<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2enclosuresfull.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0"><channel><title>İLLİYET</title><link>http://illiyet.blogspot.com/</link><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/illiyet" /><description>Onların geçmişte daima mevcut olduğunu varsaymak, gelecekte de mevcut olmaya devam edeceğini öngörmek için herhangi bir gerekçemiz var mı?...</description><language>en</language><managingEditor>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</managingEditor><lastBuildDate>Wed, 15 Feb 2012 23:56:34 PST</lastBuildDate><generator>Blogger http://www.blogger.com</generator><openSearch:totalResults xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/">61</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/">1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/">25</openSearch:itemsPerPage><feedburner:info uri="illiyet" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">News &amp; Politics</media:category><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">Science &amp; Medicine/Natural Sciences</media:category><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">Society &amp; Culture/Philosophy</media:category><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">Business</media:category><media:category scheme="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd">Technology</media:category><itunes:owner><itunes:email>noreply@blogger.com</itunes:email></itunes:owner><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>Onların geçmişte daima mevcut olduğunu varsaymak, gelecekte de mevcut olmaya devam edeceğini öngörmek için herhangi bir gerekçemiz var mı?...</itunes:subtitle><itunes:category text="News &amp; Politics" /><itunes:category text="Science &amp; Medicine"><itunes:category text="Natural Sciences" /></itunes:category><itunes:category text="Society &amp; Culture"><itunes:category text="Philosophy" /></itunes:category><itunes:category text="Business" /><itunes:category text="Technology" /><item><title>Maymundan İnsana Geçişte Emegin Rolü Nedir ?</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/cjzweC19NYk/maymundan-insana-geciste-emegin-rolu.html</link><category>İlliyet HAKİKAT</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Tue, 05 May 2009 11:53:36 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-4960048945312648909</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;                    Yüzbinlerce yıl önce, jeologların dünya tarihinin üçüncü zaman dönemi dedikleri, henüz kesinlikle saptanamayan bir dönemi sırasında, belki de onun sonlarına doğru, dünyanın sıcak bölgesinde &lt;span style="font-style: italic;"&gt;-muhtemelen şimdi Hint Okyanusunun dibine batmış geniş bir kıta üzerinde-&lt;/span&gt; insansı (anthropoid) maymunların son derece gelişmiş bir ırkı yaşıyordu. Darwin, atalarımız olması gereken bu maymunların yaklaşık bir betimlemesini bize vermiştir.&lt;br /&gt;                   Bunların bedeni tamamen kıllarla örtülüydü, sakalları ve sivri kulakları vardı ve ağaçlar üzerinde sürü halinde yaşıyorlardı. Tırmanma, ellere ve ayaklara farklı işlevler kazandırmaktadır ve yaşam tarzları yerde hareket etmelerini gerektirdiğinde, bu maymunlar, yürürken ellerini kullanma alışkanlığını yavaş yavaş bırakmaya, dik biçimde bir yürüyüş kazanmaya başladılar. Böylece, maymundan insana geçişte kesin adım atılmış oldu.&lt;br /&gt;                         Bugün yaşayan bütün insansı maymunlar dik olarak ayakta durabilirler ve yalnızca iki ayak üzerinde hareket edebilirler; ama bunu, yalnız zorunlu hallerde ve pek beceriksizce yaparlar. Doğal yürüyüşleri yarı diktir ve yürümek için ellerini de kullanırlar çoğu, bükük parmaklarının orta kemiklerini yere dayar ve sakat bir kimsenin koltuk değnekleriyle yürüyüşü gibi, bacakları bükük olarak bedenlerini uzun kolları arasında sallandırırlar. Genel olarak, biz, bugün bile, maymunlarda, dört ayak üzerinde yürümeden iki ayak üzerinde yürümeye geçişin bütün evrelerini gözleyebiliyoruz. Ama iki ayak üzerinde yürüme, onlarda, hiç bir zaman geçici bir önlemden öteye gitmemiştir.&lt;br /&gt;                          Eğer kıllı atalarımızda dik yürüme, önce kural ve daha sonra da zamanı gelince bir gereklilik haline geldiyse, herhalde, bu arada, öteki çok farklı işlevlerin ellere aktarılmış olması zorunluluk olmuştur. Zaten maymunlarda, el ve ayakların kullanılış yollarında bazı farklılıklar vardır. Daha önce belirttiğimiz gibi, tırmanmak için, el, ayaktan başka bir biçimde kullanılır. Daha aşağı memeli hayvanların ön pençelerini kullandıkları gibi, el, artık, özellikle besin tutmaya ve devşirmeye yardım eder. Birçok maymun, ağaçlarda yuva ve hatta, şempanze gibi, kötü havadan korunmak için dalların arasında çatı yapmakta ellerini kullanırlar. El ile, düşmanlarına karşı korunmak için sopaları yakalar, ya da meyveleri ve taşları düşmanlarına fırlatırlar. Yakalandıklarında insanlardan kopya ettikleri birçok basit hareketler için ellerini kullanırlar. Ama insana en çok benzeyen maymunların bile gelişmemiş eli ile yüzbinlerce yıllık emek yoluyla son derece gelişmiş insan eli arasındaki farkın ne kadar büyük olduğu burada anlaşılır. Kemiklerin ve kasların sayısı ve genel yapısı, ikisinde de aynıdır; ama en ilkel yabanılın eli, hiç bir maymunun elinin taklit edemeyeceği yüzlerce iş yapar. Hiç bir maymun eli, taş bıçağın en kabasını bile imal edememiştir.&lt;br /&gt;                    Atalarımızın, binlerce yıllık sürede, maymundan insana geçiş döneminde, ellerini yavaş yavaş uyarlamayı öğrendikleri ilk hareketler, ancak en basit işlemler olabilirdi. En ilkel yabanıllar, hatta aynı zamanda fiziksel bir gerileme göstererek daha çok hayvana benzer bir duruma dönüşenler bile, bu geçiş dönemi yaratıklarından çok daha üstündür. İlk çakmak taşı insan eliyle bıçak haline getirilinceye kadar, öyle dönemlerden geçilmiştir ki, bizce bilinen tarihsel dönem, onunla karşılaştırılınca önemsiz görünür. Ama asıl adım atılmıştı, el, serbest hale gelmişti ve artık durmadan yeni beceriler kazanabilirdi. Böylece kazanılan daha büyük esneklik (souplesse) kuşaktan kuşağa geçiyor ve artıyordu.&lt;br /&gt;                      &lt;span style="font-weight: bold;"&gt; O halde el, yalnızca emeğin organı değildir, emeğin ürünüdür de.&lt;/span&gt; Ancak emeğin, gittikçe yeni işlemlere uygulanmasıyla, geliştirilmiş kasların, eklemlerin ve, daha uzun aralıklarla, kemiklerin kalıtsal yoldan geçmesi, bu kalıtsal inceliğin, yeni, giderek daha karmaşık duruma gelmiş işlemlere, giderek yenilenen biçimde uygulanması, insan elini, Rafael'in, tablolarını, Thorwaldsen'in heykellerini, Paganini'nin müziğini yaratabilecek bu yüksek yetkinlik düzeyine kadar getirmiştir.&lt;br /&gt;                      Ama el, tek başına değildi. O, son derece karmaşık bir organizma bütününün üyelerinden yalnızca biriydi. Ve el için yararlı şey, hizmet ettiği bütün beden için de yararlıdır - hem de iki yoldan.&lt;br /&gt;     Birincisi, beden, Darwin'in karşılıklı-gelişme yasası diye adlandırdığı yasadan yararlandı. Bu yasaya göre, bir organik varlığın ayrı kısımlarının belirli biçimleri, görünüşte onlarla bağıntısı olmayan öbür kısımların belirli biçimleriyle her zaman bağıntılıdır. Böylece, çekirdeksiz alyuvar hücrelerine sahip ve kafanın iki eklemle (kondil) birinci omura bağlandığı hayvanların istisnasız hepsinde, yavruları emzirmek için süt bezleri vardır. Bunun gibi, memeli hayvanlardaki çifttırnaklar, kural olarak, geviş getirmeyi sağlayan kırkbayır ile bağıntılıdır. Belirli biçimlerdeki değişmeler, aradaki bağıntıyı açıklayabilecek durumda olmamamıza karşın, öteki beden kısımlarının biçiminde de değişmelere neden olur. Gözleri mavi olan tamamen beyaz kediler, her zaman, ya da hemen her zaman sağırdır. İnsan elinin gittikçe yetkinleşmesi ve buna paralel olarak ayağın dik yürüyüşe uyarlanması, hiç kuşkusuz böyle bir karşılıklı-gelişme yoluyla organizmanın öteki kısımları üzerinde de etkisini göstermiştir. Bu etki ise, burada bu olguyu genel terimleriyle belirtmekten öte bir şey yapmamızı sağlayacak kadar henüz yeterince incelenmemiştir.&lt;br /&gt;     Elin gelişmesinin, dolaysız, gözle görülebilir biçimde organizmanın diğer kısımlarına yaptığı etki çok daha önemlidir. Daha önce belirttiğimiz gibi, bizim maymunsu atalarımız sürü halindeydiler; bütün hayvanların en toplumsalı olan insanın, toplumsal olmayan atadan türemiş olması elbette olanaklı değildir. Doğa üzerindeki egemenlik, elin gelişmesiyle, emek ile başladı ve her yeni ilerleme de, insanoğlunun ufkunu genişletti. İnsan, doğal nesnelerde, sürekli olarak, yeni, o güne kadar bilinmeyen özellikler keşfediyordu. Öte yandan emeğin gelişmesi, karşılıklı dayanışma, ortaklaşa faaliyet hallerini çoğaltma, ve bu ortaklaşa faaliyetin her birey için sağladığı yararın bilincine varma yoluyla toplum üyelerinin birbirine gittikçe yaklaşmasına zorunlu olarak yardım ediyordu. Kısacası, oluşum geçiren insanlar, birbirlerine söyleyecek bir şeylerinin bulunduğu noktaya eriştiler. Gereksinme kendine bir organ yarattı: maymunun gelişmemiş gırtlağı, durmadan daha gelişmiş modülasyon elde etmek için yapılan modülasyon yoluyla yavaş ama sağlam biçimde değişti ve ağız organları, yavaş yavaş birbiri ardından düşünce ifade eden sesler çıkarmayı öğrendi.&lt;br /&gt;     Hayvanlarla bir karşılaştırma, dilin kaynağının, emek sürecinden ve emek süreci ile birlikte doğduğu açıklamasının, tek doğru açıklama olduğunu gösterir. En gelişmiş hayvanların bile birbirlerine iletmek gereksinmesini duydukları pek az şey bile, düşünce ifade eden konuşmayı gerektirmez. Doğal ortamda hiçbir hayvan, konuşmamayı ya da insan dilini anlamamayı bir eksiklik olarak duymaz. Ama hayvan, insanlar tarafından evcilleştirilirse, durum çok değişir. Köpek ve at, insanlarla olan ilişkilerinde düşünce ifade eden (sayfa 83) konuşmaya karşı öyle bir kulak geliştirmişlerdir ki, kavrayış çerçeveleri içinde her dili kolayca anlamayı öğrenirler. Ayrıca eskiden kendilerine yabancı olan, insana bağlılık, minnettarlık vb. gibi duyguları kazanma yeteneği edinmişlerdir. Böyle hayvanlarla fazla ilişkisi olan herkes, birçok hallerde konuşamamalarını onların şimdi ne yazık ki belli bir yönde çok gelişmiş ses organlarının artık ortadan kaldıramayacağı bir eksiklik olarak hissettiğini kabul etmekten kaçınamaz. Ama organın bulunduğu yerde, belirli sınırlar çerçevesinde bu yeteneksizlik bile ortadan kalkabilir. Kuşların ağız organları insanların ağız organlarından alabildiği ne farklı olduğu halde, konuşmayı öğrenen tek hayvan kuştur. En çirkin sesli kuş olan papağan, en iyi konuşur. Onun konuştuğu şeyi anlamadığını söylememeli. Salt konuşma ve insanlarla birarada bulunma zevkinden dolayı bütün sözcük hazinesini saatlerce konuştuğu ve yinelediği doğrudur. Ama, kavrayışı çerçevesinde söylediklerini anlamasını da öğrenebilir. Papağana, anlamından bir şey kavrayabileceği küfür sözcükleri öğretin (sıcak ülkelerden dönen denizcilerin en çok hoşlandığı şeylerden biri); onu kızdırın ve küfür sözlerini Berlinli bir seyyar sebze satıcısı kadar doğru değerlendirmeyi bildiğini hemen göreceksiniz. Şekerleme dilenirken de aynı şeyi yapar.&lt;br /&gt;     Önce emek, sonra onunla birlikte dil - bir maymunun beynini etkileyen en önemli iki dürtü bunlardır ve bu etki altında maymun beyni, bütün benzerliğine karşın çok daha büyük ve çok daha yetkin bir insan beynine doğru gelişmiştir. Ama beynin gelişmesiyle, onun en yakın araçlarının, duyu organlarının gelişmesi yanyana gitmiştir. Dilin sürekli gelişmesi içinde işitme organının aynı ölçüde incelmesi zorunlu olarak nasıl yanyana gitmişse, bir bütün olarak beynin gelişmesine paralel olarak da. bütün duyular gelişmiştir. Kartal, insandan çok daha uzağı görür, ama insanın gözü, şeylerde, kartalın gözünden çok daha fazlasını görür. Köpeğin burnu insana göre çok daha keskindir, ama insan için değişik şeyleri ayırmaya yarayan korkuların yüzde-birini bile ayırdedemez. Ve maymunun en kaba ilk biçimiyle bile sahip olmadığı dokunma duyusu, ancak bizzat insan elinin gelişimi ile birlikte, emek aracılığı ile gelişmiştir.&lt;br /&gt;     Beynin ve ona eşlik eden duyularının gelişmesinin, gittikçe durulaşan bilincin, soyutlama ve sonuç çıkarma yeteneğinin, emek ve dil üzerindeki tepkisi, hem emeğe, hem de konuşmaya daha çok gelişme için durmadan yenilenen bir dürtü verdi. Bu gelişme sonunda insan, maymundan ayrılınca, bitiş noktasına gelmedi, değişik zamanlarda, değişik insan topluluklarında, derecesi ve yönü değişerek, hatta orada burada yerel ya da geçici bir gerilemeyle kesintiye uğrayarak, tüm olarak büyük ilerlemeler gösterdi. Oluşumunu tamamlamış insanın ortaya çıkışı ile birlikte sahneye çıkan yeni bir unsur , yani toplum, bu gelişimi hem güçlü bir şekilde hızlandırdı ve hem de bu gelişime daha kesin bir yön verdi.&lt;br /&gt;     Kuşkusuz, ağaca tırmanan maymunlar topluluğundan bir insan toplumu meydana gelinceye kadar -dünya tarihi içinde insan yaşamının bir saniyesine eşdeğer yüzbinlerce yıl geçti. Ama sonunda bu da oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Maymun sürüsü ile insan toplumu arasında karakteristik ayrım olarak gene ne buluruz?&lt;br /&gt;Emek. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Maymun sürüsü coğrafi durumun ya da komşu sürülerin direncinin ona tanıdığı beslenme bölgesinde otlanmakla yetiniyordu, yeni bir yemlenme alanı elde etmek için yürüyüşlere ve savaşımlara girişiyordu ama, yemlenme bölgesinde doğanın sağladığından, farkına varmadan kendi döküntüleriyle gübrelediği toprağın verdiğinden fazlasını elde edecek durumda değildi. Bütün beslenme bölgeleri dolunca, maymun nüfusunda artış da olamazdı. Olsa olsa hayvanların sayısı aynı kalabilirdi. Ancak bütün hayvanlar, son derece fazla yiyecek maddesi israf ederler. Bunun yanısıra yetişmekte olan bir yiyecek maddesini, filiz halindeyken öldürürler. Kurt, avcının tersine, ertesi yıl ona yavrular verecek olan dişi geyiği esirgemez. Yunanistan'da taze çalıları büyümeden kemiren keçiler, ülkenin dağlarını kelleştirmiştir. Hayvanların bu "yağma ekonomisi", kanlarının farklı bir kimyasal bileşim edinmesi sayesinde onları alışılagelmiş besinden başkasına uymaya zorlayarak, türlerin yavaş yavaş değişmesinde önemli bir rol oynar ve uyum gösterememiş türler yok olup giderlerken, tüm fiziksel yapı giderek değişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Atalarımızın maymundan insana geçişine, bu yağma ekonomisinin güçlü bir biçimde katkıda bulunduğundan kuşku duyulamaz. Zeka ve uyarlanabilirlik yetisi bakımından öteki ırklardan çok ilerde olan bir maymun ırkında yağma ekonomisi, yiyecek bitkilerinin sayısının sürekli olarak çoğalmasına ve bu bitkilerin yenebilecek kısımlarının tüketilmesine yol açmış olmalıdır. Kısacası yiyecekler giderek çeşitlenmiş ve bununla birlikte maymundan insana geçişin kimyasal öncülleri olan ve bedene giren maddeler de çeşitlenmiştir. Ama bütün bunlar, sözcüğün gerçek anlamıyla emek değildi henüz.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Emek, alet meydana getirmekle başlar. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bulabildiğimiz en eski aletler nelerdir? Tarih-öncesi insanların keşfedilmiş kalıntılarına ve şimdiki en ilkel insanların ve en eski tarih çağlarındaki insanların yaşayış biçimine göre en eski olan aletler nelerdir? Bunlar, avcılık ve balıkçılık aletleridir; birinciler aynı zamanda silah yerine geçerler. Avlanma ve balıkçılık ise, salt bitkiyle beslenmeden, etin de birlikte yenmesine geçişi öngörür. Ve bu, maymunların insana geçiş sürecinde bir başka önemli adımdır. Et yemek, organizmanın metabolizma için gerektirdiği en önemli maddelerin hemen hazır bir durumda bulunmasını da sağlıyordu; aynı zamanda, sindirim için gerekli süreyi kısaltarak, bitkisel yaşamına tekabül eden öbür bitkisel vücut süreçlerini de kısaltıyor ve böylece gerçek anlamda hayvan yaşamına uygun etkin belirtiler için daha çok zaman, daha çok madde ve daha çok istek kazandırıyordu. Oluş halindeki insan, bitkiden uzaklaştıkça, aynı ölçüde de hayvanın üstüne çıkıyordu. Et yanında bitkiyle beslenmeye de alışma, yabanıl kedi ve köpekleri nasıl insanın uşağı yapmışsa, bitki yeme yanında etle beslenmeye alışma da, oluş halindeki insana beden gücü ve bağımsızlık vermekte büyük rol oynamıştır. Ancak, etle beslenme, etkisini en çok, beslenmesi ve gelişmesi için gerekli olan maddeleri şimdi eskisinden daha çok sağlayan ve bu nedenle de kuşaktan kuşağa daha hızlı ve daha yeterli gelişebilen, beyin üzerinde göstermişti. Yalnız bitkisel yiyecek alan insanlara olan saygımız bir yana, insan, etle beslenmese idi, varlığına ulaşamazdı, ve eğer etle beslenme de, tanıdığımız bütün halklarda şu ya da bu zamanda yamyamlığa neden olmuşsa (Berlinlilerin ataları olan Weletablar ya da Wilzianlar 10. yüzyılda bile ana-babalarını yiyorlardı), bunun bugün bizim için bir önemi yoktur.&lt;br /&gt;     &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Et yemek, çok önemli iki yeni ilerleme sağladı: &lt;/span&gt;ateşin kullanılması ve hayvanların evcilleştirilmesi. Birincisi, yemeği nerdeyse yarı-sindirilmiş durumda ağza getirerek, sindirim sürecini daha da kısalttı. İkincisi de avcılık yanında yeni ve daha düzenli bir beslenme kaynağı açarak, daha bol et elde etmeyi sağladı. Ayrıca, süt ve süt ürünleriyle, madde karışımları bakımından en azından etle aynı değerde bir yeni yiyecek maddesi getiriyordu. Bu iki ilerleme, insan için yeni kurtuluş araçları demekti. Bunların insanın ve toplumun gelişmesi için çok önem taşımasına karşın, dolaysız etkilerinin ayrıntılarına kadar inmek, bizi alanımızın çok dışına çıkartır.&lt;br /&gt;     İnsan, bütün yenebilen şeyleri yemesini nasıl öğrenmişse, her iklimde yaşamasını da öğrenmiştir. Oturulabilen bütün dünyaya yayıldı ve kendi gücüyle bunu tam anlamıyla başarabilecek tek hayvandı. Bütün iklimlere alışmış öteki hayvanlar, ev hayvanları ve haşarat, bunu kendiliğinden değil, ancak insanı izleyerek öğrenmişlerdir. Her zaman sıcak olan anayurt ikliminden daha soğuk bölgelere, yılın yaza ve kışa bölündüğü yerlere geçiş, soğuktan ve ıslanmaktan korunmak için ev ve giyim gibi yeni gereksinmeler, yeni çalışma alanları, insanı hayvandan durmadan uzaklaştıran yeni faaliyet biçimleri ortaya çıkardı.&lt;br /&gt;     Elin, konuşma organlarının ve beynin birlikte eylemiyle yalnızca her bireyde değil, aynı zamanda toplumda da, insanlar, giderek daha karmaşık işleri yapabilecek, giderek daha yüce hedeflere yönelecek ve erişecek güce vardı. Emek de kuşaktan kuşağa değişti, daha yetkin ve çok yönlü duruma geldi. Avcılığa ve hayvancılığa tarım, tarıma örgücülük ve dokumacılık, metallerin işlenmesi, çömlekçilik, gemicilik eklendi. Ticaret ve sanayiin yanısıra, ensonu sanat ve bilim ortaya çıktı, kabileler, uluslar ve devletler halinde değişti; hukuk ve siyaset gelişti; bunlarla birlikte insan kafasında insani şeylerin gerçeği aşan yansıması ortaya çıktı: din.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce kafanın ürünü olarak ortaya çıkan ve insan toplumlarına egemen gibi görünen bütün bu oluşumlar karşısında, çalışan elin daha mütevazı ürünleri arka plana geçti. Bu, emeği planlayan kafa henüz ilk başlangıç durumundaki toplumsal gelişme basamağında (örneğin ilkel bir aile halinde iken), kendisininkinden başka ellerle planlanmış emeğe sahip olabildiği ölçüde daha fazla oldu. Toplumun hızlı gelişmesinin bütün kazançları zihne, beynin gelişmesine ve etkinliğine dayandırıldı; insanlar, faaliyetlerini, gereksinmeleriyle açıklamak (gene de bunlar zihinde yansır ve bilinçleşir) yerine, düşünceleriyle açıklamaya alıştılar. Böylece, zamanla, özellikle antik dünyanın batışından bu yana zihinleri etkilemiş olan idealist dünya görüşü meydana geldi. Bu idealist dünya görüşü, insanlara hâlâ o kadar egemendir ki, darvinci okulun en materyalist doğabilimcileri bile insanın kökeni konusunda hâlâ herhangi bir duru görüş oluşturmaktan acizdirler, çünkü bu ideolojik etki altında, bu konuda emeğin oynadığı rolü kavramıyorlar.&lt;br /&gt;     Yukarda belirtildiği gibi, hayvanlar, etkinlikleri yoluyla, insanın yaptığı ölçüde olmasa bile aynı biçimde çevreyi değiştirirler ve bu değişiklikler, gördüğümüz gibi, bu kez de başka etkiler doğurur ve onları meydana getirenleri değiştirirler. Çünkü doğada hiçbir şey ayrı ayrı meydana gelmez. Her şey, diğerlerini etkiler ve diğerlerinin etkisi altında kalır, ve çoğu zaman da, doğabilimcilerinin en basit şeyleri bile açıkça görmesini önleyen, bu çok yönlü hareketin ve karşılıklı etkilerin unutulmasıdır. Keçilerin Yunanistan'ın yeniden ormanlaşmasını nasıl önlediklerini gördük. St. Helen adasında buraya ilk gelenlerin getirdikleri keçiler ve domuzlar, adanın eski bitkilerinin tamamen kökünü kazımayı başarmışlardır. Böylece daha sonraki gemicilerin ve göçmenlerin getirdikleri bitkilerin yayılması için ortam hazırlamışlardır. Ama hayvanların çevreleri üzerinde yaptıkları sürekli etkileme bir niyete dayanmaz ve hayvanların kendisi için de bir raslantıdır. Ancak insanlar hayvandan uzaklaştıkça, onların doğa üzerindeki etkisi giderek daha çok düşünülmüş, planlanmış, belirgin ve önceden bilinen hedeflere yönelmiş bir eylem niteliği alır. Hayvan, bir yerin bitkilerini, ne yaptığını bilmeden yok eder. İnsan, bunları, boş kalan toprağa tarla ürünleri ekmek ya da kendisine ekilenin birkaç katını getirebileceğini bildiği ağaçlar ve bağlar yetiştirmek için yok eder. Yararlı bitkileri ve ev hayvanlarını bir yerden bir yere taşır, böylece dünyanın her yanında bitkileri, ve hayvan yaşamını değiştirir. Bunun da ötesine gider. Yapay üretme yoluyla bitki ve hayvanlar insan eliyle o kadar değiştirilmişlerdir ki, tanınmaz hale gelmişlerdir. Tahıl cinslerinin kökeni olan yabani bitkileri artık bulmak olanaksızdır. Kendi aralarında bile çok değişik olan köpeklerimizin, hangi yabanıl hayvanlardan ya da çok sayıda ırkları bulunan atların, nereden geldiği bugün bile tartışma konusudur.&lt;br /&gt;Söylemeye gerek yok ki, hayvanların yöntemli, önceden tasarlanmış biçimde hareket etme yeteneğini tartışmak bizim için sözkonusu değildir. Tersine, protoplazmanın, canlı albüminin bulunduğu ve tepki gösterdiği, basit de olsa belirli hareketlerin dıştan gelen belirli uyarmaların sonucu olarak meydana geldiği her yerde embriyon halinde yöntemli hareket biçimi vardır. Böyle bir tepki, sinir hücresi bir yana, hiçbir hücrenin bulunmaması halinde bile meydana gelir. Böcek yiyen bitkilerin avını yakalama yolu da, tamamen bilinçsiz olmakla birlikte, bir bakıma yöntemli gibidir. Hayvanlarda bilinçli ve yöntemli eylem yeteneği, sinir sisteminin gelişmesi oranında gelişir ve memeli hayvanlarda yüksek bir düzeye erişir. İngiltere'de yapılan tilki avı sırasında, tilkinin kendisini kovalayanlardan kaçmak için, çok üstün yer saptama bilgisini kullanmayı nasıl becerdiğini, her yeri ne kadar iyi tanıdığını ve bu yerleri kovalamacayı kesmek için nasıl kullandığını her gün gözlemek mümkündür. İnsanla birlikte oluşu dolayısıyla çok gelişmiş ev hayvanlarımız arasında, insan çocuklarıyla aynı aşamaya kadar varan kurnazlık durumlarını her gün görebiliriz. Çünkü, insan embriyonunun ana rahmindeki gelişmesinin tarihçesi hayvan olan atalarımızın, solucandan başlayarak milyonlarca yıl sürmüş bedensel gelişme tarihinin kısa bir yinelenmesi olduğu gibi, bir çocuğun ruhsal gelişmesi de aynı atalarımızın, hiç değilse daha sonrakilerin düşünsel gelişmesinin daha kısa bir yinelenmesinden başka bir şey değildir. Ama bütün hayvanların bütün yöntemli eylemi, dünyaya, onların iradesinin damgasını vurmayı sağlayamamıştır. Bunu, insan yapmıştır.&lt;br /&gt;     Kısacası, hayvan dış doğadan yalnızca yararlanır ve salt varlığı ile onda değişiklikler meydana getirir; insan onda değişiklikler meydana getirerek, amaçlarına yarar duruma sokar, ona egemen olur. İnsanın öteki hayvanlardan son ve temel farkı budur, bu farkı meydana getiren de gene emektir.&lt;br /&gt;     Bununla birlikte, doğa üzerinde kazandığımız zaferlerden dolayı kendimizi pek fazla övmeyelim. Böyle her zafer için doğa bizden öcünü alır. Her zaferin beklediğimiz sonuçları ilk planda sağladığı doğrudur, ama ikinci ve üçüncü planda da büyük çoğunlukla ilk sonuçları ortadan kaldıran, bambaşka, önceden görülmeyen etkileri vardır. Mezopotamya, Yunanistan, Küçük Asya ve başka yerlerde işlenecek toprak elde etmek için ormanları yok eden insanlar, ormanlarla birlikte nem koruyan ve biriktiren merkezlerin ellerinden gittiğini, bu ülkelerin şimdiki çölleşmiş durumuna ortam hazırladıklarını akıllarına hiç getirmiyorlardı. Alpler'deki İtalyanlar, dağların kuzey yamaçlarında dikkatle korunan çam ormanlarını güney yamaçlarında yok ederken, bölgelerinde sütçülük sanayiinin köklerini kazıdıklarını sezemiyorlardı. Böylece, yılın büyük kısmında, dağlardaki kaynakların suyunu kuruttuklarını, aynı zamanda da yağmur mevsiminde azgın sel yığınlarının ovaları basmasına neden olduklarını hiç bilemiyorlardı. Avrupa'da patatesi yayanlar, nişastalı yumrularla birlikte, sıraca hastalığını yaydıklarını bilmiyorlardı. İşte böylece her adımda anımsıyoruz ki, hiçbir zaman, başka topluluğa egemen olan bir fatih, doğa dışında bulunan bir kişi gibi, doğaya egemen değiliz; tersine, etimiz, kanımız ve beynimizle ondan bir parçayız, onun tam ortasındayız, onun üzerinde kurduğumuz bütün egemenlik, başka bütün yaratıklardan önce onun yasalarını tanıma ve doğru olarak uygulayabilme üstünlüğüne sahip olmamızdan öte gitmez.&lt;br /&gt;     Ve aslında her geçen gün bu yasaları daha doğru anlamayı öğreniyor, doğanın geleneksel akışına yaptığımız müdahalelerin yakın ve uzak etkilerinin farkına varıyoruz. Özellikle yüzyılımızda doğabilimin sağladığı büyük ilerlemelerden sonra hiç değilse günlük üretim faaliyetlerimizin en uzak doğal etkilerini bile öğreniyor ve onların farkına varabilecek ve dolayısıyla onları denetleyebilecek bir durumda bulunuyoruz. Ama bu ilerlemeler ölçüsünde insanlar doğa ile olan içiçe durumlarını yalnızca sezmekle kalmıyor daha iyi de öğreniyorlar; Avrupa'da klasik çağın bitiminden bu yana ortaya çıkan ve hıristiyanlıkta en yüce gelişme noktasına varan, düşünce ile madde, insan ile doğa, ruh ile beden arasında bir karşıtlığın, bu anlamsız ve doğaya aykırı düşüncesi bu ölçüde olanaksız hale geliyor.&lt;br /&gt;     Üretime yönelmiş faaliyetlerimizin en uzak doğal etkilerini hesaplamayı bir dereceye kadar öğreninceye dek, binlerce yıllık bir emek gerekli olmuşsa da, bu eylemlerin daha uzak toplumsal etkileri bakımından bu iş çok daha güç olmuştur. Patatese ve onunla birlikte yayılan sıraca hastalığına değindik. Oysa, işçilerin yiyeceklerinin yalnız patatese indirgenmesinin bütün ülkelerin halk yığınlarının yaşayış durumu üzerinde yaptığı etkilerle, 1847 yılında patates hastalığı dolayısıyla İrlanda'nın uğradığı, yalnızca ve yalnızca patates yiyen bir milyon İrlandalıyı mezara yollayan ve iki milyonunu da denizaşırı ülkelere göç etmeye zorlayan açlıkla karşılaştırıldığı zaman, sıraca hastalığı nedir ki? Araplar alkol damıtmayı öğrendikleri zaman, o zamanlar henüz keşfedilmemiş olan Amerika'nın asıl yerlilerinin ortadan kalkmasına yarayan başlıca silahlardan birini meydana getirdiklerini düşlerinde bile görmemişlerdi. Ve sonradan Kolomb, Amerika'yı keşfettiğinde, Avrupa'da çok önceleri yenilgiye uğrayan köleliği yeniden canlandırmakta ve zenci ticaretinin temelini atmakta olduğunu bilmiyordu. 17. ve 18. yüzyıllarda, buhar makinesinin yapımı üzerinde çalışan insanlar, başka her şeyden daha çok tüm dünyanın toplumsal ilişkilerini kökten değiştiren ve özellikle Avrupa'da, zenginliğin azınlık tarafında ve yoksulluğun büyük çoğunluk tarafında yoğunlaşmasını, önce burjuvazinin toplumsal ve siyasal egemenlik elde etmesini, sonra da burjuvazi ile proletarya arasında, ancak burjuvazinin yıkılması ve bütün sınıf karşıtlıklarının ortadan kalkmasıyla sona erebilecek olan bir sınıf savaşımını ortaya çıkaran aracı hazırladıklarından habersizdiler. Ama bu alanda da yavaş yavaş, uzun ve çoğunlukla sert deneyler, tarihsel malzemenin toplanması ve incelenmesi sonucu, üretim faaliyetimizin dolaylı, daha uzak toplumsal etkileri konusunda aydınlığa varmayı öğrenmekteyiz; böylece, bu etkileri denetleme ve onları düzenleme olanağına da kavuşuyoruz.&lt;br /&gt;     Bu düzenlemeyi gerçekleştirmek için de, salt bilgiden başka şeyler gereklidir. Bunun için bugüne kadarki üretim tarzında ve onunla birlikte tüm toplumsal düzenimizde tam bir devrim gereklidir.&lt;br /&gt;     Şimdiye dek var olmuş bütün üretim tarzları, ancak emeğin en yakın, en dolaysız yararlı etkisine ulaşmayı hedef almıştır. İlerde ortaya çıkan, yavaş yavaş yinelenerek ve yığılarak etkili hale gelen daha sonraki sonuçlar tamamen ihmal edilmiştir. Toprağın ilkel ortak mülkiyeti, bir yandan, ufukları genel olarak sınırlı olan insanların gelişme düzeyine tekabül ediyor, öte yandan ise, bu en ilkel ekonominin olası kötü sonuçları karşısında, belirli bir telafi olanağı sağlayan, işlenebilir fazla toprağı gerektiriyordu. Bu toprak fazlalığı tükenince, ortak mülkiyet de son buluyordu. Oysa, daha ileri bütün üretim tarzları, nüfusun çeşitli sınıflara bölünmesine ve bununla birlikte de egemen ve ezilen sınıflar arasındaki karşıtlığa götürüyordu; ama aynı zamanda, egemen sınıfların çıkarları üretimin itici unsuru haline geldi, çünkü üretim, artık ezilen halkın en temel tüketim araçlarının sağlanmasıyla sınırlı değildi. Bu, bugün Batı Avrupa'da egemen olan kapitalist üretim tarzı içinde, en iyi biçimde yerine getirildi. Üretime ve değişime egemen olan bireysel kapitalistler, yalnızca faaliyetlerinin en yakın yararlı etkileriyle ilgilenebilmektedirler. Hatta bu yararlı etki bile -üretilen ya da değişilen malın yararlılığı sözkonusu olduğu ölçüde- tamamen arka plana geçer; satıştan elde edilecek kâr, tek itici güç olur.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;      Burjuvazinin toplumsal bilimi, klasik ekonomi politik, daha çok, yalnız üretim ve değişim alanlarındaki insan eylemlerinin gerçekten tasarlanmış toplumsal etkilerini ele  alır. Bu, onun teorik olarak ifade ettiği toplumsal düzene tamamen uygundur.&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Kapitalistler, doğrudan doğruya kâr için üretim ve değişim yaptıklarından ilk planda yalnızca en yakın, en dolaysız sonuçlar hesaba katılmalıdır. Bir fabrikatör ya da tüccar, ürettiği ya da satın aldığı metaı normal bir kârla satarsa, durumdan hoşnuttur ve metaın ve alıcısının sonradan ne olacağı onu ilgilendirmez.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bu faaliyetlerin doğal etkileri için de aynı şey geçerlidir. Küba'da dağ yamaçlarındaki ormanları yakarak en verimli kahve ağacının bir kuşağına yetecek gübreyi bunların külünden sağlayan İspanyol tarımcılarını, sonradan şiddetli tropikal yağmurların artık korunamayan üst toprak tabakasını alıp götürmesi ve geriye yalnız çıplak kayalar bırakması ilgilendirir miydi?&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;Bugünkü üretim tarzında, toplum karşısında olduğu gibi doğa karşısında da, daha çok, önce ilk ve elle tutulur başarı dikkate alınır. Sonradan da, buna yönelmiş faaliyetlerin en uzak etkilerinin tamamen değişik ve tamamen ters düşen öteki sonuçlarından dolayı, arz ve talep dengesinin, her on yılda bir sanayi çevriminin gösterdiği ve hatta Almanya'nın da bu "çöküntü"de bunun deneyimini biraz daha önce geçirdiği gibi, çok tersine dönüşmesinden dolayı; kişinin kendi emeği üzerine kurulu özel mülkiyetin, zorunlu olarak, işçilerin mülksüzleştirilmeleri yönünde gelişmesi, buna karşılık bütün zenginliklerin giderek işçi olmayanların elinde toplanmasından dolayı şaşakalırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right; font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Engels tarafından 1876'da      yazılmıştır&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-4960048945312648909?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/cjzweC19NYk" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-05T11:53:36.865-07:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2009/05/maymundan-insana-geciste-emegin-rolu.html</feedburner:origLink></item><item><title>YORUM'LU</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/y_9VL3X-6YY/yorumlu.html</link><category>İlliyet Hükümet</category><category>İlliyet Gündem</category><category>İlliyet HAKİKAT</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Sat, 25 Apr 2009 13:28:37 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-2293943892525172727</guid><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SfNyEjSgWFI/AAAAAAAABmk/--oGqNGwmVI/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328728206627330130" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 221px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SfNyEjSgWFI/AAAAAAAABmk/--oGqNGwmVI/s400/untitled.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;23 NİSAN 2009 &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;ANKARA&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-2293943892525172727?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/y_9VL3X-6YY" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-25T13:28:37.928-07:00</app:edited><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SfNyEjSgWFI/AAAAAAAABmk/--oGqNGwmVI/s72-c/untitled.bmp" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2009/04/yorumlu.html</feedburner:origLink></item><item><title>800 yıl öteden GÜNCEL TAŞ'LAMALAR</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/hK53soJ4dPs/800-yl-oteden-guncel-taslamalar.html</link><category>İlliyet İslamiyet</category><category>İlliyet Memleket</category><category>İlliyet Gündem</category><category>İlliyet HAKİKAT</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Sat, 25 Apr 2009 11:04:10 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-6599983568330272105</guid><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SfNQfwYpoSI/AAAAAAAABmc/cDs5cQ63S9M/s1600-h/%C3%B6mer+hayyam.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5328691290603888930" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SfNQfwYpoSI/AAAAAAAABmc/cDs5cQ63S9M/s320/%C3%B6mer+hayyam.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;'Irmaklarından şaraplar akacak' diyorsun&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;cennet-i ala meyhane midir?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;'her mümin'e iki huri' diyorsun&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;cennet-i ala kerhane midir?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;* * *&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;tanrı bize cennette vaat ettiği şarabı&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;niçin haram etsin bu dünyada, akla sığar mı?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;bir sarhoş arap, devesini vurmuş Hamza'nın&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;peygamber de yasak etmiş arap'a şarabı &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;* * *&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;beni özene bezene yaratan kim? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;sen ne yapacağımı da yazmışsın önceden&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;demek günah işleten de sensin bana&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;o zaman nedir o cennet cehennem?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;* * *&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;kim senin yasanı çiğnemedi ki söyle?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;günahsız bir ömrün ne tadı kalır söyle.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;yaptığım kötülüğü kötülükle ödetirsen eğer&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;seninle benim aramda ne fark kalir ki söyle&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;* * *&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;tanrı bizi çamurdan yarattığında&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;biliyordu bu dünyada ne işimiz olacak&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;işlediğim günahlar hep onun emriyledir&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;o halde cehennemde beni niçin yakacak?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;* * *&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;isyan edip karşında duracağım, neredesin?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;karanlığı, ışığa yoracağım, neredesin?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İbadete karşılık cenneti alacaksam&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;'bağış mi ticaret mi' diye soracağım, neredesin?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;* * *&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;kör cehalet çirkefleştirir insanları.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;suskunluğum asaletimdendir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Her lafa verecek bir cevabım var elbet&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;lakin bir lâfa bakarım laf mı diye,&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;bir de söyleyene bakarım adam mı diye&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;* * *&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;dünya üç beş bilgisizin elinde&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;sanırlar ki tüm bilgiler kendilerinde&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;üzülme, eşek eşeği beğenir&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;bir hayır var sana kötü demelerinde&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;* * *&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;sen bu dünyanın sırrına eremezsin&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;erenlerin dilini de sökemezsin&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;öyleyse iç şarabı, cennet et dünyayı&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;öteki cennete ya girer, ya giremezsin&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;* * *&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;niceleri geldi, neler istediler&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;sonunda dünyayı bırakıp gittiler&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;o gidenler de hep senin gibiydiler&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;***&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İçin temiz olmadıktan sonra&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hacı hoca olmuşsun kaç para&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hırka tespih post seccade güzel&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ama TANRI KANAR MI BUNLARA&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;* * *&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sen sofusun hep dinden dem vurursun&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bana da sapık dinsiz der durursun&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Peki, ben ne görünüyorsam o'yum&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;YA SEN NE GÖRÜNÜYORSAN O'MUSUN&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;* * *&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sen içmiyorsan içenleri kınama bari&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bırak aldatmacayı iki yüzlülükleri&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;ŞARAP İÇMEM DİYE ÖVÜNÜYORSUN AMA&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;YEDİĞİN HALTLAR YANINDA ŞARAP NEDİR Kİ..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;* * *&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ey kara cüppeli senin gündüzün gece&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Taş atma dünyayı bilmek isteyenlere&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;ONLAR YARADANIN SANATI PEŞİNDELER&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;SENİNSE AKLIN ABDEST BOZAN ŞEYLERDE...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;* * *&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ben kadehten çekmem artık elimi;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tutmam senin kitabını minberini.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sen kuru bir softasın, ben yaş bir sapık&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;CEHENNEMDE SEN Mİ DAHA İYİ YANARSIN, BEN Mİ?..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;* * *&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Seni kuru softaların softası seni&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Seni cehenneme kömür olası seni&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sen mi haktan rahmet dileyeceksin bana?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;HAKKA AKIL ÖĞRETMEK SENİN HADDİNE MI?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;* * *&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yaşamın sırlarını bileydin&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ölümün de sırlarını çözerdin&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bugün aklın var bir şey bildiğin yok&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;YARIN AKILSIZ NEYİ BİLECEKSİN&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;* * *&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ey kör! &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu yer, bu gök, bu yıldızlar, boştur boş!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şu durmadan kurulup dağılan evrende&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;BİR NEFESTİR ALACAĞIN, O DA BOŞTUR BOŞ !&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;ÖMER HAYYAM'&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;CA&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-6599983568330272105?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/hK53soJ4dPs" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-25T11:04:10.002-07:00</app:edited><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SfNQfwYpoSI/AAAAAAAABmc/cDs5cQ63S9M/s72-c/%C3%B6mer+hayyam.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2009/04/800-yl-oteden-guncel-taslamalar.html</feedburner:origLink></item><item><title>ZAMAN ALDATIR!!!</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/tmthZb5R8rw/zaman-aldatir.html</link><category>İlliyet HAKİKAT</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Mon, 13 Apr 2009 01:18:31 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-4021630591202215346</guid><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SeL1QfRxUoI/AAAAAAAABl8/J1YgdesTE5c/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5324087373128094338" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 245px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SeL1QfRxUoI/AAAAAAAABl8/J1YgdesTE5c/s320/untitled.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1876′da bir Western Union görevlisi:&lt;/strong&gt; &lt;em&gt;“Bu telefon denen şey bir iletişim aracı olarak düşünülemez, çok fazla kusuru var. Bu alet hiç bir işimize yaramaz.” &lt;/em&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;br /&gt;“&lt;strong&gt;İngiltere Posta Başmühendisi Sir William Preece&lt;em&gt;:“&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;Amerikalıların telefona ihtiyaçları var, ama bizim yok. Bizim elimizde bir yığın haberci çocuk var.” &lt;/em&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1899’da ABD Patent Dairesi Müdürü Charles Duell:&lt;/strong&gt; &lt;em&gt;“İcat edilebilecek olan her şey icat edilmiştir. Patent dairesini artık kapatmamız gerekir.” &lt;/em&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1927′de Warner kardeşlerden H. M. Warner sesli filmler için:&lt;/strong&gt;&lt;em&gt; “Oyuncuların konuşmasını kim dinlemek ister ki?” &lt;/em&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1943 yılında IBM’in yöneticilerinden Thomas Watson:&lt;/strong&gt; &lt;em&gt;“Dünyada belki beş bilgisayarlık bir pazar olduğunu düşünüyorum.” &lt;/em&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1949′da Popular Mechanics Dergisi:&lt;/strong&gt; &lt;em&gt;“Gelecekte bilgisayarlar 1,5 tondan daha ağır olmayacak…” &lt;/em&gt;&lt;/li&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1977′de Digital Equipment Corporation’un kurucusu Ken Olsen:&lt;/strong&gt; “İnsanların evlerine bir bilgisayar almak istemeleri için hiçbir sebep yok.” &lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-4021630591202215346?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/tmthZb5R8rw" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-04-13T01:18:31.529-07:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SeL1QfRxUoI/AAAAAAAABl8/J1YgdesTE5c/s72-c/untitled.bmp" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2009/04/zaman-aldatir.html</feedburner:origLink></item><item><title>İNSAN ONURU</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/WlJyZzM32CQ/insan-onuru.html</link><category>Etik</category><category>İlliyet HAKİKAT</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Thu, 08 Jan 2009 18:52:53 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-6233466995520853515</guid><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SWa7TPmAStI/AAAAAAAABiQ/-nLsdXrahKk/s1600-h/proje31.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 272px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SWa7TPmAStI/AAAAAAAABiQ/-nLsdXrahKk/s400/proje31.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5289120751671069394" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İnsan Onuru sözlüklerde, izzeti nefis, haysiyet, özsaygı, şeref, erdem, vakar, gurur, saygınlık, kendine saygı duyma ve başkalarını da kendine saygılı kılma olarak açıklanmakta. Felsefe terimi olarak İngilizce (dignity) sözcüğünün Türkçe karşılığıdır. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;"İnsanın değeri" ile "onurunu" İ.Kuçuradi eş anlamlı kullanmakta. Kuçuradi, &lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic; "&gt;"İnsanın değeri derken bundan insanın diğer canlılar arasındaki özel yerini anlıyorum. İnsana bu özel yeri sağlayan, onun özelliklerinin bütünüdür, onu diğer canlılardan ayıran olanaklarıdır. Bu olanaklar, insana özgü etkinlikler ve ürünler olarak görünür. Bu özellikler ise, insanın diğer canlılarla ortaklaşa taşıdığı özelliklere ek özelliklerdir. İşte bu özellikler ya da olanaklar "insanın değerini" ya da "onurunu" oluşturur."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; demektedir. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İ. Kuçuradi Etik'inde, &lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic; "&gt;"kişi açısından onur" kişinin o ana dek kendi imgesine uygun davranmanın, kendi imgesine uygun yaşamanın bilince ve böyle yaşamaktan dolayı kendine layık gördüğü belirli bir muamele beklentisidir. Böylece 'onur' denilen şey, kişinin kendi imgesine uygun düşmesi sonucu kendine biçtiği değer oluyor."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; demektedir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic; "&gt;"İnsan haklarına hayat için değil, fakat onurlu bir hayat için "ihtiyaç" duyulur."  Uluslararası İnsan Hakları sözleşmelerinde belirtildiği gibi, insan hakları, "insan kişisinin özündeki onur "dan kaynaklanır. İnsan hakları ihlalleri bir kimsenin insanlığını inkar ederler; yoksa kişinin ihtiyaçlarını tatmin etmesini her zaman engellemezler. İnsan haklarına bağlık gereklerinden dolayı değil; fakat onurlu bir hayat için, bir insana özgü değerli bir hayat için, bu haklar olmaksızın tat alınamayacak bir hayat için "ihtiyaç" duyulan şeylerden dolayı sahibizdir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Başka sosyal pratikler gibi, insan hakları da insan faaliyetinden kaynaklanır; bunlar insana Tanrı, doğa veya hayatın fiziki gerçekleri tarafından verilmiş değildir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: normal; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic; "&gt;İnsan Hakları Evrensel Bildirisi çoğu ülkede hayatın fiilen nasıl olduğu hakkında bize pek birşey söylemez; fakat onurlu bir hayatın -bir insan için değerli bir hayatın- şartlarını gösterir ve bu gerekleri, bütün sonuçlarıyla birlikte haklar biçiminde açıklar. Zengin ve güçlü ülkelerde bile, bu asgari standartlar çok nadir olarak herkes için karşılanır; ama insan haklarına sahip olmanın bu kadar önemli olması tam da bu noktada kendini gösteriyor ve belki bu önemin nedeni de bu durumdur. İnsan hakları, haklar olarak, insan doğasının temelindeki ahlakı görüşün gerçekleştirilmesi için gerekli olan sosyal değişmeleri gerekli kılmaktadır. Böylece, insan hakları öğretileri insan haklarına sahip olmakla insan olmayı kabaca eşit tutarlar. İnsan hakları(nın konuları) ndan yararlanmayan bir kimsenin kendi ahlaki doğasına yabancılaşmış olduğu hemen hemen kesindir. Bunun için, insan hakları, bir kimsenin bunlardan yararlanmasının reddedilemeyeceği anlamında değil -çünkü bütün baskıcı rejimler kendi yurttaşlarını sürekli olarak bu haklardan yoksun tutmaktadırlar- fakat bu hakların kaybının ahlaki olarak "imkansız" olduğu anlamında vazgeçilmezdir: kişi, bu hakları kaybetmesi halinde, bir insan için değerli bir hayat yaşayamaz. &lt;/span&gt;(Jack Donnelly ; Teoride ve Uygulamada Evrensel İnsan Haklar)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;a href="http://www.ihd.org.tr/index.php?option=com_content&amp;amp;view=article&amp;amp;id=939:insan-onuru&amp;amp;catid=47:makaleler&amp;amp;Itemid=125"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;HÜSNÜ ÖNDÜL&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;İNSAN ONURU &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;adlı makalesi'den alıntılanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SWa7Bi_BMcI/AAAAAAAABiI/jUdY7JXvwsg/s1600-h/prize-0.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 311px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SWa7Bi_BMcI/AAAAAAAABiI/jUdY7JXvwsg/s320/prize-0.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5289120447638614466" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="color: rgb(51, 51, 51);   line-height: 16px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; font-family:Arial;font-size:12px;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-6233466995520853515?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/WlJyZzM32CQ" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-01-08T18:52:53.563-08:00</app:edited><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SWa7TPmAStI/AAAAAAAABiQ/-nLsdXrahKk/s72-c/proje31.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">3</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2009/01/insan-onuru.html</feedburner:origLink></item><item><title>UYDURULMUŞ İMAN!!!!</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/sgJauIT_hd4/uydurulmu-iman.html</link><category>İlliyet İslamiyet</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Thu, 08 Jan 2009 21:10:43 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-4460105507145567885</guid><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SWa_UbC1MLI/AAAAAAAABiY/X3Hkq0qBFqI/s1600-h/9ala2hv9iq6.gif"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 285px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SWa_UbC1MLI/AAAAAAAABiY/X3Hkq0qBFqI/s320/9ala2hv9iq6.gif" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5289125169971146930" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color: rgb(102, 102, 102);  font-size:17px;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color: rgb(102, 102, 102);  font-weight: bold;font-size:48px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color: rgb(102, 102, 102);  font-weight: bold;font-size:48px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color: rgb(102, 102, 102);  font-weight: bold;font-size:48px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color: rgb(102, 102, 102);  font-weight: bold;font-size:48px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color: rgb(102, 102, 102);  font-weight: bold;font-size:48px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color: rgb(102, 102, 102);  font-weight: bold;font-size:48px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color: rgb(102, 102, 102);  font-weight: bold;font-size:48px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color: rgb(102, 102, 102);  font-weight: bold;font-size:48px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color: rgb(102, 102, 102);  font-size:17px;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;1.&lt;/span&gt; Boşanma erkeğin elinde değildir, mahkemededir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;2.&lt;/span&gt; İstemesi hâlinde kadının da boşanma hakkı vardır; mahkemededir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;3. &lt;/span&gt;Kur’ân’da kadını dövme yoktur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;4.&lt;/span&gt;Kur’ân’da zımmîlik (müslümanların idâresinde müslüman olmayanların azınlık olarak yaşamaları durumu) yoktur; cizye, savaş tazmînâtıdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;5.&lt;/span&gt; Kur’ân’da mi’raç olayı yoktur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  ;font-family:Times;font-size:13px;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;6.&lt;/span&gt; Kur’ân’da kadere îman yoktur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;7.&lt;/span&gt; Kur’ân’da erkek, kadından daha erdemli değildir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;8.&lt;/span&gt; Kur’ân’da şefâ’at yoktur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;9&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;.&lt;/span&gt; Kur’ân’da kadınların çalıştıkları kendilerinindir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;10.&lt;/span&gt;Kur’ân’da boşanmanın tek nedeni geçimsizliktir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;11.&lt;/span&gt;Müslüman bir kadın, müslüman olmayan bir erkekle evlenebilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;12.&lt;/span&gt;Kur’ân’da idâre sistemi, ‘danışma’ (şûrâ)dır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;13.&lt;/span&gt;Kadınlar hayızlı iken n&lt;span class="Apple-style-span"  style=" ;font-family:'Times New Roman';"&gt;&lt;span style="  ;font-family:Times;font-size:100%;"&gt;&lt;span style="  ;font-family:Times;font-size:13px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="white-space: nowrap; "&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="goohl1" style="color: black; background-color: rgb(160, 255, 255); "&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;amaz kılar, oruç tutabilirler.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SWbbzhCLUpI/AAAAAAAABjI/T_OD81LRcaY/s1600-h/8513682_Adam_i_Eva2.jpg"&gt;&lt;img style="text-align: justify;float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; cursor: pointer; width: 155px; height: 200px; " src="http://2.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SWbbzhCLUpI/AAAAAAAABjI/T_OD81LRcaY/s200/8513682_Adam_i_Eva2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5289156490480538258" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;14.&lt;/span&gt;Hür ve cariye kadınların kıyafetleri Kur’ân’da aynıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;15.&lt;/span&gt;Farz namazların kazası yok, tövbeleri vardır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;16.&lt;/span&gt;Abdestsiz, gusülsüz, hayızlı olarak Kur’an tutulur ve okunur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;17.&lt;/span&gt;Naylon çorap üzerine meshedilir(abdestli giymek şartıyla).&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;18.&lt;/span&gt;Farz namazlardan önce ve sonra kılınan sünnet namazlar nafile namazdır, onları farzlardan önce ve sonra kılmaya gerek olmayıp insanın hiçbir işi olmadığı,boş zamanlarını değerlendirmek için nafile olarak kılınmaları en doğrusudur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;19.&lt;/span&gt;Sıkıntılı, dar zamanlarda, öğle ile ikindiyi,  akşam ile yatsı namazlarını öncelikli ve sonralıklı olarak birlikte bir arada kılmak doğru olur. Öncelikli demek, ikindiyi öğle ve yatsıyı akşam vaktinde sırasına göre kılmak demektir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" ;font-family:'Times New Roman';"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;20&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;Cünüp iken su yıkanamayacak derecede soğuk ise veya yıkanıp hemen soğuğa çıkma zorunluluğu varsa, yalnız abdest alınır, namaz kılınır, normal zaman gelene dek bu durum, bu şekilde devam eder. abdest almak için gereken su varken teyemmüm edilmez.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:'Times New Roman';"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" ;font-family:'Times New Roman';"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" ;font-size:13px;"&gt;**Her ne kadar kitaplarımda bu maddeler açıklanmışsa da Diyânet İşleri Başkanlığının 2001yılı takviminin 3 Aralık tarihli yaprağının arka sayfasında “Kadına hayızlı halindenamaz kılmak, oruç tutmak, Kur’ân okumak, Kur’ân’a el sürmek, mescitleregitmek, tavaf etmek haramdır” denmektedir. Diyanetin yayınları gerçek ilim adamlarıtarafından kontrol edilmediği için, burada hayızlı kadına haram saydıkları hususlar, yalannakle dayanan yanlışlardır. Açıklaması için bak: Hüseyin ATAY, Kur’ân’a GöreAraştırmalar, I-III, s. 36Page 25Kelam Araştırmaları 4:1&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style=" ;font-family:'Times New Roman';font-size:13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" ;font-family:'Times New Roman';"&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;21. Kadınların baş açık Kur’ân okumaları, namaz kılmaları câizdir. Başıörtmek, namazla ilgili değildir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;22. Teyemmüm su hiç kullanılmadığı zaman alınır. Hem gusül, hem de abdest yerine geçer. Su da toprak da yoksa, abdestsiz ve teyemmümsüz namaz kılınır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SWbV0rQenxI/AAAAAAAABjA/HtgGZjADWM4/s1600-h/babb35a6ffc3dcdda84dbb5rt6.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 214px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SWbV0rQenxI/AAAAAAAABjA/HtgGZjADWM4/s320/babb35a6ffc3dcdda84dbb5rt6.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5289149913334980370" /&gt;&lt;/a&gt;. Güneşin doğuşuna kadar sabah namazı kılınabileceği gibi, güneşin doğuşuna 15 dakika kalana kadar sahur yenilebilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;24. Trenlerde, dağ başlarında, içilmeye insanın gönlü çekmeyen ama temiz olan sularla, ağza, burna su vermeden abdest alınabilir. Kur’ân’da ağız burun söylenmiyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;25. Boşanmada iki şâhit şarttır; nikâhta olduğu gibi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;26. Kadın güvende olduğu sürece, yalnız başına seyahat etmesi caizdir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;27. Hayızlı kadın hac tavafı yapabilir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;28. Hz. Îsâ ölmüştür; son zamanlarda gelmeyecektir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;29. İslâm’da Mehdî inancı yoktur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;30. İslâm inancında Deccâl yoktur. Ama her ulusu kötü duruma düşüren, fâsık, fâcir, deccâller zaman zaman çıkabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;31. Kadınlar, eğe kemiğinden yaratılmamıştır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;32.Kur’ân’da eşcinselliğin hükmü bulunmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;33. Gusülde ağza, buruna su vermek gerekmez.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;34. Kur’an’da nesih yoktur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;35. Teheccüd namazı yok, yerine Kur’ân okumak vardır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;36. Oruçta kefâret yoktur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;37. Kur’ân’da ‘İslâm’ ve ‘îmân’ ayrıdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;38. Namazlarda sehiv secdesi yoktur. Namaz fâsit ise iâde edilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;39.Tövbe, kefâretten daha büyük cezâdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;40. İslâm’ın din bilgisi kaynağı akıl ve Kur’ân’dır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;41. Sakal bırakmak, namaz sünneti gibi dini sünnet (peygamberin sünneti) olmayıp tabiî sünnettir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;42. Hz. Peygamber sekiz rek’atten fazla terâvih namazı kılmamıştır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;43. İslâm’ın şartı beş değil, Kur’ân’ın bütün amelî emirleri İslâm’ın şartıdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;44. Kur’ân’da hırsızın elini kesmek, hırsızlığı önlemek anlamındadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;45. Kur’ân’a gidip fıkhın, tasavvufun, kelâmın hüküm ve kurallarını gözden geçirip değiştirmenin temel kuralı şudur: Günümüzün şartlarına göre âyetleri insanın, toplumun yararına göre yorumlamaktır. Kur’an’ın amacı insanın yararıdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;46. Kur’ân’ın âyetlerini yeniden hukûkî, siyâsî, dînî, idârî ahlâkî vb. olarak yeniden sınıflandırmak doğru olur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Prof.Dr. Hüyesin ATAY&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Alıntılar/&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  ;font-family:'Times New Roman';font-size:13px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Kur’ân’a Göre Araştırmalar, adlı kitabından &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-4460105507145567885?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/sgJauIT_hd4" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-01-08T21:10:43.649-08:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SWa_UbC1MLI/AAAAAAAABiY/X3Hkq0qBFqI/s72-c/9ala2hv9iq6.gif" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2009/01/uydurulmu-iman.html</feedburner:origLink></item><item><title>İnsanlar evrimleşecek!!! peki neye göre?? Nasıl??</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/-9lM29bkP2I/insanlar-evrimleecek-peki-neye-gre-nasl.html</link><category>İlliyet Sağlık</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Tue, 06 Jan 2009 06:48:38 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-5756350309273007644</guid><description>&lt;p&gt;Tartışmaların odağını, &lt;strong&gt;&lt;em&gt;"insan evrimleşecek...", "Hayır, evrimleşmeyecek..." &lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;gibi iki karşıt görüş oluşturuyor. Bunlara, bir de &lt;em&gt;&lt;strong&gt;"Neye doğru evrimleşecek?"&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; sorusu ekleniyor. Yarının insanı, tüm dünyada paleontologlar ve genetikçiler arasında pek çok soruya ve ateşli tartışmalara konu oluyor. 200.000 ya da 1.000.000 yıl sonra "Homosapiens"in neye benzeyeceği şimdiden kestirilemiyor. Ama bu bekleyiş sırasında daha çok mürekkep harcanacağı da bir gerçek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Evrimciler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İklim, doğal afetler ya da hastalıklar gibi evrimin temel etmenleri, şimdiye kadar doğal ayıklanmanın ve evrimsel baskının kaynağını oluşturuyordu. Ve biz de bunlara bağlı olarak değişiyorduk. Ama kaloriferden modern tıbba kadar uzanan bir yelpaze sayesinde insan, binlerce yılda biçimlendirdiği çevreden kendisini korumayı artık biliyor. O nedenle, herhangi bir buzul çağı ya da yağmurlu bir dönem, son derece iyi donanmış "Ho­mosapiens"  için bir sorun yaratmayacak.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SWNvATI1wmI/AAAAAAAABh4/7LvY16bcUQs/s1600-h/!cidgel00.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 257px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SWNvATI1wmI/AAAAAAAABh4/7LvY16bcUQs/s320/!cidgel00.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5288192438391128674" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Evrime uğramayacağımızı savunanlar&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Genetikçi Albert Jacquard gibi bazı uzmanlar, insan türünün artık evrime uğramayacağını savunuyorlar. Çünkü gelecekte sayımız çok artacak ve bu da, tür genelinde yeni bir genetik özellik getirmeyecek. Gezegenin bazı bölgelerindeki insanlar belki küçük mutasyonlar geçirecekler, ama tür, kendi bütünlüğü içinde büyük değişiklikler göstermeyecek... Paris İnsan Müzesi direktörü Andre Langaney ise, "Dünya'nın tarihinde, yaşam biçimlerini derinden değiştiren kazaların görüldüğünü hatırlamak gerek" diyor, "Her zaman, bir meteoritin ya da yanardağ patlamalarının, bir başkasını kurmak üzere ekolojik dengeyi yıkması mümkündür..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kuşaktan kuşağa ortalama 2 cm. uzuyoruz&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Gerçekten de insan, biyolojik tarihi boyunca bu türden birçok olay atlatmış bulunuyor. Varlığını hala koruduğuna göre de, kaçınılmaz olarak derin değişikliklere uğradığı düşünülüyor. Evrimin durduğunu savunan A. Jacquard’in tersine, bazı biyologlar insandaki evrimin sürdüğüne inanıyorlar. Bunu da, ortamın derece derece ortaya koyduğu değişimlerle tıptaki ilerlemelere mal ediyorlar. Sözgelimi, boyumuzu ele alalım... Kuşaktan kuşağa ortalama 2 cm. uzuyoruz. Ama bunun nedeni, genetik mutasyona değil, daha zengin bir beslenmeye ve yaşam biçimimizdeki iyileşmeye bağlanıyor. Belki de, beyin tabanında bulunan bir iç salgı bezi, hipofiz tarafından sentezlenen büyüme hormonu, kent insanında kırsal kesimdekinden daha fazla üretiliyor. Yapay Işıklar, kentteki görüntüler ve gürültüler, bu bezin da­ha sık uyarılmasına yol açıyor.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SWNvAQ7W0hI/AAAAAAAABhw/8uNJ2VBtoPY/s1600-h/!GELECEK%40win2000.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 191px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SWNvAQ7W0hI/AAAAAAAABhw/8uNJ2VBtoPY/s320/!GELECEK%40win2000.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5288192437797704210" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Boy, yaş uzuyor, büyüme hızlanıyor…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Japonya'da yapılan araştırmalar, iki kuşakta kentlilerin 20 cm. köylülerin ise sadece 4 cm. uzadıklarını gösteriyor. Boydaki uzama henüz genlere yazılmış değil, ama ge­lecekte ne olacağı bilinmiyor. Yarının insanında, büyümenin çok yavaş gerçekleşebileceği de varsayımlar arasında yer alıyor. Sözgelimi, köprücük kemiğinin doku gelişimi Neanderthal insanda 18 yıl sürmesine karşın, bugün 25 yıl alı­yor. Ortalama yaşam süresinin ise, tıptaki ilerlemelerle 120 yaş civarına çıkabileceği düşünülüyor.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Erken ergenlik, geç ve zor doğum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca organlar, yerlerini doldurma çaresi bulunmazsa, doğru işleyebilmek uğruna aşırı derecede yıpranacaklar... Sözgelimi, kadın gittikçe daha erken yaşta, 9-10 yaşında ergenliğe ulaşabilecek. Ama toplumsal konumu nedeniyle daha geç yaşlarda çocuk doğuracak. Montpellier Evrim Bilimleri Enstitüsü'nün kurucusu Louis Thaler, "Zaten gittikçe daralan leğen kemiği ya da kasılan çene kemiği, değişimlerden daha çok etkilenecek" diye dikkatleri çekiyor. Söz konusu gelişmeler, yeni bir ortama uyumun göstergeleri değil; tıp yüzünden artık işlemez hale gelen doğal ayıklanmadaki gevşemenin yol açtığı olgular şeklinde değerlendiriliyor. Bu bağlamda, bebeklerin evrim sonucunda daha iri bir kafatasına sahip olma eğilimlerine paralel şekilde dar kalçalı kadın sayısında da büyük bir artış gözlemleniyor. Darlığı "kışkırtan" etmen ise, doğumların sezaryen yöntemiyle yaptırılması...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Doğum ve dişlerin neden olduğu ölümler azaldı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de, önceleri çoğu kadın daha ilk doğum sırasında ölüyordu ve bebekleri de her zaman hayatta kalamıyordu. Bu bakımdan, geçmişteki annelerin, "dar leğen kemiği" tipini kızlarına aktarma konusunda pek az şansları vardı. Tıp, benzer şekilde altçene kemiğinin kısalmasında da katkıda bulundu. Atalarımızda, kısa bir çene kemiği, "20 yaş dişi"de denilen "akıl dişi" iltihaplanmaları yüzünden ölme anlamına geliyordu. Günümüzde ise, diş hekimi çürükleri tedavi ediyor ve bu kalıtsal özelliğin sonraki kuşaklara aktarımını kolaylaştırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Miyopluk&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;L. Thaler "Bu, aynı miyopluktaki ilkeye benziyor" diye ekliyor, "Miyopluğun arttığı ve artacağı biliniyor. Söz konusu olgu, modern insanın artık daha iyi görmeye ihtiyaci kalmadığını göstermiyor. Cağımızda, bir miyop artık 'yaşıyor, döllüyor ve doğuruyor.' Oysa, tarih öncesi dönemlerde miyop bir avcı, ölü bir insandı..." Ancak gelecekte, miyopluk, mukovisidoz gibi sorunlara "elveda" diyeceğiz...&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Genetik hastalıklar iki nedenle ortadan kalkacak;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Birincisi, bu genleri taşıyan embriyonları belirlemek ve yok etmek amacıyla testler yapılacak. İkincisi ise, böyle bir gen taşıyan insanlar gen tedavisi görebilecekler. Anormal genler biyolojik makaslarla ortadan kaldırılacak ve yerleri sağlamlarıyla doldurulacak. Öyleyse, insan kendi evriminin "efendi"si olacak ve ge­netik yönden "doğru", yeni bir "Homo sapiens" geliştirilebilecek. &lt;br /&gt;Kanser uzmanı Claude Jasmin, "Günümüzde bu tedavilerin geniş ölçekte uygulanabileceğini düşünmek biraz hayal..." diyerek konuya daha ılımlı bir açıdan yaklaşıyor. "Ayrıca, amaçlananın sadece bu olduğunu düşünüyorum. Tersi, yani ideal bir insan yaratma girişimi çok aşırıya kaçar. Yoksa tarihimizin, öjenizm (üstün ırk) teorisinin övgüye boğulduğu karanlık günlerine geri döneriz..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bir gün dünyayı terk etmek zorunda kalacağız&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İnsanın, bir gün evrimini denetim altına almak için teknikler geliştirmeyeceğini şimdiden kim bilebilir? Bilimsel makale yazarı Robert Clarke, buna "Ve insanlığın her büyük keşfinde görüldüğü gibi, söz konusu tekniklerin de yarar sağlayacağına kesin gözüyle bakabiliriz" diye açıklık getiriyor, "Ayrıca seçme şansı da bulamayabiliriz. Sonunda Dünyanın yok olacağı biliniyor. İnsanlara, iklim değişikliklerine, ardından da başka bir gezegene uyum sağlama çaresi bulmak gerekecek. Bu durumda çok büyük genetik değişimler işin içine girecek" diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlü Amerikalı paleontolog Dougal Dixon, Dünya’yı bir uzay gemisiyle terk etmek zorunda kalan ve çölleşmiş bir gezegende yaşayan insanın, genetik müdahaleler ve klasik evrim süreçlerinden hareket ederek 2, 3, hatta 5 milyon yıl sonrasında neye benzeyeceğini tasarlamış... Çöl insanı, meduza insan ya da teknolojik insan... Herkes, çok uzak torununu şimdiden hayal etmekte özgür!&lt;/p&gt;&lt;p align="right"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kaynak :Focus - Şubat 1997 sayısında "Dil:Esperanto Başaramadı" başlığı ile yayınlanan yazıdan derlenmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="right"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Hazırlayanlar : merakediyorum googlegrubu, Okan URAL, Fatih DEMİRKAN, Kere&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="right"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-5756350309273007644?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/-9lM29bkP2I" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-01-06T06:48:38.748-08:00</app:edited><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SWNvATI1wmI/AAAAAAAABh4/7LvY16bcUQs/s72-c/!cidgel00.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2009/01/insanlar-evrimleecek-peki-neye-gre-nasl.html</feedburner:origLink></item><item><title>“AKP, bedava kömür dağıtımını devletleştirdi”</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/_VbZwgA3Un0/akp-bedava-kmr-datmn-devletletirdi.html</link><category>İlliyet Memleket</category><category>İlliyet Hükümet</category><category>İlliyet Gündem</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Tue, 06 Jan 2009 06:20:44 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-3118438640912855034</guid><description>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;AKP iktidarının, oy uğruna alışkanlık haline getirdiği &lt;strong&gt;‘beleş kömür’&lt;/strong&gt;, Batı medyasına malzeme oldu. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Le Monde, &lt;strong&gt;“AKP, bedava kömür dağıtımını devletleştirdi&lt;/strong&gt;” diye yazdı&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SWNoU_YSDrI/AAAAAAAABhg/HDfmSE0607U/s1600-h/050820080952230764877AKPKÖMÜR.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 169px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SWNoU_YSDrI/AAAAAAAABhg/HDfmSE0607U/s320/050820080952230764877AKPKÖMÜR.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5288185097283047090" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’deki bedava kömür dağıtımı, Batı basınına da yansıdı. Fransa’nın önde gelen gazetelerinden Le Monde, AKP hükümeti tarafından bedava dağıtılan kömürün kirlilik oranının kaygı verici düzeylere çıkarttığını belirterek, “Bacalardan çıkan kalın duman ve yanan kömürün tipik kokusu, Türk kentlerinin sokaklarında yüzüyor. Yoğun kar yağışları nedeniyle felce uğrayan Türkiye kara bir tabaka ile kaplı” diye yazdı. Le Monde, Türkiye muhabiri Guillaume Perrier imzalı haberinde,  hava kirliliği artışına evlerde yoğun bir biçimde kömürün kullanılmasına bağlandığını kaydetti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Doğal gaz tüketimi düştü&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kayseri ve Edirne’yi örnek olarak veren gazete, Ankara’da da Çevre ve Orman Bakanlığı’nca yapılan ölçümlerin kentin bazı semtlerindeki kirliliğin, Dünya Sağlık Teşkilatı’nca kabul edilebilir olarak belirlenen düzeylerden 10-15 kat yüksek olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de kömürün kullanımının yaygın olduğunu, Karadeniz’de linyit madenlerinin bulunduğunu kaydeden gazete, bu yıl gaz kullanıcılarının sayısının önemli ölçüde gerilediğini, bunun en başlıca nedeninin de, gazın yüksek fiyatı olduğunu belirtti. Gazete şunları yazdı: &lt;strong&gt;“Gaz fiyatları, 2008 yılında beş defa artırılarak evler için yüzde 72 zamlandı.” &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;’Bedava zehir’ başlığı attı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Le Monde, tonlarca kötü kaliteli kömürü Türk kentlerinde dağıtmakla suçlanan hükümetin popülist politikasının eleştirildiğini bildirirken, basında kullanılan bedava zehir manşetlerine de dikkat çekti. Gazete şöyle devam etti: &lt;strong&gt;“1990 yıllarında İslamcı örgütlerce yürütülen, mütevazi evlere bedava kömür dağıtımı, 2003 yılında AKP tarafından devletleştirildi.”&lt;/strong&gt; Fransız gazetesi, haberinde soba dağıtımına da değindi.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SWNoVDefF8I/AAAAAAAABho/Orn0ia2Zabs/s1600-h/274026KİRLİLİK.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SWNoVDefF8I/AAAAAAAABho/Orn0ia2Zabs/s320/274026KİRLİLİK.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5288185098382809026" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Vatandaşlar zehir soluyor&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kalitesiz kömür tüketiminin artması, büyük kentlerde hava kirliliği sorununu tekrar gündeme getirdi. Yaklaşan yerel seçimler öncesi AKP’nin hızlanan kömür dağıtımları nedeniyle 7’den 70’e herkes adeta zehir soluyor. Nefes almakta zorlanan  vatandaşlar, bu durumdan hükümeti sorumlu tutuyor. Kirliliğin kronik hale dönüştüğünü söyleyen vatandaşlar, &lt;strong&gt;“Kömür kokusundan sokağa çıkamaz olduk. Adeta genzimiz yanıyor”&lt;/strong&gt; dedi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a href="http://www.turizmdebusabah.com/haber_detay~f~le_monde__türkiye__039_deki_hava_kirliği_kaygı_verici~haberNo~43572.htm"&gt;TURİZMDEBUSABAH&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-3118438640912855034?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/_VbZwgA3Un0" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-01-06T06:20:44.151-08:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SWNoU_YSDrI/AAAAAAAABhg/HDfmSE0607U/s72-c/050820080952230764877AKPKÖMÜR.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2009/01/akp-bedava-kmr-datmn-devletletirdi.html</feedburner:origLink></item><item><title>Duygusal Emek: kadın emeğinde metalaşmanın yeni yüzü</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/v9vYy_xOL58/duygusal-emek-kadn-emeinde-metalamann.html</link><category>İlliyet Cinsiyet</category><category>İlliyet HAKİKAT</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Sun, 04 Jan 2009 19:33:44 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-4282572374192717208</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Feminist iktisatçıların literatüre en önemli katkıları toplumsal yeniden üretim kategorisiyle, ortodoks ekonomi anlayışına karşı çıkmaları olarak ifade edilebilir; piyasa üzerinden, metalaşmış, parasallaşmış bir değiş tokuşun dışında, ev işleri, çocuk bakımı, yaşlı bakımı gibi farklı faaliyetleri kapsayan yeniden üretimin daha geniş kapsamlı ele alınması çok önemlidir:&lt;br /&gt;Yeniden üretim üç başlık altında irdelenir:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul style="text-align: justify;"&gt;&lt;li&gt;işgücünün yeniden üretimi,&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;mevcut yaşamın sürdürülmesi için harcanan emek anlamında toplumsal yeniden üretim&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;bir sonraki kuşağın yetiştirilmesi için harcanan emek olarak insanların yeniden üretimi;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;hepsi görünmeyen kadın emeğidir. Böylece üretim/yeniden üretim ikiliğini aşacak ve tarihselliği içinde patriyarka ile kapitalizmi kullanım değerini de kapsayacak şekilde buluşturacak bir analiz mümkündür artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="position: absolute; top: 575px; left: 85px; text-align: justify;"&gt;&lt;nobr&gt;&lt;/nobr&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Eviçi üretim ve bakım emeğini pratikte birbirinden ayırmak gittikçe güçleşmektedir,&lt;br /&gt;örneğin yaşlı/hasta bakımı aynı zamanda eviçi üretim/alışveriş gibi işleri de kapsamaktadır; ancak bakım emeğinin kendine has bir özelliği olduğunu teslim etmek gerekir:&lt;br /&gt;bakım emeği duygusal bağları içerir; sevdiğimiz, değer verdiğimiz için eşimize, kocamıza, çocuğumuza, hasta annemize bakarız. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bu öznellik ve emeğin kişiye bağlı olma hali, yani bakım emeğinin bakım faaliyetini yürütenden ayrılamaması ve hizmet sunulanla kurulan duygusal bağ, bakım emeğini diğer piyasalaşmış emek çeşitlerinden ayırır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu öznellik hane halkı ekonomisinde günlük pratiklerle sürekli üretilir: bu öznellik veri iken, duygusal emeğin özneleri olarak ne kadın, ne koca, ne de çocuk, bu üretim esnasında “şeyleşmez”ler...&lt;br /&gt;Bu öznellik, duygusal emek aşk/sevgi emeği olarak algılandığında tüm ev işlerini de kapsar, ama daha çok ve kısmen koca/eş bakımı(cinsel ilişki dahil) ve annelik söz konusu olduğunda biricik/tek özel kişi bu hizmetleri vermektedir, ve bir 3. kişi, ikame olarak bu hizmetleri göremez; ikame edilse bile kocaya/çocuğa eş/anne tarafından sunulan hizmetin yerini tutamaz(Razavi:2007)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="position: absolute; top: 865px; left: 85px;"&gt;&lt;nobr&gt;&lt;/nobr&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bakım emeğinin duygusal emek içerdiği için piyasalaşmış emeklerden farklılaşması, 3.kişi kriterini sorunlu hale getirir, çünkü ev işleri piyasadan ikame edilebilir ve bu anlamda bir piyasa değeri karşılığı bulunarak ölçülebilir; a&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ncak duygusal emeğin ölçülmesi mümkün değildir;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;bu nedenle görünmez kalmaya devam eder.&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Duygusal emek ölçülemez çünkü ürün üreticisinden ayrılamaz, dolayısıyla bu basit bir ölçme sorunu ve piyasada karşılığı olan bir değer bulma sorunu değil, kavramsal bir sorun olarak görünmektedir. Sorun büyük ölçüde maddi üretim tanımının kadının yaptığı işe uymamasıdır. Dolayısıyla duygusal emek mevcut ortodoks ekonomi kavramını sorguladığı için önemlidir.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div style="position: absolute; top: 1051px; left: 85px;"&gt;&lt;nobr&gt;&lt;/nobr&gt;&lt;/div&gt;          Duygusal emek, kuşkusuz sadece özel alanla/hanehalkıyla sınırlı değil. Herkesin bildiği gibi, global trendler artık ücretli bakım emeğini gittikçe yaygın hale getirmektedir; hizmet sektörü daha hızla gelişmekte ve hem kamuda hem özel sektörde çalışan kadın sayısı gittikçe artmaktadır.&lt;br /&gt;         Hizmet sektörünün “feminizasyonu” ya da daha doğru bir terimle “informalleşmesi” diye anılan bu süreçte, kadın işi/erkek işi ayrımı, yatay ve dikey segregasyon gittikçe katılaşmaktadır: yatay segregasyonla cam duvarlar örülmekte, kadın işi kadın işi olarak kalmaya devam etmektedir: hemşire, öğretmen, diyetisyen, sekreter, satış elemanı, sosyal hizmetli, kamu hizmeti sunanların çok büyük çoğunluğu hala kadındır; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yani “ilişkisel/müşteriyle yüz yüze” işler daha çok kadınlar tarafından yürütülmekte,&lt;/span&gt; öte yandan mühendislik, montaj hattı üretimi, bilim/teknoloji ile ilgili işler de erkek işleri olarak kalmaya devam etmektedir. Dikey segregasyon olarak da cam duvarlar henüz çatlamamıştır bile; orta/üst düzey yöneticilerin çoğunluğu hala erkektir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times;font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:16;"  &gt;&lt;div style="position: absolute; top: 1299px; left: 85px;"&gt;&lt;nobr&gt;&lt;/nobr&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;         Üstelik kadın/erkek işleri arasında ücret farklılığı çok belirgin ve inatçıdır: neden kadın işi erkek işinden farklıdır? Ya da eşit/karşılaştırılabilir işi yapan kadın, erkek meslektaşından neden daha düşük ücret alır? Örneğin ABD de profesyonel çalışanların ¾ ü kadındır; ve hizmet işlerinin %90ını kadınlar yürütür ama fabrikada mavi yakalı olarak çalışanlarla( %90’ ı erkektir) “karşılaştırılabilir” bir iş becerisi ve donanımına sahip olmalarına rağmen çok daha düşük ücret alırlar.&lt;br /&gt;&lt;div style="position: absolute; top: 1607px; left: 85px;"&gt;&lt;nobr&gt;&lt;/nobr&gt;&lt;/div&gt;       Bunun nedenleri üzerinde tartışırken duygusal emek kategorisi yardımcı olabilir; mesleki/ücret segregasyonunun temel nedeni olarak feministler “iş/meslek”lerin de toplumsal ve tarihsel olarak cinsiyetlendirildiğini ve bu cinsiyetlendirmenin günlük pratikle yeniden üretildiğini vurgularlar: bu noktada kadının doğal kimliği/sorumluluğu olarak kabul edilen eş/anne ya da bakım/eviçi üretim faaliyetlerinin işyerindeki uzantısı olarak ortaya çıkan süreklilikten bahsederler: piyasadaki metalaşmış emek sadece ürün/hizmet üretmez aynı zamanda cinsiyetlendirilmiş öznellik de üretir: bu öznellik ve şekillendirme/içselleştirme aslında tüm işlerde mevcuttur; dolayısıyla sadece maddi/parasal üretimi temel alan ortodoks ekonomi tanımına dahil değildir. Sermaye için özellikle niteliksiz emek/el emeği kolaylıkla ikame edilebilir; bir el, bir baş koparsa onun yerine geçecek sayısız el/baş vardır; nitelikli emek için belki bu ikame biraz daha sınırlıdır. O yüzden, emek yanlısı bir bakış açısıyla, yabancılaşmayı öznelleşmiş/cinsiyetlendirilmiş üretim faaliyetinde yeniden kurgulayabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;div style="position: absolute; top: 1876px; left: 85px;"&gt;&lt;nobr&gt;&lt;/nobr&gt;&lt;/div&gt;           Duygusal emek kategorisini kamusal alanda irdelemek anlamlı olabilir; bu kavram ilk defa Hochschild tarafından 1983 yılındaki makalesinde ortaya atılmış ve havayollarında çalışan hostes/kabin amirlerine bakılmış... şöyle tanımlamış duygusal emeği Hochschild: “herkes tarafından gözlemlenebilen mimiksel ve bedensel gösterimler yaratabilmek için hislerin yönetilmesi” (Hochscild:1983)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="position: absolute; top: 2000px; left: 85px;"&gt;&lt;nobr&gt;&lt;/nobr&gt;&lt;/div&gt;            Duyguların işyerinde “doğru” yönetilmesi gerekir kuşkusuz, ve bu duygu yönetiminin de işin gerektirdiği, sermayenin, firmanın hedefleriyle uyumlu ve müşteri odaklı olacağı ve bu nedenle çalışana stres, depresyon vb. maliyetlerle geri döneceği çok açık. Horchschild’e göre bu maliyet duyguların metalaşması/ticarileşmesinin dolaysız bir sonucu. Günümüzde “firmaların müşterilere sattıkları paketin bir parçasıdır artık duygusal emek”, dolayısıyla çalışanlar firmalara “gülümsemelerini” satarlar. İnsan duygularının hem cinsiyetçi, hem sınıfsal açıdan işyerlerinde kalıplaşması söz konusu ve duygusal emek kadını/erkeği, farklı sınıfları çok değişik ve karmaşık yollarla etkilemekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times;font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:16;"  &gt;&lt;div style="position: absolute; top: 3429px; left: 85px;"&gt;&lt;nobr&gt;&lt;/nobr&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;          &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Peki ne oldu da çok değil 10-15 yıl öncesinin rasyonel/teknolojiye/bilgiye güvenen /yenilikçi/erkek işyerleri birden duygusallaştı ve emekçilerin duyguların önemini, işyeri performansı/verimlik ve müşteri memnuniyeti açısından baş tacı ediverdi? İşgücü piyasalarının globalleşmesi sürecinde etkili olan pek çok faktörü hemen sıralayabiliriz ama organizasyon teorisyenlerinin bu noktadaki katkıları gerçekten inanılmaz: çünkü sonuçta feministlerin karşı çıktığı ikiliklerden biri olan duygusal/rasyonel ikiliğine mi karşı çıkıyorlar acaba? duygusal emek/zeka ne oldu da bu ikiliği ortadan kaldırdı?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="position: absolute; top: 3594px; left: 85px;"&gt;&lt;nobr&gt;&lt;/nobr&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="position: absolute; top: 4112px; left: 85px;"&gt;&lt;nobr&gt;&lt;/nobr&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="position: absolute; top: 4215px; left: 85px;"&gt;&lt;nobr&gt;&lt;/nobr&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="position: absolute; top: 4464px; left: 85px;"&gt;&lt;nobr&gt;&lt;/nobr&gt;&lt;/div&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;“Duygulara, örgütsel hedeflere ulaşmak konusunda görev verildiğinde, yani sınırlı rasyonelliğin duygulara yönelik yaklaşımlarından ikincisi seçildiğinde, bilişlerin hislerden ve hislerin ise fiziksel gösterimlerden ayrılmasıyla, akıl-vücut ikiliği pekiştirildiğinde, duygularla sınırlı rasyonellik arasında bir bağ oluşur. Duygusal emek kapsamında hisler, örgütsel hedef ve fonksiyonlara hizmet ederler. Bu durumda duygular, hedeflere ulaşmak için açık gösterimler haline gelir, fakat diğer taraftan da bireyi kendine yabancılaştırmaya neden olur(Mumby&amp;amp;Putnam, 1992’den aktaran Seçer, 2007)&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Eyvah, emekçi yabancılaşıyor yaptığı işe, o zaman ne yapmalı? “sınırlı duygusallık” yeni örgüt yaklaşımı olmalı: karşılıklı etkileşim/empati içinde bireysel tecrübeyle örgüt tecrübesini birleştirmek öneriliyor; sınırlı duygusallıkta önemli olan duyguları sağlıklı iletişim uğruna sınırlamak ve bu sınırlama kuşkusuz müşteri ilişkilerini de kapsıyor. Yani duygusal emeği, biraz daha gönüllü hale getirme çabasının sistemleştirilmesi, böylece “sinirleri alınmış” bir şekilde çok uzun saatler çalışan, her türlü kaprise gülümseyerek kibar davranmak zorunda olan emekçinin yabancılaşmayı yaşamayacağı varsayılıyor.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Duygusal emek, kadın işlerinin niteliğine ışık tutan bir ayna; zira bakım/hizmet işlerinde çalışan erkekler de düşük ücret alıyor ancak bu ücret aynı işte çalışan kadınlardan daha fazla çünkü ahenk, bakım, anlayış, dayanışma, yani anne gibi davranışlar çağrıştıran işler düşük ücretli oluyor; çünkü bu tip özellikler kadınların doğal özelliği kabul ediliyor ve itibarı ne talep ediyor ne de hak ediyor.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ayrıca, mühendislik, hukuk, enformasyon teknolojileri gibi “erkek” egemen alanlarda ve mesleklerde yapılan araştırmalar başka bir çarpıcı sonucu daha gösteriyor: işyerleri artık daha cinsiyet- körü olarak yapılandırılıyor: işin gerekleri, spesifikasyonları, işin değerlenme kriterleri, ideal çalışan tipolojisi artık hep “kadınsı” özellikler olarak tanımlanan duygusal zeka/anlayış/dayanışma vb. özellikler olarak kurgulanıyor ve yapılandırılıyor: eskisinden farklı olarak sadece rekabet/güç/iktidar/bilgi/rasyonellik değil; ancak örneğin enformasyon teknolojileri üreten bir firmada(Kelan; 2008), gittikçe daha çok çalışan duygusal ve sosyal yeterliliği enformasyon teknolojileri işinde hayati olarak görüyor; üstelik ekip çalışması olan software (bilgisayar programcılığı/erkek egemen) alanında bile; ancak erkekler bu özellikleri ideal çalışanın sahip olması gereken ve cinsiyetsiz/cinsiyet körü bir özellik olarak algılar ve yapılandırırken; aynı özellikler kadınlar için daha kolay ve daha doğal bir özellik olarak yorumlanmaktadır.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Amerika’da avukatlar ve stajyerleri arasındaki ilişkide de benzer bir durum saptanmış; duygusal emek iş tanımında belirlenen formel bir kriter değil, ancak kadın stajyerlerin yanında çalıştığı üstatı avukata bakım/şevkat göstermesi ve bazı kişisel işleri halletmesi bekleniyor, yani bir anne gibi davranması isteniyor: erkek stajyerden böyle bir beklenti yok, onlar daha özgür(Guy&amp;amp;Newman, 2004)&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div style="position: absolute; top: 4588px; left: 85px;"&gt;&lt;nobr&gt;&lt;/nobr&gt;&lt;/div&gt;Dolayısıyla toplumsal cinsiyetçi roller, beklentiler ve duygusal emek, kadın/erkek işi katmanlaşmasını ve ücret farkını yaratıyor diyebiliriz. &lt;br /&gt;Bakım işi erkek için istisna iken; kadın için ZORUNLU!!!&lt;br /&gt;BU EVDE DE; İŞYERİNDE DE..., BÖYLE.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;NURCAN ÖZKAPLAN&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="position: absolute; top: 3718px; left: 85px;"&gt;&lt;nobr&gt;&lt;/nobr&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family:Times;font-size:100%;"&gt;&lt;span style=";font-family:Times;font-size:16;"  &gt;&lt;div style="position: absolute; top: 3553px; left: 85px;"&gt;&lt;nobr&gt;&lt;/nobr&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="position: absolute; top: 2145px; left: 85px;"&gt;&lt;nobr&gt; &lt;/nobr&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="position: absolute; top: 1959px; left: 85px;"&gt;&lt;nobr&gt;&lt;/nobr&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="position: absolute; top: 1834px; left: 85px;"&gt;&lt;nobr&gt;&lt;/nobr&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-4282572374192717208?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/v9vYy_xOL58" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-01-04T19:33:44.798-08:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2009/01/duygusal-emek-kadn-emeinde-metalamann.html</feedburner:origLink></item><item><title>İslam gerikalmışlığa kendi kendini mi mahkum ediyor??</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/ugynozxxSck/islam-gerikalmla-kendi-kendini-mi.html</link><category>İlliyet İslamiyet</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Fri, 02 Jan 2009 18:14:36 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-6874483320766742021</guid><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SV7H0XS7y0I/AAAAAAAABhQ/fQbnSSu7Gpo/s1600-h/3492247911.01._SCLZZZZZZZ_.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 202px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SV7H0XS7y0I/AAAAAAAABhQ/fQbnSSu7Gpo/s320/3492247911.01._SCLZZZZZZZ_.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5286882715000097602" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ben annem-babam tarafından bir Müslüman, hem de iyi bir Müslüman olarak yetiştirildim. İslam ailemi ve ailemin yaşayışını en küçük detaylara kadar belirliyordu. İslam bizim ideolojimiz, bizim politikamız, bizim etik anlayışımız, bizim hukukumuz ve bizim kimliğimizdi. Biz ilk önce Müslüman, sonra Somali'liydik. Bana İslam'ın bizi dünyanın geri kalanından, Müslüman olmayanlardan ayırt ettiği öğretildi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Biz Müslümanlar, Allah'ın seçkin kullarıydık. Diğerleri; kâfirler, inançsızlar kaba, kirli, barbar, sünnetsiz, ahlaksız, acımasız ve hepsinden de öteye açık saçık, müstehcen kisilerdi; onlar kadınlara karsı saygısızdır; kızları ve kadınları orospudur, çok sayıda erkek eşcinseldir, erkekler ve kadınlar evlenmeden cinsel iliskiye girerler. İnançsızlar lanetlenmiş kişilerdir ve Allah onları öbür dünyada en ağır şekilde cezalandıracaktır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kızkardeşim ve ben küçükken arada sırada Müslüman olmayan iyi insanlardan konuşurduk, ama annem ve büyükannem her zaman: "Hayır onlar iyi insan değildir" diye müdahale ederlerdi.  "Onlar Kuran'ı ve Peygamber'i ve Allah'ı biliyorlar, ama gene de bir insanın olabileceği tek şeyin Müslümanlık olduğu düşüncesine ulaşmamışlardır. Onlar kördür. Eğer bu kadar sevimli ve iyi insanlar olsalardı Müslüman olurlardı ve Allah onları kötülüklerden korurdu. Bu onların&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;bileceği bir iş. Müslüman olsalar cennete giderler."&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hıristiyan ve Yahudilerden de çocuklarını Allah'ın seçkin kulları olma bilinciyle yetiştirenler vardır ama gene de, Müslümanlar arasında Allah'ın onlara özel bir uhrevi mutluluk tahsis ettiği duygusu çok daha yaygındır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yaklaşık on iki yıl önce, zorla evlendirilmek istemediğim için kaçarak Batı Avrupa'ya geldim. Kısa sürede, Allah ve gerçeğinin insancıllaştırıldığını gördüm. Müslümanlar için bu dünyada yaşam öbür dünyadaki yaşama giden yolda sadece bir duraktır; Batı Avrupa'da ise insanlar, bu dünyadaki yaşamlarını zenginleştirebilirler. Üstelik burada cehennem yürürlükten kaldırılmış gibidir, Allah cezalandıran gaddar bir hükümdardan daha önce sevginin bir tannsıdır. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ben gittikçe dinime daha elestirici bakmaya basladım ve İslam'ın daha önce özel olarak dikkatimi çekmeyen üç önemli unsurunu keşfettim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;İlk unsur, Müslümanların Allah'la iliskilerinin korkuya&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;dayanmasıdır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Müslümanların tanrı kavramı mutlaktır. Bizim Tanrımız tam bir teslim oluş ister. Eğer O'nun kurallarının hepsine uyarsan seni ödüllendirir. Eğer O'nun kurallarını çiğnersen hem bu dünyada hastalıklar ve doğa felaketlerle hem de öbür dünyada cehennem ateşiyle insafsızca cezalandırılırsın.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;İkinci unsur, İslam'ın tek bir etik kaynağının olmasıdır:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;peygamber Muhammed. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Muhammed yanılmaz. Neredeyse onun kendisinin bir Tanrı olduğu söylenebilir, ama Kuran&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;çok açık biçimde Muhammed'in bir insan olduğunu, ama en mükemmel, en iyi insan olduğunu, Tanrı düzeyinde olduğunu söyler. Biz onu örnek alarak yaşamalıyız. Kuran'da yer alanlar, Muhammed'in, Tanrı'nın söylediğini söyledikleridir. Binlerce hadiste  -Muhammed'in söyledikleri ve yaptıkları, verdiği öğütler, kalın kitaplar yoluyla bize miras kalmıstır - &lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;bir&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Müslüman'ın yedinci yüzyılda nasıl yaşaması gerektiği yer alır.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt; Sofu Müslümanlar yirmi birinci yüzyılda nasıl yaşamaları gerektiğine ilişkin sorularının yanıtlarını her gün bunlarda ararlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Üçüncü unsur, İslam'ın, Peygamber'in Allah'ın buyruklarını aldığı dönemdeki Arap kabile değerlerinden alınmıs cinsel &lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold; "&gt;ahlak anlayısının baskın olmasıdır:&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal; "&gt;Bu kadınların babalarının, erkek kardeşlerinin, amcalarının, büyükbabalarının, vasilerinin malı olduğu bir kültürdür. Kadınların varlığı kızlık zarına indirgenmistir. Kadının çarşafı dış dünyaya sürekli olarak, Müslüman erkekleri kadınların sahibi yapan ve onları annelerinin, kız kardeşlerinin, teyzelerinin, gelinlerinin, kuzinlerinin ve eşlerinin cinsel ilişki kurmalarını önlemekle yükümlü kılan, bu boğucu ahlak anlayışını hatırlatır: Ve yalnızca cinsel ilişkiyi değil, ama aynı zamanda erkeklere bakmayı, kolunu koluna değdirmeyi, erkeğin elini sıkmayı da önlemeyi yükümlü kılan bir anlayışı.&lt;/span&gt; Erkeğin saygınlığı ve namusu kız ve kadın aile üyelerinin özenli, söz dinleyen davranıslarıyla yükselir veya azalır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu üç unsur bizim batıya ve şimdilerde Asya'ya göre de geri kalmamızı büyük oranda açıklar. Müslümanların çoğunluğunun içine kapatıldığı bu üç unsurun olusturduğu düşünsel çerçeveyi kırmak için kendimizi eleştirici bir gözle incelemeye baslamalıyız. Ama kim bir Müslüman olarak doğmuş ise ve İslam'a yönelik eleştirel sorular sorarsa, ona derhal "dönek" etiketi yapıştırılır. Peygamber Muhammed'in yanı sıra baska etik kaynaklardan da yararlanılmasını  benimseyen bir Müslüman ölümle tehdit edilir. Bakire kafesinden kaçan&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;bir kadın orospudur.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir Müslüman tarafından İslam'ın bu üç unsurunun araştırılması korkunç bir ihanet ve çok acı verici bir şey gibi algılanır. Bu güçlü duygular dışardan kişiler ve benim üzerimde de etkide bulunuyor. Özellikle yığınlar tarafından dışa vurulduğunda. Ben kendim, Müslümanların Allah'ın mutlak kelamını göreceleştiren veya başka diğer etik kaynakları peygamber Muhammed'in etik kaynağına eşit ve hatta ondan daha önemli bulan kisilere karşı kızgınlıklarına yol açma yükümlülüğünü anlayabiliyorum.  Bunun yanı sıra, bu boyutta bir anlayış değişiminin yalnızca uzun zaman alan bir süreç değil, aynı zamanda direnme ve hatta kan dökülmesiyle el ele giden bir süreç olduğunu tarihten biliyorum. &lt;a href="http://www.bianet.org/bianet/kategori/kadin/47533/islamda-kadini-elestiren-yonetmen-olduruldu"&gt;Theo van Gogh'un öldürülmesini&lt;/a&gt;, benim Ölümle tehdit edilmemi, bana yönelik hukuki adımları ve yoğun biçimde reddedilişimi bu çerçevenin&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;içinde değerlendiriyorum. İslam tarihine kısa bir bakış bize İslam'ın kendi içinde bir eleştiride bulunanların hemen tamamının öldürüldüğünü veya sürgüne gönderildiğini öğretir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;AYAAN HIRSI ALI&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;İTHAM EDİYORUM/ alıntı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-6874483320766742021?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/ugynozxxSck" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-01-02T18:14:36.181-08:00</app:edited><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SV7H0XS7y0I/AAAAAAAABhQ/fQbnSSu7Gpo/s72-c/3492247911.01._SCLZZZZZZZ_.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2009/01/islam-gerikalmla-kendi-kendini-mi.html</feedburner:origLink></item><item><title>Sıcak sımsıcak korunaklı Aile Manzaramız</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/GTZ6OBjHJkM/scak-smscak-korunakl-aile-manzaramz.html</link><category>İlliyet Komedya</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Fri, 02 Jan 2009 04:17:44 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-5646006958621329630</guid><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SV4Fgl8Zb3I/AAAAAAAABhI/DI8zBQFFBU0/s1600-h/super+valla+superrrrr.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SV4Fgl8Zb3I/AAAAAAAABhI/DI8zBQFFBU0/s400/super+valla+superrrrr.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5286669070078930802" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-5646006958621329630?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/GTZ6OBjHJkM" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-01-02T04:17:44.638-08:00</app:edited><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SV4Fgl8Zb3I/AAAAAAAABhI/DI8zBQFFBU0/s72-c/super+valla+superrrrr.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2009/01/scak-smscak-korunakl-aile-manzaramz.html</feedburner:origLink></item><item><title>HANGİ AYDINLAR?? NE ÖZRÜ??</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/JTgwW2tgMsE/hangi-aydinlar-ne-zr.html</link><category>İlliyet Gündem</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Sat, 27 Dec 2008 16:30:36 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-9207508286144941829</guid><description>&lt;p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;color:black;"  &gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dönem öyle bir dönem ki kimin güneş kılığında mum ışığı, kimin de mum ışığında güneş olduğu ayırt edilemeyen bir dönem. Yazarın yazdığı – çizerin çizdiği, dokuz köyden kovulan,dışlanan,hain sayılan birileri varsa onlarda hep  aydınlar olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aydınlar bir ülkenin kültür yaşamında çok önemlidir. Onlar sayesinde fikirler yerini bulur, doğrular ve yanlışla belirlenir. Onlar aynı zamanda ülkenin fikir hayatının canlanmasını ve gelişmesini de sağlarlar.&lt;br /&gt;Pek de sevilmezler.&lt;br /&gt;Türkiye’de Aydın olmak meseledir, zordur , beladır…&lt;br /&gt;Sorgusuz – sualsiz suçtur.&lt;br /&gt;Alıp götürüler bilmediğin bir yere bedeli bedenindir – beynindir.&lt;br /&gt;Nereden gelirler – nereye giderler?&lt;br /&gt;Bilemezler…&lt;br /&gt;Aydınlatan, kendini bilen, bilinçli. Ve insanlara yardımcı olmak, bir misyonu üstlenmek. ”Kendini bilmeyen, Hayvan imiş” der, Niyazi Mısri&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ortak özellik bağımsızlıktır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sadece siyasi gücü elinde tutan iktidara karşı değil, ekonomik açıdan da yabancılara karşı bağımsızlıklarını korumaya çalışırlar.Etkinlikleri, eserleri, ve yaptıklarıdır önemli olan.  Ülkelerine bağlı, tehlikeyi takip eden haber kaynağıdırlar.&lt;br /&gt;Toplumu aydınlatmaya çalışırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda kavram kargaşası yaşanıyor. Her kavram kendi içinde kimliksizleşmeye başladı. Çünkü her şey birbirine girdi. Sen osun – sen busun derken ‘sen niye dünyaya geldin?’ tartışmalarına başlamaya da az kaldı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Aydınlar  grubu, aydınlatmanın ötesinde farklı yaşamaya başladıkça tanımı da magazinleşti haliyle.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Medya popülaritesinin arttığı günümüzde şekil değiştirerek pek sosyetikleştiler. &lt;/span&gt;İdealistlik,  kan gövdeyi götürürken bir zamanlar, “vatan sana canım feda” naralarında, bedenleri beton zemini sürterken haykırıyorlardı. Şimdi nerdeeee!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Emperyalizmin tutsağı ülkemiz, kendi içinde tutsaklıklara zemin hazırladı. Kimler sayesinde?&lt;/span&gt;  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kaleyi içerden fethetmeye çalışan, toplumu yanlış yönlendirenler tarafından. Kafalar karışacak, düşünce üretiminden  yoksun fukara bizler yakantop gibi gökyüzüne savrulup küt diye düşeceğiz birilerinin kucağına, her zamanki gibi…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etnik meseleler ve özür dilemeler!  Kim kimden dileyecek, kim kime ne verecek? Dünyanın oluşumundan bugüne insanlık tarihinin gelişim süreci içinde, hangi yönetimler, acımasız savaşlarında  yitirilen imparatorluklarını, uygarlıklarını altın tepside sunmayı düşünmüş? Komutanların yok edici kararları ile bu zamana kadar gelmedik mi? Toprak uğruna savunup yok etmedik mi? Savaş kurallarını hiçe saymadık mı? Gözü dönmüş canavarlara dönüşme dik mi sevdiklerimizin cansız bedenleri ile karşılaştığımızda… Hepsinden şimdi özür mü dileyelim? Her uygarlık birbirini yok etmedi mi?&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SVbGoB70PWI/AAAAAAAABgo/UdlRip2vAjE/s1600-h/siyah_celenk2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 271px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SVbGoB70PWI/AAAAAAAABgo/UdlRip2vAjE/s320/siyah_celenk2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5284629603782245730" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ey  İnsan, işte vahşi bir canlı. Savaş zamanı ‘ ben savaşa gitmem, insana kıymam’ cesaretini kim gösterebilmiş. Önüne geleni kesip biçmiş ve öldürdüğü insan sayısı ile zafer çığlıkları atmış. Biri – diğerini yok edecek ki yaşayan yoluna devam edebilsin formül bu yüzyıllardır.   Bunca savaşın hesabını kimden soralım. Açın mezarlarınızı sorun, ne yaptınız – nasıl yaptınız diye?  Kim kimden özür dilesin? İnsan olduğunuz için kahrolun bence… Biz ne kadar vahşiymişiz diye… Barışa çare bulundu mu? Savaşma – seviş diyoruz ya? &lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Akıllılar dövüşmeden önce kazanırlar, cahiller kazanmak için dövüşürler. (ZHUGE LİANG)  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Cahilliğimize verin – Cahilliğinizdendir! Savaşın adaleti olmaz, ne yazık ki!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;a href="http://haber.deuforum.com/haberdetay.asp?bolum=1814&amp;amp;uyeid=39"&gt;AYDAN TUNCAYENGİN&lt;br /&gt;HABER DEU&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style=";font-family:Verdana;color:black;"  &gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-9207508286144941829?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/JTgwW2tgMsE" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-12-27T16:30:36.297-08:00</app:edited><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SVbGoB70PWI/AAAAAAAABgo/UdlRip2vAjE/s72-c/siyah_celenk2.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2008/12/hangi-aydinlar-ne-zr.html</feedburner:origLink></item><item><title>Ekonomik Diktatörlük</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/J05r4jDoGK4/ekonomik-diktatrlk.html</link><category>İlliyet HAKİKAT</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Mon, 15 Dec 2008 02:33:53 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-2681616662656238121</guid><description>&lt;div align="justify"&gt;Batı demokrasileri denen şey, aslında bir ekonomik diktatörlüktür. Ekonomik diktatörlüğün en büyük özelliği, diktatörlüğün ağırlığını siyasi alandan ekonomik alana kaydırmış olmasıdır. Aynı, örneğin Türkiye gibi siyasi diktatörlüklerin, ağırlığı ekonomik alandan politik alana kaydırmış oldukları gibi. Politik diktatörlüğün alameti farikası siyasi polis, ekonomik diktatörlüğün alameti farikası ekonomik polistir. Siyasi diktatörlüklerde vatandaşlar ”çenelerini tutamayıp” siyasi olarak fişleneceklerinden, sonunda da hapse gireceklerinden; ekonomik diktatörlüklerde de ödemelerini zamanında yapamayıp ekonomik bakımdan fişleneceklerinden, sonunda da hapse gireceklerinden korkarlar. Politik diktatörlüklerde rejimin gözü beyninizin kıvrımlarında dolaşır. Ekonomik diktatörlüklerde sistemin gözü maaş bordrolarınızdan ve cebinizden bir an bile ayrılmaz. Politik diktatörlükler, sizi potansiyel bir politik özne olarak görüp her an izler; ekonomik diktatörlükler sizi ekonomik bir özne olarak görüp her an denetiminde tutmak ister vb. vb. vb...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar ise, aslında kapılarının sadece dostları, arkadaşları, sevgilileri tarafından çalınacağı günlerin özlemiyle yaşayıp gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Gün Zileli&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;29 Kasım 2008&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-2681616662656238121?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/J05r4jDoGK4" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-12-15T02:33:53.180-08:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2008/12/ekonomik-diktatrlk.html</feedburner:origLink></item><item><title>Yargı Kadınları Ürkütüyor</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/40BAOj6ACYI/yarg-kadnlar-rktyor.html</link><category>İlliyet Memleket</category><category>İlliyet Cinsiyet</category><category>İlliyet HAKİKAT</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Mon, 15 Dec 2008 02:35:52 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-2140678267704621644</guid><description>&lt;p align="justify"&gt;&lt;strong&gt;ERKEĞİN TASASI YARGICA DÜŞÜYOR &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kanun koyucu, ‘herhangi bir araştırmaya gerek kalmaksızın’ tabirini kullanmak zorunda kalmış. Çünkü yargıçların pek çoğu kanunun amacını bilmiyor, anlamıyor, anlamamakta ısrar ediyorlardı. Kadın, ‘Şiddete maruz kaldım’ diyor, hayati tehlike sözkonusu... Ama ‘Efendim, şiddet var mı yok mu, bana ispat et’, ‘vah zavalllı adamın hakları ne olacak, o adam nerede kalacak’, diye tasası yargıca düşüyor. Dolayısıyla bu kötü uygulamaları engellemek üzere yönetmelikte açıklayıcı şekilde, ‘herhangi bir araştırma yapamazsın, re’sen bu kararı hemen almak zorundasın’ deniyor. Bu bakımdan yönetmelik olumlu. Konuyu bilmeyen, bilmek istemeyen, bilmemekte ısrar eden hakimler açısından bir açıklama getiriyor.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;strong&gt;ŞİDDET GÖREN DEĞİL, AİLE KORUNUYOR &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yasanın adı her şeyden önce uluslararası terminolojiye uygun değil. Bir defa adının düzeltilmesi için yeniden bir kanun teklifinin verilmesi gerekiyor. Uluslararası terminolojide bunun adı ya ‘Koruma Emri’ ya da ‘Uzaklaştırma Emri’dir. Oysa bizde ‘Ailenin Korunmasına Dair Kanun’ adıyla çıktı. &lt;strong&gt;Amaç ailenin korunması değil, şiddet gören kişinin korunmasıdır.&lt;/strong&gt; Ama adı böyle olduğu için, yasada da, yönetmelikte de ‘aile’ tabiri kullanılıyor.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;strong&gt;İMAM NİKAHLI OLAN KIZ KORUNMUYOR &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Oysa resmi evlilik sözkonusu olmadan da insanlar birarada yaşayıp şiddet görebilirler. Bunun en önemli örneklerinden biri de zorla ve erken evlendirmeler. 13-14 yaşındaki kızları, imam nikahı ile zorla birisiyle birlikte olma durumunda bırakırsanız, kız da dayanamayıp kaçarsa, ‘Vay, namus elden gitti’ diye boğazlarsınız, sonra da bunu haksız tahrik diye (ki şu sıralarda Türkiye’de çok tuhaf bir şekilde sık sık uygulamaktadır) mazur göstermeye çalışırsınız. Onun yaşama hakkı korunmayacak mı? Bu kız, şiddete maruz kaldığı zaman resmi evlilik yok diye korunmayacak mı?&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;strong&gt;YÜKÜNÜ DE ATATÜRK’E BAĞLIYORLAR &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Namus veya aile kavramına ilişkin Türkiye’deki tutuculuğu ve erkek egemen düzenin sürdürülmesinin yükünü de Atatürk’e bağlıyorlar. ‘Efendim, aksi halde imam nikahlı evlilikler teşvik edilmiş olur’ deniyor. Meclis’in içinde imam nikahıyla oturduğunu söyleyen insanlar varken, bu konuda hiç utanmadan, ille de resmi nikah diye nasıl tutturabilirler ki!.. Resmi nikahı desteklemek başka bir şey, şiddete maruz kalan kişinin korunmasını istemek başka bir şey. Kaldı ki taraflar hiçbir nikah olmadan da beraber yaşıyor olabilirler. Ve bunlardan biri diğerine şiddet uyguluyor olabilir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;strong&gt;KİMİ KORUYORSUNUZ KARDEŞİM? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca boşanmış eşler, boşanmamış ama ayrı yaşayanlar var... Taraflar boşanmışlar, ama erkek, genel olarak kadının nerede oturduğunu, çocuklarla şahsi ilişki kurmak açısından bilir. Ve o kadının oturduğu eve gidip kapıları kırdığı, boşandığı karısına kendi evinde tecavüz ettiği, dövdüğü sık görülen olaylardandır; hatta öldürdüğü de... O zaman kimi koruyorsunuz kardeşim? Kanunun burada boşanmış eşleri de kapsaması, üçüncü kişileri de kapsaması gerekir. Bu yönden kanunun ciddi eksiklikleri vardır ve yeniden gözden geçirilmesi gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;strong&gt;“AL SANA EŞİTLİK” YAKLAŞIMI &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;“Kadın Hakları Yeniden” diye bir kampanya başlatmak gerekiyor. Çünkü Yargıtay uygulamaları, insanın tüylerini diken diken edecek şekle bürünüyor. Erkeklerin onuru, kadınların hayatından çok daha kıymetli bir hale geldi. ‘Cilveli cilveli yer sordu’ diye, ‘beyaz tayt giydi’ diye karısını öldürene haksız tahrik indirimi yapılıyor. Son 1-2 yıldır çoğalmaya başladı bu kararlar. Medeni Hukuk açısından baktığımız zaman, kadın eğer asgari ücretten maaş ya da emekli maaşı nafakaya hak kazanmaz, gibi acayip bir uygulama da var. 300-400 YTL alan kadın nasıl kira verecek, nasıl çocuklarını doyuracak, nasıl ısınacak? Acaba bu kararları veren yargıçlar kendi yaşamlarında bu kadar az parayla bütün bunları nasıl beceriyorlar, o zaman bunun sırrını da söylemeleri gerekiyor ki, bu kadınları nafakadan muaf tutsunlar. İnanılmaz derecede erkek egemenliğini pekiştirme çabası var gibi görünüyor. Siz mi eşitlik istediniz, alın size eşitlik, boşanmayacaksınız, boşanmaya kalkarsan sürünmeyi göze alacaksın, işkenceye dönüşse de evliliği sürdüreceksin; gibi bir yaklaşım...&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;strong&gt;DİZİLERDE SALAK KADIN TİPLERİ &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İktidardaki siyasi partinin tutuculuğuyla bağlantılı mı gidiyor? Televizyonlarda iğrenç programlar yapılıyor. Kadın programları ve diğerleri... Boşanan kadının ne kadar kötü durumda olacağını, boşanmanın nasıl korkunç bir şey olduğunu anlatmaya çalışıyorlar. Onun dışında polisi yüceltmek için yapılan bazı dizilerde inanılmaz salak kadın tipleri çiziliyor. Maçoluğu her gün her gün yeniden üretiyorlar. Nişanlınla çıkamazsın, elini tutamazsın gibi sözüm ona bir takım değer yargılarını yeniden üretmeye çalışıyorlar. Tabii bunlar toplumu çok etkiliyor. Çizdikleri kadın tipleri hakikaten salak. Bunu da marifet diye gösteriyorlar. Hem televizyonlarda hem yazılı basında vermeye çalıştıkları imaj, son derece tutucu. Ona bağlı olarak da herkes birbirinin ahlak bekçisi kesilmiş vaziyette. Tabii cinayetler artıyor. Bir çocuk, erkek arkadaşı var diye ablasını öldürüyor. İş bu noktaya kadar geldi artık. Kadın cinselliğinin bekçisi haline geliyorlar ki, hiç hoş bir gidiş değil bu.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;strong&gt;YARGIÇLARIN ÜRKÜTÜCÜ KARARLARI &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Diyorum ki, Ceza Kanunu çıkarken bu kadar emek sarfettik. Aman ne kadar güzel bir Ceza Kanunu çıktı, diye biz övünürken, yorumlar tamamen tamamen eski ceza kanunu çerçevesinde: Evlilik erkeğin kadından cinsellik talep etme hakkını da birlikte getirir, meşru cinsellik ancak evlilik içerisinde yaşanır, dolayısıyla kadının bu cinsel talebi reddetmesi halinde, boğuşma sırasında adam yataktan düşmüşse, kadını &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/STZcEalWwcI/AAAAAAAABfo/c7NhIm_CsI0/s1600-h/280879.gif"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 282px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/STZcEalWwcI/AAAAAAAABfo/c7NhIm_CsI0/s320/280879.gif" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5275505244436349378" /&gt;&lt;/a&gt;öldürmesinde haksız tahrik söz konusudur! Bunlar bence korkutucu, ürkütücü yorumlar. O yüzden ‘Kadın Hakları Yeniden’ diye bir kampanya başlatıp, bütün yargı mensupları ve erkeklere yeniden haklarımızı anlatmamız, öğretmemiz gerekiyor.&lt;/p&gt;&lt;p align="right"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="right"&gt;&lt;strong&gt;Av.Canan ARIN&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="right"&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.avukatgazetesi.com/habergoster.asp?haber_id=590"&gt;www.avukatgazetesi.com&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-2140678267704621644?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/40BAOj6ACYI" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-12-15T02:35:52.340-08:00</app:edited><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/STZcEalWwcI/AAAAAAAABfo/c7NhIm_CsI0/s72-c/280879.gif" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2008/12/yarg-kadnlar-rktyor.html</feedburner:origLink></item><item><title>AKP USULÜ SEÇİM MANZARALARI</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/xchUjh3MeKk/2007-seimlerinden-hemen-nce-muhtarlk.html</link><category>İlliyet Hükümet</category><category>İlliyet HAKİKAT</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Mon, 15 Dec 2008 02:36:13 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-4550554913348281825</guid><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/STFFgHT1tOI/AAAAAAAABek/NJaAne2Piy8/s1600-h/1181904660trafiktayyip.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 400px; height: 279px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/STFFgHT1tOI/AAAAAAAABek/NJaAne2Piy8/s400/1181904660trafiktayyip.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5274073056647951586" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul align="justify"&gt;&lt;li&gt;2007 seçimlerinden hemen önce muhtarlık bilgisayarları çalındı,&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;ul align="justify"&gt;&lt;li&gt;Yüksek Seçim Kurulu’nun web sitesine girildi,&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;ul align="justify"&gt;&lt;li&gt;MERNİS sistemi çöktü,&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;ul align="justify"&gt;&lt;li&gt;Seçim sırasında aniden 4-5 milyon seçmen fazlası oluşturuldu,&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;ul align="justify"&gt;&lt;li&gt;Seçim sırasında 74 milyon ilan edilen nüfus, seçimden sonra 70 milyona indirildi,&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;ul align="justify"&gt;&lt;li&gt;Sandık başlarında Akepe cemaati hakimdi, bana (bile) zor oy kullandırdılar,&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;ul align="justify"&gt;&lt;li&gt;Çankaya gibi Akepe’ye oy çıkmayacağı bilinen semtlerde oy kullanamayan binlerce vatandaş oldu,&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;ul align="justify"&gt;&lt;li&gt;Akepe, 2007 seçimlerindeki yüzde 46’sını; oy sayımına + yüzde 25’le başlayarak aldı yazmaktan klavyeler eskittim.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;ul align="justify"&gt;&lt;li&gt;Buyrun! Bilgisayar sistemlerine manipülasyonla, yerel seçimlere dört ay kala bir anda nurtopu gibi 6 milyon fazladan seçmenimiz oldu.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;ul align="justify"&gt;&lt;li&gt;Recep Bey’in kadınlardan rica ettiği 3’er çocuk hormonla bir acele büyütülüp bir senede oy kullanacak kıvama gelmediyse ne oldu? Bir yerlerden 6 milyon göçmen mi aldık?&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;ul align="justify"&gt;&lt;li&gt;Bu 6 milyon sanal seçmen Akepe’ye oy verecek. Seçmen sanal ama seçim gerçek.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;ul align="justify"&gt;&lt;li&gt;Sayın Baykal da sandık kurullarına, sandıklara hakim olmaya çalışacağına, karaçarşaflara dolanmaya devam etsin bakalım.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt; &lt;ul style="text-align: left;" align="justify"&gt;&lt;li&gt;Karaçarşaf giyip Rodos’a kadar yüzmesi kolay olmayacak ama laik, Atatürkçü CHP seçmeni böyle bir talepte bulunabilir.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;a href="http://www.gazeteport.com.tr/YAZARLAR/NEWS/GP_334646"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;KIYMET NADİR BİNDEBİR&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-4550554913348281825?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/xchUjh3MeKk" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-12-15T02:36:13.387-08:00</app:edited><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/STFFgHT1tOI/AAAAAAAABek/NJaAne2Piy8/s72-c/1181904660trafiktayyip.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">4</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2008/11/2007-seimlerinden-hemen-nce-muhtarlk.html</feedburner:origLink></item><item><title>Krizin Faturasını Zenginler Ödesin..,</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/BPBGRZQq_QA/krizin-faturasn-zenginler-desin.html</link><category>İlliyet Memleket</category><category>İlliyet Hükümet</category><category>İlliyet Gündem</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Sat, 29 Nov 2008 05:06:28 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-3344041353546117029</guid><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) 29 Kasım Ankara mitingi öncesi bir imza kampanyası başlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Emeğimize, ekmeğimize, alın terimize el konularak yaratılan bir avuç zenginin iktidarına boyun eğmeyelim” denilen kampanyanın sloganı “Faturayı zenginler ödesin!”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün (27 Kasım) başlayan imza kampanyasına şu ana kadar aralarında siyasi parti temsilcilerinden ev kadınlarına kadar çeşitli kesimlerden 471 kişi imza verdi.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/STE93sXO0qI/AAAAAAAABec/ICZ7LoDXW-s/s1600-h/250-175.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 250px; height: 210px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/STE93sXO0qI/AAAAAAAABec/ICZ7LoDXW-s/s400/250-175.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5274064665638261410" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kampanyanın İnternet sitesinde yer alan talepler şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; * Elektrik ve doğalgaz zamları geri çekilmelidir.&lt;br /&gt; * İşten çıkarmalar durdurulmalıdır.&lt;br /&gt; * Kredi kartı borçlarına uygulanan faizler silinmelidir.&lt;br /&gt; * Temel ihtiyaç maddelerinin üzerindeki dolaylı vergiler kaldırılmalıdır.&lt;br /&gt; * Asgari ücret vergiden muaf tutulmalı, her kişiye asgari yurttaşlık geliri verilmelidir.&lt;br /&gt; * Eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik parasız olmalıdır.&lt;br /&gt; * İşsizliği azaltmak için, ücret kaybı olmadan çalışma süreleri 35 saate düşürülmelidir.&lt;br /&gt; * Sigortasız ve güvencesiz çalıştırma engellenmelidir.&lt;br /&gt; * Kamu kaynakları silahlanmaya değil, sosyal hizmetlere harcanmalıdır.&lt;br /&gt; * Ev içi emek sosyal güvenlik kapsamına alınmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faturayı Zenginler Ödesin imza kampanyasına katılmak için &lt;a href="http://www.faturayizenginlerodesin.com/bannerlar.php"&gt;tıklayınız.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Krizin faturasını ödemek istemeyenler yarın Ankara’da buluşacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Krizin bedelini ödemek istemeyen emekçiler, DİSK ve KESK’in çağrısıyla 29 Kasım Cumartesi günü Ankara’da buluşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçiler, memurlar, kadınlar, çocuklar, sendikalar, meslek odaları, sanatçılar ve aydınlar yaşanan ekonomik krize, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) neoliberal politikalarına, zamlara ve yoksulluğa karşı &lt;a href="http://bianet.org/bianet/kategori/bianet/111104/emekciler-akpyi-protesto-etmek-icin-dort-koldan-yola-cikiyor"&gt;yürüyecek.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;BİANET&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-3344041353546117029?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/BPBGRZQq_QA" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-11-29T05:06:28.894-08:00</app:edited><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/STE93sXO0qI/AAAAAAAABec/ICZ7LoDXW-s/s72-c/250-175.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2008/11/krizin-faturasn-zenginler-desin.html</feedburner:origLink></item><item><title>KADIN ve İSLAM</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/cqufW1A9kDo/kadin-ve-islam.html</link><category>İlliyet İslamiyet</category><category>İlliyet Cinsiyet</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Sat, 15 Nov 2008 02:23:02 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-8950695199243826639</guid><description>&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(102, 102, 102); font-family: Arial; font-size: 11px; white-space: pre; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; "&gt;&lt;object width="464" height="392"&gt;&lt;param name="movie" value="http://embed.break.com/515992"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowScriptAccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://embed.break.com/515992" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" width="464" height="392"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;a href="http://www.break.com/usercontent/2008/6/Woman-and-the-Islam-515992.html"&gt;Woman and the Islam&lt;/a&gt; - Watch more &lt;a href="http://www.break.com/"&gt;Free Videos&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-8950695199243826639?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/cqufW1A9kDo" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-11-15T02:23:02.045-08:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><enclosure url="http://embed.break.com/515992" length="209412" type="application/x-shockwave-flash" /><media:content url="http://embed.break.com/515992" fileSize="209412" type="application/x-shockwave-flash" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Woman and the Islam - Watch more Free Videos</itunes:subtitle><itunes:author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</itunes:author><itunes:summary> Woman and the Islam - Watch more Free Videos</itunes:summary><itunes:keywords>İlliyet İslamiyet, İlliyet Cinsiyet</itunes:keywords><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2008/11/kadin-ve-islam.html</feedburner:origLink></item><item><title>Velhasıl netice: Bu kadın meselesinde cesur olalım. Vesveseyi bırakalım...</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/CxV5waOdflE/velhasl-netice-bu-kadn-meselesinde.html</link><category>İlliyet HAKİKAT</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Fri, 14 Nov 2008 01:07:03 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-363906564468723837</guid><description>&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" font-style: italic; font-weight: bold;font-size:13px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" font-style: italic; font-weight: bold;font-size:13px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  font-style: normal; white-space: nowrap; font-family:Times;font-size:18px;"&gt;&lt;b style="color: black; background-color: rgb(255, 255, 102); "&gt;&lt;/b&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN KARLSBAD HATIRALARI&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b style="color: black; background-color: rgb(255, 102, 255); "&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" font-style: italic; font-weight: bold; font-size:13px;"&gt;6 Temmuz 1918 Cumartesi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SR099YDvOiI/AAAAAAAABdU/mB1ITeGQAQM/s1600-h/7903atamizindeyizby5hs7.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 127px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SR099YDvOiI/AAAAAAAABdU/mB1ITeGQAQM/s400/7903atamizindeyizby5hs7.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5268435263732791842" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yemekten sonra oturduğumuz salon, dans salonunun ittisalinde idi. Gayet zarif, latif birkaç genç kadın simokinli erkeklerle dans ediyorlardı. İki salon arasındaki büyük camlı kapıköşede işgal ettiğimiz fotöylerden bu tekerrür ve temadi eden Vonstep'leri seyre pek müsaitti. &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;- Ne güzel dedim. Dansı çok sevdiğimden ve ataşemiliterlik zamanımda birinci valsörlerden addedildiğimden bahsettim. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hanımefendi(**) de kızlık hayatında çok dans ettiğinden ve dansı sevdiğinden bahsetti ve sonra ilave etti... &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;- Bu hayatın bizde teessüsü ne kadar müşkül... &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dedim ki, ben her vakit söylerim, burada da bu vesile ile arzedeyim benim elime büyük selahiyet ve kudret geçerse, ben hayat-ı ictimaiyemizde arzu edilen inkılabı bir anda bir ''Coup'' ile tatbik edeceğimi zannederim. Zira, ben, bazıları gibi efkâr-ı avamı, efkâr-ı ulemayıyavaş yavaş benim tasavvuratım derecesinde tasavvur ve tefekkür etmeye alıştırmak suretiyle bu işin yapılacağını kabul etmiyor ve böyle harekete karşı ruhum isyan ediyor. Neden, ben, bu kadar senelik tahsil-i âli gördükten, hayat-ı medeniye ve ictimaiyeyi tetkik ve hürriyeti tezevvuk için sarf-ı hayat ve evkat ettikten sonra, avam mertebesine ineyim. Onları kendi mertebeme çıkarayım, ben onlar gibi değil, onlar benim gibi olsunlar. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mamafih bu meselede şayan-ı tetkik bazı noktalar var. Bunları iyice takarrür ettirmeden işe başlamak hata olur. Ben henüz mücerret bulunan bir adamım. Benimle, bir müteehhilin bu babtaki tarz-ımuhakematı arasında fark olabilir. Fakat bu hususta tamamen bitaraf olmak ve hissiyat-ıbasiteden tecerrüd etmek lazımdır. Şimdi, şunu, demek istiyorum. Ahlak, her zümre-i ictimaiyenin telakkisine göre başka mana, başka renk, başka maksat gösteriyor gibidir. Mesela bizde, iffet ve ismet pek büyük ve sıkı kuyudata tabidir. Bir Avrupalı bu kuyudu tanımıyor... Onlar bizim nazarımızda tamamen ahlaksız, onlar nazarında biz tamamen vahşi... Binaenaleyh iki felsefeden birini tercih etmek lazım geliyor. Hal-i asli-i tabiiye avdet fakat daha süslü, daha insani erkek ve kadın tamamen hür ve müstakil ve madam -ül- hayat hiçbir muayyen rabıtaya tabi olmayacak... &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Fakat idame-i beşeriyet, temin-i refah-ı cemiyet, muhafaza-i intizam-ı umumiyet için kanunlar, kaideler olacak, bunlara riayet edilecek. Veyahut kemale gelen her erkek ve her kadın kendine her nokta-i nazardan küfüv olan bir eşbuluncaya kadar, muhafaza-i nezahet edecek ve bulduktan sonra teşekkül edecek çift bir ocak vücuda getirecek... Tarafeynden biri ölünceye kadar, veyahut şimdiye kadar mer'i kavaid ve kavanin-i şeriyenin mesağ gördüğü esbab tahtında ittifak edinceye kadar erkek karısına, kadın yalnız kocasına manen, fikren, maddeten hasr-ı mevcudiyet edecek... &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Zevceynde, harice taşmak istidadında olan hissiyat ve temayülatı boğmak için tedbir alalım:İslamiyette tatbik edilmekte olan tesettür, kadınların kocalarından başka erkekle katiyen temasa gelmemeleri ve hayat-ı hariciyeye malik olmamaları bir dereceye kadar kadınlarıtevkif eder, fakat erkekler için, bugünkü, zemin-i medeniyette bir mania icat etmek müşkül... Vakıa onları ciddi ve sürekli mesai içinde bulundurmak suretiyle meşgul etmek varid-i hatır olur. Pek güzel, o kadar ciddi ve yorucu meşagilden sonra, son asır terakki ve medeniyetin şuaatiyle ve dimağı tenevvür etmiş bir erkek, işinden doğru evine gelip, kapanmak suretiyle yarın için icab eden zevk ve kuvvet-i mesayii iktisab edebilir mi?...Biraz hava, biraz musiki, biraz tiyatro, hülasa bir hayat arzu etmez mi?.. Bu icabat-ı tabiiye ve medeniyeyi tatbik ederken yanında karısı bulunmazsa, bu noksanı telafi etmek lazım gelmeyecek mi? Çünkü bir erkek için kadın huzurundan, kadın sözünden, kadın refakatinden mahrum bulunmak bir noksandır, bu behemehal tatmin olunur. Fakat evde erkeksiz kalacak kadın için erkek ihtiyacıaynıdır. ...Ruh ihtiyacıdır ve mühim olan budur. Sonra, bu derece sıkı şeraite tabi yaşayacak kadınlarımızın hayat hakkında, medeniyet hakkında, hürriyet hakkındaki fikirleri, ihtisaslarıne olabilecektir? Hatıra gelir ki, biz kadınlarımıza çocukluklarından itibaren evleninceye kadar mekatib-iâliyede tahsil-i ulum ve fünun elsine ettiriz. Evlendikten sonra bütün bu servet-i malumatiyle kocasını, ocağını tezyin ve tesrir edeceğini de öğretiriz. Fakat evleneceği seneye kadar, bu tahmil edilen mükemmel tahsili nerede vereceksiniz. ... Mekteplerde mi? &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir defa terbiye ve tahsil valde kucağında başlar, saniyen, erkekler de böyledir, mektepten insan mükemmel bir model olarak çıkmaz, hayata, medeniyete ve her şeye ait hakiki ve mütemerkiz terbiye ve kanaat ve ictihatlar mektepten ve hayat-ı umumiyeye bizzat ve bilfiil iştirakten sonra ve insanları, memleketleri işleri bittemas tetkik ve tetebbü ederek iktisap olunur ve mektep tahsil-i terbiyesi, görgüsü erkek olsun, kadın olsun insana hayat-ı umumiye-i müşterekede ilk adımı atmak için bile ekseriya gayr-ı kâfidir. Erkek gibi kadın da, kadınlığını, kadınlığın mevkiini, ehemmiyet-i hayat-ı hakikiye ve müştereke içinde birçok hatalardan, sevaplardan sonra takdir edecek ve muvazenesini bulabilecektir. Mesele bu nokta-i nazardan tetkik edilirse ve sonra bir erkek ilk sinn-i şebab ve devre-i hararetinden bil'itibar, hayatının her devresinde, ömrünün her anında irtikab ettiği ve etmek istidadında bulunduğu -mer'i kavait-i ahlakiyyeye menafi- harekâtın, mantıkın haricine çıkmamak şartıyla, onu sahib-i fazilet ve ciddiyet bir adam olmaktan menetmediği ve bilakis bu harekâtın hayatta tecrübe telakki edildiği ve ancak böyle bir adam, kadını tanımak, bir kadını mesut etmek, bir kadınla mesut olmak yollarını en iyi bilebileceği nazar-ı dikkate alınırsa, aynı tecarübü geçirmemiş bir kadının kocasınaedeceği muameleyi, onun bütün ruhi, hissi, maddi ihtiyacını bihakkın tatminedeceği nasıl mümkün ve kabul görülür. Ecdadımızın, Osmanlı dilaverlerinin izdivac usulü mağrur erkeklerin tercih edeceği bir tarzdır. Bir Osmanlı için, o da her emir ve işaretine amade yalnız kendine hasr-ı vücut etmişveya etmeye mecbur kalmış bir veya daha ziyade kadın vardır. Koca yiğit, bunlarla ancak zamanında meşgul olur. Sonra atı vardır, silahları vardır. At ve silah ile icra ettiği askerlik sanat ve muzafferiyet ve ganaimi kendince eğlendirmeye kâfidir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Fakat zannediyorum, artık bugün kadınları büyük babalarımızın müthiş nazarları altındasinmiş olduğu gibi bulunduramayacağız.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;................ Velhasıl netice: Bu kadın meselesinde cesur olalım. Vesveseyi bırakalım... Açılsınlar onların dimağlarını ciddi ulûm ve fünûn ile tezyin edelim. İffeti, fenni sıhhi surette izah edelim. Şeref ve haysiyet sahibi olmalarına birinci derecede ehemmiyet verelim. Sonra şahsi irtibata gelince, tabiat ve ahlakımıza muvafık karı arayalım ve onunla şurût-i izdivaciyemizi açık ve kati kararlaştıralım. Ona, riayette kusur edince, onun icabatını yapalım. Kadın da böyle böyle hareket etsin..!&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SR0_jHLSF2I/AAAAAAAABdk/9h0j0k7zDno/s1600-h/atamimzaci0.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 195px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SR0_jHLSF2I/AAAAAAAABdk/9h0j0k7zDno/s320/atamimzaci0.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5268437011547690850" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-363906564468723837?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/CxV5waOdflE" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-11-14T01:07:03.196-08:00</app:edited><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SR099YDvOiI/AAAAAAAABdU/mB1ITeGQAQM/s72-c/7903atamizindeyizby5hs7.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2008/11/velhasl-netice-bu-kadn-meselesinde.html</feedburner:origLink></item><item><title>KADININ ADI YOK,,, raporu</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/vK1B6j_glSQ/kadinin-adi-yok-raporu.html</link><category>İlliyet Memleket</category><category>İlliyet Cinsiyet</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Thu, 13 Nov 2008 11:18:21 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-281964374633692663</guid><description>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SRx8grx6w7I/AAAAAAAABdE/y2PsSB01Lig/s1600-h/2791687_large.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 300px; FLOAT: right; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5268222565066392498" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SRx8grx6w7I/AAAAAAAABdE/y2PsSB01Lig/s400/2791687_large.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Dünya Ekonomik Forumu &lt;strong&gt;(WEF)&lt;/strong&gt; tarafından 130 ülkeyi kapsayan ve bu ülkelerdeki kadın-erkek eşitliğini mercek altına alan raporda Türkiye 123. sırada yer alarak &lt;em&gt;“kadının adı yok”&lt;/em&gt; cümlesinin hâlâ geçerli olduğunu bir kez daha ortaya koydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merkezi Cenevre’de olan WEF’in, kadınların erkeklerle sağlık, eğitim, ortalama yaşam süresi, ekonomik güç, ücret oranları, çalışma hayatı ve siyasete katılım gibi konularda ne kadar eşit olduğunu ortaya koyan 2008 Küresel Cinsiyet Eşitliği Endeksi’nde ilk sıralar Kuzey Avrupa ülkelerinin oldu. Buna karşın dünya genelinde tam anlamıyla kadın-erkek eşitliğinin hiçbir ülkede var olmadığının altı çizildi. Kadın-erkek eşitsizliğinin en fazla olduğu ülkeler Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri olarak gösterildi. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;130 ülke arasında kadın-erkek eşitliğinin en fazla olduğu ilk 4 ülke sıralamasında birinciliği Norveç alırken onu Finlandiya, İsveç ve İzlanda takip ediyor. Bu ülkeler kadına çalışma hayatında doğum sırasında tanınan haklar, yüksek standartlı eğitim olanakları ve çocuk bakımında devlet yardımı ile liste başı. Fakat rapora göre, Kuzey ülkelerinin bile bazı alanlarda mesafe katetmesi gerekiyor. İngiltere ve Almanya bu konuda ileriye değil geriye gidiyorlar. Almanya’nın 11, İngiltere’nin 13. sırada yer aldığı listede, geçen yıl 51. sırada bulunan Fransa kadınların ekonomik ve siyasi hayata katılımında sağlanan gelişmeden dolayı bu yıl 15. sıraya yükselerek dikkat çekiyor. Listede ABD 27. sırada. Çin’de ilerlemeler sağlandığı kaydedilen raporda bu ülkenin geçen yıla göre 17 basamak yükselerek 57. sıraya yerleştiği belirtiliyor. Yunanistan 75. sırada yer alırken onu Güney Kıbrıs Rum kesimi izliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye ise 130 ülkeyi inceleyen kadın-erkek eşitliği listesinde aralarında az gelişmiş birçok ülkenin de ardından sondan 7. sırada. Listenin ilk sırasındaki Norveç’te kadın-erkek eşitliğinin oranı 1’e 0.82 iken bu oran Türkiye’de 1’e 0.58. Yani Türkiye’de kadınlar erkeklerin sahip olduğu hakların yaklaşık yarısına sahip.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;BAE ve İran’da durum Türkiye’den iyi&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;101. sırada olan Kuveyt’i, Nijerya, Tunus, Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) izlediği endekste İran 116. durumda. Etiyopya’nın ardından ancak 123. olan Türkiye’yle ilgili olarak raporda 2007’ye göre Türk kadınlarının eğitim ve siyasi yaşamda çok az kazanımları olduğu, ekonomiye katılımlarında düşüş yaşandığı vurgulanıyor. Ayrıca eşit ücretlendirme konusundaki farkın büyüdüğüne dikkat çekiliyor. Türkiye 128 ülkenin katıldığı 2007 endeksinde 121. sırada yer almıştı. Bu yıl da sadece 2007 sıralamasına katılan ülkeler dikkate alınması halinde Türkiye’nin yeri yine 121. basamak oluyor. Bu da Türkiye’nin kadın hakları konusunda yerinde saydığının bir göstergesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Namus cinayetleri&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, BM Nüfus Fonu ise hazırladığı raporda, namus cinayetlerinin insan hakları ihlali olduğunu açıkladı. Bir kadının evlilik dışı ilişkide bulunması ya da tecavüz kurbanı olmasının onun namusunun kirlenmesi olarak görüldüğüne dikkat çekilen raporda, &lt;em&gt;“Çünkü bazı kişiler, dini otorite unsuru olarak algılıyor ve bilinçsiz olarak dine başvurmak da kötü, hatta suç niteliği taşıyan uygulamaları haklı çıkarabiliyor”&lt;/em&gt; denildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;Kız öğrencilere asitli saldırı&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Afganistan'ın Kandahar şehrinde okula giden bir grup kız öğrenci asitli saldırıya uğradı. 15 kız yaralanırken saldırganlar kaçtı. Yaralılardan Atıfa, “Evimizden okula gidiyorduk. İki adam motosikletleriyle yaklaştı ve kardeşimin yüzüne asit attı. Yardım etmeye çalışınca benim de yüzüme asit attılar” sözleriyle saldırıyı anlattı. Atıfa, “Neden yaptıklarını bilmiyorum. Kandahar güvenli değil ama evde de kalamayız, eğitim istiyoruz. Hükümet bizlere yardımcı olmalı” dedi. Saldırganlar, kızlara, burkalarını giymiş olmalarına rağmen saldırdığı için amaçlarının kızların okula gitmesini engellemek olduğu tahmin ediliyor. Ülkede Taliban yönetimi döneminde kız öğrenciler okullardan uzaklaştırılmıştı.&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;a href="http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&amp;amp;kid=20&amp;amp;hn=16780"&gt;CUMHURİYET&lt;/a&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-281964374633692663?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/vK1B6j_glSQ" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-11-13T11:18:21.249-08:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SRx8grx6w7I/AAAAAAAABdE/y2PsSB01Lig/s72-c/2791687_large.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2008/11/kadinin-adi-yok-raporu.html</feedburner:origLink></item><item><title>14 YAŞ veya 15 YAŞ!!! Ne farkeder??</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/fNHPK_k3_u0/14-ya-veya-15-ya-ne-farkeder.html</link><category>İlliyet Gündem</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Mon, 15 Dec 2008 02:37:12 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-1219754487010418683</guid><description>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="border-collapse: collapse;   font-family:Verdana;font-size:11px;"&gt;Medeni Yasa’mıza göre, 17 yaşını doldurmuş olan bireyler evlenebilirler, 16 yaşını doldurmuş olanlar da, çok önemli durumlarda hâkim kararıyla evlenebilirler. Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü dokümanları ile Türk Ceza Kanunu’na göre 18 yaşını doldurmamış olan her birey çocuktur. Dolayısıyla Medeni Yasa’mızla kabul edilen evlilik yaşının bile kabul edilmemesi gerekirken, yapılan tartışmalarda evlenme yaşının 14'e çekilmesi gündeme gelmiş. İnsanın inanası gelmiyor. Hele de zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarma çalışmaları yapılırken… Aile planlamasının “a”sı ile ilgilenmeyen, evlendirilen kız çocukları için evden bir boğaz eksildi diye düşünen, yeri geldiğinde kız çocuklarının üzerinden para kazanmaya çalışan, kız çocuklarını yaşıtları top oynarken, eğitim ortamından kopartarak güçsüz ve donanımsız bir şekilde evlilik ilişkisi sürdürmeye iten yaklaşımı yasalarla desteklemenin bir anlamı var mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ceza Yasası’na göre, 15 yaşını doldurmamış kişinin cinsel dokunulmazlığına yönelik, her türlü davranış şikâyet koşulu aranmaksızın suçtur. 15 yaşını doldurmuş, 18 yaşını doldurmamış küçüklerle gerçekleştirilen cinsel eylemler şikâyet etmeleri halinde suç teşkil etmektedir. Bu sınırın 14 yaşına indirilmesi, 14 yaşını doldurmuş olanların, şikâyetlerinden vazgeçmeleri ve tecavüzcüleri ile evlenmeleri halinde suçun ortadan kalkması gündeme getirilmiş. Tartışmalarda Türkiye’deki cinsel ilişki yaşının 14’e düştüğü, hâkimlerin karşısına 14 yaşında kucağında çocuklu kadınlar geldiği, ailelerin perişan olduğu, toplum gerçekleri göz önüne alınarak düzenlemelerin eskisi gibi olması gerektiği dile getirilmiş. Bir yandan Avrupa Birliğine girmeye çalışıyoruz, uyum için pek çok değişiklikler yapıyoruz, diğer yandan bizim toplumumuzun gerçekleri böyle diyoruz. Ne gerçek ama! Hangi Avrupa ülkesinde 14 yaşındaki çocuğun evlenmesine izin veriliyor? Toplum gerçeklerini değiştirme çabası daha zor tabii ki.&lt;br /&gt;Yine Ceza Yasası’na göre, reşit olmayan kişi ile (15 yaşını doldurmuş, 18 yaşını doldurmamış) kendi rızası dâhilinde gerçekleştirilen cinsel eylemler, şikâyet edilmediği takdirde suç değil. Peki, şikâyeti kim yapacak? Esas olan reşit olmayan bireyin şikâyet edip etmemesi mi, yoksa ana-babanın şikâyet edip etmemesi mi? Bazı yargı mensupları, bu konuda kargaşa yaşandığını, bazı mahkemelerin çocuğun bazılarının ise ebeveynlerin şikâyetini dikkate aldığını, çocukların doğru seçimler yapamayacağını, cinsel ilişki yaşının düşmemesi için şikâyet hakkının anne babaya verilmesi gerektiğini ileri sürmüşler. Şöyle bir olay canlandıralım. 17 yaşında üniversiteye devam etmekte olan genç kız bir gün eve oldukça geç gelir. Aşırı otoriter baba kızını nerede olduğu konusunda sıkıştırır. Kız bir erkek arkadaşından bahseder. Baba kızına bu yaptığının cezasını vermek üzere fiziksel şiddet uygular ve vakit kaybetmeden benimle gelip o adamı şikâyet edeceksin der. Kız, babasına hayır diyemez, birlikte gidip şikâyet ederler. Kızı rapor almak üzere hekime gönderirler. Babasının uyguladığı fiziksel şiddete bağlı bulgular da arkadaşının üzerine kalır. Olay kesindir. Şikâyet vardır, üstelik fiziksel şiddet de uygulanmıştır. Kızın uykuları kaçmıştır. Çünkü şikâyet ettiği kişi sevdiği bir arkadaşıdır. Bu yaş grubundaki cinsel eylemler için şikâyet koşulunun aranması, ergen kişilerin karanlıkta yollarını bulma sürecinde yaşadığı her cinsel eylem nedeniyle karakollara ve mahkemelere taşınmasının önüne geçilmesi içindi. Şikâyet hakkı ana babaya verildiği takdirde oluşacak manzara budur. Bence reşit olmayan küçüğün şikâyetinin de dikkate alınması gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cinsellik ne zaman suç teşkil eder, evlilik yaşı nedir, sağlıklı evlilik ilişkisi için ne zaman evlenilmelidir, ana baba ve ergen ilişkisi nasıl olmalı gibi hususlarda toplumu bilgilendirici eğitim faaliyetlerine ağırlık verilmesi oldukça önemlidir. Çocuğunun, arkadaşlıklarını ailesiyle paylaşabileceği bir yakınlık kuramamış, çocuğu gizli saklı ilişkiler ağı içine hapsetmiş ailelere şikâyet hakkı vererek bu sorunları çözemeyeceğimiz ortadadır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="border-collapse: collapse;  font-family:Verdana;font-size:11px;"&gt;&lt;a href="http://www.medimagazin.com.tr/mm-14-yasin-dayanilmaz-agirligi-ky-51750.html"&gt;MEDİMAGAZİN&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="border-collapse: collapse;  font-family:Verdana;font-size:11px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color: rgb(84, 112, 137);  font-weight: bold; font-size:10px;"&gt;Prof. Dr. Yasemin BALCI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="border-collapse: collapse; color: rgb(84, 112, 137);   font-weight: bold;font-family:Verdana;font-size:10px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 153, 255); font-weight: normal; -webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; "&gt;Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-1219754487010418683?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/fNHPK_k3_u0" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-12-15T02:37:12.786-08:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2008/11/14-ya-veya-15-ya-ne-farkeder.html</feedburner:origLink></item><item><title>Üzmez'i Üzmeme Operasyonu;;;</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/xZZ1W0jfWXM/zmezi-zmeme-operasyonu.html</link><category>İlliyet Gündem</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Mon, 15 Dec 2008 02:37:44 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-4665881686377291708</guid><description>&lt;div align="justify"&gt;Üzmez'in tahliyesini, Adli Tıp Raporu'nun yanı sıra yargılama aşamasındaki diğer işlemler de sağladı. İşte tahliye öncesindeki işlemler:&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SQ4m9OgxemI/AAAAAAAABbo/nzRVvstv7n8/s1600-h/uzmez-anne.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 269px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SQ4m9OgxemI/AAAAAAAABbo/nzRVvstv7n8/s400/uzmez-anne.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5264187847752120930" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;B.Ç.'nin istismara uğradığı dönem iddianameye; 2008 Ocak ve Şubat ayları olarak yansıdı. Savcılık iki aylık bir soruşturma sonunda davayı açtı, ancak bu aşamada B.Ç. hakkında kapsamlı bir rapor alınmadı. Yargıtay, cinsel istismarın Adli Tıp raporu olmadan, sadece üniversite veya benzeri sağlık kuruluşu raporlarıyla yetinilerek ispatlanmaya çalışılmasını yeterli görmezken, B.Ç. öncelikle Uludağ Üniversitesi'ne sevk edildi. Farklı tarihlerde üç kez muayene edildi. Son muayenesi 11 Temmuz'da yapıldı. Mahkeme, Yargıtay'daki uygulamaya göre zorunlu olan Adli Tıp'a sevki 9 ay sonra yaptı. B.Ç. yaşadığı olaylardan ancak 9 ay sonra Adli Tıp'ta muayene edildi. Adli Tıp'tan da "Üniversitedeki muayenelerde var olan ruhsal bozukluklar zail olmuş (geçmiş)" raporu çıktı. Hüseyin Üzmez ikinci duruşmada tahliye oldu. &lt;a href="http://www.sonsayfa.com/Haberler-Uzmez-bastan-tahliye-olmus-88770.html"&gt;SONSAYFA/HABER&lt;/a&gt; Birinci duruşmada sadece B.Ç. dinlendi. İkinci duruşmada ise Üzmez'in avukatları 3 tanık dinletti. B.Ç. lehine ise ifade verecek hiçbir tanık ismi bildirilmedi. B.Ç.'nin avukatı Adli Tıp raporu, Üzmez'in tahliye talepleri, B.Ç.'nin 15 yaşını doldurmuş olduğu veya benzeri iddialara karşı hiçbir itirazda da bulunmadı. Öte yandan konuyla ilgili Meclis de devreye girdi. Meclis İnsan Hakları Komisyonu'nun çocuk hakları için oluşturduğu alt komisyon perşembe günü Sosyal Hizmetler ve Çacuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) Genel Müdürü İsmail Barış'ı dinleyecek. Barış, komisyonda milletvekillerinin sorularını yanıtlayacak &lt;br /&gt;Adli Tıp raporu, Üzmez'in tahliyesinin tek nedeni gösterildi.&lt;br /&gt; Ancak; mahkeme tutanaklarına yansıyan tek tahliye nedeni B.Ç.'nin yaşı. Daha ilk duruşmasında Üzmez'in avukatları anne ve babasının beyanlarına dayanarak, B.Ç.'nin aslında 14 değil 15 yaşını doldurduğunu ileri sürdü. Mahkeme, B.Ç.'nin doğum kaydında hastanede doğduğunu gösterir veri olmamasına rağmen, İnegöl Devlet Hastanesi'nden doğum kaydı istedi. Hastane, tahliyeden 4 gün önce "Evrak eski tarihli olması nedeniyle arşiv birimlerimizde bulunamamıştır" yanıtını verdi. Mahkeme de Üzmez'i tahliye etti. Çünkü B.Ç. 15 yaşını doldurmuşsa suçun niteliği değişecek. Şimdi mahkemenin hastaneye yolladığı "kayıtlarınıza titizlikle bakın" yazısının yanıtı bekleniyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;a href="http://www.sonsayfa.com/Haberler-Uzmez-bastan-tahliye-olmus-88770.html"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;SONSAYFA/HABER&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-4665881686377291708?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/xZZ1W0jfWXM" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-12-15T02:37:44.855-08:00</app:edited><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SQ4m9OgxemI/AAAAAAAABbo/nzRVvstv7n8/s72-c/uzmez-anne.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2008/11/zmezi-zmeme-operasyonu.html</feedburner:origLink></item><item><title>Türkiye gelir eşitsizliğinde dünya ikincisi</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/EElNarNRI6w/trkiye-gelir-eitsizliinde-dnya-ikincisi.html</link><category>İlliyet Memleket</category><category>İlliyet HAKİKAT</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Mon, 15 Dec 2008 02:38:51 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-653956545999594105</guid><description>&lt;span class="Apple-style-span"  style=" letter-spacing: 1px; font-family:tahoma;"&gt;&lt;p style="font-family: verdana, tahoma, arial; font-size: 10pt; color: rgb(0, 0, 0); letter-spacing: 0px; "&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü'nun (OECD) "Gelir eşitsizliği artıyor mu?" başlıklı son raporunda, Türkiye, gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ikinci ülke çıktı. OECD, Türkiye ve diğer sorunlu ülkelere, eşitsizliğin giderilmesi  ve sosyal programlara ağırlık verilmesi için uyarılarda bulundu.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana, tahoma, arial; font-size: 10pt; color: rgb(0, 0, 0); letter-spacing: 0px; " align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SQ4dKVPZ1rI/AAAAAAAABbg/djixoDDZynY/s1600-h/oecd.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 265px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SQ4dKVPZ1rI/AAAAAAAABbg/djixoDDZynY/s400/oecd.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5264177077780338354" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Rapora göre, son 20 yılda ekonomik büyüme kaydedilse de incelenen tüm ülkelerde zenginlerle fakirler ararsı uçurumun arttığı görüldü. İncelenen 30 ülkeden 27 sinde gelir eşitsizliği arttı. Rapora göre 1990-2008 yılları arasında Türkiye gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ikinci ülke durumunda.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana, tahoma, arial; font-size: 10pt; color: rgb(0, 0, 0); letter-spacing: 0px; " align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;1990-2000'li yıllarda  gelir eşitsizliğinin en keskin olduğu ülke ise Meksika. Meksika'yı, sırasıyla Türkiye ve ABD izliyor. ABD'de özellikle 2000'den bu yana artan gelir dağılımı eşitsizliği dikkat çekiyor. Fransa'da ise son 20 yılda işçilere daha yüksek ödemeler yapıldığı ve eşitsizliğin azaldığı kaydedildi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana, tahoma, arial; font-size: 10pt; color: rgb(0, 0, 0); letter-spacing: 0px; " align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Raporda, OECD ülkelerinde yaşlı nüfusun refah dağılımından giderek daha iyi faydalandığı da kaydediliyor. Gençler ile çocuklar arasında fakirlik arttı. 2005'te ortalama 8 çocuktan biri fakirlik içinde yaşıyordu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana, tahoma, arial; font-size: 10pt; color: rgb(0, 0, 0); letter-spacing: 0px; " align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Paris merkezli OECD'nin ülkelere tavsiyelerde de bunuyor. OECD,  sosyal programlara daha fazla yatırım yapılması, iş imkanlarının artırılması ve çalışanlara iyi kariyer fırsatları sunulması ğerektiğini kaydediyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana, tahoma, arial; font-size: 10pt; color: rgb(0, 0, 0); letter-spacing: 0px; " align="justify"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;Politika yapıcıların da hızla harekete geçmesi gerekiyor. OECD Genel Sekreti, üç yılda hazırlanan raporun siyasiler için de faydalı olacağını umuyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana, tahoma, arial; font-size: 10pt; color: rgb(0, 0, 0); letter-spacing: 0px; " align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.pusula.tv/default.asp?modul=haber"&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;PUSULAHABER&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="font-family: verdana, tahoma, arial; font-size: 10pt; color: rgb(0, 0, 0); letter-spacing: 0px; "&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ffffff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-653956545999594105?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/EElNarNRI6w" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-12-15T02:38:51.296-08:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SQ4dKVPZ1rI/AAAAAAAABbg/djixoDDZynY/s72-c/oecd.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2008/11/trkiye-gelir-eitsizliinde-dnya-ikincisi.html</feedburner:origLink></item><item><title>Çiftler, çiftliklerinde dehşet saçmaya devam ediyorlar. /Sapık evlilik antlaşması</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/SW8CywjMu84/iftler-iftliklerinde-dehet-samaya-devam.html</link><category>İlliyet Cinsiyet</category><category>İlliyet HAKİKAT</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Mon, 15 Dec 2008 02:39:36 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-908283934443474231</guid><description>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SRLfw7cMSqI/AAAAAAAABco/UEtFc_fSlRI/s1600-h/perihan%2Bma%25F0den.jpeg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 142px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SRLfw7cMSqI/AAAAAAAABco/UEtFc_fSlRI/s200/perihan%2Bma%25F0den.jpeg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5265516946032183970" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Evlilik; çok sessiz ve derin 1 konsensüs Çaresiz Okurlarım: Çiftler, çiftliklerinde dehşet saçmaya devam ediyor-lar. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin Üzmez'in Eşi, diyelim: "Yuh, yani! Kendimden 50 yaş büyük Bu Çirkin Adam'la 'ilk sağcı suikastçi' olduğu için, 'büyük bir din ve siyaset âlimi/Vakit Yazarı' olduğu için evlendim. Ama annesiyle birlikte olduğu yetmiyor, 'yazlık' alıp telefonda pis pis konuşarak/orasını burasını öpüp ağlatarak 14 yaşında bir kız çocuğunu da ebediyete kadar yaralıyor Bu Sapık!" demiyor. &lt;br /&gt;Çıkıp 'yayın yasağı' konulsun diye başvuruda bulunuyor. 'Komplo kurbanı/saygısever eşinin' yanındaki 'haklı' yerini alıyor! &lt;br /&gt;Avusturyalı Baba Sapık Josef Fritzl hadisesi patlak verdiğinde, "Anne mutlaka işin içindedir" dedim Mühim Amatör Forensic Scientist Elif Elmas'a. &lt;br /&gt;Düşünsenize: Kayıp Kız'dan arada bir (babanın taklit sesiyle) telefon ve "Ben bakamıyorum. Siz bakarsınız artık" yazılı bir mektup eşliğinde 3 (üç) adet çocuk geliyor. &lt;br /&gt;Her şey annenin diğer çocuklarıyla 'ideal aile yaşantısını' sürdürdüğü garajın altında cereyan ediyor. Ve de garajın altı basıldığında çekilen fotoğraflarda pitipiti bi sürü süs püs fayanslarda/bir sürü bir sürü aksesuar ve nesne var banyolarında. (Diğer odaların fotoğrafları çıkmadı.) &lt;br /&gt;Josef Fritzl'i süpermarketten bu pitipiti/kadınsı detay şeyleri akıl etmiş, satın alırken, sonra da taşırken tahayyül edebiliyor musunuz? &lt;br /&gt;Pek tabii ki Elizabeth'in Sevgili Annesi, vakti zamanında tecavüzden bir buçuk yıl yatmış kocasına, efsanevi boyutlardaki sapıklık-işkencecilik hayatını sürdürebilmesi için 'iyi bir eş', 'sadık bir dost', 'fevkâlâde bir işbirlikçi' olarak hizmette kusur etmiyor. Sınır tanımıyor. &lt;br /&gt;Kiracılar/komşular dökülüyorlar. "Şüphelenmiştik zaten." "Köpeğim garajın önünden geçerken havlıyordu." "Aşağı inmemiz kira kontratında yasaklanıyordu." "Anne, aşağıya yemek/giysi vs. vs. taşıyordu" yollu. &lt;br /&gt;Ve fakat Karizmatik Lider/Aile Babası/Muhtemel Nazi Josef Fritzl korkutmuş hepsini! En çok da Elizabeth'in Annesi'ni/İyi Eş/Mükemmel Refakatçi karısını korkutmuş-anlaşılan. &lt;br /&gt;Hitler de Avusturyalıydı. Cümleten Almanlar'ı hem korkuttu, hem kendine hayran bıraktı. Onlar da işbirliğinde sınır/sinir tanımadılar. Hep birlikte düşerken yükselmek olayı! Özel bir yerlere: farklı, gizlice ve hep birlikte. &lt;br /&gt;Bu hadise tek değildir. Elizabeth'in DAHİ, hani yine Avusturya'da kendini 8 yıl kilit altında tutan sapığına dair 'Onu seviyordum' diyen Natasha gibi, babasına/çocuklarının babasına/efendisine 'gizli bir aşkı' mevcut olabilir. Zira esaret süresi çok uzun. Ve kurbanlaştırılanlar, zulmatörleriyle bir vakit sonra bir aşka 'düşüp' hayatta kalmalarını mümkün kılıyor; dahası hayatlarını 'katlanılır', 'arzu edilir' hale getirebiliyorlar. &lt;br /&gt;Alın size ünlü Rosemary West hadisesi! Kocacığının bir sürü genç kızı, evlerinin altına köstebeklediği dehlizlerde işkenceden geçirip öldürdüğünden sözümona haberi yoktu. Kızlardan biri kendi kızıydı Rosemary West'in! Mahkemesinde yalnız kızının adı geçtiğinde ağladı. &lt;br /&gt;Diğer bir kızları yıllarca babasının 'sevgilisi' de olup hayatta kaldı. Öbür kızları kıskandı vs. &lt;br /&gt;Bu konuda, yani "Rosemary West özel hayatında çok ahlaksız ve hain olabilir; ama cinayetlerde hiçbir dahli yoktu kadıncaaz"ın konusunda yazılmış bir kitap okumak isteyenler Brian Masters'ın 'The Trial of Rosemary West: She Must Have Known' kitabını okuyabilirler. &lt;br /&gt;Rosemary West'in yalnız ve yalnızca kocasıyla ağır SM ilişkisine kendini ziyadesiyle kaptırmış bir cinsi sapık olduğu 'savunmasına' dayalı bu kitap sinir bozuyor bozmasına da; "The pathology of relationships is still imperfectly understood and scarcely studied in depth" vari- ("İlişkilerin patolojisi hâlâ tamamiyle anlaşılmış ve derinine incelenmiş değildir.") &lt;br /&gt;"İn effect, one partner kidnapping the other's ego" gibi ("Esasında, bir eşin diğerinin egosunu zorla kaçırması") Jung'dan da ödünç fikirlerle, bu fevkâlâde acayip ve karışık konuda, akıl fikir açmaya DA çalışıyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Sapık (Etkin) Erkek/Baba/Katil/İşkenceci'ye karşılık/karşın Kadın'ın/Edilgin olanın esasında kurban, esasında masum, esasında oyuna getirilmiş/manipüle edilmiş olduğuna dair yapışmaya çalıştığımız inanç, çift olma halini kurtarma girişimlerinden de hızını/gücünü alıyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Çiftlerin çiftlik/birleşme/ikizleşme halinin ne kadar sinir bozucu ve esasında 'istenmeyebilir' bir hal olabilirliğine KADAR götürebilir böylesi varsayımlar/ilişki dinamiği deşme araştırmaları bizi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SQpCUjbzOiI/AAAAAAAABbY/iJpvU3h0zts/s1600-h/1971360.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SQpCUjbzOiI/AAAAAAAABbY/iJpvU3h0zts/s400/1971360.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5263092035412507170" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;En iyisi: Pis Adamlar'ın parmaklarında oynattıkları itaatkâr kadınların &lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;ESASINDA&lt;/span&gt; masum kurbanlar olduğuna dair Teselli Kalelerimiz'de varolmaya devam edelim. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Zira bu iğrenç 'düzen', &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;ruh ikizini bulman/&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;ruh ikizini bulduğunda yapışman/&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;ruh ikizini bulmanın hiç de imkânsız olmadığı/&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Seri İmalat ruhunun: bir nevi Ruh Molozu'nun, geçtim ikizinden/  üçüzünden&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;/beşizinden, on&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;/yirmi/seksen bin adet ikizinin&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;/benzerinin olduğu- &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Mühim olanın 'birleşmen', sonra da ne pahasına olursa olsun 'yapışman' olduğu &lt;br /&gt;Böyle kumpanyalara dayanıyor/dayalı. Bu 'düzen'. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold; "&gt;Seviniz, seviliniz! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Babanız da olabilir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Atanız da. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;İtaatte tereddüt etmeyiniz! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;Anahtar kelime, bu.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: bold;"&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=254936"&gt;Perihan Mağden&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-908283934443474231?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/SW8CywjMu84" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-12-15T02:39:36.639-08:00</app:edited><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SRLfw7cMSqI/AAAAAAAABco/UEtFc_fSlRI/s72-c/perihan%2Bma%25F0den.jpeg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2008/10/iftler-iftliklerinde-dehet-samaya-devam.html</feedburner:origLink></item><item><title>CUMHURİYET BAYRAMIMIZ.., KUTLU OLSUN</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/9K7n5CE81_g/cumhuriyet-bayramimiz-kutlu-olsun.html</link><category>İlliyet Gündem</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Mon, 15 Dec 2008 02:40:00 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-6155315606122006559</guid><description>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;*Ne Mutlu Türküm Diyen'&lt;/strong&gt;, &lt;em&gt;lerin&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;*İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?&lt;/strong&gt;&lt;em&gt; suallerine 'mümkünsüzdür' le cevap verebilenlerin,&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;*Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz. '&lt;/strong&gt; &lt;em&gt;bilincini onurla ve iftiharla taşıyabilenlerin,&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;*Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlatları! Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz... Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.'&lt;/strong&gt;&lt;em&gt; yolundan asla ve kat'a dönmeyenlerin,&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Atatürkçülüğün; ruhunda, özünde, her hücresinde hayat ve kuvvet kaynağı bilenlerin,,, bir tek Atatürk Cumhuriyeti'nin bir ferdi olarak yaşamayı kendine şeref addedenlerin en BÜYÜK BAYRAMIDIR BUGÜN.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-6155315606122006559?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/9K7n5CE81_g" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-12-15T02:40:00.871-08:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2008/10/cumhuriyet-bayramimiz-kutlu-olsun.html</feedburner:origLink></item><item><title>Bağımsızlık benim karakterimdir. MUSTAFA KEMAL ATATÜRK</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/illiyet/~3/GmguOpJguLQ/blog-post.html</link><category>İlliyet HAKİKAT</category><author>noreply@blogger.com (butterflyeyes)</author><pubDate>Wed, 29 Oct 2008 14:50:06 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6959500115731044931.post-8611810403504887041</guid><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SQjW_5IBTvI/AAAAAAAABbI/ux9R1wIu6B4/s1600-h/image0011bj4.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 281px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5262692557736988402" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SQjW_5IBTvI/AAAAAAAABbI/ux9R1wIu6B4/s400/image0011bj4.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6959500115731044931-8611810403504887041?l=illiyet.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/illiyet/~4/GmguOpJguLQ" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2008-10-29T14:50:06.335-07:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_O7RFbNcP1NI/SQjW_5IBTvI/AAAAAAAABbI/ux9R1wIu6B4/s72-c/image0011bj4.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://illiyet.blogspot.com/2008/10/blog-post.html</feedburner:origLink></item><media:rating>nonadult</media:rating></channel></rss>

