<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2enclosuresfull.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" version="2.0">

<channel>
	<title>Hayalleme</title>
	
	<link>http://www.hayalleme.com</link>
	<description>İstanbul'a Dair...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 11 Mar 2010 12:11:00 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/hayalleme/hy" /><feedburner:info xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" uri="hayalleme/hy" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><media:thumbnail url="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2009/12/meddah02.jpg" /><media:keywords>2,abdülhamit,2,mahmut,2,mahmut,3,Murat,Abdülaziz,abdülmecid,balyan,Beyazıt,Beyoğlu,Beşiktaş,Boğaz,Büyükada,cami,Cihangir,Eminönü,Eyüp,Fatih,Fatih,Sultan,Mehmed,Galata,Haliç,hamam,Kadıköy,Kanuni,Sultan,Süleyman,Karaköy,Kasımpaşa</media:keywords><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">Games &amp; Hobbies</media:category><itunes:explicit>clean</itunes:explicit><itunes:image href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2009/12/meddah02.jpg" /><itunes:keywords>2,abdülhamit,2,mahmut,2,mahmut,3,Murat,Abdülaziz,abdülmecid,balyan,Beyazıt,Beyoğlu,Beşiktaş,Boğaz,Büyükada,cami,Cihangir,Eminönü,Eyüp,Fatih,Fatih,Sultan,Mehmed,Galata,Haliç,hamam,Kadıköy,Kanuni,Sultan,Süleyman,Karaköy,Kasımpaşa</itunes:keywords><itunes:subtitle>Türkçe</itunes:subtitle><itunes:category text="Games &amp; Hobbies" /><item>
		<title>Haldun Taner Sahnesi</title>
		<link>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/11/haldun-taner-sahnesi/</link>
		<comments>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/11/haldun-taner-sahnesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 12:11:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bayram Ali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Eski Hal]]></category>
		<category><![CDATA[Haldun Taner Sahnesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kadıköy]]></category>
		<category><![CDATA[Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[U.Ferrari]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/11/haldun-taner-sahnesi/</guid>
		<description><![CDATA[ Kadıköy ilçesi, Caferağa mahallesi, 26 Pafta, 174 Ada, 1 Parselde bulunan tapulu alandır. Alanının tamamı tapuda 1833 m2 olarak geçer. İstanbul Büyükşehir Belediyesi adına kayıtlı olan
Eski Hal binası bugünkü Haldun Taner Sahnesi, Kadıköy İskele Meydanı’nda, deniz kenarındadır.
Ana giriş kapısı Haydarpaşa koyuna bakar. İtalyan mimar U.Ferrari tarafından 1927 yılında yapılmıştır. Ana giriş kapısında bulunan tabelada [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/haldun_tanerMedium.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; margin: 0px 3px 0px 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="haldun_taner (Medium)" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/haldun_tanerMedium_thumb.jpg" border="0" alt="haldun_taner (Medium)" width="183" height="122" align="left" /></a> Kadıköy ilçesi, Caferağa mahallesi, 26 Pafta, 174 Ada, 1 Parselde bulunan tapulu alandır. Alanının tamamı tapuda 1833 m2 olarak geçer. İstanbul Büyükşehir Belediyesi adına kayıtlı olan<br />
Eski Hal binası bugünkü Haldun Taner Sahnesi, Kadıköy İskele Meydanı’nda, deniz kenarındadır.<br />
Ana giriş kapısı Haydarpaşa koyuna bakar. İtalyan mimar U.Ferrari tarafından 1927 yılında yapılmıştır. Ana giriş kapısında bulunan tabelada üstteki iki satırda eski türkçe yazı, altta da U.FERRARİ İNGEN CONSTRUIT 1927 yazmaktadır. Meydanı simgeleyen üç neoklasik (Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi) yapılardan biridir.</p>
<p><span id="more-1743"></span></p>
<p>Bina, yapıldıktan sonra ilk on yıl ( 1937’ye kadar) kiracı bulunamadığı için boş kalmış(1,s.198).<br />
1938’de Belediye İmar Bürosu Müşavirlerinden Sabri Oran’ın Kadıköy ve çevresi için hazırladığı plan çerçevesinde Kadıköy’ün kimliğine uymadığı gerekçesiyle yıkılması önerildiyse de, bugün halen ayaktadır (2,s.235).<br />
Uzun süre boş kaldıktan sonra yapının, kuzey-doğu yönündeki bölümleri Belediye tarafından İtfaiye garajına dönüştürülmüştür. Orta hol ve buraya bakan dükkanların çoğu, kullanılmadıkları için hurda araç deposu olarak kullanılmıştır (1,s.198). 1950’li yıllarda yapılan imar çalışmaları kapsamında ele alınan Kadıköy Meydan Projesi içinde, hal binasının otogar olacak şekilde tadil ve restore edilmesi planlanmış, fakat bu plan gerçekleştirilememiştir (2,s.235). 1940 ile 1970 li yıllar arasında Hal Binası olarak işletilmiş, çevresindeki dükkanlar ve üst katları Belediye’nin çeşitli Müdürlükleri için tahsis edilmiştir.<br />
1970’li yılların ortasına doğru boşaltılan ve kullanım dışı kalan bina, bugünkü kültürel işlevini, 1978-1980 arasında Çağdaş İstanbul Cemiyeti’nde çalışan uzman kişiler tarafından İstanbul’un çeşitli bölgeleri ve yapıları için önerilen fonksiyon değişiklikleri kapsamında almıştır(2,s.235).<br />
1984 yılında Kültür Merkezine dönüştürülmesi amacıyla restore edilen yapı (3), 1986 yılında İstanbul Üniversitesi’ne tahsis edilmesiyle Devlet Konservatuvarı ve 1989 yılından itibaren de  zemin katın bir bölümü İstanbul Şehir Tiyatroları’na bağlı Haldun Taner Sahnesi olarak hizmet vermektedir(4).</p>
<p>MİMARİ ÖZELLİKLERİ</p>
<p>Yapı, 1833 m2 alana sahip olup dikdörtgen planlıdır. İki dar kenarı iki katlı, ortasının bir bölümü tek katlı, diğer bölüm ise yine tek katlı önü açık üstü kapalı olarak inşa edilmiştir(3,s.32). Binanın ana girişi, kuzey-batı  cephesindendir ve giriş aksına göre simetriktir. Simetriklik bugün yalnızca cephede hissedilmektedir, çünkü plan 1984 yılındaki restorasyon sırasında özgünlüğünü kaybetmiştir. Giriş kapısının sağ ve sol yanlarında dıştan teğetli, sivri kemerli yedişer adet açıklık vardır. Bunlar dışarıdan   kullanılmak üzere dükkan olarak yapılmış .Yapının dar kenarlarındaki  cephelerde de aynı  yedi adet kemerli açıklık var. Bunların da biri giriş, altısı dükkan olarak yapılmış. Günümüzde ise artık fonksiyona göre değişiklik arzetmektedir.<br />
Binayı çepeçevre saran, birinci kat hizasında, trapez bir levha ile örtülü saçak vardır. Bu saçağı taşıyan eşit aralıklarla yerleştirilmiş metal konsollar vardır. Eskiden trapez levha yerine cam ile örtülüymüş (3,s.34).Her modüldeki metal konsol ayrıca üstten duvara çelik çubuklarla ankre edilmiştir. Yapının çelik konstrüksiyon kısımlarında hiç kaynak kullanılmamış tüm bağlantılar bulonlarla yapılmıştır (3,s.34).</p>

<p>KAYNAKÇA</p>
<p>1- Sayar, Z., Kadıköy Hali İşletilemez mi?, Aarkitekt, s.7, Cumhuriyet Matbaası, İstanbul,1937,<br />
                    s.198-200<br />
2- &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.., Kadıköy Hal Binası , İstanbul Ansiklopedisi,c.3, İstanbul,1994,s.235<br />
3- Kırlı, Lale, Kadıköy Eski Hal Binası ve İskele Meydanı, İTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü                                                                  �<br />
                    Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 1984<br />
4- Paçacı, G., Belediye Konservatuvarı, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, c.2, İstanbul<br />
                    1994,s.141-144.<br />
5-Sözen, Metin,  Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı (1923-1983), Türkiye İş Bankası Kültür   �<br />
                    Yayınları, Cumhuriyet Dizisi:9, Genel Yayın No:246, Tisa Matbaası 1984, Ankara,                                       �<br />
                    s.27-33.</p>
<p>Fotoğraf: Celalettin Güneş</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hayalleme/hy/~4/jlHgIKAh5AM" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/11/haldun-taner-sahnesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eyüp Sultan Türbesi (Ebu Eyyub El Ensari)</title>
		<link>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/10/eyp-sultan-trbesi-ebu-eyyub-el-ensari/</link>
		<comments>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/10/eyp-sultan-trbesi-ebu-eyyub-el-ensari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 11:51:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bayram Ali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Camiler/Türbeler]]></category>
		<category><![CDATA[Akşemseddin]]></category>
		<category><![CDATA[Ebu Eyyub El Ensari]]></category>
		<category><![CDATA[Eyüp]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan Mehmed]]></category>
		<category><![CDATA[türbe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/10/eyp-sultan-trbesi-ebu-eyyub-el-ensari/</guid>
		<description><![CDATA[ 
Eyüp Sultan Türbesi Halid Bin Zeyd Ebu Eyyub el- Ensari’nin Türbesidir. Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde Hz.Muhammed ‘i evinde ağırladığı için Mihmandar-ı Resulullah sıfatına hak kazanan Halid Bin Zeyd, Emeviler tarafından 48/668 yada 49/669 da gerçekleştirilen İstanbul kuşatması sırasında ölmüştür. İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethini izleyen günlerde Fatih Sultan Mehmed’in hocası Akşemsettin tarafından kabrin keşfedildiği rivayet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/13a5uy3.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; margin: 0px 3px 0px 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="13a5uy (3)" border="0" alt="13a5uy (3)" align="left" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/13a5uy3_thumb.jpg" width="157" height="107" /></a> </p>
<p>Eyüp Sultan Türbesi<strong> </strong>Halid Bin Zeyd Ebu Eyyub el- Ensari’nin Türbesidir. Mekke’den Medine’ye hicret ettiğinde Hz.Muhammed ‘i evinde ağırladığı için Mihmandar-ı Resulullah sıfatına hak kazanan Halid Bin Zeyd, Emeviler tarafından 48/668 yada 49/669 da gerçekleştirilen İstanbul kuşatması sırasında ölmüştür. İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethini izleyen günlerde Fatih Sultan Mehmed’in hocası Akşemsettin tarafından kabrin keşfedildiği rivayet edilir. Bu kabir üzerine Fatih tarafından bir türbe yaptırılmıştır.&#160; Bu olay farklı kaynaklar&#160; tarafından farklı şekillerde anlatılmaktadır. </p>
<p> <span id="more-1740"></span>
<p>Emevi halifelerinden Ebu Süfyan Muaviye zamanında (H.50 veya 52) Muaviye ’nin oğlu Yezit’in kumandası altında büyük bir Arap ordusu İstanbul önlerinde göründü. Bu orduda Abbas oğlu Abdullah, Yezit oğlu Abdullah, İbni Zübeyr, Eba Eyyub Zeyd oğlu Halit gibi sahabeler de vardı. Arap ordusu elli bin kadar askerden ibaretti. Bunlar iki yüz bin parça kayıkla önce Rodos limanına oradan da İstanbul’a geldiler. Arap ordusu şehri sardı, savaş altı ay sürdü, Arap ordusunda bulunan Eba Eyyub savaş sırasında ishale tutuldu, hastalığı gittikçe şiddetlendi. Öleceğini anlayan bu büyük adam, ordu kumandanı Muaviye ’nin oğlu Yezid ’i ve ordunun belli başlı rükünlerini yanına çağırdı, öldüğü zaman kendisinin İstanbul surlarına pek yakın bir yere gömülmesini vasiyet etti. Eba Eyyub vefat edince vasiyetine uyularak cesedi surların yakınında hazırlanan mezara konuldu. Bizanslılar gece Zeyd oğlu Halit ’in kabrinden bir nur yükseldiğini görünce şaşaladılar, sabah olunca imparator Arap ordusuna hususi bir elçi gönderdi. Surların yakınında görünen nurun ne olduğunu sordurdu. Araplar hâdiseyi çekinmeden anlattılar. Bunun üzerine imparator Eba Eyyub ’a bir türbe yapılmasını ve kabrin başucunda dört kandil yakılmasını emretti. Bundan sonra Bizanslılar, her sıkıldıkları zaman Eba Eyyub ’un ruhundan yardım istediler, hatta kabrin ayak ucundan çıkan suyu akıl hastalığının tedavisi için kullandılar. </p>
<p>Bir diğer kaynakta ise; Eba Eyyub el-Ensari’nin şehit edilişi şöyle anlatılmaktadır: Arap ordusu başarı gösterip şehri düşüremedi. O yıl kış da şiddetli oldu. Asker arasında dedikodu çoğaldı. Ordudaki herkes “Fetihtenvazgeçelim, haraç alalım” diyor ve bu düşünce de ısrar ediyordu. Ordunun başında olanlar, aralarında uzun uzadıya konuştular. Fetihten vazgeçmeyi ve haraç almayı kararlaştırdılar. İstanbul imparatoru da güç vaziyette olduğundan haraç vermeyi sevinçle kabul etti. </p>
<p><a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/6at15o1.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="6at15o (1)" border="0" alt="6at15o (1)" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/6at15o1_thumb.jpg" width="71" height="104" /></a> <a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/6at15o2.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="6at15o (2)" border="0" alt="6at15o (2)" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/6at15o2_thumb.jpg" width="104" height="71" /></a> <a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/6at15o3.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="6at15o (3)" border="0" alt="6at15o (3)" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/6at15o3_thumb.jpg" width="71" height="104" /></a> <a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/6at15o4.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="6at15o (4)" border="0" alt="6at15o (4)" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/6at15o4_thumb.jpg" width="71" height="104" /></a> <a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/6at15o5.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="6at15o (5)" border="0" alt="6at15o (5)" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/6at15o5_thumb.jpg" width="79" height="104" /></a> <a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/6at15o.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="6at15o" border="0" alt="6at15o" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/6at15o_thumb.jpg" width="104" height="71" /></a> <a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/13a5uy1.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="13a5uy (1)" border="0" alt="13a5uy (1)" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/13a5uy1_thumb.jpg" width="104" height="71" /></a> <a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/13a5uy2.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="13a5uy (2)" border="0" alt="13a5uy (2)" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/13a5uy2_thumb.jpg" width="104" height="71" /></a> <a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/13a5uy4.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="13a5uy (4)" border="0" alt="13a5uy (4)" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/13a5uy4_thumb.jpg" width="71" height="104" /></a> <a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/13a5uy.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="13a5uy" border="0" alt="13a5uy" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/13a5uy_thumb.jpg" width="104" height="79" /></a> </p>
<p>Arap ordusu savaşı bıraktı. Bu münasebetle ordudaki sahabeler “Buraya kadar gelmişken İstanbul’a girip iki rekât namaz kılalım” dediler. Bunun için imparatordan izin aldılar. Eba Eyyub bin kadar askerle kalenin altına geldi. Bizanslılardan rehin almaksızın, korkusuzca ve tereddütsüz şehre girdi. Gerek kendisi, gerekse askerleri Ayasofya ’da ikişer rekât namaz kıldılar. Ayasofya ’nın İslâmlar için ibadet yeri olmasını Allah’tan dilediler. Ayasofya ’dan çıkıp civarda dolaşırken papazların tahrikiyle Bizanslılar, misafirlerini öldürmek kararı verdiler. Askeri aldatmak maksadıyla ziyafetler tertip ettiler, “Şehri görünüz” diye Edirnekapısı ’na doğru götürürlerken onlara saldırdılar. Bizanslıların saldırışını Arap askeri cesaretle karşıladı. Onlar da kılıçlarıyla Bizanslıların üzerine atıldılar. Göz açıp kapayıncaya kadar Bizanslıların birçoğu yere serildi. Ne çare ki Arap askeri pek azdı, bununla beraber çarpışma üç saatten fazla sürdü. Damlardan, bacalardan, pencerelerden Bizanslı kadınlar ve çocuklar Müslümanlara ateş yağdırıyorlardı. Araplar vuruşa vuruşa Eğrikapı ’ya geldiler. Kapıcıları ve bekçileri öldürdüler. Eba Eyyub Eğrikapı ’dan çıkarken atılan bir taşla yaralandı. Öteden beri biraz da rahatsız olduğundan bu vesile ile hastalığı şiddetlendi. Nihayet şehit düştü. Araplar, Eba Eyyub ’u Eğrikapı ’nın yakınında bir meşelikte hazırladıkları kabre bıraktılar. Kabrin üzerine ölüm tarihini gösteren bir taş koydular. Ondan sonra İstanbul’dan ayrıldılar. Eyyüb Sultan ve Kutsal Emanetler isimli eserinde Recep Akakuş; “Halid bin Zeyd, Müslümanları cihada teşvik etmekle kalmamış, sekseni aşkın bir çağda İstanbul muhasarasına katılmış ve bu yolda kendi hayatını feda etmiştir. İslâmın dinamizmini muhafaza edebilmek için çöller, vadiler, dağlar, uçsuz bucaksız ovalar aşarak İstanbul surlarının önüne gelen Halid bin Zeyd, muhasara esnasında hastalanmış, ishal veya astım hastalığına yakalanarak yatağa düşmüştür. Vasiyetinin olup olmadığını soran başkumandan Yezid’ e cevaben : “Sizler için ehemmiyet arz eden hususların artık benim için hiçbir değeri yoktur; şu kadar var k, Resul-ü Ekrem’den, İstanbul surlarının yakınına salih bir kimsenin defn olunacağını işitmiştim; umarım ki, o salih kimse ben olayım; bu sebeple öldükten sonra beni gaslediniz; nâşımı da İslâm ordusunun ilerleyebileceği en ileri noktaya götürüp defnediniz. Gerçekten o emsalsiz mücahit, ideali ve imanı uğruna savaşmak üzere geldiği Bizans surlarının yakınında yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak Hakka yürümüştür. Vasiyeti aynen yerine getirilmiş, gasledildikten sonra nâşı, bugün kendi adı ile yâd edilen türbesinin bulunduğu yere defnedilmiştir. Bir rivayete göre yine vasiyeti icabı, mezarının üzerinde süvari atları dolaştırılmak suretiyle kabri, gizlenmiştir. Bazı tarihi kaynaklara akseden bilgilere göre, Hazreti Halid bin Zeyd ’in, defin merasimini Eğrikapı civarındaki Tekfur Sarayından Bizans İmparatoru Konstantin, gönderdiği bir elçi vasıta ile durum hakkında bilgi istemiş, gördüğü fevkalâdeliğin sebebini sormuştu. Edindiği istihbarattan sonra, sırf Müslümanların kumandanı Yezid ’i tahrik etmek üzere şu haberi gönderir: “- Ben İslâm Halifesi Muaviye ’nin akıllı bir adam olduğunu zannederdim. Bu kadar akıllı bir adamın bu derece ahmak bir oğlu olacağını hiç düşünmemiştim. Hiç insan, ulularından biri vefât eder de nâşını düşman toprağına gömer mi? Onlar çekilir çekilmez ben toprağıma defnettikleri büyüklerinin cesedini çıkartır, vahşi hayvanlara yediririm.” Bizans İmparatorunun bu tahrik ve tehdit edici&#160; haberi üzerine Yezid, cevaben şu haberi göndermiştir: “Şüphesiz, defnettiğimiz zat, Müslüman ulularındandır. Vasiyeti mucibince buraya defnedilmiştir. Yoksa o’nu yâd ellerde bırakmazdım.” ve hemen ilâve eder: “ Bizler buradan çekildikten sonra İslâm ulularından Halid bin Zeyd ’in kabri açılırsa nâşı, vahşi hayvanların önüne atılır ve bunun haberi bana ulaşırsa İslâm diyarındaki kiliseleri yıkar, taş üstüne bırakmam. Hıristiyanları da kılıçtan geçiririm.” Müslüman ordu komutanı Yezid tarafından gönderilen bu cevabi haber üzerine Bizans İmparatoru tutumunu değiştirir, Müslüman ordu komutanı ile antlaşma cihetine gidilir. İmparator, tahrip ve imha etmek istediği Hazreti Halid ’e ait kabri korumayı, muhafaza etmeyi taahhüt eder. Hatta üstüne dört sütun üzerine açık bir kubbe inşa ettirir. Geceleri de burada kandil yaktırır. Buhari sarihlerinden Ayni, eserinde, yaşadığı devirde Halid bin Zeyd ’e ait kabrin Bizanslılarca muhafaza edilmekte olduğunu haber vermektedir.</p>
<p>Diğer taraftan yine tarihi kaynakların verdiği malûmata nazaran, Hazreti Halid bin Zeyd ’e ait mezar ve türbe yüzyıllarca Bizanslılar tarafından korunmuş, ziyaret mahalli olarak kullanılmış, hâlen türbede bulunan ve kısmet kuyusu olarak anılan kuyunun suyu,akıl ve astım hastalıklarına şifa niyeti ile dağıtılmıştır. Lâtinlerin İstanbul’u istilâ edip tahrip edişlerine kadar Halid bin Zeyd ’in türbe ve mezarı Bizanslılarca korunmuş, ziyaret edilmiş, kıtlık ve darlık zamanlarında kutsal bir mahal olmuştur. Ancak Lâtinler, İstanbul’u istila edince, Hıristiyanlara ait bir çok kilise ve benzeri kutsal yerleri yıktıkları gibi Hazreti Halid bin Zeyd ’in mezarını ve türbesini de tahrip etmişler, ortadan kaldırmışlar. Aradan 7 asır geçmiştir. Fethin hemen akabinde, Fatih Sultan Mehmed’in hocası, Akşemseddin naaşın bulunduğu yeri belirlemiştir. Bunun üzerine bu yer kazılmış ve üzerinde “Haza kabr-i Eba Eyyub” ibaresi yazılı bir taş bulunmuştur.   <br />Padişahın iradesiyle bir türbe yaptırılmıştır. Hazreti Halid bin Zeyd ’in kabrinin bulunması ve burada bir türbe inşa edilmesinden sonra, şehrin ilk büyük selatin camii inşa edilmiştir. Bu yapılara bir medrese, hamam ve aşhane de eklenerek Türk çağının İstanbul’daki ilk külliyesi meydana getirildi. Yine padişah tarafından kurulan bir vakıf ile bu hizmet yapılarının yaşaması temin edilmiştir. İstanbul’un fethinin hemen arkasından inşa ettirilen bu külliye Eyüp yerleşmesinin çekirdeğini teşkil etmiştir. </p>
<p><strong>Ebü Eyyüb el-Ensari:</strong> </p>
<p>Eyüp Sultan’ın asıl adı Halid bin Zeyd Ebu Eyyub el-Ensari’dir. Hacrec kabilesinin Neccaroğulları kolundandır. Hicretten iki sene önce Müslüman olmuştur. Ensardan islamiyeti ilk kabul edenler arasında yer alarak kendisini bu dine adadı. İlk İslam halifeleri tarafından yapılan bütün savaşlara katıldı. Hz.Muhammed’i yedi ay evinde misafir etti. Böylelikle Mihmandar-ı Nebi unvanıyla da anıldı. Ebu Eyyub el-Ensari’nin evinde ilk İslam devleti Hz. Muhammed tarafından kuruldu. H.48/M668 yılında İstanbul’da yapılan sefere İslam Ordusu ile beraber katıldı. Savaş sırasında yakalandığı hastalık nedeni ile 49/669 senesinde vefat etti. Vasiyeti üzerine surlara yakın bir yere defnedildi.<strong></strong></p>
<p><strong>Eyüp Sultan Külliyesi;</strong> </p>
<p>Eyüp sultan Külliyesi Eyüp ilçesinde yer almaktadır. Fatih Sultan Mehmed tarafından kurulan bu külliye Osmanlı Döneminde Hazreti Halid,günümüzde ise Eyüp sultan olarak adlandırılan Halid Bin Zeyd Ebu Eyyub el- Ensari’nin Türbesidir. Fatih tarafından, Eyüp Sultan Türbesi’nden sonra bu yapının yakınına cami, medrese, imaret ve hamam yapılarak bir külliye oluşturulmuştur.&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; </p>
<p><strong>Cami&#160; :</strong> Caminin inşa tarihi kaynaklarda H.863 / M.1459 olarak verilmektedir. Cami İstanbul’daki ilk büyük cami olması itibarı ile önemlidir. Cami ile Eyüp Sultan Türbesi kıble ekseni üzerinde karşılıklı yer almaktadır. Cami enine dikdörtgen planlı harimi, ortada bir kubbe ve yanlarda bunu destekleyen yarım kubbelerden oluşmuştur. Merkezi kubbeyi taşıyan sivri kemerler, harimin kuzey ve güney duvarlarındaki payelere oturmaktadır. Mihrap dikdörtgen planlı bir&#160; çıkıntının içindedir. Son cemaat yerini oluşturan kare planlı beş adet birim, sivri kemerlere oturan kubbelerle örtülüdür. Harimin kuzeydoğu ve kuzeybatı köşelerinde kare tabanlı minare kapıları bulunmaktadır. İstanbul’da 1786 yılında meydana gelen büyük depremde cami tamir edilemeyecek duruma gelince III.Selim tarafından yıktırılarak&#160; 1798 yılında yapımına başlanmış 1800 yılında tamamlanmıştır.&#160; III.Selim tarafından inşa ettirilen bugünkü cami kareye yakın dikdörtgen planlı harimi eskisine göre daha geniş tutulmuş , kuzey duvarının içeri alınması üzerine iç avludan uzak düşen minarelerin önlerine dikdörtgen planlı tonoz örtülü, eyvan niteliğinde girintiler yerleştirilmiştir. Kıble yönündeki yarım kubbe mihrabı barındıran çıkıntının üzerine gelmektedir. Kubbeyi taşıyan sütunlar arkalarındaki duvarlara kemerlerle bağlanmıştır. Caminin dış duvarları kesme küfeki taşı ile örülmüştür. Cami pencereler nedeni ile oldukça aydınlıktır.Harimin kuzey duvarının ekseninde yer alan girişi Osmanlı barok üslubunun özelliklerini yansıtır. Harim mekanı üç yönden ince mermer sütunların ve mermer korkulukların sınırladığı iki katlı mahfillerle çevrilidir.</p>
<p>Fevkani mahfilin güney batı kesimi hünkar mahfili olarak düzenlenmiştir. .   <br /><strong>Hamam: </strong>Çifte hamam olarak tasarlanmış bu yapı , günümüzde çepeçevre dükkanlarla çevrelenmiştir.&#160; İstanbul’da özgün işlevi ile kullanılan en eski Osmanlı hamamıdır. Kubbeli ılıklık bölümünden hala birimlerine ve ılıklığa geçilir. Sıcaklığın merkezindeki kare planlı göbektaşı mekanı yanlara doğru yıldız tonoz örtülü birer eyvanla genişletilmiştir. Biri sıcaklık girişinin sağında ikisi de karşısında bulunan toplam üç adet halvet vardır. Kare planlı halvetlerde tromplu kubbelerle örtülüdür.    <br />İmaret: Medrese öğrencileri,yoksullar, türbe görevlileri için düşünülen imaretin mutfak,mahzen,ekmek fırını odun ambarı, kapsadığı vakfiyesinden anlaşılmaktadır. Günümüzde mevcut olmayan yapı ile ilgili belge bulunamamıştır.    <br /><strong>Türbe:</strong> Duvarları kesme taştan&#160; örülmüş olan türbe sekizgen planlı ve kubbelidir. Silmelerle çerçevelenmiş klasik Osmanlı üslubundaki düzeni gösteren ikişer pencere yerleştirilmiştir. Tuğla örgülü dışarıdan kurşun kaplı türbe doğrudan duvarlara oturur. Türbenin sekizgen prizma biçimindeki kütlesi ziyaret bölümünden dışarılara doğru taşmaktadır. </p>
<p><strong>Eyüp Sultan Türbesi:</strong></p>
<p>&lt;/DIV&gt; </p>
<p>Eyüp Sultan Türbesi Cami ile birlikte Fatih Sultan Mehmed tarafında inşa edilmiştir. Daha sonraları M1798 de II.Sultan Selim M1879 da II.Sultan Mahmut tarafından tamirler görmüştür. Binanın cami avlusuna bakan muvacehe penceresini Sultan Ahmet açtırmıştır. XVIII.yy da Lale Devri Sadrazamlarından Damat Ferit Paşa tarafından tekrar tamir edilmiştir. Sultan III.Selim zamanında büyük bir tamir görmüş, pencerelere pirinç şebeke kafes bu tamirde yapılmıştır. Ayrıca sandukanın etrafına gümüş şebeke bu tamirde konulmuştur. Asıl türbe binası sekiz köşeli bir gövde üzerindedir.    <br />Kitabesi: Türbenin giriş kapısının üzerinde III.Ahmed devrinde yapılan tamirde mermere yazılmış bir kitabe yer alır. Kitabe sülüs yazıyla Arapça bir kasideden oluşmuştur. Altı satır halinde dikdörtgen şeklinde 36 adet kartuş içine yazılmıştır. </p>
<p><em>Erkim Eba Eyyübe Abdake Halıda </em>    <br /><em>Yarabbi fi cennati huldike Halıda </em>    <br /><em>Hüve sahiün linebiyyina ve müsahibün</em>    <br /><em>Kem min hadsin anhü yürva müsneda</em>    <br /><em>Hüve min beni min ahval-i Abdil Müttalib</em>    <br /><em>Linebiyyina men kane cedden za cedda</em>    <br /><em>Allah’ü şerefe kadrehü fe eneha fi-</em>    <br /><em>Me’vahü rahileten nebilyyil mukteda</em>    <br /><em>Even nebiyyül Mustafa mütebevvien</em>    <br /><em>Fiddari veli mani fi hedyil Huda</em>    <br /><em>Hüve kan emin haysül idafeti sabika</em>    <br /><em>Hüve min sadetin nasarunnebiyye Muhammeda</em>    <br /><em>Ni’mel idafetü veddiyafetü habbeza</em>    <br /><em>Dayfün keriül hakli Feyyadünneda</em>    <br /><em>Fe kame bil merekati seb’ate eshurin</em>    <br /><em>Fi darihi hatta etemmel mescida</em>    <br /><em>bİlleyli kane yetufu havle cenabihi</em>    <br /><em>Hıfzan lehü bi silahıhı mutekallida</em>    <br /><em>Fe dea lehü fahrül vera fel eclih</em>    <br /><em>Hayyen ve meyyiten sine min keydil ida</em>    <br /><em>Şehidel müşahide cahiden ve mücahida</em>    <br /><em>Ve mükabiden bi huurbihi makabede</em></p>
<p><em>Hatta eta bisalabetin ve mehabetin</em>    <br /><em>Fi ahıril gazevatı hazel meşheda</em>    <br /><em>Kad mate mebtunen gariben gaziya</em>    <br /><em>Fe gada şahiden kalbe en yesteşheda</em>    <br /><em>Rabbi irda anhü ve irdahü fi ardihi</em>    <br /><em>Vebashü lilcirani yeşfeu kaida</em>    <br /><em>Vensur bihi Essultane Osmanellezi </em>    <br /><em>Asertehu bil mulki dame müeyeda</em>    <br /><em>Verham bihissultane Ahmede Validehü</em>    <br /><em>Vec’alhü fi darisselami muhallede</em>    <br /><em>Hüve hamilün lilivai eşrefi mrselin</em>    <br /><em>Yarab tahte livaihi Es’as Es’ada </em>    <br /><em>Sümessalat alennebiyyi ve alihi</em>    <br /><em>Ve Cemii eshabihi salaten sermeda</em></p>
<p>Gümüşlük üzerindeki kitabede yazılanlar:   <br /><em>Meşhed-i pâk Alemdâr-ı Resul</em>    <br /><em>Zâhir-i bâtın gülzûr-t naim</em>    <br /><em>Sarf-ı himmetle âna sabıkda</em>    <br /><em>Kıldı Hân Ahmed-İ Evvel ta &#8216;zim</em>    <br /><em>Şimdi Sultan Selim-i sâîis</em>    <br /><em>yapdı ol gevhere halka-i sim</em>    <br /><em>Yazdı itmamına târih Münib</em>    <br /><em>Pâk-i vâlâ eser-i Şah Selim</em></p>
<p>Şebekenin üst kısmını meydana getiren inişli çıkışlı   <br />çerçevenin üzerinde dökme halinde ve sağdan sola doğru    <br />Bakar Suresi&#8217;nin ayetleri ile Ãl-i imrân suresi&#8217;nin ayetleri yer    <br />Almıştır.</p>
<p>Türbe içindeki kuyu üzerinde:   <br /><em>Bu kuyu kim ol nezir suyu âlem içre zemzemân</em>    <br /><em>Alemdâr-ı Resül&#8217;ün ayağına yüz sürer zühreyân</em>    <br /><em>Çün defn Udiler ashabın güzâtt bunda bu şahı</em>    <br /><em>Bu câhi ayağı ucuna kazub eylediler inşai</em>    <br /><em>Şu dem kim türbenin içini dışına kıldı Ahmed hân</em>    <br /><em>Yakub mermerleri ile eyledi ihya ol sükür-güftâr</em>    <br /><em>No/a ol Pâdişâh&#8217;Hâhz&#8217;a cümle umurunda</em>    <br /><em>İlahi emr eyle yaver ola bu Server-i Ensdr 1016 (1607</em>)</p>
<p>Kapı üzerindeki kapının padişah tarafından yenilediğini söylediği şiir şöyledir.   <br /><em>Şefa&#8217;ât kast ider</em>    <br /><em>İhlasla ol bâb&#8217;da hakka</em>    <br /><em>Bu cây-i pâke Hân</em>    <br /><em>Abdülhamid yapdı der-i vâlâ</em>    <br /><em>1200 (1786)</em></p>
<p>Nakfl-ı Kadem-i Peygamberi &#8216;ye mahsus dolabın içinde şu kitabeler vardır:</p>
<p>&#160;</p>
<p><em>Nola töcim gibi başımda götürsem dâim</em>    <br /><em>Kadem-i resmi durur Hazret-i şâh-ı Resûl&#8217;un</em>    <br /><em>Gül-ü gülzâr-ı nübüvvet o kadem sahibidir.</em>    <br /><em>Bahtiyar durma yüzün sür kademine o gülün</em>    <br /><em>Sultan 1. Ahmed</em></p>
<p><em>Sakın taş sanma yahu gevher-i âlem bahâdır bu</em>    <br /><em>Gel ey biçâre yüz sür nakş-ı pây-i Mustafa &#8216;dır bu</em>    <br /><em>Seza arş-ı mu&#8217;alla zı&#8217;nnet ârây-t makam olsa</em>    <br /><em>Zehi cây-ı mu&#8217;azzam mevk-i hacet revadır bu</em>    <br /><em>Sultan III. Selim</em></p>
<p>Dolabın üzerinde üç sıra halinde hazırlanmış şu kitabe   <br />vardır:    <br /><em>Ziyâretgâh-ı ümmet olmağa Sultan Mahmud Hân</em>    <br /><em>Makam-ı akdese vaz&#8217;eyledi bir kenz-i lâ yünsâ</em>    <br /><em>Şerefyâb-ı kadem olsun deyû Eyyüb-i Ensâri</em>    <br /><em>Mülüki şehe Udi türbeye züvvâr içün ihdâ</em>    <br /><em>Nola ger hissemend-i nakş-i pây-i müctebâ ola</em>    <br /><em>Amedâr-ı Resul -i Kibriya&#8217;dır ol cihad-ârâ</em>    <br /><em>Usât-ı Ümmet içün koydu bir âsâr-ı istişfâ</em>    <br /><em>O lâl-i pürhude hırman-ı şefaat mi ola hâşâ</em>    <br /><em>Düflürdüm böyle bir mu&#8217;ciz nümâye-i hutayâ târih</em>    <br /><em>Makamun buldu resm-i pây-ı sultan-ı</em>    <br /><em>Resûl-ü hakka 1144 (1732</em>)</p>
<p>Pencerenin, cami avlusuna bakan yüzünde ve üstte şu kitabe vardır:   <br /><em>Müyesser eyledi bu meşhed-i envâr-ı pür feyz ü vefa</em>    <br /><em>Resülullah-ı mihman iden yâr-ı vefakarı</em>    <br /><em>Türab-ı merkad pâk-ı mücellâ eyler Ensârî</em>    <br /><em>Mücâhid fi sebilillah Ebi Eyyüb El-Ensâri</em></p>
<p>Hacet penceresinin iç kısmına ise bir Hadis-i şerif yazılmıştır. ki anlamı şudur:   <br /><em>&quot;Devemi kendi haline bırakınız. Zira o</em>    <br /><em>kendine düşen görevi yapmağa memur edilmiştir. 0 da gitti,</em>    <br /><em>Ebû Eyyüb&#8217;ün kapısı önüne çöktü.&quot;</em></p>
<p><strong></strong></p>
<p><strong>Türbe içinde bulunan mezarlar:</strong>    <br />Dua salonuna girerken sol yanda Nişancı Ahmed Paşa’nın mezarı bulunur. Fatih Sultan Mehmed ve II. Beyazıd döneminde baş defterdarlık ve lalalık görevi yapmış ve 906/1500 yılında vefaat etmiştir.     <br /><strong>Süslemeler:</strong>    <br />Barok Kemerli türbe girişi yanlarında mihrap biçiminde girintilerin bulunduğu beşik kemerli bir niş içine alınmıştır. Fatih dönemine ait kapı kanatları sonradan çıkış koridorunun (uzun yol) girişine taşınarak yerlerine bu günkü pirinç şebeke kepenkler takılmıştır. II.Abdülhamit ’in kendi eseri olan sedef kaplamalı parmaklık türbe girişindedir. </p>
<p>Türbe duvarlarının iç yüzeyi pencere sıralarının arasına kadar Mühr-İ Süleyman motiflerinin&#160; görüldüğü beyaz zeminli 18.yy Kütahya çinileriyle kaplanmıştır.&#160; Burada çiniden lacivert zemin üzerine beyaz renkli istifli sülüs ile yazılmış bir ayet kuşağı çepeçevre dönmektedir.&#160; Bu duvarların üzerinde ve kubbede muhtemelen III.Selim onarımından kalma barok üslupta pastel renkli kalem işleri mevcuttur.</p>
<p>Kubbe merkezinde istifli celi sülüs ile yazılan ayetin Fatih döneminden olduğu tahmin edilmektedir.    <br />Halid bin Zeyd ’e ait ahşap sandukayı kaplayan siyah puşide II. Mahmud hediyesidir. Puşide üzerinde sim ile işlenmiş sülüs yazılar mevcuttur. Bu yazıların büyük çoğunluğu devrin önemli hattatı Mustafa Rakım Efendi’ye bir kısmı da II.Mahmud ’a aittir.     <br />Türbedeki önemli bir süslemede III. Selim tarafından yaptırılan som gümüş şebekedir. Şebekenin uzun kenarında üçer kısa kenarında ikişer tane olmak üzere toplam on parçadan meydana gelmektedir. Beyzi madalyonlar ve C kıvrımlar ile dolgulanmış olan ve dikmelerle birbirine bağlanan bu parçalar S kıvrımlarından oluşan dalgalı alınlıklarla bitirilmiştir. Şebekenin uzun kenarlarında ortada yer alan parçada iç içe iki yuvarlak madalyon sülüs hatlı besmele ile Fatiha suresi iç içedir. Şebekenin başucu tarafında dikdörtgen çerçeveler içinde aynalı türde yazılmış Ya-Hazred-i Halid ibareleri yer almaktadır. Ayak ucundaki şebeke parçalarında da dikdörtgen çerçeve içinde şebekenin III.Selim tarafından yapıldığını belirten ta’lik hatlı birer dörtlük yer alır. Son mısrada ebcedle 1207 yazmaktadır. Şebekenin alınlıklarında da Bakara ve Al-i İmran&#160; surelerinin bir kısmı kabartma olarak işlenmiştir.     <br />Sandukanın ayakucu tarafında Kısmet kuyusu bulunmaktadır. Bu kuyunun suyunun Bizans dönemine ait bir ayazmadan olması muhtemeldir. Kuyu bileziği sivri kemerli bir nişin içine oturur. Nişin üzerinde bulunan sülüs hatlı manzum kitabede I.Ahmed tarafından 1016/1607 de tamir edildiği yazılmaktadır.     <br />Türbede sandukaların üzerinden sarkan kandilliklerin bir kısmı altın, bir kısmı da gümüşten toplam 36 adet buhurdan ve zemzemiye III.Ahmet tarafından hediye edilmiştir. Duvardaki hat levhalarının bir çoğu Osmanlı Padişahlarına aittir.     <br />Ziyaret bölümünü iç avludan ayıran duvarın yüzeyi, içteki bütün duvarlar, 16-17.yy İznik,18.yy Kütahya ve Tekfur Sarayı,19-20.yy Yıldız ve Avrupa çinileri ile kaplanmıştır.     <br />Giriş bölümünde yer alan sülüs&#160; kitabe Şeyhülislam Hoca Sadettinzade Mehmed Esad Efendi’nin Eyüp Sultan İçin yazdığı Arapça bir metni içerir. Ziyaret penceresinin üzerinde sülüs hatla Eyüp Sultana ithaf edilmiş bir dörtlük yer alır. Pencerenin içindede I.Ahmed tarafından açtırıldığını belgeleyen 1021/1612 tarihli bir kitabe vardır.&#160; Ziyaret penceresinin iç tarafında Halit bin Zayide ilişkin bir hadis kitabesi görülmektedir.     <br />Girişin önüne III.Selim tarafından bir saçak ilave edilmiştir. Ahşap saçak mermer sütunlara ve volutlü başlıklara oturur.     <br />Ziyaret bölümünde duvarda Hz.Muhammed ‘in ayak izlin konulduğu dolap mevcuttur. Dolabın üzerinde ta’lik hatlı manzum kitabe emanetin I.Mahmut tarafından buraya konulduğunu belgeler.     <br />Bu mekandaki ve türbedeki alçı revzen pencereler daha sonraki tamirlerde I. Abdülhamit veya&#160;&#160;&#160;&#160; III. Selim tarafından yapıldıkları, dönemlerinden anlaşılmaktadır.     <br />Uzun yol olarak adlandırılan çıkış duvarları yarı yüksekliğine kadar çeşitli türde çinilerle kaplanmıştır. <strong></strong>    <br />Türbeye bitişik olan sebilin arkasında Kadınlar Mescidi olarak adlandırılan kare planlı küçük bir mekana girilir. Burasının bir itifak hücresi olduğu düşünülebilir.</p>
<p><strong>Yapının Zaman İçinde Geçirdiği Deprem, Yangın&#160; Vs. ve Buna Bağlı Yapılan Onarımlar :</strong></p>
<p>Eyüp Sultan Türbesi Kuruluşundan bu yana İstanbul’da Müslüman halkın ziyaret ettiği bir mekandır. Osmanlı Padişahlarının kılıç kuşanma törenlerinin de burada yapılıyor olması buranın devlet protokolünde de önemli bir yer edinmesine sebep olmuştur. Bu nedenle devamlı olarak tamir edilmiştir. Bir çok ek vakıflarla, ilave binalarla ve kıymetli hediyelerle zenginleştirilmiştir. </p>
<p>Türbe Cami ile birlikte ilk defa Fatih Sultan Mehmed tarafından inşa edilmiştir. Türbe cumhuriyet dönemine kadar çeşitli kereler tamir edilmiş eklemeler yapılmıştır. En büyük onarım ve temizleme çalışması 1950li yıllarda Eyüp Sultan Camisinin&#160; önünde yapılan meydan düzenlemesi sırasında gerçekleşmiştir. Türbeye ziyarete gelenler için II.Mahmut tarafından yaptırılan ahşap konutlar bu dönemde yıktırılmıştır.    <br />Ocak 1929 The National Geographic Magazine dergisinde görülen fotoğrafta hacet penceresinde mevcut olan şebekenin 1970 ler deki başka bir fotoğrafta&#160; farklı motiflerde&#160; olduğunu bunun da şebekenin o yıllarda değiştiğini göstermektedir. </p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hayalleme/hy/~4/YL9cE1D34oI" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/10/eyp-sultan-trbesi-ebu-eyyub-el-ensari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul İçin Yeni Mobil Uygulama</title>
		<link>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/10/istanbul-iin-yeni-mobil-uygulama/</link>
		<comments>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/10/istanbul-iin-yeni-mobil-uygulama/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 10:09:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bayram Ali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teknoloji/İnternet]]></category>
		<category><![CDATA[Iphone]]></category>
		<category><![CDATA[İstanBUL]]></category>
		<category><![CDATA[Istanbul2Day]]></category>
		<category><![CDATA[Mobil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/10/istanbul-iin-yeni-mobil-uygulama/</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul&#8217;un, tüm kültürel yaşamını basit bir takvimde görmek isteyen iPhone kullanıcıları için artık yeni bir hatırlatma uygulaması var: Istanbul2Day.
 
Mobil pazarlama sektörünün öncülerinden Pharos, yeni hayata geçirdiği Istanbul2Day uygulaması ile, 2007 yılında dünya cep telefonu sektöründe olduğu gibi mobil internet alanında da bir çığır açan iPhone aracılığıyla İstanbul’u cebe taşıdı. Sözkonusu uygulama ile tüm iPhone [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul&#8217;un, tüm kültürel yaşamını basit bir takvimde görmek isteyen iPhone kullanıcıları için artık yeni bir hatırlatma uygulaması var: Istanbul2Day.</p>
<p> <span id="more-1758"></span>
<p>Mobil pazarlama sektörünün öncülerinden Pharos, yeni hayata geçirdiği Istanbul2Day uygulaması ile, 2007 yılında dünya cep telefonu sektöründe olduğu gibi mobil internet alanında da bir çığır açan iPhone aracılığıyla İstanbul’u cebe taşıdı. Sözkonusu uygulama ile tüm iPhone kullanıcıları, İstanbul’da gerçekleşecek güncel kültürel aktiviteleri ve gizli kalmış etkinlik bilgilerini bundan böyle görsel kalitesi yüksek ve kullanıcı dostu bir uygulama üzerinden elde edebilecekler.    <br />Istanbul2Day uygulamasını benzer diğer uygulamalardan farklı en kılan özellik, iPhone kullanıcılarına, aradıklarını anında bulabilmeleri ve zaman kaybı yaşamamamaları için kültürel aktiviteleri sadece 2 günlük (bugün &#8211; yarın) takvim ile&#160; takip edilebilmesini sağlamasıdır.    <br />Istanbul2Day uygulamasından yararlanmak için yapılması gereken tek şey, iPhone&#8217;unuza uygulamayı Apple iTunes Store&#8217;dan ücretsiz bir şekilde indirmek.    <br />Sonrasında “bugün” ve “yarın” butonlarına basarak tüm aktiviteler hakkında bilgilenmeye başlayabilirsiniz. </p>
<p>&#160;</p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.digitalage.com.tr/" target="_blank">DigitalAge</a></p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hayalleme/hy/~4/pAuu3mLIMV4" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/10/istanbul-iin-yeni-mobil-uygulama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlıda Eğitim-Öğretim ve İstanbul…</title>
		<link>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/09/osmanlida-egitim-gretim-ve-istanbul/</link>
		<comments>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/09/osmanlida-egitim-gretim-ve-istanbul/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 11:28:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bayram Ali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Darülhadis]]></category>
		<category><![CDATA[kütüphane]]></category>
		<category><![CDATA[Medrese]]></category>
		<category><![CDATA[sıbyan mektebi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/09/osmanlida-egitim-gretim-ve-istanbul/</guid>
		<description><![CDATA[  
“Osmanlı Devleti’nin eğitim ve öğretim sisteminin en önemli unsuru, medreseler ve bu kurumların bir alt kademesini teşkil eden mekteplerdir.”
“Camilerde başlayan eğitim ve öğretim faaliyetleri, cami dışı müesseseler kurulduktan sonra da devam ettiği gibi, küçük çocukların cami ve mescitleri temiz tutamayacakları düşüncesiyle daha çok mabedlerin dışında yürütülmüştür.”
 
&#160;
“Sıbyan mektepleri ve medreseler Osmanlı Devleti’ne has [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/sekilA26.gif"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="sekil-A26" border="0" alt="sekil-A26" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/sekilA26_thumb.gif" width="195" height="138" /></a> <a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/sekilA25.gif"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="sekil-A25" border="0" alt="sekil-A25" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/sekilA25_thumb.gif" width="142" height="139" /></a> </p>
<p>“Osmanlı Devleti’nin eğitim ve öğretim sisteminin en önemli unsuru, medreseler ve bu kurumların bir alt kademesini teşkil eden mekteplerdir.”</p>
<p>“Camilerde başlayan eğitim ve öğretim faaliyetleri, cami dışı müesseseler kurulduktan sonra da devam ettiği gibi, küçük çocukların cami ve mescitleri temiz tutamayacakları düşüncesiyle daha çok mabedlerin dışında yürütülmüştür.”</p>
<p> <span id="more-1717"></span>
<p>&#160;</p>
<p>“Sıbyan mektepleri ve medreseler Osmanlı Devleti’ne has kurumlar değildir. Birçok kurumla birlikte Anadolu Selçuk kültüründen devir alınmıştır.”Günümüze ulaşmış bir okul altyapısı yoktur. Konya Şemseddin Ebu Said Altun Aba Medresesi, Sırçalı Medrese, Sivas Gök Medrese günümüze ulaşan Selçuk Medreselerinden bazılarıdır. Osmanlı Devleti’nde eğitim devletin vermekle yükümlü olduğu bir hizmet değildir. Osmanlı eğitim yapıları vakıf sistemi ile yapılmış ve varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bu kurumlarda, öğrenciler parasız eğitim görmüş, yapım vakfiyesinde belirtilen şekilde yardım almışlardır.</p>
<p><b>1. Sıbyan Mektepleri</b></p>
<p>Mekteb, ‘ okuma yazma öğrenilen yer’ demektir. Sıbyan mektepleri, Osmanlı döneminde özellikle küçük yaştaki, yetim kız ve erkek çocuklarının öğrenim gördükleri vakıf kurumlarıdır.</p>
<p>“Sıbyan Mekteplerinde okuma yazma, din bilgileri ve Kur’an ezbere öğretilirdi.” Sıbyan mektepleri medreselerin alt kademesini oluştururlar, mektepten mezun olan öğrenciler medreselerde eğitimlerini sürdürebilirlerdi.</p>
<p>Sıbyan Mektepleri, Osmanlı sultanları ve aile mensupları ile vezirler, paşalar, şeyhülislamlar gibi toplumun ileri gelenleri ve halk tarafından yaptırılmışlardır. İmparatorluğun merkezi olan İstanbul’daki sıbyan mekteplerinin sayıları üzerine tam bir kaynak yoktur. 1919 yılında Muallim Cevdet’in derlediği (tam bir liste değildir) sıbyan mektepleri listesinde; hanım sultan ve saraylı kadınların yaptırdığı 39, hükümdarların yaptırdığı 7, paşaların yaptırdığı 35, esnaf ve ağaların yaptırdığı 60, bey, çelebi ve efendilerin yaptırdığı 42 olmak üzere 183 sıbyan mektebi belirtilmiştir.</p>
<p>Tanzimat’tan (1839) 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun çıkışına kadar İstanbul’da mevcut sıbyan mekteplerinin sayısına bakıldığında; Tanzimat’tan biraz sonra sıbyan mektepleri 360 civarıdır. </p>
<p>1 Eylül 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile İstanbul’daki sıbyan mektepleri 12 daireye ayrılıp 264 tanedir.&#160; Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun yayınlanmasından sonra Vakıflardan özel idareye ve buradan Belediye’ye devir olan mekteplerin sayısı 364’ tür. Bir başka istatistik kaydına göre 373 tanedir.</p>
<p>Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 3 Mart 1924 tarihinden sonra İstanbul’daki 364 sıbyan mektebi ile ilgili tespitlerde, 92’sinin tamamen yıkıldığı ve arsalarının mevcut olduğu, 34’ünün başka amaçlarla kullanıldığını, 7’sinin vakıflarca satıldığı, 29’unun kiraya verildiği, 7’sinin medreseye dönüştürüldüğü, 11’inin Halk Fırkası’nca işgal edildiği, 34’ünün kullanılamayacak düzeyde harap olduğu, 10’unun yerinin saptanamadığı, 72’sinin müze, dispanser, resmi kurum olarak kullanıldığı, 62’sinin yola terk edildiği, ancak 15’inin okul işlevini koruduğu tespit edilmiştir. Bunlar da ilgili yasa gereği kapatılmıştır.</p>
<p>A. Turgut Kut’un elinde bulunan “1923-1928 yılları arasından hazırlandığı sanılan, ‘ Mekatib-i Vakfiye Cetveli’ adını taşıyan vesikada, mekteplerin listesi tam olmaktan uzaksa da 318 mektebin ismi (4’ü tekrar edilmiş olduğundan 314 mektep) vardır. Vesikanın en önemli özelliği, mekteplerin adreslerini vermesi ve durumlarını belirtmesidir.</p>
<p><b>1.1. İstanbul’daki Sıbyan Mekteplerinin Tipolojik Özellikleri</b></p>
<p>Sıbyan Mektepleri şehir dokusu içinde dinsel yapılara bağlı olarak bulundukları gibi tek yapılar olarak da yer almaktadırlar.</p>
<p>Bir külliye içinde yer alan sıbyan mekteplerinin yerleştirilmesinde dikkati çeken en önemli özellik, daima içinde bulundukları külliyeden tecrit edilmiş bir plan düzenine göre yapılmış olmalarıdır. Okullar sokağa açılan özel girişlere, kendi içlerine dönük avlu ve oyun bahçelerine sahip olup daima külliyenin bir dış köşesinde yer alırlar. Bu planlama ile muhtemelen çocukların oyun ve gürültüleri ile külliyenin diğer bölümlerini rahatsız etmemeleri amaçlanmıştır. Sıbyan mektepleri, mahalle ile külliyenin kesişme noktasında yer almışlardır. Mektep yalnızca külliyenin bir parçası değil, aynı zamanda gündelik hayatın da bir parçasıdır.</p>
<p>Mahalle içlerine dağılmış olan sıbyan mektepleri incelendiğinde, genellikle köşe başlarında ve merkezi noktalara yerleştirilmiş olmaları dikkat çekicidir.</p>
<p> Sıbyan mektepleri genellikle taş yapılardır. Ahşap mahalleler içerisinde çıkabilecek olan yangınlara karşı koyabilmeleri, yangının bir sokaktan diğer sokağa atlamasını önlemeleri veya geciktirmeleri, okulların köşe başlarına yerleştirilmelerinin bir diğer nedenidir. Sıbyan mekteplerinin altında genellikle bir su öğesinin bulunması bu görüşü desteklemektedir.</p>
<p>Sınıf hacminin daima çift yönden ışıklandırılma ve havalandırılma arzusu, yapıların çok geniş bir arsayı kaplamaması gerekçesiyle de birleşince, okulları köşelere inşa etmek uygun olmuştur.</p>
<p>Sıbyan mektepleri genellikle iki katlıdır. Çocukların rutubetten korunmaları, ders sırasında sokaktan gelebilecek gürültülerin önlenmesi ve daha uygun bir ışıklandırma arzusuyla derslikler çoğunlukla üst kata yerleştirilmiştir. Zemin katlara dükkanlar, kapalı oyun yerleri, helalar, çeşmeler, sebiller yerleştirilmiştir.</p>
<p>Sıbyan mektepleri genellikle tek dersliklidir. İslamiyet’in başlangıç yıllarında mekteplerin çıkış noktası olan, basit bir hacim içerisinde, bir hocanın yönetiminde ve küçük bir topluğa verilen dersler, sıbyan mekteplerinin tek derslikli oluşlarının öncelikli nedenidir. Diğer neden ise, vakıf yapıları olan mekteplerin gerek yapılışlarındaki, gerekse de kullanımındaki ekonomiklik arayışı olmalıdır.</p>
<p>İstanbul’daki sıbyan mekteplerinin birçoğunda, dersliklerin yanında, girişi derslikten küçük olan birer oda vardır. (Tersane Emini Yusuf Efendi, Akarçeşme sıbyan mekteplerinde olduğu gibi)</p>
<p>Dersliklerin ölçüleri 6.50&#215;6.50 m. ile 8.00&#215;8.00 m. arasında değişir. Sıbyan mekteplerinde derslikler genellikle kare biçiminde olup, dikdörtgen planlı yapılar yok denecek kadar azdır. Tavan yükseklikleri 3.50-5.00 m arasında değişir. Derslikler genellikle kubbe ve tonozlarla örtülmüştür. Kırma çatılar ise genellikle yeni devir yapılarında veya sonradan tamir görmüş olanlarda kullanılmıştır.</p>
<p>Sıbyan mekteplerinde kubbe veya tonozlar dış duvarlar taşıtılmıştır. Mekteplerin bazılarında duvarlar moloz taş veya tuğla üzerine taş levhalar kaplanarak yapılmıştır. (Süleymaniye, Sultan Ahmet sıbyan mekteplerinde olduğu gibi) Duvarlar bazen kesme taştan, bazen de almaşık olarak örülmüştür. Duvar örgüsü genellikle kirpi saçaklarla sonlandırılmıştır. Kubbe ve tonozlar tuğla kullanılarak yapılmıştır.</p>
<p>Tuğla malzemeden inşa edilen kubbe ve tonozların iç yüzeyleri genellikle sıvanmış, dış yüzeyleri ise iklim tesirlerine karşı korunmak amacıyla kurşunla kaplanmıştır.</p>
<p><b>2. Medreseler</b></p>
<p>Medrese, ‘ders yapılan’, veya ‘ders çalışılan’ yer demektir. Osmanlı eğitim düzeninde medreseler, orta ve yüksek öğretimi örgütleyen kurumlardır.</p>
<p>Yetişkinlerin eğitim ve öğretimine tahsis edilen cami dışı müesseselerin ilk örnekleri Abbasiler devrinde görülmüştür. Eğitim ve öğretim müesseselerinin medrese olarak adlandırılmalarına 9.asırda başlanmış, medreselerin resmi bir teşekkül olarak devlet eliyle kurulması ise 10.asırda Karahanlılar zamanında olmuştur.</p>
<p>Medreseleri başta öğretim vazifesi olmak üzere bilim çalışmaları, din işleri ve çeşitli teşkilatlara (başta Adalet ve Mülkiye) eleman yetiştirme yolunda büyük hizmetler vermişlerdir.</p>
<p>Medrese eğitimi, verilen bilgilerin kapsam ve düzeyine göre iki kümede toplanmaktaydı; umumi medreseler ve ihtisas medreseleri.</p>
<p>Umumi medreselerde, Kur’an eğitimi ve hıfzı yanında, Arp dili ve grameri, İslam akait ve ahlakı, etik değerler, peygamberlerin hayatı ve benzeri konularda eğitim ve öğretim yapılırdı. Yerel medreseler de diyebileceğimiz umumi medreseler, Osmanlı devletinin köylerine varıncaya kadar her yerinde açılmışlardır. Bu eğitim aşamasını tamamlayanlar müftü veya müderris olurlardı.</p>
<p>İhtisas medreseleri ise, özel eğitim programları olan ‘darül-kurra’, ‘darül-hadis’ ve ‘darül-tıb’ medreseleriydi. Bölgesel medreseler diye adlandırabileceğimiz ihtisas medreseleri bulundukları bölgenin kalifiye eleman ihtiyacını karşılamışlardır. Darül-kurralar girebilmek için, sıbyan mektebi ya da ona eşit düzeyde eğitim görmüş olmak gerekirdi. Darül-kurralarda Kuran ezberletilir, kıraat ve maharici’l-huruf öğretilerek, imam, müezzin gibi din görevlileri yetiştirilirdi. Darül-hadislere girebilmek için ise genel medrese çıkışlı olmak ya da ona eş düzeyde eğitim görmüş olmak gerekirdi. Darül-hadislerde hadis ve ilgili konularda derinleşmeye yönelik, üst düzeyde eğitim verilirdi. Darül-tıblarda takib edilen eğitim ve öğretim sistemi bilinmemektedir.</p>
<p>Bir medreseye devam süresi, sonunda başarılı olmak şartıyla birkaç ay ile üç yıl arasında değişirdi. Bölgesel medreselerde eğitim gören öğrenciler daha ileri bir eğitim almak isterlerse, beceri, kabiliyet ve yeteneklerine göre yapılan bir eleme sonucunda medrese hiyerarşisinin zirvesi olan İstanbul’a gönderilirlerdi.</p>
<p><b>2.1. İstanbul Medreseleri ve Tipolojik Özellikleri</b></p>
<p>İstanbul medreselerinin kent içindeki dağılımlarına bakıldığında sur içinde büyük bir yoğunluk kazandıkları, sur dışında ise sur içine oranla daha az sayıda oldukları görülmektedir. İstanbul medreselerinin en yoğun olarak bulundukları yer Fatih Camii ile Çarşamba arasıdır. Bunun başlıca sebepleri, fetihten sonra tesis edilen Sahn medreselerinin burada bulunması, medreseler arası gidip gelmelerde kolaylık sağlaması olmalıdır.</p>
<p>Fatih’ten sonra medreselerin yoğun olarak toplandıkları semtle Bahçekapısı-Sultanahmet- Cağaloğlu; Çemberlitaş-Çarşıkapısı-Beyazıt; Süleymaniye-Vefa; Vezneciler-Saraçhane-Laleli’dir. Kocamustafapaşa-Cerrahpaşa, Topkapısı ve civarı ile Eyüp, Üsküdar ve Galata cihetlerindeki medreselerin sayısı daha azdır.</p>
<p>Eski bir ruznameye göre 17.yy ortalarında nefs-i İstanbul’da 122, Eyüp ve Kasımpaşa ile birlikte 131 medrese bulunuyordu. Hazerfen Hüseyin Efendi ise 1675’te İstanbul’daki medrese sayısını 126, darülhadis sayısını ise 100 olarak gösterir. 1791 yılında yapılan bir sayımda medrese sayısı 181 olarak tespit edilmiştir. 1869’da hazırlanmış olan bir listeye göre o tarihteki faal medreselerin sayısı 166’dır. Bugün mevcut oldukları halde bu belgede yer almaya; Eyüp’teki Beşir Ağa, Zal Mahmud Paşa, Galata’daki Valide Kethüdası Mehmed Efendi ve Üsküdar’daki Mihrimah Sultan, Çinili medreselerinin 1869’da harap durumda oldukları veya başka bir nedenle kullanılmadıkları anlaşılmaktadır.</p>
<p>1914’e gelindiğinde nefs-i İstanbul ve bilad-ı selasede 12’si yanmış veya kullanılamayacak kadar harab 185 medrese bulunmaktadır. 1206 tarihli defterde 19. ve 20. yy’da tanzim edilmiş olan listelerde bulunmayan 14 medreseye rastlanmaktadır. Günümüze ulaşanların sayısı ise, harab olanlar dahil 90’ı bulmamaktadır.</p>
<p><b>2.2. Darülhadisler </b></p>
<p>Osmanlı Darülhadisleri, sadece Hadis ilimleri ve Tefsir okutulmak üzere yapılmış yüksek düzeyli medreselerdi. Darülhadislerde öğrenci olabilmek için, umumi medreselerin tahsilini tamamlamak veya devam edilmek istenen darülhadise öğrenci olabilecek kadar tahsil görmüş olmak gerekirdi.</p>
<p>İstanbul’daki ilk darülhadis, Süleymaniye Külliyesi kapsamında 1557 yılında eğitime başlamıştır. 17. ve 18. yy’larda İstanbul’da yeni darülhadisler açılmış ve bazı alt medreseler darülhadise çevrilmiştir.</p>
<p>1882’deki bir sayımda İstanbul’daki faal darülhadisler; Darülhadis-i Süleymaniye, Tabhane (Süleymaniye Külliysi’nin tabhanesi iken sonradan darülhadis yapılmıştır), Hasan Ağa (Kalenderhane), Damat İbrahim Paşa (Şehzedebaşı), Papazzade (Koska), Baba Mahmud Bekir Ağa (Şehzdebaşı), Bosnavi (Horhor), Hulusi Efendi (Otlukçu Yokuşu), İzzet Efendi (Yavuzselim), Hacı Beşir Ağa (Eyüp) olarak saptanmıştır.</p>
<p>20.yy’în başında, bu darülhadislerin bir kısmı bakımsızlıktan ve vakıflarının işlevlerini yitirmesinden dolayı kapanmıştır. 1914’te Darü’l-Hilafet’ül-Aliyye Medresesi kapsamında bulunan darülhadisler, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabulü ile kapatılmışlardır.</p>
<p><b>3. Kütüphaneler</b></p>
<p>Osmanlı’daki diğer eğitim yapıları gibi, kütüphaneler de vakıf yapılarıdır. Yönetim, işleyiş ve finansmanları ile ilgili bilgiler ve kütüphane dahilindeki eserlerin listeleri kütüphanelerin vakfiyelerinde açıkça belirtilmiştir.</p>
<p><b>3.1. Kütüphanelerin Planlama Özellikleri</b></p>
<p>Kütüphaneler inşa edilirken öncelikle gürültüden uzak alanlar seçilmeye çalışılmış ya da kütüphane binaları avlu içine alınmıştır. Kitapların nemden korunabilmeleri amacıyla kütüphane hacimleri genellikle iki bodrum katın üzerinde yükseltilmiştir.</p>
<p>Kütüphanelerin aydınlatılmasında iki sıra pencere sistemi kullanılmış, gerektiğinde üstten ışıkla desteklenmiştir. Kitapları korumak amacıyla, biri demirden oluşan çift kapılar ve demir pencere kapakları kullanılmıştır.</p>
<p>Girişleri genellikle revaklı olan kütüphanelerin içleri çok sade yapılmıştır. Zemin döşemesi halılar ile kaplanmış, okuyucuların oturabilmesi için minderler, kitaplarını koyabilmeleri için de rahleler yerleştirilmiştir.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p>* <b>YAPI KREDİ YAYINLARI, 101 YAPI&#160; BİR KENT İSTANBUL,&#160; İSTANBUL 2001, SAYFA 139</b></p>
<p>* <b> TÜRKİYE DİYANET VAKFI, İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, İSTANBUL 1996, CİLT 13, SAYFA 432-433</b></p>
<p>* <b>DÜNDEN BUGÜNE İSTANBUL ANSİKLOPEDİSİ, İSTANBUL 1994, CİLT III, SAYFA 375-376</b></p>
<p><b>*</b> <b>KOÇU, R.E., İSTANBUL ANSİKLOPEDİSİ, İSTANBUL 1971-1974, CİLT II, SAYI 161, SAYFA 6024-6027</b></p>
<p><b>*</b> <b>KÜTÜKOĞLU, M., İSTANBUL MEDRESELERİ, SAYFA 169-171</b></p>
<p><b>*</b> <b>ŞENGÜL, EBRU ÖZTÜRK, İ.T.Ü. YÜKSEK LİSANS TEZİ, ARALIK 2004, TEZ DANIŞMANI PROF.DR. AHMET ERSEN</b></p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hayalleme/hy/~4/M_PMQeqUHJk" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/09/osmanlida-egitim-gretim-ve-istanbul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>"18. ve 19. Yüzyıllarda İstanbul" Söyleşisi</title>
		<link>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/09/18-ve-19-yzyillarda-istanbul-sylesisi/</link>
		<comments>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/09/18-ve-19-yzyillarda-istanbul-sylesisi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 06:44:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bayram Ali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[Edhem Eldem]]></category>
		<category><![CDATA[İTÜ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/09/18-ve-19-yzyillarda-istanbul-sylesisi/</guid>
		<description><![CDATA[&#160; 
Osmanlı Bankası Müzesi&#8217;nin Voyvoda Caddesi Toplantıları kapsamında düzenlediği İstanbul Söyleşileri, Prof. Dr. Edhem Eldem&#8216;in &#34;18. ve 19. Yüzyıllarda İstanbul: Değişim ve Gelişme&#34; başlıklı konuşmasıyla devam ediyor. 10 Mart 2010 Çarşamba günü saat 18:30&#8242;da İTÜ Taşkışla binasında yapılacak söyleşide, söz konusu dönemde İstanbul&#8217;un değişen dinamikleri ele alınacak. 
 
18. ve 19. yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun başkenti [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#160;<a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/karakoy_19s432r.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: block; float: none; margin-left: auto; border-top: 0px; margin-right: auto; border-right: 0px" title="karakoy_19s432r" border="0" alt="karakoy_19s432r" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/karakoy_19s432r_thumb.jpg" width="219" height="161" /></a> </p>
<p>Osmanlı Bankası Müzesi&#8217;nin Voyvoda Caddesi Toplantıları kapsamında düzenlediği İstanbul Söyleşileri, Prof. Dr. <strong>Edhem Eldem</strong>&#8216;in &quot;18. ve 19. Yüzyıllarda İstanbul: Değişim ve Gelişme&quot; başlıklı konuşmasıyla devam ediyor. 10 Mart 2010 Çarşamba günü saat 18:30&#8242;da İTÜ Taşkışla binasında yapılacak söyleşide, söz konusu dönemde İstanbul&#8217;un değişen dinamikleri ele alınacak. </p>
<p> <span id="more-1748"></span>
<p>18. ve 19. yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun başkenti İstanbul&#8217;un çok önemli bir değişim sürecinden geçtiğini vurgulayan Eldem, bu sürecin başlıca dinamiklerini ve safhalarını anlatacak. Söyleşide ayrıca; değişimde yerel ve dış etkenlerin payı, kentin algılanmasındaki değişim, modernleşme ile çevreleşme arasındaki gerilim gibi konular da irdelenecek. </p>
<p><b>Tarih</b>: 10 Mart 2010 18:00    <br /><b>Yer</b>: <a href="http://www.hayalleme.com/index.php/2008/10/20/taskisla-binasi/" target="_blank">İTÜ Mimarlık Fakültesi, Taşkışla</a>, İstanbul    <br /><b>Organizasyon</b>: <a href="http://www.obmuze.com">Osmanlı Bankası Müzesi</a>    <br /><strong>İrtibat Telefonu:</strong> (212) 292 76 05    <br /><strong></strong></p>
<p><strong>Prof. Dr. Edhem Eldem</strong>    <br />Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Eldem, 18. yüzyılda Osmanlı-Avrupa ticareti, Osmanlı mezartaşı kitabeleri, geç Osmanlı dönemi İstanbul&#8217;unda burjuvazinin gelişimi, Osmanlı Bankası tarihi, 19. yüzyıl Osmanlı biyografileri ve otobiyografik yazım konularında çalışıyor. Misafir öğretim üyesi olarak Berkeley, Harvard ve Paris&#8217;teki École des Hautes Études en Sciences Sociales&#8217;da görev yaptı. Aralarında, &quot;Osmanlı Bankası&quot;, &quot;Türkiye&#8217;de Kâğıt Para&quot;, &quot;Bankalar Caddesi&quot;, &quot;Galata&quot;, &quot;Osmanlı Nişan ve Madalyaları&quot;, &quot;İstanbul&#8217;da Ölüm&quot; ve &quot;Doğuyu Tüketmek&quot;in de bulunduğu tarihi sergiler düzenledi. Yayınlarından bazıları: &quot;18. Yüzyılda İstanbul&#8217;da Fransız Ticareti&quot; Leiden, 1999; &quot;Osmanlı Bankası Tarihi&quot; İstanbul, 1999; &quot;Doğu ile Batı Arasında Osmanlı Kenti&quot; (Daniel Goffman ve Bruce Masters ile) Cambridge, 1999; &quot;Türk Akdeniz&#8217;i&quot; (Feride Çiçekoğlu ile) Paris, 2000; &quot;İstanbul&#8217;da Ölüm. Osmanlı İslam Kültüründe Ölüm ve Ritüelleri&quot; İstanbul, 2005; &quot;Doğuyu Tüketmek&quot; İstanbul, 2007; &quot;Osmanlı Mezartaşı Kitabesi&quot; (Nicolas Vatin ile) Paris-Leuwen-Dudley, 2007.</p>
<p>Kaynak: yapi.com.tr </p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hayalleme/hy/~4/rI27GN-Zmqk" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/09/18-ve-19-yzyillarda-istanbul-sylesisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bahariye Mevlevihanesi</title>
		<link>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/08/bahariye-mevlevihanesi-1/</link>
		<comments>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/08/bahariye-mevlevihanesi-1/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 11:08:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bayram Ali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarihi Eserler]]></category>
		<category><![CDATA[Bahariye Mevlevihanesi]]></category>
		<category><![CDATA[Eyüp]]></category>
		<category><![CDATA[MEVLEVİ TEKKELERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Mevlevihane]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/08/bahariye-mevlevihanesi-1/</guid>
		<description><![CDATA[Tarih boyunca İstanbul’da kurulan beş tane mevlevîhaneden biri olan Bahariye Mevlevîhanesi, Osmanlı tasavvuf kültürünün en önemli merkezleri arasında yer almış dergâhların sonuncusudur. Kuruluş tarihi bakımından yeni, fakat manevî kökleri bakımından XVII. yüzyılda faaliyete geçen Beşiktaş Mevlevîhanesi’nin mirasçısı olan bu dergâh iki kez yıktırılarak yer değiştirmiştir. 
Bahariye Mevlevîhanesi, 1622’de Ohrili Hüseyin Paşa’nın, günümüzde Çırağan Sarayı’nın bulunduğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih boyunca İstanbul’da kurulan beş tane mevlevîhaneden biri olan Bahariye Mevlevîhanesi, Osmanlı tasavvuf kültürünün en önemli merkezleri arasında yer almış dergâhların sonuncusudur. Kuruluş tarihi bakımından yeni, fakat manevî kökleri bakımından XVII. yüzyılda faaliyete geçen Beşiktaş Mevlevîhanesi’nin mirasçısı olan bu dergâh iki kez yıktırılarak yer değiştirmiştir. <span id="more-1709"></span></p>
<p>Bahariye Mevlevîhanesi, 1622’de Ohrili Hüseyin Paşa’nın, günümüzde Çırağan Sarayı’nın bulunduğu yerde inşa ettirdiği Beşiktaş Mevlevîhanesi’nin bir devamıdır. Beşiktaş Mevlevîhanesi, 1622-1867 tarihleri arasında kesintisiz olarak Boğaziçi’nde faaliyetini sürdürmüş, 1867’de Sultan Abdülaziz’in eski sarayın yerine yenisini yaptırmak istemesi üzerine yıktırılarak önce Fındıklı’daki Karacehennem İbrahim Paşa’nın konağına, ardından da 1871’de Maçka’daki yeni binasına taşınmıştır. 1874’te Maçka’daki bu yapı da, yerine, halen İTÜ’nün kullanımında olan kışlanın inşa ettirilmesi için yıktırılmıştır. Bunun üzerine Mevlevîhane, önce geçici olarak, Eyüp’ün Bahariye kıyısındaki Hattap Emini Mustafa ve Hüseyin Efendilere ait yalılara taşınmış, 1877’de aynı kıyıda, bir zamanlar Bahariye Kasrı’nın bulunduğu arsada yapımı tamamlanan yeni binalarında faaliyete geçmiş ve 1925’e kadar canlılığını korumuştur.</p>
<p>Mevlevîliğe bağlı olan Sultan V. Mehmed Reşad (1909-1918) tarafından 1909-1910 yıllarında yenilenen Bahariye Mevlevîhanesi, bu haliyle Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar ayakta kalabilmiş, 1925’te tekkelerin kapatılması üzerine kaderine terk edilmiştir. Harap düşen yapıların mülkiyeti bu tarihten sonra son şeyhin varisleri, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Hazine arasında, uzun süren bir davaya konu olmuş, bu arada semahane-türbe binası 1935’te Vakıflar tarafından yıktırılmış, harem binası 1939’da yanmış, geriye kalan binalar 1968’de davayı kazanan varisler tarafından birtakım sanayicilere satılmış, 1970’de cümle kapısı, selâmlık ve diğer birimler yıktırılmıştır. Türbedeki naaşlar da Silahtarağa Caddesi’nin yamaç tarafında bulunan 16 Mart Şehitleri Mezarlığı’na taşınmıştır. 1986’da Haliç çevre düzenlemesi projesi kapsamına alınan mevlevîhane arsası yeşil alana dönüştürülmüş, bu arada dergâha ait pek çok kıymetli mezar taşı tahrip edilmiştir. Günümüzde Bahariye Mevlevîhanesi’nden arta kalan yegane birim, evvelce tuğla deposu olarak kullanılan ve son yıllarda orijinal haline uygun olmayan biçimde tadil edilen mescittir.</p>
<p>Bahariye Mevlevîhanesi, medeniyetimizin temel direkleri sayılan pek çok sanatçıyı yetiştirmiş bir irfan ocağıdır. Dergâh, son dönem Mevlevî şeyhlerinden Hüseyin Fahreddin Dede Efendi’nin (1854-1911) kişiliği sayesinde âdeta bir konservatuar gibi çalışmış, Türk musikisinin önde gelen bestekârlarından Zekâî Dede Efendi (1824-1897),  oğlu “Zekaîzade” olarak tanınan Ahmet Irsoy (1870-1943) ve nazariyatçılarından Rauf Yekta Bey (1871-1935) ile Dr. Suphi Ezgi (1869-1962)   buradan yetişmiştir. Diğer taraftan edebiyat ve tasavvuf tarihimizin son büyük temsilcilerinden Abdülbaki Gölpınarlı ( 1900 – 1982 ) da Bahariye Mevlevîhanesi’nin yetiştirdiği seçkin şahsiyetler arasındadır.</p>
<p>Yukarıda da değinildiği üzere, Bahariye Mevlevîhanesi,  kuruluşundan tekkelerin kapatıldığı 1925’e uzanan zaman dilimi içinde, ufak onarımların yanı sıra,  1877’de ve<span style="text-decoration: underline;"> </span>1910’da olmak üzere, iki tane inşaat aşaması geçirmiştir. 1877’de yapılan binalardan semahane ve harem 1910’da esaslı onarım ve tadilat geçirmiş; cümle kapısı, selâmlık, mescit ve diğer bölümler bu tarihte yeni baştan inşa edilmişlerdir. Bu iki aşama tarafımızdan I. dönem (1877) ve II. dönem (1910) olarak adlandırılmıştır. Mevlevîhaneyi oluşturan yapıların veri teşkil eden mimari özellikleri ve zaman içinde geçirmiş oldukları değişimler de bu iki aşama çerçevesinde ele alınmıştır.</p>
<p>I. Döneme ait (1877-1910) görsel belgeler, Süleymaniye Kütüphanesi &#8211; Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver Arşivi <strong>(Fotoğraf 1-2)</strong>, Alman Arkeoloji Enstitüsü <strong>(Fotoğraf 3-4) </strong>ve IRCICA (Yıldız Sarayı Fotoğraf Albümleri) arşivlerinde <strong>(Fotoğraf 5-6)</strong> bulunan, II. Abdülhamid döneminin (1876-1909) sonlarına ait olan fotoğraflardır.</p>
<p><a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/1b.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; margin-left: 0px; border-top: 0px; margin-right: 0px; border-right: 0px" title="Fotoğraf 1" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/1b_thumb.jpg" border="0" alt="Fotoğraf 1" width="104" height="55" align="left" /></a> Pierre Loti Kahvesi’nin bulunduğu mevkiden çekilmiş olan bu fotoğraflardan 1 ve 5 no.lu olanlarda ön planda İplikhane Kışlası görülmekte, kışladan itibaren yalılar sıralanmakta, bu dizinin sonunda Bahariye Mevlevîhanesi’nin I. Dönemdeki yapıları seçilmektedir. 3 no.lu fotoğrafta da, önde İdrisköşkü mevkiindeki mezarlık alanı, kıyıda yalılar, yalı dizisinin sonunda yine Bahariye Mevlevîhanesi’nin binaları görülmektedir.</p>
<p><a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/2b.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; margin: 0px 3px 0px 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="Fotoğraf 2" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/2b_thumb.jpg" border="0" alt="Fotoğraf 2" width="104" height="55" align="left" /></a> Kuzeyde, mevlevîhane arsasının gerisinde bostanlar uzanır. Arsanın batı kenarında, halen mevcut olmayan Mevlevîhane Çıkmazı’nın solunda, Mevlevîhane arsasını kuşatan duvar üzerinde cümle<strong> </strong>kapısı yer alır. Söz konusu duvardan itibaren (batıdan doğuya doğru), üç ahşap yapı sıralanmaktadır. Bunlardan sırtını batıdaki çevre duvarına dayamış olan, tek katlı ve kırma çatılı yapının mimari özellikleri ve işlevi aydınlığa kavuşmamıştır. Bunun gerisinde ilk yer alan iki katlı yapı, II. dönemde konumunu ve boyutlarını korumuş olan semahane, en gerideki üç katlı yapı ise, II. dönemde yeri ve boyutları değiştirilmeksizin, selâmlık olarak kullanılan son katı yıkılan haremdir.</p>
<p><a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/5b.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="Fotoğraf 5" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/5b_thumb.jpg" border="0" alt="Fotoğraf 5" width="104" height="68" /></a> <a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/3b.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="Fotoğraf 3" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/3b_thumb.jpg" border="0" alt="Fotoğraf 3" width="104" height="61" /></a> <a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/4b.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="Fotoğraf 4" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/4b_thumb.jpg" border="0" alt="Fotoğraf 4" width="104" height="77" /></a> <a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/6b.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="Fotoğraf 6" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/6b_thumb.jpg" border="0" alt="Fotoğraf 6" width="104" height="60" /></a></p>
<p>Bu yapı dizisinin kara (kuzey) yönünde, bunlara paralel gelişen, muhtemelen tek katlı ve kırma çatılı, birbirine eklemli mekânlar dizisi uzanmaktadır. Kuzey ve güney yönlerinde çeşitli girintiler ve çıkıntılar sergileyen söz konusu yapı kitlesinin dedegân hücrelerini, mevlevîhanenin asıl mutfağını (matbah-ı şerifi), harem mutfağını, dervişlere ve hareme ait hamam birimlerini, odunluk-kömürlük ve ardiye türünden mekânları içermesi gerekmektedir. Bu yapı kitlesinin planı ve cephe düzeni anlaşılamamaktadır. Rıhtım boyunca yapılar arasında, üstte madeni parmaklıkları olan alçak bir moloz taş duvar uzanmakta, ancak harem binasından sonra, arsa sınırına kadar sadece yüksek bir moloz taş duvar devam etmektedir.</p>
<p>3 no.lu fotoğrafta ve onun agrandismanı olan 4 no.lu fotoğraftan, cümle kapısının kâgir olduğu ve dikdörtgen bir cephe arz ettiği söylenebilir. II. Dönemde ortadan kaldırılmıştır. Adı geçen fotoğrafların ( 1 &#8211; 6 ) hepsinde semahanenin I. dönemdeki dış görünümü<br />
( güney/Haliç ve batı cepheleri ) seçilmektedir. En geniş yerlerinde 28.50 x 25.50 mt. boyutlarında bir alanı kaplamaktadır. İki katlı ve kırma çatılı ahşap semahanenin I. dönemde arz ettiği farklılıklarsa şöyledir:<br />
* Haliç (güney) yönündeki çıkmalar I. dönemde payandalarla taşımaktadır. �<br />
* Pencereler basık kemerlidir.�<br />
* Haliç (kuzey) cephesinin sol (batı) kesiminde, üst kattaki kadınlar mahfiline geçit veren kapı I. dönemde sağda yer almaktadır.</p>
<p>* Ancak, İnşaatı yapan Nersest Kalfanın alacaklarını tahsil etmek için yazdığı, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde bulunan dilekçesinden, Semahanenin ana giriş kapısının önünde çatılı, camlı, bölme olduğu anlaşılmaktadır.<br />
* II. döneme ait fotoğraflarda, semahane girişlerinin önündeki sundurmaları kuşatan camekânlar I. döneme ait fotoğraflarda görünmemektedir..<br />
* Zemin kattaki mahfillerin batı kanadı kısmen kadınlar mahfili olarak, üst kattaki mahfillerin batı kanadı ise erkek seyircilere mahsus “züvvar maksuresi” olarak kullanılmaktadır.</p>
<p>Semahane için olduğu gibi, II. döneme ilişkin haritalardan, harem binasının I. dönemdeki konumu ve boyutlarını  (22.50 x 22.50 m.) tespit edebiliyoruz. Yapının 1. dönemdeki cephe özellikleri (güney/Haliç ve batı cepheleri), 1-6 no.lu fotoğraflarda görülmektedir. Ahşap yapı üç katlı ve kırma çatılıdır. Bu dönemde selâmlık olarak kullanılan son (ikinci) kat II. dönemde iptal edilerek arsanın batı kesimine tek katlı bağımsız selâmlık binası inşa edilmiştir. I. dönemde, enli kat arası silmeleriyle yatayda bölünmüş olan cephelerde geleneğe uygun boyutlarda (yaklaşık 0.85 x 1.70 m.)  çok sayıda pencere sıralanmaktadır. II. dönemde bunlar iptal edilerek yerlerine çok daha sınırlı sayıda, boyutları ve ayrıntıları farklı pencereler konduğu tespit edilmiştir.</p>
<p>Arka (kuzey) cephesinin batı kesiminde var olduğunu düşündüğümüz merdivenin I. dönemde özellikle 2. kata (selâmlık katına) hizmet ettiği tahmin edilebilir. Bunun yanı sıra, batı (semahane) ve doğu (harem bahçesi) yönlerinde, II. dönemde olduğu gibi, birer girişin bulunduğu varsayılabilir. Haliç (güney) cephesinde iki girintili / üç çıkmalı bir düzen vardır. Fotoğraflardan, çıkmalarda her katta üçer pencere olduğu görülmektedir. Yapının plan şemasını aydınlatacak herhangi bir belge bulunmadığından, cephe konturlarından ve dönemin diğer ahşap konutlarında gözlenen tasarım özelliklerinden hareketle, Haliç (kuzey) cephesindeki girintilerin gerisinde birer sofanın cepheye dik olarak (kuzey-güney doğrultusunda) uzandığı, doğu ve batı cephesindeki girişlerin, bunları izleyen sofalara ve çeşitli boyutlardaki odaların bu sofalara bağlandığı düşünülebilir.</p>
<p>Yukarıda da belirtildiği gibi, Haliç kıyısındaki semahane ve harem binalarının gerisinde, arsanın kuzey kesiminde uzanan girintili çıkıntılı kitlenin içinde yer alması gereken diğer bölümler (dedegân hücreleri, mevlevîhanenin asıl mutfağı / matbah-ı şerif, harem hamamı, dervişlere ve hareme ait hamam birimleri, odunluk-kömürlük vs.) 3 no.lu fotoğrafla bunun ayrıntısı olan 4 no.lu fotoğrafta görüldüğü kadarıyla tespit edilebilmektedir. Bunların yanı sıra,  gerek I. döneme ilişkin fotoğraflardan  gerekse de aynı döneme ilişkin belgelerden, mevlevîhanenin mimari programı içinde bulunması muhtemel mescit biriminin varlığı ve mimarisi belirlenememektedir.</p>
<p><a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/8b.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; margin-left: 0px; border-top: 0px; margin-right: 0px; border-right: 0px" title="Fotoğraf 8" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/8b_thumb.jpg" border="0" alt="Fotoğraf 8" width="104" height="37" align="left" /></a> <a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/7b.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; margin: 0px 3px 0px 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="Fotoğraf 7" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/7b_thumb.jpg" border="0" alt="Fotoğraf 7" width="104" height="62" align="left" /></a> II. dönem olarak adlandırdığımız dönemde (1910-1925) mevlevîhaneyi oluşturan yapıların dağılımının, İstanbul Büyükşehir Belediyesi &#8211; Atatürk Kitaplığı’nda bulunan 20. yüzyılın ilk çeyreğine ait haritalar <strong>(Harita 1-6)</strong>, Eyüp Kadastro Müdürlüğü’nden alınan 1951 tarihli ölçü krokisi <strong>(Harita 7)</strong>; öte yandan, İstanbul Arkeoloji Müzeleri &#8211; Eski Eserler Encümeni Fotoğraf Arşivi’nde (Encümen Arşivi) <strong>(Fotoğraf 7-8)</strong>, İstanbul Büyükşehir Belediyesi – Atatürk Kitaplığı Fotoğraf Arşivi’nde bulunan 11.07.1961tarihli hava fotoğrafı(1) <strong>(Fotoğraf 9)</strong>, ayrıca Prof. Dr. M. Baha Tanman’ın “İstanbul Tekkelerinin Mimari Özellikleri” başlıklı doktora tezi kapsamında görüştüğü, mevlevîhanenin kurucusu ve ilk postnişini Şeyh Hüseyin Fahreddin Efendi’nin kızı Destine Sinem ile yeğeni olan son postnişin Şeyh Selman Tüzün’ün aktardığı bilgilerin yardımıyla büyük ölçüde yorumlanabilmektedir.</p>
<p><a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/ha2.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; margin-left: 0px; border-top: 0px; margin-right: 0px; border-right: 0px" title="Harita2" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/ha2_thumb.jpg" border="0" alt="Harita2" width="104" height="84" align="left" /></a> <a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/ha1.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; margin-left: 0px; border-top: 0px; margin-right: 0px; border-right: 0px" title="Harita1" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/ha1_thumb.jpg" border="0" alt="Harita1" width="104" height="62" align="left" /></a> </p>
<p>Arsanın kuzeybatı köşesinde, bugün mevcut olmayan Mevlevihane Çıkmazı’nın sonunda (güney ucunda) cümle kapısı yer almaktadır. Cümle kapısının soluna (doğu yönüne) mescit bitişmekte, mescitten sonra, aynı çatı altına alınmış olarak 18 adet dedegân hücresi doğu-batı doğrultusunda sıralanmaktadır. Söz konusu kanadın içinde, batıdan doğuya doğru, mescitten sonra bir geçit, üç adet dedegân hücresi, ikinci bir geçit ve on beş adet dedegân hücresinin bulunduğu yukarıda adı geçer sözlü aktarımlarla tespit edilmiştir. Yine bu aktarımlara göre, hücreler kitlesinin bahçe (güney) cephesi boyunca, ahşap dikmeli bir sundurma uzanmakta, hücrelerin arkasında, kuzey yönündeki bahçe duvarıyla hücrelerin arasındaki alanda helalar bulunmaktaydı.</p>
<p>Arsanın Haliç kıyısı boyunca, batıda, cümle kapısının karşısında tek katlı selâmlık, bunun doğusunda iki katlı semahane, en doğuda da iki katlı harem binaları bağımsız olarak yer almaktadır. Söz konusu üç yapının önünde moloz taş örgülü dar bir rıhtım, bunun gerisinde, yapıların Haliç (güney) cepheleri hizasında, alçak bir parapete ve kâgir babalara oturan madeni parmaklıklı bahçe duvarı uzanmaktadır. Bu duvar üzerinde, üç tane giriş bulunmaktadır. Harem binasının doğu yönünde, arsanın sınırına kadar uzanan alçak moloz bir taş duvar mevcuttur. Bu duvar üzerinde bir de kapı vardır.</p>
<p>Mevlevîhane kompleksi içinde, nispeten hakkında en az bilgi ve görsel belgeleye sahip olunan kısım, arsanın kuzeydoğu kesimini işgal eden (haremin arkasında kalan) ve matbah-ı şerifi (mevlevîhanenin esas mutfağı), dedegân hamamını, harem mutfağını ve harem hamamını içeren kanattır. Yamaç tarafından çekilen 7 no.lu fotoğrafta söz konusu mekân grubuna ait batı cephesinin bir kısmı ve bu kanadı hareme bağlayan geçit görülmektedir.</p>
<p>Öte yandan, 2 ve 3 no.lu haritalarda leke olarak belirtilmiş bulunan bu kanadın yaklaşık boyutları ve yukarıda sözü edilen harem bağlantısı tespit edilmektedir.</p>
<p><a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/ha4.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; margin-left: 0px; border-top: 0px; margin-right: 0px; border-right: 0px" title="ha4" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/ha4_thumb.jpg" border="0" alt="ha4" width="104" height="85" align="left" /></a> <a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/ha3.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; margin: 0px 3px 0px 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="ha3" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/ha3_thumb.jpg" border="0" alt="ha3" width="104" height="94" align="left" /></a></p>
<p>Bu kanadın ortasında, batı-doğu doğrultusunda bir avlu uzanmakta, bu avlunun, harem binasına yakın olan Haliç (güney) yönünde, bir geçitle bu binaya bağlanan harem mutfağı ve bununla bağlantılı harem hamamı; avlunun kuzey yönünde de, kendi içinde, yemek pişirme mekânın yanı sıra, somathan(2), sema talim alanı ve “çilekeş canlar”(3) koğuşunu barındıran matbah-ı şerif ile dedegân hamamı yer almaktadır.</p>
<p>Sözlü kaynaklardan, Haliç kıyısındaki “selâmlık – semahane – harem”  grubuyla kuzeydeki yapı dizisi arasında kalan alanın, fıskiyeli havuzu, semahane binasının doğusunda, sarmaşık güllerinin gölgelendirdiği kameriyesi, çeşitli meyve ağaçlarıyla bir iç bahçe şeklinde düzenlendiği öğrenilmiştir. Ayrıca harem binasının arkasında (kuzey yönünde) nispeten ufak boyutlu bir harem bahçesinin bulunduğu, haremin doğu (Kağıthane) yönündeki arka bahçede de inek ahırlarının yer aldığı anlaşılmaktadır.</p>
<p> </p>
<p><a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/9b.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="Fotoğraf9" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/9b_thumb.jpg" border="0" alt="Fotoğraf9" width="104" height="81" /></a> <a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/ha5.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="Harita5" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/ha5_thumb.jpg" border="0" alt="Harita5" width="104" height="67" /></a> <a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/ha6.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="Harita 6" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/ha6_thumb.jpg" border="0" alt="Harita 6" width="104" height="85" /></a></p>
<p>(2) Mevlevî terminolojisinde yemekhane mekânına verilen ad.</p>
<p>(3) Mevlevî terminolojisinde “çile” tabir edilen 1001 günlük hizmet süresini tamamlamış dervişlere verilen ad.</p>
<p>Kaynaklar:</p>
<p><strong>FOTOĞRAFLAR:</strong></p>
<p><strong>1. </strong><span style="text-decoration: underline;">Bulunduğu yer:</span> Atatürk Kitaplığı ve Süleymaniye Kütüphanesi – A. Süheyl<br />
    Ünver Arşivi<br />
<span style="text-decoration: underline;">Tarih:</span> II. Abdülhamid dönemi (1876-1909)<br />
<span style="text-decoration: underline;">İçerik</span>: Bahariye kıyısının Pierre Loti Kahvesi yönünden görünümü (kıyıdaki yapı dizisinin sonunda mevlevîhanenin yapıları).</p>
<p><strong>2. </strong>1 no.lu fotoğrafın agrandismanı (semahane ve harem-selâmlık yapıları).<br />
<strong>3.</strong> <span style="text-decoration: underline;">Bulunduğu yer:</span> İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsü Arşivi<br />
<span style="text-decoration: underline;">Tarih:</span> II. Abdülhamid dönemi (1876-1909)<br />
<span style="text-decoration: underline;">İçerik</span>: Bahariye kıyısının Pierre Loti Kahvesi yönünden görünümü (kıyıdaki yapı dizisinin sonunda mevlevîhanenin yapıları).</p>
<p><strong>4.</strong> 3 no.lu fotoğrafın agrandismanı (mevlevîhane yapıları).</p>
<p><strong>5. </strong><span style="text-decoration: underline;">Bulunduğu yer:</span> IRCICA Fotoğraf Arşivi<br />
<span style="text-decoration: underline;">Tarih:</span> II. Abdülhamid dönemi (1876-1909)<br />
<span style="text-decoration: underline;">İçerik</span>: Bahariye kıyısının Pierre Loti Kahvesi yönünden görünümü (kıyıdaki yapı        dizisinin sonunda mevlevîhanenin yapıları).<br />
<strong> </strong><br />
<strong>6. </strong>5. no.lu fotoğrafın agrandismanı (semahane ve harem-selâmlık binaları)</p>
<p><strong>7.</strong> <span style="text-decoration: underline;">Bulunduğu yer:</span> İstanbul Arkeoloji Müzeleri &#8211; Encümen Arşivi<br />
<span style="text-decoration: underline;">Tarih:</span> 05.08.1933<br />
<span style="text-decoration: underline;">İçerik</span>: Mevlevîhane yapılarının yamaç tarafından görünümü.</p>
<p><strong>8.</strong> <span style="text-decoration: underline;">Bulunduğu yer:</span> İstanbul Arkeoloji Müzeleri &#8211; Encümen Arşivi<br />
<span style="text-decoration: underline;">Tarih:</span> 05.08.1933<br />
<span style="text-decoration: underline;">İçerik</span>: Mevlevîhane yapılarının Haliç tarafından görünümü: Soldan sağa doğru:    Selâmlık – semahane – harem.</p>
<p><strong>9.</strong> <span style="text-decoration: underline;">Bulunduğu yer:</span> İstanbul Büyükşehir Belediyesi &#8211; Atatürk kitaplığı Fotoğraf Arşivi<br />
<span style="text-decoration: underline;">Tarih:</span> 11.07.1961<br />
<span style="text-decoration: underline;">İçerik</span>: Mevlevîhane arsasının ve yapı kalıntılarının hava fotoğrafı.</p>
<p><strong>HARİTALAR</strong></p>
<p><strong>1. </strong><span style="text-decoration: underline;">Adı:</span> “Plan Général de la Ville de Constantinople”<br />
<strong> </strong><span style="text-decoration: underline;">Hazırlayan kurum:</span> Société Anonyme Ottomane d’Etudes<br />
                                   et d’Entreprises Urbanies<br />
<span style="text-decoration: underline;">Bulunduğu yer:</span> İstanbul Büyükşehir Belediyesi &#8211; Atatürk Kitaplığı<br />
<span style="text-decoration: underline;">Pafta ve Ölçek:</span>  Feuille 1 (1/10.000)<br />
<span style="text-decoration: underline;">Tarih:</span> 1913-1919<br />
<span style="text-decoration: underline;">İçerik:</span> Bahariye Mevlevîhanesi’nin arsası ve leke olarak yapıları gösterilmektedir.</p>
<p>2. <span style="text-decoration: underline;">Adı:</span> “Plan Général de la Ville de Constantinople”<br />
<span style="text-decoration: underline;">Hazırlayan kurum:</span> Société Anonyme Ottomane d’Etudes<br />
                                   et d’Entreprises Urbanies<strong> </strong><br />
<span style="text-decoration: underline;">Bulunduğu yer:</span> İstanbul Büyükşehir Belediyesi &#8211; Atatürk Kitaplığı<br />
<span style="text-decoration: underline;">Pafta ve Ölçek:</span>  Feuille 1 (1:10.000)<br />
<span style="text-decoration: underline;">Tarih:</span> 1913-1919<br />
<span style="text-decoration: underline;">İçerik:</span> Bahariye Mevlevîhanesi’nin arsası ve leke olarak yapıları gösterir detay.</p>
<p>3. <span style="text-decoration: underline;">Adı</span>: “Plan des Etudes de Constantinople”<br />
<span style="text-decoration: underline;">Hazırlayan kurum:</span> Stamboul Société Anonyme Ottomane d’Etudes<br />
                                   et d’Entreprises   Urbaines<strong> </strong><br />
<span style="text-decoration: underline;">Bulunduğu yer:</span> İstanbul Büyükşehir Belediyesi &#8211; Atatürk Kitaplığı</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Pafta ve Ölçek:</span>  Feuille No:1 (Harita) Lörcher-Masstab: 1:2000.<br />
<span style="text-decoration: underline;">Tarih:</span> 1922<br />
<span style="text-decoration: underline;">İçerik:</span>  Bahariye Mevlevîhanesi’nin semahane, harem, dedegân hücreleri, mutfak ve hamam yapıları leke olarak görülmektedir.</p>
<p><strong>4. </strong><span style="text-decoration: underline;">Adı</span>: Bilinen adıyla “Alman mavileri”<br />
<span style="text-decoration: underline;">Hazırlayan kurum:</span> F.W. Colmar von der Goltz Paşa haritaları<br />
                                    (“Alman Mavisi” olarak bilinen haritalar)<br />
<span style="text-decoration: underline;">Pafta ve ölçek:</span> L.115 (1/1000)<br />
<span style="text-decoration: underline;">Tarih:</span> 1914-1919<br />
<span style="text-decoration: underline;">İçerik:</span> Bahariye  Mevlevîhanesi’nin selâmlık ve mescit binaları ve hazirelerini göstermektedir.<br />
<strong>5.</strong> <span style="text-decoration: underline;">Adı</span>: Bilinen adıyla “Alman mavileri”<br />
<span style="text-decoration: underline;">Hazırlayan kurum:</span> F.W. Colmar von der Goltz Paşa haritaları.<br />
<span style="text-decoration: underline;">Pafta ve ölçek:</span> L.115 (1/1000); L 115/1, L 115/2, L 115/3, L 115/4 (1/500) (1/1000 ölçekli haritanın 1/500 ölçekli olarak hazırlanmış parçaları)<br />
<span style="text-decoration: underline;">Tarih:</span> 1914-1919<br />
<span style="text-decoration: underline;">İçerik:</span> Bahariye Mevlevîhanesi’nin arsa sınırları trigonometrik ölçümlerle verilmiş, ayrıca selâmlık ve mescit binalarının boyutları, semahane-türbe ve harem binalarının ise Haliç yönündeki cephe boyutlarıyla aralarındaki mesafe belirtilmiştir. Bu haritalar, üzerinde ölçüleri gösterilen, doğru ve ölçekli çizilmiş şehir haritalarıdır.</p>
<p><strong>6.</strong> <span style="text-decoration: underline;">Hazırlayan kurum:</span> İstanbul Keşfiyat ve İnşaat A.Ş.<br />
<span style="text-decoration: underline;">Ölçek:</span> 1/25.000<br />
<span style="text-decoration: underline;">Tarih:</span> 1920-1923<br />
<span style="text-decoration: underline;">İçerik:</span> Burada da Bahariye Mevlevîhanesi’nin arsa sınırları ve binalarının konumu görülebilmektedir.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hayalleme/hy/~4/pvTwzgnm9qE" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/08/bahariye-mevlevihanesi-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eyüp Hakkında…</title>
		<link>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/08/eyp-hakkinda/</link>
		<comments>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/08/eyp-hakkinda/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 10:40:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bayram Ali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Eyüp]]></category>
		<category><![CDATA[Eyüp Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Eyyub]]></category>
		<category><![CDATA[Knigos]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/08/eyp-hakkinda/</guid>
		<description><![CDATA[ Tarihi kayıtlarda Eyüp’ün ilk ve orta çağlarda ormanlık olduğu, insanların buraya avlanmak için geldiği yazılıdır. Bizanslılar döneminde avlanma sahası olarak kullanılmasından ve ayrıca imparatorlara özgü bir av köşkünün bulunmasından dolayı bu semte “av / avcı” anlamında “Kinigos” adı verilmiştir. Ayrıca, Aziz Kosmas ve Damianos’a ithaf edilmiş bir manastırın varlığından ötürü “Kosmidion” olarak adlandırıldığı da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/eyup1346Medium.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; margin: 0px 3px 0px 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="eyup1346 (Medium)" border="0" alt="eyup1346 (Medium)" align="left" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/eyup1346Medium_thumb.jpg" width="234" height="117" /></a> Tarihi kayıtlarda Eyüp’ün ilk ve orta çağlarda ormanlık olduğu, insanların buraya avlanmak için geldiği yazılıdır. Bizanslılar döneminde avlanma sahası olarak kullanılmasından ve ayrıca imparatorlara özgü bir av köşkünün bulunmasından dolayı bu semte “av / avcı” anlamında “Kinigos” adı verilmiştir. Ayrıca, Aziz Kosmas ve Damianos’a ithaf edilmiş bir manastırın varlığından ötürü “Kosmidion” olarak adlandırıldığı da söylenir. Yine bu dönemde Eyüp meydanının bulunduğu mevkide ki geniş çayırlıkta at ve araba yarışları yapılırmış.&#160; Bir tepenin üzerinde yer aldığı bilinen “Aya Mama” adındaki küçük bir sarayda bulunan kutsal kilisede Bizans İmparatorları kılıç kuşanırlarmış.</p>
<p> <span id="more-1678"></span>
<p><strong></strong>    <br />İstanbul surlarının dışında oluşan Eyüp yerleşimi, tamamıyla Osmanlı şehircilik anlayışının bir ürünüdür. Türk İslâm şehirlerindeki genellikle merkezden dışa doğru genişleyen yapı burada da uygulanmış, merkezde cami ve türbe merkezli külliye yer almış, iskân dokusu bu yapı topluluğu etrafında gelişmiştir.<strong> </strong></p>
<p>Eyüp ilçesi adını, halk arasında “Eyüp Sultan” olarak anılan Halid bin Zeyd Ebu Eyyub el-Ensarî’nin türbesinden almıştır. Emevî hükümdarı Muaviye bin Ebu Sufyan Bizans’ı zapt etmek üzere ünlü kumandanlarından Sufyan bin Avf idaresinde büyük bir İslâm ordusunu İstanbul’ a göndermiştir. Hazreti Muhammed’e mihmandarlık ve alemdarlık yapmış Hazreti Halid bin Zeyd de bu ordu ile İstanbul’ a gelerek savaşmış, Bizans surları önünde yapılan çetin savaşta şehit düşmüş ve orada defnedilmiştir. </p>
<p>Halid bin Zeyd’in kabri, fetih sırasında Akşemseddin tarafından bulununca, 1458’de Fatih Sultan Mehmed bu kabrin üstüne bir türbe, karşısına da cami, medrese, han, hamam, imaret ve çarşıdan oluşan bir külliye yaptırarak bu semtin çekirdeğini şekillendirmiştir. Osmanlı padişahlarının, tahta çıkışlarını müteakip Eyüp Sultan’ın manevî huzurunda kılıç kuşanmaları 16. yüzyılın sonlarından itibaren bir resmî tören niteliğine kavuşmuştur. Osmanlı devrinde gelişimini sürdüren Eyüp İlçesi’nde 58 cami ve mescit, 22 tekke, 11 medrese, 30 mektep, 13 namazgâh, 10 kütüphane 2 imaret, 10 hamam 11 sebil ve 114 türbe inşa edilmiştir. 18. yüzyılda Eyüp kıyıları hanedanın kadın üyelerine tahsis edilen mirî sahil sarayları ve devlet büyüklerine ait yalılarla dolmuş, böylece Eyüp sayfiye niteliği de kazanmıştır.</p>
<p>Eyüp için bu değerler, tarih boyunca manevî kültürün şekillendirdiği dinî mimariyle vücut bulmuştur. Semtin siluetini bu semboller belirlemiştir. Ancak ne var ki, zamanla Haliç boyunca gelişen çarpık sanayileşme bu dokuyu adeta perdelemiş, bunu önlemek amacıyla yapılan yıkımlar da pek çok tarihî eseri ortadan kaldırarak Eyüp’ün siluetini zedelemiştir. Söz konusu süreç içinde önce Haliç boyunca uzanan yalı ve sahil sarayları birer birer tarihe karışmış, ardından da dinî mimarinin örnekleri bu yıkımdan kısmen nasibini almıştır.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hayalleme/hy/~4/79OzNSFlpaE" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/08/eyp-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1. Abdülhamit Çeşmesi 100 yıl Önce</title>
		<link>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/05/1-abdlhamit-esmesi-100-yil-nce/</link>
		<comments>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/05/1-abdlhamit-esmesi-100-yil-nce/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 13:51:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Bayram Ali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[1.Abdülhamit]]></category>
		<category><![CDATA[100 yıl Önce 100 yıl Sonra]]></category>
		<category><![CDATA[çeşme]]></category>
		<category><![CDATA[sebil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/05/1-abdlhamit-esmesi-100-yil-nce/</guid>
		<description><![CDATA[  
1. Abdülhamit Sebili’nin 100 yıl önce ve şimdiki fotoğrafları…
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/1.ABDLHAMDSEBL.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="1.ABD £LHAM¦-D SEB¦-L¦-" border="0" alt="1.ABD £LHAM¦-D SEB¦-L¦-" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/1.ABDLHAMDSEBL_thumb.jpg" width="104" height="81" /></a> <a href="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/1.abdlhamid_cesmesi_gunumuzMedium.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="1.abdülhamid_cesmesi_gunumuz (Medium)" border="0" alt="1.abdülhamid_cesmesi_gunumuz (Medium)" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/1.abdlhamid_cesmesi_gunumuzMedium_thumb.jpg" width="104" height="79" /></a> </p>
<p>1. Abdülhamit Sebili’nin 100 yıl önce ve şimdiki fotoğrafları…</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hayalleme/hy/~4/6dVkIQZOxEg" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/05/1-abdlhamit-esmesi-100-yil-nce/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yüksek  Kapı</title>
		<link>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/04/1653/</link>
		<comments>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/04/1653/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Mar 2010 21:57:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ramazan Bedük</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[abdülmecit]]></category>
		<category><![CDATA[Alemdar caddesi]]></category>
		<category><![CDATA[bab-ı ali]]></category>
		<category><![CDATA[Gülhane]]></category>
		<category><![CDATA[İstanBUL]]></category>
		<category><![CDATA[Valilik]]></category>
		<category><![CDATA[Vilayet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hayalleme.com/?p=1653</guid>
		<description><![CDATA[
Alemdar Caddesi üzerinde  Alay  Köşkünün tam karşısındadır.
19. yüzyılın sonlarına kadar Bâb-ı Âli’ye bu  kapıdan girilirdi , devlet binaların ana girişi burasıydı. Kapı ampir üslubunda inşa edilmiş  olup geniş saçaklı ve iki yanında zarif çeşmeleri bulunur.
 Yüksek kapının üzerinde sivri bir kubbe vardır, geniş saçağının hemen altında ise Sultan Abdülmecit&#8217;’in simgesi olan kabartma defne dalı ile tuğra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #000000"><img class="alignnone size-medium wp-image-1654" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/2010_022800241-300x225.jpg" alt="yüksek kapı 2" width="300" height="225" /></span></strong></p>
<p><span style="color: #000000">Alemdar Caddesi üzerinde  Alay  Köşkünün tam karşısındadır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">19. yüzyılın sonlarına kadar Bâb-ı Âli’ye bu  kapıdan girilirdi , devlet binaların ana girişi burasıydı. Kapı ampir üslubunda inşa edilmiş  olup geniş saçaklı ve iki yanında zarif çeşmeleri bulunur.<span id="more-1653"></span></span></p>
<p><span style="color: #000000"> </span><span style="color: #000000">Yüksek kapının üzerinde sivri bir kubbe vardır, geniş saçağının hemen altında ise </span><span style="color: #000000">Sultan Abdülmecit&#8217;</span><span style="color: #000000">’in simgesi olan kabartma defne dalı ile tuğra görülür. Bu gösterişli kapı şimdiki şeklini Sultan </span><span style="color: #000000">Abdülmecit </span><span style="color: #000000">(1843) devrinde aldı. Kapı üzerinde yer alan  </span><span style="color: #000000"> kitabede, binaların 1843’ten birkaç yıl önce yandığı ve Sultan Abdülmecid tarafından yanmamak üzere kâgir olarak yeniden yaptırıldığı anlatılır.</span></p>
<p><span style="color: #000000"> <strong><span style="color: #000000"><img src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/2010_02280021-300x225.jpg" alt="yüksek kapı 3" width="300" height="225" /></span></strong></span></p>
<p>Son yıllarda birkaç defa temizlettirilip tamir edilen mermer giriş, yuvarlak bir kemer şeklindedir. Girişin iki yanında nöbetçilerin beklemesi için birer niş (oyuk), ayrıca üzerleri saçaklı  bir çift çeşme yer alır.</p>

<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hayalleme/hy/~4/SbqjXGflpVY" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/04/1653/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zeynep Sultan Sıbyan Mektebi</title>
		<link>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/03/zeynep-sultan-sibyan-mektebi/</link>
		<comments>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/03/zeynep-sultan-sibyan-mektebi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Mar 2010 19:06:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ramazan Bedük</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Alemdar caddesi]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih]]></category>
		<category><![CDATA[Gülhane]]></category>
		<category><![CDATA[İstanBUL]]></category>
		<category><![CDATA[sıbyan mektebi]]></category>
		<category><![CDATA[zeynep sultan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hayalleme.com/?p=1645</guid>
		<description><![CDATA[
Alemdar  caddesi üzerinde  Gülhane Parkının  karşısındadır.Yanında  medrese önünde ise  Zeynep Sultan  Caminin haziresi bulunmaktadır.
Zeynep  Sultan Cami 1769 yılında yaptırıldığında camiye bağlı olan bir  Sıbyan Mektebi  olarak yaptırılmıştı. Mektep  barok üslupta bir yapı olup, önünde üç sütunlu, yuvarlak kemerli bir revak bulunan kare planlı bir yapıdır.Giriş dışında kalan duvarları yuvarlak kemerli üçer pencere ile aydınlatılmıştır. Üzeri ahşap çatı ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-medium wp-image-1646" src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/2010_02280040-300x225.jpg" alt="zeynep sultan sıbyan mektebi" width="300" height="225" /></p>
<p>Alemdar  caddesi üzerinde  Gülhane Parkının  karşısındadır.Yanında  medrese önünde ise  Zeynep Sultan  Caminin haziresi bulunmaktadır.</p>
<p>Zeynep  Sultan Cami 1769 yılında yaptırıldığında camiye bağlı olan bir  Sıbyan Mektebi  olarak yaptırılmıştı. Mektep  barok üslupta bir yapı olup, önünde üç sütunlu, yuvarlak kemerli bir revak bulunan kare planlı bir yapıdır.<span id="more-1645"></span>Giriş dışında kalan duvarları yuvarlak kemerli üçer pencere ile aydınlatılmıştır. Üzeri ahşap çatı ile örtülüdür.</p>
<p><img src="http://www.hayalleme.com/wp-content/uploads/2010/03/2010_02280169-300x225.jpg" alt="zeynep sultan  sıbyan mektebi" width="300" height="225" /></p>
<p>Sıbyan mektebi 1970 yılında yanındaki medrese ile birlikte yanmış  ve 1983 yılında  İstanbul Vakıflar Başmüdürlüğü tarafından onarılmıştır.Şu  an Türkiye  Anıtlar Birliği  tarafından  kullanılmaktadır.</p>

<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/hayalleme/hy/~4/nyBE2RJ127A" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.hayalleme.com/index.php/2010/03/03/zeynep-sultan-sibyan-mektebi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	<media:rating>nonadult</media:rating><media:description type="plain">Türkçe</media:description></channel>
</rss>
