<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/atom10full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" gd:etag="W/&quot;A0AGQXw9fCp7ImA9WxNWFUw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302</id><updated>2009-10-14T04:28:40.264-07:00</updated><title>İLERİ TARİH</title><subtitle type="html">Tarihle ilgili aradıgız her sey burda.Biyografi,Biografi,Yakın Tarih,Anketler,resimler,eklenti videolar,uygarlıklar,osmanlı tarihi,osmanlı kültürü,osmanlı ekonomisi,dünya savaşları,yüzyıl savaşları,dünya tarihi,türkiye siyaseti,dünya siyaseti,ödev,Mustafa Kemal Atatürk...</subtitle><link rel="http://schemas.google.com/g/2005#feed" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/posts/default" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://ileritarih.blogspot.com/" /><link rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><link rel="next" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25&amp;redirect=false&amp;v=2" /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email></author><generator version="7.00" uri="http://www.blogger.com">Blogger</generator><openSearch:totalResults>245</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><link rel="self" href="http://feeds.feedburner.com/ileritarih" type="application/atom+xml" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com" /><entry gd:etag="W/&quot;DUENQn07fip7ImA9WxVbFkw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-4008953058282271054</id><published>2009-04-01T13:26:00.001-07:00</published><updated>2009-04-01T13:28:13.306-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-01T13:28:13.306-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Türkiye'de siyasi partiler tarihi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="İP" /><title>İşçi Partisi (Türkiye)-Türkiye'de siyasi partiler tarihi,</title><content type="html">&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SdPN_SckjSI/AAAAAAAACeM/ePHJnXXqX1s/s400/200px-Isci_Partisi_Logo.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319822072021814562" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;İşçi Partisi&lt;/b&gt;, 10 Temmuz 1992 tarihinde kapatılan Sosyalist Parti'nin yerine , Doğu Perinçek tarafından kurulmuştur. Siyasi yelpazede solda yer alan ve sosyalizm ideolojisini ulusallaştırarak benimsemiş olan bir siyasi örgüttür. İşçi Partisi emeğin ve işçi haklarının yanında olduğunu savunur. Sömürgeciliğe ve küresel liberal-kapitalizme karşıdır. Son yıllarda parti ve Genel Başkan Doğu Perinçek, Ermeni Sorunu ve Kıbrıs konularında oldukça önemli çalışmalar içindedir. İşçi Partisi köklerini &lt;span class="mw-redirect"&gt;Türkiye İhtilâlci İşçi Köylü Partisi&lt;/span&gt; ve &lt;span class="new"&gt;Türkiye İşçi Köylü Partisi&lt;/span&gt;'nden alır. Parti'nin gençlik kolu Öncü Gençlik, kadın kolları ise &lt;span class="new"&gt;Öncü Kadın&lt;/span&gt; olarak adlandırılmıştır. İşçi Partisi haftalık bir dergi olan Aydınlık'ı aylık dergi &lt;span class="mw-redirect"&gt;Teori(dergi)&lt;/span&gt;'yi ve aylık bilim dergisi Bilim ve Ütopya'yı yayınlar. Ayrıca İşçi Partisi'nin desteklediği, Ulusal Kanal adında bir televizyon kanalı ve Kaynak Yayınları adında bir yayın evi vardır. Bayrağını "Kırmızı Üzerine Beyaz Çoban Yıldızı" olarak değiştirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;h2&gt; &lt;span class="mw-headline"&gt;Parti Kolları&lt;/span&gt; &lt;span style="font-size: x-small; font-weight: normal; float: none; margin-left: 0px;" class="editsection"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt; &lt;ul&gt;&lt;li&gt;Öncü Gençlik&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="new"&gt;Öncü Kadın&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;h2&gt; &lt;span class="mw-headline"&gt;Partinin Öncülük Yaptığı Eylemler&lt;/span&gt; &lt;span style="font-size: x-small; font-weight: normal; float: none; margin-left: 0px;" class="editsection"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt; &lt;ul&gt;&lt;li&gt;İncirlik Üssü'ne El Konulsun yürüyüşü&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Diyarbakır Bismil Köylülerinin "Köylüye Toprak, Millete Birlik, Vatana Bütünlük Mücadelesi"&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Lozan2005&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Cumhuriyet Mitingleri&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Tekirdağ Çıkış Yolu Mitingi&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Atatürk ve Demokrasi Mitingleri&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;h2&gt; &lt;span class="mw-headline"&gt;Ergenekon davası&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: x-small; font-weight: normal; float: none; margin-left: 0px;" class="editsection"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;span class="mw-redirect"&gt;Ergenekon Soruşturması&lt;/span&gt; kapsamında İşçi Partisi'nin bir çok yetkilisi tutuklandı. Tutuklananlar arasında İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, genel sekreteri &lt;span class="new"&gt;Nusret Senem&lt;/span&gt;, Merkez Karar Kurulu Üyesi &lt;span class="new"&gt;Uçkun Geray&lt;/span&gt;, İşçi Partisi Öncü Gençlik (Gençlik Kolları) Başkan Yardımcısı &lt;span class="new"&gt;Tunç Akkoç&lt;/span&gt; İşçi Partisi Üyesi Nuran Gökdemir bulunuyor. Ayrıca partinin yayın organlarından &lt;span class="mw-redirect"&gt;Aydınlık&lt;/span&gt; Dergisi'nin Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk, Ulusal Kanal'ın Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlsever ve bu kanalın çalışanlarından &lt;span class="new"&gt;Yusuf Buldu&lt;/span&gt; da bu dava kapsamında yargılanacaklar arasında.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-4008953058282271054?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/4008953058282271054/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=4008953058282271054&amp;isPopup=true" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/4008953058282271054?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/4008953058282271054?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/Fhm1cvrWI6Q/isci-partisi-turkiye-turkiyede-siyasi.html" title="İşçi Partisi (Türkiye)-Türkiye'de siyasi partiler tarihi," /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SdPN_SckjSI/AAAAAAAACeM/ePHJnXXqX1s/s72-c/200px-Isci_Partisi_Logo.png" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2009/04/isci-partisi-turkiye-turkiyede-siyasi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUIHQHk9fCp7ImA9WxVbFkw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-2337356804301413253</id><published>2009-04-01T13:21:00.000-07:00</published><updated>2009-04-01T13:25:31.764-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-01T13:25:31.764-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Türkiye'de siyasi partiler tarihi" /><title>Halkın Yükselişi Partisi-Türkiye'de siyasi partiler tarihi,</title><content type="html">&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SdPM-BEYyyI/AAAAAAAACeE/raw-zUbjzkI/s400/200px-HYPlogo.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319820950665480994" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Halkın Yükselişi Partisi&lt;/b&gt;, 16 Şubat 2005 tarihinde kurulmuştur. Sağ - sol kavramlarından uzak durmayı prensip edinmiş, anti-emperyalizmi savduğunu söyleyen bir partidir. Kurucusu ve şu andaki genel başkanı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk'tür.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kur'an'ın tanımladığı Muhammed ile Türkiye'nin &lt;i&gt;kurucusu&lt;/i&gt; &lt;span class="mw-redirect"&gt;Mustafa Kemal&lt;/span&gt;'in ortak paydalar taşıdığını, halkın ikisini birden takip edebileceğini anlatarak Türkiye'deki sağ ve sol akımları ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;12 Ocak 2008'de Yaşar Okuyan'ın genel başkanlığını yaptığı &lt;span class="mw-redirect"&gt;HÜRPARTİ&lt;/span&gt;'yi bünyesine katmıştır.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yaşar Nuri Öztürk&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşar Nuri Öztürk, &lt;span class="mw-redirect"&gt;Bayburtlu&lt;/span&gt; bir anne ile &lt;span class="mw-redirect"&gt;Trabzonlu&lt;/span&gt; bir &lt;span class="mw-redirect"&gt;babanın&lt;/span&gt; çocuğu olarak &lt;span class="mw-redirect"&gt;Trabzon&lt;/span&gt;'un &lt;span class="mw-redirect"&gt;Sürmene&lt;/span&gt; ilçesinde doğup büyüdü. Hayatında iki evlilik geirdi. En son eşi Canan Öztürk kendisini Şahane Müftüoğlu'yla aldattığı gerekçesiyle boşanma davası açtı.&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;a name="E.C4.9Fitimi" id="E.C4.9Fitimi"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlk eğitimini babasından Kur'an okuyarak aldı ve 9 yaşında &lt;span class="mw-redirect"&gt;hafız&lt;/span&gt; oldu. On yıllık klasik medrese eğitiminden sonra hukuk ve ilahiyat tahsilini tamamladı. 12 yıl imamlık ve vaizlik yaptıktan sonra, üniversiteye tekrar dönerek 1980 yılında "&lt;span class="mw-redirect"&gt;İslam Felsefesi&lt;/span&gt;" konulu &lt;span class="mw-redirect"&gt;doktorasını&lt;/span&gt; tamamladı ve 1986 yılında aynı dalda doçent oldu. &lt;span class="mw-redirect"&gt;Ortadoğu&lt;/span&gt;, Balkanlar, Avrupa ve Afrika ülkeleri, ABD, Güney Kore ve Japonya'da kendi alanı ile ilgili akademik araştırmalar yapan Öztürk, ayrıca Fransa'da Grenoble Üniversitesi'nde çalıştı. New York'ta "İslam Düşüncesi ve Çağdaş Sufi Düşünce" dersleri okuttu.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-2337356804301413253?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/2337356804301413253/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=2337356804301413253&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/2337356804301413253?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/2337356804301413253?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/Nq1s5WbszHQ/halkn-yukselisi-partisi-turkiyede.html" title="Halkın Yükselişi Partisi-Türkiye'de siyasi partiler tarihi," /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SdPM-BEYyyI/AAAAAAAACeE/raw-zUbjzkI/s72-c/200px-HYPlogo.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2009/04/halkn-yukselisi-partisi-turkiyede.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUMMQXYyeip7ImA9WxVbFkw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-2325270699063211621</id><published>2009-04-01T13:20:00.000-07:00</published><updated>2009-04-01T13:24:40.892-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-01T13:24:40.892-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Hak-Par" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Türkiye'de siyasi partiler tarihi" /><title>Hak ve Özgürlükler Partisi-Türkiye'de siyasi partiler tarihi,</title><content type="html">&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 187px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SdPMwD3l5tI/AAAAAAAACd8/0pisPOORMfc/s400/200px-Hakpar.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319820710898951890" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Hak ve Özgürlükler Partisi&lt;/b&gt; (&lt;b&gt;HAK-PAR&lt;/b&gt;) Türkiye'de kurulu sol kanat bir siyasi partidir. Etnik &lt;span class="mw-redirect"&gt;Kürt&lt;/span&gt; kimliğiyle ön plana çıkmaktadır. Partinin başlıca kuruluş amacı, Türkiye'de yaşayan etnik &lt;span class="mw-redirect"&gt;Kürt&lt;/span&gt; vatandaşların sorunlarının çözümüne yardımcı olmak ve &lt;span class="mw-redirect"&gt;Kürt&lt;/span&gt; dilinin konuşulabilmesi başta olmak üzere birçok hak ve özgürlüğün teminat altına alınmasını sağlamak olarak gösterilmektedir. Siyasi arenada Türkiye'nin &lt;span class="new"&gt;Federal&lt;/span&gt; bir yapıya bürünmesini savunan HAKPAR, bu yönüyle DTP gibi benzer partilerden ayrılmaktadır. Şu anki genel başkanı Bayram Bozyel'dir. Daha önce Sertaç Bucak ve Abdülmelik Fırat idi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-2325270699063211621?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/2325270699063211621/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=2325270699063211621&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/2325270699063211621?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/2325270699063211621?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/PcSkR8UtaE8/hak-ve-ozgurlukler-partisi-turkiyede.html" title="Hak ve Özgürlükler Partisi-Türkiye'de siyasi partiler tarihi," /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SdPMwD3l5tI/AAAAAAAACd8/0pisPOORMfc/s72-c/200px-Hakpar.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2009/04/hak-ve-ozgurlukler-partisi-turkiyede.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUYMQH89eCp7ImA9WxVbFkw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-4059253972449506899</id><published>2009-04-01T13:13:00.000-07:00</published><updated>2009-04-01T13:19:41.160-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-01T13:19:41.160-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="EMEP" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Türkiye'de siyasi partiler tarihi" /><title>Emek Partisi-Türkiye'de siyasi partiler tarihi</title><content type="html">&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 259px; height: 216px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SdPL2x1YrJI/AAAAAAAACd0/daCCWrx7jkE/s400/Tr-emep.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319819726805314706" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Emek Partisi&lt;/b&gt; (EP) kapatıldıktan sonra (1996), isim değişikliğine gitmiştir ve Emeğin Partisi (EMEP) adını alarak siyasî mücadelesine devam etmiştir. Konuyla ilgili davada AİHM, Türkiye devletini haksız bulmuştur. 2005 Kasım ayındaki olağan kongresinde, partinin isminin yeniden Emek Partisi (EMEP) olmasına karar verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Abdullah Levent Tüzel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;b style="font-weight: bold;"&gt;Abdullah Levent Tüzel&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;, &lt;/span&gt;1961 &lt;span class="mw-redirect"&gt;Giresun&lt;/span&gt; doğumlu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitiren Tüzel 1985'ten itibaren serbest avukatlık yaptı. Tüzel, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi'nde Yönetim kurulu üyeliği, Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi Başkanlığı yaptı. 1996 yılında Emek Partisi kurucu Genel Başkanı olan Abdullah Levent Tüzel, halen EMEP Genel Başkanlığını sürdürmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-4059253972449506899?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/4059253972449506899/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=4059253972449506899&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/4059253972449506899?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/4059253972449506899?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/e6Om_6Oz_4U/emek-partisi-turkiyede-siyasi-partiler.html" title="Emek Partisi-Türkiye'de siyasi partiler tarihi" /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SdPL2x1YrJI/AAAAAAAACd0/daCCWrx7jkE/s72-c/Tr-emep.gif" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2009/04/emek-partisi-turkiyede-siyasi-partiler.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEANRn4zcCp7ImA9WxVbFkw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-6526868213774263688</id><published>2009-04-01T13:10:00.000-07:00</published><updated>2009-04-01T13:13:17.088-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-01T13:13:17.088-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Türkiye'de siyasi partiler tarihi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="DTP" /><title>Demokratik Toplum Partisi-Türkiye'de siyasi partiler tarihi</title><content type="html">&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SdPKcsynoWI/AAAAAAAACds/F5gMTefHBDk/s400/200px-Demokratik_Toplum_Partisi.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319818179263308130" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Demokratik Toplum Partisi&lt;/b&gt; (Kısa ismi: &lt;b&gt;DTP&lt;/b&gt;), 9 Kasım 2005 tarihinde Türkiye'de kurulan 49. siyasi partidir. Genel merkezi Ankara'nın Çankaya ilçesinin Balgat semtinde olan partinin amblemi sarı zemin üzerine, yeşil yapraklı kırmızı güldür.&lt;sup id="cite_ref-3" class="reference"&gt;&lt;/sup&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Demokratik Toplum Partisi, Demokratik Toplum Hareketi'nin partileşmesi sonucunda kurulmuştur. Partinin kurucuları arasında Demokrasi Partisi eski milletvekillerinden Leyla Zana ve Orhan Doğan ile Cumhuriyet Halk Partisi eski milletvekillerinden Ahmet Türk bulunmaktadır.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;DTP, Sosyalist Enternasyonal'da&lt;sup id="cite_ref-4" class="reference"&gt;[5]&lt;/sup&gt; ve &lt;span class="new"&gt;Avrupa Sosyalist Partisi&lt;/span&gt;'nde gözlemci statüsündedir&lt;sup id="cite_ref-5" class="reference"&gt;[6]&lt;/sup&gt;&lt;sup id="cite_ref-6" class="reference"&gt;[7]&lt;/sup&gt;.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Parti, Türkiye'de yapılan 2007 Genel Seçimleri'ne % 10 seçim barajını aşamama kaygısıyla bağımsız adaylarla katıldı. DTP, Seçimlerin ardından bugün &lt;span class="mw-redirect"&gt;TBMM&lt;/span&gt;'de 21 milletvekili ile seçmenlerini temsil etmektedir&lt;sup id="cite_ref-7" class="reference"&gt;[8]&lt;/sup&gt;.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;2009 Türkiye Cumhuriyeti Yerel Seçimlerinde Türkiye genelinde %5,2 oranında oy aldı.&lt;/p&gt;&lt;h2&gt;&lt;span class="mw-headline"&gt;Partinin tanımı&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;DTP'nin parti tüzüğünde parti şu şekilde tanımlanmıştır:&lt;/p&gt;   &lt;table style="border-style: none; border-collapse: collapse; background-color: transparent;" class="cquote" align="center"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="padding: 10px; color: rgb(178, 183, 242); font-size: 30px; font-family: 'Times New Roman',serif; font-weight: bold; text-align: left;" valign="top" width="20"&gt;“&lt;/td&gt; &lt;td style="padding: 4px 10px;" valign="top"&gt;DTP, demokratik uygarlık çağı değerleri olan özgürlükçü, eşitlikçi adaletçi, barışçı, çoğulcu, katılımcı, çok kültürlü toplumu zenginlik olarak gören ve yenileşmeyi savunan; insan ve toplum odaklı diyalog ve uzlaşıya dayalı, otoriter- merkezi- hiyerarşik siyaset yapma tarzı yerine, demokratik- yerel –yatay işleyişi benimseyen, demokratik iç işleyişi kararlılıkla savunan, barışçıl demokratik siyaseti esas alan, evrensel değerlere sahip çıkan, her türlü ayırımcılığı ve ırkçılığı ret eden, insanlığın özgürleşmesini, cinsler arası eşitlikte gören, bu temelde özgür, demokratik-ekolojik toplumu hedefleyen demokratik özgürlükçü eşitlikçi sol bir kitle partisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;h2&gt;&lt;span class="mw-headline"&gt;Tarihçe&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt;&lt;p&gt;DTP, Türkiye'de ilk defa eşbaşkanlık sistemini uygulayan siyasi partidir. Buna göre Aysel Tuğluk ile Ahmet Türk partinin eşbaşkanları olarak belirlenmiş, YSK'nın aldığı karar doğrultusunda, eşbaşkanlık sistemine son verilerek, partinin genel başkanlığı görevine geçici olarak tek başına Ahmet Türk seçilmiştir.&lt;sup id="cite_ref-9" class="reference"&gt;[10]&lt;/sup&gt; Demokratik Toplum Partisi’nin 2. Olağanüstü Büyük Kongresi’nde Nurettin Demirtaş Genel Başkanlığa seçilmiştir.&lt;sup id="cite_ref-10" class="reference"&gt;[11]&lt;/sup&gt; 21 Temmuz 2008 tarihinde yapılan olağanüstü kongrede genel başkanlığa adaylığını ilk olarak partinin eski Kars İl Başkanı olan Mahmut Alınak koymuş Ahmet Türk'ün aday olması üzerine Alınak, Türk'ün lehine namzet olmaktan vazgeçmiştir.&lt;sup id="cite_ref-11" class="reference"&gt;[12]&lt;/sup&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Demokratik Toplum Partisi ilk seçim deneyimini 2007 Genel Seçimleri'nde yaşadı. %10'luk seçim barajını aşamama kaygısıyla bu partiye mensup üyeler ve bu partiyle birlikte hareket eden &lt;span class="mw-redirect"&gt;EMEP&lt;/span&gt;, ÖDP, SDP ve bazı sivil toplum örgütlerine mensup kişiler Bin Umut Adayları adıyla bu seçime bağımsız olarak katıldılar.&lt;sup id="cite_ref-12" class="reference"&gt;[13]&lt;/sup&gt; Seçim sonunda milletvekili olan hali hazırda DTP üyesi olan 19 kişi ve SDP Onursal Başkanı Akın Birdal DTP'ye geçerken&lt;sup id="cite_ref-13" class="reference"&gt;[14]&lt;/sup&gt;, seçimlere bağımsız aday olarak girmek isteyen ve bu sebeple partisinden istifa eden &lt;span class="mw-redirect"&gt;Ufuk Uras&lt;/span&gt; ise tekrar ÖDP'ye geçti.&lt;sup id="cite_ref-14" class="reference"&gt;[15]&lt;/sup&gt; &lt;span class="mw-redirect"&gt;Hakkari&lt;/span&gt; bağımsız milletvekili &lt;span class="new"&gt;Hamit Geylani&lt;/span&gt; siyasi partilere üye olamama cezasından dolayı, seçimlerden bir yıl sonra yapılan DTP Olağanüstü Kongresi'nde, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde grubu olan bu partiye geçerek milletvekili sayısının 21 olmasını sağlamıştı.&lt;sup id="cite_ref-15" class="reference"&gt;[16]&lt;/sup&gt;&lt;sup id="cite_ref-16" class="reference"&gt;[17]&lt;/sup&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Her ne kadar DTP'nin 3 senelik geçmişi olsa da DTP çizgisinin Türk siyasi hayatında 20 senelik bir geçmişi bulunmaktadır. DTP'den önce açılan &lt;span class="mw-redirect"&gt;HEP&lt;/span&gt;, &lt;span class="mw-redirect"&gt;DEP&lt;/span&gt;, &lt;span class="mw-redirect"&gt;HADEP&lt;/span&gt; ve &lt;span class="mw-redirect"&gt;DEHAP&lt;/span&gt; çeşitli gerekçelerle kapatıldılar. Bunların başında ise; bu partilerin PKK'yı destekledikleri, milletvekillerinin Kürtçe yemin ederek bölücülük yaptıkları, kongrelerinde PKK bayraklarının açılması, polise çeşitli saldırılar, PKK'ya gerek maddi gerek silah yardımı ve basında verdikleri demeçlerde PKK'yı övmeleri gibi neden yer almaktadır.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;DTP de öncülleri gibi kapatılma ihtimalinde olan bir partidir. PKK'yı desteklemekle suçlanan parti hakkında Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya kapatma davası açmıştır. Davanın sonuçlanabilmesi için &lt;span class="new"&gt;Anayasa Mahkemesi&lt;/span&gt;'nin çalışmalarını bitirmesi beklenmektedir.&lt;sup id="cite_ref-17" class="reference"&gt;[18]&lt;/sup&gt;&lt;/p&gt; DTP, 26 Ekim 2008 tarihindeki &lt;span class="mw-redirect"&gt;Hakkari&lt;/span&gt; mitinginde PKK'nın tutuklu elebaşı Abdullah Öcalan için alenen özgürlük talep etmiştir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;h2&gt;&lt;span class="mw-headline"&gt;DTP-PKK&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;Türkiye'de birçok sivil toplum örgütü ve siyasi partiler ile kamu kurum ve kuruluşları Demokratik Toplum Partisi'ni PKK'nın siyasi kolu olmakla suçlamaktadır. Parti, PKK'nın tutuklu lideri Abdullah Öcalan'nın emirlerini yerine getirmekle suçlanmaktadır. DTP'li bazı belediyeler ölen PKK'lılar için düzenlenen cenaze törenlerini desteklemektedirler&lt;sup id="cite_ref-19" class="reference"&gt;[20]&lt;/sup&gt;. DTP, PKK'yı terör örgütü olarak görmemekte; Türkiye'nin, Kürt Sorunu'nu PKK ile diyalog kurarak barışcıl şekilde çözümlenmesinden yana hareket etmektedir&lt;sup id="cite_ref-20" class="reference"&gt;[21]&lt;/sup&gt;.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;a name="Parti_i.C3.A7i_a.C3.A7.C4.B1klamalar" id="Parti_i.C3.A7i_a.C3.A7.C4.B1klamalar"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;h3&gt;&lt;span class="mw-headline"&gt;Parti içi açıklamalar&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt; &lt;p&gt;DTP Van İl Başkanı Veysi Dilekçi aynı ilden Adalet ve Kalkınma Partisi İl Başkanı Mustafa Bilici'yi ziyaretinde PKK ile ilgili bir açıklama yaparak&lt;sup id="cite_ref-21" class="reference"&gt;[22]&lt;/sup&gt;&lt;/p&gt; &lt;table style="border-style: none; border-collapse: collapse; background-color: transparent;" class="cquote" align="center"&gt; &lt;tbody&gt;&lt;tr&gt; &lt;td style="padding: 10px; color: rgb(178, 183, 242); font-size: 30px; font-family: 'Times New Roman',serif; font-weight: bold; text-align: left;" valign="top" width="20"&gt;“&lt;/td&gt; &lt;td style="padding: 4px 10px;" valign="top"&gt;PKK, bu ülkenin bir gerçeğidir, bunu kabul etmek zorundayız. Bizim PKK ile organik değil, duygusal bağımız var. Çünkü bu ülkede PKK'nin militanlığını yapan insanların aileleri yaşamaktadır. Elbette bu annenin, babanın, kardeşin bir siyasi tercihi olacaktır. Bu insanlar DTP'yi tercih ediyorsa, bu PKK ile bir bağımız olduğu anlamına gelmiyor. PKK'nin militanları bu ülkenin evlatlarıdır. Devlet bunun için bir çözüm gerçekleştirmek zorundadır. Bu gerçek ile partimiz baskı altında tutulup, tecrit edilmektedir. Hükümetin, PKK'nin yaptığı ateşkese ve barış çağrısına cevap vermesini istiyoruz.&lt;/td&gt; &lt;td style="padding: 10px; color: rgb(178, 183, 242); font-size: 30px; font-family: 'Times New Roman',serif; font-weight: bold; text-align: right;" valign="bottom" width="20"&gt;”&lt;/td&gt; &lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td colspan="3" style="padding-top: 10px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;/tr&gt; &lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt; &lt;p&gt;demiştir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;DTP'nin eş başkanlarından Emine Ayna partisinin PKK ile ilişkisi iddialarını şöyle açıklamaktadır&lt;sup id="cite_ref-22" class="reference"&gt;[23]&lt;/sup&gt;:&lt;/p&gt; &lt;table style="border-style: none; border-collapse: collapse; background-color: transparent;" class="cquote" align="center"&gt; &lt;tbody&gt;&lt;tr&gt; &lt;td style="padding: 10px; color: rgb(178, 183, 242); font-size: 30px; font-family: 'Times New Roman',serif; font-weight: bold; text-align: left;" valign="top" width="20"&gt;“&lt;/td&gt; &lt;td style="padding: 4px 10px;" valign="top"&gt;Biz PKK'yi desteklemiyoruz ama terör örgütü olarak ta görmüyoruz. Her ikside Kürt Sorunu'nun barışcıl yollardan çözümlenmesinden yana olup demokratik bir Türkiye Devleti'nden yanadır. Bizi PKK ile birleştiren sadece budur. Bizi ayıran nokta ise PKK'nin silahlı mücadele etmesi, bizim ise barıştan yana olmamızdır. PKK ancak diyalog yoluyla bitirilir.&lt;/td&gt; &lt;td style="padding: 10px; color: rgb(178, 183, 242); font-size: 30px; font-family: 'Times New Roman',serif; font-weight: bold; text-align: right;" valign="bottom" width="20"&gt;”&lt;/td&gt; &lt;/tr&gt; &lt;tr&gt; &lt;td colspan="3" style="padding-top: 10px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt; &lt;/tr&gt; &lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt; &lt;p&gt;&lt;a name="Genel_Ba.C5.9Fkanlar" id="Genel_Ba.C5.9Fkanlar"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;h2&gt;&lt;span class="mw-headline"&gt;Genel Başkanlar&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt; &lt;p&gt;&lt;a name="Ahmet_T.C3.BCrk" id="Ahmet_T.C3.BCrk"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;h3&gt;&lt;span class="mw-headline"&gt;Ahmet Türk&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;  &lt;p&gt;Ahmet Türk, 2 Temmuz 1942'de &lt;span class="mw-redirect"&gt;Mardin&lt;/span&gt;'de dünyaya geldi. Lise mezunu olan Türk önce HEP ve Demokratik Toplum Partisi'nin kurucu üyesi oldu. 15, 16, 18, 19 ve 23. Dönem Mardin Milletvekili olarak TBMM'ye girdi. 19. Dönem'de Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı olarak görev yaptı. Halkın Emek Partisi Genel Başkanlığı görevinde bulundu. Demokratik Toplum Partisi Genel Başkanlığı görevini halen yürütmektedir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;a name="Aysel_Tu.C4.9Fluk" id="Aysel_Tu.C4.9Fluk"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;h3&gt;&lt;span class="mw-headline"&gt;Aysel Tuğluk&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;  &lt;p&gt;İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Serbest avukat olarak çalıştı. Toplumsal Hukuk Araştırmaları Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliğinde bulundu. İnsan Hakları Derneği Üyesi ve Yurtsever Kadınlar Derneği Kurucusu oldu. Demokratik Toplum Partisi Eşbaşkanlığı görevini yürüttü. XXIII.Dönem Diyarbakır milletvekilidir. Bekârdır.&lt;sup id="cite_ref-24" class="reference"&gt;[25]&lt;/sup&gt; Abdullah Öcalan'ın eski avukatıdır. Öcalan'ın arkadaşlarından &lt;span class="new"&gt;Alaattin Tuğluk&lt;/span&gt;’un kız kardeşidir. Ağabeyinin PKK’daki aktif görevleri nedeniyle örgütle ilişkisi eskiye dayandığı iddia edilmektedir.&lt;sup id="cite_ref-25" class="reference"&gt;[26]&lt;/sup&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;DTP içindeki ılımlı kanattan olduğu iddia edilen ve Ahmet Türk'le beraber parti içinde "pasif ve uzlaşmacı" olmakla suçlanan Tuğluk, 9 Kasım 2007 tarihindeki DTP Olağanüstü Kongresi’nde eşbaşkanlık görevinden ayrıldı. &lt;sup id="cite_ref-26" class="reference"&gt;[27]&lt;/sup&gt;&lt;sup id="cite_ref-27" class="reference"&gt;[28]&lt;/sup&gt;&lt;sup id="cite_ref-28" class="reference"&gt;[29]&lt;/sup&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;a name="Nurettin_Demirta.C5.9F" id="Nurettin_Demirta.C5.9F"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;h3&gt;&lt;span class="mw-headline"&gt;Nurettin Demirtaş&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;  &lt;p&gt;Nurettin Demirtaş, 1972yılında doğdu. PKK'ya üye olmak suçundan on yıl hapis yattı. Cezasını çektikten sonra DTP'ye geçen Demirtaş sağlık sorunları olduğu gerekçesiyle askerliğe elverişsiz raporu alarak askerlikten muaf tutuldu. Büyükhanlı Park Otelde gerçekleştirilen 2. Olağanüstü Büyük Kongredeki seçimlerde ilk iki turda yeterli çoğunluğu sağlayamayan Demirtaş, 3. turda partinin Genel Başkanlığına seçildi. Askerlikten muafı ile ilgili raporun sahte olduğu mahkemece tespit edilip, hakkında tutuklama kararı çıkartıldı. Almanya'ya yaptığı bir geziden sonra Türkiye'ye dönen Demirtaş gözaltına altına alındı ve bir yıl hapis cezasına çarptırıldı. Daha sonra tahliye edilen Demirtaş, bugün Safranbolu'da askerlik yapmaktadır.&lt;sup id="cite_ref-29" class="reference"&gt;[30]&lt;/sup&gt;&lt;sup id="cite_ref-30" class="reference"&gt;[31]&lt;/sup&gt;&lt;sup id="cite_ref-31" class="reference"&gt;[32]&lt;/sup&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;a name="Emine_Ayna" id="Emine_Ayna"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;h3&gt;&lt;span class="mw-headline"&gt;Emine Ayna&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt;  &lt;p&gt;Nurettin Demirtaş'ın cezası sebebiyle başkanlık görevi düştü. Bunun üzerine göreve 1 Temmuz 1968'de Diyarbakır'ın Dicle ilçesinde doğan 23. Dönem Mardin milletvekili Emine Ayna getirildi. Ayna lise mezunu olup milletvekilliği görevinden önce Gökkuşağı Kadın Derneği'nin kurucu üyeliği ve kurucu genel başkanlığını yaptı.&lt;sup id="cite_ref-32" class="reference"&gt;[33]&lt;/sup&gt; Emine Ayna'nın da yerine geldiği Nurettin Demirtaş gibi DTP içinde daha sert ve radikal söylemleri savunan şahin kanadın temsilcisi olduğu iddia edilmektedir.&lt;sup id="cite_ref-33" class="reference"&gt;[34]&lt;/sup&gt;&lt;sup id="cite_ref-34" class="reference"&gt;[35]&lt;/sup&gt; Nitekim Ayna'nın, PKK'nın ilk silahlı eylemleri olan 1984 &lt;span class="mw-redirect"&gt;Eruh ve Şemdinli Saldırısı&lt;/span&gt;'nın yıldönümü olan 15 Ağustos 2008'de Diyarbakır'ın Lice ilçesinde DTP Lice İlçe Örgütü'nün düzenlediği “&lt;i&gt;Hakla dayanışma&lt;/i&gt;” etkinliğinde 15 Ağustos 1984'de gerçekleştirilen eylemleri överek katılımcılara "&lt;i&gt;15 Ağustos Zafer Bayramı'nız kutlu olsun&lt;/i&gt;" demesi tepkilere sebep olmuştur. &lt;sup id="cite_ref-35" class="reference"&gt;[36]&lt;/sup&gt; Ayna aynı şekilde 2 Aralık 2008'de Muş'un Varto ilçesinde yapılan DTP mitinginde "&lt;i&gt;DTP dışında bir siyasi partiden aday olan Kürt değildir&lt;/i&gt;" sözleriyle de gündeme gelmiştir.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-6526868213774263688?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/6526868213774263688/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=6526868213774263688&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/6526868213774263688?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/6526868213774263688?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/DRL0klyeQrs/demokratik-toplum-partisi-turkiyede.html" title="Demokratik Toplum Partisi-Türkiye'de siyasi partiler tarihi" /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SdPKcsynoWI/AAAAAAAACds/F5gMTefHBDk/s72-c/200px-Demokratik_Toplum_Partisi.png" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2009/04/demokratik-toplum-partisi-turkiyede.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEEGQ3czeSp7ImA9WxVbFkw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-3137142228858546356</id><published>2009-04-01T13:00:00.000-07:00</published><updated>2009-04-01T13:10:22.981-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-01T13:10:22.981-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="DSP" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Türkiye'de siyasi partiler tarihi" /><title>Demokratik Sol Parti-Türkiye'de siyasi partiler tarihi</title><content type="html">&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 220px; height: 316px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SdPIyCTQ6FI/AAAAAAAACdk/Klgu9trwFLw/s400/220px-Demokratik_Sol_Parti.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319816346791372882" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="file:///C:/Users/Acer/AppData/Local/Temp/moz-screenshot-2.jpg" alt="" /&gt;&lt;img src="file:///C:/Users/Acer/AppData/Local/Temp/moz-screenshot-3.jpg" alt="" /&gt;&lt;b&gt;Demokratik Sol Parti&lt;/b&gt; (&lt;b&gt;DSP&lt;/b&gt;), Rahşan Ecevit tarafından 14 Kasım 1985'te kurulan Türk siyasi partisi.&lt;br /&gt;&lt;span class="mw-headline"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;Tarihçesi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt; &lt;p&gt;&lt;a name="12_Eyl.C3.BCl_.C3.96ncesi_-_Demokratik_Sol.27un_Temelleri" id="12_Eyl.C3.BCl_.C3.96ncesi_-_Demokratik_Sol.27un_Temelleri"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;h3&gt; &lt;span class="mw-headline"&gt;12 Eylül Öncesi - Demokratik Sol'un Temelleri&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: normal; float: none; margin-left: 0px;font-size:x-small;" class="editsection" &gt;&lt;/span&gt;&lt;/h3&gt; &lt;p&gt;&lt;span class="mw-redirect"&gt;Demokratik Sol&lt;/span&gt;'un temelleri, Ortanın Solu adıyla 1960'ların başında atıldı. 1963'de demokratik işçi hakları için verilen ve kazanılan mücadeleden doğan bu hareket, İsmet İnönü'nün başkanlığını yaptığı CHP'de parti içi muhalefete dönüştü.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ortanın Solu hareketindeki "sol" sözcüğü parti içinde ve dışında yoğun tepkilerle karşılaştı; fakat hareketi başlatanların direnci Türkiye'deki solculuk anlayışına siyasal meşruluk kazandırdı. Ortanın Solu Hareketi bunu, Marksizm'den farklılığını vurgulayarak yaptı. Hareketi &lt;span class="mw-redirect"&gt;toplumsal&lt;/span&gt; ve ulusal özelliklere dayandırarak, inançlara saygılı laikliği benimsediler. Bu sayede halkın güvenini kazandılar.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bülent Ecevit'in öncülüğündeki Ortanın Solu Hareketi, 1960'ların sonlarında &lt;span class="mw-redirect"&gt;Demokratik Sol&lt;/span&gt; adını benimsedi. Bu hareket &lt;span class="mw-redirect"&gt;12 Mart 1971 Muhtırası&lt;/span&gt;'nın ardından adeta bir demokrasi mücadelesine girişerek, &lt;span class="mw-redirect"&gt;askerin&lt;/span&gt; siyasete müdahalesine karşı çıktı. Bu konuda İnönü ile ters düşen &lt;span class="mw-redirect"&gt;Ecevit&lt;/span&gt;, genel sekreterlik görevinden istifa ederek, parti içinde çalışmalarını daha etkin bir biçimde sürdürdü. &lt;span class="mw-redirect"&gt;Milli Şef&lt;/span&gt; parti meclisi seçiminde Ecevit'e yenilerek, bunun üzerine 34 yıllık &lt;i&gt;(11 Kasım 1938 - 8 Mayıs 1972)&lt;/i&gt; genel başkanlığını bıraktı.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span class="mw-redirect"&gt;Ecevit&lt;/span&gt;, 14 Mayıs 1972'de Atatürk ve İsmet İnönü'nün ardından Cumhuriyet Halk Partisi'nin genel başkanı oldu. Parti, Ecevit'in genel başkanlığı ve &lt;span class="mw-redirect"&gt;Demokratik Sol&lt;/span&gt; akımıyla büyük bir ivme kazanarak yükselişe geçti. Bunun en somut göstergesi dönemin CHP'sinin oy oranlarındaki değişimdir. 1969 Seçimleri'nde CHP'nin oyları %27,37'e kadar gerilemişken, 1973'te %33.30'a, 1977'de %41.38'e yükselmiştir. &lt;i&gt;"Umudumuz Karaoğlan!"&lt;/i&gt; sloganları da 1973 Seçimleri'nde atılmaya başlanmıştır.&lt;/p&gt;&lt;p style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="mw-headline"&gt;12 Eylül Sonrası - Demokratik Sol'un Partileşmesi&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yaptığı 12 Eylül 1980 Darbesi'nin ardından diğer parti başkanlarıyla beraber Bülent Ecevit de siyasetten uzaklaştırıldı ve bir süre gözaltında tutuldu. Daha sonra bütün partilerin ileri gelenleriyle birlikte 10 yıl süreyle siyasete girmesi yasaklandı. Bu sırada gazeteciliğe yaptı ve 21 Şubat 1981'de &lt;span class="new"&gt;Arayış&lt;/span&gt; dergisini çıkarmaya başladı. Arayış'a ya da başka kanallara verdiği demeçlerden dolayı yargılandı ve cezaevine girdi. &lt;span class="mw-redirect"&gt;MGK&lt;/span&gt;, 16 Ekim 1981'de tüm siyasi partilerle birlikte Cumhuriyet Halk Partisi'ni de kapattı.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ecevit siyasi yasaklıydı ve çevresindeki destekçilerini tek tek kaybetmişti. Bu dönemle ilgili &lt;i&gt;"Mücadelenin güçlüklerini göze alamayanlarla yollarımız ayrıldı."&lt;/i&gt; demiştir. Bülent Ecevit, &lt;span class="mw-redirect"&gt;Demokratik Sol&lt;/span&gt; söylemi bir partiyle yeniden hayata döndürmek istiyordu. Bunun sonucunda, yasaklı olan Bülent Ecevit'in yerine eşi Rahşan Ecevit 14 Kasım 1985 bu projeyi hayata geçirdi ve Demokratik Sol Parti'yi kurdu. Rahşan Ecevit'in örgütlenme konusunda, kurduğu köylü derneklerinden gelen bir deneyimi vardı. İki odalı bir bodrum katında kurulan partinin gelişiminde rol oynayan etmenlerden biri de budur.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;a name="Siyasi_Yasaklar.C4.B1n_Kalk.C4.B1.C5.9F.C4.B1_-_Ecevit.27in_Siyasete_D.C3.B6n.C3.BC.C5.9F.C3.BC" id="Siyasi_Yasaklar.C4.B1n_Kalk.C4.B1.C5.9F.C4.B1_-_Ecevit.27in_Siyasete_D.C3.B6n.C3.BC.C5.9F.C3.BC"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;h3&gt; &lt;span class="mw-headline"&gt;Siyasi Yasakların Kalkışı - Ecevit'in Siyasete Dönüşü&lt;/span&gt; &lt;/h3&gt; &lt;p&gt;6 Eylül 1987'de siyasi yasakların kalkması yönünde yapılan halkoylaması sonucunda eski &lt;span class="mw-redirect"&gt;siyasetçilerin&lt;/span&gt; önündeki siyaset yasağı kalktı. Bunun üzerine DSP'nin başına Bülent Ecevit geçti. Bülent Ecevit'in liderliğinde girilen &lt;span class="mw-redirect"&gt;29 Kasım 1987 Seçimleri'nde&lt;/span&gt; parti 2.044.576 kişinin oyuyla %8.53'lük bir sonuç aldı ve &lt;span class="mw-redirect"&gt;Meclis&lt;/span&gt; dışı kaldı. Bu sonucun ardından Ecevit genel başkanlıktan istifa etti.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Boşalan genel başkanlığa 7 Mart 1988'de &lt;span class="new"&gt;Necdet Karababa&lt;/span&gt; getirildi. Genel başkanlık görevini bir yıldan az sürdüren Karababa'nın görevi bırakmasından sonra, 15 Ocak 1989'da Bülent Ecevit partililer tarafından liderliğe yeniden getirildi. Bu dönemin ardından 26 Mart 1989 yerel seçimlerinde %9,09 oy alan DSP, &lt;span class="mw-redirect"&gt;20 Ekim 1991 genel seçimlerinde&lt;/span&gt; %10.75 alarak &lt;span class="mw-redirect"&gt;TBMM&lt;/span&gt;'ye 7 milletvekiliyle girdi. Bu sayı çeşitli istifalarla 4'e düştü.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;a name="1995_Se.C3.A7imleri_-_Demokratik_Sol_Parti_Solun_Birinci_Partisi" id="1995_Se.C3.A7imleri_-_Demokratik_Sol_Parti_Solun_Birinci_Partisi"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;h3&gt; &lt;span class="mw-headline"&gt;1995 Seçimleri - Demokratik Sol Parti Solun Birinci Partisi&lt;/span&gt; &lt;/h3&gt; &lt;p&gt;DSP’nin oyları &lt;span class="mw-redirect"&gt;24 Aralık 1995 erken genel seçimlerinde&lt;/span&gt; %14.64’e, milletvekili sayısı 76’ya yükseldi ve Demokratik Sol Parti solun en büyük partisi konumuna geldi. 6 Mart 1996'da Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi, Demokratik Sol Parti'nin dışarıdan desteğiyle &lt;span class="new"&gt;ANAYOL Azınlık Hükümeti&lt;/span&gt; kuruldu. Bu hükümet Refah Partisi'nin verdiği &lt;span class="new"&gt;gensoru&lt;/span&gt; önergesiyle 28 Haziran 1996'da düştü; yerine &lt;span class="mw-redirect"&gt;DYP&lt;/span&gt; ile &lt;span class="mw-redirect"&gt;RP&lt;/span&gt;'nin kurduğu &lt;span class="mw-redirect"&gt;REFAHYOL Hükümeti&lt;/span&gt; başa geldi. 28 Şubat süreci içerisinde 28 Şubat 1997'de toplanan &lt;span class="mw-redirect"&gt;Milli Güvenlik Kurulu&lt;/span&gt;'nun 9 saatlik toplantısı sonunda bu hükümet istifa etmiştir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;a name="28_.C5.9Eubat.27.C4.B1n_Ard.C4.B1ndan_-_Demokratik_Sol_Parti_.C4.B0ktidarda" id="28_.C5.9Eubat.27.C4.B1n_Ard.C4.B1ndan_-_Demokratik_Sol_Parti_.C4.B0ktidarda"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;h3&gt; &lt;span class="mw-headline"&gt;28 Şubat'ın Ardından - Demokratik Sol Parti İktidarda&lt;/span&gt; &lt;/h3&gt; &lt;p&gt;28 Şubat süreciyle birlikte, Demokratik Sol Parti, Anavatan Partisi ve Demokrat Türkiye Partisi ile 30 Haziran 1997'de Mesut Yılmaz'ın başbakanlığında kurulan &lt;span class="mw-redirect"&gt;ANASOL-D Koalisyon Hükümeti'nde&lt;/span&gt; yer aldı. 25 Kasım 1998'de Mesut Yılmaz için verilen gensoru önergesinin &lt;span class="mw-redirect"&gt;TBMM&lt;/span&gt;'de kabul edildi ve Yılmaz başbakanlıktan istifa etti. ANASOL-D Hükümeti de Ocak 1999'da sona erdi.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;a name="Az.C4.B1nl.C4.B1k_H.C3.BCk.C3.BCmeti_-_Ecevit_Yeniden_Ba.C5.9Fbakan" id="Az.C4.B1nl.C4.B1k_H.C3.BCk.C3.BCmeti_-_Ecevit_Yeniden_Ba.C5.9Fbakan"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;h3&gt; &lt;span class="mw-headline"&gt;Azınlık Hükümeti - Ecevit Yeniden Başbakan&lt;/span&gt; &lt;/h3&gt; &lt;p&gt;11 Ocak 1999'da ülkeyi seçime götürmek için, diğer partilerin de üzerinde anlaşması üzerine DSP bir azınlık hükümeti kurdu. CHP dışındaki bütün partilerin ve çeşitli demokratik kitle ve sivil toplum örgütlerinin ortak desteğiyle kurulan DSP azınlık hükümeti ile Bülent Ecevit dördüncü kez başbakanlık koltuğuna oturdu.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Yolsuzlukların ve siyasal yozlaşmanın arttığı bir dönemde Ecevit'in dürüst kişiliği ve DSP'nin yolsuzluğa bulaşmamış yapısı toplumda heyecan, umut ve güven yarattı. Böyle bir ortamda bölücü terör örgütü PKK'nın başının Kenya'da CIA ve MİT'in ortak operasyonu ile yakalanması da olumlu atmosferi pekiştirdi. 18 Nisan 1999 Seçimleri'nde DSP oylarını yüzde 14.65'ten yüzde 22,19'a çıkardı ve birinci parti oldu. ANAP ve MHP ile birlikte bir &lt;span class="mw-redirect"&gt;üçlü koalisyon&lt;/span&gt; kurdu.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;ABD'nin Irak'ı işgaline Ecevit'in karşı çıkması, parti içinde bir bölünmeye neden oldu. Kemal Derviş, Hüsamettin Özkan ve İsmail Cem'in öncülük ettiği bu bölünme sonucunda bir grup DSP'li milletvekili partilerinden istifa etti ve bu kadro, Yeni Türkiye Partisi'ni kurdu. Bu durum, koalisyon hükümetinin geleceğini tehlikeye attı ve MHP lideri Bahçeli'nin erken seçim çağrısı ile seçime 1 buçuk yıl kala bir erken seçime gidildi. Üçlü koalisyon hükümeti sırasında yaşanan ekonomik krizin etkileri yeni yeni sarılmışken ve yapılan reformların olumlu sonuçları henüz hissedilmemişken gidilen erken seçim sonucunda DSP ve diğer koalisyon ortakları yüzde 10'luk seçim barajını geçemedi.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;24 Temmuz 2004 yılında toplanan DSP 6. Olağan Kurultayı'nda Zeki Sezer DSP Genel Başkanlığına seçildi. Demokratik Sol Parti, 22 Temmuz 2007 Genel Seçimlerine katılmadı. Bu seçimlerde, &lt;span class="mw-redirect"&gt;CHP&lt;/span&gt; listesinden aday olan 13 DSP'li, milletvekili seçilerek, parlamentoya girdi. &lt;span class="external autonumber"&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;h2&gt; &lt;span class="mw-headline"&gt;Genel Başkanları&lt;/span&gt; &lt;/h2&gt; &lt;ul&gt;&lt;li&gt;Rahşan Ecevit (14 Kasım 1985 - 1987)&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bülent Ecevit (1987 - 7 Mart 1988)&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span class="new"&gt;Necdet Karababa&lt;/span&gt; (7 Mart 1988 - 15 Ocak 1989)&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bülent Ecevit (15 Ocak 1989 - 25 Temmuz 2004)A&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Zeki Sezer (25 Temmuz 2004 - Günümüz)&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;p&gt;1985 yılında Rahşan Ecevit ilk genel başkan oldu. 1987 yılında, bazı liderlerin siyaset yasağı kalkınca, Bülent Ecevit genel başkanlığa aday oldu ve seçildi.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;29 Nisan 2001'de yapılan 5. Olağan Büyük Kurultayında Bülent Ecevit 963 oyla yeniden genel başkan seçilirken, rakibi Sema Pişkinsüt 68 oy aldı. 35 oy geçersiz sayıldı. Bu kurultayda genel başkanlığa adaylığını koyan Aydın Milletvekili Sema Pişkinsüt'ün Kurultay öncesi gerginlik yaratıcı bir üslup kullanarak Ecevit'e yüklenmesi sonucu kurultay gergin geçti.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;2002 seçimlerinden sonra, Bülent Ecevit 2004 yılında parti liderliğini bıraktı. Aynı yıl yapılan kongrede DSP'den &lt;span class="mw-redirect"&gt;Ankara&lt;/span&gt; milletvekili Zeki Sezer genel başkan seçildi.&lt;/p&gt;&lt;h2&gt; &lt;span class="mw-headline"&gt;Siyasi ideoloji&lt;/span&gt; &lt;/h2&gt; &lt;p&gt;DSP siyasi yelpazede merkez solda yer alan, parlamenter düzene ve anayasaya bağlı olan demokratik sol bir partidir. Demokratik sol öğeleri bünyesinde barındırmakla birlikte Marksizm'den uzak bir ideolojisi vardır. DSP ideolojisi marksizmden kaynaklanmayan yerli bir söylemdir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;a name="Parti_program.C4.B1" id="Parti_program.C4.B1"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt; &lt;h2&gt; &lt;span class="mw-headline"&gt;Parti programı&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt;&lt;b&gt;Demokratik Sol Parti&lt;/b&gt; Meclisi'nin 3 Ekim 2003 tarihli toplantısında günün koşullarına göre yenilenmek için ele alınan programın tam metni, 6 Ekim 2003 Pazartesi günü açıklanmıştır. Program; &lt;i&gt;küreselleşme&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;kayıtdışı ekonomi&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;emek-sermaye ilişkisi&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;&lt;span class="mw-redirect"&gt;üretim&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;girişimcilik&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;işsizlik&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;kültür&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;bilgi toplumu&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;uzay teknolojisi&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;kamu yönetimi&lt;/i&gt; ve “yerel yönetim anlayışı”, &lt;i&gt;sendikalaşma&lt;/i&gt; ve “üniversitelere bakış açısı” gibi çok sayıda konuyu içermektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-3137142228858546356?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/3137142228858546356/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=3137142228858546356&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/3137142228858546356?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/3137142228858546356?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/BCIZElZcsJA/demokratik-sol-parti-turkiyede-siyasi.html" title="Demokratik Sol Parti-Türkiye'de siyasi partiler tarihi" /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SdPIyCTQ6FI/AAAAAAAACdk/Klgu9trwFLw/s72-c/220px-Demokratik_Sol_Parti.png" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2009/04/demokratik-sol-parti-turkiyede-siyasi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEICR3czeip7ImA9WxVbFkw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-4255208626227739250</id><published>2009-04-01T12:54:00.000-07:00</published><updated>2009-04-01T13:09:26.982-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-01T13:09:26.982-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="DP" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Türkiye'de siyasi partiler tarihi" /><title>Demokrat Parti (2007)-Türkiye'de siyasi partiler tarihi,</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SdPHkQaWRkI/AAAAAAAACdU/p0Vze2M-RGU/s1600-h/200px-Demokrat_Parti_2007.png"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 200px; height: 203px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SdPHkQaWRkI/AAAAAAAACdU/p0Vze2M-RGU/s400/200px-Demokrat_Parti_2007.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319815010549384770" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Demokrat Parti&lt;/b&gt;, 27 Mayıs 2007 tarihinde 1983 yılında kurulmuş olan Doğru Yol Partisi'nin &lt;span class="new"&gt;Büyük Anadolu Oteli&lt;/span&gt;'nde yaptığı 2. Olağanüstü Genel Kongresi'nde adını ve logosunu değiştirmesiyle oluşan &lt;span class="mw-redirect"&gt;Türk&lt;/span&gt; siyasi partisi. &lt;p&gt;Mehmet Ağar'ın Genel Başkanlığı'nda isim değişlikliği yapılmıştır. İsim değişikliğinin temel nedeni olarak &lt;span class="mw-redirect"&gt;Türk&lt;/span&gt; sağını tek çatı altında toplamak gösterilmiş; Anavatan Partisi'nin kendisini DP'ye katması düşünülmüştür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu sayede merkez sağda bir alternatif yaratma planlanmıştır. Burada eşbaşkanlık sistemi uygulanmak istenmiş; fakat daha sonra bu birleşme Mehmet Ağar ile Anavatan Genel Başkanı Erkan Mumcu arasında çıkan anlaşmazlık sonucu gerçekleşememiştir. Bu durum dolayısıyla Anavatan seçime girememiş, DP seçime tek başına girmiştir. Merkez sağa yakın seçmenler üzerinde hayal kırıklığı yaratan bu durum sandığa yansımış; DP &lt;span class="mw-redirect"&gt;22 Temmuz seçimleri&lt;/span&gt; %5.4 oy oranı almıştır. Genel Başkan Mehmet Ağar %9'larda aldığı &lt;span class="mw-redirect"&gt;DYP&lt;/span&gt;'yi %4 puan aşağıya çekmesi üzerine görevinden istifa etmiştir.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;6 Ocak 2008 tarihinde yapılan DP 4. Olağanüstü Büyük Kongresi’nde parti genel başkanlığına 3. turda geçerli 800 oyun 529'unu alarak Süleyman Soylu seçilmiştir. Diğer aday Çağrı Erhan ise 271 oyda kalmıştır.&lt;sup id="cite_ref-ssoylu_0-0" class="reference"&gt;[1]&lt;/sup&gt;15 Kasım 2008'de gerçekleştirilen &lt;span class="new"&gt;Nevval Sevindi&lt;/span&gt; ve Refaiddin Şahin'in de aday olduğu DP 9. Olağan Kongresi'nde 993 oy geçerli oyun 922'sini alan Soylu, genel başkanlığa yeniden seçilmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;b&gt;Doğru Yol Partisi&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SdPHkpn4yWI/AAAAAAAACdc/4M4hwv7aaRI/s1600-h/Dyplogo.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 271px; height: 276px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SdPHkpn4yWI/AAAAAAAACdc/4M4hwv7aaRI/s400/Dyplogo.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5319815017317058914" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Doğru Yol Partisi kısaca &lt;b&gt;DYP&lt;/b&gt;, Demokrat Parti (DP) ve Adalet Partisi (AP)'nin devamı olarak kabul edilen siyasal parti. 1983'te Adalet Partisi'nin devamı olarak kurulmuş, 2007'de Demokrat Parti adını almıştır. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;DYP, 1983 yılında kurulduğunda Genel Başkanlığında Ahmet Nusret Tuna vardı ve ancak 1 ay kadar partiye başkanlık etti. Ardından Yıldırım Avcı başkanlığa geldi ve 1985'teki olağan kurultayda Hüsamettin Cindoruk'a başkanlık görevini bıraktı. Hüsamettin Cindoruk ise 1987 yılında siyasi yasakların kalkması üzerine Süleyman Demirel'in genel başkanlığa geçmesi amacıyla istifa etmiştir ve bununla beraber Süleyman Demirel genel başkanlığa seçilmiş ve 6 yıl boyunca (1987-1993) genel başkanlıkta kalmıştır. 1987'de %19,14 oyla meclise giren DYP, 1991'de %27,03 oy ile 1.parti konumuna gelmiş ancak tek başına iktidara gelebilecek kadar oy alamadığından Erdal İnönü'nün Genel Başkanlığında bulunduğu Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP)ile &lt;span class="new"&gt;koalisyon&lt;/span&gt; kuruldu ve Süleyman Demirel'in başkanlığında &lt;span class="new"&gt;49. hükümet&lt;/span&gt; kurulmuş oldu ve 1993'ün 14 Haziran'ına kadar devam etti çünkü 17 Nisan 1993'te &lt;span class="new"&gt;cumhurbaşkanı&lt;/span&gt; Turgut Özal'ın vefat etmesi üzerine 16 Mayıs 1993'te Süleyman Demirel &lt;span class="new"&gt;cumhurbaşkanlığına&lt;/span&gt; seçilmiş ve hükümet de Mehmet Gölhan'ın vekaleten başkanlığını yapmasıyla devam etmiş oldu. Genel Başkanlığa, &lt;span class="mw-redirect"&gt;Milli Eğitim Bakanı&lt;/span&gt; Köksal Toptan, &lt;span class="mw-redirect"&gt;İçişleri Bakanı&lt;/span&gt; İsmet Sezgin ve &lt;span class="mw-redirect"&gt;Ekonomiden&lt;/span&gt; Sorumlu &lt;span class="mw-redirect"&gt;Devlet Bakanı&lt;/span&gt; Tansu Çiller adaylıklarını koydular ancak ilk turda yeterli oyu alamamasına karşın Tansu Çiller'in yüksek oy alması diğer adayların adaylıktan çekilmelerine sebep olmuş ve 13 Haziran 1993'te Genel Başkanlığa Tansu Çiller seçilmiştir ve 14 Haziran'da, Süleyman Demirel de &lt;span class="new"&gt;50. hükümeti&lt;/span&gt; kurma görevini Tansu Çiller'e vermiştir. Bundan sonra &lt;span class="mw-redirect"&gt;DYP&lt;/span&gt;,Tansu Çiller'in başbakanlığında bulunduğu aralıksız üç hükümeti görmüştür. Ancak 24 Aralık 1995'te yapılan seçimler sonucu %19,18 ile koltuk bakımından 2.parti(135 Mv.),oy bakımından ise 3.parti olan DYP 6 Mart 1996'da &lt;span class="mw-redirect"&gt;ANAP&lt;/span&gt; ile koalisyona katılmış fakat bu hükümet kısa ömürlü olmuş ve Refah Partisi'nin(&lt;span class="mw-redirect"&gt;RP&lt;/span&gt;) verdiği gensoru önergesiyle 28 Haziran 1996'da düşürülmüş, yerine DYP ile 1.parti konumundaki &lt;i&gt;RP'&lt;/i&gt;nin kurduğu &lt;span class="mw-redirect"&gt;REFAHYOL&lt;/span&gt; hükümeti başa gelmiştir. Bu dönemde görülen en önemli olay &lt;span class="mw-redirect"&gt;28 Şubat Kararları&lt;/span&gt;'dır bu kararlar ordunun &lt;span class="mw-redirect"&gt;MGK&lt;/span&gt;'nın 9 saatlik toplantısında verilmiş ve bu 28 Şubat Kararlarının ardından hükümet istifasını vermiştir yani bir diğer deyişle &lt;span class="mw-redirect"&gt;Postmodern Darbe&lt;/span&gt; olmuştur. (Postmodern darbe denmesinin sebebi ordu tamamiyle devlet işlerine el koymamış ancak bir &lt;span class="new"&gt;bildirgeyle&lt;/span&gt; hükümeti istifaya zorlamıştır ve tanklar burada bir uyarı anlamına gelmektedir çünkü 1997'de Tokat'ta tanklar uyarı amacıyla yollarda dolaşmıştır)&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu olayların ardından &lt;span class="mw-redirect"&gt;ANAP&lt;/span&gt;-DSP-DTP koalisyonu(&lt;span class="mw-redirect"&gt;ANASOL-D&lt;/span&gt;)kurulmuştur ve DYP muhalefete geçmiştir. 18 Nisan 1999 yılında yapılan seçimlerde %12 oy ile 5.parti olarak meclise giren &lt;span class="mw-redirect"&gt;DYP&lt;/span&gt;, 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimlerde %10'luk seçim barajını kılpayıyla geçememiştir(%9,54 oy ile)ve bunun ardından Tansu Çiller bundan sonraki &lt;span class="new"&gt;parti kurultaylarında&lt;/span&gt; genel başkanlığa aday olmayacağını açıkladı ve yerini üst üste iki dönem (DYP'den ayrıldıktan sonra)&lt;span class="mw-redirect"&gt;Elazığ&lt;/span&gt; Bağımsız milletvekili seçilen K. Mehmet Ağar Genel Başkanlığa seçilmiş oldu. 5 Mayıs 2007 günü &lt;span class="mw-redirect"&gt;DYP&lt;/span&gt; Genel Başkanı Mehmet Ağar ve &lt;span class="mw-redirect"&gt;Anavatan&lt;/span&gt; Genel Başkanı Erkan Mumcu iki partinin Demokrat Parti adı ile bütünleşmesi konusunda protokol imzaladılar. 27 Mayıs 2007 günkü kongrede partinin adı Demokrat Parti olarak değiştirilerek DYP kapatıldı. Bir gün sonra eski partililer tarafından Çetin Özaçıkgöz'ün Kurucu Başkanlığında Doğru Yol Partisi tekrar kuruldu. 25 Ağustos 2007 deki büyük kongrede Çetin Özaçıkgöz tekrar Genel Başkan seçildi.Şu Andaki Genel Başkanı'ı Av.Çetin Özaçıkgöz'dür.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-4255208626227739250?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/4255208626227739250/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=4255208626227739250&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/4255208626227739250?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/4255208626227739250?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/rOs1U6hQCGo/demokrat-parti-2007-turkiyede-siyasi.html" title="Demokrat Parti (2007)-Türkiye'de siyasi partiler tarihi," /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SdPHkQaWRkI/AAAAAAAACdU/p0Vze2M-RGU/s72-c/200px-Demokrat_Parti_2007.png" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2009/04/demokrat-parti-2007-turkiyede-siyasi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEIHQ3k-fSp7ImA9WxVbFkw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-1764925606060728149</id><published>2009-03-29T03:07:00.000-07:00</published><updated>2009-04-01T13:08:52.755-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-01T13:08:52.755-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="CHP" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Türkiye'de siyasi partiler tarihi" /><title>Cumhuriyet Halk Partisi (1992)-Türkiye'de siyasi partiler tarihi</title><content type="html">&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/Sc9J2Tu7NAI/AAAAAAAACdM/2LfA4a4VQJ0/s1600-h/220px-Cumhuriyet_Halk_Partisi.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5318550882306700290" style="margin: 0px 0px 10px 10px; float: right; width: 220px; height: 260px;" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/Sc9J2Tu7NAI/AAAAAAAACdM/2LfA4a4VQJ0/s400/220px-Cumhuriyet_Halk_Partisi.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu, İsmet İnönü ve Bülent Ecevit'in genel başkanlığını yaptığı, 12 Eylül Darbesi'nin ardından kapatılan Cumhuriyet Halk Partisi'nin adıyla; darbe öncesinde düzenlenen son kurultaydaki 1538 delegeden 1338'inin katılımı ve oy birliği ile  9 Eylül 1992'de kurulan Türk siyasi partisi. CHP, 1980 Darbesi sonrasında kapatılan siyasi partilerin aynı ad, rumuz, amblem, rozet ve benzeri işaretleri kullanarak yeniden açılabilmesine izin veren 19 Haziran 1992 tarih ve 3821 sayılı yasaya  dayanarak kurulmuştur.&lt;br /&gt;Konu başlıkları&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;1 Tarihçesi&lt;br /&gt;1.1 Açılmadan önceki dönem&lt;br /&gt;1.2 Kuruluş sonrası gelişmeler&lt;br /&gt;1.3 Sosyaldemokrat Halkçı Parti'yle birleşmesi&lt;br /&gt;1.4 Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında kaldığı dönem&lt;br /&gt;1.5 Ana muhalefet partisi oluşu&lt;br /&gt;1.6 22 Temmuz 2007 Seçimlerinin ardından&lt;br /&gt;2 Cumhuriyet Halk Partisi ve seçimler&lt;br /&gt;2.1 Milletvekili genel seçimleri&lt;br /&gt;2.2 Yerel seçimler&lt;br /&gt;3 Genel Başkanları&lt;br /&gt;4 Kaynakça ve dipnot&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tarihçesi&lt;br /&gt;Açılmadan önceki dönem&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;12 Eylül Askeri yönetimi ülkedeki tüm siyasi faaliyetleri yasaklamıştı.Büyük gözaltılar,siyasi davalar yaşandı.Bu arada yeni anayasanın hazırlıkları da sürüyordu.nihayet 7 Kasım 1982'de anayasa halkoyuna sunuldu ve %91.3 oyla anayasa kabul edildi.Aynı oylamayla MGK ve Devlet Başkanı Kenan Evren de 7.cumhurbaşkanlığına seçildi.Seçimlerin 6 Kasım 1983'te yapılacağı açıklandı ve 1983 ortalarında siyasi faaliyetler serbest bırakıldı ancak MGK işleri sıkı tutuyordu.Partiler kurulurken MGK'ya kurucuları veto etme yetkisi verildi.&lt;br /&gt;Bu yüzden kapatılan CHP'nin tabanına hitap eden Erdal İnönü'nün kurduğu SODEP seçimlere katılamadı.Öte yandan Adalet Partisi'nin ardılı olarak kurulan Büyük Türkiye Partisi ve Doğru Yol Partisi de vetolardan nasibini almıştı.Seçimlere Turgut Özal'ın başında bulunduğu ANAP,Necdet Calp'in başında bulunduğu Halkçı Parti ve Turgut Sunalp'in Milliyetçi Demokrasi Partisi katıldı.6 Kasım 1983 seçimleri sonucunda ANAP %45 oy alarak tek başına iktidara geldi ve Turgut Özal yeni hükümeti kurdu.(ANAP:212,HP:117,MDP:71 ) CHP seçmenine seslenen Halkçı Parti %30 oy almıştı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;24 Mart 1984 yerel seçimlerini de ANAP kazandı.Bu defa SODEP ve DYP'de seçimlere katıldı.SODEP,ANAP'ın ardından ikinci sırayı aldı.CHP oylarının SODEP'te toplanacağı anlaşılıyordu. [6] 13 Nisan 1984'te toplanan SODEP 1.Küçük Kurultayı'nda Genel Başkan Erdal İnönü solda tek çatının şart olduğunu söyledi.Temmuz ayında SODEP lideri İnönü ve HP lideri Necdet Calp birleşme konusunda prensipte anlaştıklarını açıkladılar.1985 Haziran ayında Aydın Güven Gürkan Halkçı Parti genel başkanı seçildi ve birleşmeden yana olduğunu açıkladı.Hatta Gürkan birleşmeye 1985 yılında son CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit'in eşi Rahşan Ecevit tarafından kurulan Demokratik Sol Parti'nin de dahil olmasını istedi ancak ret cevabı aldı.&lt;br /&gt;26 Eylül 1985'te Gürkan ve İnönü SODEP-HP birleşme protokolünü imzaladılar ve yeni partinin adını Sosyaldemokrat Halkçı Parti olarak açıkladılar.HP kurultay toplanarak partinin adı SHP olarak değiştirildi.Ardından toplanan SODEP kurultayında parti feshedildi ve SHP'ye katıldı.30 Mayıs 1986'da SHP 1.Kurultay toplandı ve Erdal İnönü genel başkan seçildi.İnönü daha sonra 26 Eylül 1986'da yapılan araseçimlerde milletvekili seçilerek TBMM'ye girdi.SHP bu seçimlerde %22 oy almıştır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;6 Eylül 1987'de ANAP iktidarı 12 Eylül idaresince getirilen siyasi yasakların kaldırılması için referanduma gitti. Kılpayı bir farkla yasakların kaldırılması kabul edildi.(EVET:%50.1,HAYIR:%49.8) Başbakan Turgut Özal daha bu sonuç ortaya çıkmadan önce Kasım ayında erken seçime gidileceğini açıkladı.13 Eylül'de Bülent Ecevit DSP'nin başına geçti. Süleyman Demirel de DYP başkanlığını devraldı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;29 Kasım 1987 genel seçimlerinde ANAP ikinci kez tek başına iktidara geldi,oy oranı düşmüştü ama çoğunluğu yine de kazanabilmişti.ANAP bu seçimlerde %36 oy alarak 292 milletvekili kazandı.SHP %24 ile 99 ,DYP ise %19 oyla 59 milletvekilliği kazandı. [8] Bülent Ecevit'in başına geçtiği DSP %8.5 oy almış ancak %10 barajını aşamayarak meclis dışında kalmıştı.Aynı şekilde MÇP ve RP'de TBMM dışında kaldı. Ecevit bu sonucun ardından bir süre siyasetten çekildi.&lt;br /&gt;25 Haziran 1988'de Erdal İnönü SHP genel başkanlığına yeniden seçildi. Ancak partiye Deniz Baykal grubu hakim oldu. Deniz Baykal SHP genel sekreteri seçildi. 26 Mart 1989 yerel seçimlerinde SHP kazandı.SHP;İstanbul,Ankara ve İzmir belediye başkanlıklarıyla 39 ilin belediye başkanlığını kazanmıştı ayrıca il genel meclisi seçimlerinde %28.8 oy almayı başarmıştı. [9] SHP ve DYP ANAP iktidarının meşruiyetini kaybettiğini halıkn desteğini yitirdiğini ve bu nedenle genel seçimlerin yenilenmesi gerektiğini savunmaya başladılar. Turgut Özal 9 Kasım 1989'da Kenan Evren'den boşalan cumhurbaşkanlığına SHP ve DYP'nin muhalefetine rağmen seçildi. 12 Aralık 1990'da İnönü ile Demirel buluştu, ortak bildiri imzalayarak erken seçim istediler. Bu arada SHP içinde İnönü-Baykal mücadelesi yaşanıyordu. Eylül 1990'da Genel Başkan Erdal İnönü ile anlaşmazlığa düşen Genel Sekreter Deniz Baykal bu görevinden istifa etti. 29 Eylül 1990'daki SHP 6.Olağanüstü Kurultayında Erdal İnönü ve Deniz Baykal karşı karşıya geldi. Ancak İnönü 504 oyla genel başkanlık seçimini kazandı.Deniz Baykal ise 405 oy aldı.SHP Genel Sekreterliği'ne Hikmet Çetin seçildi. Ancak parti içinde Baykal'ın muhalefeti bitmedi. Haziran 1991'deki olağan kurultayda İnönü-Baykal bir defa daha karşı karşıya geldi. Ancak bu kez de kazanan İnönü oldu,üçüncü tur oylamada İnönü 534,Baykal 451 oy aldı. SHP'nin 44 kişilik parti meclisine Baykal listesinden 15,İnönü listesinden ise 28 kişi seçildi. Hikmet Çetin Tekrar genel sekreter seçildi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Turgut Özal'ın cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından ANAP içinde de iktidar mücadelesi yaşanıyordu. Mesut Yılmaz Haziran 1991'de ANAP genel başkanı seçildi ve parti Ekim'de erken seçimlere gidilmesini kararlaştırdı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;20 Ekim 1991 seçimlerini DYP kazandı.(DYP:178,ANAP:115, SHP:88,RP:62,DSP:7) [10]&lt;br /&gt;DYP %27 oy almıştı,SHP %20 oy alabilmiş ve üçüncü sıraya gerilemişti, 1989 yerel seçimlerinde elde edilen başarı bu defa çok uzaktaydı.Bu en fazla parti içi muhalefetin işine yarayacaktı. SHP seçimlere Halkın Emek Partisi (HEP) ile birlikte katıldı.Seçimlerden sonra TBMM açılışında Kürt kökenli milletvekillerinin Kürtçe yemin etmeye kalkışması ortalığı karıştırdı. 21 Mart 1992 Nevruz Bayramı'nda çıkan olaylar sonucunda da SHP içindeki HEP kökenliler partiden istifa ettiler. HEP hakkında kapatma davası açılınca DEP kuruldu ancak her ikiside daha donra kapatıldı.(11 Mayıs 1994'te HEP ve DEP mensupları HADEP'i kurdular)&lt;br /&gt;Hükümeti kurma görevi DYP Genel Başkanı Süleyman Demirel'e verildi.Demirel DYP-SHP koalisyon hükümetini 20 Kasım 1991'de kurdu.SHP Genel Başkanı Erdal İnönü Başbakan Yardımcılığı görevini almıştı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;25-26 Ocak 1992'deki 7.Olağanüstü Kurultay öncesinde Deniz Baykal ve İsmail Cem birlikte Yeni Sol adlı bir kitap yayımladıladılar.SHP'nin yeniden yapılandırılmasını öngördüler.7.Olağanüstü Kurultayda İnönü ,Baykal'ı bir kez daha yendi ve genel başkanlığa seçildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kuruluş sonrası gelişmeler&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Haziran 1992'de 12 Eylül rejiminin ürünü eski siyasi partilerin aynı adla tekrar açılmasını engelleyen yasa kaldırıldı.Eski partilerin açılabilmesi sağlandı.Bu karar en fazla CHP tabanını etkiledi.3 Mayıs 1992'de CHP'nin hayatta olan son Genel yönetim Kurulu üyeleri bir bildiri yayımladılar.Cumhuriyet Halk Partisi yeniden açılıyordu.Bildirinin altında imzası bulunanlar şu isimlerdir: Erol Tuncer, Hayrettin Uysal, Altan Öymen, Metin Somuncu, Metin Tüzün, Erdoğan Bakkalbaşı, Coşkun Karagözoğlu, Orhan Akbulut, Avni Gürsoy, Güler Gürpınar, Mehmet Gümüşlü, Hayri Öner, Celal Doğan, Nebil Oktay, Nail Atlı, Mehmet Dedeoğlu, Çetin Bozkurt, Hüseyin Doğan, İlyas Kılıç, İsmet Atalay, Orhan Vural.&lt;br /&gt;CHP tabanı bu bildiriyle hareketlendi,12 Eylül öncesi gençlik kolları bir araya geldi.Cumhuriyet Halk Partisi'nin doğum tarihi de belirlenmişti:9 Eylül 1992&lt;br /&gt;9 Eylül 1992'de CHP 25.kurultayı 1980 öncesinde son kurultaya katılan delegelerle toplandı.Parti tekrar açılmıştı.Deniz Baykal ve Erol Tuncer'in girdiği genel başkanlık yarışını 679 oyla Deniz Baykal kazandı.Tuncer 425 oy alabildi.Böylece Deniz Baykal; Atatürk,İnönü ve Ecevit'ten sonra dördüncü CHP genel başkanı oluyordu.CHP'nin maksadı diğer iki sol partiyi de bünyesine alarak tek güç haline gelmekti ancak SHP Genel Başkanı İnönü birleşmenin SHP'de olmasını istiyordu,Ecevit ise işbirliğine yanaşmıyor ve DSP ile yola devam edeceğini açıklıyordu.Erdal İnönü de SHP'de birleşelim dedi. 15 Mart 1993'de ilk parti meclisinde genel sekreterliğe Ertuğrul Günay seçildi. Genel başkan yardımcıları İsmail Cem, Erol Çevikçe, Hasan Fehmi Güneş,Adnan Keskin, İstemihan Talay, Ali Topuz'du.İlk etapta 21 milletvekili SHP ve DSP'den ayrılarak anayasanın parti değiştirme engelini aşmak için Bütünleşme Partisi ni kurdular ve bu partinin daha sonra CHP'ye katılmasıyla CHP,TBMM'de grup kurmayı başardı.&lt;br /&gt;9 Eylül 1992'de, 1979'da toplanan son kurultay delegelerinin büyük çoğunluğunun katılımı ve oybirliği ile tekrar açılan parti, kurucusu ve ilk genel başkanı Atatürk'ün vasiyeti ile tasarruf haklarını CHP'ye terkettiği, Türkiye İş Bankası'nın bir bölüm hissesinin de sahibidir. CHP'nin tasarruf hakkına sahip olduğu %28,1'lik orandaki bu banka hisselerinin kazancı Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu'na aktarılmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;1993 yılı Türkiye açısından oldukça önemli olayların yaşandığı bir yıl oldu.24 Ocak 1993 günü Cumhuriyet Gazetesi yazarı Uğur Mumcu öldürüldü.Suikast uzun yıllar boyunca karanlıkta kaldı.Ancak siyasette bütün taşları yerinden oynatacak gelişme Nisan ayında yaşandı.17 Nisan 1993'te Cumhurbaşkanı Turgut Özal vefat etti.Cumhurbaşkanının kim olacağı merakla beklenmekteydi.DYP Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel cumhurbaşkanlığına aday oldu ve 16 Mayıs 1993'te yapılan üçüncü tur oylamada koalisyon ortağı SHP'nin desteğiyle dokuzuncu cumhurbaşkanlığına seçildi.CHP bu seçimlerde İsmail Cem'i aday göstermiştir.Bu gelişmeyle DYP-SHP hükümeti de sona ermiş bulunuyordu.3 Haziran 1993'te Tansu Çiller,DYP Genel Başkanı seçildi.6 Haziran'da ise SHP Genel Başkanı İnönü Eylül ayındaki kurultayda siyaseti bırakacağını açıkladı.25 Haziran'da 1991'de kurulan DYP-SHP hükümeti Tansu Çiller başbakanlığında tekrar göreve geldi.2 Temmuz 1993'te yaşanan sivas olayları ve 37 aydının Madımak Oteli'nde yakılarak katledilmesi ülkeyi iyice gerdi.SHP olaylara karşı ilgisiz kalmakla suçlanmaktaydı.Eylül ayındaki kurultayda Murat Karayalçın, SHP'nin başına geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sosyaldemokrat Halkçı Parti'yle birleşmesi&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;26 Mart 1994 yerel seçimlerine aynı kulvardaki SHP,DSP ve CHP ayrı ayrı girdi. Sonuç tek kelimeyle hüsrandı. Çünkü 3 sol partide toplam ancak %25 oy alabilmişti. Bir önceki seçimde kazanılan büyük kentler Refah Partisi'ne teslim edilmişti. [12] CHP bu seçimlerde sadece %4.7 oranında oy alabildi. Sol oylar gitgide eriyordu ve birleşmekten başka çare yoktu. 18 Şubat 1995'te toplanan kurultayda 1003 delege birleşmenin CHP, 635 delege de SHP çatısı altında olması yönünde oy kullandı. Bunun üzerine hemen toplanan SHP Kurultayı'nda 121'e karşı 508 oy ile parti feshedildi ve CHP'ye katılım kararı alındı. Hikmet Çetin oybirliğiyle CHP Genel Başkanı seçildi. Çetin, CHP'nin 5. Genel Başkanı oldu. Birleşme sürecinde CHP Genel Sekreteri Ertuğrul Günay, partiden istifa etti, yerine Adnan Keskin getirildi. Birleşmeden sonra 25 Şubat'ta yapılan seçimde Adnan Keskin Genel Sekreter oldu.&lt;br /&gt;9 Eylül 1995'deki kurultayda ise Deniz Baykal genel başkanlığa tekrar seçildi .30 Ekim'de DYP ve CHP bir koalisyon hükümeti kurdu. Bu hükümette CHP Genel Başkanı Deniz Baykal Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak yer aldı. TBMM seçimlerin 24 Aralık 1995'te yenilenmesi kararı aldı. CHP bu seçimde kılpayı %10 barajını aşarak TBMM'ye girdi. Seçimlerin galibi ise Necmettin Erbakan'ın başında bulunduğu Refah Partisi olmuştu. RP %21.3 oyla 158 milletvekili kazanmıştı. (DYP:135,ANAP:132,DSP:76,CHP:49).CHP %10.71 oyla ancak 49 milletvekili elde edebilmişti. Diğer tarafta DSP %14.64 oy almıştı. Seçimlerden sonra öncelikle Mesut Yılmaz başbakanlığında ANAP-DYP koalisyonu kuruldu ancak hükümetin güvenoylaması Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilip iptal edilince başbakanlık görevini alan Necmettin Erbakan Haziran 1996'da DYP ile Refahyol koalisyonunu kurdu. RP rejim karşıtı güçlere cesaret verici uygulamalar yönelince 28 Şubat 1997'de hükümet MGK'da uyarıldı. Haziran 1997'de de Erbakan istifa etti. RP daha sonra kapatıldı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;ANAP-DSP-DTP koalisyonu kuruldu. CHP bu koalisyona dışarıdan destek verdi. Ancak 1998 Kasım ayında Türkbank ihalesi yolsuzluğuna Başbakan Mesut Yılmaz'ın adı karışınca CHP hükümete gensoru verdi ve koalisyon düşürüldü. Uzun süren hükümet çalışmaları sonucunda DYP,DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit başbakanlığında kurulacak bir azınlık hükümetine destek vereceğini açıkladı ve Ecevit 11 Ocak 1999'da 21 yıl sonra tekrar başbakan oldu. Başbakanlığı sırasında yıllardır Türkiye'de kan döken terör örgütü PKK'nın başı Abdullah Öcalan Kenya'da yakalanarak Türkiye'ye getirildi. Bu olay soldaki DSP'ye seçimlere gidilirken büyük prestij sağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkiye Büyük Millet Meclisi dışında kaldığı dönem&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;18 Nisan 1999 günü yapılan seçimlerde Bülent Ecevit'in DSP'si %22.18 oy alarak 136 milletvekili kazandı ve birinci parti oldu. ( MHP:129, FP:111, ANAP:86, DYP:85,BĞM:3). [14] Sol oyların bu şekilde DSP'de toplanması CHP'yi askeri darbeler dönemi dışında ilk defa meclis dışına itti. CHP %8.71 oy almış ancak %10 barajını geçemediği için TBMM dışında kalmıştı. Seçimlerden sonra koalisyon pazarlıkları başladı ve 28 Mayıs 1999'da Bülent Ecevit başbakanlığında DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümeti kuruldu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Deniz Baykal seçim yenilgisinden kendisinin sorumlu olduğunu belirterek 22 Nisan 1999'da genel başkanlıktan istifa etti. 22 Mayıs 1999'da toplanan IX.Olağanüstü kurultayda Altan Öymen genel başkanlığa seçildi. Haziran ayındaki X.Olağanüstü Kurultay parti meclisi seçimleri içindi. Tarhan Erdem genel sekreter seçildi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Deniz Baykal'ın CHP ile ayrılığı kısa sürdü. Bir yıl sonra 30 Eylül 2000 tarihinde toplanan XI.Olağanüstü kurultayda Baykal genel başkanlığa döndü . CHP genel sekreterliğine ise Önder Sav seçildi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;CHP ,TBMM dışında olmasına rağmen iktidardaki koalisyona karşı muhalefetini sürdürdü. Özellikle Şubat 2001 krizinden hükümeti sorumlu tutarak muhalefetini şiddetlendirdi. 2002 yılı Mayıs ayında koalisyonun başbakanı Ecevit rahatsızlandı. Ekonomik gidişat zaten krizler nedeniyle iyi değildi. Ekonomi 2001 krizinden sonra ABD'den gelen iktisatçı Kemal Derviş'e teslim edilmişti. Başbakanın sağlık durumunun bozulması koalisyonda sarsıntıya neden oldu. Yaz aylarında koalisyon ortağı MHP ,kendisinin bulunmadığı hükümet modelleri konuşulmaya başlanınca 3 Kasım 2002'de erken seçime gidilmesini talep etti. Koalisyonun büyük ortağı DSP'de ise Ecevit'in rahatsızlığından kaynaklanan iktidar mücadelesi partiyi böldü.DSP grubunun yarısı partiden ayrılarak İsmail Cem genel başkanlığında Yeni Türkiye Partisi'ni kurdu. Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş önceleri YTP içinde siyaset yapacağının sinyallerini versede Ağustos ayında CHP'ye katıldı. TBMM Ağustos ayında toplanarak hem 3 Kasım'da erken seçim kararı aldı hem de Avrupa Birliği uyum yasalarını çıkardı. CHP 3 Kasım seçimlerine umutlu gidiyordu.Kemal Derviş'in partiye katılımı ivme kazandırdı. Öte yandan Türk-İş başkanı Bayram Meral, sanatçı Zülfü Livaneli, İlahiyatçı Prof.DrYaşar Nuri Öztürk de partiye katıldılar ve milletvekili adayı oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ana muhalefet partisi oluşu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;3 Kasım 2002 genel seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan'ın başında olduğu Ak Parti tek başına iktidara geldi. Ak Parti seçimlerde %34.4 oyla 363 milletvekilliği kazandı. CHP %19.39'la 178 milletvekilinde kaldı. Geri kalan üyelikleri bağımsızlar kazandı. Diğer partilerin hiçbiri %10 barajını aşamadı. [15] TBMM yanlızca iki partiden oluşuyordu. (Aralık ayında seçim kurulu Siirt ilindeki seçimleri iptal etti ve 1 Ak Parti,1 CHP,1 de bağımısız 3 milletvekilinin üyeliği düştü. 9 Mart 2003'te Siirt'te seçimler yenilendi ve 3 milletvekilliğini de Ak Parti kazandı.) İktidardaki Ak Parti'nin genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan milletvekili seçilmekten yasaklı olduğu için hükümeti Ak Parti Kayseri milletvekili Abdullah Gül kurdu.Tayyip Erdoğan'ın siyasi yasağının kalkması için mecliste yapılan anayasa değişikliğine CHP destek verdi.Erdoğan 9 Mart'ta Siirt'ten milletvekili seçilerek 15 Mart'ta başbakanlık koltuğuna oturdu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Ana muhalefetteki CHP ile iktidardaki Ak Parti arasındaki ilk ciddi tartışma 1 Mart günü tezkere oylamasında ortaya çıktı.ABD,Irak'ı işgal etmek niyetindeydi ve bu yüzden Türkiye topraklarını kullanmak istiyordu.CHP buna şiddetle karşı çıktı,Ak Parti içinde de ciddi bir muhalefet vardı.1 Mart günü CHP ve Ak Parti'li bir grup milletvekilinin oylarıyla hükümet tezkeresi reddedildi.&lt;br /&gt;2003 yılı Ekim ayında yapılan 30.Kurultayda Baykal ve ekibi tekrar seçildiler. Tüzük değişikliği sert tartışmalara sebep olsa da kabul edildi.Kemal Derviş parti meclisine girdi.28 Mart 2004 yerel seçimlerinde CHP başarılı olamadı. Ak Parti %41 oy alırken CHP sadece % 18 oy almıştı. İllerin büyük çoğunluğunda belediye başkanlıklarını Ak Parti kazandı. Yıllardır CHP'nin kalesi olarak nitelendirilen bölgelerde bile iktidar partisi kazanmıştı. Gerçi 1999 yerel seçimlerine göre CHP%13 olan oyunu %18'e çıkarmıştı [16] ama Baykal'a karşı muhalefet oldukça gergindi. Muhalefetin başında ise İstanbul Şişli ilçe belediye başkanlığına %65 oy alarak seçilen Mustafa Sarıgül bulunuyordu. Sarıgül CHP'yi iktidara taşıyacağı söylemiyle Anadolu'yu dolaşmaya başladı. Elbette bu eylem genel merkezi rahatsız etti ve genel başkan Deniz Baykal 3 Temmuz 2004'te XII.Olağanüstü kurultayı topladı,delegelerden güvenoyu istedi.781 oyla güvenoyu alan Baykal, Sarıgül'e karşı güçlenmişti. Ayrıca 24 Ekim 2004'te Yeni Türkiye Partisi kendisini feshetti ve CHP'ye katıldı. Sarıgül ise muhalefetini sürdürdü.CHP adına mitingler ve toplantılara devam etti. Bunun üzerine yönetim Sarıgül'ü disiplin kuruluna sevketti. Kurul Sarıgül'ün ihracını 7'ye karşı 8 oyla reddetti. Genel Başkan Deniz Baykal kararın rüşvetle alındığını belirterek 29 Ocak 2005'te Olağanüstü Kurultayı toplayacağını söyledi. Kurultay öncesinde üç isim başkanlığa aday olarak ortaya çıktı: Baykal,Sarıgül ve Livaneli. Daha sonra Livaneli adaylıktan çekildi. Baykal ve Sarıgül'ün hesaplaştığı 13.Olağanüstü Kurultay çok gergin geçti. Büyük kavgalar çıktı,yaralanmalar yaşandı. Baykal ve Sarıgül arasında çok şiddetli tartışmalar yaşandı. Sonuçta Baykal 674 oyla güven tazeledi. Kurultay sonrası partiden istifalar oldu ancak meclis grubunun büyük kısmı partide kaldı. İstifa eden milletvekillerinin bir kısmı bağımsız kalırken bir kısmı da SHP'ye geçti. 19-20 Kasım 2005'te toplanan 31.Olağan Kurultayda Deniz Baykal 1158 oyun tamamını alarak genel başkanlığına devam etti. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;CHP iç çalkantılar yaşarken bir yandan da Ak Parti iktidarına karşı da sert muhalefet yapıyordu.Özellikle Avrupa Birliği'ne verilen tavizler,yanlış ekonomik ve sosyal politikalar,yapılan özelleştirmeler,kadrolaşma ve laiklik konularında iktidarla büyük tartışmalar yaşandı.Deniz Baykal ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasında gerek TBMM'de gerekse diğer platformlarda büyük çekişme vardı.2006 yılı sonunda seçimlerin yenilenmesi konusunda CHP çaba gösterse de Ak Parti buna yanaşmadı.CHP 2007 Nisan ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan'ın adaylığına şidettle karşı çıkmaktaydı.CHP bu yolda bütün anayasal hakların kullanılacağını belirtti. 24 Nisan 2007 günü AKP cumhurbaşkanı olarak Abdullah Gül'ü belirleyince CHP bu konuda uzlaşılmadığı için TBMM'de yapılacak seçimi Anayasa Mahkemesi'ne götüreceğini açıkladı. 27 Nisan 2007 günkü oylamada 367 milletvekili bulunmayınca CHP mahkemeye başvurdu ve Anayasa Mahkemesi 1 Mayıs 2007 günü CHP'yi haklı görerek 11.cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk tur oylamasını iptal etti. Bu gelişmeler üzerine cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda taktik değiştiren AKP, ANAVATAN ile uzlaşarak erken seçime gidilmesi ve cumhurbaşkanını 5+5 yıllığına halkın seçmesi gibi değişiklikleri kabul etti. Deniz Baykal ise erken seçim kararını desteklemesine rağmen, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini onaylamadığını belirterek yeni meclisin yeni cumhurbaşkanını seçmesi yönünde taleplerde bulundu.Genel seçimlerin 22 Temmuz 2007'de yapılması kesinleştikten sonra solda güçbirliği arayışları hızlandı ve 17 Mayıs 2007 günü CHP ve DSP Genel Başkanları Deniz Baykal ve Zeki Sezer seçimde güçbirliği yapacaklarını açıkladılar.8 Haziran 2007'de Yaşar Okuyan'ın Genel Başkanı olduğu Hürriyet ve Değişim Partisi,CHP'ye katılacağını açıkladı,ancak katılım gerçekleşemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;22 Temmuz 2007 Seçimlerinin ardından&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu koşullar altında gidilen 22 Temmuz 2007 seçimlerinde CHP umduğunu bulamadı.Partinin oyları %20.88 olmuştu.Buna karşın iktidardaki AKP oyların %46.58’ini almış ve 341 milletvekili kazanmıştı.CHP’nin kazandığı milletvekili sayısı 112 idi ve bunların 13’ü DSP’li isimlerdi,ayrılmaları ile CHP yeni döneme 99 milletvekili ile başladı.(AKP:341,CHP:112,MHP:71,DTP:20,Bğm:6) [17]&lt;br /&gt;Basın ve parti içi muhalefet bu sonuçlardan dolayı Deniz Baykal’a sert eleştirilerde bulundular, ancak seçimlerden iki gün sonra gazetecilerin karşısına geçen Deniz Baykal istifa etmeyeceğini açıkladı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Ülkeyi 22 Temmuz seçimlerine taşıyan cumhurbaşkanlığı sorunu devam ediyordu. Seçimden güçlenmiş bir biçimde çıkan AKP, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül adı üzerinde bir defa daha karar kıldı. MHP’nin oylamalara katılacağını açıklaması ile de 367 sorunu çözüldü. CHP’nin boykot ettiği oylamaların üçüncüsünde, 28 Ağustos 2007’de AKP Kayseri milletvekili Abdullah Gül, Türkiye Cumhuriyeti’nin 11.cumhurbaşkanlığına seçildi.CHP yeni cumhurbaşkanı ile zorunlu haller dışında temaslarının olmayacağını açıkladı.9 Eylül 2007'de CHP'nin 84.kuruluş yıldönümü çok büyük bir gösteri ile kutlandı. Genel Başkanı Deniz Baykal 170 bin partili ile birlikte Anıtkabir'e çıktı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Mart 2008’de yapılacak olan CHP 32.olağan kurultay öncesi bir önceki dönemin grup başkanvekili, Samsun milletvekili Haluk Koç genel başkan adaylığını açıkladı.&lt;br /&gt;2008 yılının Ocak ayında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından gündeme getirilen üniversitelerde türban serbestisi önerisine muhalefet partilerinden MHP destek verdi. Ancak CHP şiddetle karşı çıktı. Anayasa değişikliği Şubat ayı başlarında Meclis'ten geçerken CHP, Anayasa Mahkemesi'ne başvuracağını belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26-27 Nisan 2008'de, Ankara'da yapılan 32.Olağan Kurultay'da aday adaylarından hiçbiri aday olabilmek için gerekli olan 253 imzayı toplayamayınca 1016 delegenin imzası ile seçimlere tek aday olarak giren Deniz Baykal Genel Başkanlık seçiminde 1105 oyun 1021'ini alarak onuncu defa CHP Genel Başkanı seçilmeyi başardı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;2009 yerel seçimlerine gidilirken SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın partisinin genel başkanlığından ayrılarak 5 Aralık 2008 günü CHP'ye katıldı ve partinin Ankara Büyükşehir Belediye başkan adayı olarak ilan edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21 Aralık 2008 tarihinde Ankara'da toplanan CHP 14. Olağanüstü Kurultayı'nda program ve tüzük değişiklikleri ele alındı. 1994'ten bu yana kullanılan parti programı değiştirildi. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-1764925606060728149?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/1764925606060728149/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=1764925606060728149&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/1764925606060728149?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/1764925606060728149?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/VRWKrPfcr4o/cumhuriyet-halk-partisi-1992-turkiyede.html" title="Cumhuriyet Halk Partisi (1992)-Türkiye'de siyasi partiler tarihi" /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/Sc9J2Tu7NAI/AAAAAAAACdM/2LfA4a4VQJ0/s72-c/220px-Cumhuriyet_Halk_Partisi.png" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2009/03/cumhuriyet-halk-partisi-1992-turkiyede.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEIFQ3c_fyp7ImA9WxVbFkw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-5215572134395399868</id><published>2009-03-29T03:05:00.000-07:00</published><updated>2009-04-01T13:08:32.947-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-01T13:08:32.947-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Türkiye'de siyasi partiler tarihi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="BBP" /><title>Büyük Birlik Partisi-Türkiye'de siyasi partiler tarihi,</title><content type="html">&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5318549204297817794" style="margin: 0px 0px 10px 10px; float: right; width: 150px; height: 150px;" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/Sc9IUoqbnsI/AAAAAAAACdE/FHKSvubSTy0/s400/150px-Buyuk_Birlik_Partisi.png" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Büyük Birlik Partisi, 29 Ocak 1993 tarihinde Muhsin Yazıcıoğlu tarafından kurulan siyasi partidir. Amblemi hilal içinde güldür. Faal olan parti 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılan seçimlere parti olarak katılmama kararı almış ve başta, kurucusu Muhsin Yazıcıoğlu olmak üzere bir çok üyesi farklı illerden bağımsız aday olmuşlardır. Bu seçimler sonunda Muhsin Yazıcıoğlu, Sivas bağımsız milletvekili seçilip geçici süreliğine istifa ettiği partisine geri dönerek genel başkanlığa tekrar seçilmiştir. BBP, Türk-İslam ülküsü'nü savunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Seçimler&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;27 Mart 1994 Mahalli Seçimleri'ne 238 yerde aday göstererek giren Büyük Birlik Partisi, İl Genel Meclisi'nde de yüzde 1.3 oy aldı. Kazanılan 11 belediye başkanlığı daha sonraki katılımlarla 29'a çıktı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;24 Aralık 1995'te yapılan Milletvekilliği Genel Seçimleri'nde ANAP'la yapılan ittifakla 'Büyük Birlik Partisi' 7 milletvekiliyle TBMM'ye girdi.&lt;br /&gt;18 Nisan 1999'da yapılan Mahalli İdareler ve Milletvekilliği Genel Seçimleri'ne giren Büyük Birlik Partisi, ülke genelinde %10'luk baraji aşamadığı için TBMM'ye giremedi. Büyük Birlik Partisi bu seçimlerde 25 Belediye Başkanlığı, 9 İl Genel Meclisi üyeliği ve 261 Belediye Meclisi üyeliği kazandı.&lt;br /&gt;22 temmuz 2007 de yapılan genel seçimlerde Sivas'tan bağımsız olarak katılan Muhsin Yazıcıoğlu millet vekilliğini kazandı. sonrasında tekrardan BBP Genel Başkanı oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Helikopter Kazası&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun Kahramanmaraş'tan Yozgat'a giderken bindiği Esas Holding'e ait özel helikopter 26 Mart 2009 günü Kahramanmaraş'ın Göksun ilçesi yakınlarında düştü. Kazada Yazıcıoğlu'nun da aralarında bulunduğu 6 kişinin önce yaralandığı açıklandı. Ancak daha sonrasında helikopterden haber alınamadı ve 3.500'e kişi tarafından yapılan aramalar sonuçsuz kaldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Yazıcıoğlu, aynı gün Kahramanmaraş'ın Çağlayancerit ilçesinde halka hitaben yaptığı konuşmada, Hazineden yardım almadan seçim çalışmalarını yürüttüklerini ifade ederken, ilk kez helikopter kiralayarak miting yaptıklarını söylemişti. Çağlayancerit Meydanı'nda toplanan kalabalığa seslenen Yazıcıoğlu, şu açıklamada bulunmuştu: Hazineden yardım almadan siyaset yapan tek partiyiz. İlk defa helikopter kiralayarak miting yapıyoruz. Seçimlerde iddialıyız. 29 Marttaki seçimlerde Türkiye'nin her yerinde küçük, büyük, belediyeler kazancağız. Seçimde doğru olanı yapın. Sizi birbirinizin yüzüne bakamayacak duruma düşürecek iş yapmayın. Yazıcıoğlu, mitingin ardından Yozgat'ın Yerköy ilçesine gitmek üzere helikopterle Çağlayancerit'ten ayrılmıştı.&lt;br /&gt;Arama çalışmalarına katılan ve enkaz alanında bulunan bir korucu NTV televizyonuna helikopterde beş ceset bulunduğunu söyledi.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-5215572134395399868?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/5215572134395399868/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=5215572134395399868&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/5215572134395399868?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/5215572134395399868?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/_ogz3G1P1QA/buyuk-birlik-partisi-turkiyede-siyasi.html" title="Büyük Birlik Partisi-Türkiye'de siyasi partiler tarihi," /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/Sc9IUoqbnsI/AAAAAAAACdE/FHKSvubSTy0/s72-c/150px-Buyuk_Birlik_Partisi.png" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2009/03/buyuk-birlik-partisi-turkiyede-siyasi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEMMSXc_eSp7ImA9WxVbFkw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-4953965359815475764</id><published>2009-03-29T03:03:00.000-07:00</published><updated>2009-04-01T13:08:08.941-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-01T13:08:08.941-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Türkiye'de siyasi partiler tarihi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="BDP" /><title>Barış ve Demokrasi Partisi-Türkiye'de siyasi partiler tarihi</title><content type="html">&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/Sc9H3sMY5XI/AAAAAAAACc8/qEjQ2c7rY1s/s1600-h/Bar%C3%84%C2%B1%C3%85%C5%B8_ve_Demokrasi_Partisi_logo.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5318548707029345650" style="margin: 0px 0px 10px 10px; float: right; width: 106px; height: 107px;" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/Sc9H3sMY5XI/AAAAAAAACc8/qEjQ2c7rY1s/s400/Bar%25C4%25B1%25C5%259F_ve_Demokrasi_Partisi_logo.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Barış ve Demokrasi Partisi, Türkiye Cumhuriyeti'nde 2008 yılında kurulmuş ve Demokratik Toplum Hareketi'nin kurulan sonuncu siyasal partisi. Genel merkezi Ankara'da bulunan partinin amblemi sarı zemin üzerine yeşil meşe ağacıdır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;2 Mayıs 2008 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı'na kuruluş dilekçesi partinin kurucu başkanı Avukat Mustafa Ayzit tarafından verilerek resmen faliyetlerine başladı. Barış ve Demokrasi Partisi'nin 42 kurucu üyesi arasında Demokratik Toplum Partisi'nin şuanki avukatı Mahmut Tanzi, kapatılan Halkın Demokrasi Partisi eski Bağlar Belediye Başkanı Cabar Leygara, eski Sur Belediye Başkanı Cezayir Serin'de bulunmaktadır&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="color: rgb(128, 0, 128);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;Eylül 2008'de Türkiye'nin Diyarbakır ilinin TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Konferans Salonu’nda 234 delegenin katılımıyla yapılan birinci olağan kongresinde, Demokratik Toplum Partisi Hakkari Milletvekili Hamit Geylani, Siirt Milletvekili Osman Özçelik, Demokratik Toplum Partisi genel başkan yardımcıları Selma Irmak ile Kamuran Yüksek'inde katılımıyla Muş’un Varto İlçesi eski belediye başkanı Demir Çelik, Barış ve Demokrasi Partisi’nin genel başkanı oldu&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-4953965359815475764?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/4953965359815475764/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=4953965359815475764&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/4953965359815475764?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/4953965359815475764?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/JzYb3cB1aNc/bars-ve-demokrasi-partisi-turkiyede.html" title="Barış ve Demokrasi Partisi-Türkiye'de siyasi partiler tarihi" /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/Sc9H3sMY5XI/AAAAAAAACc8/qEjQ2c7rY1s/s72-c/Bar%25C4%25B1%25C5%259F_ve_Demokrasi_Partisi_logo.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2009/03/bars-ve-demokrasi-partisi-turkiyede.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEMBSXw_cCp7ImA9WxVbFkw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-3715520351959590380</id><published>2009-03-27T06:12:00.000-07:00</published><updated>2009-04-01T13:07:38.248-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-01T13:07:38.248-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Türkiye'de siyasi partiler tarihi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="BTP" /><title>Bağımsız Türkiye Partisi-Türkiye'de siyasi partiler tarihi,</title><content type="html">&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SczRLz3-BXI/AAAAAAAACc0/4G8YjYsPPUc/s1600-h/btp.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5317855260851438962" style="margin: 0px 0px 10px 10px; float: right; width: 200px; height: 200px;" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SczRLz3-BXI/AAAAAAAACc0/4G8YjYsPPUc/s400/btp.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), 25 Eylül 2001'de kurulmuş, Pr.Dr. Haydar Baş liderliğindeki siyasi parti. Çizgisi "dindar, ulusalcı, milliyetçi, tam bağımsızlık ..." olarak nitelendirebilir.&lt;br /&gt;Ekonomik tezleri olan Milli Ekonomi Modeli devletçi olarak nitelenebilir. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğine karşıdırlar. Mesaj Tv, Meltem Tv, Yenimesaj Gazetesi ve Meltem Koleji kurumları bu partiyle bağlantılı olan gruba aittir. Partinin genel başkanı Pr.Dr. Haydar BAŞ, Türkiye'nin ekonomik sorunlarına çözüm için yazdığı tezlerini bir kaç kitapta toplamıştır. Bu kitapların isimleri şöyledir: Milli Ekonomi Modeli, Sosyal Devlet-Milli Devlet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2007 seçimlerinde partinin bazı vaatleri&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Mazot 80 kuruş olacak.&lt;br /&gt;500 YTL vatandaşlık parası ödenecek.&lt;br /&gt;2000 YTL asgari ücret verilecek.&lt;br /&gt;15 bin YTL doğum ikramiyesi verilecek.&lt;br /&gt;Ev hanımlarına 500 YTL maaş verilecek.&lt;br /&gt;250 YTL çocuk maaşı verilecek.&lt;br /&gt;Üniversitede harçlar kalkacak,yerine burslar gelecek.&lt;br /&gt;Pr.Dr. Haydar Baş, Yukarıda sayılan vaatlerde bulunmuş ve bunun nasıl karşılanacağı ve kaynağı sorulduğunda "Rakiplerimiz bizden kopya çekmesin diye şu anda açıklamıyoruz" diyerek ilginç bir açıklamada bulunmuştur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-3715520351959590380?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/3715520351959590380/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=3715520351959590380&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/3715520351959590380?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/3715520351959590380?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/V_f5YCRG16E/bagmsz-turkiye-partisi-turkiyede-siyasi.html" title="Bağımsız Türkiye Partisi-Türkiye'de siyasi partiler tarihi," /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SczRLz3-BXI/AAAAAAAACc0/4G8YjYsPPUc/s72-c/btp.png" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2009/03/bagmsz-turkiye-partisi-turkiyede-siyasi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEQNRX4_eip7ImA9WxVbFkw.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-4096376552617855185</id><published>2009-03-27T05:57:00.000-07:00</published><updated>2009-04-01T13:06:34.042-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-01T13:06:34.042-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="ANAP" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Türkiye'de siyasi partiler tarihi" /><title>Anavatan Partisi-Türkiye'de siyasi partiler tarihi</title><content type="html">&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SczOhGdyHYI/AAAAAAAACcU/XbrfozxBeu4/s1600-h/220px-Adalet_ve_Kalk%C3%84%C2%B1nma_Partisi.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5317852328084249986" style="margin: 0px 0px 10px 10px; float: right; width: 220px; height: 280px;" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SczOhGdyHYI/AAAAAAAACcU/XbrfozxBeu4/s400/220px-Adalet_ve_Kalk%25C4%25B1nma_Partisi.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Adalet ve Kalkınma Partisi (AK PARTİ), Türkiye'de, son iki seçimde en çok oyu alarak iki dönemdir iktidar olan siyasi partidir. Partinin amblemi sarı ve siyah renklerden oluşan Ampul'dur2001 yılında kurulan partinin siyasi yelpazedeki yerinin muhafazakâr demokrat olduğu belirtilmektedir. Kurucuları ve partinin önde gelen isimlerinden bir bölümü, eski Fazilet Partisi'ne yakın ya da Fazilet Partisi kadrosundan olup, partinin kapatılmasından sonra kurulan ve devam niteliğine sahip olduğu kabul edilen Saadet Partisi'ne katılmamışlardır. Partinin, gerek kuruluştaki, gerekse sonraki dönemlerdeki kadroları değişik parti ve siyasi görüşlerden pek çok adı barındırmıştır. Parti, Fazilet Partisi'nin (veya ilgili siyasi geleneğin) bir uzantısı olarak gösterilmesine şiddetle karşı çıkmıştır.Önceli olduğu iddia edilen partilerden birisi de ANAP'tır.Bu tez 2009 Yerel Seçimleri sürecinde eski ANAP'lı politikacıların AK Parti'den aday olmalarıyla birlikte daha da güçlenmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Konu başlıkları&lt;br /&gt;1 Tarihçe&lt;br /&gt;2 Adalet ve Kalkınma Partisi ve seçimler&lt;br /&gt;2.1 Milletvekili genel seçimleri&lt;br /&gt;2.2 Yerel seçimler&lt;br /&gt;3 Ak Parti'nin Kapatılması Davası&lt;br /&gt;4 Resim galerisi&lt;br /&gt;5 Kaynakça&lt;br /&gt;6 Dış bağlantılar &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Tarihçe&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SczOhcHY6NI/AAAAAAAACcc/dBgmFoTKdAM/s1600-h/220px-Recep_Tayyip_Erdogan_WEF_Turkey_2008_edited.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5317852333895903442" style="margin: 0px 0px 10px 10px; float: right; width: 220px; height: 282px;" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SczOhcHY6NI/AAAAAAAACcc/dBgmFoTKdAM/s400/220px-Recep_Tayyip_Erdogan_WEF_Turkey_2008_edited.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;14 Ağustos 2001 tarihinde kurulan partinin kuruculardan Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, İdris Naim Şahin, Binali Yıldırım ve Bülent Arınç partinin önde gelen isimleridir. Bünyesinde, Millî Selamet Partisi-Refah Partisi-Fazilet Partisi (Millî görüş), Anavatan Partisi (Turgut Özal'a yakın isimler), ve Adalet Partisi-Doğru Yol Partisi (merkez sağ) kökenli isimleri barındırmaktadır.&lt;br /&gt;Parti, 3 Kasım 2002 seçimlerinde en yüksek oranda oy alan parti olarak (geçerli oyların %34,63'ü), Abdullah Gül başkanlığında 58. Cumhuriyet Hükümeti'ni kurdu. Aldığı siyaset yasağı[4] nedeniyle kabine ve TBMM'de yer alamayan Genel Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu yasağı, Cumhuriyet Halk Partisi'nin de desteklediği bir Anayasa değişikliği ile aşıldı. Erdoğan, 8 Mart 2003 tarihinde Siirt'te yapılan yenileme seçimlerinde milletvekili seçilerek Meclis'e girdi.&lt;br /&gt;Abdullah Gül başkanlığındaki 58. Cumhuriyet Hükümeti'nin 11 Mart 2003 tarihindeki istifasının ardından Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'den hükûmeti kurma görevini alan Recep Tayyip Erdoğan, 15 Mart 2003 tarihinde 59. Cumhuriyet Hükümeti'ni kurdu.&lt;br /&gt;Parti, bazı karşıtları tarafından Milli Görüş hareketinin bir parçası olmakla suçlansa da, partinin önde gelen isimleri bu yakıştırmayı şiddetle reddetmektedir. Bunun basın-yayına yansıyan en belirgin örneği, partinin kurucusu Recep Tayyip Erdoğan'ın bir konuşmasında "Milli Görüş gömleğini çıkardık" şeklindeki deyişidir&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Partinin, Türkiye'nin ABD ile müttefiklik ilişkilerini koruma siyaseti ve AB üyeliği yönünde attığı adımlar, Milliyetçi ve Sol kesimlerce ulusal çıkarlardan ödün verildiği iddiasıyla eleştirildi[6].&lt;br /&gt;2004 yılında yapınan yerel seçimlerde, İl Genel Meclisi seçim sonuçlarına göre %41.67'lik oyla birinci parti olan Ak Parti, belediyeler bazındaki sonuçlara göre ise 1.950 belediye kazanmıştır. 15 Büyükşehir Belediyesi'nden 11'ini de kazanan Ak Parti, Ege ve Güneydoğu Anadolu'daki bazı il belediyeleri hariç tüm Türkiye'de başarılı olmuştur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Partinin; 2007 yılına girildiğinde, görev süresi dolacak olan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in yerine Recep Tayyip Erdoğan veya Abdullah Gül'ü aday göstermesi ihtimali belirdiğinde; muhaliflerin, bu ihtimali protesto etmek amacıyla, özellikle büyükşehirlerde (Ankara, İstanbul, İzmir) düzenlediği "Cumhuriyet Mitingleri"'nde milyonları toplamayı başararak Türkiye'de ve dünyada büyük yankı uyandırmasına karşın parti Cumhurbaşkanlığı adayı olarak Abdullah Gül'ü göstermiştir. Bunun üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Cumhurbaşkanlığı seçimlerini boykot etmiş ve seçimler sırasında Genel Kurul'a gelmemiş; sonrasında ise Cumhurbaşkanlığı seçiminin sürdürülebilmesi için Genel Kurul'da en az 367 milletvekilinin toplanmış olması gerektiğini iddia ederek, kendi milletvekillerinin yokluğunda 300-320 milletvekili dolaylarında katılımlarla devam etmekte olan Cumhurbaşkanlığı seçimi oturumlarının iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştur. Daha önce Turgut Özal, 260 milletvekili ile seçilmiş olmasına karşın; Anayasa Mahkemesi CHP'nin bu savını kabul ederek Cumhurbaşkanlığı seçimlerini iptal etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun üzerine, Cumhurbaşkanlığı seçimi kilitlenmiş ve erken seçime gidilmek zorunda kalınmıştır. Parti, 22 Temmuz Seçimleri'nde de oyların %46,7'sini alarak rakiplerini geride bırakmıştır. Parti aynı seçimde 18 bin Avro karşılığında AK Robot isimli bir robot kiralamış ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu yolla seçim propagandası tek yapan parti olmuştur.[7] Böylece Erdoğan, hükûmeti kurma görevini almıştır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;22 Temmuz Seçimleri'ne göre TBMM'ye giren üçüncü parti konumundaki Milliyetçi Hareket Partisi, CHP'nin aksine Cumhurbaşkanlığı seçimlerini boykot etmek amacıyla Genel Kurul'a gelmeme fikrini benimsememiş; ve bunun sonucu olarak AK Parti'nin tekrar aday gösterdiği Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiye Cumhuriyeti'nin 11. Cumhurbaşkanı olmuştur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Parti, seçildiği ikinci dönemde, MHP ile anlaşarak, üniversitelerde başörtüsü giymeyi yasaklayan Anayasa maddesini değiştirmiş, ve bu iki parti Türkiye'deki Kemalist kesimi ayağa kaldırmıştır. CHP bu değişikliğin iptali için tekrar Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuş, ve başvurusunu tekrar kabul ettirmeyi başarmış; sonuç olarak AK Parti üniversitelerde türban yasağını kaldıramamıştır. Üstüne üstlük, partinin yapmaya çalıştığı bu değişiklik, kendisine karşı açılacak olan kapatma davasının en önemli maddesi olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ak Parti'nin Kapatılması Davası&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ana madde: Adalet ve Kalkınma Partisi'nin temelli kapatılma davası&lt;br /&gt;14 Mart 2008 tarihinde Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, "Adalet ve Kalkınma Partisi'nin laikliğe aykırı eylemlerin odağı durumuna geldiği" savıyla, Anayasa Mahkemesi'nde Adalet ve Kalkınma Partisi'nin temelli kapatılması davasını açtı.[9].StAyS Başsavcı, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da aralarında olduğu 71 kişinin, siyasetten 5 yıl uzaklaştırılmasını istedi. 30 Temmuz 2008'de açıklanan kararla 6'sı kapatılması yönünde,4'ü hazine yardımı kesilmesi yönünde ve 1'i ret oyuyla kapatılmamıştır ve hazine gelirinin yarısının kesilmesi ve bir uyarı kararı almıştır. Ret oyunu Anayasa Mahkemesi başkanı Haşim Kılıç vermiştir.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-4096376552617855185?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/4096376552617855185/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=4096376552617855185&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/4096376552617855185?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/4096376552617855185?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/foHjZrookAI/anavatan-partisi-turkiyede-siyasi.html" title="Anavatan Partisi-Türkiye'de siyasi partiler tarihi" /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SczOhGdyHYI/AAAAAAAACcU/XbrfozxBeu4/s72-c/220px-Adalet_ve_Kalk%25C4%25B1nma_Partisi.png" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2009/03/anavatan-partisi-turkiyede-siyasi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;Ck4NRXYzcSp7ImA9WxRVEk4.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-2103466833557557469</id><published>2008-11-09T03:03:00.000-08:00</published><updated>2008-11-09T03:43:14.889-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-11-09T03:43:14.889-08:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="biyografi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="zaman makinesi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="zamanda yolculuk" /><title>Nikola Tesla</title><content type="html">&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SRbLpEfzGbI/AAAAAAAABsk/wWzobylyApk/s1600-h/TESLA.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5266620720698562994" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 272px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SRbLpEfzGbI/AAAAAAAABsk/wWzobylyApk/s400/TESLA.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nikola Tesla, (Sırpça: Никола Тесла)(d. 10 Temmuz 1856, Smiljana-Hırvatistan – ö. 7 Ocak 1943, New York). Sırp asıllı fizikçi, mucit, makine mühendisi ve elektrik mühendisi. 19. ve 20. yüzyılın en ilginç buluşçularından birisidir.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Babası papazdı. Hiçbir zaman okuyup yazamamasına rağmen, annesi halk arasında pratik ev aletleri mucidi olarak bilinirdi. Ona göre Tesla, yaratıcı dahi olmaya adaydı. Papaz olması için babasının zorlamasına karşı çıkarak, genç Tesla, mühendislik mesleğinde ısrar etti. Annesi de onu destekledi, fizik ve matematikte bilgisini arttırırken Graz'daki Politeknik okuluna girdi ve Prag Üniversitesi'nde eğitimine devam etti. Yabancı teknik eserleri okuyabilmek için, orada, yabancı dil kursuna devam etti. Anadili olan Sırpça ve ailece bildikleri Almancaya ek olarak İngilizce, Fransızca ve İtalyancayı da öğrendi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Prag'daki tahsilini 1880'de bitirdikten sonra, Budapeşte'de lisans üstü yaparken, profesörüyle alternatif akımın özelliklerini tartıştı. Sonra bir Paris telefon şirketinde çalışmaya başladı. Burada doğru akım motorları ve dinamolar konusunda geniş ve önemli tecrübeler edindi. Oradayken çalıştığı döner makineleri korumak için regüle edici kontrol cihazları icat etti.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Elektrik endüstrisinin durumu&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O günlerde genellikle doğru akım, ısıtmaya, aydınlatmaya, güç sağlamaya ve iletmeye en uygun elektrik akımı olarak bilinirdi. Fakat doğru akım direnç kayıpları o kadar büyüktü ki, her mil kare için bir güç santralına gerek vardı. İlk akkor ampuller (110 Volt'ta), güç santralına yakın olsalar bile parlak yanmıyorlar ve bir milden daha uzaklıktakiler ise kaybolan güce bağlı olarak sönük yanıyorlardı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;1884'de genç Tesla, kafası fikirlerle dolu ve cebinde 4 sentle New York'ta gemiden ayrıldı. Tecrübesi onu doğru akım motorları ve dinamolardaki komütatörün sonsuz sorunlar yaratan, gereksiz bir karışıklık olduğuna inandırmıştı. doğru akım üretecinin bir komütatörle dış devrede tamamen aynı yöne akan dalga dizileri şeklinde alternatif akım oluşturduğunu gördü. O zaman, motorda dönme hareketini sağlayacak bir doğru akım elde etmek için, yöntem tersine çevrilmeliydi. Her elektrik motorunun endüvi'si, motora alternatif akım beslemek için döndüğü anda manyetik kutupların yönlerini değiştiren, döner komütatöre sahipti.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;İlham&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tesla'ya göre bu doğru akım, saçmalığın ta kendisiydi. Hem jeneratör (üreteç) hem de motordaki komütatörü ortadan kaldırmak ve alternatif akımı tüm sistemde kullanmak akla uygun gelmekteydi. Fakat hiç kimse alternatif akımda çalışabilen bir motoru oluşturmamıştı ve Tesla bu sorunu çok düşündü. 1882 Şubatında, Budapeşte'nin bir parkında Szigetti adında bir sınıf arkadaşı ile gezinirken aniden haykırdı: "Buldum!" Tüm elektrik endüstrisinde devrim yapacak olan "dönen manyetik alan"ı bulmuştu. Dönen elemana bağlantı gereği olmayacaktı. Komütatör yoktu artık. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Sonradan tüm alternatif akım elektrik sistemlerini tasarladı. Alternatörler, elektrik enerjisinin ekonomik iletimi ve dağıtımı için gerilim yükseltici ve alçaltıcı transformatörler ve mekanik güç sağlamak için alternatif akım motorları. Dünyanın her tarafında harcanıp giden su gücünün bolluğundan esinlenip, gerekli olan yerlere enerji dağıtabilen hidroelektrik santralleriyle bu büyük gücün elde edilmesini tasarladı. Budapeşte'de "Birgün Niyagara Çağlayanını elektrik elde etmek için kullanacağım" diyerek dinleyenleri şaşırttı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Edison tarafından cesareti kırıldı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tesla'nın aradığı fırsat ve şans kolayca eline geçmedi. O zamanlar New York'da Pearl caddesindeki ilk laboratuvarında akkor lambası için pazar aramakla meşgul olan Edison'a rastladığı zaman Tesla, gençlik heyecanıyla, kendisinin bulduğu alternatif akım sisteminin açıklamasını yaptı. Bu düşünceyi derhal ve tamamen kestirip atan o büyük adam, "Sen teori üzerinde vaktini harcıyorsun" dedi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir yıl boyunca, uzun boylu, zayıf Yugoslav, bu yabancı ülkede açlıktan korunmak için mücadele etti. Gün geldi, çukur kazarak geçimini sağladı. Fakat birlikte çalıştığı çukur kazıcı, Western Union'un ustası, yemek saatlerinde Tesla' nın ilgilendiği yeni elektrik sistemlerinin hayali tariflerini dinleyerek, bu konu üzerinde bir plan yaptı. Tesla'yı A.K.Brown adlı firmanın sahibiyle tanıştırdı. Tesla'nın parlak planlarıyla büyülenerek, Brown ve bir ortağı büyük bir atılım yapmaya karar verdiler. Ortaya belirili bir miktar para koydular ve Tesla Batı Broadway'de bir deney laboratuvarı kurdu. Orada Tesla jeneratör, transformatörler, iletim (transmisyon) hattı, motorlar ve ışıklar gibi tasarladığı sistemlerin tümünün planlarını hazırladı. Hatta iki ve üç fazlı sistemleri de tasarladı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cornell Üniversitesi'nden Profesör W.A. Anthony yeni alternatif akım sistemini sınadı ve derhal Tesla'nın senkron motorunun en iyi doğru akım motoruna eşit yeterlikte olduğunu açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Alternatif akım ortaya çıkıyor&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SRbMANAdH6I/AAAAAAAABss/tif4xDG9uUE/s1600-h/teslacoil.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5266621118120009634" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 271px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SRbMANAdH6I/AAAAAAAABss/tif4xDG9uUE/s400/teslacoil.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;O zaman Tesla bütün kısımlara sahip tek bir patent altında sistemini tescil ettirmek istedi. Patent Bürosu her önemli fikir için ayrı bir dilekçeyle başvurulmasında ısrar etti. Tesla, 1887'nin Kasım ve Aralığında dilekçelerini verdi ve daha sonraki altı ayda yedi tane A.B.D. patenti aldı. 1888 Nisan'ında çok fazlı sistemini de içeren dört ayrı patent için başvurdu. Bunlar da hızla, bekletilmeden verildi. Yılın sonuna kadar 18 patent daha aldı. Bunları, çeşitli Avrupa patentleri izledi. Bu kadar hızla dağıtılan bu patent çığırının, eşi görülmemişti. Fakat fikirler ilginçti. O kadar ki, bir çelişme ya da bir tahmin yoktu. Bu yüzden patentler tek bir tartışma bile yapılmadan verildi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu sırada Tesla, New York'da AIEE (Şimdiki IEEE)'nin bir toplantısında çok gösterişli konferans verip, tek ve çok fazlı alternatif akım sistemlerinin gösterisini yaptı. Dünya mühendisleri, muazzam gelişmenin kapısını açarak, telle yapılan elektrik enerjisi iletimindeki sınırlamaların giderilmiş olduğunu gördüler.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fakat, kim, tümüyle daha iyi olan bu sistemi uygulayacaktı? Doğal olarak, bu kuruluş, Edison-General Electric olmayacaktı. Aksi halde kendi yatırımlarının eskimiş olduğunu kabul edeceklerdi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İşte tam o sırada George Westinghouse, Tesla'nın laboratuvarlarına gitti ve Tesla ile tanıştı. Westinghouse, "Alternatif akım patentleri için bir milyon Dolar nakit ve ayrıca satış payı vereceğim" diyerek teklifini yaptı. Satış payı, beygir gücü başına 1 Dolar olmak üzere anlaştılar.&lt;br /&gt;Ülke çapındaki Westinghouse yatırımlarının başarısı, gelişen elektrik endüstrisinde rakip durumunu korumak için General electric, Westinghouse'dan bir lisans almak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;1890'da, uluslararası Niagara komisyonu elektrik üretmek için, Niagara çağlayanının gücünü kullanmak amacıyla çalışmaya başladı. Bilgin Lord Kelvin, komisyonun başkanlığına atandı ve derhal doğru akım sisteminin en iyi olacağına dair açıklamasını yaptı. Fakat güç, 26 mil uzaklıktaki Buffalo'ya iletilecekti. Bu durumda alternatif akımın gerekliliğini kabul etti.&lt;br /&gt;Westinghouse, on tane 5000 beygirgücündeki hidroelektrik jeneratörü için ve General Electric ise iletim hattı için kontrat yaptılar. Bu sistem iletim hattı, yükseltici ve alçaltıcı transformatörler Tesla'nın 2 faz projesine uygundu. Hareket eden parçaları azaltmak için, dıştan dönen alan ve içi sabit armatürlü, büyük alternatörler planlanmıştı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;O zamana kadar bu büyüklükte bir proje yapılmadığı için, bu tarihi proje heyecan yarattı. Dakikada 250 devir yapan, herbiri 1775 Amper veren, 2250 Volt'luk on büyük alternatör, iki fazlı 25 Hz (Hertz)'de 50 000 Beygir gücü veya 37 000 kW'lık çıkış oluşturuyordu. Rotorların herbiri, 3 metre çapında, 4,5 metre uzunluğunda (düşey jeneratörlerde 4,5 metre yükseklik) ve 34 ton ağırlığındaydı. Sabit parçaların herbiri 50 ton ağırlığındaydı. Gerilim, iletim için 22.000 Volt'a çıkarıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Uzaktan radyo kontrolü&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sonradan Telsiz denilen, radyo alanında Tesla'nın öncülüğü, Mors koduyla yapılan haberleşmeden de ileri gitti. 1898'de New York şehrinin Madison Parkı'nda (Madison Square Garden) telsiz ile uzaktan kontrola ait parlak bir gösteri düzenledi. Birinci geleneksel Elektrik Fuarının geliştiği yer ve genellikle Barnum-Bailey sirkinin çalıştığı büyük alanın ortasına büyük bir tank koydu ve suyla doldurdu. Bu küçük gölün üzerine, yüzmesi için, 1 metre uzunluğunda anten direği olan bir tekne koydu. Teknenin içinde bir radyo alıcısı vardı. Tesla, seyircilerin isteği doğrultusunda ileri gitme, sağa veya sola dönme, durma, geri gitme, ışıkları yakıp söndürme gibi çeşitli şeyleri uzaktan radyo kontrol sayesinde yaptı. Unutulmaz gösteri tüm seyircileri hayran bıraktığı gibi günlük gazetelerin ön sayfalarında yer aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Yüksek frekans öncülüğü&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tesla, araştırmalarında, yüksek gerilim ve yüksek frekansın bilinmeyen alanlarına daha çok yer verdi. Yüksek frekans cihazlarını kullanırken, bir elini daima cebinde tutardı. Bütün laboratuvar asistanlarına bu ön tedbiri almalarında ısrar ederdi ve bu kural, bugüne kadar daima gerilim bakımından tehlikeli cihaz etrafındaki uyanık araştırıcılar tarafından da uygulanmaktadır. O zaman yararlanılmamış olmasına rağmen, Tesla'nın yüksek frekans ve yüksek gerilim alanındaki keşifleri, modern elektroniğin yolunu açtı. Bir yüksek frekans transformatörü ile (Tesla Bobinleri - Tesla Coils) çıplak elinde tuttuğu gazlı tüpü yakacak şekilde vücudundan, zarar vermeden, yüksek gerilimli akım geçiriyordu. O günlerde Tesla, aslında neon tüpünün ve flüoresan tüpünün aydınlatmasını gösteriyordu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bazen, frekans aralığının alt ve üst kısımlarında yaptığı denemeler, Tesla'yı keşfedilmemiş bölgelere yöneltti. Mekanik ve fiziksel titreşimlerle çalışırken, Houston Caddesindeki yeni laboratuvarının etrafında hakiki bir depreme neden oldu. Binanın doğal rezonans frekansına yaklaşan, Tesla'nın mekanik osilatörü, eski binayı sarsarak tehdit etti. Bir blok ileride, polis karakolundaki eşya esrarengiz bir şekilde dans etmeye başladı. Böylece, Tesla, rezonans, vibrasyon ve "doğal 7 periyot"a ait matematiksel teorileri ispatladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Dünya'nın en güçlü vericisi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yüksek gerilim ve yüksek frekanslı elektrik iletimi konusundaki araştırmalar, Tesla'yı Colorado Springs yakınlarındaki bir dağın üzerine dünyanın en güçlü radyo vericisini kurup çalıştırmaya yöneltti. 60 metrelik direğin etrafında, 22,5 metre çapında, hava çekirdekli transformatörü yaptı. İç kısımdaki sekonder 100 sarımlı ve 3 metre çapındaydı. Üreticisi, istasyondan birkaç mil uzaklıkta bulunan enerjiyi kullanırken, Tesla ilk insan yapımı şimşeği oluşturdu. Bir direğin tepesindeki 1 metre çaplı bakır küreden, 30 metre uzunluğunda, kulakları sağır eden şimşekler çaktı. Ufka kadar gök gürültüsü işitildi. 100 milyon Volt değerinde gerilim kullanılıyordu. Yarım asırlık bir süre içerisinde giderilemeyen bir hayret yarattı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İlk denemesinde, vericideki güç jeneratörünü yaktı. Fakat tamir ederek 26 mil uzağa, gücü telsiz ile iletebilinceye dek deneylerine devam etti. O uzaklıkta, toplam 10 kW'lık 200 tane akkor ampulü yakmayı başardı. Daha sonra, kendi patentleriyle meşhur olan Fritz Lowenstein'in, Tesla'nın yardımcısı iken bu gösterişli başarıya şahit oldu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1899'da alternatif akım patentleri için Westinghouse'dan aldığı paranın sonunu harcadı. Albay John Jacob Astor, onu mali yönden kurtarmaya geldi ve Colorado Springs'deki denemeleri için 30.000 Dolar sağladı. Sonra bu para da bitti ve Tesla New York'a geri döndü.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Morgan, gösterişli başarıları ve şahsiyeti dolayısıyla, Nikola Tesla'nını hayranı olmuştu. Tesla, kısa zamanda Morgan'ın sürekli misafiri oldu. Kusursuz giyinişli, birkaç dilde yaptığı kültürlü konuşması ve medeni davranışıyla gösterişli centilmen Tesla, New York sosyetesinin gözdesi oldu.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Dünya çapında telsiz&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Long Island'ın tepelik bölümünde, Wardenclyffe yakınında yavaş yavaş yükselen garip yapı bütün seyredenlerin ilgisini çekerdi. Tek parça olması dışında, büyük bir mantara benzeyen yapı, yerdeki kısmı geniş ve 62 metre yukarısındaki tepe noktasına doğru daralan, kafes şeklinde bir iskelete sahipti. Tepede 30 metre çapında bir yarım küreyle örtülüydü. İskelet, bronzdan kalın civata ve bakır lamalarla birbirine bağlanmış, sağlam ağaç kolonlardan yapılmıştı. Yarım küre şeklindeki tepe, üstten yüzeysel olarak bakır bir elekle kaplıydı. Tüm yapıda demir metali yoktu.&lt;br /&gt;Ünlü mimar Standford White, konuyla o kadar ilgilendi ki, en iyi yardımcısı W. D. Crow'u görevlendirerek proje işini ücretsiz yaptı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;34'üncü caddedeki eski Waldorf-Astoria otelinde oturan Tesla, hergün, taksiyle, çarklı araba vapuruna binerek Long Island şehrine giderek , oradan da Long Island demiryoluyla Shoreham'e aktarma yaparak inşaata gidiyordu. Proje kontrolünün aksamaması için, trenin yemek servisi onun için özel yemek hazırlıyordu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Büyük kulenin yakınında, 30 metre karelik tuğla bina tamamlandığı zaman, Tesla Houston caddesindeki laboratuarını binaya taşımaya başladı. Bu sırada radyo frekans jeneratörleri ve onları çalıştıran motorların yapımında üzücü bazı gecikmelerle karşılaşıldı. Birkaç camcı, planları hazır olan özel tüpleri şekillendirmeye çalışıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kahin gelecekten bahsediyor&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu sırada Tesla (1904), Mors koduyla sınırlı olan büyük endüstrinin geleceğine ait, uzak görüşünü açıklayan kuramsal broşürünü yayınladı. Bu broşür, Tesla 'nın kahin olduğuna herkesi inandırdı. "Dünya çapında telsiz sistemi"nde, çeşitli olanakları sağlayacak olan özellikler açıklanıyordu. Broşürde, Telgraf, Telefon, haber yayını, Borsa görüşmeleri, Deniz-Hava trafiğine yardım, Eğlence ve Müzik yayını, saat ayarı, Resimli Telgraf, Telefoto ve Teleks hizmetleri ile, Tesla'nın sonradan oluşumunu gördüğü Radyo sitesi anlatılıyordu..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;NİKOLA TESLA:GİZLİ ZAMAN YOLCULUĞU DENEYİMLERİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Korkunç Philadelphia Deneyi’nden sonra ki bu deney kısmen Tesla teknolojisiyle yapılmıştı, Nikola Tesla yolculuğun sırlarını kazara bulmuştu. Zamanı ve uzayı düzenleyen kurallarla kozmik çatının tehlikeli doğasını karıştırmıştır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SRbHnOy_4LI/AAAAAAAABsE/Yz_rDtM7HKI/s1600-h/1.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5266616291057197234" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 206px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SRbHnOy_4LI/AAAAAAAABsE/Yz_rDtM7HKI/s400/1.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kitaplarımı okuyanları şaşırtmayacağım. Kendi zamanının çok çok ötesinden bir zekaya sahip olan bir adam vardı. Doğaüstü bir zekası vardı. Bu tür insanların dünyadan değilde sanki uzaydan gelmiş dünya dışı varlıklar olduğunu düşünürüm. Kabul etmem lazım ki uzunca bir süre boyunca Nikola Tesla’nın bu dğnyadan olmadığı fikri oldukça hoşuma gitmişti. Bu muammalı adamla ilgili cevaplanması gereken onlarca soru vardır. Ve bu soruların çoğunun cevaplanmasının imkansızlığına ve en azından bunların cevaplanmasını beklemeye benim ömürümün yetmeyeceğine eminim. Ve en sonunda Nikola Tesla ile ilgili gerçekleri öğrenmeyi bıraktım.İlkokul çağım Tesla ve onun muhteşem çalışmalarından bir haber olarak geçti. Tesla’nın adı karanlık komplolarla beraber anılırdı. Kamuda sadece adaşı olan Tesla-Coil onurlu bir şekilde varlığını sürdürmektedir. Aslında sadece birkaç kişi şirkete onun kendi ismini verdiğini biliyor. Des kitaplarında adı geçmez ve öğretmenler de adını çok çok seyrek anarlar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tanrıya şükürler olsun ki, Bazı kişiler Tesla’ya yapılan haksızlığın farkına vardı da bazı sınıflarda adı sıkça geçer oldu. Rahatlıkla söyleyebilirim ki 20. yüzyılı Tesla icat etmiştir. Ama geride sadece gizemi kaldı. Bu gizem sadece Nikola Tesla adının kirlenmesine değil, insanlığın da kirlenmesine yol açmıştır. Amerika Birleşik Devletleri patent dairesi Tesla’nın bir çok buluşuna onay verip kabul etmiştir. Bu icatlar Tesla ve yatırımcıların yüzünü güldürecek kazançlı icatlardı. Ac motoru Tesla’nın muhteşem bir icadı olup dünyayı değiştirmiştir. Ayrıca o veya bu nedenden dolayı patentini alamadığı veya almadığı bir çok icadı da vardır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SRbIrieCrNI/AAAAAAAABsc/PR-XlsLhYyg/s1600-h/3.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5266617464569113810" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 398px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SRbIrieCrNI/AAAAAAAABsc/PR-XlsLhYyg/s400/3.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tesla’nın finansal danışmanlığı yapmasının yanında kendi meraki için teknoloji araştırma ve geliştirme işinde çalıştığını biliyorum. Bu icatlarla ilgili pek bir bilgimiz yok. Tesla’nın icatları belli bir noktaya kadar sadece kendi amaçlarına ve çalışmalarına ışık tutuyordu. Çoğu fikrini projeye veya gerçeğe geçirecek vakti bulamamaktan yakınıyordu. O yüzden çoğu çalışmasını yarıda bırakmak zorunda kaldı. Proje ve çalışmalarından bazıları; çok yüksek güçte elektrikli süpürge (vacuum), roket motoru dizaynı, güneş enerjisi ve ışıkla ilgili deneyler....vb gibi o zamanlar 20.yüzyıla uymayan icat ve çalışmalardır. Buluşlarını basarak herkese dağıtırdı bu şekilde kendini terapi ederdi. bazı buluşlarını ise halka sunmadan veya patent işlemleri için değil, öylesine yazdı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tesla’nın bazı inanılmaz konularda çalışmaları vardı; bedava enerji, yerçekimsizlik, görünmezlik ve hatta zaman yolculuğu. Tesla zamanında bile ağza dahi alınmayacak kadar uçuk olan bu fikirler günümüzde de yaratıcılıktan ve hayal gücünden birhaber olan bilim adamlarınca lanetlenmiştir. Askeri haberalma’daki yıllarımda Tesla’nın çılgın fikirlerini temel alan bazı top secret çalışmalara ve araştırmalara şahit oldum. Amerika ve Rusya 1970lerin başından beri zerre ışınlı RF (radyo frekansı) silahlarını kullanıyorlar. Tıpkı Teslanın diğer çalışmalarını dünyanın kullandığı gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde Tesla’nın pek çok çalışması bir çok ülke tarafından araştırılıp geliştiriliyor. Bu Ar-ge çalışmalarını karşılamak için devletler karanlıkta kalan bütçelerini arttırmışlardır. Pek çok derin ve karanlık gizli projeler sivil bilim tarafından onlarca yıldır ve hatta yüzlerce yıldır araştırılıp geliştirilmektedirler. 1895’de küçük buluşlar büyük olaylara yol açardı. Nikola Tesla’nın göze batan ilk çalışması manyetik alanların döndürülmesi çalışmasıdır. Göze batan diğer bir çalışması da radyo frekansları ve elektrik enerjisinin atmosferde gönderilmesi çalışmalarıdır. Teslanın bu basit buluşu yıllar sonraki entrikalar, korkular ve felaketlerle anılan Philadelphia Deneyi ve Montauk zaman yolculuğu projelerine yol gösterecektir. Fakat bu top secret programlar bundan yıllar evvel ortaya çıkmıştı. Tesla zaman ve zaman yolculuğu üzerinde gerçeğe ulaşılabilecek çalışmalarda bulunmuştur. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SRbHnPN9xeI/AAAAAAAABsM/ixSOdCD9r-8/s1600-h/2.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5266616291170305506" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 397px; CURSOR: hand; HEIGHT: 397px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SRbHnPN9xeI/AAAAAAAABsM/ixSOdCD9r-8/s400/2.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tesla, yüksek voltajlı elektrik ve manyetik alanlar kullanarak yaptığı çalışmalarda zamanın ve uzayın yarılabileceğini veya çarptırılabileceği ve böylece de diğer zaman boyutlarına kapı açılabileceğini gördü. Bu muazzam buluşun yanında, Tesla tehlikelerle dolu olan zaman yolculuğunu buldu. Tesla’nın zaman yolculuğuyla ilgili ilk çalışmaları 1895 Mart’ında başladı. New York Herald’dan bir gazeteci 13 Mart’ta gazetede şunları yazmıştır: Tesla ile küçük bir kafede tanıştık. 3.5 milyon voltluk elektriğe kapıldıktan sonra benimle el sıkıştı ve ” bu gece size iyi bir arkadaş olamayacağım. Az kalsın ölüyordum. Bir kıvılcım 3 fit öteden geldi ve beni sol omzumdan çarptı. Yardımcım akımı kapamasaydı ölmüş olurdum herhalde.” Tesla yankısal elektromanyetik yüklemeye maruz kaldı. Aynı zaman dilimi içinde kendini dışarıda buldu. Söylediğine göre geçmişi bugünü ve geleceği hepsini bir anda gördü. Fakat elektromanyetik alandan dolayı felç oldu ve kendine yardım edemeyecek bir hale geldi. Asistanı akımı keser kesmez Tesla’ya bir şey olduğunu anladı. Bu durum yıllar sonra Philadelphia Deneyi sırasında da olmuştu. Aslında gemicilerin başına gelen olay daha uzun sürmüştü ve sonu da felaktlerle bitmişti. Tesla’nın gizli deneyi Tesla kadar insancıl olmayan ellerde devam etti. Tesla’nın araştırmalarıyla ilgili bu kötü dedikoduları bir yana bırakıyoruz, umarım bir gün bu sırlar doğru bir şekilde tamamen ortaya çıkar.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Morgan'ın yardımı sona eriyor&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1904 Mart'ı, Elektrik Dünyası ve Mühendisliği Dergisinde, Tesla, Kanada Niyagara Enerji firmasının telsiz enerji iletimi sistemini uygulamasını istediğini ve bunun için 10 milyon Volt'luk gerilimde 10.000 beygir gücü dağıtabilecek bir sistem kullanmayı istediğini açıkladı.&lt;br /&gt;Niyagara Projesi asla gerçekleşmedi. Fakat, gösterişli Long Island'ın kaderine etki yaptı. Aydınlığa çıkmayan nedenlerle, J. P Morgan düşüncesini değiştirdi ve Tesla'nın para kaynağı aniden kurudu. Başlangıçta Tesla, Morgan'ın hemen hemen bitmek üzere olan işin tamamlanmasını sağlamayacağına inanmak istemedi, ama Morgan kararlıydı. Morgan'ın çekilme nedeni asla öğrenilemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Mantıksız bir saygısızlık&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Birinci Dünya Savaşı sırasında ulusal savunma adına çok saçma saygısızlıklar öne sürüldü. Garip bir nedene göre Long Island, Wardenclyffe'deki Tesla'nın şanlı kulesinin, A.B.D.'nin emniyetini tehlikeye soktuğuna ve tahrip edilmesi gerektiğine karar verildi.&lt;br /&gt;Kablo bağlanarak yüksek yapıyı öne çekip, dengesini bozmak için yapılan boş teşebbüslerden sonra, en sonunda temeli dinamitlenerek devrildi. O zaman bile, kule çökerken parçalanmadı. Zedelenmeksizin yana yattı ve en sonunda parça parça söküldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Radyo frekans alternatörü&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1890'da Tesla yüksek frekans alternatif akım üreteçlerini yapmıştı. 184 kutuplu olan bir tanesi 10 kHz'lik çıkış veriyordu. Daha sonra, 20 kHz'e kadar yüksek frekansları elde etti. Ancak on yıl kadar sonra 50 kW çıkışlı radyo frekans üretecini Reginald Fessenden geliştirdi. Bu makine, General Electric tarafından 200 kilo Watt'a çıkarıldı ve Fessenden'in ilk alternatörlerini kuran, çalışmasını kontrol eden adamın adı verilerek, Alexanderson alternatörü satışa çıkarıldı.&lt;br /&gt;Hemen hemen dünya kablolarının çoğunu elinde tutan İngiliz işadamlarının, bu makineye ait patentleri elde etmek üzere olduklarını görünce, A.B.D. Donanmasının acele çağrısıyla "Radio Corporation of America (RCA)" şirketi kuruldu. Yeni firmanın 1919'da kurulmasıyla, Marconi Wireless Telegraph Co. of America firmasının güçlü fakat yetersiz, Marconi kıvılcımlı vericileri, çok başarılı olan Radyo Frekans alternatörleri ile yer değiştirdiler.&lt;br /&gt;Birincisi N.J. New Brunswick'te kuruldu. 200 kilo Watt'da ve 21,8 kilo Hertz frekanslı titreşim oluşturdu ve ticari işte kullanıldı. Bu ilk, sürekli, güvenilir Atlantik aşırı Radyo servisi idi. Bu alternatörler, Tesla'nın kulesinin yerine, Radyo merkezinin tüm güçlerini sağladı. Böylece Nikola Tesla'nın Dünya çapında telsiz hayali, 30 yıl sonra, icat ettiği vericinin kullanılmasıyla yeniden gerçekleştirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Radar ve Türbinler&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tesla, birçok alanlarda yaratıcı araştırmalara devam etti. 1917'de uzaktaki cisimlerin üzerine kısa dalga darbeleri gönderip, yansıyan kısa dalga darbelerinin bir flüoresan ekran üzerinde toplanmasıyla izlenebileceklerini açıkladı. Eğer bu radar değilse, neydi? Diğer bilim adamlarının varlıklarını keşfetmelerinden 20 yıl önce, kozmik ışınları açıkladı. 1929'a kadar çeşitli zamanlarda, buhar ve gaz için "kepçesiz" yüksek hızlı türbinler üzerinde çalıştı. Kolay öfkelenen Tesla ile, Edison Waterside Enerji Tesisi ve Allis Charmes Fabrikasındaki araştırmalarında onunla çalışan bazı mühendis ve yardımcıları arasında ortaya çıkan sürtüşme, aleyhine oldu. Bugün, düz rotorlu Tesla türbinlerinin sonucu hakkında hiçbir bilgimiz yoktur.&lt;br /&gt;Yıllar geçtikçe, ondan, gittikçe daha az haber alınmaya başlandı. Bazen gazeteci ve biyografi yazarları onu arayıp röportaj yapmak istiyorlardı. Gittikçe garipleşti, gerçeklerden uzaklaştı, aldatıcı hayalciliğe yöneldi. Not alma alışkanlığı edinmemişti. Her zaman tüm araştırma ve deneylerine ait tüm bilgiyi aklında tutabildiğini iddia ve ispat etti. 150 yıl yaşamaya kararlı olduğunu ve 100 yaşının üstüne eriştiği zaman, araştırma ve deneyleri sırasında topladığı bütün bilgiyi etraflıca anlatarak, anılarını yazacağını söyledi. İkinci Dünya Savaşı sırasında öldüğü zaman, kasasına askeri yöneticiler el koydular ve kayıtların cinsine ait herhangi bir şey duyulmadı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tesla'nın kendine özgü bir tutarsızlığı da, kendisine iki şeref unvanı verildiği zaman ortaya çıktı. Birini reddetti. 1912'de Nikola Tesla ve Thomas Alva Edison'un 40.000 $'lık Nobel Ödülü'nü paylaşmaya seçildikleri açıklandı. Tesla, bu ödülü de reddetti. Her nasılsa, Edison'u sevenler tarafından kurulan AIEE Edison madalyasını 1917'de Tesla'ya layık görüldüğünde, bunu kabul etmeye yanaşabildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kişilik&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tesla, yaklaşık 2 metrelik boyuyla kendi dönemine göre oldukça uzundu. Narin yapılı, beyaz tenli, mavi gözlü ve dalgalı kahverengi saçlıydı. Her zaman resmi giyinirdi.&lt;br /&gt;Tesla saplantılı biriydi, garip huyları ve fobileri vardı. İşlerini üçerli gruplar halinde yapardı, ve numarası üçe tam bölünebilen bir otel odasında kalmak konusunda ısrarcıydı. Tesla mücevherden, özellikle inci küpelerden iğrenirdi. Temizlik ve hijyen konusunda çok titizdi. Yuvarlak nesnelere ve kendisininki dışında insan saçına dokunmaktan hoşlanmazdı.&lt;br /&gt;Tesla güvercinlere özel bir ilgi duyardı. Parkta beslediği güvercinler için özel yemler sipariş eder ve güvercinlerin bazılarını otel odasına getirirdi. Hayvanları severdi.&lt;br /&gt;Resmi yemekler dışında her zaman yalnız başına yemek yerdi, ve hiçbir koşul altında bir bayanla tek başına yemek yemezdi.&lt;br /&gt;Tesla hiç evlenmedi. Bekar ve aseksüel olmasının bilimsel yeteneklerine yardımcı olduğunu düşünüyordu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tesla muhteşem şovmenlik yeteneğiyle tanınırdı. Buluşlarını ve deneylerini tıpkı bir sihirbaz gibi sanatsal bir şekilde tanıtırdı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kaynak:zamandayolculuk.com(Çetin Bal),Wikipedia&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-2103466833557557469?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/2103466833557557469/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=2103466833557557469&amp;isPopup=true" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/2103466833557557469?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/2103466833557557469?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/DJvHYejumQc/nikola-tesla.html" title="Nikola Tesla" /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SRbLpEfzGbI/AAAAAAAABsk/wWzobylyApk/s72-c/TESLA.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2008/11/nikola-tesla.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0cEQ3cyeyp7ImA9WxRRFE8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-7967810346306617862</id><published>2008-09-26T01:57:00.000-07:00</published><updated>2008-09-26T02:23:22.993-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-09-26T02:23:22.993-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="SSCB" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Maksim Gorki" /><title>Maksim Gorki</title><content type="html">&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SNypTIuSDzI/AAAAAAAABrk/-08gpSLIsQ0/s1600-h/maksimiz8.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5250257411831369522" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SNypTIuSDzI/AAAAAAAABrk/-08gpSLIsQ0/s400/maksimiz8.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aleksey Maksimoviç Peşkov, (Rusça: Алексей Максимович Пешков, daha çok bilinen adı ile Maksim Gorki (Максим Горький)), (d. 28 Mart 1868 – ö. 18 Haziran 1936). Sovyet/Rus yazar, sosyalist gerçekçi yazımın öncüsü politik eylemci.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hayatı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Gorki, nakliyecilik yapan babasını 5 yaşındayken kaybeder, annesi yeniden evlenince doğum yeri olan Novgorod'a döner. 11 yaşında tamamen öksüz kalır ve anneannesi ve büyük babası tarafından Astrahan'da büyütülür. Masalları ile büyüdüğü anneannesinin üzerinde büyük etkisi vardır. Gorki yalnızca birkaç ay okula gidebilir. 8 yaşında çalışmaya başlar, bu sayede Rus işçi sınıfının yaşamını yakından tanır. Bir gemide bulaşıkçılık yaparken okuma merakı sarar. İlk gençlik yıllarını Kazan'da geçiren Gorki Aralık 1887’de intihar girişiminde bulunur. Sonraki 5 yıl boyunca değişik işlerde çalışarak, daha sonra yazılarında kullanacağı pek çok izlenimi edindiği büyük Rusya turuna çıkar. Gorki'nin daha sonra eserlerinde görülen güçlü betimlemeler ne kadar keskin bir gözlemci olduğunu gösterecektir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1892 yılında Tiflis’de Kafkasya gazetesinde çalışmaya başladı. Yoksullukla ve acıyla dolu bir hayat sürdüğü için Rusça’da acı anlamına gelen Gorki takma adını kullanmaya başladı. 1895'te St. Petersburg'da yayınlanan bir dergide çıkan Çelkaş adlı öykü ile ünlendi. Ardından Yirmi Altı Erkek ve Bir Kız öyküsü yayınlandı. Ünü hızla yayıldı. Bu öyküler kadar başarılı olmayan bir dizi roman ve öykü daha yazdı. Gorki’nin 1898 yılında yayınlanan ilk kitabı Hikaye Denemeleri (Очерки и рассказы) çok beğenilir ve yazarlık kariyerinin başlatangıcı sayılır. İlk romanı Foma 1899'da basıldı. Bu dönemde sağlam bir olay örgüsü kuramaması ve yaşamın anlamı üzerine uzun felsefik tartışmalara girmesi romanlarının başarısını düşürür. 1906'da yazdığı ve Rus Devrimi'ne adadığı Ana en başarılı romanıdır. 1899-1906 arasında St. Petersburg'da yaşar. Gorki, Çar rejimine açıkça karşı çıkmış ve bu yüzden birçok kez tutuklanmıştır. Çarlık tarafından kontrol ve baskılara maruz kalmıştır. 1901'de Fırtına Kuşunun Türküsü isimli kısa şiiri yüzünden tutuklandı. Kısa sürede serbest kaldı, Kırım'a gitti.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Gorki birçok devrimci ile tanıştı. Lenin’le tanıştığı 1902 yılından itibaren aralarında yakın bir arkadaşlık oluşmuştur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;1902 yılında Rusya Edebiyat Akedemisi'ne seçilir. Ancak Çar II. Nikolas buna izin vermez. Anton Çehov ve Vladimir Korolenko bu tavrı protesto eder ve Akademiden ayrılır.&lt;br /&gt;Başarısız olan 1905 Rus Devrimi sırasında Peter ve Paul Kalesi'nde kısa bir süre daha hapis kalır. Gorki Güneşin Çocukları adlı oyununu yazar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ekim Devrimi ve Gorki&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SNypTdulSyI/AAAAAAAABr0/ipaq3pPh0HI/s1600-h/Chekhov_Gorki.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5250257417469774626" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SNypTdulSyI/AAAAAAAABr0/ipaq3pPh0HI/s400/Chekhov_Gorki.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Gorki 1905'de Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi'ne resmi olarak üye olur ve bolşeviklerle beraber hareket eder.&lt;br /&gt;1905 Devrimi'nde önemli bir rol oynayan Bilgi isimli bir yayınevi kurar. 1906'da ABD'ye seyahat eder aynı yıl Rusya'dan ayrılıp İtalya’da Kapri Adası'ndaki villasında yaşamaya başlar. 1913'te tekrar Rusya'ya döner ve Rusya'nın Birinci Dünya Savaşı'na girmesine karşı çıkar.&lt;br /&gt;I. Dünya savaşı sırasında Petrograt'taki dairesi Bolşevik ofisi gibi çalışmaya başlar. Lenin’in devrim fikrini erken bulan Kamenev ve Zinovyev’in eleştirel yazıları Gorki’nin gazetesi Yeni Hayat’da basılır. Gorki de gazetesinde Bolşeviklerin iktidara el koymasını eleştirir. 1918'de Bolşeviklerin Vakitsiz Düşünceleri isimli makalelerini yayınlar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Lenin Gorki ile dostluğuna zarar vermek istememiş bu dönem boyunca kendisini ikna etmeye çalışan uzun mektuplar yazmıştır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Lenin'in Gorki'yle 1919'daki yazışmalarında Petrograd’ın boğucu havasının ve çevrenin onu kötü etkilediğini ve bir hava değişikliğine ihtiyacı olduğunu düşündüğünü yazmıştır.Bu mektuplarda Olayların Pentograd’dan göründüğü gibi olmadığını gelmek isterse bu tür bir ziyareti planlayabileceklerini yazmış, bu tür fikir ve davranışların hayatı kendisi için zorlaştıracağını söylemiştir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Ancak Komünist Enternasyonal Dergisi'nde Gorki’nin yazdığı bazı yazıları yakışıksız bularak 31 Haziran 1920’de Politbüro’ya bu tür makelelerin Komünist Enternasyol’de yayınlanmaması gererektiğini belirten mektubunu göndermiştir. Bu yıllar Gorki ile Bolşeviklerin fikir ayrılıkları olarak tanımlanacak tartışmalarla geçmiştir. Zira devrimin hemen yapılması konusunda Lenin’le fikir birliğinde olmayan birçok parti üyesi bulunmaktadır. Ancak Gorki’nin Parti ile ilişkisinde tam anlamı ile bir kopukluk veya destekten bahsetmek mümkün değildir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ağustos 1921'de bir yazar arkadaşı ve Anna Ahmatova'nın kocası Nikolay Gumilyov'un Petrograd Çeka'sı tarafından monarşist görüşleri nedeni ile tutuklandığını öğrenir. Gorki arkadaşının bizzat Lenin tarafından bırakılmasını sağlamak için hemen Moskova'ya gider. Ancak Petrograd'a döndüğünde Gumilyov'un zaten öldürüldüğünü öğrenir. Ekim ayında tüberküloza yakalanır ve İtalya'ya göçer.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SNypTJ94eUI/AAAAAAAABrs/7Nd9CLMSAX0/s1600-h/maksim_gorki_ve_tolstoy.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5250257412165237058" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SNypTJ94eUI/AAAAAAAABrs/7Nd9CLMSAX0/s400/maksim_gorki_ve_tolstoy.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;1921-1929 arasındaki yıllarını tekrar İtalya'nın Sorrento kentindeki villasında geçirmiştir. 1929'dan sonra SSCB'ni birçok kez ziyaret etmiştir. Haziran 1929'da Gorki Solovki'yi ziyaret etmiş ve batıda kötü bir üne sahip olan Gulap Kampı hakkında olumlu şeyler yazmıştır. 1932'de Stalin Gorki'yi ülkeye kesin dönüş yapmaya çağırmış ve ülkesinde büyük bir memnuniyetle karşılacağını garantilemiştir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Aleksandr Solzhenitsin'e göre Gorki kendi ilgileri nedeniyle dönmüştür. Gorki’nin Faşist İtalya'dan geri dönüşü Sovyet zaferinin büyük bir propagandası olur. Gorki'ye Lenin Nişanı verilir ve eskiden milyoner Ryabuşinskiy'e ait olan ve şimdi Gorki Müzesi olan Moskova'daki malikaneye yerleştirilir. Şehir dışında da bir yazlık ev tahsis edilir. Moskova'nın büyük caddelerinden biri olan Tverskaya Caddesi'ne ve doğduğu şehire adı verilir. 1990’da şehrin adı tekrar Nizhni Novgorod olarak değiştirilecektir.&lt;br /&gt;1930'larda dünyanın en büyük uçaklarından olan Tupolev ANT-20'ler de Maksim Gorki olarak isimlendirilmişlerdir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Ancak Stalinist baskı arttıkça ve özellikle 1934 yılının aralık ayındaki Sergey Kirov Suikastı'ndan sonra Gorki Moskova'daki evinde bir nevi hapis hayatı yaşamıştır. Son dönem yapıtlarının hemen hepsinde devrim öncesi dönemi ele almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ölümü&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SNypTQHZ7bI/AAAAAAAABr8/3JSNMHpzAHs/s1600-h/maksim.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5250257413815791026" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SNypTQHZ7bI/AAAAAAAABr8/3JSNMHpzAHs/s400/maksim.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aleksey Peşkov’un Mayıs 1935’deki ani ölümünü takiben Gorki de 1936 yılında Haziran ayında hayata gözlerini yumdu. Her ikisinin de ölümü şüphe altındadır. Zehirlendikleri iddia edilmiş ama bu hiç bir zaman ispatlanamamıştır. Gorki’nin cenaze töreninde tabutu taşıyanlar arasında Stalin ve Molotov da yer alacaklardır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;1938’de Buharin’in mahkemesinde Gorki’nin NKVD başkanı Yagoda tarafından öldürüldüğü itiraf edilmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kaynak:wikipedia&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-7967810346306617862?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/7967810346306617862/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=7967810346306617862&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/7967810346306617862?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/7967810346306617862?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/_V6sv7BOh84/maksim-gorki.html" title="Maksim Gorki" /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SNypTIuSDzI/AAAAAAAABrk/-08gpSLIsQ0/s72-c/maksimiz8.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2008/09/maksim-gorki.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUMGQXcycSp7ImA9WxRSGUk.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-8169441604391128174</id><published>2008-09-20T14:00:00.000-07:00</published><updated>2008-09-20T14:50:20.999-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-09-20T14:50:20.999-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Rock Tarihi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Müzik Tarihi" /><title /><content type="html">&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SNVvZ0M6vrI/AAAAAAAABrU/cosKcv-IygU/s1600-h/Marilyn-Manson-Poster-C10290656.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5248223430070419122" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SNVvZ0M6vrI/AAAAAAAABrU/cosKcv-IygU/s400/Marilyn-Manson-Poster-C10290656.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Marilyn Manson, gerçek adıyla Brian Warner, 1969' da Canton Ohio'da epey dindar bir ortamda dünyaya geldi. Ufak tefek zayıf Brian hemen her gün mahallede ki çocuklardan dayak yiyordu. 8 yaşındayken komşunsunun tacizine uğramıştı, ailesi de ona yardim amacıyla onu pahalı bir katolik okuluna gönderdiler. Bu sayede Brian daha da nefret edilen bir çocuk haline geldi. Her gün katolik dini üzerine dersler görüyor, çıkışlarda da dövülüyordu ve evde sapık bir büyükbabası vardi. Brian içinde biriken tüm öfke ve tepkiyle müziğe yöneldi. "Eğer o zaman müziği keşfetmeseydim şimdiki durumum çok daha farklı olurdu ve büyük ihtimalle çok daha karanlık. Jeffrey Damher ve Richard Ramirez gibi seri katillerin yaşamlarını okudum ve onları anlayabiliyorum. Onların nereden geldiklerini ve ne yaşadıklarını anlıyorum ve aramızdaki fark benim bir dereceye kadar kendimi ifade edecek bir çıkış yolu bulmuş olmamadan başka birşey değil. Onlar bunu yapamadılar. Belki de yaptığımız tek şey bir yardim ve ilgi çağrısıdır yalnızca, tek fark ise bu çağrının aldığı biçim." demiş Manson.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;KURULUŞ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grup müziğe 1989 yılında Spooky Kids adıyla başladı. Grubun ilk kadrosunda gitarist Daisy Berkowitz, bas gitarist Olivia Newton Bundy ve keyboard'da Zsa Zsa Speck bulunmaktaydı. Grup ilk kurulduğunda bir "drum-machine" kullanılıyordu. Gruba kısa süre sonra Pogo takma adını kullanan keyboard'çı Madonna Wayne Gacy ve bas gitarist Gidget Gein katıldı. Bu kadro ile demo albüm kaydettiler. 1991'de "drum-machine"in yerini Sara Lee Lucas aldı. Grubun asıl amacı insanları şaşırtmaktı. Bu yüzden konserlerinde ilginç kıyafetler girip, alevli gösterielrde bulunuyorlardı. Grup dikkat çekmeyi başarmıştı.Nine Inch Nails grubunun beyni Trent Reznor'un dikkatini çeken grup onun firması Nothing Records ile anlaştılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Portrait Of An American Family&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Portrait Of An American Family albümünün kayıtları 1993'te bitti. Bu arada Marilyn Manson, bas gitarist Gidget Gein'in yerine Twiggy Ramirez'i aldı. Albüm ilk single Get Your Gunn ile birlikte iyi eleştiriler aldı. Turneden sonra Anton LaVey ile buluşan Manson "muhterem" anlamına gelen ve genelde rahipler için kullanılan "Reverend" unvanını aldı. Bir konser sırasında Sara Lee Lucas'ın baterisini yakarak onu gruptan atan Marilyn Manson, onun yerine gruba Ginger Fish'i aldı. Bu arada 1995'te Smells Like Children adlı EP'sini yayımlayan grup Sweet Dreams single'ları ile MTV'de sıkça gösterilmeye başladı ve büyük bir hayran kitlesi kazandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Antichrist Superstar&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Grup bir kıyameti anlatacağını söyleyen MM yeni albümü Antichrist Superstar üzerinde çalışmaya başladı. Ancak grup elemanları arasında büyük sorunlar yaşanıyordu. Uyuşturucu kullanımı da büyük sorunlara neden oluyordu. Bu dönemlerde gitarist Daisy Berkowitz grubu bıraktı. Albümdeki çoğu gitarı bas gitarist Twiggy Ramirez çaldı. Daha sonra adı gruba Kabbala inancında ünyanın yaratılışı anlamına giren Zim Zum girdi. 1996'da yayınlanan albümün ve The Beautiful People single'ının başarısıyla da grup yaptıkları en büyük turneyi gerçekleştirdiler. Ancak grubun popüleritesi artarken de görünüşleri ve sözleri yüzünden tepkiler yağmaya da başlamıştı.Marilyn Manson: “Bu albüm kendileri için yarattıkları günahlardan dolayı Tanrının Amerika’ya gönderdiği ceza olacak, ve umarım ben Hristiyanlığı sona erdirmiş adam olarak anılacağım.”Marilyn Manson “Antichrist Superstar” ı Beatles’in “White Albüm”üne benzetiyor: “Oradakilerde hiç konserda çalınmamış, stüdyoda bestelenmiş şarkılardı. Bu albümde öncelikli şey tavrımızı ortaya koymaktı”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Mechanical Animals&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SNVvZ39BSTI/AAAAAAAABrc/XTwQwGyd2Zk/s1600-h/marilyn20manson2001ba1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5248223431077480754" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SNVvZ39BSTI/AAAAAAAABrc/XTwQwGyd2Zk/s400/marilyn20manson2001ba1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;“Mechanical Animals”da “Antichrist Superstar”ın içerdiği ruh haline göre white bir albümdü. Bu albümde Marilyn Manson kafayı uyuşturuculara takmıştı;. Ayrıca 10 yıldır simya ve tarot dersleri alan Manson bu yönünü albüme yansıttı.” Mechanical Animals”daki harfleri karıştırdığınızda karşınıza “Marilyn Manson is An Alchemical Man” cümlesi çıkıyordu. Manson’ın yeni imajı ise “Omega”ydı.Albüm kapağının Amerika’daki bazı müzik marketlerde sansürlenmesi bu albüme gelen en komik tepkiydi. Aslında bu albüm çok fazla saldırı da içermiyordu, hatta daha çok Marilyn Manson’ın kendisiyle ilgiliydi.Özellikle uyuşturucu sorunu ençok işlenen konuydu ki buna da en iyi örnek “Coma White” diyebiliriz.Mechanical Animals hazırlıkları devam ederken Marilyn Manson bir yandan da filmlerde roller almaya devam ediyordu. Kendi hayatını anlatan Long hard Road Out Of Hell adlı kitabı da yazmıştı. Albüm 1998'te yayınlandı. Albüm çıkmadan Zim Zum şarkı yazımında katkıda bulunmasına rağmen gruptan ayrıldı ve yerine John 5 geldi. Marilyn Manson, bu albüm sırasında adını Omega koyduğu ve David Bowie etkileşimli bir rock starı oynamaya başladı. 1999'da turne sırasında Columbine Lisesi katliamı yaşandı. Marilyn Manson da katil çocukları etkileyen bir rol model olmakla suçlandı. Baskılar yüzünden grup turneyi yarıda kesti ve uzun süre sahnelerden uzak kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Holy Wood&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baskılar yüzünden sessizliğe çekildi. Sadece 1999'da The Last Tour On Earth adlı bir konser albümü yayınladı. Marilyn Manson da stüdyoya çekilip yeni şarkılarla uğraşıyordu. 2000'de Holy Wood (In The Shadow Of The Valley Of Death) yayımlandı. Manson albümde, Columbine sonrası hissettikleriyle, Amerika popüler kültürünü eleştirmişti. Eleştirmenler tarafından çok beğenilse de albüm çok fazla satmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;The Golden Age Of Grotesque&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marilyn Manson, Holy Wood ile beraber kafasındaki üçlemeye son vermişti. Yeni albümde 1930'lar etkilerini yansıtma planları vardı. Bu sırada bas gitarist Twiggy Ramirez fikir ayrılıkları yüzünden gruptan ayrıldı ve yerine Tim Skold girdi. Tim Skold müzikal anlamda elektronik müziğe daha yatkındı ve onun etkisiyle Marilyn Manson müzikal anlamda biraz daha değişmişti. 2003'te çıkan The Golden Age Of Grotesque birinci sıradan listelere girdi. Turnesinde 1930'lara uygun olarak kıyafetler ve gösteriler kullanıldı. 2004'te grup bir Lest We Forget adlı "best of" yayımladı. Best of albümünden sonra gitarist John 5 da gruptan ayrıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Eat Me Drink Me&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SNVvZuLq9rI/AAAAAAAABrM/exgtRafpP2Q/s1600-h/marilyn_manson13.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5248223428454577842" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SNVvZuLq9rI/AAAAAAAABrM/exgtRafpP2Q/s400/marilyn_manson13.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;5 Haziran 2007 'de grubun yeni albümü Eat Me Drink Me piyasaya sürüldü. Albümde Marilyn Manson'ın eşi Dita Von Teese'den ayrıldıktan sonra yaşadıkları yüzünden aşk temasının baskınlığı albümü öteki Manson albümlerinden ayırdı. Diğer bir farklı yön ise albümün Marilyn Manson ve Tim Skold ile beraber kaydedilmesiydi. Bu dönemde grupta 1990'dan beri keyboard çalan Madonna Wayne Gacy de gruptan ayrıldı. Albümün kaydedilmesinden sonra da Chris Vrenna keyboarda ve Rob Holliday bas gitara alındı. Grubun basçısı Tim Skold ise gitara geçti. Albüm Billboard listelerinde 8 numaraya kadar çıktı.şu sıralarda hayranlarını şoke edecek bir haberle asıl manson sevenlere little hornda söylediği gibi (EVERYONE WILL SUFFER NOW!)ızdırap çektireceğe benziyor.tim skoldla yollarını dostça ayıran manson şimdi twigyyle başladıkları gibi devam etmek ve sonlandırmak istiyor.twiggy gruba gitarist olarak döneceği için manson sevenler büyük şaşkınlıkla bekliyorlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Grup Elemanları ve İsimleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marilyn Manson - Vokal (1989'tan beri)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Twiggy Ramirez - Bas Gitar (2008'den beri)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chris Vrenna - Keyboard (2007'den beri)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ginger Fish - Bateri (1995'ten beri)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rob Holliday - Gitar (2007'den beri)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Eski Elemanlar&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zsa Zsa Speck - Keyboard (1989 - 1990)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olivia Newton Bundy - Bas Gitar (1989 - 1990)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gidget Gein - Bas Gitar (1990 - 1993)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sara Lee Lucas - Bateri (1990 - 1995)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daisy Berkowitz - Gitar (1989 - 1996)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zim Zum - Gitar (1996 - 1998)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;John 5 - Gitar (1998 - 2004)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mark Chaussee - Gitar (2004 - 2005)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madonna Wayne Gacy - Keyboard (1990 - 2007)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tim Skold - Gitar (2003 - 2008)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak:alternatifrock.net&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-8169441604391128174?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/8169441604391128174/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=8169441604391128174&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/8169441604391128174?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/8169441604391128174?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/T50PQNb7IMg/marilyn-manson-gerek-adyla-brian-warner.html" title="" /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SNVvZ0M6vrI/AAAAAAAABrU/cosKcv-IygU/s72-c/Marilyn-Manson-Poster-C10290656.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2008/09/marilyn-manson-gerek-adyla-brian-warner.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0cBSXw7fip7ImA9WxRSF0k.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-3082117944356625221</id><published>2008-09-18T05:15:00.000-07:00</published><updated>2008-09-18T05:30:58.206-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-09-18T05:30:58.206-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="islam tarihi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="arap tarihi" /><title>Emeviler (661-750)</title><content type="html">&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SNJJMIUe2OI/AAAAAAAABq8/_WiWSPleZA0/s1600-h/hzhuseyin.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SNJJMIUe2OI/AAAAAAAABq8/_WiWSPleZA0/s400/hzhuseyin.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247336988580698338" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Emevi hanedanın kurucusu Muaviye, Mekkeli Kureyş kabilesine bağlı Ümeyye ailesinden geliyordu. Emeviler, ailenin adından dolayı Beni Ümeyye olarak da anılır. Muaviye, Hz. Ömer döneminde 641'de Şam valisi olmuş ve Suriye'yi denetimi altına almıştı. Muaviye, 656’da başa geçen Hz. Ali'nin halifeliğini tanımadı ve onu üçüncü halife Hz. Osman'ın öldürülmesinden sorumlu tuttu. Hz. Ali, Şam valiliğine bir başkasını atayınca da çekişme savaşa dönüştü. Muaviye, Sıffin Savaşı'nda (657) yenilmek üzere olan askerlerinin mızraklarına Kuran yapraklarını taktırdı v böylece Hz. Ali'nin ordusunu durdurdu. Halifelik sorununu savaşla değil hakeme başvurarak çözmeyi önerdi. Ne var ki Muaviye’nin hakemi Hz. Ali’nin hakemini ikna ederek Muaviye’yi halife ilan etti.Söylenen şudurki Hz.Ali'nin hakemi ile Muaviye'nin hakemi anlaşdıktan sonra Hz.Ali'nin hakemi orduların önünde yüzüğünü çıkartarak Hz. Ali'yi halifelikten aldım der.Aynı şeyi yapması beklenen Muaviye'nin hakemi masadan yüzüğü alır ve ben Muaviye'yi halife yaptım der.böyle ufak bir hile ile Hz. Ali halifelikten indirilmiş olur.Hz. Ali bu sonucu kabul etmemekle birlikte denetimindeki toprakları yavaş yavaş yitirdi ve bir süre sonra da öldürüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SNJJMS1eXmI/AAAAAAAABrE/q0W2hZrb_qU/s1600-h/Rnkka.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SNJJMS1eXmI/AAAAAAAABrE/q0W2hZrb_qU/s400/Rnkka.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5247336991403433570" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;               Muaviye, Hz. Ali'nin 661'de öldürülmesinden sonra halifeliğini ilan etti ve böylece Emevi yönetimi başladı. Muaviye, halifeliğini tanımayanları sert bir biçimde bastırdı ve iç karışıklıklara son verdi. Ardından yeni fetihlere girişti. Emevi egemenliğini doğuda Hindistan sınırına, batıda Kuzey Afrika'ya, oradan da Güney İspanya'ya kadar yaydı. Yeni kurulan donanmayla 669-678 arasında Bizans’ın başkenti Konstantinopolis'i (İstanbul) ele geçirmek için seferler düzenlendi, ama başarılı olamadı. Muaviye 680’de öldüğünde ardında güçlü bir devlet bıraktı. Halifeliği dinsel önderliğin yanı sıra tam bir siyasal önderliğe dönüştürdü. Halifelik merkezini de kutsal topraklardaki Mekke’den Şam’a taşıdı. Artık halife bir kurul tarafından seçilmiyor, babadan oğula geçiyordu. Nitekim Muaviye’nin yerine oğlu I. Yezid halife oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;              I. Yezid tahta çıktığında yeni bir halifelik sorunuyla karşı karşıya kaldı. Hz. Ali'nin küçük oğlu Hüseyin, halifeliğin kendi hakkı olduğunu ileri sürdü ve Yezid'in halifeliğini tanımadı. Yezid sorunu askeri yöntemlerle çözmeye karar verdi ve Hüseyin ile yandaşlarını 681’de Kerbela'da kıyıma uğrattı. Bu olay, İslam tarihindeki Sünni ve Alevi-Şii mezhep ayrılığını da kesinleştirdi. I. Yezid, yaklaşık üç yıl iktidarda kaldı, ama İslam tarihine en acımasız hükümdarlardan biri olarak geçti. I. Yezid'in ölümünden sonra 683’te oğlu II. Muaviye halife oldu. II. Muaviye’nin iktidarı yalnızca bir yıl sürdü. II. Muaviye ve önceki iki hükümdar, Ebu Süfyan’ın soyundan geldikleri için Süfyaniler olarak anılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;               II. Muaviye’den sonra 684'te I. Mervan halife olarak Emevi Devleti’nde Mervaniler dönemini başlattı. Emeviler en parlak dönemini I. Mervan’ın oğlu Abdülmelik döneminde (685-705) yaşadı. Bu dönemde Irak ve İran'daki ayaklanmalar bastırıldı. Hindistan ve Orta Asya'da yeni fetihlerle devletin sınırları genişletildi. Süleyman’ın halifeliği sırasında Bizans İmparatoru III. Leon'un 717'de Emevi ordusunu ağır bir yenilgiye uğratması, Emevi Devleti’nin gerileme döneminin başlangıcı oldu. Araplar arasında kabile çatışmaları yeniden başladı ve "Mevali" denen, Arap olmayan Müslümanların merkezi yönetime karşı hoşnutsuzlukları arttı. 707-720 arasında halifelik eden Ömer'in başlattığı yenileşme hareketleri de kalıcı bir sonuç getirmedi. Hişam döneminde (724-743), 732'de İspanya üzerinden Fransa'yı fethe girişen Emevi ordusu Poitiers'de (Puvatya) durduruldu. Emeviler Anadolu'da Bizans’a karşı üstünlüklerini de yitirdiler. Orta Asya'da Türkler, Kuzey Afrika'da Berberiler Emevi egemenliğine başkaldırdılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                Son Emevi Halifesi II. Mervan döneminde (744-750) Abbasiler denetiminde gelişen muhalefet Emevi egemenliğini sarstı. Emevi Devleti’nin yıkılışında Ebu Müslim Horasani önemli rol oynadı. Sonunda Abbasilerin önderi Ebu'l-Abbas, Emevi egemenliğine son verdi ve Emevi hanedanının bütün üyelerini öldürdü. Bu kıyımdan canını kurtarabilen Abdurrahman, İspanya'ya giderek orada Endülüs Emevileri Devleti’ni kurdu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-3082117944356625221?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/3082117944356625221/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=3082117944356625221&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/3082117944356625221?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/3082117944356625221?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/8CghxASyKrk/emeviler-661-750.html" title="Emeviler (661-750)" /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SNJJMIUe2OI/AAAAAAAABq8/_WiWSPleZA0/s72-c/hzhuseyin.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2008/09/emeviler-661-750.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0YBSXY9eip7ImA9WxRSFU0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-916223012644181737</id><published>2008-09-15T10:13:00.000-07:00</published><updated>2008-09-15T10:52:38.862-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-09-15T10:52:38.862-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="SSCB" /><title>Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin Askerî Tarihi</title><content type="html">&lt;p&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SM6d7L7kdaI/AAAAAAAABps/FZBX0lUYENI/s1600-h/k%C4%B1z%C4%B1k.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246304256073692578" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SM6d7L7kdaI/AAAAAAAABps/FZBX0lUYENI/s400/k%C4%B1z%C4%B1k.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sovyetler Birliği'nin askerî tarihi Bolşeviklerin iktidara geldiği 1917 Ekim Devrimini izleyen günlerde başlar. Yeni hükümet Rus İç Savaşı'nda değişik rakipleriyle başa çıkabilmek amacıyla Kızıl Ordu'yu kurdu. 1939'da Mançukuo ile Moğolistan arasındaki sınır anlaşmazlığında Moğolistan'ı destekleyerek Khalkha Nehri Hâdisesi'nde Mançukuo'yu sahiplenen Japonya ile çarpıştı. Molotov-Ribbentrop paktıyla Nazi Almanyası ile anlaşarak Polonya'nın doğu illerine saldırdı ve kuvvetlerini konuşlandırdı. Baltık Devletleri'ni, Romanya'dan Besarabya ve Kuzey Bukovina'yı ilhak etti. 1939-1940'ta Finlandiya'yı işgal etti. II. Dünya Savaşı'nda Nazi Almanyası'nı yenilgiye uğratan ana askerî kuvvet Kızıl Ordu'ydu. Savaştan sonra Almanya'nın doğu yarısı ile Orta ve Doğu Avrupa'daki birçok ülkeyi işgal etti, bunlar daha sonra Doğu Bloğu'nun uydu devletleri olmuşlardır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Sovyetler Birliği, Amerika Birleşik Devletleri'ne rakip tek süper güç haline gelmişti. İki ülke arasında süregelen Soğuk Savaş, askerî kuvvetlerin artırılmasına, nükleer silah ve uzay yarışına neden olmuştur. 1980'lerin başında Sovyet silahlı kuvvetleri diğer tüm ülkelerden daha fazla birliğe ve nükleer silaha sahipti. 1991 yılında ekonomik ve politik faktörler nedeniyle Sovyetler Birliği çöktü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sovyet silahlı kuvvetleri beş ana kuvvetten oluşuyordu. Resmî önem sıralamasına göre ana kuvvetler şunlardı: Stratejik Füze Kuvvetleri, Kara Kuvvetleri, Hava kuvvetleri, Hava Savunma Kuvvetleri, ve Deniz Kuvvetleri. Diğer iki Sovyet askerî birimi ise İçişleri Bakanlığı'na bağlı milis kuvvetler (MVD Birlikleri) ve KGB'ye bağlı Sovyet Sınır Muhafaza Birlikleri'ydi.Bu kurumlar ülkeden bağımsızdı..&lt;/p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çarist ve devrimci geçmiş&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şubat Devrimi ile Çar devrilmiş ve yerine 1917'de Rusya Geçici Hükümeti'ni iktidara getirmişti. Bu geçici hükümet de 1917 Ekim Devrimi'yle yıkılacaktı. I. Dünya Savaşı'nda Doğu Cephesi'ne katılarak yorgun düşmüş olan Rus Ordusu parçalanma ve yıkılmanın son devrelerini yaşıyordu. Her ne kadar komuta kademesinde Bolşeviklerin nüfuzu güçlüyse de, subayların çoğu Komünizm'e şiddetle karşı çıkıyordu. Bolşevikler, Çarlık Ordusu'nu nefret edilen eski rejimin temel unsurlarından biri olarak gördüler ve bu orduyu kaldırarak yerine Marksist davaya bağlı yeni bir askerî kuvvetin kurulmasına karar verdiler. Dolayısıyla Çarlık Ordusu'nun çekirdeği Rusya Geçici Hükümeti Ordusu'nun ve daha sonra da Beyaz Ordu'nun çekirdeğine dönüştü. Beyaz Ordu Rusya dışındaki müttefik güçlerle (Japonya, Birleşik Krallık, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri) aralıklarla bağlantı kurarak Rus İç Savaşı sırasında Kızıl Ordu ile çarpıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28 Ocak 1918'de Bolşevik Lider Vladimir Lenin Kızıl Ordu'nun kuruluşunu içeren kararı verdi. Kızıl Ordu 20.000 kişilik Kızıl Muhafızlar, 200.000 kişilik Baltık Filosu denizcileri ve bir avuç sempatizanın, Petrograd karargâhındaki askerlerle birleştirilmesiyle oluşturuldu. Lev Troçki ilk savaştan sorumlu komiser olarak görev aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk Kızıl Ordu eşitlikçiydi ancak disiplini zayıftı[kaynak belirtilmeli]. Bolşevikler askerî rütbeleri ve selamlamayı burjuva gelenekleri olarak algıladığından bunları kaldırdı; askerler artık kendi liderlerini kendileri seçiyor ve hangi emirlere uyacaklarına dair oylama yapıyorlardı. Bu uygulama Rus İç Savaşı'nın (1918-1921) baskısı altında ortadan kaldırıldı ve rütbeler tekrar getirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İç Savaş sırasında Bolşevikler Beyaz Ordu diye bilinen devrim karşıtı güçlerle olduğu kadar, yeni Bolşevik hükümetini devirmenin gerekli olduğunu düşünen Rusya'nın Birleşik Krallık ve Fransa gibi eski müttefikleriyle de çarpıştılar. Rakiplerine karşı elde ettikleri ilk zaferler sonrasında iyimserliğe kapılan Lenin, Sovyet Batı Ordusu'na Ober-Ost bölgesinden (Almanların işgal ettiği Rus Çarlığına ait bölgeler) ayrılan Alman Ordusu'nun yarattığı boşluktan yararlanarak batıya doğru ilerlemesi emrini verdi. Bu harekât yeni kurulan Ukrayna Halk Cumhuriyeti ile Belarus Halk Cumhuriyeti'ni içine aldı ve sonunda Çarlık Rusyası'ndan bağımsızlığını ilan edip yeni kurulmuş bir devlet olan, İkinci Polonya Cumhuriyeti'nin de Sovyetler tarafından işgaline yol açtı. Polonya'nın işgali ve Polonya-Sovyet savaşının başlatılmasıyla Bolşevikler hem yurtta hem de dünyada kapitalist güçleri en sonunda yeneceklerine dair olan inançlarını belirttiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SM6eHw4LWhI/AAAAAAAABqU/GL5aewscGoI/s1600-h/Rkka.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246304472150006290" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SM6eHw4LWhI/AAAAAAAABqU/GL5aewscGoI/s400/Rkka.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Rus Ordusu'ndaki subayların tamama yakını soylu (dvoryanstvo) idi ve çoğunluğu Beyaz Ordu saflarına geçmişti. Bu nedenle İşçi'nin ve Köylü'nün Ordusu ilk başlarda deneyimli askerî liderlerin eksikliğini çekti. Buna çare olarak Bolşevikler 50.000 eski İmparatorluk Ordusu subayını Kızıl Ordu'yu komuta etmesi için silah altına aldı. Aynı zamanda profesyonel komutanların (resmî olarak askerî uzmanlar "voyenspets" diye adlandırılıyorlardı) sadakatini görmek ve eylemlerini kontrol altında tutabilmek için Kızıl Ordu birliklerine siyasî komiserler de atadılar. 1921 yılında Kızıl Ordu dört ayrı Beyaz Ordu'yu yenmiş ve iç savaşa karışan beş yabancı ülke birliğini durdurmuş ama Polonya cephesinde de gerilemeye başlamıştı.&lt;br /&gt;Polonya kuvvetleri 1920 yılının Ağustos ayında başlattıkları Varşova Savaşı (1920) ile cesur bir karşı saldırıya girişerek süregelen Bolşevik zaferlerine dur diyebilmişti. Varşova'da Kızıl Ordu beklenmedik bir şekilde çok büyük bir yenilgiye uğrayınca savaşın seyri tamamen değişti ve Sovyetlerin 18 Mart 1921'de imzalanan Riga Antlaşması'nın aleyhine olan koşullarını kabul etmesine neden oldu. Bu, Kızıl Ordu tarihinin en büyük yenilgisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İç savaştan sonra Kızıl Ordu giderek profesyonellik düzeyi artan bir askerî kurum olmuştur. Beş milyon askerinin çoğuna silah bıraktırıldıktan sonra, Kızıl Ordu küçük düzenli bir kuvvet haline dönüştürüldü ve savaş zamanında kolaylık yaratması için bölgesel milis kuvvetleri oluşturuldu. İç savaş sırasında kurulan Sovyet askerî okulları, Sovyet gücüne sadık yüksek sayıda subay mezun etmeye başladı. Askerlik mesleğinin prestijini artırma çabası içindeki Parti, resmî askerî rütbeleri tekrar getirerek siyasî komiserlerin gücünü azalttı ve tek kişi tarafından komuta edilme prensibini sağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Sovyet askerî doktrininin, ideolojisinin ve yapısının gelişimi &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Parti hâkimiyeti&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SM6eHyyoAnI/AAAAAAAABqc/BjSHfGjT13c/s1600-h/Stalin_02.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246304472663589490" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SM6eHyyoAnI/AAAAAAAABqc/BjSHfGjT13c/s400/Stalin_02.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin ülkenin silahlı kuvvetleri üzerinde hâkimiyetini sağlayacak bir dizi yöntemi vardı. İlk olarak, belirli bir rütbeden itibaren ancak bir parti üyesi komuta seviyesine gelebiliyordu, dolayısıyla parti disiplinine tabiydiler. İkinci olarak en üst düzey askerî liderler sistematik bir şekilde partinin en üst kademelerine de katılıyordu. Üçüncü olarak da tüm silahlı kuvvetlere dağılmış olan siyasî komiserler ağı ile askerî eylemleri etkileyebiliyordu.&lt;br /&gt;"Zampolit" denen bir siyasî komutan yardımcısı parti oluşumlarına öncülük ediyor ve askerî birlik içindeki parti siyasetini yürütüyordu. Askerlere Marksizm-Leninizm üzerine dersler veriyor, Sovyetler açısından dış olayları değerlendiriyor ve Parti'nin silahlı kuvvetlerden beklentilerini anlatıyorlardı. II. Dünya Savaşı'nı takiben Zampolit tüm komuta yetkisini kaybetse de, kendi birlik komutanının siyasî tavrı ve performansını bir üst siyasî subaya veya kuruma raporlama gücünü elinde tuttu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1989 yılında tüm silahlı kuvvetler personelinin yüzde 20'yi aşkın bir bölümü parti ya da Komsomol üyesiydi. Bu oran subaylarda yüzde 90'ı aşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Askerî karşı-istihbarat&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sovyet Ordusu tarihi boyunca Sovyet gizli polisi (Cheka, GPU, NKVD, ve diğerleri) tüm büyük askerî birliklerde bulunan Özel karşı-istihbarat bölümlerinin kontrolünü elinde bulundurdu. Bunların en iyi bilineni Büyük Yurtseverlik Savaşı (II. Dünya Savaşı) sırasında yaratılan SMERSH'tir (1943-1946). Her ne kadar bu özel bölümlerin komuta kadrosu bilinse de, bu kadroya ek olarak Cheka üyesi ve normal askerlerden oluşan gizli bir muhbir ağları da bulunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Siyasî doktrin &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SM6fDZBxdAI/AAAAAAAABq0/S_XQ1CphZhs/s1600-h/trocki1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246305496539952130" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SM6fDZBxdAI/AAAAAAAABq0/S_XQ1CphZhs/s400/trocki1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Lenin ve Troçki'nin yönetimi altındaki Kızıl Ordu, Karl Marx'ın burjuvazinin ancak dünya çapında bir proleter devrim ile yenilebileceği söylemine bağlı olduğunu belirtmiştir. Bu amaçla Sovyet askerî doktrininin ilk evrelerinde yurtdışına devrimin yayılması ve dünya üzerindeki Sovyet etkisinin genişletilmesi yönüne ağırlık verilmiştir. Lenin, Marx'ın teorisi için deney olarak kullandığı Polonya işgalinde komşu Almanya'da bir komünist ayaklanma çıkması umudunu taşıyordu. Lenin'in Polonya seferinin tek sonucu Mart 1919'da Komünist Enternasyonal (Comintern)'in kuruluşu olmuştu. Bu örgütün tek amacı "mümkün olan her yoldan, silahlı kuvvetler de dahil, uluslararası burjuvazinin yıkılması ve devletin tamamen yokedileceği aşamaya geçiş süreci olarak uluslararası bir Sovyet Cumhuriyetinin kurulması için" mücadele etmekti.&lt;br /&gt;Comintern ilkelerine uyarak Kızıl Ordu, Türkistan'ı Sovyet birliğinde tutmak için Türkistan'da çıkan Basmacı İsyanı'nı güç kullanarak bastırdı. 1921 yılında Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti'ni işgal eden Kızıl Ordu, hükümeti devirdi ve yerine bir Sovyet Cumhuriyeti kurdu. Gürcistan'ın, daha sonra Ermenistan ve Azerbaycan ile zorla birleştirilmesiyle Sovyetler Birliği'nin üye devleti olan Transkafkasya Federal Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuştur.&lt;br /&gt;Dünya komünizmi idealleri Rus İç Savaşı'nın çıkması nedeniyle genel olarak başarılı olamadı ve II. Dünya Savaşı'na kadar tekrar dünya komünizmi için çalışılmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ordu - Parti ilişkileri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SM6d7l2KdHI/AAAAAAAABp8/_obojufo97w/s1600-h/1942sovyettankkuvvetleri.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246304263030338674" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SM6d7l2KdHI/AAAAAAAABp8/_obojufo97w/s400/1942sovyettankkuvvetleri.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;1930'larda Joseph Stalin'in beş yıllık kalkınma planları ve sanayileşme hamlesi Kızıl Ordu'nun modernleştirilmesi için gerekli olan sanayi altyapısını kurmuştur. Avrupa'da savaş olması ihtimalinin artmasıyla Sovyetler Birliği muhtemel düşmanlarının güçlerine denk gelmesi için askerî harcamalarını üç katına, düzenli ordusunu da iki katına çıkarmıştır.&lt;br /&gt;Joseph Stalin Sovyet askerî yapısına büyük katkısı olan ulusal sanayileşme hareketini başlattı. Ancak daha sonraları Büyük Tasfiye hareketiyle Kızıl Ordu'yu en deneyimli komutanlarından etti.&lt;br /&gt;1937'de de ise Stalin Kızıl Ordu'nun en iyi askerî liderlerini ortadan kaldırmıştır. Ordunun kendi idaresine karşı bir tehdit oluşturmasından korkan Stalin aralarında birkaç mareşalin de bulunduğu binlerce Kızıl Ordu subayını hapse göndermiş ya da idam ettirmiştir. Bu uygulamalar, 1939–1940 arasındaki Sovyet-Finlandiya ve II. Dünya savaşlarında Kızıl Ordu'nun yeteneklerini büyük oranda azaltmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II. Dünya Savaşı'ndan sonra silahlı kuvvetlerin olağanüstü popülaritesinden korkan Stalin, Mareşal Georgy Zhukov'un rütbesini indirerek ülkeyi kurtarma onurunu tamamen kendisine atfetmiştir. Stalin'in 1953'teki ölümünden sonra Zhukov, Nikita Kruşçev'in güçlü bir destekçisi olarak tekrar ortaya çıkmıştır[kaynak belirtilmeli]. Kruşçev, Zhukov'u savunma bakanlığına atayarak ve tam bir Politbüro üyesi yaparak ödüllendirmiştir. Yine de Sovyet Ordusu'nun siyasî alanda çok güçlü olabileceği düşüncesiyle Zhukov 1957 sonbaharında beklenmedik şekilde görevlerinden alınmıştır. Daha sonraları ekonomik reform planlarını sürdürebilmek amacıyla konvansiyonel güçler için harcanan savunma giderlerinde kısıntıya giden Kruşçev silahlı kuvvetlerden iyice uzaklaşmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leonid Brejnev'in iktidara geldiği yıllarda silahlı kuvvetlere geniş kaynakların ayrılmasıyla parti-ordu ilişkilerinin güçlendiği görülür. 1973 yılında, 1957'den beri ilk defa olmak üzere savunma bakanı tekrar Politbüro'ya girmiştir. Yine de profesyonel askerî güç tarafından tehdit edildiğini hisseden Brejnev silahlı kuvvetler üzerinde otoritesini kurabilmek için kendi etrafında bir askeri liderlik havası yaratmaya çalışmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1980'lerin başında parti-ordu ilişkileri silahlı kuvvetlere kaynak ayrımı konusu nedeniyle gerginleşmiştir. Ekonomik büyümenin tersine dönmesine rağmen, silahlı kuvvetler ileri konvansiyonel silahların geliştirilmesi konusunda çoğu sonuçsuz kalan tartışmalara girmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra başa geçen Mihail Gorbaçov, devlet törenlerinde askeriyenin rolünü azaltmıştır. Ekim Devrimi'ni anmak için her yıl Kızıl Meydan'da yapılan askerî geçit törenlerinde, ordu temsilcilerini, Lenin'in anıtmezarında toplanan protokolün en son sırasına geçirmiştir. Gorbaçov, profesyonel askerlerin istekleri yerine, savunmada mantıklı ölçüde yeterli olmaya ve sivil ekonomik önceliklere önem vermeye çalışmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Askerî doktrin &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SM6eIEjQ5jI/AAAAAAAABqk/USQN0jBO5mg/s1600-h/trotskyRA.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246304477430998578" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SM6eIEjQ5jI/AAAAAAAABqk/USQN0jBO5mg/s400/trotskyRA.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Rus ordusunun I. Dünya Savaşı'nda yenilmiş olması Kızıl Ordu'nun ilk yıllarındaki gelişmesini oldukça etkilemiştir. İngiliz ve Fransız orduları zafer kazandıkları stratejilerle yetinirken, Kızıl Ordu yeniden ortaya çıkan Alman silahlı kuvvetlerine paralel olarak yeni taktikler ve kavramlar geliştirip denemeye başlamıştır. Sovyetler kendilerini uygarlık tarihinde tek ulus olarak gördüklerinden önceki askerî geleneğe karşı hiçbir bağlılık duymuyorlardı. İdeolojileri yeniliğe izin ve önem veren bir ideolojiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yeni kaynakları kullanan 1930'ların Kızıl Ordusu düşman hatlarını yararak savaşı düşmanın geri hatlarına taşımak için tasarlanmış ve muazzam tank, uçak ve hava indirme birliklerinden oluşan formasyonlara dayalı çok gelişmiş bir hareketli savaş stratejisi geliştirmiştir.&lt;br /&gt;Sovyet sanayisi bu tür operasyonları mümkün kılmak için gerekli olan tank, uçak ve diğer ekipmanı yeterli miktarda karşılayabilmiştir. Sovyet Ordusu'nun gücünü olduğundan fazla göstermemek için şu noktanın dikkate alınması gereklidir: 1941'den önceki Sovyet birlikleri aynı düzeydeki diğer orduların birliklerine göre denk ya da biraz daha kuvvetliyse de, muazzam savaş kayıpları ve savaş deneyimi sonucu yeniden yapılanma ile savaşın son yıllarında durum tersine dönmüştür. Dolayısıyla bir Sovyet tank kolordusu zırhlı araç gücü açısından bir Amerikan zırhlı tümenine karşılık geliyordu, ya da özel olarak güçlendirilmediyse bir Sovyet piyade tümeni genellikle bir Amerikan piyade alayına denkti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sovyetler, bir sonraki savaşın çok hızlı bitirileceğini, dolayısıyla savaş öncesi üretilen araç ve ekipmana bağlı olacağı yaklaşımını benimseyen Almanlarla aynı şekilde düşünmüyorlardı.Buna karşılık, savaş sırasında kara ve hava kuvvetlerinin tüm silahlarının tekrar tekrar üretilmesi gerektiğini varsaydıkları için silah üreten fabrikalarını geliştirmeyi tercih ettiler. Dört yıl süren bu savaş Sovyet varsayımının doğru olduğunu kanıtladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızıl Ordu'nun 1930'ların başlarında hareket gücü yüksek harekâtlara verdikleri önem, Stalin'in askerî liderleri de tasfiye etmesiyle sekteye uğramıştır. Yeni doktrinler devlet düşmanı ilan edilen subaylarla özdeşleştirildiğinden, verilen destek azaldı.Birçok büyük mekanize birlik dağıtıldı ve tankların çoğu destek görevi için piyadelere verildi. Alman blitzkrieg'i Polonya ve Fransa'da gücünü kanıtladıktan sonra Kızıl Ordu büyük mekanize birliklerini tekrar kurmak için çılgınca bir çaba içine girdi ancak 1941'de Wehrmacht saldırıya geçtiğinde bu görevi tamamlayamamıştı. Yalnızca kağıt üstünde güçlü gözüken muazzam tank kuvvetleri Barbarossa Harekâtı'nın ilk aylarında Almanlar tarafından yok edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaşın başlangıcındaki bu felaket sayılabilecek kayıplar karşısında Kızıl Ordu hatırı sayılır şekilde zırhlı birlik kuruluşlarını küçülttü ve en büyük tank birliğini tugay haline getirerek daha basit yönetim tarzına geçti. Yine de çarpışma deneyimi ile gelişen 1930'ların devrimci nitelikteki doktrinleri 1943'ten itibaren Kızıl Ordu'nun inisiyatifi ele almasıyla birlikte başarıyla kullanılmaya başlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuruluşundan bu yana Kızıl Ordu her zaman, yüksek hareketli savaş gücüne önem vermiştir. Bu karar kendi tarihini oluşturan ilk savaşlardan etkilenerek verilmiştir (Rus İç Savaşı ve Polonya - Sovyet Savaşı). Bu iki savaşın da I. Dünya Savaşı'nın statik siper harbiyle yakından uzaktan ilgisi yoktu. Aksine küçük ama motivasyonu yüksek gruplar tarafından yapılan uzun menzilli harekâtlardan oluşuyordu ve bazen birkaç gün içinde yüzlerce kilometrelik ilerlemeler oluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lenin'in Yeni Ekonomik Politikası nedeniyle 1920'lerde, kuruluş yıllarındaki gibi, Kızıl Ordu'ya ayıracak çok fazla kaynak yoktu. Stalin'in 1929'da başlattığı sanayileşme hareketiyle bu değişmiştir. Bu politika o güne kadar eşi görülmemiş fonların orduya aktarılmasına olanak vermek için kurulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Sovyet Ordusunun pratik konuşlanması&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dünya savaşları arası dönem&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SM6eIEuNK7I/AAAAAAAABqs/1HXCHyPedgs/s1600-h/Trotzki_and_Lenin_in_Petrograd.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246304477476891570" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SM6eIEuNK7I/AAAAAAAABqs/1HXCHyPedgs/s400/Trotzki_and_Lenin_in_Petrograd.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Lenin'in ölümünü takiben Sovyetler Birliği Troçki ve "dünya devrimi" fikri ile Stalin ve "tek ülkede sosyalizm" fikrinin karşı karşıya kaldığı bir ardıllık savaşımı tuzağına düştü. Parti ve devlet bürokrasisi üzerindeki kontrolü ve gördüğü destek sayesinde Stalin başarılı taraf oldu ve Troçki savaş komiserliği görevinden 1925'te azledildi. Böylece devrimi yurtdışına ihraç etme politikasından vazgeçilerek, ülke olaylarına eğilindi ve olası bir düşman işgaline karşı ülke savunmasına önem verildi.&lt;br /&gt;Troçki'nin siyasî ve askerî destekçilerinden bir an önce kurtulmak isteyen Stalin, 1935 - 1938 yılları arasında sekiz üst rütbeli generalin idamını emretti. Bunların arasında en önde gelen isim, Polonya'nın Sovyet işgalinin lideri ve Sovyet askerî tarihi içinde gelmiş geçmiş en yetenekli stratejistlerinden sayılan Mareşal Mikhail Tukhachevsky idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stalin'in tecrit politikalarına ve Lenin'in ölümünü takip eden on beş yıl boyunca Sovyetler Birliği'nin sınırlarının değişmeden kalmasına rağmen, Sovyetler uluslararası alana müdahale etmeye devam ettiler ve Comintern'i kullanarak 1921'de Çin ve 1930'da Hindiçin Komünist Partilerinin kurulmasına önayak oldular. Bunlara ek olarak Kızıl Ordu İspanya İç Savaşı'nda Cumhuriyetçilere 1.000'in üzerinde uçak, 900 kadar tank ve 300 kadar zırhlı araç ile 1.500 kadar top, yüz binlerce silah ve 30.000 ton cephane yardımı yaparak önemli rol oynamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stalin ile Franco'nun faşist kuvvetlerinin istekli destekçisi ve Nazi Almanyası'nın lideri Adolf Hitler arasında gittikçe artan gerginlik Sovyetlerin İspanyol İç Savaşı'na katılımını büyük ölçüde etkilemiştir. Nazi-Sovyet ilişkileri Hitler'in Doğu Avrupa uluslarına karşı kişisel nefreti ve faşizm ile komünizm süregelen ideolojik kan davası nedeniyle daha da kızgınlaşıyordu. 23 Ağustos 1939 tarihinde imzalanan Molotov-Ribbentrop Paktı Almanya ve Sovyetler Birliği arasındaki silahlı çatışmayı geciktirmiştir. Bu pakt ile Doğu Avrupa ikiye ayrılıyor ve Sovyetler Birliği ile Almanya'nın etkisine maruz kalıyordu. Bu paktın sonucu olarak II. Dünya Savaşı'nın açılış aylarında Kızıl Ordu Polonya'nın ve Beserabya'nın işgalini başlatmıştı.&lt;br /&gt;Stalin Nazi saldırganlığından korkmaya devam ediyordu ve bu nedenle Almanya ile Rusya sanayi bölgesinin merkezi arasında tampon bölge oluşturması amacıyla 30 kasım 1939'da Finlandiya'nın işgalini duyurdu. Bunu takip eden Kış Savaşı Sovyet ordusunda büyük yıkıma sebep oldu. Stalin'in tasfiyelerinin acısını hâlâ hisseden ve sanayi ve entelektüel kaynaklardan yoksun kalan Kızıl Ordu 13 Mart 1940'ta imzaladığı ateşkes antlaşmasına kadar bir dizi gurur kırıcı yenilgiye tahammül etmek zorunda kaldı. Sovyet saldırganlığının doğrudan sonucu olarak Sovyetler Birliği 14 Aralık 1939'da Milletler Cemiyeti'nden ihraç edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;II. Dünya Savaşı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1939'da yapılan Molotov-Ribbentrop Paktı Nazi Almanyası ile Sovyetler Birliği arasında bir saldırmazlık antlaşması olmasının yanı sıra Polonya ve Baltık ülkelerinin nasıl paylaşılacağını da gösteren gizli bir protokole sahipti. 1939 yılındaki Eylül Seferi'nde iki gücün birlikleri Polonya'yı işgal etti ve paylaştı. 1940 Haziranı'nda da Sovyetler Birliği Estonya, Letonya ve Litvanya'yı işgal etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barbarossa Harekâtı'nın açılış bölümünde Nazi Almanyası'nın 22 Haziran 1941'de Sovyet sınırını geçmesine kadar Kızıl Ordu'nun yetersiz yönlerini geliştirmek için çok az vakti vardı. Kış Savaşı'nda Sovyetlerin Finlandiya karşısındaki kötü performansı Hitler'i cesaretlendirdi ve Molotov-Ribbentrop Paktı'nı çiğneyerek Kızıl Ordu'ya sürpriz bir şekilde saldırdı. Savaşın ilk safhalarında Sovyet Ordusu geri çekilmeye ya da öldürülmeye veya yakalanmaya zorlanmıştır. Zaman kazanmak için toprak kaybına göz yumarken önemli kayıplar vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SM6d7wr97dI/AAAAAAAABqM/WC7D8QdOOus/s1600-h/kizilmeydan2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246304265940364754" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SM6d7wr97dI/AAAAAAAABqM/WC7D8QdOOus/s400/kizilmeydan2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hitler Blitzkrieg tekniğini SSCB'ye uygulamak istemişti ama gerek sert iklim gerek Mussolinni'nin ordularının Yunan ve İngiliz yenilip Arnavutluk vede Bulgaristan'a çekilmesi vesilesi ile yardım göndermek zorunda kalması bu tekniği uygulamasını engellemiştir.Uyguladığı mükemmel savaş ekonomisi sayesinde ve sovyet halkının kahramanlığı ile Sovyetler Wehrmacht 'ın blitzkrieg 'ini yavaşlatmayı başararak 1941 yılında Nazi saldırısını Moskova'nın kapılarının hemen dışında durdurmuştur. Bundan sonra Kızıl Ordu kuvvetli bir karşı saldırıya girişerek düşmanı başkentten uzaklaştırmıştır. 1942'nin başında zayıflamış olan Mihver Devletlerin orduları Moskova'ya doğru yürüyüşlerini durdurmuş ve güneye Kafkasya ile Volga nehrine doğru ilerlemiştir. Bu saldırı da 1942 sonbaharında duraklamış ve geniş alana yayılmış düşmana karşı Sovyet kuvvetlerinin yokedici karşı saldırısına olanak vermiştir. Kızıl Ordu önemli sayıda Alman birliğini 1943 Şubat'ında biten Stalingrad Savaşı sırasında kuşatarak yok etti ve tüm savaşın seyrini tamamen değiştirdi. Harekâtın bu bölümünde her iki tarafın da muazzam kayıpları olmuştu ancak özellikle SSCB'nin Moskova ve Stalingrad Savaşlarında milyonlarca kaybı vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1943 yazındaki Kursk Savaşı'nın ardından Kızıl Ordu stratejik inisiyatifi eline geçirdi. 1944 yılında Sovyet topraklarının tamamı Alman işgalinden kurtarılmıştı. Alman ordusunu Doğu Avrupa'dan çıkartan Kızıl Ordu Mayıs 1945'te Avrupa'da II. Dünya Savaşı'nı bitirecek olan Berlin Savaşı ile Mayıs 1945'te son saldırıyı başlatmıştır. Almanya'nın çoğu bölgesi ile SSCB'nin bazı bölgelerine saldırgan bir politika olan "kavrulmuş toprak" (scorched earth)[ taktiğinin sonucu olarak büyük ölçüde zarar verilmişti. Almanya yenilir yenilmez, Kızıl Ordu Japonya'ya karşı çarpışmalara katıldı ve kuzey Mançurya'da konuşlanan Japon birliklerine karşı 1945 yazında bir saldırı düzenledi. Kızıl Ordu beş milyon asker ve diğer tüm ülkelerin sahip olduğundan fazla tank ve top ile tarihin en kuvvetli kara ordusu olarak savaşı bitirdi. Kızıl Ordu'nun ismi Sovyet Ordusu olarak değiştirildi.Sovyet halkı nazi orduları karşısında ki kahramanca direnişiyle müttefiklerin 2. cepheyi geç açmasına karşın büyük zorluklarla dünya halklarını faşizmden kurtarmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama Wehrmacht'ın yenilmesinin bedeli yedi milyon asker ve on beş milyon sivildi. Yani savaş sırasında kayba en çok uğrayan ülke açık ara Sovyetler Birliği'ydi. Bunun tarihte bilinen askerî çatışmalar arasında en büyük insan ölümüne neden olan savaş olduğu düşünülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Soğuk Savaş ve konvansiyonel kuvvetler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II. Dünya Savaşı'nın sonunda Sovyetler Birliği'nin hazırda tuttuğu ordu 10 - 13 milyon kişiden oluşuyordu. Şüphesiz, Soğuk Savaş sırasında Kızıl Ordu herhangi bir ülkenin ordusundan çok daha kuvvetliydi. Almanya'nın teslim olmasının hemen ardından bu sayı beş milyona indirildi. Bu indirim Sovyet askerî yapısına olan ilginin azalmasından değil aksine daha modern ve hareketli bir silahlı kuvvetler yaratmak içindir. Bu politikanın sonucunda 1951 yılında AK-47 ortaya çıktı. Dört yıl öncesinden makineli tüfeklerin geliştirilmesiyle tasarlanan bu silah Sovyet piyadesine sağlam ve güvenilir bir kısa menzilli ateş gücü sağlamıştır. Bir başka önemli yenilik de 1967'de ortaya çıkan BMP-1'dir. BMP-1, dünya ordularında kullanılan ilk piyade savaş aracıdır. Bu yenilikler Soğuk Savaş sırasında Sovyet askerî operasyonlarının gideceği yönü belirlemiştir.&lt;br /&gt;Doğu Avrupa ülkelerini Nazi kontrolünden kurtarmaya çalışan Sovyet birliklerinin çoğu Almanya'nın teslim olduğu 1945'ten sonra bile bulundukları bölgeden ayrılmamıştır. Sovyetler Birliği'nin batıdan gelebilecek olan bir işgale karşı zayıflığını düşünen Stalin bu askeri işgalden faydalanarak uydu devletler yaratmış ve Almanya ile Sovyetler Birliği arasında tampon bölge oluşturmuştur. Kısa sürede Sovyetler Birliği bölgede muazzam bir siyasî ve ekonomik güce ulaşmış ve yerel komünist partilerin iktidara gelmesinde aktif rol almıştır. 1948 yılına gelindiğinde yedi Avrupa ülkesi komünist hükümetler tarafından yönetiliyordu.&lt;br /&gt;Bu genel durum karşısında, 1945 yılında Doğu Avrupa'nın geleceği konusunda Potsdam'da yapılan konferans sırasında Stalin ile ABD başkanı Harry S. Truman arasında çıkan anlaşmazlıktan Soğuk Savaş doğmuştur. Truman, Stalin'i Yalta Konferansı sırasındaki antlaşmalara ihanet etmekle suçladı. Doğu Avrupa'nın Kızıl Ordu işgali altında olması sayesinde Truman'ın Komünist ilerlemeyi durdurma çabalarına karşı koyan Sovyetler Birliği, Batı Bloğu'nun kurduğu NATO karşısında 1955 yılında Moskova'da Varşova Paktı'nı kurarak dengeyi sağlamaya çalıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sovyetler Birliği Macaristan ve Çekoslovakya'yı Sovyet müttefik sistemi içinde tutmak için 1956'da Macar devrimi sırasında ve 1968'de Prag Baharı 'nda ülke halklarının demokratikleşme isteklerini bastırmak için birliklerini kullandığında konvansiyonel askerî gücün hâlâ etkili olduğu da ortaya çıkmıştı. Sovyetler Birliği ve Batı 1948-1949'da Berlin Ablukası ve 1962'de Küba Füze Krizi gibi sıcak savaşa ramak kalan anlaşmazlıklarla yüz yüze kalmıştır. Her iki tarafın şahinleri brinksmanship (zorlama) politikalarına uyarak rakiplerini savaşın eşiğine gelene kadar zorlamışlardır. Bu davranış biçimi nükleer anlaşmazlık korkuları ve daha ılımlılar arasındaki détente (yumuşama) arzuları nedeniyle yumuşatılmıştır.&lt;br /&gt;Kruşçev'in liderliğinde, 1956'da Cominform'un kaldırılmasıyla uzun zaman sonra Tito'nun Yugoslavya'sıyla Sovyetler'in ilişkisi düzelmişti[kaynak belirtilmeli]. Bu karar zaten Sovyetlerin komünizmin dünya çapındaki zaferini isteyen temel Marksist-Leninist mücadeleye sırtını döndüğünü hisseden komşu komünist devlet Çin Halk Cumhuriyeti ile Sovyetler Birliği'nin arasını daha da açtı[kaynak belirtilmeli]. Bu Çin-Sovyet görüş ayrılığı 1967'de Kızıl Muhafızlar'ın Pekin'deki Sovyet elçiliğini kuşatmasıyla patlak vermiştir. 1969'da da Çin - Sovyet sınırında anlaşmazlıklar yaşanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Moskova ve Pekin'in siyasî güçleri arasındaki gerginlik 1960'ların ve 1970'lerin Asya politikasını önemli ölçüde etkileyecek ve 1978'de Ho Chi Minh'in Sovyet destekli Vietnam'ı Pol Pot'un Çin yanlısı Kamboçya'sını işgal ettiğinde ortaya Çin - Sovyet muhalefetinin yaratmış olduğu yeni bir bloklaşma çıkacaktı. Sovyetler saldırgan bir siyasî, ekonomik ve askerî yardım kampanyasıyla Vietnam ve Laos'un sadakatini sağladı[kaynak belirtilmeli]. Aynı taktik Sovyetler tarafından Afrika ve Orta Doğu'da ortaya çıkan devletlerin yeni hâmisi olma yarışında ABD ile başa çıkabilmesine olanak vermiştir. Yaygın silah satışları, AK-47 ve T-55 tankını İsrail ile Arap komşuları arasındaki günümüz savaşlarının sembolü haline getirmiştir.&lt;br /&gt;1968'de deklare edilen ve Sovyetler Birliği'nin kapitalist güçler tarafından tehdit edilen sosyalizmi savunmak için diğer devletlerin içişlerine karışma hakkını resmi olarak bildiren Brejnev Doktrini de önemli bir gelişmedir. Bu doktrin, Afganistan'ın Sovyetler Birliği tarafından 1979'da işgal edilmesini haklı göstermek için kullanılmıştır. Sovyet kuvvetleri Afganistan'da CIA tarafından desteklenen müslüman mücahitler tarafından şiddetli direnişle karşı karşıya kaldılar. Gerilla taktiklerine dayanan ve asimetrik savaş ile mücadele veren bir düşman karşısında Sovyet savaş makinesinin yetersiz kaldığı ve sonuca götürücü zaferler kazanamadığı görüldü ve sonunda ABD'nin Vietnam Savaşı sırasında yaşadığı gibi içinden çıkılmaz bir duruma dönüştü. Yılda yaklaşık 20 milyar dolara (1986'da {{refGrauGress}) on yıl boyunca savaşıp 15.000 Sovyet kaybına yol açtıktan sonra Gorbaçov kamuoyuna başeğip 1989 başında Sovyet birliklerinin geri çekilmesini emretti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Soğuk Savaş ve nükleer silahlar&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SM6d7vxcaVI/AAAAAAAABqE/SI1OBXuwqq8/s1600-h/Joe_4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5246304265694898514" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SM6d7vxcaVI/AAAAAAAABqE/SI1OBXuwqq8/s400/Joe_4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sovyetler Birliği "İlk Şimşek" (First Lightning) kod adlı ilk atom bombasını Hiroşima ve Nagazaki'nin bombalanmasından yalnızca dört yıl sonra 29 Ağustos 1949'da denedi. Bu denemeler, nükleer alandaki ABD tekelinin daha uzun süreceğini düşünen birçok batılı yorumcuyu şaşırtmıştır[kaynak belirtilmeli]. Kısa sürede Sovyet atom bombası projesine casusluk kanalıyla savaş zamanı Manhattan Projesi'nden birçok bilgi kaçırıldığı ve ilk bombanın Amerikan "Fat Man" modelinin büyük boyu olduğu anlaşıldı.1940'ların sonlarından itibaren Sovyet silahlı kuvvetleri nükleer silahlar döneminde Soğuk Savaş'a uyum sağlayarak stratejik nükleer silahlar konusunda Amerika Birleşik Devletleri'yle dengede kalmak için uğraştılar.Amerika Birleşik Devletleri'nin II. Dünya Savaşı sırasında atom bombası üretmesinden sonra Sovyetler Birliği çeşitli nükleer silahsızlanma planları önermiş olsa da, Soğuk Savaş sırasında tüm gücüyle nükleer silahları geliştirdi ve konuşlandırdı. 1960'larda ABD ve SSCB Antarktika'da silah konuşlandırılmasını ve atmosferde, dış uzayda, sualtında nükleer silah denemesi yapılmasını birlikte yasakladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1960'ların sonunda bazı stratejik silah tiplerinde Sovyetler Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ile kabaca denk seviyeye gelmişti ve stratejik nükleer silah konuşlandırılmasının sınırlanması konusunu tartışmayı önerdi. Sovyetler Birliği ABD'nin anti-balistik füze sistemi geliştirmesini kısıtlamak ve MIRV araçlarını yerleştirme yeteneğini korumak istiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sovyet-Amerikan Stratejik Silahları Kısıtlama Görüşmeleri (SALT)Kasım 1969'da Helsinki'de başladı. Mayıs 1972'de imzalanan geçici anlaşma varolan kıtalararası balistik füzelerin konuşlandırılmasını donduruyor ve denizaltından atılan balistik füzelerin artışını da düzenliyordu. SALT sürecinin bir parçası olarak da ABM antlaşması imzalandı.&lt;br /&gt;SALT antlaşmalarına Batı'da genel olarak karşılıklı yok etme ya da caydırıcılık kavramlarının düzenlenmezi olarak bakılır. Her iki taraf da topyekûn imhaya karşı ortak zayıflıklarını tanımışlardır. Hangi devletin ilk füzeyi fırlattığının pek önemi yoktu. İkinci bir SALT antlaşması Haziran 1979'da Viyana'da imzalandı. Diğer maddelerin yanı sıra kıtalararası ve denizaltından atılan balistik füze rampalarına da bir tavan sayı belirlendi. İkinci SALT antlaşması, 1970'lerin sonunda ve 1980'lerin başında uluslararası gerginliğin tekrar artması nedeniyle ABD Senatosu tarafından hiçbir zaman onaylanmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar Sovyetler Birliği dünya üzerindeki en büyük nükleer silah gücüne sahipti. "Natural Resources Defense Council" tahminlerine göre 1986'da en yüksek değer olan 45.000 savaş başlığına ulaşıldı. Kabaca bunların 20.000'inin taktik nükleer silah olduğu sanılmaktadır ve Avrupa'da oluşacak olan bir savaşta bunların kullanılmasını öngören Kızıl Ordu doktrininin bir yansımasıdır. Geriye kalan 25.000 füze stratejik kıtalararası balistik füzedir. Bu silahlar hem saldırı hem de savunma amaçlı olarak değerlendirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Askerî - sanayi kompleks ve ekonomi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kruşçev ve Gorbaçov dışındaki tüm Sovyet liderleri 1920'lerden beri sivil ekonomi alanındaki yatırımlardan çok askerî üretime ağırlık verdiler[kaynak belirtilmeli]. Askerî üretime verilen bu büyük öncelik, askerî - sanayi tesislerinin sivil fabrikalardan daha iyi yönetici ekibine, iş gücüne ve hammaddeye sahip olmasına olanak verdi. Sonuç olarak Sovyetler Birliği dünyanın en gelişmiş bazı silahlarını üretti. 1980'lerin sonunda Gorbaçov önde gelen savunma sanayi yöneticilerini askerî sanayi ile aynı seviyeye gelebilmesi için sivil ekonomi sektörüne geçirdi.&lt;br /&gt;Sovyetler Birliği'nde parti, hükümet ve askeriyenin bütünleşmesi en çok savunma amaçlı sanayi üretiminde belirgin hale geliyordu. Gosplan (Devlet Planlama Komitesi), gerekli kaynakları askerî sanayiye yönlendirmede önemli rol oynuyordu. Savunma Konseyi ana silah sistemlerinin geliştirilmesi ve üretimi konusunda kararlar veriyordu. Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin Merkezî Politbürosu'nun Savunma Sanayi Bölümü, Savunma Konseyi'nin iradesini tüm askerî sanayiyi kontrol ederek uyguluyordu. Hükümet içinde ise Bakanlar Kurulu başkan yardımcısı Askerî Sanayi Komisyonu'nun başkanı olarak birçok askeî bakanlığın, devlet komitesinin, araştırma ve geliştirme örgütlerinin ve silah tasarlayan ve üreten fabrikaların aktivitelerini koordine ediyordu.&lt;br /&gt;1980'lerin sonunda Sovyetler Birliği'nin gayrisafi milli hasılasının %25'i savunma alanındaydı (o tarihte Batılı analizcilerin çoğu bunun %15 civarında olduğunu düşünüyordu.). Askerî - sanayi kompleksi Sovyetler Birliği'ndeki her beş yetişkinden birini istihdam ediyordu. Rusya'nın bazı bölgelerinde işgücünün yarısı savunma sanayi fabrikalarında çalışıyordu. (Karşılaştırıldığında bu değerler ABD'de gayrisafi milli hasılanın onaltıda biri ve işgücünün onaltıda biri idi.) 1989'da Sovyet nüfusunun dörtte biri ya orduda aktif olarak, ya askeri üretimde ya da sivillere askeri eğitimde yer alıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Sovyetler Birliği'nin çöküşü ve askeriye&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1980'lerin sonunda ve 1990'ların başındaki siyasî ve ekonomik kargaşa ortamı sonunda Varşova Paktı'nın dağılmasına ve Sovyetler Birliği'nin çökmesine yol açtı. Rusya'daki siyasi kaos ve ekonomideki hızlı liberalleşme askeriyenin gücü ve ekonomik desteği üzerinde oldukça olumsuz etki yaratmıştır. 1985'te 5,3 milyon askerden oluşan Sovyet Ordusu 1990'a gelindiğinde dört milyona düşmüştür. Sovyetler Birliği dağıldığında Rusya Federasyonu'na ait kuvvetler 2,7 milyon kadardı. Bu azalmanın hemen hemen tamamı 1989-1991 arasında gerçekleşmiştir.&lt;br /&gt;Bu azalmaya ilk katkı Gorbaçov tarafından Aralık 1988'de açıklanarak başlayan tek yanlı ve geniş çaplı indirimdi. Varşova Paktı'nın çöküşüyle ve CFE anlaşmalarına uygun olarak bu indirimler devam etti. Glasnost politikasının kamuoyuna Sovyet Ordusu içindeki gerçek koşulları ve silah altına alınan askerlerin suistimal edilmesini açıklaması üzerine geniş çaplı bir şekilde silah altına alınmaya karşı direnç oluşması da bu düşüşün bir başka sebebidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1991 yılında Sovyetler Birliği çözülmeye doğru giderken ölen Sovyet sistemini ayakta tutmak uğruna Sovyet askeriyesi kendi gücüyle orantısız ve etkisiz bir rol aldı, Kafkaslar ve Orta Asya'daki çatışmaları ve kargaşayı bastırmayı denedi ama ne barışı ne de düzeni sağlamakta pek başarılı olamadı. 9 Nisan 1989'da MVD birlikleriyle beraber ordu Gürcistan'ın Tiflis kentinde yaklaşık 190 göstericiyi katletti. Bir sonraki önemli kriz Azerbaycan'da patlak verdi. 19-20 Ocak 1990'da zorla Bakü'ye giren Sovyet Ordusu, isyancı Cumhuriyet hükümetini düşürdü ve yüzlerce sivili öldürdü. 13 Ocak 1991'de Sovyet kuvvetleri Litvanya'nın Vilnius kentinde muhalif grupların elinde bulunan Devlet Radyo ve Televizyon Binası ile televizyon veri gönderi kulesini basarak 14 kişiyi öldürdü ve yaklaşık 700 kişiyi yaraladı. Bu baskın genel olarak çok aşırı bulunarak eleştirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sovyet muhafazakârları tarafından devletin çökmesini engellemek için son çaba olan Ağustos Darbesi'nin en kritik anlarında bazı askerî birlikler Boris Yeltsin'e karşı hareket etmek için Moskova'ya girdiler, ancak Rus parlamento binasını saran kalabalık gösterici gruplarını bastırmayı reddettiler. Sovyet askerî liderleri, Gorbaçov ve Yeltsin ile aynı cepheye geçerek eski düzenin sonunu getirdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;31 Aralık 1991'de Sovyetler Birliği'nin resmî olarak dağılmasıyla birlikte Sovyet askeriyesi tamamen belirsizlik içinde bırakılmıştır. Bundan sonraki bir buçuk yıllık dönem içerisinde Sovyet ordusunun bütünlüğünü koruma ve Bağımsız Devletler Topluluğu'nun ordusu (BDT) haline dönüştürme çabaları sonuç vermemiştir. Düzenli şekilde Ukrayna ve diğer birlikten ayrılan cumhuriyetler içinde konuşlanmış birlikler yeni ulusal hükümetlerine bağlılıklarını bildirdiler; aynı zamanda yeni bağımsızlığını kazanan devletler arasındaki anlaşmalarla da askeriyenin malvarlığı pay edildi. 1992 mart ayı ortalarında Yeltsin kendisini Rusya'nın yeni savunma bakanı olarak atayarak askeriyeden artakalanlarla yeni Rus silahlı kuvvetlerini kurmak için önemli bir adım attı. Eski Sovyet komuta yapısının son kalıntıları da 1993 haziranında ortadan kaldırıldı.&lt;br /&gt;Sonraki yıllarda Rus kuvvetleri Orta ve Doğu Avrupa'dan ve hatta Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanan yeni cumhuriyetlerden çekildi. Çoğu yerde bu çekilme sorunsuz yaşanırken, Kırım'daki Sivastopol donanma üssü, Abhazya ve Transnistria gibi sorunlu bölgelerde Rus birlikleri yerlerini terketmediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1992 yılında Sovyet sonrası Rus silahlı kuvvetlerinin büyük bir düşüşe geçtiğini görmekteyiz. Buna, Rus ekonomisinin çökmesi, silah altına alınacak adayların olmaması ve birlikten ayrılan cumhuriyetlerdeki sanayinin kaybedilmesi neden olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nükleer silah stoklarının büyük çoğunluğu Rusya'da kalmıştır. Ayrıca Ukrayna, Belarusya ve Kazakistan da bazı silahlara sahip olmuşlardır. Nükleer silahların artması korkuları arasında, bütün bu silahların 1996'ya kadar Rusya'ya gönderildiği belgelendi. Bir zamanlar nükleer silahların konuşlandığı eski Sovyet Cumhuriyeti olan Özbekistan da dahil olmak üzere tüm bu ülkeler nükleer silahların sayılarının artırılmaması ile ilgili antlaşmayı imzalamışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Yabancı askerî yardım&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açık olarak katıldığı savaşların dışında Sovyetler Birliği Ordusu değişik ülkelerin iç olaylarında yer aldığı gibi başka ülkeler arasında geçen savaşlarda da nükleer güçler arasında doğrudan silahlı çarpışmaya girmeden stratejik kazancını artırmak amacıyla yer almıştır. Çoğu durumda bu, askerî danışmanlar ya da silah yardımı veya satışı olarak görülüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wikipedia&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-916223012644181737?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/916223012644181737/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=916223012644181737&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/916223012644181737?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/916223012644181737?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/1rQzhecDIBQ/sovyet-sosyalist-cumhuriyetler.html" title="Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin Askerî Tarihi" /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SM6d7L7kdaI/AAAAAAAABps/FZBX0lUYENI/s72-c/k%C4%B1z%C4%B1k.gif" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2008/09/sovyet-sosyalist-cumhuriyetler.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkAARHk7eSp7ImA9WxRSEk0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-732434341365467976</id><published>2008-07-14T02:47:00.000-07:00</published><updated>2008-09-12T01:39:05.701-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-09-12T01:39:05.701-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="SSCB" /><title>Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği</title><content type="html">&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245034083414807890" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMoataDBlVI/AAAAAAAABnc/6DiaW-VXhiw/s400/600px-Flag_of_the_Soviet_Union_svg.png" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler&lt;br /&gt;Birliği, (Rusça okunuşu - СССР) Sovyetler Birliği olarak da bilinir, Rus Çarlığı'nın 1917'deki Büyük Ekim Devrimi'yle yıkılmasından sonra aynı topraklar üzerinde kurulan ve 1991'e değin varlığını koruyan devlet.Avrupa'nın doğu kesimiyle, Asya'nın kuzey kesimi boyunca yayılan SSCB, son yıllarında 22.403.000 km²'lik yüzölçümüyle dünyanın en büyük ülkesiydi.Nüfus bakımından da 293.047.571 (Haziran 1991) kişiyle 3. sırada yer alıyordu.Aynı zamanda dünyanın başlıca siyasi ve askeri güçlerinden biri olan Sovyetler Birliği batısında Norveç, Finlandiya, Baltık Denizi, Polonya, Çekoslovakya, Macaristan ve Romanya, güneyinde Karadeniz, Türkiye, İran, Afganistan, Çin Halk Cumhuriyeti, Moğolistan ve Kuzey Kore yer alıyordu. Kuzey ve doğu sınırlarını ise Kuzey Buz Denizi ve Büyük Okyanus çiziyordu.Birliğin başkenti Moskova, para birimi Sovyet Rublesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1917 Ekim Devrimi, başka bir deyişle Bolşevik İhtilali ile kurulan SSCB. Soğuk savaş sürecinde Amerika'nın karşısındaki güç konumunda idi. 1985 yılında Gorbaçov iktidarından sonra başlayan Glasnost ve Perestroyka ile başlayıp 6 yıl süren reformların ardından 1991 yılının sonunda Sovyetler Birliği resmen dağıldı ve tüm ülkeler bağımsızlıklarını ilan ettiler. Birliği oluşturan 15 devletten 12'si bir araya gelerek Bağımsız Devletler Topluluğu'nu oluşturdular.,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245034628142618258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMobNHUQVpI/AAAAAAAABns/IaIqPn0cxJ4/s400/y.png" border="0" /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Tarihçe&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMojUWUvKOI/AAAAAAAABoU/FpqFlvmCQWo/s1600-h/Evstafiev-Soviet-soldier-Afghanistan.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245043548523276514" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMojUWUvKOI/AAAAAAAABoU/FpqFlvmCQWo/s400/Evstafiev-Soviet-soldier-Afghanistan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;1917’den 1991’e kadar SSCB çeşitli dönemlerden geçmiştir:-Devrimin hemen ardından Savaş Komünizmi olark adlandırılan dönem(1917-1921). Sovyetler’in düşmanı olan devletlerin rejimi yıkmak için kışkırtığı iç güçler ve onun yarattığı cephe gereksinimleri, yalnız büyük sanayinin değil, orta ve küçük sanayide ulusallaştırılır.-Bunu, Yeni İktisat Siyaseti(NEP) dönemi izler(1922-1928). İçte ve dışta ortaya çıkan güçlüklere karşın , sosyalist kesim yararına işleyen bir karama ekonomi dönemidir bu.-Nazi Almanyasının yenilgisiyle sonuçlanan savaşı ise, Sovyetler Birliği ile Batılı bağlaşıkları arasındaki temel aantlaşmazlıkların somut sorunlar halinde ortaya çıkması ve bunun sonucu olarak beliren Soğuk Savaş dönemi izler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245034634414540610" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMobNermR0I/AAAAAAAABn0/VhWVhLSuvOs/s400/800px-USSR_Ethnic_Groups_1974.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;-Stalin’in 1953’de ölümü, 1956’da toplanan 20. Kongre ile yeni bir dönem başlar.-Kruşçef’in iş başından uzaklaştırıldığı 1964’ten 1983’e kadar uzanan ve Kosigin-Brejnev ortak yönetiminin, onları sonra Andropov ve Çernenko dönemleri izler.-Son dönem, Gorbaçov’un reformlarıyla Sovyetler’in çöküşüne zemin hazırlayan dönem olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMojUlLRw2I/AAAAAAAABok/KbmX9b14vJU/s1600-h/vladimir-iljic-lenin-5.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245043552510133090" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMojUlLRw2I/AAAAAAAABok/KbmX9b14vJU/s400/vladimir-iljic-lenin-5.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;1917’den 1991’e kadar SSCB çeşitli dönemlerden geçmiştir:-Devrimin hemen ardından Savaş Komünizmi olark adlandırılan dönem(1917-1921). Sovyetler’in düşmanı olan devletlerin rejimi yıkmak için kışkırtığı iç güçler ve onun yarattığı cephe gereksinimleri, yalnız büyük sanayinin değil, orta ve küçük sanayide ulusallaştırılır.-Bunu, Yeni İktisat Siyaseti(NEP) dönemi izler(1922-1928). İçte ve dışta ortaya çıkan güçlüklere karşın , sosyalist kesim yararına işleyen bir karama ekonomi dönemidir bu.-Nazi Almanyasının yenilgisiyle sonuçlanan savaşı ise, Sovyetler Birliği ile Batılı bağlaşıkları arasındaki temel aantlaşmazlıkların somut sorunlar halinde ortaya çıkması ve bunun sonucu olarak beliren Soğuk Savaş dönemi izler.-Stalin’in 1953’de ölümü, 1956’da toplanan 20. Kongre ile yeni bir dönem başlar.-Kruşçef’in iş başından uzaklaştırıldığı 1964’ten 1983’e kadar uzanan ve Kosigin-Brejnev ortak yönetiminin, onları sonra Andropov ve Çernenko dönemleri izler.-Son dönem, Gorbaçov’un reformlarıyla Sovyetler’in çöküşüne zemin hazırlayan dönem olur.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Siyasal Sistem&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sovyetler Birliği’ndeki iki temel unsuru vardı :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sovyetler Birliği çok uluslu federal bir devlettir.&lt;br /&gt;-Sovyetler Birliği, bir sosyalist demokrasi’dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çok Uluslu Devlet&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMomZ_3v8KI/AAAAAAAABpE/8e6WDy0D2so/s1600-h/city+life.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245046944110211234" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMomZ_3v8KI/AAAAAAAABpE/8e6WDy0D2so/s400/city+life.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Rus Çarlığı, sınırları içerisinde birbirinden ırk, dil, din bakımından farklı toplulukları barındırırdı. Bunların arasında Ruslar diğerlerini yönetir konumdaydı. Büttün bu halkları merkezi otoriteye bağlı kılabilmrk için ruslaştırma politikası izlenirdi. Dverimden sonra diğer uluslar Ruslarla eşit konuma geldi. Bağımsızlıkları kabul edilen uluslar federalizm ilkeleri içinde biraraya getrildi. Sovyetler Birliği, 15 birlik cumhuriyetin meydan gelmekteydi. Ayrıca bunların içinde özerk cumhuriyet, eyalet ve bölgeler vardı. Cumhuriyetlerden her biri, federal devletin yetkisne girmeyen konularda bağımsızdı. Feberal devletin yetkileri arasında: -Sovyetler Birliği’nin uluslarası ilişkileri ile savunulması; -Sovyetler Birliği’nin iç örgütlenişi; -Ekonominin genel yönetimi; -Hukuksal örgütlenme ile kültürel örgütlenmenin genel yönetimi;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sosyalist Demokrasi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMojUGCMjTI/AAAAAAAABoM/30SmZOUQOh4/s1600-h/ekim3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245043544150543666" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMojUGCMjTI/AAAAAAAABoM/30SmZOUQOh4/s400/ekim3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Devlet iktidarının temel kurumu, iki meclisli Yüce Sovyet’ti. Bu meclislerden biri (Birlik Sovyeti)Sovyetler Birliği’ndeki halkların bütünü temsil eder, ötekisi (Ulusal Topluluklar Sovyeti) ise federe cumhuriyetleri ve özerk bölgeleri. Yüce Sovyet bir yasama organıdır. Yürütme organını oluşturan Bakanlar Kurulu’nu seçen de bu Yüce Sovyettir. Sovyetler Birliği’nde, Batı demokrasilerinde çeşitli biçimlerde uygulanan güçler ayrılığı ya da görev bölünmlerine benzeyen bir durum yoktu. Güçler birliği ve dikey bir yetki paylaşımı vardı. Bütün yetki Yüce Sovyet’in elindeydi. Prezidyum, ondan aldığı yetkileri onun adına kullanıyordu. Bakanlar Kurulu da alına kararları uyguluyordu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tek Parti Anlayışı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı demokrasilerinden farklı olarak, sovyet demokrasisi tek partiliydi. Bu parti, Sovyetler Birliği Komünist Partisi adını taşırdı. Komünist Parti’nin kendi kongrelerindeki kararları, Sovyetler Birliği’nin siyasal yaşamında bir aşama niteliği taşırdı. Devlet mekanizmasının gerçek dinamosu bu partiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Özgürlüklerin Anlamı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sovyetlerde özgürlüklerin anlamı Batı’dakinden farklıydı. Marksist anlayışa uygun olarak, özgürlükler, soyut ve mutlak veriler olarak değil, toplum yapısında belli bir sürece göre yapılcak değişikliklerle gerçekleşcek şeyler olarak kabul edilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Sovyet Yönetimi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sovyet Cumhuriyetleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMojUFfF53I/AAAAAAAABoE/wuwjiuz_kL0/s1600-h/ekim.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245043544003307378" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMojUFfF53I/AAAAAAAABoE/wuwjiuz_kL0/s400/ekim.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;1977 Anayasasına göre SSCB, ulusların kendi yazgılarını özgürce belirlemeleri ve hak eşitliğine sahip Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri’nin özgürce birleşmesine dayalı sosyalist federalizm ilkesi temeli üzerinde kurulmuş ve onbeş egemen feder cumhuriyet kapsayan birleşik federal çokuluslu bir devletti. Federe cumhuriyetlerden herbirinin, Birlik Anayasası temeline dayalı ve ulusal özelliklerine göre düzenlenen kendi anayasası ve yüksek devlet erki organları vardır: Yüksek Sovyet. Yüksek Sovyet Predizyumu, Bakanlar Konseyi, Yüksek Mahkeme, Emekçi Temsilcileri sovyetlerive onların yürütme komiteleri. Her&lt;br /&gt;Cumhuriyet’in Yurttaş ve Ceza Yasası, İş Yasası vb de içlerinde yasaları, ulusal marşı, bayrağı ve başkenti vardır. Her cumhuriyet yapancı bir devletle doğrudan ilişkiye geçme, antlaşma imzalama, dimlomatik temsilci değiş-tokuşunda bulunma ve SSCB’den ayrılma hakkına sahiptir. Kimi birlik cumhuriyetlerinin içinde özerk cumhuriyetler yeralır. 20 Özerk Cumhuriyet’ten 16’sı RSFSC’de, 2’si Gürcistan’da, 1’i Özbekistan’da, 1’i de Azerbaycan’dadır. Özerk cumhuriyetler, federe cumhuriyetin bütünleyici parçası olan bir siyasal oluşumdur; herbirinin kendi anayasası ve yüksek erk organları vardır ve toprakları Özerk Cumhuriyet’in kendi onayı olmaksızın değişikliğe uğratılamaz. Toplamı 8 tane olan özerk bölge bölgelerden 5 RSFSC’de, 1’i Gürcistan’da, 1’i Azerbaycan’da, 1’i de Tacikistan’dadır. Bunlar, yönetsel özerklikten yararlanan ulusal ve mekansal oluşumlardır. 10’u RSFSC’de 1’i Gürcistan’da, 1’i Azerbaycan’da, 1’de Tacikistan’da yeralan özerk topraklar ise, ulusal azınlıklara ayrılmıştır. 1977 Anayasası’na göre SSCB tüm halkın sosyalist devletidir. Tüm erk halka aittir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245039034635579970" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMofNmyC8kI/AAAAAAAABn8/pSu-T0pGGCM/s400/gover.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Halk temsilcileri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk devlet erkini, SSCB’nin siyasal temelini oluşturan Halk Temsilcileri Sovyetleri aracılığıyla yürütür. Devletin diğer organlarının tümü, Sovyetler’in denetimine tabidirve onlara karşı sorumludur. Devletin örgütlenmesi ve etkinliği, demokratik merkeziyetçilik ilkesine uygun olarak gerçekleşir. Bir başka deyişle, devlet erki organlarının tümü seçimle gelir ve etkinlikleri konusunda halka hesap vermek zorundadırlar; üst organların kararlarını alt organlar uygulamak durumundaır. Devlet yaşamındaki en önemli sorunlar halkın tartışmasına açılır ve bu konularda halk oylamasına gidilir. Anayasa’ya göre siyasal sistemin gelişmesindeki ana yönelim, sosyalist demokrasinin sürekli derinleştirilmesidir. SSCB’nin siyasal temelini oluşturan Halk Temsilcileri Sovyetleri, hem yasama, hem de yürütme erkine sahiptir. Etkinlik gösterdiği bölgede Sovyetler yalnızca yasa çıkarmakla ve karar almakla kalamaz, aynı zamanda siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel gelimeye ilişkin her sorun konusundaki kararları yürütürler. Her halk temsilcinin, Sovyet’im etki alanındaki devlet kurumlarının tümünü, işletmeleri, devlet çiftliklerini ve kolhozları denetleme yetkisi vardır; Sovyet içinde yürüttüğü çalışmalar konsunda da, seçmenlerine rapor vermek durumundadır. Çalışmaları konsunda seçmenlerin çoğunuşu kendisini yetersiz görürlerse, diledikleri zaman onu görevdenalır bir başkasını seçebilirler. Her Sovyet kendi etkinli alanında en yüksek otoriteye sahiptir ve Sovyetler’in tümü tek bir devlet otoritesi sitemi oluşturur. Bu sistem, SSCB Yüksek Sovyetini, 15 Birlik Cumhuriyei’nin yüksek sovyetlerini, 20 Özerk Cumhuriyeini ve 59.991 yerel Sovyeti kapsar. Her Sovyette devlet yönetim organları olark hem Bakanlar Konseyleri, hem de Yürütme Komitelri vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Merkezi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SSCB Yüksek Sovyeti iki meclisten oluşur: Birlik Sovyeti ve Milliyetler Sovyeti. Her iki mecliste de 750 üye vardır ve her iki meclisin de yasa önerme gücü eşittir. Bir yasa her iki Mecliste çoğunlukla kabul edildiğinde yürürlüğe girer. Birlik Sovyeti’ne tüm halkın nüfusunun eşit biçimde temsilci seçtiği bir organken (300.000 kişiye bir temsilci); Milliyetler Sovyeti’ne seçilecek üye sayısı, Birlik Cumhuriyetleri için 32, Özerk Cumhuriyetler için 11, Özerk Bölgeler için 5, Özerk Topraklar için 1 olarak önceden saptanmıştır. SSCB Yüksek Sovyeti, genellikle yılda iki kez ve iki-üç gün süreyle toplanır. Ne ki her toplantıdan önce ve sonra milletvekili komisyonlarının ve sürekli organ olan Yüksek Sovyet Prezidyumu’nun çalışmaları nedeniyle yoğun bir yasama etkinliği gösterirdi. Yüksek Sovyet toplantıları arasındaki dönemde Prezidyum, komisyon çalışmalarını eşgüdümlü kılar, milletvekillerinin etkinliklerine yardımcı olur ve devlet başkanlığı işlevlerini yerine getirir. 39 üyeli Prezidyum her iki meclisin ortak toplantısında seçilir. Her meclis, yönetim dallarına ve etkinlik alanına göre uzmanlaşmış 16’şar milletvekili komisyonu oluşturur. Bu 32 komisyonda yaklaşık 1.000 milletvekili görev alır. Birlik Cumhuriyetleri’nin ve Özerk Cumhuriyetlerin Yüksek Sovyetleri, her cumhuriyetin en yüksek devlet organlarıdır. Tek meclisten oluşurlar ve seçimleri 5 yılda bir yapılır. Milletvekili sayısı cumhuriyetin nüfusna bağlıdır. Örneğin; RSFSC Yüksek Sovyet’inde 975, Türkmensitan Yüksek Sovyeti’nde 330 üye vardır. Yerel sovyetler, belli bir yönetsel birimde devlet otoritesini uygylaralar. İkibuçuk yılda bir seçim yapılır ve yaklaşık 2.300.00 temsilci belirlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Sosyal Tablo&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyalist ilkelere dayanan üretim biçimi ve ilişkileririnden dolayı Sovyetler Birliği'nde toplum, bütün kurumlarıyla Batı'dakinden farklı bir toplum yapısı olarak ortaya çıkmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sınıfsız Toplum&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMomaGJOYhI/AAAAAAAABpc/tHI0cJpmWXE/s1600-h/lunch2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245046945794122258" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMomaGJOYhI/AAAAAAAABpc/tHI0cJpmWXE/s400/lunch2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sovyetler Birliği'nde, devrimden önceki eski sınıf ve zümreler kalmamıştı; "Soylular" sınıfı bütünüyle ortadan kalkmıştı; "Ruhban" ise, sosyal planda sadece bir meslekti; "Burzuvazi" bütün biçimleriyle tasviye edilmişti. Sovyetler Birliği'nde bir işçinin, bir mühendisin, bir opera sanatçısının topluma verdiklerinin birbirinden farklı şeyler olduğu kabul edilir ve buna göre emekleri karşılanırdı. Bu farklılıklar bir takım sınırlamalara bağlıydı:* Spekülasyon yoluyla kazanç elde etmek olası değildi. Çünkü, Sovyetler Birliği'nde borsa veya tahvil piyasası yoktu.* Zorunlu gereksinim maddelerinin fiyatları düşük, onun dışında kalanların fiyatları ise yüksek tutulmuştu. Böylece herkes, kısa dönemde zorunlu gereksinimleri karşılandığına ve onun dışında kalanların satın alınması da büyük tasarrufları gerektirdiğine göre, para biriktirmek büyük bir önem taşımamaktaydı.* Bireyin sosyal planda yükselme olanakları -hekese açık eğitim örgütü ile- geniş ölçülere vardırılmıştı. Bir işçi ya da köylü çocuğu kapitalist ülkedekilerden daha kolaylıkla istediği mesleğe sahip olabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Aile, Kadın ve Çocuk &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMomaDPBD3I/AAAAAAAABpU/d3ueby6iUNE/s1600-h/dancing.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245046945013108594" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMomaDPBD3I/AAAAAAAABpU/d3ueby6iUNE/s400/dancing.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;1917 Ekim Devrimi’nden hemen sonra, aile kurumu parçalanır duruma geldi: Bir yandan, bütün baskınların ortdan kaldırılması ve özgür aşkı savunan bazı anarşistler, öte yandan toplumun içinde bulunduğu iktisadi ve sosyal koşullar, aileyi bir süre sarstı ve hıpladı. Evlenme ve boşanma işleri yalınlaştırıldı. Çocuk aldırmak srbeste bırakıldı. Zamanla, koşullar iyileştikçe, ailenin güçlendirilmesine önem verildi: 1936’da çocuk düşürmek yasaklandı ve aynı zamanda gebe kadınlara devletin ilgisi ve yardımı artmaya başladı. 1944 yılında aile ile ilgili olarak çıkarılan bir kanunla, evlenme kurumuna verilen değer arttı. Bunun dışında evlilik dışı olan çocuk ve anası maddi ve manevi olarak korundu ve yardım gördü. Kadın, bütün üretim faaliyetlerine katılmaktadır: Kdınlar, kolhozlarda, tarımsal yaşamda çok etkin rol oynarlardı, maden ve sanayide çalışanların %30’da kadındı. Sovyetler Birliği’nde yüksek bir nüfus artışı vardı. Başta, bu doğumların fazla olmsından ileri geliyordu. Çocuk, devletin ücretsiz doğumevlerinde doğardı. Çocuğun bakımına, çok sayıda kreş ve çocuk bahçesiyle devlet destek olurdu. Kreş ve çocuk bahçeleri kentlerden köylere ve kolhozlara kadar yayılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Eğitim ve Bilimsel Araştırma&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMomZ8xy8gI/AAAAAAAABpM/X-vguij7Kn0/s1600-h/couple.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245046943279936002" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMomZ8xy8gI/AAAAAAAABpM/X-vguij7Kn0/s400/couple.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Çarlık Rusyasında çocukların ve yetişkinlerin hemen hemen beşte dördü okuma olanaklarından yoksundu. Rusya’da yapılan 1897 genel nüfus sayımına göre, dokuz yaşında ve daha yukarı yaşta olup okuma yazması olmayanların oranı, nüfusun %76’sını buluyordu. Kadınlarda %88’e yükseliyordu bu oran Ekim Devrimi’nden sonra, eğitim sorununa, rejimin gelişmesi ve sağlamlaşmasında doğrudan katkısı olan bir sorun olarak bakıldı. Sovyetler Birliği’nin son dönemlerinde okuma yazma bilen insan sayısı %100 yaklaşmıştı. Eğitim tamamıyla lailti. Okullarda dinsel eğitim yasaklanmıştı. 14 yaşına dek kişinin bütün eğitim masraflarını devlet karşılardı. Yüksek öğretimde, geniş bir burs sistemi uygulanırdı. Üniversite ögrencilerinin dörtte üçü civarı devletten burs alırdı. Üniversite öğrencilerinin yarıya işçi ve köylü çocuklarıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Din&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1919 Ocağında, Sovyet rejimi devletle kiliseyi birbirinden ayırdı. Ne var ki, uygulamada, Çarlık rejimini tutan bir kısım ruhban, sert yaptırımlarla karşılaşırken. Militan Tanrıtanımazlar Derneği’nin öncülüğünde yoğun bir din aleyhtarı propaganda yürüttü. Olaylar, 1924’da yatıştı, 1929 yılında, bir dine inananların taplantı ve dernek kurmaları kabul edildi. 1943’da Ortdoks Kilisesinin kendisine patrik seşmesi ve ruhani mecli kurmasına müsaade edildi. Sovyetler Birliği’nde, kilise ve devlet arasındaki ilişkiler özel bir kurum tarafından düzenlenirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ekonomi &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merkezi sosyalist plana dayalı bir ekonomiye sahip olan SSCB'nin ekononik temelini üretim araçlarının sosyalist mülkiyeti oluşturur. Dünyanın ABD'den sonra ikinci büyük ekonomik gücüne sahip SSCB'de işsizlik ve enflasyon yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Tarım ve Hayvancılık&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SSCB'DE tarım önemli etkinlik alanlarından birini oluşturur. Etkin nüfusun %15'lik bir bölümünün çalıştığı tarımda, ana işletme biçimleri, kolhozlar ve savhozlardır. 1981'de 1/3,3 milyon hektar toprağı işleyen 25.900 kolhoz ve 327,5 milyon hektar toprağı işleyen 21.600 savhoz vardır. Tarım yapılan toprakların %60'ının riskli topraklarda yer alması, tarım üretiminde öngörülen hedeflere ulaşılamamasına yol açmaktadır. Tarım alanlarının önemli bir bölümü buğday ekimine ayrılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hayvancılık&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarımsal etkinlik içinde önemli bir yertutan hayvancılık alanında kolhoz ve sovhozların yanısıra buralarda çalışanların sahip oldukları bireysel topraklarda yapılan üretim de önem taşır. Nitekim sığır üretiminin%43,2’si kolhozlarda, %35,8’’i sovhozlarda, %21’i özel bahçelerde; domuz üretiminin %43’2’si kolhozlarda, %34,5 sovhozlarda , %22,3’ü özel bahçelerde; koyun üretiminin %36’sı kolhozlarda, %46’sı sovhozlarda, %17,5’u özel bahçelerde gerçekleştirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Balıkçılık &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balıkçılıkta dünyada 2. sırada yeralan SSCB’de bu alnada 400’ü aşkın kolhoz etkinlik göstermektedir. Dünyadaki balıkçılık teknlerinin %22’sine ship olan SSCB’de 600 balık işleme tesisi olan gemi ve balık taşıma gemisi vardır. 260’a yakın bilimsel raştırma gemisi bu alanda etkinlik göstermektedir. Tutulan balık miktarı 1981’de 9,412 milyon ton dolayındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ormancılık &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülke yüzölçümünün %40’a yakın bölümünü kaplayan ormanlar da, 1984’de 280 milyon m3lük üretimde dünya kereste üretiminde SSCB’nin birinci sırada yeralmasını sağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Madencilik ve Sanayi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Madencilik &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMolfnrNyrI/AAAAAAAABos/Iv56pSuJOCQ/s1600-h/factory.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245045941182778034" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMolfnrNyrI/AAAAAAAABos/Iv56pSuJOCQ/s400/factory.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;SSCB dünyanın en zengin yeraltı kaynaklarına sahip ve en büyük maden üreticisi ülkesiydi. Taşkömürü, turba, petrol, doğalgaz, demir cevheri, çinko, nikel ve boksit rezervleri bakımından dünyada birinci ya da ilk birkaç ülke arasında yeralır. En büyük petrol yatakları Volga ile Ural arasında, Kafkasya’da(Bakü, Groznyj) Batı Kazakistan’da (Emba) ve Sahlin adasında yeralır. Doğalgaz yatakları ise, Kuzey Kafkasya’da (Stavropol), Ukrayna’da (Şebelinsk), Özbekistan’da (Gazli) ve Volga bölgesinde yoğunlaşır. En önemli taş kömürü havzaları Donbas, Kuzbas, Kansk-Açinsk, Karaganga, İrkutsk, Peçora ve Güney Yakutistan’dır. Demir cevheri yatakları, Kursk bölgesinde, Krivoy-Rog havzası’nda, Urallar’da, Kazakistan’da ve Sibirya’da yoğunlaşır. Manganez Cevheri yatakları, Gürcistan’da (Çiatursk) ve Ukrayna’da (N ikopolsk); Güney Urallar’da ve Batı Kazakistan’da; titan, Urallar, Ukrayna ve Sibirya’da; bakır, Kazakistan’da, Urallar’da ve Transbaykal’da; kurşun ve çinko, Kazakistan’da; nikel, Kola Yarımadası’nda, Sibirya’da Norilsk bölgesinde ve Urallar’da; Kobalt Tuva’da; Kalay, Transbaykal’da ve Uzakdoğu’da bulunur; elmas, Yakutistan’da çıkartılır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Sanayi&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMolf26WPPI/AAAAAAAABo0/uSG9nYRaZAY/s1600-h/fac"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245045945272777970" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMolf26WPPI/AAAAAAAABo0/uSG9nYRaZAY/s400/fac" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ağır sanayi temeline dayalı Sovyet sanayisi, ülke çapında yer altı kaynaklarına bağlı olarak gelişti. Bellibaşlı metalürji tesisleri, Donbas-Kriyov-Rog, Ural-Kuzbas, Ural Karaganda kombinalarıdır. Moskova, Leningrad ve Kriyov-Rog’da demiryolu malzemesi, otomobil, tekstil makinaları ve silah fabrikaları; Volga Vadisi’nde(Gorki, Kazan, Saratov ve Volgograd) otomobil, traktör, tarım makinaları işletmeleri; Urallar’da (Nijni-Tagil, Sverdlovsk, Çelihabinsk) silah, otomobil, işmakinları fabrikaları; Türksitan’da(taşkent) tarım makinlarıişletmeleri; Sibirya’da (Novosibirsk, İrkutsk, Kuzbas) işmakinaları, tarım ve &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMomfEs3dmI/AAAAAAAABpk/VkqwdsQ9GMk/s1600-h/swiming-complex.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245047031306090082" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMomfEs3dmI/AAAAAAAABpk/VkqwdsQ9GMk/s400/swiming-complex.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;demiryolu araçları fabrikaları metakürjiye bağlı imalat sanayisini oluşturur. Makina yapımında ABD’den sonra 2. sırada yeralan SSCB, 1975’de 232.000 dolayında takım tezgahı üretmekteydi. 1982’de üretilen türbinlerin toplam gücü 17.300.000 kw’dı. ABD’den sonra dünya üretiminde kimya sanayisi alanında 2. sırada yeralan SSCB, bu dalda birçok ürün bakımında en önde bulunmaktadır. Hafif sanayi çerçevesinde 1984’de 11,8 milyar m2 tekstil ürünü, 1982’de 730 milyon çift ayakkab, 1984’de 118.000 biçerdöver, 1,2 milyon motosiklet, 5,5 milyon bisiklet ve motorlu bisiklet 4,4 milyon fotoğraf makinası, 70 milyon saat, 9,4 milyon radyo ve pikap, 9 milyon TV, 4,5 milyon çamaşır makinası, 5,7 milyon buzdolabı üretildi. Son yıllatında SSCB petrol, dökme demir, yapay gübre, çimento, traktör, biçer-döver, dizel ve elektrikli lokomotif, yünlü kumaş ve deri ayakkabı üretiminde dünyada birinci sıradaydı. Son yıllarında dünya sanayi üretiminin %20’si SSCB’de üretilmekteydi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Felsefe&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMomZ81xvoI/AAAAAAAABo8/Yd2U9WYE440/s1600-h/book-browsing.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5245046943296634498" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMomZ81xvoI/AAAAAAAABo8/Yd2U9WYE440/s400/book-browsing.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Sovyetler Birliği’nde felsefi araştırmalar resmi olarak Marksist düşünce odaklıydı, bu kuramsal olarak nihai felsefi doğru ve nesnellik temeliydi. 1920’ler ve 1930’lar boyunca, Rus düşüncesinin diğer eğilimleri baskılandı (pek çok filozof göç etti, başkaları sürüldü). Stalin 1931’de diyalektik materyalizm’i Marksizm Leninizm ile özdeşleştiren bir karar çıkartarak, bütün komünist devletlerde ve Comintern aracılığıyla çoğu Komünist partide geçerli olacak resmi felsefe haline getirdi. . Bolşevik yönetimin başlangıcından itibaren Sovyet felsefesinin resmi amacı (her derste yer alması zorunlu bir öğretim konusuydu), Komünist düşüncelerin kuramsal olarak anlatılmasıydı. Bununla birlikte, 1917 Ekim Devrimi nden sonra, hem felsefi hem siyasi mücadeleler damgasını vurmuş ve artık eskisi gibi dogmatik olunmayıp daha ilerici ve olumlu konular tartışılır hale getirmiştir. Evald Vasilevich Ilyenkov 1960’ların önde gelen filozoflarından biriydi, Leninist Diyalektik ve Positivizmin Metafizikliği (Leninist Dialectics &amp;amp; Metaphysics of Positivism) (1979) kitabında, 1920’lerin “mekanikçiler ile “diyalektikçiler” tartışmasını yeniden açtı. 1960’lar ve 1970’lerde analitik felsefe (analytical philosophy) ve mantık deneyciliği (logical empiricism) dahil Batı felsefeleri Sovyet düşüncesi üzerinde iz bırakmaya başladılar. Keza bu durum da SSCB'nin Stalin sonrası yönetiminde komünist idealini ne derece yeteneksiz kullandığının ve emperyalist ülkelerinin felsefelerine gittikçe kayan bir ivme kazandığının göstergesidir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Wikipedia (Karma)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-732434341365467976?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/732434341365467976/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=732434341365467976&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/732434341365467976?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/732434341365467976?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/Y9gtWqy3mWQ/youtube.html" title="Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği" /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_j4URz60BBac/SMoataDBlVI/AAAAAAAABnc/6DiaW-VXhiw/s72-c/600px-Flag_of_the_Soviet_Union_svg.png" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2008/07/youtube.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0EMQ3o5cCp7ImA9WxdXGE8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-4538961955438926573</id><published>2008-06-30T03:10:00.000-07:00</published><updated>2008-06-30T03:28:02.428-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-06-30T03:28:02.428-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="spor tarihi" /><title>Voleybolun Tarihçesi</title><content type="html">&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_j4URz60BBac/SGizq1lkCeI/AAAAAAAABlk/efobwkIlQNk/s1600-h/adsÄ±z.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5217617716829227490" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_j4URz60BBac/SGizq1lkCeI/AAAAAAAABlk/efobwkIlQNk/s400/ads%C4%B1z.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Voleybol'un atası diyebileceğimiz "Mintonette" adlı oyun ilk olarak 1885 yılında, Amerika Birleşik Devletleri'nde oynandı. Massachusetts'in Holyoke kentinde, okulu yeni bitirmiş genç bir beden eğitimi öğretmeni, William G. Morgan, YMCA'de işadamlarına beden eğitimi yaptırmakla görevlendirilmişti. YMCA, "Young Men's Christian Association" ın kısaltılmışı. Türkcesi : Genç Erkekler Hıristiyan Birliği. Amacı toplumsal çalışmalarla Hıristiyanlığı yaymak olan bu kuruluş, o yıllarda bütün dünyaya kol sarmış bulunan çok geniş bir misyoner derneğiydi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Willam G. Morgan bu derneğin Holyoke kentindeki şubesinde işadamlarına önceleri kuru kuruya beden eğitimi yaptırırken, bir süre sonra, çalışmaları sıkıcılıktan kurtarmak, sağlık için katlanılan bir eziyet durumundan uzaklaştırmak gerektiğini gördü. Eğlendirici, oyun niteliği olan bir çalışma yolu aramaya başladı Eğlence Voleybol1891'de gene bir YMCA öğretmeninin, James Naismith'in bulduğu basketbol oyunundan yararlanabilirdi, ama bu oyun koşuya dayanan, çarpışmalara yol açan, gençlere yönelik bir oyundu, yaşlılara göre değildi. Tenis vardı, ama ona da, raket, çevresi telli düzgün bir alan gibi, her zaman, her yerde bulunmayan şeyler gerekliydi. Üstelik de, tenisi iki, en çok dört kişi oynuyordu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_j4URz60BBac/SGiz1u9_fNI/AAAAAAAABl0/oBBaEanFjWM/s1600-h/dbece8119fe15757a4d95731af8740f4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5217617904031202514" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_j4URz60BBac/SGiz1u9_fNI/AAAAAAAABl0/oBBaEanFjWM/s400/dbece8119fe15757a4d95731af8740f4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;William G. Morgan daha çok sayıda insanı, daha kısa bir sürede, topluca, fazla yorucu olmayan bir hareketliliğe sokmak istiyordu. Yeni bir oyun düşündü. Tenis ağını yükseltip yerden 1.80-1.90 metreye gerdi. uzun boylu bir insanın başı hizasında. Basket topunun iç lastiğini çıkarıp top olarak kullandı. (O zamanki basket toplarının dışı deri olur, içlerine lastik kese sokulup şişirilirdi.) Filenin iki yanına geçen iş adamları bu lastiği kendi alanlarında yere düşürmemeye, filenin öbür yanına atmaya çabalıyor, parmakları, avuçları, yumrukları, kollarıyla istedikleri gibi vuruyorlardı. İç lastiğin hafif geldiği görülünce, basket topu denendi, ama o da hem çok büyük, hem de ağırdı. Bunun üzerine bir firmaya özel bir top yaptırıldı. Gene dışı deri, içi lastik keseli, daha küçük, daha hafif bir top. (Ölçüleri bakımından günümüzdeki voleybol toplarına çok yakın bir topdu bu.) İşadamları filenin iki yanından güle oynaya bu topu öbür yana atmaya, kendi alanlarında yere düşürmemek için sağa sola koşuşmaya giriştiler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ne oyun alanı sınırlıydı ne de oyuncu sayısı. gelenler ikiye ayrılıyor, oyun alanını istedikleri gibi belirliyo, başlıyorlardı oynamaya. William G. Morgan amacına ulaşmış, çarpışması, itişmesi olmayan, tehlikesi az, çok temiz, yoruculuğu ise, oyuncu sayısını azaltıp çoğaltarak, oyun alanını küçültüp büyüterek istendiği gibi ayarlanabilen, son derece eğlenceli bir oyun bulmuştu. Kısa sürede Mintonette'e merak salanların arasında bir doktor (Dr Frank Wood), bir de itfaiye şefi (John Lynch) vardı. bu iki Mintonette'çi, William G. Morgan'la birlikte, oyuna kurallar koymaya başladılar. Ertesi yıl, 1896'da, Springfield koleji'nde düzenlenen bir YMCA beden eğitimi öğretmenleri toplantısında, Mintonette'den söz açılınca, oyunu tanıtmak amacıyla bir gösteri maçı yapılması önerildi. William G. Morgan hemen gidip Holyoke'dan beşer kişilik iki takım getirerek delegeler önünde oynamalarını sağladı, o güne kadar konan kuralları açıkladı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Takımlardan birinin kaptanı Belediye başkanı J.J. Curran, öbürünün kaptanı itfaiye şefi John Lynch'di. Mintonette oyunu, en kısa söyleyişle, "topu yeredüşürmeden karşı alana atmak" diye tanımlanabilirdi. Yani topa havadayken vurmak. Oyunu izleyenlerden Profesör Albert T. Halstead "Mintonette" yerine "volley Ball" adınıönerdi. "Volley " tenis ile futbolda kullanılan bir terimdi. "Topa yere değmeden vurmak" anlamına Mintonette oyununun temel özelliğine çok uygun düştüğü için bu ad hemen benimsendi. (1952 yılında, yani ellialtı yıl sonra, A.B.D Voleybol birliği bu iki sözcüğü birleştirerek "Volleyball" diye yazılmasına karar vermiştir.)1896'da Springfiald Koleji'nde yapılan gösteriden sonra, istek üzerine, William G. Morgan o güne kadar geliştirdikleri kuralları yazarak toplantı yöneticilerine sundu. Bunun üzerine bir komite kurulup voleybol oyununu incelemek, geliştirmek, kurallarını belirlemekle görevlendirildi. YMCA dernekleri voleybolu kısa sürede bütün Amerika Birleşik Devletleri ile Kanada'ya yaydıkları gibi, misyonerler aracılığıyla başka ülkelere de götürdüler.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;J. Howard Crocker Çin'e, Franklin Brown Japonya'ya Dr. J.H. Gray Burma'ya, Hindistan'a, daha başkaları Güney Amerika, Avrupa, Afrika Ülkelerine bu eğlenceli oyunu yarışırcasına yaydılar. 1910 Yılında Filipinlere giden Elwood S. Brown ise orad voleybolu tanıtmakla kalmadı, üç yıl sonra, 1913'de, yapılmasına öncülük ettiği Manila Uzak Asya Oyunları'nda voleybolunda yer almasını sağladı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İlk Smaç 1913 manila Uzak Asya Oyunları'nın voleybol tarihinde önemli bir yeri vardır. Daha önce parmaklarla, ellerle, yumruklarla, kollarla, avuçlayarak, okkalayarak topu karşı alana atmaktan başka bir özelliği bulunmayan eğlence voleyboluna bu tarihte ilk olarak "Smaç" hareketi girmiştir. günümüzün insanı "voleybol" denince her şeyden önce smaç hareketini düşünür. 1913'e Kadar ise voleybolda böyle bir hareket yoktu. Amerikalılar voleybolu bulmuş, geliştirmiş, dünyaya yaymış, ama oyuna smaç hareketini Flipinliler sokmuştur. Demek ki "Eğlence voleybolu"nun bulucusu Amerikalılar; günümüzün çok sevilen sporu "Güç voleybol"una geçişi sağlayan "smaç" hareketinin bulucusu ie Filipinlilerdir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1913 Manila Uzak Asya Oyunları'nda voleybol yarışmalarına katılmak üzere içerlerden, ormanlık bölgelerden gelen bir takım, filenin önüne uzun boylu iri yarı bir oyuncu koyuyor, sonra da öbür oyunculardan biri topu onun önüne doğru yükseltiyordu. Bu iri yarı adam havaya yükseltilen topu güzel güzel karşıya atacağına, bir iki adımlık bir koşuyla gelip bütün gücüyle yumrukluyor ya da tokatlıyordu. böyle bir vuruşu kurtarma olanağı yoktu, öte yandan kurallarda böyle bir vuruşu yasaklayan herhangi bir söz de yoktu. Oyuna bu tür bir hareketin girebileceği kimsenin aklına gelmemişti anlaşılan. hemen Amerika Birleşik Devletleri'ne, YMCA dernekleri merkezine mektup yazılıp ilginç durum anlatıldı, ne yapılması gerektiği soruldu. gelen karşılıkta, kurallarca yasaklanmayan her hareketin geçerli olduğu belirtiliyordu. Böylece voleybola "smaç" hareketinin girişi onaylanıyordu, "eğlence voleybolu"ndan (Recreation volleyball) "Güç Voleybolu"na (Power volleyball) doğru en önemli adım atılmış oluyordu. Smaç hareketinin voleybol oyununu değiştirmekte ne kadar etkili olduğunu anlamak için, bu konu üzerinde biraz durmak yeter. Teniste fileye yakalşıp karşıdan gele topa sert bir vole vurma ya da raket tutarak topu kesip file dibine indirme hareketi vardır. voleybolda da arkadan kurtarılması çok güç olan smaçları engelleyebilmek için bu yola gidilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_j4URz60BBac/SGizrblmsDI/AAAAAAAABls/sh6WpSAX4Zw/s1600-h/voleybol.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5217617727029948466" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_j4URz60BBac/SGizrblmsDI/AAAAAAAABls/sh6WpSAX4Zw/s400/voleybol.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Vurulan topu filenin üzerinden geçerken ellere çarptırıp karşı alana düşürmek, yani blok. Demek ki günümüzün voleybolunda çok önemli bir yer tutan "blok" hareketini de bu spora "smaç" getirmiştir. Sıçrama için de aynı şey söylenebilir. Smaç hareketi filenin yükseltilmesine neden olmuştur. smaç ile blok, sıçrayan iki oyuncunun havada yaptıkalrı karşılıklı, birbirine bağlı iki hareket olarak voleybol sporunun gelişmesini, bugünkü durumuna gelmesini sağlamışlardır. Parmaklarla topun karşı alana atılması diye özetlenebilecek "Eğlence voleybolu"ndan, ağır bir spor olan, üstün yapı, güç, kondisyon isteyen "Güç voleybolu"na smaç hareketiyle geçildiği açıktır. Öyleyse, 1895'i genel olara "voleybol"un, 1913'ü ise bubünkü anlamıyla "Voleybol Sporu"nun başlangıcı diye kabul etmek gerekir. Güç Voleybolu Birinci Dünya Savaşı'nda voleybol Amerikan ordusunun önemli bir eğlence sporu durumuna gelmişti. Dünyanın çeşitli ülkelerine dağılan Amerika birlikleri oralara voleybol fileleri, voleybol toplarıyla gittiler. Böylece, voleybolun dünyaya yayılmasına misyonerlerden sonra Amerikan askerlerinin de büyük katkısı oldu.1916 Yılında Amerika'da ilk Voleybol Kuralları kitabı yayımlandı. &lt;/div&gt;,&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Daha önce, bu kurallar, genellikle YMCA derneklerinin dergilerinde yer alırdı. Ama oyun artık iyice yaygınlaşmıştı. Nitekim YMCA'ciler yıllarca geliştirilmesine, tanıtılmasına öncülük ettikleri bu sporun bütün ulusa mal edilmesi için, 1928'de, Amerika Birleşik Devletleri Voleybol Birliği'nin kurulmasına da öncülük ettiler. Amerika'da ulusal turnuvalar yapılmaya başlandı.1939'da İkinci Dünya Savaşı patlayınca, voleybol Amerikan askerleriyle birlikte yeniden dünyanın dört bir yanına yayıldı. 1942'de İse Sovyetler Birliği Washington Elçisi'nin yetkililere başvurarak voleybol oyunu üzerine bilgi topladığı, Amerika'da uygulanan kuralları alıp memleketine gönderdiği görüldü.1947'de Paris'de Uluslararası Voleybol Federasyonu kuruldu.1948'de Amerika Birleşik Devletleri voleybol takımı Avrupa'da bir gösteri turnesine çıktı.1949'da İlk dünya şampiyonası Çekoslavakya'nın Prag kentinde yapıldı. Birinciliği Çekoslavakya, ikinciliği yedi yıl önce voleybol konusunda Amerika Birleşik Devletleri'nden bilgi isteyen Sovyetler Birliği kazandı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_j4URz60BBac/SGizqYPj6QI/AAAAAAAABlc/L9NmrWxw6QY/s1600-h/adsÄ±z.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5217617708952316162" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_j4URz60BBac/SGizqYPj6QI/AAAAAAAABlc/L9NmrWxw6QY/s400/ads%C4%B1z.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;1952'de Moskova'da yapılan kızların birinci, erkeklerin ikinci dünya şampiyonalarına ise Amerika Birleşik Devletleri katılmadı. Hem erkeklerde, hem de kızlarda Sovyetler Birliği birinci, Çekoslavakya ikinci oldu. 1956'da Paris'de yapılan dünya şampiyonalarında da Amerika Birleşik Devletleri'nin erkeklerde altıncı, kızlarda dokuzuncu olduğu izlendi.Voleybolun artık bir Avrupa oyunu niteliği kazandığı, Amerika'nın gerilerde kaldığı, bu sporun hızlı gelişmesine ayak uyduramadığı anlaşılıyordu. 1960'da Brezilya'nın Sao Poulo kentinde yapılan dünya şampiyonalarında takımlar şöyle sıralandı: Erkeklerde birinci, Sovyetler Birliği; ikinci, Çekoslovakya. Amerike Birleşik Devletleri yedinci. Kızlarda birinci, Sovyetler birliği; ikinci, Japonya. Amerika birleşik Devletleri altıncı.Voleybolun Amerika'dan Doğu Avrupa'ya kaydığı artık biliniyordu. İlginç olan bir Asya ülkesinin, Japonya'nın araya girmasiydi. Üstelik, japonların bu dünya şampiyonasında ilgi çekmeleri yalnız dereceye girmelerinden gelmiyordu. Oyuna yenilikler katmışlardı. Japon servis diye anılan değişik bir servis atıyor, servisleri parmak yerine manşetle karşılıyorlardı. Özellikle sert balans servislerin manşetle alınması büyük kolaylık sağlıyordu oyunculara. Japon erkekleri dereceye giremedilerse de, kızlar uçan servisleriyle hiç beklenmezken ikinci oldular. Japonların çalışma süreleri de şaşırtıcıydı. Dört ile altı saat arası süren uzun antremanlar yapıyorlardı. Maç günleri de kısaltmıyorlardı çalışma sürelerini. Diyelim maçları 16:00'da, Japon takımı saat 14:00'de gelip çalışmaya başlıyor, sonra oyuncular ellerini yüzlerini yıkayıp maça çıkıyorlardı. Buna karşılık, Sovyet Birliği, Romanya gibi Doğu Avrupa takımlarının, maç sabahları birer saat süren hafif çalışmalar yaptıkları görülüyordu. 1962'de Moskova'daki dünya şampiyonalarında Japon kız takımı Sovyet takımını yenerek birinci oldu. Maçın ilk setinde hakem Japon takımının bloklarına sürekli file çalıyor, Sovyet oyuncular da hep blok aut arayarak oynuyorlardı. İlk seti verince Japonlar bloksuz oynamaya başladılar, çok başarılı bir yer savunması yaparak maçı 3-1 aldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Erkeklerde Japonya biraz daha göz doldurduysa da, gene dereceye giremedi, alışılmış sıralama değişmedi : Sovyetler Birliği birinci, Çekoslovakya ikinci. 1957'de, Sofya'da yapılan bir toplantıda "voleybol"un Olimpiyatlara alınmasına karar verilmişti. Bu karar ilk olarak 1964 Tokyo Olimpiyat Oyunların'da uygulandı. Erkeklerde yine birinci, Sovyetler; ikinci, Çekoslovakya, Kızlarda gene birinci, Japonya; ikinci Sovyetler.Bir değişiklik olmamıştı. Teknik, taktik yönlerinden de pek bir yenilik yoktu. Ama yarışmalar sırasında Tokyo'da yapılan toplantıda Uluslararası Voleybol Federasyonu bir kural değişikliği önerisini kabul ederek blokta ellerin karşı alana geçebileceğini bildirdi. Voleybolda köklü değişikliklere yol açacak bir karardı bu. Eller karşı alana sokulunca blok yanından geçme olanağı, bloktan kaçma olanağı çok sınırlanıyordu. En önemlisi de pasların fileye yaklaştırılması engelleniyordu.Smaç ile Blok Dengesi Başlangıçta, vücudun karşı alana hiçbir şekilde geçmemesi voleybolun kesin bir kuralıydı. Bu gün blokta eller karşı alana geçebiliyor, hatta daha sonra yapılandeğişikliklerle ayaklar da file çizgisine basabiliyor. Bu gibi kural değişiklikleri smaç ile blok arasında bir dengekurmak için yapılmakta. Kurallar yüzünden smaç ile bloktan birinin öbürüne üstünlük sağlanması istenmiyor. Eller kendi alanında tutularak yapılan blok, "pasif blok", yalnız yüksek paslarla voleybol oynandığı sürece smaçla eşit durumdaydı, smaç karşısında "çaresiz" değildi. Pas yükset atılıyor, ikili blok vuruş yerine gidiyor, smaçör sıçrayıp vuruyor, blok da topun geçeceği alanı kapatıyordu. Sonra, file önüne birdenbire gelip alçak ya da kısa paslarla vurulan smaçlar başlayınca, ikili blok kurulamaz oldu. Tekli blok ise, tam yerinde, tam zamanında çıkılsa bile, eller kendi alanında tutulacağından, "çaresiz" kalıyordu. Smaçör tekli bloğun sağından, solundan kolayca geçebiliyordu. Burada sözünü ettiğimiz "kısa" smaçlar, aşağıda özelliklerini anlatacağımız Asya voleybolunun ekren sıçramayla vurulan kısa smaçları değildir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bazı antrenörler, Asya voleybolunu küçümsemek, yeni bir şey olmadığını belirtmek amacıyla, "Biz vurmuyor muyduk, bizde vuruyorduk kısa, hem de ne biçim vuruyorduk !" gibi sözler ederler. Oysa Asya voleybolunun kısa smaçı ile Avrupa voleybolunun eskiden kullandığı kısa smaç aynı şey değildir.Avrupa voleybolunun eskiden kullandığı kısa smaçta, oyuncu fileye hızla yaklaşır, top pasörün parmaklarından çıkar çıkmaz sıçrayıp vurur. Vurulduğu anda top ölü noktadadır, yükselişi bitmiş bir an havada durmuştur. Karşıdaki blokçu da top pasörün parmaklarından çıkar çıkmaz, smaçörle birlikte sıçrar. Blokçu ellerini kendi alanında tutup eski kuraa göre, pasif blok yaparsa, smaçör fileye dik vurmadığı kadar hep geçecektir. Pas fileye çok yakın atılmamışsa, top fileye değmez bile. İşte eller karşı alna sokularak yapılan aktif blok smaçörün bu kesin üstünlüğünü ortadan kaldırmıştır. Pasörün elinden top çıktıktan sonra sıçrayan bir smaçörün, aynı anda sıçrayarak ellerini karşı alana sokan, topa yaklaştıran bir aktif blokçuyu geçmesi kolay değildir. Bu durumda başarı oyuncuların üstünlüğüne, ustalığına kalır. Blokta ellerin karşı alana geçebileceği kuralı, kısa paslardaki gelişmeyle birlikte bozulan smaç ile blok dengesini yeniden sağlamak için kabul edilmişti. Ama bu kural değişikliğinin voleybol üzerindeki etkileri inanılmayacak kadar büyük oldu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dünya voleybolu iki ayrı oyun tarzına yöneldiAsya Voleybolu "Aktif Blok" diye adlandırılan bu yeni blok anlayışına karşı ilk akla gelen çözüm, blok üstü smaçlardı. 1965-66 Yıllarında özellikle Doğu Avrupa Takımları, Çekoslovakya, Sovyetler Birliği, Doğu Almanya, Polonya, Bulgaristan, çok uzun boylu oyunculara kule gibi yüksek paslar atarak blok üstü vurdurma yolunu seçtiler. Smaçör yukardan vurunca, blok da ister istemez yukarı uzanıyor, elleri karşı alana sokma kuralından yararlanamıyordu. Bu tarzın üstünlüğü fazla beceri istememesi, hata yapma olasılığını azaltması, fizik gücüne dayanması, olağanüstü teknik çalışmaları gerektirmemesi avantajıydı. Buna karşılık, oyun çok yavanlaşıyordu, tek düze, izlenmesi bıkkınlık veren bir aynı hareketler dizisi haline geliyordu.Doğu Asya takımları ise, kendi yapılarına daha uygun bir yol aramak zorundaydılar. Asya ülkelerinde oynanan, kuralları değişik bir voleybol tarzının özelliklerinden esinlenerek, çabuk girişlerle ikili blok kurulmasını önlemek, file hareketleriyle karşı blokçuları birbirini engeller duruma getirip bloksuz vurmak, bloğun kıpırdamasına olanak vermeyecek kadar erken sıçramalarla kısa vurmak, file önünde arka oyuncuları da sıçratarak kimin vuracağını gizlemek gibi yöntemlere başvurdular. İkili girişleri, örmalari geliştirdiler. 1966'da Çekoslovakya'da yapılan altıncı Erkekler Dünya Şampiyonası'nda Japonlar bu yeni anlayışlarıyla oynadılar. Üstün teknik isteyen, çok hata yapma olasılığı yaratan, sürekli sıçradığı için son derece yorucu olan, uzun çalışmaları gerektiren, bu yeni, izlenmesine doyulmayan voleybol, dereceye giremedi. Beşincilikte kaldı. Çekler hatasız yüksek voleybolları ile birinci olurken, kısa smaçlarla süslenen bir yüksek voleybol oynayan Rumenler ikinci oldular. Ancak on birinci olabilen Amerika Birleşik Devletleri'nin yetkilileri ise antrenörlerine Avrupa voleybolunu inceleme görevini vermek gereğini duydular. Ertesi yıl, 1967'de, Türkiye'de yapılan Avrupa Şampiyonası'nda, Sovyetler Birliği, Polonya, Romanya, Çekoslovakya, Fransa, Arnavutluk, İsrail, Hollanda takımlarının, azda olsa, Japonları taklit eden hareketler yaptıkları görüldü. Bir yandan bu hareketler deneniyor, bir yandan da herkes birbirine Japon voleybolunu anlatıyordu. Gene 1967'de, Tokyo'da yapılan beşinci Kızlar Dünya Şampiyonası'nda, Japonya'nın arkasından Amerika Birleşik Devletleri'nin ikinci olduğu görüldüyse de, bu silkinme o kadarla kaldı. 1966 Dünya Şampiyonası'nda ilgileri üstüne çeken Doğu Almanya erkek takımı, 1972'ye kadar, çok yüksek blokları, blok üstü smaçları az hatalı voleybolları ile hep söz sahibi göründülerse de, 1968 Meksika Olimpiyat Oyunları'nda gene Sovyetler Birliği öne çıktı. Japon erkekleri ise ikinci oldular. Çok önemli iki maçı 3-2 veren Japon takımı ilk iki set karşısındakileri şaşkına çeviriyor, ama arkasını getiremiyor, kendi hızına, insan dayanıklılığını aşan hızlı oyununa yenik düşüyordu.Kızlarda da ilk iki dereceyi aynı ülkeler aldı : &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1. Sovyetler Birliği&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2. Japonya &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1970'de, Sofya'da yapılan yedinci Erkekler Dünya Şampiyonası'na Japonya'nın uzun boylu bir takımla geldiği görüldü. Turnuvanın boy ortalaması en yüksek takımıydılar. Artık yalnız hızlı oynamıyor, araya yüksek paslar da sokuyorlardı.Japonların 1968'de Meksika Olimpiyat Oyunları'nda oynadıkları voleybolda aldatıcı smaç sıçramaları önemli bir yer tutuyor, her smaçta vuran vurmayan birkaç kişi tam sıçranma yapıyordu. Bunun takımı tükettiği, ilk setlerdeki hızın son setlerde sağlanamadığı görülünce, araya yüksek paslar sokmak gereği duyulmuştu. Yüksek pasta yalnız vuracak olan sıçrıyor, ötekiler boşuna yorulmamış oluyorlardı. Asya voleybolunda yüksek smaçın kullanılışı da değişiktir. topa tam uzanma ile çok yukardan, bloğa çaptırarak vurulur. İyice yukardan düz vurulan bir top vuranın alanına yönelirse rahatça alınıp ikinci bir hücum yapılır. Vuranın yönünden auta giderse, blok aut olur. Karşı alana yönelirse, çıkarılması öbür takım için sorundur, çünkü bloktan seken topların nereye gideceği belli olmaz. Üstelik de yalnız oyun alanından değil, gittiği her yeden topu çıkarıp oyuna sokmak gerekir. En azından iyi bir karşı hücum yapılamaz.Japonların uzun oyunculara önem vermelerinin bir nedeni de çok yüksek paslarla oynayan karşı takımlara blok koymakta başarısızlığa düşmüş olmalarıydı. Üstünden vurulabilen bloklarla sayı toplamak son derece güçtü.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1970 Sofya Dünya Şampiyonası'nda iki, iki buçuk saat süren çok zorlu maçlar oynandı. Asya voleybolunun en iyi uygulayıcısı Japonya, aldığı bütün önlemlere karşın gene birinci olamadı. Doğu Almanya yüksek voleybolu ile birinciliği aldı. Ama voleybol otoriteleri Japonların üstünlüğünü görmüş, hakem oyunlarına kurban edildiklerini izlemişlerdi. 1972 Münih Olimpiyat Oyunları'nda voleybolun favorisi olarak herkes Japonya'yı gösteriyordu. Japonlar dayanılmayacak kadar hızlı, aldatıcı sıçramalı oynamaktan vazgeçip kendi kendilerini tüketmeyince, yenilmesi çok güç bir takım durumuna gelmişlerdi. Doğu Avrupa ülkeleri, yüksek voleybolda direndikleri kadar, daha çok, daha çeşitli hucum silahları olan Asya voleyboluyla başedemeyeceklerini kesinlikle anladılar. Asya voleybolunun getirdiği yenilikleri kendi sistemlerine yerleştirmeye, oyun anlayışlarını değiştirmeye yönlendiler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sofya'daki bu şampiyonadan sonra bütün dünya ülkeleri Asya voleybolunun etki alanına girdi.Hızlı, aldatıcı hareketlerle oynanan voleybol fizik yetersizliğinin, daha doğrusu boy kısalığının yarattığı bir tarzdır, ama uzun boylular hızlı oynayamaz diye bir kural yoktur. Yukarda da söylediğimiz gibi, 1970'de Sofya'ya gelen Japon takımı uzun boylu bir takımdı. 1972 Münih Olimpiyat Oyunları'nda, beklendiği gibi, erkekler şampiyonu Japonya oldu. Kızlarda ise Sovyetler birinci, Japonlar ikinci sırayı aldılar. İşin çok ilginç yanı, üçüncü ile dördüncünün de Asya takımları, Kuzey Kore ile Güney Kore kız takımları olmasıydı.Voleybolda bir "Asya okulu" kurulduğu, ayrıca bu anlayışın bütün dünyayı etkisinde bıraktığı, voleybol oyununa yepyeni bir görünüm verdiği artık yadsınamazdı. Oysa alışkanlıkları içinde rahat eden, değişiklikten hoşlanmayan, yeni şeyleri araştırmanın, öğrenmenin yorgunluğuna katlanmak istemeyen tembel kafalar, "Asya voleybolu" nu gelip geçici bir yenilik saymak, küçümsemek yanılgısına düşmüş, uzun süre direnmişlerdir. Çağdaş Voleybol 1974'de Meksika'da yapılan Erkekler Dünya Şampiyonası'nda takımlar şöyle sıralandı : &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1-Polonya; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2-Sovyetler Birliği ; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;3-Japonya ;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;4-Doğu Almanya. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu sıralama ilk bakışta "Asya voleybolu" nun üçüncülüğe itildiği izlemini verebilir, ama gerçek şudur : Asya voleybolu artık şaşırtıcı bir yenilik değildi, getirdiği üstünlükler, 1974 yılında, bütün dünyaca biliniyordu. Örnekse, Doğu Avrupa takımları yeniden öne çıkarken, ilk olarak Japonlarda gördükleri hareketleri de kullanıyorlardı. Yani artık iki anlayış çarpışmıyor, iki anlayışıda özümleyen çağdaş voleybol, birtakım değişiklikler, çeşitlemelerle, bütün takımlarca oynanıyordu.( Bu arada Polonyalıların üç metre dışından smaçları gibi ilginç yenilikler de görülmekteydi). &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1974 Dünya Şampiyonası'nda kızların sıralaması ise şöyle oldu: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1-Japonya &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2-Sovyetler Birliği &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;3-Güney Kore. Burada da yanlış bir izlenime kapılmamak, "Kızlarda Asya voleybolu üstünlüğünü sürdürüyordu," diye düşünmemek gerekir. Anlayışlar arasında artı köylesine bir uzaklık kalmamıştı. Asya voleybolu, ortaya çıkış döneminde, bu tarza yabancı olan ülkeler için şaşırtıcıydı. Japonların birden bire en üst sıralara fırlamaları biraz da bunun sonucudur. Ama kısa sürede bu şaşkınlık atlatıldı, hızlı voleybol bütün dünyayı etkiledi, çabuk hareketlerin bütün sistemlerde az ya da çok yer almaya başladığı görüldü. Çağdaş voleybol izlenmesi zevkli veren bir sporsa, bunu öncelikle file hareketlerine, yani Asya voleybol anlayışına borçluyuz. Ne var ki bu yaygın etkileme, Asya voleybolunun üstünlüğüne de son vermiş oldu. Bu gün hızlı voleybol oynamak başarı için yeterli değil. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çünkü herkes herşeyi biliyor. Uygulansın uygulanmasın, bütün ülkelerde hızlı voleybol çalışılmakta. Hiç değilise, hızlı oynayan takımların nasıl durdurulacağı öğreniliyor.Zamanla bu tarzın içinde de değişik sistemler oluştu. İnceleyenler, hepsi hızlı voleybol oynayan ülkelerin anlayışları arasında önemli ayrılıklar bulunduğunu gördüler.Japonlar, Koreliler, Çinliler, işin öncüleri olarak çok çeşitlemeli, sayısız giriş değişiklikleriyle, pasörün üstünlüğüne yaslanarak oynarken, örnekse, Polonya takımı oyuncularının hepsinin topluca uydukları, belli işaretlerle başlatılan file hareketleri uyguluyor. Polanyalıların bu basitleştirilmiş hızlı voleybol anlayışını Avrupa takımları daah kolay bulmaktalar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Oyunculara, file hareketi yapma bakımından, yaratıcılık tanınmıyor, her şey önceden belli. Japonlarda serbest girişler yapılabilir, bunları pasör izlemek, değerlendirmek zorundadır, onun için de işi çok daha güçtür. Sovyetler ise ortadan bir uzak kurşun pas üzerine kuruyorlar oyunlarını. Böylece de hep tekli blok karşısında kalabiliyorlar. Buna karşılık Polanyalılar daha çok iki numaradan ikili sıçramaları kullanıyor, örmeler yapıyorlar. Servis bekleyişleri de değişik bu takımların. Japonlar genellikle beşli kırık hat W bekleyişi yapıyorlar. Polanyalılar U bekleyişi denen dörtlü bekleyişi yapıyorlar. Sovyetlerin, çeşitli bekleyişler arasında, L bekleyişi denen, üç smaçörü sol başta toplayıp birden açılarak fileye saldırmalarını sağlayan bir bekleyişleri var. Görüldüğü gibi, günümüzde artık yatık voleybol mu, yüksek voleybol mu bir tartışma yapılamaz. Hızlı voleybolu, her türlü pasıyla çağdaş voleybolu çeşitli ülkeler nasıl oynuyorlar, bunu araştırıp incelemek gerekir. Voleybolun Yayılışı 1976'daki Montreal olimpiyatları'nda gene Polonya birinci, Sovyetler Birliği ikinci sırayı aldılar. Japonya dördüncülüğe indi. Üçüncülüğü ise yeni bir takım, Küba kazandı. Kızlarda sıralama değişmedi :&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1-Japonya; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2-Sovyetler Birliği; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;3-Güney Kore.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Burada üstünde durulması gereken şey, Doğu Avrupa ile Asya takımlarının arasına bir Amerika takımının girmesidir. Önceleri yalnız Doğu Avrupa'da oynanan yüksek düzeydeki voleybola, sonradan Doğu Asya ülkeleri katılmıştı, şimdiyse ortaya bir de Amerika takımı çıkıyordu. Demek ki çağdaş voleybol bir yayılmayı getirmekteydi.1978'de Roma'da yapılan Erkekler Dünya Şampiyonası bu bakımdan çok ilginç bir görünümle sona erdi:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1-Sovyetler Birliği;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2-İtalya; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;3-Küba; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;4-Güney Kore. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yörelere göre sıralarsak:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1-Doğu Avrupa; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2-Batı Avrupa;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;3-Orta Amerika; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;4-Doğu Asya. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Oldukça şaşırtıcı bir sonuç.Gerçi voleybolun çok yaygın bir spor olduğu hep bilinirdi, dünyanın her yanında voleybol oynanmaktaydı, ama yüksek düzeydeki voleybol belli yörelerin sporuydu. Anlaşılan bu durum artık değişiyordu.1978'de Sovyetler Birliği'nde yapılan Kızlar Dünya Şampiyonası'nda da değişik bir görünüm çizildi: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1-Küba; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2-Japonya; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;3-Sovyetler Birliği;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;4-Güney Kore;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;5-A.B.D&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;6-Çin.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_j4URz60BBac/SGiz1y1dsqI/AAAAAAAABl8/lPpIxNbGAxk/s1600-h/voleibol_femenino_equipo_cuba.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5217617905069175458" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_j4URz60BBac/SGiz1y1dsqI/AAAAAAAABl8/lPpIxNbGAxk/s400/voleibol_femenino_equipo_cuba.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kızlar dünya şampiyonalarına daha önce yalnız bir kez, 1974'de, katılıp yedinci olan Küba birinciliği kazanmış; 1967 yılı ikincisi A.B.D. on birincilik, on ikincilik gibi derecelerde dolaşırken, yeni ibr atılımla beşinciliğie yükselmiş; 1956 yılı altıncısı Çin, 1962'de dokuzunculuk, 1974'de on dördüncülük gibi iki dereceden sonra yeniden altıncılığa ulaşmıştı.1980'deki Moskova Olimpiyatları'na bazı ülkeler siyasal nedenlerle sporcularını göndermediler. Bu arada, A.B.D.'nin uzun emeklerle hazırlanan, ne yapacakları merakla beklenen kız voleybolcuları da yarışmalara katılamadı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İlk dereceleri, başlangıç yıllarında olduğu gibi, Doğu Avrupa ülkeleri paylaştılar.1982'de Arjantin'de yapılan erkekler Dünya Şampiyonası'nda ise beklenmedik takımlar öne çıktı. Çağdaş voleybolun bütün dünyaya ayyıldığı açıkça görülüyordu. Bu yayılışı tam olarak belirlemek için ilk on beş dereceyi alan takımları sıralayalım :&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1-Sovyetler Birliği&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2-Brezilya&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;3-Arjantin&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;4-Japonya&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;5-Bulgaristan&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;6-Polonya&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;7-Çin&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;8-Güney Kore&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;9-Çekoslovakya&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;10-Küba&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;11-Kanada&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;12-Doğu Almanya&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;13-A.B.D&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;14-İtalya&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;15-Romanya&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gene 1982'de Peru'da yapılan Kızlar Dünya Şampiyonası'nda da ilk on beş sırayı şu takımlar aldı: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1-Çin &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2-Peru&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;3-A.B.D&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;4-Japonya &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;5-Küba&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;6-Sovyetler Birliği &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;7-Güney Kore &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;8-Brezilya &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;9-Bulgaristan &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;10-Macaristan &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;11-Kanada &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;12-Avustralya &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;13-Meksika &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;14-Batı Almanya &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;15-İtalya&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Görüldüğü gibi, ilk on beş dereceye giremeyen, şimdilik, yalnızca Afrika ülkeleri Bu düzeyde takımlar, gelip geçici çalışmalarla yetiştirilemeyeceğine göre, dünyanın dört bir yanında, durmadan yaygınlaşan bir "güç voleybolu" etkinliğinin sürdürülmekte olduğunu söyleyebiliriz&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-4538961955438926573?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/4538961955438926573/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=4538961955438926573&amp;isPopup=true" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/4538961955438926573?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/4538961955438926573?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/73H9xkffEgY/voleybolun-tarihesi.html" title="Voleybolun Tarihçesi" /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://bp1.blogger.com/_j4URz60BBac/SGizq1lkCeI/AAAAAAAABlk/efobwkIlQNk/s72-c/ads%C4%B1z.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2008/06/voleybolun-tarihesi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CEMHSHYyfyp7ImA9WxdXE0Q.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-1494645427521082570</id><published>2008-06-25T02:03:00.000-07:00</published><updated>2008-06-25T04:13:59.897-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-06-25T04:13:59.897-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="biyografi" /><title>İbn Rüşt</title><content type="html">&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_j4URz60BBac/SGIoHJj4iSI/AAAAAAAABlU/VZ4H8rex9-w/s1600-h/TheLostHighway_ibn_Rusd.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5215775421739075874" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_j4URz60BBac/SGIoHJj4iSI/AAAAAAAABlU/VZ4H8rex9-w/s400/TheLostHighway_ibn_Rusd.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;İbn-i Rüşt (1126 - 10 Aralık 1198) Endülüslü-Arap felsefeci ve hekim, bir felsefe, fıkıh, matematik ve tıp alimi. Kurtuba'da doğdu ve Marakeş, Fas'ta öldü. Künyesi Ebû El-Velid Muhammed Bin Ahmed Bin Muhammed Bin Ahmed Bin Ahmed Bin Rüşd&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hayatı &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İbn-i Rüşt, Maliki mezhebinden fakihler yetiştirmiş bir aileden gelir; dedesi Ebu El-Velid Muhammed (ö. 1126) Murabıtlar hanedanının Kurtuba'daki en yüksek dereceli hakimiydi. Babası Ebu El-Kasım Ahmed, aynı makamı Muvahhidler'in 1146'daki hakimiyetine kadar işgal etti.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Yusuf el-Mansur'un veziri İbn Tufeyl (Batı'da bilinen adıyla Abubacer) tarafından sarayla ve büyük İslam hekimlerinden, sonradan arkadaşı olacak İbn Zuhr (Avenzoar) ile tanıştırıldı. 1160'ta Sevilla kadısı oldu ve hizmeti boyunca Sevilla, Kurtuba ve Fas'ta birçok davaya baktı.&lt;br /&gt;Aristo'nun eserlerine şerhler ve bir tıp ansiklopedisi yazdı . Eserlerini 1200lerde, Yakob Anatoli Arapça'dan İbranice'ye tercüme etti.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;En önemli orijinal felsefî eseri Tehâfüt-ül Tehâfüt (Çelişkilerin Çelişkileri / İnsicamsızlığın İnsicamsızlığı) ismini taşır ve Gazali'nin Tehâfüt-ül Felâsife (Felsefelerin Çelişkileri / Felsefelerin İnsicamsızlığı) isimli kitabındaki kendiyle çelişme ve İslama mugayir olma iddialarına karşı Aristo felsefesini savunur. Faslu'l-makâl ve el-Keşf an minhâci'l-edille isimli iki risalesi de felsefe-din ilişkilerini konu alır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Endülüs'ü 12. yüzyılın sonralarında yayilan fanatiklik dalgasıyla, sahip olduğu bağlantılar kendisini siyasî problemlerden uzak tutamamış ve Kurtuba yakınlarında bir yerde tecrit edilmiş ve ölümünden kısa süre önce Fas'a gidinceye dek gözetim altında tutulmuştur. Mantık ve Metafizik alanında verdiği eserlerin çoğu müteakip sansür döneminde kaybolmuştur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Felsefesi &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_j4URz60BBac/SGIoG3sNEpI/AAAAAAAABlM/gzluNRyhr3k/s1600-h/RTEmagicC_ibni-ruschd-statue_02_jpg.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5215775416942138002" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_j4URz60BBac/SGIoG3sNEpI/AAAAAAAABlM/gzluNRyhr3k/s400/RTEmagicC_ibni-ruschd-statue_02_jpg.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İbn Rüşt, Aristo'nun düşünce sistemini İslam ile kaynaştırmaya çalışmıştır. Ona göre İslam'la felsefe arasında bir çatışma yoktur. Kişinin hem felsefe, hem din yoluyla doğruya ulaşabileceğini düşünmüştür. Kainatın ebediyetine ve formların ezeliyetine (pre-extant) inanırdı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Felsefenin temel konusunun varlık olduğunu, felsefenin varolanı, genel bir bütünlük içinde insana verileni incelemeye, açıklamaya çalıştığını savunan İbn Rüşt, bütün varlık türlerinin en tepesinde bulunan yüce bir varlık olarak Tanrı'ya yalnızca var olandan, beş duyu ile algılanıp akıl ilkeleri ile açıklanan varlıklardan yola çıkarak gidebileceğimizi belirtmiştir. Felsefenin, varlık kavramı altında toplanan bütün nesneleri konu edinen disiplin olduğunu belirtmiştir. Bu nedenle düşünce sisteminde felsefe, teolojiden önce gelir. Bununlu birlikte, felsefe ve teolojiden her birinin kendisine özgü bir fonksiyonu olduğunu söylemiştir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Önemi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İbn Rüşt en çok Aristo'nun eserlerinden yaptığı, bugün Batı'da pek çoğu unutulmuş, tercüme ve şerhleriyle ünlüdür. 1150'den önce Avrupa'da Aristo'nun eserlerinin birkaç tercümesinden başkası yoktu ve bunlar da din adamlarınca rağbet görüp, incelenmiyorlardı. Batı'da Aristo'nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn Rüşt'ün eserlerinin 12. yüzyıl başlarında Latince'ye tercümesiyle başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbn Rüşt'ün Aristo üzerine çalışmaları otuz yıllık bir dönemi kapsar ve bu dönem içinde, erişemediği "Politika" dışında bütün eserlerine şerhler yazmıştır. Eserlerinin İbranice tercümeleri de, İbrani Felsefesi üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır. İbn Rüşt'ün düşünceleri, Hristiyan skolastik gelenekten, Aristo'nun mantık çalışmalarına değer veren [Brabant'lı Siger], [Thomas Aquinas] ve (bilhassa Paris Üniversitesi'ndeki) diğerleri tarafından özümsenmiştir. Thomas Aquinas gibi meşhur skolastik filozoflar, ona ismi yerine "Şârih" (Yorumcu) ve Aristo'ya da "Filozof" diyecek yüksek derecede önem veriyorlardı. İslam dünyasında bir okul bırakmamış ve ölümü Endülüs'teki serbest düşünce hayatının gurubunu işaret etmiştir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Edebiyatta İbn Rüşt&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Orta Çağ'ın Avrupalı skolastiklerinin kendisine gösterdikleri saygıdan ötürü, Dante İbn Rüşt'ü İlahi Komedya'da diğer büyük pagan filozoflarla beraber, "iltifatın üne borçlu olunduğu" Limbo'da tasvir etmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;İbn Rüşt, Jorge Luis Borges'in "İbn Rüşt'ün Arayışı" isimli hikayesinde trajedi ve komedi kelimelerinin anlamlarını ararken resmedilir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-1494645427521082570?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/1494645427521082570/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=1494645427521082570&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/1494645427521082570?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/1494645427521082570?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/MTo4qtfFvOE/ibn-rt.html" title="İbn Rüşt" /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://bp0.blogger.com/_j4URz60BBac/SGIoHJj4iSI/AAAAAAAABlU/VZ4H8rex9-w/s72-c/TheLostHighway_ibn_Rusd.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2008/06/ibn-rt.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DkEFRHc7fSp7ImA9WxdXEUs.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-7538056696661381428</id><published>2008-06-22T12:45:00.000-07:00</published><updated>2008-06-22T12:56:55.905-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-06-22T12:56:55.905-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="biyografi" /><title>Gabriel Garcia Marquez</title><content type="html">&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_j4URz60BBac/SF6twuv1vQI/AAAAAAAABk0/XAWcXy_PfZc/s1600-h/2002439233886823487_rs.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5214796471235624194" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_j4URz60BBac/SF6twuv1vQI/AAAAAAAABk0/XAWcXy_PfZc/s400/2002439233886823487_rs.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kolombiyalı romancı Gabriel Garcia Marquez, 1982'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandığı zaman bütün dünyaca tanınan bir yazardı. Bu ödülün ona verilmesindeki neden, romanlarında Güney Amerika insanının yaşamını, düş ile gerçek arasında gezinen ilginç dünyasını şaşırtıcı güzellikte bir dille anlatmasıdır. Marquez anlattığı olayların ilginçliğinin yanı sıra, dilindeki akıcılık, renkli, canlı ve şiirsel anlatımıyla da çok sevilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marquez, Magdalena kentinin Aracataca kasabasında yaşayan kalabalık bir ailenin 16 çocuğundan biriydi. Büyükbabası ve büyükannesi çocukluğunun unutamadığı kişile-rindendi. Büyükannesi küçük Marquez'e olağanüstü ilginç öyküler anlatır, anlatımındaki ustalıkla Marquez'i büyülerdi. Marquez, öykü anlatmayı büyükannesinden öğrendiğini konuşmalarında sık sık belirtir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir din okulunda temel eğitimini tamamlayan Marquez daha sonra Hukuk Fakültesi'ne girdi. Márquez burada, daha sonra karısı olacak Mercedes Barcha Pardo ile tanıştı.&lt;br /&gt;Hukuk eğitiminden sıkıldığından 1950 yılında Kafka'nın Değişim adlı romanını okuduğunda, şiiri bıraktı ve romancı olmaya karar verdi.Özellikle igilendiği eserler Ernest Hemingway, James Joyce, Virginia Woolf ve William Faulkner 'a ait olanlardı. Ama yazarın üzerinde en fazla etkiye sahip yazar Kafka'ydı.Geçimini sağlamak için başladığı gazeteciliği, uzun yıllar, yazar, redaktör ve yayın yönetmeni olarak sürdürdü. Gazetelerde yazdığı gülmece öyküleri, sinema yazıları ve röportajlar ilgiyle izleniyor ve adının duyulmasını sağlıyordu. İlk romanı Yaprak Fırtınası (La hojarasca; 1955) kimse ilgilenmediği için yıllarca çekmecesinde bekledi. Oysa, bu romanı daha sonra ona ün kazandıracak romanlarının bütün özelliklerini taşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_j4URz60BBac/SF6tw_wPGvI/AAAAAAAABk8/CWRvBGRlfUM/s1600-h/yaprak_firtinasi_big.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5214796475800689394" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_j4URz60BBac/SF6tw_wPGvI/AAAAAAAABk8/CWRvBGRlfUM/s400/yaprak_firtinasi_big.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Marquez 1955'te gazeteci olarak gittiği Paris'te, gazetesi ülkesindeki askeri yönetimce kapatıldığı için tam bir yoksulluk içine düştü. Yoksulluğa aldırmayıp kötü bir otel odasında Albaya Kimseden Mektup Yok (El Coronel no tiene quien la escriba; 1961), Şer Saati (La mala hora; 1962), Büyük Ana'nın Ölüm Töreni (Los funerales de la Mama Grande; 1962) gibi roman ve öykü kitaplarını yazıp bitirdi.1959'da Kolombiya'ya dönünce bir haber ajansında çalıştı. Bir yandan da ülkesindeki askeri diktatörlüğün yıkılması için yapılan siyasal çalışmalara katılıyordu. Ama iktidarın baskıları nedeniyle ülkesinde daha fazla kalamadı ve Meksika'da Meksiko kentine yerleşti. Burada gazetecilik ve senaryo yazarlığı yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamının yönünü değiştirecek romanı Yüzyıllık Yalnızlık'ı (den aftos de soledad; 1967) yayımladı. Yüzyıllık Yalnızlık olaylar yazarın imgeleminde yarattığı düşsel bir kent olan Macondo'da geçer. Bir ailenin yüzyıllık yaşamı içindeki bütün kuşakları, ailenin tek tek kişilerini, özelliklerini, toplumsal değişimlerle birlikte ailenin yaşadığı değişimi anlatır. Roman daha yayımlanır yayımlanmaz kahramanların ilginç kişilikleriyle, yazarın ayrıntılara düşkün inandırıcı ve akıcı anlatımıyla okurları etkiledi. Romanda en inanılmaz olaylar bile doğal, yalın, gerçekmiş gibi anlatılıyordu. Örneğin Macondo'ya dört yıl durmadan yağmur yağıyor ya da Dolores, öleceği anda bir melek gibi göğe yükseliyordu. Marquez romanının fantastik bir roman olmadığını, halkın geleneksel kültürü içinde olayları böyle algıladığını ve kendisinin de buna bağlı kaldığını söyleyerek yönteminin "büyülü şiirsellik" diye adlandırılabileceğini belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_j4URz60BBac/SF6tw7nKvRI/AAAAAAAABlE/3aNWlVUP8p0/s1600-h/yyysp8.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5214796474688912658" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_j4URz60BBac/SF6tw7nKvRI/AAAAAAAABlE/3aNWlVUP8p0/s400/yyysp8.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yüzyıllık Yalnızlık kısa sürede çok sayıda dile çevrildi ve yazar da büyük bir üne kavuştu. Bu arada, Marquez'e duyulan ilgi Latin Amerika kültürüne de ilgi duyulmasını sağladı. Ardından yayımladığı Başkan Babamızın Sonbaharında (El Otono del Patriarca; 1975) Latin Amerikalı bir diktatörü anlattı. Yapıtları diktatörleri rahatsız etti, Marquez ülkesine sokulmadı. Ama Kolombiya halkı onu çok seviyor, her kitabı 1 milyonun üzerinde satılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marquez bir edebiyatçı olarak sinema sanatına mesafeli durmuştur. Ona göre sinema izleyicisi tutsaktır, okur ise uçabilir. Okur roman kahramanlarını istediği gibi canlandırıp istediği mekanlara yerleştirebilir. Bir roman filme alındığında ise roman kahramanı artık kendisini canlandıran aktörle hatırlanmaya mahkumdur. Marquez bu gibi gerekçelerle romanlarının filme alınmasına izin vermemiş bunun yerine senaryo yazmayı daha uygun bulmuş ve sinema ile olan tek ilişkisinin bundan ibaret olduğunu belirtmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gabriel Garcia Marquez, Kırmızı Pazartesi (Cronica de una muerte anunciada; 1981) ve Kolera Günlerinde Aşk (El amor en los tiempos del colera; 1985) gibi romanlarında da Latin Amerika insanının yaşama biçimini, kültürünü konu alır. Türkçe'ye hemen hemen bütün yapıtları çevrilen Marquez ülkemizde de çok sevilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-7538056696661381428?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/7538056696661381428/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=7538056696661381428&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/7538056696661381428?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/7538056696661381428?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/-fKaZHUE8LM/gabriel-garcia-marquez.html" title="Gabriel Garcia Marquez" /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://bp3.blogger.com/_j4URz60BBac/SF6twuv1vQI/AAAAAAAABk0/XAWcXy_PfZc/s72-c/2002439233886823487_rs.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2008/06/gabriel-garcia-marquez.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;A0MBRX45cSp7ImA9WxdRGEg.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-8515784535407517321</id><published>2008-05-31T03:08:00.001-07:00</published><updated>2008-06-07T10:24:14.029-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-06-07T10:24:14.029-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="biyografi" /><title>Aşık Veysel Şatıroğlu (1894 - 1973)</title><content type="html">&lt;p&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_j4URz60BBac/SErDrenAD9I/AAAAAAAABkk/wugdKcts6fM/s1600-h/asik_veysel.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209191070725836754" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_j4URz60BBac/SErDrenAD9I/AAAAAAAABkk/wugdKcts6fM/s400/asik_veysel.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Veysel Şatıroğlu, 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi. Babası “Karaca” lakaplı, Ahmet adında bir çiftçidir. Veysel’in doğduğu sıralar, çiçek hastalığı Sivas yöresinde etkisini çok şiddetli gösteriyordu. Çiçek yüzünden Veysel’den önce, iki kız kardeşi yaşamlarını yitirmişti. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;1901’de yedi yaşına girdiği sıralarda Sivas’ta çiçek salgını yeniden yaygınlaştı ve o da yakalandı bu hastalığa. Sağ gözünün görme şansı vardı ve ışığı seçebiliyordu bu gözüyle o sıralar. Ne var ki, yakasını bırakmayan olumsuzluklar Veysel’in diğer gözünün de kör olmasına sebep oldu.&lt;br /&gt;Emlek yöresi olarak adlandırılan Sivas’ın âşığı ve ozanı bol diyarında, Veysel’in babası da şiire meraklı ve tekkeyle içli-dışlı birisiydi. Veysel’in üzüntüsünü az da olsa unutması için bir saz aldı ve halk ozanlarından şiirler okuyup, ezberletir oğluna. İlk saz derslerini babasının arkadaşı olan Divriği’nin köylerinden Çamışıhlı Ali Ağa’dan (Âşık Alâ) aldı ve kendini de iyice saza verdi; usta malı şiirlerden çalıp söylemeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşık Veysel’in hayatında ikinci önemli değişiklik seferberlikte başladı. Kardeşi Ali ve arkadaşları harp için cephelere gidince, arkadaşsızlık ve kardeş acısı, sefalet, onu umutsuzluğa sürükledi ve yalnızlığı daha derinden hissetmeye başladı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_j4URz60BBac/SErDqn74DkI/AAAAAAAABkU/AwyQF3A4yLE/s1600-h/ac59eik1nj4.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209191056049442370" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_j4URz60BBac/SErDqn74DkI/AAAAAAAABkU/AwyQF3A4yLE/s400/ac59eik1nj4.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Veysel’in annesi ve babası seferberlik sonlarına doğru “belki biz ölürüz ve kardeşi Veysel’e bakamaz” düşüncesiyle Veysel’i akrabalarından Esma adında bir kızla evlendirdiler ve Esma’dan bir kız, bir oğlu oldu Veysel’in. Oğlan çocuğunun daha on günlükken ölümüyle hayata küsen Veysel, bundan sonra 24 Şubat 1921’de annesi, ondan 18 ay sonra da babasının ölümüyle iyice yıkıldı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Ağabeysi Ali’nin bir kız çocuğu daha olunca çocuklara ve işlere bakması için bir hizmetkâr tuttular. Bu hizmetkar ileride Veysel’in bağrında açılacak başka yaranın da sebebi olacaktır. Bir gün Veysel hasta yatarken, kardeşi Ali de keven toplamakta iken, Veysel’in ilk eşi olan Esma’yı kandırarak kaçırdı. Veysel’in acılı yaşamına bir acı daha eklendi böylece. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Karısı bir başına bırakıp gittiğinde Veysel’in kucağında henüz altı aylık kızı vardı. İki yıl yaşadıktan sonra o da hayata gözlerini yumdu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Veysel’in köyünden ilk ayrılışı şöyledir: Zara’nın Barzan Baleni köyünden Kasım adında birisi Veysel’i köyüne götürerek iki üç ay beraber yaşadılar. Kendisini Adana’ya göndermeyen Deli Süleyman, Sivas’lı Kalaycı Hüseyin, Veysel’e yol arkadaşlığı ettiler. Dönüşte Veysel, Hafik’in Yalıncak köyüne ve Zara’nın Girit köyüne uğrayarak 9 liraya güzel bir saz aldı; Sivas’tan Sivrialan’a dönerken arkadaşları bir “üç kağıtçı” grubuna yakalanarak bütün paralarını kaybettiler. Arkadaşları Veysel’in 9 lirasını da alarak kumara verdiler. Veysel bu hadiseden bir müddet sonra Hafik’in Karayaprak köyünden Gülizar adlı bir kadınla evlendi.” &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_j4URz60BBac/SErDrxPR5CI/AAAAAAAABks/lZoyrQ5l12s/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209191075726615586" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_j4URz60BBac/SErDrxPR5CI/AAAAAAAABks/lZoyrQ5l12s/s400/untitled.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;1931 yılında Sivas Lisesi edebiyat öğretmeni olan Ahmet Kutsi Tecer ve arkadaşları “Halk Şairlerini Koruma Derneği”ni kurdular. Ve 5 Aralık 1931 tarihinde de üç gün süren Halk Şairleri Bayramı’nı düzenlediler. Böylece Veysel’in yaşamında önemli bir dönüm noktası işlemeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1933’e kadar usta ozanlarından şiirlerinden çalıp söyledi. Cumhuriyet’in 10. yıldönümünde Ahmet Kutsi Tecer’in direktifleriyle bütün halk ozanları Cumhuriyet ve Mustafa Kemal Atatürk üzerine şiirler yazdılar. Bunlar arasında Veysel’in de vardı şiirleri. Veysel’in gün ışığına çıkan ilk şiiri böylece “Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası”... dizesiyle başlayan şiir oldu. Bu şiirin gün yüzüne çıkışı, Veysel’in de köyünden dışarıya çıkması anlamına geliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman Sivrialan’ın bağlı olduğu Ağacakışla nahiyesi müdürü Ali Rıza Bey, Veysel’in bu destanını çok beğeniyor, “Ankara’ya gönderelim” diye istiyordu. Veysel de “Ata’ya ben giderim” diye arkadaşı İbrahim ile yürüyerek yola düştüler ve Ankara’ya gittiler. Veysel Ankara’da konuksever tanıdıkların evlerinde kırkbeş gün misafir kaldı. Destanı Atatürk’e getirmek hevesiyle geldiğini söylüyorsa da destanı Atatürk’e okumak kısmet olmadı. Ancak, Hakimiyet-i Milliye (Ulus) basımevinde destanı gazeteye verildi ve destan gazetede üç gün boyunca yayınlandı. Bundan sonra da bütün yurdu dolaşmaya, dolaştığı yerlerde çalıp-söylemeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_j4URz60BBac/SErDq0qP93I/AAAAAAAABkc/WMqzvXkLyPY/s1600-h/alisatirogluvq1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209191059465172850" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_j4URz60BBac/SErDq0qP93I/AAAAAAAABkc/WMqzvXkLyPY/s400/alisatirogluvq1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Köy Enstitüleri’nin kurulmasıyla birlikte, yine Ahmet Kutsi Tecer’in katkılarıyla, sırasıyla Arifiye, Hasanoğlan, Çifteler, Kastamonu, Yıldızeli ve Akpınar Köy Enstitüleri’nde saz öğretmenliği yaptı. Öğretmenlik yaptığı bu okullarda Türkiye’nin kültür yaşamına damgasını vurmuş birçok aydın sanatçıyla tanışma olanağı buldu. 1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi, özel bir kanunla Âşık Veysel’e, “Anadilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden ötürü” 500 lira aylık bağlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21 Mart 1973 günü, sabaha karşı saat 3.30’da doğduğu köy olan Sivrialan’da, şimdi adına müze olarak düzenlenen evde yaşama gözlerini yumdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kara Toprak&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Dost dost diye nicesine&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;sarıldım&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Benim sadık yarim kara topraktır.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Beyhude dolandım boşa yoruldum&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Benim sadık yarim kara topraktır.&lt;br /&gt;Nice güzellere bağlandım kaldım&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Ne bir vefa gördüm ne faydalandım&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Her türlü isteğim topraktan aldım&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Benim sadık yarim kara topraktır. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Koyun verdi kuzu verdi süt verdi&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yemek verdi ekmek verdi et verdi&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kazma ile dövmeyince kıt verdi&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Benim sadık yarim kara topraktır. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Ademden bu deme neslim getirdi&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bana türlü türlü meyva yetirdi&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Her gün beni tepesinde götürdü&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Benim sadık yarim kara topraktır. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Karnın yardım kazma ile bel ile&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yüzün yırttım tırnak ile el ile&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yine beni karşıladı gül ile&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Benim sadık yarim kara topraktır. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;İşkence yaptıkça bana gülerdi&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bunda yalan yoktur herkesler gördü&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bir çekirdek verdim dört bostan verdi&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Benim sadık yarim kara topraktır. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Havaya bakarsam hava alırım&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Toprağa bakarsam dua alırım&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Topraktan ayrılsam nerde kalırım&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Benim sadık yarim kara topraktır. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Dileğin var ise Allah'tan&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Almak için uzak gitme topraktan&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Cömertlik toprağa verilmiş &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Hak'tanBenim sadık yarim kara topraktır. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Hakikat ararsan açık bir nokta&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Allah kula yakın kul Allah'a&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Hak'kın hazinesi gizli toprakta&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Benim sadık yarim kara topraktır. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bütün kusurlarım toprak gizliyor&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Merhem çalıp yaralarım düzlüyor&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kolun açmış yollarımı gözlüyor&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Benim sadık yarim kara topraktır. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Herkim olursa bu sırra mazhar&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Dünyaya bırakır ölmez bir eser&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Gün gelir Veysel'i bağrına basar&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Benim sadık yarim kara topraktır.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kaynak:kimkimdir.gen.tr&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-8515784535407517321?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/8515784535407517321/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=8515784535407517321&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/8515784535407517321?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/8515784535407517321?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/HcPCq4jC0Fs/sonraki-aratrma_31.html" title="Aşık Veysel Şatıroğlu (1894 - 1973)" /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://bp1.blogger.com/_j4URz60BBac/SErDrenAD9I/AAAAAAAABkk/wugdKcts6fM/s72-c/asik_veysel.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2008/05/sonraki-aratrma_31.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;A0YCQ30zfip7ImA9WxdREk8.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-7813579648433734872</id><published>2008-05-29T13:39:00.000-07:00</published><updated>2008-05-31T03:19:22.386-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-05-31T03:19:22.386-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="biyografi" /><title>Nâzım Hikmet Ran</title><content type="html">&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_j4URz60BBac/SEEhKG4sriI/AAAAAAAABj8/BhDVNoXQYHg/s1600-h/180px-Nazim_hikmet.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5206479101747834402" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_j4URz60BBac/SEEhKG4sriI/AAAAAAAABj8/BhDVNoXQYHg/s400/180px-Nazim_hikmet.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nâzım Hikmet tam adıyla Nâzım Hikmet Ran lakabı "Güzel Yüzlü Şair"dir. (d. 20 Kasım 1901-15 Ocak 1902, Selanik - ö. 3 Haziran 1963, Moskova) Türk şair ve oyun yazarı. Türkiye'de serbest nazımın ilk uygulayıcısı ve çağdaş Türk şiirinin öncüsü. Uluslararası bir üne ulaşmış ve adı 20. yüzyıl'ın ilk yarısında yaşamış olan dünyanın en büyük şairleri arasında anılmıştır. Eserleri birçok yabancı dile çevrilmiştir. Mezarı halen Moskova'da bulunmaktadır. Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi olup ayrı ayrı toplam 11 davadan yargılanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eserleri birçok ödül almıştır. Ancak Türkiye'deki yaşamının çoğunu hapiste geçirmiş daha sonra Moskova'ya gitmiş ve Türk vatandaşlığından çıkarılmıştır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;1938'de şairin cezaevine girmesiyle yasaklanıp ortadan kaldırılmış olan Nâzım Hikmet şiiri, Türkiye'de ancak ölümünden iki yıl sonra 1965'te yeniden ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Üslubu ve başarıları&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_j4URz60BBac/SEElP24srkI/AAAAAAAABkM/GD7CiAcKLaM/s1600-h/31.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5206483598578593346" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_j4URz60BBac/SEElP24srkI/AAAAAAAABkM/GD7CiAcKLaM/s400/31.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İlk şiirlerini hece vezni yazmaya başlamasına rağmen içerik bakımından diğer hececilerden uzaktı. Şiirsel gelişimi arttıkça hece vezni ile yetinmemeye ve şiiri için yeni formlar aramaya başladı. Sovyetler Birliğinde yaşadığı ilk yıllar olan 1922-1925 arası bu arama tepe noktasına ulaştı. O dönemdeki bir çok şairden farklıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hece vezninden ayrılarak Türkçe'nin vokal özellikleri ile harmoni oluşturan serbest vezini benimsedi. Mayakovski ve gelecekçilik taraftarı genç Sovyet şairlerinden esinlendi. Şiirlerinden bir çoğu müzisyen Zülfü Livaneli tarafından bestelendi. Ünol Büyükgönenç tarafından özgün bir şekilde yorumlanmış olan küçük bir kısmı ise 1979'da "Güzel Günler Göreceğiz" ismiyle kaset olarak çıktı. Bir kaç şiiri ise Yunanlı besteci Manos Loïzos tarafından bestelendi. Ayrıca bazı şiirleri Yeni Türkü'nün eski üyesi Selim Atakan ve Cem Karaca tarafından bestelenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ailesi&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_j4URz60BBac/SEEfsG4srfI/AAAAAAAABjk/fvL38lHaoqU/s1600-h/Naz%25C4%25B1m_Hikmet_-_Celile_Han%25C4%25B1m_-_Samiye.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5206477486840131058" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_j4URz60BBac/SEEfsG4srfI/AAAAAAAABjk/fvL38lHaoqU/s400/Naz%25C4%25B1m_Hikmet_-_Celile_Han%25C4%25B1m_-_Samiye.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Babası, Matbuat Umum müdürlüğü ve Hamburg konsolosluğu yapmış olan Hikmet Bey, annesi Ayşe Celile Hanım'dır.&lt;br /&gt;Çok güzel ve alımlı bir kadın olan Celile Hanım, bir dilci, eğitimci olan Enver Paşa'nın (Mustafa Celalettin Paşa'nın oğlu) kızıdır. Evinde piyano çalan, ressam denilebilecek ölçüde iyi resim yapan, Fransızca bilen bir kadındır. Annesinin baba tarafından dedesi, Polonya'dan 1848 Ayaklanmaları sırasında Osmanlı İmparatorluğu'na göç eden Polonezlerden Konstantin Borzecki'dir. Bu göçün ardından Osmanlı vatandaşı olunca Mustafa Celaleddin Paşa adını almış ve Osmanlı Ordusu'nda subay olarak görev yapmıştır. Türk tarihinde önemli bir eser olan "Les Turcs anciens et meternes" (Eski ve yeni Türkler) kitabını yazmıştır.Nazım Hikmet anneannesi tarafından da kuzey kafkasya çerkezlerindendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babası Hikmet Bey, Selanik'te, Hariciye'de (Dışişleri) çalışan bir memurdur. Diyarbakır, Halep, Konya, Sivas valilikleri yapmış olan Nazım Paşa'nın oğludur. Mevlevi tarikatından olan Nazım Paşa aynı zamanda bir özgürlükçüdür. Kendisi Selanik'in son valisidir. Hikmet Bey henüz Nazım'ın çocukluğunda memuriyetten ayrılır ve ailece Halep'e, Nazım'ın dedesinin yanına giderler. Orada yeni bir iş, hayat kurmaya çalışırlar. Başarısız olunca İstanbul'a gelirler. Hikmet Bey'in İstanbul'daki iş kurma denemeleri de nihayetinde iflâsla neticelenir ve hiç hoşlanmadığı memuriyet hayatına geri döner. Fransızca bildiği için yeniden Hariciye'ye (Dışişleri) atanır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hayatı &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_j4URz60BBac/SEEgPW4srgI/AAAAAAAABjs/Z4levw5HBwc/s1600-h/Naz%25C4%25B1m_Hikmet_-_Heybeliada_Bahriye_Mektebi_%25C3%25B6%25C4%259Frencisi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5206478092430519810" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_j4URz60BBac/SEEgPW4srgI/AAAAAAAABjs/Z4levw5HBwc/s400/Naz%25C4%25B1m_Hikmet_-_Heybeliada_Bahriye_Mektebi_%25C3%25B6%25C4%259Frencisi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Selanik'te doğdu. Aslen 20 Kasım 1901 olan doğum tarihi ailesi tarafından sene kaybetmemesi için 15 Ocak 1902 olarak kaydettirildi.&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="color:#0066cc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;İlk şiiri ‘Feryad-ı Vatan’'ı 1913'te yazar. Aynı yıl Galatasaray Sultanisi'nde ortaokula başlar. 1917'de Heybeliada Bahriye Mektebi'ne girer. Daha sonra Kurtuluş Savaşı için Anadolu'ya geçer. Fakat sağlık nedenleri ile bahriyeden ayrılmak zorunda kalır. Bu sırada Hamidye Kruvazörü'nde güverte subayıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bolu'ya öğretmen olarak atanır. Daha sonra Batum üzerinden Moskova'ya giderek Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde siyasal bilimler ve iktisat okur. 1921'de gittiği Moskova’da devrimin ilk yıllarına tanık olur ve komünizm ile tanışır. 1924'te Moskova’da yayınlanan ilk şiir kitabı ’28 Kanunisani’ sahnelenir. O yıl Türkiye’ye dönerek Aydınlık Dergisi’nde &lt;a href="http://bp2.blogger.com/_j4URz60BBac/SEEfr24sreI/AAAAAAAABjc/X-KR-sVUhcA/s1600-h/Naz%25C4%25B1m_Hikmet_-_Bursa_Cezaevi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5206477482545163746" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_j4URz60BBac/SEEfr24sreI/AAAAAAAABjc/X-KR-sVUhcA/s400/Naz%25C4%25B1m_Hikmet_-_Bursa_Cezaevi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;çalışmaya başlar. Dergide yayınlanan şiir ve yazılarından dolayı on beş yıl hapsi istenince yeniden Sovyetler Birliği’ne gider. 1928’de af kanunundan yararlanır ve Türkiye'ye geri döner. Bu kez Resimli Ay dergisinde çalışmaya başlar. 1938’de yirmi sekiz yıl hapis cezasına çarptırılır. 12 sene süren tutukluluktan sonra askere alınacağı ve öldürüleceği endişesiyle Sovyetler Birliğine gitmek zorunda kalır. Bu yüzden DP hükümeti tarafından ülke vatandaşlığından çıkarılır ve Nazım Hikmet, mecburen büyük dedesi Mahmut Celaleddin Paşa (Konstantin Borzecki)'nın memleketi olan Polonya vatandaşlığına geçer ve Borzecki soyadını alır. Moskova'da 3 Haziran 1963 tarihinde kalp krizinden ölür.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Davaları ve sürgün&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_j4URz60BBac/SEElPm4srjI/AAAAAAAABkE/MvBSlCVj3XU/s1600-h/33.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5206483594283626034" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_j4URz60BBac/SEElPm4srjI/AAAAAAAABkE/MvBSlCVj3XU/s400/33.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;1925 yılından başlamak üzere şiirleri ve yazıları yüzünden birçok kere yargılandı. 1938 yılında orduyu ayaklanmaya kışkırtmaya çalıştığı gerekçesiyle 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın kaldı. Bursa cezaevinde kaldığı yılları anlatan Mavi Gözlü Dev adlı film 2007 yılında vizyona girmiştir. 1950 yılında bir af yasasıyla salıverildi. Ancak sürekli izlendiği ve çürüğe ayrıldığı halde 48 yaşında yeniden askerlik yapmaya çağrılması ve öldürüleceği yolundaki duyumlar üzerine yurtdışına kaçtı. 25 Temmuz 1951 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından Türk vatandaşlığından çıkarılmasına karar verildi. Sovyetler Birliği'nde Moskova yakınlarındaki yazarlar köyünde ve daha sonra da, eşi Vera Tulyakova (Hikmet)ile Moskova'da yaşadı. Memleket dışında geçirdiği yıllarda Bulgaristan, Macaristan, Fransa (Paris), Havana, Mısır gibi dünya memleketlerini dolaştı, buralarda konferanslar düzenledi, savaş ve emperyalizm karşıtı eylemlere katıldı, radyo programları yaptı. Budapeşte Radyosu ve Bizim Radyo bunlardan bazılarıdır. Bu konuşmaların bir kısmı bugüne ulaşmıştır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;D&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;avaları&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_j4URz60BBac/SEEfrm4srcI/AAAAAAAABjM/CZb5h_4PQFA/s1600-h/29.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5206477478250196418" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_j4URz60BBac/SEEfrm4srcI/AAAAAAAABjM/CZb5h_4PQFA/s400/29.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;1925 Ankara İstiklal Mahkemesi Davası&lt;br /&gt;1927-1928 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası&lt;br /&gt;1928 Rize Ağır Ceza Mahkemesi Davası&lt;br /&gt;1928 Ankara Ağır Ceza Mahkemesi Davası&lt;br /&gt;1931 İstanbul İkinci Asliye Ceza Mahkemesi Davası&lt;br /&gt;1933 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası&lt;br /&gt;1933 İstanbul Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesi Davası&lt;br /&gt;1933-1934 Bursa Ağır Ceza Mahkemesi Davası&lt;br /&gt;1936-1937 İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Davası&lt;br /&gt;1938 Harp Okulu Komutanlığı Askeri Mahkemesi Davası&lt;br /&gt;1938 Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi Davası&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ölümü ve sonrası&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_j4URz60BBac/SEEgPm4srhI/AAAAAAAABj0/kcvPQCQfXX0/s1600-h/Nazim_Hikmet_Mezar.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5206478096725487122" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp1.blogger.com/_j4URz60BBac/SEEgPm4srhI/AAAAAAAABj0/kcvPQCQfXX0/s400/Nazim_Hikmet_Mezar.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Haziran 1963 sabahı saat 06:30'da gazetesini almak üzere 2. kattaki dairesinden apartman kapısına yürümüş ve tam gazetesine uzanırken geçirdiği kalp krizi sonucunda yaşama veda etmiştir. Ölümü üzerine Sovyet Yazarlar Birliği salonunda yapılan törene yerli yabancı yüzlerce sanatçı iştirak etmiş ve tören siyah beyaz olarak kaydedilmiştir. Ünlü Novo-Deviçye Mezarlığı'nda (Новодевичье кладбище) gömülüdür. Mezar taşı siyah bir granitten olup meşhur şiirlerinden biri olan rüzgâra karşı yürüyen adam figürü taş üzerinde ebedileştirilmiştir.&lt;br /&gt;2006 yılında Bakanlar Kurulunun Türk vatandaşlığından çıkarılmalar ile ilgili yeni bir düzenleme yapması durumu belirdi. Yıllardır tartışılmakta olan Nazım Hikmet'in Türk vatandaşlığına yeniden kabul edilmesi yolu açılmış gibi gözükmesine rağmen Bakanlar Kurulu bu maddenin sadece yaşamakta olanlar için düzenlendiğini ve Nazım Hikmet'i kapsamadığını öne sürerek bu öneriyi reddetti.&lt;br /&gt;Şair Nazım Hikmet'in 2008 yılının ilk günlerinde, eşi Piraye'nin torunu Kerem Bengü tarafından, Piraye'nin evrakları arasında, “Dört Güvercin” adında bir şiiri ve 3 adet tamamlanmamış roman taslağı bulundu&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bazı eserleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_j4URz60BBac/SEEfrG4srbI/AAAAAAAABjE/W63Eubisl-4/s1600-h/12.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5206477469660261810" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_j4URz60BBac/SEEfrG4srbI/AAAAAAAABjE/W63Eubisl-4/s400/12.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Memleketimden İnsan Manzaraları&lt;br /&gt;Kafatası&lt;br /&gt;Unutulan Adam&lt;br /&gt;Taranta Babu'ya Mektuplar&lt;br /&gt;Ferhad ile Şirin&lt;br /&gt;Kurtuluş Savaşı Destanı&lt;br /&gt;Kız Çocuğu&lt;br /&gt;Tahir ile Zühre&lt;br /&gt;Şeyh Bedrettin Destanı&lt;br /&gt;Sevdalı Bulut, (Tiyatro oyunu) &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Başka sanatçıların değerlendirmesi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;Pablo Neruda (1904-1973) Şilili şair&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;GÜZ ÇİÇEKLERİNDEN NÂZIM'A ÇELENK&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff6666;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Niçin öldün Nâzım?&lt;br /&gt;Ne yaparız şimdi biz&lt;br /&gt;şarkılarından yoksun?&lt;br /&gt;Nerde buluruz başka bir pınar ki&lt;br /&gt;onda bizi karşıladığın gülümseme olsun?&lt;br /&gt;Seninki gibi ateşle su karışık&lt;br /&gt;acıyla sevinç dolu,&lt;br /&gt;gerçeğe çağıran bakışı nerde bulalım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kardeşim,&lt;br /&gt;öyle derin duygular, düşünceler yarattın ki bende,&lt;br /&gt;denizden esen acı rüzgâr&lt;br /&gt;kapacak olsa bunları&lt;br /&gt;bulut gibi, yaprak gibi sürüklenir,&lt;br /&gt;yaşarken seçtiğin&lt;br /&gt;ve ölümden sonra sana barınak olan&lt;br /&gt;oraya, uzak toprağa düşerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Al sana bir demet Şili kasımpatlarından,&lt;br /&gt;al güney denizleri üstündeki ayın soğuk parlaklığını,&lt;br /&gt;halkların savaşını, kendi dövüşümü&lt;br /&gt;ve yurdumun kederli davullarının boğuk gürültüsünü&lt;br /&gt;kardeşim benim, dünyada nasıl yalnızım sensiz,&lt;br /&gt;çiçek açmış kiraz ağacının altınına benzeyen yüzüne hasret,&lt;br /&gt;benim için ekmek olan, susuzluğumu gideren, kanıma güç&lt;br /&gt;veren dostluğundan yoksun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hapisten çıktığında karşılaşmıştık seninle,&lt;br /&gt;zorbalık ve acı kuyusu gibi loş hapisten,&lt;br /&gt;zulmün izlerini görmüştüm ellerinde,&lt;br /&gt;kinin oklarını aramıştım gözlerinde,&lt;br /&gt;ama parlak bir yüreğin vardı,&lt;br /&gt;yara ve ışık dolu bir yürek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yapayım ben şimdi?&lt;br /&gt;Tasarlanabilir mi dünya&lt;br /&gt;her yana ektiğin çiçekler olmadan?&lt;br /&gt;Nasıl yaşamalı seni örnek almadan,&lt;br /&gt;senin halk zekânı, ozanlık gücünü duymadan?&lt;br /&gt;Böyle olduğun için teşekkürler,&lt;br /&gt;teşekkürler türkülerinle yaktığın ateş için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;Jean-Paul Sartre (1905-1980)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Ben her şeyden önce onun insan olarak büyüklüğünü ve kabına sığmaz enerjisini hatırlatmak istiyorum. Onu ağır hastalığı sırasında tanımış, yaşamak ve savaşmak iradesi karşısında şaşıp kalmıştım. Ama beni asıl etkileyen onun hüzünlü ve alaycı uyanıklığı oldu. Eziyetlerden, ölümlerden kaçıp kurtulan bu adam - başkalarının yaptığı gibi - dinlenmiyordu. Biten hiçbir şey yoktu onun için. Dıştaki düşmanla savaşırken içteki dostların hatalarına karşı da kardeşçe bir savaşı sürdürüyordu. Herkesle birlikte barış uğruna, emperyalizme ve faşizme karşı savaştığı sırada bile, Moskova'da oynanan bir piyesinde, bürokrasinin tehlikelerine karşı arkadaşlarını uyarıyordu. Ne militan disiplininden geçti, ne de yazar eleştiriciliğinden. Bu çelişmeyi sonuna kadar yaşadı. Bu sürekli gerginlik, son yıllarda, mahpusluktan artakalan güçlerini de yedi bitirdi. Ama asıl bu yönüyle bugün bir örnek insan olarak kalıyor aramızda.&lt;br /&gt;"Vefalı dost, yiğit militan, insan düşmanlarının amansız düşmanı, her yerde hizmet etmek ama hiçbir şeyi görmezden gelmek istemiyordu. (...)&lt;br /&gt;"Durup dinlenmeden nöbet tutan bir insanın eserleri, ölümünden sonra da, sizin için aynı işi yapıyor." ("Nâzım Hikmet'e Saygı" başlıklı yazısından.) &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#999999;"&gt;Philippe Soupault (1897-1990)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Nâzım Hikmet bir insandı, büyük bir şairdi. Onunla hep rastlantıyla karşılaşmışımdır. Daha ilkinden, sevinçle benimsedim onun parlaklığına tutulmayı. Yaşamının bazı dönemlerini tanıyordum yalnızca; uğradığı ve üstesinden geldiği deneylerin bazılarını biliyordum. Masallaşmıştı. Bakışıyla karşılaşınca insan, onun kaderinin örnek bir kader olduğunu görmezden gelemiyordu. Korkunç acı çekti uzun zaman, ama hiç yenilmedi. (...) Şiirleri, bilindiği gibi, hayran olunası şiirlerdi. Şiirlerini okuyanlardan, dinleyenlerden hiçbiri, okumalarından, dinlemelerinden önceki gibi kalmadılar. (...)&lt;br /&gt;"Çağımızda şairin yeri, yalnızca doğrulanmış değil, aynı zamanda yükseltilmiş oldu onunla." (1964'te, Paris'te yayımlanan Nâzım Hikmet Şiini Antolojisi'ne yazdığı önsözden.)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Louis Aragon (1897-1982)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Nâzım, senden bana ilk 1934'te söz ettiler, sen hapisteydin, o zaman bir şeyler yazabildim. Dostluğumuz otuz yıl sürmedi. Ne kadar az, otuz yıl. 1950'de, bizler, yani Türk halkı ile dünyanın her köşesindeki şairler seni hapisten kurtardığımız zaman, bir on dört temmuz günü dosdoğru hayatın içine daldın. Ama bu yıl, sabırsızlığından, temmuzu bekleyemedin... Hapisane dışında on üç yıl, ya da buna yakın bir şey, kırk sekizinden altmış birine dek, güzel bir yaşam bu. On üç yıl, çok şey. Hapisane dışında öldün, bu da çok şey." ("Nâzım Hikmet İçin" başlıklı yazısından.) &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Tristan Tzara (1896-1963)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;"Baştan başa Türk ulusunun umutlarını soluyarak Nâzım Hikmet'in şiiri bütün ulusların ortak dileklerinin alabildiğine insansı anlatımını kucaklıyor. Bu anlamda, Nâzım'ın şiiri günümüz insanının ekinsel alanının sahibidir ve tarihsel değerinin gürlüğüyle sürekli bir hakikat değeri kazanır.&lt;br /&gt;"Her ne kadar yadsınamaz bir özgünlüğü de olsa, Nâzım'ın şiiri çağdaş Batı şiirinin yapısına yabancı değildir. Özellikle Mayakovski ve Garcia Lorca'nın yapı çizgisindedir. (...)&lt;br /&gt;"Nâzım'ın memleketinin edebiyatında oynadığı tarihsel rolün bilincine varanlar artık biliyorlar ki, Nâzım'ın adı, yığınların karşıdevrimin karanlık kuvvetlerine karşı yapmakta olduğu gürlütüsüz ama güçlü savaşla bağlantıdadır." ("Nâzım Hikmet Üstüne"&lt;/em&gt; başlıklı yazısından.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#993399;"&gt;Attilâ İlhan (d.1925)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;MÜJGÂN'A AŞK ŞARKILARI&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;o akşam da lambamızı söndürmüştük nedîm ile&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;nedîm'den bile kıskandığım sevdiğim ile&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;son şarkılar dağılmıştı mevsim ile&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;yalnız çamlıca'da bir ud yankılanırdı&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;dünyayı tumturaklı bir yalan sayanlar&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;yalanın dehşetini yaşlandıkça anlar&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;nâzım'ın piraye'yi sevdiği zamanlar&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;ölse ölümünden ne suçlar çıkarılırdı&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;boğucu bir sessizlikte ateşten goncalar&lt;/em&gt;&lt;em&gt;dır&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;o demirden şiirler ki sanki tabancalardır&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;umutsuz hangi gününde el atsan ateşe hazır&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;nâzım onları yazarken duvarlar çatırdardı&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;gördün sessizce buluştuğunu nâzım'la nedîm'inl&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;acivert ıssızlığında yıldızlı bir serviliğin&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;birinin elinde varidat'ı simavnalı bedreddin'in&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;birini ağzında gül elinde mey kâsesi vardı.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Abidin Dino (1913-1993)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;br /&gt;"Günün birinde, durup dururken haşarı küçük Nâzım bir cam kıracak olmuş.&lt;br /&gt;"'Neden kırdın bu camı?' sorusuna çocuğun karşılığı aydınlatıcı :&lt;br /&gt;"'Camdan bir uçak yapmak için!'&lt;br /&gt;"Belki yeni bir şiir türünün başlangıcı sayılabilirdi bu söz. Çok sonra Bursa Hapishanesi'ne 'Taş tayyare' adını koyacaktı tutuklu şair. Acayip bir ilişkisi olacaktı Nâzım'ın uçaklarla. Pekin'de geçirdiği 'enfarktüs' krizi üstüne apar topar Moskova'ya dönüş serüveni örneğin...&lt;br /&gt;"Havana'ya uçuşu bir sevinç olmuştu, ona karşılık Tanganika'ya uçuşta yüreği çok ağrımıştı. Ve elbette oralara kadar gitmesi kesinlikle doğru değildi. Hangi sersem bu yolculuğu istemişti Nâzım'dan? Lübnan'a giderken uçak Türkiye toprakları üzerinden geçmişti, öylesine yüksekten ki, türkiye boz bir kilime benziyordu.&lt;br /&gt;"Kederli kederli anlatmıştı Nâzım uçak lombozundan memleket manzaralarını seyredişini. Aşkla seyretmişti bozkırları, dağları, ırmakları, ovaları son kez." (24 Eylül 1990'da yazdığı "Yazılmamış Bir Kitaba Başlangıç" başlıklı yazısından.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve daha bir çok sanatçı Nazım Hikmet Ran hakkında yorum yapmıştır.Fakat yazmayla bitmeyecek kadar uzun olduğu için yalnızca bu kadarını ele alıyoruz.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Nazım Hikmet'den bir şiir&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;MEMLEKETİMİ SEVİYORUM&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Memleketimi seviyorum :&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Çınarlarında kolan vurdum, hapisanelerinde yattım.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;memleketimin şarkıları ve tütünü gibi.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Memleketim :Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya,&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;kurşun kubbeler ve fabrika bacaları&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;benim o kendi kendinden bile gizleyerek&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Memleketim.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Memleketim ne kadar geniş :&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;dolaşmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;ve güneye&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;pamuk işleyenlere gitmek için&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Toroslardan bir kerre olsun geçemedim diye utanıyorum.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Memleketim :&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;develer, tren, Ford arabaları ve hasta eşekler,&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;kavak&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;söğüt&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;ve kırmızı toprak.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Memleketim.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Çam ormanlarını, en tatlı suları ve dağ başı göllerini seven alabalık&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;ve onun yarım kiloluğu&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;pulsuz, gümüş derisinde kızıltılarla&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Bolu'nun Abant gölünde yüzer.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Memleketim :&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Ankara ovasında keçiler :&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;kumral, ipekli, uzun kürklerin pırıldaması.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Yağlı, ağır fındığı Giresun'un.&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Al yanaklı mis gibi kokan Amasya elması,&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;zeytin&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;incir&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;kavun&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;ve renk renk&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;salkım salkım üzümler&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;ve sonra karasaban&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;ve sonra kara sığır&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;ve sonra : ileri, güzel, iyi&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;her şeyi&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;yarı aç, yarı tok&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;yarı esir...&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Nazım Hikmet&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Kaynak:nazimhikmetran.com,wikipedia&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-7813579648433734872?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/7813579648433734872/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=7813579648433734872&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/7813579648433734872?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/7813579648433734872?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/mVom084mO0I/sonraki-aratrma.html" title="Nâzım Hikmet Ran" /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://bp3.blogger.com/_j4URz60BBac/SEEhKG4sriI/AAAAAAAABj8/BhDVNoXQYHg/s72-c/180px-Nazim_hikmet.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2008/05/sonraki-aratrma.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DkQBQX04eCp7ImA9WxdSFUs.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-4235156568461687150</id><published>2008-05-23T10:19:00.000-07:00</published><updated>2008-05-23T10:39:10.330-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-05-23T10:39:10.330-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="biyografi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="soykırımlar" /><title>Oskar Schindler</title><content type="html">&lt;object width="425" height="355"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/iftGmrw7vfQ&amp;hl=en"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/iftGmrw7vfQ&amp;hl=en" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5203627758859365794" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_j4URz60BBac/SDb_4G4sraI/AAAAAAAABi8/FKEa95PJ98E/s400/orta+4.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Oskar Schindler (28 Nisan, 1908 - 9 Ekim, 1974), II. Dünya Savaşı'nda, Polonya'da ve günümüzün Çek Cumhuriyeti'nde bulunan emaye ve mühimmat fabrikalarında, çalıştırma yoluyla 1.200'e yakın Yahudi'yi soykırımdan kurtaran Alman işadamı.&lt;br /&gt;Hayatı 1982'de Thomas Keneally'nin yazdığı Booker Ödülü sahibi Schindler'in Gemisi(Schindler's Ark) kitabına ve bu kitaptan uyarlanan Steven Spielberg'in 1993 yapımı yedi Oscar kazanan Schindler'in Listesi (Schindler's List) filmine konu olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Erken Dönem Hayatı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Schindler 28 Nisan 1908'de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'na bağlı Moravia bölgesinde, Zwittau'da doğdu. Zwittau'nun günümüz Çek Cumhuriyeti'ndeki adı Svitany'dir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Oskar Schindler'in ebeveynleri Hans Schindler ve eşi Franziska Luser, Roma Katoliği'ydiler, ama Oskar 27 yaşındayken boşandılar.Oskar ablası Elfriede ile çok yakındı. Okuldan sonra Brno'da bir elektrik mühendisliği firmasında pazarlamacı olarak çalıştı. 1930'larda birçok kez iş değiştirdi. Ayrıca birçok farklı iş kurmayı denedi ancak Büyük Buhran sebebiyle iflas etti. Çekoslovakya vatandaşı olmasına rağmen Schindler Alman ordu haberalma servisi (Abwehr) için çalışmaya başladı. Temmuz 1938'de açığa çıktı ve hapse atıldı, ancak Münih Anlaşması sonrasında bir politik hükümlü olarak serbest bırakıldı.[6] 1939'da Schindler Nazi Partisi'ne katıldı. Bir kaynağa göre (Nazi dokümanlarına ve savaş sonrası soruşturmalara dayanarak) Abwehr ile çalışmaya devam etti ve 1 Eylül 1939'da başlayan Polonya'nın İşgali'ne giden yola katkıda bulundu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;6 Mart 1928'de Schindler Josef ve Maria Pelzl'in kızları Emilie Pelzl (1907-2001) ile evlendi.[8], Bu evlilikten çocuğu olmadı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;II. Dünya Savaşı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5203627758859365778" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_j4URz60BBac/SDb_4G4srZI/AAAAAAAABi0/dJr77tyNx_E/s400/orta+3.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Fırsatları değerlendiren bir işadamı olarak Almanya'nın 1939'daki Polonya işgalinin yaratacağı iş olanaklarını gören birçok kişiden biriydi. Schindler Nazi Almanyası'nın aryanlaştırma politikası dahilinde Yahudi endüstrici Nathan Wurzel'in Kraków'daki bir fabrikasının sahibi oldu.&lt;br /&gt;Schindler, Wurzel'in tavsiyesine uyarak fabrikasının adını Deutsche Emaillewaren-Fabrik, veya DEF yaptı ve emaye eşya üretmeye koyuldu. Yahudi muhasebecisi Itzhak Stern yardımıyla 1,000 civarında Yahudi köle-işçiyi fabrikasında çalıştırmaya başladı. Stern ve Schindler ilk tanıştıklarında, Schindler elini uzatmış, ancak Stern sıkmamıştır. Schindler sebebini sorduğunda Yahudi olduğunu söylemiş ve bir Yahudinin bir Alman'ın elinin sıkmasının yasak olduğunu söylemiştir. Schindler'in cevabı bir Alman argo terimi olan "Scheiße" olmuştur. İlk başlarda Schindler'in ana motivasyonu para olmuştur, örneğin zengin Yahudi yatırımcılarını saklamıştır, ancak daha sonraları tüm işçilerini durumun parasal maliyetini düşünmeden korumaya başlamıştır. Örneğin bir çok kez vasıfsız işçilerinin aslında fabrika için önemli olduğunu iddia etmiştir. İşçilerine zarar verilmesi Schindler'in şikayetlere ve hükümetten tazminat taleplerine yol açmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5203627750269431154" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_j4URz60BBac/SDb_3m4srXI/AAAAAAAABik/BJtCsuxxqzo/s400/orta.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1942'de Kraków gettosuna yapılan akına şahitlik eden Schindler,askerlerin burada yaşayanları toplayıp Kraków-Płaszów toplama kampına nakliyat için hazırlamasını da görmüştür. Schindler, kendisi için çalışan bir çok Yahudinin öldürülüşü karşısında dehşete düşmüştür. Schindler, ikna ediciliği sayesinde Schindler'in Yahudileri (Schindlerjuden) olarak tabir edilen çalışanlarını korumak için tüm hünerlerini kullanabilmiştir. Schindler DEF'te çalışan Yahudileri kurtarmak için sık sık sıradışı yollara başvurmuştur, sıklıkla kişisel karizmasına ve insanların sevgisini kazanma yeteneğine başvurmuş, gereken durumlarda yağcılık yapmıştır. Eric Silver'in The Book of Just (Adilin Kitabı) kitabında bahsettiği bir olayda "İki Gestapo gelerek ofisine girdiler ve sahte Polonyalı kimlik belgelerine sahip beş kişilik bir ailenin teslim edilmelerini istediler. 'içeri girmelerinden üç saat sonra' dedi Schindler, 'iki sarhoş Gestapo, ellerinde mahkumları ve talep ettikleri suçlayıcı dokümanlar olmadan ofisimden dışarı çıktı'".Schindler'in ayrıca gettodan dışarı çocuk kaçırarak Polonyalı rahibelere teslim ettiği ve rahibelerin çocukları Nazilerden sakladıkları veya Hristiyan yetimler olarak tanıttıkları da bilinmektedir.Plaszow'un kumandanı Amon Göth ile 700 Yahudinin yakındaki bir fabrika tesisine taşınmasını da ayarlamış, böylece Alman gardiyanların yaratabileceği tehlikeden uzaklaşmalarını sağlamıştır. Haziran ile Ekim 1942 arasında SS'ler gettoda bulunan 17,000 esirden 14,000'ini Belzec ölüm kampına yollamıştır,Schindler'in kurtardığı Yahudiler kurtulanların arasında çoğunluktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5203627754564398466" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_j4URz60BBac/SDb_324srYI/AAAAAAAABis/QYHiINHbXSM/s400/orta+2.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Schindler "karaborsacılık" ve "zimmete para geçirmeye katılma" şüpheleriyle iki kez tutuklanmıştır. Komutan Amon Göth ve diğer SS subaylarının kanunen Reich'e ait olan para, mücevherat ve sanat eserleri gibi Yahudi mallarını kendileri için alıkoymalarına yardımcı olmuştur. Schindler bu malların satışında aracılık etmiş ve çalıntı malları alıkoymuştur. Her tutuklanmasından sonra genellikle rüşvet ile soruşturmayı engelleyerek serbest kalmayı başarmıştır.&lt;br /&gt;Kızıl Ordu'nun Auschwitz ve doğudaki diğer toplama kamplarının yakınlarına gelmesiyle SS'ler kalan esirleri batıya doğru göndermeye başlamıştır[kaynak belirtilmeli]. Schindler SS subaylarını ikna ederek 1.100 Yahudi işçisinin Nazi işgali altındaki Çekoslovakya'da, dönemin Sudetanland eyaletinde yer alan Brněnec-Brünnlitz'e gönderilmesini sağlamış, bu sayede ölüm kamplarından kurtarmıştır[kaynak belirtilmeli]. Brněnec'de bir diğer Yahudi fabrikasını aynı şekilde ele alarak 37 mm. mühimmat (cephane) bileşenleri üretmeye başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Savaştan Sonra&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_j4URz60BBac/SDb_HG4srVI/AAAAAAAABiU/A8bPKj21K7U/s1600-h/sol2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5203626917045775698" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_j4URz60BBac/SDb_HG4srVI/AAAAAAAABiU/A8bPKj21K7U/s400/sol2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Savaşın sonuna doğru Schindler tüm servetini rüşvet ve karaborsadan işçileri için yaptığı alımlarla tüketmişti. Hemen hemen yoksul biçimde Regensburg, Almanya'ya ve daha sonra Münih'e taşındı; ancak savaş sonrası Almanya'da başarılı olamadı Gerçekte, mali durumu Yahudi organizasyonlarından yardım alacak kadar kötüydü. 1948'de Schindler Arjantin'e göç etti ancak orada iflas etti[17]. 1958'de Almanya'ya döndü ve bir seri başarısız iş girişiminde bulundu. Am Hauptbahnhof Nr. 4, Frankfurt am Main, Batı Almanya adresinde küçük bir apartmana yerleşti ve tekrar bir Yahudi organizasyonun ayrdımıyla bir çimento fabrikası kurmaya çalıştı. Ancak bu iş de 1961'de iflas etti. İş ortağı ortaklığı iptal etti&lt;u&gt;&lt;span style="color:#0066cc;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oskar Schindler Frankfurt, Almanya'da 9 Ekim 1974'te 66 yaşında öldü. Ölümünden kısa bir süre önce, bir Schindlerjuden olan Poldek Pfefferberg'e Kudüs'te gömülmek istediğini söylemişti. Bu isteğin sebebini "Benim çocuklarım burada" sözleriyle gerekçelendirmiştir. Kudüs'ün Sion Dağı'ndaki katolik mezarlığına gömüldü.&lt;br /&gt;Schindler'in gerçek motivasyon sebebi net olarak bilinmemektedir. Yine de bu konuda "Benim için çalışan insanları tanıdım... İnsanları tanıdığınızda, onlara karşı insanlar gibi davranırsınız" sözüyle, Yahudilerin Nazi Almanyası'nda insan sayılmaması fikrine katılmadığını belirtmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Mirası &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_j4URz60BBac/SDb_G24srUI/AAAAAAAABiM/YI-e9MFunbc/s1600-h/sol.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5203626912750808386" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_j4URz60BBac/SDb_G24srUI/AAAAAAAABiM/YI-e9MFunbc/s400/sol.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;1967'de, Schindler İsrail'de Holokost kurbanlarına adanmış Yad Vashem anıtında, Holokost sırasında Yahudilere yardım eden ve Yahudi olmayanları belirten "diğer uluslardan adil kişiler" arasında belirtilmiştir. Bu anıtta ismi yer alanlar, çok büyük kişisel risk alarak Yahudileri kurtaran Yahudi olmayan kişilerdir. Schindler, Nazi partisi üyesi olup da bu anıtta yer alan tek kişidir. Onuruna Yad Vashem Anıtı'nda bir ağaç dikilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Schindler'in Holokost'tan kurtulan Poldek Pfefferberg tarafından anlatılan hikayesi, Tom Keneally'nin kitabı Schindler'in Gemisi romanının temelidir.Roman daha sonra Schindler'in Listesi olarak yeniden adlandırılmıştır. Bu kitap, 1993 yılında Schindler'in Listesi adıyla Steven Spielberg tarafından beyaz perdeye uyarlanmıştır. Filmde, Schindler Liam Neeson tarafından canlandırılmıştır. Neeson, bu filmdeki performansı ile En İyi Aktör kategorisinde Oskar adayı olmuş, film ise En İyi Film Ödülü'nü kazanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_j4URz60BBac/SDb_HG4srWI/AAAAAAAABic/q8xNlKMxq7g/s1600-h/sol3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5203626917045775714" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_j4URz60BBac/SDb_HG4srWI/AAAAAAAABic/q8xNlKMxq7g/s400/sol3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Spielberg'in filminin getirdiği ses, Schindler'i popüler kültüre taşıdı. Spielberg'in filmi, popüler kültürde Schindler'in bilinirliğinin temelini oluşturdu: Kâr amaçlı, etik değerlere çok önem vermeyen bir endüsticinin, bir noktada verdiği sessiz ama bilnçli kararla tüm varlığını, gerektiğinde Nazi'lerin göz ardı etmesini sağlamak için bile olsa işçilerinin hayatlarını kurtarmaya harcamasının hikayesi. Spielberg'in filmi sinematik sebeplerle orijinal hikayeye kıyasla bazı farklılıklarla sahip olsa da, Schindler'in rolü tarihi hikayelerin dramatizasyonunda nadir rastlanan bir sadakatle anlatılmıştır. Schindler gerçekten varlığının çok büyük kısmını Yahudileri kurtarmak için harcamış, işçilerinin hayatlarını kurtarabilmek için politik duruşuna ve ülkesine sonsuza dek yabancılaşmıştır; fakat savaşın sonunda filmde anlatıldığı gibi tamamen parasız kalmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1999 sonbaharında bir zamanlar Schindler'in arkadaşlarına ait olan bir evin tavan arasında bulunan bir çantada, Oskar Schindler'e ait 7.000 doküman ve fotoğraf bulundu. Yerel gazete "Stuttgarter Zeitung" bu çantanın içindekileri inceledi. Daha sonra orijinal belgeler Yad Vashem, İsrail'de bulunan Holokost Müzesi'ne, kopyaları ise Schindler'in eşi Emilie Schindler'e gönderildi. Bu belgeler arasında kurtardıklarının listesi ve 'Yahudilarini' bırakmadan önce yaptığı konuşması da yer almaktaydı. Emilie'ye daha sonra 25.000 € ödül gönderildi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-4235156568461687150?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/4235156568461687150/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=4235156568461687150&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/4235156568461687150?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/4235156568461687150?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/7sHYw-cxpzA/oskar-schindler.html" title="Oskar Schindler" /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://bp0.blogger.com/_j4URz60BBac/SDb_4G4sraI/AAAAAAAABi8/FKEa95PJ98E/s72-c/orta+4.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2008/05/oskar-schindler.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CUQARnc5eSp7ImA9WxdSFEo.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-4922735307348723302.post-1384827759043081641</id><published>2008-05-22T09:00:00.000-07:00</published><updated>2008-05-22T09:22:27.921-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-05-22T09:22:27.921-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Rock Tarihi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Müzik Tarihi" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="biyografi" /><title>KİSS (Rock Grubu)</title><content type="html">&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_j4URz60BBac/SDWbC24srSI/AAAAAAAABh8/9HP6FOCllOg/s1600-h/kiss(1).jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5203235417891843362" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_j4URz60BBac/SDWbC24srSI/AAAAAAAABh8/9HP6FOCllOg/s400/kiss(1).jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="355" width="425"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/QE2cEvTEs04&amp;amp;hl=en"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/QE2cEvTEs04&amp;hl=en" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih 1973’ ü gösterirken, çiçek çocuklar, hippiler, barış yanlısı sempatik gruplar, efendi adamlar müzik dünyasını tam da işgal etmişken ortaya çıkmış bir grup Kiss. Sahne Şovları, Corpse Paint denilen ve Black Metal ile var olduğu düşünülen makyaj stilini ilk kullanan grup olmaları ve hızlı bir şekilde albüm çıkarmalarıyla ünlü. Hard Rock denildiğinde akla ilk gelen grup olmasının haklılığını yazıyı okuyunca anlayacaksınız… &lt;div&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Gene Simmons ve Paul Stanley tarafından kurulan grup çok geçmeden kadrosuna önce Peter Criss ve hemen ardından Ace Frehley’ ı ekleyerek canlı performanslara ve dünyaya adlarını duyuracak sahne şovlarına başladı. Kuruluşu oldukça iddialı olan grup, haklarındaki bu düşünceyi doğrulamak istercesine, 1974 yılı Ekim ayında grubun kendi adını taşıyan “Kiss” albümü raflardaydı 9(dokuz) parçadan oluşan bu albümün hemen ardından yine ekim ayında 10(on) parçadan oluşan “Hotter Than Hell” isimli albümlerini aynı ay içerisinde raflara yerleştirdi.&lt;br /&gt;Albümler satılıyor ve dinleyicilerin farklılığa olan açlığı Kiss grubu tarafından ustaca kullanılıyordu. Önceki iki albümün hemen ardından 1975 yılının Mart ayında “Dressed To Kill” albümü piyasaya çıktı, 10(on) parçadan oluşan bu albümle beraber Kiss grubunun adı her yerde anılmaya başlandı ve grubun albüm satışları hızla artmaya devam etti. Hızını yine alamayan grup, “Dressed To Kill” albümünden 7 (yedi) ay sonra “Kiss Alive I” adlı konser albümünü de piyasaya çıkardı. Efsanevi konserlerinde söyledikleri 16(on altı) parça bu albümle beraber Kiss hayranlarının beğenisine sunuldu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;1976 yılının Mart ayında “Destroyer” albümü piyasaya çıktı. Grup hiçbir şekilde dinleyicisini kendisinden mahrum etmemeye kararlı bir şekilde ilerliyordu. Ve gün geçtikçe grup üyeleri daha fazla değişiyordu. Grubun makyajları(corpse paint), ilginç sahne kostümleri gün geçtikçe daha ilgi çekici bir hal alıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine 1976 yılında “Rock And Roll Over” albümü piyasaya çıktı ve yine büyük ilgi topladı. 10(on) parçadan oluşan bu albüm Kiss Grubunun hiçbir gününün boş geçmediğini gösteriyordu.&lt;br /&gt;1977 yılının temmuz ayında, “Love Gun” albümü dinleyiciye raflardan göz kırpmaya başlamıştı ve bu albüm de 10(on) parçadan oluşmaktaydı. Albüme ismini veren Love Gun parçası, yerini hak etmiş bir parça olduğunu göstermekteydi. Çok geçmeden “Kiss Alive II” konser albümü piyasaya çıktı. &lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5203235426481777970" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_j4URz60BBac/SDWbDW4srTI/AAAAAAAABiE/c_u3zH8n3Wo/s400/alive.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;1978 yılının Nisan ayında “Double Platinum” adlı, Grubun kült olmuş parçalarından oluşan bir albüm çıktı. Ve tam da bu sırada grup içerisinde anlaşmazlıklar baş göstermeye başladı. Her üye kendi solo albümünü yapmak için stüdyoya girdi ve 18 Eylül 78’ de “Paul Stenley”, “Gene Simmons”, “Ace Frehley” ve “Peter Criss” isimli üyelerin kendilerini yansıttığı solo albümleri piyasaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1979 yılının Mayıs ayında 9(dokuz) parçadan oluşan albüm “Dynasty” dinleyiciyle buluştu. Bu albüm Kiss grubunun en iyi çalışmalarından biriydi ve anlaşılan solo albüm isteği ile aralarında anlaşmazlıklar çıkan grup üyeleri istekleri gerçekleşince yeni albüme daha iyi kanalize olmuşlardı. Tek sorun; albümün disko kültüründen etkilenmiş olmasıydı. Ancak zaman değişiyordu ayak uydurmak lazımdı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;1980 yılının Mayıs ayında piyasaya çıkan “Unmasked” albümü ile beraber grup ilk kaybını verdi ve Peter Criss Kiss grubundan ayrıldığını açıkladı. Belki de bu ayrılık Unmasked albümünün kötü satış grafiğiyle alakalıydı. Cevabını yalnızca kendisinin ve arkadaşlarının bildiği sessiz bir ayrılıktı bu. Bu kaybın ardından Kiss için “bitti” tarzında yorumlar yapılsa da, Criss ayrılığının hemen ardından Davula, Eric Carr geçti. Hızlı ve başarılı bir giriş yapan Eric Carr ile beraber Kiss tekrar eski tarzına döndü. Hiç vakit kaybetmeden Kasım 81’ de yeni albüm “Music From The Elder” meraklı Kiss hayranlarının karşısına çıktı ve yüreklere su serpti. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;1982 yılının Ekim ayında dinleyiciyle buluşan “Creatures Of The Nights”, grubun hala ayakta kaldığına ve kendilerinden ödün vermediklerine başka bir kanıt niteliğindeydi. Ancak bu albümle beraber gitarist Ace Frehley gruba veda etti ve yerine Vinnie Vincent geçti. Ancak bu sırada Kiss hayranlarını deli eden bir olay yaşandı. Grup MTV’ de canlı yayında Makyajlarını silerek, binlerce hayranının Kiss plaklarını kırmasına sebep oldu. Grup makyajlı haliyle o kadar benimsenmişti ki, hayranları makyajsız Kiss grubunu görünce kelimenin tam anlamıyla çıldırdı.&lt;br /&gt;Eylül 83’ de yeni albüm “Lick it Up” piyasaya çıktı. Makyajlarının silinmesiyle irtifa kaybeden grup, bu albümün kapağında karşımıza makyajsız çıkıyordu. Herkes Kiss grubunun bittiğini düşünmeye başlamışken, 10(on) parçalık Lick it Up albümü, “biz hala buradayız” dercesine, grubun bittiğini düşünenlere meydan okuyordu. Albüm Glam Rock yapısında başarılı çalışmalardan meydana geliyordu. Bu albümle beraber Vinnie Vincent gruptan ayrıldı ve yerine Mark St John geçti ancak Mark da aynı yıl içeriside grubu bıraktı ve yerine Bruce Kullick geçti. Grup hemen yeni albüm için stüdyoya kapandı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp0.blogger.com/_j4URz60BBac/SDWapW4srPI/AAAAAAAABhk/A3Tvp-X927Y/s1600-h/411VWR5E0QL__AA240_.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5203234979805179122" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp0.blogger.com/_j4URz60BBac/SDWapW4srPI/AAAAAAAABhk/A3Tvp-X927Y/s400/411VWR5E0QL__AA240_.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Eylül 84’ de 9(dokuz)parçadan oluşan yeni albüm “Animalize” raflara kuruldu. Hiç ara vermeden Eylül 85’ de başka bir yeni albüm “Asylum” piyasaya çıktı. Ancak Kiss Eski tarzından ödün vermedi ve turnelerden fırsat bulduğu anda yeni albüm için çalışmalara başladı.&lt;br /&gt;Eylül 87’ de “Crazy Nights” albümü de 1 yıl aradan sonra dinleyiciyle buluştu. Kasım 88’ de “Smashes Thrashes And Hits” albümü de piyasadaydı. Bu albüm grubun hit parçalarının tabir-i caiz ise “remix yemiş” hallerinden oluşuyordu ancak 15(on beş) parçalık bu albüm kesinlikle “kötü” diye nitelendirilecek bir yapıda değildi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Ekim 89’ da yeni albüm “Hot In The Shade” piyasaya çıkmıştı. Grup hala beklenenin tersi yönde devam ediyor ve Kiss olma özelliğini koruyordu. Her geçen gün daha fazla sevilen, daha fazla saygı gören grup bu sıralarda acı bir haberle yıkılmıştı. Gruba zor zamanında yetişen ve tekrar eski Kiss grubunun hayranlarının karşısına çıkmasına vesile olan kişi Eric Carr, kanser olmuştu. Grup bir süre dinlendi, çalışmalarına ara verdi ancak Eric, 1991 yılında kasere yenik düşerek hayata veda etti.&lt;br /&gt;Eric’ in ölümüyle sarsılan grup belki de bir kez daha bu sefer onun için toparlandı ve Eric Carr’ dan boşalan yeri Eric Singer ile doldurarak yoluna devam etti ve 1992 yılının Mayıs ayında 12(on iki) parçadan oluşan “Revenge” albümünü çıkardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1993 yılında “Kiss Alive III” isimli konser albümü piyasaya çıktı. 1994 yılında da Tribute albüm olan “Kiss My Ass” albümü piyasaya çıktı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;1996 yılında “MTV Unplugged” isimli grubun Mtv sahne performanslarından oluşan bir albüm de piyasaya çıktı. Yine aynı yıl, “You Wanted The Best…You ‘ve God The Best” adlı bir çalışma piyasaydı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;1997 yılında Grubun sevilen şarkılarından oluşan 16(on altı) parçalık, “Greatest Kiss” albümü dinleyiciyle buluştu. Bu sıralarda Kiss eski kadrosunu toplamıştı ve artık; Gene Simmons, Ace Frehley, Paul Stanley ve Peter Criss olarak tekrar yoluna devam ediyordu. Ancak eski üyeleri ve arkadaşları Bruce Kullick ve Eric Singer için, onların da içinde bulunduğu “Carnival Of Souls” albümü kaydedildi ve 97 yılının Ekim ayında piyasaya sürüldü. Aynı yıl “Detroit Rock City” filmi çekildi ve uzun süre gösterimde kaldı. Bu elbette ki Kiss grubunun ne anlama geldiğini bir kez daha insanlara gösteren bir durumdu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;1998 yılının Eylül ayında piyasaya çıkan “Psycho Circus” albümü Kiss tarihinin en sert soundlu albümü olarak akıllara kazınacaktı. Bu albümle beraber Klip çekimleri ve Turlar olağanca hızıyla, üyelerin ilerlemiş yaşına rağmen devam etti. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp2.blogger.com/_j4URz60BBac/SDWap24srQI/AAAAAAAABhs/IZltiq8Gb4w/s1600-h/hoffman_kiss77.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5203234988395113730" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://bp2.blogger.com/_j4URz60BBac/SDWap24srQI/AAAAAAAABhs/IZltiq8Gb4w/s400/hoffman_kiss77.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Uzunca süre turlar düzenleyen grup için 2002 yılında “The Very Best Of Kiss” adında En iyi parçalardan oluşan bir albüm çıktı. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra sırasıyla 02’ de “Symphony Alive IV”(Dvd) 03’ de “Millenium Collection”, 04’ de “Millenium Collection vol: 2”, yine 04 yılında “Kiss Gold 1974-82” piyasaya çıktı.&lt;br /&gt;Nisan 05’ de Irak ve Afganistan’da savaşan askerlere adadıkları konserlerinde tam 40.000 kişi vardı. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Kasım 2005’ de 2 (iki)dvd den oluşan “Rock The Nation Live” piyasaya çıktı.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Kaynak:rakunroll.com&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;İleri Tarih'le geleceğe dokunmak.&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4922735307348723302-1384827759043081641?l=ileritarih.blogspot.com'/&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ileritarih.blogspot.com/feeds/1384827759043081641/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="https://www.blogger.com/comment.g?blogID=4922735307348723302&amp;postID=1384827759043081641&amp;isPopup=true" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/1384827759043081641?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/4922735307348723302/posts/default/1384827759043081641?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/ileritarih/~3/yrEkzq5e2vY/kiss-rock-grubu.html" title="KİSS (Rock Grubu)" /><author><name>realmrxa</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:extendedProperty name="OpenSocialUserId" value="02513596163974305296" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://bp2.blogger.com/_j4URz60BBac/SDWbC24srSI/AAAAAAAABh8/9HP6FOCllOg/s72-c/kiss(1).jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://ileritarih.blogspot.com/2008/05/kiss-rock-grubu.html</feedburner:origLink></entry></feed>
