<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:creativeCommons="http://backend.userland.com/creativeCommonsRssModule" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0">

<channel>
	<title>Kimse Beni Okumuyor</title>
	
	<link>http://kimsebeniokumuyor.com</link>
	<description>Yavuz Ege Özcan'ın kişisel blogu. Denemeler, bağlantılar, günlük ve hatta inceleme yazıları.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 21 Feb 2010 00:11:12 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/KimseBeniOkumuyor" /><feedburner:info uri="kimsebeniokumuyor" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><creativeCommons:license>http://creativecommons.org/licenses/by-nc-nd/3.0/</creativeCommons:license><feedburner:emailServiceId>KimseBeniOkumuyor</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname>http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><item>
		<title>Gen Havuzu Dedikleri, Kapalı Havuz Mudur?</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/KimseBeniOkumuyor/~3/bNO3jHGzODI/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2010/02/gen-havuzu-dedikleri-kapali-havuz-mudur/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Feb 2010 00:11:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[geyik]]></category>
		<category><![CDATA[olan biten]]></category>
		<category><![CDATA[algı]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[backnang]]></category>
		<category><![CDATA[bunalım]]></category>
		<category><![CDATA[can sıkıntısı]]></category>
		<category><![CDATA[dizi]]></category>
		<category><![CDATA[fringe]]></category>
		<category><![CDATA[klişe]]></category>
		<category><![CDATA[sınır bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Stuttgart]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/2010/02/gen-havuzu-dedikleri-kapali-havuz-mudur/</guid>
		<description><![CDATA[ Bir klişe vardır hani; en kendini aşmış profesyonel köşe yazarından tutun, nette kendine karalayacak köşe bulmuş da eğlenen vatandaşa kadar, kelimeleri dizmekle zaman harcayan herkesin başvurduğu tek yöntem… Tıkanınca, neden yazamadığından bahsetmek. Bahsedivermek mi deseydim yoksa? Bir yerinden tutup aşağılamam da lazım ki, iyice klişe koksun. Bir paragraf daha ziyan oldu böylece.
Ne muhteşem ki, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kimsebeniokumuyor.com/wp-content/uploads/2010/02/fringe3.jpg"><img style="border-bottom: 0px; border-left: 0px; margin: 0px 15px 0px 0px; display: inline; border-top: 0px; border-right: 0px" title="fringe3" border="0" alt="fringe3" align="left" src="http://kimsebeniokumuyor.com/wp-content/uploads/2010/02/fringe3_thumb.jpg" width="166" height="244" /></a> Bir klişe vardır hani; en kendini aşmış profesyonel köşe yazarından tutun, nette kendine karalayacak köşe bulmuş da eğlenen vatandaşa kadar, kelimeleri dizmekle zaman harcayan herkesin başvurduğu tek yöntem… Tıkanınca, neden yazamadığından bahsetmek. Bahsedivermek mi deseydim yoksa? Bir yerinden tutup aşağılamam da lazım ki, iyice klişe koksun. Bir paragraf daha ziyan oldu böylece.</p>
<p>Ne muhteşem ki, blogunuzun adı “Kimse Beni Okumuyor” olunca, dilediğiniz kadar paragraf ziyan edebiliyorsunuz. Tam da benim gibi, sıkıcı bir şehirde (Backnang), çok eğlenceli -ama sadece kendine göre eğlenceli- bir iş yapıp, bunun dışında yapabileceği en çılgın aktivitesi kırk iki kilometre uzağa, Stuttgart’a alışverişe gitmek olan birine göre bir isim yani. Yazacak bir şey yok! Gerçi ben blogun adını buraya gelmeden önce koymuştum. Belki de geleceği okuyabiliyorumdur… (Cümlenin sonuna az kalsın “falan” koyuyordum). Bir sınırbilimdir gidiyor.</p>
<p>Bu gelecek okuma, paralel evren, genetik mutasyon ve hatta zaman yolculuğu olaylarını da Fringe diye bir diziyle tanıdım. Sokakta yürürken kendime eğlence aramaya başlamıştım geçen, paralel bir evrende karşıdan gelenin katili olabileceğimi falan düşündüm bir anda (eğlence anlayışımın içine edildi burada, anlayacağınız) ve artık nasıl baktıysam, yön değiştirdi eleman. Deliriyor muyum acaba? (Bu soruyu yaklaşık dört sene önce sorduğumda bir kulak misafiri, “bunu sorman delirmediğine en büyük kanıttır” demişti. O günden beri deli gibi sorar dururum). Her ne kadar ikinci sezonunda biraz sıkıcı olup, biraz da delirtse bile, Fringe’i izlemeye devam edeceğim kesin. Alternatif evrenlerin birinde Ferrari kullanmış mıyımdır acaba? O değil de, umarım Paris Hilton’la çıkmamışımdır… Alternatif evren diyince de “en yakın arkadaşım underground takılsa” temalı espri yapmamam da zor. Affet beni Evren (Buraya yazmadım ama yapıp güldüm o espriyi, neyse ki zaten yazının başlığı yetmiştir size).</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=bNO3jHGzODI:D2gJzwfp6rs:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=bNO3jHGzODI:D2gJzwfp6rs:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=bNO3jHGzODI:D2gJzwfp6rs:7Q72WNTAKBA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=7Q72WNTAKBA" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/KimseBeniOkumuyor/~4/bNO3jHGzODI" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2010/02/gen-havuzu-dedikleri-kapali-havuz-mudur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://kimsebeniokumuyor.com/2010/02/gen-havuzu-dedikleri-kapali-havuz-mudur/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Doğal Gaz</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/KimseBeniOkumuyor/~3/IjSZ6B-HTqs/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/12/dogal-gaz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Dec 2009 23:18:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[endişe]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<category><![CDATA[gaza getirmek]]></category>
		<category><![CDATA[greenpeace]]></category>
		<category><![CDATA[hayal kırıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[hayır kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[nuclear]]></category>
		<category><![CDATA[nükleer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/?p=286</guid>
		<description><![CDATA[Greenpeace’in “nükleer” adlı kampanyasını duymayan kalmamıştır herhalde. Kısaca; Türkiye’de nükleer santral yapılmasına karşı çıkan ve ancak karanlıkta yaşamamız veya enerjiyi ithal etmemiz çözümlerini sunabilen (bknz. TAGDEM, Enerji Devrimi Taslağı, sayfa 12) bir kampanya. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan yeşilcileri (daha doğrusu, sermayesiz olanlarını) kandırıp, sonunu bilmedikleri eylemleri yapmaya yönelten bir kurumun, komik ama gerçek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img style="border-right-width: 0px; margin: 0px 0px 5px 10px; display: inline; border-top-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px" title="1516321778_8f1ba4e277" border="0" alt="1516321778_8f1ba4e277" align="right" src="http://kimsebeniokumuyor.com/wp-content/uploads/2009/12/1516321778_8f1ba4e277_thumb.jpg" width="164" height="244" />Greenpeace’in “<a href="http://nukleer.greenpeace.org/" target="_blank">nükleer</a>” adlı kampanyasını duymayan kalmamıştır herhalde. Kısaca; Türkiye’de nükleer santral yapılmasına karşı çıkan ve <a title="Enerji [D]evrimi - Greenpeace.org" href="http://www.greenpeace.org/turkey/press/reports/enerji-d-evrimi" target="_blank">ancak karanlıkta yaşamamız veya enerjiyi ithal etmemiz çözümlerini sunabilen</a> (bknz. TAGDEM, Enerji Devrimi Taslağı, sayfa 12) bir kampanya. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan yeşilcileri (daha doğrusu, sermayesiz olanlarını) kandırıp, sonunu bilmedikleri eylemleri yapmaya yönelten bir kurumun, komik ama gerçek bir kampanyası. Ben komplo teorilerini sevmem, hatta seveni de sevmem ama görülmesi gereken bir gerçek var ki, tıpkı bu garip memlekette (bkz. Almanya) her sene herkesin alınterinin <a title="Kilise vergisi - Wikipedia" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Church_tax" target="_blank">yüzde sekizine el koyan</a> ve karşılığında yüksek tavanlı düğün vaat eden kilise gibi, Greenpeace de bir tür şirkettir ve işin garibi, <a title="Développement durable : le concept dévoyé qui ne doit plus durer! - AGORAVox" href="http://translate.google.com/translate?hl=en&amp;sl=fr&amp;tl=en&amp;u=http%3A%2F%2Fwww.agoravox.fr%2Factualites%2Fenvironnement%2Farticle%2Fdeveloppement-durable-le-concept-65585" target="_blank">gayet de kar amaçlıdır</a>. Üstelik, yıllık karları senelik bir milyon altı yüz doksan bin euro’dan (tam olarak 1,688,888€), bir milyon beş yüz bin’e (1,497,688€) <a title="Greenpeace Yıllık Raporu ve Finansal Bildirimleri - Greenpeace.org" href="http://www.greenpeace.org/mediterranean/assets/binaries/annual-report-2008.pdf" target="_blank">düşünce</a> de eli ayağı tutuşmuş bir şirkettir. Yaptığı sadece “politik karar mekanizmasını etkilemeye çalışmak” olan bu kurumun, “hayır kurumu” adı altında faaliyet göstermesine karşı yazılmış çok güzel bir argümanı da Thomas Deichmann <a title="&quot;Just how ‘charitable’ is Greenpeace?&quot; - Thomas Deichmann" href="http://www.spiked-online.com/index.php/site/article/2843/" target="_blank">buradaki</a> yazısında şöyle dile getirmiştir:</p>
<blockquote><p>Hayır kurumunun bir faaliyetini tanımlamak için, mesela çevresel korumanın gereksinimlerini “halk üzerindeki politik etkide” aramayı değil, doğrudan bazı sonuçları hedefleyen çözümler sunmayı gösterebiliriz. (Orjinali İngilizce’dir.)</p>
</blockquote>
<p><img style="border-right-width: 0px; margin: 5px 5px 0px 0px; display: inline; border-top-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px" title="Greenpeace - I lovve nuclear" border="0" alt="greenpeace nuclear kampanyası resmi" align="left" src="http://kimsebeniokumuyor.com/wp-content/uploads/2009/12/frontpageoverlaynuclear.jpg" width="244" height="244" /> Greenpeace, önceki senede sadece Almanya’daki reklam giderlerini yirmi yedi milyon euro olarak bütçelendirmiştir. Doğrudan doğruya meclisin üyelerini etkilemeye yönelik kampanyaları olduğu da bilinmektedir. Demokratik sistem, eğer ille de bir bilinçlendirme kampanyası yapılacaksa, bunun hedefinin halk olmasını gerektirmez mi? Öyleyse, halkın karşısına sırf “çılgın” gösterileriyle çıkan bu kurumun yanlış yaptığı bir şey yok mudur sizce de? Aktivizminin artmasına rağmen <a title="Greenpeace Arama Trendi - Google Trends" href="http://www.google.com/trends?q=greenpeace" target="_blank">popülerliği her sene azalan</a> Greenpeace, insanların dünya için iyi bir şey yapma gazını, yurtdışının doğal gazdan elde ettiği karı arttırmak için kullanıyor gibi. Üzgünüm, buradan öyle gözüküyor.</p>
<p>Üstelik, siyasete bilimsel, halka şovenist yaklaşımın bayalığı da fark edilmiş olacak ki, <a title="Sayın Bakan Taner Yıldız, nükleerle yaşamaya hazır mısınız? - Greenpeace.org" href="http://nukleer.greenpeace.org/?p=463" target="_blank">enerji bakanının ziyaretiyle ilgili, Greenpeace’in sitesine yazılan yazı</a>nın altına yapılan yorumlar arasında agresif ve kurumu düşman gibi gören yorumlar çoğunlukta. Ben daha ne diyeyim? Dünyada halihazırda işleyen dört yüz otuz dokuz nükleer santrali kapatsınlar, tekrar konuşalım. Ne dersiniz?</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=IjSZ6B-HTqs:1OvS-ZJHDd4:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=IjSZ6B-HTqs:1OvS-ZJHDd4:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=IjSZ6B-HTqs:1OvS-ZJHDd4:7Q72WNTAKBA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=7Q72WNTAKBA" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/KimseBeniOkumuyor/~4/IjSZ6B-HTqs" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/12/dogal-gaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/12/dogal-gaz/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Halay Çekerek Makina Kuran Adam</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/KimseBeniOkumuyor/~3/OzaayS5GgJ8/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/11/halay-ekerek-makina-kuran-adam/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Nov 2009 23:28:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[alman]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[ilişki]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[kahve]]></category>
		<category><![CDATA[makina]]></category>
		<category><![CDATA[manzara]]></category>
		<category><![CDATA[Stuttgart]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/2009/11/halay-ekerek-makina-kuran-adam/</guid>
		<description><![CDATA[ Ne garip bir gün. İki saat önce uyandığımdan beri kahve içiyorum ama hala uyanamadım. Günün garipliği de aslında uyanamamam değil de, uyanmaya çalışmamdan dolayı&#8230; Cumartesi gününün tamamını yatakta (ve evet, tek başıma) geçirmemle meşhurumdur aslında. Belki de ben de Alman oluyorumdur, kim bilir. Hatta daha geçen gün, bir genci (ben de yüz on yaşındayım, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kimsebeniokumuyor.com/wp-content/uploads/2009/11/IMG_1904.jpg"><img style="border-right-width: 0px; margin: 0px 10px 0px 0px; display: inline; border-top-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px" title="kahve makinasını kuran görevli, boruyla halay çekerken" border="0" alt="kahve makinasını kuran görevli, boruyla halay çekerken" align="left" src="http://kimsebeniokumuyor.com/wp-content/uploads/2009/11/IMG_1904_thumb.jpg" width="164" height="244" /></a> Ne garip bir gün. İki saat önce uyandığımdan beri kahve içiyorum ama hala uyanamadım. Günün garipliği de aslında uyanamamam değil de, uyanmaya çalışmamdan dolayı&#8230; Cumartesi gününün tamamını yatakta (ve evet, tek başıma) geçirmemle meşhurumdur aslında. Belki de ben de Alman oluyorumdur, kim bilir. Hatta daha geçen gün, bir genci (ben de yüz on yaşındayım, bu arada) yüksek sesle müzik dinliyor diye ayıpladım, falan. Bir kuralcılık, bir havalar böyle&#8230; Gerçi, Almanlar havalı falan değiller; o benim havalılığım! Kendime iltifat etmeye de başladım artık; tamamdır. Eh; son beş aydır yüzyüze Türkçe konuştuğum kişilerin toplamı beş (Münih&#8217;teki haftasonunu saymazsak, iki) olunca&#8230; En çok neyi merak ediyorum, biliyor musunuz? İstanbul&#8217;a dönünce ne hissedeceğimi! Son gördüğüm parçası, Sabiha Gökçen Havaalanı&#8217;ydı. Uçakta uyuya kalmışım da&#8230; Beni uğurlayanları saymazsak, İstanbul&#8217;un tepeden manzarasına kıyasla pek hoş gelmiyor kulağa. Burada boş sokaklara baktıkça da sarıyor bir Beşiktaş özlemi&#8230; Arada bir gazete için uğradığın bakkalla bile kankaya bağlayabileceğin memleketin, en yakın iş arkadaşlarının dahi figüran kaldığı buradan bakınca cennet gibi gözüküyor. Trafikte söylediklerim için üzgünüm İstanbul; öyle demek istememiştim.&#160; Önceki yazımla da kahveyi küstürmüştüm zaten, bari eşlik ettiği manzaranın kalbini kırmamış olsaydım.&#160; Neyse ki yeni kahve makinası aldılar şirkete, İstanbul&#8217;a da yolculuk yakın. Her şey çok güzel olacak. Ha bir de, şirkette artık hem tanıtım, hem web geliştirme hem de yazılım geliştirme bölümünde çalışıyorum. Geliştirmenin ekip lideri beni takımına dahil etti. Her şey gerçekten çok güzel olacak.</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=OzaayS5GgJ8:0wQQ5jVKnno:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=OzaayS5GgJ8:0wQQ5jVKnno:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=OzaayS5GgJ8:0wQQ5jVKnno:7Q72WNTAKBA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=7Q72WNTAKBA" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/KimseBeniOkumuyor/~4/OzaayS5GgJ8" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/11/halay-ekerek-makina-kuran-adam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/11/halay-ekerek-makina-kuran-adam/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Kafein</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/KimseBeniOkumuyor/~3/4NWJmX-4pdY/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/11/kafein-2/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Nov 2009 22:30:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[bunluk]]></category>
		<category><![CDATA[bunalım]]></category>
		<category><![CDATA[hırka]]></category>
		<category><![CDATA[kahve]]></category>
		<category><![CDATA[makina]]></category>
		<category><![CDATA[pizza]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/2009/11/kafein-2/</guid>
		<description><![CDATA[Bunalımdayken yazı yazmamam gerektiğini zor yoldan öğrenmeme rağmen dersimi almadım belli ki. Yine bunalımdayım, yine yazı yazıyorum. Şu blog denilen şey, evlere servis pizzadan bile daha bağımlılık yapıcı. Olsa olsa depresyon hırkasıyla yarışır. Evet; her depresyonun bir hırkası, çekilinen bir köşesi, bir çift terliği ve çamur gibi kahvesi vardır. Bu zamanları boktan yapan da zaten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bunalımdayken yazı yazmamam gerektiğini zor yoldan öğrenmeme rağmen dersimi almadım belli ki. Yine bunalımdayım, yine yazı yazıyorum. Şu blog denilen şey, evlere servis pizzadan bile daha bağımlılık yapıcı. Olsa olsa depresyon hırkasıyla yarışır. Evet; her depresyonun bir hırkası, çekilinen bir köşesi, bir çift terliği ve çamur gibi kahvesi vardır. Bu zamanları boktan yapan da zaten intihar eğilimi değil, bu aksesuarlara katlanma gereğidir. Düşünsene, canına kıymışsın ve üstünde dandik yelek var; ölürüm, daha iyi! (Olmadı bu.) Kahveyi de küçümsemek olmaz. Bunalımdayken filtre kahvenin suyunu döküp, telvesini yiyen de tanıyorum hatta. Zaten bunu kafein çamuru olarak tüketince, kahvenin varlığı için depresyon işkencesi, tek gecelik ilişki içeceği, ya da kız istemek (çok gecelik ilişki içeceği) dışında anlam bulmak zor. Amerikan filmi klişesi ile bizim geleneğin ortak noktası olabilen bir içecek bu, öyle cins. Eskiden millet pul koleksiyonu diye servet harcarken, şimdi iş sadece kettle ile nescafe&#8217;ye bakıyor. (Yakında bunun hapını da yaparlar! Gerçi yaptılar ama kimse gazoz içmiyor artık; hep kahve, hep kahve&#8230;) İşin kötüsü; sevdiğin kişiyle birlikte olduğun değil, birlikte olduğunu sevmeye çalıştığın bir ilişki modelinin simgesi oldu bu (Issız Adam&#8217;da mutfakta kahvesiyle somurtan Ada modeli.)   <br />Hazır kahveyi kötülemeye başlamışken, işyerinde başıma açtığı dertleri de unutmamam gerek. Depresyonda olmanıza gerek kalmadan, hangi tuşuna basarsanız basın çamur kahve veren bir makinamız var şirkette. Ruh halim sebebiyle kendisine hepten bağımlı olunca, masada bir bardak birikimi kaçınılmaz oluyor. Sürekli dırdır eden ve kendi işini kendinden başka herkesin yapmasını bekleyen temizlikçi bunu görünce, kafamda canlanan bavyera aksanıyla beraber çöpe atmak istediğim bir notu masama yapıştırıvermiş. Beş yaşındaki çocuk &quot;pis&quot; dese ağlayabilecek dönemdeyken, &quot;al kahveni popona sok&quot; temalı ve sonundaki lütfenden sonra sekiz ünlemle süslenmiş bir kağıt parçası fırtınalar koparabiliyor, içten içten.</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=4NWJmX-4pdY:3Ww_y4mwDN4:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=4NWJmX-4pdY:3Ww_y4mwDN4:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=4NWJmX-4pdY:3Ww_y4mwDN4:7Q72WNTAKBA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=7Q72WNTAKBA" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/KimseBeniOkumuyor/~4/4NWJmX-4pdY" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/11/kafein-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/11/kafein-2/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Genellemenin Suyu Ve Süper Kahraman Maraş</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/KimseBeniOkumuyor/~3/_XxSR1xmSGo/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/10/genellemenin-suyu-ve-super-kahraman-maras/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Oct 2009 19:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[geyik]]></category>
		<category><![CDATA[alman]]></category>
		<category><![CDATA[çikolata]]></category>
		<category><![CDATA[doğumgünü]]></category>
		<category><![CDATA[kahraman]]></category>
		<category><![CDATA[kilometre]]></category>
		<category><![CDATA[kıymet]]></category>
		<category><![CDATA[rakı]]></category>
		<category><![CDATA[savaş]]></category>
		<category><![CDATA[sokak]]></category>
		<category><![CDATA[yazı]]></category>
		<category><![CDATA[yorum]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/?p=259</guid>
		<description><![CDATA[Dünyanın en saçma sapan ve zorlama yazısına hoş geldiniz. Zamanı kıymetli olanlar, çoktan geri tuşuna tıkladılar bile. Anlayacağınız üzere, biz bizeyiz. Rakı içerek değil, şişede yüzerek sarhoş olanlar ve bugün doğum gününü kutlayanlar da bizimle. Benim doğum günüm bugün ama eminim başkaları da vardır kalemize mum diken (Kaleye mum dikmek kadar sapık bir eylemi çocukların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın en saçma sapan ve zorlama yazısına hoş geldiniz. Zamanı kıymetli olanlar, çoktan geri tuşuna tıkladılar bile. Anlayacağınız üzere, biz bizeyiz. Rakı içerek değil, şişede yüzerek sarhoş olanlar ve bugün doğum gününü kutlayanlar da bizimle. Benim doğum günüm bugün ama eminim başkaları da vardır kalemize mum diken (Kaleye mum dikmek kadar sapık bir eylemi çocukların çığlık atarak tekrarladığına inanamıyorum hala). Çekirdek çitleterek o sokak kenarlarındaki yığınları büyütenler de aramızdaydı; daha şimdi kalktılar. Saat sekizi yirmi geçmiş, oturmuşuz, yazı okuyoruz. Zamanı kısıtlı olanlar, saatin sürekli kendini geçtiğinin farkında değiller. Mistırenmisis Brown&#8217;ın beş çayına zehir atmışlar, Fransızca kitabımdaki Nicolas Legrand olmuş passé parfait, şimdiki savaşımız Hans Müller ile. Onu da sol tarafınıza bakarsanız görebilirsiniz. Türbe yeşili kitabın yapraklarında, partideköşedeoturanadam&#8217;ı oynuyor. Tabii ki partide değiliz. Delirmeyin.</p>
<p>Oktoberfest denilen zımbırtı ile dandik olduğunu tescillediğimiz Alman eğlence anlayışını Rus barı ile telafi eden ülkenin, en yakın barına -çikolata barını saymazsak- kırk iki kilometre (tekrar yazıyla, kırk iki kilometre (tekrar yazıyla k&#8230;(t&#8230;))) uzakta bir kasabada oturmuş, &#8220;acaba bu cümleyi kafası karışmadan okuyabilecek biri var mıdır&#8221; diye düşünerek ve şarabı bitirsen bile bu ışıkta şişenin dibini göremeyeceğini üzülerek fark ederek, doğum günü kutluyorum. Tabi ona doğum günü, buna kutlamak, buraya da kasaba denilebilirse. &#8220;Kasaba&#8221; şu anda benim için, &#8220;nereye gidiyorsun&#8221; sorusuna verilebilecek komik bir yanıt sadece. Doğumgünü yazılarım arasında en umutsuzu bu mu? Kime danışmalı? Süperkahramanmaraş ne alaka? Ne genellemesi? Ne suyu? Ölümüne gizemliyim.</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=_XxSR1xmSGo:skW2RdTnoPk:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=_XxSR1xmSGo:skW2RdTnoPk:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=_XxSR1xmSGo:skW2RdTnoPk:7Q72WNTAKBA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=7Q72WNTAKBA" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/KimseBeniOkumuyor/~4/_XxSR1xmSGo" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/10/genellemenin-suyu-ve-super-kahraman-maras/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/10/genellemenin-suyu-ve-super-kahraman-maras/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Okur Okur Ama Asla Yazar Değil</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/KimseBeniOkumuyor/~3/9O5oupnVCLY/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/09/okur-okur-ama-asla-yazar-degil/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2009 22:57:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Ders]]></category>
		<category><![CDATA[dört işlem]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[nefret]]></category>
		<category><![CDATA[parmak]]></category>
		<category><![CDATA[sınav]]></category>
		<category><![CDATA[sokak]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[yazı]]></category>
		<category><![CDATA[yorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/?p=257</guid>
		<description><![CDATA[Ağzımızdan &#8220;hığee huğee agu&#8221; dışında ses çıkmadığı zamanlar, başımıza geleceklerden habersiz, büyümeye bakarız. Hayatın bir evresi gelir ki, okumak denilen eylemle tanışırız. Birinci anlamı da, ikinci anlamı da yeterince sıkıcıdır ve haliyle okumaktan nefret ederiz. Zorla okutuluruz. Yolun kenarındaki tabelaları okuyabildiğimizde, sevinç çığlıkları atılır yakınlarımızca. Okunup üflenerek sınavlara yollanırız; bunun tepkisi olarak fışkırdığımız sokaklardan toplanır; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ağzımızdan &#8220;hığee huğee agu&#8221; dışında ses çıkmadığı zamanlar, başımıza geleceklerden habersiz, büyümeye bakarız. Hayatın bir evresi gelir ki, okumak denilen eylemle tanışırız. Birinci anlamı da, ikinci anlamı da yeterince sıkıcıdır ve haliyle okumaktan nefret ederiz. Zorla okutuluruz. Yolun kenarındaki tabelaları okuyabildiğimizde, sevinç çığlıkları atılır yakınlarımızca. Okunup üflenerek sınavlara yollanırız; bunun tepkisi olarak fışkırdığımız sokaklardan toplanır; eve kapanıp çıkarır, çarpar, böler ve dört işlemi tamamlarız. Yazılılardan yazılılara yazar; üçüncü satırda oflar ve puflarız. Periyodik yazı yazmaktan kurtulduğumuz -adı ironik- yaz aylarında bile rahat kalmayız. Birileri zorla kitap okutunca, aniden örnek bir ana, örnek bir baba, her şey olmuştur artık hayatımızda. Okuduğumuzu anlamamızdır, pek çok dersin temeli. Bizse bir yaştan sonra bildiğimizi okuruz. Herkes bize bildiğini okutmuştur ve okuduğumuzu değil, bildiğimizi okumayı öğrenmişizdir. İşin sırrı, Reşat Nuri Güntekin&#8217;den başlayıp da Halide Edip Adıvar, Rıfat Ilgaz, Yahya Kemal Beyatlı, Necati Cumalı derken kaybolmaktır. Kaybolduğunu da anlamamaktır. Hayatımız okumak eyleminin yapılıp yapılmamasıyla şekil alır. Üniversite başlar, ilk soru gelir:</p>
<p><em>-Kaçınız gazete okuyor?<span id="more-257"></span></em></p>
<p>Sıkıyorsa okuma! Parmak kaldırmayana tip tip bakarlar valla! Yanlış sıraya girersin:</p>
<p><em>-Okuman yazman yok mu kardeşim; aaa!</em></p>
<p>Bunlıma girersin; falcıya okutursun alın yazını. İşe başladın mı da her gün okuman gereken bir sürü eposta!</p>
<p><em>-Efendim (efenim); Türkiye&#8217;de kimse kitap okumuyor!</em></p>
<p>Türkiye&#8217;de benim blogum dışında her şey okunuyor; hiç merak etmeyin. Mesele nedir; biliyor musunuz? Demek, biliyorsunuz!</p>
<p><em>-Evet bizim kültürümüz farklı çünkü hala Avrupalı olamadık çünkü sinek konservesiyiz biz!</em></p>
<p>Size okutulanı papağan gibi tekrarlayıp, bildiğinizi okumaktan başka bir şey yapsaydınız keşke, sizi gidi siz! Bizim meselemize dışarıdan bakalım mı? İşte o zaman yaptığımız problem tesbiti değil, bariz olanı seslendirmek oluyor: İstediklerimiz dışında ne varsa okumuşuz! Okumak, balık tutmak veya karpuz kabuğundan gemiler yapmak gibidir. İsteyen okur, istemeyense okumaz. Okuyarak &#8220;süper&#8221; olunmaz. &#8220;Süper&#8221; olduğu düşünülen kitaplar okunur. &#8220;Kitap okumuyorum, eksikliğini de hissetmiyorum&#8221; da diyebilirsiniz, o gün kitap okumadığınız için sinir krizi de geçirebilirsiniz. Siz bilirsiniz.</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=9O5oupnVCLY:zDn2OE8AK3M:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=9O5oupnVCLY:zDn2OE8AK3M:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=9O5oupnVCLY:zDn2OE8AK3M:7Q72WNTAKBA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=7Q72WNTAKBA" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/KimseBeniOkumuyor/~4/9O5oupnVCLY" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/09/okur-okur-ama-asla-yazar-degil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/09/okur-okur-ama-asla-yazar-degil/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Kibar Almanlar Bunlar</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/KimseBeniOkumuyor/~3/hLzdBYlbYxg/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/09/kibar-almanlar-bunlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Sep 2009 06:33:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[geyik]]></category>
		<category><![CDATA[günlük]]></category>
		<category><![CDATA[alman]]></category>
		<category><![CDATA[almanca]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[asosyal]]></category>
		<category><![CDATA[bakış açısı]]></category>
		<category><![CDATA[kibar]]></category>
		<category><![CDATA[küfür]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[sosyete]]></category>
		<category><![CDATA[Stuttgart]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/?p=269</guid>
		<description><![CDATA[




İstanbul denilen mega-köyden, gerçek bir köye terfi edince (!) ortaya çıkan durum komedisini unuttum gitti. Schwabların arasında, Almanca bilsem bile tek kelimesini anlayamayacağım garip konuşmalarının ortasında kala kala içine düştüğüm &#8220;asktr bir daha kimseye derdimi doğru düzgün anlatamayacağım ulan&#8221; endişesi de yavaş yavaş geçmeye başladı. Elde kaldı bir. Ama öyle bir bir ki, bütün derdim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="mceTemp">
<dl id="attachment_274" class="wp-caption alignright" style="width: 189px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://kimsebeniokumuyor.com/2009/09/kibar-almanlar-bunlar/"><img class="size-full wp-image-274" title="Bayrak" src="http://kimsebeniokumuyor.com/wp-content/uploads/2009/09/flama.jpg" alt="Almanya Bayrağı (hadi?)" width="179" height="130" /></a></dt>
</dl>
</div>
<p>İstanbul denilen mega-köyden, gerçek bir köye terfi edince (!) ortaya çıkan durum komedisini unuttum gitti. Schwabların arasında, Almanca bilsem bile tek kelimesini anlayamayacağım garip konuşmalarının ortasında kala kala içine düştüğüm &#8220;asktr bir daha kimseye derdimi doğru düzgün anlatamayacağım ulan&#8221; endişesi de yavaş yavaş geçmeye başladı. Elde kaldı bir. Ama öyle bir bir ki, bütün derdim o birim için! <strong>Ders</strong>: Bayat Yaşanmışlık Bilgileri. <strong>Konu</strong>: Kibar Almanlar.</p>
<p>Kibar Almanlar, bin dokuz yüzlü yılların ortalarında, bu ikinci dünya harbinin etkilerinin azalmasıyla türemişlerdir. &#8220;Germenus Gereksizus Levos&#8221; olarak kitaplara geçmelerine rağmen, gamalı haçın bükük uçlarını düzeltip dolaşınca kendilerini iyi ve örnek insanlar sanmalarından ötürü, diğer halklar tarafından &#8220;hadi lan ordan&#8221; diye anılmışlardır. &#8220;Eğer yeterince kural koyarsak, elimizi bile kıpırdatamayacağımızdan, biz bile suç işleyemeyiz&#8221; anlayışının yaratıcısı da yine bu topluluktur. Toplum içinde &#8220;belki bir gün kullanırız&#8221; diye yarattıkları garip ve yapmacık sosyalleşme araçlarının hepsini birden kullanmak zorunda kalmış bu kibar insanların davranışlarını &#8220;grup&#8221; ve &#8220;birey&#8221; olarak ayırmak da çok yerinde olacaktır. Bütün sosyal çabalarına rağmen hayatları boyunca aynı grupla takılmaları da üzerinde düşünülmesi gereken bir diğer husustur.</p>
<p><span id="more-269"></span>Tek başına bir Kibar Alman ile karşılaşan insanların ilk izlenimleri genellikle &#8220;aaa çok modernler, çok anlayışlılar, aşmış bile olabilirler, galiba aşık oldum&#8221; olmuştur. Oysa ki, buz dağının görünen yüzünün üzerine kaplı plastik örtü niteliğindeki bu hareketlere pek kanmamak gerekir. Her yalnız Kibar Alman, patlamaya hazır bir bomba gibidir. Patladıktan sonra özür dileyecek bir bomba gibidir, hatta. Halk arasında bununla ilgili türlü efsanelere rastlamak mümkünse de, &#8220;birinci ağızdan dinlemek en makbulüdür&#8221; demiştir yazarımız. Kendisi yazıya yabancılaşmadan önce şöyle anlatmıştır:</p>
<p>Balkonda iki Türk oturmaktadır. Biri, &#8220;wisdom&#8221; kelimesinin Türkçesi olarak hayatını sürdürmekteyken, diğeri de kibiri bir canavar gibi gencimiz, yazarımızdır. Konuşur dururlar. Süper Kibar Alman alt komşuları, insan gibi gelip konuşmak dururken, &#8220;balkonlar arası 3 santim mesafeli kibar bir mühendislik harikası binamızda, balkonda yüksek sesle konuşulması, gülünmesi ve hatta büyüklere dil çıkarılması yasaktır&#8221; kısmının altını çizdiği kuralları posta kutularına önceki hafta atmış olduğundan, neredeyse fısıldamaktadırlar. Gerçi o yazı bizim kaba Türkler tarafından buruşturulup, tüm iyi niyetiyle komşularının kurallara uymasını bekleyen Kibar Alman&#8217;ın posta kutusuna geri atılmıştır ama o ayrı hikayedir. Türkler yine de fısıldamakta, ve dil çıkarmamaktadırlar. Ne olduysa, o sırada olmuştur. Tek başına düşünürken, hayatta kural ile düzenlenmemiş bir açık bulan bir Kibar Alman, balkondan aşağı tükürmeye karar verir. Apartman kurallarına iyice göz gezdirip emin olduktan sonra, savuruverir salyalarını. Aşağıdan gelen fısıldamalar hırlamaya dönüşünce, anayasalarında birilerinin kafasına tükürmekle ilgili maddeyi hatırlar ve özür dilemeye karar verir. &#8220;Kusura bakmayın&#8221;, der Kibar Alman, &#8220;sanırım kafanıza tükürdüm&#8221;. Kibiri canavar ve wisdom insanları, o sırada kopmuş gitmiş, kahkaha denizinde kedi balığı avlamaktadırlar.</p>
<p>Diğer vukuatsa ne yazık ki aynı sevinç püskürmesiyle sonlanmamıştır. Hatta, diğer vukuat hala sonlanamamıştır bile. Yazar anlatacaklarının devamını okuyanların hayal gücünün kapısına bırakıp kaçmıştır belki de&#8230; Bir gün iş çıkışı, bütün gün işe yaramış olmanın dayanılmaz hafifliğiyle tren istasyonuna uçan yazarımız, iki buçuk yuro peşin ödediği tren biletiyle, on dakika uzaklıktaki Backnang ziyaretini iple çekmektedir. Telefonu acı acı ve hatta tatlı ekşi çalar. Zil sesinin sos olmasından karnının acıktığını anlasa da, telefonu açarak zaman kaybetmeyeceği bir ortamdadır. Karşı tarafta wisdom vardır. Ona acilen trenden inip, beyaz tavşanı takip etmesini veya odasına geri dönmesini tembihler. Bir dizi &#8220;hadi hayırlısı&#8221; eşliğinde, yanan biletini anmak için trene el salladıktan sonra yola koyulur yazarımız. On beş dakika daha yürümüş, ancak kendinden istenileni yapmıştır. Varınca öğrenir ki, durum şudur: Binanın sorumlusu olarak kendi kocaman bir dairede kalıp, küçük odalara tıktığı misafirlerine zaten dar olan odalarını minyatür eden bir Kibar Alman hanımefendi, yazarımızın odasını dağınık bulmuştur. Bir taraflarını sadece kağıtla silip, o kağıdı çöp kutusu yerine tuvalete atınca kendilerini modern sananlardan bir Kibar Alman&#8217;ın garip ama gerçek tavsiyeleriyle on beş dakika kısık ateşte azarlanır yazarımız. Özel hayata sıfır saygıları olduğu için rastgele bir günde odaya dalıp temizlik bahanesiyle araştırma yapabilen bu Alman&#8217;a ne dense boştur. Bilinen en az harfli kelime olan &#8220;ok&#8221; ile yetinilir, nitekim. Odada tetikte yaşanmakta, eve çıkmak için yapılan planlar sayfaları kaplamaktadır.</p>
<p>Tespit yaptım, sonraki cümlelerde duruyor. Tuvalette bir taraflarını yıkama gereksinimi duymadan, sadece kağıda silinirler. O kağıdı tuvalete değil de çöp kutusuna atarsanız, hijyen kural kitabının ilgili maddesini okuyup okuyup deliye dönerler. Türk yemeklerine &#8220;yağlı&#8221; derler, sonra size ateşte çevirdikleri domuzun içine kafalarını nasıl soktuklarını anlatır, üstünü &#8220;hihohoho&#8221; ile kapatırlar. Acayip etik ve doğrucu takılırlar, sandalyenizi boş bulurlarsa da kapmaktan geri kalmazlar. Bizim domuz eti yemeyip de her gün ot çeken vatandaşlarımızı fazlasıyla haketmektedirler, kısacası.</p>
<p>Daha önce dediğim gibi, bir de bunların grup versiyonu vardır. Grupal-manlar, kuralları unutmak için içip içip, en fazla &#8220;sokakta bağırılmaz&#8221; kuralını topluca çiğneyip, ilerleyen yaşlarında bunu &#8220;biz eskiden pankçıydık metalçiydik süperdik biz&#8221; diye anlatabilirler. Onlar için anlatılacak hikayem olmadığı için mutluyum.</p>
<p>Önemli olsa gerek: Bu K.A. sınıfı, nüfusun yüzde yirmisini oluşturmaktadır. Almanlar arasında gayet süper insanlar da vardır. Irkçı değilimdir. Milliyetçi bile değilimdir. Yazının okuduğunuz versiyonu, sinirim geçtikten sonra tekrar okunup yumuşatılmış olmakla beraber, ilk versiyon hiç yayınlanmamıştır; yayınlanmayacaktır da. Noktalı virgüle kadar düşündüm bunun üzerinde, kolay kolay değişmez yani.</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=hLzdBYlbYxg:ScYGbYyVPvc:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=hLzdBYlbYxg:ScYGbYyVPvc:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=hLzdBYlbYxg:ScYGbYyVPvc:7Q72WNTAKBA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=7Q72WNTAKBA" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/KimseBeniOkumuyor/~4/hLzdBYlbYxg" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/09/kibar-almanlar-bunlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/09/kibar-almanlar-bunlar/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Bir Dikkatinizi Çekebilir Miyim?</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/KimseBeniOkumuyor/~3/xCO5j3jW9uU/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/08/bir-dikkatinizi-cekebilir-miyim/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Aug 2009 00:14:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[olan biten]]></category>
		<category><![CDATA[avar]]></category>
		<category><![CDATA[banu]]></category>
		<category><![CDATA[banu avar]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat]]></category>
		<category><![CDATA[komplo teorileri]]></category>
		<category><![CDATA[tartışma]]></category>
		<category><![CDATA[youtube]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/?p=262</guid>
		<description><![CDATA[
Banu Avar&#8230; Annemin sıra arkadaşı olmasından daha fazla gerekçem var, takipçisi olmak için. Fazla ışıltılı yaşamlara bakmaktan kamaşmış gözlerimizi her kapattığımızda gördüğümüz rüyalardan bizi bir süreliğine ayıran ve göremediklerimizi gösteren nadir insanlardan. Popüler olanlara karşı değilim. Sanırım, hiçbirimiz değiliz? Kimse, kimseyi duyarsızlıkla suçlamıyor. Komplo teorileri de yok, bu bilgilerin altında saklı. İstediğinizi seyredin. Kimse, kimsenin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="float:left; padding-right: 8px"><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="295" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/IUxPeERT8sQ&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;rel=0&amp;color1=0x234900&amp;color2=0x4e9e00" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="295" src="http://www.youtube.com/v/IUxPeERT8sQ&amp;hl=en&amp;fs=1&amp;rel=0&amp;color1=0x234900&amp;color2=0x4e9e00" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></div>
<p>Banu Avar&#8230; Annemin sıra arkadaşı olmasından daha fazla gerekçem var, takipçisi olmak için. Fazla ışıltılı yaşamlara bakmaktan kamaşmış gözlerimizi her kapattığımızda gördüğümüz rüyalardan bizi bir süreliğine ayıran ve göremediklerimizi gösteren nadir insanlardan. Popüler olanlara karşı değilim. Sanırım, hiçbirimiz değiliz? Kimse, kimseyi duyarsızlıkla suçlamıyor. Komplo teorileri de yok, bu bilgilerin altında saklı. İstediğinizi seyredin. Kimse, kimsenin zevkine karışamaz. Sadece bazı şeyler var ki&#8230; İzlemeniz lazım; bilmeniz, keşfetmeniz, tartışmanız&#8230; Niye mi? Bu dünyada, dünyanın  bu kısmında yaşadığınız ve hatta, diğer herkes sizin katkınıza muhtaç olduğu için. İlgisiz kalındığında, için için, eriyeceğimiz için.</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=xCO5j3jW9uU:Mw1gQHzmwB8:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=xCO5j3jW9uU:Mw1gQHzmwB8:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=xCO5j3jW9uU:Mw1gQHzmwB8:7Q72WNTAKBA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=7Q72WNTAKBA" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/KimseBeniOkumuyor/~4/xCO5j3jW9uU" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/08/bir-dikkatinizi-cekebilir-miyim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/08/bir-dikkatinizi-cekebilir-miyim/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Aşk ve Elif Şafak</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/KimseBeniOkumuyor/~3/sEr-B2SHgjY/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/08/ask-ve-elif-safak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 14:07:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[dil]]></category>
		<category><![CDATA[düzen]]></category>
		<category><![CDATA[Elif Şafak]]></category>
		<category><![CDATA[erkek]]></category>
		<category><![CDATA[gri]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kapak]]></category>
		<category><![CDATA[önyargı]]></category>
		<category><![CDATA[pembe]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[yorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/?p=251</guid>
		<description><![CDATA[Elif Şafak dendiğinde, hiç alakası olmamasına rağmen, aklıma hep böyle umutsuz aşk romanları yazan bir yazar gelirdi. Herhangi bir eserini okumamış, ne de bir okuyana danışmıştım. Tek suçu, rengarenk kapaklı romanlarıydı belki de. O yüzdendir ki, gerek çok satanlarda duranlar olsun, gerek oradan inip köşelerine çekilenler olsun, romanlarını raftan alıp şöyle bir gözden bile geçirmemiştim. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Elif Şafak dendiğinde, hiç alakası olmamasına rağmen, aklıma hep böyle umutsuz aşk romanları yazan bir yazar gelirdi. Herhangi bir eserini okumamış, ne de bir okuyana danışmıştım. Tek suçu, rengarenk kapaklı romanlarıydı belki de. O yüzdendir ki, gerek çok satanlarda duranlar olsun, gerek oradan inip köşelerine çekilenler olsun, romanlarını raftan alıp şöyle bir gözden bile geçirmemiştim. Elif Şafak konusunda önyargılarım haklı çıksaydı bile yaptıklarım pek hoş karşılanamazdı, biliyorum. Üstelik, sırf bu saçma düşüncelerim yüzünden, kaç muhteşem roman kaçırmışım.</p>
<p>Her şey, Aslı&#8217;nın Mevlana ile ilgilenmesiyle, benim de tam o sırada Ahmet Ümit&#8217;ten &#8220;Bab-ı Esrar&#8221;ı okuyor olmamla başladı. Bilmeyenler için söylemeliyim: &#8220;Bab-ı Esrar&#8221;, Ahmet Ümit&#8217;in, tıpkı Elif Şafak&#8217;ın Aşk&#8217;ı yazarken yaptığı gibi, Mesnevi&#8217;yi başucu ederek yazdığı muhteşem bir romanı. Kaçınılmaz son: &#8220;Aaa! Sen &#8216;AŞK&#8217;ı okumadın mı?&#8221;</p>
<div id="attachment_252" class="wp-caption alignleft" style="width: 192px"><img class="size-full wp-image-252 " title="Elif Şafak - Aşk, Pembe ve Gri Kapak" src="http://kimsebeniokumuyor.com/wp-content/uploads/2009/08/pembe-gri-ask-elif-safak.gif" alt="Elif Şafak - Aşk, Pembe ve Gri Kapak" width="182" height="263" /><p class="wp-caption-text">Elif Şafak, Aşk -  Pembe ve Gri Kapak Karşılaştırması</p></div>
<p>Hayır, okumamıştım. Her ne kadar pek çok konuda açık olsam da, topluma uyumunu kaybetmemiş bir Türk genci olarak kimse benden gidip kendi kendime pespembe kapaklı ve adı büyük harflerle &#8220;AŞK&#8221; olarak yazılmış bir romanı okumamı beklememeliydi. Böyle söylendiğinde çok sığ gelebilir ama lütfen objektif olalım. Zaten şimdi kitabın yan tarafta eskisiyle karşılaştırmasını görebileceğiniz gri baskısını yapmışlar ve Elif Şafak da &#8220;erkekler vapurda okuyabilsin diye böyle bir şey yaptık&#8221; diye dürüstçe durumu açıklamış. Yani bu konuda bana daha fazla konuşmak düşmez aslında.</p>
<p>Bana bu itirafları yaptıransa içerik. İlk ve boş sayfada bana özel yazılmış bir not bulmamın, bu ilk baskısını elimde tuttuğum kitabı okuma şevkimi çok arttırdığı bir gerçek. Bunun yanında, bir sonraki sayfada beni çok şaşırtan bir sürpriz daha vardı. Bu kitap bir çeviriydi ve çevirmen (K. Yiğit Us), Elif Şafak ile beraber yapmıştı çeviriyi. Gel de şimdi çık işin içinden! Hele ki, benim gibi bu yazar hakkında sıfır bilgiyle bu kitaba dalan biri için düpedüz şok. Yahu, bu Elif Şafak Türk değil miydi? Sonradan öğrendim ki, 1971 Strasbourg doğumlu yazarımız, pek çok Türkçe ve değişik yerlerde yayınlanmış çalışması bulunmasına rağmen, Avrupa ve ABD&#8217;de çeşitli dergilere düzenli olarak yazıyormuş. Michigan ve Arizona Üniversitelerinde de öğretim üyesi olarak görev yapmış. Kısacası, İngilizce&#8217;de daha rahat hissetmesini normal karşılıyorum. Benim okuduğum iki kitabı da İngilizce&#8217;den çeviri, mesela.</p>
<p><span id="more-251"></span>Kitabı, onu &#8220;aşkla konuşan, sabırla pişiren aşk meclisine&#8221; ithaf eden sayfadan sonra, kitabı okumadan önce bana pek bir klişe gelen, okuduktan sonraysa basıp duvarıma asmak istediğim kısım bulunuyor:</p>
<p><cite title="Aşk, Elif Şafak - Açılış cümlesi">AŞK&#8217;ın hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.<br />
Başlı başına bir dünyadır aşk.<br />
Ya tam ortasındasındır, merkezinde,<br />
Ya da dışındasındır, hasretinde&#8230;</cite></p>
<p>Daha henüz başlamamış olduğum kitabın nice derin anlamlar yüklediği söze, o zaman ne yazık ki ancak boş boş bakabilmiştim sadece. &#8220;Bab-ı Esrar&#8221;dan bir fikrim vardı ama bir polisiye romanından bu konuda öğrenebilecekleriniz sınırlı, tabii ki.</p>
<p>Kitaba başladıktan sonra, garip bir değişim geçirdim. İlk başlarda, Ella adlı kahramanın hayat hikayesi ile daha çok ilgilenirken, birbirine paralel ve biri Mesnevi&#8217;deki Şems&#8217;inki olmak üzere iki hikayeden oluşan kitabın Mesnevi&#8217;den bol alıntı yapılarak oluşturulmuş kısmı daha ağır bastı. Durum şu; tamamen mantığıyla kurduğu bir düzene sahip kahramanımız, ideal bir ev kadını olmanın yanında, sırf kendini işe yarar hissetmek için kitap editörlüğüne başlar. Kendisine gönderilen ilk çalışma da, A. Z. Zahara adlı bir maceracı yazarın &#8220;Aşk Şeriatı&#8221; adlı ilk eseridir. Kitap, bir A. Z. Zahara adından yazılmış o Mesnevi&#8217;nin yoğun olarak alıntılandığını söylediğim kısım ve Ella&#8217;nın bundan etkilenerek hayatında aldığı kararlar ile ilerliyor. Şems&#8217;in idealizmi, aşkın insandan öte olduğunun muhteşem anlatımı, yaşananların da sürükleyiciliğini yanına alınca, bir de içine Mesnevi gibi muhteşem bir eserin öğretilerini katınca&#8230; Söyleyecek kelime bulamıyorum; ben sadece &#8220;muhteşem&#8221; desem de siz devamını anlasanız? İçerik, kesinlikle muhteşem. Anladınız mı?</p>
<p>Teknik olarak da bir şeyler yazmak istedim. Kitabın, hayatımda okuduğum en akıcı roman olduğunu söyleyemem ama gayet yeterli ve kesinlikle derli toplu bir gidişatı var. Bağlantılar çok açık olduğundan, kitap okumaktan çok bir bulmaca çözer gibi hissetmiyorsunuz. Bu kategorideki bir roman için iyi bir özellik. Hele ki, anlattığı konu zaten yeterince derin olunca&#8230; Kitap, &#8220;Toprak&#8221;, &#8220;Su&#8221;, &#8220;Rüzgar&#8221; ve &#8220;Ateş&#8221; olarak dört bölüme ayrılmış. Aranızdan birinin Avatar esprisi yaptığını duyar gibi oldum, sakın! Kendi kendime yaptığım saçma esprileri de size üstlendiriyorum, iyice yüzsüz oldum ben. Neyse; bu dört bölümün içinde, genellikle hikayelerden oluşan bir dolu alt bölüm var ve hikaye ne zaman Ella&#8217;ya geçse, tepede kocaman adının yazması sayesinde daha kaybolmadan yolunuzu buluyorsunuz. Benim gibi dağınık kafalı birini bile gayet rahat ettirdi kitabın düzeni.</p>
<p>Elif Şafak&#8217;ın kullandığı dilin ne kadar sade ve yine de edebi özelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş olduğuna inanamıyorum. Kıskanıyorum desem, yeridir. Tabii bu işin içinde elbette çevirmen Yiğit Us&#8217;un da önemli bir katkısı vardır ama siz isterseniz dünyanın en iyi çevirmeni olun, sekiz satırlık bir cümle orada varsa, çevirinizde de en azından beş satır kaplayacak demektir. Bu kitapta böyle bir şeye rastlamadım.</p>
<p>Kitabı zevkle okuyup, sonuna geldiğimdeyse, bir şey dikkatimi çekti. Ahmet Ümit&#8217;in polisiyesinde yararlanılmış kaynaklar dört sayfa tutarken, nasıl olmuştu da burada iki sayfada sıralananlar yetmişti? Elif Şafak, kendi birikimini orada en tepeye, koca harflerle yazmalıydı belki de. Sadece yazar olarak gözükmesi haksızlık gibi. Hani, az kaynak iyidir demiyorum; asla! Kitabı okuduktan sonra yaptığım bir yorum bu, unutmayın.</p>
<p>Lütfen bu kitabı en kısa sürede edinin ve okuyun. Daha sonra da aşağıda yorum kısmında her türlü fikrinizi paylaşmaya ne dersiniz?</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=sEr-B2SHgjY:cyWCjECmaow:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=sEr-B2SHgjY:cyWCjECmaow:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=sEr-B2SHgjY:cyWCjECmaow:7Q72WNTAKBA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=7Q72WNTAKBA" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/KimseBeniOkumuyor/~4/sEr-B2SHgjY" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/08/ask-ve-elif-safak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>29</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/08/ask-ve-elif-safak/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Sosyofobik</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/KimseBeniOkumuyor/~3/89TPgTfCjK0/</link>
		<comments>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/08/sosyofobik/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2009 12:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>egecan</dc:creator>
				<category><![CDATA[kurgu]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[duygu]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal]]></category>
		<category><![CDATA[fırlama]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[kahraman]]></category>
		<category><![CDATA[paranoid]]></category>
		<category><![CDATA[polis]]></category>
		<category><![CDATA[sigara]]></category>
		<category><![CDATA[sokak]]></category>
		<category><![CDATA[sosyofobi]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kimsebeniokumuyor.com/?p=243</guid>
		<description><![CDATA[Yüzüme maske ettiğim beyaz dumanlar kaybolalı geçen günler sayılıydı. Haftalık terapi grubuma doğru giderken, merkezin bulunduğu sokağa girmeden önce, yakalanma ihtimalimin nispeten az olduğu bu köşebaşında son bir tane yakıp yakmamak arasında tereddütteydim. Aklımın tüm baskısını yenen bağımlılığıma boyun eğip elimi cebime attım. Yan sokaktan gelen patırtıyla panik olup, aynı hızda geri çıkardım.
Köşeyi dönüp görüş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yüzüme maske ettiğim beyaz dumanlar kaybolalı geçen günler sayılıydı. Haftalık terapi grubuma doğru giderken, merkezin bulunduğu sokağa girmeden önce, yakalanma ihtimalimin nispeten az olduğu bu köşebaşında son bir tane yakıp yakmamak arasında tereddütteydim. Aklımın tüm baskısını yenen bağımlılığıma boyun eğip elimi cebime attım. Yan sokaktan gelen patırtıyla panik olup, aynı hızda geri çıkardım.</p>
<p>Köşeyi dönüp görüş alanıma girdiğinde nefes nefeseydi. Az önce izlediği bir filmin etkisinde kalıp, aslında varolmayan tehditleri atlatarak buraya ulaşmıştı sanki. Bir yerbezi kadar buruşuk duran beyaz Gucci pantalonunu çekiştirip, iki adım daha attıktan sonra durakladı. Saçları, yere düşen gül ağacı tokanın baskısından kurtulmanın şerefine dansediyordu. Hayalet görmüş gibi donuk bir bakış ve yarı açık ağzıya bir süre sendeledi. Kirlenmiş olmalarına rağmen hala bakımlı ve estetik gözüken çıplak ayaklarından birini eliyle ovuştururken, diğer eliyle elektrik direğinden destek aldı. Tam o sırada buruşmaya başlayan ağzından çıkan mırıltı, beni delip geçen bakışlarını uzak bir noktaya kilitlemesiyle bir çığlığa dönüşüverdi.</p>
<p>Çığlığının içinde kaybolan kelimeleri seçemeseler de, büyük bir hatanın sonucu gibi duran bu görüntüden rahatsız olan pek çoğu, ne olup bittiğini anlamak için en fazla on saniye daha ayırıp, hiçbir şey olmamış gibi yürüyüp gitti. Bense, içlerindeki yardım etme isteğini tartarak bekleyenlerin arasındaydım. Belki de onlarınki sadece meraktı; bilemiyorum. Onun elektrik diğerine sırtını verip titreyerek yere çöküşünü izlemekse, daha önce mesafeli duran birkaçını onun yanına yaklaştırdı. Benimse bakışlarım hafifçe aşağı, sonra da geriye kaydı; bir büyünün etkisinden kurtulmak istermişçesine. Dizimi hafifçe kırıp, parmak ucumda yükselmiştim ki, &#8220;neyse ki aramızda hala iyi insanlar var&#8221; diyen bir yaşlı kadının sözlerinde hapis kalıp, hepten yere bakmaya başladım.</p>
<p>Tekrar ona bakabildiğimde, ıslak kaldırımla buluşan sarı saçlarını, boş bir çabayla toplamaya çalışıyordu. Sonra da elini gevşetti; yavaşça tekrar kaldırıma dökülen saçlarının eşliğinde ağlamaya başladı. Az önce ortalığı inleten isyankar kadın gitmiş, kimsenin duymasını istemiyormuş gibi sessizce ağlayan bir mağdur gelmişti yerine. Etrafında toplananların sayısı ve yarattıkları gürültü de her geçen saniye artıyordu. Bende değişen tek şeyse, alnımdaki ter damlalarıydı.</p>
<p><span id="more-243"></span>Kalabalığa karışmakta tereddüt edip, sonunda tam yanımda durup meraklı gözlerle olup biteni izlemeye başlayan, kırklı yaşlarındaki bir adam hafifçe yanıma eğildi. Üzerinde jilet gibi keskin duran siyah takım elbisesi, saçlarının arasında yer edinmiş Ray-Ban gözlüğü, beyaz kırçıllarına dokunmadan şekil verdiği saçları ve yüzündeki sert ama olgun bakışları ile “karizması ile prim yapmaya çalışan, yaşlı holywood aktörü” profilindeydi. “Orda uzanıp ağlayıp durdu mu”, diye sordu.</p>
<p>“Yok, daha vahim” dediysem de, devamını getiremedim. Karnıma sanki şu Hint fakirinin üzerinde yürüdüğü iğneler batıyordu. Bir yandan da duvarları yumuklamak istiyordum. Bu duygusal karmaşanın etkisinden kurtulmaya çalışmaksa, sadece daha da terlememe neden oluyordu. “Yani, daha kötü gözüküyor durum bence”, diye devam ettirdim sonra ama kelimeler ağzımdan çıkana dek mırıltıya dönüşmüşlerdi bile.</p>
<p>Yaşça büyük olanların “neyin var yavrum, hadi konuş” diye üstelemelerine tepkisiz kalan kadına dokunmaya ilk cesaret edense, yandaki müzik dükkanından koşup gelen bir satış görevlisiydi. “Birileri kendini kahraman ilan etmezse şaşardım zaten”, diye geçirdim içimden. Dükkanın daracık vitrininden, çok kötü bir yaşam kesidine tanık olduğu bu kadının adını bile bilmeyen, fırlamanın biri&#8230; Suratına da o “ben seni çok iyi anlıyorum ve eğer düştüğün durumdan kurtulursan seve seve seninle sevişirim” klişesini takınmıştı hem de. Üzerinde ne anlama geldiğini bilmediğine emin olduğum Latince bir slogan yazılı tişörtü, uzun saçları ve entel kesim sakalıyla, az önce en ucuz pop şarkıları satmak için yırtınan kendisi değilmiş gibi derin bakıyordu.</p>
<p>“Hanımefendi, lütfen sakinleşin. Ne olduğunu anlatırsanız&#8230;”, diye gevelemeye başladı. Satış görevlisinin, palyaçoların çocuklara gösterdiği kadar yapmacık sevecenliği, ikinci bir çığlıkla bölündü.</p>
<p>“Allah belanı versin senin! Şerefsiz!” Sessiz hıçkırıklarına kaldığı yerden devam eden kadının sesi sokakta yankılandı.</p>
<p>“Korunmaya muhtaç, ağlayan, perişan, sokağın ortasında bir kedi yavrusu gibi kıvrılmış kadın figürü”, bir anda tekrar “avını parçalamak için elinde ne varsa ortaya koyan leopara” dönüşünce, kalabalıktan kopmalar başladı. Ara sıra birileri çıkıp, polis çağırmaktan, zorla hastaneye götürmeye varan türlü fikirleri, soran gözlerle etrafa bakmayı da ihmal etmeden, öksürür gibi seslendiriyordu.</p>
<p>Birdenbire ayağa kalktı. Pantalonunun ceplerini karıştırmaya başladı. Sonunda, elinde pantalonundan bile daha buruşuk beyaz bir kağıt tutuyordu. Kalabalıktan sesler yükselmeye başlayınca, etrafına sert sert baktı. Bu bakışların öncülüğünde attığı bir adım, herkesin gerilemesine yetti. İyice bir orta oyununa dönüşen bu sahneden hepten rahatsız olmuştum. Bakışlarımı tekrar yere indirip, ağır çekimde arkama döndüm.</p>
<p>“Nereye gidiyorsun, hayvan!”, diye bağırdı kadın.</p>
<p>Zaman, benim için durmuştu. Kimse tepki vermeden, o karede istediğim kadar kalabilir, istediğim kadar düşünebilirdim. En başından beri burada durmamam gerektiğini biliyordum, şimdiyse çok geç kalmıştım. Üzerimde onlarca bakışın ağırlığını hissettim. En kötü senaryoları aklımda yazmaya çalışıp, yeterince kötü senaryolar üretemediğime şaşırdım. Terden sırılsıklam olmam sadece saniyeler aldı. Gözlerim büyüdü, kalp atışım hızlandı ve bembeyaz kesildim. Adrenalinin bana verdiği bu geçici kuvveti müzik marketinin vitrinine kadar sendelemekte kullanıp, sırtımı cama vererek yere çömeldim.</p>
<p>“Ne yaptın lan kıza?”</p>
<p>“Dövmüş herhalde, şu polis nerede kaldı?”</p>
<p>“Kağıdı alsanıza kızın elinden, neden sallıyor ki?”</p>
<p>“Delirmiş, delirmiş&#8230;”</p>
<p>Kalabalıktan gelen sesler kesilecek gibi değildi. Her sitem, her özne, her yüklem; kafama saplanan birer çivi gibiyken, bunun bitmesini beklemekten başka bir şeyler yapmalıydım.</p>
<p>“Yeter artık, kapatın çenenizi”, dediğimde sesler biraz olsun kesilmiş, daha sonra ağır ağır artarak, önceki gürültüyü de geçmişti. Tekrar kalabalığa baktığımda; entel fırlamanın, son durduğu yerden birkaç adım uzaklaşmış olan takım elbiselinin kolunu sıkıca kavradığını gördüm. Herkes ona dönmüş, kadını kendi haline bırakmışlardı. Üç beş tanesi bana baktıysa da, ilgileri kısa sürdü. Takım elbiseli, hararetli hararetli bir şeyler anlatıyordu. Kadın sırtını dönüp, gökyüzünü seyretmeye başladı. Bu sahneden sıkılan bir ben değildim belli ki. Elindeki kağıdı buruşturup, kalabalığa doğru fırlattı. Kağıt parçası, entelin bacağına çarpıp, tam önüme yuvarlandı. Islanmasına fırsat vermeden yerden kapıp, kağıdı açtım. İçinde tek bir paragraf karşıladı beni:</p>
<p>“Nefes alıp vermeye devam ettiğin sürece, hayatta sonlardan bahsedilemez. Sadece başlangıçlar vardır. Bunu sakın unutma. Hazırlığı ister bizimki gibi on sene sürsün, isterse bir dakika&#8230;”</p>
<p>Entel, beş dakika daha süren hararetli tartışmanın ardından, takım elbiselinin kolunu bıraktı. Bir kadına, bir de o holywood özentisine baktı. Yüzünü buruşturup, adamın suratına birşeyler mırıldandıktan sonra, yanımdan geçip dükkana girdi. Kalabalık da dağıldı yavaşça. Elimde kağıt, nefesim düzene girene kadar dükkanın önünde beklerken, hiçbir şey düşünemedim. Ağlama sırası bendeydi. Son yaşananların tüm stresinin aniden kaybolmasıyla fazla boşlukta kalmıştım. Sigara pakedini beyaz kağıda sarıp, yolun kenarına bıraktıktan sonra, o köşeyi hiç dönmemeye kararlıydım.</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=89TPgTfCjK0:8GaDR9dxnWI:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=89TPgTfCjK0:8GaDR9dxnWI:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?a=89TPgTfCjK0:8GaDR9dxnWI:7Q72WNTAKBA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/KimseBeniOkumuyor?d=7Q72WNTAKBA" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/KimseBeniOkumuyor/~4/89TPgTfCjK0" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/08/sosyofobik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://kimsebeniokumuyor.com/2009/08/sosyofobik/</feedburner:origLink></item>
	</channel>
</rss>
