<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">

<channel>
	<title>JOSHSTORIES</title>
	
	<link>http://www.joshstories.org</link>
	<description>Mülkiye Mülklerindir</description>
	<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 00:10:33 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.7</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" href="http://feeds.feedburner.com/joshstories" type="application/rss+xml" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com" /><item>
		<title>Telsiz sesi geliyordu</title>
		<link>http://www.joshstories.org/?p=508</link>
		<comments>http://www.joshstories.org/?p=508#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 00:03:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Pulp Fiction]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.joshstories.org/?p=508</guid>
		<description><![CDATA[Kilisenin sokağının tam karşısında bir gümüş atölyesi vardı. Genç adam, o atölyenin balkonundan Mezopotamya’nın çok güzel göründüğünü söyledi ve ekledi: “Çay da ikrâm ederler. O çay bahçesinde oturmuş kadar olursun.” ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="telsiz " src="http://img688.imageshack.us/img688/6590/mardinyagmur.jpg" alt="" width="276" height="368" /><!--[if gte mso 9]><xml> <w:WordDocument> <w:View>Normal</w:View> <w:Zoom>0</w:Zoom> <w:HyphenationZone>21</w:HyphenationZone> <w:PunctuationKerning /> <w:ValidateAgainstSchemas /> <w:SaveIfXMLInvalid>false</w:SaveIfXMLInvalid> <w:IgnoreMixedContent>false</w:IgnoreMixedContent> <w:AlwaysShowPlaceholderText>false</w:AlwaysShowPlaceholderText> <w:Compatibility> <w:BreakWrappedTables /> <w:SnapToGridInCell /> <w:WrapTextWithPunct /> <w:UseAsianBreakRules /> <w:DontGrowAutofit /> </w:Compatibility> <w:BrowserLevel>MicrosoftInternetExplorer4</w:BrowserLevel> </w:WordDocument> </xml><![endif]--><!--[if gte mso 9]><xml> <w:LatentStyles DefLockedState="false" LatentStyleCount="156"> </w:LatentStyles> </xml><![endif]--> <!--[if gte mso 10]><br />
<mce:style><!   /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} --></p>
<p><!--[endif]--></p>
<p class="MsoNormal"><em>yazı: hücumpress</em></p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Eski kente yeniden geldiğimde saat çok geç olmuştu; benim değil, bu eski kentin saatine göre. Yaklaşık bir yıldan fazla oldu burayla tanışalı, buraları tanımaya başlayalı. Hayatın burada nasıl aktığını, zamanın nasıl ağır işlediğini, gecenin erken çöktüğünü, sabahın erken olduğunu gördüğümde çok şaşırmış ve bu hâlleri benimsemiştim. Bir şeye sahip olduğumu düşünmüştüm. Bu kentle ilgili kimsenin bilmediklerini yaşadığımı biliyordum.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Velhasıl tekrar geldim. Uyuyamadım bir türlü. Bir sağa, bir sola, sonra tekrar sağa, bir de sırt üstü… Üşüyor muyum diye düşünmeye başladım. Kat kat örtülere sarındım, sıcakladım. Daraldım. Bu aralar çok oluyor, sıkça daralıyorum. Hücum ederken baskılı ve kombine ataklar yapıyorum. Tercih değil, içgüdüsel sanki. Böyle hücum edince savunmada derin boşluklar ve koordinasyon sorunu ortaya çıkıyor. Araya atılan toplarda göt oluyorum.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Sabah gün ağarmadan ezan sesleri gelmeye başladı. Üniversitede heyecanlı bir öğrenciyken, büyük ve çok fonksiyonlu bir odam vardı. Penceresini açar, batılı bozkır kentini boydan boya izlerdim. Bir sigara yakar, dirseklerimi altıncı katın penceresine dayar, uzun uzun düşünürdüm. Henüz her şey için zaman vardı, bağımlı değildim, hürdüm. Seçeneklerim seçilebilecek cinstendi. İşte ben bunları düşünürken, o hür pencereden içeri bir ezan sesi girerdi. Tüm bu düşüncelerin içine limon sıkardı. Sinirlenir, klavyenin başına oturur ve saatlerce yazılar yazardım. Ankara’daki arkadaşıma, nerede olduğunu bile bilmediğim birilerine ve tabii e-mail adresini ne sıklıkla kullandığını dahi kestiremediğim, uzun zamandır göremediğim insanlara gönderirdim bu yazıları. Takatim vardı. Oysa bu eski kentte duyduğum ezanlardan rahatsız da olsam kolumu kaldırıp iki satır bir şey yazacak hâlim yoktu. En kolayını yaptım yine; menajerlik oyununu açıp, yeni bir takım alıp, saatleri öldürdüm. Football Manager, postmodern ve kolay bir intihar. Ağızda saman tadı bırakan, karnımı doyurmayan ama midemi şişiren kötü bir yemek gibi. Anlık olarak açlığı gidermekten başka bir özelliği olmayan bir durum.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Sinirli bir şekilde, neden bu durumda, bu hislerde olduğumu tartmadan kahvaltı etmeye başladım. Ah bu otel kahvaltıları! Her şey varmış gibi görünür ama aslında hiçbir şey yoktur. Sınırsızlığı bir tabakla sınırlarsın, kimseye kusur bulunacak bir durum değil. Sınırları koyan bizzat sensin.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Gözlerimden uyku, vücudumdan yorgunluk aksa bile eski kentin güzel çocuklarıyla sokaklarda konuşmaya başladık. Taş binaların üzerine yağmurlar yağıyordu. Bir kilisenin kapısından girdim. Çok yağmur yağıyordu, o yüzden avluya geçmeden kemerin altında kaldım. Ben yaşlarda, iri yapılı bir Kürt delikanlısı vardı, yanında da mor renk bir mont giymiş İstanbullu genç bir kadın. Fotoğraf makinam ıslanmasın diye kemerin altından avlunun fotoğraflarını çekmeye başladım. Büyük çiçeklerin ince dallarından yağmur damlaları sarkıyor, Mezopotamya’nın en yüksek noktalarından birinde olduğumuzdan, dört bir yanı sis saklıyordu. “Keşke sis olmasaydı” dedim. Buranın berrak güneşini izlemenin ne denli huzur verdiğini ve sonsuzluk fikrine karşı bir inanç geliştirmeye yol açtığını biliyordum çünkü. “Çok başka sizin memleket” dedim. Genç adam tam bana bir şeyler anlatmaya başlıyordu ki, ceketinin içinden telsiz sesi geldi. Duraksadım. Canım sıkıldı. Muhabbeti kestim. Önüme baktım. Genç adam birden ona karşı bir dolu önyargıyı araya taş duvar gibi ördüğümü fark etti. Morlu kadın, bir ona bir bana baktı. Henüz tanışmış, hatta daha tanışmamış üç insandık. Tek ortaklığımız, sağanak yağmuru engelleyen bir kemerin altında bulunuyor olmamızdı. Genç adam bu gerilimi kırmak için sanırım, bana çay ikram edebileceğini söyledi. İstemem! O çayı istemem. “Bari kurulanman için peçete vereyim” dedi. Peçetenin paketini gözümün önünde açtı ve ilk defa benim kullanacağımı söyledi. Domuz gribi bulaştırmayacağına güvenmemi istedi. Bu hiç aklıma gelmemişti. Gözlük camlarım ıslanmıştı, onları silmek istiyordum o kadar. Gözlüğümün camlarını silerken Mezopotamya’yı göremediğime üzüldüğümü söylüyordum. Meydandaki çay bahçesinde bir açık, bir demli çay söyleyip, dakikalarca ruhumu şiyar ederek, dalıp gitmek istediğimi söyledim. “Ben polisim” dedi genç adam. Bu kilisenin güvenliğinden sorumlu olduğunu, hemen yanda duran kulübede yaşadığını söyledi. “Gelin,kulübe buradan daha sıcak, yağmur dinince gidersiniz” dedi. Morlu kadın, yağmura rağmen kiliseyi gezen arkadaşlarını beklediğini ve başka bir çıkış kapısı yoksa geleceğini söyledi. Başka bir çıkış kapısı yoktu. Üçümüz kulübeye gittik.</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">Kilisenin sokağının tam karşısında bir gümüş atölyesi vardı. Genç adam, o atölyenin balkonundan Mezopotamya’nın çok güzel göründüğünü söyledi ve ekledi: “Çay da ikrâm ederler. O çay bahçesinde oturmuş kadar olursun.”</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">“Gidelim o zaman” dedim. “Sen git, benim gelmeme gerek yok” dedi polis. “Peki” dedim genç adama, morlu kadına döndüm: “Sen gelmek ister misin. Hem gümüşlere de bakarsın.”</p>
<p class="MsoNormal">
<p class="MsoNormal">“Yok, ben gelmeyeyim” dedi. “İyi o zaman” dedim ve kulübeden çıkıp, gümüş atölyesine girdim. Diğer gümüşçülere benzemiyordu. Dört tane çok geniş oda ve tepesi sarı gölgelikli, mezbeleliğe benzeyen bir balkona sahipti. Her odaya girdim, gümüşçüyü aradım. Kimseyi bulamayınca balkona çıkmak istemedim. Tam binadan çıkacakken “Buyur abi” diye seslendi gümüşçü. Balkonuna çıkmak istediğimi söyledim. “Ne yapacaksın balkonu” dedi ve gülümsedi. “Bir bardak çayını içeceğim ve Mezopotamya’ya bakacağım” dedim. Balkona çıktım, hiçbir şey görünmüyordu. Koskoca ovanın üzerini sis kaplamıştı. “Görünmüyor” dedim, teşekkür ettim. Gümüşçü “Yine de çayımı içseydin abi” dedi. Yine teşekkür ettim, arkadaşlarımın beklediğini söyledim ve binadan çıkıp, kilisenin kemerinin altına gittim. Ne genç adam ne de morlu kadın oradaydı. Telsiz sesi geliyordu. <span> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.joshstories.org/?feed=rss2&amp;p=508</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Post koloniyalist darbe girişimi!</title>
		<link>http://www.joshstories.org/?p=498</link>
		<comments>http://www.joshstories.org/?p=498#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2009 15:14:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[dark side of the moon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.joshstories.org/?p=498</guid>
		<description><![CDATA[darbe oldu... Vatan için kurşun atan, kurşun yiyen nice şerefli vatan evlatları mahpus damlarında gün saymaktadır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><img class="alignright" title="netnetnetekim" src="http://img5.imageshack.us/img5/6389/sapkabd3.jpg" alt="" width="267" height="199" />yazı: KENAN EVREN fiyçıring Kenan Evren Ortancaanıt Jr.</em></p>
<p>Aziz Türk Milleti,</p>
<p>Büyük Atatürk’ün bize emanet ettiği ülkesi ve milletiyle bir bütün olan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, son yıllarda, izlediğiniz gibi dış ve iç düşmanların tahriki ile, varlığına, rejimine ve bağımsızlığına yönelik fikri ve fiziki haince saldırılar içindedir. <strong><em>Yirmi yıl önce bu saldırı komünist tehlike şeklinde tezahür etmişti, evelallah bertaraf ettik Nitekim şimdi Türkiye Cumhuriyeti Devleti irtica tehdidi altındadır. Tamam şimdi diyeceksiniz ki kardeşim sen de orada burada kuran ayetlerinden alıntılar yapmasaydın…Demeyin bence. Bakın, İlhan Selçuk’tan feyz alın netekim. O bile anladı artık, siz de anlayın.</em></strong></p>
<p>Devlet, başlıca organlarıyla işlemez duruma getirilmiş, anayasal kuru-luşlar tezat veya suskunluğa bürünmüş, siyasi partiler kısır çekişmeler ve uzlaşmaz tutumlarıyla devleti kurtaracak birlik ve beraberliği sağlayamamışlar ve lüzumlu tedbirleri almamışlardır.<br />
<em><strong>Bizim ihtiyar Sabih’in kanal kanal gezmesi, Abdurrahman Çelebi’nin gecesini gündüzüne katması fayda etmemiştir. Osman’la karısı desen eblehtir. Bir çuval inciri berbat etmişlerdir. Deniz Baykal desen çarşafa dolanmıştır. Abdurrahman dava açacaktı, rezalet çıkacaktı zar zor durdurduk.Daha radikal tedbirlere ihtiyaç vardır.</strong></em></p>
<p>Atatürkçülük yerine irticai ve diğer sapık ideolojik fikirler üretilerek, sistemli bir şekilde ve haince, ilkokullardan üniversitelere kadar eğitim kuruluşları, idare sistemi, yargı organları, iç güvenlik teşkilatı, işçi kuruluşları, siyasi partiler ve nihayet yurdumuzun en masum köşelerindeki yurttaşlarımız dahi saldırı ve baskı altında tutularak bölünme ve iç harbin eşiğine getirilmişlerdir. Kısaca devlet güçsüz bırakılmış ve acze düşürülmüştür.<br />
<strong><em>Vatan için kurşun atan, kurşun yiyen nice şerefli vatan evlatları mahpus damlarında gün saymaktadır.</em></strong></p>
<p><em><strong>Aziz Türk Milleti:<br />
İşte bu ortam içinde annarşikhuni, İç Hizmet Kanununun verdiği Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ilk icraat olarak joshstories’e el koymuştur. Çünkü joshstories’in  mesnetsiz, bölücü kılıklı yazarları affedersiniz, kaşınmışlardır. Örneğin cumhuriyetimize sahip çıkmak adına yapılan cumhuriyet mitingi katılımcılarına dil uzatılmıştır, son derece elim ve vahim bir vaka olan Maraş Katliamı ile ilgili devletin en yüce birimlerine  dil uzatılmıştır.  Sitenin sahipleri, şanlı Ergenekon destanına dil uzatmakla kalmamış, Adana’da bölücü faaliyet yapan teröristlerin avukatlığına soyunmuştur. Sinema severlerin duygularıyla oynayan bir takım zibidileri sorarsanız ,genç dimağların ahlakını bozucu yayınlar tefrika etmektedir.</strong></em></p>
<p><em><strong>Girişilen harekatın amacı, ülke bütünlüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri ortadan kaldırmaktır.<br />
Joshstories bundan böyle sahibinin sesidir, Atilla Olgaç’tır, Veli Küçük’tür ama nihayetinde devletimiz büyüktür. Sitenin yazarları hakkında iyi şeyler düşünülmektedir. Sen anladın di mi Ozan?</strong></em><br />
Bütün yurtta sıkıyönetim ilan edilmiştir. Yurtdışına çıkışlar yasaklanmıştır. <strong><em>Herkes durduğu yerden kıpırdamasın</em></strong>. Vatandaşların can ve mal güvenliğini süratle sağlamak bakımından saat 05’den itibaren ikinci bir emre kadar <strong><em>siteyi açma</em></strong> yasağı konulmuştur.<br />
Bu kollama ve koruma harekatı hakkında teferruatlı açıklama <strong><em>bir ara TRT ŞEŞ’te</em></strong> tarafımdan yapılacaktır. Vatandaşların sükunet içinde radyo ve televizyonları başında yayınlanacak bildirileri izlemelerini ve bunlara tam uymalarını ve bağrından çıkan <strong><em>annarşiklere </em></strong>güvenmelerini beklerim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.joshstories.org/?feed=rss2&amp;p=498</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Asfalt</title>
		<link>http://www.joshstories.org/?p=505</link>
		<comments>http://www.joshstories.org/?p=505#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2009 21:10:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Pulp Fiction]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.joshstories.org/?p=505</guid>
		<description><![CDATA[hucumpress yazdı... “Aklından geçirdiklerinin tehlikeli ve korkunç düşünceler olduğunun farkındaymış; otobanda arabalar yanından vızır vızır geçip giderken durup iyice düşünmek için yolun kenarına park etmiş. Ve işte o anda daha yeni kavuştuğu huzur yok olup gitmiş.” (X Kuşağı – Douglas Coupland)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" src="http://img193.imageshack.us/img193/838/img2472qqqqqq.jpg" alt="" width="306" height="459" /><em>yazı: hücumpress<br />
fotoğraf: ali güler</em></p>
<p><em>“Aklından geçirdiklerinin tehlikeli ve korkunç düşünceler olduğunun farkındaymış; otobanda arabalar yanından vızır vızır geçip giderken durup iyice düşünmek için yolun kenarına park etmiş. Ve işte o anda daha yeni kavuştuğu huzur yok olup gitmiş.”</em></p>
<p><em>(X Kuşağı – Douglas Coupland)</em></p>
<p>Gündüzler detay artık. Gelsin geçsin diye beklenen vakitler onlar. Geceleriyse düşünmeye fırsat var. Caddenin sesleri pencereme geliyor, yaz olduğundan ağustos böcekleri de var. Şimdilik.</p>
<p><strong>Kanunlar ve tüneller</strong></p>
<p>Geri hareket konusunda oybirliğiyle ret kararı almıştık. Geri hareket etmiyorum, kanun ve nizamlara uygun hareket ediyorum. Bir süre daha, kanun ve nizamlara uygun hareket etmeyi planlıyorum, yer altına derin kuyular kazıyorum, tüneller açıyorum, trenlere biniyorum.</p>
<p><strong>Edirne’nin ehemmiyeti</strong></p>
<p>Aklım kaldı, arada Edirne’ye doğru bakıyorum, adettendir, o yöne bakıyor insan. Avrupa deyince aklıma Edirne geliyor önce, ne yapabilirim? TRT izlerken oldu bunlar. 80’lerin sonlarında bir televizyon dizisinde öyle yapmıştı bir kızcağız. Benim de henüz o kadar haberim yoktu Edirne’nin ötesinden. Haberim olduğundaysa iş işten geçmişti. Ne karanlık bir tren vagonu, ne 302S Mercedes, ne de Sarı Mercedes… Yeşilköy havalimanıymış meğer gidilmesi gereken yer. Edirne’yse yağlı sıvalı bir yalan. Ama dedim ya; adettendir. Edirne’ye çevirirsin yüzü.</p>
<p><strong>El becerisi cehennemi</strong></p>
<p>El becerileri bir toplumun kültürel üstyapısını görebilmek açısından güzel semptomlardır. Semptom demekte yarar var çünkü bu kültürel üstyapı dediğimiz mesele birçok alanda hastalıklarla doludur. Yani şunu iddia ediyorum; el becerisi denilen şey bir hastalıktır. El becerisi az insanlar nispeten daha az hastalıklıdır. Tersinden okursanız; el becerileriniz artıyorsa yolunuz hastanelere daha sık düşecek demektir. El becerileriniz daha azsa daha az kültürlenmişsiniz demektir. İlkel de değilsiniz, yabani de değilsiniz… Vahşi ya da dışadönük de değilsiniz. Ancak evcil de değilsiniz. Ne tuhaf, ne kadar yabancı bir durum.</p>
<p><strong>Orta yaşa girerken futbol ilaçtır!<br />
</strong><br />
İşte bu tip düşüncelere kapıldığınız zamanlarda, 30’larınızda bir Türkiyeli erkekseniz yapabileceğiniz en iyi şey halısaha maçlarına katılmaktır. Takım kurun, performansınızı önemseyin, maçtan sonra kolunuz bacağınız sağlam mı diye kontrol edersiniz. Kendinizi, hiç konuşmadan bir şeyle tam 1 saat boyunca meşgul olurken bulacaksınız. Telefonunuz kapalı, mesai saatlerinde değilsiniz. Bir yere yetişmeniz gerekiyorsa bile şu an çok geç; formayı şortu giydik bile. Sigara, göbek ve futbola uzak geçmiş, baya da birikmiş bir zaman. Bu defa maçlar da mühim, bahis kuponları da, futbol polemikleri de. Şimdi oyun zamanı; birazdan rahatlamaya başlayacağız işte. Simülasyona bir gönüllü katkı da halısaha gravürlerinden gelsin o vakit.<br />
<strong><br />
Sahne deneyimi mühim</strong></p>
<p>Sahneye çıkmak benim için ikircikli bir mevzu. Bir yandan çok çekici geliyor, insan kendini önemsiyor. Buna kompleks derseniz de incinmem ne yalan söyleyeyim. Öte yandan da sahneye çıkma hayali hep sahneye çıkma anına kadar kurulur. Sonrasını düşünseniz de “anahtar görsel” sahneye çıkış anıdır. Artık ne tür bir gösterideyseniz fark etmez, gösterideki süreniz dolana kadar sahnede kalmak zorundasınız. O nedenle sahneye çıkmadan az evvel durup tekrar bir düşünmek gerekir. Otobanın uğultularını ya da caddeden gelen sesleri bu yüzden bir kenara bırakın. Düşünmek gereken öncelikli konular var. Onları düşünelim. Hayat akar, akışına müdahale etmemek gerekir. Etraf yeşilliklerle dolu, onlara bakmakta yarar var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.joshstories.org/?feed=rss2&amp;p=505</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yabancılar için dua</title>
		<link>http://www.joshstories.org/?p=496</link>
		<comments>http://www.joshstories.org/?p=496#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2009 13:03:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Pulp Fiction]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.joshstories.org/?p=496</guid>
		<description><![CDATA[nadas yazdı... söylenecek her şey söylendi bütün sessizliklerin geçmişinde ırmaklar ölü çocuklarla akıyor.sabahın kokusunda dünyayı çağıran bir şey bilmiyorum artık.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" title="paper" src="http://img140.imageshack.us/img140/1417/paperpz1.jpg" alt="" width="350" height="245" /><em>yazı: nadas</em></p>
<p>geceyi beklemek. uzak ışıklarda artık sabah oluyor demek. anısız uyanmak.</p>
<p>ansızın uyanmak.gözlerini açtığını nesnelere baktığını bilerek dolanmak dünyada. ama bunun bir uyanış olmadığını bilerek.sessizce kelimeler ve gölgeler geçsin diye dua ederek.zamanın ağında kaç rüya kaç geçmiş varsa hepsinden kaçarak.zaman geçsin ölüm kendi gölgesini toplasın bir şehir<br />
yeniden kurulsun diye bekleyerek.</p>
<p>eski fotoğrafların içinden geçerek yeniden inanmak bazı kokuların ağaçlarına ya da bazı bahçelerin rüyalarına. ve diz çökmek zamanın önünde yenildim bak burdayım.sadece yenildim.bak.</p>
<p>söylenecek her şey söylendi bütün sessizliklerin geçmişinde ırmaklar ölü çocuklarla akıyor.sabahın kokusunda dünyayı çağıran bir şey bilmiyorum artık.</p>
<p>geceyi bekliyorum sadece bütün sorulara verilecek yalın bir cevap bu. dünyanın lanetine  kazınmış bir iz gibi ya da tanrıyla girişilmiş bir bahis. sonunda ölüm gelecek. bir sesin gölgesine saklanmak için varolmuş her gün için eğileceğiz. sessizce. amin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.joshstories.org/?feed=rss2&amp;p=496</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Biz yanacağız zati, siz Allah’tan korkun bari!</title>
		<link>http://www.joshstories.org/?p=492</link>
		<comments>http://www.joshstories.org/?p=492#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Feb 2009 00:21:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[dark side of the moon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.joshstories.org/?p=492</guid>
		<description><![CDATA[hücumpress yazdı... Tüm toplum büksün boynunu merhamet dilesin demeye kadar varacak dilim ama merhamet için vicdan gerekir, hakkaniyet gerekir, adalet gerekir, nerede?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" title="cmt" src="http://img132.imageshack.us/img132/9940/cumartesijv5.jpg" alt="" width="371" height="278" /><em>yazı-fotoğraf: hücumpress</em></p>
<p>Bugün pazar. Her şeyi unutmak için harika bir gün. Dünse cumartesiydi, her şeyi hatırlamak için cumartesiydi.</p>
<p>Galatasaray Lisesi’nin önünde analar vardı. Bir de onları, onların unutmadıklarını unutmayan birkaç iyi insan. Ellerde yıllardır aynı fotoğraflar, gözaltında kaybolanlar.</p>
<p>Ufuk Uras da bu anaları yalnız bırakmadı. Kısa bir konuşma yaptı, ağır da bir laf etti: “Neden cumartesi babaları değil, neden cumartesi kardeşleri değil? Babalar da kardeşler de kayıp onun için. Geride gözleri yaşlı analar kaldı, onun için ‘cumartesi anneleri’.”</p>
<p>Yıllardır bu işin peşini bırakmayan İnsan Hakları Derneği, Ergenekon davası kapsamında yargılanan sanıkların birçok faili meçhul cinayet ve kayıp olayının sorumlusu olduklarına dair iddia ve bulguların örtüştüğünü iddia ediyor.</p>
<p>Yeter artık! Derin bir sohbet bile etmek gelmiyor artık insanın içinden. Derin kelimesi kaybolsun gitsin. Belki de bizler gibi insanların en çok arzuladığı, yüzeysellikten sıyrılmış, derinliği olan bir hayattı. Ben ondan da vazgeçiyorum. Dümdüz, düşünmeden yaşayıp gidelim. Ama kimseye bir şey olmasın artık. Lise’nin önündeki anaların yüzlerine bakmak yeteri kadar derin ve acıtıcı zaten. Derin bir şey olmasın lütfen artık.</p>
<p>Ve kimse de artık, kendi başına gelmeyen işlere yüz çevirmesin. Bir kere dönüp baksın işkence gören insanlara, yakınlarına… Fidanlar yandı, yanıyor… “Güvercinler tedirgin” ölüyor.</p>
<p>Tüm toplum büksün boynunu merhamet dilesin demeye kadar varacak dilim ama merhamet için vicdan gerekir, hakkaniyet gerekir, adalet gerekir, nerede?</p>
<p>Öldürülenlerin, kaybedilenlerin, katledilenlerin ve akıl edemeyeceğimiz çileleri çekenlerin hakkını çalmak olamaz kastım ama olan sadece onlara değil. Bir toplum öldürülüyor. Gençler kaybediliyor. Güvercinler katlediliyor. Bir memleket akıl almaz çileler çekiyor.</p>
<p>Yetmedi mi çektirdikleriniz? Hangi vicdandan korkarsanız gidip ona diyelim, hangi kitaptan çekinirsiniz ondan sözler söyleyelim. Hangi vicdana hangi kitaba sığar yaptıklarınız?</p>
<p>Hadi biz yanacağız da, bari siz azıcık Allah’tan korkun olmaz mı?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.joshstories.org/?feed=rss2&amp;p=492</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
