<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>arı24 Köşe Yazıları</title>
        <link>https://ari24.com/koseyazilari</link>
        <atom:link href="https://ari24.com/rss/koseyazilari" rel="self" type="application/rss+xml" />
        <description>arı24 Köşe Yazıları</description>
        <language>tr</language>

        <item>
            <title><![CDATA[Project Loon: Havada İnternet Var!]]></title>
            <link>/yazi/project-loon-havada-internet-var-998</link>
            <guid isPermaLink="false">/yazi/project-loon-havada-internet-var-998</guid>
            <description><![CDATA[<p><img src="http://media.tumblr.com/5cafddbbd0fd080ac4ae867e68b9048e/tumblr_inline_nbc62rLVvi1snppu2.png" alt="" width="430" /></p>
<p>Pek çoğumuz hayatlarımızı iyi hale getiren şeyin ne olduğunu durup düşünmüştür. Bugün diğer bütün kavramı bir kenara bırakırsak hayatımızı iyi hale getiren en mühim şeyin teknoloji olduğunu göreceğiz. Teknoloji insanlığın doğuşundan bu yana hayatımızı her dönem bir öncekinden daha kolay hale getirdi. En ilkel hali ile dumanla haberleşmeyi bile teknolojik bir gelişme sayabilirken, şu an teknolojinin karşısına koyabileceğimiz kavramlar çeyrek asır önce hayal dahi edilemezdi.</p>
<p>Bugün İnternet, evde, işte, yolda, tatilde ve her yerde zaruri bir ihtiyacımız haline geldi. Bir zamanların arama motoru, şimdilerinse teknoloji devi Google, bu ihtiyacı herkes hem de herkes için ücretsiz olarak karşılamayı hedefliyor. Üstelik bunu gökyüzü aracılığıyla yapmayı planlıyor.</p>
<p>Çoğumuza hayal gibi gelen onlarca projenin mimarı Google, bu kez tüm atmosferi saracak insansız sıcak hava balonlarıyla dünya genelinde kablosuz internet ağı oluşturacak. Bu teknolojiden yararlanabilmek için evinizde bir antene sahip olmanız yetiyor da artıyor bile. Görünürde tüm amaç interneti olmayan bölgelere bu hizmeti sağlayabilmek. Zira şu anki tahminlere göre dünyada hala internet erişimi olmayan 5 milyar insan var.&nbsp;</p>
<p><strong>Tüm Dünya İçin Kim İnternet Getirecek?</strong></p>
<p><img src="http://media.tumblr.com/c580c0b6175c4ea295353cbaa62efd50/tumblr_inline_nbc641Tfv31snppu2.jpg" alt="" width="430" /></p>
<p>Bugün &ldquo;İnternet kullanılmayan bir sektör söyleyebilir misiniz?&rdquo; sorusu için saatlerce kafa yormamız gerekebilir. Ama gerçek anlamda tüm insanlığın ihtiyacı bu hizmete geniş çapta yanıt veren uluslararası bir işletmeden bahsedemiyoruz.</p>
<p>Besini olmayan bölgelere besin, sağlık konusunda geri kalmış ülkelere doktor ve bunun gibi birçok gereksinme için yardım eden gönüllü kuruluş var. Ancak mavi gezegen tüm işlerini bu elektronik iletişim ağından yürütürken onu gönüllü olarak dünyaya dağıtan bir organizasyon şu ana kadar yoktu. Eğer Google projesini gerçeğe dönüştürebilirse, bu alanda ilk olacak diyebiliriz.</p>
<p>Google&rsquo;ın geçtiğimiz yıl açıkladığı rakamlara göre 4 milyar 800 milyon insanın şu an interneti yok. Bunun en büyük nedenleri fakirlik ve altyapı eksikliği. Google bu altyapı eksikliğini bazı coğrafi nedenlere de bağlıyor: ormanlık, dağlık ve karaya uzak toprak parçaları.</p>
<p>Tüm bu raporları teknodünyanın gözünün önüne seren Google, &ldquo;Ne kadar çok internet erişimi, o kadar çok Google&rdquo; sloganı ile eğitimsiz çocuklara eğitim, yolculuk yapamayan hastalara sağlık ve çiftçilere kullanışlı hava durumu bilgileri sunmayı planlıyor. Öğrencileri öğretmenlerle, hastaları doktorla buluşturacak bu internet ağıyla daha aklımıza gelmeyen bir çok problemin çözülme olasılığı var. Ayrıca firmanın diğer bir amacı da felaketlerde arama-kurtarma ekiplerine internet imkanını sağlamak.</p>
<p>Önce bu projede kendisine en büyük desteği verecek bir hava aracı şirketi satın almak amacıyla yola çıkan Google, atmosferik uydular üreten New Mexico merkezli Titan Aerospace&rsquo;i satın almak üzere masaya oturduğunda, karşısında benzer amaçlara sahip bir başka büyük rakip vardı. Yıllardır Loon&rsquo;a benzeyen İnternet.org adında başka bir proje üzerinde çalışan &lsquo;Facebook&rsquo;, güneş panelli uydular üreten bu firmanın peşindeydi. Ancak satın alımı Google gerçekleştirdi. Bu yarışı geçtiğimiz Mart ayında kaybeden Facebook ise yine aynı sektörde çalışan İngiltere merkezli Ascenta şirketine yöneldi ama yüksek olasılıkla Google&rsquo;ın projesi için attığı adımların büyüklüğü nedeniyle biraz geri planda kalmayı tercih ederek bu satın alımdan da vazgeçti.</p>
<p><strong>Nedir Bu Loon?</strong></p>
<p><img src="http://media.tumblr.com/e0e34a12f208e2d41dc3af577ab6d24f/tumblr_inline_nbc64p7nv91snppu2.png" alt="" width="430" /></p>
<p>Söz konusu sıcak hava balonları tam şişirildiği zaman 12 metre yüksekliğe &nbsp;ve 15 metre genişliğe ulaşıyor. Bu dev yapılar, standart alışveriş torbalarından 3 kat daha kalın polietilen plastik levhalardan yapılmış. Yalnızca bu kalınlık bile, 20 km yüksekten uçacak balonun o kadar yüksekteki basınca dayanmasını sağlıyor ve patlamaya engel oluyor.</p>
<p>Proje için tasarlanan balonların içinde radyo anteni, Linux işletim sistemi kurulu mini bir bilgisayar, yükseklik kontrol sistemi ve güneş panelleri var. Balonun tüm hareketini yönetecek, çevresel bilgileri toplayarak ve balonun &nbsp;yolladığı Wi-fi sinyallerini algılayarak Google Komut Merkezi&rsquo;ni haberdar edecek olan ekipman bu mini bilgisayarın içinde. Bilgisayarda Wi-Fi bileşenleri, GPS, sıcaklık ve &nbsp;hareket sensörleri bulunuyor.</p>
<p>Balonların birbiriyle ve karayla iletişimi için, özel radyo frekans teknolojisi ile donatılmış antenler kullanılıyor. Google, gerekli tüm sinyallerin 20 km&rsquo;lik çıkışın ardından yüksekliğini koruyan balonlardan evlere ya da iş yerlerine monte edilmiş özel antenlere aktarılacağını iddia ediyor.</p>
<p>Açıklamaya göre, balonlar üzerinden aktarılan ağ trafiği, yer altında zaten varolan internet altyapısına yani fiber kablolara iletiliyor. Bu da Google&rsquo;ın Wi-fi dağıtırken kaynağını zaten olan bir yapıdan temin ettiğini gösteriyor. Yani asıl iş üretim değil, dağıtım.</p>
<p><img src="http://media.tumblr.com/32cecd4df0ae33bd343bfcd8101c750c/tumblr_inline_nbc65gL3bn1snppu2.jpg" alt="" width="430" /></p>
<p>Gerekli koşullar sağlandığında her balon teknik olarak 1000 km2lik bir alan içinde İnternet erişimi sağlayabiliyor. Yani bu da aslında çok fazla değil yalnızca, birkaç bin balon ve antenler ile dünyadaki herkesin İnternet&rsquo;e bağlanabilmesi anlamına geliyor.&nbsp;</p>
<p><strong>Peki Bu İnternet Balonları Yeterince Akıllı mı?</strong></p>
<p>Asıl merak edilen ise balonların, çarpma, düşme, bozulma gibi riskler taşıyor olma ihtimali. Google bu soruları şöyle yanıtlıyor:</p>
<p>Helyum dolu balonlar gerekli durumlarda Google Komut Merkezi&rsquo;nden yönlendiriliyor. Balonlar stratosfer denilen alanda uçuyorlar. Yükseklikleri uçakların yere olan mesafesinden iki kat daha fazla olduğundan çarpışma riski yok. Ayrıca akıllı balonlar birbirlerinin yerlerini yine birbirlerine gönderdikleri sinyaller vasıtasıyla biliyor. Balonların GPS sensörleri de bu işe yarıyor.</p>
<p>Google Komut Merkezi sayesinde balonlar istenirse yerden söndürülüp şişirilebiliyor. Balonların yüksekliği ve hızı yine bu merkezden ayarlanıyor. Herhangi bir balon servis dışı olduğunda bir paraşüt gibi yavaş ve kontrollü şekilde iniş yapıyor. Ancak dünya çevresindeki yolculukları rüzgarlar vasıtasıyla gerçekleşiyor.</p>
<p>Balonlar yükseldikçe basınca olan dayanıklığı da bir o kadar artıyor. Google, bu balonları süper basınçlarda kullanılmak üzere tasarlamış ve oldukça uzun ömürlü olan internet gemileri 100 gün havada kalabiliyor. Eskiyen balon alçalarak karaya inip, yerine yeni bir balon gönderiliyor.</p>
<p><strong>Proje Gerçekleştirilebilir Düzeyde mi?</strong></p>
<p><img src="http://media.tumblr.com/e95d5b81e596e9469aea016524fb89eb/tumblr_inline_nbc660JHTq1snppu2.jpg" alt="" width="430" /></p>
<p>Proje bu kadar güzel de acaba gerçekleştirilebilir mi? Yıllar öncesinin filmleriyle hayatımıza giren bilgisayardan gözlükleri, &lsquo;Google Glass&rsquo; ile hayalden gerçeğe dönüştüren ve &lsquo;Self-Driving Car&rsquo; projesiyle sürücüsüz araba üretmeyi başaran Google, Loon projesinde de oldukça iddialı ancak &nbsp;bu konuda onunla aynı fikirde olmayan çok sayıda mühendis var.</p>
<p>Balon pilotu Per Lindstrand ve Sir Richard Branson, bu kadar yüksekten uçan balonların patlayacağını hatta 1 dakika bile havada kalmaya dayanamayacaklarını iddia ediyor.</p>
<p>Başka bir iddiaya göre ise helyum balonlarının havadaki ömrü en fazla 4 gün ve binlerce balonu aynı anda atmosfere salarsanız er ya da geç dünyanın kutup noktalarında birikecekler. Eğer havada asılı kalınması isteniyorsa balonlar yerine zeplinler ya da yakıtlı başka hava araçları kullanılmalı diyenler var.</p>
<p>Fakat Google Labaratuvarları&rsquo;ndan gelen yanıt net: &ldquo;Bu balonlar 100 gün havada kalabilir&rdquo;.</p>
<p><strong>Google&rsquo;ın Bu Projesi Kanunlara Uygun mu?</strong></p>
<p>Politik ve etik unsurlar da Google&rsquo;ın sorunları arasında. Bazı ülkelerin uluslararası platformda kuralları kesin. Ayrıca Çin ya da Rusya gibi ülkelerin kendi hava sahası içinde başıboş gezinen ve bölgeden izinsiz bilgi toplama ihtimali olan balonlara ses çıkarmayacağını düşünmek mantıklı değil.</p>
<p><img src="http://media.tumblr.com/e88ab7cf56f851d67208abe214653554/tumblr_inline_nbc672VuP81snppu2.jpg" alt="" width="430" /></p>
<p>Ayrıca kimi açıklamara göre ülkelerin hava sahası sınırı balonların uçtuğu yükseklikten çok daha fazlasını içine alıyor ve dünyada Google&rsquo;ın sicili gizlilik politikaları açısından pek de temiz sayılmıyor.</p>
<p>Bazı teknoloji danışmanlarını düşündüren başka bir mesele ise Google&rsquo;ın gerçekten neyi amaçladığı. Kimilerine göre firma, 5 milyar yeni kullanıcıyı bünyesine kazandırmak istediği için İnterneti olmayan bölgelere network sağlama gibi bir hayalden bahsediyor. Çünkü aslında şu an birçok &nbsp;geri kalmış ülkede 3G bağlantısı var ancak kullanılmamasının nedeni yüksek maliyetler. Yani sektörün içinde olan yetkililere göre Google&rsquo;ın bu stratejisi sadece göz boyamaktan ibaret.</p>
<p>Tüm bunları bir kenara bıraksak bile bir zamanların teknoloji devi Microsoft&rsquo;un ortak kurucusu Bill Gates, geçtiğimiz yaz Project Loon için şunları söylemişti:</p>
<p>"Sıtmadan ölürken sanırım yukarı bakıp bu balonu göreceksiniz. Ama bu balonun size nasıl yardım edeceğini bilmiyorum. İshal olan bir çocuğu iyileştirecek web sitesi de yok. Dijital devrime yürekten inananlardanım. Büyük sağlık merkezlerini, okulları birbirine bağlamak iyi şeyler. Ancak düşük gelirli ülkelerde bunun ne kadar işe yarayacağı tartışılır. Tabii, sıtma açısından direkt olarak bir şey yapacağınızı söylüyorsanız, bu ayrı bir konu."</p>
<p><strong>Son olarak,</strong></p>
<p><img src="http://media.tumblr.com/1619a44955f35ecfca4893b4ff7a2897/tumblr_inline_nbc67yullL1snppu2.jpg" alt="" width="430" /></p>
<p>Kim ne derse desin projenin uygulanabilir olup olmadığını öğrenmek için zamana ihtiyaç var. Çünkü Project Loon hala test aşamasında. Pilot testin ilk aşaması Yeni Zelanda&rsquo;da haziran ayında gerçekleştirdi. Rüzgar, güneş enerjisi ve bileşik algoritmalardan oluşan ve gökyüzüne bırakılan 30 balon Yeni Zelanda&rsquo;dan başlayarak Antartika&rsquo;ya kadar açık okyanus üzerinde gezinerek 22 günlük test turunu görünürde başarıyla tamamlamıştı.</p>
<p>Eğer Google tüm etik ve politik sorunları bir şekilde çözer ve teknik olarak yeterli altyapıyı oluşturarak atılımını bir ürüne dönüştürmeyi başarabilirse, fiber kablo döşenmesinin zor olduğu bölgelerde, özellikle de Afrika ve Güneydoğu Asya&rsquo;da İnternet kullanımının artacağı ortada.</p>
<p>Ancak test turunu tamamlayan balonların ardından Google, proje konusundaki sessizliğini hala koruyor ve bu ne zamana kadar devam edecek belirsiz. Hayalin gerçek olup olmayacağını ve insanlığa ne derecede faydalı olacağını ise zaman gösterecek.</p>]]></description>
            
            <enclosure type="image/jpeg" url="https://ari24.com/uploads/u_97_0.jpg" length="0" />
            
        </item>

        <item>
            <title><![CDATA["Kıskanırım Seni Ben" (3)]]></title>
            <link>/yazi/kiskanirim-seni-ben-3-982</link>
            <guid isPermaLink="false">/yazi/kiskanirim-seni-ben-3-982</guid>
            <description><![CDATA[<p align="right">(Metis)</p>
<p align="right">1-bir şeyler eksik</p>
<p align="right">2-beyaz atlı şövalye</p>
<p align="right"><strong>3-kıskanırım seni ben</strong></p>
<p align="right">4-arzunun o karanlık nesnesi</p>
<p align="right">5-cinsel ilişki diye bir şey yoktur</p>
<p align="right">6-zaten kadın da yoktur</p>
<p align="right">7-evrenin sessizliği</p>
<p align="right">8-gerçek orada bir yerde</p>
<h3><em><strong>3. Kıskanırım Seni Ben</strong></em></h3>
<p align="center">&ldquo;Çift üç kişiden oluşur&rdquo;</p>
<p align="center">Adam Phillips</p>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<img src="http://s25.postimg.org/tsd24o6hr/k_skanma1.jpg" alt="" width="158" height="240" /><img src="http://s25.postimg.org/vy7cz69y7/k_skanma2.jpg" alt="" width="158" height="240" /></p>
<p>İşte kıskançlık, bu üçüncüyü kabul etmemek, reddetmek, benimsememektir. Halbuki, &ldquo;bir çift&rdquo; olduğunu anlamak ve özümsemek için, bir &ldquo;başka&rdquo; ya ihtiyaç duyarız. Bu ihtiyaç temelde bir arabanın hızını anlaması için bir dış &ldquo;karşılaştırma&rdquo; ya gereksinmesine benzer.&nbsp; Bu karşılaştırmayı yani üçüncüyü yaratan şey ise, bazen insanlar, bazen kurallar, bazen devlet, bazen aile, bazen egomuzun tercihleridir.</p>
<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<img src="http://s25.postimg.org/jyvurv4db/k_skanma4.jpg" alt="" width="202" height="271" /></p>
<p>Kıskanmayı, yani bu üçüncüyü yok etme ve edemedikçe de hissettiğimiz o acıyı, şiddeti, kalp ağrısını sevgiye, arzuya bağlayarak rahatladığımız aşikar. Seven insan kıskanır deyişimizi düşünün. Kıskanılınca seviniyoruz, sevince kıskanıyoruz, kıskanılanı kıskanıyoruz. Kıskanmak ister genel anlamda &ldquo;üçüncü&rdquo;nün varlığına dair olsun, ister geçmişteki &ldquo;üçüncü&rdquo;lerden kaynaklanıyor olsun, acının acısı fark etmez. Misal sevdiğimizin sadece şimdiki anını değil, geçmiş anını ve bu anlardaki üçüncüleri de kıskanırız, içten içe kendimizi aldatılmış hissederiz. Hatta bu kıskançlığın, sadece sevgili ile de alakası olmaz. Bazen en yakın dostlar arasında, bazen bir iş arkadaşında, bazen kardeşler arasında da yaşanan benzer &ldquo;duygu&rdquo;dur.&nbsp;</p>
<h3><strong>Peki neden kıskanırız?</strong></h3>
<p>&nbsp;<img src="http://s25.postimg.org/4ovzko8v3/k_skanma3.jpg" alt="" width="187" height="140" /></p>
<p>İşte bir ilkel insanlık kalıntısı daha.. &nbsp;</p>
<p>Bebek dönemlerimizden gelen bir öfke. Ağızda olmayan bir&nbsp; memenin, kokusunu duymadığın bir annenin, ağlarken boş olan bir odanın öfkesi. Bize ait olduğunu hissettiğimiz bir şeyin &ldquo;elimizden&rdquo; alınmasının ilkel öfkesi.</p>
<p>Somay bu öfkeyi şöyle tanımlıyor:</p>
<p>&ldquo;Kıskançlığın içindeki bir diğer duygu da öfkedir. Ama gene farklı bir öfke: Adaletsizliğe duyulan etikl bir öfke değil, elinden oyuncağı alınan çocuğun mülkiyetçi öfkesi bile değil. Tersine, hiçbir zaman sahip olmamış olduğumuz bir şeyin, orada olmadığını fark etmekten doğan çaresiz, ilkel bir öfke. (..) bu öfke, oyuncağı elinden alınan çocuğun mülkiyetçi öfkesinden farklı, çünkü bebek memeye ya da anneye sahip olduğunu sanmaz, bunları kendisinin bir parçası sanır.O yüzden de kendisinden koparılınca, bunların hiç bir zaman zaten kendisinde, kendisine ait olmadıklarını fark eder, yalnız olduğunu bir kere daha anlayarak öfkelenir. Bebek kendisinin ayrı bir &ldquo;ben&rdquo; olduğunu kabullenmemiştir henüz.&rdquo;&nbsp;</p>
<p>Kıskanmak bizim ilk ayrılışımızın sancısı, kendimizi ifade edemediğimiz sadece hissettiğimiz dönemlerin bir fotoğrafı. İçinde ağlamanın büyümüşlükteki tercümesi şiddet, içinde bebek dilsizliğinin büyümüşlükteki tercümesi anlam verememek kaynaklı aşırı anlam&nbsp; yüklemeler vardır. Bütünlükten ikiye ayrılma döneminden sonra, yani annenin çocukla &ldquo;iki&rdquo; olduğunu fark ettiğimiz andan itibaren başlar &ldquo;üçüncü&rdquo;ler..Annenin işleri, diğer çocuklar, arkadaşlar..</p>
<p>&ldquo;Aslında çoğumuzun hayatının geri kalanı, bir &ldquo;ben&rdquo; olduğumuzu fark ettiğimiz an ile, anne ile kurduğumuz ikili ilişkinin biricik ve mutlak olmadığını fark ettiğimiz an arasında kalan o kısacak zaman dilimini yeniden yakalamaya, yeniden yaratmaya çalışarak geçecek&rdquo; diyor Somay. Hayatta bu araya sıkıştırdığımız o kadar sıfat var ki..Kanka, diğer yan, ruh eşi, babasının kuzusu, arkadaş gibi anne.. Hep iki kişi arasında kurulmaya çalışılan o özel dil, takılan adlar, hissedilen duygular, iki kişiye özel mimikler. Gizemli bir &ldquo;üçüncü&rdquo;den sır gibi saklanan onca anlam..Ya da saklanmasa da sır olan. Tıpkı anne ile bebeğin ilk anlarındaki o &ldquo;ulvi&rdquo; ve&nbsp; &ldquo;tanımlanamaz&rdquo; bağ gibi. Hani bir üçüncünün gelerek onu &ldquo;yaşama&rdquo; çekip, bozana kadar olan o bağ.Tıpkı günümüzde &ldquo;canımız gibi&rdquo; sevdiklerimize, &ldquo;aramızda bir bağ&rdquo; gördüklerimize, &ldquo;sahiplendiklerimize&rdquo; üçüncü karışınca hissettiğimiz o duygu gibi. Öyle bir duygu ki, öyle ilkel, öyle fantazi ve yaratıcılık akan dönemden hortluyor ki, &ldquo;komplo teori&rdquo;lerinin en çok üretildiği dönem, en çok acımasızlaştığı dönemdir bu dönem. Tıpkı &ldquo;namus&rdquo; cinayetlerinin çoğunun temelinde , kişinin kafasındaki &ldquo;hayallerin gerçeklikten ayrılamaması&rdquo; sonucu oluşan paranoya kaynaklı olması gibi.</p>
<p>İşte bu üçüncülerden en &ldquo;yıkıcı&rdquo; olanı, anne ile babanın arasındaki o &ldquo;yetişkin&rdquo; ve &ldquo;farklı tür sevgi&rdquo;nin bize yaşattığı aldatılma, dışlanma, yalnız kalma hissidir. Cinsiyetiniz ya da bunu fark ettiğiniz yaş ne olursa olsun, bunu içsel ya da bilinçsel bir şekilde hissederiz ve ömür boyunca da &ldquo;hissetmeye&rdquo; devam ederiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;<img src="http://s25.postimg.org/5nccmym73/image.jpg" alt="" width="213" height="240" /></p>
<p>Hitchcock&rsquo;un Pyscho&rsquo;sundaki 30&rsquo;lu yaşlarına kadar, motellerde, neredeyse sadece &ldquo;iki kişinin&rdquo;&nbsp; olduğu bir anne-çocuk ilişkisi yaşayan Norman Bates&rsquo;in hikayesi ne de güzel bir örnektir. Baba yoktur, arkadaşlar yoktur, dostlar yoktur, akrabalar yoktur, sevgililer yoktur. Psikeanalitik bir bilim kurgu dünyasındayızdır. Ama gün olur, devran döner, her çift gibi, bu gecikmiş anne-çocuk ayrımı da, bu çürümüş ben ayrılması&nbsp; bir üçüncü ile yaşanır ve Bates&rsquo;in annesi bir sevgili bulmaya kalkar.</p>
<p>&nbsp;<img src="http://s25.postimg.org/4az8yte5b/perkinsleigh.jpg" alt="" width="320" height="213" /></p>
<p>Tahmin edilebileceği gibi sonuç olarak, bebeklikteki ağlamaların yetişkin karşılığının en &ldquo;şiddetlisi&rdquo; gelir ve Bates annesini öldürür. Öldürür öldürmesine de annesini yok etmek demek, kendisini de yok etmek demektir. Hatırlanacağı gibi, Bates henüz birden ikiye ayrılma dönemini yaşayamamış, bu acıyla, bu eksiklikle yüzleşmemiştir. Dolayısıyla annesini parçalara ayırıp, buzlukta saklayacaktır. (Bu, günümüzdeki eş , babaanne, kardeş cinayetlerinin de benzer bir yöntemler buzlukta sonda bulması da bizi düşündürebilir)Annesi buzlukta kalarak Bates&rsquo;in &ldquo;birliğini&rdquo; devam ettirmek için çabalarken, Beats hayatına girmeye çalışan kadınları teker teker öldürür.</p>
<p>&nbsp;<img src="http://s25.postimg.org/jif8j65zz/hitchcock.jpga" alt="" width="240" height="240" /></p>
<p>Nihayetinde ben olduğumuzu hissetmek, fark etmek ve &ldquo;yaşayabilmek&rdquo; için , anne ile kurduğumuz birlikten ayrılmak zorundayızdır. Yaşımız ne olursa olsun, ayrılmak istemeyen anne ya da çocuk olsun hiç fark etmeyecektir. Ben olmanın bedeli, yani iki olmak, iki olur olmaz da Phillips&rsquo;in dediği gibi üçüncüyü de fark edebilen de olmaktır.. Kıskançlık&nbsp; ise, Somay&rsquo;ın dediği gibi psikozdan kurtulmak için ödediğimiz bir bedeldir. Birliği hatırladıkça, &ldquo;ben&rdquo; i rahatsız eden ve kendisini &ldquo;daha da ben olduğunu hissettiren&rdquo; bir bedel. Öyle bir bedel ki bu, ilk büyük &ldquo;üçüncüyle&rdquo; yani babamızla başlayan bölünmedeki &ldquo;aldatılmışlığımızı&rdquo; önleyebilmek için savaşlarımıza başlarız. İktidar savaşlarıdır bunlar, küçükken kardeşlerimize yaptığımız her kötü şey, büyüyünce yetişkinler dünyasındaki bilinçaltısal kökenlere dönüşecektir, bireyler de kurumlarda, devletlerde bunu bilinçüstüne atıp, savaşacaklardır.</p>
<p>O zaman, bu akşam, psikozdan kurtulmamız şerefine yaşanan kıskançlıkların, bizde yarattığı çocukluk zelzelerine kaldıralım kadehi.</p>
<p>Üçümüze!</p>
<p>&nbsp;<img src="http://s25.postimg.org/7vv4i1iov/kadeh_boylari_big.jpg" alt="" width="320" height="213" /></p>]]></description>
            
            <enclosure type="image/jpeg" url="https://ari24.com/uploads/u_15_0.jpg" length="0" />
            
        </item>

        <item>
            <title><![CDATA[Görüşmeyeli Epey Oldu]]></title>
            <link>/yazi/gorusmeyeli-epey-oldu-981</link>
            <guid isPermaLink="false">/yazi/gorusmeyeli-epey-oldu-981</guid>
            <description><![CDATA[<p>Bilgisayar oyunlarına düşkünlüğüm yoktur. Ancak beni tanıyanlar bilir, Portal serisine hayranlığım oyunun hikayesinin de ötesindedir. Öyle ki, sitelerimizi barındıran ana sunucuya, hikayenin geçtiği tesisi yöneten yapay zekanın adını vermiştim: <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/GLaDOS" target="_blank">GLaDOS</a>.</p>
<p>Serinin ikinci oyununda yeniden başlattığımız yapay zeka, "görüşmeyeli epey oldu, nasıl geçti?" diyerek karşılamıştı karakterimizi. Bu yazımda da sizi aynı şekilde karşılıyorum: "görüşmeyeli epey oldu..."</p>
<p><img src="http://i.imgur.com/vLAHxjz.jpg" alt="" /></p>
<p>Evet, tam bir sene önceki yazımdan bahsediyorum, "<a href="yazi/super-kahramanlarin-gunu-711" target="_blank">Süper Kahramanların Günü</a>"nden ve süper kahramanınız bendeniz yine karşınızdayım. Bu bir senede her gün dünyayı kurtarmadım, ama çöplerimi çöp tenekesine atarak ben de üzerime düşeni yapıyorum işte.</p>
<p>Sizin için nasıl geçti bilemem, ama İTÜ24 için oldukça sorunsuz bir yıl oldu. Ekibimiz büyüdü, kocaman oldu. <a href="haber/webmailin-kalbi-kaniyor-901" target="_blank">Kalpleri kanatan bir bilgisayar hatasından</a> birkaç saat içinde kurtulduk. &nbsp;Her sene olduğu gibi bu sene de <a href="haber/itu24-tercih-gunleri-basladi-973" target="_blank">üniversite adayları için tercih danışmanlığı</a> yaptık. Kurduğum canlı sohbet sistemi ile onlarca adaya yardımcı olmaya çalıştık. Üstelik ilk defa bazı kulüpler ve İTÜ Kurumsal İletişim Ofisi de bu çalışmamıza dahil oldular. Bu yıl öyle hızlı geçti ki.</p>
<p>Bugün benim günüm. Meslektaşlarımın, süper kahramanların günü. Yani sistem yöneticilerinin... Ancak benim için başka bir özelliği daha var. Türkiye yerel saati ile 20:02'de GLaDOS'umuz aralıksız hizmet ettiği <strong>365. günü</strong> doldurdu. Koca bir yıl kesintisiz hizmet edebiliyor olmanın mutluluğunu tarif etmek ise kolay değil.</p>
<p><img src="http://i.imgur.com/iNFVW4e.jpg" alt="" /></p>
<p>Bir "Dünya Sistem Yöneticileri Günü" daha kutlu olsun. Bulunduğunuz yerden bu yazıyı okuyabilmenizi sağlayanların günü...</p>
<p><strong>Onur Güzel</strong> - <a title="Twitter'da @onurguzel" href="http://onurguzel.com/twitter" target="_blank">@onurguzel</a><br />İTÜ24 Sistem Yöneticisi</p>]]></description>
            
            <enclosure type="image/jpeg" url="https://ari24.com/uploads/u_19_0.jpg" length="0" />
            
        </item>

        <item>
            <title><![CDATA["Beyaz Atlı Şövalye" (2)]]></title>
            <link>/yazi/beyaz-atli-sovalye-2-978</link>
            <guid isPermaLink="false">/yazi/beyaz-atli-sovalye-2-978</guid>
            <description><![CDATA[<h1 class="MsoNormal" style="text-align: left;" align="right"><strong>Bir şeyler eksik -</strong><strong style="font-size: 10px;">Bülent SOMAY-</strong></h1>
<p class="MsoNormal" style="text-align: left;" align="right"><strong>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</strong><strong>(Metis)</strong>&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="text-align: start;" align="right">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: right; background-image: initial; background-attachment: initial; background-size: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-position: initial; background-repeat: initial;" align="right"><strong>1-bir şeyler eksik</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: right; background-image: initial; background-attachment: initial; background-size: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-position: initial; background-repeat: initial;" align="right"><strong>2-beyaz atlı şövalye</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: right; background-image: initial; background-attachment: initial; background-size: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-position: initial; background-repeat: initial;" align="right"><strong>3-kıskanırım seni ben</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: right; background-image: initial; background-attachment: initial; background-size: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-position: initial; background-repeat: initial;" align="right"><strong>4-arzunun o karanlık nesnesi</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: right; background-image: initial; background-attachment: initial; background-size: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-position: initial; background-repeat: initial;" align="right"><strong>5-cinsel ilişki diye bir şey yoktur</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: right; background-image: initial; background-attachment: initial; background-size: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-position: initial; background-repeat: initial;" align="right"><strong>6-zaten kadın da yoktur</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: right; background-image: initial; background-attachment: initial; background-size: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-position: initial; background-repeat: initial;" align="right"><strong>7-evrenin sessizliği</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: right; background-image: initial; background-attachment: initial; background-size: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-position: initial; background-repeat: initial;" align="right"><strong>8-gerçek orada bir yerde</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><strong>2. Beyaz Atlı Şövalye</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><img style="vertical-align: middle;" src="http://i.imgur.com/BgI3K2W.jpg" alt="" width="-" height="-" /></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><strong>Arayışlar buluşlar getirir..Beyaz atlı şövalye de böyle bir arayışın tamlaması.. </strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><strong>Peki nedir bu meşhur &ldquo;şövalye?&rdquo;</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Şövalye, tarihte yaratılan romantik bir akımın, fallussal tercümesi.. Etimolojik olarak, &ldquo;Knight in Shining Amour&rdquo;dan yani &ldquo; Parlak zırhlı şövalye&rdquo;den geliyor ama bu tabir ve bize bu geçerken e tabi biraz kültürel aşınmaya uğruyor. Esasen buralardaki askerlerin yekpare &nbsp;ve ağır şövalye zırhını giymektense örgü ya da zincirli daha hafif metal ikamesini tercih ettiği malum. Bizde şövalye değil, olsa olsa sipahi, yeniçeri vardı o zamanlar; onlar da ima edilen bu konseptten eh biraz uzaktı. Ama bu terimi (Şövalya) bizim nezdimizde değerli bir şey olarak çevirmemiz gerekliydi, biz de ecdad olarak düşündük ve ilkin bu çevirinin padişah ya da velihaht olabileceğine kanaat getirdik. Gel zaman, git zaman ortaya çıktı ki o da olmaz, çünkü, padişah hem ulvi bir makam, ismi her yerde kullanılmaz; hem de mevzu bahis duygu olunca anlam hareme değin uzanıyor, &nbsp;haremli şeyleri konuşmak malumunuz hoş değil. O zaman, veliahtvari bir çeviri yapılsın deniliyor, hani gençlik ve enerji. Prens gibi. Tıpkı Cumhuriyet dönemi çevirilerindeki olduğu gibi, Uyayan Güzel&rsquo;i kurtaran da, Pamuk Prensesi sarmalayan da, Rapunzel&rsquo;in saçlarına uzanan ya da bir zamanla kurbağa iken öpülünce insana dönüşen de hep Prens&rsquo;ti. Naif, ulaşılmaz, güçlü ve cesur delikanlımız.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">&nbsp;<img src="http://i.imgur.com/wOWk6hd.jpg" alt="" width="236" height="300" /></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Aslında, temelinde şövalyeler ya da bizdeki karşılığıyla masalsı güçlü prensler öyle pek de iyi anılan insan grubu değil. Öyle ki, Cervantes&nbsp; zamanla modern romanın babası kabul edilecek olan Don Quijote romanında bununla bir güzel eğlenmektedir. Zaman 17 yüzyılın başlarıdır. Don Kişot yani La Mancha&rsquo;lı Alonso Quijano, şövalye serüvenleri okuyan, oradaki gibi kurtarıcı ve onurlu olmaya çalışan emekli bir aristokrattır. Rosinante adındaki adı ve&nbsp; Sancho Panza adındaki atı ile beraber, çevresindeki insanların anlam veremediği şekilllerde&nbsp; şövalyelik hayalleri kurmaya başlar ve harekete geçer. Kurtarıcımız Don Kişot, mukavvadan miğeferi, yaşını başını almış beygiri, gündelik hayatın sıradanlığı içinde kendi özündeki iyilik ve hayalleriyle dayak yiye yiye, yaşamın içinde çaresizce kahramanlaşmaya çalışır. Cervantes, bu eserinde 13. Ve 14 yüzyıllardan beri süre gelen şövalyeliği yüceltmeyi eleştirmiş, hatta bir güzel dalga geçmiştir geçmesine de bu şövalyeler esasen ne kadar &nbsp;ve nasıl yüceltilmişti?&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Bilindiği üzere şövalyelik özellikle Batı ve orta avrupaya has bir terim. Öyle ki, bu küçük soylu grupları (sanıldığı gibi dükvari bir hayat yaşamıyorlardı) savaş zamanında savaştan, barış zamanında da avarelik ve etrafa yaydıkları tecavüz, korku ve yağmadan anlarlardı.&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Peki o zaman bu romantik aşkların yaratıcısı adamlar nereden çıktı?</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">&nbsp;<img style="vertical-align: middle;" src="http://i.imgur.com/f2AJkOS.jpg" alt="" width="225" height="300" />&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Courtly love (Saraylı aşkı) denilen, vuslat sevgilinin mendilinin kokusuyla bir ömür geçirilen, platonik ve acı dolu kalplerin buram yayılan aşklarını tekrar düşünelim ama bu sefer kameryı tersine çevirerek izleyelim. Pencerelerde ömürde bir ya da iki kez atılacak olan mendil için şövalyesinin gelmesini bekleyen bir kadın düşünün.. Bir şövalye ki onu delicesine seven, savaşlarda kahramanlıklardan kahramanlıklara koşan, barışta düellolar ve romanslar yapan bir beyefendi (Tam bir beyefendi). Peki kadının istediği (gerçekten) bu mu? Bir ömür boyu kavuşamayacağı bir adamın, ara ara eyleme geçtiği, içsel aşkı için binlerce gün beklemek mi? Yoksa sadece Kavuşma için kurulan hayaller için bir özne olmak mı ? Belki daha doğru bir soru olarak, bu acımasız, tecavüzcü, soylu yamağı, kaba saba adamlar nasıl oldu da bir anda beyaz ata binip, naif ve erdemli adımlarla mendil toplar oldu? Cevabı o kadar da zor değil aslında. Güç, iktidar, cesaret, zafer gibi terimleri o dönemde acımasız yöntemlerle mızrak uçlarına geçirerek sahiplenmiş &nbsp;&ldquo;halka&rdquo; yakın bu adamlar, bir anda içi görünmez gizemli zırhları ardında büyük bir mükemmelliğe bürünmüş, tüm acımasızlıkları bu fallus simgeleri sayesinde güzelce sabunlanmış ve yeni bir ütopya yaratılmasında &ldquo;sözde özne&rdquo; ler oluvermişlerdir. Fallusun bir zaferi daha savaş alanlarındaki kanları ve barış alanlarındaki fetih toprakları olan kadınları kullanarak nidalara dönüşmektedir.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">&nbsp;</p>
<h2 class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">&nbsp;Bir örnek</h2>
<hr />
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><img style="vertical-align: middle;" src="http://i.imgur.com/3O0a6AT.jpg" alt="" width="511" height="342" /></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">V.yüzyıl İngilteresindeyiz.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Saksonların acımasız saldırıları ve Keltleri bundan kurtarmaya çalışan kutsal Avalon&rsquo;lu büyük bir Kral..Ancak burada bizi ilgilendiren şey , Britanya mitolojisindeki en önemli figürlerden biri olan meşhur kılıç Ekskalibur&rsquo;un da sahibi Kral Arthur ve&nbsp; karısı Guinevere&rsquo;e aşık olan destandaki en cesur şövalye Lancelot&rsquo;un hikayesi.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Öyle ki, Lancelot&rsquo;la Guinevere bir şekilde &lsquo;malum&rsquo; neticeye ulaşıp, zırhdaki &ldquo;gizemi&rdquo; ortadan kaldırdıklarında, öyle bir karabasan çöker ki diyara,&nbsp; krallığın sonu bu &ldquo;sıfırlanma&rdquo; çıplak laneti yüzünden gelir.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>(Acaba Lancelot esasen Arthur&rsquo;a aşıktı ama hemcinsi aşktaki olasılıksızı olasılıklı kılmak için <strong>fallusun uterusu fallusumdur</strong> diyerek mi Guinevere&rsquo;ye yaklaştı bilinmez. Benzer hikaye Akhilleus-Patroklos aşkının tampon bölgesi olan kurban uterusu esir Briseis de de var diye iddia eder Somay. Diğer bir deyişle, heteroseksist Hollywoodlu Troy filmini bu açıdan izleyip subliminalleri iyi yakalamak lazım).</em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Yani soyunan şövalye aynı zamanda büyüyü de bozan taraf olmaktadır. Çünkü onun gücü fallus&rsquo;un adeta simgeleştiği o zırhtan, kılıcın estetik bir şekilde dans ettiği o güçten gelmektedir. Üzerindeki&nbsp; şövalyelik çıkınca artık, duygusallık ne kadar romansla dans etse de, denge bozulur. Bunu anlayan akıllı şövalyeler de var elbette. John Boorman&rsquo;ın Excalibur filminde Arthur&rsquo;un babası Uther, kocasının zırhını giyip Igrain ile sevişirken yaptığının fark edilmemesi için üzerindeki zırhı çıkarmaz. Bu hem felsefik bir yanılsama, hem akıllı bir fallus zaferi hem de seyirci için bir metal konserine dönüşür. Tam da bu noktada, çağımız italyan yazarlardan Calvino&rsquo;nun Varolmayan Şövalye kitabındaki Agilulf&rsquo;un öyküsünün dramatikliğini hatırlatır Somay.&nbsp; Sadakati, güvenirliliği, sabrı, erdemi, cesaretiyle bir bütün olan, kralına bağlı şövalyemizin çok basit ve temel bir kusuru vardır: Bütün insanı erdemleri üzerine mıknatısvari çeken şövalye vardır var olmasına ama aslında o şaşalı zırhın içinde hiç bir şey yoktur. Yani yokluk, <strong>hayal ettiğimizin varlığını bile içine alacak kadar gerçektir nihayetinde ama bir şekilde, kandırır bizi, yaşamaya devam eder.</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><img src="http://i.imgur.com/6IsZguS.jpg" alt="" width="196" height="286" /></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Halbuki gerçek şövalyelerimiz birar tecavüzcü, birer istilacıydılar.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Kabaydılar, hatta çoğu zaman cahildiler. Ama biz onları beyaz atın üzerine bindirip, hayali birer erdem sureti olarak yarattığımızdan beri zırhı vestiyere astığı anda yok olacak şekilde programlamıştık. <strong>Yani cinsellik içermeyen aşkları ulvileştirecek bir kurban seçivermiştik</strong>.Diğer bir deyişle yüceltilmemiş, kutsallaştırılmamış, ulvileştirilmemiş cinselliği tecavüz sayan <strong>son yüzyıl romantizmin</strong>i doğuran adımları yavaş yavaş atılırken, özne olduğumuza inandığımız nesnelerden biri oluvermiştik. Belki de Rilke&rsquo;nin dediği gibi:&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>Sen bütün nesnelerin en derin özüsün</em><em><br /> </em><em>Varlığının sırrını sük&ucirc;ta zarflayan</em><em><br /> </em><em>Ve herkese başka türlü görünürsün</em><em><br /> </em><em>Karaya gemi gibi, gemiye liman</em><em>&hellip;</em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>&nbsp;<img style="vertical-align: middle;" src="http://i.imgur.com/eoaorOr.jpg" alt="" width="100" height="100" /></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>&nbsp;</em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Şövalyeler..</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Öyle aşıklar ki, hem uterus hem falus..Hem insan hem melek.. Hadi haksızlık yapmayalım, bazen uterusten fallus&rsquo;a da varış, beyaz atlı prenses&rsquo;i bekleyiş de olabilir.&nbsp; Her ne kadar aşkı farklı olsa da,&nbsp; Jeanne d&rsquo;Arc&rsquo;in yakılmasının sebebi de üzerine giydi &ldquo;zırh&rdquo; değil miydi? Bazen zırhı çıkarmak, bazen de giymek insanı &ldquo;yoklaştıyor&rdquo; ya, insan zihninin yaratabildiği bu meşhur &ldquo;şov-alye&rdquo; zırhının gücünden korkmuyor değil. Öyle ki, kendi eksikliğini anlama anlarından &ldquo;en çok anlam yüklenen&rdquo; birine karşı yaptığımız bu oyun, bu parodi dikkate almaya değer.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Somay&rsquo;ın dediği gibi: &ldquo;<em>İçi boş bir zırhı cinsel nesnemiz haline getiriyoruz mesela. Sonuçta bizi mutlak olarak nesneleştirecek, bize tecavüz edecek (ki bu mutlak nesneleştirmeden başka nedir ki zaten?) bir özne yok o zırhın içinde..</em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>Zararsız</em>.&rdquo;</p>]]></description>
            
            <enclosure type="image/jpeg" url="https://ari24.com/uploads/u_15_0.jpg" length="0" />
            
        </item>

        <item>
            <title><![CDATA["Bir Şeyler Eksik" (1)]]></title>
            <link>/yazi/bir-seyler-eksik-1-977</link>
            <guid isPermaLink="false">/yazi/bir-seyler-eksik-1-977</guid>
            <description><![CDATA[<h1 class="MsoNormal" style="text-align: left;" align="right"><strong>Bir şeyler eksik -</strong><strong style="font-size: 10px;">Bülent SOMAY-</strong></h1>
<p class="MsoNormal" style="text-align: left;" align="right"><strong>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</strong><strong>(Metis)</strong>&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: right; background-image: initial; background-attachment: initial; background-size: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-position: initial; background-repeat: initial;" align="right"><strong>1-bir şeyler eksik</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: right; background-image: initial; background-attachment: initial; background-size: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-position: initial; background-repeat: initial;" align="right"><strong>2-beyaz atlı şövalye</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: right; background-image: initial; background-attachment: initial; background-size: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-position: initial; background-repeat: initial;" align="right"><strong>3-kıskanırım seni ben</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: right; background-image: initial; background-attachment: initial; background-size: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-position: initial; background-repeat: initial;" align="right"><strong>4-arzunun o karanlık nesnesi</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: right; background-image: initial; background-attachment: initial; background-size: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-position: initial; background-repeat: initial;" align="right"><strong>5-cinsel ilişki diye bir şey yoktur</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: right; background-image: initial; background-attachment: initial; background-size: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-position: initial; background-repeat: initial;" align="right"><strong>6-zaten kadın da yoktur</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: right; background-image: initial; background-attachment: initial; background-size: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-position: initial; background-repeat: initial;" align="right"><strong>7-evrenin sessizliği</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0.0001pt; text-align: right; background-image: initial; background-attachment: initial; background-size: initial; background-origin: initial; background-clip: initial; background-position: initial; background-repeat: initial;" align="right"><strong>8-gerçek orada bir yerde</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><strong>BÖLÜM 1: BİR ŞEYLER EKSİK</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><strong><img src="http://i.imgur.com/zlNWXSW.jpg" alt="" width="240" height="356" /></strong></p>
<p class="MsoNormal"><em>İlişkiler en büyük ütopyalardır ve </em></p>
<p class="MsoNormal">Her düzeyde &nbsp;binlerce yıldır yüzlerce metotla ve onlarca örnek kullanılarak üzerinde konuşulmuş ama ne yazık ki, &ldquo;hayal edilene&rdquo; de bir türlü erişilemediği için &nbsp;hep bir eksiklik kalmıştır.</p>
<p class="MsoNormal">&nbsp;Yani Dahrendorf&rsquo;un dediği gibi, <strong><em>ütopyalarla mezarlıklar arasındaki tek fark, arada bir de olsa, mezarlıklarda bir şeylerin olmas</em></strong><strong>ıdır.. </strong></p>
<p class="MsoNormal">Sadece ilişkilerde değil,&nbsp; hayatın her alanında en iyisine en içten şekilde ulaşacağına inanan insanlarla dolu dünya. İnsan, yani <strong><em>önce ütopya üretip,&nbsp; sonra bu fikirlerin ölüp çürüdüğü mezarlıklardan gelen bir kaç &ldquo;şey&rdquo;le yaşamaya çabalayan hayvan.</em></strong> Yine de vazgeçilenlerin çürümüşlüğü ile yaşam sürer gider bir &ldquo;şey&rdquo;lide..</p>
<p class="MsoNormal">Mesele en iyisini ararken daha da ortaya çıkan bu &ldquo;eksiklikte&rdquo;. Şimdi gelelim, Somay&rsquo;ın &ldquo;Bir şeyler eksik&rdquo; adlı kitabında bize bu eksikliği anlatmak için seçtiği film</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><strong>BANANAS</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><img src="http://i.imgur.com/pQHSxm0.jpg" alt="" width="236" height="352" /></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Woody Allen, <strong>1971 </strong>yılında bir film çevirir.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><strong>Adı Bananas.</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">IMDB puanı ortalaması 7. Yani ilk bakışta öyle pek de dikkat çekmeyen bir film. Konusu ise şu:</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>New Yorklu &ldquo;Yahudi&rdquo; entellektüelimiz Fielding Mellish ya da çoğu filmde olduğu gibi Woody Allen ve onun solcu, eylemci,&nbsp; aktivist sevgilisi Nancy (Louise Lasser) sevişmektedir. Somay&rsquo;ın dikkatimizi çekmeyi istediği an aynen şöyle:</em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>Nancy &ldquo;malum&rdquo; eylemden sonra sigarasını yakıp tavana sıkıntılı bir şekilde bakar.&nbsp; Tabi ki her anlayışlı entellektüel erkeğin yapması gerektiği gibi sorulur&nbsp; malum soru..</em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>-&rdquo;Nen var kuzum?&rdquo;. </em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>Cevap ise sıkıntı dolu bir özgüvenledir:</em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em><img src="http://i.imgur.com/H2JJNZ9.jpg" alt="" width="313" height="372" /></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>-&rdquo;<strong>Bir şeyler eksik&rdquo;.</strong></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><strong>Ve bu eksikliği bulma çabasıyla geçip giden hayat. </strong>Bir şeyleri buldukça, eksiklik ve gedikler artması gerçeği. &nbsp;Bir insan yavrusunun dünyanı tanımak için&nbsp; bulduğu her şeyi ağzına atması gibi, eksikliğimizi tamamlayacağını sandığımız her şeye &ldquo;atlamamayı&rdquo; öğrenmek.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><strong>FİELDİNG</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>Fielding&rsquo;ciğimiz de, zayıf, gözlüklü, sinik ama entellektüel kahramanımız. Whatever works filmindeki yaşlı Boris Yellnikoff&rsquo;umuz gibi.</em><em> Kendine güvensiz ama bilgili.</em><em>Toplumsallaşamamış her yaratığın içindeki toplumsal merakla saldırmakta her şeye.&nbsp; Şık, bilgili ve tam doğru olma telaşında</em>.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Ancak, en güzeli, en doğrusunu yapmaya çabaladıkça aldığımız zevkten yitiririz..</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Tıpkı galaya katılan kadınların orasının burasının pudrasının telaşında olarak galanın havasını yakalayamaması gibi, tıpkı TV&rsquo;ye çıkan konuşmacıların çekim açılarından ya da kendilerinin ekrandaki görüntülerine göz kesmekten kendilerini konuşmaya verememesi gibi, Fieldin&rsquo;in nazik entellektüel olma çabasının yanında hayatın &ldquo;eskikliğini&rdquo; daha fazla yaşaması gibi özetler bu durumu Somay. Yani işin öz&rsquo;ü an&rsquo;ı göstermektense ondan keyif almakta..Alabilmekte. <em>Keyif almayan insan güzel görünmez diyor Somay..Güzel görünmeye çalışan da uzun vadede keyif alamaz.</em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><strong>FİLME DEVAM</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>Ve Fielding terk edilir (nihayet); çünkü <strong>bir şeyler eksiktir ve bu eksikliğin ne olduğu bilinmez</strong>. Sonra kahramanımız San Marcos denilen yere gidip oradaki devrime katılır. Yeni düzen kurulur, devrim yaşanır ve Fielding, New York&rsquo;a yeni düzene maddi destek sağlamak için gelir, film o ya, Nancy ile yeniden tanışırlar.Ama bu sefer kahramanımızda Castrovari gayet manalı bir sakal vardır. İlahi süreç tekrar işler, yatak faslı yaşanır ve adamımız dayanamaz ve takma sakalını çıkarıp kıza kim olduğunu gösterir. Kız haykırır tabi..&rdquo;<strong>Biliyordum bir şeylerin eksik olduğunu!&rdquo;.</strong></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Keramet sakalda mıdır yoksa <a href="http://www.sexnatureintendedit.com/">www.sexnatureintendedit.com</a> sitesinin iddia ettiği gibi sünnetli pipilerin kadınlarda yarattığı tatminsizlikte midir bilinmez ama, Somay tam bu noktada iddia ediyor ki, olay eksik olan, kesilip, tıraşlanmış ya da koparılmış şeyde değil,<strong> z<em>aten Hiç Orada Olmamış Bir Şeyde</em></strong><em>.</em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><strong>EKSİKLİĞİN BİG BANG&rsquo;I. </strong><strong>NE ZAMAN, NASIL BAŞLIYOR BU EKSİKLİK?</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Derler ki, anne ile bir olan beden ve ruh, ondan kopmaya başladığı andır bu savaşın miladi. Öyle ki, küçük olduğumuzda bilinçsizce, büyüdüğümüzde bilinçaltımızda yaşadığımız şeyler hep bu ayrılığı içerleme tepkisi. Bir yalnız bırakılış, bir terk ediliş öyküsü ve yaşamın, bu hazin &ldquo;ortada bıraklıma&rdquo; &nbsp;öyküsü ve bu öyküde kendimize güzel yollar çizme, iyi roller verme çabası.. Hep eksiğe, gediğe bir şeyleri koyma arzusu..&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><strong>ÖRNEK 1</strong>: <strong>MACHBETH</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Somay bunu eksikliği <strong>Machbeth&rsquo;in lanetine</strong> benzetir:</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">&nbsp;<em>Lanet de der ki: &ldquo; Bir kadından doğmuş olan hiç kimse&rdquo; öldüremez Machbeth&rsquo;i.</em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>Ama Macduff, &ldquo;Bir kadından doğmuş&rdquo; değildir, sezaryenle alınmıştır..şiddetin İktidarını alaşağı edecek olan, &ldquo;eksik&rdquo; olmayandır, &ldquo;bir kadından doğmuş&rdquo; </em><em>( yani başka bir bedenin parçası iken ondan koparılmış) </em><em>olmayandır.</em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>&nbsp;Böyle birileri olmadığı içindi ki şiddetin egemenliğine karşı hiç bir şey yapamıyoruz</em>. &ldquo;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">...</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><strong>ÖRNEK 2: YÜZÜKLERİN EFENDİSİ</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>Serinin 3. Kitabında, Pelennor çayıları Savaşındayız.. </em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>Nazgul Efendisi haykırıyor: &ldquo; <strong>Hiç bir ölümlü adam* &nbsp;bana engel olamaz!&rdquo;</strong> İşte Tolkien&rsquo;in bu kelime oyununa verdiği ölümsüz feminist cevap..</em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>&nbsp;Eowyn kılıcını çeker ve <strong>&ldquo;Ben adam değilim, kadınım</strong>!&rdquo; diyerek Efendi&rsquo;nin sonunu getirir.</em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>Shakespeare&rsquo;deki gibi..<strong>Eksiklik artık&nbsp; ya salt eksikliktir ya fazlalık olabilecek bir eksikliktir.</strong></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>*(Mortalman, ölümlü adam, ingilizce&rsquo;deki cinsiyetçiliği vurgulayan kelimelerden biri.İnsan, insanoğludur, insan mandır, mankind&rsquo;dir.Ayrıca Somay, bu kitabın çevirmenidir.</em><em>)</em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><strong>ERKEK-KADIN NEYİ EKSİKLER</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Bu eksiklik, <strong>kadınlar için</strong> ya karşı bedendeki 20-30 gramlık bir et parçasının doğuştan yoksunluğu oluyor ya da o parçaya sonradan oluşan &ldquo;zaruri&rdquo; ihtiyaç.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Daha ileriki aşamada bu ihtiyaç bir çocuk veyahut erkek egemen toplumun getirdiği iktidar sembollerine dönüşüyor..Madem penis yok, o zaman o erkek davranış şekillerine girilir, o kravat takılır&nbsp; ya da ben de varım demek için erkek metotları kullanılır.Ne yazık ki kadınların eksiklik olarak tanımladıklarının hepsi ya birer ilüzyon ya da geçicidir. Penis geldiği gibi gidecek, sana muhtaç olan çocuk büyüyüp seni dışlayacak ve üzerindeki o erkek elbiseleriyle yüksek progesteronlu gözyaşlarını saklamak için saklandığın yer <strong>yine kadınlar tuvaleti olacak. </strong>&nbsp;Bu eksiklik, <strong>erkeklerde i</strong>se <strong>iktidar, statü, güç, rekabet</strong>, otorite gibi onlarca sıfatın içinde saklanmış, belli bir olgunluğa gelip, gerekli hak edişleri kazanmadan kimseye verilmiyor. Bir erkek, bu sıfatları kazanabilmek için bin dereden su getirmek, binlerce ton toplumsal beklenti ağırlığı altına girmek ve gelecek sonucun da her türlüsüne mertçe hazırlıklı olmak zorunda. Öyle ki, çoğu erkek bu hakediş sürecini epey kolaya indirgeyip penis boyuyla ölçüyor. Somay bu yanılsamasıyla ilgili diyor ki kitabında, <em>&ldquo;</em><strong><em>Ama bu yanılgıya düşmesek bile, beklenen günün asla gelmiyor. Çünkü penisin varlığının bize vadettiği kadın, aslında bizim olamaz (annemiz o bizim, ensest en temel yasak)</em></strong><strong>.&rdquo;</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Diğer bir deyişle, penis yanı yunancası fallus (kuyruk), bir eksikliğin göstergesidir. Ve bu eksikliğin farkında olan tüm erkekler, bu eksikliğin iç güdülerle farkında olmanın bedeli topluma ve kendi benliğine ağır ödetmektedir. Somay bu olayı şöyle örnekler: &nbsp;<em>Olası suçları engellemek için işkence eden, haksızlıklıkları önlemek için &ldquo;demokrasi&rdquo; götüren , terbiye vermek için tokat adan adamların arkasında sadece güvensizlikler, fırça yemeler, gündelik olaylardaki eziklikler vardır ve bu ezikliklerin, erkek dünyasındaki eksiklik eşdeğerleri işkence, savaş, dayak</em>..</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><strong>HEP BİR KIZGINLIK , BİZDEN ÇALINAN BİR ŞEY UĞRUNA İNTİKAM ARAYIŞI..</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Erkek fallusa sahip olduğu için iktidarın kendisinde olacağını hisseder ama biricik gücünün eksikliğini hissettiği an, bunun o kadar biyolojik farkındalığında olmayan kadına göre, küplere biner,bir düşman, bir hırsız arar. Belki de binyıllardır bunlar <em>k</em>adınlar <em>(yani başında kendi fallusunun gücünü ispatlamak için duran yaratıklar ve her ispatlama çabası sonucunda yaşanan o içten içe alevlenerek büyüyen eksiklik, bir şey eksik yankıları</em><em>),</em> düşman aşiretler, fakirler için zenginler, ezilmişler için burjuvalar.. Bir şekilde bizden bir şey çalan ve bu çaldığı ile bizi yoksunlukla köşeye sıkıştıran.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Somay şöyle örnekliyor bu durumu: <strong><em>Türbanlı kızlara öfkelenenlerimiz, aslında bir yandan da merak içindedir: Yazın ortasında böyle bir kılığa girdiğine göre, acaba benim bilmediğim nasıl bir tatmin yatıyor bunun arkasında? Mutlaka benden çalınan şey oradadır. Büyün siyah&nbsp; erkeklerin penisi kocamanmış. Vay alçaklar! Şu enteller işe yaramaz insanlar, hep laf, hep laf konuşmaktandan başka bir şey bilmezler. Ama bu kadar lafın arasında benim bilmediğim bir şey biliyor olabilirler mi? Benden esirgenen bir sırrı?</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><strong>SENDEN SAKLANANI SATIN AL</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Öyle bir sır ki bu, günümüzün ekonomik sisteminin tam da üzerine oturduğu..Senden saklanan bir şey var, al onu; senden ileride olanlar var, yakalan ve geç onları, seni mutsuz eden bir şey var, git ve bul.. Geri durma, yakala.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">&nbsp;<strong>EKSİKLİK ORGAZM MI</strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Filmimizdeki nancy belki de orgazm olamıyor ya da ruhu o aradığı diğer yarıyı , cinsel ilişki tasdikinden de geçirdikten sonra bizim delikanlıda bulamıyor. Diğer bir deyişle, Nancy sevişirken &ldquo;<strong>orada</strong>&rdquo; , <strong>eksik olduğunu hissettiği yerde deği</strong>l.. Tam bu sırada erkeğimiz, çok mu kayıtsız diye düşünüyoruz. Somay karşı çıkıyor, diyor ki: <em>&ldquo;</em><strong><em>Filmin yapıldığı yıl 1971. Shere Hite&rsquo;nin Kadın Cinselliği Üzerine Rapor&rsquo;u yayınlanmamış (1976), ama Masters &amp; Johnson ve Kinsey raporları ortada. New Yorklu bir entelektüel erkeğin bunlardan habersiz olması, kadın orgazmının sorunlaştırılmış oldığu bir cinsel/kültürel ortama kayıtsız kalması mümkün değil.&rdquo;</em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Şimdi gelelim, 2.feminist kuşak denilen ve tırnaklarını kazıya kazıya hakların alındığı ve orgazmın artık doyasıya olunduğunu söyleyen kuşağın çabalarının diğer yanına. Erkekler, kadınlar hakkında yayımlanan bu &lsquo;vurucu&rsquo; raporların ardından mı böyle kadını pek bir&nbsp; düşünen, anlayışlı olmuşlardır? Binlerce yıllık narsisitk fallusların, 10 yılda 2 raporla bir anda değişmesi elbette ki düşünülemez. İşte Somay&rsquo;ın ağzından onun altında yatan sebepler:</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>&ldquo;<strong>Kinsey ve Masters Johnson raporlarından kadınların (büyük) çoğunluğunun orgazm olmadığını öğrenip dehşete düşne erkeğin, panik halinde, bütün erkek cinsinin sorumluluğunu omuzlarında hissederek ( acaba omuz mu?) yanındaki kadını &ldquo;orgazm etmeye &ldquo; çalışması sendromu. Tabii ki bu yalnızca bir vicdan azabından&nbsp; bir iyi niyetten kaynaklanmıyor: Kadınların çoğunu orgazm olamıyorsa bunun nedeni birlikte oldukları salak erkeklerdir. Ben ise farklıyım. Burada iki sorun birden var: Hem kendimizi &ldquo;diğer erkeklerden&rdquo; farklı bir yerde konumlandırarak nasistik bir tatmin sağlıyoruz (fallus iktidarını kadınların savaşını kullanarak daha da arttırıyoruz ) hem de kadınların sorunlarının ancak erkek kaynaklı olabileceğini varsayıyoruz. Yani kadın orgazm olabiliyorsa bu erkeğin başarısı, olamıyorsa erkeğin başarısızlığı. Bu denklemde kadın yok, fark edebileceğiniz gibi.</strong></em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Peki Nancy, Fielding&rsquo;in &ldquo;o&rdquo; olmadığını ya da orgazm olmadığını bildiği halde neden tekrar deniyor..</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Somay Albert Einstein&rsquo;in bir sözünü işaret ediyor: <strong>&ldquo;Delilik aynı şeyi tekrar tekrar yapıp, her defasında başka bir sonuç çıkmasını beklemektedir</strong><strong>.</strong>&rdquo;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;">Yani filmin ilk yarısı Nancy&rsquo;nin bir eksikliği fark etmesiyle, ikinci yarısı da bulduğu eksikliğin sembolik ve biraz da faso fiso olduğunu anlamasıyla geçiyor. Yani ilkinde pasif olan entellektüelimiz ikinci bölümde icraata geçerek,bütünü tamamlıyor ama bü iğreti tamamlama &ldquo;eksik&rdquo; algısını daha da büyütüyor.</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>Eksikler bizi sinirlendiriyor, eksikler bizi huzursuz ediyor, eksikler bizi ağlatıyor arayışa itiyor,</em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>Ama eksikliğimiz olmasaydı, muhtemelen &ldquo;o&rdquo; da olmayacaktı.</em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>Belki de cennetteki yasak elmadaki bilgelik, </em></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><em>Eksiği arama çabasındaki sarhoş gözü kapalılık, merak ve heyecandır.</em>&nbsp;</p>
<p class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt;"><img src="http://i.imgur.com/WE5pjxk.jpg" alt="" width="170" height="170" /></p>]]></description>
            
            <enclosure type="image/jpeg" url="https://ari24.com/uploads/u_15_0.jpg" length="0" />
            
        </item>

        <item>
            <title><![CDATA[Nedir Bu Tanrı Parçacığı?]]></title>
            <link>/yazi/nedir-bu-tanri-parcacigi-961</link>
            <guid isPermaLink="false">/yazi/nedir-bu-tanri-parcacigi-961</guid>
            <description><![CDATA[<p><img src="http://media.tumblr.com/88bbdd2eb5cd9a67395419d2dafaba8d/tumblr_inline_n320xjeiwF1snppu2.jpg" alt="" width="410" height="240" /></p>
<p>Evrenin başlangıcı kabul edilen Big Bang&rsquo;den (Büyük Patlama) sadece saniyenin milyonda biri kadar süre sonra, ilk parçacıkların henüz hiçbir şeyin var olmadığı boşluğa saçıldığı kabul edilir. Salt enerjiden oluşan bu parçacıkların bir kütleleri yoktur. &ldquo;Peki maddenin neden kütlesi vardır?&rdquo;</p>
<p>Bu sorusunun kilit unsuru onlarak ilk kez 1960&rsquo;lı yıllarda, parçacıklara kütle kazandıran bir mekanizmanın olduğu fikri ortaya atıldı. Peter W. Higgs adlı kuramsal fizikçinin parçacıkların kütlesinin kökenini açıkladığı çalışma ile ortaya çıkan bu varsayımsal mekanizmaya Higgs bozonu adı verildi. Peki her şeyden önce bozon neydi?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Standart Model</strong></p>
<p>Yüzlerce yıldır maddelerin yapı taşlarını anlamaya çalışıyoruz, bu amaçla ilk kez 1970 yılında büyük ölçüde oluşturulan parçacık fiziğinin &ldquo;Standart Model&rdquo;ine göre bazı temel parçacıklar ve 4 temel kuvvetten meydana geliyor.</p>
<p><img src="http://media.tumblr.com/66a5eab034d34731647335159f6a909b/tumblr_inline_n320yfUQR91snppu2.jpg" alt="" width="410" height="240" /></p>
<p>Bu 4 kuvvet: Çekim kuvveti, elektromanyetik kuvvet, güçlü ve zayıf çekirdek kuvvetleridir. Bahsettiğimiz temel parçacıklar ise fermiyon ve bozon olarak ikiye ayrılır. 12 adet fermiyondan 6 tanesi atom çekirdeğinin içinde bulunan proton ve nötronun yapıtaşı olan kuarklardır. Geriye kalan diğer 6 tanesi de leptonlar olarak adlandırılır. Bunlar elektron ve protonun nötrona dönüşmesi sırasında ortaya çıkan, ışık hızına yakın hızdaki elektron nötrinolarından oluşur.</p>
<p>Fermiyonların tersine, farklı bozonlar aynı kuantum konumunu işgal eder. Böylece, aynı enerjiye sahip bozonlar uzayda aynı mekanı işgal edebilirler. Bu nedenle her ne kadar parçacık fiziğinde her iki kavram arasındaki ayrım kesin belirgin değilse de, fermiyonlar genelde madde ile bileşikken, bozonlar sıklıkla güç taşıyıcı parçacıklardır.</p>
<p>Bozon, parçacık fiziğinde, Satyendra Nath Bose ve Einstein&rsquo;nın ortak geliştiği kurama uyan; 0, 1, 2 gibi tam sayılı açısal momentuma sahip parçacıklardır. Zaman geçtikçe önemi anlaşılarak, toplum tarafından &ldquo;Tanrı Parçacığı&rdquo; adı verilen Higgs bozonu, parçacık fiziğinin standart modelindeki beş temel bozondan sadece biridir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Standart Model&rsquo;in Eksik Halkası</strong></p>
<p>Elimizdeki en geçerli teori olan Standart Modelin, maddenin yapı taşı olan temel atomaltı parçacıkları ve bu parçacıkların birbiriyle olan etkileşimlerini açıklayan matematiksel bir modeldi ancak pek çok matematiksel hesaba göre yaptığı çıkarımlarda son derece başarılı olmasına rağmen, evrene saçılırken yalnızca enerjiden ibaret olan kimi atomaltı parçacıkların neden kütlesi olduğunu açıklayamıyordu.</p>
<p><img src="http://media.tumblr.com/3569368aaf0643345189d8a4e207e627/tumblr_inline_n320zgK6qt1snppu2.jpg" alt="" width="410" height="240" /></p>
<p>Peter W. Higgs &nbsp;tarafından tüm bu parçacıklara sahip oldukları kütleyi kazandıran bir mekanizmanın olduğu fikri ortaya atıldığında, Higgs bozonu Standart Modeli onaylayacak yapbozun kalan tek önemli parçası oldu.</p>
<p>Varsayımsal bir madde olan Higgs mekanizması elektromagnetik ve zayıf etkileşimi birleştirmede başarılı bir şekilde kullanıldı. Standart Model&rsquo;de evreni oluşturan parçacık ve kuvvetlerin hiyerarşisini bütünüyle açıklayabilecek potansiyelde bir köşe taşıydı ancak bir türlü bulunamamıştı.</p>
<p>Teoriyle ilgili olası matematiksel açıklamalar yapılmış olsa da bilim insanları 45 yıl boyunca bu parçacığın izini sürdü. Ta ki CERN&rsquo;deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı projesine kadar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>CERN&rsquo;deki Arayış</strong></p>
<p>Bilim adamlarının Higgs bozonunun varlığı hakkında çok güçlü savları oldukları halde bunu kanıtlamak kolay olmayacaktı. Çünkü Bozonlar, büyük patlama sonrasında açığa çıktıkları için artık mevcut değillerdi.</p>
<p><img src="http://media.tumblr.com/d07bbf7a8a0c301e5d5eec3b81c38c51/tumblr_inline_n3210h9NZT1snppu2.jpg" alt="" width="410" height="240" /></p>
<p>Bu nedenle büyük patlama olayını laboratuvar koşullarında canlandırabilmek için çok büyük bir düzenek oluşturuldu. 2000 yılında Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi&rsquo;nde (CERN) yapılan ilk deneyde, bilim adamları ilk kez bozonu görüntülediklerini iddia etti. Ancak aynı koşullar altında tekrar aynı sonuçların elde edilebileceğinden emin olunması gerekiyordu.</p>
<p>Teknik ve finansal kaynağın edinilmesi yıllar sürdüğünden, deneyin ancak 2005 Temmuz&rsquo;da tekrarlanabildi. Bu deneyde Higgs bozonu olma ihtimali bulunan 60 adet parçacık tespit edildi.</p>
<p>Higgs bozonunu gerçekten saptayabilmek için CERN&rsquo;de İsviçre - Fransa sınırında, daha önce kullanılmış olan LEP tünelinde bir düzenek hazırlandı. Sözü geçen tünel yerin 100 metre altındaydı, uzunluğu 27 kilometre ve çapı 3,8 metreydi. 2008 yılında devreye giren proje, yüksek enerjili parçacık fiziği deneyleri yapılmasına imk&acirc;n verecekti.</p>
<p><img src="http://media.tumblr.com/cda8ae47bd24cec4f3cdc2d0c262d2eb/tumblr_inline_n32116o8fe1snppu2.jpg" alt="" width="410" height="240" /></p>
<p>Tanrı Parçacığının 60 olası parçadan hangisi olduğunu bulmak için, büyük patlama yeniden canlandırlırken bu kez dairesel bir parçacık hızlandırıcısı - çarpıştırıcısı olan Büyük Hadron Çarpıştırıcısı&rsquo;nı (LHC) kullanılacaktı. &nbsp;Ancak 2008 yılında ilk çalıştırıldığında arızalandı. Arızanın düzeltilmesinin ardından deneye ancak 2009 yılının sonunda dönülebildi.</p>
<p>LHC, teorik olarak öncelikle protonları, ardından kurşun (Pb) iyonlarını ışık hızına çok yakın bir hıza ulaştıracak sonra da deneylerin merkezlerinde çarpıştıracaktı. İki proton demetinin birbirlerine çok yakın ama aksi yönde dönmelerini sağlamak için ise süper iletken elektromıknatıslar kullanıldı.</p>
<p><img src="http://media.tumblr.com/9ae9923cb726ed6570dbcb35193096ef/tumblr_inline_n321267Dnx1snppu2.jpg" alt="" width="410" height="240" /></p>
<p>Daha önce böyle bir deneyin sonuçlarının neler olabileceğini bilmeyen kesimlerce, çarpışmalar nedeniyle bazı mikro kara delikler oluşacağı zannedildi ve hatta gizemli cisimlerin dünyayı yok edeceği, solucan delikleri ile zamanda yolculuğun mümkün olabileceği düşünüldü. Bilim adamlarının aksi yönde açıklamalarına rağmen ünlü astrofizikçi Michael Gamabunta bile bu karadeliklerin büyüyerek dünyayı yok edeceğini söylemişti. Elbette bunların hiçbiri olmadı. &nbsp;</p>
<p>3 yıl kadar süren deneyler sırasında çoğu kez başka atomaltı parçacıkları Higgs bozonu sanıldı ya da gerçek Higgs bozonunun keşfine çok yaklaşıldı. Aralık 2011&rsquo;de yapılan deneylerin ardından, standart modelin eksik kalan parçasını tamamlayabilmek için çalışan 4000 fizikçi ve mühendis, somut kanıtları oldukları iddiasıyla Higgs bozonunu bulduklarını söylediler. Gerçek &nbsp;2012 yılında 3 yıl boyunca elde edilen tüm verilerin incelenmesi ile anlaşıldı.</p>
<p>Bir parçacıkla etkileşime girdiği anda yok olan Higgs bozonu, CERN&rsquo;deki bilim insanları tarafından, yok olduktan sonra ortaya çıkan mikro hareketle saptanabildi. Teoride Higgs bozonu ile aynı davranışı sergileyen parçacık, Tanrı parçacığı böylece bulunmuş oldu.&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Standart Model Tamamlandı</strong></p>
<p><img src="http://media.tumblr.com/3a8c1fb968f7b9aecdec31906dc0f78a/tumblr_inline_n3212qmbiY1snppu2.jpg" alt="" width="410" height="240" /></p>
<p>Higgs bozonunun bulunmasıyla hem 48 yıllık teori deneysel olarak da kanıtlanmış oldu, hem de 60&rsquo;lı yıllarda ortaya attığı fikri ile Peter W. Higgs ve Belçikalı kuramsal fizikçi François Englert, 2013 yılı Nobel ödülünün sahibi oldu.</p>
<p>Higgs bozonunun bir diğer adı da &lsquo;Higgs alanı&rsquo;. Higgs mekanizması bu alanda gerçekleşiyor ve parçacık alandan geçerken etkileşime giriyor. Etkileşimin ardından alan ortadan kaybolurken, parçacık ise kütle kazanıyor. Bu kütle sayesinde atomlar oluşuyor ve nihayetinde biz oluşuyoruz.</p>
<p>Evrenin başlangıç koşullarında bir &lsquo;süper simetri&rsquo; olduğuna inanılıyor. Bu simetrinin ancak Higgs bozonunun katkısıyla bozulabileceği düşünülüyor. Higgs bozonu olmasaydı, o zaman evrendeki varlığımızı açıklayacak, parçacıkların neden ve nasıl kütle sahibi olduğuna açıklık getirecek başka bir teoriye ihtiyaç duyacaktık.</p>
<p><img src="http://media.tumblr.com/2371471eb67925c2c705ca3d4907dd0f/tumblr_inline_n3213mvxrl1snppu2.jpg" alt="" width="410" height="240" /></p>
<p>Bu buluşun şu an için günlük hayatımızı nasıl etkileyeceğini tahmin etmek zor. Ancak 1897&prime;de elektron keşfedildiğinde, elektronu bulmamızın o zamanlar ne işimize yarayacağını bilemiyorken bugün her gün kullandığımız elektronik cihazların olmadığı bir hayat düşünemiyoruz. Şu an bile evreni yapılandıran modelin temeli olan Tanrı parçacağı, gelecekte günlük hayatımıza girecek bir çok yeni teknolojinin kapısını aralayabilir.</p>]]></description>
            
            <enclosure type="image/jpeg" url="https://ari24.com/uploads/u_97_0.jpg" length="0" />
            
        </item>

        <item>
            <title><![CDATA[Şu "Kapıların Yenilenmesi" Meselesi]]></title>
            <link>/yazi/su-kapilarin-yenilenmesi-meselesi-953</link>
            <guid isPermaLink="false">/yazi/su-kapilarin-yenilenmesi-meselesi-953</guid>
            <description><![CDATA[<p>İTÜ kapıları yenileniyor. Geçtiğimiz aylarda öncelikli olarak FEB kapısı ya da orta kapı olarak bildiğimiz kapı yenilenerek modern bir görünüme kavuşturuldu. Bu hafta da nükleer kapımız kapatılarak yenileme çalışmasına başlanacak. Ardından da Etiler kapı ve kolej kapının yenilenmesi gelecek. Bu değişim süreci ile ilgili birkaç şey yazmak istedim.</p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;" dir="ltr">&nbsp;</p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;" dir="ltr">Öncelikli olarak kapıların yenilenmesi fikrini desteklediğimi söylemeliyim. İTÜ gibi köklü bir kurumun kapısının önüne gelmiş olsanız dahi, orasının İTÜ olup olmadığını anlamanız için güvenliğe sormanız gereken yıllardan sonra, büyük bir destekçisiyim hatta. Kısa vadeli çözümler de &ldquo;Asırlardır Öncü&rdquo; olan İTÜ&rsquo;ye yakışmayan butik çözümler olarak kalıyor ve imaja zarar veriyordu. İTÜ&rsquo;yü kafasında canlandıran birinin beklediği ihtişamın veya modernizmin yanından bile geçemiyorduk.</p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;" dir="ltr">&nbsp;</p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;" dir="ltr">Yenilenen orta kapı bu anlamda benim beklentilerimi karşıladı diyebiliriz. Çok fazla eleştirildi; "sönük" dendi, "o kadar süre kapalı kaldı, yapıla yapıla bu mu yapıldı" dendi ama ben farklı bir açıdan bakıyorum. Birincisi, Türkiye&rsquo;de görmeye alışık olduğumuz oryantalist kapılardan değil; büyük bir taş kemerin üzerine pirinçten harflerle üniversite ismi yazmaktan bahsediyorum. Bu gibi bir klasiklikten uzak, mimari değeri olan, İTÜ&rsquo;yü ifade eden arı ve petek figürlerinin yerinde kullanıldığı, sade ama modern bir kapı olduğunu düşünüyorum. Üzerinde "İstanbul Teknik Üniversitesi" yerine sadece "İTÜ" yazsa o zaman puanım 10 üzerinden 10 bile olurdu.</p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;" dir="ltr">&nbsp;</p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;" dir="ltr">Bu kapıyla ilgili bahsetmek istediğim, 'kapının şekli'nden öte şeyler var. Türkiye&rsquo;de yönetim yapısı olarak kendinden önceki idarecinin yaptığı her şeye &lsquo;tü kaka&rsquo; diyerek yıkıp yeniden yapma felsefesine çok alışığız. Gerek üniversitelerde, gerek başka birimlerde sırf bu felsefe yüzünden sürdürülebilirliği yakalayamıyor, her yönetim değişikliğinde bütün kazanımları kaybediyoruz. Neden söyledim bunları: Çünkü bu kapı yapılırken önceki dönemde yapılan kapı yıkılarak yenisi yapılmadı; eski kapının üzerinde geliştirme ve güzelleştirme çalışması yapıldı. Hepsinden fazla takdir edilmesi gereken şey bu, diye düşünüyorum. Umarım rektörlük bundan sonraki tüm projelerde de &ldquo;yeniden yapmak&rdquo; kelimesi yerine &ldquo;geliştirmek&rdquo; kelimesini prensip edinmeyi sürdürür; kazanımları koruyarak üzerine bir şeyler koyar. İşte o zaman gerçekten yarın bugünden daha iyi bir İTÜ ile karşılaşırız.</p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;" dir="ltr">&nbsp;</p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;" dir="ltr">Gelelim nükleer kapıya. Düşük gerçeklikli render edilmiş 3D çizimlerden, ne kadar güzel ya da ne kadar kötü olacağı hakkında fikir yürütmek kolay değil. Gönül ister ki girişteki o küçük &ldquo;İstanbul Teknik Üniversitesi&rdquo; yazılı taş yerine, her bir harfi insan boyunda dev bir &ldquo;İTÜ&rdquo; yazısı yüzümüze yüzümüze vursun. 6 şeritli bir kapıdan bahsediyoruz. Daha dev puntolar gerektiği aşikar. Yeri gelmişken gelelim şerit meselesine. Bazı yoğun günlerde giriş ve çıkışlarda sıra beklendiği için şerit sayısını artırma ihtiyacı hissetmişler belli ki. Çıkış tamam da 3 şeritten yerleşkeye girdikten sonra gerek FEB&rsquo;e doğru giden yol, gerek KOSGEB&rsquo;e inen yol tek gidiş-tek geliş. 3 şeritten giriş sağlanıp, tek şeride sığmaya çalışınca yaşanacak sıkıntıyı gözleyeceğiz sanırım. Gerçi bahse bile girerim o 3 giriş gişesinin en az 1 tanesi sürekli kapalı olacak. Bir kenara not alın bu yazdığımı. Umarım yanılırım.</p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;" dir="ltr">&nbsp;</p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;" dir="ltr">Her şeyden önemlisi umarım teknolojik olurlar. Öğrenci kartını okutarak karttan para düşen bir sistem yemekhanede varsa kapıda neden olamasın. Sırayı azaltacak şey, şerit sayısından çok teknolojide. Yıllık öğrenci harcından yüksek olan yıllık kampüs giriş ücreti herkese nasip olmuyor malum. Akademik ve idari personelin ücretsiz yararlandığı hizmetten öğrencilerin faiş fiyatlı yararlanmasına değinmiyorum, ona alıştık. Ama keşke sadece kapılarda da değil, tüm yerleşkede 'akademik personel', 'idari personel', 'öğrenci' gibi Orta Çağ Avrupası kast sistemi uygulanmasa; İTÜ mensubu olanlar ve olmayanlar olarak ikiye ayırabilsek tüm kullanım haklarını.</p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;" dir="ltr">&nbsp;</p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;" dir="ltr">Son olarak da &ldquo;İTÜ&rsquo;nün tüm sorunları bitti de sıra kapılara mı geldi yani&rdquo;cilerle bitirelim. Sorunlar sırayla çözülürler. Hiçbirimiz İTÜ&rsquo;nün tek sorununun "kapı" olduğunu ya da diğer sorunları küçümsediğimizi düşünmesin. Ama kimse de "İTÜ&rsquo;nün başka sorunları var, öncelik onlarda" diye yerleşkeye duvar yarıklarından girmemizi hoş karşılamamızı beklemesin.</p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;" dir="ltr">&nbsp;</p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;" dir="ltr">Gökçe Sezgin</p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;" dir="ltr">&nbsp;</p>
<p style="margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;" dir="ltr">gokce@itu24.com</p>]]></description>
            
            <enclosure type="image/jpeg" url="https://ari24.com/uploads/gkc11-1.png" length="0" />
            
        </item>

        <item>
            <title><![CDATA[İsimsiz Karalamalar]]></title>
            <link>/yazi/isimsiz-karalamalar-935</link>
            <guid isPermaLink="false">/yazi/isimsiz-karalamalar-935</guid>
            <description><![CDATA[<h3><strong>İSİMSİZ KARALAMALAR&nbsp;</strong></h3>
<p>gözlerine hiç bakamazdım</p>
<p>gerçeği görecektim<br />korkardım!<br />bir gün bakmak istedim<br />korktuğum gibiydi<br />gerçekti.<br />yıllar geçti...<br />yemin etmiştim ya&nbsp;<br />gözlere bakmayacaktım.<br />bak dedi!<br />sarstı kollarımdan<br />kaldır kafanı!<br />bak dedi...<br />ilk bakışım!<br />tek damla gözyaşım<br />sarılışım...<br />geçmesin gözlerinden<br />son bakışım&nbsp;<br />geçmesin...<br />geçerse fırtınamdır<br />geçerse yakıp yıkanımdır.<br />geçmişse anla ki&nbsp;<br />son andır&nbsp;<br />kıyamettir!<br /><br /><strong>m.t.</strong></p>
<p>sağanağın en zifirlisiydi<br />yine başım eğik kalktım<br />ışıktı sandım<br />ışıktı sanki<br />kalktım yerimden<br />ayıptı<br />karşımdaki ışıktı!<br />baktım<br />yaklaştım<br />maskesi ışıktı<br />aslı karanlık!<br /><br /><strong>m.t.</strong></p>]]></description>
            
            <enclosure type="image/jpeg" url="https://ari24.com/uploads/u_88_0.jpg" length="0" />
            
        </item>

        <item>
            <title><![CDATA[Bir Stadyumdan Fazlası]]></title>
            <link>/yazi/bir-stadyumdan-fazlasi-906</link>
            <guid isPermaLink="false">/yazi/bir-stadyumdan-fazlasi-906</guid>
            <description><![CDATA[<p>2008 yılında yapımı tamamlanan ve hizmete açılan İTÜ Stadyumu, öyküsü itibariyle hep siyasi hesaplaşmaların merkezinde yer alarak adından sıkça söz ettirmeyi başardı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi&rsquo;ne metro durağı yapılabilmesi için verilen arazi karşılığında, hiçbir masraf yapılmadan belediyeye inşa ettirilen stadyum, bir üniversite stadyumunun sahip olabileceğinden çok daha fazla popülerliğe sahip. Bu popülerliğin hikmeti ise bahsettiğimiz müteahhitlik meselesinden çok daha fazlasında gizli.</p>
<p>Hafızalarınızı biraz zorlamanızı rica edip, sizi yaklaşık bir yıl önceye götürüyorum; 2 Mayıs 2013 tarihinde İTÜ Stadyumunda konser veren dünyaca ünlü yıldız Justin Bieber, konseri, şovları ve o gece yaşanan acı tatlı bir çok olay ile zihinlerimizde yer almakta. İTÜ Stadyumu; o gün yalnızca konsere katılan 30 bin kişi (hürriyetin haberine göre) ile sınırlı kalmayıp, Tüm Türkiye&rsquo;ye ve hatta tüm dünyaya kapılarını açmıştı.</p>
<p>Aynı İTÜ Stadyumunda önümüzdeki yaz en az Justin Bieber konseri kadar etkili olacak iki konserin yapılacağını konuşuyoruz bu günlerde: Lady Gaga ve Metallica. Yine tüm Türkiye&rsquo;den onbinler Maslak&rsquo;a, İTÜ&rsquo;ye akın edecekler ve yine İTÜ Stadyumu tüm dünyanın gözünün üzerinde olacağı bu organizasyonlar için kapılarını açacak.</p>
<p>İTÜ Stadyumu ile ilgili bugünlerde konuştuğumuz bir başka konu ise mezuniyet töreni meselesi.</p>
<p>Kullanıma açıldığı günden bu yana mezun olan İTÜ&rsquo;lülerin, hayata adım attıkları bu en önemli günlerinde (sadece kendi bölümünden değil) tüm arkadaşları ve aileleri ile sevinçlerini doyasıya yaşadıkları törenlerine de ev sahipliği yapmaktaydı İTÜ Stadyumu. Geçtiğimiz hafta rektörlük tarafından yapılan uzunca bir açıklama ile artık törenlerin ayrı ayrı zamanlarda fakülte bazında yapılacağı duyuruluyordu özetle. Gerekçe olarak ise törenin aşırı sıkıcı ve uzun olması gibi geri dönüşler alınması, mezun öğrenciler ve yakınları ile birlikte yaklaşık 15bin kişi için stadyumun kapasitesinin yetersiz kalması ve öğrencilerin kendilerine ait 3 misafir bulundurma hakkının artırılmak istemenmesiydi.</p>
<p>Bu haber sonrası acayip bir tepki oluştuğunu gözlemledim hayretle. Sosyal medyadan yapılan yorumlar da cabası. Düşündüm ve bu kararın alınmasında elbetteki bir art niyet aramak mümkün değil! Düşündüm ve bulamadım!</p>
<p>Milyonlarca kişinin takip ettiği, onbinlerce kişinin katıldığı ve kimsenin burnu bile kanamayan konser organizasyonlarının altından kalkan bir üniversite yönetimi ve stadyum kapasitesi onun yarısı kadar insanın katıldığı bir organizasyonun altından kalkamayacak değil heralde!</p>
<p>Bunun, geçen seneki mezuniyet töreninde yaşanan küçük gerginliğe bağlı olduğunu düşünmüyorsunuz galiba?</p>
<p>Öğrencilerin selamlama yürüyüşü sırasında açtığı pankartlar ve attığı sloganların bu kararda etkili olabileceğini düşünecek kadar komplo teoricisi değilsiniz sanırım!?</p>
<p>Rektör Hocamızın mezuniyet töreni sırasındaki konuşması esnasında ona arkasını dönen öğrencilerin, o sırada alkışlarıyla bu protestoya destek olan tribündeki velilerin, hocamızın kalbini kırmış olup onun da &ldquo;bundan sonra tören de yok, konuşma da&rdquo; demiş olabileceğini düşünmek; hele bölüm bazında dereceye giren ilk 3teki öğrenci arkadaşların ödüllerini verirken bir çoğunun tokalaşmak için uzattığı eli havada bırakmasının bu olaylarla bağlantısını kurmaya çalışmak? Ne ilgisi var be?</p>
<p>Mezun olan yaklaşık 5 bin öğrencinin adının teker teker okunması yüzünden törenin uzadığını düşünmek, onun yerine derece alan ilk 3 öğrenciden sonra toplu halde bölüm olarak öğrencileri çağırmanın çok daha verimli olacağı; bununla beraber o törenin özündeki amacın tüm bölümlerden mezunların aynı anda keplerini havaya fırlattıklarında oluşan tablonun güzelliği olduğunu düşünmek bizler gibi basit insanların ortaya koyacağı sıradan fikirlerdir. Öğrencilerin, 4-5 yıl boyunca birlikte okuduğu bölüm arkadaşları dışında; aynı sırayı paylaşamadığı arkadaşlarıyla, üniversitedeki son gününde ve son saatlerinde beraber olup, hayata birlikte atılmak istemesi bir gereksizlikten ibarettir zaten!</p>
<p>Bir kere sizlerin saydığı sebepler yüzünden alınan bu kararlar; öğrencisi, velisi, akademisyeni, çalışanı tarafından daima nefret duygusu ile birlikte anılan ve anılacak olan bir yönetimin eseri olabilir. Böyle bir durum da olmadığı ya da olamayacağına göre?</p>
<p>İTÜ, atanmışlarla, seçilmişler arasında bir turnusol olmayı çok iyi becermiş bir üniversite mi oldu ki, benim işime gelmiyorsa &ldquo;kökten kapatırım&rdquo;cı bir anlayışa ayak uydursun ve sorunu kökten çözüp, töreni iptal etsin?</p>
<p>Saçmalamayın lütfen, &ldquo;İTÜ Asırlardır çağdaş&rdquo;tır; vardır bi&rsquo; bildikleri, siz anlamazsınız!</p>]]></description>
            
            <enclosure type="image/jpeg" url="https://ari24.com/uploads/u_17_0.jpg" length="0" />
            
        </item>

        <item>
            <title><![CDATA[İTÜ'ye Güvenlik Dersi]]></title>
            <link>/yazi/ituye-guvenlik-dersi-887</link>
            <guid isPermaLink="false">/yazi/ituye-guvenlik-dersi-887</guid>
            <description><![CDATA[<p>Bu hafta yerleşkede yaşananlardan haberdar olmuşsunuzdur. Bilmiyorsanız da <a title="İTÜ Karıştı" href="haber/itu-karisti-884" target="_blank">haberlerimizden</a> okuyabilirsiniz. Konuyla ilgili yorum yapmayacak olsam da, farklı düşüncelere hoşgörü gösterme yetisine sahip olmayan, ilk fırsatta şiddete başvuran kişilere İTÜlü olmayı ben yakıştıramıyorum. Belli ki Türkiye'nin en iyi üniversitesi onlara bir miktar fazla geliyor. En kısa zamanda okulu bıraksınlar lütfen.</p>
<p>Yazıya devam etmeden önce söylemem gerekiyor ki, çeşitli sebeplerle pek çok üniversite ziyaret ettim. Boğaziçi, Koç, Bahçeşehir, Mimar Sinan Güzel Sanatlar, Yıldız Teknik, Özyeğin, Çanakkale On Sekiz Mart, Adnan Menderes, Mersin, Akdeniz, Bilkent, Hacettepe, ODTÜ şu anda aklıma gelenler. Ne yalan söyleyeyim, kimisine gerçekten elimi kolumu sallayarak girdim. Kimisinde geliş amacımı söyleyip girdim. Bazıları kimliğimi bırakmamı rica etti. İlgili kişi, birim, organizasyondan onay aldıktan sonra yerleşkeye kabul edenler vardı. Kapıdan geri çevirenler de oldu.</p>
<p>Eğitim hayatım boyunda şahit olduğum <strong>üç rektör</strong> döneminde de <strong>İTÜ eli kolu sallayarak girilen bir okul</strong> oldu. Yani aslında bu belli bir rektöre ait bir problem değil, <strong>tüm rektörlerin başarısızlığı</strong>. Çekinmeden başarısızlık diyorum, çünkü çözümün ne kadar kolay olduğunu biliyorum. Hiçbir şey yapamıyorsanız, daha da önemlisi, güvenlik kavramının ne kadar hassas ve kritik olduğunu anlayamıyorsanız en azından diğer üniversitelerin ne yaptığını gözlemleyip taklit edin!</p>
<p><strong>İşte benden ipuçları:</strong></p>
<p>0. Güvenlik konusunda tüm görevlileri kapsamlı şekilde eğitin. Gerekiyorsa bu konuda danışmanlık hizmeti alın.</p>
<p>1. Hem yaya hem araç girişlerinde mutlaka <strong>kimlik kontrolü</strong> yapın. Görevlilere geçerli öğrenci, mezun, personel ve diğer (banka, teknokent, vs.) çalışanların kimlik görünümlerini öğretin.</p>
<p>&nbsp; &nbsp;a. Gösterildiğinde <strong>İstanbulkart üzerindeki okul hanesini</strong> mutlaka kontrol ettirin.</p>
<p>&nbsp; &nbsp;b. Otopark aboneleri giriş yaparken araç içerisinde şöför dışında yolcu varsa kimlik kontrolü yapın.</p>
<p>2. Düzenlenecek <strong>etkinlikler için katılımcı listesi</strong> talep edin.</p>
<p>3. Randevu ile gelen misafirler için <strong>ilgili birimden telefonla teyit</strong> alın ve giriş yaparken mutlaka kimlik numarasının kaydını alın.</p>
<p>4. Bir İTÜ öğrencisine misafir geldiğinde tek başına giriş yapabilmesine izin vermeyin. Öğrenci tarafından kapıdan içeriye eşlik edilmesini zorunlu tutun. Misafirlerin kimlik numaralarını, hangi öğrenciye misafir geldikleri bilgisiyle birlikte kaydedin.</p>
<p>5. <strong>Bunların dışında herkesi reddedin.</strong></p>
<p>Biliyorum, söylediklerim hem bizler hem de görevliler için alışması zor, uygulaması daha da zor koşullar. Ancak yerleşkede gerçekten işi olmayanların girişi engellenerek içeride daha güvenli bir ortam oluşturulabilir. Olumsuz bir durum yaşandığında da kaynağının tespit edilmesi ve işlem yapılması kolaylaşır. Aksi durumda son birkaç ay içerisinde kampüs içerisinde <a title="İTÜ'de Sapık Vakası" href="haber/itude-sapik-vakasi-795" target="_blank">kadınlara cinsel organını gösteren bir sapığın olduğu</a>, <a title="İTÜ'de Güvenlik Zaafiyeti Mi Var?" href="haber/itude--guvenlik-zaafiyeti-mi-var-854" target="_blank">yan mahalleden gelip yurtta kalan öğrencilere saldırıların gerçekleştiği</a>, en kötüsü de <a title="İTÜ Karıştı" href="haber/itu-karisti-884" target="_blank">okul dışından öğrencileri kışkırtma amaçlı gelinerek birkaç otobüs çevik polisin gelmesini gerektirecek kadar hararetli olayların yaşandığı</a> düşünülürse ne kadar geç kalınmış hamleler olduğu daha iyi anlaşılacaktır.</p>
<p><strong>Onur Güzel</strong><br />İTÜ24 Sistem Yöneticisi</p>]]></description>
            
            <enclosure type="image/jpeg" url="https://ari24.com/uploads/u_19_0.jpg" length="0" />
            
        </item>

    </channel>
</rss>
