parçaları bir araya geldiklerinde bir işe yarayacak biçimde birbiri ile uyumlu şekilde yaratmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ATP Sentaz Motorunun Kendi Enerji Kaynağını Temin Etmesi&lt;br /&gt;Mitokondri zarının üst kısmında, taşıdıkları 1 proton nedeniyle + elektrik yüklü hidrojen atomlarından çok sayıda bulunur. Zarın alt kısmında ise proton sayısı üste göre çok daha azdır.&lt;br /&gt;Üst kısmı oluşturan parçaların yanında b2 ile gösterilen ve hayati öneme sahip bir kanal mevcuttur. Kanalın bir ucu protonların yoğun olarak bulunduğu taraftadır.&lt;br /&gt;Kanalın üst ucundan yukarıdaki protonlardan biri motorun içine alınarak protonların az olduğu ortama bırakılır. Kanal vasıtası ile gerçekleştirilen bu yer değişimi sırasında büyük bir elektriksel potansiyel farkı yani enerji ortaya çıkarır. İşte ATP sentaz motoru bu enerjiyi kaynak olarak kullanıp ATP Sentaz molekülünün zara yapışık kısmının dönmesini sağlar. Bu dönme hareketi ortadaki şaft aracılığı ile aşağıdaki işlevsel kısma aktarılarak buranında ayrıca dönmesi sağlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ATP Sentaz Motorundaki Dönme Hareketinin Sırrı&lt;br /&gt;Protonların yer değiştirmesi motorun dönmesini sağlamanın da ötesinde çok büyük bir enerji potansiyeli ortaya çıkarır. Bu enerji potansiyeli canlıların ihtiyaç duyduğu ATP formuna nasıl dönüştürülmektedir?&lt;br /&gt;Hatırlarsanız motorun alt kısmında bir daire şeklinde sıralanmış 12 tane c alt-birimi vardı. Bunlardan iki tanesi a alt-birimiyle bağlantılıdır. Bir proton a’daki kanaldan girerek, c biriminde bulunan “aspartik asit aminoasit” isimli kimyasal maddeye bağlanır. Bu da tüm yapıda büyük bir değişime yol açar: 12 tane c’den oluşan halka 30o döner. Bu sırada da 12. birimden gelen proton 360o döndükten sonra salınarak dışarı bırakılır. Kanaldan 4 proton girdiğinde, içeri girdiğinde γ birimi 120o dönmüş olur. Bu da β birimlerinde bir şekil değişikliği yaratır ve 1 ATP sentezlenmiş olur. 4 proton başına bir ATP, ya da 12 tane c biriminin 360o dönüşünden 3 ATP sentezlenir.&lt;br /&gt;Sonuç olarakşöyle söyleyebiliriz: Motorun alt ve üst kısımlarında öyle hareketler ayarlanır ki, bir dizi kimyasal maddenin uygun bir açı ve sıralama ile bir araya gelmesi sağlanır. Bu sayede kimyasal maddeler arasında bazı özel bağlar oluşturulur. En sonunda da ADP’ye bir fosfat atomu daha bağlanarak, ATP yani canlıların ihtiyacını duyduğu enerji paketçiği elde edilmiş olur.&lt;br /&gt;ATP Sentaz Motoru Tesadüfen Meydana Gelebilir mi?&lt;br /&gt;Mikroskobik bir alana yerleştirilmiş olan bu mekanizmalar nasıl oluşmuştur? Motoru oluşturan moleküller bu özellikleri nasıl kazanmışlardır? Hücre, içindeki bu bağımsız motor sistemi nasıl ortaya çıkmıştır? Motor Darwinistlerin iddia ettikleri gibi, bazı rastlantılar sonucu aşama aşama meydana gelebilir mi?&lt;br /&gt;Gelin bu soruyu şöyle bir senaryo ile somutlaştıralım: İçinde pek çok elektrik ve mekanik aksamın bulunduğu bir hırdavatçı düşünün. Raftaki dişlilerin yuvarlanarak mile takılması, kenardaki bobin tellerinin motorun içinde sarım haline gelmesi, elektrik anahtarı ve kablolarının kendiliğinden motorun güç kaynağını oluşturması mümkün olabilir mi?&lt;br /&gt;Şüphesiz böyle bir senaryonun saçma olduğunu anlamak için elektrik veya makine mühendisi olmak şart değildir. Tıpkı, ATP sentaz motorundaki hareket sisteminin tesadüfen oluşamayacağını anlamak için biyokimyacı olmanın şart olmadığı gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ATP Sentaz Motoru Allah’ın Bir Yaratılış Örneğidir&lt;br /&gt;Allah ATP sentaz motorunu tamamen birbirine bağlı işleyen mekanik bir sistem şeklinde yaratmıştır. Mekanik sistemleri tasarlamak sanıldığı kadar kolay değildir. Çünkü kurulacak sistemdeki tüm elemanların sayısı tam gerektiği kadar olmalı, hepsinin bütün özellikleri tam olmalıdır. En ufak bir eksiklik, sonucu olumsuz yönde etkileyebilir.&lt;br /&gt;Motordaki hareket sisteminin başarılı olarak çalışması için elemanların yapısal özellikleri de son derece önemlidir. Bu özelliklerdeki bir fazlalık veya eksiklik sistemi başarısız kılabilir. Sözgelimi iki ana kısmı bağlayan şaftın oluşturan bağlar, üzerindeki gerilimi kaldıramayacak kadar zayıf olsaydı, motorun ilk hareketinde kopar, bu da her iki kısmın birbirinden ayrılmasına neden olurdu. Ancak böyle olmaz, şaftı tam gereken özelliklerdedir, şaftı oluşturan atomlarda aralarındaki bağlar da…&lt;br /&gt;Bunlar motorun sağlayan kompleks sistemdeki detaylardan sadece birkaç tanesidir. Sistemdeki herhangi bir eksiklik veya hata durumunda, motor yavaş çalışarak enerji ihtiyacını karşılayamayabilir veya hiç çalışmaz hatta ilk hareketinde dağılıp gidebilirdi. Alt kısımda her bir protonun ne kaç derece dönme yaratacağı bu dönmenin ne kadar ATP üreteceği hücre için hayati özelliklerdir. Dolayısıyla sistemde en ufak bir hataya yer yoktur. Bütün bunlar motorun yapısındaki mükemmelliği ve kompleksliği göstermek için yeterlidir.&lt;br /&gt;Motorun içindeki parçaların Sayıları ve Özellikleri Tam Olması Gerektiği Gibidir&lt;br /&gt;ATP sentaz motorunun işlevsel kısmı 3, bazal kısmı ise 5 farklı polipeptitten oluşur. Her bir polipeptit ise sayısı 10 ile 100 arasında aminoasidi içeren dev kimyasal zincirlerden meydana gelir. Ekranda bir aminoasidin kimyasal formülünü görüyorsunuz. Ne kadar çok atom, ne kadar karmaşık bir sırayla dizilmiş değil mi?&lt;br /&gt;İşte bunlardan yüzlercesi yan yana geldiğinde motoru oluşturan parçalardan tek biri meydana gelebiliyor. Görüldüğü üzere motorun işlevini yerine getirebilmesi için atomların olmaları gereken sayıda ve gereken yerde yerleşmiş olmaları şarttır. Bu durum, &amp;quot;zaman içinde oluşum&amp;quot; gibi evrimci senaryoların anlamsızlığını açıkça ortaya koyar. Bununla birlikte, motoru oluşturan yapının bir anda yaratıldığını da gösterir.&lt;br /&gt;Tüm bunların yanında motorun konumlanması ile ilgili bir özelliği de evrimcilerin iddialarının mantıksızlığını açıkça ortaya koyan örneklerden biridir. &lt;br /&gt;Bizim Yapamadığımızı Bir Hücre Yapabilir&lt;br /&gt;Bir hücre ADP’nin enerji kaynağı olarak yetersiz olduğunu buna bir fosfat ekleyerek enerji paketi yapabileceğini nereden bilir? Dahası fosfat atomunu temin etmek bir yana fosfat atomunu görerek nasıl tanıyabilir?&lt;br /&gt;Önünüze çeşit çeşit toz metal konduğunu ve bunların hangi metaller olduğunu teşhis etmenizin istendiğini düşünün. İsabetli bir seçim yapabilir misiniz?&lt;br /&gt;Bu konuda eğitim görmüş bir insan değilseniz böyle bir seçimi yapmanız mümkün değildir. Ama sizin gibi şuurlu bir insanın yapamadığı bu işlemi, bedeninizdeki yaklaşık 100 trilyon hücrenin her biri, hiç zorlanmadan, düşünmeden, hesap etmeden rahatlıkla yapabilmektedir. Üstelik bu yeteneğe yalnız sizin hücreleriniz değil, yeryüzünde şu ana kadar yaşamış olan ve şu an yaşamakta olan milyarlarca insanın her birinin trilyonlarca hücresi de sahiptir.&lt;br /&gt;Bedeninizdeki bir hücre vücut içinde ihtiyacı olan fosfatı rahatlıkla seçebilir ve kullanmak üzere ADP’ye uygun şekilde ekleyebilir. Aynı şekilde demiri, azotu, oksijeni, sodyumu, potasyumu ve diğerlerini her an kolaylıkla tanıyabilir, kullanmak üzere toplayabilir veya fazlasını tespit edip depolayabilir. Hatta gerektiğinde ihtiyaç fazlası ürünleri hücrenin dışına atabilir.&lt;br /&gt;Burada durup düşünün. Hücre dediğimiz varlık proteinlerden, moleküllerden, atomlardan oluşan, milimetrenin binde biri büyüklüğünde bir yapıdır. Bu varlığın elleri, kolları, gözleri, kulakları, beyni yoktur. Bu varlığın sizin gibi bir şuuru da yoktur. O halde bu seçimi nasıl yapmaktadır?&lt;br /&gt;Bu seçim hücrelerinizin her birine Allah tarafından ilham edilmektedir. Kör ve şuursuz atomlara, keskin bir görüş ve şuur gerektiren seçim yeteneğini veren sonsuz ilim ve kudret sahibi olan Allah'tır.&lt;br /&gt;Yeryüzüne Yaşam Veren İstisna: Ters Konumlandırılmış Motor&lt;br /&gt;İnsan hayatında çok önemli yeri olan bitkiler, 500 binden fazla çeşidiyle Allah'ın insanın faydasına sunduğu sınırsız bir hazinedir. Çarpıcı güzellikteki manzaraların, etkileyici kokuların ve göz alıcı renklerin kaynağı da yine bitkilerdir. Ancak bunların ötesinde soluduğumuz tertemiz havanın, hayatta kalmak için ihtiyacımız olan besinlerin, kullandığımız enerjinin kaynağı bitkilerdir.&lt;br /&gt;Bitkiler bu enerjiyi bizlere fotosentez isimli işlemi gerçekleştirmeleri sayesinde verirler. Yani bitkiler fotosentez yapamasaydı yeryüzünde bugünkü gibi bir yaşam asla var olamazdı. İşte bu nedenle ATP sentaz motoru bitki hücrelerinde fotosentez işleminin gerçekleştirildiği kloroplast adlı organelin zarında yer alır.&lt;br /&gt;Kloroplastlardaki motorun konumu, mitokondrilerdekinin tam tersidir. Çünkü kloroplast zarının üst kısmında; dışarıda proton yoğunluğu dışarıda az iken iç kısımda fazladır.&lt;br /&gt;Eğer bu konumlandırma mitokondrilerdeki gibi olsaydı, ATP Sentazlar protonlardaki bu yoğunluk farkını kullanamayacak, bitki hücresi enerji üreterek asla fotosentez işlemi yapamayacaktı. Bugün yeryüzünde yaşam varsa bu, ATP sentazın Allah’ın sonsuz ilminin bir tecellisi olarak ters konumlaması sayesinde olmaktadır. &lt;br /&gt;ATP Sentaz Motorunu sonsuz ilme sahip olan Yüce Allah yaratmıştır&lt;br /&gt;200'den fazla proteinin birleşerek bu özellikleri tam olarak sağlayabilmesi için tam olmaları gereken yerde ve tam olmaları gereken sırada ortaya çıkmış olması şarttır. Bu durum, &amp;quot;zaman içinde oluşum&amp;quot; gibi evrimci senaryoların anlamsızlığını açıkça ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, tüycükleri oluşturan yapının bir anda yaratıldığını da göstermektedir.&lt;br /&gt;Program boyunca ele aldığımız bu mikroskobik motorun her detayı ayrı bir mühendislik ürünüdür ve moleküler motorları yaratanın varlığını kanıtlar, aklını ve ilmini bize tanıtır. Hücrelerimizde tecelli eden bu üstün ve benzersiz akıl Yüce Allah'a aittir. Allah her varlığı mükemmel ve benzersiz olarak yaratmıştır.&lt;br /&gt;b2 kanalı olmasaydı veya proton taşınamayacağı için motor çalışması için gerekli elektrik yükünü temin edemediğinden enerjisiz kalacak ve hiç çalışamayacaktı. Kanalın bağlı olduğu, stator isimli 5 parçadan oluşan a bölümü hiç olmasaydı veya 4 parçadan oluşsaydı kanal yine görevini yerine getiremediğinden yine çalışamayacak, hücrelerimizde enerjisiz kalacaktı.&lt;br /&gt;&amp;quot;Maalesef hücrenin meydana gelişi evrim teorisininbütününü içine alan en karanlık noktayı teşkil etmektedir.&amp;quot;&lt;br /&gt;Hücre: Dünyanın En Gelişmiş Fabrikası&lt;br /&gt;Bu fabrika, çok sayıda gelişmiş birimlerden oluşan ve her birimde farklı teknolojik ürünler üreten dev bir tesistir. Ürünlerinin bir kısmını kendi içyapısında kullanır, bir kısmını birbirine monte edip yeni üretim makineleri yapar. Ürettiği ürünlerin birçoğunu da hammadde ve makina olarak dışarıya gönderir. Üretimde en az sarfiyatı yapıp, en yüksek verimi elde eder. Yeryüzünde hiçbir fabrikanın olamayacağı kadar çevrecidir. Atıklarını kendisi yok edip çevreyi hemen hemen hiç kirletmez. Fabrikadaki üretim ve işletim sistemleri mükemmel olarak tasarlanmıştır. Yöneticiler, mühendisler, işçiler, kısacası bütün personel, görevlerini en mükemmel şekilde yerine getiren üstün nitelikli robot ve bilgisayarlardan oluşmuştur. Bu bilgisayar ve robotlar ise, benzerlerine ancak bilimkurgu filmlerinde rastlayabileceğimiz düzeyde gelişmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak:http://hzmuhammedorg.blogspot.com/2011/11/hucrelerimizdeki-motor-atp-sentaz.html&lt;p&gt;İstatistik: Tarih  &lt;a href="http://hacamatlatedavi.com/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;amp;u=2"&gt;admin&lt;/a&gt; — 09 Arl 2011, 12:06&lt;/p&gt;&lt;hr /&gt;</description><feedburner:origLink>http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=42&amp;p=44#p44</feedburner:origLink></item><item><title>TIBBI NEBEVİ • KİLO ALMA</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hacamat/~3/eOsBF9YPkj0/viewtopic.php</link><category>TIBBI NEBEVİ</category><dc:creator xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">admin</dc:creator><pubDate>Tue, 01 Nov 2011 06:44:52 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=40&amp;p=42#p42</guid><description>
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/KgcuuEjnl6qBsqQugHo1CrPskVc/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/KgcuuEjnl6qBsqQugHo1CrPskVc/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/KgcuuEjnl6qBsqQugHo1CrPskVc/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/KgcuuEjnl6qBsqQugHo1CrPskVc/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Hz. Aişe radiyallahuanh ''ALLAH ın Elçisi aleyhiselatuveselam benimle evlendiği zaman son derece zayıftım. Kilo almak için ne denediysem bir yararı olmadı. Sonra, ALLAH ın Elçisi : 'Hurma ile salatalık ye !' buyurdu. Onu denedim ve hızla şişmanladım.'' (Ebu Nuaym) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'' Peygamberlerden biri, ALLAH a zayıflıktan şikayette bulundu; Yüce ALLAH da ona yumurta yemesini emretti.'' (Beyhaki)&lt;p&gt;İstatistik: Tarih  &lt;a href="http://hacamatlatedavi.com/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;amp;u=2"&gt;admin&lt;/a&gt; — 01 Kas 2011, 13:44&lt;/p&gt;&lt;hr /&gt;</description><feedburner:origLink>http://hacamatlatedavi.com/viewtopic.php?t=40&amp;p=42#p42</feedburner:origLink></item><media:rating>nonadult</media:rating><item><title>Links for 2011-09-28 [del.icio.us]</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hacamat/~3/4uSrpj7kYa4/Admin</link><pubDate>Thu, 29 Sep 2011 00:00:00 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">http://del.icio.us/Admin#2011-09-28</guid><description>&lt;ul&gt;
&lt;li&gt;&lt;a href="https://secure.delicious.com/admin/"&gt;Delicious.com - Discover Yourself!&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
dsddsd&lt;/li&gt;
&lt;/ul&gt;</description><feedburner:origLink>http://del.icio.us/Admin#2011-09-28</feedburner:origLink></item><item><title>Links for 2007-05-26 [del.icio.us]</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hacamat/~3/SLCj50Mq_wA/Admin</link><pubDate>Sun, 27 May 2007 00:00:00 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">http://del.icio.us/Admin#2007-05-26</guid><description>&lt;ul&gt;
&lt;li&gt;&lt;a href="http://www.angelux.net/2006/03/11/dragon-ball-gt-los-64-capitulos.html"&gt;Dragon Ball GT, los 64 Cap&amp;iacute;tulos&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;a href="http://www.angelux.net/2006/01/04/dragon-ball-z-todos-los-capitulos-gratis.html"&gt;Dragon Ball Z todos los capitulos gratis&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
jiji&lt;/li&gt;
&lt;/ul&gt;</description><feedburner:origLink>http://del.icio.us/Admin#2007-05-26</feedburner:origLink></item><item><title>Links for 2005-02-10 [del.icio.us]</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hacamat/~3/01oIKLSGZh8/Admin</link><pubDate>Fri, 11 Feb 2005 00:00:00 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">http://del.icio.us/Admin#2005-02-10</guid><description>&lt;ul&gt;
&lt;li&gt;&lt;a href="http://maps.google.com/"&gt;Google Maps&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;
&lt;/ul&gt;</description><feedburner:origLink>http://del.icio.us/Admin#2005-02-10</feedburner:origLink></item><item><title>Links for 2005-01-26 [del.icio.us]</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hacamat/~3/2CdWenbqios/Admin</link><pubDate>Thu, 27 Jan 2005 00:00:00 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">http://del.icio.us/Admin#2005-01-26</guid><description>&lt;ul&gt;
&lt;li&gt;&lt;a href="http://video.google.com/"&gt;Google Video Search&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;
&lt;/ul&gt;</description><feedburner:origLink>http://del.icio.us/Admin#2005-01-26</feedburner:origLink></item><item><title>Links for 2005-01-24 [del.icio.us]</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hacamat/~3/8I5WVsKoTAA/Admin</link><pubDate>Tue, 25 Jan 2005 00:00:00 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">http://del.icio.us/Admin#2005-01-24</guid><description>&lt;ul&gt;
&lt;li&gt;&lt;a href="http://www.microsoft.com/windowsxp/downloads/updates/sp2/cdorder/en_us/default.mspx"&gt;Order Windows XP Service Pack 2 on CD&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;a href="http://www.spymac.com/user.php?action=register"&gt;Spymac :: Useroptions&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;
&lt;/ul&gt;</description><feedburner:origLink>http://del.icio.us/Admin#2005-01-24</feedburner:origLink></item><item><title>Links for 2005-01-19 [del.icio.us]</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hacamat/~3/X78K6n5YLo4/Admin</link><pubDate>Thu, 20 Jan 2005 00:00:00 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">http://del.icio.us/Admin#2005-01-19</guid><description>&lt;ul&gt;
&lt;li&gt;&lt;a href="http://briem.ismennt.is/index.htm"&gt;Type, handwriting, and lettering&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;
&lt;/ul&gt;</description><feedburner:origLink>http://del.icio.us/Admin#2005-01-19</feedburner:origLink></item><item><title>Links for 2005-01-17 [del.icio.us]</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hacamat/~3/pihOBljURHs/Admin</link><pubDate>Tue, 18 Jan 2005 00:00:00 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">http://del.icio.us/Admin#2005-01-17</guid><description>&lt;ul&gt;
&lt;li&gt;&lt;a href="http://www.users.on.net/johnson/resourcehacker/"&gt;Resource Hacker&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;a href="http://users.tns.net/~skingery/firefox/Home_Page.html"&gt;Firefox Help, Tips and Tricks&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
to View -&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;a href="http://www.streetfighteronline.com/"&gt;Street Fighter Online&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;a href="http://codeguys.rpc1.org/index.html"&gt;codeguys.rpc1.org - Welcome&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;
&lt;li&gt;&lt;a href="http://www.microsoft.com/msdownload/platformsdk/sdkupdate/XPSP2FULLInstall.htm"&gt;Microsoft Platform SDK Update&lt;/a&gt;&lt;/li&gt;
&lt;/ul&gt;</description><feedburner:origLink>http://del.icio.us/Admin#2005-01-17</feedburner:origLink></item></channel></rss>

