<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>kozmofol</title>
	<atom:link href="https://kozmofol.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://kozmofol.wordpress.com</link>
	<description>peyzaj vs.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Oct 2023 19:26:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">7797987</site><cloud domain='kozmofol.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>https://s2.wp.com/i/webclip.png</url>
		<title>kozmofol</title>
		<link>https://kozmofol.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="https://kozmofol.wordpress.com/osd.xml" title="kozmofol" />
	<atom:link rel='hub' href='https://kozmofol.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
	<item>
		<title>yine yeniden, bu sefer başka bir mecrada</title>
		<link>https://kozmofol.wordpress.com/2023/10/18/yine-yeniden-bu-sefer-baska-bir-mecrada/</link>
					<comments>https://kozmofol.wordpress.com/2023/10/18/yine-yeniden-bu-sefer-baska-bir-mecrada/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[enip]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Oct 2023 09:59:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://kozmofol.wordpress.com/?p=1827</guid>

					<description><![CDATA[Uzun zamandır yazdıklarımı Kozmofol&#8217;de paylaşmıyorum. Öğrenciyken başladığım, editörlükte devam ettiğim bu blog, zaman içerisinde farklı yayınlar için yazdıklarımı paylaştığım, Doğa ve peyzaj konularıyla ilgili zihinsel sürecimin nasıl evrildiğini gösteren bir günceye dönüştü. Blogların en popüler olduğu dönemde zihnimi aydınlattı, sonra sanki tozlu bir kütüphane rafına dönüştü. Ama hiç unutulmadı. Ara ara yazdıklarıma baktıkça neler düşündüğümü [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Uzun zamandır yazdıklarımı<strong><em> Kozmofol&#8217;</em></strong>de paylaşmıyorum. Öğrenciyken başladığım, editörlükte devam ettiğim bu blog, zaman içerisinde farklı yayınlar için yazdıklarımı paylaştığım, Doğa ve peyzaj konularıyla ilgili zihinsel sürecimin nasıl evrildiğini gösteren bir günceye dönüştü. Blogların en popüler olduğu dönemde zihnimi aydınlattı, sonra sanki tozlu bir kütüphane rafına dönüştü. Ama hiç unutulmadı. Ara ara yazdıklarıma baktıkça neler düşündüğümü anımsamak iyi geliyor. Bu blogu çok sevsem de ve sadık okuyucularının olduğunu bilsem de yeni bir platformda devam etmeye karar verdim. Doğa ile ilgili araştırdığım konuları, okuduğum kitapları ve dinlediğim ilham verici olduğunu düşündüğüm podcastleri düzenli olarak farklı platformlarda paylaşıyorum. Bunları biraraya getirmeye karar verdim, ve gerçekten de fayda sağlayacağını, yaşamın koşturması içerisinde Doğa esaslı düşünme becerilerine katkısı olacağını düşünüyorum. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Nature-based Weekly</em></strong> ağırlıklı olarak İngilizce olacak. Aşağıdaki linkten takip edebilirsiniz, hatta burda chat yapabiliriz, yeni konuları karşılıklı daha etkileşimli biçimde paylaşabiliriz. Eminim güzel olacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://natureweekly.substack.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://natureweekly.substack.com/</a></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/enisebd_aerial_landscape_image_river_delta_topography_backgroun_2c6ab2cd-2288-4d25-9924-ffae206502b4.png"><img width="1024" height="1024" data-attachment-id="1834" data-permalink="https://kozmofol.wordpress.com/2023/10/18/yine-yeniden-bu-sefer-baska-bir-mecrada/enisebd_aerial_landscape_image_river_delta_topography_backgroun_2c6ab2cd-2288-4d25-9924-ffae206502b4/" data-orig-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/enisebd_aerial_landscape_image_river_delta_topography_backgroun_2c6ab2cd-2288-4d25-9924-ffae206502b4.png" data-orig-size="1024,1024" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="enisebd_aerial_landscape_image_river_delta_topography_backgroun_2c6ab2cd-2288-4d25-9924-ffae206502b4" data-image-description="" data-image-caption="" data-large-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/enisebd_aerial_landscape_image_river_delta_topography_backgroun_2c6ab2cd-2288-4d25-9924-ffae206502b4.png?w=720" src="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/enisebd_aerial_landscape_image_river_delta_topography_backgroun_2c6ab2cd-2288-4d25-9924-ffae206502b4.png?w=1024" alt="" class="wp-image-1834" srcset="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/enisebd_aerial_landscape_image_river_delta_topography_backgroun_2c6ab2cd-2288-4d25-9924-ffae206502b4.png 1024w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/enisebd_aerial_landscape_image_river_delta_topography_backgroun_2c6ab2cd-2288-4d25-9924-ffae206502b4.png?w=150 150w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/enisebd_aerial_landscape_image_river_delta_topography_backgroun_2c6ab2cd-2288-4d25-9924-ffae206502b4.png?w=300 300w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/enisebd_aerial_landscape_image_river_delta_topography_backgroun_2c6ab2cd-2288-4d25-9924-ffae206502b4.png?w=768 768w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></a></figure>



<p class="has-text-align-center wp-block-paragraph"><em>AI Generated River Delta</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kozmofol.wordpress.com/2023/10/18/yine-yeniden-bu-sefer-baska-bir-mecrada/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1827</post-id>
		<media:content url="https://1.gravatar.com/avatar/a98cc17d798cec1e5d342a9910b941a9d8cde88bd5b3a2903d70e608003fdaad?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">phony phonic</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/enisebd_aerial_landscape_image_river_delta_topography_backgroun_2c6ab2cd-2288-4d25-9924-ffae206502b4.png?w=1024" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>doğa esaslı çözümler (nature-based solutions)</title>
		<link>https://kozmofol.wordpress.com/2023/10/03/doga-esasli-cozumler-nature-based-solutions/</link>
					<comments>https://kozmofol.wordpress.com/2023/10/03/doga-esasli-cozumler-nature-based-solutions/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[enip]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Oct 2023 19:18:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://kozmofol.wordpress.com/?p=1838</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazı EkoIQ Dergisi 2023 Mart sayısında yayınlanmıştır. NbS (Nature-based Solutions &#8211; Doğa Esaslı Çözümler) ve Etkileri* Karbon nötr hedeflerinde önümüze pek çok eylem alanı, yol haritası bulunuyor. Üretim, tedarik ve operasyonun her kısmında yapılan optimizasyonlar sayesinde iklim eylemlerinin etkileri her geçen gün daha hesaplanabilir ve ölçülebilir hale geliyor. Bu gelişmeler umut verici. İş dünyasındaki [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><em><strong>Bu yazı EkoIQ Dergisi 2023 Mart sayısında yayınlanmıştır.</strong></em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>NbS (Nature-based Solutions &#8211; Doğa Esaslı Çözümler) ve Etkileri</strong>* </p>



<p class="wp-block-paragraph">Karbon nötr hedeflerinde önümüze pek çok eylem alanı, yol haritası bulunuyor. Üretim, tedarik ve operasyonun her kısmında yapılan optimizasyonlar sayesinde iklim eylemlerinin etkileri her geçen gün daha hesaplanabilir ve ölçülebilir hale geliyor. Bu gelişmeler umut verici. İş dünyasındaki sistemlerin köklü değişiminin henüz başlangıcındayız ve rotaların nitelik ve nicelik açısından ölçülebilir değerler ortaya koyması bir süre daha alacak gibi görünüyor. Bu gelişmeler hızla yaşanırken sürdürülebilirlik stratejilerini kağıt üzerinde kalmaktan sahaya taşıyan, sosyal ve ekolojik etkisi ile çok önemli bir iklim eylemi olan NbS (Nature-based Solutions) &#8211; Doğa Esaslı Çözümleri yakından tanımanın çok önemli olduğunu düşünüyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğa Esaslı Çözümler, adı üzerinde prensiplerini Doğa’dan alan pratik çözümler dizisi. Çevre planlaması, peyzaj mimarlığı ve kentsel tasarımda yıllardır uygulanan saha çalışmalarının yeni bir kategori ile anılıyor olması bu çalışmaların artık etkilerinin ölçülebilir ve hesaplanabilir bir boyuta geçmesine dayanıyor. İklim teknolojileri ve coğrafi bilgi sistemleri entegrasyonu sayesinde ekolojik etkisi kadar sosyal ve ekonomik parametrelerin de ölçülebilir hale gelmesi bu çözümleri daha anlaşılır, uygulanabilir ve hedeflenebilir kılmakta. Bugün bu alan karbon stratejilerinde en önemli çözüm başlığı olarak görülüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İçerisinde geleneksel tarım yöntemlerinden, bilimsel altyapısı geliştirilmiş planlama pratiklerine birçok uygulamayı kapsayan bu çatı kavram tasarım ve mühendisliği sosyal normlarla birlikte ele alıyor. Korumaya, iyileştirmeye, sürdürülebilir yönetime odaklanan bir stratejik eylemler bütünü olarak örneğin çalışma alanına (kentsel bir alan, fabrika veya üretim tesisi, dere, iş merkezi vb herhangi bir yer olabilir) göre biyoçeşitliliğin korunması, afet risklerinin azaltılması, ısı adası etkisinin hafifletilmesi, su yönetimi ve kaynak kullanımı optimizasyonu gibi hedefleri ve öncelikleri olan, alan odaklı bir çözüm pratiklerinin, kapsamına, sınıflandırılmasına açıklık getirerek, şirketlerin yol haritalarına nasıl entegre edilebileceğine dair fikirlerimi paylaşacağım.</p>



<ol class="wp-block-list">
<li><strong>Ekonomi &#8211; Ekoloji &#8211; Topluluk Üçgeni</strong></li>
</ol>



<p class="wp-block-paragraph">Ekoloji, her ne kadar 20. Yüzyılda hızlı bir gelişim seyri göstermiş, yaşanan çevre felaketleriyle keskinleşen çevre etiğinin ortaya koyduğu farkındalık, ayrıca konunun akademik, politik ve toplumsal normları dönüştürücü gücüne paralel olarak bir disipline dönüşmeye başlamış olsa da temelleri daha eskiye, 17. Yüzyıl başlarına, sistemlerin birbirleriyle ilişkilerinin coğrafi ve bilimsel olarak ilk fikirlerine dayanır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu fikre göre bulunduğumuz yerdeki değişimin başka bir coğrafyada başladığına ve bizden sonra da bu etkinin yayılarak devam edeceğini biliriz. Bu yaklaşımın tohumlarını ve bugün dünyayı algılama biçimimize yön veren bilim insanı Alexander von Humboldt ile ilgili yazım daha önce EKO IQ’da yayınlanmıştı. Tam da bu ilişkiler sistemi ekolojiyi algılayışımızı takip eden üç yüzyılda değiştirse de Doğa’yı insandan, insanı Doğa’dan ayrı düşünemediğimiz kültürel bir Doğa fikrine ulaşmamız çok eski değil. Amerikan çağdaş coğrafyacılarının manifesto niteliğindeki peyzaj okumaları, doğayı insan üretiminden bağımsız tahayyül edemediğimiz sınırı Peyzajın kendi varlığı ile tarif eder. Bu tarife göre ölçerek bile müdahale edebildiğimiz her coğrafya parçası insan eyleminin sonucudur ve üretimden, tüketimden, bağımsız düşünülemez; Doğa ve insan arasındaki sınır giderek bulanıklaşır, ikisinin de birbiri içinde yok olduğu yeni bir kavram ortaya çıkar. Bugün her bir metrekaresini ölçebildiğimiz uzaktan algılama ile hesaplayabildiğimiz gezegenimizde belki de bildiğimiz anlamda bakir bir Doğa’dan söz etmek imkansız. Burdan sürdürülebilirliğe dönecek olursak; Doğa ve insan arasında bu yekpare anlayışı kavramadan kalkınma hedeflerinin de gerçekleşemeyeceğini kavramamız şart. Sürdürülebilirliğin temel felsefesinin bu bütünleşme olduğunu ve konunun varlık düzeyinde anlaşılmadığı sürece de sürdürülebilirlik fikrinin kendi kendini imha edebileceğini düşünüyorum.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ekolojinin doğal sistemlere ait parçaları kendi içinde sistemleri barındırması gibi, kendi çemberi dışındaki diğer alanlarla ilişkisi de bu anlayışı anlamlı kılar. Bugün artık ekonomiden bağımsız bir ekoloji, ekolojiden bağımsız bir ekonomi düşünülemeyeceği gerçeği insanı, kültürü, bilgiyi ve insan edimi tüm eylemleri onun bir parçası kılar. Bu çerçevede yıllardır pratik edilen doğadan, kültür ve gelenekten öğrenerek uygulanan doğal sistemlerle tasarım yöntemleri, NbS olarak karşımıza çıktığında, ekoloji ve toplum ilişkisine ekonominin de dahil olduğu yeni bir kavramsal çerçeve çizmiş oluyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu üçgenin anlaşılması ve anlatılmasının gıdadan eğitime, lojistikten inşaata tüm sektörlerin devamını ve gezegende oluşumuzu mümkün kılacak bir yolun da anahtarı olduğunu düşünüyorum. Bu yaklaşımla NbS’in yöntem ve uygulamalar paketi coğrafyaların geleneksel üretim sistemleri, biyoçeşitliliği, problemleri kadar geniş ve çeşitli. Önemli olan ise bu büyük dünyadan nerede nasıl yararlanılacağını bilen teorik ve pratik çerçeveyi çizmek, ardından çevresel etkiye katkısı ve sonuçlarının bileşik etkisini anlamak, anlatmak ve paylaşmak. Buradan itibaren NbS’in kategorilerini ve esaslarını biraz daha detaylı paylaşacağım.</p>



<ol class="wp-block-list" start="2">
<li><strong>NbS ne Değildir</strong></li>
</ol>



<p class="wp-block-paragraph">Doğa Esaslı çözümler dendiğinde herkesin anladığı pratikler var. Geniş bir çeşitliliğe sahip olduğu için hepsi farklı, bu sebeple öncelikle ne olmadığını düşünmekte fayda var. Özellikle de yeşil badana (greenwash) döneminde iş dünyasında Doğa ile ilgili konuların ayırdına varmanın çok zor olabileceği bu bilgi kirliliğinde. NbS’in dört temel prensibi; Koruma, Yönetme, Restore Etme ve Bağlantı Kurma olup bu aşamaların her birinin ekosistem ve biyoçeşitlilik açısından öncelik sıralaması farklıdır. Herşeyden önce NbS bir yeşillendirme, monokültür ağaçlandırma değildir. Yangın sonrası yanlış bir ağaçlandırma stratejisi olmadığı gibi, artan ekstrem yağışlarda sel olduğunda derenin hidrodinamiğine müdahele eden mühendislik uygulamaları hiç değildir. Etkisi ve sosyal ayak izi ölçülebilir, projeksiyonu yapılabilir olsa da riski ve süreci izleme ile takip edilmesi gereken bir çalışma programını içerir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu uygulamaları, sürdürülebilirlik çalışmalarını içeren stratejik hedeflerine dahil edecek şirketlerin iyi niyetli ama yanlış uygulamalara sebep olma riskinin farkında olması çok önemli. Özellikle karbon offset uygulamarında bu riskin çok yüksek olduğunu görüyoruz. Özetle Nbs’in salt ağaçlandırma olmadığını ya da yalnızca Doğa’yı korumak değil onu yaşayan ve yaşatan kültürün de korunması olduğunun altını çizmeliyiz.&nbsp;</p>



<ol class="wp-block-list" start="3">
<li><strong>NBS Yöntemleri:</strong></li>
</ol>



<p class="wp-block-paragraph">Arasında kentsel tarım, yeşil koridorlar, taşkın koruma alanları, ekolojik restorasyon, dere rehabilitasyonu, kent ormanları, sulak alan koruması, yapı bazında uygulamalar, su hasadı gibi farklı ölçeklerde ve stratejilerde yapılabilecek birçok uygulamanın olduğu bu çalışmaların tek bir ortak amacı var: iklim değişikliğine karşı kurduğumuz sistemleri dirençli, bizleri bilinçli kılmak ve değer yaratmak. Bu çözümlerden bir kısmı duymaya alışık olduğumuz, tanıdığımız geleneksel uygulamalar olabilirken, bir kısmı da daha az bilinen, veri ile çalışılarak hayata geçirilen tasarım ve planlama uygulamaları. Topluluk esaslı ve uygulama esaslı olmak üzere 2 temel yaklaşımdan söz edebiliriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Topluluk Esaslı Yaklaşım: </strong>Bu kısmı, tasarım, mühendislik ve pratiğe dair uygulamaların yanında daha yeni, önemi ve etkisi yeni anlaşılan kısmı. Ölçümü daha zor olsa da, son yıllarda etki yatırımcılığının da gelişimi sayesinde yeni sistemlere geçildiğini görüyoruzki bu katkı NbS’i de yakından ilgilendiriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak NbS uygulamalarının en önemli bulduğum kısmı pratiğini salt tasarıma, mühendisliğe değil, söz konusu alanın (örn. Tarımalanı, orman, kentsel altyapı) kullanıcısı, topluluğu ve kültürü ile birlikte ele alması, bunu da kendi ölçümünün bir standartı olarak yöntemine dahil etmesi. Bu sebeple tüm çalışmalar topluluğun katılımı, katkısını anlamaya ve paydaş analizindeki yerini sağlamlaştırmaya dayanıyor. Bu konuda yerli toplulukların global projelerdeki yeri ve önemi bu calısma alanının önemli bir parçası oldu, topluluğunun dahil olmadığı herhangi bir koruma, geliştirme, projesinin sürdürülebilir olamayacağı biliniyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Uygulama Esaslı Yaklaşım</strong>: Sürdürülebilir kalkınma hedeflerini, tarım, gıda ve ilişkili diğer sektörlerde karbon salımını azaltma hedefli uygulamalar arasında, NbS yaklaşımının birinci önceliği korumayı esas almaktır. Mevcut değerleri, geleneksel yöntemleri, kültürü ve ilişkileri, biyoçeşitliliği koruma, iyileştirmenin de birinci aşamasıdır. Buna karşın korumanın da bir kültür olduğu, korumayı sürdürülebilir kılmak amacıyla bu kültürün topluluğu ve iletişimiyle, gerektiğinde politik çerçevesiyle olgunlaştırılmasının en önemli adım olduğu gerçeği unutulmamalıdır. Koruma kültürüne dayanmayan ve kendi kültürünü oluşturamayan yeni bir proje ya da projelerin kalkınma hedeflerinin kısır döngüye girmesi riskini beraberinde getirebilir.</p>



<ol class="wp-block-list" start="4">
<li><strong>NbS Sınıflandırması ve Kategoriler</strong></li>
</ol>



<p class="wp-block-paragraph">Doğa Esaslı Çözümler için farklı sınıflandırma yöntemleri bulunuyor. Örneğin Avrupa Biyoçeşitlilik Ortaklığı Grubu’na (BiodivERsA ERA-NET) göre uygulamalar biyoçeşitlilik ve ekosistem müdahalelerinde mühendislik düzeyine göre sınıflandırılabilir. Doğal ekosistemlerin kullanımı ve değerlendirilmesi, yönetilen ve restore edilen ekosistemler, yeni ekosistemlerin oluşturulması gibi korumadan yeni kurguya doğru bir sıralamadan söz edilebilir. Bunun gibi farklı yaklaşımlar var, bu yazıda NbS uygulamalarını tarım alanları ve kentsel altyapı olarak ekosistem odaklı iki başlıkta özetleyeceğim.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tarım Alanlarında Doğa Esaslı Çözümler</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğa Esaslı Çözümler geleneksel üretim teknikleri ile etkilerini, buna karşılık veri ve teknoloji ile iyileştirmelerinin yöntemlerine odaklanır. Tarım konusunda örneğin geleneksel üretim tekniklerinin ispatlanmış sera gazı etkilerine çözüm üretilmesi ön plana çıkar. Otlatma yöntemlerinin optimizasyonunda örneğin, çayır ve meralarda otlatmanın hem bitki büyümesi hem de mera performansı göz önünde bulundurularak tasarlanmasına odaklanılır. Mevcut yem ve stoklama oranı arasındaki dengeyi optimize etmek, mera üretkenliğini korurken hayvancılığın performansını üst düzeye çıkararak sürdürülebilir bir kâr sağlamaya yardımcı olur.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çeltik yetiştiriciliği gibi metan gazı salımı çok yüksek olan uygulamalarda iyileştirmeler de bir başka tarımda NbS uygulaması. Geleneksel pirinç yetiştiriciliğinde fideler dikildikten sonra tarlalara su basılarak sulama yapılması, batık ortamda yaşayamayan yabani ot ve haşereleri ortadan kaldırır. Bu işlem, toprağın oksijeni emmesini engeller, organik maddenin anaerobik olarak ayrışmasına neden olur, ve bu çürüme ile yüksek miktarda metan gazı açığa çıkar. Bu yöntemin hayvancılık ve özellikle sığır eti üretiminden kaynaklanan emisyonların neredeyse yarısına eşdeğer miktarda sera gazı saldığını biliyoruz. Bu nedenle gelişmiş pirinç üretim yöntemleri, pirincin suya daldırıldığı sürenin azaltılmasını ve organik maddenin çürümesini engellemesini hedefliyor. Pirinç tarlalaların sezon ortasında kurutulmasını ve daha az su gerektiren pirinç çeşitlerinin benimsenmesi gibi yöntemleri içeriyor. Bu ve bu gibi tüm gıda ve tarım odaklı konularda yapılabilecekler hem üreticinin, hem tüketicinin hem de sektörel kültürün geliştirilmesi temellerine dayanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu iyleştirmelere ek olarak N2O emisyonlarını ve gübre üretiminden kaynaklanan sera gazı emisyonlarının azalmasını, nitrojen kullanım verimliliğini artıran uygulamalar, koruma tarımının artırılması ve toprak flora ve faunasını gözeten rotasyon kurguları, ayrıca toprakların sünger ve su filtrasyonunu artırıcı işlevini eski haline getirmek için kapasite güçlendirmeleri gibi toprak ve tarım odaklı yenilikçi uygulamaları bu kategoride çeşitlendirebiliriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kentsel Altyapıda Doğa Esaslı Çözümler</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kentleşme problemlerinin temel kaynağı mevcut altyapıların büyümeyi taşıyamıyor olması, değişen gelişen toplumsal, teknolojik ve ekolojik koşullara adapte olamaması. Altyapı dendiğinde artık yalnızca kenti taşıyan mühendislik temelinden değil, kenti yaşanılır kılan sosyal ve ekolojik dirençliliğinden de söz ediyoruz, altyapının yeni anlamlarını kentle okumak bu anlamda önemli. Doğa Esaslı Çözümler bu altyapıların iyileşmesi, sürdürülebilirliği ve kente kazandıracağı değerler açısından önemli bir çözüm listesi sunuyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu başlıklardan en hayati, acil olanları su ile ilgili olanları. Suya erişimimiz giderek azalıyor. Suyun kendi hakkı, bizim O’na erişim hakkımız gibi konular giderek sınırlandırılıyor. Kentsel altyapı açısından en kritik konu suyu toprakla buluşturacak geçirimli yüzeyleri arttırmak. Beton, asfalt gibi toprakla ilişkimizi kesen malzemeleri yeniden kurgulamalı, suyun doğal akış hattı olan dere yataklarını kanallardan kurtarmalı ve hidrodimaniklerini kazanmalarını sağlamalıyız. Suyun toprakla buluşmasını engelleyici bu müdahaleler kent planlamasının yanlış yönelimlerinin bir sonucu ve ne yazık ki su idarelerinin halen bu yöntemleri sürdürdüğünü görüyoruz. Dere yatakları ve restorasyonları kapsamında derenin hareketini, akışkanlığını ve olası ekstrem senaryoları gözeterek akacağı alana izin verilmesi ve bu yatakların ekolojik kullanımları ile ilgili projeler ön plana çıkıyor. Bu konuda sorumluluk, kaynakları kısıtlı olan kamuda gibi görünse de iş dünyasının üstlenebileceği, değer katabileceği pek çok alan var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yapı ölçeğinde yeşil ve sürdürülebilir binalardan, kendi enerjisini kendi üreten ve atığını kısmen de olsa yöneten, topluluklarca şekillendirilen yapı ve mahallelerden söz edebiliriz. Küçük de olsa dönüştürücü etkisi büyük olan çatı bahçeleri, bostanlar; yapı malzemelerinin seçiminde lokal üretim tercihleri; coğrafyaya uygun, yapı tektoniğinden öğrenen iklimlendirme kararları; topografya ve zemin ilişkisi peyzajı iyi okuyan mimari yaklaşımların her birinde pek çok ölçülebilir kazanımlar bulunmakta. Karar vericilerin belirlediği sürdürülebilirlik ve iklim eylem hedefleri doğrultusunda, ilk prensiplerin belirlendiği projelendirme sürecinden başlayarak, malzeme ve tedarikçi kararlarına uzanan tüm süreç, içerisinde pek çok kararı barındıran bir tedarik zinciri ya da üretim bandı gibi düşünülebilir. Bu karar zincirinde NbS her aşamada karşımıza çıkabilir. Bunun için proje sürecinde NbS odaklı bir yönetişim modeli oluşturulmalıdır.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Masterplan ölçeğinde ise ekoloji masterplanları; kentteki ısı adası etkisini, enerjiyi dikkatli, faunaya kirlilik yaratmayacak şekilde tasarlanan aydınlatma kararlarını, kentteki karbon ayak izini ölçerek yeşil alanların vejetasyona odaklanan stratejilerle artırılmasını tarifleyebilecek yöntemlere sahip. Bu konuda umut vaad edici çalışmalar var. Büyümenin yarattığı problemlere çözümle geçecek önümüzdeki yüzyılla ilgili yeniden yapılandırmada bize ışık tutacaklar.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">NbS’in yerel çözümler ve uygulamalar dışında bir de gezegenimizin karbon depoları olan tropik bölgelerdeki uygulamaları teşvik ve artırma yöntemiyle yaygınlaştırma stratejileri geliştiriliyor. Bu da potansiyeli çok yüksek bir alan, başka bir yazı konusu fakat öncelikle ülkemizde yerel uygulamaların artarak NbS dağarcığımızı geliştirmenin önceliğimiz olması gerektiğine inanıyorum. Özet olarak NbS, Doğa Esaslı Çözümler stratejik bir karar aşaması ve önceliklendirme ile kullanılabildiğinde; karbon ayakizi operasyonlarını ve iklim eylem planlarını pozitif etkiye doğru yönlendirebilecek geniş bir portfolyo sunuyor. Yıllık değil belki on yıllık, uzun vadede takip edilebilecek büyük bir resim oluşturmayı mümkün kılıyor. Bu örnekleri beraberce çoğaltabilmemiz için de farkındalığımızı artırmamız gerekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görsel 1: Park Nebula, Lüleburgaz @Praxis Landscape</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görsel 2: Haramidere Dere Restorasyonu, @Praxis Landscape</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görsel 3: Ekolojik Mahalle, Taşkent Yeni Şehir @Salon Alper Derinboğaz</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görsel 4: Istanbul Kent Müzesi İstanbul Bostanı Planı @Salon Alper Derinboğaz</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görsel 5: Haliç Ekolojik Yapay Resifler @Praxis Landscape</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<figure data-carousel-extra='{&quot;blog_id&quot;:7797987,&quot;permalink&quot;:&quot;https://kozmofol.wordpress.com/2023/10/03/doga-esasli-cozumler-nature-based-solutions/&quot;}'  class="wp-block-gallery has-nested-images columns-default is-cropped wp-block-gallery-1 is-layout-flex wp-block-gallery-is-layout-flex">
<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/1.jpeg"><img width="1024" height="576" data-attachment-id="1842" data-permalink="https://kozmofol.wordpress.com/2023/10/03/doga-esasli-cozumler-nature-based-solutions/1-6/" data-orig-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/1.jpeg" data-orig-size="2311,1300" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;1&quot;}" data-image-title="1" data-image-description="" data-image-caption="" data-large-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/1.jpeg?w=720" data-id="1842" src="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/1.jpeg?w=1024" alt="" class="wp-image-1842" srcset="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/1.jpeg?w=1024 1024w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/1.jpeg?w=2048 2048w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/1.jpeg?w=150 150w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/1.jpeg?w=300 300w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/1.jpeg?w=768 768w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/1.jpeg?w=1440 1440w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></a></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/2.jpeg"><img width="1024" height="576" data-attachment-id="1843" data-permalink="https://kozmofol.wordpress.com/2023/10/03/doga-esasli-cozumler-nature-based-solutions/2-6/" data-orig-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/2.jpeg" data-orig-size="3840,2160" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;1&quot;}" data-image-title="2" data-image-description="" data-image-caption="" data-large-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/2.jpeg?w=720" data-id="1843" src="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/2.jpeg?w=1024" alt="" class="wp-image-1843" srcset="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/2.jpeg?w=1024 1024w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/2.jpeg?w=2048 2048w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/2.jpeg?w=150 150w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/2.jpeg?w=300 300w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/2.jpeg?w=768 768w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/2.jpeg?w=1440 1440w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></a></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/3.png"><img loading="lazy" width="1024" height="723" data-attachment-id="1840" data-permalink="https://kozmofol.wordpress.com/2023/10/03/doga-esasli-cozumler-nature-based-solutions/3-6/" data-orig-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/3.png" data-orig-size="2000,1414" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="3" data-image-description="" data-image-caption="" data-large-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/3.png?w=720" data-id="1840" src="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/3.png?w=1024" alt="" class="wp-image-1840" srcset="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/3.png?w=1024 1024w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/3.png?w=150 150w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/3.png?w=300 300w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/3.png?w=768 768w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/3.png?w=1440 1440w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/3.png 2000w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></a></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/5.jpeg"><img loading="lazy" width="1024" height="724" data-attachment-id="1844" data-permalink="https://kozmofol.wordpress.com/2023/10/03/doga-esasli-cozumler-nature-based-solutions/5-3/" data-orig-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/5.jpeg" data-orig-size="7016,4961" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;1&quot;}" data-image-title="5" data-image-description="" data-image-caption="" data-large-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/5.jpeg?w=720" data-id="1844" src="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/5.jpeg?w=1024" alt="" class="wp-image-1844" srcset="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/5.jpeg?w=1024 1024w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/5.jpeg?w=2048 2048w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/5.jpeg?w=150 150w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/5.jpeg?w=300 300w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/5.jpeg?w=768 768w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/5.jpeg?w=1440 1440w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></a></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/4.jpeg"><img loading="lazy" width="1024" height="1015" data-attachment-id="1841" data-permalink="https://kozmofol.wordpress.com/2023/10/03/doga-esasli-cozumler-nature-based-solutions/4-2/" data-orig-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/4.jpeg" data-orig-size="2176,2157" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;1&quot;}" data-image-title="4" data-image-description="" data-image-caption="" data-large-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/4.jpeg?w=720" data-id="1841" src="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/4.jpeg?w=1024" alt="" class="wp-image-1841" srcset="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/4.jpeg?w=1024 1024w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/4.jpeg?w=2048 2048w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/4.jpeg?w=150 150w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/4.jpeg?w=300 300w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/4.jpeg?w=768 768w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/4.jpeg?w=1440 1440w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></a></figure>
</figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kozmofol.wordpress.com/2023/10/03/doga-esasli-cozumler-nature-based-solutions/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1838</post-id>
		<media:thumbnail url="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/1.jpeg" />
		<media:content url="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/1.jpeg" medium="image">
			<media:title type="html">1</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="https://1.gravatar.com/avatar/a98cc17d798cec1e5d342a9910b941a9d8cde88bd5b3a2903d70e608003fdaad?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">phony phonic</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/1.jpeg?w=1024" medium="image" />

		<media:content url="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/2.jpeg?w=1024" medium="image" />

		<media:content url="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/3.png?w=1024" medium="image" />

		<media:content url="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/5.jpeg?w=1024" medium="image" />

		<media:content url="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2023/10/4.jpeg?w=1024" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>öğrenilmiş doğallık üzerine</title>
		<link>https://kozmofol.wordpress.com/2020/10/01/ogrenilmis-dogallik-uzerine/</link>
					<comments>https://kozmofol.wordpress.com/2020/10/01/ogrenilmis-dogallik-uzerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[enip]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2020 11:07:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://kozmofol.wordpress.com/?p=1806</guid>

					<description><![CDATA[Meles Doğal Yaşam Koridoru yarışmasında 1.lik ödülü kazanan projenin manifestosu. Kendi Suyunu Yok Etmiş Bir Kentin Yeniden Bulma Denemesi Meles bir kültür mirası. İzmir’in geçmişini, endüstrisini, çelişkilerini, hayallerini, hatalarını, geleceğe dair umutlarını taşıyan, İzmir’i İzmir yapan tüm doğal ve kültürel gerçekliğini yansıtan bir doğal ve kültürel miras. Kurduğumuz medeniyetlerin tüm niyet ve kusurlarını kesit kesit [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Meles Doğal Yaşam Koridoru yarışmasında 1.lik ödülü kazanan projenin manifestosu. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kendi Suyunu Yok Etmiş Bir Kentin Yeniden Bulma Denemesi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Meles bir kültür mirası. İzmir’in geçmişini, endüstrisini, çelişkilerini, hayallerini, hatalarını, geleceğe dair umutlarını taşıyan, İzmir’i İzmir yapan tüm doğal ve kültürel gerçekliğini yansıtan bir doğal ve kültürel miras. Kurduğumuz medeniyetlerin tüm niyet ve kusurlarını kesit kesit gösteren yarı ölü bir kent peyzajı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Öğrenilmiş Doğallık Üzerine</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kanallaştırma hareketi endüstri devriminin akarsular üzerindeki en belirgin en tekrar eden mühendislik becerisi. Bu mühendislik çözümleri yalnızca Türkiye’de değil tüm dünyada suyun hakkını gasp etmiş, canlı varlığını yok etmiş, bağlı olduğu havza yapısını büyük ölçüde kangren etmiştir. Doğa bilimlerinin, çevre hareketinin ve bilimin işbirliğiyle gezegenimize bakma biçimimizin pratik anlamda dönüşmeye başlaması, akarsuların canlılığını ancak 90’lardan bu yana yeniden düşünmeye başladı. Bunu takiben Tuna’dan Isar’a, Ren nehrine dek pek çok nehir uzun yıllara dayanan stratejik planlama, fonlama ve tasarım eşliğinde yarı doğal karakterlere bürünmeye başladı. Akarsu restorasyonlarının günümüzdeki çağdaş örnekleri, bugün geçirdikleri dönüşümü ve bu dönüşümün bilimsel altyapısını belli etmeyecek kadar yaşamın, doğalarının birer parçası. Meles kapsamında önerdiğimiz öğrenilmiş doğallık doğa-insan hata-telafi üzerine bugüne özgü bir denklem.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Makro yerine Mikro Dönüşüm Üzerine</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Planlama dönüşüyor. Kurduğumuz yapıları yeniden, sıfırdan ve tüm kusurları silecek şekilde baştan inşaa etmemiz koşullar sağlandığı takdirde mümkün. Ancak gerçek ihtiyacımız bu mu? Her yeniden yapılanma, her yeniden inşaa bir öncekini, eklemlenip yerleştiği dokuyu siliyor. İnsan, doğa her koşula uyum sağlıyor. Hafıza katman katman derinleşmeye devam ediyor. Bu kentsel okumada altyapıdan, ulaşımdan kanala insan tahakkümünün tüm unsurları yapılı çevremizin yaşayan bir parçası oluyor. Bu anlamda insanın gezegenine yeni bakma biçimi, tüm kusurlarını affeden, doğanın yenileme kapasitesinin insanın iznine ihtiyacı olmadığını bilen bir bilinci taşımalı. Akıllıca çözümlerin zaman, mantık, bütçe ve doğal sistemlerin işleyişini bilerek stratejik hareketlerde gizli olduğuna inanıyoruz. Mikro dönüşümden kastımız, 2020lerin gerçekliğinden İzmir’e limanıyla, otoyoluyla, kanalı ve Halkapınar gölü gibi kayıplarıyla dürüstçe bakmak. Bu anlamda kanal kesitlerinden deltaya, dönüşüm alanlarından yeniden işlevlendirmeye günümüz gerçekliği ve becerisiyle bakan çok disiplinli bir okumayı, fikir projesinin tüm esnekliğini kullanarak temellendirmek projemizin ana fikri.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Dirençlilik Üzerine</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Herşeyi baştan yeniden yapma, doğallaştırma gibi büyük müdahalelerle insanın gücünü başka bir cephede ortaya koyma çabası, bir asır önceki yöntemlerden farklı sayılabilir mi? Kendi sınırlarını öğrenmiş, doğayı asla kontrol edemeyeceği gerçeği bugünün en önemli bilgisi değil mi? Dirençlilik bu anlamda doğa bilimleri ve mekan pratiklerini kapsayan tüm ilgili disiplinlerin kendini ve eylemini ortaya koyduğu pratiklerin geldiği en üst seviye olamaz mı? MELES Doğal Yaşam Koridoru tümden değiştirmek yerine anlamayı, kolaylaştırıcı olmayı, Yer’in parçası olmayı, çevreyi dirençli kılmayı, kamunun ekolojik bilincini bilgiyi anlaşılır kılarak yaygınlaştırmayı benimser. Kentleşme ile yok olan yaşam ağını, yapısal/doğal peyzajların kendini bulma çabasını okuyarak toparlanmasına aracı olur. Aynı şekilde kurduğu kenti ve toplumu olduğu haliyle kabullenmek ve yerelliğinin büyümesine, kendinden öğrenerek çoğalmasına izin verir. Dirençlilik ve Ekoloji kavramlarına, gerçek dışı bir romantizme kapılan büyük müdahaleler yerine, kent, toplum özelinde ortak yaşam ihtimallerimizi bugüne özgü şekilde anlamaya çalışarak bakar ve akışı kolaylaştırır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Suyun Niyetini Takip Etmek ve Sedimenti okumak Üzerine&nbsp;</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kanala alınmış yarı ölü bir dere, hala akıyor. Taşıdığı tatlı suyu, alüvyonu, algi, atığı, çırpınan su ekosistemi, katlanılmaz kokusu içerisinde akmaya devam ediyor. Yine de toprakla, yeraltı suyuyla ilişki kurmaya çalışıyor. Beton kanal üzerinde biriken sediment (tortu) adacıkları ve üzerindeki yeşeren bitki toplulukları adeta akarsuyun doğal haline dönmek için sergilediği tavrın net bir yansıması. Teknik olarak derenin kendi akış dinamiğini kanal içinde yeniden nasıl kurduğunu, kurabileceğini söylüyor.&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sebeple iz bıraktığı yerler, Meles’in akmak ve çoğalmak istediği noktaları ifade ediyor. Projenin temel yaklaşımı mikro müdahaleler bu noktaları merkezine alıyor, Meles için önerilen Meles Doğal Yaşam Koridoru’nu küçük ölçekli müdaheleler ile başlatmanın ilk stratejik hareketini imliyor. Hayatın gerçeği şu; büyük değişimler küçük adımlarla başlıyor. Doğal Yaşam Koridoru Meles’i bir peyzaj alt yapısı olarak yeniden canlı kılmayı, sosyal ve fiziksel olarak yaşatmayı hedefliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Projeyi gerçekleştiren ekibin listesi</strong></p>



<ul class="wp-block-list"><li>Enise Burcu Derinboğaz – Ekip Temsilcisi – Peyzaj Y. Mimarı</li><li>Birge Yıldırım Okta – Doç. Dr. Y. Mimar</li><li>Burak Arifoğlu – Mimar</li><li>İzel Beşikçi – Kentsel Tasarım Uzmanı, Peyzaj Mimarı</li><li>Kerem Arslanlı – Doç. Dr. Y. Şehir Plancısı</li></ul>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Danışmanlar</strong></p>



<ul class="wp-block-list"><li>Alper Derinboğaz – Y. Mimar</li><li>Gürkan Okta – Mimar</li><li>Itri Levent Erkol – Su Ürünleri Y. Mühendisi</li><li>Oral Yağcı – Doç. Dr. İnşaat Mühendisi</li><li>Osman Uzun – Prof. Dr. Peyzaj Mimarı</li></ul>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yardımcılar</strong></p>



<ul class="wp-block-list"><li>Akın Ertürk – Mimar</li><li>Asena Sonbay – Öğrenci (Peyzaj Mimarlığı)</li><li>Aslıhan Şişli – Peyzaj Mimarı</li><li>Ece Yakupoğlu – Peyzaj Mimarı</li><li>Işınsu Sopaoğlu &#8211; Mimar</li><li>Maral Taşçılar &#8211; Mimar</li><li>Mehmet Yalçın Demircan – Mimar</li><li>Talha Karaçizmeli – Öğrenci (Mimarlık)</li></ul>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kozmofol.wordpress.com/2020/10/01/ogrenilmis-dogallik-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1806</post-id>
		<media:content url="https://1.gravatar.com/avatar/a98cc17d798cec1e5d342a9910b941a9d8cde88bd5b3a2903d70e608003fdaad?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">phony phonic</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>VBenzeri röportajı</title>
		<link>https://kozmofol.wordpress.com/2020/05/24/vbenzeri-roportaji/</link>
					<comments>https://kozmofol.wordpress.com/2020/05/24/vbenzeri-roportaji/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[enip]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 May 2020 20:54:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[praxis]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://kozmofol.wordpress.com/?p=1781</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe class="youtube-player" width="720" height="405" src="https://www.youtube.com/embed/GDOJ5csstI4?version=3&#038;rel=1&#038;showsearch=0&#038;showinfo=1&#038;iv_load_policy=1&#038;fs=1&#038;hl=tr&#038;autohide=2&#038;wmode=transparent" allowfullscreen="true" style="border:0;" sandbox="allow-scripts allow-same-origin allow-popups allow-presentation allow-popups-to-escape-sandbox"></iframe></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kozmofol.wordpress.com/2020/05/24/vbenzeri-roportaji/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1781</post-id>
		<media:content url="https://1.gravatar.com/avatar/a98cc17d798cec1e5d342a9910b941a9d8cde88bd5b3a2903d70e608003fdaad?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">phony phonic</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>biyoçeşitlilik üzerine ekolojik hikayeler</title>
		<link>https://kozmofol.wordpress.com/2020/03/24/biyocesitlilik-uzerine-ekolojik-hikayeler/</link>
					<comments>https://kozmofol.wordpress.com/2020/03/24/biyocesitlilik-uzerine-ekolojik-hikayeler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[enip]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Mar 2020 21:35:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[praxis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://kozmofol.wordpress.com/?p=1788</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazı Arredamento Mimarlık Dergisi 2019 Ocak sayısında yayınlanmıştır. ‘’Evren hikayelerden oluşur, atomlardan değil.’’ Muriel Rukeyser Evrenin atomlardan değil hikayelerden oluştuğu iddiasına inanır mıyız? Amerikalı şair Muriel Rukeyser’in bu bilimi çürüten cümlesinde, iki kanlı savaş görmüş ömrünü ve dünyayı anlamlandırma çabasını görebilirsek belki. Yaşamı anlamlı kılma çabasının türümüze en büyük katkısı bilimi ve teknolojiyi geliştirme [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Bu yazı Arredamento Mimarlık Dergisi 2019 Ocak sayısında yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<blockquote>
<p class="p8"><span class="s1">‘’Evren hikayelerden oluşur, atomlardan değil.’’</span></p>
<p class="p8"><span class="s1">Muriel Rukeyser</span></p>
</blockquote>
<p class="p10"><span class="s1">Evrenin atomlardan değil hikayelerden oluştuğu iddiasına inanır mıyız? Amerikalı şair Muriel Rukeyser’in bu bilimi çürüten cümlesinde, iki kanlı savaş görmüş ömrünü ve dünyayı anlamlandırma çabasını görebilirsek belki. Yaşamı anlamlı kılma çabasının türümüze en büyük katkısı bilimi ve teknolojiyi geliştirme becerisi olsa da, insanın yaşamı hikaye ile anlama/anlatma ihtiyacı sabit kalmıştır. İnsan bu anlatım, aktarım ve soyutlama etkinliği sayesinde, bilgiyi sentezleme ve çoğaltabilme için ihtiyacı olan hayalgücüne sahip kalabilmiştir. Atom ve hikayeler arasındaki ilişki de bu açıdan bakıldığında anlam taşır.</span></p>
<p class="p11"><span class="s2">Hücreler, proteinler, populasyonlar ya da ekosistemlerden oluşan geniş çalışma alanıyla biyolojinin ve ölçeği biyolojiden çok farklı olan mimarlığın ‘bilgiyi hikayelerle işleme’ etkinliğinde ortak bir tavra sahip olduğu düşünülebilir. </span><span class="s1">Hikayelerde anlatılan mekanları gerçekleştirmeye, ya da tam tersi gerçekleştirdiğimiz mekanları hikayeye dönüştürme edimi kendiliğinden oluşur. Bu anlamda mekan pratiklerini kurgusu, karakterleri, ritmi olan bir hikayeden, her seferinde farklı okunan, bambaşka detayları ortaya çıkan özgün anlatılardan ayrı bir yere koymakta zorlanırız. </span><span class="s2">Öte yandan y</span><span class="s1">aşamı anlamlı kılmak için düşünür ve üretiriz, yaşamak için ise barınmak zorundayız. Gezegenemizin geldiği son noktada ise, burada barınabilmek için kendi türümüz haricinde kalan zekayı çözmek ve ona göre bir yaşamı mümkün kılmak zorundayız. Biyolojiye olan hayati ihtiyacımıza, mimarlık ve hikaye ile kurdukları üçgene bir de bu açıdan bakalım.</span></p>
<p class="p10"><span class="s1">Bu hipotetik düşünme, üçgen, bu yazının anlatmayı amaçladığı tasarım yaklaşımının ve örneklemlerinin<span class="Apple-converted-space">  </span>de özü. Takip eden başlıklar bu yaklaşımı açıklamayı hedefliyor. Ağırlıklı olarak ekoloji tabanlı araştırmaları açık alan tasarımının odağına koyarken, aktörüyle, geleceğe dair hayali ve bunu mümkün kılan teknolojisiyle oluşturmak istediğimiz ekolojik hikayelerin başvurduğu temaları konu ediniyor. Ve atomlarla hikayelerin iç içe geçtiği bir evren hayal ediyor.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1">1- BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK ÜZERİNE</span></p>
<p class="p4"><span class="s3"><b>DOĞANIN İCADI, ALEXANDER VON HUMBOLDT’UN MİRASI</b></span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Prusyalı doğa kaşifi Alexander von Humboldt’un 19. yüzyılda, kendi seyahatlerinde edindiği gözlemlerle tariflediği ‘evrene bütüncül yaklaşımı’ bugün ekoloji biliminin temel savının referans noktasını oluşturur. Humboldt’un bilim tarihindeki yeri yalnızca ekolojiye verdiği yön ile değil, modern coğrafya, kartografi, biyoloji ve botanik bilimine katkıları bağlamında da eşsizdir. Darwin ve ekolojiyi bir kavram olarak ortaya ilk atan zoolog Ernst Heackel’in fikirlerine Humboldt’un ilham kaynağı olduğu bilinmektedir. Humboldt dünya üzerindeki canlı sistemlerinin birbirleri ile etkileşimlerini yalnızca sayısal olarak ortaya koymaz, aynı zamanda Antik Yunan filozoflarına ve sıklıkla sanata özellikle de edebiyata başvurarak iddiası olan bütüncül yaklaşımı kuvvetlendirir. Teorilerinin ve üretimlerinin aldığı lirik hal de bu düşünce derinliğine dayanır. Yakın dostlukları bilinen Friedrich Schiller ve Goethe ile bulunduğu paylaşımlarının Humboldt’un doğayı anlatım gücündeki etkisi büyüktür. Naturgemaelde</span><span class="s1"> de bu etkinin ürünü olarak ortaya çıkar. Görsel iletişim yönü çok kuvvetli olan bu eserlerin doğayı teknik bir çerçeveden sunarak sayısallaştırdığını, bu anlamda da ilk olduğunu söylemek yanlış olmaz.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Humboldt bugün ekosistemlerin bir bütün olduğu ve birbirlerini etkilediği fikrini, seyahatleri boyunca gerçekleştirdiği sıcaklık ölçümleri ile belgeler. </span><span class="s2">Amerika Kıtası’nda yaptığı gezilerde edindiği, kereste elde etmek için ağaç kesimlerinin ve ormanların yok oluşunun sel felaketleri gibi doğal yıkımlara, ısı değişikliklerine yol açacağı fikri bu gözlem ve ölçümlere dayanır</span><span class="s2">. Humboldt coğrafi keşiflerle birlikte dünyanın sınırlarının keşfedilmesiyle ölçek algısının bütünüyle değiştiği; evrendeki tüm sistemlerin birbirini etkilediği kabulünün temellerini iki yüzyıl önce atmıştır. Bu yaklaşım, bugün tartışılamaz olarak kabul ettiğimiz dünyamız için tür çeşitliliğin ve korunması gerekliğinin de nirengi noktasıdır.</span></p>
<p class="p4"><span class="s3"><b>DOĞA AHLAKININ TEMELLERİ VE TOPRAK ETİĞİ </b></span></p>
<p class="p13"><span class="s1">Humboldt’u takiben biyoloji ve coğrafya, botanik ve ekoloji bilimlerinin hızla gelişme kaydetmiştir. Öte yandan bilim dünyasındaki gelişmelere bağlı olarak endüstri devriminin çevre üzerindeki tahribatı artmaya ve sonuçları ölçülebilir olmaya başlar. Çevre problemlerine dair bir farkındalık oluşurken önlemlerinin de tartışılmaya başlandığı dönemdir bu. Koruma yönetmeliklerinin geliştirilmeye başlanmıştır, yaban hayatını koruma meselesi de gündemdedir artık. Bu kavrayış çerçevesinde Doğa’nın bir koruma konusu olması ve bu kapsamda ahlaki sorumluluk çerçevesi oluşturulması Aldo Leopold gibi öncülerin sayesinde mümkün olur. Toprak Etiği</span><span class="s1"> Leopold’un toprağın kendi başına değerli olduğunu savunan teorisidir. Toprağın karmaşıklığını vurgular ve bu karmaşıklığa yapılan insan müdahalesinin doğanın dengesini bozduğunu anlatır. Herşeyden önce toprağa bir mülk olarak değil bir “topluluk” olarak bakılması gerektiğini vurgular</span><span class="s1">.</span></p>
<p class="p4"><span class="s2">Temelleri Humboldt’a dayanan ve ekosistemlerin bir aradayken güçlü olduğu kavrayışı, Leopold’un oluşturduğu etik çerçeve ile birleşimi bugün nicelik ve nitelik olarak bilgisine hakim olduğumuz Doğa’yı korumayı şart kılan gerçekliği hazırlar. Doğayı koruma fikri en başta yaban hayatını ve doğal varlıkları korumayı öngörür. Bu kapsam çevre sorunlarının ekolojik deşifreleri, bilimsel araştırma ve tespitler sayesinde mümkün olur. </span><span class="s1">Humboldt ve Leopold’dan çok daha sonra literatüre giren Biyoçeşitlilik kavramı da bu çözümlemelerin bir sonucudur. Koruma biyologu</span><span class="s1"> Thomas E. Lovejoy 1980 yılında, bundan 38 yıl önce, bilim dünyasına biyoçeşitliliği sunduğunda ekolojik sistemlerin insan medeniyeti üzerindeki önemi kısmen biliniyordu. Lovejoy takip eden yıllarda taşma sınırı</span><span class="s1">, yeniden ağaçlandırma (ormanlaştırma) ve sulak alanların korunması gibi ekosistem restorasyonlarının küresel ısınmayı durdurmak adına önemini vurguladı.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Biyolojik çeşitlilik, özetle, canlılar arasındaki farklılıkları, çeşitliliği ve birbirleriyle olan ilişkileri ifade eder. Yaşam için uygun şartların oluştuğu kara ve deniz gibi alanlarda, bitkiler, hayvanlar, mikroorganizmalar arasındaki ilişkiyi ve zenginliği temel alır. Türler birbirlerinin korunmasını ve gelişmesini sağlar. Bu çeşitlilik dış etkenlere göre şekillenir, coğrafi ya da antropolojik ya da diğer biyolojik etkenlere göre yön alır. Koruma biyologları Biyoçeşitliği, tür çeşitliliği, genetik çeşitlilik ve ekosistem çeşitliliği olarak üç başlıkta detaylandırır. Bu üç unsur sayesinde beslenme, rekabet, gelişim, hareket, yerel dağılım, enerji akımı, madde dolaşımı gibi ekolojik süreçlerin de çeşitlendiği ve güçlendiğini görülmektedir. Bu açıdan bakıldığında dördüncü bir başlık olarak ekolojik işlevlerin çeşitliliği bir unsur olarak kabul edilir ve ilk üç temel öğeye ait çeşitliliklerin bir sonucudur. Edward O Wilson’un</span><span class="s1"> da vurguladığı gibi Biyolojik çeşitlilik tanıdığımız dünyayı korumanın anahtarıdır. Bir türü ortadan kaldırırsanız başka bir tür yerini almak için çoğalır. Birçok türü ortadan kaldırırsanız yerel ekosistemin sonu başlar. Doğanın işleyişini güçlendiren ve bir arada tutan bütüncül gücün biyoçeşitlilik olduğu bugün artık kabul edilmiştir.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Biyoçeşitlilik ve ekosistem sürekliliği bugün ekoloji tabanlı kentsel tasarımın, yapıyı yaşanabilir bir çevrede var etmeyi hedefleyen planlamanın önceliğini teşkil ediyor. Bu kapsamda oluşturulmak istenen süreklilik ve çeşitlilik canlı varlıklarını yakından tanımayı ve davranış biçimlerini anlamayı gerektiriyor. Geçtiğimiz yüzyılın biyoloji alanındaki keşiflerinin bir de bu boyutu var. Bitkilerin topluluk olarak davranışlarını, kendi aralarındaki sosyal ilişkilerini odak alan araştırmalar bu tanışıklığı farklı bir boyuta taşıyor.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1">2- BİTKİLERİN GİZLİ/SOSYAL YAŞAMI</span></p>
<blockquote>
<p class="p4"><span class="s1">Bitkiler mi bizim için var, biz mi bitkiler için?</span></p>
</blockquote>
<p class="p4"><span class="s1">Bu soru bize oksijen üretmek, havayı filtrelemek, daha da önemlisi besin sağlamak gibi temel ihtiyaçlarımızı karşılamak için varlık gösterdiğini düşündüğümüz bitkilere başka bir gerçeklik ve zaman çerçevesinden bakabilmemiz için. Araştırmacı yazar Micheal Pollan insanoğlunun doğadaki konumunu farklı bir perspektiften değerlendirdiği Arzunun Botaniği kitabında bu düşünceyi temel alır. İnsanın doğadaki rolünü büyüttüğümüzü, dahası kendi yararına yaptığını düşündüğü etkinliklerin doğa için yalnızca tesadüflerden ibaret olduğunu iddia ediyor bu kurgusunda. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Pollan’ın hikayesi, insan ve bitki arasındaki ilişkinin iki tarafın da birbirlerinden faydalandıkları karşılıklı bir oyun olduğu fikri üzerine kurulu. Örneğin arıyı bal yapmak için nektar ve polen topladığı için özne, özünü topladığı çiçeği ise nesne olarak görme eğilimini gösteririz. Bu düşüncede çiçek, bal için, arı balı yapmak için, bal ise bizim afiyetle yiyebilmemiz için vardır. Fakat gerçek şu ki çiçek arıyı, polenini çiçekten çiçeğe taşıması için kullanır. Pollan’a göre bitkiler çiçeklerin arıyı kullanması gibi, bizi de aynı şekilde kullanıyor olabilir. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Öte yandan bilim dünyasında, bu hikayedeki sarsıcı fikri destekleyen, bitki zekasına ilişkin yeni çalışmalar da hız kazanıyor. Bitki nörobilimi ve bitki sosyolojisi alanları bitkilerin bireysel ve toplumsal hareketlerini bir mantık temeline oturtma amacını taşıyor. Örneğin bitki nörobilimcisi Stefanı Mancuso</span><span class="s1"> laboratuvar ortamında yaptığı deneylerle, bitkilerin bilgi alışverişi yapabiliyor, en dipteki köklerden en tepedeki yaprağa kadar her türlü bilgiyi kaydedip aktarabiliyor olduğunu gösteriyor. Bu sav aynı zamanda kendi türünden olanlarla yabancıları ayırabildiklerini, tuzak kurarak avlanabildiklerini, iklim geçişlerine, kuraklığa ya da aşırı yağmurlara karşı tedbir alabildiklerini de iddia ediyor. Diğer bitkilerle hatta bazı hayvanlarla iletişim ağı kuranlar ya da kendilerini korumak ve otçullardan sakınmak için, başka canlılardan yardım alanlar, üremek için işbirliği geliştiren türler de var.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Bitkilerin iletişim kurabilen, sosyal yaşantıya sahip, karşılaştıkları sorunlara çözümler üreten duyarlı organizmalar olduğu fikri yüzyıllar içinde zaman zaman kendini göstermiştir. Evrimsel süreçlerinde, farklı iklim koşullarına ya da çevresel etkilere karşı gelmiş olmaları, dahası çoğalma, korunma, beslenme gibi adapte olma becerileri onlarda zekâ olduğunu düşünmemize neden oluyor. Bitkinin daha iyi suya, topraktaki minerallere ve güneş ışığına ulaşmak için gösterdiği esnek davranış biçimleri de bu tezi güçlendiriyor.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Ortaya atılan bu fikirler, bitkiler ile ilgili sahip olduğumuz genel kanının uzağında olsa da, toplumsal ilişkiler anlamında bitkilerin de insan ırkına benzediğini düşündürüyor. Konuyu mekan pratiklerine ve tasarımına bağlamaya çalıştığımızda ise bizi beklenmedik bir gerçek bekliyor. Özellikle de açık alanla ilgilenen mekan pratikleri için ekoloji tabanlı bir tasarımdan söz etmek daha karmaşık bir hal alıyor. Bitkilerin bizim için var olduğu bir dünya anlayışısında tasarımın kalıpları belirliyken, tersi bir kavrayışta pek çok soru yanıtsız kalıyor. </span></p>
<p class="p2"><span class="s1">3- BİR YÖNTEM OLARAK EKOLOJİK RESTORASYON</span></p>
<blockquote>
<p class="p14"><span class="s1">‘Hala bizi kuşatan harikulade yaşam çeşitliliğini yeniden dokuyarak, onarım çağını başlatmaktan daha heyecan verici bir amaç olamaz.’</span></p>
<p class="p14"><span class="s1">Edward O. Wilson</span></p>
</blockquote>
<p class="p13"><span class="s1">Humboldt’un, bilim insanları ve yazarlar, şairler, ressamlar üzerindeki etkisi 1859’daki ölümünden sonra da devam etti. Bunlardan birisi de zoolog Ernst Haeckel idi. Humboldt’un ‘karmaşık ve karşılıklı ilişkilerden oluşan birleşik bir bütün’ düşüncesini baz alan yaklaşımına Haeckel bir isim verdi. Ekoloji olarak telaffuz ettiği bu düşünce sistemi bugün yeryüzünü tariflerken en çok başvurduğumuz ve ahlaki bir sorumluluk hissettiren kavramlardan biri.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Ekolojinin son 50 yılda hız kazanan çalışmaları, artan çevre sorunları, doğal afetler karşısında insanlığın çaresizliği ve küresel ısınma gerçeğiyle birleştiğinde planlama ve mimarlık disiplinlerinin bu konuda tavır alması bir ihtiyaç halini aldı. Yaşam alanlarımızı ve kurduğumuz sistemlerin yol açtığı tahribatı bu kapsamda yeniden düşünmek çeşitli yöntemler geliştirilmesinin önünü açtı. Biyolojiden öğrenen mimarlığın ve planlamanın iyileştirme gücü keşfedildikçe mekan pratikleri bu konuda farklı motivasyonlar geliştirmeye başladı. Ekosistem tahribatına karşın stratejileri içeren çalışma alanı olan Ekolojik Restorasyon bu zincirin uzantısı oldu ve 20. yüzyıl sonlarında planlama ve mimarlık disiplinlerine angaje oldu. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Restorasyonu eski yapıların ya da eserlerin aslına sadık kalarak, onu bozmadan onarılması işlemi için kullanıldığını düşünecek olursak ekolojik restorasyonu aynı hedefleri güden, fakat yapı yerine çok daha büyük ölçekli coğrafya parçalarına odaklanan bir çalışma alanı olarak görebiliriz. Bu çalışmanın hedefi ömrünü tamamlamış bir maden ocağı olabilir, metan gazı yüzünden tehlike teşkil eden çöplük alanı olabilir, ya da tarım ilaçları yüzünden tüm canlı varlığını yitirmiş bir sulak olan olabilir. Tüm bunların dışında kentin ortasında çok fazla müdahale görmüş tanımsız bir boşluk da olabilir. Bir yapının aslına sadık kalınarak onarılmaya çalışılması gibi, yıpranmış ya da bozulmuş bir doğa parçasını da bu şekilde yeniden aslına, ya da benzerine döndürmenin teknikleri var. Bu anlamda beraber çalışan farklı disiplinlere ait yöntemler belli bir kurguda kullanılıyor. En basit istatistik yöntemlerinden karmaşık sınıflandırma yöntemlerine; basit ilişkilendirme yöntemlerinden çoklu karmaşık modelleme tekniklerine kadar bir çok farklı araştırma ve değerlendirme yöntemi kullanılıyor.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Bu hedefler çerçevesinde çalışmaların kağıt üzerinde iyi bir tasarım olmaktan çok canlı varlığı, zaman, değişim ve olasılıklarla ilgili kaygıları taşıyor olduğunu öngörebiliriz. Asgari olarak 20-50 yıl aralığında oluşturulan stratejiler oluşturmak ve bunun mümkün kılan fiziki koşulları sağlamak Ekolojik restorasyon çalışmalarının ön koşulunu oluşturuyor. Altüst olan dengeleri yeniden tasarlamak, flora ve faunada yok olmuş türleri tespit edip geri gelmelerini sağlayacak çekim stratejilerini belirlemek, populasyon ekolojilerini anlamak ve süreçleri tasarlayarak aşamaları takip etmek gerekiyor. Bu karmaşıklığın içinden çıkabilmek de tasarım ve mühendisliğin bir araya geldiği çalışma yöntemlerini zorunlu kılıyor. Öte yandan kamu yararı amacıyla hayata geçirilen bir projenin ‘restorasyon’ olarak nitelendirilebilmesi için, belli bir hat boyunca ekosistem gelişmesini başlatması ve daha sonra çok az insan müdahalesiyle, hatta hiç insan eli değmeden bunu izleyen gelişmelere yönlendirecek otojenik (kendi içinde başlayan) süreçlere izin vermesi gerekiyor.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1">4- HİKAYE ODAKLI EKOLOJİLER</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Son olarak bu bölümde biyoçeşitlilik, habitat restorasyonu, süksesyon ve doğal sistemlerle tasarım prensiplerine dayanan, bunu da hikayeler ile birleştiren bir dizi tasarım projesine yer vermek istiyoruz. Praxis Landscape bünyesinde gerçekleştirilen bu çalışmalar biyoloji-mimarlık-hikaye üçgenine örnek teşkil ediyor. Biyoçeşitlilik Üzerine Ekolojik Hikayeler olarak nitelediğimiz bu yaklaşım ekolojiye ve sağladığı sosyal/sayısal bilgi dağarcığına başvururken; mekansal kurguları kimi zaman büyülü gerçekçiliğe yakın bir tavra kimi zamansa teknolojiyi ve geleceği odağına alan bir yörüngeye sabitliyor.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p class="p3"><strong><span class="s3">PARK NEBULA</span></strong></p>
<p class="p3"><span class="s1">Anahtar kavramlar: Fitoremediasyon, çevre kirliliği, kamu bilinci, aydınlatma</span></p>
<p class="p4"><span class="s1"><a href="https://kozmofol.wordpress.com/2020/05/24/biyocesitlilik-uzerine-ekolojik-hikayeler/parknebula1/" rel="attachment wp-att-1791"><img loading="lazy" data-attachment-id="1791" data-permalink="https://kozmofol.wordpress.com/2020/03/24/biyocesitlilik-uzerine-ekolojik-hikayeler/parknebula1/" data-orig-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/parknebula1.jpg" data-orig-size="14043,4645" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;1&quot;}" data-image-title="Parknebula1" data-image-description="" data-image-caption="" data-large-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/parknebula1.jpg?w=720" class="aligncenter size-full wp-image-1791" src="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/parknebula1.jpg" alt="" width="720" height="238" srcset="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/parknebula1.jpg?w=720&amp;h=238 720w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/parknebula1.jpg?w=1440&amp;h=476 1440w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/parknebula1.jpg?w=150&amp;h=50 150w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/parknebula1.jpg?w=300&amp;h=99 300w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/parknebula1.jpg?w=768&amp;h=254 768w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/parknebula1.jpg?w=1024&amp;h=339 1024w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></a></span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Lüleburgaz’ın da bir parçası olduğu Ergene Havzası, sanayinin, kentleşmenin ve tarımın sebep olduğu çevre kirliliği sebebiyle yaşamsal bir tehlike ile karşı karşıya bugün. Bu gerçekle yüzleşmek için hava, su ve toprak kirliliğine önce engel olmak, ardından iyileştirici çözümler üretmek gerekmektedir. Teknik çözümler kadar, kamu bilincinin de bu süreçte büyük bir payı olduğu gerçeğini baz alan bir park fikri olan Park Nebula, çevre kirliliğini görünür kılarken mevcut peyzajı iyileştirici bir dizi stratejiyi temel almaktadır.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Proje alanı olan Tosbağa Dere Ergene Nehri’nin bir uzantısı olarak havzanın geniş su ağının bir parçasıdır. Kuzeyindeki sanayi bölgesi ve Ergene Nehri arasında bir ‘filtre’ gibi çalışan kanalın eski hali olan Tosbağa Dere’nin doğal izi parka hayat veren yeni iyileştirici peyzajı, yani Nebula’yı oluşturur. Önerilen program ve rekreasyon alanları Nebula’nın içinde veya verilen arazi sınırları içinde yer almaktadır.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Nebula içerisinde su, hava ve toprak için önerilen temizleyici bitkilerin kullanımı sayesinde proje arazisinin, uzun vadede dirençli bir peyzaja dönüşmesi ve kendi ekosistemini yaratması öngörülmüştür. Parkın kirlilik değerlerine bağlı olarak, sensörleri sayesinde renk değiştiren aydınlatma elemanları ise kullanıcıları kentleri ve sağlık koşulları üzerine düşünmeye ve bilinçlenmeye teşvik etmesi amaçlanmıştır. Park ve Lüleburgaz arındıkça Nebula da renk değiştirecektir.</span></p>
<p><em><span class="s1">Bu proje Enise Burcu Derinboğaz, Öykü Arda, Melike Üresin ve Batuhan Akkaya tarafından gerçekleştirilmiştir.</span></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p class="p4"><strong><span class="s3">ÇAMLIBEL HABİTAT PARKI</span></strong></p>
<p class="p3"><span class="s1">Anahtar kavramlar: Deniz ekolojisi, habitat restorasyonu, akuakültür, oyun</span></p>
<p class="p4"><span class="s1"><a href="https://kozmofol.wordpress.com/2020/05/24/biyocesitlilik-uzerine-ekolojik-hikayeler/camlibel4/" rel="attachment wp-att-1792"><img loading="lazy" data-attachment-id="1792" data-permalink="https://kozmofol.wordpress.com/2020/03/24/biyocesitlilik-uzerine-ekolojik-hikayeler/camlibel4/" data-orig-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/camlibel4.jpg" data-orig-size="3508,1488" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;1540907200&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;1&quot;}" data-image-title="Camlibel4" data-image-description="" data-image-caption="" data-large-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/camlibel4.jpg?w=720" class="aligncenter size-full wp-image-1792" src="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/camlibel4.jpg" alt="" width="720" height="305" srcset="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/camlibel4.jpg?w=720&amp;h=305 720w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/camlibel4.jpg?w=1440&amp;h=611 1440w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/camlibel4.jpg?w=150&amp;h=64 150w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/camlibel4.jpg?w=300&amp;h=127 300w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/camlibel4.jpg?w=768&amp;h=326 768w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/camlibel4.jpg?w=1024&amp;h=434 1024w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></a>Taşınacak olan Tevfik Sırrı Gür Stadyumu’nun, Mersin’e erken Cumhuriyet yıllarından beri sunduğu kamusallık işlevini oyun ve bilgi üzerinden yeniden yorumlamak ve bunu tüm proje alanını kapsayacak şekilde gerçekleştirmek projenin hedefini oluşturur. Bu amaçla kurulmuş olan Habitat Zinciri, <b>Kentliler + Deniz Canlıları + Doğal Bitki Örtüsü </b>için Ortak Yaşam Alanlarını imleyen tematik bölgeleri ifade eder.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Her biri kendi içinde farklı oyunları ve <b>Kentliler + Deniz Canlıları + Doğal Bitki Örtüsü</b> ortak yaşam alanlarını korumayı ve geliştirmeyi önemseyen tematik bölgeler olan Habitatlar kendi içinde kesişimleri barındırır, mimari ve peyzaj yaklaşımları bütüncül bir biçimde çözmeyi hedefler. Bu bölgelerde önerilen programların ortak hedefleri; kamusal hayata tüketmek zorunda kalmadan katılımı mümkün kılmak, Mersin’e özgü sürdürülebilir bir ekonomi yaratmak, klimatik zonlar oluşturarak açık alan kullanımını artırmak, kültürlerarası diyaloga zemin sağlamaktır.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Proje kıyı canlılarını kentliler kadar önemser, ancak sağlıklı bir kıyı ekolojisinin buradaki yaşamı zenginleştirebileceği gerçeğinden yola çıkarak burada kaybolmuş olan canlı varlığını geri getirmeyi hedefler. Su kirliliği, ekonomik olanaksızlıklar ve verim azalması yüzünden giderek yok olan kıyı aktivitelerini yaşam şekline, ekonomiye, dinlenmeye bilgiye ve sürdürülebilir işleyen bir mikro ekosisteme dönüştürmek esastır. Bu kapsamda inovatif bir su altı katmanı olarak işleyen biyokafes ağları önerilmiştir. </span><span class="s2">Bu kafesler kıyı canlıları için besin kaynağı, üreme ve yumurtlama noktaları olarak işlev görür. Bu sayede canlı çeşitliliğini artıracak ve tüm kıyı bandına yayılabilecek bir altyapı sistemi kurulacaktır.</span></p>
<p><em><span class="s1">Bu proje Enise Burcu Derinboğaz, Öykü Arda, Tevfik Saygın Özcan, Müge Yorgancı, Esin Temelli, Erhan Uysal ve Burak Şendur<span class="Apple-converted-space">  </span>tarafından gerçekleştirilmiştir.</span></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p class="p4"><strong><span class="s3">İLK BAHÇEVAN</span></strong></p>
<p class="p3"><span class="s1">Anahtar kavramlar: Toprak ekolojisi, hikaye, oyun alanları, eğitim</span></p>
<p><img loading="lazy" data-attachment-id="1793" data-permalink="https://kozmofol.wordpress.com/2020/03/24/biyocesitlilik-uzerine-ekolojik-hikayeler/i%cc%87lkbahcevan2/" data-orig-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/icc87lkbahcevan2.png" data-orig-size="4929,3993" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="İlkbahcevan2" data-image-description="" data-image-caption="" data-large-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/icc87lkbahcevan2.png?w=720" class="aligncenter size-full wp-image-1793" src="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/icc87lkbahcevan2.png" alt="" width="720" height="583" srcset="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/icc87lkbahcevan2.png?w=720&amp;h=583 720w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/icc87lkbahcevan2.png?w=1440&amp;h=1167 1440w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/icc87lkbahcevan2.png?w=150&amp;h=122 150w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/icc87lkbahcevan2.png?w=300&amp;h=243 300w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/icc87lkbahcevan2.png?w=768&amp;h=622 768w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/icc87lkbahcevan2.png?w=1024&amp;h=830 1024w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></p>
<p class="p4"><span class="s1">Doğa yüzeyde göründüğünden çok daha fazlasıdır. Sadece bitkilerden değil, görünmeyen katmanlardan oluşur. Bu proje çocuklara Doğa’nın yalnızca görünenden ibaret olmadığını, toprağın yaşamsal önemini anlatmayı hedefleyen bir oyun alanıdır. Proje, toprağın havalanmasını böylelikle de canlı hayatının hareketliliğini sağlayan toprak solucanlarından ilham alır. Solucanlar, bir toprağın zengin ekosisteminin en önemli faktörlerden biridir. Alttan açtıkları tüneller bitki köklerine su ve hava erişimini sağlar. ‘Doğa’nın ilk bahçevanları’ olarak tanımlamalarının sebebi de budur. Proje ismini ve temasını da bu fikirden alır. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Oyun alanına giren çocuklar bu gerçeği solucanımsı hareketli formlar ile oynayarak, üzerlerine tırmanarak, esnek hareketlerini deneyimleyerek kavrar. Plan ölçeğinde ise yerleştirmenin düzeni üç aşamada tanımlanmıştır. Farklı oyun teorilerine dayanan bu<span class="Apple-converted-space">  </span>üç farklı kısımdan şu şekildedir: Sezgi, Hareket, Dinlenme.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Sezgi; Oyun teorisyeni Karl Groos oyunu, çocuklar için ileride gerek duyacakları<span class="Apple-converted-space">  </span>yetişkin rollerinin bir ön egzersizi olarak tanımlar. Yavaş yavaş öğrenilen bir pratiğe benzetir. Planın bu kısmı da tasarımın ilk algılandığı, form açısından yoğunluğun sakin olduğu kısmıdır.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Hareket; Surplus Enerji teorisine göre insanlar biriken fazla enerjisini aktif bir oyun sayesinde serbest bırakabilir. Planının bu kısmı da çocukların enerjilerini harcayabilecekleri mekansal hareketliliğe sahiptir. Bu kısmı anlamak ve aşmak için bir enerji harcamaları gerekir.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Dinlenme; Moritz Lazarus Rekreasyon ya da Rahatlama Teorisi’nde, oyunun enerji kaybına sebep olan aktiviteler ve strese bağlı olarak kaybolan enerjinin yeniden kazanılmasını sağlar. Planın bu kısmı dinlenmeyi ve sosyalleşmeyi hedefler.</span></p>
<p><em>  Bu proje Enise Burcu Derinboğaz, Öykü Arda ve Melike Üresin tarafından gerçekleştirilmiştir.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p class="p4"><strong><span class="s3">KENTSEL TOZLAŞMA</span></strong></p>
<p class="p3"><span class="s1">Anahtar kavramlar: Tozlaşma, büyülü gerçekçilik, kamusal alan, süksesyon</span></p>
<p><a href="https://kozmofol.wordpress.com/2020/05/24/biyocesitlilik-uzerine-ekolojik-hikayeler/tozlas%cc%a7ma1/" rel="attachment wp-att-1795"><img loading="lazy" data-attachment-id="1795" data-permalink="https://kozmofol.wordpress.com/2020/03/24/biyocesitlilik-uzerine-ekolojik-hikayeler/tozlas%cc%a7ma1/" data-orig-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/tozlascca7ma1.jpg" data-orig-size="14044,9934" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="Tozlaşma1" data-image-description="" data-image-caption="" data-large-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/tozlascca7ma1.jpg?w=720" class="aligncenter size-full wp-image-1795" src="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/tozlascca7ma1.jpg" alt="" width="720" height="509" srcset="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/tozlascca7ma1.jpg?w=720&amp;h=509 720w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/tozlascca7ma1.jpg?w=1440&amp;h=1019 1440w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/tozlascca7ma1.jpg?w=150&amp;h=106 150w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/tozlascca7ma1.jpg?w=300&amp;h=212 300w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/tozlascca7ma1.jpg?w=768&amp;h=543 768w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/tozlascca7ma1.jpg?w=1024&amp;h=724 1024w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></a></p>
<p class="p4"><span class="s1">Kentsel Tozlaşma Eskişehir Atatürk Stadyumu’nun taşınmasının ardından, yerine geçmesi hayal edilen parkın metaforik bir anlatısıdır. Bu anlatının mekansal karşılığı alanın mevcut durumunun belirli stratejilerle korunup, yer yer bozuma uğratılmış halidir. Bu kurguda stadyum, tasarlanmışlıkla tasarlanmamışlığı bir arada tutarak yeni kamusal mekan tanımlarına göz kırpar.</span></p>
<p class="p16"><span class="s1">Biyolojide tozlaşma, çiçeklerin üremesi amacıyla bitkilerin erkek organında üretilen polenlerin dişi organın tepecik bölümüne taşınması olayını açıklar. Polenlerin taşınması rüzgâr, su ya da başka canlılar yoluyla gerçekleşebilir. Öte yandan proje önerisinde ‘‘Kentsel Tozlaşma’’ kaotik bir doğa olayı değil, aksine tıpkı ekolojide olduğu, bir üreme, yenilenme ve sistemi dengeleme etkinliğidir. Tozlaşma fonksiyonlar arasında olduğunu varsaydığımız telepatik bir etkileşimdir<b> </b>ve organik dönüşümler önerir.</span></p>
<p class="p16"><span class="s1">Anlatılan hikaye yaşandığı varsayılan; dilden dile dolaşarak hafızaya yerleşen bir kent mitidir. Kentte bozulan düzene tepki olarak ortaya çıkan tektonik bir hareket olan bu olağanüstü olayın tetikleyicisi Eskişehir’de Atatürk stadyumunun başka bir lokasyona taşınmasıdır. Stadyumun taşınması ile oluşan kent hafızasındaki boşluk, kendisiyle ilişkili kuvvetleri (kale ve saha aydınlatmaları) harekete geçirir. Boşluğun yarattığı görünmez kuvvet -çekim alanı- tıpkı bir mıknatıs gibi söz konusu kuvvetleri kendine çeker. Eskişehir’in dört bir tarafındaki futbol sahalarının bileşenleri bu çekim kuvvetine kapılır, stadyumun etki alanına sürüklenir.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Bu kapsamda Kentsel Tozlaşma sonucu hedefleyen bitmiş bir fikir değil, kolektif bir süreci başlatan katalizör bir tasarım modelidir. Bu süreç yukarıda anlatılan Stadyum Vakası ile başlar ve etkisi bir noktadan kente yayılır. İlk olarak stadyum ve çevresinde strüktürler üretilir. Stadyumun ağırlık merkezi olan, başlama vuruşunun yapıldığı noktada yoğunlaşan ve bu noktadan yayılan üretilmiş strüktürler dönüşüm modelinin ilk katalizörüdür. Devam eden süreçte proje belirli öneriler sunarak mekanın kendi kendini dönüştürmesinin yolunu açacak bir rehber niteliğindedir.</span></p>
<p class="p1"><em><span class="s1"><span class="Apple-converted-space">  </span>Bu proje Enise Burcu Derinboğaz ve Alper Derinboğaz tarafından gerçekleştirilmiştir.</span></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p class="p4"><strong><span class="s3">RE/DE CENTRAL PARK</span></strong></p>
<p class="p3"><span class="s1">Anahtar kavramlar: Koza ekolojisi, büyülü gerçekçilik, kent parkı, kendini iyileştirme</span></p>
<p><a href="https://kozmofol.wordpress.com/2020/05/24/biyocesitlilik-uzerine-ekolojik-hikayeler/re-de-central-park-laiconoclast_2/" rel="attachment wp-att-1796"><img loading="lazy" data-attachment-id="1796" data-permalink="https://kozmofol.wordpress.com/2020/03/24/biyocesitlilik-uzerine-ekolojik-hikayeler/re-de-central-park-laiconoclast_2/" data-orig-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/re-de-central-park-laiconoclast_2.jpg" data-orig-size="3508,2480" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="Re-De Central Park, LA+Iconoclast_2" data-image-description="" data-image-caption="" data-large-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/re-de-central-park-laiconoclast_2.jpg?w=720" class="aligncenter size-full wp-image-1796" src="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/re-de-central-park-laiconoclast_2.jpg" alt="" width="720" height="509" srcset="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/re-de-central-park-laiconoclast_2.jpg?w=720&amp;h=509 720w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/re-de-central-park-laiconoclast_2.jpg?w=1440&amp;h=1018 1440w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/re-de-central-park-laiconoclast_2.jpg?w=150&amp;h=106 150w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/re-de-central-park-laiconoclast_2.jpg?w=300&amp;h=212 300w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/re-de-central-park-laiconoclast_2.jpg?w=768&amp;h=543 768w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/re-de-central-park-laiconoclast_2.jpg?w=1024&amp;h=724 1024w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></a></p>
<p class="p4"><span class="s1">Hikayeye göre Central Park’a bir ekolojik terör saldırısı gerçekleşmiş, bu sebeple sahip olduğu tüm canlı varlığı yok olmuştur. Flora ve faunası yok olan parkın yeniden nasıl tasarlanacağı sorusu projenin çıkış noktasıdır. Tasarım Central Park’ın yeniden var olma sürecinde kendi gücünden beslenen bir doğa yaratması fikrine dayanır.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Proje önerisini anlamlı kılan senaryo kapsamında ekolojik terör saldırısı parkta bir dizi olayın vuku bulmasına neden olur. Sırasıyla kontaminasyon, mutasyon, beklenmeyen enerji akışı, büyüme / yeniden canlandırma aşamalarında gelişir hikaye. Saldırıyı takip eden süreçte biyologlar beklenmedik bir enerji akışı tespit eder. Bu olay sonucu park Manhattan yarımadasına yayılarak diğer tüm parklara tutunan tanımlanamayan görüntüler oluşur. Bu tüneli andıran görüntülerin bir süre sonra Central Park’ın yok olan biyoçeşitliliğini katalize etmek için çalıştığı ve çevre parklardan enerji ve canlı varlığı akışı olduğu tespit edilir. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Central Park’ın kendi kendini iyileştirme süreci bu sayede başlar. İyileşme, büyüme süreci şehrin farklı kotlarından ilerleyen hayal tünellerden tozlaşma sayesinde gerçekleşir. Zamanla tünellerden sarkan kozalar oluşur ve koza yapısı ve biyolojisi gereği iyileştirme sürecini hızlandırır. Manhattan adasının grid düzeninin altında yatan bedrock katmanının kontürü Central Park’ tan çevresine yayılan tünellerin formuna referans olur.</span></p>
<p class="p4"><span class="s1">Parkın yeni tasarımcısı bu hayal tünellerini ve kendiliğinden oluşan süreci projenin bir parçası haline getirir. Park sınırından itibaren bu tüneller fiziki bir altyapıya dönüşür. İçerisine çeşitli programları alan, hafıza rotaları, toplanma noktaları ve yok olan ekolojik varlığın kendini yeniden toparlaması için insan müdahalesi ve kullanımının park yüzeyine değmeyeceği strüktürler oluşturulur. Bu sayede park yeni katman üzerinden gezilip görülebilirken kendi iyileşme sürecine dokunulmamış olacaktır. Bu strüktür içerisindeki kozalar belirli dönemlerde beslenerek parkın otojenik yenilenme sürecini kolaylaştırır.</span></p>
<p class="p1"><em><span class="s1"><span class="Apple-converted-space">  </span>Bu proje Enise Burcu Derinboğaz, Öykü Arda, Alp Şerif Besen ve Edis Bengi Erciyes tarafından gerçekleştirilmiştir.</span></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>NOTLAR</strong></p>
<ol>
<li class="p1"><span class="s1"> Naturgemaelde dilimize Doğa Resmi olarak çevrilebilir. Humboldt seyahatlerinde edindiği gözlemleri döndüğünde görsellerini hazırlattırır. Bu görseller sıcaklık, bitki türü, jeoloji ve topografya bilgilerini teknik bir dille anlatmakta aynı zamanda sanatsal bir değer taşımaktadır.</span></li>
<li class="p1"><span class="s1"> Andrea Wulf’un Doğanın Keşfi adlı Humboldt’un hayatını anlatan kitabında seyahatlerini, gözlemlerini, buluşlarını ve kişisel hayatını etkili bir biçimde anlatır.</span></li>
<li>
<p class="p1"><span class="s1"> Orijinali Land Ethic olarak geçen kavram dilimize Yeryüzü Etiği olarak da çevrilebilir. Aldo Leopold 20. yüzyılda çevre etiği ve felsefesi alanlarında en etkili düşünürlerden biridir. Doğal alanların korunmasına ve doğadaki tüm türlerin koruma altına alınmasına yönelik çalışmaları ile öne çıkar.</span></p>
</li>
<li>
<p class="p1"><span class="s1"> Leopold’un Bir Kum Yöresi Almanağı eserini dilimize çeviren Ufuk Özdağ’ın kitaba dair derlemesi olan Aldo Leopold ve Toprak Etiği <a href="http://permacultureturkey.org/aldo-leopold-ve-toprak-etigi/">http://permacultureturkey.org/aldo-leopold-ve-toprak-etigi/</a> adresinden erişilebilir.</span></p>
</li>
<li>
<p class="p1"><span class="s1"> Koruma biyolojisi, doğayı ve dünya üzerindeki biyoçeşitliliği konu alan; türleri, habitatları ve ekosistemleri çeşitli tahribatlardan korumayı amaçlayan biyolojinin bir alt dalıdır. Doğal kaynak yönetimi ve bu anlamdaki bir suistimalin sebebi olabilecek ekonomiler ile de ilgilenmektedir.</span></p>
</li>
<li>
<p class="p1"><span class="s1"> Tipping point kavramını, Lovejoy Amazonlardaki ekolojik krize yaklaşıldığını ve ekosistemin kırılganlaştığı seviyeyi imlemek için kullanmaktadır. Bu sayede kavram zayıflayan ekosistemlerin eşik seviyesini ifade etmek için kullanılmaya başlamıştır.</span></p>
</li>
<li>
<p class="p1"><span class="s1"> Edward O. Wilson biyoçeşitlilğin gezegenimiz için önemini, Thomas E. Lovejoy ile birlikte savunan Amerikalı biyolog. Yaşamın Çeşitliliği, Sosyobiyoloji, İnsan Varlığı’nın anlamı ve Biyofilia gibi Doğa-İnsan İlişkisi’ni çağdaş bir yorumla savunduğu pek çok eser vermiştir.</span></p>
</li>
<li>
<p class="p1"><span class="s1"> Mancuso’nun botanikçi Alessandra Viola ile birlikte kaleme aldığı </span><span class="s2">Bitki Zekasının Şaşırtıcı Tarihi ve Bilimi kitabında bu ilişkiler, duyuları ve zekaları detaylı biçimde anlatılmaktadır.</span></p>
</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kozmofol.wordpress.com/2020/03/24/biyocesitlilik-uzerine-ekolojik-hikayeler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1788</post-id>
		<media:content url="https://1.gravatar.com/avatar/a98cc17d798cec1e5d342a9910b941a9d8cde88bd5b3a2903d70e608003fdaad?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">phony phonic</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/parknebula1.jpg" medium="image" />

		<media:content url="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/camlibel4.jpg" medium="image" />

		<media:content url="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/icc87lkbahcevan2.png" medium="image" />

		<media:content url="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/tozlascca7ma1.jpg" medium="image" />

		<media:content url="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2020/05/re-de-central-park-laiconoclast_2.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>ekolojinin köklerini aramak: humboldt ve mirası</title>
		<link>https://kozmofol.wordpress.com/2020/02/24/ekolojinin-koklerini-aramak-humboldt-ve-mirasi/</link>
					<comments>https://kozmofol.wordpress.com/2020/02/24/ekolojinin-koklerini-aramak-humboldt-ve-mirasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[enip]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Feb 2020 21:13:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[alexander von humboldt]]></category>
		<category><![CDATA[ekoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://kozmofol.wordpress.com/?p=1784</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazı EKO IQ Dergisi 2019 Mayıs-Haziran sayısında yayınlanmıştır. Doğa hakkında sahip olduğumuz bilgi dahilinde bugün artık tartışamayacağımız birkaç temel sav bulunur. Bunlardan en önemlisi Doğanın bütüncül bir ilişkiler ağı olduğu, ekosistemlerin birbirini etkilediği gerçeğidir. Benimsediğimiz bu tespit sayesinde yeryüzünde yaşanan değişikliklerden hepimizin etkilendiğini, yani farklı kıtalarda da olsak aynı geminin yolcuları olduğumuzu biliriz. Artık [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Bu yazı EKO IQ Dergisi 2019 Mayıs-Haziran sayısında yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p><img src="https://pbs.twimg.com/media/DnMzv2FW0AA1Ql2.jpg" alt="naturgemalde hashtag on Twitter" /></p>
<p class="p1"><span class="s1">Doğa hakkında sahip olduğumuz bilgi dahilinde bugün artık tartışamayacağımız birkaç temel sav bulunur. Bunlardan en önemlisi Doğanın bütüncül bir ilişkiler ağı olduğu, ekosistemlerin birbirini etkilediği gerçeğidir. Benimsediğimiz bu tespit sayesinde yeryüzünde yaşanan değişikliklerden hepimizin etkilendiğini, yani farklı kıtalarda da olsak aynı geminin yolcuları olduğumuzu biliriz. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Artık tartışamayacağımız kadar emin olduğumuz bu hazır bilgi, yaşadığımız gezegenin algılayabileceğimizin ötesindeki büyüklüğünü ve O’nun küçük bir parçası olarak hissetmeyi öğrenmemizi sağlar. Aynı zamanda da Doğa bilimlerinin ortak kabulünü betimler. Peki Ekolojinin, Coğrafyanın, Biyolojinin hemfikir olduğu, sistemlerin birbirini etkilediği tezi nasıl ve hangi gözlemlere dayanarak ortaya çıkmış olabilir? Bu fikri ilk ortaya atan çılgın kimdir? Örneğin, kurucusunu Ernst Haeckel olarak ezbere bildiğimiz Ekoloji bilimi kendini hangi bilgi havuzundan var etmiştir? Bu yazının amacı, benzer soruları sorduğum her seferinde karşıma çıkan Alexander von Humboldt ve bugün sahip olduğumuz Doğa kavrayışımıza muazzam katkısı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Humboldt bilim tarihinde en çok Coğrafyaya katkısı bağlamında bilinir. Fiziki coğrafya ve meteorolojinin temellerini oluşturan çalışmalara imza attığı gibi, sıcaklık eğrileri ile ülkelere ait iklimleri karşılaştırmayı önermiş, tropik fırtınalarının nedenlerini ortaya çıkarmıştır. Fakat Coğrafyaya katkısını mümkün kılanın Jeoloji, Botanik, Zooloji üzerine çalışmaları, yaptığı gözlemler olduğu çoğunlukla atlanır. Dahası Doğa’ya dair her konuda birbirini etkileyen sistemleri araştırarak, neden sonuç ilişkilerini yalnızca populasyon, iklim ya da jeoloji açısından değil ekonomik ve toplumsal ilişkiler ağın üzerinden okuyarak dünyaya bakmanın yeni bir yolunu keşfetmiştir. Tüm bunlara 1800lerin başlarında cüret etmiş olan bu tarihi karakterin hayatına biraz daha yakından bakalım.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Humboldt ile karşılaşmam yıllar önce Doğaya ait ilk teknik resim olarak kabul ettiğimiz <i>Naturgemaelde</i> ile gerçekleşmişti. Bu eserlerden, yeryüzünün kesitlerini alarak, altını ve üstünü olağanüstü bir detay seviyesinde işlemiş, aynı zamanda çarpıcı bir estetik ifade yakalamış olan bu çizimlerden büyülenmiştim desem yanlış olmaz. Peyzajın ve Doğanın tasvirinin birbiri içine geçen tarihinde sanatçılar bize değişen toplumsal ilişkileri, ekonomik etkinlikleri, Doğayı anlama çabasını, dahası korkuları, inançları, merakları aktarır. Bu eserlerin önemi de burada yatar; insanın Doğayla kurduğu ilişkinin evrimini okuyabilmek. Bu tarihsel çizelgede Doğa’ya atfedilmiş bazı anlamların kırılmak üzere olduğu bir döneme denk düşer Humboldt. 19. yüzyılda giderek romantikleşen peyzaj sanatı, Caspar David Friedrich, gibi Alman romantiklerinin atmosferik peyzajlarına bakmak doğaya karşı melankoli, ulu (sublime), gizemli hisler uyandırırken Humboldt’un doğayı sayısallaştırdığı ve de bu ölçüde estetize ettiği eserleri döneminin bu Doğa okumasını kontrastıdır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Gerçek şu ki Humboldt’u peyzaj sanatının uzantısı olarak okumak, eserlerini sanat kategorisine koymak çok güç. Herşeyden önce Humboldt’un çalışmaları sanat ya da bilim olmak kaygılarının ötesinde bir motivasyona sahiptir. Doğa’yı anlamak. Bu gaye uğruna gözlemler, ölçümler, seyahatler, tür keşifleri, yayınlar, kitaplar ve nüfuz edilen yüzlerce bilim insanı, sanatçıyla dolu dopdolu bir yaşam Humboldt’unki. Doğayı bir ağ olarak algılayan ve herşeyin birlikte hareket ettiği bu kırılgan sistemi daha iyi anlamaya adanmış bir yaşam aynı zamanda. Ardından Darwin’i, Henry David Therou’yu, Ernst Haeckel’i harekete geçirecek ilhamı vererek Doğa Bilimleri’nde sebep olacağı kırılmanın bilincinde de olmayan bir yaşam.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Naturgemaelde ile tanıştığım, daha sonralarında ise Ekolojinin ezbere bildiğimiz kurallarını ilk ortaya atan kişi olduğunu öğrendiğimde merak etmeye başladığım Humboldt ile ilgili kapsamlı bilgi edinmemi sağlayan tarihçi yazar Andrea Wulf’un Doğa’nın Kaşifi adlı eşsiz biyografisi olmuştur. Humboldt’un Doğa tutkusunu, yaşamını ve çalışmalarını çok daha iyi anlayabilmemi sağlayan bu kitabı hala çevreme önermeye devam ediyorum. Bu vesileyle de hayatını bugün çekinmeden adına Doğa dediğimiz soyut kavrama, bilgisine ve keşfine adamış yakın tarihimizin en önemli bilim insanlarından biri olan Humboldt ile ilgili bazı notları paylaşmak istiyorum:</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Humboldt Prusyalı varlıklı bir ailenin mensubuydu ve kariyerine maden denetimcisi olarak başladı. Gençliğinde başlayan Kant hayranlığının Doğa düşüncesini etkilemesi kaçınılmazdı. Olgunluk döneminde hala dış dünyanın yalnızca onu kendi içimizde algıladığımız kadar var olduğunu söyleyecekti. Doğa kavrayışının da bu düşünceden bağımsız biçimlenişi düşünülemezdi elbette. Dış dünya, fikirler ve duygular ‘birbirine karışıyor’ diye yazmıştı. Gerçeklik, deneyim, doğa, hayal gücü ve benlik üzerine yoğunlaşmış olan Goethe ile yakın dostluğu Humboldt’u, Wulf’un kronolojisinde <i>Fikirleri Toplama</i> olarak geçen hayatının en önemli döneminde büyük ölçüde etkilediği aşikardır. Büyük seyahatinden, gözlem ve ölçümlerinden önce edindiği bu fenomenolojik yaklaşımı rasyonel düşünce kadar önemli buluyor, aydınlanma yöntemlerini kuvvetle benimsese de, ‘Doğa duygu aracılığıyla deneyimlenmelidir’<span class="Apple-converted-space">  </span>tezini savunuyordu. Fakat bu Doğa’nın ölçülmesi ve analiz edilmesi gerekliliğine kuvvetli inancının önünde engel teşkil etmedi. Aksine bu ölçüm ve analizleri seyahatlerle mümkün kılmak için hiç vakit kaybetmedi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İlk önemli seyahatini tesadüfen Paris’te tanıştığı ve kendisi gibi dünyayı gezme tutkusunu paylaştığı botanist Aime Bonpland ile İspanya’ya ardından daha uzun kalacakları Güney Amerika’ya gerçekleştirdi. Bonpland ile birbirlerini tamamlayan bir iletişimleri vardı. Humboldt diğer botanistlerden farklı olarak tür toplama ve taksonomideki boşlukları doldurmakla meşgul olmuyordu. Aksine yalnızca nesneleri değil, doğadaki fikirleri topladığını söylüyordu. Ve yine aynı notlarda, herhangi bir şeyden çok zihnini meşgul eden şeyin bütünün izlenimi olduğunu yazmıştı. Özetle aradığı nesnelerin ötesinde sahip olduğu ilişkiler ağı ve bütünlüktü. Dolayısıyla her ölçümü, her gözlemi, her tespiti bütünün bir parçası olarak kodluyordu. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu arayışta edindiği gözlemler, ardından ürettiği görseller bugün bilim tarihinin özellikle başta sözü geçtiği gibi Coğrafya’nın mihenk taşlarını oluşturdu. Fiziki coğrafya ve meteorolojinin temellerini atmış olduğu gibi ekvatordan kutuplara doğru gidildikçe manyetik alan yoğunluğunun arttığını keşfeden de yine Humboldt’tu. Maden denetimcisi olmakla edindiği engin jeoloji bilgisi volkanlar üzerine okumalar yapabilmesini, onların belirli bir hat üzerinde yer aldığını ve büyük yeraltı yarıklarının üzerinde olduğunu gösterebilmesini olanaklı kıldı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Kısacık bir hayata sığmış onlarca çığır açan fikrin arasında benim en çok şaşırdığım ise Humboldt’un 1800lü yıllarda insan müdahalesinin iklim değişikliğine sebep olduğunu açıklamasıdır. Amerika’da kereste elde etmek için toplu ağaç kesimlerinin ve ormanların yok oluşunun sel felaketleri gibi doğal yıkımlara, ardından ısı değişikliklerine yol açacağı fikri kendi gözlem ve ölçümlere dayanıyordu. Fakat işin ilginç yanı iklim değişikliğinin insan kaynaklı olduğu tezini ortaya atarken, ekolojiyi ve politikayı, toplumsallığı ve ekonomiyi aynı düzlemde değerlendirmesiydi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">‘’Bilimlerin Shakespeare’i’’ olarak nitelenen bu büyük kaşifin vizyonu, Andrea Wulf’un da nitelediği gibi bugün ekolojistlerin, çevrecilerin, doğa yazarlarının çoğunun farkında olmasalar da temel dayanağı. Gaia Teorisi gibi pek çok fikir Humboldt’un düşünceleriyle büyük benzerlikler taşır. Ve yine Wulf’un ifadesi ile daha ironik olan ise bu fikirlerin arkasında olan bu adamın bugün büyük ölçüde unutulmuş olmasıdır.</span></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kozmofol.wordpress.com/2020/02/24/ekolojinin-koklerini-aramak-humboldt-ve-mirasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1784</post-id>
		<media:content url="https://1.gravatar.com/avatar/a98cc17d798cec1e5d342a9910b941a9d8cde88bd5b3a2903d70e608003fdaad?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">phony phonic</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="https://pbs.twimg.com/media/DnMzv2FW0AA1Ql2.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">naturgemalde hashtag on Twitter</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>açık mimarlık</title>
		<link>https://kozmofol.wordpress.com/2019/12/11/acik-mimarlik/</link>
					<comments>https://kozmofol.wordpress.com/2019/12/11/acik-mimarlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[enip]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Dec 2019 08:40:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[açık radyo]]></category>
		<category><![CDATA[ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[podcast]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://kozmofol.wordpress.com/?p=1757</guid>

					<description><![CDATA[Açık Mimarlık&#8217;ta Yağmur Yıldırım ile gerçekleştirdiğimiz yayının podcasti aşağıdaki linkte dinlenebilir. http://acikradyo.com.tr/acik-mimarlik/acik-mimarlikta-enise-burcu-derinbogaz-ile-biyocesitlilik-ekosistem-surekliligi]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://acikradyo.com.tr/acik-mimarlik/acik-mimarlikta-enise-burcu-derinbogaz-ile-biyocesitlilik-ekosistem-surekliligi"><img loading="lazy" data-attachment-id="1758" data-permalink="https://kozmofol.wordpress.com/2019/12/11/acik-mimarlik/acik-radyo/" data-orig-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2019/12/acik-radyo.jpg" data-orig-size="3685,1843" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;1&quot;}" data-image-title="acik radyo" data-image-description="" data-image-caption="" data-large-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2019/12/acik-radyo.jpg?w=720" class="alignnone  wp-image-1758" src="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2019/12/acik-radyo.jpg" alt="acik radyo" width="470" height="235" srcset="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2019/12/acik-radyo.jpg?w=470&amp;h=235 470w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2019/12/acik-radyo.jpg?w=940&amp;h=470 940w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2019/12/acik-radyo.jpg?w=150&amp;h=75 150w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2019/12/acik-radyo.jpg?w=300&amp;h=150 300w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2019/12/acik-radyo.jpg?w=768&amp;h=384 768w" sizes="(max-width: 470px) 100vw, 470px" /></a></p>
<p>Açık Mimarlık&#8217;ta Yağmur Yıldırım ile gerçekleştirdiğimiz yayının podcasti aşağıdaki linkte dinlenebilir.</p>
<p><a href="http://acikradyo.com.tr/acik-mimarlik/acik-mimarlikta-enise-burcu-derinbogaz-ile-biyocesitlilik-ekosistem-surekliligi">http://acikradyo.com.tr/acik-mimarlik/acik-mimarlikta-enise-burcu-derinbogaz-ile-biyocesitlilik-ekosistem-surekliligi</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kozmofol.wordpress.com/2019/12/11/acik-mimarlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1757</post-id>
		<media:content url="https://1.gravatar.com/avatar/a98cc17d798cec1e5d342a9910b941a9d8cde88bd5b3a2903d70e608003fdaad?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">phony phonic</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2019/12/acik-radyo.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">acik radyo</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>günder ile söyleşi</title>
		<link>https://kozmofol.wordpress.com/2019/12/10/gunder-ile-soylesi/</link>
					<comments>https://kozmofol.wordpress.com/2019/12/10/gunder-ile-soylesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[enip]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Dec 2019 07:28:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[söyleşi]]></category>
		<category><![CDATA[yenilenebilir enerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://kozmofol.wordpress.com/?p=1755</guid>

					<description><![CDATA[Bu söyleşi Nisan 2019&#8217;da Güneş Enerjisi Sistemleri Dergisi&#8217;de yayınlanmıştır. &#160; Sizi tanıyabilir miyiz? İTÜ’de ve ETH Zürih’te peyzaj mimarlığı okudum. 2007’de peyzaj kültürü blogu olan Kozmofol’ü ve 2013’te peyzaj mimarlığı ve kentsel tasarım proje hizmeti verdiğimiz Praxis Landscape’i kurdum. Peyzaj tasarımında inovasyon fikrinin altını doldurmaya çalışıyoruz. Enerji ve altyapı ile kurduğu ilişkiyi, iklim değişikliğine karşı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Bu söyleşi Nisan 2019&#8217;da <a href="https://praxislandscape.com/publications/gunes-enerjisi-ve-peyzaj">Güneş Enerjisi Sistemleri Dergisi&#8217;de</a> yayınlanmıştır.</em></strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span class="s1"><b>Sizi tanıyabilir miyiz?</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">İTÜ’de ve ETH Zürih’te peyzaj mimarlığı okudum. 2007’de peyzaj kültürü blogu olan Kozmofol’ü ve 2013’te peyzaj mimarlığı ve kentsel tasarım proje hizmeti verdiğimiz Praxis Landscape’i kurdum. Peyzaj tasarımında inovasyon fikrinin altını doldurmaya çalışıyoruz. Enerji ve altyapı ile kurduğu ilişkiyi, iklim değişikliğine karşı alabileceğimiz önlemlere dair stratejileri ve insana, kültüre dair hikayeleri oluşturmaya çalışıyoruz.</span></p>
<p><span class="s1"><b>Hayata geçirdiğiniz projelerden bahseder misiniz?</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Kamusal ve özel alan kategorilerinde farklı projeler hayata geçirdik. Özel konut bahçesi projelerinin yanı sıra kamu projeleri, ve kentsel kamusal açık alan tasarımları var İstanbul’da örnek verebileceğim. Türkiye ölçeğinde özel çevre koruma alanları içinse kullanımı kolaylaştırırken doğayı koruma konusunda özenli fikirler geliştiriyoruz. Bu anlamda hem kamu hem de özel sektörde projeler gerçekleştiriyoruz.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Beylikdüzü Yaşam Vadisi, Lüleburgaz Tosbağadere için hazırlanan Park Nebula, İstanbul Kent Müzesi peyzajı verebileceğim örnekler arasında. Bu projelerin her biri enerji etkin ve dirençli peyzaj tasarımları konusuna odaklanıyor. Her birinin bir hikayesi ve inovasyon olarak tanımladığımız yenilikçi bir yüzü var. Bu inovasyon yalnızca teknolojik olarak algılanmamalı. Yeni bir fikir, kavram ve kavrayış, kullanıcı deneyimi arayışındayız. Bugüne özgü ve geleceğe dair bir sözü olan. </span></p>
<p><span class="s1"><b>Tasarımlarınızda güneş ışığı nasıl bir yer tutuyor?</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Dış mekanda çalışırken güneş ışığı bir parametreden çok temel bir ihtiyaç. Bizim için peyzaj tasarımında güneş ışığı hem enerji hem de besin kaynağı. Bu temel ihtiyacın yönetimi kadar ışığın farklı açılarını, yansımalarını kullanmak kullanıcı deneyimine bir konfor ve zenginlik sağlamak için de mükemmel bir kaynak olması da bizim ölçeğimiz ve kapsamımızda en önemli tasarım girdisi</span></p>
<p><span class="s1"><b>Güneş panelleri tasarımlarınız hakkında bilgi alabilir miyiz?</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Açık alanlar için yaptığımız tasarımlarda bitkinin dışında pek çok eleman yer alıyor. Bunlara biz donatı elamanları diyoruz. Örneğin bir oturma alanı ya da bir altyapı elemanına ihtiyaç duyuluyor. Gölge sağlayıcı arayüzler, ihtiyaç ve mola noktaları, suyun akışını yöneten kanallar ya da açık alanın gece kullanımını mümkün kılan aydınlatma elemanları gibi. Yani görünen ve görünmeyen pek çok tasarım unsuru var bu çalışmalarda. Güneş enerjisini de bu unsurlardan ayrı olarak değil aksine bunlarla entegre olabilecek bunlarla birlikte düşünülerek tasarlanmış haline projelerde yer veriyoruz.</span></p>
<p><span class="s1"><b>Uzmanlık alanınız olan peyzaj mimarlığı ve kentsel tasarım alanında Türk mimarlığını nerede görüyorsunuz?</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Yıllar içinde şunu farkettim. Aslında peyzaj mimarlığı mesleği ve peyzaj kavramı her ülkede her kültürde tanınırlık probleminden yakınıyor. Japonya’dan Almanya’ya, İsviçre’den Amerika’ya en gelişmiş olduğunu düşündüğümüz ülkelerdeki meslektaşlarımdan aldığım mesaj bu. Buna ilk başlarda oldukça şaşırıyordum. Fakat kavramın doğası gereği bu yabancılığın hep var olacağını, dolayısıyla peyzaj mimarlığının kendini hep yenileme ve tanıtma ihtiyacı olacağını kabul ettim. Enteresan bir dinamik getiriyor. Pratikte Hollanda bu işin öncüsüdür kanımca. Peyzajlarını yaklaşık 7 yüzyıldır inşa ettikleri ve yaşamlarını sürdürmek için doğalarını kontrol etmeye mecbur oldukları için. Bilmeyenler için; Hollanda topraklarının üçte birinden fazlası deniz seviyesinin yaklaşık beş metre altında yer alıyor. Bu da suyu sürekli dışarıda tutmak için setler inşa etmeyi ve</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">onları dirençli kılmayı gerektiriyor. Bu çalışmalar tüm doğal kaynakları etkin biçimde kullanmak için stratejiler geliştirmeye odaklanıyor.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Türkiye’de ise nasıl daha fazla enerji tüketirize yanıt olabilecek iddialı projeler görmekteyiz. Peyzaj mimarlığı bir çevre dekorasyonu gibi algılanıyor. Suyun ve su sistemlerinin yaşamsal değerini henüz kavrayabilmiş değiliz.</span></p>
<p><span class="s1"><b>Gelecek projelerinizden bahseder misiniz?</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Gelecekte bu enerji konusuna odaklanmak istiyoruz. Enerji sektörü ile tasarımı ve mimarlığı biraraya getireceğimiz platformlar oluşturacağız. Mühendisler ve mimarlar, kentsel tasarımcılar beraber düşüneceğiz çevremizi nasıl iyileştirebileceğimizi, nasıl daha yenilikçi teknikler keşfedebileceğimizi, dahası iklim değişikliğine nasıl bir tavır alacağımızı beraber konuşacağız. Bu çok disiplinli fikir alışverişlerini sağlayamadığımız sürece yol katedemeyeceğimizi düşünüyorum.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Kurucusu olduğum Praxis içinde bulunduğumuz dönemde Berlin ofisini açmak için hazırlıklarını tamamlamak üzere. Bizim için yeni bir dönem olacak. Türkiye’de edindiğimiz uluslararası deneyimi dış pazara açacağız. Bu çok heyecanlı bir dönem. Bununla birlikte bahçe tasarımı, kentsel yenileme, peyzaj masterplanı ve ekolojik restorasyon projelerimize kamu ve özel sektörde devam ediyor olacağız. Akademi ile işbirliğimiz bu süreçte de devam edecek çünkü gerçekleştirdiğimiz her projenin önemli bir araştırma geliştirme aşaması var. Bunu da teorik olarak doğru uzmanlarla yapmayı çok önemsiyoruz.</span></p>
<p><span class="s1"><b>Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir?</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Peyzaj mimarlığı ile ilgili kısa bir açıklama ile konuyu bitirmek isterim. Peyzaj mimarlığının şansı da şanssızlığı da meslek alanının bilinmiyor ya da yanlış biliniyor olması. Şans çünkü her seferinde kendini ve mesleği anlatmak yeniden düşünmeyi şart kılıyor. Şanssızlık çünkü kendinizi ve mesleğinizi doğru anlatamazsanız sizin ne yapacağınızı kimse kestiremiyor, dolayısıyla iş alanınız çok küçük kalıyor. Bunu büyütmek, kendini anlatmak büyük bir enerji istiyor. Enerjimizin çoğunu buna harcadığımızı söylemeliyim.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Bir taraftan da yaratıcı sektörün diğer alanları gibi işin nasıl yapıldığı pratik eden kişiden kişiye değişiyor. Ben kendi açımdan, hikayelere, peyzaj dışı alanlara, arazinin bana düşündürdüklerine bakmayı seviyorum. Bu kapsamda bahçe ya da kent meydanı tasarlarken de ekolojik restorasyon çalışırken de yöntemim ve çıkış noktam değişmiyor. Kimisi de hikayesini farklı yerden kurmayı tercih edebilir. Işık enstelasyonları, ya da şu anda üzerine çalıştığımız sahne tasarımı örneğin peyzaj mimarlığı kapsamına girmez kimisine göre ama peyzajın anlamına bakarsanız konunun yalnızca doğa ve bitkiden ibaret olmadığını rahatlıkla görürsünüz. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Enerji, ekonomi, coğrafya, kültür, mekan, mimarlık, ekoloji. Dokunacak ve düşünecek çok konu var. Doğa dediğimizde bile, neye doğa dediğimiz, doğanın ‘doğal’ olup olmadığı konuları bile bizi bambaşka yerlere sürüklüyor. Bir yerden girince konuya başka yerden çıkıyoruz.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">İnsana, mekana ve yere değen her konuda peyzaj da mimarlığı da var diye özetleyebilirim.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kozmofol.wordpress.com/2019/12/10/gunder-ile-soylesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1755</post-id>
		<media:content url="https://1.gravatar.com/avatar/a98cc17d798cec1e5d342a9910b941a9d8cde88bd5b3a2903d70e608003fdaad?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">phony phonic</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>ters köşe ekoloji</title>
		<link>https://kozmofol.wordpress.com/2019/12/10/ters-kose-ekoloji/</link>
					<comments>https://kozmofol.wordpress.com/2019/12/10/ters-kose-ekoloji/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[enip]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Dec 2019 07:26:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://kozmofol.wordpress.com/?p=1753</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazı Mimarlık Dergisi 2019 Temmuz sayısında yayınlanmıştır. &#160; PUNA YAYIN’IN YENİ KİTABI TERS KÖŞE EKOLOJİ Ekolojiye dair neler biliyoruz? Bildiklerimizden ya da bildiğimizi sandıklarımızdan ne kadar eminiz? Puna Yayın’dan Doç. Dr. Ayşen Ciravoğlu’nun editörlüğünde yeni çıkan Ters Köşe Ekoloji bildiğimiz gerçeklerle kurduğumuz konfor alanını sarsıyor. XXI Dergisi’nde 2017’dan beri yayınlanan köşe yazılarından derlenmiş olan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Bu yazı Mimarlık Dergisi 2019 Temmuz sayısında yayınlanmıştır.</strong></em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>PUNA YAYIN’IN YENİ KİTABI TERS KÖŞE EKOLOJİ</b></p>
<p><span style="font-weight:400;">Ekolojiye dair neler biliyoruz? Bildiklerimizden ya da bildiğimizi sandıklarımızdan ne kadar eminiz? Puna Yayın’dan Doç. Dr. Ayşen Ciravoğlu’nun editörlüğünde yeni çıkan Ters Köşe Ekoloji bildiğimiz gerçeklerle kurduğumuz konfor alanını sarsıyor. XXI Dergisi’nde 2017’dan beri yayınlanan köşe yazılarından derlenmiş olan yayın mimarlığın çevre sorunları karşısında tutunduğu tavra daha yakından bakmayı öneriyor ve gerçeklik sonrası dünyada ‘Ekolojik olma’ iddiasının ne derece mümkün olduğunu sorguluyor. Bazı sorular ne yazık ki virüs gibi, yayılır ve hatta bünyeden hiç çıkmaz. Kuramsal Açılımlar, Yap Yık At, Kırsalda Yapmak/Yaşamak, Kent ve Alternatif Pratikler olarak dört başlıkta derlenmiş ve 13 yazıdan oluşan kitabın bıraktığı iz de bu şekilde.  </span></p>
<p><b>BİLDİĞİMİZ EKOLOJİ</b></p>
<p><span style="font-weight:400;">Bildiğimiz Ekoloji, en azından Doğa konseptine yakınlığını tahmin edebildiğimiz, bütüncül bir ilişkiler ağının genel adı olabilir. Bu temel bilgi sayesinde söz konusu ilişkiler ağında canlı topluluklarının birbirini etkilediğini, buna bağlı olarak da neden sonuç ilişkilerini kolaylıkla algılayabiliriz. Bu sayede yeryüzünde yaşanan değişikliklerden hepimizin etkilendiğini, yani farklı kıtalarda da olsak aynı geminin yolcuları olduğumuzu biliriz. </span></p>
<p><span style="font-weight:400;">Oysa bu bilimsel yaklaşıma karşın ekolojinin bugün bir endüstri tariflediğine, iş kollarından ürünlere tüketilebilir her alanda adı geçen, adeta bir yeni ‘inancın’ başında olduğunu da anlayabilmeliyiz. Tam da bu sebeple neredeyse ahlaki bir sorumluluk olarak gördüğümüz bu olguyu, paniğe kapılmış gündemin içinde hakkıyla sorgulayamıyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight:400;">Öyle ki sel felaketlerinde dereleri kuruttuğumuzu, depremlerde çarpık yapılaştığımızı, kurak geçen yazlarda tatlı su kaynaklarını tükettiğimizi hatırlıyoruz. Bir yerlerde yakalamamız gereken bir denge olduğunu, hatırlıyor ardından ona ulaşmak için daha da fazla tüketiyoruz. Hem ürün, hem yapı hem de planlama ölçeğinde bir yapma pratiğiyle karşı karşıyayız. Bu sistem içerisinde ekolojik olmak, doğal olmak kaynak tüketimini yanında unutturarak taşıyor. Ekolojinin yalnızca bir çare olarak göründüğü ve bu tüketimi ‘masumlaştıran’ endüstrisi dışında kalan yan anlamlarını keşfetmek isteyenler için derlenmiş Puna Yayın’ın yeni kitabı Ters Köşe Ekoloji, bu dönemde ilaç gibi gelen bir yayın doğrusu.</span></p>
<p><img loading="lazy" data-attachment-id="1769" data-permalink="https://kozmofol.wordpress.com/2019/12/10/ters-kose-ekoloji/img_8050/" data-orig-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2019/12/img_8050.jpg" data-orig-size="4032,2530" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;1.8&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;iPhone 7&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;1529257753&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;3.99&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;20&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0.00045892611289582&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;,&quot;latitude&quot;:&quot;42.209033333333&quot;,&quot;longitude&quot;:&quot;12.606975&quot;}" data-image-title="IMG_8050" data-image-description="" data-image-caption="" data-large-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2019/12/img_8050.jpg?w=720" class="alignnone size-full wp-image-1769" src="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2019/12/img_8050.jpg" alt="IMG_8050" width="4032" height="2530" srcset="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2019/12/img_8050.jpg 4032w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2019/12/img_8050.jpg?w=150&amp;h=94 150w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2019/12/img_8050.jpg?w=300&amp;h=188 300w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2019/12/img_8050.jpg?w=768&amp;h=482 768w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2019/12/img_8050.jpg?w=1024&amp;h=643 1024w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2019/12/img_8050.jpg?w=1440&amp;h=904 1440w" sizes="(max-width: 4032px) 100vw, 4032px" /></p>
<p><b>TERS KÖŞE EKOLOJİ</b></p>
<p><span style="font-weight:400;">İlk bölüm, Kuramsal Açılımlarda Ayşen Ciravoğlu, Can Boyacığolu ve Semin Erkenez gerçeklik sonrası dönemde algımızı, tasarlanmış bir gezegende mimarlıkla ekolojinin yakınlık kurma çabasının gerçekliğini sorguluyor.  Ekolojinin bir doğa olgusu olmasından ziyade toplumsal bir yazın olduğu konusu oldukça önemli. Bu kavrayışta insanın kendini dünyanın merkezinde tanımladığı yaklaşımın doğuracağı sonucun problemine dikkat çekiyor kuramsal açılımlar. Tüm bunlara rağmen dünyadaki pozisyonuna henüz karar veremediği aşikar olan insanın gelecek dönemde beden ve doğa üzerine yeni ilişkiler tanımlayabilmesi doğrultusunda bir ışık yakıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight:400;">İkinci bölüm YAP, YIK, AT biraz daha bugün olan bitene, hayatımızın çok içinde olsa da Ekoloji ile ilişkilerini kuramadıklarımıza dair. Örneğin Berrak Kırbaş Akyürek ile planlı eskitmeyi endüstri tarihinden bakarak, kullandığımız ürünlerin biçilmiş ömürlerini kabul ettiğimiz bir dünyada tüketmeye programlı yaratıklar olduğumuzu bir kez daha hatırlıyor, halimize acıyoruz. Elif Kendir Beraha konuyu planlı eskitmenin mimarlıktaki karşılığına çekiyor, yıkım teknolojilerini düşünmeye başlıyoruz. Yenisi, daha iyisi için yıktığımızın yüzleşemediğimiz sorunsalı gözümüzün önünden kentsel dönüşen binalarla geçiyor.</span></p>
<p><span style="font-weight:400;">Elimizdeki hafriyatın değerlendirilmesi, dolgu olarak kullanılması örneğin, bir zeka parıltısı olarak mı geliyor? Hafriyatı yeniden değerlendirmeye çalışmayı Esra Sert bize anlatıyor. Özellikle de bunu kıyı alanlarında yapmanın sebep olduğu büyük tehlikeye, kıyı ekosistemlerinde yarattığı tahribata dikkat çekiyor. Politika ve Ekolojinin adı çok da konmamış ilişkisine yakından bakıyoruz böylece. </span></p>
<p><span style="font-weight:400;">Üçüncü bölüm Kırsalda Yapmak/Yaşamak, Ekolojik olmayı yanızca kentsel olmaya atfettiğimizi, tüm çözümleri ve de sorunları kentte ararken mimarlığın kırsaldaki rolünü, ekoloji demek zorunda kalmadan, hatırlatıyor. And Akman, Merve Titiz Akman ve Zeynep Durmuş Arsan kentin arka bahçesi gibi algılanan ve ekoloji dendiğinde yalnızca kentte daha doğal olanı yapmaya dair kavrayışı yeniden düşündürüyor bu bölümde farklı yazılarıyla.</span></p>
<p><span style="font-weight:400;">Son bölüm olan Kent ve Alternatif Pratikler ise Özlem Bahadır Karaoğlu, Sevgi Baysal, Fulya Özsel Akipek ve Nurbin Paker’in araştırma ve yazıları kentte ekolojinin ‘diğer’ anlamlarını incelikle ortaya koyuyor. Yalnızca yeşil alanlar yaratmanın ya da sertifikalı bina yapmanın ötesinde, sosyal ekoloji diyebileceğimiz karşılaşmaları, yeni üretim tekniklerinin doğal malzemeyle olası ilişkilerine dair ilham veriyor ve yeni bir dağarcık yaratabileceğimizi böylelikle sorunsala yeni çözümler üretebileceğimizi düşündürüyor. Ekoloji ile yan yana pek gelmeyen Hafıza kavramını düşünerek ona yeni bakma biçimleri denemeye devam edeceğimizi ve belki de bu kavramı yeni keşfetmeye başladığımızı düşündürüyor. Bugün bulamadığımız formülleri aramaya devam ediyor olmanın umuduyla sonuna geliyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight:400;">Burada özetleyemediğim çok daha fazlası bu kitapta. Peki yine de ekolojik mimarlık bugün gerçekten mümkün mü? İşte bazı sorular var, ne yazık ki virüs gibi, yayılıyor ve hatta hiç bünyeden çıkmıyor. </span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kozmofol.wordpress.com/2019/12/10/ters-kose-ekoloji/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1753</post-id>
		<media:content url="https://1.gravatar.com/avatar/a98cc17d798cec1e5d342a9910b941a9d8cde88bd5b3a2903d70e608003fdaad?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">phony phonic</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2019/12/img_8050.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">IMG_8050</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>düşünen tasarımlar için mecburi metinler</title>
		<link>https://kozmofol.wordpress.com/2018/06/11/dusunen-tasarimlar-icin-mecburi-metinler/</link>
					<comments>https://kozmofol.wordpress.com/2018/06/11/dusunen-tasarimlar-icin-mecburi-metinler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[enip]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Jun 2018 12:52:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[park]]></category>
		<category><![CDATA[peyzaj mimarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[yarışma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://kozmofol.wordpress.com/?p=1741</guid>

					<description><![CDATA[Yazmadan düşünmenin, düşünmeden tasarlamanın mümkün olmadığı bir (iç) dünyada yaşıyorum. Bu da her projenin tasarımı kadar özenilmiş metinlere insanı mecbur bırakıyor. Bunlardan biri de Park Nebula&#8217;nınkisi. Edebi değere sahip olduğunu söyleyemem ama tasarımdan önce metni yazılan, metnini okumadan kendisini anlamanın mümkün olmadığı bir projeyi katıldığı yarışmada ödüle layık kıldığını söyleyebilirim. Ergene Havzası İçin Yeni Nesil [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yazmadan düşünmenin, düşünmeden tasarlamanın mümkün olmadığı bir (iç) dünyada yaşıyorum. Bu da her projenin tasarımı kadar özenilmiş metinlere insanı mecbur bırakıyor. Bunlardan biri de Park Nebula&#8217;nınkisi. Edebi değere sahip olduğunu söyleyemem ama tasarımdan önce metni yazılan, metnini okumadan kendisini anlamanın mümkün olmadığı bir projeyi katıldığı yarışmada ödüle layık kıldığını söyleyebilirim.</p>
<p><a href="https://kozmofol.wordpress.com/2018/06/11/dusunen-tasarimlar-icin-mecburi-metinler/nebula/" rel="attachment wp-att-1744"><img loading="lazy" data-attachment-id="1744" data-permalink="https://kozmofol.wordpress.com/2018/06/11/dusunen-tasarimlar-icin-mecburi-metinler/nebula/" data-orig-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2018/06/nebula.jpg" data-orig-size="2000,991" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="nebula" data-image-description="" data-image-caption="" data-large-file="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2018/06/nebula.jpg?w=720" class="aligncenter size-full wp-image-1744" src="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2018/06/nebula.jpg" alt="" width="720" height="357" srcset="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2018/06/nebula.jpg?w=720&amp;h=357 720w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2018/06/nebula.jpg?w=1440&amp;h=714 1440w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2018/06/nebula.jpg?w=150&amp;h=74 150w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2018/06/nebula.jpg?w=300&amp;h=149 300w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2018/06/nebula.jpg?w=768&amp;h=381 768w, https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2018/06/nebula.jpg?w=1024&amp;h=507 1024w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></a></p>
<p class="p1"><strong><span class="s1">Ergene Havzası İçin Yeni Nesil Bir Park Modeli</span></strong></p>
<p class="p1"><span class="s1">Lüleburgaz’ın da bir parçası olduğu Ergene Havzası, sanayinin, kentleşmenin ve tarımın sebep olduğu çevre kirliliği sebebiyle büyük bir yaşam tehlikesiyle karşı karşıya. Trakya Bölgesi’ne yayılmış olan bu kirlilik tüm canlı topluluklarını ve de kentlerin yaşam koşullarını tehdit ediyor. Havzaya dağınık bir şekilde yayılmış olan sanayi tesislerinin atıkları Ergene Nehri&#8217;nin ekolojik varlığını yok ediyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Öte yandan stratejik amaçları, yaşanabilirlik, sürdürebilirlik, değer, inovasyon, etki ve iletişim olan Lüleburgaz için bu kirlilik gelecek vizyonunun en büyük tehdidi. Bu gerçekle yüzleşmek için hava, su ve toprak kirliliğine önce engel olmak, ardından iyileştirici çözümler üretmek gerekiyor. Ancak teknik çözümler kadar, kamu bilincinin de bu süreçte büyük bir payı var. Kent yönetimlerinin faaliyetleri kadar kentlilerin talepleri de kirlilikten arınmaya uzanan sürecin savunucusu olabilir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Peyzaj ve rekreasyon alanlarının bugün bu talebi ve bilinci geliştirme konusunda bir hassasiyet üzerinde temellenmesi gerektiğine inanıyoruz. Tosbağa Dere için yeni nesil bir park modeli olan fikir projesi Park Nebula bu yaklaşımın sonucudur. Kentin sunduğu temel hizmetlerin bir tamamlayıcısı olmanın yanı sıra çevre kirliliğinin rehabilitasyonunda sorumluluk alan bu fikir, peyzajın onarıcı gücünden besleniyor. Dahası Ergene Havzası’na yayılabilecek, tasarım, teknoloji, rekreasyon ve tarımı kapsayan bir yöntem öneriyor. Nebula peyzajının yarattığı rehabilitasyon yöntemi havzanın bütünü ve nehrin diğer kollar için örnek bir model oluşturuyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><strong>Onarıcı Bir Peyzaj Örneği Olarak Park Nebula</strong> </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Tosbağa Dere Ergene Nehri’nin bir uzantısı olarak havzanın geniş su ağının bir parçası. Kuzeyindeki sanayi bölgesi ve Ergene Nehri arasında bir ‘filtre’ gibi çalışan kanalın eski hali olan Tosbağa Dere’nin doğal izi, Park Nebula’nın onarıcı peyzaj modelinin çıkış noktasını oluşturur. Korunan kanal kesitini içine alan derenin eski izi, parka hayat veren yeni omurgayı, yani Nebula’yı oluşturuyor. Önerilen program ve rekreasyon alanları da Nebula’nın içinde veya çevresinde yer alır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Nebula (Bulutsu) yıldızlar arası boşluklarda, yaydıkları ışık enerjisi ile görünür hale gelen yoğun gaz ve toz bulutlarıdır. Yıldızlar ömürlerini tamamlamadan önce uzaya saldıkları gazlar yakınlaşırken yeni minik yıldızlar oluşturur. Her yıldız gibi bu minik yıldızlar da büyür ve gaz püskürmesi yaparlar. Tüm bu gaz ve yıldızlardan nebula oluşur. Derenin kaybolan eski izi, ömrünü tamamlamış bir yıldızı andırır. Bu anlamda Nebula, bu yeni onarıcı peyzajın dokunduğu ve bütünleştirdiği programların bir metaforudur. Etkileşime açık bir kamusal alan olarak modern parkın mekan hiyerarşisinden ve kapsamından uzaktır. Amacı peyzajın onarıcı ve üretken hallerini kentliyle doğrudan buluşturmak, teknolojiyi bu buluşmanın farklı formüllerini yaratmak amacıyla kullanmaktır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Nebulalar, parlak ve yıldızlı gecelerde gökyüzünde ışık lekelerini ve toz zerrelerini andıran bir görüntü ortaya çıkarırlar. Park Nebula’nın ‘onarıcı’ peyzajını çevreleyen ışığı da bu görüntüyü andırır. Bu ışık yerleştirmesi rengini toprak, hava ve suyun kirlilik değerlerinden alır. Böylece Lüleburgazlılar Park Nebula’nın akşam yaydığı ışıktan çevre kirliliği değerlerini yorumlayabilir ve önemini hatırlayabilir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><strong>Park Nebula’nın Formülü: 3 Yörünge 3 Bulut</strong> </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Park Nebula 3 yörünge ve Nebula’da iç içe geçmiş 3 buluttan oluşur.Nebula’nın temel bileşenleri bulutlar Ergenenin bir kolu olan Tosbağa Dere ve çevresinin rehabilitasyonuna yardımcı olacaktır.<span class="Apple-converted-space">  </span>Bulutlar toprak, hava ve su onarıcı türlerle bitkilendirilmiştir. Yapılacak ölçüm ve analizlerin ardından uygun yöntemin ve bitki türlerinin seçilmesi önerilir.</span></p>
<p class="p1"><strong><span class="s1">Bulutlar</span></strong></p>
<p class="p1"><span class="s1">Toprak Onarıcılar Bulutu fitoremediasyon yöntemiyle toprağı temizleyen türlerden oluşur. Nebula sensörleri topraktaki ağır metal ve organik kirletici değerlerine göre renk değiştirir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hava Onarıcılar Bulutu havadaki karbondioksiti tutma oranı yüksek otsu bitkilerden (C4 bitkileri) oluşur. Nebula sensörleri havadaki kirlilik değerlerine göre renk değiştirir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Su Onarıcılar Bulutu su arıtıcı bitkilerden oluşur. Nebula sensörleri sudaki kirlilik değerlerine göre renk değiştirir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">3 buluta heterojen biçimde yayılmış olan Nebula sensörleri toprak, hava ve sudaki kirletici değerleri ölçer ve buna bağlı olarak ışık yerleştirmesinin rengi değişir. Böylelikle Nebula bulutları Tosbağa Dere’nin toprağını, havasını, suyunu temizlerken, pembeden yeşile uzanan skalasında Lüleburgaz’ın toprak, hava ve suyunun kirlilik oranlarıyla ilgili kentlileri uyaran bir aydınlatma sistemi olarak çalışır.</span></p>
<p class="p1"><strong><span class="s1">Yörüngeler</span></strong></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yörüngeler Nebulanın farklı bölgelerini ve bu bölgeler arasındaki etkileşimi tarif eder. Nebulanın 3 yörüngesinin teması, keşif, takas ve moladır.</span></p>
<p class="p1"><strong><span class="s1">Yörüngeye Girenler</span></strong></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yörüngeye girmesi hedeflenen üç hedef kitle, kentin yaşayanları, yakın çevre kırsal kesim, ve kentin ziyaretçileridir. Kentin yaşayanları nebulayı bir rekreasyon alanı olarak kullanır. Özellikle keşif yörüngesinde doğa ile baş başa kalma fırsatı yakalar. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Takas yörüngesinde kentlinin kentli ile ve kentlinin<span class="Apple-converted-space">  </span>köylü ile etkileşime girdiği yörüngedir. Bu yörüngede belirtilen etkileşimi destekleyen alanlar tasarlanır.</span></p>
<p class="p1"><strong><span class="s1">Yörüngeden Çıkanlar</span></strong></p>
<p class="p1"><span class="s1">Nebulanın yörüngesinden çevresel kirlilik unsurları dışa atılmaktadır. Nebulanın kente doğru genişleyen yörüngesi ise onarıcı peyzajın bileşenlerini kentin içine taşır.</span></p>
<p>Projenin görselleri <a href="https://praxislandscape.com/projects/parknebula">bu linkte</a> var.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://kozmofol.wordpress.com/2018/06/11/dusunen-tasarimlar-icin-mecburi-metinler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">1741</post-id>
		<media:content url="https://1.gravatar.com/avatar/a98cc17d798cec1e5d342a9910b941a9d8cde88bd5b3a2903d70e608003fdaad?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">phony phonic</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="https://kozmofol.wordpress.com/wp-content/uploads/2018/06/nebula.jpg" medium="image" />
	</item>
	</channel>
</rss>
