<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" standalone="no"?><rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:blogger="http://schemas.google.com/blogger/2008" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" version="2.0"><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938</atom:id><lastBuildDate>Wed, 06 Nov 2024 03:07:12 +0000</lastBuildDate><category>Uzay Ve Gezegenler</category><category>Neden Ve Nasıl</category><category>DÜNYADAN İLGİNÇLİKLER</category><category>TARİHTE BİLİNMEYENLER</category><category>KUTSAL YERLER ve EFSANELER</category><category>EFSANEVİ YARATIKLAR</category><category>KEHANETLER</category><category>TARİHTE BUGÜN</category><category>İCATLAR</category><category>Eski Mısır</category><category>UFO VE UFO DOSYALARI</category><category>YAŞANMIŞ İLGİNÇ OLAYLAR</category><category>60 Yıl Önce Hürriyet Gazetesi</category><category>HAYVANLAR HAKKINDA</category><category>Esrarı Çözülememiş  Olaylar</category><category>Ölüm Hakkında İlginç bilgiler</category><category>Kutsal Kase</category><category>Telepati</category><category>Telepati hakkında gerçekler</category><category>18 Mart Şehitleri Anma Günü</category><category>2015 ve sonrası kehanetleri neler ?</category><category>2050 Yılına Kadar</category><category>6000 YILLIK TAPINAK</category><category>AKIL OYUNU SORUSU</category><category>ALBASTI</category><category>ATLANTİS</category><category>AYAKLARIMIZDAKİ ORGAN HARİTASI</category><category>AYAZ ATA</category><category>Ahid Sandığı hakkında bilgi</category><category>Ahit Sandığı</category><category>Ak Ayas</category><category>Albert Einstein'ın Beyni 240 Parçaya Bölündü</category><category>Alman üniformaları nasıl yapıldı?</category><category>Apophis</category><category>Astral Seyahat Nedir?</category><category>Ayakta Su İçmek Dinen Yasakmı?</category><category>Aynalara çok dikkat</category><category>BAKTERİLERDEKİ ELEKTRİK ÜRETİM</category><category>BESİNLER HAKKINDA</category><category>BUNLARI BİLİYORMUYDUNUZ</category><category>Bankalar nasıl para kazanır</category><category>Beklenenler..</category><category>Beynimiz</category><category>Bitkiler Hakkında Çok İlginç Bilgiler!</category><category>CIA'nın ünlü Kryptos Heykeli ve Şifresi</category><category>COLANIN 1 SAATTE VÜCUDUMUZA VERDİĞİ ZARAR</category><category>CORONA TEHLİKESİ</category><category>DESTEK OL</category><category>DOĞUM TARİHİNİZ HANGİ YEMEĞE DENK GELİYOR ?</category><category>DOĞUM'dan SONRA İLK 70 DAKİKA'da NELER OLUYOR?</category><category>Da Vinci'nin Kayıp Şifresi</category><category>Define Nedir ve Nasıl Aranır?</category><category>Derin Kulak - ECHELON</category><category>Doğadaki En Ölümcül Zehirler</category><category>Dünya yaratılalı kaç insan öldü?</category><category>Dünya yeni bir yok olma safhasınamı giriyor?</category><category>Dünyada Saklanan 50  Sır</category><category>Dünyadan Ölüm Hakkında</category><category>Dünyanın sonunu ''Süper virüs''mü getirecek</category><category>Elektromanyetik kirlenme</category><category>En dayanıklı birleştirme aracı</category><category>Evren Mutlak Sıfır'a Doğru Gidiyor</category><category>GELİNİN UĞURSUZLUĞU</category><category>Garip alerjiler ile hayatını kaybeden insanlar</category><category>Gençlik ve Mutluluk İksiri</category><category>GÜNEŞ SİSTEMİNİN ÖLÜMÜ</category><category>Günlerin isimlerinin anlamı nedir</category><category>Hayatımızda Yok Olması</category><category>Hayvanlar Hastalaninca</category><category>Her  gelen telefona kanmayın..</category><category>Hipnotize Olmaya Ne Kadar Eğilimlisiniz?</category><category>Hiç sönmeyen lamba…</category><category>KARNIMIZ NEDEN GURULDAR</category><category>KEKLİK</category><category>KIYAMET</category><category>KRAL VE 21 SAYISI</category><category>Kadınlar Erkeklerden Neden Daha Uzun Yaşıyor?</category><category>Kadınların Yalnız Seyahat Edebilecekleri En Güvenli 9 Şehir</category><category>Kalp yaşınız nedir?</category><category>Kalp yaşınızı kontrol edin.</category><category>Kediler İçin Kara Bir Gün</category><category>Kema yayları neden  yapılır?</category><category>Kraliçe Kleopatra'nın Gizemli yaşamı</category><category>Kutsal Kase de Cennet Bahçesinde mi?</category><category>Kâbe</category><category>Kâbe'nin Yapısı ve ölçüleri</category><category>Kırmızı ışıkta beklerken kör oldu</category><category>MASONLUK HAKKINDA BİLGİLER</category><category>Mars'ta Ufo mu Var ?</category><category>Mescid-i Aksa</category><category>Mescid-i Aksa'nın İslamdaki Yeri</category><category>Mescid-i Haram</category><category>Mu</category><category>Mutluluk kaç para eder</category><category>NAZİ UFOLARI</category><category>Nasa</category><category>Nasa 46 yıl sonra o sesleri yayınladı</category><category>Ne Yaparlar</category><category>Nuh’un Gemisi</category><category>Pandora'nın Kutusu</category><category>Parayla İlgili Enteresan Bilgiler</category><category>Parite Olayı: İlginç Ve Enteresan</category><category>Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in 79 Sünneti</category><category>Psikopat Seri Katiller</category><category>Rosetta uzay aracı</category><category>Sakız Çiğnemenin  Faydaları</category><category>Sağlık</category><category>Simya Nedir?</category><category>Süleymanın Anahtarı</category><category>SİTEMAP</category><category>TC Kimlik Numarası'nın sırrını biliyor musunuz?</category><category>TOMBALA</category><category>TOMBALA OYNA</category><category>TOMBALA PROGRAMI İNDİR</category><category>TUNÇ ÇAĞI JİLETİ</category><category>Tapınak Şövalyeleri</category><category>Tarihe Geçen 1 Nisan Şakaları</category><category>Tel Örgülerden Bahçeye Hayalet Yapma</category><category>Titanic Kehaneti Ve Alternatif Titanic Teorileri-1</category><category>Titanic Kehaneti Ve Alternatif Titanic Teorileri-2</category><category>Tutankamon'un Lanetli Trompetleri</category><category>Tutankhamon'un Laneti</category><category>Türkiye'de Sualtı Hazineleri</category><category>Uzaylılar türkçe mi konuşuyor</category><category>YANLIŞ SÖYLEDİĞİMİZ DEYİMLER</category><category>Yaklaşan Göktaşı Tehlikesi</category><category>Yaşayan Gezegen Raporu</category><category>Yellowstone Süper Volkan'I Patlarsa Ne Olur</category><category>Zenon Paradoksu;Hızlı Kaplumbağa</category><category>canlı izle</category><category>corona</category><category>coronavirüs</category><category>koranaşvirüs</category><category>kuyruklu yıldız</category><category>noel baba</category><category>virüs</category><category>Âri miyiz melez mi?</category><category>Çanakkale Deniz Zaferi</category><category>Çin İşkencesi</category><category>Çnakkale geçilmez</category><category>Ödünç alınan tanrı</category><category>Ölüler Nasıl Mumyalanır?</category><category>Ölüm anında görülen 'beyaz ışığın' sırrı</category><category>Ölümün Kokusu Varmıdır ?</category><category>ÜLKELERDEKİ MANTIKSIZ YASAKLAR</category><category>Üçüncü Göz Efsanesi Nedir ?</category><category>İKİZLER</category><category>İLGİNÇ HABERLER</category><category>İLGİNÇ KISA BİLGİLER</category><category>İLGİNÇ SORULAR</category><category>İLGİNÇ VE GARİP BİLGİLER</category><category>İNANILMAZ AMA GERÇEK OLAYLAR</category><category>İNSAN BEYNİNİN HAFIZASI</category><category>İlginç şeker süslemeleri</category><category>İnsan Vücudu İle İlgili İlginç Gerçekler</category><title>enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler,ilginç yıldızlar,uzay hakkında bilmediklerimiz</title><description>Sitemiz geçmişte ve günümüzdeki yaşanmış ilginç olaylar,haberler,resimlerle asla okumaktan  bıkmayacağınız bir blog sitesidir</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (Gezgin)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>209</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-4626113287151641900</guid><pubDate>Thu, 13 Feb 2020 19:50:00 +0000</pubDate><atom:updated>2020-02-24T16:49:12.777+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">corona</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">CORONA TEHLİKESİ</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">coronavirüs</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">koranaşvirüs</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">virüs</category><title>ÇİN'DE ÖLÜMCÜL CORONAVIRUS HAKKINDA NE BİLİYORUZ?</title><description>Bilim adamları, koronavirüs ile enfekte olan birinin bunu basit bir öksürük veya hapşırma ile yayabileceğini söylüyor.

Virüslü en az 1.370 kişinin öldüğü doğrulandı ve en az 28 ülke ve bölgede 60.380'den fazla enfeksiyon kaptı. Ancak uzmanlar, hastalığı olan gerçek insan sayısının 100.000, hatta sadece Wuhan'da 350.000 kadar olabileceğini tahmin ediyorlar, çünkü 100 vakada ikisini öldürebileceği konusunda uyarıyorlar. Şimdiye kadar bildiğimiz:

&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiQLZy6Ok8qbUz5KwvLQu2_yMwY3yjkQI9GjEUbPc59XWVPbGw1EjQuHYrBD78t29ghuaEb0Wge0sKBX3nEFr5u6n13R-V66N045VwgN21qdNOBZAdIQz2mVzpJM7zAwVVlly4m3Z6V8Bo/s1600/5e285c8f5542851c786c85c9.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="410" data-original-width="741" height="177" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiQLZy6Ok8qbUz5KwvLQu2_yMwY3yjkQI9GjEUbPc59XWVPbGw1EjQuHYrBD78t29ghuaEb0Wge0sKBX3nEFr5u6n13R-V66N045VwgN21qdNOBZAdIQz2mVzpJM7zAwVVlly4m3Z6V8Bo/s320/5e285c8f5542851c786c85c9.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;b&gt;Koronavirüs nedir?&lt;/b&gt;


Koronavirüs, hayvanlarda ve insanlarda hastalığa neden olabilen bir virüs türüdür. Virüsler konakçılarının içindeki hücrelere girer ve kendilerini çoğaltmak ve vücudun normal işlevlerini bozmak için kullanırlar. Coronavirüsler, taç anlamına gelen Latince 'korona' sözcüğünden sonra adlandırılır, çünkü kraliyet tacı andıran çivili bir kabuk tarafından kaplanmıştır.

Wuhan'dan gelen koronavirüs, bu salgından önce hiç görülmemiş bir koronavirüstür. Uluslararası Virüs Taksonomisi Komitesi tarafından SARS-CoV-2 olarak adlandırılmıştır. Adı Şiddetli Akut Solunum Sendromu koronavirüs 2 anlamına gelir.

Uzmanlar, salgının Aralık ayında başlamasından bu yana 50 hastanın yaklaşık birini öldüren hatanın, 2002 yılında Çin'i vuran SARS hastalığının 'kız kardeşi' olduğunu, bu nedenle ismini aldığını söylüyor.

Virüsün neden olduğu hastalık, 2019 koronavirüs hastalığı anlamına gelen COVID-19 olarak adlandırılmıştır.

Pirbright Enstitüsü'nden Dr. Helena Maier şunları söyledi: 'Coronavirüsler, insanlar, sığırlar, domuzlar, tavuklar, köpekler, kediler ve vahşi hayvanlar da dahil olmak üzere çok çeşitli farklı türleri enfekte eden bir virüs ailesidir.

Bu yeni koronavirüs saptanana kadar, insanları enfekte ettiği bilinen sadece altı farklı koronavirüs vardı. Bunlardan dördü hafif soğuk algınlığı hastalığına neden olur, ancak 2002'den beri insanları enfekte edebilen ve daha ciddi hastalıklara (Şiddetli akut solunum sendromu (SARS) ve Orta Doğu solunum sendromu (MERS) neden olabilecek iki yeni koronavirüs ortaya çıkmıştır. koronavirüsler).

Coronavirüslerin zaman zaman bir türden diğerine atlayabildiği bilinmektedir ve SARS, MERS ve yeni koronavirüs durumunda olan şey budur. Yeni koronavirüsün hayvansal kaynağı henüz bilinmemektedir. '

İlk insan vakaları, sağlık görevlilerinin 31 Aralık'ta enfeksiyonları halka açık bir şekilde bildirmeye başladıktan sonra yaklaşık 11 milyon insanın yaşadığı Çin'in Wuhan kentinden kamuoyuna bildirildi.

8 Ocak'a kadar 59 şüpheli vaka bildirildi ve yedi kişi kritik durumdaydı. Yeni virüs için testler geliştirildi ve kaydedilen vakalar yükselmeye başladı.

İlk kişi o hafta öldü ve 16 Ocak'a kadar ikisi öldü ve 41 vaka doğrulandı. Ertesi gün bilim adamları, muhtemelen 7.000'e kadar 1.700 kişinin enfekte olduğunu tahmin ettiler.

Bundan sadece bir hafta sonra, 800'den fazla teyit edilmiş vaka vardı ve aynı bilim adamları, sadece Wuhan'da yaklaşık 4.000'e (muhtemelen 9.700) enfekte olduğunu tahmin ettiler. Bu noktada 26 kişi öldü.

27 Ocak'a kadar 2.800'den fazla insanın enfekte olduğu doğrulandı, 81'i öldü ve toplam vaka sayısının tahminleri sadece Wuhan'da 100.000 ila 350.000 arasındaydı.

29 Ocak'a kadar, ölüm sayısı 132'ye yükseldi ve vakalar 6.000'i aştı.

5 Şubat'a kadar 24.000'den fazla vaka ve 492 ölüm oldu.

11 Şubat'a kadar bu durum 43.000'den fazla davaya ve 1.000 ölüme ulaşmıştı.

13 Şubat'ta vakaların onaylanma biçiminde bir değişiklik - doktorlar, akciğer taramalarını resmi bir tanı olarak kullanmaya ve laboratuvar testleri yapmaya karar verdiler - vaka sayısında 60.000'den fazla ve 1.369 ölüme kadar bir artışa neden oldu.
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg84bJYXgIbZRfq_T9dFHF5CJ75bJUFR115TzfQ5V7q9Jy46RXs5M0bENhjL0D9tCraXWy30RmzmAnSPsGxeIRQiHjfqkfUTDKstm5D4v1PPYcaM4_QPfH3wXmZwPyKDieYLehEsU1xrLo/s1600/1580941598923.jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" data-original-height="675" data-original-width="1200" height="225" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg84bJYXgIbZRfq_T9dFHF5CJ75bJUFR115TzfQ5V7q9Jy46RXs5M0bENhjL0D9tCraXWy30RmzmAnSPsGxeIRQiHjfqkfUTDKstm5D4v1PPYcaM4_QPfH3wXmZwPyKDieYLehEsU1xrLo/s400/1580941598923.jpeg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;b&gt;Virüs nereden geliyor?&lt;/b&gt;

Bilim adamlarına göre, virüs neredeyse kesinlikle yarasalardan geldi. Koronavirüslerin genel olarak hayvanlarda ortaya çıkma eğilimi vardır - benzer SARS ve MERS virüslerinin sırasıyla misk kedileri ve develerinden kaynaklandığına inanılmaktadır.

COVID-19'un ilk vakaları, şehirdeki canlı bir hayvan pazarını ziyaret eden veya çalışan, o zamandan beri soruşturma için kapatılan kişilerden geldi.

Pazar resmi olarak bir deniz ürünleri pazarı olmasına rağmen, kurt yavruları, semenderler, yılanlar, tavus kuşu, kirpi ve deve eti gibi diğer ölü ve yaşayan hayvanlar satıldı.

Wuhan Virology Enstitüsü tarafından Şubat 2020'de Nature dergisinde yayınlanan bir araştırma, Çin'deki hastalarda bulunan genetik makyaj virüsü örneklerinin yarasalarda buldukları bir koronavirüse benzer şekilde yüzde 96 olduğunu buldu.

Bununla birlikte, piyasada çok fazla yarasa yoktu, bu yüzden bilim adamları bir orta insan gibi davranan bir hayvan olduğunu ve bir insandan önce bir yarasadan sözleşme imzaladığını söylüyorlar. Bunun ne tür bir hayvan olduğu henüz doğrulanmadı.

Imperial College London'da bir virolog olan Dr. Michael Skinner araştırmaya dahil değildi, ancak şunları söyledi: 'Keşif nCoV'nin kökenini Çin'deki yarasalara yerleştiriyor.

'Hala başka bir türün hizmet edip etmediğini bilmiyoruz


&lt;b&gt;Virüs ne kadar tehlikelidir?
&lt;/b&gt;


Virüs şimdiye kadar resmi olarak onaylanmış en az 60.381 vakadan 1.370 kişiyi öldürdü - yaklaşık yüzde iki ölüm oranı. Bu, 1918'de yaklaşık 50 milyon insanı öldürmeye devam eden İspanyol Grip salgını ile benzer bir ölüm oranıdır.

Bununla birlikte, uzmanlar gerçek hasta sayısının muhtemelen çok daha yüksek olduğunu ve bu nedenle ölüm oranının oldukça düşük olduğunu söylüyor. Imperial College London araştırmacıları, 18 Ocak'a kadar sadece Wuhan şehrinde 4.000 (9.700'e kadar) vaka olduğunu tahmin ediyorlar - resmi olarak o tarihte sadece 444 vardı. Durumlar resmi rakamlardan 100 kat daha yaygınsa, virüs şu anda inanıldığından çok daha az tehlikeli olabilir, ancak aynı zamanda çok daha yaygındır.

Uzmanlar, muhtemelen sadece en ciddi hastaların yardım aradığını ve bu nedenle kaydedildiğini söylüyor - büyük çoğunluğun sadece hafif, soğuk benzeri semptomları olacak. Koşulları daha şiddetli olanlar için, akciğerleri yok edebilecek ve sizi öldürebilecek pnömoni gelişme riski vardır.


&lt;b&gt;Virüs tedavi edilebilir mi?&lt;/b&gt;


COVID-19 virüsü şu anda tedavi edilemez ve içerilmesi zordur.

Antibiyotikler virüslere karşı çalışmaz, bu yüzden söz konusu değildir. Antiviral ilaçlar işe yarayabilir, ancak bir virüsü anlama ve daha sonra onu tedavi etmek için ilaç geliştirme ve üretme süreci yıllar ve çok miktarda para gerektirir.

Koronavirüs için henüz bir aşı mevcut değildir ve yukarıdakine benzer nedenlerle, bu salgında herhangi bir kullanım için zaman içinde geliştirilmesi muhtemel değildir.

ABD'deki Ulusal Sağlık Enstitüleri ve Teksas, Waco'daki Baylor Üniversitesi, SARS salgınından gelen bilgileri kullanarak genel olarak koronavirüsler hakkında bildiklerine dayanan bir aşı üzerinde çalıştıklarını söylüyor. Ancak, Farmasötik Teknolojiye göre bunun geliştirilmesi bir yıl veya daha fazla sürebilir.

Şu anda, hükümetler ve sağlık yetkilileri virüsü tutmak ve hasta olan hastalara bakmak ve onları başkalarına bulaşmasını engellemek için çalışıyorlar.

Hastalığı yakalayan insanlar, semptomlarının tedavi edilebileceği ve enfekte olmamış halktan uzak olacağı hastanelerde karantinaya alınıyor.

Ve dünyanın dört bir yanındaki havaalanları, doktorların yerinde olması, insanların ateşlerini kontrol etmek için sıcaklıklarını almak ve hasta olabilecekleri tespit etmek için termal tarama kullanmak (enfeksiyon yüksek bir sıcaklığa neden oluyor) gibi tarama önlemlerini uyguluyor.

Bununla birlikte, semptomların ortaya çıkması haftalar sürebilir, bu nedenle hastaların bir havaalanında tespit edilmesi sadece küçük bir olasılıktır.

Bu salgın bir salgın mı yoksa bir salgın mı?

Salgın, bir hastalığın ülke veya bölge gibi bir topluluğu ele geçirdiği bir salgındır.

Düzinelerce ülkeye yayılmış olmasına rağmen, salgın henüz Dünya Sağlık Örgütü tarafından 'yeni bir hastalığın dünya çapında yayılması' olarak tanımlanan bir salgın olarak sınıflandırılmamıştır.

DSÖ'nün küresel bulaşıcı tehlike hazırlığının başkanı Dr Sylvie Briand, “Şu anda bir salgın içinde değiliz. Birden fazla odağı olan bir salgın olduğu aşamadayız ve bu odakların her birindeki iletimi söndürmeye çalışıyoruz '' dedi.

Hubei dışındaki vakaların çoğunun merkez üssünden 'yayıldığını', bu nedenle hastalığın aslında dünya çapında aktif olarak yayılmadığını söyledi.
&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2020/02/cinde-olumcul-coronavirus-hakkinda-ne.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiQLZy6Ok8qbUz5KwvLQu2_yMwY3yjkQI9GjEUbPc59XWVPbGw1EjQuHYrBD78t29ghuaEb0Wge0sKBX3nEFr5u6n13R-V66N045VwgN21qdNOBZAdIQz2mVzpJM7zAwVVlly4m3Z6V8Bo/s72-c/5e285c8f5542851c786c85c9.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-4333906795383669599</guid><pubDate>Thu, 13 Feb 2020 14:11:00 +0000</pubDate><atom:updated>2020-02-13T17:37:10.250+03:00</atom:updated><title>Coronavirus: Çevrimiçi gösterge tablosu, vakaların küresel olarak yayılmasını canlı takip edin.</title><description>Dünyadaki ülkelerde &lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2014/11/efsanevi-yaratiklar-albasti-eski.html"&gt;koronavirüs&lt;/a&gt; vakaları ortaya çıkmaya devam ederken endişe büyüyor. Perşembe gününden itibaren &lt;a href="http://http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2015/03/uzayllar-turkce-mi-konusuyor.html"&gt;Dünya Sağlık Örgütü&lt;/a&gt; (WHO) resmi olarak küresel bir halk sağlığı acil durumu ilan ederek son on yılda altıncı oldu.virüs şimdiye kadar hepsi Çin'de 171 kişinin hayatını aldı ve 18 ülkede 8.200'den fazla enfeksiyon vakası doğruladı .

&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh4_SawC1ksCQthqOzMwdm1tanzB79wJdiecZBi26kbx8X4JtiPkGQqghyphenhyphenx1R547EcOATFwLH9EJeRbAx0dXvnp2nHojcVjzzR0IiZf_oqy-gyN7HK_RsqtH8Lv7JRhNk8F65-SzIBXNVw/s1600/e8w1i1pucy8hem3mqmyt8o37apwpqcus.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh4_SawC1ksCQthqOzMwdm1tanzB79wJdiecZBi26kbx8X4JtiPkGQqghyphenhyphenx1R547EcOATFwLH9EJeRbAx0dXvnp2nHojcVjzzR0IiZf_oqy-gyN7HK_RsqtH8Lv7JRhNk8F65-SzIBXNVw/s320/e8w1i1pucy8hem3mqmyt8o37apwpqcus.jpg" width="480" height="320" data-original-width="1220" data-original-height="596" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;

koronavirüsün teyit edilen ve şüphelenilen vakalarının yanı sıra ölümlerin ve iyileşenlerin sayısını gösterir. Bir dünya haritası salgınların yerlerini işaretler.

CSSE , web sitesinde yayınlanan bir mesajda , "Gösterge tablosu, şeffaf veri kaynakları ile ortaya çıktığı sırada salgın durumunu anlamayı amaçlıyor," dedi . Tabii ki, gerçek vaka sayısını bilmek imkansızdır, ancak pano en azından rapor edilen vakalar için güvenilir veriler sunar ve koronavirüs için eğilimleri ve sıcak noktaları gösterebilir.
&lt;a href="https://gisanddata.maps.arcgis.com/apps/opsdashboard/index.html#/bda7594740fd40299423467b48e9ecf6"&gt;Buradan&lt;/a&gt;
Çin Ulusal Sağlık Komisyonu Bakanı Ma Xiaowei, 14 gün sürebilen inkübasyon döneminde birisinin koronavirüsü iletmesinin mümkün olduğunu söyledikten sonra, virüsün içermesi daha zor olabileceğinden korkmak Pazar günü ortaya çıkan ilk düşünceden daha fazla.

&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2020/02/coronavirus-cevrimici-gosterge-tablosu.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh4_SawC1ksCQthqOzMwdm1tanzB79wJdiecZBi26kbx8X4JtiPkGQqghyphenhyphenx1R547EcOATFwLH9EJeRbAx0dXvnp2nHojcVjzzR0IiZf_oqy-gyN7HK_RsqtH8Lv7JRhNk8F65-SzIBXNVw/s72-c/e8w1i1pucy8hem3mqmyt8o37apwpqcus.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-1893316561934125090</guid><pubDate>Sat, 31 Dec 2016 12:13:00 +0000</pubDate><atom:updated>2016-12-31T15:16:00.486+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Ak Ayas</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">AYAZ ATA</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">noel baba</category><title>Türklerin Noel Babası ‘AYAZ ATA’yı biliyor musunuz?</title><description>&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj9Hbpg_lNnBfHxvdxkjDGIxMIu75jUmYPB7G1BrpiczuapJbvwu2xVPrLamYDcmn76sgWD60epU5AqjAqrRqL-uwa-grCz0ubnNqhCC8qO0SEPje9U3exv4qgCKKqriak1F66ZL3bW4ik/s1600/ayaz_ata.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="226" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj9Hbpg_lNnBfHxvdxkjDGIxMIu75jUmYPB7G1BrpiczuapJbvwu2xVPrLamYDcmn76sgWD60epU5AqjAqrRqL-uwa-grCz0ubnNqhCC8qO0SEPje9U3exv4qgCKKqriak1F66ZL3bW4ik/s400/ayaz_ata.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/search/label/EFSANEV%C4%B0%20YARATIKLAR" target="_blank"&gt;Ayaz ata&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
AYAZ ATA&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayaz Ata (Özbekçe: Ayoz Bobo veya Ayaz Ota, Kırgızca: Аяз Ата, Kazakça: Аяз Ата),&lt;br /&gt;
Türk, Altay ve Orta Asya mitolojilerinde, özellikle Kazaklarda ve Kırgızlarda Soğuk Tanrısı.&lt;br /&gt;
Noel Baba ile de özdeşleşmiş durumdadır. Ayas Hanolarak da bilinir. Ay ışığından yaratılmıştır.&lt;br /&gt;
Soğuk havaya neden olur. “Ak Ayas” olarak adı geçer.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;script async="" src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"&gt;&lt;/script&gt;
&lt;!-- ilginç ve enteresan 5 --&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;ins class="adsbygoogle" data-ad-client="ca-pub-6662113437139115" data-ad-format="auto" data-ad-slot="4457692187" style="display: block;"&gt;&lt;/ins&gt;&lt;script&gt;
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
&lt;/script&gt;
Ülker burcunun altı yıldızı göğün altı deliğidir ve oradan soğuk hava üfler.&lt;br /&gt;
Böylece kış gelir. Ayaz, tüm Türk coğrafyasında yakıcı soğuk anlamına gelir ki,&lt;br /&gt;
Ay’ın gökte rahatlıkla görüldüğü açık havalarda meydana geldiği için Ay Tanrısı’nın&lt;br /&gt;
(veya ona bağlı Ayas Han’ın) gönderdiği düşünülmüştür. Bir tür Noel Baba olarak düşünülebilir.&lt;br /&gt;
Hatta Kazaklarda birebir &lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/search/label/EFSANEV%C4%B0%20YARATIKLAR" target="_blank"&gt;Noel Baba&lt;/a&gt; ile özdeşleşmiştir.&lt;br /&gt;
Kimi kültürlerde kışın soğukta ortaya çıkan ve kimsesizlere, açlara yardım eden bir evliyadır.&lt;br /&gt;
Hristiyan azizi olduğu yönünde görüşler de vardır. Fakatetimoloji ve kültürel olarak Türk kültüründe&lt;br /&gt;
zaten var bulunan bir kişilik olduğu kesindir. Kimi görüşlere göre Ayas Han ile aynı kişidir.&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi93GXR7HVSJtgeDl5EDNwEKZHAf04pmO5ILtn8erRsFlJ7YATrMMFWZBhBXWFK-pyPb1szByrLhZTGZq6NCqurBtX9R8nh07F4jzIebjH3Erpo4AS6hqHhhwVPx-qo_R5kL2Ax2FbNinA/s1600/turklerin-ayaz-ata-si-noel-baba-ya-karsi-6458163.Jpeg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="223" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi93GXR7HVSJtgeDl5EDNwEKZHAf04pmO5ILtn8erRsFlJ7YATrMMFWZBhBXWFK-pyPb1szByrLhZTGZq6NCqurBtX9R8nh07F4jzIebjH3Erpo4AS6hqHhhwVPx-qo_R5kL2Ax2FbNinA/s400/turklerin-ayaz-ata-si-noel-baba-ya-karsi-6458163.Jpeg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
Kazaklarda kışın karşılanması ile ilgili olarak Soğumbası isimli bir eğlence bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
İlk karın yağması ve ilk soğuğun vurması ile kutlanan bayramdır. Bu bayramla bir ilgisi olması muhtemeldir.&lt;br /&gt;
Azerice’deki Şahta Ata “Şaxta Baba (Azerice)” sözcüğü de yine birebir çeviriyle&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/" target="_blank"&gt; Soğuk Ata&lt;/a&gt; veya&lt;br /&gt;
Ayaz Ata anlamına gelir. Özbekçede Şahta (Shaxta, Şaxta) sözcüğünün ocak mânasına gelmesi ise&lt;br /&gt;
kelimenin anlamı açısından dikkat çekicidir.&lt;br /&gt;
kaynak:vikipedi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2016/12/turklerin-noel-babas-ayaz-atay-biliyor.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj9Hbpg_lNnBfHxvdxkjDGIxMIu75jUmYPB7G1BrpiczuapJbvwu2xVPrLamYDcmn76sgWD60epU5AqjAqrRqL-uwa-grCz0ubnNqhCC8qO0SEPje9U3exv4qgCKKqriak1F66ZL3bW4ik/s72-c/ayaz_ata.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-1725969243598283452</guid><pubDate>Tue, 23 Feb 2016 11:44:00 +0000</pubDate><atom:updated>2016-02-23T13:52:17.381+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Nasa</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Nasa 46 yıl sonra o sesleri yayınladı</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Uzay Ve Gezegenler</category><title>46 yıl sonra o sesler yayınlandı!</title><description>&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiBfXu-IqYLpvfxd-YMx8M_ZjOZldoURqDzTrP7HKc06HuWIN0iMOVy74n6fCs-zQivTC8nak7CipTJi6sEepykOlho6pqcTjm9Mbz9JluwpN_7xuO3cdHHT1mqcC6HPVOE_U-F09r7XeY/s1600/3169BAD100000578-3456741-image-a-4_1456033883614.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="296" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiBfXu-IqYLpvfxd-YMx8M_ZjOZldoURqDzTrP7HKc06HuWIN0iMOVy74n6fCs-zQivTC8nak7CipTJi6sEepykOlho6pqcTjm9Mbz9JluwpN_7xuO3cdHHT1mqcC6HPVOE_U-F09r7XeY/s400/3169BAD100000578-3456741-image-a-4_1456033883614.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&amp;nbsp;Apollo 10&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;div&gt;
NASA 46 yıl sonra, Apollo 10 mürettebatının duyduğu ses ve konuşmaları yayınladı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Kayıtlara göre mürettebat, Dünya ile bağlantıyı kaybettiği sırada "tuhaf bir müzik" duymaya başladı.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;script async="" src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"&gt;&lt;/script&gt;
&lt;!-- ilginç ve enteresan 5 --&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;ins class="adsbygoogle" data-ad-client="ca-pub-6662113437139115" data-ad-format="auto" data-ad-slot="4457692187" style="display: block;"&gt;&lt;/ins&gt;&lt;script&gt;
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
&lt;/script&gt;
"UZAYLILARIN SESİ Mİ" TARTIŞMASI BAŞLADI&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Kayıtların ortaya çıkmasının ardından "Bu duyulan uzaylıların sesi mi" tartışmaları başladı. Ancak uzmanlar, bu seslerin Apollo 10 mekiği içindeki astronotların olduğu kontrol modülü ile Ay modülü arasındaki radyo dalgalarının karışmasından kaynaklanmış olabileceği ihtimali üzerinde duruyor.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
SES KAYITLARI KAFALARI KARIŞTIRMIŞTI&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
ABD’nin Apollo uzay projesi kapsamında Ay yüzeyine ikinci kez insan gönderdiği Apollo 10 göreviyle ilgili ses kayıtları kafaları karıştırmıştı. Neil Armstrong’un Ay’a ilk ayak basan insan olarak tarihe geçtiği Apollo 11’den iki ay önce gerçekleşen Apollo 10 görevinde, astronotların Ay’ın ‘karanlık bölgesinde’ gizemli bir müzik sesi duydukları ortaya çıkmıştı.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;object classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=9,0,47,0" height="390" id="flashObj" width="640"&gt;&lt;param name="movie" value="http://c.brightcove.com/services/viewer/federated_f9?isSlim=1" /&gt;&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF" /&gt;&lt;param name="flashVars" value="videoId=4767249860001&amp;playerID=2207682275001&amp;playerKey=AQ~~,AAAABvaL8JE~,ufBHq_I6Fnwgpz2JFHz_Jerf-MHxK_Ad&amp;domain=embed&amp;dynamicStreaming=true" /&gt;&lt;param name="base" value="http://admin.brightcove.com" /&gt;&lt;param name="seamlesstabbing" value="false" /&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true" /&gt;&lt;param name="swLiveConnect" value="true" /&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always" /&gt;&lt;embed src="http://c.brightcove.com/services/viewer/federated_f9?isSlim=1" bgcolor="#FFFFFF" flashVars="videoId=4767249860001&amp;playerID=2207682275001&amp;playerKey=AQ~~,AAAABvaL8JE~,ufBHq_I6Fnwgpz2JFHz_Jerf-MHxK_Ad&amp;domain=embed&amp;dynamicStreaming=true" base="http://admin.brightcove.com" name="flashObj" width="640" height="390" seamlesstabbing="false" type="application/x-shockwave-flash" allowFullScreen="true" swLiveConnect="true" allowScriptAccess="always" pluginspage="http://www.macromedia.com/shockwave/download/index.cgi?P1_Prod_Version=ShockwaveFlash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;
MÜZİK SESİNE BENZER BİR SES DUYULDU&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Apollo 10 ekibi, Ay’ın ‘karanlık tarafına’ geçtiğinde, dünya ile yaklaşık bir saat irtibatları kesildi. İşte bu sırada, müzik sesine benzer bir ses duyuldu.&lt;/div&gt;
&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh3tcMwGRhIddHL6aYyZAYYdm_M7NBccm5KKGxY-_uQMddKFN5uSfX9xGaRwzZjrAv6EIVtMWkAmKE4RAzJA-ltJqrBEV-zgLVqz3I2iTBL0Nv4li7M4-rjC1ynCVpBjopD425XF2-b71s/s1600/3169BAE100000578-3456741-image-a-38_1456036504577.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="328" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh3tcMwGRhIddHL6aYyZAYYdm_M7NBccm5KKGxY-_uQMddKFN5uSfX9xGaRwzZjrAv6EIVtMWkAmKE4RAzJA-ltJqrBEV-zgLVqz3I2iTBL0Nv4li7M4-rjC1ynCVpBjopD425XF2-b71s/s400/3169BAE100000578-3456741-image-a-38_1456036504577.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small; text-align: start;"&gt;NASA 46 yıl sonra&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2016/02/46-yl-sonra-o-sesler-yaynland.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiBfXu-IqYLpvfxd-YMx8M_ZjOZldoURqDzTrP7HKc06HuWIN0iMOVy74n6fCs-zQivTC8nak7CipTJi6sEepykOlho6pqcTjm9Mbz9JluwpN_7xuO3cdHHT1mqcC6HPVOE_U-F09r7XeY/s72-c/3169BAD100000578-3456741-image-a-4_1456033883614.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-5565535244393719874</guid><pubDate>Sun, 06 Sep 2015 21:49:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-09-10T23:01:15.919+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Süleymanın Anahtarı</category><title>Süleymanın Anahtarı</title><description>&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEioxO9rdX19OOeUhbC-H9u3vF1360j8pHGflfOxvF1ZKyIWFr5SwHWotyNxZ2uzzj11xOeRcuTLU3jw5g3eoCl94qHwDdkaIxVax874c2gZyrK_8S0gbCnjdzF81BeF2PIq_qcBOjdx9tM/s1600/images.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="303" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEioxO9rdX19OOeUhbC-H9u3vF1360j8pHGflfOxvF1ZKyIWFr5SwHWotyNxZ2uzzj11xOeRcuTLU3jw5g3eoCl94qHwDdkaIxVax874c2gZyrK_8S0gbCnjdzF81BeF2PIq_qcBOjdx9tM/s400/images.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/2015/06/parite-olay-ilginc-ve-enteresan.html" target="_blank"&gt;Süleymanın Anahtarı&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;br /&gt;
Okültik Gizli İlimler'i içeren yazmalar kadim İbranice'dir ve İncil ile bağı bulunmasa da içerdiği bilgiler Vatikan için sakıncalıdır. Süleyman'ın Anahtarı - Clavicula Salomonis elyazma metinler bugün British Museum'da bulunmakta.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Birinci bölüm ''Büyük Anahtar'' ve 5 kitaptan oluşan Legemeton denilen ikinci bölüm ve bunun Süleyman'ın Küçük Anahtarı denilen bölümü Goetia sırrlar açısından önemlidir. En karanlık bölümü de burasıdır. Armadel'de bahsedilen 72 melek'e karşılık burada 72 karanlık güç vardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;script async="" src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"&gt;&lt;/script&gt;
&lt;!-- ilginç ve enteresan 5 --&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;ins class="adsbygoogle" data-ad-client="ca-pub-6662113437139115" data-ad-format="auto" data-ad-slot="4457692187" style="display: block;"&gt;&lt;/ins&gt;&lt;script&gt;
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
&lt;/script&gt;
M.Ö. 10. asırda yaşamış Yahudiler'in Kral'ı ve peygamber de kabul edilen Hz. Süleyman tarafından yazıldığı iddia edilmekte. Vatikan bunları reddetmekte tıpkı Kumran Yazmaları ve Tomas'ın İncili gibi...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bugün sadece ''Ağlama Duvarı''nın ayakta kaldığı Süleyman'ın Tapınağı hakkında da &amp;nbsp;pekçok sır ve efsane vardır. Tapınak Şövalyeleri, Kutsal Kase, Kutsal Ahit Sandığı... &amp;nbsp; Hz. Süleyman'ın doğaüstü güçleri üzerine de pekçok rivayet vardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Süleyman'ın Anahtarı'nın etrafındaki muammayı oluşturan ana şüphelerden biriyse Ortaçağ Avrupa'sında Grimoire denilen &lt;b&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/search/label/DO%C4%9EUM%27dan%20SONRA%20%C4%B0LK%2070%20DAK%C4%B0KA%27da%20NELER%20OLUYOR%3F" target="_blank"&gt;Kara Büyü&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; reçetelerinin olduğu kitapların çokça yazılıp alınıp satılmış olmasıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Clavicula Salomonis'e karşı çıkanların en büyük dayanağı Ortaçağ'da yapılmış bir sahtecilik eseri olduğu iddiası. Buna karşılık hermetikler arasında ateşli savunucuları da var.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hermetic Order of the Golden Dawn'ın kurucusu ve Mason olan Samuel Liddell ''MacGregor'' Mathers (foto), ilk kez İngilizceye 1900'ün başlarında çevirdiğinden beri yazmalar tam bir fenomene dönüştü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Altın Şafak Hermetik Cemiyeti'nin diğer tanınan isimleri Israel Regardie ve bir pop ikonuna da dönüşen, diğer yandan ''Dünyanın En Kötü Üne Sahip Adamı'' da senilen mason üstadı The Book of the Law'ı yazan Aleister Crowley'dir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Clavicula Salomonis, sıradan ve satılması için Papalara, Azizlere aitmiş gibi gösterilen sahte Grimoire'lardan çok daha farklıdır. Kaldı ki Hıristiyanlıkla alakası yoktur, İncille bir bağı bulunmaz. Fakat içerdiği bilgiler Vatikan için sakıncalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kadim Yahudi dilini kullanmasıyla, tamamen Kabala'ya dayanması ve kapalı yazım tekniğiyle farklıdır. Ayrıca MS ilk yüzyıllardaki Yahudi tarihçilerin eserlerinde Hz Süleyman'ın iyilik ve kötülük için çeşitli varlıkları çağırmak için reçeteler içeren bir kitabı olduğundan bahseder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nostradamus hakkındaki efsanelerden biri de ''&lt;b&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/search/label/D%C3%BCnya%20yarat%C4%B1lal%C4%B1%20ka%C3%A7%20insan%20%C3%B6ld%C3%BC%3F" target="_blank"&gt;Gizli İlimler&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;''i kullandığına dairdir. Dedesi Yahudi olan Nostradamus'un Kabala ve Gizli İlimler'e vakıf olduğu kehanetlerinde bunları kullandığı çokça söylenir, hatta bazı deneyler yaptığı da. Dolayısıyla, Dan Brown'un kullanabileceği büyük bir malzeme denizi var.&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2015/09/suleymann-anahtar.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEioxO9rdX19OOeUhbC-H9u3vF1360j8pHGflfOxvF1ZKyIWFr5SwHWotyNxZ2uzzj11xOeRcuTLU3jw5g3eoCl94qHwDdkaIxVax874c2gZyrK_8S0gbCnjdzF81BeF2PIq_qcBOjdx9tM/s72-c/images.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-6880895859483280064</guid><pubDate>Sat, 05 Sep 2015 21:23:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-09-06T00:23:23.318+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">2015 ve sonrası kehanetleri neler ?</category><title>2015 ve sonrası kehanetleri neler ?</title><description>&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhpC6O1dzA3fJc3SfJCVBfvm85lwjwhh5s_3ZUDszA0fMFzS379zAaWvBYyYaGrT17VeiNhsdhlvWsgtyLL4JhOTiXKvSJ57VgFAOtp3dX5pIRaXAwa3_8u0hiW-lNp_vbsbmyOvukRzA4/s1600/capture-20150906-001753.png" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="448" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhpC6O1dzA3fJc3SfJCVBfvm85lwjwhh5s_3ZUDszA0fMFzS379zAaWvBYyYaGrT17VeiNhsdhlvWsgtyLL4JhOTiXKvSJ57VgFAOtp3dX5pIRaXAwa3_8u0hiW-lNp_vbsbmyOvukRzA4/s640/capture-20150906-001753.png" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/search/label/%C3%96l%C3%BCm%C3%BCn%20Kokusu%20Varm%C4%B1d%C4%B1r%20%3F" target="_blank"&gt;Bba Vanga&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
''İki çelik kuş kulelere çarpacak gökyüzü aydınlanacak'': &amp;nbsp;11 Eylül saldırıları...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
''Kursk su altında kalacak bütün dünya arkasından ağlayacak'': 2000 yılında 118 Rus askerine mezar olan denizaltının adı, Kursk Faciası... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
''Vladimir’in zaferi dünyada herşeyi eritecek'': Rusya’nın Gürcistan’ı işgal etmesi...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
''Amerika Birleşik Devletleri’nin 44. başkanı siyah olacak. Bu Amerika’nın göreceği son lider olacak. Çünkü siyahi liderin göreve gelmesinden kısa bir süre sonra ülke büyük bir ekonomik krize girecek. Kuzey ve güney eyaletler arasında anlaşmazlık çıkacak'': Barack Obama&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üçüncü Dünya Savaşı’nı başlatacak;&lt;b&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/search/label/%C3%9CLKELERDEK%C4%B0%20MANTIKSIZ%20YASAKLAR" target="_blank"&gt; Üçüncü Dünya Savaşı&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;’nda ilk kez atom bombası kullanılacak. Müslüman ülkeler kimyasal savaşla Avrupalıları yokedecek.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;''İklimler değişecek'' Küresel ısınma.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;script async="" src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"&gt;&lt;/script&gt;
&lt;!-- ilginç ve enteresan 5 --&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;ins class="adsbygoogle" data-ad-client="ca-pub-6662113437139115" data-ad-format="auto" data-ad-slot="4457692187" style="display: block;"&gt;&lt;/ins&gt;&lt;script&gt;
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
&lt;/script&gt;
13 yaşında sele kapılan ve gözlerini kaybeden, bazı rivayetlere göre öncesinde nehir kenarında yıldırım çarpan Vangelia Pandeva Dimitrova ya da takma adıyla Baba Vanga, 1996'da ölene dek kehânetlerde bulundu. Hatta Hitler, bile onu köyünde ziyaret etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hayattayken kehanetleri Bulgar hükümeti tarafından kaleme alınarak saklanan &lt;b&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/search/label/%C3%87in%20%C4%B0%C5%9Fkencesi" target="_blank"&gt;Baba Vanga&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;, bunların bir kısmını da televizyonda canlı yayında söyledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bulgar Hükümeti, para karşılığında onun kişilere de geleceklerini söylemesi için memur yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun karşılığında maaş aldı. Açıklananlar dışında Bulgar hükümetinin kapalı tuttuğu kehânetleri de vardır. Bugüne dek %80 oranında kehânetleri çıkmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2018 – Dünyanın yeni hakimi Çin olacak. Çin ekonomik olarak güçlenecek.&lt;br /&gt;
2043 – Müslüman bir devlet yeniden Avrupa’nın tek hükümdarı olacak.&lt;br /&gt;
2046 – Tedavi edilmeyecek organ kalmayacak. Hastalıklı organın yerine yenisi yapılacak.&lt;br /&gt;
2076 – Bütün dünyada sınıfsız komünizm sistemi yerleşecek.&lt;br /&gt;
2088 – Bütün hastalıklar bir kaç saniyede tedavi edilecek.&lt;br /&gt;
2097 – Çabuk yaşlanmanın önüne geçilecek.&lt;br /&gt;
2167 – Yeni bir din&lt;br /&gt;
2304 – Ay’ın sırrı, gizemi çözülecek.&lt;br /&gt;
3797 – Dünyanın sonu… Başka bir gezegende insan yapımı yeni bir hayat başlayacak.&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2015/09/2015-ve-sonras-kehanetleri-neler.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhpC6O1dzA3fJc3SfJCVBfvm85lwjwhh5s_3ZUDszA0fMFzS379zAaWvBYyYaGrT17VeiNhsdhlvWsgtyLL4JhOTiXKvSJ57VgFAOtp3dX5pIRaXAwa3_8u0hiW-lNp_vbsbmyOvukRzA4/s72-c/capture-20150906-001753.png" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-9111737812979807277</guid><pubDate>Sat, 05 Sep 2015 21:07:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-09-06T00:11:32.649+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Üçüncü Göz Efsanesi Nedir ?</category><title>Üçüncü Göz Efsanesi Nedir ?</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhI4lA3ZHpPizKGBrZsv2Uv25lFnTOk2YkJWZJoKF3wkDM8N71Eh-MxhUOjw645rM62hjSy9LcoSuX1tmPPHsVxY0m98KkXLehDdELIkv-zYAoY7_Sd5d4GSEN0b6lOfaZtJ7FdrQn7rqQ/s1600/6045_ucuncu-goz.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhI4lA3ZHpPizKGBrZsv2Uv25lFnTOk2YkJWZJoKF3wkDM8N71Eh-MxhUOjw645rM62hjSy9LcoSuX1tmPPHsVxY0m98KkXLehDdELIkv-zYAoY7_Sd5d4GSEN0b6lOfaZtJ7FdrQn7rqQ/s400/6045_ucuncu-goz.jpg" width="300" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/search/label/TAR%C4%B0HTE%20B%C4%B0L%C4%B0NMEYENLER" target="_blank"&gt;Üçüncü göz efsanesi&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
İnsan vucudu, bedenimiz bilimsel ve teknolojik bütün gelişmelere rağmen henüz tam da keşfedilemedi; özellikle de beyin...&lt;br /&gt;
Tıpkı, uzayda bir sürü keşif yapmamıza rağmen, henüz yeraltını tam bilemiyor olmamız gibi, ne okyanusların diplerini ne de yerkabuğunun derinliklerini keşfedemediğimiz gibi beynin de bütün sırlarına vâkıf değiliz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Modern Bilim dünyası, çoğu kez kadim dünyadan kalma efsaneleri ''safsata'', bilimdışı görse de, bilim dönüp dolaşıp kadim dünya efsanelerini ya gerçekleştiriyor ya da gerçekliğini kanıtladı, kanıtlıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Felsefi boyutu daha büyük bir tartışma ve iddia konusu olsa da ''Üçüncü Göz'', kadim zamanlardan beri bir muammadır... &lt;b&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/search/label/ATLANT%C4%B0S" target="_blank"&gt;Dede Korkut&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; Hikâyeleri'nde geçen Tepegöz, Orta Asya'dan beri halk arasında Eğegöz, Yalgızgöz diye geçen, Roma-Yunan Mitolojisi'nde Kiklop diye bilinen ve pek çok uygarlığın kültüründe görünen efsanevi yaratığın ortak özelliği alının ortasındaki gözdür, istinai biçimde göğsün ortasında bulunan gözdür...&lt;br /&gt;
&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi74np6SGaD6QT6fn_HS2vAck8y1WA9OxCs8oUt5SJ_iO48mEAiCTCvgYz79ZxRJ64kBxjmBpAfR8EFu5M1dAdBgB0-SFGVaOYEgozoyJTNZjSkuwzsfdbI-JgH5BgJFYG76DxwWrMjihw/s1600/horusun-g%25C3%25B6z%25C3%25BC.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="219" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi74np6SGaD6QT6fn_HS2vAck8y1WA9OxCs8oUt5SJ_iO48mEAiCTCvgYz79ZxRJ64kBxjmBpAfR8EFu5M1dAdBgB0-SFGVaOYEgozoyJTNZjSkuwzsfdbI-JgH5BgJFYG76DxwWrMjihw/s640/horusun-g%25C3%25B6z%25C3%25BC.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/search/label/Astral%20Seyahat%20Nedir%3F" target="_blank"&gt;Üçüncü göz Gerçekmi?&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;br /&gt;
Bindi ve Tiklak'lar de bunun değişik bir versiyonudur. Hindistan'da Hindu kadınların dini bir sembol olarak kullandığı kadar, evli kadınların bir damga gibi yaptığı alnının ortasındaki siyah nokta, dövme Hindu'larda ruhsal gözü de simgeler.Bugün Batı kültürlerinde de bunu yapanları görüyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Özellikle, Doğu Felsefeleri ve Brahmanizm, Hinduizm gibi dinleri ile Batı'da modernleştirilmiş metafizik, felsefi versiyon ve New Age-Yeni Çağ inançlarında da algının kapılarını açan gizli bir ''Üçüncü Göz'' vardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"&gt;&lt;/script&gt;
&lt;!-- ilginç ve enteresan 5 --&gt;
&lt;ins class="adsbygoogle"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-6662113437139115"
     data-ad-slot="4457692187"
     data-ad-format="auto"&gt;&lt;/ins&gt;
&lt;script&gt;
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
&lt;/script&gt;
Bu genelde Budizm ve budizmin sulandırılmış modernize versiyonlarına dayandırılsa da, tam tersine Buddha, ''Üçüncü Göz''ü reddeder...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Brahman uleması Uddaka'nın sorularına karşı, Buda-Bodhisatta'nın verdiği cevaplarla bugün düşünülen mânâdaki bir Üçüncü Göz'e ya da metafiziksel &amp;nbsp;bir Ruh Gözü'ne karşı çıkar:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
''Uddaka dedi ki: ''Nesnelerin birliğini düşün. Nesneler kendi parçaları değildir, ama yine de mevcutturlar. Bedeninin uzuvları ve organları senin egon değildir, fakat egon bütün bu parçalara sahiptir. Örneğin &lt;b&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/search/label/Beynimiz" target="_blank"&gt;Ganj nedir? &lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;Kum mu Ganj'dır? Su mu Ganj'dır? Bu kıyı mı Ganj'dır? Öteki kıyı mı Ganj'dır? Ganj koca bir nehirdir ve bütün bu niteliklere sahiptir. Egomuz da aynen böyledir.''&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bodhisatta şöyle cevap verdi: ''Öyle değil efendim! Suyu, kumu, bu kıyıyı ve öteki kıyıyı hariç tutarsak Ganj'ı nerede bulabiliriz? Aynı şekilde insanın faaliyetlerini âhenkli birlikleri içinde gözleyebiliyorum fakat parçaların dışında bir ego'ya yer göremiyorum.''&lt;br /&gt;
(...)&lt;br /&gt;
''17- Farzedelim ki, duyuların hareketlerini yerine getiren bir atman(*) var, o takdirde görmenin kapısı yıkılıp göz çıkartılırsa, daha geniş delikten bu atman daha iyi bakabilecek ve etraftaki şekilleri eskisinden daha iyi ve daha net görebilecekti. Kulaklar sökülüp atılsa, sesleri daha iyi duyabilecekti; dil koparılsa daha iyi tad alacaktı ve beden tahrip edilse daha iyi hissedecekti.&lt;br /&gt;
18- (...)Yeniden doğuş, bir benliğin tenasühü olmaksızın vardır (...)''&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;(*) Atman: Hayatın ilkesi olan nefes, ruh, benlik, ego, eski Brahman ekollerinin bazılarına göre atman, insanda metafizik bir varlığı simgeler ve insanın düşüncelerini düşünen, duygularını duyan ve işlerini işleyen odur. Buda, bu anlamda bir atmanın varlığını reddeder.'' (Buda'nın Öğretisi-The Gospel of Buddha - Eski metinlerden derleyen Paul Carus, Çev: Teoman Uçgun, Ruh ve Madde Yayınları,1984)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnsan beyninin bütünü ile henüz keşfedilemediği ve anlaşılamadığı aşikâr. Yine de, Pineal Gland - Epifiz Bezi'nin Ruh Gözü, 3. Göz olduğu fikri Antik Yunan'dan beri mevcuttur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fransız filozof &amp;nbsp;René Descartes, orijinal isminin kökeni Çamkozalağı'ndan gelen Pineal Gland - Epifiz Bezi'ni ''Ruhun Koltuğu'' olarak tanımlamış ve ruhun vücuttaki merkezi olarak görmüştür. Hatta ilahi mesajları alındığı yer olduğunu iddia etmiştir. Hz. İsa'nın Matta İncili 6:22'deki ''Bedenin ışığı gözdür. Gözünüz sağlamsa, bütün bedeniniz aydınlık olur. '' sözü de bunun işareti olarak gösterilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilimsel olarak baktığımızda ise Beyindeki Epifiz Bezi'nin 3. Göz olduğu iddiası 2015'te yine gündemde olsa da...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aslında, yapılan araştırma ve açıklanan sonuçlar 1985'ten kalma: Eye to (Third) Eye; Scientists Are Taking Advantage of Unexpected Similarities between the Eye's Retina and the Brain's Pineal Gland&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1995'de USC Health &amp;amp; Medicine'in Winter 1995 edisyonun kapağı da olan: Ph.D Cheryl Craft'ın The Mind's Eye araştırması ve tezi var.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yine, 2004'te yapılan Dr. David Klein'ın bir başka çalışması daha mevcut: Pineal Gland Evolved To Improve Vision, According To New Theory&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Epifiz Bezi-Pineal Gland, bezelye büyüklüğünde ve geometrik olarak beynin tam orta noktasındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orjinal ismi Pineal Gland, Latince pinecone-çam kozalağından gelmektedir. Çam kozalağı mimaride bir simge, dini bir sembol olarak Sümer, Hint, Antik Yunan, Antik Mısır ve Roma'da da bulunduğu gibi Katolik âleminin merkezi Vatikan'da da Court of the Pine Cone-Cortile del Belvedere mevcuttur; &amp;nbsp;antik kültürlerden Papalık Asası'na kadar bunu görebiliyoruz...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her simgenin farklı farklı kültürlerde değişik versiyonları bulunur. Bindi ve Tiklat'ların da aslında kadim dünyadan beri Epifiz Bezi - Pineal Gland'ı temsil ettiği düşünülmekte.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Epifiz Bezi'nin işlevi, yapısı ya da sırrı, bilimsel olarak araştırmaların ve teknolojinin gelişmesiyle yavaş yavaş çözülmeye başlandı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kertenkele kafatasının içinde, derisinin altında ışığa duyarlı ''üçüncü göz'' tespit edilmiştir. Yunuslar ve Balinalar gibi yön tayinini beyindeki ''sonar sistemi'' ile yapan memelilerde de benzer bir durum sözkonudur. Yunuslar, balinalar yüksek frekansta ses üretip çevrelerine yayarlar. Bu yüksek frekanslı seslerin objelerden yansıyıp geri gelen yankılarını toplayıp beyinlerinde değerlendirerek yön tayin eder ya da çevrelerini ''görürler''... Buna Ekolokasyon deniliyor. Bu sonar sistem sayesinde metrelerce uzaklarındaki cisimlerin büyüklüğünü, şeklini, hızını, yerini hatta yoğunluklarını tespit edebilirler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun değişik versiyonları göç eden kuşlarda da mevcuttur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnsan beynindeki Epifiz Bezi, geceleri artan miktarda melatonin hormonu salgılıyor ve içkısmı çubuk biçimde yollar ve konilerden oluşuyor. Yollar-Rods kısmında herbirinin içi, göz retinasına benziyor ve görme merkezi ile bağlı olmasının yanında gözdeki vitröz sıvıya da sahip.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Epifiz Bezi, N,N-Dimethyltryptamine-Dimetiltriptamin-DMT denilen halüsinojen bir kimyasal salgılamakta.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
DMT, doğum ve ölüm ile uyku sırasında salgılanıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uyku sırasında salgılanması rüyaların görüldüğü evrede oluyor ve etkilerinin arasında zaman algısında değişim vardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Ölüm&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;den dönenlerin gördükleri beyaz ışığın sırrı DMT... Bunu da, DMT'nin ''içilmesi'' sayesinde biliyoruz. Peru'da Ayahuasca-Caapi-Yajé denilen bitkiden elde edilen bir tür şarap ve yapraklarından yapılan çay'ı aşırı derecede DMT içeriyor, içildiğinde uyuşturuculardan daha ağır bir halüsinasyon yaratıyor. Kullanımı birçok ülkede yasaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2015/09/ucuncu-goz-efsanesi-nedir.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhI4lA3ZHpPizKGBrZsv2Uv25lFnTOk2YkJWZJoKF3wkDM8N71Eh-MxhUOjw645rM62hjSy9LcoSuX1tmPPHsVxY0m98KkXLehDdELIkv-zYAoY7_Sd5d4GSEN0b6lOfaZtJ7FdrQn7rqQ/s72-c/6045_ucuncu-goz.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-8215253504805528433</guid><pubDate>Sat, 20 Jun 2015 22:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-06-21T01:03:22.185+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Dünya yeni bir yok olma safhasınamı giriyor?</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Neden Ve Nasıl</category><title>Dünya yeni bir yok olma safhasınamı giriyor?</title><description>&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglg9gqUBNmlC9StRFAr_FmHK_-fVdNXPq3rvb7gnuTulDBXrO2MCODLsUoYpVE06YN8fZa_rQntybJjVXN54_01BVk-Cyxa_az5leT8leEotpD52gR1xUEQ_bo6682q-Ic1IQgJ854Z8U/s1600/1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="218" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglg9gqUBNmlC9StRFAr_FmHK_-fVdNXPq3rvb7gnuTulDBXrO2MCODLsUoYpVE06YN8fZa_rQntybJjVXN54_01BVk-Cyxa_az5leT8leEotpD52gR1xUEQ_bo6682q-Ic1IQgJ854Z8U/s400/1.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/" target="_blank"&gt;Dünya&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, Dünya’nın yeni bir yok oluş safhasına girdiği ve bundan en çok insanların zarar göreceği belirlendi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Stanford, Princeton ve Berkeley üniversitelerin sunduğu rapora göre omurgalı hayvanlar normale oranla 114 kere daha hızlı bir şekilde yok olmaya başladı.&lt;br /&gt;
Araştırmacıların söylediğine göre Dünya altıncı en büyük kitlesel yok oluş safhasına girdi. Böyle bir olayın 65 milyon yıl önce Dünya’ya büyük meteorun çarpması sonucu dinozorların yok olmasıyla gerçekleştiği vurgulandı.&lt;br /&gt;
Araştırmacı &lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/search/label/BES%C4%B0NLER%20HAKKINDA" target="_blank"&gt;&lt;b&gt;Gerardo Ceballos&lt;/b&gt;&lt;/a&gt;, bunun devam etmesine izin verildiği takdirde dünyanın kendini yenilemesinin milyonlarca yıl alacağını ve insan türününün normalden daha erken yok olmaya başlayacağını bildirdi. Omurgalı canlıların yok oluşunu tarihsel açıdan inceleyen bilim adamları, son zamanda gerçekleşen yok oluş oranının tüm zamanlara göre 114 kat daha hızlı olduğunun görüldüğünü açıkladı. Yapılan araştırma, 1900 yılından bu yana 400’den fazla omurgalı canlının yok olduğunu gösterdi. Böyle bir kaybın normalde 10 bin yılda gerçekleşmesi gerektiği de araştırmacılar tarafından vurgulandı. İklim değişikliği, kirlilik ve ormansızlaştırma bunlara neden olarak gösterilirken, ekosistemin tahrip edilmesi sonucu üç insan nesli sonunda arılar aracılığıyla polenleşme gibi faydaların da yok olacağı belirtildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;script async="" src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"&gt;&lt;/script&gt;
&lt;!-- ilginç ve enteresan 5 --&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;ins class="adsbygoogle" data-ad-client="ca-pub-6662113437139115" data-ad-format="auto" data-ad-slot="4457692187" style="display: block;"&gt;&lt;/ins&gt;&lt;script&gt;
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
&lt;/script&gt;
“TUTUNDUĞUMUZ DALI KESİYORUZ”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Stanford Üniversitesi’nden Prof. Paul Ehrlich, “Tüm dünyada pek çok türün yürüyen bir ölü haline geldiğine yönelik bir sürü örnek var” dedi ve ekledi: “Tutunduğumuz dalı kesiyoruz.”&lt;br /&gt;
Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği &lt;b&gt;&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/search/label/COLANIN%201%20SAATTE%20V%C3%9CCUDUMUZA%20VERD%C4%B0%C4%9E%C4%B0%20ZARAR" target="_blank"&gt;(IUCN)&lt;/a&gt;&lt;/b&gt; her yıl 50 canlı türünün yok olmayla karşı karşıya olduğunu kaydetti. IUCN, amfibilerin (iki yaşamlılar) yüzde 41, memelilerin ise yüzde 25 oranında nesillerinin tükenme riskiyle karşı karşıya kaldıklarını belirtti. IUCN ayrıca son zamanlarda en fazla nesli tükenme riskiyle karşı karşıya olan canlının lemur olduğunu ifade etti. Lemurların yüzde 94’ünün tehlike altında olduğunu ve beşten fazla lemur türünün neslinin tükenmek üzere olan hayvan türlerine girdiğini aktaran IUCN, habitatları Madagaskar olan lemurların doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi ve bu türün avlanmasının da bunun en büyük nedeni olduğunu kaydetti.&lt;br /&gt;
Duke Üniversitesi Profesörü Stuart Pimm de geçen yıl&lt;b&gt;&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/search/label/CIA%27n%C4%B1n%20%C3%BCnl%C3%BC%20Kryptos%20Heykeli%20ve%20%C5%9Eifresi" target="_blank"&gt; Dünya&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;’nın 6. en büyük yok oluş safhasına girdiğini fakat yok oluş oranının geçmişe göre 114 değil, bin kat daha fazla olduğunu açıklamıştı.&lt;br /&gt;
Araştırmacılar, biyo-çeşitlliğin bu dramatik sonundan kaçınmanın hala mümkün olduğunu fakat bunun için acil adım atılması gerektiğini vurguladı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2015/06/dunya-yeni-bir-yok-olma-safhasnam.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglg9gqUBNmlC9StRFAr_FmHK_-fVdNXPq3rvb7gnuTulDBXrO2MCODLsUoYpVE06YN8fZa_rQntybJjVXN54_01BVk-Cyxa_az5leT8leEotpD52gR1xUEQ_bo6682q-Ic1IQgJ854Z8U/s72-c/1.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-3062300953669663399</guid><pubDate>Sat, 13 Jun 2015 11:47:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-09-10T23:01:55.532+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Neden Ve Nasıl</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">TC Kimlik Numarası'nın sırrını biliyor musunuz?</category><title>TC Kimlik Numarasının sırrını biliyor musunuz?</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0tmRijB6RTDvMFupl1RciSxbSo5Ne_6lfvtJZcQ9DEGU_Vc5v41mcCVq4JrPLpNVvw_lIEbdALR9r06sETaUQDA7OsbmcoGnbat9YS1AtSq2MkKTuZVg6yhrM4wK3J9_FvW1c3VTfFfM/s1600/BBfZ1vW.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="289" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0tmRijB6RTDvMFupl1RciSxbSo5Ne_6lfvtJZcQ9DEGU_Vc5v41mcCVq4JrPLpNVvw_lIEbdALR9r06sETaUQDA7OsbmcoGnbat9YS1AtSq2MkKTuZVg6yhrM4wK3J9_FvW1c3VTfFfM/s640/BBfZ1vW.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Numarası, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü'nün uzun yıllar sürdürdüğü çalışmaları sonucu hayata geçirdiği Mernis uygulaması ile her vatandaşa bir vatandaşlık numarası verilmiştir...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
TC Kimlik Numarasını, &lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/2015/03/uzayllar-turkce-mi-konusuyor.html" target="_blank"&gt;Nüfus ve Vatandaşlık&lt;/a&gt; İşleri Genel Müdürlüğü tarafından Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına verilmiş 11 rakamdan oluşan kişiye özgü bir sayıdır...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üzerinde basit bir pariteyle hata bulma özelliği bulunmaktadır; ilk 10 rakamın toplamının birler basamağı, 11. rakamı vermekte...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;script async="" src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"&gt;&lt;/script&gt;
&lt;!-- ilginç ve enteresan 5 --&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;ins class="adsbygoogle" data-ad-client="ca-pub-6662113437139115" data-ad-format="auto" data-ad-slot="4457692187" style="display: block;"&gt;&lt;/ins&gt;&lt;script&gt;
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
&lt;/script&gt;
Ayrıca; 1, 3, 5, 7 ve 9. rakamın toplamının 7 katı ile 2, 4, 6 ve 8. rakamın toplamının 9 katının toplamının birler basamağı 10. rakamı; 1, 3, 5, 7 ve 9. rakamın toplamının 8 katının birler basamağı 11. rakamı vermektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;İşte yeni kimlik kartı özellikleri.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;..&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiKMLDMZDbblVAn0HM7SjlZ8l_ytVAqzGaFB8njIuON3z0A3od6yWqjT6FhX3PeaxhLPyyNvYfpTu5AG6YSQTr0xEQS89VXdezX1QryzvOn5c7uDXZ-Nj7YtOcWQTb7A-2WJrWZcuRwyU0/s1600/BBg50mk.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="238" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiKMLDMZDbblVAn0HM7SjlZ8l_ytVAqzGaFB8njIuON3z0A3od6yWqjT6FhX3PeaxhLPyyNvYfpTu5AG6YSQTr0xEQS89VXdezX1QryzvOn5c7uDXZ-Nj7YtOcWQTb7A-2WJrWZcuRwyU0/s400/BBg50mk.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
T.C. Kimlik Kartı, taklit edilemez olmakla beraber, tahrip ya da tahrif edildiğinde tespit edilmesine imkan veren görsel ve mantıksal güvenlik özelliklerine sahiptir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T.C Kimlik Kartı, en az 10 yıl dayanıklılığa sahip malzemeden üretilmiş olan kart gövdesine sahiptir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T.C. Kimlik Kartı, vatandaşın rahatlıkla taşımasına ve kullanmasına olanak verecek şekilde, kimlik kartları için belirlenen uluslarası standartlara uygun olacak şekilde, standart bir akıllı kart boyutlarındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T.C. Kimlik Kartı, vatandaşa ait nüfus ve fotoğraf bilgilerinin kartın üzerindeki yonga üzerine güvenli bir şekilde kaydedilmesine imkan verir ve bu bilgilerin yetkisiz kişiler tarafından erişilmesini ve değiştirilmesini olanaksız hale getirir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T.C. Kimlik Kartı, vatandaşa ait nüfus ve fotoğraf bilgilerinin önyüzünde ve arkayüzünde bulundurması ile kolay, hızlı ve güvenli görsel kullanım sağlamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T.C. Kimlik Kartı, kamu kurum ve kuruluşlarında uzaktan (elektronik) sağlanan hizmetlerin kullanımı sırasında, vatandaşlar için kişisel kimlik doğrulama amacıyla kullanılacaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/2015/06/parite-olay-ilginc-ve-enteresan.html" target="_blank"&gt;T.C. Kimlik Kartı&lt;/a&gt;, standart bir akıllı kartın sunduğu bütün güvenlik özelliklerini desteklemektedir. Kart içerisinde yer alacak elektronik veriler &lt;b&gt;&lt;i&gt;PIN ve PUK&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; korumalı olarak saklanacaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T.C. Kimlik Kartı, sahibinin doğrulanmasını Parmak vektörü veya PIN yardımıyla gerçekleştirir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T.C. Kimlik Kartı önyüzünde ve arkayüzünde yer alan bölgeler ve bölgeler içerisindeki bilgiler, Avrupa Birliği tarafından belirlenen DS/CEN/TS 15480-1 standardına uygun olarak geliştirilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T.C. Kimlik Kartı, fiziksel özellikleri olarak ISO/IEC 7810 ve ISO/IEC 7816'yı desteklemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T.C. Kimlik Kartı, dayanıklılık ve diğer test yöntemleri ve kriterleri olarak DS/CEN/TS 15480-1'i ve ISO/IEC 10373-1'i desteklemektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T.C. Kimlik Kartı, ilk olarak sağlık ve sosyal güvenlik kurumu uygulamalarında kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Vatandaşların, provizyon işlemleri sırasında nüfus cüzdanları yerine T.C. Kimlik Kartlarını kullanması suretiyle, muayene kayıtları açılacaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Muayene sonucunda elektronik olarak girilen reçetelerin, yine &lt;b&gt;&lt;u&gt;T.C. Kimlik Kartı&lt;/u&gt;&lt;/b&gt; kullanılarak eczanelerden temin edilmesi sağlanacaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2015/06/tc-kimlik-numarasnn-srrn-biliyor-musunuz.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg0tmRijB6RTDvMFupl1RciSxbSo5Ne_6lfvtJZcQ9DEGU_Vc5v41mcCVq4JrPLpNVvw_lIEbdALR9r06sETaUQDA7OsbmcoGnbat9YS1AtSq2MkKTuZVg6yhrM4wK3J9_FvW1c3VTfFfM/s72-c/BBfZ1vW.jpg" width="72"/><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-4349601558414123633</guid><pubDate>Mon, 08 Jun 2015 12:26:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-06-08T15:26:48.951+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Neden Ve Nasıl</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Zenon Paradoksu;Hızlı Kaplumbağa</category><title>Zenon Paradoksu;Hızlı Kaplumbağa</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEghvMSumowQPptlTB9JP6pAsCuVU6sUVlRR1QDduoJwUxzkSJEMxgv0t6-1gKahHbz9JFt8jYudKj9TKXQO3VWNIlmm5RYzI7qygc4PhHxY6xwQEmtP8DV63lvC90ETFJPZSHmqzAVK85c/s1600/paradoks.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="179" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEghvMSumowQPptlTB9JP6pAsCuVU6sUVlRR1QDduoJwUxzkSJEMxgv0t6-1gKahHbz9JFt8jYudKj9TKXQO3VWNIlmm5RYzI7qygc4PhHxY6xwQEmtP8DV63lvC90ETFJPZSHmqzAVK85c/s400/paradoks.png" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
Bu paradoks, Zenon Paradoksu olarak ta bilinir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Hikaye bu ya, kaplumbağanın biri yolda Carl LEWİS'le (Bu ismin gerçek hayatla hiçbir ilgisi yoktur!) karşılaşır. Kısa bir sohbetten sonra kaplumbağa, Lewis'e 100 metre yarışı teklif eder. Önce bu teklife gülüp geçen Lewis, kaplumbağanın gayet ciddi ve ısrarcı olması üzerine isteksiz bir şekilde teklifi kabul eder:&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;- Tamam yarışalım ama neyine güvenip benimle yarışmaya kalkıyorsun be birader?&lt;br /&gt;
Kaplumbağa, yalnız bir şartı olduğunu söyler:&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;- Senden tek isteğim, ben yarışa 10 metre önden başlayacağım. Bu şartla beni kesinlikle geçemezsin. Ne o yoksa korkuyor musun?&lt;br /&gt;
&lt;script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"&gt;&lt;/script&gt;
&lt;!-- ilginç ve enteresan 5 --&gt;
&lt;ins class="adsbygoogle"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-6662113437139115"
     data-ad-slot="4457692187"
     data-ad-format="auto"&gt;&lt;/ins&gt;
&lt;script&gt;
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
&lt;/script&gt;
&lt;br /&gt;
Lewis kaplumbağanın şartını kabul eder. Yalnız kaplumbağa bir açıklamada bulunur:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;- Yarışa başladığımızda sen benim ilk başladığım noktaya geldiğinde ben biraz önde olacağım(mesela 10 metre). Bu anda filmi dondurup farkı göre biliriz. Tekrar harekete başladığımızda sen ikinci kez yarışa başladığım noktaya geldiğinde ben biraz daha önde olacağım(mesela 10 cm). Tekrar hareket ettiğimizde benim son olarak geldiğim yere geldiğinde ben mutlaka senin önünde olacağım. Dolayısı ile sen hiçbir zaman beni geçemeyeceksin.&lt;br /&gt;
Bu sözleri duyan Carl LEWİS, yarışma fikrinden vazgeçer. Mâlum, itibar meselesi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2015/06/zenon-paradoksuhzl-kaplumbaga.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEghvMSumowQPptlTB9JP6pAsCuVU6sUVlRR1QDduoJwUxzkSJEMxgv0t6-1gKahHbz9JFt8jYudKj9TKXQO3VWNIlmm5RYzI7qygc4PhHxY6xwQEmtP8DV63lvC90ETFJPZSHmqzAVK85c/s72-c/paradoks.png" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-5895471332190198215</guid><pubDate>Mon, 08 Jun 2015 12:20:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-06-08T15:21:09.103+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">DÜNYADAN İLGİNÇLİKLER</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Parite Olayı: İlginç Ve Enteresan</category><title>Parite Olayı: İlginç Ve Enteresan</title><description>&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhPNZye68jxVKQBQ2K1M8IusDlARVKrnK3gBfrOlGjw51pB9jUWzTRG4W7EUst8185GhSXEYKVfRDh4sQE1ROG89p_UkLy1MrTcRH1Gg0_uR1WJMBQzG3F1r7DTT6eYJ5AWCRRwI5i9mtc/s1600/ihracatciya-8-milyar-parite-darbesi-6862891_5088_o.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="225" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhPNZye68jxVKQBQ2K1M8IusDlARVKrnK3gBfrOlGjw51pB9jUWzTRG4W7EUst8185GhSXEYKVfRDh4sQE1ROG89p_UkLy1MrTcRH1Gg0_uR1WJMBQzG3F1r7DTT6eYJ5AWCRRwI5i9mtc/s400/ihracatciya-8-milyar-parite-darbesi-6862891_5088_o.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;u&gt;Parite Olayı&lt;/u&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;br /&gt;
Olay, henüz döviz kurlarının uygulanmadığı yıllarda ABD-Kanada sınırındaki bir şehirde geçmektedir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;b&gt;&lt;i&gt;&amp;nbsp;ABD ve Kanada&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; malum ki para birimi olarak 'dolar' kullanmaktadırlar. Yalnız her iki ülke de kendi paralarının daha değerli olduğunu iddia etmektedirler. Şöyle ki Kanadalılara göre:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;1 ABD Doları= 90 Kanada Centi, Amerikalılara göre ise :&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;1 Kanada Doları= 90 ABD Centi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Bir amerikalı, cebindeki 1 dolarla dolaşmaya çıkar. Bir ara karnı acıkır ve simit alır (amerikan simiti!). Simitin fiyatı 10 centtir. Cebindeki 1 doları verir. Simitçi bozuk para ararken cebinin bir köşesinde 1 Kanada doları bulur, onu verir (90 cente eşit ya!). Derken sınırı yürüyerek geçer ve Kanada da dolaşmaya başlar. Kaleme ihtiyacı olduğunu hatırlar. Girer bir kırtasiyeciye. Kalemin fiyatı da 10 Kanada centidir. Cebindeki 1 Kanada dolarını verir. Kırtasiyeci de para üstü olarak 1 ABD doları verir. Oradan da ayrılıp evine döner. Sonra düşünmeye başlar:&lt;br /&gt;
&lt;script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"&gt;&lt;/script&gt;
&lt;!-- ilginç ve enteresan 5 --&gt;
&lt;ins class="adsbygoogle"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-6662113437139115"
     data-ad-slot="4457692187"
     data-ad-format="auto"&gt;&lt;/ins&gt;
&lt;script&gt;
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
&lt;/script&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;-&lt;b&gt; Yahu sabah evden çıkarken cebimde 1 ABD dolarım vardı, şimdi de 1 ABD dolarım var. Pekiyi simitle kalemin parasını kim verdi?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2015/06/parite-olay-ilginc-ve-enteresan.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhPNZye68jxVKQBQ2K1M8IusDlARVKrnK3gBfrOlGjw51pB9jUWzTRG4W7EUst8185GhSXEYKVfRDh4sQE1ROG89p_UkLy1MrTcRH1Gg0_uR1WJMBQzG3F1r7DTT6eYJ5AWCRRwI5i9mtc/s72-c/ihracatciya-8-milyar-parite-darbesi-6862891_5088_o.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-2359177824299898928</guid><pubDate>Mon, 08 Jun 2015 12:09:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-06-08T15:09:53.508+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sakız Çiğnemenin  Faydaları</category><title>Sakız Çiğnemenin  Faydaları</title><description>&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh4SI4uxIHolYAb18EX0EZsvTsNpsrcLxjvuEXwe7HbSenc-up01VFq8D_J7rZ3zgAlAO-qEJLaf7hziFFM2j4scvQWvRfwJ7QeWDTLQv1Vr-HWEaSe3f3yYJzp2xpA3vX9My7gxRpPBlw/s1600/6787_b.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="268" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh4SI4uxIHolYAb18EX0EZsvTsNpsrcLxjvuEXwe7HbSenc-up01VFq8D_J7rZ3zgAlAO-qEJLaf7hziFFM2j4scvQWvRfwJ7QeWDTLQv1Vr-HWEaSe3f3yYJzp2xpA3vX9My7gxRpPBlw/s400/6787_b.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;Sakız Çiğnemenin &amp;nbsp;Faydaları&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Araştırmalar, sakızın kilo kontrolünde yardımcı olduğu, odaklanmayı, uyanıklığı ve konsantrasyonu arttırdığını gösteriyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ucuz ve düşük kaloridir. &lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;u&gt;Şekerli sakız&lt;/u&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; yaklaşık 5-10 kaloridir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Atıştırmayı azaltır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İştah kontrolünde yardımcı olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ara öğünden önceki üç saatlik zaman diliminde bir saat arayla 15 dakika sakız çiğneyen yetişkinler, hiç sakız çiğnemeyenlere oranla ara öğünlerinde 36 kalori daha az yedikleri görülmüştür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
140 kalorilik çikolatalı kurabiye yerine 2 parça 20 kalorilik sakız çiğneyerek 120 kalori kazanç sağlayabiliriz.&lt;br /&gt;
&lt;script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"&gt;&lt;/script&gt;
&lt;!-- ilginç ve enteresan 5 --&gt;
&lt;ins class="adsbygoogle"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-6662113437139115"
     data-ad-slot="4457692187"
     data-ad-format="auto"&gt;&lt;/ins&gt;
&lt;script&gt;
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
&lt;/script&gt;

&lt;br /&gt;
Uzmanlar sakız çiğnemenin 3 saatte 11 kalori yaktığını belirtiyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gerginliği ve stresi azaltıyor, birçok sporcu ve koçları oyun sırasında sakin kalabilmek için sakız çiğniyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2015/06/sakz-cignemenin-faydalar.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh4SI4uxIHolYAb18EX0EZsvTsNpsrcLxjvuEXwe7HbSenc-up01VFq8D_J7rZ3zgAlAO-qEJLaf7hziFFM2j4scvQWvRfwJ7QeWDTLQv1Vr-HWEaSe3f3yYJzp2xpA3vX9My7gxRpPBlw/s72-c/6787_b.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-5540720277027478849</guid><pubDate>Mon, 08 Jun 2015 12:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-09-10T23:02:30.385+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kraliçe Kleopatra'nın Gizemli yaşamı</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">TARİHTE BİLİNMEYENLER</category><title>Kraliçe Kleopatranın Gizemli yaşamı</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjEZarF3Bokgv5CU5-ScjRCEYTTD7vUKS1tMgj5_GlKTG_XL_tARh45qRWo6vPdSwr-C7AL5CkjsUIEScMusBgISF_cCgWgjh0SU54eBBcda-YnWY8Tn3JnqAdXVi1hKXcatVOpUnVlyMY/s1600/kleopatrakimdir.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="300" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjEZarF3Bokgv5CU5-ScjRCEYTTD7vUKS1tMgj5_GlKTG_XL_tARh45qRWo6vPdSwr-C7AL5CkjsUIEScMusBgISF_cCgWgjh0SU54eBBcda-YnWY8Tn3JnqAdXVi1hKXcatVOpUnVlyMY/s400/kleopatrakimdir.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
Bilgili bir hükümdar mı? Seks delisi mi? Hırslı bir anne mi? Yoksa Afrika kraliçesi mi? İnsanların Kleopatra hakkındaki görüşleri hemen hemen aynı: Güzel bir kadındı; ve oldukça ihtiraslıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte Roma'yı sarsan Kraliçe &lt;b&gt;&lt;u&gt;Kleopatra&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;'nın hikayesi...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sadece hafif meşrep bir kadın değil, kraliçeydi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu enteresan kadını günümüze taşıyanlar aslında Hollywood yıldızları Theda Bara, Claudette Colbert ve tabi ki Elizabeth Taylor gibi ünlüler. M. Ö. 1. yüzyılda bu kadar zengin olmanın ne denli eğlenceli olduğunu beyaz perdeye aktardılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mısır'ın eşsiz prensesiydi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
M. Ö. 69 yılında doğan Kleopatra, "Auteles" yani "Flüt Çalan" olarak bilinen XII. Ptoleme'nin üçüncü çocuğuydu. Mısır, o zamanlar hala zengindi. Ne var ki, eski imparatorluk yavaş yavaş eriyordu. Makedonyalı sahiplerinden memnun olmayan yerliler son derece huzursuzdu.&lt;br /&gt;
&lt;script async="" src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"&gt;&lt;/script&gt;
&lt;!-- ilginç ve enteresan 5 --&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;ins class="adsbygoogle" data-ad-client="ca-pub-6662113437139115" data-ad-format="auto" data-ad-slot="4457692187" style="display: block;"&gt;&lt;/ins&gt;&lt;script&gt;
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
&lt;/script&gt;

Kralın gözde kızıydı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Flütçü, tahtına sahip çıkmak için sürekli Roma'ya giderek yardım istiyordu. Kleopatra'yı da daha 12 yaşındayken bu yolculuklardan birinde yanına almıştı. Böylece Kleopatra, Romalı tefecilerin, işlerin yürümesi için babasından 10.000 altın istediklerini görmüştü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
7 dil bilen entelektüel bir kraliçeydi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kleopatra'nın iyi bir eğitim aldığı tahmin ediliyor. O dönemin tarihçilerine göre Kleopatra kendi dilinden başka İbraniceyi, Arapçayı, Farsçayı, Ermeniceyi, Habeşçeyi, ve Somali dilini hem okuyup hem yazabiliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kardeşler arası entrikalar başlamıştı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ptoleme, sadece buyruğu altındakilere değil, çocuklarına bile söz geçiremiyordu. Günün birinde uzaklardayken, en büyük kızı Tryphaena tahtı ele geçirdi. O öldürüldükten sonra da taht, ikinci kızı Berenice'ye geçti. Sonra da, Ptoleme Roma yardımıyla geldi ve onu idam ettirdi. En büyük çocuk olan Kleopatra'nın düşünüp bir çözüm bulması için çok nedeni vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kleopatra için zor bir hayat başlamıştı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mısır'ın &lt;b&gt;&lt;u&gt;&lt;i&gt;Romalılar&lt;/i&gt;&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;dan gelecek yardıma ihtiyacı olduğunu biliyordu. Ne var ki, bu yardım için para vermek devletin yoksullaşmasına neden oluyordu. Aile içinde de kendini kollaması gerektiği açıkça ortadaydı. Bir şeyler yolunda gitmiyordu ve düzelmesi gerekiyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Artık Mısır'ın tahtı onundu!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
M. Ö. 51 yılında, Kleopatra henüz 18 yaşındayken babası öldü ve krallık Kleopatra ile 10 yaşındaki erkek kardeşi XIII. Ptoleme'ye kaldı. Fakat hükümdarlıkta işler kötü gidiyordu. O yıl Nil taşmadığından tarım berbat durumdaydı. Yerli halkta, kökeni Makedonya olan hanedana karşı güvensizlik ve hatta nefret vardı. Bu melez yönetimden oldukça rahatsızlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sezar, Kleopatra'yla tanışacağını hissetmişti&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kardeşinin aklına giren harem ağası ve çevresindekiler yüzünden iktidardan uzaklaştırılıp Güney Mısır'daki Nil Vadisi'ne sürgüne yollandı. Bu arada Roma'da iktidar 3'e bölünmüş durumdaydı. Sezar, Pompei ve Crassus arasnda bölüşülen güç, pek parlak değildi. O dönemde kazandığı savaşlarla bu 3'e bölünmüş iktidarda ön plana çıkan Sezar, Kleopatra ve erkek kardeşini barıştırma niyetindeydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Büyük bir aşk başlamıştı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fakat Kleopatra, kardeşiyle barışmak istemiyor, bundan önce Sezar'ı etkilemeyi planlıyordu fakat pratikte ona ulaşması oldukça zordu. Sicilyalı kölesi Apollodores'in önerisiyle kendini kilime sardırtarak Sezar'ın huzuruna taşıttı. Sezar, Kleopatra'nın aklından ve cesaretinden oldukça etkilenmişti. Kleopatra'yı erkek kardeşiyle de barıştıran Sezar, onların arasını bozan harem ağasını da öldürttü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cesur ve zeki kraliçe, Roma'yı sarsıyordu!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte, Kleopatra buydu. Kendini sardırdığı kilim içinde boğulmak üzereyken Sezar'a ulaşmaya cesaret eden bu kadın, tahtını da geri almayı başarmıştı. Tabii bu arada, 50 yaşına gelmiş ve saçları dökülmüş Sezar'la da yatmıştı. Koskoca Sezar'ı kendine aşık eden bu kadının ihtirası Sezar'a Mısır ordusu karşısında kendi gemilerini yaktırmış, çıkan yangın da İskenderiye'deki kütüphaneye sıçramış ve "insanlığın hafızası" kabul edilen bu kütüphanenin bir kısmını alevler yutmuş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mısır'ın tek sahibi çalışkan ve azimli kadındı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yangından sonra Kleopatra'nın kardeşi Nil'de boğulmuş olarak bulundu. Bundan sonra ise Kleopatra tek başına tahta oturdu ve bütün Mısır'ın yönetimini eline aldı. O sırada Sezar'dan bir çocuğu oldu ve minik Sezarion'u alıp Roma'ya gitti. En büyük hayali, iki imparatorluğu birleştirip Büyük İskender'in de hayali olarak bilinen tüm dünyaya sahip olmaktı. MÖ 44''te Sezar ölünce bu hayallerini ertelemek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eğlenirken zorluklara göğüs gerdi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sezar ölünce Roma İmparatorluğu, tahta çıkan Octavian (Sezar'ın yeğeni ve resmi evlatlığı) ve Marcus Antonius arasında ikiye ayrıldı. Doğu, artık Marcus tarafından yönetilmekteydi ve ilk işi de Mısır'ı ziyaret oldu. Antonius Kleopatra'ya delice aşık oldu. Kleopatra'nin Antonius'dan da iki kız çocuğu oldu. Bir süre Tarsus'da yaşadılar ve bu yıllarda Octavius'a savaş açtılar. Aktium'da yapılan savaşta Kleopatra ve Marcus kaçmak zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ölümünde bile cesur Mısır prensesiydi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kleopatra'nın ölümüne dair birçok rivayet var ama en ünlü efsanelerden biri kendini bir yılana sokturarak intihar ettiğiydi. Ama sürekli yanında bir yılanla gezmeyecek kadar zeki bir kadın olan Kleopatra'nın intihar etmek için kendi zehrini yanında taşıdığı düşünülüyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2015/06/kralice-kleopatrann-gizemli-yasam.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjEZarF3Bokgv5CU5-ScjRCEYTTD7vUKS1tMgj5_GlKTG_XL_tARh45qRWo6vPdSwr-C7AL5CkjsUIEScMusBgISF_cCgWgjh0SU54eBBcda-YnWY8Tn3JnqAdXVi1hKXcatVOpUnVlyMY/s72-c/kleopatrakimdir.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-8369737080832964785</guid><pubDate>Thu, 26 Mar 2015 14:35:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-03-26T16:35:47.318+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Uzay Ve Gezegenler</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Uzaylılar türkçe mi konuşuyor</category><title>Uzaylılar Türkçe mi konuşuyor?</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj8ASliqv3NPoeAHKENca-0zYVodyDW7wHfK0QQa0oO8Bl58ftf-FQqzRSwQDBqSk2Kez-8NJpEuJ0VVXPPEJsxAfGw1E6wEA19U-EqJUSM3WLD4HL1VaVjAOTdHkrJ91z2qyk7JiRJfCg/s1600/ispanyol-gizli-servisi-uzaylilar-turkce-konusuyor-7119310_x_4819_o.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj8ASliqv3NPoeAHKENca-0zYVodyDW7wHfK0QQa0oO8Bl58ftf-FQqzRSwQDBqSk2Kez-8NJpEuJ0VVXPPEJsxAfGw1E6wEA19U-EqJUSM3WLD4HL1VaVjAOTdHkrJ91z2qyk7JiRJfCg/s1600/ispanyol-gizli-servisi-uzaylilar-turkce-konusuyor-7119310_x_4819_o.jpg" height="225" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both;"&gt;
İspanyollara göre uzaylılar Türkçe benzeri bir dil konuşuyor. 2010 yılında yayınlanan rapora göre, &amp;nbsp;yüzyıllardır dünyayı UFO'lar aracılığıyla ziyaret eden uzaylılar, güneşten 4,3 ışık yılı uzaklıktaki Alpha Centuari gezegen sistemi kökenliler ve çevredeki gezegenleri kolonileştirmeleriyle biliniyorlar.&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both;"&gt;
Raporda, dünyayı ziyaret eden uzaylıların iki cins oldukları, bunlardan birincilerin insana çok yakın özellikler taşıdıkları belirtiliyor.&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiyjKWGEClYqta8GegJ7iBUlLTTY-3yBcX6wpeMzYR1rmuNwA-jrVWluPJhSrVxc1ZO6KxsG_iHyQtZpZ0ncBbCt6907PwLQTGa6N9iHthSO4dm0uPlcH2BZ20E06EpMEcFSDVyvPHsqs0/s1600/28507420.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiyjKWGEClYqta8GegJ7iBUlLTTY-3yBcX6wpeMzYR1rmuNwA-jrVWluPJhSrVxc1ZO6KxsG_iHyQtZpZ0ncBbCt6907PwLQTGa6N9iHthSO4dm0uPlcH2BZ20E06EpMEcFSDVyvPHsqs0/s1600/28507420.jpg" height="225" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
Bu cinsin çok ileri teknolojiye sahip olduğunun vurgulandığı raporda, uzaylıların telaffuzu Türkçe'ye çok benzeyen bir dil kullandıkları kaydediliyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
CNI'nın raporunun özellikle ABD istihbarat kaynaklarına dayandıralarak hazırlandığı bildiriliyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2015/03/uzayllar-turkce-mi-konusuyor.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj8ASliqv3NPoeAHKENca-0zYVodyDW7wHfK0QQa0oO8Bl58ftf-FQqzRSwQDBqSk2Kez-8NJpEuJ0VVXPPEJsxAfGw1E6wEA19U-EqJUSM3WLD4HL1VaVjAOTdHkrJ91z2qyk7JiRJfCg/s72-c/ispanyol-gizli-servisi-uzaylilar-turkce-konusuyor-7119310_x_4819_o.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-2083976285858395704</guid><pubDate>Wed, 25 Mar 2015 14:16:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-03-25T16:16:38.288+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kadınlar Erkeklerden Neden Daha Uzun Yaşıyor?</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Neden Ve Nasıl</category><title>Kadınlar Erkeklerden Neden Daha Uzun Yaşıyor? İşte Fotograflı İspatı.</title><description>&lt;span style="font-size: large;"&gt;Pek çok kaynağa göre kadınlar erkekler'den daha uzun yaşıyor.&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/" target="_blank"&gt;Bilim&lt;/a&gt; adamları bunun birçok bilimsel açıklamalarını zaman zaman yapmışlardır.Fakat bizde konuya farklı bir gözle bakalım dedik ve bize göre işte &lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/" target="_blank"&gt;kadınlar&lt;/a&gt;ın erkeklerden daha uzun yaşadıklarının fotograflı ispatı.Artık kararı siz verin bakalım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgXwv_yw8IH1H9YfwSEWYrAohuOvc_ndzrW6lH1pAuy__fi8MI-J8TT3ddErkmTAgdG3C6viVeyGY__XAuoj_jRdDHKn5OF1aGlvEsfzQ-kA3kU_-sVQwMZunxmTh2uMrA6GF-Lq4f2Ln0/s1600/Slide267.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgXwv_yw8IH1H9YfwSEWYrAohuOvc_ndzrW6lH1pAuy__fi8MI-J8TT3ddErkmTAgdG3C6viVeyGY__XAuoj_jRdDHKn5OF1aGlvEsfzQ-kA3kU_-sVQwMZunxmTh2uMrA6GF-Lq4f2Ln0/s1600/Slide267.jpg" height="400" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjhjQltIblQvVe5-2DW0tCYkSNx7C6HUKqoBXD9aDULaCBKO6UnorvaK-uqIKCdQYCDPTRLaLOAaN19_97qGWiQQzN30U1TzDIc8AdSn6NysD19X8DIvKCEupRzx85Hei-NZ041I21MtH4/s1600/Slide322.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjhjQltIblQvVe5-2DW0tCYkSNx7C6HUKqoBXD9aDULaCBKO6UnorvaK-uqIKCdQYCDPTRLaLOAaN19_97qGWiQQzN30U1TzDIc8AdSn6NysD19X8DIvKCEupRzx85Hei-NZ041I21MtH4/s1600/Slide322.jpg" height="261" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh68rSoz5jctLpl71iy07b7yT1jbEa7_C-9TBmodFvXHQL5ZyCPX0S69i8vYSxjYIS-3MlfmncOqH79wKZ4JFiOi1TvpFntuSXLMqIlbkPJB4T7n6BXL1F2gnWV4O4ILwaHVTYiIQOpRvY/s1600/Slide422.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh68rSoz5jctLpl71iy07b7yT1jbEa7_C-9TBmodFvXHQL5ZyCPX0S69i8vYSxjYIS-3MlfmncOqH79wKZ4JFiOi1TvpFntuSXLMqIlbkPJB4T7n6BXL1F2gnWV4O4ILwaHVTYiIQOpRvY/s1600/Slide422.jpg" height="392" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi8Ik7R2fgBjLkrrEupCASJ8qMf3FkwwdgcMYji7MkFMHvotybWN0WHK0jVc_s5AmvtiQ-D2JVaztqGCdQuJISG9KZq8YtKZ_WwidNbcGhyphenhyphen-vFen1gKEYlP6mku1cIXvWYmQfmNCTyX4Gk/s1600/Slide521.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi8Ik7R2fgBjLkrrEupCASJ8qMf3FkwwdgcMYji7MkFMHvotybWN0WHK0jVc_s5AmvtiQ-D2JVaztqGCdQuJISG9KZq8YtKZ_WwidNbcGhyphenhyphen-vFen1gKEYlP6mku1cIXvWYmQfmNCTyX4Gk/s1600/Slide521.jpg" height="326" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgq6ftVgLs46hlO5vgv5mZXM8wjmsgrWkT4eZDaZCJOieB_xUApk-ZyMq5ttS2_uHWx4N1Wrarw1iux_fI7jeIu3htCU9S2okGrZC2vyJVmCoHuRXJTUKUyVgPYDSmuPjKu0mblhjGoe3I/s1600/Slide621.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgq6ftVgLs46hlO5vgv5mZXM8wjmsgrWkT4eZDaZCJOieB_xUApk-ZyMq5ttS2_uHWx4N1Wrarw1iux_fI7jeIu3htCU9S2okGrZC2vyJVmCoHuRXJTUKUyVgPYDSmuPjKu0mblhjGoe3I/s1600/Slide621.jpg" height="400" width="306" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhInAETIguP8xvp_vJhLk38IrFQ8cC9rnxfZzoa4SyQ-umEkjJbxQjPxL-c5EY-gPYPbYeoMBRHRLmtEKpyaeZFJlNSlcEZHinxO2TebUOgYfhk-1dmEvzNN8LFN-2lgHEozhpRgKHX81U/s1600/Slide721.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhInAETIguP8xvp_vJhLk38IrFQ8cC9rnxfZzoa4SyQ-umEkjJbxQjPxL-c5EY-gPYPbYeoMBRHRLmtEKpyaeZFJlNSlcEZHinxO2TebUOgYfhk-1dmEvzNN8LFN-2lgHEozhpRgKHX81U/s1600/Slide721.jpg" height="400" width="303" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhu-dUlutIRgRUYj6SIMEy0lUEozx_mIGTaoBOyS10eUO3NniZFbB_IQacdTwXt3ze3axMprAegAvLMtE8Ch_5dvvhN9xMUD993IPQzM391HCiA-JbIHONfbc2tysCV7uc14UdNjnvcCqA/s1600/Slide821.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhu-dUlutIRgRUYj6SIMEy0lUEozx_mIGTaoBOyS10eUO3NniZFbB_IQacdTwXt3ze3axMprAegAvLMtE8Ch_5dvvhN9xMUD993IPQzM391HCiA-JbIHONfbc2tysCV7uc14UdNjnvcCqA/s1600/Slide821.jpg" height="400" width="336" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgqL39N1WQlA8VD3f0ssUSpoWf_1p7vf4ZNlcZc4kghA1Q6uOkU6F7AMb42gkzH4a1TTTMpTMe00qLpGggkD8RA258ywqoldQUd783-2KiktXe2qAsj4m3G7sHDOyr41jIs_mE6pAB-fkw/s1600/Slide922.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgqL39N1WQlA8VD3f0ssUSpoWf_1p7vf4ZNlcZc4kghA1Q6uOkU6F7AMb42gkzH4a1TTTMpTMe00qLpGggkD8RA258ywqoldQUd783-2KiktXe2qAsj4m3G7sHDOyr41jIs_mE6pAB-fkw/s1600/Slide922.jpg" height="400" width="297" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEghfrP5wVrt86-_0t9rkBxVaC4wrcpLnA9yzQBuEi3caab1a1_30jufAiB7YBAXz3hArcVD-wFF4BLVV2woQAAmS04JDrJ8uezEYnQtbHl2AgLNvg-2xNfB5i7Nk4aYpOl9UQOwoeDaWpA/s1600/Slide1021.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEghfrP5wVrt86-_0t9rkBxVaC4wrcpLnA9yzQBuEi3caab1a1_30jufAiB7YBAXz3hArcVD-wFF4BLVV2woQAAmS04JDrJ8uezEYnQtbHl2AgLNvg-2xNfB5i7Nk4aYpOl9UQOwoeDaWpA/s1600/Slide1021.jpg" height="295" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEinYF8BDcXDde6IaBFUtd4o_J-LUcyzrvwgTXobawnXxEdK7isM_qnaqGO_8GzHq1wxxTZI_4igdsErXeU2L2HEefsOE85bd4MIGgiKqzl7KMxGDkI-kMjAdQZ5uVMP1wy8ZScsofVtwLk/s1600/Slide1104.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEinYF8BDcXDde6IaBFUtd4o_J-LUcyzrvwgTXobawnXxEdK7isM_qnaqGO_8GzHq1wxxTZI_4igdsErXeU2L2HEefsOE85bd4MIGgiKqzl7KMxGDkI-kMjAdQZ5uVMP1wy8ZScsofVtwLk/s1600/Slide1104.jpg" height="300" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhTjVpM0ZZK1QdJuDz1cXjc8q1QG566bWQCq1bRSlFrazgxv0ipBtrG3gGn63z-juBDib1qogncFVC60mUEkHwWbsyo_3v7GEQnZexI8clO8sNXexwzRdnzEFI17B0vXm21xCEmZS8FSHU/s1600/Slide1125.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhTjVpM0ZZK1QdJuDz1cXjc8q1QG566bWQCq1bRSlFrazgxv0ipBtrG3gGn63z-juBDib1qogncFVC60mUEkHwWbsyo_3v7GEQnZexI8clO8sNXexwzRdnzEFI17B0vXm21xCEmZS8FSHU/s1600/Slide1125.jpg" height="266" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhq7qoKTBrxXiSNB1_LxrmlQSp5cCaZpHaVtR8_A25J_tH9lUYTTiRzriLNDk6Pp42XiV30vbDVKbwYqM92mqlnVKJKscrOIF2Gl-rdDpHbqvwgUccXBWOmqgABKNQb3d400FluQF3dEoU/s1600/Slide1222.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhq7qoKTBrxXiSNB1_LxrmlQSp5cCaZpHaVtR8_A25J_tH9lUYTTiRzriLNDk6Pp42XiV30vbDVKbwYqM92mqlnVKJKscrOIF2Gl-rdDpHbqvwgUccXBWOmqgABKNQb3d400FluQF3dEoU/s1600/Slide1222.jpg" height="290" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjv3y0ng0y4IMYUvPtsqBvTE7PMspcLJzMX07lndn2ffYM6vjAXObarOeEvhSoCgC4dzbcJNXk9I73N2TtPoSvxm4IGleV_nWYNsLM8VwjtWKIRsXl4_UqZKY-aNZiAYcpRiSeJQC2hfvI/s1600/Slide1320.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjv3y0ng0y4IMYUvPtsqBvTE7PMspcLJzMX07lndn2ffYM6vjAXObarOeEvhSoCgC4dzbcJNXk9I73N2TtPoSvxm4IGleV_nWYNsLM8VwjtWKIRsXl4_UqZKY-aNZiAYcpRiSeJQC2hfvI/s1600/Slide1320.jpg" height="297" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiECs10L2Pp2N2tKM9blvta_be8yLKm4s7WWvknOaKQDBHNL3JdHWzsS1MHtfX2kvmxhFWYg7GL9xhx89rfmOdaQJsvC8Zh5ENElTt1LUL70tnFnrU3fM4E5txLB2_e_Q9KDPI4vUUrK8g/s1600/Slide1420.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEiECs10L2Pp2N2tKM9blvta_be8yLKm4s7WWvknOaKQDBHNL3JdHWzsS1MHtfX2kvmxhFWYg7GL9xhx89rfmOdaQJsvC8Zh5ENElTt1LUL70tnFnrU3fM4E5txLB2_e_Q9KDPI4vUUrK8g/s1600/Slide1420.jpg" height="400" width="306" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjDB0_yqxb2tvGD1M2vX2fdHiaR2hbKuUbMk59TlKiPi3hTz6NLrPRej18CkWING1AfBsJjSb8C_4gtI9IK1sgbSpfXGPYSd21WZ2INc9Rey9tGwiX6JE_tB79afTkrUEckeGPy4bR5uP0/s1600/Slide1520.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjDB0_yqxb2tvGD1M2vX2fdHiaR2hbKuUbMk59TlKiPi3hTz6NLrPRej18CkWING1AfBsJjSb8C_4gtI9IK1sgbSpfXGPYSd21WZ2INc9Rey9tGwiX6JE_tB79afTkrUEckeGPy4bR5uP0/s1600/Slide1520.jpg" height="400" width="272" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgQSmnDvyDtOSqK4_LalK85eQDEl3OMmMpA_Xd5XEf1gBGZL3ngq4WCIqRLWvXG9V2zQmEhBP3-Fonb702ueUCMaEWY_vE4ACX3Di8q29ExyOwz6nYThGKDtRYIqWXYPAk3MdeL3_5rOLY/s1600/Slide1620.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgQSmnDvyDtOSqK4_LalK85eQDEl3OMmMpA_Xd5XEf1gBGZL3ngq4WCIqRLWvXG9V2zQmEhBP3-Fonb702ueUCMaEWY_vE4ACX3Di8q29ExyOwz6nYThGKDtRYIqWXYPAk3MdeL3_5rOLY/s1600/Slide1620.jpg" height="400" width="298" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjLq-dZc18flnJGXUZAw67OKC71eTELjTACPL9e8-ypHZcZPA0SCXMPXTBd0AIn7uU5yaihmjsUcEISMOLJ8-1-s3NdUtic3WUtX0jW0Q3yRMhC1Mu7sekioI3Fht9A1RzWbSBBg1ldK5Y/s1600/Slide1720.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjLq-dZc18flnJGXUZAw67OKC71eTELjTACPL9e8-ypHZcZPA0SCXMPXTBd0AIn7uU5yaihmjsUcEISMOLJ8-1-s3NdUtic3WUtX0jW0Q3yRMhC1Mu7sekioI3Fht9A1RzWbSBBg1ldK5Y/s1600/Slide1720.jpg" height="400" width="348" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh21wvLniVXCgDr877l3daL-Wh5SVGk7I7OhgGZkIdpIkGx438Ovv4fpHb4xHf94cdZh6FF4kqK1g53CQxK0oYWxSsOq1uj9Wa7-aH7YO51EVWx3ONuZUku2Yvztx3_bTj7co2aBMpre3M/s1600/Slide1820.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh21wvLniVXCgDr877l3daL-Wh5SVGk7I7OhgGZkIdpIkGx438Ovv4fpHb4xHf94cdZh6FF4kqK1g53CQxK0oYWxSsOq1uj9Wa7-aH7YO51EVWx3ONuZUku2Yvztx3_bTj7co2aBMpre3M/s1600/Slide1820.jpg" height="298" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhO_8Iwd7qNvPjOuWQcSTeh3rlHjnl_J2oPHGeu6jY82udiCsBp_6CpgjhY1RYtfI05x6OuC_Ozr9-8Y_x1oVGU-vNQ2k97ieKZWiUa18Bs_QLGdkzOWBg1ZT_OcHTexd_XrpLjiF6LJm8/s1600/Slide1921.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhO_8Iwd7qNvPjOuWQcSTeh3rlHjnl_J2oPHGeu6jY82udiCsBp_6CpgjhY1RYtfI05x6OuC_Ozr9-8Y_x1oVGU-vNQ2k97ieKZWiUa18Bs_QLGdkzOWBg1ZT_OcHTexd_XrpLjiF6LJm8/s1600/Slide1921.jpg" height="400" width="271" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglniLR12j5RZuS7EXOt_ovhB5KUXHHzUQWp3hh1smCogatqt_B_kSbQ_j2didCCm7b37R0PAERfEgVlOSvXEcM7ovB8XLKghA_qde9yPQnQuNxRK3hHM47rG0uOAcnyDwvsBdVTzC_Mmc/s1600/Slide2021.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEglniLR12j5RZuS7EXOt_ovhB5KUXHHzUQWp3hh1smCogatqt_B_kSbQ_j2didCCm7b37R0PAERfEgVlOSvXEcM7ovB8XLKghA_qde9yPQnQuNxRK3hHM47rG0uOAcnyDwvsBdVTzC_Mmc/s1600/Slide2021.jpg" height="400" width="307" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi_ADaT4NmoGDu7mJSJIqKsFr1kNwI7aGMHiaj5vgPaaMZZITbmANTw4NHPqLOo07dK7nOlkdJS3y1LyknYwrZKgSp8wSvHavisM0OmFFtfobTNnI7VJnbvGmY8-VGOIKtAx2K_fRt6I-g/s1600/Slide2123.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEi_ADaT4NmoGDu7mJSJIqKsFr1kNwI7aGMHiaj5vgPaaMZZITbmANTw4NHPqLOo07dK7nOlkdJS3y1LyknYwrZKgSp8wSvHavisM0OmFFtfobTNnI7VJnbvGmY8-VGOIKtAx2K_fRt6I-g/s1600/Slide2123.jpg" height="400" width="300" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgZ1spV8hl19inDDGb4WXsor7nPjJ6uZJYabYwR4h7Olk5hzOWpQnEpMUydkdvd_SxbVafl41IuvhtE4uWkoS4xnARjLQt4Cq-HHeeSzejD0SjJaE4HiD4tzduU9-q20sew9C4kwafNNSE/s1600/Slide2222.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgZ1spV8hl19inDDGb4WXsor7nPjJ6uZJYabYwR4h7Olk5hzOWpQnEpMUydkdvd_SxbVafl41IuvhtE4uWkoS4xnARjLQt4Cq-HHeeSzejD0SjJaE4HiD4tzduU9-q20sew9C4kwafNNSE/s1600/Slide2222.jpg" height="300" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhWuQV3WvkmdUOkTtoh1QgJvudpQvd1lcBf1vIYK5JKxZmvPy4Jb65z01BipJRQNmkzYVvNRU1r0KNxPy2myDlCQTnpdYzzrgNhaGUoOD7rgDKGybI_ByaKojREhgz7IutuoS9Yp1rglno/s1600/Slide2321.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhWuQV3WvkmdUOkTtoh1QgJvudpQvd1lcBf1vIYK5JKxZmvPy4Jb65z01BipJRQNmkzYVvNRU1r0KNxPy2myDlCQTnpdYzzrgNhaGUoOD7rgDKGybI_ByaKojREhgz7IutuoS9Yp1rglno/s1600/Slide2321.jpg" height="400" width="300" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjKmhcOnIsqoQBR9QN9qRtHIi0vhghGs2CTVYeMWrU5MiJg9LXW9vXjY4Y077qolMZqBftjS2e-WzQtIIveYcggDW1aIyhpFdzVLRT1Q-ujZgaGDTGYtLGAmLxujrUwwDs1iIvR8iGNCJM/s1600/Slide2421.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjKmhcOnIsqoQBR9QN9qRtHIi0vhghGs2CTVYeMWrU5MiJg9LXW9vXjY4Y077qolMZqBftjS2e-WzQtIIveYcggDW1aIyhpFdzVLRT1Q-ujZgaGDTGYtLGAmLxujrUwwDs1iIvR8iGNCJM/s1600/Slide2421.jpg" height="321" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh9t_nTGhdWRkXzncCYOntX0poko98xXpRXX6SXQ00Z2_x44VE2Zd01zJU5BIwYP2HlTJ3CGf12OGMIZ7PpZ5QXXs9kaSj2zHqtHBuU7u2rp09P0A_VlwkkG7_Y_xJZvah77dhe95XMD3U/s1600/Slide2521.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEh9t_nTGhdWRkXzncCYOntX0poko98xXpRXX6SXQ00Z2_x44VE2Zd01zJU5BIwYP2HlTJ3CGf12OGMIZ7PpZ5QXXs9kaSj2zHqtHBuU7u2rp09P0A_VlwkkG7_Y_xJZvah77dhe95XMD3U/s1600/Slide2521.jpg" height="288" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2015/03/kadnlar-erkeklerden-neden-daha-uzun.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgXwv_yw8IH1H9YfwSEWYrAohuOvc_ndzrW6lH1pAuy__fi8MI-J8TT3ddErkmTAgdG3C6viVeyGY__XAuoj_jRdDHKn5OF1aGlvEsfzQ-kA3kU_-sVQwMZunxmTh2uMrA6GF-Lq4f2Ln0/s72-c/Slide267.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-5770562784330081213</guid><pubDate>Tue, 17 Mar 2015 22:02:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-09-10T23:05:28.049+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">18 Mart Şehitleri Anma Günü</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Tarihte bugün</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Çanakkale Deniz Zaferi</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Çnakkale geçilmez</category><title>18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi nin 100 üncü yılı</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;iframe allowfullscreen='allowfullscreen' webkitallowfullscreen='webkitallowfullscreen' mozallowfullscreen='mozallowfullscreen' width='600' height='300' src='https://www.blogger.com/video.g?token=AD6v5dyDBPBn6ArrnWFjzmm615BTuKDg6X5ZwrkQGrJao3KHwL3fRBI9Zqr9kXMA07RIXOwlRlI1ZRS04jOmKEJIFQ' class='b-hbp-video b-uploaded' frameborder='0'&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjtYUfscL4Rhw0yLsxb1vozj2qXgIth4fgO9ehf0e36-L4147sMEHWGt25yIQbnxn7hK7lxSwtxWA8nIJJkgwIicyFUOc81Lk1JiW7qpPT_DJAMlu2MABdILjVZPgQhTYtKDBnM1PICzd8/s1600/%C3%87anaskkale.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="160" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjtYUfscL4Rhw0yLsxb1vozj2qXgIth4fgO9ehf0e36-L4147sMEHWGt25yIQbnxn7hK7lxSwtxWA8nIJJkgwIicyFUOc81Lk1JiW7qpPT_DJAMlu2MABdILjVZPgQhTYtKDBnM1PICzd8/s1600/%C3%87anaskkale.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="0" src="//www.dailymotion.com/embed/video/x63fqe" width="0"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3 KASIM 1914 – 18 MART 1915 tarihleri arasında Çanakkale Boğazı’nda cereyan eden bir seri deniz savaşlarıyla GELİBOLU yarımadasında 25 NİSAN 1915-8/9 OCAK 1916 tarihleri arasında yapılan kara savaşları Türk tarihinin en şerefli sayfalarını dolduran birer zafer destanıdır.ÇANAKKALE’nin deniz ve kara savaşları; Türk Ulusal tarihinin 1800’lü yıllarının hemen çoğunluğunda görülen yenilgilerden sonra askeri ve siyasal varlığını bir kez daha kanıtladığı savaşlardır.Harp tarihine bakıldığında askeri zaferlerin daima taarruzi bir harekatın sonunda kazanıldığı görülür.&lt;br /&gt;
Çanakkale savaşları ise savunan orduların taarruz edenleri yenilgiye uğratmış olduğu, hemen tek örnektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ÇANAKKALE SAVUNMASI :&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Öz yurdunu korumak için şahlanan yaralı bir ulusun, sayı ve maddi açılardan üstünlüğü tartışılmaz olan düşmanlarını yenerek, onları felce uğrattığı bir savaştır. Bu durumuyla dünya harp tarihlerine geçmiş ve Türk tarihine de altın harflerle yazılıp Türk’ün kahramanlık ve şeref abidesi olmuştur.Bu zaferler, büyük Türk Ulusuna Atatürk gibi dahi bir lider hediye etmiştir. Mustafa Kemal’in Anafartalarda parlayan yıldızını 18 MART’ın şafağı aydınlatmış, bu zafer, Türk’e, öz benliğini ulusal kimliğini bulma yolunu göstermiş, Türk bağımsızlık savaşının temelleri ÇANAKKALE’nin sularında ve Conk Bayırı’nda atılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjaLpZeozoyyVjqK7BCbql3QhAm8tUQVVIF1p5uGth_aobmmGFjeaWWbo-b13C3-0xRseuTiyUwXiWX1LkmFOwKy3-1dPLnQXprvb5rGbM6ujWvt6cupApoTTt8L92EQ6PSXqbwxG4At2Q/s1600/18mcde.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="425" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjaLpZeozoyyVjqK7BCbql3QhAm8tUQVVIF1p5uGth_aobmmGFjeaWWbo-b13C3-0xRseuTiyUwXiWX1LkmFOwKy3-1dPLnQXprvb5rGbM6ujWvt6cupApoTTt8L92EQ6PSXqbwxG4At2Q/s1600/18mcde.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;/div&gt;
&amp;nbsp;18 MART Çanakkale Zaferi, Anafartalar yangınının bir kıvılcımıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün tarihe geçen ilk kahramanlığı 18 MART’ın beşiğinde doğmuş; bu şahsiyet, Sakaryalarda şahlanmış, Dumlupınar’da Türk’ün kaderini değiştirmiş 9 EYLÜL 1922’de Ulusumuzu dünya uluslararasındaki şerefli mevkiye yükseltecek son zaferi kazanmıştır. Bu olayların moral dayanağım kuşkusuz ÇANAKKALE’ler oluşturmuştur.Çanakkale savaşları ve kazanılan zaferler; Türk kurtuluş ve bağımsızlık savaşına maya çalmış; ulusal bilinci ve ulusal ruhu yeniden ateşlemiş ve Türklük, tarihteki şanlı ve seçkin yerini böylece almıştır. İstiklal Savaşımızın temelinde böylesine muhteşem zaferler bulunmasaydı, 19 MAYIS 1919’un ufkunda Mustafa Kemal Paşa belki gene doğabilirdi ama ulus; onu Anafartalar Kahramanı, İstanbul’a düşmanın girmesini önleyen komutan olarak ÇANAKKALE’den tanımasaydı acaba etrafında toplanıp kısa sürede kenetlenmesi o kadar kolay olabilir miydi.&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjbjHe8ZBxB1bPEky9GvOlijPrNMDchZItXzk_WQm440e1vfDQA_Q13iF1U66b_-zJiZdFlMnlDjm_OccebbyPhMol5rLlQO9aTmiW1gRYGJseduHFzrRkPUbj80S5YGPYHbH-V6E5jRr8/s1600/nusret-ilk-2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="474" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjbjHe8ZBxB1bPEky9GvOlijPrNMDchZItXzk_WQm440e1vfDQA_Q13iF1U66b_-zJiZdFlMnlDjm_OccebbyPhMol5rLlQO9aTmiW1gRYGJseduHFzrRkPUbj80S5YGPYHbH-V6E5jRr8/s1600/nusret-ilk-2.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bakımdan ÇANAKKALE; Türk ulusal tarihinin akışı içinde çok önemli bir yere sahip olmakla beraber, Birinci Dünya Savaşı sonrasında yeniden biçimlenen Dünya ve bu dünyada ki siyasal rejim sistemlerinin yeniden şekillenmesi; siyasal sınırların yeniden çizilmesi ve dönemin üç büyük imparatorluğunun (Avusturya-Macaristan, Osmanlı ve Rus Çarlık İmparatorlukları) yıkılarak yeni yeni ulusal devletlerin tarih sahnesine çıkışı ile de bu zaferin yakın ilişkisi vardır. Şunu da belirtmeliyim ki, bu zaferler Rus Çarlığı’nın yıkılmasına neden olduğu için yukarıda sıraladığımız etkileri göstermiştir. Eğer Çanakkale’de kazanılan Zaferler, Birinci Dünya Savaşı’nın diğer cephelerinde de devam etse idi ve Almanya ile birlikte ya da sadece Osmanlı imparatorluğu olarak savaştan galip çıksaydık, Dünya’nın rengi, şekli ve siyasi sının, kuşkusuz daha başka olurdu.&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhROUYUYug0RV12miFjs64CIrsxIxzQ4AfCyfrrDiOUxmt5txYjdm2OhGHQ6oWKJiD5g-X59dKrV_1Tnhu4XS40nVU3fca1i1hkj9PpS7f3Jj3PDMEmMElV-05kSpN7Zk2lDGzVuUK-DK0/s1600/HMS_Dublin.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="372" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhROUYUYug0RV12miFjs64CIrsxIxzQ4AfCyfrrDiOUxmt5txYjdm2OhGHQ6oWKJiD5g-X59dKrV_1Tnhu4XS40nVU3fca1i1hkj9PpS7f3Jj3PDMEmMElV-05kSpN7Zk2lDGzVuUK-DK0/s1600/HMS_Dublin.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
Çanakkale Savaşları; Balkan Harbi’nin bütün Türk Ulusu’nun ruhunda ve benliğinde açtığı derin yaranın ve utanç duygusunun kesin şekilde tedavisini sağlamış, en önemlisi de yukarıda değindiğim gibi Atatürk’ün Türk Ulusu ile birlikte bütün bir.cihan tarafından tanınmasını sağlamıştır.Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşımızdaki muzaffer kılıcının çeliğine su veren ÇANAKKALE Savaşları olmuştur. Şurası da bir gerçektir ki Çanakkale’de devam eden deniz ve Kara harekât ve savaşlarını birbirinden ayırarak incelemek doğru olamaz. Bu her iki savaş bir biriyle iç içedir ve biri diğerinin tamamlayıcısıdır. Bu husus gözden uzak tutulmamalıdır.Rus Çarı II. Nikola’nın 1815 tarihinde “Hasta Adam” ismini taktığı Osmanlı İmparatorluğu’nun müzminleşen hastalığına daha 1906 yılında ilk isabetli tanıyı koyan Yzb. Mustafa Kemal, Ulusu’nun asıl cevherini; 1915’de Conk Bayırı’nın, Anafartalar’ın ve An Burnu’nun kan ve can pazarında çok yakından tanımak fırsatını bulmuştur. M. Kemal, Ulusuyla kan deryası içerisindeki ÇANAKKALE’de bu derece yakından tanışmamış olmasaydı Birinci Dünya Savaşı sonunda maddi ve moral gücünü hemen hemen tümden yitirmiş bir milletin başına geçip İstiklal Savaşımızı zaferle noktalayacağına acaba kesin inanç duyabilir miydi?Bu nedenledir ki 18 MART’ı izleyen Çanakkale’deki kara savaşlarında kazandığı zaferiyle Türk Ulusu’nun 5000 yıllık tarih sahnesinden silinip gidemeyeceğini kendisi de şahsen idrak etmiş ve bunu bütün dünyaya İstiklal Savaşı’yla da kanıtlamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgmdxm91gGrHxvr45sjazpGYxa6P2191wMml0m-zkRmCptxzzFIgAi0cRBLOTHvsVEgy4GahgzX06mj7vewQA0AcefJqLO-aFnMrJ9Xny_k3KKCOx63C4WQ5WNNQvx-M9AOToia1P-1ozY/s1600/canakkale-otelleri.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="640" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgmdxm91gGrHxvr45sjazpGYxa6P2191wMml0m-zkRmCptxzzFIgAi0cRBLOTHvsVEgy4GahgzX06mj7vewQA0AcefJqLO-aFnMrJ9Xny_k3KKCOx63C4WQ5WNNQvx-M9AOToia1P-1ozY/s1600/canakkale-otelleri.jpg" width="598" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra ki yıllarda inandığı ve güvendiği ulusunun baş komutanı olarak Türklüğün yaşam kudretini bir barış çelengi olarak kılıcının ucunda Ege’nin sularına bırakmaya muvaffak olmuştur.Bu tarihi nedenlerle 18 MART’ı anlatırken:- Tarih bilen Yb. Mustafa Kemal,- Çarlığın yıkılışını hazırlayan Alb. Mustafa Kemal,- Tarih yapan Mustafa Kemal,- Tarih yazan Mareşal Mustafa Kemal,- Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Atatürk’ten söz etmezsek, genel tarih içerisinde 18 MART ve Çanakkale Zaferlerinin; Bir ulusun, sadece kahramanlık hikayesinden öte hiç bir önemi kalmayacaktır.18 MART Zaferi, düşman donanmalarının 1915 yılı başlarında İstanbul’a girmelerini ye İmparatorluğun daha o yıl içinde çökertilmesini önleyen çok büyük ve tarihi bir zaferin ilk raundu olmuştur.ÇANAKKALE’nin kara savaşlarında kazanılan zafer ise Osmanlı İmparatorluğu’nun 30 EKİM 1918 MONDROS ateşkesine kadar ayakta kalmasını sağlayan ve Birinci Dünya Savaşı’nın en az iki yıl daha uzamasına neden olarak dünya tarihini etkileyen İkinci raundunu teşkil etmiştir.Eğer ÇANAKKALE’deki zaferler kazanılmasaydı,&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhzGdjEShP7p5BXFVImu6wrzTmv7nb2lRhaIzO3DMtQAhPLy8U70v-h2h-WKLgcjo4cZVenpxeRh63q_qbIyWmST7Bj7NNAl0QRjpqmezbQtdAnCXgVlIt4m5APXLsO2HM-0XViScUr41M/s1600/21_1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="536" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhzGdjEShP7p5BXFVImu6wrzTmv7nb2lRhaIzO3DMtQAhPLy8U70v-h2h-WKLgcjo4cZVenpxeRh63q_qbIyWmST7Bj7NNAl0QRjpqmezbQtdAnCXgVlIt4m5APXLsO2HM-0XViScUr41M/s1600/21_1.jpg" width="640" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen birinci yılı sonunda İTİLAF Devletlerince işgal edilmiş, böylece Rus Çarlığı, müttefiklerinin yardımlarına en kısa yoldan kavuşmuş olacak ve Almanya’nın yenilgisi daha da çabuklaşarak Rusya’da 1917 BOLŞEVİK ihtilali muhtemelen gerçekleşmeyecekti.18 MART’ın ve onu izleyen ÇANAKKALE kara savaşlarının zaferleri, ulusal tarihimizi ve dünya tarihini etkileyen önemi ve rolü bu noktalarda toplanmaktadır.Bu savaşları yürüten bütün Türk Komutanları kahraman erleriyle omuz omuza çarpışırken, hiç kuşkusuz Murad-ı Hüdavendigârları, Hacı îl Beyleri, Lala Şahin ve Timurtaş Paşaları ve Evranos Beylerin ruhlarını kendi yanı başlarında duyarak savaşmışlardır.Savaşırken tarihini düşünen, tarihini düşünürken savaşan Türk Ordusu ve onun seçkin komutanları; ÇANAKKALE Boğazı’nı kırık bir salla geçip Türk Sancağını ilk kez bu topraklara 1356 yılında diken Gazi Süleyman Paşa’nın ilk ayak bastığı NAMAZTEPE’den kendilerini seyrettiğini görür gibi duyarlardı.Bir tek güne sığdırıldığı halde yüzyıllara hükmeden zaferlere ancak Türk Harp tarihlerinde rastlanabilir. İşte 18 MART Zaferi de yüzlerce yıldan beri Türk tarihinde gördüğümüz, MALAZGİRT, OTLUKBELİ, NİĞBOLU, MOHAÇ, KO-SOVA-RİDANİYE, ÇALDIRAN, PREVEZE ve nihayet DUMLUPINAR gibi meydan savaşlarında kazınılan Türk zaferlerinden birisidir ve bu zaferin kazanılması 20. Yüzyılın tüm siyasal olaylarına yön vermiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
18 MART ÖNCESİ DÜNYA OLAYLARI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1914 yılında SARAYBOSNA’da çakan bir kıvılcım, kısa sürede bütün dünyayı kan ve ateşe boğmuş, çıkarları ve yararlan birbirine zıt düşen Avrupa Devletleri iki bloka ayrılmış, bir yanda İNGİLTERE ve FRANSA ile ona katılanlara “İTİLAF DEVLETLERİ” denilmiş, diğer yanda bir araya gelen ALMANYA ve AVUSTURYA ve OSMANLI DEVLETLERİNDEN oluşan gruba da “İTTİFAK DEVLETLERİ” ismi verilmiş ve bu iki tarafa, savaşın gelişmesine paralel olarak daha bir çok devletler katılmak suretiyle başlayan savaş, dünyanın dört bucağına yayılmış, bu nedenle de savaşın ismine “Birinci Dünya Harbi” denilmiştir’.Birbirlerinin gırtlağına sarılan bu iki tarafın bütün olarak ve yetenekleriyle giriştikleri çatışmalara din, dil, renk ve milliyetleri birbirine uymayan milyonlarca insan da katılmış ve bu iki büyük blokun başını çekenlerin çıkarları uğruna dört yıl süre ile kıyasıya çarpışmışlardır.Bu büyük savaşta toplam 658 adet tümen savaş alanlarına sürülmüş, 65 Milyon kişi silah altına alınmıştır. Toplam zayiat yaklaşık 9-10 milyona varmış, milyonlarca halk göçebe durumuna düşürülmüştür.&lt;br /&gt;
Osmanlı Devleti’nin Durumu:Birinci Dünya Savaşı başladığı zaman Osmanlı Hükümeti ard ardına girdiği, her birinde zararla, toprak kaybı ve yenilgilerle çıktığı savaşların yorgunluğunu henüz gidermek ve ordusunu yeniden organize etmekle meşguldü. Bu iş için de Almanya’dan bir askeri yardım heyeti çağrılmış, Savaşa katılmak istemeyen Osmanlı Hükümeti tarafsız kalmaya karar vermişti. Ne var ki, İstanbul’daki Alman Sefareti ile Alman Askeri Misyonu, Türkleri kendi saflarında savaşa sokmak için var güçleriyle çalışıyorlardı.İTİLAF Devletleri ise müttefikleri olan Ruslarla karşılıklı yardımlaşabilmek, ve Rusya’nın ihtiyaç duyduğu lojistik desteği onlara ulaştırabilmek için Türk Boğazlarına gereksinim duyuyorlardı. Bunun için de ÇANAKKALE ve İSTANBUL Boğazlarının kendi kontrollerinde bulunması gerekmekte idi.Kuşkusuz bunun en uygun çözümü Osmanlıları kendi ittifaklarına almaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Ama daha önce Avrupa devletleri arasında yapılan çeşitli konferanslar ve kongrelerle İstanbul Boğazı’nın Rus Çarlığına bırakılması konusunda sözler verilmişti. Ayrıca Çar II. NİKOLA’nın isimlendirdiği “BOĞAZIN HASTA ADAMI” ölmek üzereydi ve Düveli Muazzama (Büyük Devletler) Osmanlı mirasını paylaşmaya kararlıydılar. Bunun için de daha 1815 Viyana Kongresinde “Şark Meselesi” ortaya atılmıştır. Bu mesele, Osmanlı İmparatorluğu’nun paylaşılarak Avrupa’dan, Balkanlar’dan atılıp Anadolu’ya tıkılması ve ilk fırsatta da buradan sürülüp atılmasını öngören politikanın kısa adı idi. Bu nedenle Şark Meselesi Osmanlı’yı kendi ittifaklarının dışında tutmalarını gerekli kılıyordu.Osmanlı yöneticileri, Rus Çar’ı Deli Petro’nun 1725 yılındaki meşhur vasiyetnamesiyle ortaya koyduğu “Sıcak Denizlere İnme Siyasetini” yakından biliyorlardı. O dönemde Ruslar henüz Baltık Denizi’ne, Azak ve Karadeniz’e bile çok uzak iken ortaya attıkları bu siyaset sonrasında hızlanan Türk-Rus Savaşlarıyla uğradıkları zararları gözde tutan Osmanlılar, İTİLAF Devletlerinin ya da Rusların kendilerine saldırma ihtimalini oldukça yüksek görüyorlardı: Bu kuşkular ve bu nedenlerle Osmanlı Hükümeti, 2 AĞUSTOS 1914 günü silahlı tarafsızlık halinde bulunmak üzere SEFERBERLİK İLAN ETMİŞTİR. ALMANYA 5 AĞUSTOS günü savaşa katılmış bulunuyordu.Dünyanın yoksul ülkeleri, Batı Avrupa Devletleri ile Rusya tarafından geçen yüzyılda sömürgeleştirilirken Almanya bu yağmadan pay alamamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu nedenle 1900’lü yılların başından beri ALMANYA kıpırdanıp durmaktaydı. Bu kıpırdanış sırasında dirsekleri, bir yandan Rusya’ya diğer yandan da FRANSA ve İNGİLTERE’nin böğrüne batıyordu. Yeni hayat sahalarına kavuşması için bu devletlerle savaşmaktan başka çaresi yoktu o da öyle yaptı ve savaşın kızgın kazanının altına benzin dökerek içine atladı.Bu sırada Osmanlılar tarafında bazı olaylar cereyan etmeye başlamıştır. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Osmanlı Hükümeti’nin İngiltere’ye sipariş ettiği ve yapımları bitmek üzere olan iki savaş gemisine “REŞADİYE ve SULTAN OSMAN” İNGİLTERE kendi yasaları uyarınca el koymuş gemileri veya paralarını savaş sonrasında verebileceğini Osmanlılara bildirmişti.Bu sırada 10 Ağustos 1914 günü sabahının saat 07.00’de her halleri ile helecanlı ve telaşlı oldukları gözlenen iki Alman Kruvazörü (GOBEN ve BRES-LAU) Akdeniz’de rastladıkları düşman donanmasının takibinden kaçarak gözleri arkada olduğu halde tam yolla kara sularımıza girmiş, ÇANAKKALE Boğazı’nın Ege’ye açılan kapısını sabırsızlıkla çalmaya başlamışlardır. Sığınma talep ediyorlardı. Bu iki geminin ÇANAKKALE Boğazı’nda beklemekte olduklarını İstanbul’daki bir Alman subayından öğrenen ve o zamanın tam bir diktatörü sayılan Enver Paşa kabine arkadaşlarına bile danışmaya gerek görmeden kısaca “BIRAKIN GİRSİNLER” demiş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türk’ün civanmertliğine sığınan bu iki Tanrı misafiri mülteciye bu şekilde müsaade edilmiş ve içeriye alınmışlardır.Bu iki gemi; hem itilâf devletlerinden gelecek tepkiyi durdurmak, hem de REŞADİYE ve SULTAN OSMAN zırhlılarının yerine konulmak üzere hemen ALMANYA’dan satın alınıp, gönderlerine Türk Bayrağı çekilmiş ve bordalarına da Yavuz ve Midilli isimleri yazılarak Türk Donanması’na katılmıştı. Ancak bu iki geminin boğazdan içeri girişlerinden hemen dört saat sonra Çanakkale Boğazı’nın ağzına yanaşan İngiliz zırhlıları, Alman kruvazörlerinin içeri alınıp alınmadıklarını sormaya başlamışlardır. Ne var ki, kendisine sığınanı kendinden bir parçaymış gibi kabullenen Türk’ün onlara memnun olacakları bir cevap vermesi olanaksızdı.İngilizler çaresiz BOZCAADA açıklarına çekilerek Boğaz’ı gözetlemeye koyulmuşlardır. İngiltere’nin gasp ettiği iki zırhlımıza karşılık Tanrı misafiri iki Alman kruvazörünün gelişi Türk Halkı tarafından sevinçle karşılanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yalnız, Hükümet bir hata yapmış bunların ismini değiştirmekle beraber, personelini olduğu gibi yerlerinde bırakmış, sadece kıyafetleri değiştirilip mürettebatın başına fes giydirmekle de yetinilmeyerek Filonun Komutanı Amiral ŞOSON bütün Türk Donanması’nın da başına getirilmiştir.İNGİLTERE, kılıfına uydurulan bu satın alma işlemlerini tanımadığını bildirerek, ÇANAKKALE Boğazı’nı abluka altına almıştır. Buna karşılık Osmanlı Hükümeti de İtilaf Devletlerinin bütün savaş ve ticaret gemilerine Boğazlan kapatmıştır. Böylece savaşın kanlı eli Osmanlı İmparatorluğu’nun kapısındaki tokmağa yapışmış ve ağır ağır çalmaya başlamıştı.ALMAN Amirali SASON, hükümeti zorluyor. Karadeniz’e çıkıp donanmaya tatbikat yaptırmak için ısrarla izin istiyordu. Bunda haksız da sayılmazdı. Çünkü Alman askeri heyeti Osmanlı Ordusu’nun teşkilatlanmasına ve eğitilmesine resmen memur edilmişti. Diğer yandan da AĞUSTOS içinde Almanlar Osmanlı Hükümeti ile gizli bir ittifak anlaşması yapmış olmasına rağmen Osmanlı Hükümeti yine de savaşa fiilen girmeye hiç de niyetli değildi.Almanya, iki cephede vuruşmaya mecbur olduğu bu savaşta İNGİLİZ, FRANSIZ ve RUS cephelerindeki kuvvetlerine düşman baskısını azaltmak amacıyla bunları Osmanlı cephelerine nasıl kaydırabileceğinin hesaplarını yapmaktaydı. Osmanlılara Kafkaslar’da, Balkanlar’da ve Ortadoğu’da yeni yeni cepheler açtırabilirse, Almanya, düşmanlarım Türklerin üstüne saldırtarak onların baskılarını hafifletebilirdi. Alman Sefareti ile Türk Ordusundaki bütün Alman komutanlarının da çabalan bu idi..Amiral SASON 27 Ekim 1914 günü sadece Enver Paşa’nın bilgisi içinde, hükümetin izni dışında donanmayı Karadeniz’e çıkardı. Başta Odesa olmak üzere bir kısım Rus limanlarını bombardıman edip birkaç Rus gemisini de batırdı.Bu olay üzerine zaten bahane bekleyen Ruslar hiçbir görüşmeye yanaşmaksızın 1 KASIM 1914 günü Osmanlı Devleti’ne savaş ilan ederek orduları ile Doğu Anadolu’da Türk sınırlarını aştılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Savaştığımız Cepheler:Birinci Dünya Savaşı’na bu şekilde katılan Osmanlı Devleti, kendi ülkesinin 6 ayrı cephesinde (KAFKAS, IRAK, SURİYE, MISIR, HİCAZ, ÇANAKKALE cephelerinde) hemen hemen aynı zamanda çarpışmış, ayrıca sınırları dışında da Avusturya’nın GALİÇYA’sında ve Balkanların MAKEDONYA cephesinde olmak üzere iki ayrı cephede üç Türk kolordusu ile devletimize hiç bir yararı olmayan ancak Almanların yararına olan savaşlar yaptık. Osmanlı Devleti, Türk Ulusu’nun ve onun kahraman askerinin kanını, devletine hiç bir yarar sağlamayan bu sekiz cephede sular gibi akıtmıştır.Bu ümitsiz savaşın nasıl bir sonuca varacağını Osmanlı Ordusunda ilk gören kişi Mustafa Kemal olmuştur. Görüşlerini Başkomutan Vekili Enver Paşa’ya çeşitli kez sözlü ve yazılı raporlarıyla bildirmiş olmasına rağmen; Hırsı, aklına hakim olan Enver Paşa doğruları kavrayamamış ve kendisine önerilen düşüncelere itibar göstermeyerek sonuçta İmparatorluğun batmasına sebep olmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Belki de sırf bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşuna imkan yarattığı için Enver Paşa’yı hayırla yad etmek gerekir.1912’de Balkanlar’daki eyaletlerimizin çapulcu komitacıları karşısında becerisizlik şaheserleri yaratarak, ağır yenilgiye uğrayan Osmanlı Ordusu, Birinci Dünya Savaşı’nda dostunu, düşmanını şaşkınlığa uğratacak derecede kahramanca başarılı savaşlar vermiş, ve orduları hemen hiçbir cephede kesin yenilgiye uğramadıkları halde müttefiklerimizin yenilmesiyle birlikte MONDROS Ateşkesi’ni kabule mecbur kalınmıştır.Doğuda Rus taarruzunun başlamasıyla savaşa giren Osmanlı Padişahı 16 KASIM 1914 günü “Cihad-ı mukaddes” ilan etmiş ise de Osmanlı’nın siyasi sınırları içerisinde ve dışarısındaki Müslüman ülke ve halklarından destek görülemediği gibi savaşın daha ileri aşamalarında da düşmanlarımızın saflarında yer alarak; başında İslam’ın halifesi olan (Halife-i Rey-u Zemin ve Zillullah-ı Fil âlem) yani yeryüzünde Peygamberin halifesi ve Allah’ın gölgesi denilen Osmanlı Devleti’ne karşı isyan edip savaşmışlardır.Asıl konumuz olan 18 Mart ÇANAKKALE Savaşı’ndan önceki olayların çok kısa bir özetini böylece yaptıktan sonra BOZCAADA açıklarında beklemekte olan İngiliz ve daha sonra onlara katılan Fransız gemilerinin girişeceği Boğaz Savaşı’na geçebiliriz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
18 MART ÇANAKKALE SAVAŞINI’NAÇILIŞ NEDENLERİ:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Birinci Dünya Savaşı başladığında ALMANYA, Orta Avrupa’daki pozisyonuyla İtilaf Devletlerine dahil olan Rusya ile İngiltere ve Fransa’nın direkt irtibatını kesmiş bulunuyordu. Savaşın başarısı, İtilaf cephelerinin birbirleriyle etkin bir şekilde yardımlaşmasına bağlı idi.İtilaf devletlerinin savaşı kısa sürede bitirebilmesi, Rusya’nın da güçlü bir şekilde Doğu Avrupa Cephesi’nde Almanlara karşı savaşmasıyla mümkündür. Ancak batının yardımı olmaksızın Rusya bu gücü gösterememekte idi. Bu durumda Rusya’daki ham maddelerin batıya ve batının mamul maddelerinin Rusya’ya ulaştırması için çareler aranmalıydı.Bunun için dört yol vardı.1 – Baltık Denizi Yolu, Almanların kontrolü altındadır.2 – Avrupa üzerinden Rusya’ya ulaşmak. Almanlar bu cepheyi tamamen kapatmaktaydı.3 – Kuzey Kutup deniz yolu. Kuzey denizi yılın 9-10 ayında buzlarla kaplıdır. Geçit vermez.4 – Londra’yı, Odesa’ya bağlayan en yumuşak yol, ÇANAKKALE ve İSTANBUL Boğazlan yolu görünmekteydi. O halde boğazları zorlayarak açmak, RUSYA’ya yardımları ulaştırmak için tercih edilmeliydi.Bu cephenin açılmasına neden olan diğer hususları şöylece sıralamak mümkündür.- Türkiye’nin SÜVEYŞ Kanalı ve dolayısla Hint Denizi yolu üzerindeki baskılarına son vermek.- Savaşa katılmakta tereddüt gösteren BULGARİSTAN’I, ALMANYA’ya kaptırmadan İtilaf Devletlerinin yanında savaşa sokmak.- İSTANBUL’U zapt ederek Müslüman dünyasını etki altına almak ve Halife’nin ilan ettiği Cihad-ı Mukaddes’i tesirsiz kılarak İslam dayanışmasını çökertmek.- Almanların 1915 baharında yapacağını hesapladıkları Büyük Taarruz için, bu devletin dikkatini ÇANAKKALE’ye çekerek Avrupa cephesinden buraya kuvvet kaydırmalarını sağlamak.- Aralık-1914’te Türk Ordularının giriştiği Sarıkamış harekatından, telaşa kapılan Rus Çan Grandük NİKOLA,. İngiltere’ye başvurarak İtilaf Devletlerinin hemen Türkiye’ye karşı karadan veya denizden bir cephe açmalarını istemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte bu gibi düşünceler çerçevesinde İngiliz Harp Kabinesi, CHURCHİL’in baskısıyla Çanakkale Cephesi’nin açılmasına karar verdi.Bu karar üzerine MONDROS’ta bulunan İngiltere’nin Akdeniz donanmasının Baş Komutanı Amiral CARDEN’in düşünceleri soruldu. CARDEN : “Bir ay içerisinde Marmara Denizi’ne çıkılabileceğini belirterek bu maksatla hazırladığı dört aşamalı plânını 15 OCAK 1915’te LONDRA’ya gönderdi. “Harp Kabinesi, Şubat’ta ÇANAKKALE Boğazı’nın denizden zorlanarak geçilmesine karar verdi ve bu husus Amiral CARDEN’e bildirildi.Bu karardan Fransızlar da memnun kalmışlardı. İSTANBUL’U tek başına İngilizlerin ele geçirmesini istemiyorlardı. Bu nedenle kendilerinin de bir filo ile bu harekata katılacaklarını bildirdiler.Ruslar ise bu yeni cephenin Çanakkale Boğazı’ndan açılmasına hiç memnun olmadılar. Çünkü İngiliz ve Fransızların Rusya’dan önce İstanbul’a girmeleri, Çarlığın bütün Ortadoğu politikalarına ve sıcak denizlere inme siyasetlerine ters düşmekteydi. Ruslar bu maksatla Karadeniz kıyılarında hemen bir kuvvet teşkil ederek İstanbul Boğazı’na çıkma hazırlığına girmişlerdir.Sonuç olarak Almanların teşvikleriyle Osmanlı Orduları 2 Şubat 1915 tarihinde Sina’yı geçerek Süveyş Kanalı’na taarruza geçti.Almanların amacı İngiliz kuvvetlerinin Mısır cephesine bağlı kalarak Avrupa’ya nakledilmesini önlemekti. Yapılan bu Kanal Seferi Osmanlılar için hezimetle sonuçlanmıştır. İngilizler, bu cephede ferahlayınca Çanakkale’de kullanılmak üzere buradan bir Kolordu kuvvetlerini tasarruf edebilme imkanına kavuşmuşlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görülüyor ki Almanların telkiniyle Rusları KAFKASYA’da, İngilizleri MISIR’da tutmak maksadını güden, SARIKAMIŞ ve KANAL harekâtı başarısızlığa uğradığı için düşmanlarımız hem Almanya Cephesi’ne ve hem de Türkiye’nin can evine yönelen (Çanakkale Boğazı’na) yeni yeni kuvvetler sevk etmeye imkân bulmuştur.Bu olayların ardından ÇANAKKALE Savaşlarının İtilaf Devletlerince kaybedilmesi sonucunda Rusya’ya yardım yolunun açılamaması, İtilaf Devletlerinin Rusya’ya yardımlarını ve takviyelerini mümkün kılmamış ve yokluk içinde kalan Rusya’da Bolşevik İhtilali çıkmış, Dünya’nın ilk kez Komünist Rejimiyle tanışmasına sebep olunmuştur. (1917 senesinde Rus İhtilali sonunda Çarlık; Brest-litovks Andlaşmasıyla EKİM ayında savaştan çekilmiştir.)Çanakkale Boğazı’ndaki deniz harekâtını başarıya ulaştıramayan İngiltere ve Fransa, Mısır’da oluşturmaya başladıkları Anzak (Avusturalya-Yeni Zelanda) kolordusunu takviye ederek (Birer İngiliz ve Fransız Tümeni ile) 64 bin kişilik bir kuvvet meydana getirdiler. Kararlan; Deniz kuvvetlerinin desteğinde karadan taarruzla Gelibolu üzerinden İstanbul’a ulaşmaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ÇANAKKALE BOĞAZI’NIN COĞRAFİK MEVKÜ:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çanakkale Boğazı; KARADENİZ’İ, İSTANBUL BOĞAZI ile MARMARA üzerinden EGE’ye ve oradan da açık denizlere bağlayan Türk boğazlarından biri olup Lapseki-Kumkale arasındaki uzunluğu 52 km. dir. En geniş yeri Erenköy Körfezi’nde 7.5 km. ve en dar yeri ÇANAKKALE-KİLİTBAHİR arasında 1200 mt.dir.Çanakkale Boğazı, tarih boyunca Venedikliler, İranlılar, Romalılar, Bizanslılar, Selçukluların işgallerinde kalmış ve nihayet 1356’da Osmanlılar, Gazi Süleyman Paşa Komutasındaki “İlk Osmanlı akıncı müfrezesiyle” Gelibolu’nun kuzeyindeki NAMAZGAH tepeye baskın tarzında çıkarak Türk Sancağı’nı Avrupa kıtasının bu kenarına dikmişler ve bu tarihten sonra Osmanlıların Balkan fütuhatları başlamış ve Boğaz günümüze kadar kesintisiz olarak Türk egemenliğinde kalmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ÇANAKKALE BOĞAZI’NIN STRATEJİK VE JEOPOLİTİK ÖNEMİ:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ÇANAKKALE ve İSTANBUL BOĞAZLARI kuşkusuz tek başlarına büe büyük birer Jeopolitik ve Stratejik önem taşırlar. Ama her iki boğazın tek bir devletin egemenliğinde bulunmasıyla bu önemleri katbekat artarak olağan üstü bir durum kazanır.Bu değerleri ve önemi özetlemek mümkündür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1 – Karadeniz’e kıyısı olan devletler ile Akdeniz’in kıyı devletleri arasındaki her türlü ilişkiler (ticari, siyasi, ulaşım, vb.) konularla ilgili faaliyetler için bu her iki boğaz, hayati önem taşımaktadır. Özellikle bir savaş halinde bu boğazları elinde bulunduran Türkiye, bu her iki denizin kıyısında yaşayan devletlerin yukarıda sıraladığımız karşılıklı münasebetlerinde kesinlikle söz sahibi durumundadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2 – Türk Boğazları, Karadeniz’i Akdeniz’e ve dolayısıyla Atlantik Okyanusu’na bağlayan deniz ulaşımının en önemli iki kilidini oluşturur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3 – Bu Boğazları elinde bulunduran devlet, Karadeniz kıyı devletlerinden Rusya’nın, Ukrayna’nın Bulgaristan’ın, Romanya’nın, Gürcistan’ın Karadeniz’de bulunan donanmalarını Dünya denizlerinden tecrit eder ve bu ülkelerin Akdeniz’de gösterecekleri bütün etkileri ve faaliyetleri engeller.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
4 – Türk Boğazlarının günümüzde Batı Bloku (NATO) savunma manzumesi içinde kalması Kafkaslar ve Balkan Devletleri ile Rusya ve Ukrayna’nın sıcak denizlerle irtibatını keser böylece Baü Bloku Devletlerinin Akdeniz Harekât alanına ayıracakları deniz kuvvetlerinde tasarruflar sağlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
5 – Boğazlara egemen olan devlet Ortadoğu petrol alanlarını ve Hint Okyanusunu Süveyş yoluyla Akdeniz’e ve Avrupa’ya bağlayan en ekonomik deniz yolunu kuzeyden (Karadeniz Devletlerinden) gelecek deniz tehditlerine karşı korur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
6- Balkanlardan, Anadolu’ya yönelecek askeri bir harekatta Trakya’yla Anadolu arasında etkin bir savunma hattı oluşturur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
7 – Boğazlardan her hangi birini kaybeden Türkiye’nin genel savunma gücü sarsıntıya uğrar. İstanbul gibi her yönden çok önemli ve değerli bir şehir ile birlikte Kocaeli ve Gelibolu Yarımadaları tehlikeye düşer.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
8 – Türkiye’nin savunmasıyla Batı Bloku’nun savunması, stratejik anlamda ve alanda bir bakıma Boğazlardan geçen deniz yolunun kontrolü ile mümkündür. Türkiye ve Batı (NATO) Bloku, Boğazları savunamadığı takdirde hasım devletlerin Karadeniz Donanması, Akdeniz’e inerek bu denize kıyısı olan bütün devletlerin, Ortadoğu ülkeleri ile Kuzey Afrika devletlerini etkisi altına alabilir. Aksi durumda da hasım Karadeniz devletleri bu imkandan yoksun kalır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
18 MARTTAN ÖNCE ÇANAKKALE BOĞAZI’NDA TÜRK SAVUNMA DÜZENİ:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Birinci Dünya Savaşı daha başlamadan önce HAZİRAN-1914’de bir Alman tahkim heyeti tarafından boğazdaki topçu bataryaları ve tabyalar incelenmiş ve mevcut 32 batarya 22’ye indirilmiş, ayrıca topların çaplarına ve menzillerine göre dağılımı ve mevzilendirilmeleri yeniden düzenlenmiş, savunmanın kuvvet çoğunluğu Boğaz’ın içine ve orta bölgelerine alınmıştır.Bu sırada Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Alb. Cevat Bey ve Kurmay Başkanı’da K. Yrb. Selahattin ADİL Bey’dir. Boğazlar Komutanlığına da Alman Amirali UZEDUM atanmıştır.Bölgede Almanların 26 Subayı ile 432 Eratı vardır. Bunlardan bir kısmı Çanakkale’ye gelmiş ve Hamidiye Tabyası’nda görevlendirilmiştir. Alman Korvet Kaptanı VOSÎTO komutasında bir kara topçuluk kursu açılmış, eksiklikler tamamlanmış, Alman torpido kaptanının idaresindeki Alman mayın ekibi de Türk mayıncılarına yardımcı olmuşlardır.Eğer bu boğaz seri ateşli ve uzun menzilli ağır topçu ve bol mayın ve deniz altı ağlarıyla daha da pekiştirilebilseydi bu savunma gücü kuşkusuz çok daha artırılabilecekti. Ancak elde mevcut olanlarla yetinilmek zorunda kalınmıştır.Boğaz savunmasını güçlendirmek amacıyla,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mesudiye Zırhlısı’ndan sökülen ağır toplar, Anadolu kıyısında ki “Mesudiye Tabyası’na” konulmuştur. Zırhlı ise KEPEZ ile ÇANAKKALE arasında ki SARISIĞLI mevkiine demirletilmiş ve mayın tarlaları ile belirli bir bölgeyi koruyacak şekilde “Set Bataryası” olarak kullanılmak üzere KEPEZ ile Dardanos Bataryalarına yardımla görevlendirilmiştir. Ancak bu zırhlı, savaşın ilk anlarında torpillenmiş, su bölmeleri de olmadığından yana yatarak batmıştır. Boğaz’da yerleştirilen topların bir kısmı da Edirne Müstahkem Mevkii’nden getirilmiştir.Mayınlama için, Trabzon kıyısındaki Ruslardan kalma mayınlar ve İzmir sularındaki Fransız ve Balkan Savaşı’ndan kalma Türk mayınlarından yararlanılmıştır.Tabyalar, çevreleri taş ve topraktan yapılmış, cephanelikler ve erat sığınaklarının bir kısmı toprak altına alınmıştır.Bölgedeki bütün toplar çoğunlukla kısa menzilli ve ağır ateşli toplar idi.Çanakkale Savaşı’nın savunma tertibatı, Boğaz’ın savunması, 3 bölüm halinde derinliğe doğru şu şekilde düzenlenmiş idi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1 – Dış Savunma Bölgesi: Boğaz’ın Ege tarafındaki giriş yerinde 4 tabyadan oluşmaktaydı. Bunlar: ORHANİYE-KUMKALE-SETTÜLBAHİR ve ERTUĞRUL tabyalarından ibaret idi. Buradaki topların sadece 4 adedi büyük gemilere ateş edecek çap ve menzile sahip olup, seri ateşli idiler. Bu tabyaların görevi düşman donanmasını Boğaz’a girmeden önce zayiata uğratmak ve derinlikteki tabyaları ileriden korumaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2 – Orta Savunma Bölgesi: Boğaz’ın içinde KARANLIK LİMAN’dan (Erenköy önlerinden) Kepez’e kadar olan kısımda önceleri Kepez ve Dardanos’tan başka tabya yok iken, daha sonra 7 tabya ile takviye edildi. Bunlar:- Anadolu kıyısında : KEPEZ, DARDANOS, MESUDİYE ve CEVAT PAŞA tabyaları.- Rumeli kıyısında: TANKER, BAYKUŞ, KUMBURNU tabyaları. Bu her iki kıyı tabyalarında ağır toplar mevzilendirilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3 – İç Savunma Bölgesi: Bu bölgede 9 tabya vardı.- Anadolu kıyısında : NARA, MECİDİYE, ÇİMENLİK, ANADOLU HAMİDEYESÎ-tabyaları.- Rumeli kıyısında: YILDIZ, DEĞERMENDERE, NAMAZGAH, RUMELİ HAMÎDÎYESÎ ve MECİDİYE tabyaları.Bu tabyalarda toplam 59 ağır top vardı. Bunların ancak 8’i büyük çapta ve seri ateşliydi. Boğaz’ın en çok tahkim edilen ve mayınlarla pekiştirilen bölgesi burasıdır. Çünkü burası aynı zamanda boğazın daralar yöresidir. Bu bölgede savunma çökertilirse İstanbul yolu tamamen açılmış olacaktır.Yukarıda sıraladığımız her üç savunma bölgesinde Oniki’si seri ateşli, toplam 109 adet orta ve ağır top vardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayrıca 48 adet hafif ve orta top daha vardı ki bu toplardan 63 adedi savaşa girişimizden sonra Almanya’dan getirilmişti. Diğerleri boğaz tahkimatında mevcut idi.Boğaz’daki topların tüm mevcudu 170 adedi bulunuyordu. Bunların ancak 8 tanesinin menzili 15 km. ye ulaşmaktaydı. Diğerlerinin menzilleri 7-10 km. arasında değişmekteydi. Savunma hazırlıkları sırasında mayın hatları takviye edilmiş toplam 407 mayın kullanılmış, bunlarla 10 mayın kuşağı yapılabilmişti. 8 adet ışıldak bu mayın kuşaklarının aydınlatılmasına görevlendirilmişti.7.5’luk bir kısım ALMAN Krup topu uçaksavar olarak hava taarruzlarına karşı mevzilendirilmişti.Alman topçu uzmanları topların çoğunu Boğaz girişinde mevzilendirmeyi düşünüyorlardı. Oysa ki, düşman donanması uzun menzilli toplarıyla kıyıdaki bu toplarımızın menzili dışında kalarak mevzilerimizi rahat rahat dövebilecekti. Nitekim öyle de oldu. Türk komutanları topçularımızın çoğunu orta ve iç savunma bölgelerine yerleştirerek, Boğaz’ın daha etkili ..olarak savunulmasını sağlamışlardır.Harekât başladıktan sonra gelişmelere paralel olarak 48 hafif toptan çoğu, orta savunma bölgesinde set bataryaları olarak görevlendirilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
18 MARTTAN ÖNCE BOĞAZ’A YAPILAN DENİZ TAARRUZLARI:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlk Deniz Savaşı : (Boğaz’a karşı icra edilen keşif taarruzu şeklinde yapılmıştır.) 3 KASIM 1914 günü 3 İngiliz Zırhlısı ve 2 Kruvazörü Rumeli kıyısına karşı ve 2 Fransız Zırhlısı da Anadolu kıyısındaki Boğaz’ın giriş tabyalarını 20 dk. süre ile ateş tufanına boğmuştur. Bu bombardımanda dış tabyalarımız büyük bir yıkıntıya uğramış ancak daha sonra kısa bir sürede Mehmetçiklerimiz tarafından onarılmıştır. Bu kısa savaş, açık denizlere bakarı dış tabyalara fazla bel bağlamanın doğru olmadığı düşüncesini kanıtlamıştır.İtilaf Taarruz Planı: itilaf Devletleri Akdeniz Başkomutanı Amiral CARDEN’in, 15 Ocak 1915 tarihinde yaptığı 4 aşamalı taarruz planına göre boğaz bir ay içinde geçilmiş olacaktı. Buna göre birinci aşamada dış savunma tabyaları imha edilerek ortadan kaldırılacak; ikinci aşamada orta savunma tabyaları ve üçüncü aşamada iç savunma tabyaları yok edilecek; 4’ncü ve son aşmada ise boğazda arta kalan mayınlar, temizlenecek, boğaz emniyet altına alınarak Marmara Denizi’ne çıkılacak ve İstanbul’a girilecekti. Boğazın kara bölgesinde güvenliğini sağlamak üzere MİDİLLİ’de yeterince kara kuvveti toplanacaktı. Bu plân kağıt üzerinde çok güzel ve uygulanabilir görülüyordu. Hatta bazı aceleci İtilaf komutanları, Boğaz’ın geçişi için öngörülen bir aylık süreyi çok uzun bulmaktaydı. Ne var ki Mehmetçiğin inanç, inat ve cesaretle kenetlenmiş savaş azmi ve Türk komutanlarının kararlılıklarını kağıt üzerine çizmek mümkün olmamıştır. Boğaza yapılan bu ilk saldın Türk savunmasını bir yoklama, bir deneme ve keşif niteliğinde yapılmıştır. O gün geriye çekilen zırhlılar daha bir çok deneme yapmak üzere saldırılarına devam edeceklerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1915 ŞUBAT AYINDAKİ DENİZ TAARUZLARI:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
19 – 25 ŞUBAT SAVAŞLARI:Yukarıda açıklanan plânın birinci aşamasının uygulanmasına 19 ŞUBAT günü güzel bir havada başlandı. Bu kez saldırıya tam 9 zırhlı ve kruvazör katılıyordu. Bunlardan 6’sı İngiliz 3’ü Fransızlara ait idi. itilaf donanması süzüle süzüle Boğaz’a yaklaşmaya başlamış ve saat tam 09.36’da Boğaz girişindeki tabyalarımızın üzerine ateş kusmaya başlamıştır. Bu harekât sırasında hava bozmuş, deniz kabarmış ve-sertleşmiş ve bu nedenle düşman donanması umduğu derecede büyük tahribat yapamamıştı.Saldırı için hazırlanan bütün düşman gemilerindeki top sayısı (hepside en son sistem olmak üzere) 247’yi buluyordu. Bunlar, Boğaz girişindeki tabyalarımızdaki 19 adet topumuzun menzili dışında durarak ağır mermileriyle mevzilerimizi dövüyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu durum bir boksörün, kollan bağlı bulunan hasmıyla dövüşmesine benzemekteydi. Menzilleri yeterli olmadığı için gereken cevabı veremeyen Türk tabyalarının bu suskunluğundan cesaretlenerek ileri atılan düşman zırhlılarından bazıları Mehmetçiğin kol mesafesine girince hak ettiği darbeleri aldı. Hasara uğratılan 3 düşman zırhlısı çareyi kaçmakta buldu. Ama bunlar bir vuruşta öldürülecek cinsten değildi. Donanma, geri çekilme karan aldı ve kıyılarımızdan açılarak açık denizlerin güvenliğine sığınarak havanın yatışmasını beklemeye başladı.Bu saldırılarla giriş tabyalarımızdan 4’ü (ERTUĞRUL, SETTÜLBAHIR, KUMKALE ve ORHANÎYE) tahribata uğratılmış, ama toplarımızın tamamı sus-durulmadığı için 20 ve 25 ŞUBAT 1915 günleri güzel havayı kaçırmak istemeyen bu deniz ejderlerinin sayısı artırılarak saldırılarını tekrarlamış ve bu arada KUMKALE ile SETTÜLBAHIR kıyılarına yoğun ateş desteği altında çıkanları küçük tahrip timleri bu tabyalarımızı işe yaramaz hale getirmişlerdir.Düşman saldırı plânının birinci aşaması bu savaştan sonra tamamlanmıştır. Üç düşman zırhlısının hasara uğratılmasına karşı 19 topumuzu kaybetmişti.Bu harekâtı Amiral CARDEN’in yardımcısı De ROBECK yönetmekte idi. Boğaz girişindeki tabyalarımızın artık ateş edemeyecek bir durumda olduğunu gören De ROBECK mayın tarama gemilerini boğazdan içeriye 5 mil kadar sokmuş ve yaptırdığı keşif sonunda herhangi bir mayına rastlanmadığı hususunda rapor almıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu haber Başkomutan Amiral CARDEN’e hemen ulaştırıldı. Amiral o günkü kazancını başarının bir ölçeği olarak kabul edip harita üzerinde pergelini açarak İstanbul’a kadar olan mesafeyi ölçtükten sonra oturduğu koltukta arkasına yaslanarak derin bir nefes almış, LONDRA’daki Amirallik Dairesi’ne şu mesajı çekmiştir: “Yaklaşık 14 gün içinde İstanbul’a varmış olacağımızı tahmin etmekteyim.” Bu rapor güzeldi hoştu ama kıyılan bekleyen Mehmetlerin azim ve cesaretleri gene hesaba katılmadan yazılmıştı.18 ŞUBAT taarruzlarında Boğaz girişindeki savunma hattımızı oluşturan tabyalarımızın düşmesi bazı önemli siyasal sonuçlarda doğurmuştur. Şöyle ki:Hâlâ tarafsızlığını sürdüren İTALYA, İtilaf Devletlerine daha sıcak bakmaya başlamış, BULGARİSTAN’ın yüzü, ALMANYA’ya dönük iken bu durum üzerine çekingen bir hal almıştır.Rusya, Karadeniz Boğazı’na 40 Bin kişilik bir kuvvetle çıkmayı önermiştir. Çünkü daha önce LONDRA’daki patronların hakemliğinde yapılan “Osmanlının bölüşülme plânında” İSTANBUL ve yöresi Ruslara bağışlanmıştır. Gerçi o zaman öyle gerekiyordu ama şimdi durum daha başkaydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstanbul ve Çanakkale Boğazlan Hindistan yolunun güvenliği için İngiltere’nin kontrolünde bulunmalıdır. Diğer yandan da Rusya, şimdi kendi canının derdine düştüğünden ses çıkaracak hali de kalmamıştır. Ayrıca İstanbul ve Boğazların Ruslara hediye edilmesi, Fransa’nın Ortadoğu hegemonyasına ters düşmekteydi. Şu sırada ortaya güzel bir fırsat çıkmıştır. Voleleri iyi kullanmakta usta olan İngiliz Politikacıları bunu değerlendirmeliydi. Zaten Avrupa cephesinde Alman baskısına dayanamayan Rusya’nın imdat diye bağırmaktan sesi kısılmak üzereydi. Bir taşla iki, hatta üç kuşun vurulacağı çok iyi bir fırsat çıkmıştır. Bu kaçırılmamalıydı.Boğazlar aşılmalı, İstanbul’a girilmeli, ve Osmanlı İmparatorluğu’na böylece diz çöktürüldükten sonra Rusya’nın istediği yardım malzemelerini bu yoldan göndererek bir yandan dostluk görevi yerine getirilirken diğer yandan da Alman cephelerinin doğusundan ve batısından taarruza geçilerek onun da işi bitirilmeliydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
26 ŞUBAT 1915 SAVAŞI:Boğaz girişindeki tabyalarımızın susturuluşundan sonra Amiral CARDEN’in yaptığı plânın ikinci aşamasının uygulanılmasına sıra gelmiştir. Bu maksatla 26 Şubat sabahı İtilaf donanması, bu kez biraz daha güçlendirilerek Boğaz’ın “Orta Savunma Bölgesine karşı kesintisiz olarak 8 saat sürdürdüğü bir ateşle saldırıya geçmiştir.Orta savunma bölgesinin her iki kıyısından Türk savunmasının esasını gezgin, hafif bataryalar oluşturmaktaydı. Kuşkusuz savunmanın bel kemiğini her iki kıyıdaki mevcut tabyalarımız teşkil etmekteydi. (Kroki – 2’ye bak)Gezgin hafif bataryaların çoğu kıyıya bakan ilk sırtların hemen gerisinde mevzilendirildikleri ve yerlerini de düşman gemilerinin boğazdaki pozisyonuna göre sık sık değiştirdikleri için, düşman tarafından yerlerinin saptanması çok zor olmaktaydı. Bu günkü savaşta oldukça fazla mermi yakılmıştı. Topçularımız çok kısıtlı olan mermilerini büyük bir dikkatle kullanıyor, üstün disiplini, yüksek eğitimi ile kısıtlı atışlarla düşman zırhlılarının ensesinde adeta boza pişiriyordu. îtilaf donanması Boğaz’dan içeriye girdikçe gemilerin güverteleri, nereden geldiği belli olmayan mermi tarakaları ile inliyor, düşman şaşkınlık içinde kalıp bocalıyordu. Buna rağmen donanmanın çok üstün ateş gücü karşısında boğazın orta savunma bölgesi önemli derecede tahribata uğratılmıştı.Saldın planının ikinci aşamasını teşkil eden bu günkü savaşlarda îtilaf donanması Boğaz’da şöyle-böyle tutunabilmişti. Sıra artık, planın üçüncü aşamasını uygulamaya gelmişti. Bu aşamada mayınlar temizlenecek, iç savunma bölgesindeki tabyalar tahrip edilecek ve MARMARA’ya çıkılacaktı. Bu amaçla, îtilaf donanması toplayabildiği bütün gücüyle Boğaz’a yüklenecek ve düşündüğü son darbeyi 18 MART ‘da indirmeyi deneyecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
18 MART ÖNCESİ DURUM26 ŞUBAT’tan bu yana bütün hazırlıklarını bu yönde tamamlamış bulunuyordu. Bu savaşlara tarihçiler ÇANAKKALE Deniz Savaşları demiştir. Oysa ki mayın harekatı hariç bu savaşlar baştan sona donanmayla kara topçusu arasında cereyan etmiştir.Ayrıca, tarih yazarları bu kadar dar bir su parçası üzerinde; karşısında hiçbir düşman gemisi bulunmadığı halde böylesine büyük bir donanmanın bu tür bir savaşa ilk kez katıldığını belirtmişlerdir.Çanakkale Boğazı’nda devam eden deniz savaşları adeta sahnede oynanan bir oyun gibi olmuştur. Çünkü boğazın her iki yakasında her hangi bir tepe üzerinde duracak bir kimsenin, savaşın bütün detaylarını sonuna kadar görüp seyredebileceği bir tarzda cereyan etmiştir.18 MART saldırısına kadar hava, hemen hemen devamlı olarak bozuk gitmiş, İtilaf donanmasına kıyılarımıza sokulma olanağını vermemiştir. Türk ordusu bu fırsattan çok iyi yararlanmış, yıkılan tabyalarını onarmış, toplarının bakımlarını yapmış, ve yeni takviyeler getirmeyi başarmıştır.Bu dönem içerisinde îtilaf Devletleri donanmanın tek başına Boğaz’ı düşüremeyeceğini anlamaya başlamış ve deniz harekatına paralel olarak karadan da müdahale edecek şekilde kara kuvvetlerini LİMNİ ADASI’NA yığmaya başlamıştır. Bu defa iş sıkı tutulmalıydı. Bu maksatla MISIR’da bulunan İngiliz Generali MAXVELL’e de emirler gönderilmiş “Ortadoğu harekat alanındaki bir çok kıtaların emrine verildiği” bildirilerek bunların “Çanakkale’ye şevke hazır tutulmaları” istenmişti. Bütün bu kuvvetlerin komutanlığına da HAMILTON tayin olmuştur.Bu arada “Akdeniz İngiliz Donanması Başkomutanı “Amiral CARDEN bu güne kadar cereyan eden savaşlardan dolayı sinirleri iyice bozulmuş ciddi olarak sağlığını kaybetmiştir. Kendisini asıl bunalıma iten sorunların başında Boğaz’da günün her saatinde mevzi değiştiren ve ele avuca sığmayan Türklere ait hafif set bataryalarının hırpalayıcı ateşleriydi. Yoğun deniz bombardımanıyla tam susturuldukları sanılan bu bataryaların bir kaç saat sonra başka bir yerde yeniden ateşe başlamaları amirali çileden çıkarmaya yetiyordu. Bu ve benzer olaylar nedeniyle düştüğü asap bozukluğu içerisinde görevinden affedilmesini istemekteydi. Oysaki son üçüncü aşamaya ait plan, bir kaç gün içinde uygulamaya koyulacaktı. Doktorlar kendisini muayene ettiler ve “Ruhsal Çöküntü” tanısıyla derhal İNGİLTERE’ye geri gönderilmesinin uygun olacağı yolunda raporlarını verdiler. Amiral LONDRA’ya durumu bildirerek İNGİLTERE’ye döndü.17 MART 1915 günü, Amiral CARDEN’in yardımcısı, Amiral De ROBECK ertesi günü girişilecek son, büyük ve kesin taarruzun komutanlığına getirilmişti. Onun başkanlığında 17 MART günü yapılan son toplantıda 18 MART harekatı bir kez daha gözden geçirildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
18 MART 1915 SAVAŞI: (Kroki-3’e bak)18 MART 1915 günü, bundan 80 yıl önce Çanakkale’de ufukları ümit ve zafer neşesi kaplayan bir fecir daha söktü. Dardanos’un toprak kümbetinden ufku gözetleyen Mehmetçik, sayısı 18’e ulaşan çelik gömlekli hayaletlerin, enginlerin buğusunda helecanlı siluetler çizerek Boğaz’a yaklaştığını görüyordu.Okyanusların bu fütursuz aşinalarına Türk topçusu toprak tabyalarından mert ve asil bir karşılık daha hazırlamakla meşguldü.Bu çelik hayaletlerin içinde, adını taşıdığı kraliçe gibi haşmet ve güvenle ilerleyen QUEEN ELIZABETH zırhlısı, Marmara’dan kopup gelen MART rüzgarının serin teması ile mest olmuşa benziyordu.İtilaf donanması kesin sonuç almayı tasarladığı saldırı plânını 3 dalga halinde şöyle düzenlemişti.&lt;br /&gt;
1. Hatta:Modern zırhlılardan oluşan QUEEN ELIZABETH, AGAMEMNON, LORD NELSON, INFLEXIBLE gemileri yer almış ve bu hattın sağ ve sol gerilerinde de P. GEORGE ile TRÎUMPH gemileri bulunmaktaydı.&lt;br /&gt;
2. Hatta:Fransız gemilerinden oluşan GAULOIS, CHARLEMANGNE, BOUVET VE SUFFREN zırhlıları bulunmaktaydı. Bu hattın sağ ve sol gerilerinde İngilizlerin MACESTİK gemisiyle SWIFTSURE bulunmaktaydı.&lt;br /&gt;
3. Hatta:Bu hatta eski İngiliz zırhlıları yer almıştı : Bunlar VENGEANCE, IRRESISTIBLE, ALBION, OCEAN olmak üzere iyi bir hava, durgun bir denizde saat 10.00’da boğaza girmeye başladılar. Saat 11.00’de ilk hat zırhlıları Çanakkale’ye 12 km. mesafedeki önceden saptanan mevkilerine gelerek TRUMPH zırhlısının ilk mermisini saat 11.15’te ateşlemesiyle bu günkü savaş başladı.Düşmana ilk karşılık MESUDİYE ve DARDANOS tablalarından verildi. Türk savunma planına göre gemiler topçuların menziline girinceye kadar pusuda beklenecek ve menzil içine girer girmez baskın tarzında ateş açılacaktır.Düşman Boğaz’da ilerledikçe menzillerine giren topçularımız ateş açıyor, savaş giderek kızışıyor, çelik namlularda kibir ve inatla körüklenmiş alevler yanıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Düşmanın dev cüsseli mermileri kudurmuş bir manda gibi toprak tabyalardan hınç alıyordu.O gün saat 12.00’ya geldiğinde ÇİMENLİK TABYASI’ndaki cephaneliğimiz infilak etmiş, NAMAZGAH ve Anadolu HAMİDİYE Tabyaları yerle bir olmuştur. Ama Türk topçusunun hedefini şaşmayan ilk mermileri AGAMEMNON zırhlısını vurmuş, çelik zırhını parçalamıştır.INFLEXIBLE zırhlısının komuta köprüsünde yangın çıkmış diğer bir çok zırhlılar isabet almıştır.Bu sırada (Saat 12.00’de) ikinci hatta bulunan Fransız zırhlılarına Amiral tam yol ileri emrini verdi. Bunlar ön hatları aşarak ileriye fırladı ve ÇANAKKALE’ye 7 km. kadar sokuldu.Savaşın en şiddetli saatleri yaşanmaktaydı. Türk topçuları boğazı cehenneme çeviriyor, düşman zırhlıları da kıyı şeridindeki Türk tabyalarını hallaç pamuğu gibi atıyorlardı.Bu sırada Fransız GAULOIS zırhlısı, ağır yara alarak savaşamaz hale gelmiş, BOUVET zırhlısı da Rumeli HAMİDİYE’sinden altığı tam isabetle ağır şekilde yaralanmış, yırtılan çelik gömleğini yenilemek üzere geriye kaçarken saat İ4.00’de ayağı, Boğaz’ın ateşten gerdanlığına takılarak aldığı mayın yarasıyla bir kaç dakika içinde burnu havaya kalkmış ve ardından kıç üstü suya kapanarak Boğaz’ın derinliklerinde gözlerden kaybolup gitmiştir. Zırhlıda ki 639 kişi gemiyle birlikte dibi boylamıştır. İki dakika içinde cereyan eden bu olay düşman donanmasında büyük bir şok yarattı. 18 MART savaşlarından daha önce, 7/8 MART 1915 gecesi Dz.Yzb.Hakkı Komutasındaki NUSRET Mayın gemisi bütün ışıklarını söndürerek inanılmaz bir cüret ve cesaretle Boğaz’da kum gibi kaynayan düşman zırhlılarının arasından süzülmüş, Karanlık Liman’a yanaşmış ve 26 adet mayınını bu sulara gayet planlı bir şekilde ve tek sıra halinde dökerek gene geldiği gibi sessizce süzülüp üssüne dönmüştü. Dz.Yzb.Hakkı’nın sulara bıraktığı mayınlar, düşman gemilerinin daha evvelki savaşlarda da manevra sahası olarak kullandıkları KARANLIK LİMAN’ın, ERENKÖY koyuna bakan sahiline paralel olarak sıralanmıştır. BOUVET zırhlısı Yzb. Hakkı’nın azizliğine uğrayan ilk deniz ejderi oluyordu. Ama işler daha bitmemiştir.Batan Bouvet zırhlısının imdadına koşan SUFFREN, GAULOÎS aynı akıbete uğramış bu zırhlının üzerine toplanan mermilerimiz onu da amansız yakalayarak hırpalamış ve yüz geri püskürtülmüştür.Ne var ki, kader ağlarını yavaş yavaş örüyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ve Yzb. Hakkı Bey’in kurduğu tuzak işlemeye devam ediyordu. Saat 15.00’te başka bir mayına çarpan IRRESISTIBLE ve onu takiben 16.30’da INFLEXIBLE ve 10 dakika sonra OCEAN zırhlıları tam ileriye atılacaklardı ki, onların da ayakları boşa gitti. Mayına çarparak kendilerini bir ateş çukurunda bulup suda eriyen saman kağıdı gibi bükülerek battılar.INFLEXIBLE güçlükle çekilerek (Aldığı mayın yarası dolayısı ile) İMROZ’a götürülmüş ve kıyıya, baştankara edilmiştir.NUSRET’in mayınları meğerse ne güzel patlarmış.Böylece 6 saat içerisinde üç büyük zırhlısını kaybeden ve bundan daha fazlasının da Türk topçusunun hedefini şaşmayan mermileri altında, ağır yaralar aldığını gören Amiral De ROBECK bu hezimet karşısında bütün moralini kaybetmiş. “Ya şimdi sıra QUEEN ELIZABETH’e gelirse diye” düşünmekten kendisini alı koyamayarak sırtında soğuk suların ürpertisini hissetmeye başlamıştı.Ağır yaralar alan gemiler birbirlerinin imdadına koşuyor, batan gemilerin mürettebatını kurtarabilmek için sayısız tekneler sağa sola koşuşturup duruyorlardı. Her halde mahşer denilen de böyle bir şey olmalıydı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Donanmadaki bütün komutanlar arasında panik havası esmekte idi.Amiral De ROBECK bugün, hayatının en uzun gününü yaşamaktaydı. Bu ateş tufanından bir an evvel kurtulabilmek için “karanlığın çökmesini dört gözle bekliyordu. Bereket versin ki MART’ın akşam güneşi erken batmaktaydı.Bu ölüm kalım savaşında Türk tabyalarında da önemli hasarlar meydana gelmiş, saat 14.00’e doğru hiddetli bir yangın ÇANAKKALE ile KİLİTBAHİR’i parmağına dolamış, muhabere hatlarımız parçalanmış, daha da kötüsü akşama doğru bütün müstahkem mevkii komutanlığının elinde sadece 30 atımlık mermi stoku kalmıştır.Savaşın en ağır yükünü çeken DARDANOS tabyasındaki açık ateş mevziinden savaşa katılan 6 adet topun hepsi de saat 17.00’ye doğru kullanılmaz hale gelmiş, hemen bütün eratı saf dışı olmuş, son anda batarya Komutanı Ütğm. Hasan Hulusi ve takım subayı Trabluslu Tğm. Mehmet Mevsuf hâla ateş edebilecek durumda kalan son iki topun başına bizzat geçmişler ve her biri 8 erle kullanılan bu toplan iki subayımız tek başlarına kullanarak ateşe devam etmişlerdi. Bu tabya ve çevresine düşen top mermilerinin sayısı zaman zaman dakikada 400-500 atıma ulaşmaktaydı.Bütün bu hengame içerisinde Türk tarafının kaybı 4 subay, 40 er ve 74 yaralıdan ibaretti. Buna karşılık İtilaf Donanması 1/3’nü kaybetmiştir. (Zırhlılardan üçü batmış, üçü de uzun süre işe yaramayacak şekilde ağır yaralanmıştır.) Saat 17.10’da Amiral DE ROBECK, artık yapacak birşey kalmadığını görerek boynu bükük çekilme emrini veriyordu.Bu şekilde sona eren 18 MART Savaşı’nın zaferle sonuçlandırılmasında NUSRET Mayın Gemisi’nin ve onun kahraman Komutanı Yzb. Hakkı kadar, DARDANOS bataryasının da payı vardır. 18 MART günü aslında bir kahramanlık sıralaması yapmaya da olanak yoktur. Çünkü bütün bataryalar onların subayları ve erleri hayatlarını hiçe sayarak gerçekten ölüme meydan okuyup çarpışmışlardır. Ancak, DARDANOS Bataryasının Boğaz’da işgal ettiği mevkii özelliği dolayısı ile çok ayrı bir yere sahip olmuştur. Bütün kahramanlarımızın şahsında sadece bu bataryamızın menkıbesine kısaca değinmek istiyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
DARDANOS Bataryası’nın Menkıbesi:Bu batarya Çanakkale Boğazı’nda Karanlık Liman’ın kuzey bölgesine düşen ve küçük bir dirsek yaparak Çanakkale şehrini arkasında saklayan bir tepenin tam üzerinde, denizden birden bire yükselen (120 m. yükseklikte) önü ve arkası sert yamaçlarla aşağı doğru inen bir arazi kesiminin üstünde açık ateş mevziinde tertiplenmiştir. 6 Toptan oluşan bataryanın menzili 15 km. kadar olup Boğaz’ı girişinden itibaren ateş altında tutabiliyor. Topların çapı 15 cm. olup seri ateşliydi.Düşman donanması Boğaz girişindeki tabyaları tahrip ederek, içeri girdikten sonra DARDANOS’un kahredici ateşi ile karşılaşmıştır. Bu nedenle de Boğaz’daki bütün düşman gemilerinin baş hedefi olmuştur.Batarya, tepenin en üst hattında açıkta mevzilendirilmiş olduğu için denizden bakıldığında bu 6 topun silüyeti tamamen ufka düştüğünden uzaktan, sanki kanatlarını açarak bir tepenin üzerine konmuş altı kartal gibi görünüyordu. Gemi toplarının bunları saf dışı edebilmesi; her birini tek tek tam isabetlerle nokta atışı yaparak vurmasına bağlı kalıyordu. Bu ise denizde devamlı sallanan gemi topçuları için hiç de kolay bir görev sayılmazdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Düşman zırhlılarının DARDANOS’a gönderdikleri salvolar, ya; yamacın ön yüzünde patlıyor ya da topların üzerinden ve aralarından aşarak daha gerilerde paralanıyordu.Akşam saatlerine doğru toplardan biri, namlusu içinde paralanan kendi mermisiyle hasara uğramış, namlusu zambak gibi açılmış ve susup kalmıştı. Diğer iki topun birer tekerleği, dingil başlarından kopmuş, birer dizini yere vuran İzmir Zeybekleri gibi olduğu yerde kalmışlardır. Bir diğer topun kalkanı ile namlusu arasına saplanan, ama şans eseri patlamayan bir düşman mermisi o topu da göğsünden hançerlenen bir Dadaş heybeti ile yerine mıhlamıştı.Ayakta kalan diğer iki topun kalkanları lime lime olmuş ve akşam 17.00’ye doğru bataryanın bütün erleri yaralanmış ya da şehit düşmüş ve bataryada ateş edebilecek iki top ile iki subay ve bir sıhhiye çavuşu kalmıştı. Yaralı Olmalarına rağmen her biri birer topun başına geçerek bütün kin ve hırslarıyla namluya sürdükleri 15’lik mermileri düşman gemilerinin suratlarının ortasına fırlatmaya devam ettikleri sırada bu iki topun orta yerinde paralanan bir düşman mermisi bu iki kahraman subayımızı ağır yaralayarak yere sermiştir. Durumu gören sıhhiye çavuşu koşmuş her iki komutanını da bellerinden kavrayarak bataryanın sargı yerine doğru indirirken bu sırada geri çekilme emrini alan gemilerden birinin attığı son mermi Üstğ. Hasan ve Tğm. Mevsuf un hemen arkasında toprağa saplandıktan sonra patlamış ve kabaran toprağın altında kalan bataryanın bu son kahramanları şahadet mertebesine ulaşmıştır. Şimdi bu kahramanlar, DARDANOS Tabyasında o gün şehit düştükleri, bu günde onların isimleriyle anılan “Hasan-Mevsuf Şehitliğinde” ebedi uykularını uyumaktadırlar.18 MART 1915 GÜNÜ AKŞAMI, güneş, Ege Deniz’ine gömülürken tabyalardan ufku gözetleyen Mehmetçikler düşman zırhlılarının sayısının 12’ye düştüğünü müjdeliyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SONUÇ:-&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;18 MART, yersiz bir gururun Karanlık Liman’da boğuluşunun tarihlere kaydedildiği bir gün olmuştur.- Türk Denizcilerinin kahramanlığı ve Türk topçusunun hedefini şaşmayan çelik yumruğu bu zaferin sağlanmasında başlıca rolü oynamıştır.- 18 MART LONDRA’yı ODESA’ya bağlayan deniz yolunun Karanlık limanda kaybolduğunun bütün dünyaya ilan edildiği gündür.- 18 MART, İtilaf devletlerinin ve onların yenilmez sanılan armadalarının son tarih denemelerinin bir başlangıcı olmuştur.- TRUVA’nın koç boynuzu bugün kırılmış; CENEVİZ’in gemisi bugün batmış; Hünkar İskelesi bugün yıkılmış, SEVR bugün çökmüştür. Biz, tam 6.5 asır boyunca LOZAN’ı ALÇITEPE’de; Mudanya’yı, CONKBAYIRI’nda bekledik.. MONTRÖ’yü, İMROZ’un önünde kucakladık.- Osman oğullan Çanakkale Boğazı’nı kırık bir salla geçmiş, VİYANA kapılarına dayanmışlardı. Fakat, 18 MART’ta ne Amiral De ROBECK aynı yerden QUEEN ELIZABETH ile geçebilmiş ve ne de daha sonra General HAMİLTON’un başı sarıklı mecusi neferi ilahi ateşte tavlanan baltasını Ayasofya’nın kubbesine indirebilmiştir.- 542 Yıl önce Fatih, Bizans’ı yaşadığı çağla beraber yere serdi. 18 MART’ta da torunları Çanakkale’de bir darbe ile Koca Çarlığı yere yıktı. Kocası Deli PETRO’yu kurtarmak için PRUT suyu kenarında namusunu Baltacı’ya veren KATERİNA, başındaki tacını da bugün bu kıyılan bekleyenlere veriyordu.&lt;br /&gt;
18 MART 1915 SAVAŞININ SONRASI:18 MART savaşını izleyen günlerde İngiliz Harp Kabinesi ve Amiral De ROBECK Boğaz’ı zorlamaya devam etmeyi düşünmüşlerse de verdikleri zayiatın kısa sürede yerine konulamayacağını anlayarak deniz harekatını durdurmaya, kara ve deniz kuvvetlerinin hazırlıklarını tamamladıktan sonra ileri bir tarihte GELİBOLU Yarımadası’na Anfibik kuvvetlerle ortaklaşa bir harekat yaparak Boğaz’ı düşürmeye ve İstanbul’a ulaşma planlarını bir kez daha uygulamaya karar verdi. Tarih 27 MART 1915.Bölgedeki bütün gemiler MART’ın 22. gününden itibaren ayrılmaya başlamış ve geniş liman imkanları bulunan İSKENDERİYE’ye hareket ettirilmişlerdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni harekat için teşkilatlanma ve gemilerin çıkarma harekatına uygun şekilde yüklenmeleri için hazırlıklar burada yapılacaktı.Türk Komuta Heyeti, İtilaf Devletlerinin yukarıda açıklandığı şekilde ikinci bir harekatın yapılabileceğini değerlendirerek Boğaz bölgesinde ve özellikle GELİBOLU Yarımadası’nda gerekli askeri önlemi LİMAN VON SANDERS komutasında ve Gelibolu’da 5’nci Türk Ordusu düşman çıkarmalarına karşı kuruluşunu tamamlamış bulunuyordu.Kur.Yb. Mustafa Kemal’in komutasındaki 19. Tümen de Bigalı-Maydos bölgesinde 5’nci Ordunun ihtiyatını teşkil etmek üzere bölgeye gelmiştir.Gelibolu Kara Savaşları 25 NİSAN 1915 günü sabahı fecirle birlikte başlayacak ve İtilaf Devletleri bu savaş harekatında irili ufaklı 600’e yakın savaş ve ticaret gemisinden oluşan, o tarihe kadar örneği görülmemiş bir deniz armadasıyla GELİBOLU Yarımadası’na yükleneceklerdir.En kanlı savaşlardan biri olarak harp tarihlerinde yerini bulan bu savaşta taraflar yaklaşık 250’şer bin asker kaybedecek sonuçta savaş alanını, Türk’ün zaferine terk ederek 8/9 OCAK 1916 günü son erine kadar GELİBOLU’yu terk ederek çekip gideceklerdir.Bu savaşlarda ve bütün savaşlarda yurtlan için canlarını veren aziz şehitlerimizin ruhları önünde saygıyla eğiliriz&lt;br /&gt;
&lt;div style="float: left; font-family: Helvetica, Arial, sans-serif; font-size: 14px; line-height: 20px; margin: 10px 20px; outline: none; padding: 0px; text-align: justify; width: 728px;"&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style="background-color: white;"&gt;Kaynak:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;span style="background-color: #f8f8f8;"&gt;E. Tümg. TURHAN OLCAYTU&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="background-color: white; color: #515151;"&gt;&lt;strong style="margin: 0px; outline: none; padding: 0px;"&gt;&lt;a href="http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-30/18-mart-canakkale-zaferinin-tarihteki-ve-ulusal-yasantimizdaki-yeri" target="_blank"&gt;T.C. Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu&amp;nbsp;&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong style="background-color: white; color: #515151; margin: 0px; outline: none; padding: 0px;"&gt;&lt;a href="http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-30/18-mart-canakkale-zaferinin-tarihteki-ve-ulusal-yasantimizdaki-yeri" target="_blank"&gt;Atatürk Araştırma Merkezi&lt;/a&gt; Başkanlığı&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2015/03/18-mart-sehitleri-anma-gunu-ve.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEjtYUfscL4Rhw0yLsxb1vozj2qXgIth4fgO9ehf0e36-L4147sMEHWGt25yIQbnxn7hK7lxSwtxWA8nIJJkgwIicyFUOc81Lk1JiW7qpPT_DJAMlu2MABdILjVZPgQhTYtKDBnM1PICzd8/s72-c/%C3%87anaskkale.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-3766457838908316897</guid><pubDate>Mon, 09 Mar 2015 20:12:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-03-09T22:12:14.499+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kalp yaşınız nedir?</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kalp yaşınızı kontrol edin.</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Neden Ve Nasıl</category><title>Kalp yaşınız nedir? Kalp yaşınızı kontrol edin.</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgTOtTQ1ax_XBJmX3XcEA1RlUyoW1BCc83sWtTCGHubJi7n-D5-Q2NQvft6mQSBd8IF2MYDI0n4aoLA5ClPbELKTwj99hp2CUJGQf3F6EX_zEtGDmzMfdN4VegG6WP5YYPVdwSnU26eMww/s1600/kalp-e1378856603920.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgTOtTQ1ax_XBJmX3XcEA1RlUyoW1BCc83sWtTCGHubJi7n-D5-Q2NQvft6mQSBd8IF2MYDI0n4aoLA5ClPbELKTwj99hp2CUJGQf3F6EX_zEtGDmzMfdN4VegG6WP5YYPVdwSnU26eMww/s1600/kalp-e1378856603920.jpg" height="215" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;Kalbin ne kadar sağlıklı?&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;Kalp yaşı gerçek yaşından daha yüksek veya daha düşük olup olmadığını öğrenmek için &lt;u&gt;(&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #3f3f3f; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;u&gt;&amp;nbsp;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #3f3f3f; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px;"&gt;&lt;a href="https://www.nhs.uk/Conditions/nhs-health-check/Pages/check-your-heart-age-tool.aspx" rel="nofollow" target="_blank"&gt;NHS&lt;/a&gt;&amp;nbsp;)&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;bu link'teki test &amp;nbsp;aracını kullanın.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;30 yaşın üzerinde herkes bu test aracını kullanabilir, sizin kan basıncı ve kolesterol bilmeseniz bile,&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 20px;"&gt;tahmini olarak bir sonuca varabilirsiniz. Yinede bunun bir test olduğunu &amp;nbsp;ve kesin sonuç içermediğini,şüpheli bir durumda bir uzman doktora danışmayı unutmayın.&lt;span style="color: red;"&gt;Test ingilizcedir&lt;/span&gt;.Siteyi açtığınız zaman mause &amp;nbsp;sağ tıklayıp türkçe'ye çevir deyip kullanabilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2015/03/kalp-yasnz-nedir-kalp-yasnz-kontrol-edin.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgTOtTQ1ax_XBJmX3XcEA1RlUyoW1BCc83sWtTCGHubJi7n-D5-Q2NQvft6mQSBd8IF2MYDI0n4aoLA5ClPbELKTwj99hp2CUJGQf3F6EX_zEtGDmzMfdN4VegG6WP5YYPVdwSnU26eMww/s72-c/kalp-e1378856603920.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-4199356316127055436</guid><pubDate>Thu, 05 Mar 2015 20:52:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-09-10T23:03:29.823+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">CIA'nın ünlü Kryptos Heykeli ve Şifresi</category><title>CIA nın ünlü Kryptos Heykeli ve Şifresi</title><description>&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-right: 1em; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgs3mF-EndeUPh6wDjHf11bsWVj5mdHkEfF7_NmsGlYGzmWHy5RaWj0bPpqMOyxvmFOR9Z3vBUvFZ11zCEfAPt16COx_RVBRtQneyE9llYf8TpwK0Ja7P0ueAurGNR6Y0eN5bCUnkLuS3g/s1600/overview.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="270" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgs3mF-EndeUPh6wDjHf11bsWVj5mdHkEfF7_NmsGlYGzmWHy5RaWj0bPpqMOyxvmFOR9Z3vBUvFZ11zCEfAPt16COx_RVBRtQneyE9llYf8TpwK0Ja7P0ueAurGNR6Y0eN5bCUnkLuS3g/s1600/overview.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;CIA'nın ünlü Kryptos Heykeli&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div style="text-align: left;"&gt;
&lt;div&gt;
Kryptos... ''Da Vinci'nin Şifre''sinin kapağında Kryptos'a gönderme vardı:&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&amp;nbsp;''Only WW''... Kitabenin şimdiye kadar çözülen bölümü merkezin altında gömülü önemli bir şeye işaret ediyor. 1989'da dönemin CIA Başkanı olan William Webster’ın talimatıyla heykeltıraş Jim Sanborn ve CIA şifrecisi Ed Scheidt tarafından hazırlandığı biliniyor ama şifre metninin her bir parçasının birbirinden habersiz en az 4 şifreciye verildiği ve her parçanın ayrı ayrı kurgulandığı söyleniyor. Kısacası, Korsanların uyguladığı yöntem gibi haritasının tamamı yanyana gelmezse hazine bulunamaz gibi bir durum var. Heykeltraş ise kendisine ayrı ayrı verilen parçaların dökümünü yapıp birleştirmiş.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj1NVK9y7QvgnVED3-RqEoeNeeM9Gxg9Q3yVB4P9t0zCg5rVPkvLPFAO51neC5szdgcA69zdXPnC3g-j7DwJUkNMn2dpory49dcSfwipWGVpdVuff3FlMSEQ2aFU-kflGqPpqmOJq0XQfw/s1600/db_kryptos2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="201" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj1NVK9y7QvgnVED3-RqEoeNeeM9Gxg9Q3yVB4P9t0zCg5rVPkvLPFAO51neC5szdgcA69zdXPnC3g-j7DwJUkNMn2dpory49dcSfwipWGVpdVuff3FlMSEQ2aFU-kflGqPpqmOJq0XQfw/s1600/db_kryptos2.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Kimi kağıt kalem, kimi bilgisayar kimi resimleri vasıtasıyla çözmeye çalışıyor. 1999'da bilgisayar uzmanı olan Jim Gillogly, şifrenin ilk dörtte üçlük bölümünü çözdüğünü açıkladı fakat sonra arkası gelmedi. Kalan kısmı çözemedi. Gillogly, geri kalan 97 harfi çözebilmek için 10 yıldır uğraşmaya devam ediyor. Baş tarafındaki bölüme göre tamamını ve neyi ortaya çıkartacağını sadece WW yani William Webster biliyor. Tıpkı ''Da Vinci'nin Şifre''sinin kapağındaki gibi.&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2015/03/ciann-unlu-kryptos-heykeli-ve-sifresi.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgs3mF-EndeUPh6wDjHf11bsWVj5mdHkEfF7_NmsGlYGzmWHy5RaWj0bPpqMOyxvmFOR9Z3vBUvFZ11zCEfAPt16COx_RVBRtQneyE9llYf8TpwK0Ja7P0ueAurGNR6Y0eN5bCUnkLuS3g/s72-c/overview.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-5622314416314370351</guid><pubDate>Fri, 23 Jan 2015 15:43:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-01-23T17:43:03.800+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kutsal Kase</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kutsal Kase de Cennet Bahçesinde mi?</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Neden Ve Nasıl</category><title>Kutsal Kase de Cennet Bahçesinde mi?</title><description>&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhrazb_wgk1nvpeSQs-Kga6SG2HlDBNzJLvtze8NhdkPK35nOs6AmLkYhHyf-7cUSchNEmZiSzeNyhnLb9jE7RGaJXFrlrSexXZFyQDeZ547ifUjmwNAndWEgoXgSl8LCtA0osubgF4cuE/s1600/s205.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhrazb_wgk1nvpeSQs-Kga6SG2HlDBNzJLvtze8NhdkPK35nOs6AmLkYhHyf-7cUSchNEmZiSzeNyhnLb9jE7RGaJXFrlrSexXZFyQDeZ547ifUjmwNAndWEgoXgSl8LCtA0osubgF4cuE/s1600/s205.jpg" height="320" width="258" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Kutsal Kase&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;br /&gt;
Bir çobanın hayvanlarını otlatırken bulduğu GöbekliTepe, arkeolojik açıdan çok önemli; kazılarda 2014'de dek insan kemiği bulunamadığı için kesin olmasa da Milattan önce 12. yüzyıla tarihleniyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hakkında pekçok iddia, söylenti ve modern-efsaneler mevcut.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazreti İbrahim'in Tapınağı olduğunu, Sirius'a tapmak için inşaa edildiğini, henüz bütün sırları aydınlatılamayan Stonehange ile paralel ve benzer bir inanç olduğunu söyleyen arkeolog, tarihçi, astronomlar var, Sümerliler'den kaldığını savunanlar da çıktı fakat Sümer teorisi yapılan tarihleme ile uyuşmuyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göbeklitepe'deki tapınağın henüz kazılmayan&lt;b&gt;&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/" target="_blank"&gt; Karahantepe&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;, Sefertepe ve Hamzantepe'deki tapınaklarla birlikte bir dörtlü olduğunu savunan tarihçiler de mevcut. Kemik bulunamamasının nedenini mezar geleneği olmamasına ve ölülerin ''Güneşe gömülmesi'' yani açık havaya bırakılan cesetlerin yırtıcı kuşlarca &amp;nbsp;yenildiği kuşların göğe yükseldiğinde ölülerin ruhlarının da göğe yükseldiğine inanıldığını savunan tarihçiler bulunuyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tarihin en eski tapınağı, ''Dinin doğdu yer'' ve hatta ''Cennet Bahçesi'' deniliyor. Tarih kitaplarını tamamen değiştirdiği gerçek ama ''Cennet Bahçe''si olabilir mi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kazıları yöneten Alman Arkeolog Klaus Schmidt, ''Tüm kanıtlar gösteriyor ki burası insanlığın doğduğu yer. Göbekli Tepe, Adem’le Havva’nın yaşadığı Cennet Bahçesi’ndeki bir tapınaktı'' diye sansasyonel bir açıklamayla bütün ilgiyi çekti...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/" target="_blank"&gt;Cennet Bahçesi&lt;/a&gt; Harran Ovası'nın tepesinde olmasa bile yepyeni bir tartışma başladı, bunun arkasından popüler kültür ürünü roman, belgesel ve hatta komplo teorileri mesela Tapınak Şövalyeleri'nin kutsal kaseyi yüzyıllar sonra dönüp oraya sakladığı gibi söylentiler de çıkacaktır. Batı dünyası bunları sever. Sonuçta bütün dünyanın gözü oraya çevrildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nevali Çori'yi Atatürk barajı'nun suları altında kaybetmiştik; &amp;nbsp;Danıştay'ın Bergama için aldığı son kararı Hasankeyf için umut oldu; neyse ki Göbekli Tepe yüksek bir yerde de üzerine baraj yapmamız mümkün değil. Yine de o isimsiz çoban ve Klaus Schmidt'e teşekkür etmemiz gerek.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Alman arkeolog, Adem Babamız ile Havva Anamızın kovulduğu Cennet Bahçe'sini Şanlıurfa'da olduğunu iddia ediyor. Göbekli Tepe'nin kutsal kitaplarda tasvir edilen yer olduğunu ileri süren arkeolog Klaus Schmidt, bulguların bunu ispatladığını savunuyor. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Schmidt, 14 bin yıl öncesine ait buluntulardan yola çıkıp Adem ile Havva’nın yasak elma ağacının meyvesinden yiyerek kovuldukları yerin ''Göbekli Tepe'' olduğunu ileri sürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1994’te sürüsünü otlatan bir çoban, Şanlıurfa’nın 15 km kuzey doğusundaki Göbekli Tepe’-de dikdörtgen şeklinde üzerinde oymalar olan taşlar buldu, yetkililere götürdü. İstanbul’daki Alman Arkeoloji Enstitüsü görevlisi Klaus Schmidt, bölgeye giderek incelemelere başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kazılarda çıkarılan 45 tane T şeklindeki taş anıtın üzerinde yabani domuz, ördek, yılan, aslan, balık ve avcılık yapan insan figürleri var. Daha yüzlerce taş anıtın çıkarılmayı beklediği bölgenin tapınak olarak kullanıldığını tahmin ediliyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uzmanlara göre &lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/" target="_blank"&gt;Göbekli Tepe &lt;/a&gt;14 bin yaşında, yani piramitlerden 7 bin 500 yıl daha eski. Schmidt’e göre artık çorak olan Göbekli Tepe, bir zamanlar çok bereketli bir bölgeydi. Ancak insanlık, çevrenin bozulmasına yol açarak bu ''cennet''in yok olmasına sebep oldu. Göbekli Tepe’de bulunan taşlar, M.Ö. 8000’de toprağa gömüldü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Schmidt, kutsal kitaplardan da alıntı yaparak iddiasını savunuyor. İncil’in Yaradılış bölümünde cennet bahçesinin Asur’un batısında olduğu yazıyor. Göbekli Tepe de burada.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cennet Bahçesinin 4 nehirle çevrelendiği, bunlardan ikisinin de Fırat ile Dicle olduğu biliniyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Asur tabletlerinde Beth Eden adlı bir medeniyetten bahsediliyor. Yeri Göbekli Tepe’nin bulunduğu yer tarif ediliyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tevrat’ta da bahçenin Suriye’nin kuzeyinde olduğu belirtiliyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eden kelimesi Sümerce Ova anlamına geliyor. Göbekli de Harran Ovası’nın hemen içinde.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Schmidt, yalnız değil iddiasında başka bilimadamları da kendisini destekliyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göbekli Tepe'nin tarihle ilgili bildiğimiz herşeyin değişmesine sebep olacağını, buranın gelmiş geçmiş en büyük keşif olduğunu savunuyorlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mesela Reading Üniversitesi’nden Steve Mithen, ''Burası insan aklının anlamakta zorlanacağı kadar olağanüstü'' diyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SİRİUS İDDİASI&lt;br /&gt;
Milano Polytechnic Üniversitesi’nden İtalyan arkeo-astronom Giulio Magli, Göbeklitepe’nin Stonehenge gibi, gök cisimlerinin hareketlerini takip etmek ve onlara tapınmak için yapıldığını iddia etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Magli, iddiasını yaptığı simülasyonla &lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/" target="_blank"&gt;Göbeklitepe&lt;/a&gt; inşa edildiği dönemdeki gökteki yıldızların konumlarının tespit ettiğine dayandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İtalyan astronom, Dünya’nın kendi eksenindeki hareketinden dolayı yıldızların son bin yılda konumlarının değiştiğini, bir zamanlar ufuk çizgisine yakın beliren yıldızların farklı konumlarda yükseldiği ve görüldüğünü, yeniden belirmeleri için de binlerce yıl geçebileceğini söylüyor. Sirius, Ay, Venüs ve Jüpiter’in ardından gece karanlığındaki en parlak dördüncü gök cismi. Magli, antik Mısır takviminin Sirius'un hareketlerinden yararlanılarak hazırlandığını, binlerce yıl önce Göbeklitepe’nin bulunduğu enlemde benzer amaçlara hizmet etmiş olabileceğini söylüyor. ''Sirius 9300 yıl önce ufuk çizgisinin altında görünüyordu. Gökte aniden beliren bir yıldızın, bir dinin doğumuna sebep olduğunu düşünebiliriz, bence Göbeklitepe bir yıldızın doğumu üzerine inşa edildi'' dedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
GÖBEKLİTEPE&lt;br /&gt;
Göbeklitepe Höyüğü, 1963'te Şanlıurfa' da fark edilen tapınma alanıdır. Dokuz hektarlık kazı bölgesinin önemi tarlasını karasabanla sürerken bulduğu oymalı taşı müzeye götüren bir köylü sayesinde anlaşılabilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şanlıurfa'ya 80 dakikalık bir mesafede, Örencik Köyü yakınlarındadır. 1995 yılında ilk kez Alman Arkeoloji Enstitüsü ve Şanlıurfa Müze Müdürlüğü'nün işbirliğiyle kazı çalışmalarına başlandı. Kazılar Alman arkeolog Doç. Dr. Klaus Schmidt’in başkanlığında yürütülmekte olup, her yıl eylül ve ekim aylarında 10 haftalık bir süreç içinde yapılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Günümüze kadar yapılan kazılar sonucunda bir &lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/" target="_blank"&gt;Neolitik Çağ&lt;/a&gt; yerleşimi olduğu anlaşıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Neolitik Çağ’dan kalma, tapınma amaçlı törensel alanlara ait mimari kalıntılar, dikili taşlar ve üzerinde kabartmalı yabani hayvan ve bitki figürlerinin bulunduğu taşlar günyüzüne çıkartıldı. Bölgenin önemi ise günyüzüne çıkarılan en büyük tapınma alanını barındırmasıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Harran ovasını kuzeyde sınırlayan dağ silsilesinin en yüksek noktasında yer alan, topografik özellikleri ile geniş görüş mesafelerine hakim bir konumda bulunan Göbekli Tepe, avcı toplayıcı insanların yarattığı bir kült merkezidir. Arkeolojik araştırma tarihinde neolitik dönem için düşünülen modelleri, teorileri alt üst eden verileri günümüze ulaştırmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göbekli Tepe, çapı 30m. ye ulaşan yuvarlak ve oval planlı, sayışı 20 'yi bulan yapılardan oluşur. Bunlardan 6 tanesi kazı sırasında ortaya çıkarılmış, diğerleri jeomanyetik ve georadar yöntemleriyle yapılan ölçümler sonucunda belirlenmiştir. Bu ölçümlerle elde edilen sonuçlar Göbekli Tepe'nin neredeyse 12000 yıl öncesinde insanoğlu tarafından seçilen ve yaratılan büyük bir buluşma merkezi olduğunu, günlük yaşama yönelik mekanlarla değil, törensel amaçlı inşa edilmiş, anıtsal yapılarla kaplı olduğu görüşünü desteklemiştir.&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2015/01/kutsal-kase-de-cennet-bahcesinde-mi.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhrazb_wgk1nvpeSQs-Kga6SG2HlDBNzJLvtze8NhdkPK35nOs6AmLkYhHyf-7cUSchNEmZiSzeNyhnLb9jE7RGaJXFrlrSexXZFyQDeZ547ifUjmwNAndWEgoXgSl8LCtA0osubgF4cuE/s72-c/s205.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-7015395970138205086</guid><pubDate>Fri, 23 Jan 2015 15:32:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-01-23T17:32:27.495+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Neden Ve Nasıl</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Âri miyiz melez mi?</category><title>Biz kimiz?-Âri miyiz melez mi?</title><description>&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgCjsVDavSdoYRr4rXIJJQI9fIS6k8_zN4T-3NH7EKydk7MAuFf89LpmGZobY1sEjrKJQ8kbV-UEnPbheRST0zcaBo-qnv1Yw_uQzIpDCylVwz55Izy2aVVHuMA37uoB2hUVwtfK0w-rNE/s1600/atalar.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgCjsVDavSdoYRr4rXIJJQI9fIS6k8_zN4T-3NH7EKydk7MAuFf89LpmGZobY1sEjrKJQ8kbV-UEnPbheRST0zcaBo-qnv1Yw_uQzIpDCylVwz55Izy2aVVHuMA37uoB2hUVwtfK0w-rNE/s1600/atalar.jpg" height="200" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Âri miyiz melez mi&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
Neanderthal ile İnsan'ın akrabalığı var mı? Neanderthal İnsanı ile Homo Sapiens çiftleşti mi; yoksa Homo Sapiens, Neanderthal'lerin soyunu mu tüketti? İnsan DNA'sında Neanderthal DNA'sı var mı yok mu yani İnsan âri mi yoksa melez mi? 2009'da Max Planck Institute Direktörü Svante Pääbo, bir Neanderthal kafatasını elinde tuttuğundan beri ortaya çıkan yeni bulgular ve fosillerle bu tartışılıyor... 2012'de yeni yayınlanan bir bilimsel çalışma ise şimdilik başka bir alternatif teori sunuyor. Fakat bundan önce kısa bir hatırlatmakta yarar var çünkü son 3 yılda ''Bilimsel gerçekler'' ve ''Tarihsel gerçekler'' sürekli değişti. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hollanda'da bilim tarihinde ilk kez gerçekleşen bir olay oldu ve tesadüfen bulunan bir kafatası parçasının Neanderthal İnsanı'na ait olduğu Haziran 2009'da anlaşıldı. Bunun ardından Irak'ta bulunan kemikler, Neanderthal insanı hakkındaki teorileri sarsmış, hatta bilimsel gerçekleri çürütmüştü. İnsan ile Neanderthal ilişikisi tartışılırken Evrimde yeni bir halka denilen X-Women, bilmediğimiz yeni bir akrabamız ortaya çıktı. 1 ay geçmeden videosunu da seyredebileceğiniz yeni iki Hominid - İnsanımsı türü Australopithecus Sediba bulundu; gelişmeler bununla da bitmedi; Neanderthal ile akrabalık bağımız çıktı dedirten insanın soy ağaçını değiştiren Australopithecus Africanus keşfedildi; 2009'da Çin'de bir mağaradan çıkartılan insan kemiklerinin analizi sonrasında 2012'de yeni bir Homo türü mü denilen Maludong İnsanı ile tanıştık ve Kayıp Kıta Laramidia bir kez daha gündeme geldi... Tarih bilgilerimizin evrimi bununla da kalmadı ve 2012 Ocak'ında şimdiye kadar ki en eski dinazor embriyosu bulundu...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gelinen noktada Australopithecus Africanus ile birlikte &lt;b&gt;&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/" target="_blank"&gt;Homo Sapiens&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;'in Neanderthal'le çiftleştiği tezi halkim olmuştu fakat Ağustos 2012'de yeni bir araştırmanın sonuçları başka bir ihtimal, yeni bir teori ortaya attı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Modern insanlarla Neanderthallerin &lt;b&gt;&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/" target="_blank"&gt;DNA&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;'ları arasındaki benzerliklerin, ortak atalara mı yoksa melezleşmeye mi işaret ettiği, yeni bir araştırmanın konusu oldu. &lt;b&gt;&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/" target="_blank"&gt;Cambridge&lt;/a&gt;&lt;/b&gt; Üniversitesi'nde yapılan araştırma, PNAS dergisinde yayınlandı. Önceki araştırmalarda öne çıkan görüş, bu iki toplumun genomlarındaki ortak yanların, türlerin çiftleşme yoluyla karışmasından geldiğiydi. Ancak yeni araştırmada başka bir açıklama daha var.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Modern insanın, yani Homo sapiens türünün evrimiyle ilgili teorilerin hepsi, kökenimizin Afrika olduğunu kabul etse de, daha eski insan türleriyle melezleşme iddiaları konusunda ciddi görüş ayrılıkları var.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Son araştırmayı yürüten Cambridge evrimsel biyoloji uzmanları Dr. Anders Eriksson ve Dr. Andrea Manica, melezleşmeyi destekleyen kanıtları yeniden değerlendirmek için bilgisayar simülasyonlarına başvurdu. Vardıkları sonuca göre, modern Avrasyalı insanlarla Neandertaller arasındaki ortak DNA oranını açıklamanın tek yolu melezleşme değil. Yüzde 1-4 olarak tahmin edilen bu oran, her iki grubun da 350 bin yıl önceki ortak bir atadan gelen ve daha sonra Kuzey Afrika'da izole halde yaşayan bir topluluktan gelmeleriyle de açıklanabilir. Eğer böyleyse, modern insanlar 60-70 bin yıl önce Afrika'nın dışına yayıldığında, bu genetik benzerliği taşıyordu demektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Diğer yandan, Neandertal kalıntıları üzerinde yapılan DNA çalışmaları, onların genomlarıyla sadece modern Avrupalı, Doğu Asyalı ve Okyanusyalıların genomları arasında 'polimorfizm' denilen ortak genetik imzalar olduğunu gösteriyor. Ancak bu ortaklık, Neandertaller ile modern Afrikalılar arasında görülmüyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evrimsel biyologlar buradan, Afrkilalılar dışındaki modern insanlarla Neandertaller arasındaki genetik benzerliğin, &lt;b&gt;&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/" target="_blank"&gt;Neandertallerin&lt;/a&gt;&lt;/b&gt; anavatanı olan Avrupa ve Batı Asya'da buluşan bu iki türün melezleşmesinden kaynaklandığı sonucuna ulaşabiliyor. Melezleşme görüşünü savunan Harvard Üniversitesi profesörlerinden Prof. David Reich, son çalışmanın bu görüşü çürüttüğüne ikna olmuş değil ve ''Genetik benzerliğin gen alışverişi veya ortak atadan kaynaklandığını ayırdedebilecek metodlar kullandıklarını'' söylüyor. Yaptıkları analizlerde, gen akımının izlerini açıkça gördüklerinde ısrarlı. Hatta, Afrikalı olmayan günümüz insanlarıyla Neandertaller arasındaki en son gen alışverişinin olduğu dönemi tespit ettiklerini öne sürüyor: 47-65 bin yıl önce.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/" target="_blank"&gt;Afrika&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;'dan çıktıktan sonra Neandertallerle karıştık mı, yoksa zaten ortak atalarımız bunu bizim için yapmış mıydı? Bu soru üzerine tartışmalar devam edecek gibi gözüküyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2015/01/biz-kimiz-ari-miyiz-melez-mi.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgCjsVDavSdoYRr4rXIJJQI9fIS6k8_zN4T-3NH7EKydk7MAuFf89LpmGZobY1sEjrKJQ8kbV-UEnPbheRST0zcaBo-qnv1Yw_uQzIpDCylVwz55Izy2aVVHuMA37uoB2hUVwtfK0w-rNE/s72-c/atalar.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-4713607383230663119</guid><pubDate>Thu, 15 Jan 2015 21:38:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-01-15T23:40:31.752+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Neden Ve Nasıl</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Ölüm anında görülen 'beyaz ışığın' sırrı</category><title>Ölüm anında görülen 'beyaz ışığın' sırrı</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhDo7KOkKJRNeCtlNizZCd8HvR8xPda_sDKhy8mP5osONO7PR4cpw6lTAyFookUIRdz3xw3u-5qSeVhhl5kS5OPqYL4cmkEqmf5cmzlEXOfHoZyymz5A3rz1ZUyj8z1eCurOGMyx3_1LIM/s1600/tunnel_ez.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhDo7KOkKJRNeCtlNizZCd8HvR8xPda_sDKhy8mP5osONO7PR4cpw6lTAyFookUIRdz3xw3u-5qSeVhhl5kS5OPqYL4cmkEqmf5cmzlEXOfHoZyymz5A3rz1ZUyj8z1eCurOGMyx3_1LIM/s1600/tunnel_ez.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/" target="_blank"&gt;Ölüm anında görülen 'beyaz ışığın' sırrı&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;br /&gt;
Ölümden dönenlerin, kalbi durduktan sonra tekrar çalışanların anlattıkları benzerdir, parlak beyaz ışık gördüklerini, ruhlarının bedenlerini terkettiğini, hatta yükselip yukarıdan bedenlerine baktıklarından, hayatlarının film şeridi gibi gözlerinin önünden geçtiğinden sözederler genelde.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Şimdiye kadar insanlarla yapılan çalışmalar buna pek açıklık getiremedi, fakat sıçanlar üzerindeki deney ipucu veriyor...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilim, ölümün eşiğinden dönen kişilerin '''tünelin ucunda'' gördüğü beyaz ışığın sırrını çözmüş olabilir. Beyaz ışığın, beyindeki elektrik dalgalarının ani yoğunlaşmasından kaynaklanabileceği ve algılama düzeyinin artmasına neden olabileceği düşünülüyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ABD'deki &lt;b&gt;Michigan &lt;/b&gt;Üniversitesi'nde yapılan araştırmada, ölmek üzere olan dokuz sıçanı izlendi ve beyin dalgalarında yüksek seviyede aktivite gözlendi. Hayvanların kalbinin durmasından sonraki 30 saniye içinde gama salınımları olarak bilinen yüksek frekanslı beyin dalgalarında ani bir yükselme tespit edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Araştırmanın başındaki &lt;b&gt;Dr. Jimo Borjigin&lt;/b&gt;, Amerikan Bilimler Akademisi'nin dergisinde yayınlanan sonuçlarla ilgili ''Birçok insan, klinik ölümden sonra beynin aktif olmadığını ya da çok az aktif olduğunu, beynin normale göre daha az faal olduğunu düşünür. Biz, bunun böyle olmadığını ortaya koyduk. Aksine ölüm anında beyin daha aktif'' dedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dr. Borjigin insanlarda da benzer bir durum yaşanmasının olmasının mantıklı olduğunu, beyinde faaliyetlerin yoğunlaşması ve algılama seviyesinin artmasının, ölüm ânı için anlatılanlarını açıklayabileceğini söyledi: ''İnsanların ışık görmeleri, beynin görme merkezinin yüksek seviyede uyarılmasından kaynaklanabilir.''&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2015/01/olum-annda-gorulen-beyaz-sgn-srr.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhDo7KOkKJRNeCtlNizZCd8HvR8xPda_sDKhy8mP5osONO7PR4cpw6lTAyFookUIRdz3xw3u-5qSeVhhl5kS5OPqYL4cmkEqmf5cmzlEXOfHoZyymz5A3rz1ZUyj8z1eCurOGMyx3_1LIM/s72-c/tunnel_ez.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-6554338310415376403</guid><pubDate>Thu, 15 Jan 2015 21:31:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-01-15T23:31:21.044+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Gençlik ve Mutluluk İksiri</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Neden Ve Nasıl</category><title>Gençlik ve Mutluluk İksiri-Timus Bezi...</title><description>&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgbo2K6VVAsr6XOeQUs7NacolIOrvF_K1Pp_208PcL-mmSncYUNg_8XwTXFApP23drbXAK2D2iSybsvhWGYqAWqkVFxpWrpFZpRQ1k3CVUreeyJdweGmg5r7s4_WSsojMWOmTqfzWV0_fI/s1600/562607_314695068597974_1012619041_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgbo2K6VVAsr6XOeQUs7NacolIOrvF_K1Pp_208PcL-mmSncYUNg_8XwTXFApP23drbXAK2D2iSybsvhWGYqAWqkVFxpWrpFZpRQ1k3CVUreeyJdweGmg5r7s4_WSsojMWOmTqfzWV0_fI/s1600/562607_314695068597974_1012619041_n.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Gençlik ve Mutluluk İksiri&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
Timüs - Thymus Bezi hakkında bütün soruların cevapları ve bilinmeyenler:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eskiden çok söylenen belki de bugünlerde unuttuğumuz bir söz vardı, 1 kahkaha 1 pirzolaya bedeldir... Et fiyatları mâlum ama bu sözün gerçek olduğu da açık...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Timüs bezi&lt;/b&gt;, tiroid bezinin altında, göğüs boşluğunda ve soluk borusunun önünde bulunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu bez insanın bağışıklık sisteminin merkezidir. Yani bütün bağışıklık sistemi buradan yönetilir. Timüs bezi ne kadar çok titreşirse kişi o kadar sağlıklı ve bağışıklık sistemi sağlam olur. Bu bez ne kadar sıklıkla titreştirilirse kişi o kadar genç ve sağlıklı yaşar ayrıca geç yaşlanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Anadolu'da ağıt yakan kadınların göğüslerine vurduklarına hepiniz şahit olmuşsunuzdur. Bu refleks kaynaklı basit bir el hareketi değildir. Bu beynin otomatik gerçekleştirdiği bir davranıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kişi göğsüne vururken &lt;b&gt;Timüs&lt;/b&gt; bezini titreştirir. Bu sayede üzüntü kaynaklı bağışıklıkta meydana gelen direnç azalmasının önüne geçmeye çalışır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Siz de parmaklarınızla göğsünüzün ortasına yapacağınız küçük vuruşlarla timüs bezini titreştirebilirsiniz. Ya da daha basit bir yolu kullanırsınız. &amp;nbsp;Kahkaha atabilirsiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çünkü kahkaha da göğüs kafesini oynattığı için bu bezi harekete geçirir. Hani yıllar geçer de aradan bir arkadaşımıza rastlarız neşeli halleriyle tanıdığımız bu insanı görünce ''hiç değişmemişsin, ne gamsızsın...'' deriz ya, işte timüs bezinin gücü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonuç olarak kahkaha bağışıklık sistemini güçlendirir ve sizi genç tutar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mutluluk ve Timus bezi... ''&lt;b&gt;Mutluluk&lt;/b&gt; bir seçimdir. Mutsuzluğumuz kadere, şansızlığa ve talihsizliğe inancımız ölçüsündedir.''&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2015/01/genclik-ve-mutluluk-iksiri-timus-bezi.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgbo2K6VVAsr6XOeQUs7NacolIOrvF_K1Pp_208PcL-mmSncYUNg_8XwTXFApP23drbXAK2D2iSybsvhWGYqAWqkVFxpWrpFZpRQ1k3CVUreeyJdweGmg5r7s4_WSsojMWOmTqfzWV0_fI/s72-c/562607_314695068597974_1012619041_n.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-5477809256292159914</guid><pubDate>Wed, 07 Jan 2015 23:02:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-01-08T01:02:48.442+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Neden Ve Nasıl</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Ölümün Kokusu Varmıdır ?</category><title>Ölümün Kokusu Varmıdır ?</title><description>&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj2JCkc5ZGNQ__wZRVzo3NDYEI4Yj8tCKLJZe9__3AF5K5KIv9SDD7ppQQikYEdMri4wEljkKCnJUFY4KP5jIW-89gffLg2WZqW9HmpB3qp6ow4Su2afRtJrB5l8gzqkWj0YzAenapg5b4/s1600/ol_1239646722.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj2JCkc5ZGNQ__wZRVzo3NDYEI4Yj8tCKLJZe9__3AF5K5KIv9SDD7ppQQikYEdMri4wEljkKCnJUFY4KP5jIW-89gffLg2WZqW9HmpB3qp6ow4Su2afRtJrB5l8gzqkWj0YzAenapg5b4/s1600/ol_1239646722.jpg" height="240" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/" rel="nofollow" target="_blank"&gt;Ölümün Kokusu&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;br /&gt;
''Kaç kez yaşarız? Kaç kere ölürüz? 21 gram kaybederiz diyorlar. Tam ölüm anımızda. Hepimiz. 21 grama kaç yaşam sığar? Ne kadarı kaybolur? 21 gramı hiç kaybetmedim. Ne kadarı onlarla gider? ne kadar kazanılır? Ne kadar kazanılır? 21 gram. Bir beşlik eder. Yeni doğmuş bir kuş eder. Bir parça çikolata. Ne kadar eder?''&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;''&lt;b&gt;21 Gram&lt;/b&gt;''ı, Alejandro González'in klostrofobik filmini hatırlarsınız; temelinde bir zamanlar New York Times'a manşet olan bilim dünyasını birbirine sokan bir teori yatar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1907 yılında ABD'li bilimadamı Duncan MacDougall, yaptığı deneylerin sonucunda, ölüm anında insanların vücut ağırlıklarının tam 21 gram azaldığını ve bunun ''Ruhun Ağırlığı'' olduğunu, ''Ruhun varlığını'' kanıtladığını iddia etmişti. Bu tartışma kadim dünyadan günümüze dek süre gelmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
MacDougall, ağır hastalarını kullandığı deneyinde ölüm döşeğindeki hastaları, vücut ağırlıklarını hassas bir şekilde ölçebilen özel bir yatağa yerleştirdi. Fakat, işin gerçeği şu ki sadece 6 hasta üzerinde bunu yapabildi. İki hastanın ölüm anında terazi arızalandığı için ölçüm yapılamadı. Üçü son nefesini verdikten sonra 21 gram hafifledi ama birkaç dakika sonra aynı ağırlığa geri döndü. Sadece biri &amp;nbsp;21 gram'ı kaybetti ve öyle kaldı. Üstelik, o dönemde köpeklerin ruhu olmadığına inaıldığı için köpekler üzerinde yaptığı deneyde öldüklerinde ağırlıkları değişmeyince bu ''Ruhun Ağırlığı''nın 21 Gram olduğuna delil sayıldı. O dönemde de bugün de buna, insan vücudunda lysosome adlı hücre benzeri yapılar bulunur. Ölümden sonra bunların salgıladığı enzimler, dokuları parçalayarak gaz ve sıvıya dönüştürür. Yaşanan hafifleme de bu yüzdenNew York Times'a manşet olan bilim dünyasını birbirine sokan bir teori yatar. 1907 yılında&lt;b&gt; ABD&lt;/b&gt;'li bilimadamı Duncan MacDougall, yaptığı deneylerin sonucunda, ölüm anında insanların vücut ağırlıklarının tam 21 gram azaldığını ve bunun Ruhun Ağırlığı olduğunu, Ruhun varlığını kanıtladığını iddia etmişti gerçekleşir diye itiraz eden uzmanlar var.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Peki ya ölümün kokusu. ''Koku'' filmi gibi bir efsaneye dayanan fanteziden bahsetmiyoruz yine bilimsel bir çalışma sözkonusu. Aynı cins hayvanların ölüm sırasında aynı kokuyu çıkarttıklarının bulunduğu iddia ediliyor. Bu bir tür ''ölüm alarmı'' görevi görüyor ama şimdiden tartışılmaya başlayan araştırma sonuçlarını değerlendiren bilimadamları eğer böyle bir koku varsa mesela &amp;nbsp;akbabaların ve diğer leş yiyicilerin bu kokuyu aldıkları da saptanabileceğini de düşünüyor. Henüz bu yönde bir çalışma yok ama o zaman ''koku'' ispatlanmış olabilir diyenler de var.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Kanada&lt;/b&gt; McMaster Üniversitesi'ndeki &amp;nbsp;Dr. David Rollo başkanlığındaki ekibin hamam böcekleri üzerinde yaptığı araştırmasına göre böcekler ve ıstakozlar gibi familya olarak birbirine yakın ama ayrı türlerden olan hayvan gruplarında bile ölüm esnasında aynı koku üretiliyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yağ asitlerinin karışımından oluşan bir salgıdan yayılan koku, kendi cinsinden canlıların ölen veya ölmekte olan hayvandan uzaklaşması için bir ''ölüm uyarı''sı yapıyor. Ölen hayvanın bulunduğu yerden uzaklaşan diğer hayvanların böylece ölüme neden olan bulaşıcı hastalıktan veya düşman saldırısı tehlikesinden de uzaklamış oluyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rollo, hamam böceklerinin barınma veya saklanma için ideal bir delik bulduklarında gövdeden feromon salgılandığını, bunun da diğer böcekleri oraya çektiğini belirtti. Deney sırasında hamam böceklerinin ölmüş cinslerinin olduğu yerden kaçtıklarını farkeden ekip, ölü hamam böceklerinin vücutlarından sıvı alarak analiz etti. Daha sonra laboratuarda çoğaltılan bu sıvı belirli bölgelere sürülerek böceklerin tepkisi gözlendi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
''Ölüm kokusu'' yayan bu sıvının bulunduğu noktalara deneydeki hiç bir hamam böceğinin yaklaşmadığı tespit edildi. Araştırma ekibi, bu koku yayma özelliğinin 400 milyon yıllık bir süreçle gelen bir evrim olduğuna ve soyların devamına yardım ettiği görüşünde.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2015/01/olumun-kokusu-varmdr.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj2JCkc5ZGNQ__wZRVzo3NDYEI4Yj8tCKLJZe9__3AF5K5KIv9SDD7ppQQikYEdMri4wEljkKCnJUFY4KP5jIW-89gffLg2WZqW9HmpB3qp6ow4Su2afRtJrB5l8gzqkWj0YzAenapg5b4/s72-c/ol_1239646722.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-4578525947285540322</guid><pubDate>Wed, 07 Jan 2015 22:50:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-01-08T00:50:17.050+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Dünyanın sonunu ''Süper virüs''mü getirecek</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Neden Ve Nasıl</category><title>Dünyanın sonunu ''Süper virüs''mü getirecek</title><description>&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhb865VL_IjTk22G-2gm87i5BktYeDDLHIl9YYVJ_XeMnLh2HJvScrJxdirIX7pNlYte4F4lul1uKtGPly2IusSvbyGlru_lhz-z-B2yyDqtua1XKouQzqEQrd5PErQpaasZJ6dbnzU4tg/s1600/super-virus.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhb865VL_IjTk22G-2gm87i5BktYeDDLHIl9YYVJ_XeMnLh2HJvScrJxdirIX7pNlYte4F4lul1uKtGPly2IusSvbyGlru_lhz-z-B2yyDqtua1XKouQzqEQrd5PErQpaasZJ6dbnzU4tg/s1600/super-virus.jpg" height="213" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://ilgincveenteresan.blogspot.com.tr/" target="_blank"&gt;'Süper virüs&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;br /&gt;
Bilim Dünyası bugüne dek Craig Venter'in laboratuvarda yapay yaşam başlatıp Tanrıcılık Oynaması gibi, eğer gerçekten varlarsa bugün 10 yaşında oldukları tahmin edilen Klon Çocuklar ya da CERN Atlas Deneyi gibi pekçok tartışmalı iş yaptı yapıyor. Fakat bu, herşeyin sonunun başlangıçı olabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Laboratuvarda ''Süper virüs'' üretme çalışmaları tekrar başlıyor... Virüsün laboratuvardan çıkacağı ya da terörist grupların eline geçeceği endişesiyle araştırmalara 12 ay verilmişti. &amp;nbsp;Araştırmanın amacının, olası bir salgında bununla başa çıkabilmek için gerekli çözüm yollarını bulabilmek olduğu söylense de çalışmanın kendisinin bütün dünyayı saracak ölümcül ve önlenemez bir salgın başlatma riski taşıyor... Üstelik, henüz Yosemite Hanta Virüsü Vak'ası üzerine yeteri açıklama yapılmamışken...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ABD, ülkesinde Süper Virüs araştırmalarına artık izin vermiyor ve finansal desteği kesti fakat bilim dünyası şimdi kendilerine finansal destek ve çalışma yeri sağlayacak bir ülke arayışında ki bu bile başlı başına korkutucu bir durum. Süper Virüs'ü yaratan bilim ekibi, hükümetlerin izin verdiği ülkelerde ise çalışmalara başlanacağını duyurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
cep telefonu sperm2011'de H5N1 kuş gribi üzerindeki çalışmalar sırasında, bilim insanları insan vücuduna en yakın tepkiyi veren dağ güvercinine defalarca H5N1 virüsü enjekte etmiş ve sonunda hayvanlar arasında kolayca yayılan ve çoğunu öldüren bir süper virüs gelişmişti. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2013'te çalışmaların yeniden başlayacağını duyuruldu. ''Science'' ve ''Nature'' dergilerinde farkı ülkelerden 40 bilimadamı bir bildiri ile ''Kuş gribi çalışmalarındaki gönüllü moratoryumun sona erdiğini'' açıkladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Araştırmacılar çalışmanın ''risksiz'' olmadığını kabul etmekle birlikte bildiride ''Ancak H5N1 virüsünün memelilerde bulaşıcı özelliğe sahip olması riski olsa da çalışmanın faydaları riskten daha ağır basıyor'' diye kendilerini savunuyor. Hatırlanacağı gibi, Domuz Gribi H1N1 için de laboratuvarda üretildiği ve biyolojik silah olduğu iddiaları ortaya atılmıştı...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şu anki biçimiyle süper virüsün, kümes hayvanları ve kuşlara çok kolay bulaştığı, insandan insana geçmesinin ise çok daha zor olduğu ve sadece bazı münferit vakalarda gerçekleştiği söyleniyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
H5N1 kuş gribi virüsü ise insanlarda ölümcül olabiliyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2003 yılından bu yana virüs kapan 610 kişiden 310'u öldü. Ayrıca yeterince pişirilerek yenmiş kümes hayvanlarından bulaşıp bulaşmadığı yönünde henüz bir bulgu yok.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çalışma, insandan insana bulaşarak kolayca salgına yolaçabilecek bir virüsün doğal olarak gelişebileceği riskini ortaya çıkardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2014 Temmuz'unda ABD'de Wisconsin-Madison Üniversitesi'nde profesör Yoshihiro Kawaoka, H1N1 virüsünün yeni bir mutantını geliştirdi ve yeni virüs, insan bağışıklık sistemine karşı dirençli. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uzmanlar çok tehlikeli olan Kawaoka'nın virüsünün, tüm insanlığı yokedebilecek kapasitede olduğu görüşünde. İlk salgında en az 500 milyon kişinin ölümüne sebebiyet verebilir ve yayıldıkça önüne geçilemez biçimde kendi mutantlarını üreterek insanoğlunun sonunu getirebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kawaoka ise yaptığı araştırmayı savunuyor ve her araştırmada bazı risklerin olabileceğini söylüyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Diğer bilim adamları ise, daha önce de tehlikeli araştırmalar yapan Kawaoka'nın bu sefer en tehlikeli virüsü ürettiğini düşünüyor. Virüsün laboratuvardan sızdırılması halinde tüm dünyayı savunmasız bırakabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2015/01/dunyann-sonunu-super-virusmu-getirecek.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhb865VL_IjTk22G-2gm87i5BktYeDDLHIl9YYVJ_XeMnLh2HJvScrJxdirIX7pNlYte4F4lul1uKtGPly2IusSvbyGlru_lhz-z-B2yyDqtua1XKouQzqEQrd5PErQpaasZJ6dbnzU4tg/s72-c/super-virus.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-7489218104542604938.post-780445169792803629</guid><pubDate>Wed, 07 Jan 2015 21:30:00 +0000</pubDate><atom:updated>2015-01-07T23:30:57.679+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">KUTSAL YERLER ve EFSANELER</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in 79 Sünneti</category><title>Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in 79 Sünneti</title><description>&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj3De_eLZhE8gPfPwEtuP-oDi-0mPN7YMh2ehO766gVA8IQGFlPn04eVw__GppVI5tEyksMtXKvTk7_Kbp7MGPmpFXC9LH4lujFIjSjNC7X_Msug9EBQLsqqPnUa9zGKCcOlTpLbI5G0WA/s1600/74bd414b62cb765cd76242268b3a6c8c_1272707212.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" src="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj3De_eLZhE8gPfPwEtuP-oDi-0mPN7YMh2ehO766gVA8IQGFlPn04eVw__GppVI5tEyksMtXKvTk7_Kbp7MGPmpFXC9LH4lujFIjSjNC7X_Msug9EBQLsqqPnUa9zGKCcOlTpLbI5G0WA/s1600/74bd414b62cb765cd76242268b3a6c8c_1272707212.jpg" height="234" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in 79 Sünneti&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;
&lt;br /&gt;
1- Her işe "besmele" ile başlamak.&lt;br /&gt;
2- Suyu üç yudumda oturarak, kıbleye dönerek içmek. Başında "besmele" çekmek, sonunda "elhamdülillah" demek.&lt;br /&gt;
3- Evden çıkarken aynaya bakmak (O dönemde ayna olmadığı için Efendimiz (s.a.v.)suya bakarmış).&lt;br /&gt;
4- Abdest alırken kıbleye dönmek, sonunda üç yudum su içmek )bu su zemzem hükmünde olup, şifa niyetine içilmelidir).&lt;br /&gt;
5- Yolda önüne bakarak hızlı adımlara yürümek.&lt;br /&gt;
6- Selamlaştığı insana sağ elini uzatmak, işaret ve baş parmağı arasındaki boşluğu karşıdaki insanın aynı yerine temas ettirmek.&lt;br /&gt;
Çünkü bu yerlerde muhabbet damarları varmış.&lt;br /&gt;
7- Saçları gece yatmadan hemen önce ve kıbleye dönerek her gün taramak, ortadan ayırmak.&lt;br /&gt;
8- Yanında misvak, ayna, kesici bir alet, yakıcı bir alet, güzel koku ve tarak taşımak.&lt;br /&gt;
9- Gece abdestli yatağa girmek (Şayet ölüm gelirse şehit hükmünde olmak için).&lt;br /&gt;
10-Gece yatmadan önce "Felak-NasSureleri"ni okuyup iki elini birleştirerek üflemek ve vücudunun her yerine sürmek.&lt;br /&gt;
11-Tuvalete girerken sol ayakla girmek, çıkarken sağ ayakla çıkmak.&lt;br /&gt;
12-Tuvalete girerken "ALLAHümme inni euzü bike minerricsil habisi muhbusi mineşşeytanirraciym." çıkarken de&lt;br /&gt;
"Elhamdülillahi anil eza ve afani" demek.&lt;br /&gt;
13-Tuvalete tükürmemek, orada konuşmamak, bir şey yememek, oradan çabuk çıkmak.&lt;br /&gt;
14-Def-i hacette bulunmadan önce bir miktar su dökmek.&lt;br /&gt;
15-Tuvalete başı kapalı girmek (idrardan çıkan asitin ilk temas ettiği yer saç kökleri olduğu için başı kapalı olmazsa&lt;br /&gt;
saç dökülmesine sebep olur. Bilhassa alkoliklerin kel olme sebebi budur).&lt;br /&gt;
16-Mutfakta bir kabı kullanmadan önce onu temiz su ile durulamak.&lt;br /&gt;
17-Açıkta kalan yiyeceklerin üzerini örtmek.&lt;br /&gt;
18-Ayakkabıları gitmeden önce ters çevirip silkelemek.&lt;br /&gt;
19- Kıyafetleri sağdan sağdan giyip, soldan çıkartmaya başlamak. Mesela çorap giyerken önce sağ ayakla giymek,&lt;br /&gt;
çıkarırken de sol ayağı çıkarmak (böyle yapıldığı taktirde kıyafetler eskimezmiş).&lt;br /&gt;
20-Sofraya oturmadan hayalen mideyi üçe bölmek 1/3 su, 1/3 yemek, 1/3 hava.&lt;br /&gt;
21-Acıkmadan sofraya oturmamak ve doymadan sofradan kalkmak.&lt;br /&gt;
22-Uykudan kalkınca elleri en az üç defa yıkamadan yiyecek kabına daldırmamak.&lt;br /&gt;
23-Akşam üzeri önce perdeyi çekmek, sonra ışığı açmak.&lt;br /&gt;
24-Banyodan son çıkma sırasında ayaklara soğuk su dökmek.&lt;br /&gt;
25-Tabakta hiçbir şey kalmayacak şekilde yemek tabağını sünnetlemek. Sonra bir miktar su koyup onu kaşıksız içmek.&lt;br /&gt;
26-Tek sayıyı tercih etmek. Mesela, misafirlikte şeker ikramında bir ya da üçü tercih etme gibi.&lt;br /&gt;
27-Cuma günleri farz olmasa bile gusül abdesti almak (şartlar müsait değilse hiç olmazsa saçı yıkamak), güzel&lt;br /&gt;
koku sürünmek, sadaka vermek, beyaz giyinmek, tırnak kesmek(orta, serçe, baş, yüzük, işaret parmağı sırası&lt;br /&gt;
takip edilerek kesildiğinde görme bozukluklarının azalacağını Peygamber Efendimiz( s.a.v.) bizzat söylemiştir).&lt;br /&gt;
28-Yatarken yatağa çarşaf sermek.&lt;br /&gt;
29-Gece, günlük kıyafetleri çıkarınca katlamak.&lt;br /&gt;
30-Sabah namazı vakti çıkınca ilk 45 dk (Keraat vakti) ve akşam ezanının okunmasına 45 dk kala uyumamak&lt;br /&gt;
(bu vakitlerde uyumak cüzzam hastalığına, bel ağrıların sebeptir).&lt;br /&gt;
31-Güneş tam tepede iken yani öğle vakti bir miktar uyumuak, uyuyamıyorsa bile 10 dk gözleri kapatmak&lt;br /&gt;
(Bu uykuya kaylule denir ve uyuyanların yüzüne güzellik gelir).&lt;br /&gt;
32-Gece yatmadan önce 3 defa toz sürme çekmek (Göz hastalıklarına şifadır).&lt;br /&gt;
33-İşrak namazı kılmak.&lt;br /&gt;
34-Konuştuğu kimseye bedeniyle dönerek konuşmak.&lt;br /&gt;
35-Yemek tabağına düşen sineği tamamen batırıp geri çıkarmak ve o yemeği yemeye devam etmek&lt;br /&gt;
(çünkü sineğin bir kanadında zehir diğer kanadında panzehir vardır).&lt;br /&gt;
36-Kapıyı üç kez bekleyerek çalmak (4 rekat namaz vakti kadar).&lt;br /&gt;
37-Kapıyı çalarken kapının ya sağında ya da solunda beklemek, karşısında durup da içeriyi&lt;br /&gt;
izlememek (kapı ilk açıldığında ev sahibinden izinsiz içeriye bakmak haramdır).&lt;br /&gt;
38-Baş kıbleye gelecek şekilde sağ el sol yanak altında, sol el iki diz arasında, dizler de&lt;br /&gt;
karın bölgesine bükülü vaziyette yatmak. Bu vaziyette yatınca üstten bakıldığında arapça olarak&lt;br /&gt;
"MUHAMMED" yazısı görülecektir. Aynı zamanda kıbleye karşı ayak uzatıp da yatanlar sabah kalktıklarında&lt;br /&gt;
yorgun olarak kalkarkar, sebebi ise ekvatorun kıbleden geçmesidir.&lt;br /&gt;
39-Başı ağrıdğıda tülbent ile sıkıca sarmak.&lt;br /&gt;
40-Yemeğe tuz ile başlamak (Tuz dişlere kayganlık sağladığı için yemeklerin yapışması&lt;br /&gt;
önlenmi olur ve temizleme kolaylığı oluşur).&lt;br /&gt;
41-Yemeği ayrı tabaklarda değil de ortak tabakta yemek, yerken önünden almak, yemeğin ortasına dokunmamak.&lt;br /&gt;
42-Misafire bir bardak su bile olsa ikramda bulunmak, mümkünse etli yemek ikram etmek.&lt;br /&gt;
43-Çörek otu yemek(ölümden başka her derde deva olduğuna dair sahih hadisler vardır).&lt;br /&gt;
44-Sofrada yeşillik, evde sirke bulundurmak.&lt;br /&gt;
45-Sofrada sol ayak kalçanın altında, sağ ayak karın bölgesine kırılmış vaziyette oturmak,&lt;br /&gt;
bağdaş kurmamak (sofrada ayak değiştirmek doymanın alametidir).&lt;br /&gt;
46-Kur'an-ı Kerim'i hüzünle, mümkünse ağlayarak okumak.&lt;br /&gt;
47-Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak (yemeğin bereketi buradadır).&lt;br /&gt;
48-Hastayı üçüncü gününden sonra da iyileşmezse ziyaret etmek. Hastanın olduğu yerde çorba pişirmek.&lt;br /&gt;
49-Kabak yemek.&lt;br /&gt;
50-Hapşurunca "elhamdülillah" diyene "yerhamukellah (bayan ise "yerhamukillah") demek.&lt;br /&gt;
Aynı kişinin diğerine "yehdina ve yehdikümullah" demesi.&lt;br /&gt;
51-Kahkaha atmamak, gülümsemek. Efendimiz (s.a.v.) hiçbir zaman dişleri göreülesiye gülmemiştir.&lt;br /&gt;
52-Kına yakmak&lt;br /&gt;
53-(erkekler için) Eve gelmeden önce hanımına geleceği zamanı bildirmek.&lt;br /&gt;
54-Hediyeleşmek (hediyeleşmek muhabbeti artırır).&lt;br /&gt;
55-Sabah namazının sünneti ve farzı arasında sağ tarafına uzanığ bir miktar uyumak.&lt;br /&gt;
Fıkhi kaidelere göre, sadece bu uykunun haricinde uyku abdesti bozar. Namaz vakti çıkmadan&lt;br /&gt;
uyanıp farzı eda etmek.&lt;br /&gt;
56-Namazı cemaatle kılmak.&lt;br /&gt;
57-Dua ederken elleri birleştirmek ve kaşları hizasına kaldırmak (baş ağrısını giderir).&lt;br /&gt;
58-Tesbihi parmak ile çekmek.&lt;br /&gt;
59-Kapıya geleni durumu ne olursa olsun boş çevirmemek bir hurma tanesi bile olsa.&lt;br /&gt;
60-Sofradan kalkacağı zaman sağ tarafındaki şahıstan izin isteyerek kalkmak.&lt;br /&gt;
61-Ezan-i Muhammedi okunurken onu müezzinden sonra tekrar etmek.&lt;br /&gt;
62-Ezan-i Muhammedi okunurken bir pozisyon da olsa hal değiştirmek.&lt;br /&gt;
63-Orucu su veya hurma ile açmak.&lt;br /&gt;
64-Bir yere misafirliğe giderken tatlı götürmek.&lt;br /&gt;
65-Eve, camiye girerken sağ ayakla girip, sol ayakla çıkmak.&lt;br /&gt;
66-Yolda giderken ayağa takılabilecek veya ona benzer şeyleri kenara çekmek.&lt;br /&gt;
67-Meyvenin çekirdeğini sol elle çıkarmak.&lt;br /&gt;
68-Yüzme öğrenmek, ok atmak.&lt;br /&gt;
69-İnsanları yüzlerine karşı övmemek.&lt;br /&gt;
70-Yemek yerken başkalarının yemeğine bakmamak.&lt;br /&gt;
71-Cuma günleri beyaz elbise giyinmek.&lt;br /&gt;
72-Topluluk içinde yanındaki kişiyle fısıldaşmamak.&lt;br /&gt;
73-Yemekten sonra tatlı yemek&lt;br /&gt;
74-Hergün yüz defa "estağfirullah" demek.&lt;br /&gt;
75-Güler yüzlü olmak kusurları af ile karşılamak.&lt;br /&gt;
76-Selam vermek, yemeği iki öğün yemek.&lt;br /&gt;
77-Kötülük edene iyilik etmek.&lt;br /&gt;
78-Tane tane konuşmak, anlaşılmayınca üç defa tekrarlamak.&lt;br /&gt;
79-Gusülden sonra iki rekat namaz kılmak..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;enteresan bilgiler, ilginç bilgiler, şaşırtıcı bilgiler, ilginç fotoğraflar, ilginç ve enteresan, bunları biliyor musunuz&lt;/div&gt;</description><link>http://ilgincveenteresan.blogspot.com/2015/01/peygamber-efendimiz-savin-79-sunneti.html</link><author>noreply@blogger.com (Gezgin)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEj3De_eLZhE8gPfPwEtuP-oDi-0mPN7YMh2ehO766gVA8IQGFlPn04eVw__GppVI5tEyksMtXKvTk7_Kbp7MGPmpFXC9LH4lujFIjSjNC7X_Msug9EBQLsqqPnUa9zGKCcOlTpLbI5G0WA/s72-c/74bd414b62cb765cd76242268b3a6c8c_1272707212.jpg" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item></channel></rss>