<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" version="2.0"><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916</atom:id><lastBuildDate>Mon, 28 Nov 2011 00:03:45 +0000</lastBuildDate><category>Şifalı Bitkiler</category><category>Kitap</category><category>Youtube</category><category>İlişkiler</category><category>Dr.Melda ALANTAR</category><category>Kanser</category><category>Dr.Nevzat Aksoy</category><category>Ayak Sağlığı</category><category>Doğum Kontrol</category><category>Akciğer Kanseri</category><category>Hepatit</category><category>Hastalıklar</category><category>Göz Hastalıkları</category><category>Oyun</category><category>Şizofreni</category><category>Şeker Hastalığı</category><category>Kilo Alma</category><category>Kadın Hastalıkları</category><category>Saç Bakım</category><category>Mizah</category><category>Meme Kanseri</category><category>Seks</category><category>Kemoterapi</category><category>Haber</category><category>Sigara</category><category>Vitaminler</category><category>windows</category><category>Merak Edilenler</category><category>Dr.Hakan AKALAN</category><category>Komik</category><category>Obezite</category><category>Cilt Lekeleri</category><category>Bitkisel Tedaviler</category><category>Kene (Kırım Kongo K.A)</category><category>Seks Dersleri</category><category>Hemoroid</category><category>Kalp Sağlığı</category><category>Codec</category><category>Zayıflama</category><category>Egzersiz</category><category>Dr.Osman MÜFTÜOĞLU</category><category>Kürtaj</category><category>Tansiyon</category><category>İç Hastalıkları</category><category>Cinsellik</category><category>Çocuk Eğitimi</category><category>Aids</category><category>Bilgisayar</category><category>Erkek Hastalıkları</category><category>Blogger</category><category>Bulaşıcı Hastalıklar</category><category>Rapidshare</category><category>Cep Telefonu</category><category>Evlilik</category><category>Webmaster</category><category>Diş Sağlığı</category><category>Bebek Sağlığı</category><category>Yazılım ve Program</category><category>Sağlık</category><category>Prostat</category><category>Cinsel Hastalıklar</category><category>Cilt Bakımı</category><category>Terleme</category><category>Güzellik Bakım</category><category>Hamilelik</category><category>Beslenme</category><category>Dr.Özgür LEYLEK</category><category>Faydalı bilgiler</category><category>Kontak Lens</category><category>Karaciğer Hastalıkları</category><category>Ürün Tanıtım</category><category>Diyet</category><title>Kemal ince Haber ve Bilgi Portalı</title><description>Burada Herşeyi Bulabilirsiniz....</description><link>http://kemalince.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>169</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/kemalince" /><feedburner:info xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" uri="kemalince" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-2341371130107303475</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 16:24:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T09:29:23.759-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Hamilelik</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Faydalı bilgiler</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Diş Sağlığı</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Vitaminler</category><title>GEBELİKTE DİŞ BAKIMI VE DİŞ HASTALIKLARI</title><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SK2W5jKmleI/AAAAAAAAAu4/XqapA7whol0/s1600-h/dis.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5237007857138177506" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SK2W5jKmleI/AAAAAAAAAu4/XqapA7whol0/s320/dis.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Gebelik sırasında anne iyi beslenirse ve yeterli ağız diş bakımı yapılırsa hamilelik döneminde normal dönemden farklı bir diş sorunu ile karşılaşılmaz. Fakat diş bakımına dikkat edilmezse gebelikte hormonal etkiler sonucunda ağız içinde bazı zararlı degişimler olur. Örneğin kandaki ve tükürkteki asit miktarı arttığı için dişlerin çürümesi kolaylaşır. Diş eti rahatsızlıkları da eskisinden daha kolay ve daha sık oluşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağız ve diş sağlığı açısından tüm hamilelik döneminde A, C, D vitaminleri ile fosfor ve kalsiyumdan zengin temel yiyecekler alan meyvalar ve sebzeler, tahıl , süt ve mandıra ürünleri ile, et , balık ve yumurta dengeli olarak alınmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebeğin diş gelişimi anne karnında başlar. Bu dönemde anne hem kendi sağlığı hem de bebeğinin diş gelişimi için dengeli beslenmeye dikkat etmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hamilelikte dişler daha kolay mı çürür?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Halk arasında inanıldığı gibi hamilelik döneminde annenin dişlerinden kalsiyum çekildiği ve bu nedenle her bebeğin anneye bir diş kaybettireceği inancı kesinlikle doğru değildir. Bu dönemde Hamilelik döneminde dişlerin çürümelerinin nedenleri şunlar olabilir:&lt;br /&gt;-Bebek beslenen dönemde tatlıya, aburcubura aşırı istek belirir ve bunlar yendikten sonra diş fırçalama ihmal edilir.&lt;br /&gt;-İlk aylarda görülen kusmalardan sonra anne ağız bakımına yeterince özen göstermemesi.&lt;br /&gt;-Gebelik hormonlarının (östojen, progertron) etkisi ile dişetleri daha çabuk kanayan anne, dişlerini fırçalamaktan kaçınır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hamilelik sırasında diş tedavisi yapılabilir mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;- Hamilelik sırasında bebeğin organ gelişim evresi olan ilk üç ayda etkili diş tedavisinden kaçınılmalıdır. Tedaviler ikinci üç aya ertelenmelidir, diş tedavileri için en uygun dönem bu dönemdir(Yani gebeliğin 4. 5. ve 6. ayları). Gebeliğin son üç ayı da ilk üç ay gibi hassas bir dönemdir ve acil olmayan diş tedavileri doğum sonrasına bırakılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Diş ya da diş eti iltihabı gibi acil durumlarda, var olan enfeksiyonun bebeğin gelişimini diş tedavisinin olumsuzluklarından daha fazla etkileyebileceği düşüncesi ön plana alınmalı ve bir jinekoloğun önerileri doğrultusunda diş tedavisi yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hamilelikte diş tedavisi için anestezi yapılabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Hamilelik esnasında birçok ilacın kullanılmaması ya da kontrollü kullanılması önerilmesine karşın, dental (dişle ilgili) tedavilerde kullanılan lokal anesteziklerin herhangi bir yan etkisi rapor edilmemiştir. Lokal anestezi kullanılmasında üretici firmanın önerileri doğrultusunda hareket edilmelidir. Herhangi bir uyarı yoksa lokal anestezik kullanmada bir sakınca yoktur.&lt;br /&gt;Ağrı kesicilerden gebelik sırasında zararı olmayan türler kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Antibiyotik?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Antibiyotiklerden özellikle Penisilin ve türevleri (amoxicilline vs. ) kullanımınının bebek için herhangi bir sakıncası yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Röntgen?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bu dönemde tedavi için çok gerekli ise ağız içinden 1-2 film alınabilir. Her ne kadar dişhekimliğinde çekilen röntgenlerde verilen radyasyon miktarı çok az ve karın bölgesine çok yakın değilse de gelişmekte olan bebeğin ışın almasını önlemek için mutlaka kurşun önlük kullanılması gerekir.&lt;br /&gt;Zorunluluk yoksa bu işlem doğum sonrasına ertelenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hamilelikte kullanılan antibiyotik bebeğin dişlerinde renklenme yapar mı?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Hamilelik döneminde zaten her tür antibiyotik kullanılamaz. Bazı tür antibiyotikler kullanılabilir. Bebeğin dişlerinde renklenmelere neden olan antibiyotik grubu "tetrasiklinler"dir. Tetrasiklinler gebelikte kullanılmaması gereken antibiyotiklerdendir. Tetrasiklinler dışındaki antibiyotiklerin bebeğin dişlerinde renklenme yaptığı kanıtlanmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;HAMİLELİK GİNGİVİTİSİ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Hamileliğin erken safhalarında diş etlerinde şişlikler, kızarıklıklar gözlenebilir. Bu şekildeki diş eti oldukça hassastır ve kolayca kanar.&lt;br /&gt;Hamilelik sırasında kadınların diş etlerinde oluşan bu değişiklikler nedeni östrejen ve progesteron hormonlarının salgılarının artmasından kaynaklanmaktadır.&lt;br /&gt;Hamilelik gingivitisi genellikle hamileliğin 2.Ayında başlayıp 8.Ayında en üst seviyeye çıkar, doğumdan sonra kendiliğinden iyileşir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-2341371130107303475?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/gebelikte-di-bakimi-ve-di-hastaliklari.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SK2W5jKmleI/AAAAAAAAAu4/XqapA7whol0/s72-c/dis.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-3141631659641007341</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 16:20:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T09:24:01.654-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">İç Hastalıkları</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Hastalıklar</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Vitaminler</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kadın Hastalıkları</category><title>KEMİK ERİMESİ (OSTEOPOROZ)</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SK2WHcVxGsI/AAAAAAAAAuw/CG0owioIOFI/s1600-h/osteoropoz.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5237006996312496834" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SK2WHcVxGsI/AAAAAAAAAuw/CG0owioIOFI/s320/osteoropoz.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Menopozdan sonra pek çok kadında osteoporoz ile sonuçlanabilen kemik kaybı gelişir. Sağlıklı kemik yoğun ve güçlüdür ve büyük miktarda basınca dayanabilir. Ancak, osteoporoz geliştiğinde, kemikler incelir ve kırılgan bir hal alır ki bu kemiklerin kırılma olasılığını arttırır. Kemiğe direncini veren maddeler özellikler kalsiyumun kemikten uzaklaşması ile osteoporoz oluşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Estrojen hormonun olmadığı durumlarda kemik kaybı hızlanır ve menopozal dönemde gözlenen osteoporoz ortaya çıkar. Menopozda hormon replasman tedavisi alan kadınlarda kemik erimesi daha az olmaktadır fakat dikkat edilmesi gereken nokta &lt;strong&gt;günümüzde ateş basması gibi hiçbir menopozal şikayeti olmayan kadınlara sadece kemik erimesini önlemek amacıyla östrojen yani hormon tedavisi önerilmemektedir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erken evrede osteoporoz fark edilebilecek nitelikte çok az fiziksel değişikliğe yol açar. Ancak, hastalık ilerledikçe özellikle omurga, el bilekleri ve kalça kemiklerinde basit travmalarla kırıklar oluşabilir. Kemik kaybı kişide ağrılara, boy kısalmasına, hareket kısıtlılığına ya da omurganın eğrilmesine dahi ("kocakarı kamburu" olarak da bilinir) yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Osteoporoz riskine katkıda bulunabilecek diğer etkenler:&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;- Sigara&lt;br /&gt;- Çok fazla alkol tüketimi&lt;br /&gt;- Çok az egzersiz, hareketsizlik&lt;br /&gt;- Çok az kalsiyum alımı (şimdi ya da çocukluk çağında)&lt;br /&gt;- Steroidler (astım ve artrit tedavisinde sık kullanılırlar) ve tiroid hormonu (çok yüksek dozda) gibi belirli ilaçların kullanımı&lt;br /&gt;- Erken menopoz (45 yaşından önce)&lt;br /&gt;- Genetik faktörler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kemik Mineral Ölçüm Yöntemlerine göre:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Normal...................................T-Score &lt; -1 SD Osteopeni...............................T-score –1, -2.5 SD Osteoporoz.............................T-score&gt; -2.5 SD ve kırık yok.&lt;br /&gt;Yerleşik osteoporoz.............. T-score &gt; -2.5 SD ve kırık var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tedavi:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İlaç tedavisinde kemik yıkımını azaltanlar (kalsiyum, bifosfonatlar, raloksifen, kalsitonin ve hormon replasman tedavisi) ve kemik yapımını arttıranlar (Flor, Paratiroid hormon, D vitamini) olmak üzere çeşitli ilaçlar kullanılır.&lt;br /&gt;Tedavide beslenme, egzersiz, yeterli güneş ışını alma, yaşam şeklinin düzenlemesi de önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Korunmak için neler yapmalı?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;- Kalsiyum ve D vitamini yönünden yeterli beslenilmeli&lt;br /&gt;- Güneş ışınlarından yeterince yararlanılmalı&lt;br /&gt;- Bol hareket ve egzersiz yapılmalı&lt;br /&gt;- Sigara, alkol ve aşırı kafein gibi kötü alışkanlıklarında osteoporozu artırıcı etkenlerden uzak durmalı&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-3141631659641007341?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/kemik-erimesi-osteoporoz.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SK2WHcVxGsI/AAAAAAAAAuw/CG0owioIOFI/s72-c/osteoropoz.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-5501060920103367732</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 16:15:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T09:20:02.049-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Hamilelik</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Güzellik Bakım</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Cilt Bakımı</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kadın Hastalıkları</category><title>CİLDİMİZDEKİ ÇATLAKLARDAN KURTULMAK</title><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SK2U3XR3XcI/AAAAAAAAAuo/cSIjlwJ-IsY/s1600-h/yasemen.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Cildimizdeki çatlaklar için ne yapalım?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Çatlaklar, kozmetik dünyasında daima önemini koruyan bir konudur. Tabii yalnız kozmetik dünyasını değil, birçoğumuzu düşündüren, güç durumda bırakan bir sorundur. Bunlar hızlı kilo alıp verme, gebelik, kortizon kullanımı, hormonal nedenlerle oluşabilir. Kadınlarda olduğu gibi erkeklerin de başına gelebilir. Ayrıca hem beyaz hem esmer ciltlerde ortaya çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gebeliklerde oluşur&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Kilo alınca gerilen, alışılmadık ölçüde genişleyen ve sınırları zorlanan deri dokuları çatlayıverir ve beyaz çizgilerle dolar. En kolay etki altında kalan yerler mide, karın, kollar, bacaklar, göğüsler ve kalçalardır. Neredeyse bütün gebeliklerde, en azından karın bölgesinde çatlamalar oluşur. Çatlakları önlemek, tedavi etmekten daha kolaydır. En azından ilk belirtileri görüldüğünde bir şeyler yapmaya çalışırsak, başarı şansımız çok daha yüksek olur. Özellikle gebelik çatlakları, henüz pembe veya mor renkte iken, tedavi edilmeleri mümkündür. Beyazlaştıktan sonra iş işten geçmiş olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Suya doyurun&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Özellikle vücudunuzda yapısal olarak yağ çıkıntıları varsa, kilo aldığınızda en fazla bu kısımlar yağ toplar ve deri içeriden gelen basınca dayanamayıp çatlar. Ona bol bol nem vermek, deriyi içten ve dıştan suya doyurmak, esnekliğini arttırmak gerekir. Kremler ve losyonlar önemlidir. Aloe vera, A ve E vitaminleri, kakao yağı çatlamaya niyeti olan ciltleri korurlar. Onu nemlendirirler, beslerler ve sağlıklı hücrelerin çoğalmasına yardımcı olurlar. Bunları uygulamadan önce hafif bir peeling yaparsanız cilde nüfuz etmelerini kolaylaştırırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gerçekçi olmalıyız&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Çatlakların tedavisi için ne yazık ki henüz kesin bir çözüm bulunabilmiş değil. Çatlağın rengi, yüzeyin gerginliği, çatlağın kaç senedir var olduğu göz önüne alınarak birçok yöntem denenmektedir. Mikrodermabrazyon, Foto IPL, Fraksel lazer ve karbondioksit tedavileri çatlak tedavisinde etkin olarak kullanılmaktadır. Bu yöntemler doğumdan kısa bir süre sonra uygulandığında, çatlakları gidermekte veya azaltmakta başarılı olmaktadır. Beyaz tenlerde fraxel lazer gayet iyi sonuçlar veriyor. Esmerlerde TCA peeling ve karboksi terapi daha etkili oluyor. Öte yandan kozmetik boyama, lazer cerrahi gibi farklı uygulamalar da yapılmaktadır. Kremlere gelince... Bunların en iddialısı, içinde peptid hormonu olanlardır. Buna rağmen, esas olarak çatlakların yeni başladığı dönemlerde yardımcı olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı durumlarda liposuction ile veya doğrudan cerrahi kesi ile sorunlu bölgeler azaltılabilmektedir. Özetle... Siz fazla kilo alıp vermekten kaçının ve çatlaklarla karşılaşırsanız gecikmeden bir dermatoloğa başvurun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-5501060920103367732?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/cildimizdeki-atlaklardan-kurtulmak.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-5276930235749404484</guid><pubDate>Thu, 21 Aug 2008 16:11:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-21T09:14:24.219-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Hastalıklar</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Faydalı bilgiler</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Egzersiz</category><title>Boyun ağrınız mı var</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SK2TxEaLCEI/AAAAAAAAAug/ZdrDTyMWAEs/s1600-h/boyun.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5237004412908144706" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SK2TxEaLCEI/AAAAAAAAAug/ZdrDTyMWAEs/s320/boyun.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Boyun ağrınız mı var? Nasıl tedavi edilir, belirtileri nelerdir, nelere dikkat etmeli. İşte detaylar.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erişkin bir insan vücudunda 24 ü hareketli olmak üzere  32 - 33 tane omur bulunmaktadır. Hareketli omurlar kafatasının hemen altından başlayarak kuyruk sokumuna kadar uzanırlar ve birbirleriyle üst üste eklemleşerek omurgayı teşkil ederler. Omurganın tıp dilindeki ifadesi " Vertebral Kolon" dur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Omurganın içinde beyinle vücudumuzun bağlantısını sağlayan omurilik bulunur ve bu yapının korunması son derece önemlidir. Omurga hem hareketliliği sağlayacak kadar esnek hemde omuriliği koruyacak  sağlam olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Omurganın bu özellikleri sağlayabilmek üzere özel bir şekli ve hareket biçimi vardır. Boyun ve bel bölgesinde eğrilik arkaya doğru olup lordoz adını alırken sırt bölgesinde öne doğrudur ve kifoz adını alır.&lt;br /&gt;Boyun bölgesinde; boyun omurları, bunların aralarındaki diskler,  omurlar arasındaki eklem ve bağların dışında boyun kasları ve omurilikle bağlantılı girip çıkan sinirler ile bir bütünlük içinde hareket ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm omurga boyunca en çok hareket eden bölgeler, boyun ve bel bölgesidir. Boynun öne-arkaya, yana doğru eğilme hareketleri ile sağa-sola dönme şeklinde hareketleri mevcuttur. Boyun bölgesinin bu şekilde her yöne hareket edebilmesi, boyunun zayıf noktasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boyun bölgesinde; ev ve iş yeri kazaları, trafik kazaları,sportif yaralanmaları gibi ciddi nedenlerle yada bazen yanlış yastık seçimi gibi son derece basit bir nedenle ağrılı durumlar görülebilir. Eğer omurgayı ilgilendiren ciddi bir patoloji yada darbe öyküsü yoksa genellikle boyun ağrısının kaynağı vücudumuzun  hatalı kullanımıdır. Bütün gün bilgisayar başında yada direksiyonda boynumuzun uygunsuz durumda bulunması yada boynumuzu zorlamak günlük hayatta en sık karşılaşılan boyun ağrısı nedenlerindendir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boyun bölgesi bu tip zorlanmalarda genellikle kasılma-kramp benzeri cevaplar verir ve bu durum en sık karşılaşılan sorunu doğurur : boyun tutulması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Boyun ağrısı nedenleri itibariyle çok genel olarak 3 temel gruba ayrılabilir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;1. Mekanik nedenler kas - iskelet sistemini etkileyen ve vücudumuzun hatalı kullanımından kaynaklanan ağrıları tanımlar.&lt;br /&gt;2. Enflamatuvar, enfeksiyöz ( iltihabi ) ve neoplastik ( tümoral )  nedenler.&lt;br /&gt;3. Boyun bölgesi dışındaki  hastalık ve yaralanmaların yansımalarığı durumlar.&lt;br /&gt;Hasta Boyun ağrısı nedeniyle bir hekime gittiğinde ki bu genellikle Ortopedi, Beyin Sinir Cerrahisi yada Fizik Tedavi Hekimi olmaktadır. Hekim tarafından yapılacak  muayene esnasında yaralanmanın şekli, ağrının karakteri ile ilgili sorular sorulacaktır. Hekim gerginliğin olduğu bölgeleri eli ile muayene edecektir. Kemik yapıları gözlemlemek için röntgenler istenebilir. Röntgenlerde kırık, artrit, gibi ağrıya etken olabilecek sebepler aranacaktır. Ayırıcı tanıda MR gibi ileri tetkik yöntemleri kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan tetkikler sonucunda tanınız doktorunuz tarafından konulacaktır. Hekim genellikle tıbbi, cerrahi yada fizyoterapi ve rehabilitasyon seçeneklerinden birini seçerek problemin çözümüne ulaşılacağını düşünür ve  fizik tedavi gerekiyorsa hastayı bir fizyoterapiste yönlendirir.&lt;br /&gt;Yapılan bilimsel çalışmalar boyun ağrısına dair şikayetlerin genellikle 4-6 hafta içerisinde ortadan kalkacağını ifade etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı hekimlerin önereceği ve uygulayacağı tıbbi tedaviler, ilaçlar yada cerrahi yöntemlerden çok fizik tedavi ve rehabilitasyon açısından neler yapılabileceğini aktarmak üzere kaleme alınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her problemde olduğu gibi, boyun problemlerinde de fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımı kişiye özel olacak şekilde planlanmalıdır. Herkese, birbirinin tamamen aynısı uygulamaların aynı şekilde yapılıyor olması çok sık rastlansa da doğru bir yaklaşım değildir. Ayrıca halk arasında fizik tedavi alışkanlık yapar, her yıl tekrar gitmek gerekir şeklindeki inanışın da aslı yoktur.&lt;br /&gt;Varolan problem eğer doğru değerlendirilmiş, probleme uygun yaklaşımlar seçilerek uygulanmış ve hasta kendi üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmişse tekrar fizik tedavi programına dahil olması gerekmeyebilir. Dünya Fizik Tedavi Konfederasyonunda belirttiği gibi, fizyoterapistler temel olarak 3 konu üzerinde uzmanlık kazanımışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Özel egzersiz yöntemleri,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;PNF, Nöromobilizasyon, Bobath, Klinik/Modifiye Pilates, Mc Kenzie gibi pek çoğunu fizyoterapistlerin keşfettiği yöntemler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Manuel- Elle yapılan- tedavi uygulamaları&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Eklemlerin yada kasların yeniden doğru şekilde hareket edebilmeleri için elle yapılan çok özel müdahelelerdir. Fizyoterapistler bazen farklı masaj tekniklerini de kullanmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Elektronik, mekanik ve  fiziksel ajanlar.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sıcak-soğuk uygulamaları, bantlama,elektriksel ve mekanik uygulamalar. Bu uygulamalar genellikle egzersiz ve manuel uygulamalara destek amacıyla kullanılırlar.&lt;br /&gt;Fizyoterapistler, hekimin yönlendirmesinin ardından, yukarıda anılan 3 ana başlıkta toplanan yaklaşımlardan yararlanarak kişiyi yeniden ağrısız günlerine döndürmeyi hedeflerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu yaparken, kişiyi sıklıkla hasta eğitimi ve ev programı ile takip gerekmektedir. Boyun ağrısının temel nedeni, kişinin vücudunu hatalı kullanımı ise hatalı duruş ve hareket alışkanlıklarının değiştirilmesi gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımlarında amaç, eklemlerin ve kasların yeniden ağrısız günlerde olduğu gibi uyumlu ve doğal sınırlarda hareket edebilmesini sağlamak, yaralanmış dokuların iyileşebilmesi için ilgili bölgelere kan dolaşımı ulaşmasını sağlamak yada ilgili bölgeyi daha ciddi bir hasar oluşumundan korumak olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boyun sağlığınızı korumak için vücudunuzun duruşuna, evde ve iş yerinde çevre koşullarının uygunluğuna dikkat etmeli ve boyun bölgesinde oluşan ufak tefek ağrıları daha ciddi bir problemin ön işaretleri olarak değerlendirmelisiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-5276930235749404484?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/boyun-arnz-m-var.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SK2TxEaLCEI/AAAAAAAAAug/ZdrDTyMWAEs/s72-c/boyun.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-2618434238144257434</guid><pubDate>Tue, 19 Aug 2008 14:16:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-19T07:20:08.659-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Beslenme</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Diyet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Zayıflama</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kilo Alma</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Egzersiz</category><title>Sağlıklı kilo vermenin tüyoları</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKrV6usaZNI/AAAAAAAAAuY/3tDhQqxLDaU/s1600-h/kilo.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5236232721715061970" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="150" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKrV6usaZNI/AAAAAAAAAuY/3tDhQqxLDaU/s320/kilo.jpg" width="133" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Hospitalium Haznedar Hastanesi Diyetisyeni Fatma Koçak yiyerek nasıl zayıflanabileceğine ilişkin ipuçları verdi. Koçak'ın önerilerini herkes rahatlıkla uygulayabilir…&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sağlıklı bir şekilde kilo nasıl verilir?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Günü 6 parçaya bölerek, vücudun ihtiyaç duyduğu kadar besin tüketilmeli, küçük ve masum görünen fakat yağ ve şeker içeriği yüksek; yükte hafif pahada ağır ikramları geri çevirin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücudun yağ ve kas dengesini sağlamada doğru beslenmenin yanı sıra fiziksel aktivite de önemlidir. Beraberinde bir egzersiz programına başlamak ve mümkünse bunu hayat boyu bir alışkanlık haline getirmek gerekmektedir. Bu mümkün değil ise, gün boyu hareket halinde olunmalıdır. Gün içerisinde hareketliliği sağlayacak kısa yürüyüşler, merdiven çıkma gibi fırsatları değerlendirin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin masanızda sürekli su bulundurmaktansa, arada bir kalkıp mutfağa gidin ve su için. Dikkat edin; eğer bunu yapmaya bile üşeniyor ve başkalarından rica ediyorsanız; hareketsizliğe alışkın olabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yiyerek nasıl zayıflanır?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kişiden kişiye ve yenilen besinlerin içeriğine göre değişmesine rağmen yemek yedikten 3-4 saat sonra kan şekeri düşer ve karnımız acıkır, bir şeyler yeme isteği duyulur. Biz diyetisyenlerin "az miktarda ve sık sık yemek yiyin" önerimizin temelinde bu yatar. Çünkü iş yoğunluğu veya başka meşguliyetler sebebiyle 6-7 saate varan açlıklar sonucunda dayanılmaz bir açlık duygusu ve hızlı yemek yeme bir araya gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa bir süre içinde, o an için vücudun ihtiyacından çok daha fazla besin tüketilir. Metabolik faaliyetler sonucunda alınan kalorinin bir kısmı kullanılır. Ancak fazlası elbette ki, depolanır. Bu durum sık sık tekrarlanırsa, kilo alma kaçınılmazdır. Bu nedenle 2-3&lt;br /&gt;saatte bir besin tüketmek günlük besin alımının frenlenmesine yardımcı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Diyetlerde su tüketimi artırılır bunun nedeni nedir?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Su, yetişkinlerde vücudun toplamda yüzde 55-60'ını oluşturur. Hayati sıvı denilen kanın yüzde 90' ı, kasların yüzde 75' i, kemiklerin yüzde 25' i ve hatta yağlarınenerji için depolandığı dokunun dahi yüzde10 ila 30' u sudan oluşmaktadır. Bu nedenle vücudun ihtiyacı olan besin ve besin öğelerini alırken, yeterli miktarda suyun da alınması gerekir. Kilo verme esnasında metabolik artıkların uzaklaştırılması için, kilo alma esnasında da hücre yapımı için yeterli miktarda su alınması şarttır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kısa sürede kilo vermenin zararları nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yapılan araştırmalar, kısa sürede kilo vermek için günlük alınan kalorinin aşırı derecede kısılması sonucunda, yağ kaybının yanı sıra kas kaybının da fazla olduğunu göstermektedir. Vücudun iskelet kasları dışında kalbin de yapısı kastır. Dolayısıyla tüm bu dokuların kas kitlelerinde azalmalar olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun vadede ise, iç organların zarar görmesi mümkündür. Kaldı ki, hayat boyu kalorisi çok fazla kısıtlanmış bir diyete uyulması imkansızdır. Kilo verdikten sonra düşük kalorili diyetler bırakılır ve sofralar tabir yerindeyse donatılır. Egzersizler azaltılır. Verilen kilolar da aynen ve bazen daha fazlasıyla geri alınır. Geriye gözle görülmeyen ve uzun vadede anlaşılacak tahribatlar&lt;br /&gt;kalır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-2618434238144257434?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/salkl-kilo-vermenin-tyolar.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKrV6usaZNI/AAAAAAAAAuY/3tDhQqxLDaU/s72-c/kilo.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-2828358251413457806</guid><pubDate>Tue, 19 Aug 2008 14:06:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-19T07:12:25.166-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Hastalıklar</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Faydalı bilgiler</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Meme Kanseri</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kanser</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kadın Hastalıkları</category><title>KENDİ KENDİNE MEME MUAYENESİ</title><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKrTzs_tCUI/AAAAAAAAAuQ/61vNAwpXseU/s1600-h/meme.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5236230401976764738" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKrTzs_tCUI/AAAAAAAAAuQ/61vNAwpXseU/s320/meme.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Memedeki kitlelerin iyi huylu yada kötü huylu kitlelerin %80'i kadınların kendisi tarafından ya tesadüfen, ya da kendi kendine meme muayenesinde keşfedilmektedir. Bu yüzden her kadının kendi kendine meme muayenesini iyi bilmesi ve her ay uygulaması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kendi kendine meme muayenesi ne demektir ve neden yapılmalıdır?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Kendi kendine meme muayenesi, göğüslerde yumru, şişlik, kalınlaşma gibi, kanser belirtisi olabilecek değişiklikleri kişinin kendi başına kontrol etmesi demektir. Meme kanserinin erken evrelerde teşhis edilebilmesi sayesinde hastalıktan sağ kalabilme şansı çok daha yüksektir. Tüm meme kitlelerinin %80’i iyi huylu olmasına rağmen, kendi kendinize yapabileceğiniz düzenli bir meme muayenesi ile tehlikeli olabilecek değişiklikleri erken dönemde yakalayabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kendi kendine meme muayenesi ne zaman yapılmalıdır?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Göğüslerinizi ayda bir kere, adetinizin bitiminden 3 ila 5 gün sonra muayene etmelisiniz. Artık adet görmüyorsanız ve menopozdaysanız; meme muayenenizi her ayın aynı günü, örneğin ayın birinci günü veya sizin için hatırlanması kolay bir tarihte yapınız. Her muayenede, göğüslerinizin hatlarına ve kıvamına alışacak ve değişikliklere karşı daha uyanık olacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kendi kendine meme muayenesi nasıl yapılır?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Meme muayenenizi yapabilmeniz için aşağıda tarif edilen basamakları izleyiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Ayna karşısında:&lt;br /&gt;1.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; İyi aydınlatılmış bir odada, yeteri kadar geniş bir aynanın önünde belden yukarınız çıplak olarak durunuz. Her iki göğsünüz eşit şekil ve büyüklükte değilse hemen korkmayınız; çünkü çoğu kadında böyledir. Kollarınız yanlarda serbest olarak dururken, göğüslerinizin büyüklüğünde, şeklinde, dokusunda veya cildinde herhangi bir farklılık olup olmadığına bakınız. Ciltte büzüşme, renk değşimi, gamze oluşumu veya hassas ve ağrılı bir bölge olup olmadığını araştırınız. Aynı şekilde meme başlarında herhangi bir renk değişimi, soyulma veya meme başının yönünde bir değişiklik olup olmadığını gözleyiniz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;2.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Daha sonra, göğüslerinizin altındaki kasları sıkılaştırmak amacıyla, ellerinizi kalçalarınıza koyup sıkıca bastırınız. Her iki yana dönerek göğüslerinizin dış kısımlarını da gözleyiniz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;3.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Bir sonraki aşamada, aynanın karşısında öne doğru eğiliniz. Omuz ve dirseklerinizi, göğüs kaslarınızı sıkılaştırmak amacıyla, öne doğru döndürünüz; göğüsleriniz öne doğru düşecektir. Bu esnada, göğüslerinizdeki, şekil ve dış hat değişikliklerini araştırınız.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;4.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Şimdi, ellerinizi başınızın arkasında birleştirip sıkıca kavrayınız ve öne doğru sıkıca itiniz. Her iki yana dönerek göğüslerinizin dış yüzlerini de kontrol ediniz. Göğüslerinizin alt yüzlerini de gözlemlemeyi unutmayınız. Bu bölgeyi görebilmek için göğüslerinizi elleriniz ile kaldırmanız gerekebilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;5.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Meme ucundan herhangi bir akıntı olup olmadığına bakınız. Bunun için işaret ve baş parmağınızı meme başının çevresindeki bölgeye yerleştiriniz ve meme başını bitişine doğru çekiniz; herhangibir akıntı olup olmadığını gözleyiniz. Bu işlemi diğer göğsünüz için de tekrarlayınız.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yıkanırken:&lt;br /&gt;6.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Şimdi sıra, memenin içindeki değişiklikleri hissetmeye geldi. Bu aşamada ellerinizi su veya sabun ile kayganlaştırmak yardımcı olabilir. Koltuk altınızda herhangi bir şişlik veya kalınlaşma olup olmadığını kontrol ediniz. Sol elinizi kalçanıza koyup, sağ eliniz ile sol koltuk altınızı muayene ediniz. Aynı işlemi karşı taraf için de tekrarlayınız.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;7.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Her iki tarafta, köprücük kemiğinizin üstünü ve altını muayene edin.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;8.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Bir elinizle göğsünüzü desteklerken, diğer sabunlu elinizle meme dokusunu hissedin. Göğsünüzü nazikçe bastırarak muayene etmek için parmaklarınızın düz kısımlarını kullanın. Bu muayeneyi yaparken sutyen alt sınırı ile köprücük kemiği arasında aşağı veya yukarı doğru, tüm göğüs yüzeyi tetkik edilinceye kadar, bir sıra takip edilmelidir. Aynı işlemi karşı taraf için de tekrarlayınız.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sırt üstü yatarak:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;9.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Daha sonra yatın ve sağ omuzunuzun altına küçük bir yastık veya katlanmış bir havlu yerleştirin. Sağ elinizi başınızın arkasına koyun. Tüm parmaklar birlikte ve düz olacak şekilde sol elinizi sağ göğsünüzün üst kısmına koyun. Burada muayeneyi kolaylaştırmak için biraz vücut losyonu kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;10.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Göğüsünüzü bir saatin yüzü gibi düşünün. Saat 12’den başlayın ve saat 1’e doğru küçük dairesel hareketler ile ilerleyin. Tekrar 12’ye gelinceye kadar bütün yüzeyi aynı şekilde muayene edin. Bu esnada parmaklarınız düz dursun ve göğüs ile devamlı temas halinde olsun. Daire tamamlanınca, meme başına daha yakın, aynı şekilde saat yönünde daha küçük bir daireyi, bu defa meme başının etrafında tekrarlayın. Bu şekilde tüm göğüs yüzeyini tarayıncaya kadar devam edin. Koltuk altına doğru olan daha yukarı alanları da muayene ettiğinizden emin olun.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;11.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Parmaklarınızı düz olarak doğrudan meme başının üzerine yerleştirin ve çevresindeki herhangi bir değişiklik olup olmadığını hissedin. Meme başını nazikçe içeri doğru bastırın. Kolaylıkla harekte ediyor olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9,10 ve 11 numaralı basamakları diğer göğsünüz için tekrarlayınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Göğüste bir kitle tespit edilirse ne yapılmalıdır?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Göğsünüzde herhangi yeni bir değişiklik meydana gelirse veya bu değişiklik adet gördükden sonra da devam ediyor ise doktorunuza başvurunuz. Doktor tarafından araştırılması gereken durumlar şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;· Göğsünüzde, diğer alanlar ile karşlaştırınca farklı duran herhangi bir alan.&lt;br /&gt;· Bir adet siklusu boyunca geçmeyen, göğsünüzde veya koltuk altınızda şişlik veya sertlik.&lt;br /&gt;· Göğsünüzün şekil , boyut veya sınırlarında bir değişiklik.&lt;br /&gt;· Bezelye tanesi kadar küçük olabilecek bir kitle.&lt;br /&gt;· Göğüs derisinin bir alanında mermervari bir görünüm.&lt;br /&gt;· Göğüsde buruşukluk, gamze , yanık veya enflamasyon gibi duran değişik bir alan meydana gelmesi.&lt;br /&gt;· Göğüs ucundan kanlı veya berrak akıntı gelmesi.&lt;br /&gt;· Göğüs ucunun veya tamamının derisinin kırmızı görünmesi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-2828358251413457806?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/kendi-kendine-meme-muayenesi.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKrTzs_tCUI/AAAAAAAAAuQ/61vNAwpXseU/s72-c/meme.gif" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-8100928485607572670</guid><pubDate>Tue, 19 Aug 2008 13:59:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-19T07:05:39.989-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Hamilelik</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sigara</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Bebek Sağlığı</category><title>Gebelikte Sigara Bebeği Eritiyor !</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKrR7NcFynI/AAAAAAAAAuI/R5sECtzFFCw/s1600-h/gebe.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5236228331921590898" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKrR7NcFynI/AAAAAAAAAuI/R5sECtzFFCw/s320/gebe.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Doğum için günleri sayarken içtiğiniz her sigara bebeğinize zarar veriyor.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Üstelik günde içtiğiniz bir sigara bile!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü sigarada bulunan nikotin; rahimdeki damarlarda kasılmaya neden olarak, rahimden bebeğin eşine giden kan akımının debisini düşürüyor ve bebeğin gelişimini engelliyor.Hamilelik döneminde sigara kullanmak, yalnızca anneyi değil, henüz hayata gözlerini açmamış bebeğin de sağlığını tehdit ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzmanlar; hamilelikte sigara kullanımının sağlık açısından zararlarını anlattı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sigaranın gebelikte olumsuz etkileri nelerdir?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sigara ve tütün içeren bütün (puro, pipo vs.) maddelerin vücudumuz üzerine sayısız olumsuz etkisi vardır ve gebelikte hem anne hem bebek sağlığını ciddi tehdit etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigarada bildiğiniz üzere bağımlılık yapan madde nikotindir. Nikotin; rahimdeki damarlarda kasılmaya neden olarak, rahimden bebeğin eşine giden kan akımının debisini düşürür ve bebeğin gelişimini engeller. Dış gebelik ve düşük riskini artırır. Bebeğin eşinin rahim ağzına veya o bölgeye yakın bir yere yerleşmesi olayının sigara içenlerde daha sık görüldüğü izlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı zamanda bebeğin eşinin gebeliğin özellikle son 3 ayında doğumdan önce ayrılması ve iç kanamalara sebep olduğu dekolman dediğimiz durumlara da bu kişilerde daha fazla rastlanmaktadır. Sonuçta bu iki durum da; gebelikte sadece bebeği değil, anne hayatını da tehdit eden, ölümcül kanamalara sebep olabilen ve yakın takip gerektiren durumlardır. Aynı zamanda bebeğin anne karnında ölme riskinin de sigara ile 10 kat arttığı izlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu durum bebeğin doğum kilosunu ve gelişimini etkiler mi?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Tabii. Yapılan araştırmalarda günlük içilen sigara sayısına orantılı olarak bebeğin kilosunun da düştüğü gözlenmiştir. Günde 10 sigaranın üstünde içen hastalarda normal yeni doğan kilosunda 200 gr azalma olduğu ve bunun sigara sayısı ile orantılı olarak arttığı tespit edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sakın günde 1 – 2 tane zararsız diye algılanmasın! Sigara gebelikte tamamen bırakılmalıdır. Bir de sürekli sigara içmek yani bir diğer tabirle genellersek tabajizm (tütün bağımlılığı), karbondioksit prodükte ettirir ki, bu kısmi olarak hemoglobine bağlanır ve bebeğe giden oksijen kapasitesini yüzde 20 azaltır. Bu da bebeğin gelişmesini olumsuz etkiler. Unutmamalı ki bir de pasif içicilik vardır; burada anne sigara içmez ama içilen ortamda sürekli bulunur ve bu bile bebeğin gelişimini olumsuz etkiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sigara kullanımının kadınlar üzerindeki diğer etkileri nelerdir?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sigara kullanımının gebelik üzerine olumsuz etkileri dışında, kadın sağlığı üzerinde; koroner kalp hastalığı riskini artırması, kronik bronşit ve akciğer kanseri riskini artırması gibi hepimizin bildiği durumlar vardır. Ayrıca, rahim ağzı kanserinin de risk faktörleri arasında sigara bulunmaktadır. Bir de kadınların estetiğe ne kadar önem verdiğini düşündüğümüzde, sigaranın cilde verdiği o sarı mat hastalıklı görüntü, tırnakları sarartması, diş problemlerini artırması ve vücut kokusunun dahi etkilendiğini bildiğimizde aslında kadınlardan ne kadar uzak olması gerektiğini daha iyi anlamış olacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Gebelikte sigara kullanımında TÜRKiYE’NiN DURUMU NEDiR?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Maalesef ülkemizde özellikle kadınlar arasında sigara alışkanlığı eskiye oranla artmaktadır. Başta bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de müthiş bir pazarlama tekniğiyle özendirici reklamlar ile insanları sigaraya teşvik ettiler ve sevdirdiler. Hatta ince süslü sigaralar neredeyse kadınlar için aksesuar gibi kullanılıp sonra alışkanlıkla biten bir araç oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar artık batı toplumların da ve bizde de yavaş yavaş sigaraya karşı önlemler alınsa da, sigaranın insanlar arasında sosyal ortamda paylaşılabilen bir keyif maddesi olması, insanı farkında olmadan sigara bağımlısı yapıyor. Bu ortamlarda önce keyif olsun, sohbete, çaya, eşlik etsin veya aksesuar olarak ‘elimde ince bir sigaram da kıyafetimi tamamlasın’ (sigaranın aksesuar gibi kullanıldığını, hastalarımın bir kısmının sigaraya nasıl başladıklarını anlattıklarında saptadığım bir örnektir) derken insanlar birden kendilerini tiryaki olarak buluyorlar. Çünkü içerken vücudumuzda nikotin reseptörleri olduğundan vücut alışıp bağımlılık başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sigara bağımlılığı nasıl bir bağımlılıktır?&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bütün bağımlılıklar gibi nikotin bağımlılığı da özgürlüğü kısıtlayan bir faktördür. Tütünle provoke edilen bağımlılık; çift taraflıdır: farmakolojik ve psikolojik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Nasıl bırakılmalıdır, önerileriniz nelerdir?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;- Motive olmak&lt;br /&gt;- Kararı kendi kendine almak&lt;br /&gt;- Yardım almaktan kaçmamak en etkili yollardır. Ama başka şekilde, mesela spor yaparak bu alışkanlıktan uzaklaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyden önce hastanın kendi isteğiyle sigarayı bırakmaya karar vermesi ve gerçekten istemesi gerekmektedir. Kendisi istemediği sürece maalesef yardımcı metotlar işe yaramamaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-8100928485607572670?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/gebelikte-sigara-bebei-eritiyor.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKrR7NcFynI/AAAAAAAAAuI/R5sECtzFFCw/s72-c/gebe.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-3964493232787633462</guid><pubDate>Tue, 19 Aug 2008 07:46:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-19T00:52:58.905-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Beslenme</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Faydalı bilgiler</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şifalı Bitkiler</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şeker Hastalığı</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Ayak Sağlığı</category><title>Şeker hastaları meyve yerken bir daha düşünün!</title><description>&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKp6lePjOLI/AAAAAAAAAtw/adO9mq2DwiA/s1600-h/meyve.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5236132300963657906" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKp6lePjOLI/AAAAAAAAAtw/adO9mq2DwiA/s320/meyve.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Görgülü, şeker hastalarının yaz meyveleri ve dondurmayı bol tüketmesinin ciddi rahatsızlığa yol açabileceğini belirterek, "Yaz aylarının en lezzetli yiyeceği dondurma kan şekeri ayarını bozan yiyeceklerden birisidir. Uygun miktarda yenildiğinde büyük yarar sağlayan meyvelerin çok fazla tüketilmesi kan şekeri yükselmesine ve buna bağlı rahatsızlığa yol açar" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Görgülü, hava sıcaklığının artması, günlerin uzaması ve aktivite artışı yüzünden vücudun iki kat sıvı kaybettiğini hatırlatarak, "Bu, gerek terleme gerekse buharlaşma yolu ile olur ve sıvı kaybı ile birlikte vücudumuzun tuz dengesinde de bozulmalar görülebilir. Bu bozukluklar; halsizlik, fenalık hissi, kas ağrıları, kramplar hatta kalpte ritim bozukluklarına dahi neden olabilir. Bunun için diyabet hastalarının sıvı alımlarını mümkün olduğunca arttırmaları ve beslenmelerine çok dikkat etmeleri gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süre aç kalmamalı, bir kerede çok fazla yemek yememelidirler. Gerek insülin, gerekse oral olarak şeker düşürücü ilaç kullanan hastaların bu ilaçların etkilerinin maksimum olduğu dönemlerdeki ara öğünlerini atlamamaları çok önemlidir" diye konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKp6t-TQUPI/AAAAAAAAAt4/sdRnm6mtIYI/s1600-h/meyve1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5236132447008084210" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKp6t-TQUPI/AAAAAAAAAt4/sdRnm6mtIYI/s320/meyve1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;YAZ MEYVELERİNE DİKKAT&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaz mevsiminde diyabet hastalarının lezzetli yaz meyvelerini ve dondurmayı sık ve bol tüketmesinin çeşitli rahatsızlıklara yol açabileceğini anlatan Dr. Görgülü, "Kalorisi ve şeker düzeyi yüksek olan; çilek, kiraz, kavun ve diğer tüm meyveler, ana ve ara öğünlerde kalori değerleri göz önüne alınarak doktor tavsiyesine göre tüketilmelidir. Uygun miktarda yenildiğinde büyük yarar sağlayan meyveleri de çok miktarda tüketirsek kan şekerimizde yüksekliğe ve buna bağlı rahatsızlıklara yol açabilir. Yaz aylarının en lezzetli yiyeceği dondurma da maalesef kan şekeri ayarımızı bozan yiyeceklerde biridir. Ancak şekersiz üretilmiş diyet dondurmaların doktor kontrolünde ve diyet değişim listesi ile kalorisi hesaplanarak kullanımı olabilir. Bunda da aşırıya kaçmamak gereklidir çünkü bu ürünlerde bildiğimiz normal şeker olmasa da fruktoz (meyve şekeri) gibi daha düşük kalorili şekerler ve dondurmanın yapıldığı besinlerin kalorileri vardır" şeklinde konuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKp62Zw8FxI/AAAAAAAAAuA/-bKWq4KfdU8/s1600-h/meyve2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5236132591819298578" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKp62Zw8FxI/AAAAAAAAAuA/-bKWq4KfdU8/s320/meyve2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;ŞEKER HASTALARI TERLİK VE ÇORAPSIZ AYAKKABI GİYMEMELİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaz aylarında ayak bakımının da önemli olduğunu kaydeden Dr. Murat Görgülü, şunları söyledi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yazın çorapsız ayakkabı ve terlik giyme alışkanlığı, şeker hastalığına bağlı olarak duyu azalması ve damarlarda daralmalar oluşturabileceğinden ayaklarımızda yara açılmasına neden olabilir. O yüzden yazın da rahat kesimli, ortopedik tabanlı, iç astarlı ayakkabı ve yumuşak sıkmayan çorap giyip, ayaklarımızı her gün yıkayıp, herhangi bir yara ya da renk değişikliği var mı diye kontrol etmeliyiz. Kumsalda, taşlık kesimde ve kırlık arazide çıplak ayakla dolaşmamalı, kumsalda ayaklarımızın yanmaması için güneşlenirken üstünü ince bir tülbentle örtmeliyiz. Yine gerek ayaklarımız ve bacaklarımız gerekse vücudumuzun diğer bölgeleri böcek ısırmalarına karşı korunmalıdır, bu ısırık bölgeleri enfeksiyon kaynağı olabilir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;EN UYGUN TATİL YERİ YAYLALAR&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Diyabet hastalarının tatil için çok fazla sıcak ve nemin olduğu kıyılar yerine, daha az nem ve daha bol oksijenin olduğu yaylaları tercih etmesini isteyen Görgülü, "Ayrıca 24 saat yiyecek servisi olan açık büfe kahvaltı ve yemek veren tatil tesislerinde çok dikkat edip, gerekirse durumlarına uygun menü hazırlanmasını sağlamalıdırlar. Artmış aktivite ve öğün saatlerinin aksatılması hastalarda hipoglisemi denilen şeker düşüklüğüne neden olabilir. Bu durum hastalarımız için çok tehlikeli durumlar oluşturabileceğinden, uzun yürüyüş, yolculuk gibi durumlarda ara öğünlerini aksatmamaları için yanlarında yiyecek taşımaları, uyku saatine ve süresine dikkat etmeleri, alkol alımı da kan şekeri ayarını bozacağından alkolsüz ve şekersiz sıvı gıdaların tüketimine önem vermeleri gerekmektedir. Diyabetli hastaların tatile çıkmadan önce doktorlarına başvurup, genel kontrollerini yaptırmaları ve karşılaşacakları sorunlarda doktorları ile görüşüp önlem almaları da önemli bir konudur" dedi. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-3964493232787633462?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/eker-hastalar-meyve-yerken-bir-daha-dnn.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKp6lePjOLI/AAAAAAAAAtw/adO9mq2DwiA/s72-c/meyve.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-2704728280373250122</guid><pubDate>Tue, 19 Aug 2008 07:43:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-19T00:45:40.233-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Beslenme</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sigara</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Diyet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kalp Sağlığı</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Zayıflama</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Egzersiz</category><title>Kilo Almadan Sigarayı Bırakmanın Yolları</title><description>&lt;strong&gt;Kilo almadan sigarayı bırakmanın yolları&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigarayı bırakanlar, kilo alırlar. Bu doğru, ama sigarayı bırakırken kilo almamak için ağır bir rejim uygulamanız da söz konusu değil. Bazı alışkanlıklarınızı değiştirmeniz yeter de artar bile. Özellikle yaşamınıza hereket gelmeli. Arabayı asansörü unutun, bol bol yürüyün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elle Dergisi, kilo almadan sigarayı bırakmanın kuralları olduğunu belirterek şunları yazdı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘‘Size masal anlatmıyoruz. Nikotin ve besin arasındaki terazide ağırlığın nikotinden yana olduğunu, nikotinin en ufak bir güç harcamadan, bir paket sigarada 300 kaloriyi yaktığını ve iştahı kapattığını biliyoruz. Sigarayı bırakmakla yemeğin ölçüsünü arttırmadan azıcık kilo alındığını da kabul ediyoruz. Sigarayı bırakan her kadının ortalama 3.8 kilo aldığını belirtiliyor ve bu kilonun aslında sigara içilmeden olması gereken doğal kilo olduğu vurgulanıyor. Yani abur cubur yemeden sigarayı bırakan kadının ulaştığı kilo, onun hayatında tek bir sigara yakmadan olması gereken kilo. Tabii sigarayı bırakıp tek bir gram almayan kadın sayısının yüzde 30 olduğunu da unutmamak gerekir. Kilo almadan sigarayı nasıl bırakırız? İşte kuralları...’’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Önceki beslenme biçiminizi unutun&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamuoyu araştırmaları sigarayı bırakanların ötekilere nazaran daha dengesiz yemek yediğini ortaya koyuyor. Az meyve, sebze ve sütlü ürünler, daha fazla soslu etler, şarküteri ürünleri, kızartma, alkol ve kahve. Altüst olmuş bir beslenme ritmi: Belli belirsiz bir kahvaltı, sembolik bir yemek, düşünmeden yemek ve her an şekerli bir şeyler atıştırmak. Bu beslenme biçiminin tamamen unutulması gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Doğru ve sağlıklı beslenmeyi seçin&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;Nikotinin vücuda girmemesi, iştahı açar. Dolayısıyla insan, her an ağza bir şey atma alışkanlığına yakalanır. Bu alışkanlığa bir sınır koymak için, beslenme miktarını mümkün olduğunca bölmek gerekiyor. Örneğin 3 öğün yemek ve aralarına besleyici, dengeli 2-3 atıştırma:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela şekersiz bir içecekle, iki tereyağlı ekmek parçası ve iki kare çikolata.&lt;br /&gt;Bir bardak süt ya da beyaz peynirle tahıl ürünü.&lt;br /&gt;Biraz reçelle iki bisküvi ve şekersiz içecek.&lt;br /&gt;Sütlü ekmekle bir elma.&lt;br /&gt;Doğal yoğurtla bir muz.&lt;br /&gt;Tabii bunlarla eczaneden alınacak ek beslenme hapları ve şekersiz sakız. Nikotinin kesilmesi, insülin miktarına tesir ettiği için günde iki kez yemek sırasında şekerli yiyecekler almak gerekir. Örneğin kahvaltıda reçel ya da bir parça çikolata yemek faydalıdır. Bu, gün içinde şeker yemenizi önler. Şekerli yeme isteği 2-3 hafta içinde biter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Araba ve asansörü bırakın&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yemek rejimi düzene girer girmez, yapacak tek şey kalıyor: Hareket etmek. Hareketi yaşamınızın her anına yayın, öyle bir saat spor yapıp daha sonra yan gelip yatmayın:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeniden rahat nefes almaya alışmak ve dinlenmek için hafif kültür fizik hareketleri yapın, bisikletle dolaşın.&lt;br /&gt;Koşullarınız elverişliyse daha hareketli faaliyetler yapın: Su jimnastiği, engebeli arazi ve ormanda koşmak ve bisiklet kullanmak gibi...&lt;br /&gt;Asansöre binmeyi bırakın, merdivenleri kullanın.&lt;br /&gt;İmkanlarınız dahilinde otomobil kullanmayı en aza indirin. bol bol yürüyün, koşun, yüzün, yoga yapın.&lt;br /&gt;Yemek pişirmede devrim yapın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağsız yiyecekleri hazırlamak için teflon tavaları tercih ediniz.&lt;br /&gt;Fırında yaptığınız yemeklere yağ koymayın.&lt;br /&gt;Kağıtta pişireceğiniz yemeklere yağ koymadan soğan, ya da mantar serpiştirin.&lt;br /&gt;Soslu bir yemek için karbonhidratsız bir karışımdan yararlanın. Yemek pişmeden yüzde 15 yağlı krema karıştırın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-2704728280373250122?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/kilo-almadan-sigaray-brakmann-yollar.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-3814487842154139223</guid><pubDate>Sat, 16 Aug 2008 08:19:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-16T01:29:46.188-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Terleme</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Hastalıklar</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Hemoroid</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Aids</category><title>Utandıran 5 Hastalık</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKaN5bc0uaI/AAAAAAAAAto/3FTv6wkxS78/s1600-h/utan.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5235027634625493410" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKaN5bc0uaI/AAAAAAAAAto/3FTv6wkxS78/s320/utan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Sağlığımızla ilgili günlük hayatta yaşanan öyle sıkıntılar var ki, nedense utanıp kimseyle paylaşamıyoruz.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğal olarak doktora gitmekten de çekiniyoruz. İdrar kaçırma, ağız kokusu, hemoroid bunlardan sadece birkaçı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Başım yine çatlayacakmış gibi ağrıyor', 'Diyabetim var, artık beslenmeme özen göstermeliyim' Sağlıkla ilgili bu tarz yakınmalar eş dost toplantılarında sıkça konu ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak hangimiz 'Cinsel yolla bulaşan bir hastalığa yakalandım' demeye cesaret edebiliyor? Veya, hapşırırken idrarını tutamadığını itiraf edebiliyor? Bazı sorunlar var ki yargılanma, dışlanma veya ayıplanma kaygısıyla ağzımıza kilit vuruyor, sorunumuzu en yakınlarımıza bile açıklamakta güçlük çekiyoruz. Hatta, çoğu zaman utancımızdan doktora başvurmaktan kaçındığımız bile oluyor. Sorun da zaman içinde büyüyerek bizi toplumdan uzaklaştıran, içimize kapanmamıza neden olan bir problem haline gelebiliyor. Tedavide geç kaldığımız için hastalığın ilerleme ve geriye dönüşü olmayan ciddi tablolara ulaşması ise işin başka bir boyutu. Aslında iş ve sosyal hayatımızı olumsuz etkileyen bu hastalıkların çoğu, erken tanı konulduğunda kolaylıkla tedavi edilebiliyor. Önemli olan, utanmayı bir kenara bırakmak, herkesin böyle sorunlar yaşadığını düşünerek vakit kaybetmeden doktora başvurmak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İşte anlatmaktan utandığımız sorunlar ve onlar için uzmanlarımızın sunduğu çözüm önerileri...&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1.SABAHLARI AĞZINIZ KOKUYOR&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Akşam yemeğinde kuru fasulyenin yanında çiğ soğan tüketir veya sarımsaklı mantıya karşı koyamazsanız, ertesi sabah ağız kokusu ile uyanmanız son derece olağan bir durum. Ancak ağzınızdan her sabah hoş olmayan bir koku yayılmaya başlamışsa ve siz konuşurken insanların geriye çekildiğini fark ediyorsanız, işte o zaman sorununuz kronik hale gelmiş demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nedenleri neler?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Nefeste oluşan kötü kokudan genellikle hidrojen sülfür bileşikleri oluşturan bakteriler sorumlu tutuluyor. Diş hekimi Metin Ağca, ağız içinde gelişen enfeksiyonun, diş eti hastalıklarının, çürük dişlerin veya birkaç saatten uzun süre kalmış besin atıklarının, bu bakterilerin yaşamalarına ve üremelerine uygun ortam hazırladıklarına dikkat çekiyor. Bunun sonucunda da ağız bölgesinden, hem kendimizi hem de çevremizi rahatsız eden koku yayılmaya başlıyor. Ayrıca tükürük salgısının azalması, diyabet, kronik nezle, sinüzit, yutak ve gırtlak iltihapları, akciğer, karaciğer, mide ve bağırsak hastalıkları ile metabolizma sorunları gibi dış etkenler de ağız kokusunda 'sanık' olarak karşımıza çıkabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nasıl kurtulabilirsiniz?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Öncelikle sarımsak ve soğan gibi ağız kokusuna neden olan besinlerden kaçının. Tükürük, ağız kokusu ile savaşmanızın en güçlü yollarından biri. Çünkü tükürüğün içinde besin parçacıklarını dilin üzerinden söken güçlü enzimler ve bakteri öldüren maddeler yer alıyor. Dilinizin kurumasını önlemek ve tükürük salgısını artırmak için bol bol su tüketin. Ayrıca dişlerinizin tüm yüzeylerini ve dilinizin sırtını , günde 3 kez, 3 dakika boyunca özenle fırçalamalı, sonrasında da diş ipi kullanmalısınız. Alkolü sınırlı tüketmeli ve içiyorsanız sigarayı da hemen bırakmalısınız. Diş hekiminizden randevu almayı da unutmayın. Çünkü diş taşlarınızın temizlenmesi, çürüklerinizin veya diş eti hastalığınızın tedavi edilmesi gerekebilir. Ağız kokusu hala geçmezse, diğer nedenlerin araştırılması için farklı branşlarda detaylı bir muayeneden geçmeyi ihmal etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2. OTURDUĞUNUZDA CANINIZ YANINIYOR&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Oldukça yaygın bir hastalık olan hemoroid, makatta kanama ve şişlik, ödem, kızarıklık, akıntı, kaşıntı ve ağrı gibi yakınmalara neden olarak bizi zor durumda bırakabiliyor. Hemen herkeste birinci dereceden dördüncü dereceye kadar hemoroid olduğu biliniyor. Ancak bu hastalığın patolojik olarak ortaya çıkması için tetikleyici bazı unsurlar gerekiyor ki bunların başında yaşam tarzımız geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nedenleri neler?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Egzersizden uzak, hareketsiz bir yaşam sürmek, hatalı beslenme nedeniyle sürekli kabızlık çekmek veya tuvalette fazla zaman geçirmek, uzun süre ayakta durmak ya da aşırı güç gerektiren bir meslek sahibi olmak ve hamilelik, hemoroidin en yaygın nedenlerinden. Ancak hemoroidde en önemli sebep ise genetik faktörler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nasıl kurtulabilirsiniz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Anadolu Sağlık Merkezi'nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Tuncay Çelenk, hemoroidden yakınıyor veya kabızlık sorunu yaşıyorsanız, sıvı ve posalı besin alımını artırmanız gerektiğine dikkat çekiyor. Bunun için de her gün ortalama 8 bardak su içmeli ve 25 gram kadar posalı besin tüketmelisiniz. Stres vücudunuzun direncini kıran bir etken olduğu için gergin ortamlardan da kaçının. Antiseptik ılık suyla doldurduğunuz küvetin içinde 10 dakika oturmanız, ağrı ve kaşıntının hafiflemesine katkıda bulunabiliyor. Hemoroid birinci veya ikinci derecede ise doktorunuz size cerrahi tedavi önermeyebilir, ilaç tedavisi yeterli gelebilir. Bazı kremler şişliklerin küçülmesinde etkili olabilirken, kas gevşetici ve spazm çözücü etkiye sahip olanlar da ağrı ve kaşınma gibi yakınmalarınızın hafiflemesini sağlayabiliyor. Ancak kremlerinizi düzenli kullanmanıza rağmen 10 gün içinde bir iyileşme olmamış, kanama veya ağrı yakınmaları gerilememişse tekrar doktorunuza başvurun. Bu durumda kolonoskopi yöntemi ile altta 'rektal kanser' gibi ciddi bir sorun olup olmadığının netleştirilmesi çok önemli. Kanama, şişlik ve enfeksiyon oluşmuşsa, medikal tedaviden sonra cerrahi tedavinin devreye girmesi gerekiyor. Geliştirilen cerrahi metodlar (longo metodu, infrared koagülasyon, hemoroidal arter ligasyonu, lazer) sayesinde hemoroid artık herhangi bir cerrahi kesi olmaksızın tedavi edilebilir hastalıklar arasında yer alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3. TERDEN SIRILSIKLAM OLUYORSUNUZ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Terleme, sıcak ve soğuk karşısında vücudumuzun ısı düzenini sağlayan bir sistem. Hemen hepimizin ter bezleri aşırı efor sarf ettiğimizde veya çok sıcak havalarda en üst düzeyde çalışabiliyor ki bu normal bir durum olarak kabul ediliyor. Ancak yapılan araştırmalara göre; her 100 kişiden biri, aşırı terlemekten dert yanıyor. Acıbadem Bursa Hastanesi'nden Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ayhan Okumuş, tıp dilinde hiperhidrosis olarak adlandırılan aşırı terleme ataklarının en çok ellerde olmak üzere, ayak tabanları, yüz, koltuk altları ve gövdede oluştuğunu belirtiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nedenleri neler?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Hiperhidrosis, ter bezlerinin çalışmasını sağlayan sinir sisteminin aşırı çalışmasından kaynaklanıyor. Bu soruna pek çok faktör neden olabiliyor. Genetik geçiş, stres, tiroid bezinlerinin aşırı çalışması, böbrek üstü bezinden kaynaklanan bazı hastalıklar, şişmanlık, menopoz, ağır psikiyatrik hastalıklar, antidepresan veya uyku ilaçları ile bazı kanserlerin tedavisinde kullanılan hormonlar aşırı terlemeye yol açabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nasıl kurtulabilirsiniz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Aşırı terliyorsanız sizi serin tutacak giysileri seçmeniz gerekiyor. Öncelikle talk pudrası veya bazı solüsyonları denemenizde yarar var. Eğer aşırı terleme sorununuzla başa çıkamıyorsanız, tedavi için bir doktora başvurun. Op. Dr. Ayhan Okumuş, terlemeye karşı uygulanan çeşitli tedavi yöntemlerini şöyle sıralıyor: Gerekirse terlemeyi azaltmak için ilaçlardan yararlanılabiliyor. İlaç tedavisiyle sinir aktivitesi azaltılmaya çalışılıyor. Ancak, bu tedavi yeterli gelmeyebiliyor. Aşırı el ve ayak terlemelerinde iyontoforez yöntemine başvuruluyor. Bu yöntem, küçük su banyosu içinde el ve ayaklarınıza hafif elektrik akımı verilmesi esasına dayanıyor. Hafif ve orta derecede terlemeniz varsa iyi yanıt alınan bu yöntemin sık tekrarlanması gerekiyor. Cerrahi tedavi ile koltuk altlarındaki aşırı terlemelerde, sorunlu bölgedeki ter bezleri harap edilerek veya çıkartılarak çözüm sağlanabiliyor. Ancak bu müdahale sadece koltuk altındaki aşırı terlemelerde yararlı olabiliyor. Cerrahi olarak sempatektomi yöntemi ile de aşırı terlemeye neden olan sinir sistemine müdahele edilerek sorun önlenmeye çalışılıyor. Fakat bu teknik yan etkileri fazla olan ağır bir cerrahi müdahale olduğu için günümüzde pek sık kullanılmıyor. Op. Dr. Ayhan Okumuş, günümüzde aşırı terleme sorununda en sık botoks yönteminden faydalanıldığını belirtiyor. Sculpture Therapy Center'den Dermatoloji Uzmanı Dr. Betül Şengör'de, botoksun özellikle koltuk altı olmak üzere el, yüz ve kasık terlemelerinde etkili olduğunu söylüyor. Deri altına çok az miktarda enjekte edilen botoks, ter bezlerini çalıştıran sinirleri felç ederek yarar sağlıyor. Botoks'un etkisi genellikle 4-10 ay sürüyor. Etki geçmeye başladığında ikinci uygulama yapılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4. HAPŞIRIRKEN İDRARINIZI TUTAMIYORSUNUZ...&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Yapılan çalışmalar, 18 yaşından büyük kadınların yüzde 25'inin idrarını kaçırdığını ortaya koyuyor. Hatta bu sorun, bazılarımızda günlük yaşamı sınırlandıracak kadar sıkıntı yaratabiliyor. Eğer siz de güldüğünüzde, öksürdüğünüzde veya hapşırdığınızda idrar kaçırıyorsanız doktora başvurun. Ayrıca idrar yapma hissi geldiğinde tuvalete yetişemiyor ve hiçbir zaman idrarınızı tam olarak boşaltamadığınız hissine kapılıyorsanız da uzman görüşü almayı ihmal etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nedenleri neler?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Pelvik taban kasları zayıfladığında öksürme ve egzersiz gibi karın iç basıncını artıran durumlar, üretranın açılarak idrar kaçırmasına yol açabiliyor. Bir başka neden ise mesane boşalmasını kontrol eden kasların istemsiz olarak gevşemeleri. Çok sayıda müdahaleli doğum yapmak, iri bebek doğurmak, ailesel yatkınlık, obezite ve menopoz da idrar kaçırmaya neden olabiliyor. Güçlü bir idrar yapma ihtiyacı hissettiğiniz anda idrar kaçırmanız, mesane kaslarınızın aşırı aktif olmasından kaynaklanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nasıl kurtulabilirisiniz?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;En doğru tedavi idrar kaçırma tipine göre belirleniyor. Anadolu Sağlık Merkezi'nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Ebru Füsun Işık, bazı idrar kaçırma tiplerinde uygulanan ilaç tedavisi ile başarılı sonuçlar alındığını belirtiyor. Özellikle sıkışma tipi idrar kaçırmalarda, buradaki kası gevşetmeye yönelik ilaçlar kullanılıyor; bu ilaçlar tuvalete gitme sayısını azaltıyor veya tuvalete giderken kaçırma riskini önlüyor. Kegel egzersizleri olarak adlandırılan pelvik taban kaslarını güçlendirmeye yönelik egzersizler, stres tipi idrar kaçırmada etkili olabiliyor. Bu tedavi ile idrar torbası ve idrar yapma ile ilgili kasların kontrol altına alınması sağlanarak pelvik taban kasları güçlendiriliyor. Stres tipi idrar kaçırmada ilaçla tedavi başarı sağlayamıyor. Günümüzde idrar kaçırmanın tedavisine yönelik çok sayıda cerrahi seçenek var. Lokal anestezi altında, daha az kesi ile çok kısa sürede yapılabilen bu yöntemler sayesinde yüzde 85-90 oranında iyileşme sağlanıyor. Doktorunuz sizin için en uygun yöntemi önerecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;5. CİNSEL YOLLA BULAŞAN BİR HASTALIĞINIZ VAR...&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Cinsel yolla bulaşan hastalıkların genellikle birden fazla sayıda partneri olan veya günlük ilişkileri benimseyen kişilerde ortaya çıkması ve bulaşıcı özellik taşıması nedeniyle bu tarz bir hastalığa yakalandığımızda utancımızdan adeta yerin dibine giriyoruz. Hatta yadırganabiliriz kaygısıyla doktora başvurmaya bile çekiniyoruz. Bunun sonucunda hastalık ilerleyerek geri dönüşü olmayan ciddi sorunlara neden olabiliyor ve enfeksiyon partnerimize de bulaşabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nedenleri neler?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Birden fazla sayıda partnerle birlikte olmak ve sık sık partner değiştirmek, cinsel yolla bulaşan hastalıkların en önemli nedenlerinden. Eğer tek eşliliği benimsiyorsanız, eşinizin de size sadık kaldığından emin olmalısınız. Bu hastalıklara yol açan bir başka önemli etken de korunmasız, yani prezervatif kullanmadan ilişkiye girmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nasıl kurtulabilirisiniz?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Numan Bayazıt, tek eşliliği benimser veya her ilişkide prezervatif kullanırsanız, cinsel yolla bulaşan hastalıklardan yüzde 99 gibi yüksek bir oranda korunabileceğinize dikkat çekiyor. Ancak eğer bu tarz hastalıklara yakalanmışsanız, zaman kaybetmeden doktorunuzla görüşün. Unutmayın ki belirtiler kaybolsa bile hastalığınız tedavi edilmeden geçmez. Tedavi görmezseniz kısırlık veya dış gebelik gibi ciddi sorunlar gelişebilir, enfeksiyon partnerinize bulaşabilir. Ayrıca herhangi bir cinsel yolla bulaşan hastalığa yakalanmak, AIDS'e neden olan HIV virüsü almış olma ihtimalini de artırıyor. Aslında bu hastalıkların çoğu erken evrede tespit edildiğinde kolaylıkla tedavi edilebiliyor. Hap, enjeksiyon veya ciltteki yaraların üzerine pomat şeklinde sürülerek kullanılan ilaçlar yarar sağlıyor. Ancak belirtiler kaybolsa bile tedavinizi mutlaka tamamlayın ve partnerinizle ilişkiye girmeyin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-3814487842154139223?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/utandran-5-hastalk.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKaN5bc0uaI/AAAAAAAAAto/3FTv6wkxS78/s72-c/utan.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-1923460466560507248</guid><pubDate>Sat, 16 Aug 2008 08:15:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-16T01:18:53.804-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Hamilelik</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Evlilik</category><title>GEBELİK SORUNLARI VE BESLENME</title><description>&lt;strong&gt;Gebelik döneminde ortaya çıkan bazı sağlık sorunlarında beslenme planını yeniden gözden geçirmek, bazı değişiklikler yapmak gerekiyor. İşte bunlardan en önemlileri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SABAH BULANTILARI NASIL ÖNLENECEK?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;" Fazla baharat ve bulantıya sebep olabilecek ağır ve aşırı kokulu besinlerden uzak durun.&lt;br /&gt;" Kolay, sindirilen, kolay hazmedilen besinleri tercih edin.&lt;br /&gt;" Aşırı yağlı besinlerden uzaklaşın.&lt;br /&gt;" Yemeklerinizi oturarak, yavaş yavaş ve iyice çiğneyerek tüketin.&lt;br /&gt;" Yatmadan önce hafif ve yağsız bir ara öğün alın.&lt;br /&gt;" Küçük porsiyonlar halinde beslenmeye çalışın.&lt;br /&gt;" Sabah uyanınca kızarmış ekmek, tahıl gevrekleri, kraker gibi nişastalı yiyecekler tüketin.&lt;br /&gt;" Bulantı olduğunu düşündüğünüz yiyeceklerden uzak duran.&lt;br /&gt;" Bu sorunun genellikle gebeliğin ilk 3 ayında oluştuğunu ve bir süre sonra hafifleyeceğini unutmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;SORUNUNUZ KABIZLIKSA&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kabızlık anne adaylarının en çok rahatsız oldukları problemlerdendir. Gebelik döneminde salgılanan değişik hormonlar bağırsak hareketlerinde yavaşlamaya yol açmaktadır. Kabızlık ve bununla ilişkili hemoroit sorununun anne adaylarının canını sıkması bundandır. Kabızlık sorununu hafifletmek için:&lt;br /&gt;" Daha fazla su-sıvı tüketin.&lt;br /&gt;" Yürüyün&lt;br /&gt;" Fiziksel aktivitenizi yükseltin&lt;br /&gt;" Bağırsak çalışmasını hızlandıran besinlerden -kuru kayısı, kuru erik, incir- gibi besinlerden istifade edin.&lt;br /&gt;" Posa zengini sebze ve meyveleri, bakliyat ve tahılları ihmal etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;MİDE EKŞİMESİNİ NASIL AZALTMALISINIZ?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Eğer hamilelik süreciniz mide yanma, ekşime ve kazınmalarıyla tatsız bir hale gelmişse:&lt;br /&gt;" Daha sık aralıklarla beslenmeye, küçük porsiyonlar halinde besinler tüketmeye çalışın.&lt;br /&gt;" Yağlı, kremalı, soslu besinlerden uzaklaşın.&lt;br /&gt;" Size dokunduğunu düşündüğünüz yiyecekleri belirlemeye çalışın.&lt;br /&gt;" Yüksek yastıkta yatın.&lt;br /&gt;" Karnınıza basınç yapacak besinler giymeyin.&lt;br /&gt;" Yemek sonralarında hafif yürüyüşler yapın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;SORUN AYAKLARINIZIN ŞİŞMESİYSE&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ayak şişmelerinin en sık görüldüğü dönem hamileliğin ilk üç aylık periyodudur. Bu dönemde alabileceğiniz basit tedbirlerle ayak şişmelerinizi azaltabilirsiniz.&lt;br /&gt;" Sık giysiler, iç çamaşırları kullanmayın.&lt;br /&gt;" Rahat ve geniş ayakkabılar giyin.&lt;br /&gt;" Uzun süre ayakta kalmayın.&lt;br /&gt;" Uzun süre oturmayın.&lt;br /&gt;" Fırsat buldukça ayaklarınızın ayaklarınıza bir destek alın ve onları yükseğe kaldırın.&lt;br /&gt;" İstirahat ederken vücudunuzun sol yanına yatmaya çalışın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebelik dönemi özel bir beslenme planı gerektirir mi? Evet! Gebelerin beslenmelerinde bazı değişimler yapmaları gerekiyor.  Bunun nedeni annenin normal metabolik düzeninin üzerine bebek gelişiminin eklediği değişikliklerdir. Yapılan araştırmalar yeterli ve dengeli beslenen annelerin daha sağlıklı bir bebek dünyaya getirdiğini gösteriyor.  İyi beslenen annelerin gebelik sürecinde olaşabilecek problemlere karşı daha fazla direnç kazandıkları belirtiliyor. Bebeğin doğum ağırlığı, beyin ve beden gelişimi de annenin beslenmesiyle yakından ilişkili. Rahim içinde ölüm, erken doğum ve gebelik zehirlenmesi gibi sorunlarda da annenin gebelik dönemindeki beslenmesi etkili oluyor.&lt;br /&gt;İhtiyaçtan az beslenme diş çürüklerine, kansızlıklara, ağırlık kaybına, kemik zayıflamasına yol açıyor. İhtiyacından fazla kalori tüketen anneleri ise; hipertansiyon, gebelik diyabeti, kilo artışı, ödem gibi sorunlar beklemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;FAZLA KALORİ GEREKİR Mİ?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Gebelik döneminde günlük enerji ihtiyacı biraz değişiyor. Gebe annenin enerji ihtiyacı hesaplanırken yaşı, fiziksel aktivitesi, boyu-kilosu gibi faktörler dikkate alınmalı, gebeliğin ilk 3 ayında günlük kaloriye ortalama 100-200, 2. ve 3. üç aylık dönemlerde ise 200-350 kalori civarında kalori ilavesi yapılmalıdır. Bu değerler belirlenirken annenin beden kitle indeksi dikkate alınabilir.  Annenin gebelik süresince ek proteine de ihtiyaç vardır. Anne ve bebeğin gebelik sürecinde depoladıkları protein miktarı yaklaşık 900 gr civarındadır. Bu da ortalama 3-4 gr protein depolaması demektir. Genel olarak anne adaylarına gebelik süresince normal gereksinimlerine ek olarak günde 20 gr daha protein verilmesi önerilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;VİTAMİN MİNERAL EKLEYELİM Mİ?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Gebelerin vitamin ve mineral ihtiyaçları da farklıdır. Anne adaylarının özellikle demir, iyot ve kalsiyum gibi mineral eksikliklerine karşı korunmaları şarttır. Gebe kadınların günlük kalsiyum ihtiyacı 1000 mgr civarındadır. Gebelikte tüketilen süt veya yoğurt miktarının 500 gr civarında tutulması ve 50-60 gr kadar peynir tüketilmesi bu ihtiyacı çoğu kez karşılamaktadır. Yeterince kalsiyum alamayan annelerde vejetaryen beslenenlerde ilave kalsiyum desteği verilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;DEMİR EKSİKLİĞİNE DİKKAT!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Anne adaylarının demir ihtiyaçlarını karşılamak çok önemlidir. Kırmızı yağsız et, derisi alınmış kümes hayvanları, yumurta, balık, tam tahıllar, baklagiller, koyu yeşil sebzeler ve balık en önemli demir kaynaklarıdır. Gebe annelerde işi şansa bırakmamaları, hayvansal kaynaklı demir tüketimini arttırmaları öneriliyor. Bir gebenin ortalama olarak günde 15-20 mg civarında ek demire ihtiyacı vardır. Gebelik sürecinde meydana gelen bu ek ihtiyacı sadece diyetle karşılayabilmek genellikle mümkün olmamaktadır. Bu nedenle anne adaylarının demir içeren destekler kullanmaları tavsiye edilmektedir.  Bizim düşüncemiz gebelerin demir eksikliği yönünden dikkatle izlenmeleridir. Bu hem annenin, hem de doğacak çocuğun sağlığı için çok önemlidir. Biz kalsiyum içeriği yüksek demirden zengin besinlerin öğünlerde sık sık yer almasını istiyoruz. Demir emilimini arttıran C vitamininde zengin meyve çiğ sebzelerin demirden zengin hayvansal ürünlerle birlikte tüketilmelerini tavsiye ediyoruz. Demir emilimini engelleyen çay, kahve gibi içeceklerin sınırlanmasını öneriyoruz.&lt;br /&gt;Gebelik süresince bütün annelerin tuz -sodyum tüketimini dikkatle izlemek gerekiyor ama eskisi kadar katı bir sınırlama bugün pek gerekli görülmüyor. Aşırıya kaçmadan orta düzeyde bir tuz veya sodyum tüketiminin daha sağlıklı olduğu belirtiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;D VİTAMİNİ VE ÇİNKOYU UNUTMAYIN&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Gebeleri yakından ilgilendiren bir mineralde çinkodur. Çinko vücudun yeni dokular yapması, yeni ve kaliteli hücreler üretmesinde önemlidir. Beyin gelişiminde çinko ciddi görevler üstlenmektedir. Güçlü bir bağışıklık sistemi için de çinkoya ihtiyaç vardır. Kısacası gebe annenin de karnında büyüyen bebeğin de yeteri kadar çinko almaları şarttır. Çinko en çok kırmızı et, kümes hayvanları ve deniz ürünlerinde bulunmaktadır. İmkan olduğu takdirde demir kadar çinko ihtiyacının da giderilmesine çalışılmalıdır.&lt;br /&gt;Anne adaylarının vitamin ihtiyaçları da çok önemlidir. Gebelikte  D vitamini ihtiyacının yerine konması önemlidir. Artan kalsiyum ihtiyacına bağlı olarak D vitamini ihtiyacı da yükselmektedir. D vitamini ihtiyacını gidermek için süt ve süt ürünleri çoğu kez yeterli görülmemekte, anne adaylarının güneş ışığından da faydalanmaları, diğer hayvansal proteinlerle D vitaminleri ihtiyaçlarını gidermeleri önerilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;FOLİK ASİT ÇOK ÖNEMLİ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;C vitamini gereksinimini yerine koymak daha kolaydır. Her gün sabah kahvaltısında tüketilen bir bardak portakal suyu bile bir gebenin C vitamini ihtiyacını karşılayabilmektedir. Eğer yeteri kadar sebze-meyve tüketiyorsa gebelerde C vitamini eksikliğine bağlı bir sorun genellikle görülmemektedir. Gebelerin ihtiyaç duyduğu çok önemli bir B vitamini vardır: Folik Asit. Folik asit anne adaylarına özellikle ilk üç ayda çok lazımdır. Gebeliğin ilk üç aylık döneminde vücudunda yeteri kadar folik asit bulunduran annelerde omurilik bölgesinde oluşan "Spina Bifida gibi doğumsal defektli bir bebek doğurma riski azalmaktadır. Folik asit gereksinimi yerine koymak için en garantili yol gebe kalmaya karar vermeden 4-5 öncesinden itibaren her gün 400 mikrogram folik asit  kullanmaktır. Gebeliği takiben bu miktarın günde 600 mikrograma yükseltilmesi önerilmektedir. Folik asiti doğal yoldan karşılamak için anne adayları daha fazla koyu yeşil yapraklı sebze, turunçgil, yağlı tohumlar ve kuru baklagil tüketmeleri tavsiye edilmektedir. Gebelik süresince alınan çoklu vitamin-mineral desteklerinin içinde folik asit bulunup bulunmadığına dikkat etmek gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;OMEGA 3 İÇİN BALIK VE CEVİZ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Biz anne adaylarının hamilelik sürecince sık sık balık, ceviz ve diğer omega-3 kaynağı besinleri tüketmelerini tavsiye ediyoruz. Bedeninde yeteri kadar omega-3 yağ asiti bulunduran annelerin çocuklarının beden ve özellikle beyin gelişimlerinin daha sağlıklı olacağını düşünüyoruz.  Yeteri kadar Omega-3 yağları kullanan annelerin daha sağlıklı bebekler doğurduklarını gösteren çalışmaların sayısı oldukça yüksek.  Haftada 2-3 gün taze ve doğal balık tüketimi yeterli görülüyor.&lt;br /&gt;Gebelik döneminde ne kadar su tüketelim? Su herkes için önemli bir besin unsurudur ama anneler için daha fazla önem kazanmaktadır. Anne ve bebeğin günde ortalama 2,2,5 litre sıvı tüketimine ihtiyaç vardır. Belirli bir miktar su tavsiyesi yerine, susadıkça bol bol su içmek bir hamile için  yeterli olmaktadır. Vücudu susuz bırakmamak hamileler için daha önemlidir.&lt;br /&gt;Hamilelik-beslenme ilişkisi sadece bebek ve annenin sağlığının korunması için değil, hamilelik süresince ortaya çıkan bazı sağlık problemlerinin azaltılması veya önlenmesi yönünden de gereklidir. Sabah bulantıları, kabızlık, şişmeler, mide yakınmaları bir hamilenin nasıl beslendiği ile yakından ilişkilidir.   Hamilelik döneminde ortaya çıkan bazı sağlık sorunlarında nasıl bir beslenme planı uygulayacağınızın yanıtını yarın vereceğiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BEBEĞİNİZİ SÜTÜNÜZLE BESLEYİN&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Emziklilik döneminde uygulanan beslenme planı hem annenin hem de büyüyen bebeğin sağlığı bakımından çok önemlidir. Hemen belirtelim! Anne sütünün miktarını ve kalitesini etkileyen üç önemli etken var: Annenin tükettiği yiyeceklerin yeterli, dengeli ve çeşitli olması, hamilelik döneminde kazanılan yedek besin deposunun miktarı ve annenin psiklojik durumu...&lt;br /&gt;Salgılanan sütteki besleyici unsurların önemli bir kısmı annenin yediklerinden sağlanır. Bu dönemde besinlerle alınan kalorinin tümü süt için harcanmamakta, vucüdun diğer ihtiyaçları için de   kullanılmaktadır.  Süt veren annelerde besinle alınan toplam enerjinin %80'ini süt yapımı için kullanılır. Sağlıklı bir annenin günde ortalama 800 ml kadar süt salgıladığı dikkate alındığında emziklilik döneminde annelerin günlük enerji tüketimlerine 750 kalori kadar ilave gerekir. Bu miktarın 500 kalorisini annenin gün boyunca yediklerinden, 250 kalorisi ise gebelik döneminde kazanılan depolardan sağlanacaktır. Kısacası emziren bir annenin günlük kalori ihtiyacına 500 kalori kadar bir ilavenin yapılması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BUNLAR ÇOK ÖNEMLİ!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Emzikli annelerin daha iyi ve düzenli süt verebilmeleri için özel bir şey yapmaları pek gerekmez. İşte en önemli köşe taşları&lt;br /&gt;Emziren anne iseniz:&lt;br /&gt;" Sütü arttırmak için enerji miktarı yüksek (tatlı, çikolata, kek, pasta, şerbetler ...) besinlerden tüketmenize gerek yoktur. Şekerli besinler sütü arttırmaz. Tatlı ihtiyacı mümkün olduğu kadar sütlü tatlılardan karşılamalısınız.&lt;br /&gt;" Günde 3-4 porsiyon kalsiyumdan zengin besinler (süt, yoğurt ve peynir) tüketilmelisiniz.&lt;br /&gt;" Sebze ve meyveleri  mutlaka her öğünde tüketilmeye özen göstermelisiniz.&lt;br /&gt;" Salam, sosis, sucuk gibi işlenmiş ürünlerin içerdikleri katkı maddesi nedeni ile tüketimi önerilmemektedir.&lt;br /&gt;" D vitamini sadece güneşin doğrudan cilde yansıması ile sağlanır, besinlerde bulunan bir vitamin olmadığı için emzikli anne güneşten mutlaka faydalanmalıdır.&lt;br /&gt;" Yemeklerde iyotlu tuz kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;" Kuru meyvelerin tüketimi ek kalsiyum ve demir desteği sağlar. (1 porsiyon meyve = 4 adet kuru kayısı)&lt;br /&gt;" Kansızlığı önlemek için çayın yemeklerden yarım saat önce ve sonra içilmesine özen gösterilmelidir. İçecek olarak ıhlamur, nane, papatya gibi bitki çayları tercih edilebilir.&lt;br /&gt;" Bu dönemde su metabolizmasında artış vardır. Süt miktarının değişmemesi için annenin sıvı alımını arttırmak gerekir. Günlük alınan sıvı miktarı yaklaşık 3 litre olmasına özen gösterilmelidir.   Bu miktar pratik ölçülerle 12 su bardağı su , süt, ayran, hoşaf, komposto, taze sıkılmış meyve suları ve  bitki çayları şeklinde önerilmektedir. Çay ve kahve gibi içeceklerin süt verimini azalttığı bilinmektedir.&lt;br /&gt;" Doktora danışılmadan ilaç veya ek herhangi bir vitamin kullanılmamalıdır.&lt;br /&gt;Daha detaylı bir beslenme bilgisi için deneyimli diyet uzmanlarından, doktorlardan, hemşirelerden yararlanmalısınız. Hamilelik döneminizde emzirme ve beslenme, emzirme ve egzersizler, emzirme ve psikolojik etkileri konularında bilgilenmeye çalışmanızda yarar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;YAPMAYIN...&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;"  1-2 fincan kahve içebilirsiniz. Fazlası ile sütünüzle bebeğinizi gereğinden çok kafein yüklersiniz.&lt;br /&gt;" Alkol içmemelisiniz. İçtiğiniz alkol doğrudan anne sütüne ve bebeğinize geçer. Eğer "40 yılda bir bardak" alkol oranı düşük bir içki alırsanız (1 bardak şarap veya bira) hoşgörülebilir. Siz yine de emziren bir annenin alkol kullanmaması gerektiğini unutmayın!&lt;br /&gt;" Nikotin doğrudan anne sütüne geçer. Gebelikte bıraktığınız sigarasız yaşam alışkanlığını emzirirken de sürdürün. Hala içiyorsanız hiç olmazsa bebeğinizin yanında içmeyin, onunla aynı odada sigara tüttürmeyin, onu zehirlemeyin. Emzirmeye başlamadan en az 2,5-3 saat önce sigaranızı söndürmüş olun!&lt;br /&gt;" Kullandığınız hemen her ilacın sütünüzle bebeğinize de geçebileceğini unutmayın. Reçeteli veya reçetesiz bir ilacın bebeğinize geçip geçmiyeceğini doktorunuz veya eczacınızdan başkası bilemez, onlara danışın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;YAPIN....&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;  Kalsiyumdan zengin bir beslenme planı yapın: Süt ve süt ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler.&lt;br /&gt; Magnezyum, demir ve çinkoyu unutmayın: Kurubaklagiller, fındık, tam buğday, yeşil yapraklı sebzeler, et, balık..&lt;br /&gt; B-12 ve D Vitamini alımınızı arttırın: Balık, yumurta, kümes hayvanları, et&lt;br /&gt; Folat-Folik asit desteği alın: Gebelik ve emzirme döneminde günde 400-500 mcg Folata ihtiyacınız var.&lt;br /&gt; Günde 10-12 bardak su için.&lt;br /&gt; Çoklu bir vitamin desteği ve omega-3 kapsül ve şurubu desteği kullanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;KEYİFLİ YORGUNLUKLARDA VAR!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yorgunluğun keyiflisi olur mu demeyin! Duygusal veya psikolojik kökenli yorgunlukların şaşırtıcı olanları da var: Eğer tatiliniz sizi yeterince dinlendirememiş, bedensel ve ruhsal bagajınızı umduğunuz kadar hafifletememişse bırakın yorgunluk azaltmayı ilave yorgunluklara bile yüklenilse tatil sonrası bitkinlik ve enerjisizliği normaldir. Özellikle tatile giderken işini de yanında götürenlerde rahatlamayı ve huzur bulmayı tatilde bile beceremeyenlerde veya çıkacakları tatili gereğinden çok önemseyenlerde de bu sendroma daha sık rastlanmaktadır. Sonbahara hazırlandığımız bu günlerde bahar yorgunluğu riskinizin olmadığını düşünüp sevinebilirsiniz. Bahar yorgunluğuna ilişkin görüşlerimizi sonraya bırakabiliriz. Ama kış aylarında görülen uzun, güneşsiz ve kasvetli günlerin etkisi ile oluşan mevsimsel depresyona karşı uyanık olmanız gerektiğini de hatırlatalım. Özellikle uzun ve karanlık kış günlerinde eğlenmeye, dinlenmeye ve egzersize daha fazla vakit ayırmanız gerektiğini unutmayalım!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-1923460466560507248?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/gebelik-sorunlari-ve-beslenme.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-4361262302136491800</guid><pubDate>Sat, 16 Aug 2008 07:18:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-16T00:25:38.301-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Erkek Hastalıkları</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Dr.Osman MÜFTÜOĞLU</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Hastalıklar</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Prostat</category><title>Prostat erkeğin tadını kaçırıyor</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKZ_1YOYAXI/AAAAAAAAAtY/E3aoKCdEJdA/s1600-h/95b.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5235012171877319026" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKZ_1YOYAXI/AAAAAAAAAtY/E3aoKCdEJdA/s200/95b.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;İnsan ömrü uzuyor.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ömrü uzayan yalnız kadınlar değil. Erkekler de eskisinden uzun yaşıyor. Ömrü uzayan erkekleri bekleyen sağlık sorunları genelde kadınlarınki ile aynı. Ama yine de birkaç noktada farklılıklar var. Bunların başında &lt;strong&gt;prostat büyümesi&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;prostat kanseri&lt;/strong&gt; geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PROSTAT BÜYÜYÜNCE NE OLUYOR?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Prostat irileşmesi&lt;/strong&gt; (istisnalar bir yana bırakılırsa) erkek yaşlanmasının doğal bir sonucu gibi görünüyor. Yaşlanan erkekte prostat bezi az veya çok büyüyor. Eğer bu büyüme biraz fazla olursa bazı sorunlar başlıyor. Sık idrara gitmek zorunda olmak, olur olmaz yerlerde mesaneyi boşaltma ihtiyacı hissetmek, yaşlanan erkeğin işini, ilişkilerini, yaşam kalitesini etkiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdrar yapmakta güçlük, tuvaletten sonra devam eden damlamalar, idrar torbasını boşaltamama hissinin devam etmesi gibi yakınmalar sık görülüyor. İdrar yolu enfeksiyonları da sıklaşabiliyor. Bazen idrar yaparken kanama ve ağrı bile ortaya çıkabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;60'TAN SONRA SIK GÖRÜLÜYOR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prostat bezi büyümesi herhangi bir yaşta başlayabiliyor. Ama özellikle 60 yaş üzerinde neredeyse dört erkekten üçünde prostat irileşmesi var. Bu iyi huylu prostat irileşmesinin yaptığı mekanik etkiler dışında başka pek fazla bir problemi yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı erkeklerde gece sık tuvalete çıkma ihtiyacının uyku kalitesini bozması ve zaman zaman görülen "idrarın tamamen duraklaması" gibi istisnalar bir yana bırakılırsa, sorun genellikle (bazı tedbirlerin de yardımıyla) kontrol altında tutulabiliyor. Ama bazen ilaç kullanmak, hatta ameliyat olmak bile gerekebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NE YAPMALI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prostat büyümesinde kullanılan bazı doğal destekler de var. &lt;strong&gt;Saw Palmetto,&lt;/strong&gt; balkabağı çekirdeği özleri (&lt;strong&gt;Pumpkin Seed&lt;/strong&gt;) ve çavdar poleni özütü en sık kullanılan destekler arasında. Üroloji uzmanları bu desteklerin yalnızca çok erken dönemlerde faydalı olabileceğini düşünüyorlar. Prostat şişkinliğini azaltan veya irileşmesini önleyen reçeteli ilaçlardan faydalanan hastaların sayısı da bir hayli yüksek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu tedbirlere rağmen sonuç alınamayan hastalar da oluyor. Bu durumda girişimsel yöntemler zorunlu hale geliyor. Ağır bir ameliyat olan &lt;strong&gt;açık prostatektomi&lt;/strong&gt; şimdi pek kullanılmıyor. &lt;strong&gt;Kapalı prostatektomi&lt;/strong&gt; (diğer adıyla &lt;strong&gt;TUR&lt;/strong&gt;) daha yaygın başvurulan bir cerrahi girişim. Uygun vakalarda teknolojik ağırlıklı girişimlerden de faydalanılıyor. Örneğin &lt;strong&gt;"Green light"&lt;/strong&gt; son yıllarda gözde bir tedavi aracı olarak çok kabul görüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize göre her erkeğin 50'li yaşlardan sonra şikayeti olsun olmasın bir ürolojik değerlendirmeden geçmesinde yarar var. Bu değerlendirmenin içine üroloji uzmanları mutlaka prostat muayeneleri ve incelemelerini de koyacaklardır. Erkeğin orta yaş ve sonrasıyla ilgili planlarını yaparken prostatının ne durumda olduğunu bilmesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her baş ağrısı migren değildir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer baş ağrınız gerilim tipi baş ağrısı ise aşağıdaki kriterlere uymalıdır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ağrı başın iki yanında ise&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ağrı süresi 30 dakika ile 7 gün arasında sürerse&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Basınç hissi ya da sıkıştırma tarzı varsa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şiddeti hafif ya da orta seviyede ise&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yürüme ya da merdiven çıkma gibi günlük fiziksel aktiviteler ağrıyı etkilemiyorsa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bulantı ya da kusma varsa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ağrı sırasında ışık ya da sese duyarlılık oluyorsa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bir "gerilim tipi" baş ağrısı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gebelikte yüzme: Deniz mi, havuz mu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamilelik sırasında yaz-kış tavsiye ettiğimiz en faydalı aktivite yüzmedir. Genel olarak temiz oldukları sürece denize de havuza da girmekte sakınca yoktur. Vajinal kanama, enfeksiyon veya erken doğum şüphesi olanlar ile yüksek riskli gebelik takibinde olanların yüzmesi sakıncalıdır. Doğum doktoru izin vermişse yüzmekten çekinilmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzme sırasında suyun kaldırma kuvveti yardımıyla hareket edildiğinden, bel ve eklem ağrıları, adale zaafları ve ödemler azalmaktadır. Özellikle sırtüstü yüzme, ilerleyen gebelik aylarında sırt ve bel ağrılarını da azaltır. Ayrıca su, stres ve gerginliğe de iyi gelir. Suya atlama veya dalma ise tehlikeli olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havuzdan veya denizden çıkıldığında havuz kimyasallarının veya tuzun genital bölgeyi tahriş etmemesi için bol suyla duş yaparak kuru bir mayo giyilmelidir. Bikini de, mayo da giyilebilir. Öğle saatlerinde güneşe çıkmamak, koruyucu güneş kremi ve mümkünse şapka kullanmak gerekir. Çünkü gebelikte cilt güneş ışınlarına daha duyarlı olur. Sauna veya hamam, sıcak jakuzi ve buhar odaları gebelikte sakıncalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kanser antijeni 125 düzeyinin yükselmesi yumurtalık kanserinin belirtisi midir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanser antijeni (CA) 125 gibi tümör işaretleyicileri (marker) genellikle, kanser olan kişilerin kan ve benzeri vücut sıvılarında veya dokularında normalden daha çok miktarda görülen maddelerdir. Günümüzde, bu işaretleyiciler daha çok kanser tedavisinin nasıl gittiğini göstermesi amacıyla kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CA 125 tek bir kanser türünün varlığına işaret etmez. Ancak yumurtalık kanseri olan kadılarda CA 125 genellikle yüksek çıkar. CA 125 düzeyi yüksek olan her kadın yumurtalık kanseri demek değildir. CA 125 yüksekliği olmayan yumurtalık kanseri kadınlar da vardır. Başka birçok neden de CA 125'i yükseltebilir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Endometriyozis (rahim iç tabakasının batın duvarı, yumurtalığın üzeri vb. farklı yerlerde de bulunması)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Pankreatit (pankreas yangısı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Gebelik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Menstrüasyon (adet dönemi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Pelvise (batın alt kısmı) ait enfeksiyon hastalıkları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CA 125 yumurtalık kanseri tanısında belirleyici ve kesin tanıyı koydurucu bir test olarak kullanılamaz. CA 125, yumurtalık kanseri tedavisi ve sonrasında kullanılır. Yumurtalık kanseri nedeniyle kemoterapi gören kadınlarda CA 125 düzeyinin düşmesi tedaviye olumlu yanıt olarak değerlendirilir. Artış görülürse sorunun ilerlediği düşünülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gece hipoglisemilerine dikkat edin&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeker hastasıysanız, kan şekerindeki düşme gece boyunca da ortaya çıkabilir. Sizi uyandıracak şiddette değilse farkına varmayabilirsiniz. İhtiyaç duyabileceğiniz anlarda kullanmak üzere yatağınızın yanında bazı şekerli besinler bulundurun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizi uyandırmayan bir hipoglisemi geçirirseniz, sabah kalktığınızda kendinizi çok yorgun hissedebilirsiniz. Hipoglisemi geçirdiğinizi anlamanın en iyi yolu, çoğu gece hipoglisemisinin meydana geldiği saat 02.00-03.00 arasında kan şekerine bakmanızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;DİYET GÜNLÜĞÜ&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sorularınız için: Tel: (0212) 236 73 00&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Diyete başlayalı yaklaşık bir ay oldu ve gün içinde ya da gece beni rahatsız eden kramplar başladı. Vücudumda eksilen bir şeyler mi var yoksa eksik aldığım bir yiyecek mi söz konusu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Krampların nedeni diyet mi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolda yürürken, yüzerken, bazen güzel bir güne başlayacağımız ümidi ile tam yataktan kalkarken, bir anda dayanılmaz bir ağrı ve hep aynı yakınma: "Off kramp girdi yine!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ya da birden fazla kas demetinde görülebilen; kısa, bazı durumlarda 10 dakikaya varan kasılmalara kramp adı verilir. Kas krampları genellikle yoğun egzersizler ve dinlenme pozisyonlarında ortaya çıkar. Bunun yanı sıra şeker hastaları, böbrek hastaları, kalp damar hastalığı olanlar ve gebeler de sıklıkla kramplardan şikayetçidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla birlikte kas krampları diyet yaparken oluşabilecek beslenme hatalarından önemli ölçüde etkilenmektedir. Kas kramplarında mineraller önemli yer teşkil eder. Magnezyum, potasyum ve kalsiyum eksiklikleri kramplara zemin hazırlar. Vücutta oluşan sıvı kaybı sonucu ortaya çıkan mineral kaybına bağlı kramplar ise özellikle yaz aylarında sık karşılaşılan bir sorundur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;70 kg. ağırlığındaki bir kişinin ortalama günlük magnezyum ihtiyacı 300-400 mg, kalsiyum ihtiyacı ortalama 800-100 mg'dır. Kas kramplarındaki diğer önemli bir mineral olan potasyum gereksinmesi ise 3.5 g kadardır. Yeterli ve dengeli bir diyette magnezyumdan zengin badem, ceviz, fındık, tahıl grubu besinler, kalsiyumdan zengin süt ve ürünleri, yeşil yapraklı sebzeler ve potasyumdan zengin kurubaklagiller, muz, şeftali ve kayısı gibi meyvelerin yer alması, kas kramplarını önemli ölçüde azaltmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;18 yaşında bir genç kızım. Kilo problemim var. Uzun süredir diyet yapıyorum, ayrıca günlük 6 km. yol yürüyorum. Yürüyüşe başlamadan önce de birçok bitkisel tedavi yoluna gittim ama hiç fayda etmedi. Bu yüzden psikolojim de bozuldu. Lahana çorbası haplarını kullanmayı düşünüyorum, zararı var mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış nerede&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır bu işle uğraşıyorsunuz ve sonuç alamıyorsunuz. O zaman nerede yanlış yaptığınızı bulun! Önce şu soruları cevaplayın:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Bir günde neler yiyorum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Bütün besin gruplarından yararlanıyor muyum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Yeteri kadar et, balık, tavuk, peynir, yumurta yiyor muyum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Yeteri kadar sebze, salata, meyve yiyor muyum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Yeteri kadar ekmek alıyor muyum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Yeteri kadar sıvı alıyor muyum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Bir günde ne kadar kalori alıyorum ve ne kadar enerji harcıyorum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8- Ailemde diyabet, hipotiroid, metabolik sendrom var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9- Hormonal sorunum olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları cevaplandırmak için bir uzmandan yardım almalısınız. İlk başta kalori harcamanızı bularak işe başlayabilirsiniz. Bu sorunları çözmeden lahana çorbası denemelerine başlamanın da bir anlamı yok. Amacınız "sadece su atmak" ise hemen bir lahana hapı alabilirsiniz, zayıflamak için değil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-4361262302136491800?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/prostat-erkein-tadn-karyor.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKZ_1YOYAXI/AAAAAAAAAtY/E3aoKCdEJdA/s72-c/95b.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-8921237297659208103</guid><pubDate>Sat, 16 Aug 2008 07:15:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-16T00:18:23.409-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Hastalıklar</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Ayak Sağlığı</category><title>Topuk dikenine dikkat</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKZ-xpg7yFI/AAAAAAAAAtQ/gwHBz2ghkOw/s1600-h/topuk.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5235011008287459410" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKZ-xpg7yFI/AAAAAAAAAtQ/gwHBz2ghkOw/s320/topuk.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Topuk Dikenine tedavi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçok hastayı canından bezdirir hale getirmiş bir hastalık olan topuk dikeni hastalığının tedavisi doktorları da gerçekten zorlamaktadır. Hastalar tedavi için genellikle birçok doktor, birçok tedavi yöntemi denemektedirler. Kimilerine topuktan iğne yapılmakta, kimilerine değişik tabanlıklar verilmektedir. Ancak çok az hasta tam tedavi olabilmektedir. Çoğu hasta tam olarak iyileşmemekte, hatta hiç iyileşmemektedir. Hastalarınsa aldıkları farklı yanıt ve tedavilerle kafaları karışmakta, doktorlarına karşı güvenleri sarsılmaktadır. Dr. Vildan Çerçi, yazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topuk dikeni hastalığı, ayak taban kaslarının topuk kemiğine yapışma yerinde aşırı zorlanma nedeniyle oluşan yara ve bu yaranın sürekli bir hal almasıdır. Çekilen röntgen filminde, yara üzerine biriken kireç nedeniyle topukta dikenimsi bir görüntü oluşur. Bu görüntüden dolayı hastalık “topuk dikeni” olarak anılmaktadır. Hastalar özellikle sabahları yere basarken ciddi topuk ağrısı yaşarlar. Biraz yürüdükten sonra ağrı azalır. Ancak uzun süre ayakta kalınca ya da yürüyünce ağrı tekrar artar. Bazı hastalar ağrı nedeniyle parmak ucunda yürümek zorunda kalırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topuk dikeni hastalığı için en yaygın uygulanan tedavi lokal kortizon enjeksiyonudur. O bölgede oluşan yara ve ödemin iyileşmesini sağlayarak tedavi eder. Ancak çoğu hastada hastalık tekrarlamaktadır.Maalesef kortizon 1-2 enjeksiyondan sonra dokularda zayıflamaya yol açtığından, yapılması tavsiye edilmez. Günümüzde tabanlık uygulamaları da son derece gelişigüzel yapılmakta, bu konuda yetişmiş personel sıkıntısı çekilmektedir. Uygun tabanlık verilmediğinden,hastalar kullandıkları tabanlıktan genellikle memnun kalmamaktadırlar.&lt;br /&gt;Egzersizin önemi ve devamlılığı konusunda hasta yeterince bilgilendirilip, motive edilmemektedir.Sonunda hastaların büyük kısmı kendi haline bırakılmaktadır. Olayın cerrahi boyutuna ise gerçekte çok az ihtiyaç duyulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;O halde ne yapılmalıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.Hastanın ayak taban problemi mutlaka ortaya konulmalıdır.Dengeli basmayı sağlayacak uygun tabanlık verilmeli&lt;br /&gt;2.Uygun egzersizler gösterilerek bu egzersizlerin faydaları hakkında hasta ayrıntılı biçimde bilgilendirilmeli,hasta tarafından yapılması sağlanmalı&lt;br /&gt;3.Topuktaki oluşmuş yarayı ve ödemi iyileştirmeye yönelik LAZER tedavisi&lt;br /&gt;Kliniğimizde bu uygulamarla hastalarımızda % 80 oranında başarı elde ettik. Yaklaşık 6ay- 1 yıllık takiplerimizde hastaların iyilik halleri devam etmektedir.Tedavide başarı, şikayetleri bir yılı geçmemiş hastalarda daha çabuk ve kalıcı olmaktadır. Hastanın iyilik halinin devam etmesi, egzersizlerini düzenli yapması ve tabanlık kullanmasına bağlıdır.Şikayetlerinin süresi 2-3 yılı geçmiş hastaların tedavisi güç ve uzun olabilmektedir. Bu hastalarda yukarıdaki tedavilere ek olarak gece boyunca takılması gereken apareyler oldukça iyi sonuç vermektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-8921237297659208103?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/topuk-dikenine-dikkat.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKZ-xpg7yFI/AAAAAAAAAtQ/gwHBz2ghkOw/s72-c/topuk.gif" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-8893048784555601204</guid><pubDate>Sat, 16 Aug 2008 07:12:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-16T00:15:03.726-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Faydalı bilgiler</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Güzellik Bakım</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Cilt Bakımı</category><title>ÇALIŞAN KADININ GÜZELLİK REHBERİ</title><description>Sürekli telaş içindesiniz, hayatiniz tam bir koşturmaca içinde geçiyor. Vakit ne gezer! Temponuza ayak uyduracak güzellik ve bakim tüyolarını açıklıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş yerine tam saatinde varabilmek için çektiklerinizin farkındayız. Saatin sesiyle fırla, aceleyle giyin, trafiğe gir... Peki, dakikalar son hız koşarken, bakimi, güzel ve hoş görünmek için ihtiyacınız olan zamanı nasıl yaratacaksınız? Aslında bu o kadar da zor değil. Tek yapmanız gereken, vakit kazandıran yollarımızı okumak. Böylece, yarin sabah alarmınızı 15 dakika ileriye kurabilirsiniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Makyaj tamam&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stick fondötenler, kızarıklıkları ve sivilceleri kapatmak için kullanılabilecek en pratik makyaj malzemeleridir. Ten renginize tıpatıp uyan bir stick fondöten sürerseniz, aceleyle hata yapsanız bile fark edilmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vaktiniz ne kadar kısıtlı olursa olsun kirpik kıvırıcı kullanmayı ihmal etmeyin. Saniyeler içinde gözleriniz daha büyük, kirpikleriniz daha uzun görünecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Far veya eyeliner kullanmıyorsanız, kirpiklerinize uç kat siyah ya da koyu kahverengi rimel sürmek yüzünüze anında canlılık katacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Dudaklarımı boyadığım için geç kaldım," bahanesine son! Kim uğraşır dudak kenarlarına kalemle çizgi çekip, içine ruj ve parlatıcı sürmekle? Renkli dudak nemlendiricisi veya parlatıcı ile saniyeler içinde hazırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç makyaj yapmasanız bile koyu renk ruj sürerek durumu kurta*rabilirsiniz. Kırmızı ve bordo tonlarında bir ruj, en yalın halinizle bile makyajlı görünmenizi sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kusursuz kaslar makyajsız bir yüzde bile büyük fark yaratır. Parmağınıza aldığınız bir parça şeffaf dudak parlatıcısıyla kaşlarınızı düzeltin. Böylece kaşlarınız gün boyunca düzgün görünecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bakımlı tırnaklar&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Biliyoruz, hiçbirinizin oje sürüp de kurumasını bekleyecek vakti yok. Oysa doğru dürüst bir manikür için en az 15 dakikaya (ayaklarla birlikte en az 30 dakikaya) ihtiyacınız var. Neyse ki, tırnaklarınız çok daha kısa sürede insan içine çıkacak görünüme kavuşabilir.&lt;br /&gt;- Önce tırnaklarınızın içini temizleyin ve tırnak diplerinize bir parça krem sürün. Koyu renk oje her türlü kusuru gösterir. Vaktiniz darsa, şeffaf ve renksiz bir tırnak parlatıcısı veya açık pembe oje sürün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Hangi rengi tercih ederseniz edin tek kattan fazla sürmeyin, aksi halde ojeniz daha zor kurur. Ellerinizi yaklaşık 30 saniye boyunca buz gibi suya sokmanız da kuruma işlemini hızlandıracaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Çalışan kadının her an her şeye hazır olması lazım. Mesela manikür sırasında sürdükleri o nefis bordo ojenin sabah uyandığınızda korkunç göründüğünü fark ettiniz. Bazı yerleri çıkmış, çatlamış, Üstelik evde aseton da kalmamış! Panik yok, herhangi bir ojeyi tek kat halinde sürüp hemen silerseniz, altta kalan bordo oje de çıkacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ojesiz tırnaklar da çekici görünebilir. Yumuşak bir tırnak törpüsüyle tırnaklarınızın üstünü törpülerseniz, birkaç gün boyunca üzerlerinde şeffaf oje varmış gibi görüneceklerdir. Ama dikkat, bu işlemi haftada birden fazla yapmak tırnaklarınıza zarar verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saniyeler içinde&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmalar, cilt bakımına günde ortalama beş dakika ayırdığımızı gösteriyor. Ama bu zamanı yarıya indirmek bile mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sabah aldığınız duşun süresini ve suyun sıcaklığını azaltın. Uzun uzun duşta kalmak, üstelik bunu aşırı sıcak suyun altında yapmak hem gereksizdir, hem de cildinizi doğal yağlarından arındırarak kurumasına neden olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yatmadan önce cildinizi temizlemeniz sabah birkaç dakika kazandıracaktır. Zaten temiz olan yüzünüzü neden tekrar yıkayasınız ki? Çok komplike bir cilt bakımına ihtiyacınız yok. Nemlendiricinizin içinde cildin bütün gün nemli kalmasını sağlayan hyaluronik asit bulunması yeterli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saç saça&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Saç yıkamak zincirleme reaksiyona benzer; şampuan, nemlendirici, fön, parlaklık veren serum... Eh, tüm bunlar da sabahları minimum 45 dakikayı gözden çıkarmanız demektir. Bu arada unutmayın, saç yıkandıktan bir gün sonra daha güzel görünür. Görünmüyor mu? O halde iste başvurmanız gereken hileler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Saçınızı daha dün sabah yıkamıştınız, ama sigara ve yemek kokuları üzerine yapışıp kaldı. Merak etmeyin, sizi şampuanlama derdinden kurtaracak çok özel ürünler var. Bir tüyo daha; saçınızın sadece görünen kısımlarını ve kaküllerinizi yıkayıp kurutursanız, saçınızın tümü kısa yoldan temiz görünür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Haftada iki kez kuaförde fön çektirmek; çalışan kadın için tam bir kurtarıcıdır. Saçlarınızın kirlenme süresine bağlı olarak, en az iki gün boyunca "Saçım bugün nasıl görünüyor?" stresi yasamadan evden fırlayabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Saçlarınız elektriklendiyse ve artik dalgaları görünmez hale geldiyse, görünen bölümlerine bir spreyle su sikin, sonra da kıvırıp tokayla tutturun. Evden çıkmak üzereyken açtığınızda, buklelerinizin daha düzgün olduğunu göreceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Saçlarınız tamamen kontrolden çıktı, ama sıcak masayla, fön çekmekle uğraşacak vaktiniz yok! Nemlendirici özelliğe sahip durulanmayan bir ürün sürdükten sonra siki bir topuz yapın. Tam evden çıkarken açın ve elinizle düzeltin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Saçınızı ayırdığınız yönü değiştirmeniz, saçınızın daha hacimli ve dolgun görünmesini sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- At kuyruğunun gücünü küçümsemeyin. Saçınızı sik bir saç tokasıyla atkuyruğu yapıp, saniyeler içinde evden fırlamaya hazır olabilirsiniz. Bu arada, sezonun saç trendlerini de göz ardı etmeyin. Son derece düzgün toplanmış saçlar out, hafif dağınık atkuyruğu in. Dikkat etmeniz gereken iki şey var; saçınızı arkadan, tam ortadan toplayın ve üst kısmını biraz gevsek bırakın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gece uyurken&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Uykuda geçen vakti de güzelliğiniz için kullanabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yatmadan önce retinol veya glikolik asit içeren bir kremi maske seklinde yüzünüze sürün. Sabah kalktığınızda ölü derilerinden arınan cildiniz ışıl ışıl görünecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Cildiniz duyarlıysa, yüzünüzü salisilik asit içeren bir temizleyiciyle yıkayıp, hyaluranik asit içeren bir kremle nemlendirin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Saçınıza ve cildinize nem vermesi için yatak odanıza havayı nemli tutan bir buhar aleti koyun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sabah kalktığınızda tırnak diplerinizin manikürlü gibi görünmesi için yatmadan önce ellerinize ve tırnak diplerinize yoğun nem yere bir krem sürün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Saçlarınız uzunsa, iki yandan örerek uyuyun. Hem birbirlerine dolaşmazlar, hem de son derece düzgün dalgalarınız olur. Parlaklık veren bir serumla son noktayı koyun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İpek ve saten yastık kılıfları kullanırsanız fönünüz daha uzun süre dayanır. Yüzünüzde oluşan yastık izlerinden kurtulmanız da çabası.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-8893048784555601204?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/alian-kadinin-gzellik-rehberi.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-8869459599906579942</guid><pubDate>Sat, 16 Aug 2008 07:08:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-16T00:11:44.759-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Diyet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Zayıflama</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Obezite</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Egzersiz</category><title>GÖBEK ERİTMENİN SIRRI</title><description>Göbeğiniz oturduğunuzda akordeon misali kat kat katlanıyorsa ve bu durum sizi rahatsız ediyorsa, ondan kurtulmak için yapmanız gerekenleri açıklıyoruz. İşte çok özel sırlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Göbeğiniz oturduğunuzda akordeon misali kat kat katlanıyorsa ve bu durum sizi rahatsız ediyorsa, ondan kurtulmak için diyet ya da egzersiz tek başlarına yeterli olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İşte göbek eritmenin sırları...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnce bir vücuda sahip olduğu halde göbeğinden yakınanlara veya ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar göbeklerini bir türlü eritemeyenlere sıkça rastlarsınız. Hatta bazıları, televizyonlarda reklamı yapılan ilginç görünümlü karın çalıştıran aletlerden satın bile almıştır, ama tabii bunların istenilen randımanı veremediklerini anlamaları da uzun sürmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında 'göbek problemi', kulaktan dolma diyet ve egzersiz yöntemleriyle çözümlenemeyecek kadar önemli bir sorun. Bu konuda uzman önerileri doğrultusunda hareket etmek ve sabır göstermek, 'sıkı ve düz bir karna sahip olmanın' anahtarı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstenilen ölçülerde, düzgün ve orantılı bir vücuda sahip olmak ve göbeğinizden kurtulmak için şunlara dikkat etmeniz gerekiyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beslenme Düz bir karın istiyorsanız, dikkat etmeniz gereken en önemli nokta 'beslenme' konusudur. Yağlardan kurtulmak için öncelikle kan şekeri seviyesini kontrol altına almanız gerekiyor. Bu da en iyi günde 4-6 öğünle sağlanır. Tabii 6 öğün deyince aklınıza, masalar dolusu yemek gelmesin. Bir öğün, sebzeli bir omlet de olabilir, meyve doğradığınız bir mısır gevreği de, ya da yarım fincan pilavla bir parça tavuk ve bolca salata veya bir elma. Temel olarak üç ana ve üç ara öğün tüketebilirsiniz. Burada amaç, az ama sık yemektir. Böylece ihtiyacınız kadar protein ve karbonhidrat ve az miktarda da yağ tüketmiş olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Oranlar&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alınan kalorilerin yüzde 80'inin karbonhidratlardan gelmesi halinde, sıkı ve düz bir karna sahip olmak pek mümkün olmuyor. Oranlar değişebilir, ama kalorilerin yüzde 55'inden fazlasının karbonhidrattan alınması, vücuttaki yağdan kurtulmada pek yardımcı olmaz. Vücut tolere edebiliyorsa, az miktarda karbonhidrat alarak diyet yapılabilir. Önemli olan, yüzde 55 sınırını aşmamaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Zamanlama&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bünyeye giren yağ miktarı azaldıkça, vücut bir tür alarma geçerek, alınan yağı depolamaya çalışır. Bu nedenle gün içinde her 2-3 saatte bir, bir şeyler yenilmesi öneriliyor. Bu, vücuttaki yağı yakmaya yardımcı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kalori&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda belirtilenlerin hepsini uyguladığı halde, yine de düz bir karna sahip olamayanlar, kilolarını sabit tutmak için günde kaç kalori alacaklarını öğrenmeleri gerekiyor. Bunu da biraz uğraşıp deneme yoluyla öğrenebilirsiniz. Ayrıca, tükettiğiniz toplam kaloriyi, kaç gram protein, karbonhidrat ve yağı tükettiğinizi de belirleyip yazmalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kalori azaltma&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kiloyu sabit tutmak için alınması gereken günlük kalori miktarı bulunduktan sonra, alınan kalori miktarının 200 kalori kadar azaltılması gerekiyor. Hedef, yiyebildiğiniz kadar yiyip, yine de yağ yakmaya devam etmek ama bu arada da kas kaybına uğramamaktır. Olabildiğince az yemeyi hedeflerseniz, elde edeceğiniz tek şey metabolizmanızı yavaşlatmak ve kas dokusundan kaybetmek olacaktır. İlk hafta sonra verdiğiniz, kilodan çok, vücutta birikmiş su olacaktır. Esas ondan sonra kilo vermeye başlarsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tutarlılık&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haftanın 6 günü bu program uygulanıp, haftada bir gün istenilen bir besinden bir porsiyon tüketilebilir. Ancak burada önemli olan şey abartmamaktır. Çünkü abartmanız halinde kan şekeri seviyesi tekrar yükselebilir ki, bu da yağ yakmanızı durdurur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ağırlık çalışması&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haftada 2-3 kez yapılacak 35 dakikalık (bir saate de çıkılabilir) ağırlık çalışması, hem vücuttaki kas kütlesini, hem de metabolizma hızını arttırır; çünkü kas, yağdan daha çok kalori yakar. Bu şekilde günde fazladan 30 ila 50 kalori yakabilirsiniz. Ağırlık çalışmasına karın egzersizlerini de dahil etmelisiniz. Böylece bir yandan vücudunuzdaki yağ miktarını azaltırken, diğer yandan da karnınızı sıkılaştırmış olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kardiyovasküler egzersizler:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haftada 3 ila 5 gün, 30-40 dakikalık orta yoğunlukta kardiyo egzersizleri (yürüyüş, koşu, yüzme, bisiklet vs) yapılması da önerilenler arasında. Başlangıç seviyesindekiler, egzersizin yoğunluğunu kademeli olarak arttırmalılar. Eğer zaten belli bir seviyedeyseniz, haftanın iki günü daha yoğun program uygulayabilirsiniz. Bunu düzenli uygular, yediklerinize dikkat eder ve bu rutini her 3-4 haftada bir değiştirirseniz, düz bir karna sahip olabilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-8869459599906579942?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/gbek-eritmenin-sirri.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-7736857318370031717</guid><pubDate>Sat, 16 Aug 2008 07:05:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-16T00:08:35.180-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Beslenme</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Faydalı bilgiler</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Diyet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Zayıflama</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Egzersiz</category><title>KEGEL EGZERSİZİ, AŞK KASLARINI GÜÇLENDİRMEK, CİNSEL KASLARI SIKILAŞTIRMAK</title><description>&lt;div&gt;Cinsel mutluluk için, aşk kaslarının yani cinsel kasların güçlü olması gerekir. Bu kasları güçlü kılmak için dışarıdan anlaşılmayan basit ve etkili egzersizler yapmalısınız.. Vajinanızı eski sıkılığına kavuşturabilmek için aşk kasları adını verdiğimiz kaslarınızı güçlendirmelisiniz. Hangi kas gruplarınızı çalıştırmanız gerektiğini öğrenmek için öncelikle idrarınızı yaparken idrarı yarıda kesin ve hangi kasları kullandığınıza dikkat edin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5235008571455854114" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKZ8jznAViI/AAAAAAAAAtI/y5pN1s3AwTA/s400/kegel.jpg" border="0" /&gt;&lt;strong&gt;Dışarıdan anlaşılmaz&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sırada karın ve kalça kaslarınızın gevşek olmasına dikkat edin. Her birim egzersiz esnasında aşk kaslarınızı 5-10 saniye süreyle kasın ve bu kadar bir süre ara verin. Bunu arka arkaya 5-10 kez uygulayın. Bu egzersizi günde 5-10 kez yapmanız sizin egzersizlerden maksimum fayda görmenizi sağlayacaktır. Çalışma esnasında normal nefes alıp vermeye ve yalnızca aşk kaslarınızın çalışıyor olmasına dikkat etmelisiniz. Kegel egzersizleri adını verdiğimiz bu egzersizleri evde, iş yerinde, yolda, kısacası her yerde uygulayabilirsiniz. Asla dışarıdan bu egzersizleri uyguladığınız anlaşılmaz. Bu çalışmayı her gün düzenli olarak uygulamayı alışkanlık haline getirin. Bu şekilde istediğiniz sıkılığı elde edemezseniz; vajinanızın cerrahi bir operasyonla daraltılması için jinekologa başvurmaktan çekinmeyin. /SABAH/&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-7736857318370031717?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/kegel-egzersizi-ak-kaslarini-glendirmek.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKZ8jznAViI/AAAAAAAAAtI/y5pN1s3AwTA/s72-c/kegel.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-5735470252420871790</guid><pubDate>Fri, 15 Aug 2008 16:24:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-15T09:28:04.401-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Hamilelik</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sağlık</category><title>GEBELİK TESTLERİ (HAMİLELİK TESTLERİ)</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKWt5Cg-fAI/AAAAAAAAAsw/_JRo4RbxT_w/s1600-h/gebtest.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5234781337327401986" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKWt5Cg-fAI/AAAAAAAAAsw/_JRo4RbxT_w/s200/gebtest.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Gebelik erkekten gelen spermin kadının yumurtalıklarından atılan yumurta hücresini döllediği andan itibaren başlar. Bebek, bu andan 8. haftanın sonuna kadar olan dönemde embriyo, 8. haftadan sonra doğuma kadar olan dönemde ise fetus olarak adlandırılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Embriyo, endometrium adı verilen rahim içi tabakaya yerleştiği andan itibaren (döllenmeden 5-6 gün sonra yerleşir) HCG (human chorionic gonadotropin) adı verilen gebelik hormonu, embriyoyu çevreleyen hücrelerce salgılanmaya başlar. Gebelik testlerinde esas, bu gebelik hormonunun saptanmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gebelik ilerledikçe kanda giderek artan ßHCG, belli bir eşik düzeyini aştıktan sonra idrarda da çıkmaya başlar ve idrarda gebelik testinin pozitifleşmesini sağlar. Kandan yapılan gebelik testi de kandaki ßHCG'nin miktarını saptar. Onun için kan testi, daha adet gecikmesi bile olmadan gebeliğin varlığı veya yokluğunu saptayabilir. İdrar testi hiçbir zaman kan testinin güvenilirliğine ulaşamaz. &lt;strong&gt;İdrar testinde gebeliğin varlığı saptandığında yanlışlık olasılığı düşüktür; ancak yokluğu saptandığında erken gebelik olasılığı göz önüne alınarak testin bir süre sonra tekrarlanması gerekir. (Çok erken gebeliklerde idrar testi gebeliği gösteremeyebilir. Bu durum kan testi için de çok çok düşük bir ihtimalle geçerli olabilir.)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanda bakılan ßHCG hormonu, idrar testinin saptayamadığı veya ultrason ile görülemeyen gebeliklerin tespitinde kullanılmasının yanında, dış gebelik , düşük , mol gebeliği (üzüm gebeliği olarak da bilinir) gibi durumların teşhisinde ve takibinde de kullanılan çok değerli bir testtir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İdrarda Gebelik Testi İlişkiden Ne Kadar Sonra Sonuç Verir?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İdrarda gebelik testi ilişkiden hemen sonraki günlerde sonuç veremez. Genellikle doğru sonuç verebilmesi için adet gecikmesi olana kadar bekleyip o günlerde testi yapmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun sebebi: İdrarda gebelik testi gebeliğe bağlı oluşan HCG hormonunun anne kanından idrara geçmesi sonucu idrarda saptanması mantığına dayanır. Gebelik yumurtlama zamanına yakın günlerde girilen ilişkiyle oluşabilir. Yumurtlama gününe yakın gerçekleşmiş bir ilişkiyle gebelik oluşsa bile bu gebeliğin rahime kadar ilerlemesi ve rahime yerleşmesi 6 - 10 gün kadar sürer. Rahime yerleştikten sonra gebelikten salgılanan HCG hormonu anne kanına geçebilir. Hatta gebelik rahime yerleştikten sonra bu hormonun anne kanına ve oradan da annenin idrarına geçmesi de bir kaç gün alabilir. Bütün bunlardan dolayı kısacası yumurtlama zamanına yakın girilen bir ilişkiden sonra gebelik oluşursa bu gebeliğe bağlı salgılanan HCG hormonunun annenin idrarına geçmesi için neredeyse 15 gün kadar zaman geçmelidir. Bu da bir sonraki adet dönemine denk gelir, yani gebelik oluşmussa buna bağlı adetin gecikeceği zamana denk gelir.&lt;br /&gt;O yüzden gebelik oluşma şüphesi olan bir ilişkiye girilmişse idrarda gebelik testi adet gecikmesi olunca yapılmalıdır. Bu testte gebelik çıkmazsa güvenilirliği arttırmak açısından 1 hafta sonra test tekrarlanmalıdır. Bu şekilde ilk testte %90 olan test günenilirliği ikinci test yapılırsa %95'lere kadar çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Testin pozitif (gebelik var) göstermesi negatif (gebelik yok) göstermesine göre daha günenilirdir. Yine de her tür adet gecikmesinde test neyi gösterirse göstersin doktora başvurmalısınız çünkü test gebelik gösterse bile bu normal bir gebelik olmayabilir, dış gebelik olabilir. Test gebelik yok gösterse bile farketmeden gebe olabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;GEBELİĞİN ULTRASONLA TANISI&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Adet bir hafta geciktiğinde yani gebelik 5 haftalık olduğunda vaginal ultrasonla gebelik kesesi görülebilir; karından bakılan (abdominal) ultrasonla görülebilmesi için gebeliğin en az 6 haftalık olması gerekir, yani adeti 2 hafta gecikmesi gerekir.&lt;br /&gt;Gebelik testinin pozitif çıkması vücutta gebelik varlığının kesin kanıtıdır ancak bu gebelik normal bir gebelik olmayabilir, rahim içinde yada dışında (dış gebelik) olabilir. Gebeliğin rahim içinde olup olmadığı sadece ultrasonla saptanabilir, bunu idrar yada kandaki gebelik testleri belirleyemez.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-5735470252420871790?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/gebelik-testleri-hamilelik-testleri.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKWt5Cg-fAI/AAAAAAAAAsw/_JRo4RbxT_w/s72-c/gebtest.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-5528007643506852376</guid><pubDate>Fri, 15 Aug 2008 15:57:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-15T09:03:02.042-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Faydalı bilgiler</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şifalı Bitkiler</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Cilt Lekeleri</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Bitkisel Tedaviler</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Cilt Bakımı</category><title>Siyah Noktalardan Kurtulmanın Doğal yolları</title><description>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Siyah Noktalara Yoğurt ve Limon Suyu&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt; Cildimizdeki istenmeyen misafirlerden biri de siyah noktalar. Daha temiz bir cilt için evinizde kolaylıkla yapabileceğiniz limon suyu ve yoğurtla hazırlanan maskeyle, sivilce ve siyah noktalardan kurtulabilirsiniz.&lt;br /&gt;Bir kâse yoğurda bir limonun suyunu karıştırın. Bu karışımı, gözlerinize gelmemesine dikkat ederek yüzünüze yayın ve 15 dakika bekleyin. Yüzünüzde kuruyan maskeyi ılık suyla yıkayarak çıkarın. Limon suyu cildi dezenfekte eder, sivilceleri kurutur ve siyah noktaların kaybolmasına yardımcı olur. Yoğurt ise cildi besler, nemlendirir ve yağ miktarını dengeler. Bu maske haftada bir kez uygulanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Yulaf Ezmesi Maskesi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Yulaf maskesi ile siyah noktalardan kurtulun yulaf ezmesi, cildin derinlemesine temizlenmesi ve siyah noktaların yok edilmesini sağlayan bir maskedir. Bu maske ayrıca cildin içinde dolaşan pislikleri temizleyip, cildin fazla yağlanmasını da engeller. Bu nedenle kuru ciltli kişiler tarafından pek fazla kullanılmamalıdır.&lt;br /&gt;Yulaf ezmesi maskesinin yapımı son derece basittir. Pişirdiğiniz yulafları süzdükten sonra, bunları geniş bir kabın içinde bir kaç dakika ezin. Hazırladığınız bu yulaf ezmesini yüzünüze sürdükten sonra 15 dakika kadar bekleyin. Daha sonra yüzünüzü ılık suyla temizleyin. Bu maskeyi vücudunuza da uygulayarak, şaşırtıcı bir sonuca ulaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Siyah noktalara elma sirkesi…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;SİYAH noktaları elma sirkesi ile yok edebilirsiniz. Su ile karıştırılmış elma sirkesi ile yüzünüzü temizleyin ve su ile durulayın. Elma sirkesi cildinizi yumuşattığı gibi, akneye yol açan mikropları öldürecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Siyah Noktalar ve Sivilceler&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Çok gözenekli ve iyi temizlenmeyen ciltlerde siyah nokta oluştuğunu belirten uzmanlar, hem görünüm hem de sağlık açısından siyah noktaların oluşumunun engellenebileceğini kaydetti.&lt;br /&gt;Gözenekler yağ üretip salgıladıkları için cildi alerjiden ve çevre kirliliğinden koruyor. Eğer gözenekler olmasaydı, yağlar derinin altına iner, yüzde kistler oluşur ve deri altında enfeksiyonlar meydana gelirdi. Ancak çok gözenekli ciltlerde, eğer cilt iyi temizlenmiyorsa siyah nokta oluşuyor. Uzmanlara göre hem görünüm hem de sağlık açısından siyah noktanın oluşmasını engellemek gerekiyor.Yağlı ciltlerde gözeneklerin daha açık olduğuna dikkati çeken uzmanlar, herhangi bir sağlık problemi yaşayıp tedavi amaçlı ağır ilaçların kullanılmasıyla da cildin yağlanabildiğini kaydetti. Cildin yağlandığı zaman gözeneklerin açıldığını ifade eden uzmanlar, yapılan araştırmalar sonunda ultraviyole ışınlarının da gözenekleri genişlettiğinin belirlendiğini vurguladılar. İşte uzmanlara göre sivilceyle başa çıkmanın yolları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Gözenekleri daraltmak için&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Gözeneklerin açılması için ilk etapta gözenekleri kapatmaya çalışmak yerine, yağ ifrazatını durdurmak ya da dengelemek lazım.&lt;br /&gt;Yağlı ciltler daima su miktarı az olan ciltlerdir. Su miktarı az olduğu zaman ölü hücrelerin doku yüzeyine çıkıp asitli tabaka ile koruma faktörü oluşturması zorlaşır. Bu nedenle cildin yüzeyi dış etkenlerden zarar görür. O halde ciltteki su miktarı arttırılmalıdır. Yağ ifrazatının yavaşlatılması, ciltteki su miktarının artırılmasıyla mümkündür. Bunun için de su bazlı ürünler kullanılması ve doğru ürünün kullanılması şarttır. Cildinize uygun ürünü kullanmak için de bir uzmana danışmanızda fayda var.&lt;br /&gt;35 yaş altı ciltlerde, gözenekler kendiliğinden kapanır. Dengeli bir cildin gözenekleri kendiliğinden kapanır. 35 yaşın altındaki genç ciltlerde gözeneklerin kapanması kolaydır. Eğer cildin su ve yağ dengesi düzelirse gözenekler ya kendiliğinden, ya bakımla ya da maskeyle kapatılabilir. Ama yaşınız 35′in üzerindeyse deri kalınlaşmış, çizgiler kırık çizgi haline gelmişse, bu gözenekleri kapatmak biraz daha zordur. Gözenekleri kapatmak için mücadele vermek yerine, daha fazla büyümemelerini önlemek daha iyi bir çözümdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Gözenekleri temizleyen bantlar işe yarıyor mu?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Siyah noktaları azaltmak için uygulanan yöntemlerden biri de bantlardır. Siyah noktaları kimi zaman tümüyle ortadan kaldıran bu bantların kullanımı çok kolaydır. Bantları yapıştırmadan önce uygulayacağınız alanı ıslatıyorsunuz, suyla birlikte yapışkan bir özelliğe kavuşan bandı yapıştırıp kuruyunca çıkartıyorsunuz. Ancak siyah noktaları alan bu bantlar, gözenekteki yağları boşaltamıyor. Oksitlenen bölümü alabilen bantların, dokunun içindeki kanalı kapatan yağ kütlesini alması mümkün değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Siyah noktalardan nasıl kurtulursunuz?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Siyah noktalar oluştuktan hemen sonra bir uzmana başvurup temizletilerek, uygun ürünle tekrar oluşmamasını sağlamak gerekir. Oluşmaması için de cildi, sabah akşam temizlemek gerekir. Ancak bunu sabunla yapmamak uygundur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Cildi nasıl temizlemeli?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Cildi, türüne göre temizleme sütü ve tonikle temizlemek en doğrusudur. Ardından sürülecek bir nemlendirici kremle bakım tamamlanabilir. Makyaj yapılmasa bile, gündüz çok kirlenen cildi akşam mutlaka temizlemek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Siyah noktalarınızı siz temizlemeyin&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yapılan yanlışlardan biri de siyah noktaları bilinçsizce sıkmak. Böylece kılcal damarlarda ve doku altı hücrelerinde tahribat meydana gelebiliyor. En iyisi bir cilt uzmanına gidip siyah noktaları temizletmek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-5528007643506852376?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/siyah-noktalardan-kurtulmann-doal.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-6586073288015939134</guid><pubDate>Fri, 15 Aug 2008 15:51:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-15T08:57:23.400-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şeker Hastalığı</category><title>Şeker Hastalığının Tedavisi</title><description>&lt;strong&gt;Şeker hastalığının tedavisinde 4 esas unsur vardır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1)Diet    2)Antidiabetik    3)Hareket     4)Eğitim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Diet:&lt;/strong&gt; Şeker hastası  herşeyi yiyebilir fakat ölçülü  ve bilerek yiyen bir kimsedir.Diet mahrumuyeti değildir.Besin unsurlarının besi değerleri ile kolari miktarların ve şekere dönüşebilme oranlarının aşağı yukarı zararsız bir beslenme ile komplikasyonsuz bir hayat sürdürme şansları vardır.Diet hazırlanırken hastanın yaşı ,kilosu , cinsi ve işi gözönüne alınmalıdır.Genç yaşta bir diabetliyi büyümesi, gelişmesi için bol kalori ve her türlü besin unsurlarını içeren bir beslenme sistemine koyarken , yalı bir hastada besin unsurlarının ve kaloriyi kısıtlayarak  faydalı olma yolu seçilmelidir.Zayıf bir hastanın kilo alması için kalori yüksek,karbonhidrar kısıtlı ,şişman bir hastada ise hem kalori, hem karbonhidrat kısıtlı olmalıdır.Aktif bir işte çalışanla ,masa başı görevi olan bir şeker hastasında dietin içeriği değişik olmalıdır.Genellikle yeni başlayan diabetli için günde 1600-1800 kalorilik bir diet tanzim edilir,bunun içinde 150-180 gr k.hidrat içeren besin unsurları yer alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şöyle bir liste veririsek&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Ekmek günde 3 defa 40 gr.&lt;br /&gt;Et günde 2 defa 150 gr.&lt;br /&gt;Sebze günde 2 defa 200 gr.&lt;br /&gt;Salata günde 2 defa 200 gr.&lt;br /&gt;Meyve günde 3 defa 100 gr.&lt;br /&gt;Peynir günde 1 defa 100 gr.&lt;br /&gt;Yoğurt günde 2 defa 200 gr.&lt;br /&gt;Çay/Kahve günde 3 defa bir fincan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Antidiabetik tedavi (ilaç tedevsi):&lt;/strong&gt; İki türlü antidiabetik ilaç tedavisi vardır.&lt;br /&gt;1)Oral antidiabetik tabletler&lt;br /&gt;2)İnsülinler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Or&lt;strong&gt;al Antidiabetik (ağızdan kullanılan tabletler):&lt;/strong&gt;Bunlar pankreası sağlam olan yaşları 40 yaşın üstünde ve zayıf olmayan şeker hastalarına kullanılır.Gebe olan diabetikler alamazlar.İnsülin ihtiyacı olan gençler kulanamaz.Ağır böbrek ve karaciğer hasatları ile ağır kalp ve koroner yetmezliği olanlar  çok dikkatli kullanmalıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İnsülin:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;1)Çocuk ve genç yaş şeker hastalarına.&lt;br /&gt;2)Gebe şeker hastalarına.&lt;br /&gt;3)Ateşli hastalıkları olan şeker hastalarına.&lt;br /&gt;4)Çok zayıf olan erişkin şeker hastalarına.&lt;br /&gt;5)diabet koması girmiş şeker hastalarına.&lt;br /&gt;6)Ameliyat veya doğuma alınacak şeker hastalarına&lt;br /&gt;İnsülin dozu vak’aya göre doktor tarafından tayin edilir.İnsülin şeker hastalığının  tedavisi için en uygn, en zararsız, alışkanlıklar yapmayan ,herzaman bırakılabilen ve organizmayı daima yenileyen tek maddedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-6586073288015939134?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/eker-hastalnn-tedavisi.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-7832044280522670650</guid><pubDate>Fri, 15 Aug 2008 15:22:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-15T08:30:34.620-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Faydalı bilgiler</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şifalı Bitkiler</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Saç Bakım</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Bitkisel Tedaviler</category><title>SAÇ DÖKÜLMESİNE KARŞI BİTKİSEL ÇÖZÜMLER</title><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKWfaa4rVhI/AAAAAAAAAsI/24ofA-ONKEE/s1600-h/sac1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5234765418130527762" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKWfaa4rVhI/AAAAAAAAAsI/24ofA-ONKEE/s200/sac1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;1. Kalendula, papatya vb. karışımı – kepeklerden arındırır ve saç köklerini güçlendirir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Kalendula - 2 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Papatya - 2 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Lavanta Çiçeği - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Kekik Otu - yarım yemek kaşığı&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bitkilerin üzerine 1.5 litre kaynar su ekleyin, üzerini kapatıp 20 dakika demlemeye bırakın. Saçlarınızı bu karışımla yıkayın. Bu karışım açık renkli saçlar için uygundur. Saçları kepekten arındırır ve saç köklerini güçlendirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;2. Şerbetçiotu kozalağı, devetabanı vb. karışımı – kepekleri temizler, kan dolaşımını hızlandırır, saç dökülmesini durdurur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Devetabanı yaprakları - 2 kaşık&lt;br /&gt;Meşe kabuğu - 2 kaşık&lt;br /&gt;Şerbetçi otu kozalağı  - 2 kaşık&lt;br /&gt;Nane - 1 kaşık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitkilerin üzerine 2 litre kaynar su ekleyin, üzerini kapatıp 2 saat demlendirin. Saçlarınızı bu karışımla yıkayın ve kurutmadan kendi halinde kurumaya bırakın. Bu karışım için ikinci bir reçete daha var: bitkilerin üzerine 1 litre kaynar su ekleyin, 1 saat demlendirin, soğutup süzün, saçlarınıza ve saç diplerinize pamuk yardımıyla uygulayın, saçlarınızı eşarp veya atkıyla sarın, 15-20 dakika bekletin. Daha sonra kalan karışımı saçlarınızın tamamına yedirin, kurumaya bırakın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;3.  Isırgan otu kökü ve Latin çiçeği meyveleri karışımı – kan dolaşımını hızlandırır ve kepek oluşumunu önler.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Eşit miktarda ısırgan kökü ve latin çiçeği meyvelerini karıştırın, 0.5 litre alkol ekleyin, 1 ay bekletin. 5 günde bir şişeyi çalkalayarak karıştırın. Haftada 2 defa bu karışımı saçlarınıza uygulayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;4.  Isırgan otu – saç derisi kaşıntısına karşı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;250 ml elma sirkesini kaynama derecesine kadar ısıtın (ama kaynatmayın) ve içine bir avuç dolusu ince kıyılmış ısırgan otu yaprağı ekleyin ve soğuyana kadar demlendikten sonra süzün. Saçları kafa derisine masaj yaparak durulayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;5.  Devetabanı, papatya ve sarı kantaron karışımı – haftada 2-3 defa kullanılır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Devetabanı yaprakları  - 2 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Sarı kantaron - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Papatya - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitkileri karıştın, 1 litre sıcak su ekleyin, demlendirin, soğumaya bırakın. Bir pamuk yardımıyla saç derisine uygulayın. Saçlarınızı yıkamadan kurumaya bırakın, bu karışımı haftada en fazla 2-3 kez kullanabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;6. Atkuyruğu ve ısırgan otu kökü karışımı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Tarla at kuyruğu - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Isırgan kökü - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitkilerin üzerine 5 kaşık alkol ekleyin, kapatın, karanlık bir yerde 1 hafta muhafaza edin. Sonra süzgeçten geçirin. Saçlarınızı yıkamadan önce pamuk yardımıyla  maske olarak uygulayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;7. Pıtrak ve devetabanı karışımı. – saçların ipeksi, dolgun olması için kullanılır.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Pıtrak otu - 3 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Devetabanı yaprağı - 2 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Ihlamur çiçeği - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Nane yaprağı ve çiçeği - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitkilerin üzerine 1 litre sıcak su ekleyin, kapağını kapatın, 40 dakika demlendirin, ılık karışımla saçınızı yıkayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;8. Adaçayı, gül vb. karışımı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Adaçayı yaprağı - 2 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Karahindiba yaprağı - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Dul avrat yaprağı - 2 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Gül yaprağı - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Lavanta çiçeği - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitkileri karıştırın, 2.5 litre kaynar su ekleyin, üzerini kapatın, soğuyana kadar bekletin. Karışımla saçlarınızı yıkayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;9. Havuçlu limonlu karışım – mide, böbrek rahatsızlığından dolayı saç sorunu yaşayanlar kullanabilir&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Havuç suyu - 3 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Limon suyu - 6 damla&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karıştırın ve saçları kötü uzayan çocuklarınıza içirin. Havucu bol miktarda kullanın, haşlayın, havuç köfteleri yapın, havuç çayı demleyin. Bunları iç organ rahatsızlığından dolayı saçları sorunlu uzayan kişilerde kullanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;10.  At pıtrağı, eğir ve söğüt reçetesi. – kuru ve yağlı saçlar için uygundur&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;At pıtrağı kökü - 2 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Eğir kökü - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Söğüt kabuğu - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitkilerin üzerine yarım litre ayçiçeği yağı ekleyin, üzerini kapatıp 7 gün karanlık bir yerde saklayın. Daha sonra sıcak buharda 10 dakika tutun, 3 saat daha bekletin. Sonra süzüp kavanoza alın. Saç derisine haftada 2-3 kez uygulayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;11.  Soğan kabuğu, eğir kökü ve hatmi kökü karışımı. – saçlara ipeksi görünüm verir ve kepeklerden arındırır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Kuru soğan kabuğu - 1 adet&lt;br /&gt;Eğir kökü - 2 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Hatmi kökü - 2 yemek kaşığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitkilerin üzerine 300 ml sıcak su ekleyin, 10 dakika buharda bekletin, daha sonra çıkarıp 2 saat dinlenmeye bırakın. Saçlarınızın rengi açıksa, karışımı saç derisine uygulayın. Saç renginiz koyuysa, saçlarınızı yıkadıktan sonra kurutmadan karışımı saçlarınıza uygulayın ve kurumaya bırakın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;12.  Kırmızı biber reçetesi. – kan dolaşımını hızlandırır, saçları canlandırır, ipeksi görünüm verir.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Saçlarınız hızla dökülüyorsa sıradakileri uygulayın: 1 ölçü kırmızı sivri biberin üzerine 8 ölçü alkol ekleyin, 25 gün karanlık bir yerde dinlendirin, 5 günde bir çalkalayarak karıştırın. Süzün. Karışımdan bir miktar alın, üzerine 10 ölçü su ekleyin karıştırın. Pamukla saç derisine uygulayın.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;13.  Kalendula, papatya vb. karışımı. – açık renkli saçlar için&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Solucanotu çiçeği - 1 ölçü&lt;br /&gt;Kalendula (aynı safa) - 1 ölçü&lt;br /&gt;Papatya - 1 ölçü&lt;br /&gt;Alıç çiçeği - 1 ölçü&lt;br /&gt;Pelin otu - 0,5 ölçü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2 yemek kaşığı karışıma 0,5 litre kaynar su ekleyin, 30 dakika kapağını kapatıp demleyin, süzüp saçlarınızı ortaya çıkan çayla yıkayın. Ayda 3-4 kez kullanılabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;14.  Yumurta sarısı ve akı&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Saçları yumurta sarısı ve akıyla yıkayabilirsiniz. Saçlarınızı ılık suyla ıslatın ve saç derinize yumurta karışımını sürün. 5 dakika bekletin. Daha sonra aşağıdaki şekilde hazırlanmış çayla saçınızı yıkayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gül yaprağı - 1 tatlı kaşığı&lt;br /&gt;Nane - 1 tatlı kaşığı&lt;br /&gt;Adaçayı - 1 tatlı kaşığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bitkilerin üzerine 300 ml kaynar su ekleyin ve 5 dk bekletin. Saçlarınızı bu çayla yıkayın. Kurutmayın, kendi haline bırakın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;15.  Saçları güçlendirmek için diğer tarifler ve tavsiyeler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Birkaç kuru soğanı rendeleyin, saçlarınıza maske yapın. 10 dakika bekletin, saçlarınızı yıkayın.&lt;br /&gt;1 yemek kaşığı oğul otu ve bir yemek kaşığı huş ağacı yaprağının üzerine sıcak su ekleyin, 15 dakika bekletin, süzüp saçlarınızı bu suyla yıkayın. Kurutmayın. Saç beslenmesi ve kan dolaşımı hızlanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kış için at pıtrağı kökleri hazırlayın ve karanlık bir yerde saklayın. Bu kökleri hem yağlı, hem de kuru saçlar için kullanabilirsiniz. 10-15 gram at pıtrağı kökünün üzerine 250 ml sıcak su ilave edin, buharda 20 dakika demleyin. Ortaya çıkan çayı saçlarınızı yıkamadan 30 dakika önce saç derisine sürün. Bu işlemi özellikle kışın, vücudun daha az vitamin aldığı dönemde yapmanız olumlu sonuçlanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazın saçlarınızı manolya yapraklarından hazırlanmış çayla yıkayabilirsiniz. 2 adet orta büyüklükteki manolya yaprağını ince kıyın, sıcak su ekleyin, 30-40 dakika kapağını kapatarak demleyin. Ayda 2-3 kez saçınıza uygulayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;At pıtrağı yapraklarını kış için hazırlayın. Bir yemek kaşığı at pıtrağı yaprağına 1 bardak kaynar su ekleyin, 20 dakika kapağı kapalı şekilde dinlendirin. Saç derisine uygulayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;16.  Şerbetçiotu kozalağı, sarı kantaron vb tarifi – yağlı saç derisi ve yağlı seboreik dermatit için.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Şerbetçiotu kozalağı - 2 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Sarı kantaron - 2 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Ihlamur çiçeği - 3 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Üvez yaprağı  - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hepsini karıştırın, 1 litre kaynar su ekleyin, 1 saat kapağını kapatıp üzerine de havlu örterek demleyin. Süzüp pamuk yardımıyla saç derisine sürün. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;17.  Meşe kökü, eğir ve sarı kantaron reçetesi. – yağlı ve kepekli saçlara ve yağlı seboreik dermatite karşı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Sarı kantaron - 2 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Meşe kökü - 2 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Eğir kökü - 3 yemek kaşığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.5 litre sıcak suyu bitkilerin üzerine ekleyin, kapağını kapatıp buharda 10 dakika demleyin. Pamuk yardımıyla saç derisine uygulayın, yıkayın ve kurumaya bırakın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;18.  Civan perçemi, veba otu vb. karışımı – kepeklere karşı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Civan perçemi çiçeği - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Veba otu yaprağı - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;At pıtrağı yaprağı  - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Pıtrak - 3 yemek kaşığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitkilere 2 litre kaynar su ekleyin, kapağını kapatıp 30 dakika demleyin. Sonra ılık karışımla saçınızı yıkayın, kurutmadan kendi haline bırakın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;19.  Meşe kökü, pelin otu vb. reçetesi – kepeklere karşı etkilidir&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Meşe kökü - 2 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Sinirotu yaprağı - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Isırgan otu kökü - 2 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Pelin otu - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitkilere 1.5 litre kaynar su ekleyin, kapağını kapatıp buharda 10 dakika demleyin, 30-40 dakika bekletin, süzün. Saçlarınızı bu çayla yıkayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;20.  Kepeklerin arındırılması ve saç uzaması için reçete.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;Saç derisine pamuk yardımıyla hafifçe masaj yaparak 1 yemek kaşığı kuru soğan suyunu yedirin. 10 dakika sonra saç derisini 1 yemek kaşığı aloe suyuyla silin. Sonra aşağıdaki karışımı hazırlayıp saçlarınızı yıkayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Civan perçemi - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Isırgan otu yaprağı - 2,5 kaşığı&lt;br /&gt;Nane veya melisa - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitkilere kaynar su ekleyin, kapağını kapatıp 10 dakika demleyin. Süzüp saçlarınızı yıkayın. Saçlarınızın güçlenmesi için soğan kabuğu demini de kullanabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;21.  Limon suyu reçetesi. – kelliğe karşı kullanılır&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;3 kaşık limon suyuna 100 gram alkol ekleyin. 7 gün bekletin. Saç derisine pamuk yardımıyla uygulayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;22.  Havuç yaprakları – nane reçetesi. – kuru kepeğe ve kuru seboreik dermatite karşı.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Havuç yaprağı - 3 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Nane - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitkileri 200 ml kaynar suda, kapalı olarak 20 dakika dinlendirin. Süzüp pamuk yardımıyla saç derisine uygulayın. Daha sonra 200 ml daha sıcak su, 1 yemek kaşığı limon suyu ekleyin. Karışımla saçlarınızı ıslatın. Saçları kendi halinde kurumaya bırakın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;23.  At pıtrağı ve ısırgan karışımı. – kuru kepeğe ve kuru seboreik dermatite karşı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;At pıtrağı kökü - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Isırgan kökü - 0,5 yemek kaşığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitkilere aynı ölçüde ayçiçeği yağı ekleyin, 3 hafta karanlık bir yere kapatın. Saç dersine ve saçlara uygulayın. Haftada 1-2 defa kullanın.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;24.  Isırgan ve maydanoz karışımı. – kuru kepeğe ve kuru seboreik dermatite karşı.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Isırgan kökü - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;Maydanoz kökü - 1 yemek kaşığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Köklere 6 kaşık keten yağı ekleyin, 14 gün bekletin, tabağa boşaltıp bir pamuk yardımıyla saç derisine uygulayın. Yağ ılık olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuru seboreik dermatit iyi bir tedavi talep eder. En önemlisi neden oluştuğunu bulmaktır. Kendiniz teşhis koymaktan kaçının, çünkü saç derisi çeşitli hastalıklardan kaşıntıya maruz kalabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;25.  Isırgan otu, yağ ve alkol – kuru seboreik dermatite karşı.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;1 mek kaşığı ısırgan yapraklarına 100 ml kaynar su ekleyin, 15 dakika demleyip süzün. 50 ml alkol, 50 ml bitkisel yağ ve bir yumurta akı ekleyin. Hepsini iyice karıştırın. Saç derisine uygulayın. Kaşıntı ve kepeği saçlarınızdan uzaklaştıracaktır. Saçlarınızı yıkayıp&amp;amp;n  limon suyuyla durulayın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-7832044280522670650?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/sa-dklmesine-kari-bitkisel-zmler.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKWfaa4rVhI/AAAAAAAAAsI/24ofA-ONKEE/s72-c/sac1.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-8051684578439732128</guid><pubDate>Fri, 15 Aug 2008 14:17:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-15T08:21:55.182-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Hastalıklar</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Şeker Hastalığı</category><title>ŞEKER HASTALIĞI (DİABET) SEBEPLERİ</title><description>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Pankreas Bezesinin yorulması&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kandaki şekerin belli seviyede kalması, pankreas bezinin salgıladığı insülin hormonu ile olur. Pankreas bezesini yoran etmenler şunlardır :&lt;br /&gt;- Oburluk&lt;br /&gt;- Şişmanlık&lt;br /&gt;- İhtiyarlık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;strong&gt;Pankreas Bezesinin hastalanması&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;- Pankreas bezesi iltihaplanmış veya kireçlenmiştir.&lt;br /&gt;- Pankreas kanseri&lt;br /&gt;- Pankreasın alınması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Pankreası etkileyen hastalıklar :&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;- Karaciğer ve safra kanalı iltihabı&lt;br /&gt;- Kabakulak&lt;br /&gt;- Frengi&lt;br /&gt;- Verem&lt;br /&gt;- Böbrek iltihabı ve böbrek taşları&lt;br /&gt;- Tifo&lt;br /&gt;- Tifüs&lt;br /&gt;- Kolera&lt;br /&gt;- Dizanteri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Menopoz Dönemi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dönemde kadının hormonal dengesinde değişmeler olur. Çoğu kadınlar bu dönemde şeker hastası olurlar. Dişetlerinde yanma, dişlerde çürüme, ağızda kuruluk, gözde katarakt oluşur. Bu dönemde eksilen kadınlık hormonu şu bitkilerle sağlanarak, şeker hastalığına yakalanma riski azaltılabilir ; Papatya, Ökse otu, Nergis, Adaçayı. Ayrıca, bu dönemde kilo almamaya gayret edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kortizonlu ilaçlar&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Kortizon, böbrek üstü bezlerinin verdiği hormondur ve pek çok hastalığa karşı kullanılmıştır. Ancak şeker hastalığı da dahil birçok yan etkileri vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ruhsal ve bedensel etkenler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yapılan araştırmalar, KORKU, ŞOK, RUHSAL SIKINTI gibi psikolojik etkilerin pankreas salgısını etkileyerek, şekere yol açtığını göstermiştir. Ruhsal bozukluklar şeker hastalığını davet eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;VÜCUTTA YARATTIĞI ETKİLER&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kandaki asit dengesi bozulur&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kandaki aseton miktarı artar. Bu durum, hastada bulantı ve kusmaya neden olur. Hastada su kaybı olur va komaya girer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Çeşitli hastalıklara zemin hazırlar&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;- Ciltte yer yer kızarma, pişme, çıban ve apseler oluşur.&lt;br /&gt;- Diş etleri, dudak iç kısımları enfeksiyona uğrar ve kaşınır.&lt;br /&gt;- Ateş, böbrek gangreni, böbrek ağrısı, sistit, karaciğer ve safrakesesi iltihabı oluşur.&lt;br /&gt;- Akciğer veremi sık görülür.&lt;br /&gt;- Ayrıca, damar sertliği, görme zayıflığı, kalp yetersizliği, beyin fonksiyonlarının yavaşlaması, sinir bozuklukları, diş çürümesi gibi birçok rahatsızlığa da kapı aralar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-8051684578439732128?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/eker-hastalii-diabet-sebepleri.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-417738330759917471</guid><pubDate>Fri, 15 Aug 2008 07:59:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-15T01:18:25.567-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Faydalı bilgiler</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">İlişkiler</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Evlilik</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Çocuk Eğitimi</category><title>Daha İyi Bir Ebeveyn Olmanın Yolları</title><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKU5GFm0EdI/AAAAAAAAAsA/vnNeiLI7xY8/s1600-h/eby1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5234652918635041234" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKU5GFm0EdI/AAAAAAAAAsA/vnNeiLI7xY8/s200/eby1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Daha İyi Ebeveynler Olabilirsiniz&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her çocuk DNA’sıyla, parmak izleriyle, kişiliğiyle, yetişkin olana kadar yaşadıklarıyla benzersizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuğunuzun her yanlışını düzeltemezsiniz, karşısına çıkacak her engeli yok edemeseniz ancak bir ebeveyn olarak onun yaşamını kolaylaştırabilir ve daha sağlıklı olmasını sağlayabilirsiniz. RealAge olarak sizler için hazırladığımız basit önerilere kulak verin, mutlaka işinize yarayacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5234652860602868706" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKU5Cta3Y-I/AAAAAAAAAr4/ZjSf_RpSaJA/s200/eby2.jpg" border="0" /&gt;&lt;strong&gt;1. Sorumluluk almalarını sağlayın&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yapılan araştırmalarda, çocukları evin dışındaki projelere dahil etmenin, onları kendilerine daha güvenli ve daha rekabetçi hale getirdiği belirlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar önemsiz görünen işleri başardıkça, önemli görevleri üstlenebileceklerini ve ebeveynlerinin kendilerine güvendiklerini öğrenirler. Küçük işleri yapmayı hayatın bir parçası olarak algılayan çocuklar, eğitimlerini tamamladıktan sonra, başarılı bir kariyer yapıp iyi insan ilişkileri geliştirebilirler ve gereksiz riskli hareketlerden kaçınırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKU4-1XyCxI/AAAAAAAAArw/w8cY62aYFSY/s1600-h/eby3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5234652794017942290" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKU4-1XyCxI/AAAAAAAAArw/w8cY62aYFSY/s200/eby3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;2.Onları güldürün&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat çocuklar için zorlayıcı ve stresli olabilir, gülmek onların bununla baş edebilmelerini sağlar. Evinizdeki ortamı eğlenceli bir hale getirin ve çocuklarınıza hayattaki olayların komik taraflarını gösterin. Bu sayede onların yaşamın stresiyle baş edebilmelerine yardımcı olmuş olursunuz. Gülmek çocukların uzun yıllar kullanabileceği bir ilaçtır. RealAge Önerisi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi bir mizah anlayışı geliştirmek, çocukların uzun yıllar gülümsemelerini ve sağlıklı kalmalarını sağlar. Ayrıca gülmek yetişkinlerin Gerçek Yaşını 8 yıla kadar gençleştirebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKU4732N-lI/AAAAAAAAAro/uGvwFBhzii4/s1600-h/eby4.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5234652743142865490" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKU4732N-lI/AAAAAAAAAro/uGvwFBhzii4/s200/eby4.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;3.Sorular sorun&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların iletişim becerilerini gelişmesinde ebeveynlerin önemli rolleri vardır. Bu yüzden çocuklara birçok soru sorup onları ilgi, dikkat ve sabırla onları dinlemek önemlidir. Çocukların kendilerini ifade edebilmeleri yetişkinlere göre daha zordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlara evet ya da hayır cevabı verebilecekleri soruları değil, açıklama ve tarif gerektiren soruları sorun. Atladıkları detayları açıklamalarını isteyin. Böylece çocuklarınızın ne düşündüğü, ne hissettiği ve ne yaptıkları hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz ve onların güvende ve sağlıklı olabilmeleri için ne yapmanız gerektiğini öğrenebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKU4u9D06YI/AAAAAAAAArg/q-iiPwYhEYE/s1600-h/eby5.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5234652521203820930" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKU4u9D06YI/AAAAAAAAArg/q-iiPwYhEYE/s200/eby5.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;4.Örnek olun&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar, özellikle sizi, gözlemleyerek ve taklit ederek öğrenir. Yaptığız her hareketle çocuğunuza örnek olmaya çalışın. Yapılan araştırmalarda sağlıklı yaşam tarzı olan kişilerin sağlıklı çocuklar yetiştirdikleri ve bu çocukların da ileride sağlıklı yetişkinler oldukları belirlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKU4rv98LtI/AAAAAAAAArY/AmGvteK85JU/s1600-h/eby6.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5234652466149863122" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKU4rv98LtI/AAAAAAAAArY/AmGvteK85JU/s200/eby6.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;5.Sağlıkla ilgili bilgiler verin&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklar vücutlarının fonksiyonlarını merak ederler. Çocuğunuza vücudunun nasıl çalıştığını, sağlıklı olabilmesi için nelere dikkat etmesi gerektiğini öğretin. Sağlığına dikkat etmesinin kısa ve uzun vadeli faydalarını ona anlatın. Bu bilgileri vermeniz sayesinde çocuğunuz yapacağı hareketlerin vücudu üzerindeki etkilerini daha kolay değerlendirilebilir. RealAge Etkisi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlıkla ilgili konularda çocuklarınızı insiyatif sahibi yapmanız, onları olumlu etkiler. Eğer sağlıkla ilgili olumlu alışkanlıklarını yetişkin olduklarında da sürdürürlerse 50 yaşına geldiklerinde 35-40 yaşlarında görünürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKU4m15KtxI/AAAAAAAAArQ/dZ5ZWmCf0KM/s1600-h/eby7.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5234652381841110802" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKU4m15KtxI/AAAAAAAAArQ/dZ5ZWmCf0KM/s200/eby7.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;6. Onlara mutlu bir aile ortamı sağlayın&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aile ilişkileri, bir çocuğun yaşamındaki etkileşimleri etkiler. Ebeveynleri, dedeleri, nineleri, kardeşleri, akrabaları, diğer çocuklar ve yetişkinlikler ile yakın ilişki içinde olan çocuklar, başkalarıyla iletişim kurarken kendilerine daha fazla güvenir ve daha az stres yaşar.  RealAge Önerisi: &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aileleri ve arkadaşlarıyla yakın ilişkileri olan çocukların duygusal sorunları daha az olur. Ayrıca yetişkin olduklarında sosyal ilişkiler kurmaları normalden 4 yaş daha genç görünmelerini sağlar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKU4ZOQHt-I/AAAAAAAAArI/5Tb2kmDaQZ0/s1600-h/eby8.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5234652147861665762" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKU4ZOQHt-I/AAAAAAAAArI/5Tb2kmDaQZ0/s200/eby8.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;7.Sporu sevdirin&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenli olarak fiziksel aktiviteler yapmak çocukların vücut ve beyinlerini geliştirir ve güçlendirir. Kilo almayı, kalp hastalığı, kanser ve felç gibi tehlikeli hastalıkları engellemenin en iyi yoludur. Çocuğunuzu kan dolaşımını arttıran oyun ve aktivitelere katılması için teşvik edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlarla saklambaç, futbol ve benzeri oyunları oynayabilirsiniz. Engebeli yeşil alanlarda onlarla birlikte kısa yürüyüşlere çıkabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKU4VUfnCJI/AAAAAAAAArA/oCMD9qdGGhs/s1600-h/eby9.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5234652080817768594" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKU4VUfnCJI/AAAAAAAAArA/oCMD9qdGGhs/s200/eby9.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;8.Gerektiğinde nazikçe uyarın&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların kurallar, limitler ve uygun davranışlarla ilgili olarak nazikçe uyarılmaları gerekir. Çocuklar için sağlıklı alışkanlıklar geliştirmek ve bu alışkanlıklarını sürdürmelerini sağlamak onların ölçülü davranmalarını, muhakeme yeteneklerini geliştirmelerini, tutarlı olmalarını ve kendilerini disipline etmelerini sağlar. Zamanla verdiğiniz destekler sayesinde çocuğunuz kişisel kontrollerini ve düzenlerini geliştirip kendi limitlerini öğrenir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;RealAge önerisi: Küçükken aktif bir yaşam tarzını uygulamaya alıştırılmış çocuklar yetişkin olduklarında da bu alışkanlıklarını sürdürürler. Aerobik egzersizleri güç ve esneklik egzersizleriyle desteklerseniz 35 yaşınıza geldiğinizde 27 yaşında görünürsünüz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKU4SK7fRlI/AAAAAAAAAq4/Aqb89jXhn94/s1600-h/eby10.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5234652026710738514" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKU4SK7fRlI/AAAAAAAAAq4/Aqb89jXhn94/s200/eby10.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;9. Eğitin&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuklara verilen eğitim, kendilerini tanımalarını sağlar ve onlara, birey olarak hayattaki rollerinin, insan ilişkilerinin, sorumluluklarının nasıl olması gerektiğini öğretir. Aile programınızı hazırlarken çocuğunuzun görüşünü de alın. Yemek, ev ödevi, temizlik, dinlenme ve yatma zamanını belirlerken çocuğunuzun da fikrini söylemesine izin verin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKU4OMttJXI/AAAAAAAAAqw/OsAV2Gl96tM/s1600-h/eby11.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5234651958470321522" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKU4OMttJXI/AAAAAAAAAqw/OsAV2Gl96tM/s200/eby11.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Realage olarak sizler için hazırlayıp sunduğumuz bu 9 yöntem basit gibi görünebilir ancak uygulamaları ihmal etmemelisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan araştırmalar bu yöntemlerin birlikte uygulanması durumunda çocukların hem zihinsel hem de fiziksel hem de ruhsal olarak sağlıklı bir şekilde büyüyebileceklerini ortaya koymuştur. RealAge rehberiniz sayesinde çocuğunuzu her zamankinden daha iyi, daha sağlıklı ve daha mutlu yetiştirebilirsiniz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kaynak : &lt;a href="http://www.realage.com.tr/"&gt;http://www.realage.com.tr&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-417738330759917471?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/daha-iyi-bir-ebeveyn-olmann-yollar.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKU5GFm0EdI/AAAAAAAAAsA/vnNeiLI7xY8/s72-c/eby1.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-8454433686957154514</guid><pubDate>Fri, 15 Aug 2008 07:53:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-15T00:57:14.155-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Beslenme</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Faydalı bilgiler</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Diyet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Zayıflama</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kilo Alma</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Vitaminler</category><title>Yumurta Aklandı</title><description>Kahvaltı yapmayı sevenler için güzel haberlerimiz var; yumurta yiyerek kilo verebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yumurtanın sağlıklı bir yiyecek olduğu ve Nurses' Health Study’nin kapsamlı bir araştırmasına göre kalp krizi ve felç riskini arttırmadığı zaten ortaya konmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık kahvaltıda aynı kaloriye sahip bir simidi yemek yerine, bir yumurtayı çırpıp yağda pişirerek, haşlayarak veya kaynamış suyun içine kırıp pişirerek yiyebilirsiniz. Böylece, faydasız gıdalardan uzak durmuş olursunuz ve en azından 24 saat boyunca daha az kalori almış olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötü kolesterolü arttırdığını düşündüğünüz için yıllardır yumurtadan uzak durmuş olabilirsiniz. Ancak yumurta besin ve protein açısından her zaman zengin bir yiyecek olmuştur. Yumurta yiyerek kendinizi daha uzun süre tok hissedebilirsiniz.. Yapılan bir başka çalışmada; güne bir yumurta yiyerek başlayanların ertesi günkü öğle yemeğine kadar aldıkları kalorinin, yumurta yiyerek güne başlamayanların aldıkları kaloriye göre daha az olduğu ortaya konmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yumurta gerçekten faydalı bir gıdadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;RealaAge Önerisi:&lt;br /&gt;Kilonuzu ve vücut kitle endeksinizi ideal seviyede tutmanız GerçekYaş'ınızı 6 seneye kadar gençleştirebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak : &lt;a href="http://www.realage.com.tr/"&gt;http://www.realage.com.tr/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-8454433686957154514?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/yumurta-akland.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-2894625760835428730</guid><pubDate>Fri, 15 Aug 2008 07:48:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-15T00:50:53.184-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Hastalıklar</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kadın Hastalıkları</category><title>VARİS NEDİR?</title><description>Normalde atar damarlar tarafından hücrelere kadar taşınan oksijenli kan, kullanıldıktan sonra ven adı verilen toplar damarlar tarafından kalbe taşınır. Her organın kendine ait, kirli kanı taşıyan bir toplar damarı bulunur. Hepsinde olmasa da genelde bu damarlarda kanı kalbe doğru yönlendiren ve geri kaçmasını engelleyen kapakları var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücudun tüm yükünü taşıyan bacaklardır. Kanın yerçekimine karşı ayak parmaklarından başlayarak yukarı doğru kalbe geri dönmesi, bir nehirin tersine akması kadar zor. Atardamarlarda kanı pompalayan kalptir. Bu görevi bacaklarda kas pompası adını verdiğimiz baldır adeleleri üstlenir. Özellikle dizaltındaki baldır adeleleri yürürken kasılarak kirli kanın büyük kısmını taşıyan kaslar arasındaki iç toplar damarları sıkıştırarak kanın kalbe doğru ilerlemesini sağlarken, kapaklarda kanın geri kaçmasını engeller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıpta kronik venöz yetmezlik adı verilen varisler (özellikle bacaklarda) bu mekanizmanın bozulması sonucunda toplar damarların belirginleşerek, genişlemesi ve kıvrımlaşmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Varisler tedavi edilmezse başka sorunlara yol açar mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varis tedavi edilmezse ciltte çeşitli ödemlere sebep olabilir. İlerleyen varis kan dolaşımında da önemli problemlere yol açabilir. Bu yüzden varislerin ilerlemesine engel olmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;GÖRÜLME SIKLIĞI NEDİR?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de bu konuda bir rakam yok. ABD’de varis sıklığı yüzde 27 olarak bildiriliyor. Sadece varis yaralarının tedavisi için bu yılda 1 milyar dolar dolayında para harcanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;AİLESEL YATKINLIKTAN SÖZETMEK MÜMKÜN MÜ?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Ailesel yatkınlık varisin en önemli nedeni. Ayakta fazla kalmanın yanında hareketsiz uzun süreli oturmayı gerektiren işler de varise neden olabilir. Bunun yanında şişmanlık ve yaşlılık da risk faktörleri arasındadır. Hamilelik sırasında aşırı kilo alımı ve hormonal değişiklikler de varisin oluşmasında etkilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;KADINLARDA DAHA SIK GÖRÜLMESİNİN DENENİ NEDİR?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kadınlarda daha sık rastlanmasının nedeni hormonal etkenlerin yanında, gebelikler ve uzun süre kullanılan doğum kontrol ilaçlarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;VARİS SORUNU İÇİN NELER YAPMALI?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Uzun süre ayakta durmayı ya da oturmayı gerektiren işlerde çalışan kişilerin (özellikle kadınların), fırsat buldukları her an ayaklarını yukarı kaldırarak dolaşımlarını rahatlatmaları önerilir. Bunu yapamadıkları zamanlarda ise ayaklarını ileri-geri hareket ettirerek baldır kaslarını çalıştırmaları gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle yürüyüş ve yüzme gibi sporlar varislerin gelişimini önlemede önemli bir role sahiptir.&lt;br /&gt;Her fırsatta bacaklarınızı kalp seviyesinin üzerinde olacak şekilde uzatıp dinlenmeye gayret edin. Mümkün olduğunca hareketli bir yaşam tarzını benimseyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;KAÇINMALARI GEREKEN DAVRANIŞLAR?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Varisten korunmak için uzun süre hareketsiz oturmaktan ve ayakta kalmaktan kaçınmak, düzenli olarak egzersiz yapmak, kilo almamaya dikkat etmek ve sigara, alkol tüketimini azaltmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok sıcak suyla banyo yapmak da varislerin ilerlemesini hızlandırır. Bu nedenle kaplıca, sauna gibi sıcak ortamlardan uzak durmak büyük önem taşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dar pantolonlar da zararlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baldır kaslarını çalıştırdığı için yüzmek iyi gelir. Ancak sabah ve akşam saatleri tercih edilmeli, sıcak kum ve güneşten uzak durulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her akşam yatmadan önce bacaklara soğuk suyla yapılan duş masajı ve sırtüstü yatar vaziyette bisiklet çevirme egzersizi ertesi gün için rahatlık sağlar. Ayrıca yatağın ayak kısmını mümkünse yüksektmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TEDAVİ NASIL YAPILIR?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Varis tedavisinde yıllardır uygulanan varis çorapları güncelliğini hala yitirmedi. Ailesinde varis bulunan ya da yukarıda belirtilen risk faktörlerini taşıyan kişilerin en azından koruyucu düzeyde, düşük basınçlı varis çorabını günlük yaşamlarında kullanmaları tavsiye edilir. (Sabah yataktan kalkmadan, ayaklar yukarı kaldırılarak dinlendirilmeli ve bu konumdayken çoraplar giyilmeli. Ancak yatarken çıkarılmalı.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varis tedavisinde çok değişik yöntemler var. Artık yara oluşmuş olgularda tedavi çok komplekstir. Hangi yöntem uygulanırsa uygulansın, yeniden varis oluşumu özellikle ailesel yatkınlık olan hastalarda sözkonusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda lazer yöntemi ile varis tedavisinde büyük gelişmeler kaydediliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-2894625760835428730?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/varis-nedir.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3043556756780312916.post-7410249892471560792</guid><pubDate>Fri, 15 Aug 2008 07:44:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-08-15T00:47:54.062-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Sağlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">İlişkiler</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Cinsellik</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Seks</category><title>Kadınların seks soruları</title><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKUz6sfosQI/AAAAAAAAAqo/YcKjgSkgGHk/s1600-h/kss.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5234647225357349122" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKUz6sfosQI/AAAAAAAAAqo/YcKjgSkgGHk/s400/kss.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;Kadınların, seks hakkında rahatça konuşamadığı ve en çok merak ettiği sorulara uzmanlar cevap verdi...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konu seks olduğu zaman en çok kiminle konuşmak sizi rahatlatıyor? Arkadaşlarınız mı, aileniz mi, psikoloğunuz mu yoksa jinekoloğunuz mu? Yapılan bir araştırmaya göre kadınların yüzde 70'i seks ve vajinal bölge sorunları hakkında tüm merak ettiklerini sadece jinekologlarıyla paylaşıyorlar. Hal böyle olunca da günümüzde birçok doktor seks hakkında daha fazla bilgiye sahip olmak için bu konuda eğitim almaya başladı. Zira akıl almaz sorularla karşılaştıkları bir gerçek. Eğer onlara dahi sormaya cesaret edemediğiniz sorular varsa; ülkemizin önde gelen seks uzmanları en çok sorulan on soruyu cevapladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1. Seks hakkında aslında neler düşünüyorum?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;21. Yüzyılda kadınlar birçok konuda erkekler ile eşit seviyede... Özellikle istedikleri gibi bir hayat kurmak ve sürdürmek söz konusu olduğunda! Kariyer yapmak, kişisel banka hesabı açtırmak, oy vermek, hatta seks hayatında ne istediğine karar vermek de buna dâhil. Ancak seksin ulu orta konuşulmaması gerektiğini düşünen bir ailede yetişenler, doğru karar vermekte güçlük çekebiliyorlar. Zira seksin çekinilecek bir konu olduğu düşüncesi, yetişkinlikte dahi bilinçaltında kalmaya devam ediyor. Bu yüzden de ne yazık ki, yatak odasında sorunlar yaşanabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer daha mutlu bir cinsel hayata sahip olmak istiyorsanız, öncelikle size bu konuda tekrarlanan tabuları listeleyin ardından da pozitif yanlarını sıralayın. Böylece; 'Sadece kötü kadmlar seksten zevk alır' cümlesini, 'Her kadın seksten zevk alma hakkına sahiptir' ile değiştirebilirsiniz. Yine de yatağa girdiğinizde bu düşünceler yine sizi etkisi altına almaya devam ediyorsa, hemen seksten ne kadar zevk alabileceğinizi düşünün. Bu sizin en büyük kişisel haklarınızdan biridir çünkü...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2. Sevgilimin vücudunu tanıdığım kadar kendi vücudumu tanıyor muyum?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kadınlar çoğunlukla jinekologlarına, sevgililerinin klitorislerini bulamadıklarını dile getiriyorlar. Nedense erkeklerin her zaman söz konusu bölgemizi iyi tanıması gerektiğini düşünürüz. Labium'un yani cinsel bölgenizin dudakları arasında kalan bölgede yer alan bezelye tanesi büyüklüğünde olan dokunuz aslında buzdağının doruk noktası. Klitorisinizin tamamı leğen kemiğinizin iç kısmında bir yelpaze gibi yayılmakta. Bu konuda çok az bilgiye sahip olan kadınlara günümüzde bazı jinekologlar klitoris bulma ve tanıma dersi dahi veriyor. Temel dayanak noktası ise o küçük bezelye taneciğine tüm suçu yüklememek... Zira klitorisinizin birden çok siniri olduğu için farklı bölgelere temasla da orgazm olmanız mümkün. Labim ya da vajinanın kenarı da bu bölgeler arasında yer alıyor. Hatta bu sinirler size daha güçlü bir orgazm yaşatabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3. En kısa yoldan nasıl orgazm olunur?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;En çok hangi bölgenize dokunulmasından hoşlanıyorsunuz? Sizi zirveye çıkaran özel bir fantezi var mı? Bu iki sorunun cevabını biliyorsanız, orgazm olmanın en kısa yolunu da keşfetmişsiniz demektir. Eğer bilmiyorsanız, öğrenmeniz o kadar da zor değil! Kendi üzerinizde yapacağınız birkaç test, kısa sürede keşfetmenize yardımcı olacaktır. Örneğin bazı kadınlar mastürbasyon yaparak üçlü bir ilişkiyi hayal ettiğinde daha kuvvetli orgazm olduklarını dile getirirken; bazıları da kann üstü yattığı zamanlarda kendine dokunduğunda orgazm olma süreçlerinin hızlandığını dile getiriyorlar. Ancak tüm bunlar her kadında farklı yaşanıyor. Keşfetmek ise size kalıyor... Bir gün sizi en hızlı orgazma götüren noktanızı keşfederseniz, bunu sevgilinizle paylaşmaktan çekinmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4. Seks sırasında hakimiyeti bazen ona mı vermeliyim?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kesinlikle! Oysa günümüzde birçok kadın erkeğin tatmin olmasının daha önemli olduğunu düşünüp, kendi isteklerini göz ardı ediyor. Evet, kadınlar bir hareketi yaparken o ana konsantre olmaları gerekirken; 'Onu tatmin etmek için daha sonra hangi hareketi yapmalıyım?' diye sorarlar kendilerine. Siz tüm hakimiyeti üstünüze aldığınız zaman sevgiliniz nasıl zevk alıyorsa; ara sıra da olsa sizin de onun kadar zevk almanız şart. Cinsel ilişki sadece tek tarafı tatmin ediyorsa, orada duygular hiçe sayılıyor demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;5. Cinsel ilişkiye girmek için vücudumla barışık olmam şart mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücudunuz hakkındaki düşünceleriniz, siz ne kadar engel olmaya çalışsanız da ne yazık ki cinsel ilişkinizi derinden etkiliyor. Bu sorun genellikle hamilelikten sonra meydana geliyor. Çocuğunu doğurduktan sonra kalçaların genişlemesinden, göğüslerinin iki beden birden büyümesinden memnun olmayan kadınlar, eşlerinin onları bu şekilde görmesinden rahatsız&lt;br /&gt;Oluyor. Hatta bazıları kendilerine dokunulmasını dahi istemiyor. 'Bu düşüncenin modası çoktan geçti' diye düşünseniz de, günümüzde birçok kadın tarafından yaşanmakta... Uzmanlar seks hayatınızın eskisi kadar iyi olması için bir günlük tutmanızı ve bu deftere her gün vücudunuzla ilgili olumlu bir not düşmenizi öneriyorlar. Göreceksiniz ki bir ay sonra vücudunuzu sevmeye ve başkaları tarafından aslında ne kadar çekici bir hal aldığını fark etmye başlayacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;6. Dokunulmasını istediğim beş bölgemi sıralayabilir miyim?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi bir seks hayatı için her kadının iç çamaşırlarıyla saklanmayan zevk verici bölgelerini keşfetmesi gerekiyor. Bu bölgeler her kadın için farklı. Jinekologlar hastalarının bazılarının sadece göğüs uçlarına, dizlerinin arka kısmına ve kulaklarına dokunulmasıyla orgazm olduğunu dile getiriyorlar. Zevk verici bölgelerinizi keşfetmeniz için illa ki bir erkeğe ihtiyacınız yok. Bunu bir adet tüy, vibratör ya da kendi elinizle keşfedebilirsiniz. Eğer beş bölge sayabiliyorsanız bunu kesinlikle sevgilinizle paylaşmalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;7. Seks yapmak için her zaman geçerli bir nedenim olması gerekiyor mu?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde birçok kadın cinsel ilişkiden sonra kendini yalnız hissettiği için bunalıma giriyor. İşte bu nedenle de; 'Seks yapmak için her zaman geçerli bir nedenim olması gerekiyor mu?' sorusu soruluyor sık sık. Oysa sevdiğiniz kişi ile yaptığınız kötü seks ile kendinizi kötü hissettiren seks birbirinden çok farklı! İkinci şık ise genellikle sizi yatağa götüren nedenler olduğunda meydana geliyor. Gelecekte daha sağlıklı bir cinsel hayata sahip olmak için kendinize beş dakika ayırıp, en son yaşadığınız ilişkiyi düşünün. Özellikle de sevişmek istemenizi sağlayan nedenleri... Geçerli nedenler arasında ona bağlanmak, büyük bir kavgadan sonra barışmak, kutlama yapmak, bebek sahibi olmayı istemek ve sadece onunla birlikte olmayı istemeyi sayarken; olumsuz nedenler arasında onun eve gitmesini engellemek, kavgayı sonlandırmak, sizi sevmesini sağlamak ve eğer birlikte olmazsanız sizi terk edeceği korkusunu sayabiliriz. Eğer doğru nedenlerden dolayı cinsel ilişkiye girerseniz, daha fazla zevk alırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;8. Vajinusmus yaşıyor olabilir miyim?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Jinekologlar; hastalarının yüzde 60'ın vajinalarının büyüklüğünün, kokusunun, tadının normal olmadığından endişelendiklerini dile getiriyorlar. Bazıları boşuna kuruntu yaparken, bazıları da gerçekten sorun yaşayabiliyor. Eğer kronik bir iltihaplanma ile savaşıyorsanız ya da iç çamaşırı giydiğiniz zaman söz konusu bölgenizde acıma meydana geliyorsa, bu kuruntularınızda haklısınız demektir. Bu durum sizi vajinusmus yaşamaya itebilir. Ancak bunlardan hiçbiri meydana gelmiyorsa, kuruntularınızı yine kendi içinizde çözümlemelisiniz. Uzmanlar eskiden genellikle bu gibi durumlarda elinize bir ayna alarak, bu bölgenizi incelemenizi önerirdi. Bu günümüzde de geçerli! Her ne kadar sevgiliniz sizin vajinal bölgenizin muhteşem olduğunu söylese de, sizin bu bölgeyi daha yakından tanımanız gerekiyor. Brezilya usulü ağda yaptırmaktan, güzel dantel bir iç çamaşırı satın almaktan da kaçınmamalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;9. Seksten sonra yüzüm nasıl gözüküyor?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Genellikle sadece beynimize değil vücudumuza da seksin iyi gelip gelmediğini sorgulamalıyız. Bunun için de seks bittikten sonra kalkıp aynada yüzünüze bakmayı deneyin. Karşınızdaki ifade ürkek mi, mesafeli mi yoksa mutlu mu? Çünkü bazen seks çok tatmin edici olsa da, gece saat ikide gördüğümüz ifade korkutucu olabiliyor. Böyle zamanlarda hemen yatağa yatıp uyumayı deneyin. Sabah dinç kafayla görünümünüzü değerlendirin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;10. Ona karşı yüzde yüz dürüst müyüm?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgilinizle konuşmak size zor gelebilir. Böyle durumlarda oldukça fazla ve öz konuşmayı deneyebilirsiniz. Yalnız ona kızmak ve aşağılayıcı konuşmak yerine nelerin sizi tatmin ettiğini dile getirip, ondan bunları yapmayı denemesini rica edin. Nasıl yemeğe gittiğinizde canınız salatadan çok kızarmış patates istiyorsa ve bunu rahatlıkla dile getirebiliyorsanız, seks taleplerinizi de anlatın. Dürüst olursanız o bunları gerçekleştirmeyi bir görev bilecektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3043556756780312916-7410249892471560792?l=kemalince.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://kemalince.blogspot.com/2008/08/kadnlarn-seks-sorular.html</link><author>noreply@blogger.com (Kemal İNCE)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_ogCPPLLlfrk/SKUz6sfosQI/AAAAAAAAAqo/YcKjgSkgGHk/s72-c/kss.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total></item></channel></rss>

