<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0"><channel><title>Hani Varya</title><link>http://www.hanivarya.com/</link><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/hani-varya" /><description>Her hafta yaşanmış ilginç bir öykünün yer aldığı podcast ve blog.</description><language>en</language><managingEditor>noreply@blogger.com (Sevinç)</managingEditor><lastBuildDate>Sun, 10 Jan 2010 20:05:16 PST</lastBuildDate><generator>Blogger http://www.blogger.com</generator><openSearch:totalResults xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/">27</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/">1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/">25</openSearch:itemsPerPage><feedburner:info uri="hani-varya" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><media:copyright>Copyright HaniVarya.com</media:copyright><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">Comedy</media:category><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">Society &amp; Culture</media:category><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">Kids &amp; Family</media:category><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">Arts/Literature</media:category><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">Games &amp; Hobbies</media:category><itunes:owner><itunes:email>sevinc@hanivarya.com</itunes:email><itunes:name>Sevinç</itunes:name></itunes:owner><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>Her hafta yaşanmış ilginç bir öykünün yer aldığı podcast ve blog.</itunes:subtitle><itunes:category text="Comedy" /><itunes:category text="Society &amp; Culture" /><itunes:category text="Kids &amp; Family" /><itunes:category text="Arts"><itunes:category text="Literature" /></itunes:category><itunes:category text="Games &amp; Hobbies" /><feedburner:emailServiceId>hani-varya</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname>http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><item><title>Çocukça 2</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/1LZSYUHVU20/cocukca-2.html</link><category>Oyun</category><category>çocukça sözler</category><category>Çocuk</category><category>çocukça</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Sun, 04 Oct 2009 15:32:43 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-3334510283725602621</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2009-07-24/Cocukca-2.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-10-05T01:32:43.988+03:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/SmnSTDM7vkI/AAAAAAAAAE4/8FmePlOo_vw/s72-c/cocukca-2.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2009-07-24/Cocukca-2.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Çocukların hayal dünyası öylesine geniş öylesine renklidir, yazmakla bitmez. Bizi tebessüme boğan, art niyetsiz, içten duygularıyla saf davranışlarından bir kaç kesit daha.... Annesinin yatak odasındaki deodorantı eline alan çocuk bu nediy? Ne yapılıyyy?</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary> Çocukların hayal dünyası öylesine geniş öylesine renklidir, yazmakla bitmez. Bizi tebessüme boğan, art niyetsiz, içten duygularıyla saf davranışlarından bir kaç kesit daha.... Annesinin yatak odasındaki deodorantı eline alan çocuk bu nediy? Ne yapılıyyy? diye sorar. Anne, "Yavrum ona deodorant derler. Koltuk altlarına sıkılır" diyerek yanıtlar. Birgün anne, minik çocuğu salondaki koltuk altına eğilmiş deodorant sıkarken görür. -Ne yapıyorsun? O, oralara sıkılmaz der. Minik, şaşkın bakışlarla, -Hani sen bana koltuk altlayına sıkılıy demedin mi? diye cevap verir. -/- Anne,yakında bulunan kuaföre gidecektir. Evde arkadaşlarıyla kalan çocuğuna, -Oyun oynayın ama sakın gürültü yapmayın. Apartmandakileri rahatsız etmeyin der söze devam eder. -Ben yokken alt kattaki komşu gelirse kuaföre gittiğimi, saçımı kestirip hemen döneceğimi söylersin. -Aklı oyunda olan küçük çocuk, hmmmm. Sen varken gelirse ne söyleyeceğim? -/- Her isteğini yaramazlıkla yaptırmaya çalışan miniği durdurmak münkün değildir. Yolda, oraya buraya giden, dükkanlara dal düz giren çocuğun arkasından koşturmaktan nefes nefese kalan anne, -Bak çocuğum! Yolda, uslu uslu yürürsen sana koskocaman kaymak dondurma alacağım der. Minik çocuk omuz silker "Iıı Iıııhhh" derken, birden yüzünde tebessüm belirir. Gözlerini sağa sola oynatarak cin bir tavırla, -Koskocaman çikolatalı dondurma için nasıl yürüyeyim? diye sorar". -/- Minik İbo, yiyeceği kadar yemiş doymuştur. Ancak anne,"Çok yemek yersen büyürsün" diyerek daha fazla yedirmeye çalışır. Minik çocuk, annesine ",O zaman sen neden çok yemek yiyorsun?" der. -/- Dört çocuk, deniz kıyısında kumdan kaleler yaparak oynar. Biri kürekle kovaya kum doldurur, diğerleri kaleleri elleriyle ve tırmıkla düzeltiken aralarında büyüyünce ne olacaklarını konuşurlar. Minik Sadi, "Benim babam mühendis ama dedemin yanında çalışıyooo. Onun işçisi. İkisi de bana, büyüyünce doktor ol, hmmm eczaneci diyooorrrlarrrr. Peki sen ne olacaksın diye soran arkadaşlarına -Bilmemmm. Galiba, ben de babamın işçisi olacammmm. Küçük Can, kumu eşelerken "Büyüyünce taksici olucaaammm" der. Nedenini öğrenmek isteyen arkadaşlarına, "Annem gezmek istiyoo. Babam olmaz,evde oturalım diyoo. Gitmek istemiyooo. Taksici olunca arabamla hep annemi gezdireceeemmm." Küçük Hayri söze atılır. Babam diyor kiiii... "Bu devirde ya topçu ya da popçu olunurmuş." "Ama ben hangisi olacağıma karar veremedim." Söz sırası Arda'ya gelir. -Büyüyünce doktor olacammmm. Doktor amcama, ben de koca koca iğneler yapıcammmm. -/- Ana sınıfında öğretmen, çocuklara, haftaya gözlüklerini çıkarıp lens takacağını belirtir. -Bundan sonra beni gözlüklü görmiyeceksiniz der. Minik öğrencilerden biri" Peki ,öğretmenim, o zaman biz sizi nasıl göreceğiz?" diye sorar..</itunes:summary><itunes:keywords>Oyun, çocukça sözler, Çocuk, çocukça</itunes:keywords><description>Çocukların hayal dünyası öylesine geniş öylesine renklidir, yazmakla bitmez. Bizi tebessüme boğan, art niyetsiz, içten duygularıyla saf davranışlarından bir kaç kesit daha....


Annesinin yatak odasındaki deodorantı eline alan çocuk bu nediy? Ne yapılıyyy? diye sorar.
Anne, "Yavrum ona deodorant derler. Koltuk altlarına sıkılır" diyerek yanıtlar.
Birgün anne, minik çocuğu salondaki koltuk altına eğilmiş deodorant sıkarken görür.
-Ne yapıyorsun? O, oralara sıkılmaz der.
Minik, şaşkın...&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1A3v5icJjqUdtzTmVRjWG6CD0Kc/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1A3v5icJjqUdtzTmVRjWG6CD0Kc/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1A3v5icJjqUdtzTmVRjWG6CD0Kc/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1A3v5icJjqUdtzTmVRjWG6CD0Kc/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/1LZSYUHVU20" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2009/07/cocukca-2.html</feedburner:origLink></item><item><title>Tren Yolculuğu</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/c6sghjBwgn4/tren-yolculugu.html</link><category>Tren Yolculuğu</category><category>Yolculuk</category><category>Yolcu</category><category>Takip</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Wed, 17 Jun 2009 09:50:31 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-5282757123622708168</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2009-06-17/tren-yolculugu.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-06-17T19:50:31.350+03:00</app:edited><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/Sjkeg2eavrI/AAAAAAAAAEg/U0BrUlfISZY/s72-c/tren-yolculugu-iki.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2009-06-17/tren-yolculugu.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Geç kalma endişesi bedenini sarar. Oysa evi ile gar arası yürüyerek 5 dakikadır. Trenin kalkmasına da bir saat vardır. "Orada, yaramazlık yok! Babaannenizi, dedenizi üzmeyeceksiniz! Anlaştık mı?" diyerek son kez uyarır iki oğlunu. Gidecekleri yer şirin b</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary> Geç kalma endişesi bedenini sarar. Oysa evi ile gar arası yürüyerek 5 dakikadır. Trenin kalkmasına da bir saat vardır. "Orada, yaramazlık yok! Babaannenizi, dedenizi üzmeyeceksiniz! Anlaştık mı?" diyerek son kez uyarır iki oğlunu. Gidecekleri yer şirin bir Anadolu kasabasıdır. Çocukların gönüllerince oyun oynayabileceği dedelerinin evinin bahçesinde, kuzular, tavuklar, meyve ağaçları vardır. Okullar yarı dönem tatilindedir. İlkokul birinci sınıf öğrencisidir ikizleri. Bu tatili ailecek geçirmeyi ne çok arzulamıştı genç kadın. Ancak, kocasının çalıştığı banka teftişteydi. Sürekli mesaiye kalıyordu. Kocası da istemişti onlarla gitmeyi. Ama iş hayatı bu. Herşey arzulara göre olmuyordu. İkizleriyle gara gelen genç kadın hemen trene biner. Yolcular yerlerini almaya başlar. Çocuklar pencereye doğru oturur. Yarım saat sonra tren hareket eder. Yaptığı kurabiyeleri torbadan çıkarırken, birinin bakışlarını üzerinde hisseser. Başını çevirir, çapraz koltukta oturan, takım elbiseli, dizlerinin üstünde siyah bir çanta olan 35-40 yaşlarında yabancı bir adamla göz göze gelir. "Acaba beni tanıyor mu? Yoksa birine mi benzetti? diye düşünür". Adam gözlerini kırpmaksızın sürekli ona bakmaktadır. Ne bir laf eder ne de bir söz. Genç kadın bakışlardan çok rahatsız olur. Başını pencereye doğru çevirir. Camdan yabancının kendisine bakmaya devam ettiğini görür." Yolculuk hayırlısıyla bir bitse" diye içinden geçirir". Tren kasaba istasyonuna varır. Kayınpederi peronda onları beklemektedir. Çocuklar dedelerine özlemle sarılırlar. Yabancı inmez, vagonda kalır. Pencereyi açar, tren istasyondan uzaklaşıncaya kadar camdan sarkarak ona bakmaya devam eder. Genç kadın " Kurtuldum" diye düşünür, derin bir "oh" çeker. Çocuklar kasabada mutludur. Bahçede oynamışlar, tavukları yemlemişler, kuzuları sevmişlerdir. Eğlenceli güzel günler çabuk biter. Eve dönüş zamanı gelir. Onları uğurlamak için istasyona gelen dedelerine veda ederken, ikizler ağlamaklı el sallar. Tren kompartımanına oturdukları an, genç kadın O yabancının orada olduğunu fark eder. Üzerinde aynı kıyafet ve çanta vardır. Sanki dönüş için sözleşmişlerdir. "Böyle aksi tesadüf olur mu?" diye düşünür. Yer değiştirmeye karar verir. Çocuklarıyla başka vagona ilerler. Adam da yerinden kalkar arkalarından gider. Onların oturduğu vagondaki yerin karşı çaprazında kendine yer bulur. Yine kadına bakmaktadır. Gözünü bir saniye bile ayırmaz. Bu bakışlar altında canı iyice sıkılr. "Kimsin? Neyin nesisin? Neden bakıyorsun? Ya da biriyle mi karıştırıyorsun? diye de soramaz. Sorarsa, adamın bunu fırsat bilerek belki onunla konuşmak isteyeceğini düşünür. Buna meydan vermemek için yabancının bakışlarını görmezden, davranışlarını anlamazdan gelir. Sürekli cama doğru bakmaktan ve dışarı izlemekten boynu ağrımıştır. Dönüş yolu bu sıkıntıyla uzar da uzar sanki. Tren şehre varır, istasyonda inerler. Hava kararmaya başlamıştır. -Çocuklar, çabuk olun! Babanızdan önce eve varalım. Ona sürpriz yapalım der. Adımlarını hızlandırırlar. Birden ayak sesleri duyar. Takip ediliyormuş duygusuna kapılır. Başını çevirip gözucuyla arkaya bakar. "Aman ! O da Ne! Trendeki adam!" "Haydi! Hızlanın" der çocuklarına. Evlerinin bulunduğu sokağa dönerler. Adam da arkalarından gelmektedir. Neden takip ettiğini anlamaz. Başa dert midir? Nedir? Sinirleri iyice bozulur. Eve yaklaştıkça içine garip bir korku yayılır. Kalbi hızla atmaktadır. Ya bu adam, apartmana girerse, bizimle asansöre binerse, ne olur diye endişelenmeye başlar. Ondan kurtulmak için bir şeyler yapmalıdır. Ama ne? Apartmanlarının iki girişi olduğu aklına gelir. Arka taraftaki pek farkedilmemektedir. Önünde, gövdesi kalın bir ağaç vardır. İki apartman arasından geçip ağacın arkasındaki kapıdan içeri süzülürcesine girerler. Ancak adam, o karanlıkta onların hangi tarafa gittiklerini, nereye girdiklerini farkedememiştir. Heyecan içinde eve gelen genç kadınının dizlerinin bağı çözülmüştür adeta. Derince nefes alır, kendini toparlar. Çocukların elini yüzünü yıkar. Bir ara camın perdesini haf</itunes:summary><itunes:keywords>Tren Yolculuğu, Yolculuk, Yolcu, Takip</itunes:keywords><description>Geç kalma endişesi bedenini sarar. Oysa evi ile gar arası yürüyerek 5 dakikadır. Trenin kalkmasına da bir saat vardır. "Orada, yaramazlık yok! Babaannenizi, dedenizi üzmeyeceksiniz! Anlaştık mı?" diyerek son kez uyarır iki oğlunu.

Gidecekleri yer şirin bir Anadolu kasabasıdır. Çocukların gönüllerince oyun oynayabileceği dedelerinin evinin bahçesinde, kuzular, tavuklar, meyve ağaçları vardır.

Okullar yarı dönem tatilindedir. İlkokul birinci sınıf öğrencisidir ikizleri. Bu tatili ailecek...&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/vGdM0R2tvc9XormY8JtWVsRjr1Y/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/vGdM0R2tvc9XormY8JtWVsRjr1Y/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/vGdM0R2tvc9XormY8JtWVsRjr1Y/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/vGdM0R2tvc9XormY8JtWVsRjr1Y/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/c6sghjBwgn4" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2009/06/tren-yolculugu.html</feedburner:origLink></item><item><title>Masal-Aliş ile Maviş</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/e-3aSGUS-3Y/masal-alis-ile-mavis.html</link><category>Güvercin</category><category>Kuş</category><category>Masal</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Wed, 20 May 2009 14:00:57 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-4818072683870547015</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-05-20/SonMasalAliIleMavi.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-21T00:00:57.869+03:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/ShRrqEXAjvI/AAAAAAAAAEY/Oys8YUBFs-U/s72-c/masal-alis-ile-mavis.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-05-20/SonMasalAliIleMavi.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Pembecik yanağına öpücük kondurur." İyi geceler! Renkli rüyalar gör" derken minik kız "Masal anlatmayı unuttun anneciğim" der. Genç kadın tebessümle, Pamuk prenses ve Yedi Cüceleri anlatayım mı ? diye sorar. Küçük kız istemez. Anne ,"Kırmızı Başlıklı Kız</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary> Pembecik yanağına öpücük kondurur." İyi geceler! Renkli rüyalar gör" derken minik kız "Masal anlatmayı unuttun anneciğim" der. Genç kadın tebessümle, Pamuk prenses ve Yedi Cüceleri anlatayım mı ? diye sorar. Küçük kız istemez. Anne ,"Kırmızı Başlıklı Kız"a ne dersin? -Iıı ıhhhh -Kül kedisi? -Iıı Ihh. -Ali Baba ve Kırk Haramiler, Kel Oğlan,Rapunzel diyerek tüm bildiklerini sıralar ama küçük kız şimdiye kadar dinlemediği yeni bir masal anlatması için ısrar eder. Genç anne yavrusunun saçlarını okşarken ne anlatacağını bilemez. Gözleri dalar. Ancak birden dudaklarından kelimeler dökülmeye başlar. Bundan uzun zaman önce Ayşe adında bir minik kız varmış. Babası da bir fabrikada çalışıyormuş. Evleri de fabrikanın koskoca arazisi içindeymiş. Küçük kızı oradaki herkes çok sever, ona Ayşecik diye seslenirlermiş. Komşularının bahçelerinde çeşitli sebzeler ve meyve ağaçları varmış. Komşu bahçıvan amca da tavuk, kaz ,ördek, hindi, kuşlar beslermiş. Ayşecik,, hergün ekmek dilimlerini cebine koyar bu hayvanları görmeye gidermiş. Onun ilgisini en çok çeken ise çeşitli renklerdeki kuşlarmış. Eliyle ufaladığı ekmekle kuşları besler sonra onları ellemek, sevmek için arkalarından zıplayarak koşarmış. Ama kuşlar hemen uçarak uzaklaşır bir türlü yakalayamazmış. Bu koşturma sırasında bazen tökezler ya da ayağı bir taşa takılarak düşer başı vücudu yara bere içinde olur canı acırmış. Bahçıvan küçük kıza: Kuşların arkasından koşma! Yine düşüp bir yerin incinecek diye söylermiş. -Haklısın bahçıvan amca demesine rağmen küçük Ayşe kuşların arkasından koşturmaya devam etmiş. Günlerden birgün, evlerinin kapısı çalınır. Kapıyı açan kız, içinde beyaz bir kuş olan büyük bir kafesi bahçıvanın elinde görür. "Bunu sana hediye olarak getirdim. Besleyip bakarsın. Bundan böyle bahçedeki kuşların arkasından da koşturmazsın" der bahçıvan amca. Ayşecik çok sevinir. Annesi kafesi odanın bir köşesine koyar. İçindeki bembeyaz güvercin yavrusudur. Minik kız, onu eline alır, usul usul okşayarak sever. Artık kuşu vardır. Adını Aliş koyar. Zaman içinde Aliş, aileden biri olur. Kafesten çıkar evin her yerinde uçar. Kah avizelerde kah büfenin üzerinde tünekler. Etrafı da oldukça kirletir kakası ve dökülen tüyleriyle. Bu nedenle, annesi evi sıksık temizler. Çok yorulur ama Ayşecik beyaz güverciniyle mutlu oluyor diye ses çıkarmaz. Gel zaman git zaman Aliş iyice büyümüştür. O aralar, annenin dikkatini çeken olaylar olur. Evde dikiş iğneleri, çengelli iğneler. firketeler, saç tokaları kaybolmaktadır. Kimse bunların ne olduğunu bir türlü bilemez ta ki Aliş'in kafesi temizleninceye kadar. "Saç tokaları, iğneler kafesin içinde anne! Bak! Gördün mü? Neden burada? diye sorar Ayşecik. Anne gülerek, "Aliş artık genç bir dişi güvercin oldu. Eş istediğini, iğnelerden yuva yapararak bize gösterdi" diye cevap verir. Ertesi gün, küçük kız, annesinin isteği üzerine bahçeden, kuru ot,küçük çalı çırpı, sap saman toplayıp bir kutuya koyar. Evin bir köşesine yerleştirir. Aliş kurumuş otları sapları gagasıyla kafesine birer birer taşıyarak yeni bir yuva yapar. Ayşe'ciğin annesi, güvercinin durumu bahçıvana anlatmıştır. Bahçıvan boynunun bir kısmı mavi olan erkek bir güvercin getirir. Adı da Maviş'tir. Kafesi pembe beyaz kurdelelerle süslerler. Gelin evi olmuştur sanki. Maviş'i Ali'ş'in kafesine koyarlar. Önceleri Aliş, bu kuştan hoşlanmaz, huzursuz olur. Zamanla birbirlerine alışırlar sevimli bir çift olurlar adeta. Kafesten çıkıp birlikte uçarlar. Avizelere tünerler. Her yerde hep yan yanadır. Ancak evin içi, bu iki iri güvercinin kakası ve tüyleriyle daha da kirlenir. Anne temizlemekle başa çıkamaz. Sonunda çareyi, daha büyük yeni bir kafes yaptırıp onu balkonun rüzgar almıyan köşesine koymakta bulur. Güvercinlerin yeni yeri olmuştur. Ayşe'ciğin görevi de onların suyunun ve yemlerinin bitip bitmediğini kontrol etmekmiş.Onlarla konuşur "Alişşş cik cik cik Maviiişşş cik cik cik" diye nağmelerle seslenirmiş. Gün gelir, Aliş yumurtlamaya başlamıştır. Artık anne olacaktır. Saman çalı çırpılardandan y</itunes:summary><itunes:keywords>Güvercin, Kuş, Masal</itunes:keywords><description>Pembecik yanağına öpücük kondurur." İyi geceler! Renkli rüyalar gör" derken minik kız "Masal anlatmayı unuttun anneciğim" der. Genç kadın tebessümle, Pamuk prenses ve Yedi Cüceleri anlatayım mı ? diye sorar. Küçük kız istemez.
Anne ,"Kırmızı Başlıklı Kız"a ne dersin?
-Iıı ıhhhh
-Kül kedisi?
-Iıı Ihh.
-Ali Baba ve Kırk Haramiler, Kel Oğlan,Rapunzel diyerek tüm bildiklerini sıralar ama küçük kız şimdiye kadar dinlemediği yeni bir masal anlatması için ısrar eder. Genç anne yavrusunun saçlarını...&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/pNIqLahhktvc4NcRA4c4bClH_Dc/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/pNIqLahhktvc4NcRA4c4bClH_Dc/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/pNIqLahhktvc4NcRA4c4bClH_Dc/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/pNIqLahhktvc4NcRA4c4bClH_Dc/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/e-3aSGUS-3Y" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2009/05/masal-alis-ile-mavis.html</feedburner:origLink></item><item><title>Yarışma</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/ntO3fhSm6e4/yarisma.html</link><category>Televizyon</category><category>Soru</category><category>Radyo</category><category>Bilgi Yarışması</category><category>Yarışma</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Fri, 01 May 2009 09:33:08 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-2888476245801361168</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2009-04-28_972/Yarisma.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-01T19:33:08.432+03:00</app:edited><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/SfdvAUx-mwI/AAAAAAAAAEQ/RT1uZdBmk84/s72-c/yarisma.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2009-04-28_972/Yarisma.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Günün yorgunluğunu atmak istercesine koltuğa oturur. Elinde kumanda, televizyon kanalları arasında dolaşır. Bilgi yarışması ilgisini çeker. Yarışmacının yutkunarak titrek, heyecanlı sesle vermiş olduğu yanlış cevap için "Yazık oldu. Çok kolaydı" derken b</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary> Günün yorgunluğunu atmak istercesine koltuğa oturur. Elinde kumanda, televizyon kanalları arasında dolaşır. Bilgi yarışması ilgisini çeker. Yarışmacının yutkunarak titrek, heyecanlı sesle vermiş olduğu yanlış cevap için "Yazık oldu. Çok kolaydı" derken bir anda dalıp gider, kendini geçmişin kucağında bulur.... O günlerde, radyonun özel reklam kuşaklarında bilgi yarışmaları düzenlenir. Gelişi güzel aranan numaralardan telefona çıkan kişiye, ünlü bir firma adına o an yarışmaya katılıp, katılamıyacağı sorulur. Radyonun özel reklam kuşaklarında haftada bir yayınlanan bu yarışmalarda para ödülü de vardır.. Genç kızlık, lise günleridir bu günler. Yaşantıların müstakil evlerde sürdüğü dönemlerdir. Mahallede, iki üç ailede telefonun bulunduğu, tek radyo kanalından çeşitli programlarının dinlendiği yıllardır. Evdekiler alt katta, komşularıyla sohbet etmektedir. Genç kız, sessizlik nedeniyle üstteki salonda ders çalışmayı tercih etmiştir. Gözünü kitaptan, konsoldaki telefonunun sesiyle ayırır. Yerinden kalkar konsola yönelir, ahizeyi kaldırır. Telefondaki erkek, düzgün kelimelerle ve hoş ses tonuyla; Ünlü bir firmanın, ödülü para olan bilgi yarışması için aradığını, katılmak isteyip istemediğini sorar. Kız çok heyecanlanır. "Böyle bir fırsatı yakaladım ya.. Neden vazgeçeyim" diye düşünür. Yarışmayı kabul eder. Adam, heyecanının geçmesi için kendini tanıtmasını, mesleğini, ilgi alanlarını sorar. Kız ne diyeceğini şaşırır. Ani bir kararla annesinin adını söyler ve onu tanıtır. Artık annesi olarak yarışacaktır. Her yanlış cevabın ödülü düşürdüğünü, bilmediği sorulara yanıtsız kalmasının ise düşürmediğini belirtir telefondaki ses. -Heyecanınız geçti sanırım. Yarışma 9 sorudan oluşuyor. Sorular kolay. Başlayalım mı? diye sorar. -Evet derken titreyen eliyle ahizeyi tutmakta zorlanır. -İlk soru. Ülkemizin en büyük gölü hangisidir? -Van gölü!!! diye sevinçle bağırırcasına cevap verir. -Bravo! Bildiniz. İkinci soru. Bir ülkenin diğer ülkelere mal satmasına ne denir? -Şeyyy. Hımm şey şey.. İhracat!!!! -Eveeettt! Yanıt doğru. Ödülünüz katlanmıştır. -Kara elmas neye denir? -Kömür kömür! diye heyecanla haykırır. Ne kadar kolay sorularmış diye de düşünmekten kendini alamaz. -Diğer soru. Belli etmek istedikleri duygulara göre sık sık renk değiştiren sürüngenin adı nedir? -Ayy dilimin ucuda. Neydi o..Şey şeyy bu.. bu.. bu buldum!. Bukalemun. -Eveeeettt doğru. -Radyoloji biliminin kurucusu olup nobel ödülünü alan ilk kadın ve bu ödülü iki kere alan ilk bilim insanı kimdir? Genç kız sesiz kalır. Düşünürken süre dolar cevap yanıtsızdır. Adam, doğru cevap Madam Curie idi. Bu sorudan ödül alamadınız diyerek devam eder. -Parayı kimler icat etti? -Cevap veriyorum. Frigyalılar! -Acele ettiniz doğru cevap Lidyalılar idi. -"Hay aksi! Frigler ile Lidyalı'ları hep karıştırırm" diye düşünür genç kız. Heyecanını bir türlü bastıramamıştır. Soruları bile tam anlayamamaz. Dili damağı kurumuş, iyice sersemlemiştir. -Sayıların babası olarak bilinen, adıyla anılan teoremi de bulunan filozof ve matematikçi kimdir? -Dinazor! -Dinazor mu? Adam kahkaha atarak güler. -Aaa.. Şey heyecandan dilim sürçtü. Yanlış söyledim. Bir dakika. Bir dakika. Pisagor. -Evet, doğru yanıt Pisagor. Ama önce dinazor demenizden dolayı cevabınız yanlış olarak kabul edildi. -7. soru. Topraklarımızdan doğarak yine topraklarımızdan Karadeniz'e dökülen en uzun akarsuyun adı nedir? Sessizlik olur. "Kızılırmak ya da Yeşilırmak. Bu ikisini hep karıştırırım diye düşünürken Kızılırmakta karar verir. Telefondaki ses sürenin dolduğunu gülerek söyler. Doğru cevabı bilmesine rağmen süresinde yanıtlayamamıştır. -Son soru çok kolay. Torunu olan kadına ne denir? -Anneanneeee!!!!! Adam daha da güler "Nine, nene ya da büyükanne" demesinin gerektiğini söyler. Yarışma bitmiştir. Kız, heyecandan, bilmesine rağmen yanıtlayamadıklarına ve yanlış cevap verdiklerine üzülür bu kez. Telefondaki kişi, para ödülünün postayla gönderilebileceğini ya da verecekleri adrese giderek alabileceğini söyler. Genç kız elden almayı tercih</itunes:summary><itunes:keywords>Televizyon, Soru, Radyo, Bilgi Yarışması, Yarışma</itunes:keywords><description>Günün yorgunluğunu atmak istercesine koltuğa oturur. Elinde kumanda, televizyon kanalları
arasında dolaşır. Bilgi yarışması ilgisini çeker. Yarışmacının yutkunarak titrek, heyecanlı sesle vermiş olduğu yanlış cevap için "Yazık oldu. Çok kolaydı" derken bir anda dalıp gider, kendini geçmişin kucağında bulur....

O günlerde, radyonun özel reklam kuşaklarında bilgi yarışmaları düzenlenir. Gelişi güzel aranan numaralardan telefona çıkan kişiye, ünlü bir firma adına o an yarışmaya katılıp,...&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/qdrvbWOu1XES_8pOAoIcU_uRSoc/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/qdrvbWOu1XES_8pOAoIcU_uRSoc/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/qdrvbWOu1XES_8pOAoIcU_uRSoc/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/qdrvbWOu1XES_8pOAoIcU_uRSoc/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/ntO3fhSm6e4" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2009/04/yarisma.html</feedburner:origLink></item><item><title>Saman Balığı</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/8046mkBoCY4/saman-baligi.html</link><category>Oyun</category><category>oyun oynamak</category><category>somon balığı</category><category>Balık</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Wed, 18 Mar 2009 04:45:38 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-7718680481809103988</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2009-03-16/SamanBal.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-03-18T13:45:38.801+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/Sb6TdBgloYI/AAAAAAAAAEI/wxTBB-3n1Oo/s72-c/saman-baligi.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2009-03-16/SamanBal.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Toz alır, çamaşırları asar. O gün yemek yapmayacaktır. Nasıl olsa akşam, kocası balık getirecektir. İşini biran önce bitirmek ister. Eşi, balıkçılıkla uğraşmakta ve somon ticareti de yapmaktadır. Eve 3 günde bir balık getirir. Ama çok yemekten de bıkmaya</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary> Toz alır, çamaşırları asar. O gün yemek yapmayacaktır. Nasıl olsa akşam, kocası balık getirecektir. İşini biran önce bitirmek ister. Eşi, balıkçılıkla uğraşmakta ve somon ticareti de yapmaktadır. Eve 3 günde bir balık getirir. Ama çok yemekten de bıkmaya başlamıştır. Burcu da gelenlerin bir kısmını komşularına, eşe dosta dağıtır. Yoksa, evde bu kadar balık bozulacak heba olacaktır. O gün, Kayınvalidesiyle güne gidecektir. Evleneli 2 yıl olmasına rağmen, kaynanası onu,hala çiçeği burnunda gelin hanım olarak görür ve arkadaşlarına da överek tanıtır. Burcu, ne bu günlerden ne de sohbetlerden hoşlanır. Kaynanasının gönlü olsun diye katılır. Gün diye adlandırılan bu toplantılarda her kafadan bir ses çıkar. Çok gürültülü geçer bu günler. Hele içlerinden biri vardır ki, sesi ayyuka çıkarak konuşur, çoğunu susuturur. Kayınvalidesinin arkadaşıdır Nezaket Hanım. Ama adıyla hiç uyuşmaz bir yapıdadır. Ona göre O, her şeyi çok iyi bilir, yemeğin, tatlının en güzelini yapar. Üstelik sivri dillidir. Etrafındakiler üzülecek ya da kırılacak diye aldırmaz patavatsızca konuşur.Tek başına yaşar.Çevresinden de ilgi ve saygı bekler. Adnan, akşamüstü elleri dolu gelir. Burcu, "Yine fazla Somon getirmişsin. Hepsi yenmiyor. Balıklarının bir kısmını dağıtalım mı? der. Genç adam "Olur" dercesine başını sallarken gününün nasıl geçtiğini sorar: -Her zamanki gibi. Çok laftan başım ağrıdı. Toplantıda; Nezaket Hanımın bağırırcasına konuşması. Of! sersem gibi oldum vallahi. Sesi hala kulaklarımda. Neyse getirdiklerini temizleyim. -Ha! Aklıma gelmişken! Hayatım, balıklardan Nezaket Teyzeye de gönderelim, O balık sever. -Amann......Şimdi, O,somonların şekline, rengine veya herhangi bir bir şeye bahane bulur. -Balığın nesine bahane bulacak. Bak, yalnız yaşıyor. Hem Sevaptır. Gönlü olsun kadıncağızın. -Peki. Peki. Sen nasıl istiyorsan. Kapıcıyla yollarım. Aradan bir süre geçer. "Arkadaş günü",toplantı sırası kaynanasındadır. Nezaket hanım da oradadır. Gelin olarak konuklara ikramı yaparken, Ona "Somon balığını beğendin mi?" diye sorar ama sorduğuna bin pişman olur. -Ayy. Ne çirkin, berbat bir balık idi. Bayat mı neydi? Ne tadı ne tuzu vardı. Yiyemedim. Bir daha ağzıma sürmem. -Aşk olsun! Sana hiç bayat balık gönderir miyiz? Biz de onu yedik. Çok lezzetliydi. Herhalde pişirmesini bilemedin.Ya da dolapta uzunca bir süre beklettin. -Ben herşeyi bilir, en iyi şekilde yaparım. Ama Saman Balığı da güzel değil ki. -Onun adı somon. -Her neyse.... Ha saman, ha somon ne farkeder. Burcu bu gaf karşısında üzülür. Nezaket'ten, nezaket görmiyeceğini bilmesine rağmen en azından yarım ağızla da olsa bir teşekkür beklemiştir. Akşam evde, kocasına konuşulanları ve üzüntüsünü anlatır.. "Ben sana demedim mi? Somonlara bahane bulacak diye. Birde, O yüksek sesiyle herkesin içinde söylemez mi? Ne duruma düştüğümü anlamışsındır. Adnan, şaşkın halde karısını teselli etmek ister. -Boş ver hayatım.... Üzülme... Herkes onu tanıyor. -Öyle olmasına öyle de....Bak! Ona bir oyun oynayayım da görsün! Beğenmediği somon balığını öyle bir afiyetle yedireceğim. Ne yediğini asla tahmin edemiyecek. Burcu, cumartesi günü Nezaket ve kayınvalidesini yemeğe davet eder. Balık pişirecektir. Önce somonları kılçıklarından ayırarak fileto haline getirir. Marul salatası yapar. Tatlı olarak, fırında, limonlu tahin helvası. Sofrayı düzenler.Taze çiçekleri de koyarak, masada hoş bir görünüm yaratır. Fileto şeklindeki balıkları,yumurtalı unlu bulamaca daldırıp tavada kızartır. İşini bitirdiği sıra kapı zili çalar. Tam vaktinde gelmişlerdir .İçeri girer girmez, Burcu onları masaya davet eder. Artık oyun başlıyordur. Ona somon yedirme zamanıdır. Pişmiş balıkları getirir, anlatmaya başlar. -Bu dil balıkları 3 saat önce canlıydı. Temizlerken bile elimde hopladı zıpladı. Adnan, senin için bunları getirdi. Nezaket teyzem dil balığını çok sever dedi. Ben de onları değişik bir şekilde pişirdim. Beğeneceğini umarım. Afiyet olsun derken eşiyle gözgöze gelir. Söylediği yalana gülmemek için kendini zor tutar. Nezaket tabağına</itunes:summary><itunes:keywords>Oyun, oyun oynamak, somon balığı, Balık</itunes:keywords><description>Toz alır, çamaşırları asar. O gün yemek yapmayacaktır. Nasıl olsa akşam, kocası balık getirecektir. İşini biran önce bitirmek ister.

Eşi, balıkçılıkla uğraşmakta ve somon ticareti de yapmaktadır. Eve 3 günde bir balık getirir.  Ama çok yemekten de bıkmaya başlamıştır. Burcu da gelenlerin bir kısmını komşularına, eşe dosta dağıtır. Yoksa, evde bu kadar balık bozulacak heba olacaktır.

O gün, Kayınvalidesiyle güne gidecektir. Evleneli 2 yıl olmasına rağmen, kaynanası onu,hala çiçeği burnunda...&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/cgR-9yRi8p6zByhAfdtLEJusiDs/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/cgR-9yRi8p6zByhAfdtLEJusiDs/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/cgR-9yRi8p6zByhAfdtLEJusiDs/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/cgR-9yRi8p6zByhAfdtLEJusiDs/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/8046mkBoCY4" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2009/03/saman-baligi.html</feedburner:origLink></item><item><title>Gül ve Sevgi</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/M0-rUSQtwOI/gul-ve-sevgi.html</link><category>Kırmızı Gül</category><category>Gizem</category><category>Kadeh</category><category>Gül</category><category>Merak</category><category>Sevgi</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Tue, 09 Jun 2009 05:12:45 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-1645226117177398248</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2009-03-03/Gul-ve-Sevgi.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-06-09T15:12:45.397+03:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/Say_i6uZbrI/AAAAAAAAAEA/BlfOAfXwTFY/s72-c/gul-ve-sevgi.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2009-03-03/Gul-ve-Sevgi.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Hava aydınlanmıştır. Evdekiler uyanmadan, içerisi havalansın diye yattığı odanın panjurlarını açar, komşusunu görür. "Bizimki yine balkonda" diye aklından geçirir. İki komşunun bahçeleri bitişik, arada çit yoktur. Balkonları da yüz yüzedir. Yaz ayları, z</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary> Hava aydınlanmıştır. Evdekiler uyanmadan, içerisi havalansın diye yattığı odanın panjurlarını açar, komşusunu görür. "Bizimki yine balkonda" diye aklından geçirir. İki komşunun bahçeleri bitişik, arada çit yoktur. Balkonları da yüz yüzedir. Yaz ayları, zamanın büyük bölümünü bu alanlarda geçirirler. Kübra hanım çok meraklıdır. Küçük bir gürültü, konuşma ya da gelen misafirler ilgisini çeker. Gözü ve kulağı hep onlardadır. Bu durumdan bir süre rahatsız olmuşlar ama çareyi onu olduğu gibi kabul etmekte bulmuşlardır. Ne de olsa yüz yüze baktıkları komşularıdır. Ancak, adını da "Kırkmerak Kübra" koymaktan geri kalmamışlardır. Zaman içinde Nazire ve ailesi, Ona öyle alışırlar ki bakmadığı ya da konuşulanlara kulak kabartmadığı zaman, bu kez kendileri rahatsız olurlar. Hasta mıdır? Nedir? Yoksa bir derdi mi var? bizi dinlemiyor, gözetlemiyor diye. O sabah balkon kapısını açan Nazire, onunla göz göze gelir. Komşu, "Günaydın" diyerek, "Evinizin girişine kadar serpiştirilmiş çiçekleri gördün mü?" diye gülümsemeyle sorar. -Hadi canım! Sabah şakası mı bu? -Vallahi değil! Aşağı in, kapıya kadar her tarafın güllerle dolu olduğunu göreceksin. Alt kata inen Nazire, bahçe girişinden evin kapısına kadar adeta güllerden yol yapılmış olduğunu görür. Çiçekçiden alınmış olduğu, düzgün kesilmiş boylarından tek tip olmasından belli olan kırmızı güllerdir bunlar. Herhalde, birinin şakasıdır diye aklından geçirir. Komşuya sorar: -Bunları kim koymuş olabilir? -Bilemem. Ah bilsem! Bir öğrensem neden konulduğunu. Öyle merak ettim ki... -Neyse!... Bizimkiler uyanınca onlara sorarım. Bakalım bildikleri var mı? Şimdil güller olduğu yerde kalsın. Kalkınca görsünler diyerek içeri girer. Kahvaltı sofrasını hazırlayıp çayı demler, Annesi, yeğenleri ve kızını bekler. Ayak sesleri duyar. Evdekiler uyanmış kahvaltıya gelmektedir.. -Aman da aman!...Valide sultanım, bugün geç kalkmışlar... -Akşam erken yatmayınca böyle oluyor der büyük anne. -Herkese günaydın! Sofra hazır. Hepsi de "Günaydın" derken, yeğenler uykularını alamamş gibi hala esnemektedir. Kızı da gerinerek annesine sorar: -Sabah sabah Kübra teyzeyle bu ne konuşma? Vırr vırr vıırr. Dır dıır dıır. Hepimizi uyandırdınız. Zaten bu sıcakta uyumakta zorlanıyorum. -Hadi! Çene çalmayı bırak. Kahvaltı masasına oturmadan kapı önüne ve bahçeye bakın . Bunun ne demek olduğunu içinizden biri bana söylesin.. Kapı girişine kadar serpiştirilmiş kırmızı gülleri görüp şaşkınlık içinde, Vaaoov..Ooo..Aaa.. Aydaa.. gibi seslerle hayrete düşerler. Ne olduğunu anlamaya çalışırlar. Nazire, yeğenine sorar: -Nişanlın sana bu tür şaka yapabilir mi? Acaba O olabilir mi? -Ne diyorsun Hala!. Daha dün akşam onunla telefonda konuştum. İş için Ankara'da. Hem neden böyle şey yapsın. Çiçekleri her kim koyduysa, bir not bile bırakmamış ama kırmızı gül, aşk ve sevgiyi ifade eder. Sanki gizemli bir sevgili duygularını bu çiçeklerle dışa vuruyor. -Hımm. Evet.derken, diğer yeğen 10 yaşında erkek çocuğudur. Büyük anne Valide Sultan da oldukça yaşlıdır. Bu çiçekler onlara gelemiyeceğine ve yurt dışında olan kocasının da kendisine böyle şaka ya da sürpriz yapamıyacağına göre, geriye tek bir kişi kalır."Kızım" diye düşünür." Güllerin, Onun için olduğunu aklından geçirir. Kızı Oya, üniversiteye yeni girmiştir. Çocuksu görünümüden çıkmış hoş bir genç kız olmuştur. Gündüzleri deniz kıyısında akşamları kafeteryada arkadaşlarıyla yazın tadını çıkarmaktadır. "Delikanlının biri ondan hoşlanmış ve dikkatini çekmek için güleri koymuş olabilir" düşüncesiyle Ona sorar: -Bu kırmızı güller sana değil mi? -Aman Anneee! Nerden çıkardın onların bana bırakıldığını. Öyle bir şey yok. Benim için olsa bilmez miyim? Anne, ısrarla tekrar sorar ama kızından umduğu yanıtı bir türlü alamaz. Çiçek düzenlemeye hevesli olan Nazire hanım, evdekilerden, kahvaltıdan önce yerdeki çiçekleri toplayıp, demet halinde gölge bir yere asmalarını ister. Onları kurutup tanzimde kullanabileceğini düşünür. Yoksa, bu kadar çok gül, solup, ayak altında ezilip ziyan olacaktır. Konu, gün boy</itunes:summary><itunes:keywords>Kırmızı Gül, Gizem, Kadeh, Gül, Merak, Sevgi</itunes:keywords><description>Hava aydınlanmıştır. Evdekiler uyanmadan, içerisi havalansın diye yattığı odanın panjurlarını açar, komşusunu görür. "Bizimki yine balkonda" diye aklından geçirir.

İki komşunun bahçeleri bitişik, arada çit yoktur. Balkonları da yüz yüzedir. Yaz ayları, zamanın büyük bölümünü bu alanlarda geçirirler. Kübra hanım çok meraklıdır. Küçük bir gürültü, konuşma ya da gelen misafirler ilgisini çeker. Gözü ve kulağı hep onlardadır. Bu durumdan bir süre rahatsız olmuşlar ama çareyi onu olduğu gibi kabul...&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/IgyOD_szpowZM5U52MsyTgZLQ7A/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/IgyOD_szpowZM5U52MsyTgZLQ7A/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/IgyOD_szpowZM5U52MsyTgZLQ7A/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/IgyOD_szpowZM5U52MsyTgZLQ7A/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/M0-rUSQtwOI" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2009/03/gul-ve-sevgi.html</feedburner:origLink></item><item><title>Ah Bir Döner Olsa</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/JxJsO6q4UI8/ah-bir-doner-olsa.html</link><category>Almanya</category><category>Döner</category><category>Gezi</category><category>Frankfurt</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Mon, 02 Feb 2009 13:49:08 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-3140565027691892974</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2009-02-02/AhBirDnerOlsa.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-02-02T23:49:08.707+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/SYdqCbl03oI/AAAAAAAAAD4/PYhiwchuU9c/s72-c/ah-bir-doner-olsa.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2009-02-02/AhBirDnerOlsa.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Kahvaltı sofrası çoktan hazırlanmıştır. İşte! Türk konukseverliği böyledir diye düşünür Gülin. Evlerinde kaldıklar arkadaşı Leman, Frankfurt'ta gezilebilecek yerleri anlatan broşürü onlara verir. "Yarın sabah Türkiye'ye döneceksiniz. Beraber olacağımız b</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary> Kahvaltı sofrası çoktan hazırlanmıştır. İşte! Türk konukseverliği böyledir diye düşünür Gülin. Evlerinde kaldıklar arkadaşı Leman, Frankfurt'ta gezilebilecek yerleri anlatan broşürü onlara verir. "Yarın sabah Türkiye'ye döneceksiniz. Beraber olacağımız bu son gece. Geç kalmayın. Akşam size, buraya özgü bir yemek hazırlayacağım. Hoşçakalın!" diyerek eşi Ayhan'la birlikte işe gitmek üzere evden ayrılırlar. Gülin, kocasıyla başbaşa kalmıştır. Kendileri için hazırlanan kahvaltı sofrasında oturur. Masa öyle doludur ki sanki beş yıldızlı otelin açık büfesi gibidir. Ne ararsan vardır. Eşi Hamdi, önce portakal suyunu bir dikişte içer. Yumurtasını soyar, ekmeğe tereyağ ve bal sürer. Üzerine koca bir dilim kaşar peyniri koyarak hızla yemeğe başlar. Çayını karıştırırken bir taraftan da Türk sucuğuyla pastırmaya uzanır. Ağzına tıkıştırır. Arada zeytini de ihmal etmez. Yanakları şişmiştir. Art arda koca lokmaları öyle yutar ki Gülin dayanamaz onu uyarır, -Kıtlıktan çıkmış gibisin. Dur biraz. Nefes al! Boğulacaksın! Arkandan kovalıyan mı var? Kahvaltı kaçmıyor yaaa... -Hayatım! Bügün Frankfurt'u dolaşacağız. Yolumuz uzun. Fazla enerji sarfedeceğiz. Acıkmamak için kuvvetli kahvaltı etmek gerek. "Hele şu muzlu pastanın tadına baktın mı? Ağzında lokma Hııııımmm çok güzelmiş" derken eşinin yemediğini farkerder. Peki, sen neden yemiyorsun? Tabaktakileri eşeleyip duruyorsun. -Ayol! Lokmaları ağzına tıkıştırımaktan, gözün etrafı bile görmüyor. Sen zaten benim yerime de yiyorsun. Bugün rejime girmeye karar verdim. Baksana! Göbeğim nasıl çıktı. Ahhh. Ahh. Bu kilolardan nasıl kurtulacağım? -Türkiye'de yemekleri löp löp götüren sensin. Şimdi rejimin sırası mı? Sonra bana acıktım falan demiyesin haaaa.., derken eşi lafını keser. -Hadi hadi! Çene çalmayı bırak! Didişmenin sırası değil. Sofradan kalk. Masadakileri kaldırıncaya kadar sen de hazır ol. Zamanımız zaten az. Trene geç kalmıyalım. Yeni satın aldığı ayakkabıyı giyip giymemek arası kararsız kalan Hamdi, eşine, fikrini sorar. -Spor ayakkabılarını giy. Rahat edersin. Hem çok yol yüreyeceğiz diyorsun. -Yok yok. Karar verdim. Bugün yenileri giyeceğim. Gülin Hanım sinirlenerek, -O halde bana niye soruyorsun? derken "Bugün ikimiz de ters tafafımızdan kalktık galiba diye düşünmekten kendini alamaz. Frankfurt tren garında vardıklarında arkadaşının verdiği broşüre bakarak gezecekleri yerleri belirlemeye çalışırlar. Önce, Main nehrinin her iki yakasındaki müzelerle galerilere, park ve bahçelere sonra alışveriş yerlerine gitmeye karar verirlerler. Bu kadar yeri görmeyi bir güne sığdırabilecek miyiz? diye aralarında konuşurken; üstüne üstlük, şehri en iyi gezme yürüyerek olur diyerek yola koyulurlar. Nehir kıyısına doğru ilerlerken " Bulvarlarla caddeler amma da geniş ve uzun. Git git, bitmek bilmiyor" diye aklından geçirir Hamdi bey. Büyük köprüyü geçerler, nihayet müzeye ulaşırlar. Gişeden biletleri alırken, Gülin şaşarak, -Ooo! Ne kadar pahalıymış! Bugün, 5 müzeyi gezersek cepteki paranın büyük mikrarı bitecek diye söylenir. -Eee.. yurtdışı böyle. Paranı dikkatli harcayacaksın, der eşi. Eserleri, hayranlıkla izleyip ziyareti bitirirler. Civarda bulunan sanat galerisine doğru ilerlerken Hamdi, aksamaya başlar. Yürümekte zorlanır. Galeriye vardıklarında, yüzünde acı bir ifade vardır. Gülin de acıktığını hisseder ama eşine belli etmemeye çalışır. Çıkışta, dayanamayıp, fısıldarcasına " Ahhh! Bir döner olsa, la la la la la.." diyerek kocasının duyabileceği bir şekilde açlığını, ezgiyle dile getirir. -Sen şarkına devam et!. İstersen yüksek sesle söyle! Benim de canım burnumda. Ayakkabı topuğumu vurdu. Görmüyor musun? Yürümekte zorlanıyorum. -Sana yeni ayakkabılarını giyme demiştim. Sözümü dinlemedin. Olacağı buydu. -Evet. Haklısın... Ben de, sana kahvaltını iyice et dedim ama rejim yapacağım diye tutturdun. Şimdi de açım; döner olsa da yesem diyorsun. Neyse. Çantandaki yara bandını versene. Hamdi, topuğunu bantladıktan sonra yürümeye devam eder. Acısı sürmektedir. Parkta oturup dinlenmek, karısı ise yemek yeme</itunes:summary><itunes:keywords>Almanya, Döner, Gezi, Frankfurt</itunes:keywords><description>Kahvaltı sofrası çoktan hazırlanmıştır. İşte! Türk konukseverliği böyledir diye düşünür Gülin. Evlerinde kaldıklar arkadaşı Leman, Frankfurt'ta gezilebilecek yerleri anlatan broşürü onlara verir. "Yarın sabah Türkiye'ye döneceksiniz. Beraber olacağımız bu son gece. Geç kalmayın. Akşam size, buraya özgü bir yemek hazırlayacağım. Hoşçakalın!" diyerek eşi Ayhan'la birlikte işe gitmek üzere evden ayrılırlar.

Gülin, kocasıyla başbaşa kalmıştır. Kendileri için hazırlanan kahvaltı sofrasında oturur....&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/j7F3AsasTvbyN7uuhthh-lDpAEw/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/j7F3AsasTvbyN7uuhthh-lDpAEw/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/j7F3AsasTvbyN7uuhthh-lDpAEw/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/j7F3AsasTvbyN7uuhthh-lDpAEw/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/JxJsO6q4UI8" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2009/02/ah-bir-doner-olsa.html</feedburner:origLink></item><item><title>Bir Karnaval Macerası</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/wpPj4ANutYs/bir-karnaval-macerasi.html</link><category>Kıyafet</category><category>Karnaval</category><category>Faşing</category><category>Macera</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Tue, 20 Jan 2009 13:37:43 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-3328545000807927138</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2009-01-20/BirKarnavalMaceras.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-01-20T23:37:43.312+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/SXY0uA0KMfI/AAAAAAAAADo/e5X2x7JCxfE/s72-c/Bir-karnaval-macerasi.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2009-01-20/BirKarnavalMaceras.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Frankfurt fuarını ziyaret edecek olan Hamdi bey, bu gidişinde eşini de yanında götürür. Yurtdışına ilk kez çıkmanın ve Almanya'yı görme heyecanı içindedir Gülin hanım. Hava alanına vardıklarında orada iki yıldır yaşayan arkadaşı onları karşılar. Şehre ya</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary> Frankfurt fuarını ziyaret edecek olan Hamdi bey, bu gidişinde eşini de yanında götürür. Yurtdışına ilk kez çıkmanın ve Almanya'yı görme heyecanı içindedir Gülin hanım. Hava alanına vardıklarında orada iki yıldır yaşayan arkadaşı onları karşılar. Şehre yaklaşık bir saat uzaklıkta, köydeki eve doğru hareket ederler. Yol boyunca gördüğü manzara ve orman alanlarına, hayran kalır. Her yer yeşilin çeşitli tonlarındadır. Köyün merkezinde bulunan arkadaşının evine giderken "Ne hoş bir yer, kaldırımlarda büyük ağaçlar var ama yerlerde kuru yaprak bile yok. Rengarenk çiçeklerle çevrelenmiş bahçeler, yollar, evler bakımlı ve tertemiz. Bal dök yala diye düşünmekten kendini alamaz. Eve vardıklarında onları karşılayan Leman ile hasret giderirler. İlk gün fuarı ziyaret ederler. Sergi alanı öyle büyüktür ki ancak küçük bir bölümü gezebilmişlerdir. Gülin, çok yorulur. Yorgunluktan ayakları şişmiştir. Ertesi gün, evde kalıp Leman ile sohbet etmek ve dinlenmek istediğni söylerek fuara tekrar gitmekten vazgeçer. Hamdi bey ve arkadaşı Ayhan, sergi alanının diğer bölümlerini görmek için sabah yola çıkar. Aradan iki saat geçer. Zil çalar. Kapıyı açan Gülin, eşi ve arkadaşını karşısında görür "Ha'yrola!Neden geri döndünüz?" diye merakla sorar. -İstasyonunda kimse yoktu. Bizde otomatik makinadan biletleri aldık. Her nasıl olduysa treni kaçırdık. Gitmekten de vazgeçtik der Hamdi bey. Söze devam eder, -Sana bir de güzel haberim var. -Öyle mi? Neymiş o bakalım! -Dönerken, uğradığımız markette Türkçe konuşan biriyle tanıştım. Bugün burada faşing düzenleniyormuş. Dört yılda bir bu köyde olduğunu ve öğlen başlayacağını söyledi. Hadi! Yine çok şanslısın. Almanya'ya gelip, birde, faşing mi? Karnaval mı? Her ne diyorlarsa onu göreceksin. Birazdan izlemeye gideceğiz. Gülin, habere öylesine sevinir ki yıldırım hızıyla hazırlanır, Evden üçü birlikte çıkarken çantasını unuttuğu aklına gelir. Gülin Hanım dalgın biridir. Çoğu zaman gözlüklerini çantasını, parasını bir yerlerde unutur ya da kaybeder. Cüzdan şeklinde küçük çantayı evden alır, boynundan geçirerek omzuna asar, hep birlikte faşing alanına doğru yürürler. Değişik renkli kostümler giymiş insanlar çoğalmaya başlamıştır. Karnaval meydanına doğru ilerlerken yanlarına biri sokulur, birşeyler söyler. Arkadaşı aldırmaz bir tavırla almanca olarak "Para yok" diye cevap verir. Hamdi bey söze atılır "no, no diyerek adamı yanlarından uzaklaştırır. Gülin hanım merakla, bu kişinin ne istediğini kocasına sorar. -Mırıldanır gibi konuştu. Para diye birşeyler söylediğini duydum ama ne Ayhan ne ben sözlerini tam anlamadık. Yabancı olduğumuzu sezdi yaaa.. Herhalde para istiyordu. -Aaaa!! Böyle şeyler yalnız bizde olur sanırdım. Belki, karnaval alanına gidiyoruz diye para koparmak istedi. Neyse.. Boş verrrr....Bak! Etraf şenleniyor. Gelenlerin kıyafetlerini gördün mü?.Şu korsanın yanındaki Sindirella'nın elbisesi ne güzel der. Karnaval alayı gösterilerinin yapılacağı meydana yaklaşırlar. Kimi şeytan, kimi apaçi, kimi de napolyon ve galdyatördür. Bazıları da pamuk prenses ve cadıdır. Her türlü parlak renkli pullu giysili kişiler ellerinde içki şişeleri şarkı söyleyerek dansedip eğleniyordur. Bu sırada, kalabalığın arasından biri Gülin'e uzaktan işaret eder. Kuşkuyla, bu da nereden çıktı. Biraz önce yolda yürürken bir kişi bizden para istedi. Şimdi bu ne demek istiyor diye düşünür. Adam ona yaklaşarak çantasının açık olduğunu paralarını düşürebileceğini söyler. Gülin tebessümle teşekkür eder eşiyle kenarda durur. Çantasını karıştırır parasının eksik olduğunu farkeder. -Dün yanımda bulunsun diye verdiğin 160 Avrodan üç yirmilik çantada. Diğer 100 lük yok. Herhalde burada gezinirken düşürdüm diye kocasına söylerken dalgınlığından dolayı kendine kızar. Geriye doğru yürürler. Geçtikleri yerlerde parayı aramaya karar verirler ama bu kalabalıkta bulunmasının imkansız olduğunu üçü de bilmektedir. . Kocasının aklına, yanlarına sokulup bir şeyler söyleyen kişi takılır. Yoksa, adam paranın düştüğünü anlatmak mı istiyordu? Bu kalabalıkta</itunes:summary><itunes:keywords>Kıyafet, Karnaval, Faşing, Macera</itunes:keywords><description>Frankfurt fuarını ziyaret edecek olan Hamdi bey, bu gidişinde eşini de yanında götürür. Yurtdışına ilk kez çıkmanın ve Almanya'yı görme heyecanı içindedir Gülin hanım. Hava alanına vardıklarında orada iki yıldır yaşayan arkadaşı onları karşılar. Şehre yaklaşık bir saat uzaklıkta, köydeki eve doğru hareket ederler. Yol boyunca gördüğü manzara ve orman alanlarına, hayran kalır. Her yer yeşilin çeşitli tonlarındadır.

Köyün merkezinde bulunan arkadaşının evine giderken "Ne hoş bir yer,...&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/_0OAbCI5DTU5Zv851WW3lhfuHZU/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/_0OAbCI5DTU5Zv851WW3lhfuHZU/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/_0OAbCI5DTU5Zv851WW3lhfuHZU/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/_0OAbCI5DTU5Zv851WW3lhfuHZU/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/wpPj4ANutYs" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2009/01/bir-karnaval-macerasi.html</feedburner:origLink></item><item><title>Çocukça</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/KBAOT-lXifo/cocukca.html</link><category>çocukça sözler</category><category>Çocuk</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Mon, 05 Jan 2009 12:06:12 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-4272677227920192943</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2009-01-05/ocuka.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-01-05T22:06:12.829+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/SWJn2IeEjhI/AAAAAAAAADg/U5eY3kgprKg/s72-c/cocukca.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2009-01-05/ocuka.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Çocukların hayal dünyasına girmek ve anlamak zordur. Minikler çok iyi gözlemci ve taklitçidir. Hazır cevaptır! Onların art niyetsiz saf davranışlarını tebessümle izler, söylediklerini hayretle dinleriz. Bazen çocuktan al haberi demekten de kendimizi alam</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary> Çocukların hayal dünyasına girmek ve anlamak zordur. Minikler çok iyi gözlemci ve taklitçidir. Hazır cevaptır! Onların art niyetsiz saf davranışlarını tebessümle izler, söylediklerini hayretle dinleriz. Bazen çocuktan al haberi demekten de kendimizi alamayız. Kah güler, kah eğleniriz. Onlar, çocuksu masum halleriyle her zaman kalbimizde hoşgörü ve sevgiyle yer alır. Miniklerin büyümüşte küçülmüşçesine davranışları fıkralara konu olacak türdendir. İşte böyledir minik çocuklar. İşte böyledir çocukça dünyaları. İşte çocukların gerçek yaşantılarından insanı gülümseten kesitler... -Ana okulunda 2 erkek çocuk konuşur. Birinin babası bankacıdır, diğerinin de marketi vardır. Kalemler ağızda, büyümüş tavırlarıyla, yarışırcasına, -Benim babam her sabah marketi açmaya giderrrr. Orası babamındır. Diğer çocuk söze atılır, -Benim babam da bankayı açarrrr. Onda çoook para varrr. -/- Çocuk yaramazdır. Namaz kılan dedesini ve etrafındakileri sürekli gözler, taklit eder. Annesi onu ana okuluna yazdırır. Çocuk bir türlü gitmek istemez, ağlamaktan gözleri kıpkırmızı olur. Ana okulu öğretmeni çocuğu oyalamak ister. -Bak güzelim, burada senin hoşuna gidecek yığınla oyuncaklar var. Hem çok güzel arkadaşların da olacak. Çocuk elleriyle kulaklarını kapar, Öğretmene, -Sus! sus! Sizi dinlemek istemiyoooommm! Namazın farzını kılıyom der. -/- Minik kız çocuğu anneannesine çok kızar. -Sen ölünce ağlamıcaaammm. Anneanne gülerek olsun der. -Mezarına bir sap gül bile getirmiceeemm. -Senin ömrün çok olsun diyerek kahkaha atan annanesine, -Ama.. Giden geri gelmiyooo. Biliyon muuu ? -/- Genç kadın ve eşi, minik çocuğu yanında Latife Hanım müzesi (konuk evi)ni ziyaret ederler. Dönüşte halası çocuğa sorar, -Latife Hanım'ının evine gittin, gördün. Nasıl güzel mi? -Gittik ama evde yoktuu. Hımmm. Dışayı çıkmış galibaaaaa... -/- Anaokulunda öğretmen diş temizliğinin önemini anlatır. -Dişlerinizi hergün fırçalıyor musunuz? diye sorar. Çocuk hemen atılarak cevap verir, -Ben fırçalıyom ama annanem dişlerini eline alıpta fırçalıyooooo... -/- Yaşlı adam apartman bahçesinde gürültü yaparak oynayan miniklerden rahatsız olur kovalar. Arkalarından koşturur gibi yapar. Biri koşarak kaçar, diğeri durur. Daha sonra kaçan çocuk kaçmayana sorar -Neden durdun? -Neden kaçayım. Heyif koşsunda kapten ölsün müüüü? -/- İki küçük çocuk aralarında kimin babası daha uzun diye konuşurlar. Biri, -Benim babamın boyu senin babanınkinden uzun der. Diğeri, -Ama benim babamın boyu göbeğine gitmiş, bir zayıflarsa senin babanı geçer. -/- Kadın yanında çocuğuyla birlikte ayakkabıcı dükkanından beğendiği ayakkabıyı satın alır. Çocuk "Ben de yeni ayakkabı isterim" diye tutturur. Annesi olmaz dese de ısrar eder, inatla kendini yere atar. Kadın sinirlerine hakim olur çocuğunu yerden kaldırır. Sevecen bir tavırla, -Bak çocuğum diye söze başlar Geçen hafta sana yeni aldık. Evde çoook cicili bicili ayakkabıların da var. Seneye yine alırız, hem ayakların da büyüyor. Onlar seni bir yıl idare eder der. Çocuk biraz sakinleşir. Annesine, -Senin ayakların da büyüyor muuu? diye sorar. Kadın, -Büyüklerin ayakları büyümez diye cevap verir.. Çocuk, annesinin satın aldığı ayakkabıyı eliyle göstererek, -Öyleyse bunlar seni beş yıl idare edeerrrrr, der.</itunes:summary><itunes:keywords>çocukça sözler, Çocuk</itunes:keywords><description>Çocukların hayal dünyasına girmek ve anlamak zordur. Minikler çok iyi gözlemci ve taklitçidir. Hazır cevaptır! Onların art niyetsiz saf davranışlarını tebessümle izler, söylediklerini hayretle dinleriz.
Bazen çocuktan al haberi demekten de kendimizi alamayız. Kah güler, kah eğleniriz.
Onlar, çocuksu masum halleriyle her zaman kalbimizde hoşgörü ve sevgiyle yer alır.

Miniklerin  büyümüşte küçülmüşçesine davranışları fıkralara konu olacak türdendir. İşte böyledir minik çocuklar. İşte böyledir...&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/j68INxjEMRAb9I2oOkNShQjPG_4/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/j68INxjEMRAb9I2oOkNShQjPG_4/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/j68INxjEMRAb9I2oOkNShQjPG_4/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/j68INxjEMRAb9I2oOkNShQjPG_4/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/KBAOT-lXifo" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2009/01/cocukca.html</feedburner:origLink></item><item><title>Şans Bu Ya Bölüm 2</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/JYa8nn9SZQM/sans-bu-ya-bolum-2.html</link><category>Umut</category><category>Şans</category><category>Talih</category><category>Araba</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Sun, 28 Dec 2008 11:16:17 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-6178582419214367970</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-12-28/ansBuYaBlm2.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-12-28T21:16:17.510+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/SVfQDpjZ1eI/AAAAAAAAADY/SaYB3hRdrUI/s72-c/sans-bu-ya-bolum-2.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-12-28/ansBuYaBlm2.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Nuray olayı duyunca gülme krizine tutulur. Ablasının çekeceği vardır. Onunla gırgır geçmek eğlenmek için can atmaktadır. Yeğeni Nimet yanından ayrıldıktan sonra hemen telefona sarılır. Belgin hanımı arayıp ona şaka yapacaktır. Ses tonunu değiştirerek, -A</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary> Nuray olayı duyunca gülme krizine tutulur. Ablasının çekeceği vardır. Onunla gırgır geçmek eğlenmek için can atmaktadır. Yeğeni Nimet yanından ayrıldıktan sonra hemen telefona sarılır. Belgin hanımı arayıp ona şaka yapacaktır. Ses tonunu değiştirerek, -Alooo. İyi günler. Kiminle görüşüyorum? diye söze başlar. -Ben Belgin. -Hanım efendi gazeteden arıyorum. Size araba çıktığını bildirmişsiniz. -Şeyy... Bir yanlışlık oldu. Çıktığını zannetmiştim. Nuray konuşmadan zevklenir sözü uzatır. -Hangi marka arabayı tercih edersiniz öğrenmek istiyorduk. Ayrıca röpörtaj için zaman ayırmanızı sizden isteyecektik. Belgin huylanır. Bu işin içinde bir bit yeniği var diye düşünür. Telefondaki ses yabancı değildir. Evet evet bu kardeşinin sesidir. -Seni tanıdım... Benimle alay et bakalım.... Sana bunu benim boşboğaz kızım söyledi değil mi? diye sorar. İşi gülmeye vurur. Sinirlendiğini belli etmemeğe çalışır. Yoksa kardeşi iyice dalga geçip diline dolayacaktır. Konuşmalar gülüşmeler devam eder. Nuray işinin çok olduğu günlerde bile ablasını arayarak, spor veya beş kapılı mı istediğini yada hangi renkte olmasını tercih ettiğini sorarak şakayı uzatır. Aradan hayli zaman geçer. İşinin yoğun olduğu bir gün, genç kadın bordroları yetiştirmek için var gücüyle çalışır. Puantajlar, yazışmalar ve gelenler başını döndürür. -İmdaaat! İmmmdat! diye bağırır. Odanın kapısı açılır. İçeri giren hizmetli, -Buyur şefim! Bir arzunuz mu var? İmdat efendi, evrakları müdür beye götürür müsün? İmzası gerekiyor diyecek iken telefon çalar. Ahizeyi kaldırır. Kızı arıyordur. -Eveeet....Sen misin Aylin? N'oldu? Sesin heyecanlı geliyor. -Benim anne. Sana birşey söyleyeceğim. Şeyyy.. -Ağzında lafı geveleme. Ne diyeceksen de. İşim başımdan aşkın. -Şeyy anne. Bize gazeteden araba çıktı onun için aradım. Eve gelebilir misin? Nuray ses tonunu yükselterek. Ne.. neden bahsediyorsun? -Yıldızlı kart var ya... -Eeee.. Ne olmuş.. -O bizde. Üstelik 6 yıldızı var. -Haydi canım sende! -Doğru söylüyorum. -Araba çıktığından emin misin? Yanlışlık olmasın. -Gazeteyi aldığım bakkal amcaya da sordum. O da altı yıldız çıkması gerekiyor dedi. Vallahi bizdeki de öyle. N'olursun hemen gel. -Bugün çok işim vardı ya.. Neyse, kalanı yarın bitiririm. Tamam. Telefonu kapatır. Başında bekleyen İmdat'a döner: -Evrakları müdüre ben götürürüm. İzin de isteyeceğim. Hizmetli, meraklı bakışlarla kötü birşey olup olmadığını sorar. -Önemli birşey yok. Araba meselesi diyerek konuyu geçiştirir. Oysa İmdat, tüm konuşmalara kulak kabartmıştır. Neler olduğunu çok iyi bilmektedir. Genç kadın hemen izin alır. Arkasından fısıltı gazetesi çarkının hızla döndüğünü bilmeden ateş almışcasına işyerinden ayrılır. Süratli adımlarla durağa gelir, beklemeye koyulur. Otobüs gecikmiştir. Servis aracına yetişemediği zamanlar sık sık arıza yapan eski model arabasıyla işe gider. "Şu beğenmediğim düldül ile bugün gelseydim şimdi eve çoktan varmış olurdum" diye düşünürken otobüs uzaktan görünür. Yol uzar adeta. Dakikalar geçmemektedir. Gerçekten araba çıktı mı? Yok yok olamaz. Ya çıktıysa... İnanmak istemez. Çıktı... çıkmadı... düşünceleriyle gelgitler yaşamaktadır. Sonunda çıktığına inanır. Yol boyunca öyle hayale dalar ki, yeni model gıcır gıcır araba gözünde canlanır durur. Hatta rengi bile kırmızıdır. İneceği durağa varır. Koşar adımlarla apartmana gelir. Basamakları ikişer üçer atlayarak hızla çıkar. Nefes nefese kalır. Kapı eşiğinde ağlamaklı bir yüz ifadesiyle onu bekleyen kızına, heyacanlı bir sesle ve meraklanarak, -Hayrola n'oldu? diye sorar. -Anne yanlış anlamışım. Senden sonra teyzem Belgin'e de telefon ettim. Yıldızlar yanyana olmalıymış dedi. Bizimkiler ayrı yerlerde. Kartta yazılanları okumadığı için onun başına da böyle şey gelmiş, araba çıktığını sanmış. Duydukları karşısında Nuray birden buz kesilir. Bir süre sessiz kalır. Kızına birşey söylemez. Ne diyebilir ki.. O da yanılmış. Şimdi kendisi işini bırakıp geldiğine mi, boşu boşuna izin aldığına mı yoksa hayal kırıklığına mı üzülmeli? Ablasının yaşadıklarının bir başk</itunes:summary><itunes:keywords>Umut, Şans, Talih, Araba</itunes:keywords><description>Nuray olayı duyunca gülme krizine tutulur. Ablasının çekeceği vardır. Onunla gırgır geçmek eğlenmek için can atmaktadır. Yeğeni Nimet yanından ayrıldıktan sonra hemen telefona sarılır. Belgin hanımı arayıp ona şaka yapacaktır.
Ses tonunu değiştirerek,
-Alooo. İyi günler. Kiminle görüşüyorum? diye söze başlar.
-Ben Belgin.
-Hanım efendi gazeteden arıyorum. Size araba çıktığını bildirmişsiniz.
-Şeyy... Bir yanlışlık oldu. Çıktığını zannetmiştim.
Nuray konuşmadan zevklenir sözü uzatır.
-Hangi...&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/UcwJ8y_eQuzVk5n2tRvY2WipP4o/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/UcwJ8y_eQuzVk5n2tRvY2WipP4o/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/UcwJ8y_eQuzVk5n2tRvY2WipP4o/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/UcwJ8y_eQuzVk5n2tRvY2WipP4o/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/JYa8nn9SZQM" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2008/12/sans-bu-ya-bolum-2.html</feedburner:origLink></item><item><title>Şans Bu Ya   Bölüm 1</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/d7TY28oDTYc/sans-bu-ya.html</link><category>Umut</category><category>Şans</category><category>Talih</category><category>Promosyon</category><category>Araba</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Mon, 22 Dec 2008 13:55:08 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-6477747178752991998</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-12-22/ansBuYa.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-12-22T23:55:08.248+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/SVABPIVo0aI/AAAAAAAAADQ/X0ilsUepNvI/s72-c/sans-bu-ya.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-12-22/ansBuYa.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Büyük bir şirketin personel servisinde şef olarak çalışır Nuray. Ablası Belgin ise ev hanımıdır. Üniversite de okuyan bir kızı vardır. İki kız kardeş yapı olarak birbirinden çok farklıdır. Belgin sakin yaradılışlı sessiz ve titizdir. Evinin derli toplu o</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary> Büyük bir şirketin personel servisinde şef olarak çalışır Nuray. Ablası Belgin ise ev hanımıdır. Üniversite de okuyan bir kızı vardır. İki kız kardeş yapı olarak birbirinden çok farklıdır. Belgin sakin yaradılışlı sessiz ve titizdir. Evinin derli toplu olması onun için önemlidir. Gün boyu temizlik yapar fırsat buldukça arkadaş günlerine gider. Çevresindekiler onun bu düzenine gıpta ile bakar. Nuray'ın ise, içi içine sığmayan hareketli, çalışma hayatını, eğlenmeyi ve şaka yapmayı seven kişiliği vardır. Alçak sesle konuşmasını bir türlü beceremez. Onun da kızı İlköğretim 6. sınıfta okumaktadır. O günlerde gazeteler birbiriyle adeta promosyon yarışına girer. Okurlar neyi alacaklarını şaşırmış haldedir. Gazeteler okunmak için değil de promosyon için alınıyordur sanki. Kimi yemek takımı, kimi bavul seti diğeri televizyon dağıtır. İki kız kardeşin aldıkları gazete ise ansiklopedi vermektedir. Bu arada araba dağıtımına da başlamıştır. Kazınan yıldızlı araba şans kartları gazeteyle birlikte verilir. Hem kendi hem de ileride kızının evinde ansiklopedi seti olsun diye çifte gazete alır Belgin Hanım. Kapıcıya "Aman Hüseyin efendi sabah ilk işin gazeteleri getirmek olsun. Biliyorsun çabuk tükeniyor. Eksik kuponum olsun istemiyorum" diyerek sürekli tembihler. Belgin hanımın isteği üzerine Hüseyin efendi çok erken saatlerde gazeteleri içinde kartlar ile birlikte ilk önce ona getirir. O, hemen eline makası alır kuponları keser, ayrı zarflara koyup çekmecenin içine yerleştirir. Daha sonra gazeteye göz atar. İlk sayfada kime araba çıkmış onu okur. Boy boy resimleri çıkan şanslılara özenerek bakar. "Ne talihli insanlar var bu dünyada. Gökten taş yağsa bir tanesi kafama düşmez" diye düşünür. O sabah her zamanki gibi kuponları keser yerine koyar. Gazetenin ilk sayfasındaki manşet haberleri okur. Sıra yıldızlı araba kartlarını kazımaya gelmiştir. "N'olurdu bir arabaları olsaydı. Çok şey mi istiyordu? Hep belediye otobüslerinde gidip gelmiştir. Şöyle bir arabaları olsa, kocası kullansa, O da yanında kurularak otursa aaahhh ne güzel olurdu" diye düşünerek iç çeker. Hemen kartı kazımaya başlar. O da neeeeee yıldızlar gözünde uçuşuyordur sanki. Tam altı yıldız. Şok içine girmiştir. "Oleyyyy! Oleyyy ! Yaşasın kazandım! Araba çıktı!" diye sevinç çığlığı atar. Heyecanla yerinden fırlar salonun içinde dört döner, koşuşturur. Kendini bir koltuğa atar bir kalkar. Yerinde duramaz, hoplar da hoplar, zıplar da zıplar. Nefes nefese, kan ter içinde kalır. Hızını alamaz kızının odasına dalar. Sabaha kadar sınav için ders çalıp yeni yatan kızını sarsarak uyandırır. -Şiiit kız Nimet. Şiiişşt uyan. Uyansana. Kalk Nimet gerinerek esner. Gözleri yarı aralık bir halde doğrulur uykulu bakışlarla yastığa dayanır. -N'oldu anne? Yeni yatmıştım. Ne var anlamadım. -Ne olacak kız araba çıktı bize. -Ne arabası? -Sana diyorum gazeteden a-ra-ba çıktı. Yıldızlı kart bizde. -Anne rüya mı görüyorsun? -Ne rüyası. Gerçek. -Benim gazete kartıma mı çıktı? İki gazete alıyoruz ya. -Yok canım benimkine. Araba benim. Kimseye vermem. Hayatımda ilk defa talih yüzüme güldü. -İyi anne. Senin ya da benim ne farkeder. -Olsun yine de araba benim. Kalk artık. Gazeteye telefon edeceğim. Gelip fotoğraflarımızı çekerler. Üzerine düzgün birşeyler giy. Ortalığı derle topla diyerek koridordaki telefona koşar. Heyecandan elleri buz gibi olmuştur. Titreyerek ahizeyi kaldırır gazetenin numarasını çevirir. -Alooo. Günaydııınnnn. Hayırlı günler dilerim diyerek telefondaki kişiyle konuşmaya başlar. -İyi günler efendim -Bu sabah yıldızlı karttan bana araba çıktı da. Kiminle görüşeceğim? -Hanımefendi ben santral memuruyum. Gazeteye henüz kimse gelmedi. Siz saat 9.00'dan sonra tekrar arayın. O zaman ilgili kişiyle görüşebilirsiniz. -Peki o saatte arayım. İyi günler diyerek telefonu kapatır. Of çekerek" Bu saat şimdi geçmez bir türlü" diye aklından geçirir. Beklemek hoşuna gitmez. Salona geçer. Yıldızlı kartı eline alır. Tekrar bakar. Artık hafta sonları evde oturmayacak arabayla her yere gidecektir. Hayali bile</itunes:summary><itunes:keywords>Umut, Şans, Talih, Promosyon, Araba</itunes:keywords><description>Büyük bir şirketin personel servisinde şef olarak çalışır Nuray. Ablası Belgin ise ev hanımıdır. Üniversite de okuyan bir kızı vardır. İki kız kardeş yapı olarak birbirinden çok farklıdır. Belgin sakin yaradılışlı sessiz ve titizdir. Evinin derli toplu olması onun için önemlidir. Gün boyu temizlik yapar fırsat buldukça arkadaş günlerine gider. Çevresindekiler onun bu düzenine gıpta ile bakar.
Nuray'ın ise, içi içine sığmayan hareketli, çalışma hayatını, eğlenmeyi ve şaka yapmayı seven kişiliği...&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zOLoa80H76i9c2INa7kgjFx6-N4/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zOLoa80H76i9c2INa7kgjFx6-N4/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zOLoa80H76i9c2INa7kgjFx6-N4/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zOLoa80H76i9c2INa7kgjFx6-N4/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/d7TY28oDTYc" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2008/12/sans-bu-ya.html</feedburner:origLink></item><item><title>Aşk ve Şiir Son Bölüm</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/3cn6Jrn7do8/ask-ve-siir-son-bolum.html</link><category>Aşk</category><category>Şiir</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Tue, 10 Feb 2009 11:24:46 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-3852224811251811446</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-12-07/AkVeiirSonBlm.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-02-10T21:24:46.784+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/STwUzUg4WPI/AAAAAAAAADI/yFsTPrGUFfc/s72-c/ask-ve-siir-son-bolum.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-12-07/AkVeiirSonBlm.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Soğuk kış kendini iyice hissettirir. Günler kısa, geceler bitmez bir türlü. Dışarıda kuru bir ayaz vardır. Nöbet günüdür. Hava kararmaya başlar, içine kasvet çöker." Bugün hava çok sıkıcı. Hayr'olur inşallah" diye düşünür." Nöbetçi olduğu günler bazen gi</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary> Soğuk kış kendini iyice hissettirir. Günler kısa, geceler bitmez bir türlü. Dışarıda kuru bir ayaz vardır. Nöbet günüdür. Hava kararmaya başlar, içine kasvet çöker." Bugün hava çok sıkıcı. Hayr'olur inşallah" diye düşünür." Nöbetçi olduğu günler bazen gitarını yanında getirir. Kimse yok iken, çevredekileri rahatsız etmeyecek şekilde usulca birkaç melodi çalarak oyalanır." İyi ki gitarımı getirdim" diye aklından geçirir. Yoksa sabaha kadar zaman geçmeyecektir. Eczanenin kapısı açılır. Dışardan içeriye soğuk bir hava akımı girer. Titreyerek üşüdüğünü hisseder. Kapı eşiğinde duran kişi, -Eczacı Nihat bey!!! diye seslenir. Gelenin suratı karanlıkta belirsiz ama sesi tanıdıktır. Adam tekrar seslenir. -Aşık Nihat!!! Yerinden kalkar. Adamın yüzüne dikkatlice bakar. -Vayyy.. Kimi görüyorum. Hayrettt!. Kılçık Necdet! Nerden çıktın yahu! Bu ne hoş sürpriz. İkisi birbirlerine özlemle sarılır. -Gel şöyle. Baş köşeye otur bakalım. Konuşmaya başlarlar. -Yıllar oldu birbirimizi görmeyeli. -Ya.. Evet anlat bakalım nerelerdesin, neler yapıyorsun.? -Ankaralı oldum. Bakanlıkta çalışıyorum. Bir günlüğüne görevli geldim. Akşam 23:30 uçağıyla döneceğim. -Keşke birkaç gün kalsaydın. Hafta sonu birlikte olurduk. -İnşallah başka sefere. Senin eczane açtığını bizim sansar Necmi söyledi. Adresini verdi. Buraya gelmişken sana da uğrayayım dedim. Hem nöbetçiymişsin. İyi oldu laflarız. -Arada Necmi ile görüşüyorum. Ya... Bizim ördek Mehmet de Ankarada'ymış. Ördek deyince nasıl kızardı. Birbirimize ne adlar takmıştık. Offf beee ne adlardı. İyi ki geldin. Okul günlerim birden canlandı. Ha.. birde Gıcık Nuri vardı. Hatırladın mı? Gerçekten hepimizi gıcık ederdi. Şu an kendimi öğrenci gibi hissettim. -Sende Aşık Nihat olarak iyi ün yapmıştın hani... Nihat konuyu geçiştirmek istercesine, -Neyse..Anlat bakalım. Yenge, çoluk çocuk var mı? diye sorar. -Askerlikten sonra evlendim. İkizlerimiz oldu. Bizim hanım da çocukların bakımı için çalışmaya ara verdi. İkiz bakmak meğer ne zormuş diyerek devam eder. Bu arada neler yaptın? Sen ve Güneş derken Nihat sözünü keser, -Necmi sana bizden bahsetmedi mi.? -Yok .Hayır. Hiçbirşey söylemedi. -Okulun bitimine doğru bir ayrıdık bir barıştık. Denedik ama olmadı. Yollarımız ayrıldı. O da evlendi. Birara kızı olduğunu duydum. -Yaaaa?. Evet...Şimdi çiçeği burnunda nişanlıyım . Baharda evleneceğim. -Hayırlısı olsun ama inanamıyorum duyduklarıma .Ben sizin evlenmiş olabileceğinizi düşünmüştüm. Ne büyük aşktı sizinki. Okulda dillere destan olmuştunuz. Nasıl şiireler döktürüyordun Ona. Kızgın mısın? Unutabildin mi? -Hayır, kızgın değilim. Birçok kişinin yaşamı boyu aradığı ama bulamadığı, sevgiyi,aşkı yaşattı bana. Neden kızayım ki..Unutmaya gelince... Unutmak mı?...Unutmak mı? dedin. Geçmişteki şiir denemelerimden biri, duygularımı yansıtıyor. Gitar eşliğinde onu okumamı ister misin? Nasılsa ikimizden başka kimse yok eczanede der. Necdet, evet dercesine başını sallar. Nihat gitarını alır, bir yandan çalarken, bir yandan da "Ayrılırken tuttuğum sımsıcak elini, "Gözyaşı selini, "Usulca sokulup unut beni demeni, "Unutttum aşkım, "Unuttum.. Kendimi yıllarca avuttum diye dizeleri okumaya başlar. Devam eder, "Oysa unuttum demediğim, "Sana söyleyemediğim, "Gönlümdeki sızıyı, "Hiç dindiremedim aşkım. "Böyle yaşamaya alıştım. diyerek dizeleri tamamlar. Gitarı elinden bırakır. -İşte... O büyük aşktan bana kalan gönlümdeki acı ve sızı. Artık, bununla yaşamasını öğrendim der. Necdet ne söyleyeceğini bilemez. Nihat' a sorduğuna soracağına bin pişman olur "Arkadaşımın duygularını depreştirdim. Ne gerek vardı'' düşüncesiyle kendine kızar. Üstelik yıllar sonra Nihat'ı görmüştür. Üzülür. Boşuna dememişler bana "kılçık Necdet"diyerek kendini eleştirir. Bir süre sessizlik olur. Konuşmazlar. Sessizliği bozan eczanenin gıcırdayarak açılan kapısıdır. İçeriye 40 yaşlarına yakın, bitkin görünen bir adam girer. Büyük acı içinde olduğu hemen hissedilir. Yüzü çökmüş, uykusuzluktan gözleri kızarmış haldedir. Elindeki sağlık karnesini uzatarak, -Nöbetçi olduğu</itunes:summary><itunes:keywords>Aşk, Şiir</itunes:keywords><description>Soğuk kış kendini iyice hissettirir. Günler kısa, geceler bitmez bir türlü. Dışarıda kuru bir ayaz vardır. Nöbet günüdür. Hava kararmaya başlar, içine  kasvet çöker." Bugün hava çok sıkıcı. Hayr'olur inşallah" diye düşünür." Nöbetçi olduğu günler bazen gitarını yanında getirir. Kimse yok iken, çevredekileri rahatsız etmeyecek şekilde usulca birkaç melodi çalarak oyalanır." İyi ki gitarımı getirdim" diye aklından geçirir. Yoksa sabaha kadar zaman geçmeyecektir. Eczanenin kapısı açılır. Dışardan...&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/hOG9tS_8dFw9-m4_5Lb8vXfxemU/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/hOG9tS_8dFw9-m4_5Lb8vXfxemU/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/hOG9tS_8dFw9-m4_5Lb8vXfxemU/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/hOG9tS_8dFw9-m4_5Lb8vXfxemU/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/3cn6Jrn7do8" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2008/12/ask-ve-siir-son-bolum.html</feedburner:origLink></item><item><title>Aşk ve Şiir  Bölüm 3</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/JAj4W4s9pJw/ask-ve-siir-bolum-3.html</link><category>Aşk</category><category>Şiir</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Fri, 28 Nov 2008 20:16:25 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-7211051570144372139</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-11-29/AkVeiirBlm3.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-11-29T06:16:25.506+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/STDBX_H0TXI/AAAAAAAAADA/gTwTuE78EPs/s72-c/ask-ve-siir-bolum-3.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-11-29/AkVeiirBlm3.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Günler birbirini kovalar. Nihat bu acıyı dindirmek için çalışır. Zaman su gibi akıp gidiyordur. Bir an önce vatani görevini yapmak ister. Doğu Anadolu'ya sınıra yakın bir yere yedek subay olarak askerliği çıkar. Zor ve çetin şartlar altında askerliğini y</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary> Günler birbirini kovalar. Nihat bu acıyı dindirmek için çalışır. Zaman su gibi akıp gidiyordur. Bir an önce vatani görevini yapmak ister. Doğu Anadolu'ya sınıra yakın bir yere yedek subay olarak askerliği çıkar. Zor ve çetin şartlar altında askerliğini yapmasına rağmen aşkı bir türlü aklından silinmez. İzinli olduğu bir cumartesi akşamı dayanamayıp sesini duymak, hatırını sormak için telefon eder. Güneş ona, şu an evde nişan töreninin olduğunu, yakında evlenip yuva kuracağını söyler. Acımasız talihe bak. Tam nişan töreninde onu aramıştır. Duydukları onu can evinden vurur. Bir kez daha yıkılır Nihat. Sevgilisi kuş misali süzülerek uçup gidiyordur. Birden iri bedeni yıkılacak gibi olur, vücudu titrer, midesine ağrılar girer. Avazı çıktığı kadar haykırarak ağlamak ister. Güneş'e mutluluk dilemekten başka bir şansı yoktur. Sözler boğazında düğümlenir "Ömür boyu mutluluklar" dilerim derken sesi titriyordur. Askerliğinin bitimine doğru Güneş'in evleneceğini duyar. Nikah törenine, Onun çok sevdiği koyu kırmızı güllerden oluşan üzerinde, küçük siyah fiyonk bulunan isimsiz bir çelenk gönderir. Nihat için aşkının sonudur bu evlilik. Çok üzgündür. Herşey bitmiştir. Yaralı bir kalple baş başadır. Terhis olur. Askerlik arkadaşlarına veda eder. Doğuda yaptığı askerlik, oradaki şartlar onda derin iz bırakır. Eve döner kendini toparlamak için zamana ihtiyacı vardır. Dinlenmek arzusuyla, çevresinde Güneş'i ve zor günleri hatırlatacak kimsenin olmadığı Ege'nin şirin bir sahil kasabasına gider pansiyona yerleşir. Günleri sahilde dolaşıp balıkçıları izlemekle geçer. Yine, deniz kıyısında olduğu birgün balıkçılar ağ çekerken hava aniden patlar. Ağı kontrol etmek için İnsan gücüne ihtiyaç vardır. Nihat, hemen yardıma koşar halatın bir ucundan tutar. Böylece kendinden yaşça epey büyük olan Balıkçı Artun'la tanışır. O da, balıkçı kulübesinde yalnız yaşayan rint biridir. Ne çoluğu nede çocuğu vardır. Arkadaş canlısıdır. Geceleri gündüzleri hep birlikte geçer,balığa çıkarlar, ırıp çekerler. Nihat'ın abisi gibi olmuştur. Hatta kulübede bir arada yaşamaya başlarlar. O gün şansları yaver gitmez balık tutamazlar. Akşam yemeği kayıntıdır. Nihat, balıkçıya, ailesini mesleğini anlatmıştır ama yaşadıklarından hiç söz etmemiştir. Oradan buradan konuşurken, Artun birden sorar, -Nereye kadar bu kaçış? -Ne söylemek istediğini anlamadım diye cevap verir Nihat. Balıkçı konuşmaya devam eder -Belli etmemeğe çalışıyorsun ama sanki geçmişinden kaçıyorsun. Birşeyleri unutmak, birilerini aklından silmek isteyen bir halin var. Nihat sesini çıkarmaz. Doğrularcasına başını öne eğer. -Seni üzen yada düşündüren her neyse onunla yüzleş. Onunla yaşamasını oğren. Derbeder bir yaşam tarzı sana göre değil be kardeşim! Bak ne şartlar altında yaşadığımızı görüyorsun. Evine dön. Kapı gibi diploman var. Mesleğini yap. Bir ağabey olarak seni seviyorum ama bunları sana önceden söylemem gerekirdi der Balıkçı Artun. Nihat cevap vermez, yatıncaya kadar suskunluğunu korur. Sabah uyandığında uzun zamandır bakmadığı, balıkçı kulübesindeki kırık tozlu aynaya bakar. Kendi görüntüsünden tiksinir. Saç sakal birbirine karışmış hırpani bir şekli vardır. Artun'un söylediklerini hatırlar. "Haklıydı. İçimdeki kırık aşk acısıyla yaşamasını öğrenmeliyim" diye düşünür. Hayat devam ediyordur. Eve dönüş vakti gelmiştir. Sonunda Üniversite Hastanesi civarında Eczane açar. Meslek hayatı başlar. Tekdüze yaşamı vardır. Günleri evden işe işten eve gidip gelmekle geçer. Arada sırada, hafta sonları arkadaşlarıyla buluşur yada sinemaya, tiyatroya gider. Yıllar hissedilmeden geçip gitmektedir. Şakaklarındaki saçlar ağarmaya yüz tutar. 34 yaşına basmaya iki ay kalmıştır. Nihat'ın da, aşkı zaman içinde küllenme başlar. İyi bir işi olduğunu düşünen ailesi evlenmesini çok arzular. Evlilik çağının geçmekte olduğunu söyleyerek bir an baş göz etmek ister. Arkadaşlarının çoğu da yuva kurmuştur. Ama Nihat evliliğe bir türlü sıcak bakmaz. Küllendiğini sandığı içindeki aşkla, acaba evleneceği kızı mutlu edebilecek midir? Endi</itunes:summary><itunes:keywords>Aşk, Şiir</itunes:keywords><description>Günler birbirini kovalar. Nihat bu acıyı dindirmek için çalışır. Zaman su gibi akıp gidiyordur. Bir an önce vatani görevini yapmak ister. Doğu Anadolu'ya sınıra yakın bir yere yedek subay olarak askerliği çıkar. Zor ve çetin şartlar altında askerliğini yapmasına rağmen aşkı bir türlü aklından silinmez.

İzinli olduğu bir cumartesi akşamı dayanamayıp sesini duymak, hatırını sormak için telefon eder. Güneş ona, şu an evde nişan töreninin olduğunu, yakında evlenip yuva kuracağını söyler. Acımasız...&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/xpgoWsNKaUUYNDuJYr1zDcPWQpA/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/xpgoWsNKaUUYNDuJYr1zDcPWQpA/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/xpgoWsNKaUUYNDuJYr1zDcPWQpA/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/xpgoWsNKaUUYNDuJYr1zDcPWQpA/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/JAj4W4s9pJw" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2008/11/ask-ve-siir-bolum-3.html</feedburner:origLink></item><item><title>Aşk ve Şiir Bölüm 2</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/JGbK_bocTSs/ask-ve-siir-bolum-2.html</link><category>Aşk</category><category>Şiir</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Mon, 24 Nov 2008 08:43:19 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-3044179868579079800</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-11-19/ask-ve-siir-bolum-2.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-11-24T18:43:19.431+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/SSSPGpsQv1I/AAAAAAAAAC4/5TQbJpojcJw/s72-c/ask-ve-siir-bolum--2.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-11-19/ask-ve-siir-bolum-2.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Nihat, sınıfta onu görebileceği şekilde oturur. Dersleri dinlerken göz ucuyla izler. Öğrenciler birbirlerine alışmışlar herkes bir grup oluşturmuştur. Güneş daha çok yurt arkadaşlarıyla birlikte zamanını geçirmektedir. Nihat, Onun ilgisini çekmek için he</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary> Nihat, sınıfta onu görebileceği şekilde oturur. Dersleri dinlerken göz ucuyla izler. Öğrenciler birbirlerine alışmışlar herkes bir grup oluşturmuştur. Güneş daha çok yurt arkadaşlarıyla birlikte zamanını geçirmektedir. Nihat, Onun ilgisini çekmek için her çareye başvurur. Sırasına gül koyar. "Günaydın. Bugün güneş gibi parlıyorsun. Çok hoşşun" gibi küçük notlar yazıp defterinin arasına gizlice koyar. O, bu notların kimin tarafından yazıldığını bilmesine rağmen sınıf arkadaşının bir şakası olarak düşünür, sessizliğini korur sadece tebessümle cevap verir. Oğrencilik yılları aktif geçer Nihat'ın. Müzik kulubünün etkinliklerine katılır. Arkadaşlarıyla gitar çalar şiirler okur. Birçok öğrencinin gözdesidir ama Onun gözü aşkından başkasını göremez. Bazı akşam, Güneş'in kaldığı yurdun çevresini dolaşır, Onun nefes aldığı yerde solumak ister. Hafta sonları, Onu görebilmek umuduyla gidebileceği yerlerde dolanır durur şiirler yazar. Nihat, bu tutkunun esiridir sanki. Güneş'i öylesine platonik bir aşkla sever ki bu, arkadaşlarının dikkatinden kaçmaz ."Bak senin ki geliyor" diye takıldıklarında,"O benim güneşim. Isısı bedenimi, kaplar kalbimi" diyerek coşkusunu şiirsel bir anlatımla dile getirir. Zaman içinde Güneş bu aşkı fark eder .Ancak bilmezden gelir. Nihat'ın birçok kere, çeşitli etkinliklere "Birlikte gidelim" teklifine her zaman bir bahanesi hazırdır. Okulun sevilen hocalarından birinin dersi vardır. Oldukça zor, latince kelimelere ve ezbere dayanan bu ders bazen öğrencilere sıkıcı gelir. Ayhan hoca, öğrenci psikolojisinden iyi anlar onlara arkadaş gibi davranır. O gün dersinde herkes gevşemiş konumdadır. Bazıları onu, dinliyormuşcasına gözünün içine bakarak adeta uyur. Kimi önündeki defteri karalıyor, kimi de pencereden dışarıyı seyrediyordur. Herkes dalıp gitmiş anlatılanlarla ilgisi yoktur. Ayhan hoca öğrencilerin dikkatini toplamakta beceriklidir. Birden sesini yükselterek" İçinizde şiir bilen, okumasını seven var mı ?"diye sorar. Kimseden ses çıkmaz. Nihat, içinin coştuğunu hisseder. Hocam "ben"der, Ayağa kalkar. Birkaç saniye, önce Güneş'le sonra tüm sınıfla gözgöze gelir. Derin bir nefes alır. Şiirini okumaya başlar. Değil Kara bulutlar başımın üzerinde Yağmur bulutları değil, Fırtına kopacak şimşek çakacak Güzel günler yakında mı? Belli değil, Gözlerin gözlerimde sana kalbim boş değil, Güneş gibi yakıyorsun yüreğimi İnan ki söndürmem olası değil, Bazen düş kapatır gözlerimi, El eleyiz,diz dizeyiz,bakışarak Onu silmem elimde değil. Sevilmek istedim, hem de çok Sevmediğimdem değil, Aşk acısı çekmeyenin Bunu anlaması mümkün değil, Aşkım benim! Söyle bana Seni kalbimden söküp atmak Kolay mı ? Vallahi değil. Dizeleri tamamlar. Ayhan hocanın hoşuna gider.O da, şiir severlerden olup Ümit Yaşar Oğuzcan'ın "Birgün" adlı şiirini öğrencilerine okur. Hızını alamayan Nihat'ın bu kez Ahmet Kutsi Tecer'den; "Nerdesin" adlı şiirin dizeleri, bir solukta dudaklarından dökülür. Öğrenciler canlanmış, uykulu hali geçmiştir. Ayhan hoca, " Evettt. Şimdi derse dönme zamanı " diyerek şiir okumaya son noktayı koyar. Okul çıkışı Nihat'ın "Güzel bir film var. Sinemaya benimle gelir misin?" teklifini kabul eder Güneş. Ama O, bir türlü inanamaz. Şaka yapıyor sanır. Yine teklifinin karşılıksız kalacağını düşünmüştür. Oysa sevdiği kız onun ilgisine, aşkına sonunda "evet" demiştir. Ne olduysa o gün, okuduğu şiirlerden sonra olmuştur sanki. Artık birliktedirler. Bir saniye bile yanından ayrılmak istemez. Havalarda uçuyordur. Herşey güzel gitmektedir. Ancak, içten içe Güneş'in kafasını bir soru kurcalamaktadır."5 aydır birlikteyiz. Hala elimi tutmadın. Neden?" diye Nihat'a sorduğunda" Tutarsam, büyü bozulacak gibi geliyor"diye cevap alır. Nihatın aşkı platoniktir. Adeta bir rüyadır. Günler aylar geçer. Son sınıf öğrencileridir. Bir şeyler olmaya, ilişkileri çatırdamaya başlar. Bu büyülü aşk yetmemektedir. İkisi ayrı dünyanın insanlarıdır. Karakterleri, huyları, beğenileri apayrıdır. Biri çok romantik, diğeri gerçekçidir. Ne kadar zorlasalar ne yapsalar da </itunes:summary><itunes:keywords>Aşk, Şiir</itunes:keywords><description>Nihat, sınıfta onu görebileceği şekilde oturur. Dersleri dinlerken göz ucuyla izler. Öğrenciler birbirlerine alışmışlar herkes bir grup oluşturmuştur. Güneş daha çok yurt arkadaşlarıyla birlikte zamanını geçirmektedir. Nihat, Onun ilgisini çekmek için her çareye başvurur. Sırasına gül koyar. "Günaydın. Bugün güneş gibi parlıyorsun. Çok hoşşun" gibi küçük notlar yazıp defterinin arasına gizlice koyar. O, bu notların kimin tarafından yazıldığını bilmesine rağmen  sınıf arkadaşının bir şakası...&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/6eQp6aD2d2a4nZZmb1C1H_GpNmc/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/6eQp6aD2d2a4nZZmb1C1H_GpNmc/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/6eQp6aD2d2a4nZZmb1C1H_GpNmc/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/6eQp6aD2d2a4nZZmb1C1H_GpNmc/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/JGbK_bocTSs" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2008/11/ask-ve-siir-bolum-2.html</feedburner:origLink></item><item><title>Aşk ve Şiir  Bölüm 1</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/izm8QFRwx_E/ask-ve-siir.html</link><category>Aşk</category><category>Şiir</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Wed, 19 Nov 2008 15:07:34 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-3360770629777017994</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-11-09/ask-ve-siir-bolum-1.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-11-20T01:07:34.576+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/SRbBptzeeNI/AAAAAAAAACw/VRnMdcnlmyo/s72-c/ask-ve-siir-bolum-1.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-11-09/ask-ve-siir-bolum-1.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Zeki ve çalışkandır. Fen matematik okumasına rağmen edebiyata düşkündür. Dersleri dışında kendine zaman ayırır, roman ve şiir kitapları okur. Hatta, ünlü şairlerin birçok şiiri ezberindedir. Yazdıkları da vardır. Duygusal ve romantiktir. Nihat, evin tek </itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary> Zeki ve çalışkandır. Fen matematik okumasına rağmen edebiyata düşkündür. Dersleri dışında kendine zaman ayırır, roman ve şiir kitapları okur. Hatta, ünlü şairlerin birçok şiiri ezberindedir. Yazdıkları da vardır. Duygusal ve romantiktir. Nihat, evin tek çocuğudur. Bir dediği iki olmamıştır. Ama O, bunu ailesinin zaafı olarak görmemiş bu durumu kullanmamıştır. Annesi Leyla hanım, oğlunun müziğe olan ilgisini farkeder. Liseye başlama hediyesi olarak gitar alır. Nota bilmese de yeteneklidir. İyi bir kulağı vardır. Her türlü müziği rahatlıkla çalar. Artık lise sona kadar yaşamı dersler, şiir ve gitardır. Sınavlara hazırlanır. Zor bir yıl başlamıştır. Bir süredir şiir de yazamaz olur. Hatta çok sevdiği gitarından uzak kalır. Bazı yaşıtları kız peşinde koştururken O, idealindeki üniversiteyi kazanıp eczacı olmak için var gücüyle çalışır. Nihat, atletik yapılı, boylu poslu, genç kızların beğeneceği yağız bir delikanlıdır. Arkadaşları ona, "Haydi bizimle gel. Çok çalıştın. Biraz hava al. Bugün kızlarla kafe de buluşacağız. Belki bir sevgili bulursun" dediklerinde "Beni hayalimdeki aşkımla başbaşa bırakın" diyerek sözü şakaya vurur onlarla gitmek istmez. Aslında, hayalinde kendine bir sevgili, bir aşk yaratmıştır. Hayal aşkı, minyon tipli, sarı saçlı ve renkli gözlüdür. Liseyi bitirir .Sınavlara girer. Yaşadığı şehirdeki üniversiteyi ve istediği bölümü kazandığını gazeteden okuyunca havalarda uçar." Başardım! Başardım!" diye avazı çıktığı kadar bağırır. Bu bağırışlar, kazanıp kazanmama heyecanı ve sınav stresinin üzerinden kalktığının belirtisidir. Ama Nihat nasıl bilirdi ki üniversitede ve sonraki yıllarda birçok sürprizin ve olayın kendini beklediğini, sınav stresi ve heyecanının bu beklenmedik olaylar yanında hiç kalacağını. Kayıt işlemleri biter. Artık üniversitelidir. Okulun açılmasını sabırısızlıkla bekler. Nihayet o gün gelir. Sabah gitmeden önce annesinin elini öper, hayır duasını alır. Heyecanlıdır. Kalbi hızla çarpar. İçinden bir ses "Bugün bambaşka bir gün olacak"diyordur. Kampüse erken varır. Bölümünü ve sınıfını bulur. Çoğu öğrenci yoktur. Dersleri daha belirlenmemiştir. Sınıfın önünde oyalanır. Henüz kimseyi tanımıyordur. Kantine giderken, yolda, çiçeklerin kokusunu ve sabah esintisini yüreğinde hisseder. Öylesine duygulu yapısı vardır ki birçok sabah erken uyanıp güneşin doğuşunu izleyerek şiirler yazmıştır. Bugün de içinde bir kıpırtı vardır. Yazsa kaleminden şiir dökülecektir sanki. "Boşver şimdi sırası değil"düşüncesiyle kantinden içeri girer. Çay söyler."Acaba tanıdık birileriyle karşılaşırmıyım" diye etrafa bakınır. Cam kenarında oturan bir kız gözüne ilişir. Sabah güneşi saçlarından süzülüyor altın sarısı gibi parlıyor adeta ışıldıyordur. Duru beyaz bir teni, okyanus mavisi gözleri vardır. Onu ilk gördüğü andır. Dikkatlice bakar. Şaşkındır."Olamaz böyle şey. Düş mü görüyorum acaba?" Evet O. O!" diye haykırmak ister. Sanki bir tısım değmiş, hayal aşkı gelip masaya oturmuştur. Hayalindeki kıza ne kadar benziyordur. Derin nefes alır. Sakinleşmeye çalışır." Onunla ne yapıp yapıp tanışmalıyım" dıye düşünür. Ama aklına hiç bir şey gelmez. Beyni donmuş gibidir. Sonunda güneş yansımasının gözlerini rahatsız etiğini bahane ederek "perdeyi biraz çekebilir miyim?" diyecektir. Belki tanışma fırsatı yakalayacaktır. Genç kızın yanına gider. Çekingen tavırla,heyecanını bastırmaya çalışarak, -Aferdersiniz güneş. demeye kalmadan, -Evet. Bana mı seslendiniz? -Işığından... Şey.. .Saçmaladım .. Yoksa adınız Güneş mi? diye sorar. -Hımmm. Evet -Ben Nihat. Acaba perdeyi çok az çekebilir miyim.? Işık yansıması rahatsız etti de. -Olur. Genç delikanlı bunu fırsat bilerek konuşmayı sürdürürmeye kararlıdır. -İlk günüm.Yenilerdenim. Eczacılıkta okuyacağım. -Aaa benim de öyle. Demek aynı bölümün öğrencileriyiz diye Güneş cevap verir. Onunla tanışması böyle olmuştur. Evden ayrlırken içindeki ses Ona, "bügün bambaşka bir gün olacak" demişti. Evet, delicesine aşık olacağı kızı, Güneş'ini tanıdığı, üniversiteye başladığı ilk gündü o gün.</itunes:summary><itunes:keywords>Aşk, Şiir</itunes:keywords><description>Zeki ve çalışkandır. Fen matematik okumasına rağmen edebiyata düşkündür. Dersleri dışında kendine zaman ayırır, roman ve şiir kitapları okur. Hatta, ünlü şairlerin birçok şiiri ezberindedir. Yazdıkları da vardır. Duygusal ve romantiktir. Nihat, evin tek çocuğudur. Bir dediği iki olmamıştır. Ama O, bunu ailesinin zaafı olarak görmemiş bu durumu kullanmamıştır.

Annesi Leyla hanım, oğlunun müziğe olan ilgisini farkeder. Liseye başlama hediyesi olarak gitar alır. Nota bilmese de yeteneklidir. İyi...&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1NY6By-zWZi8AazmYHHK71FI22k/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1NY6By-zWZi8AazmYHHK71FI22k/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1NY6By-zWZi8AazmYHHK71FI22k/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/1NY6By-zWZi8AazmYHHK71FI22k/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/izm8QFRwx_E" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2008/11/ask-ve-siir.html</feedburner:origLink></item><item><title>Üzüm Hoşafı</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/ilnEw8oTqWI/uzum-hosafi.html</link><category>Üzüm</category><category>Lokal</category><category>Kuru Fasulye</category><category>Hoşaf</category><category>Yemek</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Sun, 02 Nov 2008 11:44:35 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-2392185182546221757</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-11-02/uzum-hosafi.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-11-02T21:44:35.126+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/SQ2MmyQQ1KI/AAAAAAAAACo/AqKX9MfAMuM/s72-c/uzum-hosafi.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-11-02/uzum-hosafi.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Üniversitede burslu okurken tanır onu. Okulu bitirip askerliğini yaptıktan sonra sade bir düğünle evlenirler. Mecburi hizmeti nedeniyle şirket ona fabrikalarından birinde görev verir. Fabrika lojmanlarına yerleşirler. Çalışkan ve başarılıdır Emre. Gece g</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary> Üniversitede burslu okurken tanır onu. Okulu bitirip askerliğini yaptıktan sonra sade bir düğünle evlenirler. Mecburi hizmeti nedeniyle şirket ona fabrikalarından birinde görev verir. Fabrika lojmanlarına yerleşirler. Çalışkan ve başarılıdır Emre. Gece gündüz demez işine dört elle sarılır. Kısa sürede yönetici kadrosuna atanır. Mutlu evliliğinden nur topu gibi bir oğlu dünyaya gelir. Emre, soğuk kanlı, az konuşan, ağzı sıkı biridir. Heyecanını asla belli etmez. Söyleyeceği sözü tartarak söyler kimseyi kırmak istemez. İşiyle ilgili hiçbirseyi evde anlatmaz. Eşi Neriman ise çok alımlı, neşeli, dedikodusu olmayan becerikli bir ev hanımıdır. Ama çabuk heyecanlanan, lafının nereye gideceğini hesaplamadan içinden geldiği gibi konuşan bir yapısı vardır. Bu yönden ikilinin karakteri tamamen zıttır. Emre, karısını çok sevmesine rağmen onun bu yapısından hoşnut değildir. Arada bir "Canım, sözlerine dikkat edersen iyi olur. Gün gelir, seni tanımayan birinin yanında uygun olmayan şekilde konuşman sana yakışmaz" .Ya da " Bak hayatım " Laf torbaya girmez" n'olur düşünerek konuş" diye onu yumuşak bir dille uyarır. Neriman eşinin haklı olduğunu bilir, bazen fazla tepki verdiğini düşünür. Günler geçer. Oğlu 2 yaşını doldurur. Neriman site yaşamına çabuk uyum sağlar. Protokole de girmişlerdir. Arkadaş çevresi genişler. Düzenlenen eğlencelerde, törenlerde güzelliği ve şıklığı ile dikkat çeker. Etrafa neşe saçar. Çok istemesine rağmen dilini tutmakta zorlanır. Aslında bu huyundan kendi bile hoşlanmaz ama nasılsa dostları onu böyle tanıyıp, sevip, benimsemişlerdir. İlkbahar gelmiştir. Fabrika personelinin hareketlerinde bir telaş hisseder. Merakla kocasına sorar, "Teftiş var" diye cevap alır. Müfettişle ilgilenme işi Emre' ye bırakılmıştır. Herşeyin düzgün ve usulüne uygun yapıldığından emin olduğu için, içi rahattır. Ama çalışanlarda yine de tedirginlik hakimdir. Nede olsa teftiş görüyorlardır. Pazartesileri genelde fabrika lokalinde kuru fasulye vardır. Öğle yemeği için gider. Tahmin ettiği gibidir. Tabldotta kuru fasulye, pilav, yoğurt ve üzüm hoşafı vardır. "Oh yemekler tam oğluma göre" diye düşünür. Yemeği getirmelerini beklerken, kocasını yanında bir adamla lokale girerken görür. El sallayarak eşine "Emreee" diye seslenir. Karısını ve oğlunu gören Emre, adamla birlikte masaya gelir. Tanıştırayım, "Eşim Neriman hanım, bu minik de oğlum. Beyefendi müfettiş Lemi bey". İkisi de "Tanıştığımıza memnun oldum" der. Birlikte otururlar. Lemi bey, "Tabldotta milli yemeğimiz kuru da varmış diye söze başlar. Daha sonra genç kadına "Maşallah oğlunuz ne kadar güzel. Kaç yaşında?" diye sorar. "2 yaşını bitirdi. 3 içindeyiz amcası" derken yemekleri gelir. Konuşmayı keser. Afiyet olsun diyerek yemeğe başlarlar. Neriman, kuru fasulye ve pilavı oğluna yediriken yoğurdu da kaşıkla ağzına tıkıştırır. Bir an önce bitirmesini ister ki sıra ona gelsin. Arada hoşafın suyunu da verir. Çocuk tıka basa doyar. Artık birşey istemez. Israrla oğluna hoşafın üzümlerini yedirmeğe çalışır. " Aç ağzını bakayım. Hammm yap" der. Çocuğun ağzı mıhlamıştır sanki. Kaşığı yaklaştırırken "püüürrrt'' diye ses çıkarak üzümleri püskürtür. Üzerine dökülür. Üstü lekelenir. Emre karısına dönerek "Doydu. Israr etme. Diğerlerini bitirdi zaten." demesine rağmen eşi üzümleri yedirmek niyetindedir. Ama çocuk istemediğini yine çocuksu hareketle, "püüüürrrt" diye üfleyerek belli eder. Üstü başı kirlenen minik oğlan sadece hoşafın suyunu içmektedir. Neriman sinirlenir. Yüksek sesle "Eşek hoşaftan ne anlar, suyunu içer üzümünü bırakır! " değil mi? Amcası diye müfettişe sorar ama cevap alamaz. Birden, Emre' nin şaşkın bakışlarını üzerinde hisseder. Gözgöze gelir. Kocasının yüzünde, gaf yaptın, nasıl konuşuyorsun dercesine bir ifade vardır. Neriman başını Lemi beye doğru çevirir, hoşaf kasesine baktığını görür. Birde ne görsün, müfettiş de hoşafın suyunu içmiş üzümlerini bırakmıştır. Bu gafı düzeltmek özürünü dile getirmek ister. "Sözüm meclisten dışarı. Size söylemedim" diyerek sözü uzatır. Neriman l</itunes:summary><itunes:keywords>Üzüm, Lokal, Kuru Fasulye, Hoşaf, Yemek</itunes:keywords><description>Üniversitede burslu okurken tanır onu. Okulu bitirip askerliğini yaptıktan sonra sade bir düğünle evlenirler. Mecburi hizmeti nedeniyle şirket ona fabrikalarından birinde görev verir. Fabrika lojmanlarına yerleşirler. Çalışkan ve başarılıdır Emre. Gece gündüz demez işine dört elle sarılır. Kısa sürede yönetici kadrosuna atanır. Mutlu evliliğinden nur topu gibi bir oğlu dünyaya gelir.

Emre, soğuk kanlı, az konuşan, ağzı sıkı biridir. Heyecanını asla belli etmez. Söyleyeceği sözü tartarak söyler...&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/2GMPr60aW_nPG9DwssVMBRPc-vk/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/2GMPr60aW_nPG9DwssVMBRPc-vk/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/2GMPr60aW_nPG9DwssVMBRPc-vk/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/2GMPr60aW_nPG9DwssVMBRPc-vk/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/ilnEw8oTqWI" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2008/11/uzum-hosafi.html</feedburner:origLink></item><item><title>Bana Ne</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/83cKNm5WTwI/bana-ne.html</link><category>Kemeraltı</category><category>Çevre Bilinci</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Sun, 19 Oct 2008 10:55:38 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-2829111269666654584</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-10-19/bana-ne.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-10-19T20:55:38.252+03:00</app:edited><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/SPtzc5mg-_I/AAAAAAAAACg/fZLVDiZrikk/s72-c/bana-ne.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-10-19/bana-ne.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Kemeraltı'nın hareketli yerlerindendir Hisar önü. İzmir'in en eski ve büyüğü Hisar camii, ihtişamıyla insanı adeta büyüler. Önünde boncukçular, çiçekçiler, tohumcular etrafında baharatçılar, kahveciler, kebapçılar, kokoreçciler ve lokantalar ayrı bir hav</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary> Kemeraltı'nın hareketli yerlerindendir Hisar önü. İzmir'in en eski ve büyüğü Hisar camii, ihtişamıyla insanı adeta büyüler. Önünde boncukçular, çiçekçiler, tohumcular etrafında baharatçılar, kahveciler, kebapçılar, kokoreçciler ve lokantalar ayrı bir hava verir o mekana. Baloncusu lotocusu ve Manisa mesiri satıcısı, burası ile bütünleşir. Yandaki Kızlar Ağası Hanı da kentin ilk hanlarındandır.Tarih kokar.Yerli ve yabancı turistlerin aradığı her şeyi bulabileceği uğrak yeridir. Bu mekanı çok sever genç kız. Kemeraltına yolu düşerse mutlaka oraya gider. Kafe'de oturur, çayını içerken geleni gideni izler. İzler ama arada sırada da sinirlenir. Bu güzelim alanı neden kirletirler diye düşünür. Yerde izmarit, naylon, pet şişe, kağıt,çekirdek kabukları görmesi canını sıkar. Genç kız çevre bilinciyle yetişmiş eğitimci bir aileden gelir. Bu konuda duyarlıdır.Yere bir şey atanı görünce kendini tutamaz hemen uyarır."Aman kızım bu kadar herkese karışma. Birgün ters biri karşına çıkar. Başın derde girer" diye ikaz eden babasına " Babacığım beni yetiştiren sizsiniz. Hem insanları uyarmak da gerekir değil mi?. Bana kimse bir şey diyemez.Canını sıkma" diyerek babasını rahatlatmak ister. Günlerden cumartesidir. Yakında kuzeni nişanlanacaktır.Törende giyeceği elbiseye boncuk işlemek ister. Öğle vakti Hisar cami önündeki boncukçulara gider. Alışverişini yapar. "Hava ne kadar güzel. Oh, ne iyi ettim de geldim".diye düşünür. Burnuna et kokuları gelir, acıktığını hisseder. Çınar altındaki kafede oturur dönerini yer. Çayını zevkle yudumlarken kalabalığı izler. Güzel vakit geçirmiş eve dönme saati gelmiştir. Kalkar.Kemeraltı hayli kalabalıktır.Yürümek zordur.Sağa sola giderek adımlarını hızlandırmak ister. Bir ara "Haarrrk tuuhhh" diye ses duyar. Başını çevirir. 30 yaşlarında bir adam gözünün içine bakarak yere tükürür.Tükürük ayakkabısının tam önüne düşer. Genç kız beyninden vurulmuşa döner. Al al, mor mor olmuştur.Sinirlenir. Adama dönerek "Az kaldı ayakkabımın üstüne atacaktın. Herkes senin tükürüğünü görmek yada üstüne basmak zorunda mı? Etrafa mikrop saçıyorsun. Kendine saygın yoksa çevrendekilere saygın da mı yok?" der. Adam bir omzunu aşağıya indirir diğerini yukarı kaldırarak başını öne doğru uzatır. Kollarını geriye atarak kabadayı tavırlarıyla kelimeleri bastıra bastıra " Ne oooo iğreendinn mi?" diye sorar. Bu soru karşısında dona kalır genç kız. Adamın özür dileyeceğini yada utanacağını umarken aldırmaz bir tavırla küstahça söylediği laftan irkilmiştir. Adam beladır. Sözü uzatsa başının derde gireceği bellidir. Babasının uyarısı aklına gelir."Şeytanından bul!" der. Oradan hemen uzaklaşır. Bu güzelim tarihi alan böyle kirletilr mi? diye düşünür. Durağa gelir. Otobüsü bekler. Durak oldukça kalabalıktır. Yanında, takım elbisesi, gömleği kıravatı ve cep mendiliyle uyumlu yaşlı bir adam durur. Görmüş geçirmiş olduğu her halinden bellidir. Diğer yanında; Bir kadın, 8-9 yaşlarında çocuğu ile birliktedir. Çocuk yediği dürümü bitirir. Kağıdı ve naylonu buruşturarak yere fırlatarak atar. Bunu gören genç kız " Sen karışma.Görmemiş ol. Çocuğu annesi uyarmalıydı" diye düşünür ama kadın oralı bile değildir. Biraz önce adamın yaptığı terbiyesizliği unutmamıştır. İçi bir türlü rahat edemez. Çocuğa eğilerek sevecen tavırla ve yumuşak bir sesle "Güzeliimmm! Kağıtları çöp kutularına atarsak, çevremizin temizliğini korumuş oluruz değil mi? diye sorar. Çocuğun annesi" Sana ne! Nereye atarsa atar"diyerek birden tepki gösterir. Bu söz üzerine genç kız üzülür.Tam cevap vereceği an, yaşlı adam " Üzülme kızım. Kabahat bizlerde. Onları yetiştirememişiz. Şükürler olsun senin gibi düşünen pek çok gencimiz de var diyerek kızı teselli etmek ister. Otobüs gelir.Biner.Bugünüm güzel geçti diye düşünürken biri ona "Ne o iğrendin mi? diğeri de "Sana ne" demiştir. Güzel gün, ters bir gün olmuş " Adaammm sen de. Bana ne " diyememiştir.</itunes:summary><itunes:keywords>Kemeraltı, Çevre Bilinci</itunes:keywords><description>Kemeraltı'nın hareketli yerlerindendir Hisar önü. İzmir'in en eski ve büyüğü Hisar camii, ihtişamıyla insanı adeta büyüler. Önünde boncukçular, çiçekçiler, tohumcular etrafında  baharatçılar, kahveciler, kebapçılar, kokoreçciler ve lokantalar  ayrı bir hava verir o mekana.  Baloncusu lotocusu ve  Manisa mesiri satıcısı, burası  ile bütünleşir. Yandaki Kızlar Ağası Hanı da kentin ilk hanlarındandır.Tarih kokar.Yerli ve yabancı turistlerin aradığı her şeyi bulabileceği uğrak yeridir.

Bu mekanı...&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/LDD2xf2i7XWW8eAy2RCUMnGpNTg/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/LDD2xf2i7XWW8eAy2RCUMnGpNTg/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/LDD2xf2i7XWW8eAy2RCUMnGpNTg/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/LDD2xf2i7XWW8eAy2RCUMnGpNTg/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/83cKNm5WTwI" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2008/10/bana-ne.html</feedburner:origLink></item><item><title>Hamile Kalacağım</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/iHs4sFv58hQ/hamile-kalacagim.html</link><category>Kadın</category><category>Hastane</category><category>Anı</category><category>Konuk</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Fri, 10 Oct 2008 14:18:37 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-7076142512129336091</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-10-11/hamile-kalacagim.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-10-11T00:18:37.955+03:00</app:edited><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/SO-UnU8ftbI/AAAAAAAAACY/x0kcQeO8tsE/s72-c/hamile-kalacagim.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-10-11/hamile-kalacagim.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>Üç komşu sabah kahvesi içmeyi alışkanlık haline getirir. Birgün Ayşe'de, birgün Zehra'da. Bugün Nurcan'dadır sıra. "Yine az şekerli içiyoruz değil mi arkadaşlar?" diye sorar. Kahvelerini yudumlarken, - Nasıl beğendiniz mi? Fincanda pişirmeyi yeni öğrendim</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary>Üç komşu sabah kahvesi içmeyi alışkanlık haline getirir. Birgün Ayşe'de, birgün Zehra'da. Bugün Nurcan'dadır sıra. "Yine az şekerli içiyoruz değil mi arkadaşlar?" diye sorar. Kahvelerini yudumlarken, - Nasıl beğendiniz mi? Fincanda pişirmeyi yeni öğrendim. - Sabaha kadar uyuyamamadım ağrıdan. Üstelik ağrı kesici de aldım. Bugün sersem gibiyim. Kahve iyi geldi doğrusu. Ellerine sağlık. Çok güzel olmuş der Ayşe. Zehra ağrısının nedenini sorar. - Fıtık var. Özel doktora gittim. Ameliyat olmamı öneriyor. Korkuyorum. Hastanedeki kalabalık formaliteler koşuşturmacadan da sıkılıyorum. - Yok canım artık eskisi gibi değil. Hem özel hastaneler de bakıyıor. Eskiden neydi o kuyruklar der Nurcan. Zehra söze atılır. - Kaynanam; Boğazının ağrıdığını hep söyler. Buzlu su içme hastalanacaksın diye kaç kere uyardım. Kadın bir türlü laftan anlamıyor ama canının kıymetini de iyi biliyor. Biraz başı ağrısa yada sesi kısılsa hemen doktora koşturuyor. Oğlu da anasının tam zıttı. 15 yıl önce ölümden döndü. Hastaneye zor yetiştirdik. - Yaa evet. Sen de uzun süre eşinin yanında hastanede kalmıştın değil mi? diye sorar Ayşe - Hıı.. Neredeyse ben de hasta olacaktım. Yüksek tansiyonum o günlerden kalma. Hastane günlerinden, fıkra gibi bir anı, Zehra'nın gözünde birden canlanır. Dalıp gider... Eşi ağır bir hastalık geçirmiştir. O da refakatçı olarak yanındadır. Sabah çok erken uyanır, ateşini ölçer, temizler, kahvaltısını yaptırır. Kullandığı tansiyon hapı biter. Evden gidip gelme derdi yoktur. Nasıl olsa hastanededir. Doktorlar vizite çıkmadan numara alarak ilacını yazdırmayı düşünür. Poliklinik girişine vardığında çok uzun sıra vardır. Hastalar kuyrukta beklemektedir. Gecikmiştir. En arkaya kalır. Önünde orta yaşlı bir adam durmaktadır. Sıkıntısı her halinden bellidir. Uzun bir süre geçer nihayet sıra adama gelir. "Dahiliye bölümünü istiyorum" der. Aldığı cevap "dahiliye dolu"."Kullandığım ilaçlar bitti de. Yalnız ilaç yazdıracağım". "Dolu" diye tekrarlar görevli. "O zaman nöroloji" olsun der. Yine "dolu" cevabını alır. Adam terler, mendiliyle alnını siler. Israrcıdır. İlaçlarını mutlaka yazdırmak ister. Kardiyoloji, dermatoloji, göğüs hastalıkları, aklına gelenleri sıralar. Hepsine aldığı cevap aynıdır. Dolu... Sinirleri iyice gerilir. Yüzü sapsarıdır. Zaten hastadır. Görevli birden "kadın hastalıkları ve doğum boş" der. Adam şaşkındır hayret dolu bakışlarla."İyi! Şimdi eve gidiyorum hamile kalıp döneceğim. O zaman sıra numaramı senden alırım" diyerek öfkesini belirtir. Birbirlerine donuk bakışlarla bakarlar. Aslında görevli adama yardım etmek ister ama erkeklerin muayene olamıyacağı bölüm ağzından çıkmıştır bir kere. Adam öfkesi burnunda "Hamile kalmaya gidiyorum! Hamile kalmaya gidiyorum!" diye söylenerek oradan ayrılır. Bu olaya ağlar mısın? güler misin? diye düşünür. Ayşe'yle konuşmasına kaldığı yerden devam eder. - Boşuna dememişler "Korkunun ecele faydası yoktur" diye. Başına birşey gelmeden doktorun söylediklerini yap. Şimdi hastaneler eskiye göre farklı. Ameliyattan korkuyorum diyorsun ama kocamı örnek al. Nurcan meraklanarak lafa karışır "Kocanın sağlığı nasıl?" diye sorar. Zehra "turp gibi maşallah" diye cevap verir. Ayşe, konuşmalardan sıkılır. "Nurcan çok güzel fal bakıyor. Dedikleri de çıkıyor ayol!" diyerek konuyu değiştirmek ister. Telveyi iyice çalkalayarak "Ne varsa halim o çıksın falim" der fincanı kapatır.</itunes:summary><itunes:keywords>Kadın, Hastane, Anı, Konuk</itunes:keywords><description>Üç komşu sabah kahvesi içmeyi alışkanlık haline getirir. Birgün Ayşe'de, birgün Zehra'da. Bugün Nurcan'dadır sıra.
"Yine az şekerli içiyoruz değil mi  arkadaşlar?" diye sorar.
Kahvelerini yudumlarken,
- Nasıl beğendiniz mi? Fincanda pişirmeyi yeni öğrendim.
- Sabaha kadar uyuyamamadım ağrıdan. Üstelik ağrı kesici de aldım. Bugün sersem gibiyim. Kahve iyi geldi doğrusu. Ellerine sağlık. Çok güzel olmuş der Ayşe.
Zehra ağrısının nedenini sorar.
- Fıtık var. Özel doktora gittim. Ameliyat olmamı...&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/9gWjxF-OPZ1ONGxUDhEdccXyaGU/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/9gWjxF-OPZ1ONGxUDhEdccXyaGU/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/9gWjxF-OPZ1ONGxUDhEdccXyaGU/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/9gWjxF-OPZ1ONGxUDhEdccXyaGU/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/iHs4sFv58hQ" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2008/10/hamile-kalacagim.html</feedburner:origLink></item><item><title>Kadın Her Yaşta Kadın</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/w2OmIbcsbIs/kadin-her-yasta-kadin.html</link><category>Kadın</category><category>Komik</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Sat, 04 Oct 2008 03:26:07 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-1981955449992890341</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-10-04/kadin-her-yasta-kadin.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-10-04T13:26:07.568+03:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/SN1bpb8Oa6I/AAAAAAAAACQ/NsekGFm9K5Y/s72-c/kadin-her-yasta-kadin.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-10-04/kadin-her-yasta-kadin.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>Günleri birlikte geçer. İki kafadardır. Alışverişe eğlenceye her yere beraber giderler. Arkadaşları onlara "ayrılmaz ikili" gözüyle bakar. Öğleden sonra Nazlı'nın zili çalar. Kapıyı açar. Gelen Hatice'dir" -Hala hazırlanmadın mı? diye sorar -Bekle. Çorabı</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary>Günleri birlikte geçer. İki kafadardır. Alışverişe eğlenceye her yere beraber giderler. Arkadaşları onlara "ayrılmaz ikili" gözüyle bakar. Öğleden sonra Nazlı'nın zili çalar. Kapıyı açar. Gelen Hatice'dir" -Hala hazırlanmadın mı? diye sorar -Bekle. Çorabımı giyeyim. Hemen çıkarız. Hatice alışveriş yapsın ister.Markete giderler. Ilık bir hava vardır. Tam parkta oturulacak zamandır. -Akşam hazır köfte pişireceğim. Yanına biraz makarna ve salata. Hergün ne pişireceğimi düşünmekten bıktım usandım. Benimkine soruyorum. Bildiğini yap diyor. Sen ne yemegi yapacaksın.? -Dünden kalma fasülye biraz da pilav var. Tek kişi olunca yiyesim gelmiyor. Hatice, hazır Adana köftesi, ekmek ve yoğurt alır. Marketten çıkarlar. Ayrılmaz ikilinin aklı parktadır. Zaman kaybetsin istemezler. Çerezciden yeni kavrulmuş ayçekirdeği alırlar .Bankta oturarak yemesi onlara göre eğlencedir. -Hızlı yürüdük. Offff ayaklarım ağrıdı. -Ya öyle. Biraz erken çıksaydık iyi olacaktı. -Poşeti neden kucağında tutuyorsun Hatice? Yana yere koy. Ohhh bankta şöyle bir rahat oturalım. Etrafı seyretmek ne güzel oluyor. Ha.. çekirdek kabuklarını kese kağıdına koy. Etraf kirlenmesin. Poşeti yere koyan Hatice arkadaşıyla koyu sohbete dalar. Bir ara gözü karşı bankta oturan adama takılır. Adam kaş göz işareti yapmaktadır. Rahatsız olur. -Şu oturan adamı görüyor musun? Bana göz kaş işareti ediyor. -Ayol, O bana da yapıyor. Başını sallayarak yana eğiyor. -Haydi bakalım! Bizi gözüne kestirdi galiba. Seni mi? Beni mi ? diye sorar Hatice. -Ben senden şimanım. Üstelik saçlarım da beyaz. Benim neyimi beğenecek ayol? -Yüzümdeki kırışıklar giderek artıyor Nazlı. Ben de yaşlanıyorum. Beni, ancak eşim beğenir. Hem sen yalnızsın diyerek kıkırdayarak güler. Göz ucuyla adama bakar. Hala işaret ediyor der. -Amannn bu yaştan sonra mı? Boş veeeeerr neyin nesidir. Şiiişt! Adama doğru sakın bakma! Başını yana çevir. İkiside orta yaşlardadır. Adamın kendilerini beğendiği, hoşlandığı kanısına varırlar. Yoksa niye göz kaş işaretiyle başını sallasın diye konuşurlar. Bir taraftan, karşı cins tarafından beğenilmek de hoşlarına gitmiştir. Hatice, tekrar gözgöze gelir. Adam aynı hareketi yine yapar. Başa dert midir? Nedir? Arkaya bakar. İyi ki uzaktayız diye düşünür. Nazlı,"Sırtımızı dönerek oturursak, onunla yüzyüze gelmemiş oluruz derken ayçekirdeğini çıtırdatarak yemeğe devam eder. Adam birden ayağa kalkar onlara doğru yönelir. Hatice kısık sesle "Bak! Bak! Gördün mü? Bize doğru geliyor. Konuşmak isterse tersleriz. Çeker gider." Adam önlerinde durur. Onlara konuşma fırsatı tanımadan "Hanımlar" diye doğrudan söze girer. -Bir süredir sizlere işaret edip duruyorum. Şuradaki köpek yavrusu poşetinizi parçaladı, içindekileri yiyor diye. Hatta yanınıza gelinceye kadar paketi sürükleyerek uzaklaştırdı. Öyle konuşmaya dalmışsınız ki ne zaman size işaret etsem farkında olmayarak kafanızı çevirdiniz. Onun için yanınıza gelip size söylemek istedim der. İkiside şaşkındır. Adamın sözleri karşısında sanki dilleri tutulur. Ne diyeceklerini bilemezler. Bir de bakarlar, poşeti parçalayan köpek afiyetle köfteleri yiyip bitirmiş yalanmaktadır. Yoğurt etrafa dökülmüştür. Parktaki kumrular parçalanan ekmekten nasibini almış kırıntılara da diğer kuşlar üşüşmüştür. Bunlar olurken iki kafadarın dünyadan haberi yoktur. Adamın, köpek poşetinizi parçalıyor diye kaş göz ve baş işaretiyle yaptığı uyarıyı anlamıyararak farklı yorumlamışlardır. Hatice, yoğurt kasesini ve poşeti yerden alıp çöp kutusuna atar. Nazlı da ona yardım eder. İkiside, adam hakkında yanlış kanıya vardıkları için çok utanır. Şimdi Adana köftesi, yoğurt ve ekmeğin gittiğine mi üzülsünler yoksa adam hakkında düşündüklerine mi?. Ama bir gerçek vardır. Beğenildiklerini zannederek hissetikleri duygu ikisinin de hoşuna gitmiştir. Kadın her yaşta kadındır. Beğenilmekten hoşanır ve zevk alır. Bu duygu, kadının özelliklerinden biridir.</itunes:summary><itunes:keywords>Kadın, Komik</itunes:keywords><description>Günleri birlikte geçer. İki kafadardır. Alışverişe eğlenceye her yere beraber giderler. Arkadaşları onlara "ayrılmaz ikili" gözüyle bakar.

Öğleden sonra Nazlı'nın zili çalar. Kapıyı açar. Gelen Hatice'dir"
-Hala hazırlanmadın mı? diye sorar
-Bekle. Çorabımı giyeyim. Hemen çıkarız.

Hatice alışveriş yapsın ister.Markete giderler. Ilık bir hava vardır. Tam parkta oturulacak zamandır.

-Akşam hazır köfte pişireceğim. Yanına biraz makarna ve salata. Hergün ne pişireceğimi düşünmekten bıktım...&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/lDQ4clVpcjeaovszOhMJKGYBVGk/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/lDQ4clVpcjeaovszOhMJKGYBVGk/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/lDQ4clVpcjeaovszOhMJKGYBVGk/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/lDQ4clVpcjeaovszOhMJKGYBVGk/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/w2OmIbcsbIs" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2008/10/kadin-her-yasta-kadin.html</feedburner:origLink></item><item><title>Cingöz Berber</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/4TbUeX7M8MI/cingz-berber.html</link><category>Komik</category><category>Futbol</category><category>Berber</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Mon, 24 Nov 2008 09:20:05 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-879765466619179387</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-09-27/cingoz-berber.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-11-24T19:20:05.200+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/SN1E_6IBrdI/AAAAAAAAACI/27GteGDuBvM/s72-c/cingoz-berber.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-09-27/cingoz-berber.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>"Haydi koşş! Aslanım benim. Sağına baksana kimse yok. Kaleci dışarda. Koş be! Haydi vur! Şuut Goooll GollGolllll!" Bağrışlar Cingöz Ali'nin yerinden gelir. Semtin gençleri onun berber dükkanında, televizyondan maç izliyordur. Ali koyu bir futbol hastasıdı</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary>"Haydi koşş! Aslanım benim. Sağına baksana kimse yok. Kaleci dışarda. Koş be! Haydi vur! Şuut Goooll GollGolllll!" Bağrışlar Cingöz Ali'nin yerinden gelir. Semtin gençleri onun berber dükkanında, televizyondan maç izliyordur. Ali koyu bir futbol hastasıdır. Maçlarda dükkanı gençlerle dolup taşar. İşini çok sever. Berberlik mesleğini babası dedesinden O da babasından öğrenir. Bu bizim Ata mesleğimiz der övünür durur. Dükkanın tabelasında "Cingöz Berber"yazar. Kimine göre Ali, kimine göre berber Ali'dir. Bazıları ise soyadından dolayı Cingöz Ali der. O, soyadıyla hiç uyuşmaz. Sevecendir. Kimseyi kırmak istemez. Herkesle iyi geçinir. Yardım severdir. Gençler ve çevresindeki esnaf onu çok sever. Ali Cingöz söylenenlere hemen inanan dalgın biridir. Öfkelenen yapısı vardır, saman alevi gibi çabuk geçer ama vücudu bir süre zangır zangır titrer. Özellikle tuttuğu takımın maçlarında sinir küpü olup çıkar. Bunlar en olumsuz yönleridir. Berber Ali yeni evlidir. 5 ay sonra bebeği doğacaktır. Bu süre içinde arabasını satıp, banka kredisiyle küçük bir ev almak ister. Bebeğin yeni evde yaşaması büyük hayalidir ama ekonomik sorunlarını çözememiştir. Bunlar hep kafasını kurcalar. Daha dalgın olup çıkmııştır. Burhan ve Haydar saç tıraşı için dükkana gelir. Burhan, Berber Ali'nin çocukluk ve mahalle arkadaşıdır. Hatta ilkokula beraber gitmiş aynı sırada oturmuştur. -Hoş geldin Burhan! Müşterimin saç kesimi biter bitmez ilk seni alacağım. -Sen işine bak. Bekleriz. Benden sonra Haydar da tıraş olmak istiyor. O gün, Ali'nin takımın birincilik maçı vardır. Dükkan gençlerle doludur. Hararetli şekilde maç izlenir. Çok fazla gürültü vardır. Ali'nin cep telefonu çalar. -Alooo! Alo! Alooo!. Sesiniz boğuk geliyor. Evet benim. Satıyorum. Yok be kardeşim! Peşin fiyata. Olur mu öyle şey? Yahu ne diyorsun! Sana al diye yalvaran mı var? diyerek telefonu kapatır. Sinirlenerek, "Amma ısrarcı adam be! Arabayı bedava kapatsın istiyor" der. Arayan dükkandaki haylazın biridir. Alıcıymış gibi gizlice telefon eder. Üstelik maç gününde. Aklınca Ali'ye şaka yapıyordur. Onun bundan haberi yoktur. Burhan, ilaç firmasında işe başlayacaktır. İlk gün önemlidir onun için. Saç tıraşı olup düzgün kılık kıyafetle işe gitmek ister. Heyecanlıdır. Nasıl uyum sağlayacağım diye düşünürken, -Sıra sende. Koltuğa geç. Nasıl keseyim?. -Üstü ve enseyi kısalt. Favorileri de düzelt yeter. Yarın işe başlıyorum, bakımlı görünmem gerekir. -Ooo Hayırlı olsun arkadaşım. Ali, Burhan'ın saçlarını ıslatır, makası eline alır tam o sıra telefonu çalar."Biraz önce beni arayan "ittir" diye söylenir ama bu kez gerçek bir müşteri arıyordur. Laf lafı açar. Pazarlıkta bir türlü anlaşamaz. Konuşma uzar da uzar. Bir yandan da maç izler. Telefonu kapatır. Makas elindedir. Saçını keseceği an goll goll! gol!"diye dükkandakiler bağırır."Yuhh kahretsin! Yuhhh! Hakem golü saymadı. Bizim santrfora kırmızı kart gösterdi. Olmaz böyle şey! Baksana herif resmen taraf tutuyor" diyenleri duyar, makası bırakır. Burhan'ın arkasından maçı izler. Hakeme sinirlenir. Suratı kıpkırmızıdır. Küfretmemek için kendini zor tutar. Bağırır çağırır. Tuttuğu takım yenililiyordur. Öfkeden elleri vücudu titrer ama gözünü de bir türlü maçtan ayıramaz. Burhan hala saçının kesilmesini bekler. Maçın sonlarına doğru takımın yenme şansı azalır. "Top yuvarlaktır. Bakarsın son an golü olur" diye ümit eder Ali Berber. Bir türlü gol fırsatı oluşmaz. Morali iyice bozulur, ellerinin titremesi artar. Bu defa makas yerine tarağı alır. Burhan'ın saçını tekrar ıslatır. Fön çeker. Güzelce tarar, jöle sürerek şekil verir."Sıhhatler olsun" der aynayı arkasından tutar. Favorileri ve enseyi gösterir. Burhan, Ali'nin saçını kesmediğini bilir ama şaşkınlığını gizler. Şaka yapıyordur sanır. -Borcum ne kadar? diye sorar. -At birşey! Çocuğa da biraz bahşiş verirsin" Parayı ve bahşişi verir. Cingöz Ali'nin Cingöz olmadığını yalnızca dalgın olduğunu bilir. Üstelik takımı maçı da kaybetmiştir. "İyi ki saçımı kesmeyi unuttu yoksa bu titrek ellerle Eşek Tıraşı yapardı"</itunes:summary><itunes:keywords>Komik, Futbol, Berber</itunes:keywords><description>"Haydi koşş! Aslanım benim. Sağına baksana kimse yok. Kaleci dışarda. Koş be!  Haydi vur! Şuut Goooll GollGolllll!"  Bağrışlar Cingöz Ali'nin yerinden gelir. Semtin gençleri onun  berber dükkanında, televizyondan maç izliyordur. Ali koyu bir futbol hastasıdır. Maçlarda dükkanı gençlerle dolup taşar.

İşini çok sever. Berberlik mesleğini babası dedesinden O da babasından öğrenir. Bu bizim Ata mesleğimiz der övünür durur. Dükkanın tabelasında "Cingöz Berber"yazar.

Kimine göre Ali, kimine göre...&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/4jWO4MsA-2bKUAKdReQzhn2Erko/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/4jWO4MsA-2bKUAKdReQzhn2Erko/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/4jWO4MsA-2bKUAKdReQzhn2Erko/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/4jWO4MsA-2bKUAKdReQzhn2Erko/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/4TbUeX7M8MI" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2008/09/cingz-berber.html</feedburner:origLink></item><item><title>Uçan Halı</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/fpNsjvlc2Nk/ucan-hali.html</link><category>Kaza</category><category>Halı</category><category>Komik</category><category>Kamyon</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Sun, 14 Sep 2008 23:37:46 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-2324095740910773590</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-09-13/ucan-hali.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-09-15T09:37:46.595+03:00</app:edited><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/SMxRlsyJm3I/AAAAAAAAAB0/uaGJi7FcS88/s72-c/U%C3%A7an+Hal%C4%B1.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-09-13/ucan-hali.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> "Pat pat pat" diye sesler duyulur. Bedriye hanım yine balkonda, yastıkları çırpıp battaniye ve halı silkeliyordur. Apartman sakinleriyle esnaf bu silkeleme işinden rahatsızdır. Alt kattakilerin çamaşırı asılıdır, tozlanır, kirlenir hiç önemsemez. Yeter k</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary> "Pat pat pat" diye sesler duyulur. Bedriye hanım yine balkonda, yastıkları çırpıp battaniye ve halı silkeliyordur. Apartman sakinleriyle esnaf bu silkeleme işinden rahatsızdır. Alt kattakilerin çamaşırı asılıdır, tozlanır, kirlenir hiç önemsemez. Yeter ki o işini yapsın. Misafir gelmesinden hoşnut olmaz. Ender de olsa, gelenleri küçük odada ağırlar salona almaz. Evinin kirleneceği düşüncesi vardır. "Elektrik süpürgesini neden kullanmıyor sun?" Hem yorulmamış olursun hem de etrafı tozutmazsın" diyenlere " Kimsenin aklına ihiyacım yok. Elaleme ne?" diyerek çıkışır. Onları susturur. Herkesin evine teklifsiz gider, davet beklemez. Gidecek kapı bulamazsa esnafın dükkanında oturur çene çalar. "Birgün başımıza taş değil halı yağacak" diyerek şakayla onu kınayan kasap Mazlum'a çok kızar. Öfkelenerek yüksek sesle, "Koskoca şey düşer mi" der, bildiğini okur. Çenesiyle herkesi sindirmiştir. Kimse onu bu işten vazgeçiremez. Onunla uğraşmak istemez. Mazlum dükkan önünde tabureye otururken ses duyar. Başını kaldırır, yukarı bakar. Bedriye Hanım balkonda minderleri çırpıyordur. Her halı silktiğinde, toz en çok onun dükkanının önüne yağar. Müşteri içeri girmez kaçar. Kasap, rahatsız olanların başında gelir." Yine başladı. Toz yağacak" diye oflayarak düşünür. "Öyle birşey olmalı ki balkondan asla halı silkelemesin." diye içinden geçirir. Ah eder. Bedriye, evin girişinde, ayak altındaki küçük halının çok tozlandığını düşünür. İyice silkeler. Demir korkuluğa serer, aşağıya sarkıtır. Hava bozmuştur. Sanki yağmur yağacaktır. Aniden şiddetli bir rüzgar eser, halıyı uçurur. "Ayyy havalandı! Gittiii! Gidiyoorr!" diye çığlık çığlığa bağırır. Mazlum kasap uçan bir halı görür. Havada süzülüyor gibidir. Halı yavaş yavaş yere düşerken caddeden geçen bir kamyonun ön camına şap diye yapışır. Şoför önünü göremez. Kamyon acı bir fren sesiyle sürüklenerek durur. Şoför araçtan çılgın gibi iner. Ağıza alınmayacak küfürlerle "Bu halıyı balkona asan kim? Bana kaza yaptıracaktı.Yandaki arabaya çarpacaktım! Nerdesin? Çık ortaya çıkkkk" diyerek avaz avaz bağırır. Çok öfkelidir. Apartman balkonlarına bakar. Kimse yoktur. Oradaki esnaftan çıt çıkmaz. Dükkanın önünde kasabı görür. "Bu halı kimin? Biliyor musun?" diye sorar. Mazlum susar. Bilmiyorum dercesine omuzlarını kaldırır. Birşey söylemez. Halının kamyon camına yapıştığını görmüştür Bedriye hanım. Balkon köşesinde yere çöker. Görünmeyecek şekilde gizlenir. Hele şoförün bağırışından, küfürlerinden sonra. Ortaya çıkarsa başına gelebilecekleri düşünür. Çok korkar. Göz ucuyla bile aşağı bakamaz. Ön cama yapışan halı, ani frenle yere düşerek kamyon altındaki şafta dolanmıştır. Şoför çıkarmak ister ama beceremez. Öfkeyle öyle bir çeker ki halı parçalanır. Kaldırıma doğru fırlatır atar. Küfür ederek kamyona biner oradan uzaklaşır. Aradan bir süre geçer. Bedriye yerinden kalkamaz. Olayın korkusu ve şoku hala üstündedir. "Abla!!! Abla!!!" diye kasap seslenir. Alaylı bir şekilde "Kamyon gitti. Saklandığın yerden çıkabilirsin" der. Korkudan dilini yutmuştur sanki. Mazlum'a cevap bile veremez. Halının uçup kamyonun ön camına yapışacağı akla hayale gelmez bir olaydır. Kasap Mazlum'un şakayla söylediği "Başımıza halı yağacak "sözü gerçek olur ama kör talih hiçbirşeyden habersiz yolunda giden kamyon şoförüne isabet eder. Bedriye hanım artık ne halı silkeler nede uçabilecek eşya koyar balkon demirlerine. Bu korku ona güzel bir ders olur. Kasap Mazlum'un ahı tutmuştur.. Eeee ne demiş atalarımız : Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste...</itunes:summary><itunes:keywords>Kaza, Halı, Komik, Kamyon</itunes:keywords><description>"Pat pat pat" diye sesler duyulur. Bedriye hanım yine balkonda, yastıkları çırpıp battaniye ve halı silkeliyordur. Apartman sakinleriyle esnaf  bu silkeleme işinden rahatsızdır. Alt kattakilerin çamaşırı asılıdır, tozlanır, kirlenir hiç önemsemez. Yeter ki o işini yapsın.

Misafir gelmesinden hoşnut olmaz. Ender de olsa, gelenleri küçük odada ağırlar salona almaz. Evinin kirleneceği düşüncesi vardır. "Elektrik süpürgesini neden kullanmıyor sun?" Hem yorulmamış olursun hem de etrafı tozutmazsın"...&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/YqOJy0lDFT_cESELKInMWszlon0/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/YqOJy0lDFT_cESELKInMWszlon0/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/YqOJy0lDFT_cESELKInMWszlon0/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/YqOJy0lDFT_cESELKInMWszlon0/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/fpNsjvlc2Nk" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2008/09/ucan-hali.html</feedburner:origLink></item><item><title>Herbert'lerin Tatil Anıları</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/BZnuy4c5MKc/herbertlerin-tatil-anilari.html</link><category>Oyun</category><category>Anı</category><category>Gezi</category><category>Tatil</category><category>Konuk</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Mon, 15 Sep 2008 10:48:12 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-2806854605002434637</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-09-06/herbertlerin-tatil-anilari.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-09-15T20:48:12.872+03:00</app:edited><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/SMH_RkNCpiI/AAAAAAAAABs/gWjZ80lM8lQ/s72-c/Herbert%27lerin+Tatil+An%C4%B1lar%C4%B1.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-09-06/herbertlerin-tatil-anilari.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Nuri bey, Herberti iş nedeniyle Hannover'de tanır. İkinci gidişinde evlerinde üç gün kalır. Bu konuk severlik karşısında onları yazlık evlerine, tatile davet eder. "Gelenlerle nasıl anlaşacağız? Ne yapacağız?" diye kaygıyla soran eşine "almanca konuşuyor</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary> Nuri bey, Herberti iş nedeniyle Hannover'de tanır. İkinci gidişinde evlerinde üç gün kalır. Bu konuk severlik karşısında onları yazlık evlerine, tatile davet eder. "Gelenlerle nasıl anlaşacağız? Ne yapacağız?" diye kaygıyla soran eşine "almanca konuşuyorlar ama biraz ingilizceleri de var. Bildiğin ingilizce kelimelerle, vücut dili el hareketleriyle anlaşır, idare edersin. Onlara, Türkçe'mizi de öğretirsin, olur biter. Hem çocuklar akran, bizimkiler de konuşarak pratik yapar değil mi?" diyerek eşini rahatlatır. Herbert'leri havaalanından almaya gider Nuri bey. Nurten hanım günlerdir yaptığı dip bucak temizliği ancak bitirir. Yemekler ve mezeler çoktan hazırdır. Çoluk çocuk evde konukları belkliyordur. "İlk kez geliyorlar, buraları beğenirler mi? Nasıl izlenim bırakacağız?" diye düşünürken araba uzaktan görünür. Kızı, "Anne bak! geliyorlar!" diye sevinerek bağırır. Herbert, eşi Anna ve 2 kızı gülümseyerek arabadan iner. Nuri, eşini ve çocuklarını göstererek "İşte! Bizim Aile!" der. Gelenler, çok sıcakkanlı görünür Nurten hanıma. "Hoş geldiniizz! Hoşgeldiniz!. Ah ne iyi ettiniz de geldiniz! Vel kaaaam! Vel kam!" diyerek tokalaşırken yüzünde mutlu bir ifade vardır. Oğlu Memo, eşyaları taşımaya yardım eder. Yorucu bir gün geçmiştir. Soğuk yiyecek içecek ikramından sonra herkes odalarına çekilir. Konukseverliğin ilk gösterisi kahvaltıda başlar. Kuş sütü eksiktir. Anna, hazırlanan masayı görünce "Ohhh mayn godd" diyerek şaşınlığını belli eder. Nurten hanım yiyecekleri göstererek, "Bak bu Pişiii. Türkiş pişi! Hamur parçaları yağda kızartılır. Bu da omletin kekiklisi". Ara da oğlununa "Söylediklerimi tercüme etsene Memo!" der. "Şu da bizim yerli domatesimiz. Hem de organik domates. Misss kokuyor bunlar, guuudt guudt, güzeeeeelll" diyerek tüm yiyecekleri anlatır. Konuklara, sürekli "çekinmeyin, yiyin burası sizin eviniz sayılır" der. "Haydi yiyin" ısrarı sonunda Herbert ailesi neredeyse mide fesadına uğrayacaktır. Dönüşe kadar bu ısrar devam edecektir. Nuri bey ile eşi, konuklara gelenek ve göreneklerimizi anlatmaya pek heveslidir. Türk müziğini, halk oyunlarını, bildilkeri her şeyi anlatıp öğretmeye çalışır. Nurten göbek dansını bile gösterir. Eşi de onlara okey ve tavla oyununu öğretir. Herbert tavlayı çok sever, iyi bir tavla oyuncusu olup çıkar. Bizlerden biri gibidir. Tatilin bitimine bir gün kalmıştır. Sahilden döndükleri akşam üzeri bahçede "ssııısss" diye bir ses duyarlar. Önlerinden bir yılan kıvrılarak geçer, kurumuş otların arasına süzülür. Hepsi dona kalır. Yılanı görmek bir yana, adı bile onları ürkütür. Otlardan uzak durmaya özen gösterirler. Sitedeki evlerin bir bölümü bitmemiş kaba inşaat halindedir. Çevre düzeni yoktur. Etraftaki otlar diz boyu olup kurumaya başlamıştır. Bahçedeki kuru otlar arasında yılandan başka fare, akrep böcek de olabilir diye düşünür Nurten hanım. Site görevlisi Cabbar'dan otları kesip bahçeyi temizlemesini konuklar gelmeden önce defalarca rica eder. Her seferinde "Tamam abla! Olur abla!" demesine rağmem bir türlü temizlemez. Sitedeki bu görev onundur. Nurten de söylemekten bıkar. "Ne hali varsa görsün" der, onunla muhatap olma işini Nuri beye bırakır. Akşam yemeğinden sonra okeye başlarlar. "Kırmızı beşli, yeşil ikili" sözleri taş ve "çattt çuttt" sesleri arasında oyun çekişmeli geçer. Tam o sırada Cabbar çıkagelir. Elinde orak, tırmık vardır. Herbert ve ailesini merakllı bakışlarla süzerek "Herkese iyi akşamlar! Bahçeyi temizlemeye geldim" der. Nurten "Bugün yılan gördük. Otlar arasına sakın girme! Tehlikeli! Bu işi gündüz gözüyle yap!. Şimdi sırası mı?" derken Cabbar sanki hatır için yapacakmış tavırlarıyla "Burayı temizle diyen sen değil misin abla! Valla, bu akşamdan başka zamanım yok. Doluyum. Burada yılan falan yoktur varsa da çoktaaaan gitmiştir" der. Söylenenlere aldırmaz. İşe koyulur. Yandaki otları toplar, arka taraf geçer. Nuri bey, Cabbarın davranışlarından rahatsız olur, bozulur. O an susar. Konukları vardır, tatsızlık çıkmasını istemez. Sanki gösteri yapiyor gibidir. Şimdiye kadar</itunes:summary><itunes:keywords>Oyun, Anı, Gezi, Tatil, Konuk</itunes:keywords><description>Nuri bey, Herberti iş nedeniyle Hannover'de tanır. İkinci gidişinde evlerinde üç gün kalır. Bu konuk severlik karşısında onları yazlık evlerine, tatile davet eder. "Gelenlerle nasıl anlaşacağız? Ne yapacağız?" diye kaygıyla soran eşine "almanca konuşuyorlar ama biraz ingilizceleri de var. Bildiğin ingilizce kelimelerle, vücut dili el hareketleriyle anlaşır, idare edersin. Onlara, Türkçe'mizi de öğretirsin, olur biter. Hem çocuklar akran, bizimkiler de  konuşarak pratik yapar değil mi?" diyerek...&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/GZED0QKQzclziLimm65qYxHawhs/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/GZED0QKQzclziLimm65qYxHawhs/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/GZED0QKQzclziLimm65qYxHawhs/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/GZED0QKQzclziLimm65qYxHawhs/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/BZnuy4c5MKc" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2008/09/herbertlerin-tatil-anilari.html</feedburner:origLink></item><item><title>Ah Mahmut Abi Ahhh</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/CiwpUSSoCoU/ah-mahmut-abi-ahhh.html</link><category>Kaza</category><category>Gezi</category><category>Uyku</category><category>Otobüs</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Mon, 15 Sep 2008 10:54:21 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-5389236888714525530</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-08-30/ah-mahmut-abi-ahhh.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-09-15T20:54:21.025+03:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/SLmqaBNHnZI/AAAAAAAAABk/OzG03vh3rUY/s72-c/Ah+Mahmut+Abi+Ahh.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">4</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-08-30/ah-mahmut-abi-ahhh.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Mahmut abi, sakin yaradılışlı, hoş görülü, yüreği sevgi dolu ve çevresindeki kimseyi kıramayan biridir. Bu yüzden iş hayatı boyunca kimsenin gitmek istemediği iş gezileri hep onun üzerine yıkılır. Bu gezilerde, hep ilginç olaylar ve aksilikler başına gel</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary> Mahmut abi, sakin yaradılışlı, hoş görülü, yüreği sevgi dolu ve çevresindeki kimseyi kıramayan biridir. Bu yüzden iş hayatı boyunca kimsenin gitmek istemediği iş gezileri hep onun üzerine yıkılır. Bu gezilerde, hep ilginç olaylar ve aksilikler başına gelir. Yola dökülen yağ yüzünden arabası kayar; Direkteki trafo patlar ve kıvılcımlar arabasına düşer, büyük bir kazadan kıl payı kurtulur. Bir keresinde, ön panelde duran çakmak aniden patlar, cama çarpar oradan da omzuna vurur. Omzunun morluğu iki haftada ancak geçmiştir. Aksilikleri miknatıs gibi çeken Mahmut abi, arada uçak yolculuğu da yapar. Havalanlarında ya rötar ya ertelemeyle karşılaşır. Bavulların kaybolması tesadüf eseri hep ona rastlar. Ama O, her aksilik karşısında hep iyimserdir, hoş görülüdür. Gezilerde uykusu gelince hemen arabayı benzinliğe çeker, bir iki saat uyur zinde olarak yoluna devam eder . Otobüs yolculukları ise tam bir dinlencedir ama muavinin arada sırada onu dürterek, " Şiiit Abi! çok horluyorsun! Yolcular rahatsız oluyor" demesi dışında. Mahmut abi, bazılarına göre uykucu bazılarına göre değildir. Ziyafetlerde, oyun masasında, eğlencede oturduğu yerde kısa da olsa göz kapakları düşer. Şakayla "Mahmuuuuut! Bak yine gözlerini kapadın" diyen eşine." Ya Hatun! Ben uyumuyorum yalnızca gözlerimi dinlendiriyorum "diye espri yapar. Sabahın çok erkeninde, istediği vakit kalkar." "Ben kafamdaki çalar saati uyanacağım vakte göre kurarım. Zil çalmadığı sürece hiçbir şey beni ekilemez" der. Bir saat uyuyayım hemen kalkarım" dedi mi o an dimdik ayaktadır. Çünkü uykusunu bir saate göre ayarlamıştır. Bu özelliği ile de övünür. Mahmut abinin gezi anıları o kadar çoktur ki soranlara, sakin sesle, gülümseyerek "Hangisini anlatayım?" der: Günlerden birgün, kuzeni Haydar'dan kendisine yol arkadaşı olmasını iş gezisine birlikte gitmeyi teklif eder. Haydar, erken emeklilerdendir. Yapacak fazla bir şeyi yoktur. Günleri boş geçer. Konuşmayı çok sever . Evinde karısından başka konuşacağı kimse yoktur. Bu gezi, çene çalmak, laflamak için istediği bir fırsattır. Akşam geç saatlerde otobüs terminaline varırlar. Fırtına vardır. Etraf toz toprak, göz gözü görmemekte herşey uçuşmaktadır. Şoförün arkasındaki koltuklara otururlar. Aslında buraya oturmayı hiç sevmez Mahmut abi. Çünkü rahat uyuyamaz. Haydarı da yolculuklarda uyku tutmaz.O da, yol boyunca şöför ve muavinle sohbet etmeyi sever. İki kuzen bu yönden tam zıttır. Otobüs hareket etmiştir. Mahmut abi, otobüsün en arkasındaki muavin yerinin ve koltukların boş olduğunu görünce muavinden arkaya geçmek için izin alır ve oraya boylu boyunca uzanır. Paltosunu da battaniye gibi üstüne atar. Amacı kimseyi rahatsız etmeden uyumaktır. Uyku zamanı gelmiştir. Varacağı yere kadar uyumak için kafasındaki saati çoktan kurmuştur. Göz kapakları kapanır. Terminalden ayrılalı bir saat olmuştur. Kuzen de durmadan konuşur. Ortamı bulmuştur bir kere. Gecenin karanlığında yol alırken fırtına olanca hızıyla devam etmektedir.Uçuşan toz topraktan önü görmek zorlaşır. Şoför birden panikler. Yol ortasına kadar uzanan, koca bir karartı farkeder. "Bu da nedir böyle?" der. Çarpmamak için ani fren yapar, direksiyonu kıvırır, otobüs bir sağa bir sola savrulur. Yolcular çığlık atmaktadır ".Ayyy Aman Allahım! Ne oluyor ?" sesleri, dua edenler birbirlerine sarılanlar. Şoförün ustağı ve soğuk kanlılığı büyük bir kazayı önlemiştir. Otobüs biraz hasar almış ama hiç kimsenin burnu dahi kanamamıştır. Herkes heyecanla araçtan iner. Gördükleri o karartı, aşırı rüzgardan yola devrilen bir ağaçtır. Muavin yolcuları sakinleştirmeye çalışır. "Geçmiş olsun" diyerek araca bindirir. Şoför motoru çalıştır ama otobüs arızalanmıştır hızlanamaz. En yakın benzinliğe kadar yavaş yavaş yol alır. Şoför şirkete telefon eder, yeni bir araç yollamalarını ister. Yolcular benzinlikte gelecek yeni aracı beklemektedir. Kimi korkuludur, kiminin heyecanı geçmemiştir. Herkes yorum yapmakta her kafadan bir ses çıkmaktadır. Haydar da " Usta şoförmüş! Helal olsun adama! ", "Kazayı kıl payı atlat</itunes:summary><itunes:keywords>Kaza, Gezi, Uyku, Otobüs</itunes:keywords><description>Mahmut abi, sakin yaradılışlı, hoş görülü, yüreği sevgi dolu ve çevresindeki kimseyi kıramayan biridir. Bu yüzden iş hayatı boyunca kimsenin gitmek istemediği iş gezileri hep onun üzerine yıkılır.

Bu gezilerde, hep ilginç olaylar ve aksilikler başına  gelir. Yola dökülen yağ yüzünden arabası kayar; Direkteki trafo patlar ve kıvılcımlar arabasına düşer, büyük bir kazadan kıl payı kurtulur. Bir keresinde, ön panelde duran çakmak aniden  patlar, cama çarpar oradan da omzuna vurur. Omzunun morluğu...&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/UQAdnd8QHc8ZlS5KSrkv6VpfA9I/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/UQAdnd8QHc8ZlS5KSrkv6VpfA9I/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/UQAdnd8QHc8ZlS5KSrkv6VpfA9I/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/UQAdnd8QHc8ZlS5KSrkv6VpfA9I/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/CiwpUSSoCoU" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2008/08/ah-mahmut-abi-ahhh.html</feedburner:origLink></item><item><title>Kör Kara Kedi Yavrusu - Bölüm 2</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/_emsbUTffpo/kor-kara-kedi-yavrusu-bolum-2.html</link><category>Evcil Hayvan</category><category>Sürpriz</category><category>Kedi</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Mon, 15 Sep 2008 10:59:26 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-6416638738126743156</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-08-23/kor-kara-kedi-yavrusu-bolum-2.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-09-15T20:59:26.078+03:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/SLAx9Hk0xrI/AAAAAAAAABc/bXozG5w46BI/s72-c/K%C3%B6r+kara+kedi+yavrusu+2.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">3</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-08-23/kor-kara-kedi-yavrusu-bolum-2.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Babasının ölümünden sonra herşeyden elini ayağını çekmişti annesi. Zorunluluk dışında evden dışarı adımını atmıyor hiçbir şeyden zevk almıyordu. Ne örgü nede dikiş nakış yapıyordu. "Artık çok yaşlandım, oram buram ağrıyor, off omzum tutuldu" diye sürekli</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary> Babasının ölümünden sonra herşeyden elini ayağını çekmişti annesi. Zorunluluk dışında evden dışarı adımını atmıyor hiçbir şeyden zevk almıyordu. Ne örgü nede dikiş nakış yapıyordu. "Artık çok yaşlandım, oram buram ağrıyor, off omzum tutuldu" diye sürekli sızlanıyor, kendini dinliyordu. Televizyonun başında akşama kadar oturuyor kadın programlarını izliyordu. Bugün "Aynı kadınlar 70 milyonun önünde yine kavga etti"... yok... "Falanca kadın yaşına başına bakmadan kıpkırmızı giyinmiş!"... yok... "Filanca Seda'yı şappp diye öptü(!)"... ya da... "Şu kadın hiç utanmadan koskocaman kalçalarını sallıya sallıya göbek attı, gerdan kıvırttı"... "Ay!!! milyar verseler öyle şeyler yapmam!" türünden saçma sapan konuşmaları annesinden dinlemek, canını sıkıyordu Lalenin. "Aman anne! Öyleyse niye izliyorsun? Aç belgeselleri... Ne güzel şeyler var biliyor musun? Hayvanlar alemini de izle" diyordu. Aklına, birden annesi geldi. Tek başına yaşıyordu. Ancak o bakabilirdi Minnoş'a. Böylece sorun da kendiliğinden çözülmüş olurdu. Ona vermeliydi kediciği. İstemiyeceğinden adı gibi emindi. İkna etmeliydi. Ama nasıl? Bütün gece düşündü... düşündü... Bir plan tasarladı. Önce annesini "kedi" sözcüğüne alıştıracaktı. Her akşam annesinin evinde birlikte yemek yiyorlardı. İlk uygulama yarın akşam başlayacaktı. Evin daimi bekçileri olan kediler asla evlerini terketmezler deyip onların sevimliliğinden, oyunculuğundan konu açacaktı. Diğer günlerde "Ah bir kedim olsa" veya "Kedi almak istiyorum.", Sırasıyla; "Alıyorum, bakacağım" diyerek onu kedi fikrine alıştıracaktı. Sonunda, "Alacağım kedicik sende geçici bir süre kalsın, gözleri görmüyor. Biraz büyüyünce geri alırım" dedi ama annesinden büyük tepki gördü. "Kedi medi istemiyorum! Üstelik kör bir kedi yavrusuymuş. Geçici de olsa asla bakamam!" diyordu. Yıllık izne ayrılmıştı. Aradan 8 gün geçti. Lale kediyi vermekten vazgeçtiler diye düşünürken telefon çaldı. Arayan Oya idi. Durakta buluştular. Elindeki koca sepetin içinde Minnoş vardı. Lale sepetin kapağinı araladı. Göz ucuyla baktı. Aman allahım! Ne kadar küçük ve şirindi. Neredeyse avcunun içine sığacaktı. Kapkaraydı. Başını kaldırıyor sağa sola oynatıyor ama nereye baktığı belli olmuyordu. O an kediciğe kanının ısındığını hissetti. Kapıyı açar açmaz, elinde sepetiyle Oya'yı gören annesi feryadı bastı. Bir bağırış! Bir çığlık... "İstemiyorum!... İstemiyorum!!. Eve kedi istemiyorum.!!! Ne yer ne içer. Üstelik bu çok ufak hem de kör!!! Sana istemediğimi kaç kere söyledim be kızım!" diyerek kızını azarladı. Lale ses çıkarmıyarak annesini sakinleşmesini bekledi. Ortalık durulduktan sonra Oya evden ayrıldı. Ana-kız ve kör kara kedicik birliktelerdi. Minnoş yeni evindeydi. Ancak annesi kedinin geçici kalacağını sanıyordu... Beslenme saati geldi. Lale, küçük bir kapta süt ve ekmek parçacıklarıyla yaptığı mamayı yedirdi. Geceyi annesinin evinde, kediyi yanına alarak geçirdi. Birkaç gün daha orada kalacaktı. Bir sabah uyandığında Minnoş'un göz kapaklarının yapıştığını gördü. Pamuk parçasını ıslatarak gözlerini temizledi. Veterinerle görüştü, pazartesi sabahı için randevü aldı. "Göz kapaklarındaki doğuştan problem yüzünden bir ameliyat daha gerekiyor" dedi veteriner. Lale kabul etti. İzninin bitimine iki gün kalmıştı. Bu süre içinde ona bakabileceğini düşünüyordu. Narkozun etkisinden kurtulan Minnoş, göz koruması için veteriner tarafından boynuna geçirilen huni şeklindeki plastikten rahatsız olmaya basladı. O küçücük minnacık yavrucağız zıp zıpllıyor kendini her tarafa atıp başını sağa sola vuruyor boynundakinden kurtulmak istiyordu. Yalvarırcasına sürekli miyavlıyordu... Kedinin durumunu ve çaresizliğini gören annesi üzüldü. Yüreği sızladı. "Minnoşum... arabım" diyerek onu kucağına aldı,sakinleştirmek istercesine usul usul başını okşadı. Kediyi istemeyen kadın değişmeye başlamıştı. Günler geçiyordu. Yemesine içmesine ilaçlarına özen gösteriyor göz damlasının saatini asla kaçırmıyordu. Annesi iki günde ihtiyacını kuma yapmaya da alıştırdı. Ortalıktan yok olunca pani</itunes:summary><itunes:keywords>Evcil Hayvan, Sürpriz, Kedi</itunes:keywords><description>Babasının ölümünden sonra herşeyden elini ayağını çekmişti annesi. Zorunluluk dışında evden dışarı adımını atmıyor hiçbir şeyden zevk almıyordu. Ne örgü nede dikiş nakış yapıyordu. "Artık çok yaşlandım, oram buram ağrıyor, off omzum tutuldu" diye sürekli sızlanıyor, kendini dinliyordu. Televizyonun başında akşama kadar oturuyor kadın programlarını izliyordu. Bugün "Aynı kadınlar 70 milyonun önünde yine kavga etti"... yok... "Falanca kadın yaşına başına bakmadan kıpkırmızı  giyinmiş!"... yok......&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uyjXke0gguBoZ6H0D2gLqgo59SY/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uyjXke0gguBoZ6H0D2gLqgo59SY/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uyjXke0gguBoZ6H0D2gLqgo59SY/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uyjXke0gguBoZ6H0D2gLqgo59SY/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/_emsbUTffpo" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2008/08/kor-kara-kedi-yavrusu-bolum-2.html</feedburner:origLink></item><item><title>Kör Kara Kedi Yavrusu - Bölüm 1</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/hani-varya/~3/1_4JddIBedo/kr-kara-kedi-yavrusu-blm-1.html</link><category>Evcil Hayvan</category><category>Sürpriz</category><category>Kedi</category><author>sevinc@hanivarya.com (Sevinç)</author><pubDate>Mon, 15 Sep 2008 11:03:43 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6103320045307520970.post-196849368699499250</guid><enclosure url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-08-16/kor-kara-kedi-yavrusu-bolum-1.mp3" length="0" type="audio/mpeg" /><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-09-15T21:03:43.947+03:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_9Kqy4KIcvck/SKc11l4Tl-I/AAAAAAAAABQ/daqL3234CsM/s72-c/K%C3%B6r+kara+kedi+yavrusu.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">3</thr:total><media:content url="http://www.archive.org/download/hani-varya-2008-08-16/kor-kara-kedi-yavrusu-bolum-1.mp3" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Lale annesinin evine vardığında kendini yorgun hissediyordu. Günü yoğun geçmişti. Hafta sonu diye müşteriler fazlaydı. Duş alıp yatmayı arzuluyordu. Çayını içtikten sonra, annesine hoşçakal diyerek oradan ayrıldı. Kendi evi ile annesinin evi uzak sayılma</itunes:subtitle><itunes:author>Sevinç</itunes:author><itunes:summary> Lale annesinin evine vardığında kendini yorgun hissediyordu. Günü yoğun geçmişti. Hafta sonu diye müşteriler fazlaydı. Duş alıp yatmayı arzuluyordu. Çayını içtikten sonra, annesine hoşçakal diyerek oradan ayrıldı. Kendi evi ile annesinin evi uzak sayılmazdı. 5 duraktı. Çoğunlukla spor olsun diye yürüyerek gidiyordu ama bugün canı otobüse binmek istiyordu. Durağa vardığında hava yeni kararıyordu. Bankta oturan genç bir bayan gözüne ilişti. Ayaklarını titreterek durmadan saatine bakması dikkatini çekti. Sıkıntılılı bir hali vardı. Birden gözgöze geldiler, birbirlerine gülümsediler. Otobüs "geç mi gelir" diye sordu genç bayan. Sanki konuşmak istiyordu. "Bir iki dakika sonra gelir" derken otobüs göründü konuşmaları yarım kaldı. İlk binen Lale oldu. Çok az yolcu vardı. Hemen şöförün arkasındaki yere oturdu. Kendinden sonra otobüse binen bayana yanındaki yeri eliyle işaret etti. Bir çeşit davetti bu oturması için. Yanına gelen genç bayan adının Oya olduğunu söyledi. Sanki birbirlerini tanıyorlardı.Konuşmaya başladılar. "3 yaşında kızım var." diye söze başladı Oya. "Tutturdu annanem de annanem". İki gündür onda. Eşimle buluşup kızımı alacağım ama geciktim" derken biraz rahatlamış duraktaki sıkıntılı hali azalmış görünüyordu. "Evde yavru bir kedi var. Çok çok ufak" dedi, sözüne devam etti. - Yalnız bıraktım. Karnı tok. Uyuyordu. - Yaaa? - İki üç saat kalkmaz değil mi? - İhtiyacı yoksa kalkmaz. Hem kalkarsa ne olur ki? - Yazık kör de. Korkuyorum kendine zarar verir diye. - Öyle mi? - Sokakta buldum. Yeni doğmuş annesi terketmiş. Aldım eve getirdim. Dışarıda kalsa valahi ölürdü. Damlalıkla süt vererek besliyorum. Veterinere de gösterdim.Gözünden ameliyat etti. Zavallı doğuştan özürlüymüş. Lale meraklanarak; - Veteriner ne dedi? - Gereğini yaptığını şu an bundan başka bir şey yapılamıyacağını söyledi. Kedinin görmediği belli oluyor.Ah bir görse.Hayvanları çok seviyorum çokk.Hele kedilere bayılıyorum. - Ay niye sıkıntılısın? Bak minik kedin iyileşecek...derken Oya konuşmaya devam etti. - Sıkıntım burada başlıyor. Eşim bu kediyi istemiyor. Kızımız daha çok küçük. Bu yavru kediye bilmeden zarar verebilir. Hem evimizde başka bir kedimiz de var.Bu ikincisi.Üstelik gözleri görmüyor. Bakımı da çok zor diyor Lale devam et dercesine, - Eeee? - Eşim de haklı. Onu asla üzmek, kırmak istemiyorum. Zavallıyı da sokağa terkedemem. Bırakırsam başına gelebilecekleri düşünebiliyor musun?. İki arada bir derede kaldım. Kediyi birilerine ver diyor. Tanıdıklarım da istemiyor. Üzgünüm ne yapacağımı bilemiyorum. Off çok sıkılıyorum. - Sonra? - Şimdi kediyi vereceğim ona bakacak birilerini arıyorum... derken Lale birden, "Bana ver bana." dedi. Oya şaşarak, - Gerçekten istiyormusun? - Evet evet... Bir ara durakladı, düşündü. Evet dedi ya... Sözünden asla dönemezdi. Ne yapacağını nasıl bakacağını hesap etmeden o anki duygularıyla istemişti kediciği. Oya devam etti. - Minik olduğu için adını Minnoş koydum. Tedavisi üç-dört gün daha devem eder. Göz damlası ve merhemi var. Onlar bittikten sonra sana vereyim. İneceği durağa çok yaklaşmıştı. Telefon numarasını Oya'ya verdi. "Haberleşelim, hoşçakal" diyerek otobüsten indi. Hem mutlu hem şaşkındı. Çeşitli duyguları aynı anda yaşaması onu karamsarlığa düşürdü. Ya kediye bakamazsam diye korkmaya başladı. "Kafanı yorma, bu yayrucağız bir şekilde, iyi bakılır." diyerek kendini rahatlatmaya çalıştı. Ertesi gün, iş yerinde kediyi anlatınca, arkadaşları; "Şaşırdın mı kızım. N'apıyorsun? Tek başına yaşıyorsun. Ona kim bakacak? Üstelik bakıma muhtaç kör bir yavru. Sahibi telefon ederse almaktan vazgeçtiğini söyle" diye ısrar ediyorlardı. Arkadaşlarına: "Haklısınız ama, ben onu gözleri görmüyor diye alacağım" diyordu. Kimse de Laleyi ikna edemiyordu. Köpeği, kaplumbağası olmuştu. Muhabbet kuşları da. En son, kanaryası Sarita ölünce çok üzülmüştü. "Bir daha hayvan almayacağım onlara bağlanıyorum, birşey olunca da üzülüyorum, özgür kalacağım" derken şimdi de kör bir kedisi olacaktı. Minnoşa nasıl bakacağı da kafasını kurcalıyordu. </itunes:summary><itunes:keywords>Evcil Hayvan, Sürpriz, Kedi</itunes:keywords><description>Lale annesinin evine vardığında kendini yorgun hissediyordu. Günü yoğun geçmişti. Hafta sonu diye  müşteriler  fazlaydı. Duş alıp yatmayı arzuluyordu. Çayını içtikten sonra, annesine hoşçakal diyerek oradan ayrıldı. Kendi evi ile annesinin evi uzak sayılmazdı. 5 duraktı. Çoğunlukla spor olsun diye yürüyerek gidiyordu ama bugün canı otobüse binmek istiyordu.

Durağa vardığında hava yeni kararıyordu. Bankta oturan genç bir bayan gözüne ilişti. Ayaklarını titreterek durmadan saatine bakması...&lt;br/&gt;
&lt;br/&gt;
Yazinin devamini okumak için lütfen HaniVarya.com web sitesini ziyaret ediniz.
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zsxWI01vsBbwOYUx4F2cEX23Z6g/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zsxWI01vsBbwOYUx4F2cEX23Z6g/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zsxWI01vsBbwOYUx4F2cEX23Z6g/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zsxWI01vsBbwOYUx4F2cEX23Z6g/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hani-varya/~4/1_4JddIBedo" height="1" width="1"/&gt;</description><feedburner:origLink>http://www.hanivarya.com/2008/08/kr-kara-kedi-yavrusu-blm-1.html</feedburner:origLink></item><copyright>Copyright HaniVarya.com</copyright><media:credit role="author">Sevinç</media:credit><media:rating>nonadult</media:rating></channel></rss>
