<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2enclosuresfull.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0"><channel><title>KUNEGOND'UN PENCERESİNDEN</title><link>http://www.kunegond.com/</link><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/kunegond/IsiN" /><description>Kunegond kızımın kitaplarından birinde karşılaştığım bir kahraman. Kendisi garip mi garip bir prenses. Normal sınırlarının ötesinde yaşayan, aykırı düşünen, yaratıcı çözümleri bitip tükenmeyen, beklendiği şekilde değil de içinden geldiği gibi davranan, yeryüzünün iyi kalpli prensesi.</description><language>en</language><managingEditor>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</managingEditor><lastBuildDate>Sat, 13 Mar 2010 21:17:19 PST</lastBuildDate><generator>Blogger http://www.blogger.com</generator><openSearch:totalResults xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/">338</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/">1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/">25</openSearch:itemsPerPage><feedburner:info uri="kunegond/isin" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><itunes:owner><itunes:email>gkacamak@gmail.com</itunes:email></itunes:owner><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>Kunegond kızımın kitaplarından birinde karşılaştığım bir kahraman. Kendisi garip mi garip bir prenses. Normal sınırlarının ötesinde yaşayan, aykırı düşünen, yaratıcı çözümleri bitip tükenmeyen, beklendiği şekilde değil de içinden geldiği gibi davranan, ye</itunes:subtitle><item><title>Kayıp Aranıyor</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/-NMLzshRcwM/kayp-aranyor.html</link><category>günlük</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Fri, 12 Mar 2010 01:13:22 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-7630282392216822934</guid><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S5oCq-Q_4PI/AAAAAAAACA4/2jtIciUaQBc/s1600-h/IMG_0428.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5447669636550090994" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S5oCq-Q_4PI/AAAAAAAACA4/2jtIciUaQBc/s320/IMG_0428.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;7 mart cuma akşamı Kartalkaya'dan mutlu mesut, şen şakrak evine dönen Kunegond ertesi gün, 8 mart cumartesi sabahı 9 sularında evinden çıkmış ve bu güne kadar da kendisinden bir haber alınamamıştır. Dün akşam Bumed, MG Yaratıcı Yazarlık atölyesinde bir ara göründüğü haberi alınmışsa da, akabinde yine sırra kadem basmıştır. Görenlerin, haber alanların, dedikodu bile olsa bir şey duyanların en kısa zamanda Cihangir'de Beynelmilel Cevizli Biber'e haber uçurmaları rica edilir. Bulunmasına yardımcı olanlar ödüllendirilecektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-7630282392216822934?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=-NMLzshRcwM:FP93DLDraKs:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=-NMLzshRcwM:FP93DLDraKs:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=-NMLzshRcwM:FP93DLDraKs:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=-NMLzshRcwM:FP93DLDraKs:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=-NMLzshRcwM:FP93DLDraKs:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/-NMLzshRcwM" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-03-12T11:13:22.954+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S5oCq-Q_4PI/AAAAAAAACA4/2jtIciUaQBc/s72-c/IMG_0428.JPG" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">4</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/03/kayp-aranyor.html</feedburner:origLink></item><item><title>Ayakkabı Numaramı Buldum</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/DKJFfAo0fy4/ayakkab-numaram-buldum.html</link><category>Kartalkaya Günlükleri</category><category>günlük</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Thu, 04 Mar 2010 09:37:09 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-5089258957461976975</guid><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S4_vXBPhnrI/AAAAAAAAB_4/9kFp2rr3UdU/s1600-h/IMG_0913.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444833653263802034" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S4_vXBPhnrI/AAAAAAAAB_4/9kFp2rr3UdU/s320/IMG_0913.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dönüşe az kaldı. Otelin lobisinde tembel tembel oturuyorum. Yorulmuşum. Ne kitap okuyabiliyorum ne de çevirilerimi tamamlayabiliyorum. Tek istediğim yazmak.&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Kayak açısından pek verimli geçmeyen bu tatilde en azından ayakkabı numaramın ne olduğunu öğrendim. Ve bir kayak ayakkabısının ne şekilde giyilmesi gerektiğini iyice belledim. Bunlar yapılmazsa ne olur? Bana olduğu gibi olur. Kayak bir tarafa, ayak bir tarafa gider ve sürekli düşülür. Akabinde bacak ağrısı, bilek ağrısı, diz ağrısı, popo ağrısı, beyin sarsıntısı, baş ve boyun ağrısı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün zirveden aşağı inerken bir yandan da düşündüm neden kayıyorum ve neden kaymayı bu kadar çok istiyorum? Yani ben ağzımla istiyorum diyorum ama vücudum tamamıyla aksini söylüyor. Şöyle ki, kayak hızlandıkça ben yavaşlamak için kasıyorum. Kar sapanına varana kadar her türlü dönüş numaralarını deniyorum. Ayaklar öne gittikçe vücudum geri çekiliyor. Bu çelişki değil de nedir ki? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Korkuyorum işte, alenen korkuyorum. Bir de etraftaki gençleri gözledim. Benim yaşımda olup küçüklükten beri kayanlar da var. Bizim odanın karşısında en az 75'inde bir kadın var. Tam formunda, ve pistte nasıl kaydığını bir görseniz. Hah işte süper babaanne dediğin bu olur derdiniz. Bizim gruptakilerden biri aşağıda havuzda görmüş, süper fitmiş. Bu arada ben havuz, spa, sauna, masaj falan hiç takılmadım. Zaten sıcaktan bunaldım. Dağ havası bile ılıman geldi bu sene bana. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Korkuma rağmen kayıyorum. Ecele hiç faydası yok. Yenmenin en iyi takdiğinin kilometre yapmak olduğunu biliyorum. Ayrıca dağ havası müthiş güzel. Zaten bu dağın her şeyi güzel. Suları, gençlik iksiri gibi. Cildim ve saçlarım kreme gerek kalmadan yumuşacık oldular, parladılar. Kendimi güzeller güzeli hissediyorum burada. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gençler kendilerini inişte hızlanan kayakların ritmine bırakıyorlar. Slalom yaparken benim gibi tüm vücutlarıyla birlikte korkuluk adam gibi blok halinde dönmüyorlar. Dağın içinden çıkan ve sonra yolunu bulmak isteyen bir magma akıntısı gibi yüzeyde kayıp gidiyorlar. Ne bir direnme ne bir geri çekilme. Tek yaptıkları dengeyi kaybetmemek. Bense hızdan korkuyorum. Ayaklarıma ve bedenime hakim olamamanın paniğini yaşıyorum. Benim üstümde bir güç var sanki. Emirleri o veriyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Buna rağmen ayaklarıma egemen olamamamın sebebinin, ayakkabılarımın büyüklüğü olduğu tesbit edildi. Ve içimdeki o büyük güce çaresiz teslim olma ruh halleri bitti, yeniden umut baş gösterdi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kayaklara söz geçiremezliğimi, iki senelik araya, hamlığıma ve dolayısıyla da korkaklığıma vuruyordum. Otele varır varmaz öncelikli yapılan iş, kayakları kiralamak. Ne yalan söyleyeyim buranınkiler Uludağ da kiralananlardan daha iyi. Önce gerekli bilgileri doldurdum. Ayak numarası, kilo, boy, kayma seviyesi ve oda numarası gibi. Sonra uzun tezgahın biraz ilerisinden adımı çağırdılar, ayakkabılarımı denemek üzere verdiler. Giydim. Oldu. Tamam dedim. Ayarladılar, verdiler. Giyindim kuşandım çıktım. Nasıl sıkıyorlar anlatamam. Baldırlarım cendereye girmiş gibi. Parmaklarım karıncalanmaya başladı. Acıdan gözlerimden yaşlar gelecek. İki metre kayıyorum durup bacaklarımı dinlendiriyorum. O arada Kiki, hadi durma kay diye başımın etini yiyor. Onun derdi de başka tabii. Kartalkaya'ya ilk defa geliyorum ya, bir kereliğine mahsus bana pistleri göstermek üzere rehberlik yapmak lütfünde bulundu. Tabii onun beklentisi birlikte zıp, zıp kayıp iki dakikada bir pist bitirmek. Ben öyle miyim ya... Bir mavi pisti inmek benim için yarım saat sürüyor. Hadi bacaklarım el verdi de kaydım diyelim, zaten ilk gün öyle bir sis vardı ki, karanlıkta tuvaletin kapısını arar gibi bir halim var. Kiki'nin endişesiyse, iyi kız evlat görevini biran evvel bitirip daha zor pistlerde macera arayan arkadaş grubuna katılabilmek. Bense bir yerlerime hasar vermeme derdindeyim. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;En sonunda hadi sen git dedim, ben bir şekilde inerim aşağıya. Baktım hiç inemiyorum, korkuyorum, kayakları çıkarır, oturup kıçın kıçın inerim. İçi ona da razı gelmedi. Söylene söylene bana bir şekilde 3 pist gösterip, bastı gitti. Tek başıma kalınca daha bir cesaretlenerek birer ikişer daha aynı pistleri yaptım. Derken akşam oldu. Sağa sola yalpalayarak otele döndüm. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dün öğleden sonraya kadarsa, güzel hava kötü hava derken bu şekilde devam etti. Dün öğleden sonra artık ayaklarıma hakim olamamaktan dolayı o kadar sinirlendim ki, ağlamaklı otele erken döndüm. Kapının önünde ayakkabılarımı giymeme yardım eden görevli, göbeğimden dolayı yardımsız giyemiyorum da, yüzümden düşenin bin parça olduğunu görünce sordu. Ben de döktüm içimi. Ya ayakkabım çok sıkıyor her tarafım karıncalanıyor ya da gevşetiyorum bu sefer de kayaklar kendi kafalarına göre gidiyor, dedim. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Önce bir güzel azar işittim. Nasıl yani, benim de sıkıyor. Sıkması lazım, yoksa kayılmaz. Ya, olur mu öyle, bu işkence mi? falan derken, parmakların değiyor mu diye sordu. Değmiyor dedim. Nasıl değmiyor olmaz öyle şey dedi. Bal gibi değmiyor işte dedim. İlk gün yemekte konuşulurken duymuştum. Geçen sene bilmem kimin parmakları değiyormuş. O şekilde kaymış, fark etmemiş. Sonra ayakkabıları çıkardığında öyle mormuşlar ki, çürüyüp düşecek zannetmiş. Ayrıca o morluklar bütün yaz boyunca da geçmemiş, o da sandalet falan giyememiş. Dolayısıyla benim ödüm kopuyor parmaklarım kangren olur falan zannediyorum. İşte bunu anlattım. Başladı kahkaha atmaya. Herkesi dinlersen sen, hepsi çok iyi biliyor zaten diye bir başladı. Bir türlü susmaz. O da haklı biz kültürel olarak bilgili insanlarız. Atalarımızdan gelir, bilmediğimiz bir şey yoktur. İki vakit namaz dahil. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Söylenmesi bitince gel dedi sana başka deneyelim. En sonunda bana verilen ayakkabı 25 numara, benim giymem gereken 23 numara. Tabii 23 ayakkabıları giyince konçları da doğal olarak daha aşağıda kaldığından baldırlarımı da sıkmaz oldu. Dolayısıyla ne kadar sıkı kapatılırsa kapatılsın ayaklarım karıncalanmaz oldu. Sevinç içinde hoplaya zıplaya odama döndüm.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün cici ayakkabılarımla çıktım. Yalnız pistler donmuş ve ben de günlerdir kasmaktan bacaklarım öyle yorulmuş ki, 2-3 inip çıktıktan sonra titremeye başladılar. Erkenden otele döndüm. Yarın sabah da bilmem kayar mıyım? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yine de çok mutluyum. Geç de olsa nasıl ayakkabı seçileceğini anladım. Şöyle: ayakkabıyı ayağına giyiyorsun, topuğunun arkasını yere vurarak ayağı iyice geriye doğru oturtuyorsun. Topuk ayakkabının topuğuna iyice değdikten sonra baş parmağında hafifçe öne değiyorsa eğer, işte o ayakkabı senin için biçilmiş pabuç. Unutmamak için bloga yazıyorum. Benim ayak numaram 23. Unutmamam gereken ikinci şeyse, inişte bedenim daima hedefe kilitlenecek. Yamaca paralel. Slalomu yapan sadece bacaklar. Kırılma belden olmalı. Benim için kısa tatilin karı işte bu kadar. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-5089258957461976975?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=DKJFfAo0fy4:QJI9I3Q6kVA:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=DKJFfAo0fy4:QJI9I3Q6kVA:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=DKJFfAo0fy4:QJI9I3Q6kVA:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=DKJFfAo0fy4:QJI9I3Q6kVA:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=DKJFfAo0fy4:QJI9I3Q6kVA:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/DKJFfAo0fy4" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-03-04T19:37:09.357+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S4_vXBPhnrI/AAAAAAAAB_4/9kFp2rr3UdU/s72-c/IMG_0913.JPG" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/03/ayakkab-numaram-buldum.html</feedburner:origLink></item><item><title>Fotograflarla Kartalkaya</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/vIhV7d283jQ/fotograflarla-kartalkaya.html</link><category>Kartalkaya Günlükleri</category><category>günlük</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Sun, 07 Mar 2010 07:31:18 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-5185077308138510576</guid><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S440OiGH-1I/AAAAAAAAB-s/dv-UZQuvDGw/s1600-h/IMG_0778.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444346423812815698" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S440OiGH-1I/AAAAAAAAB-s/dv-UZQuvDGw/s320/IMG_0778.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; Hafta sonu kalabalığından sonra dün bomboş pistlerin keyfini çıkardık. İki gündür hava acayip güneşli. Koyu tenliler kapkara oldular bile. Güneş kremimi unuttuğumdan kıpkırmızı burunla geziyorum. Kalabalık grupla bir yerlere tatile gitmek çok öğretici ve eğitici. Binbir türlü insan davranışıyla karşı karşıyayız. Görünmez bir pelerinim olsa hiç utanmadan ve gözlerimi kaçırmadan film seyreder gibi etrafımı seyredeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk dikkatimi çekenlerden bir tanesi sahiplenme fenomeni. Abartı falan değil gerçekten bir fenomen. Allaha şükür otel oldukça büyük. Lobide oturacak yer fazla. Restoran derseniz o da devasa. Büfe çok lezzetli. Bu arada kaymak bal, kadayıf kaymak ikilisine bulandım. Bir senelik depolamış durumdayım. Buranın kadayıfı mükemmel. Ömrümde bu kadar güzel kadayıf yediğimi hatırlamıyorum. Un helvası da keza. Kadayıf her akşam var. Un helvasına malesef bir sefer rastlayabildim. Dün akşam kaymak bitmiş, kadayıfı sade yemek zorunda kaldım. Durum kötü. Neyse bu sabah verilen siparişler kahvaltıdaki bal kaymağa yetişti. Yine ek bir bilgi daha bizim Cihangir'deki cafe'de de bal kaymak olacak. Ben her sabah kendi kahvaltımı cevizli biberde alacağım artık. Bu hafta kız arkadaş tek başına. Cumartesi'den itibaren Cihangir mesaisi başlayacak. Şimdilik tatildeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu laf lafı açar, laf kapıyı açar huyundan vazgeçmeliyim artık. Tam da sahiplenme fenomeninden bahsederken... Bizim kar-kayak grubuyla senelerden beri beraberiz. Dolayısıyla yer tanıdık, kişiler tanıdık, otel tanıdık. Daha önceden Uludağ Beceren'deydik. Bir kaç senedir, çocukların tercihi üzerine Kartalkaya'ya terfi ettik. Sahiplenme derken, ben de Beceren'i oldukça sahiplenmiştim. Biraz önce Beceren'den telefon geldi. Beyaz oradaymış. Tüh! Giderek büyüyen grubumuz bir kaç senedir Kartalkaya-Uludağ arasında bölünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelir gelmez resepsiyonda başladı sahiplenmeler. Geçen seneki oda olsun. Sonra restoranda devam etti. Bu masa bizim. Derken lobideki koltuklar zimmetli olmaya başladı. Hani neredeyse otelde bana yer kalmadı diyeceğim. Kiki önce odadaki büyük yatağı sahiplendi. Şimdi de odayı tamamen sahiplendi. Koca otelde ben fazlalık oldum. Alman tatil köyüne gitmişler bilirler. Sabahın köründe kalkılır ve banklara havlu atılır ya işte bir parça o durumdayız. Burada durum az biraz daha değişik, hem havlu neyin atılmıyor hem de başkalarının yeri olduğunu bilmen bekleniyor gibi bir durum var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de gergin bir ortam yok. Aksine, kazalara, anlık patlamalara, aile kavgalarına rağmen ortada görünür bir şekilde neşe ve huzur var. Kitap okuyanlar çoğunlukta. Bol bol kitap dedikodusu yapıyoruz. Kitabı biten diğerinden kitap alıyor. Bir de dergi grubu var. Marie Claire, Elle, Cosmopolitan, Vogue, vs... Ben onlara pek bulaşmıyorum. Fransız kız arkadaşlardan biriyle dün sabah Ahmet Hamdi Tanğınar'ın Saatleri Uyarlama Enstitüsü'nü tartıştık. O kadar beğenmiş ki, anlata anlata bitiremedi. Ben de ona Tanpınar'ın bu romanının temelindeki öykü sayılabilecek Acıbadem'deki Köşk'ten bahsettim. Ubor Metenga'ya gittim ya, öğrendiklerimi satayım dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün akşam fotograf makinemi Kiki'nin elinden kurtarabildim. Dolayısıyla yolculuk başından beri çektiğim fotografların bir kısmını yayınlama imkanı bulabildim.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44zNgj30vI/AAAAAAAAB-k/0rHMqUaLUZI/s1600-h/IMG_0453.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444345306709218034" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44zNgj30vI/AAAAAAAAB-k/0rHMqUaLUZI/s320/IMG_0453.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; İzmit'e yakın, otobanın sol tarafından görünen bina kalabalığı. Ufak bir tepenin içine oyulmuş. Giderek kalabalıklaştığımızın resmi kanıtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44zEOd50UI/AAAAAAAAB-c/H2V4w1USPp8/s1600-h/IMG_0457.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444345147233521986" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44zEOd50UI/AAAAAAAAB-c/H2V4w1USPp8/s320/IMG_0457.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Çimento fabrikalarının dumanı. Duman fotografı çekmek çok bir sanatsal oluyor. Sigara dumanı da ne güzel çıkar ya. Nedense tüm kötülüklerin bir sanatsal yönünü bulmayı beceriyor insanoğlu. Yoksa dünyada kötülük kalmazdı. Hiç düşünemiyorum o günleri. O zaman sanat da olmazdı heralde. Hayat ilahilerden ibaret olurdu. Ne sıkıcı. Bu arada fotografımı sanatsal buluyorum zannedilmesin. Aklıma geleni yazdım işte...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44yuG3BwFI/AAAAAAAAB-U/RCsAlsPasoQ/s1600-h/IMG_0496.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444344767234293842" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44yuG3BwFI/AAAAAAAAB-U/RCsAlsPasoQ/s320/IMG_0496.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; Otoyoldan İzmit Körfezi. Manzara muhteşem. Otobüsteki yerim de iyiydi. 1-2 numaralı koltukların hemen arkasındaydım. Yol boyu makinemi yerleştirmedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44ycsHlz6I/AAAAAAAAB-M/9wZ-gW6tbW4/s1600-h/IMG_0543.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444344467998232482" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44ycsHlz6I/AAAAAAAAB-M/9wZ-gW6tbW4/s320/IMG_0543.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yağmur bastırdıktan sonra otobüsün büyük camından çekilmiş otobandaki arabalar. Bu etkiyi çok seviyorum. Tatlı bir hüzün var bu karede. Hani giden sevgilinin ardından falan gibi. Yağmur göz yaşlarına denk geliyor. Her şey imaj. Üzüntüm bile iki yüzlü. Göstermelik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44yB6wmTZI/AAAAAAAAB-E/Bezs9RaqFoU/s1600-h/IMG_0598.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444344008071859602" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44yB6wmTZI/AAAAAAAAB-E/Bezs9RaqFoU/s320/IMG_0598.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu sefer bol bol yol fotografı çektim. Büyütüp odamın duvarlarına asacağım. Her an yoldaymışım gibi olur. Ne güzel. Madem ki ben gidemiyorum. Öyleyse yol benim ayağıma gelsin. Arasıra okuduğum bir kitap vardır Orhan Pamuk'un Yeni Hayat. Yol kitabı. Bir yerlerden bir yerlere gidilir. Hep bir arayış içinde. İşte benim romanım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44xlAS3qxI/AAAAAAAAB98/sHsxpqhfRGM/s1600-h/IMG_0686.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444343511341574930" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44xlAS3qxI/AAAAAAAAB98/sHsxpqhfRGM/s320/IMG_0686.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kartalkaya'dan manzaralar. Vadim o kadar beyazdı ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44xOQJXv-I/AAAAAAAAB90/Xq7ZcTL6PHk/s1600-h/IMG_0696.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444343120459710434" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44xOQJXv-I/AAAAAAAAB90/Xq7ZcTL6PHk/s320/IMG_0696.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; Şu bıcırığa bakar mısınız? Tek başına tirfes'le çıkıyor. Tirfes bu mekanizmanın fransızcası. Fes Popo demek, Tir de çekmek. Popo çekeceği falan gibi... Zaten fransızların bu şekilde kelime türetme huylarına bayılıyorum. Kupongl, bizim çıt çıt tırnak makasına denk geliyor. Kup kesmek. Ongl'da tırnak. Bir örnek daha. Kürdan. Kür, karıştırmak, dan ise diş. Hatırladığım bir bebek vardı. Çiklet'e Diştak derdi. O zamanlar hiç düşünmemiştim ama şu anda eminim. Kesin genlerinde bir fransız vardı. Neysem ben bu tirfesle yukarı çıkabilmek için ne kadar düştüm biliyor mususunuz? Taa ki birisi bana niye oturuyorsun ona oturulmaz ki diyene kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44w2ti7O1I/AAAAAAAAB9s/58XfnePTLPQ/s1600-h/IMG_0714.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444342716034661202" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44w2ti7O1I/AAAAAAAAB9s/58XfnePTLPQ/s320/IMG_0714.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Mavi inişlerden bir tanesi. Dün mecburen kırmızı da yaptım. Çünkü maviler bittikten sonra otele gitmek için inerken sapağı kaçırmışım en dibe kadar paldır küldür indim. İki günlük güneşten sonra karlar öbek öbek eriyerek toplandığından kayaklar saplandı. Ben de geçen seneyi hiç kondisyonsuz kapattığımdan epey güçlük çektim. Her yanım ağrıyor. Boynum tutuk. Kasmayayım diyorum ama kendimi rilaks bıraktığım anda yerdeyim. Her seneki gibi şu an yemin billah etmekteyim. Seneye formunda bir Kunegond olarak Köroğlu'nun memleketine döneceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44v4ePzdiI/AAAAAAAAB9c/lPSg84Q3jj4/s1600-h/IMG_0715.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444341646776038946" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44v4ePzdiI/AAAAAAAAB9c/lPSg84Q3jj4/s320/IMG_0715.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bulutlar yavaş yavaş teşrif ediyorlar. Yarınki durumu heyecanla bekliyoruz. Kimisi karlar eriyor, neredeyse toprak çıktı diye endişeleniyor. Kimisi kar fırtınası olmasın sakın diyor. Kimisi korkudan İstanbul'a geri döndü. Dün Kiki bileğini incitmiş. Krem sürdürüp bandalatmak 50 ytl. O arada Bolu'ya ambulans fiyatlarına baktım. 400 ytl. Hani neredeyse ben de korkacağım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Burada Mahrumiyet Bölgesindeyiz. Murat Gülsoy'un yeni kitabı Karanlığın Aynası dünden beri kitapçılarda. Hafta sonundan önce alıp okuyamayacağım. Sevdiğim yazarların kitaplarını çıktığı gün almak gibi bir saplantım vardır da... Şu an Hakan Günday'ın Ziyan'ı ile idare ediyorum. Daha ilk sayfalardan anlatımına bittim. Çok esprili. Uyumsuz'a teşekkürlerimi bildiriyorum. Bir de erkeklerin askerlik anıları hep ilgimi çekmişti. Böyle tatlı ve eleştirel bir dilden anlatımı da cabası. Kız arkadaşlarımın aksine ben askerlik öyküleri dinlemeye bayılırdım. Geçen atölye'de Cem'in askerlik öyküsü de muhteşemdi bana göre.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44vRWujAcI/AAAAAAAAB9U/hu5mumkvqgI/s1600-h/IMG_0660.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444340974742602178" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44vRWujAcI/AAAAAAAAB9U/hu5mumkvqgI/s320/IMG_0660.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kiki snow board yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44ulijRRvI/AAAAAAAAB9M/e5NH6iLwRYk/s1600-h/IMG_0720.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444340222002284274" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44ulijRRvI/AAAAAAAAB9M/e5NH6iLwRYk/s320/IMG_0720.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Otellerin tepeden görünüşü. Belki de sadece bizimkiler bilmiyorum. O kadar fazla ek bina var ki... Hangisi bizimki, hangisi Dorukkaya anlayamadım gitti. Ben sadece kendi yolumu ezberledim. Odadan piste, pistten odaya dönmeyi biliyorum. Onu da kaç kere kaybolduktan sonra ancak bu sabahtan bu yana ezberleyebildim. Öyle karmaşa ilişkiler bana göre değil. Düz mantık olmalı her şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44uUSnW7bI/AAAAAAAAB9E/oRWVZWLLRRU/s1600-h/IMG_0730.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444339925666688434" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44uUSnW7bI/AAAAAAAAB9E/oRWVZWLLRRU/s320/IMG_0730.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Telesiyej'den çektiklerim. Kar manzarası içimi ferahlatıyor. Ya ben o kadar kapkaramıyım ki? Beyaza olan bu tutkunluk nedir böyle? İçin kara senin Kunegond için. Dün gece rüyamda katilmişim. Çok kötü fena oldum. Dün akşam Effi Briest kitabını bitirdim. Adam karısının aşığını düelloya davet etti ve gözünü kırpmadan öldürdü ve katil oldu. Sonra vicdan azabı tabii. Mahvolan hayatlar. Hem kendininki, kızınınki, karısınınki, aşığınki (zaten o nalları dikti, belki de kurtuldu), aşığın karısınınki (hem de hastaydı). Büyük ihtimal etkisinde kaldım. Tüm kitap vicdan azabı ve suçluluk duygusu üzerine. Ama pişmanlık yok ha. İnsanoğlu ne ilginç. İşte asla ders almayacağımızın bir örneği daha. Vicdan ve suçluluk duygusu toplumla ve medeniyetle gelen duygular mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44uAaI_5UI/AAAAAAAAB88/3T8zIG9viQk/s1600-h/IMG_0747.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444339584089449794" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44uAaI_5UI/AAAAAAAAB88/3T8zIG9viQk/s320/IMG_0747.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ne güzel değil mi manzara. Bu arada geçen öğlen yemekte sakatlatlardan konuşuyorduk. Büfede ciğer vardı. Arnavutun ciğeri, kuzunun beyni, pirzolası, taşlığı, işkembesi derken içimden ne kadar cani olduğumuzu düşündüm. Barbar mıyız biz neyiz ya? Medeni olmanın sözlük anlamı nedir? Uygar ne demek? Bu tanımların arkasında vahşice organ yemek var mıdır? Et obur olmak ve medeniyet kavramları kafamda çelişmeye başladı. Aklım bulandı. Yakında vejeteryan olursam şaşmamak gerek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44sP_ziUAI/AAAAAAAAB80/SHZQeeI5g-s/s1600-h/IMG_0748.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444337652874760194" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44sP_ziUAI/AAAAAAAAB80/SHZQeeI5g-s/s320/IMG_0748.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İşte yukarıdaki ağacın zumlanmış hali. Minicik, içi dolu turşucuk!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44ruGZ3onI/AAAAAAAAB8s/4qm4jayNMC0/s1600-h/IMG_0783.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444337070530601586" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44ruGZ3onI/AAAAAAAAB8s/4qm4jayNMC0/s320/IMG_0783.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hala telesiyejdeyim. Hiç bir şeyimi düşürmedim. Biraz önce aşağıda aranan bir çift vardı da öyle aklıma geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44qVnLSLOI/AAAAAAAAB8k/lqKG1ntFhfg/s1600-h/IMG_0816.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444335550319439074" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44qVnLSLOI/AAAAAAAAB8k/lqKG1ntFhfg/s320/IMG_0816.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir manzara daha. Artık yazmayacağım. Öğlen yemek saatini kaçıracağım neredeyse. Sonra da kayağa gideceğim. Akşam üstü sucuk ekmek ve sıcak şarap partisi var. Yaşasın bu okul gezileri. Ne iyi düşünmüşler valla. Oh, ekmek elden su gölden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44qDPQaVOI/AAAAAAAAB8c/dxd785ZvWDw/s1600-h/IMG_0820.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444335234660848866" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44qDPQaVOI/AAAAAAAAB8c/dxd785ZvWDw/s320/IMG_0820.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Otelin önünden pistlerin görüntüsü. Kartalkaya Uludağ'a nazaranla daha sıcak. Havası daha hoş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44nWnCVaYI/AAAAAAAAB78/qaieD5yNQmI/s1600-h/IMG_0829.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444332268926888322" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44nWnCVaYI/AAAAAAAAB78/qaieD5yNQmI/s320/IMG_0829.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; Dün gece kar yağdı. Bu sabah oda penceresinden çektim. Her yer yine kapanmış. Sis var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44nKaUSvyI/AAAAAAAAB70/F_fmFDzYgdo/s1600-h/IMG_0833.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444332059354119970" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S44nKaUSvyI/AAAAAAAAB70/F_fmFDzYgdo/s320/IMG_0833.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sabahtan beri otelde bilgisayar başındayım. Sis'te cesaret edip çıkamadım. Bizim gözü pek gençler ve çocuklar bir heves fırladılar. Bir saat sonra görüş o kadar kapanmıştı ki, kayakçılar zar zor, boardcular yürüyerek tünelden döndüler. Otele dönüş yolu savuruyormuş. Şimdiyse muhteşem bir şekilde sis kalktı, hava aydınlandı. Haydin yine piste.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-5185077308138510576?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=vIhV7d283jQ:t96j9_cYbF4:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=vIhV7d283jQ:t96j9_cYbF4:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=vIhV7d283jQ:t96j9_cYbF4:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=vIhV7d283jQ:t96j9_cYbF4:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=vIhV7d283jQ:t96j9_cYbF4:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/vIhV7d283jQ" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-03-07T17:31:18.090+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S440OiGH-1I/AAAAAAAAB-s/dv-UZQuvDGw/s72-c/IMG_0778.JPG" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/03/fotograflarla-kartalkaya.html</feedburner:origLink></item><item><title>Kartalkaya'dan Sevgilerimle</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/SrZ9X3ZS4bM/kartalkayadan-sevgilerimle.html</link><category>Kartalkaya Günlükleri</category><category>günlük</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Mon, 01 Mar 2010 06:43:10 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-3004310554975264013</guid><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S4vL7XBRAXI/AAAAAAAAB7I/v80iitxxun0/s1600-h/12-+036.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5443668795259421042" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S4vL7XBRAXI/AAAAAAAAB7I/v80iitxxun0/s320/12-+036.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Hafta sonundan bu yana Kiki ve okul arkadaşlarıyla Kartalkaya'dayım. İki otobüs dolusu geldik. Ayrıca özel arabalarıyla da gelmiş olanlar var. Oteli biz doldurduk diyemem, oldukça büyük. Ancak ne yana baksan bizden birileri göze çarpıyor. Hem pistlerde hem otelin her tarafında. İstanbul'dan hiç ayrılmamış gibiyim. Sadece her yer bembeyaz, gözlerim kamaşık, üç gündür renkli bir şeyler görmeyi çok özledim. Neyseki kar gözlüklerini renkli yapmışlar. Benimkiler malesef sarı. Sarı hiç sevmediğim renklerden. Maviyi tercih ederdim. Hatta pembeye bile razıyım. Sarı ve beyaz olmasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternet bağlantısında sorun var. İşimi ancak tamamlayabildim. Bugünüme mal oldu. Hem de sisli ve puslu, bir metre ötesinin görülmediği bir hafta sonundan sonra bugün sıcacık bir güneş, berrak bir günle kalkmıştık. Otele tıkılıp kaldım. Fotografı çekilecek o kadar çok detay var ki... Makinemi Kiki'ye kaptırdım. Danimarka kar fotograflarıyla idare ediyorum işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaymayı unutmuşum. Neyse dün herkes pistlere çıktıktan sonra kendi başıma yavaş yavaş hatırladım. iki sene ara verdikten sonra herşeye yeniden başlamak çok kötü geldi. Gün sonuna doğru daha iyiceydim. Yine de mavi pistlerden dışarı çıkmıyorum. Mavi en basit olanlar. Kırmızı orta seviye. Dün bir ara kaybolup kırmızılara rastladım. Siyah kuşak en berbat olanlar. Doksan derece dik ve buzlu... Hani benim gibi yeni öğrenenler varsa diye sıraladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kartalkaya'ya ilk defa geliyorum. Uludağ'dan oldukça farklı. Pistler uzun. Kay kay bitmiyor. Kasmaktan bacaklarım titredi. Halbuki 2 sene evvel ayağımda şıpıdık terlikler varmış gibi rahattım. Ah bir de şu kilolar yok mu? Bir düştüm mü kalkamıyorum. Top gibi yuvarlanıp gidiyorum. Dün akşam otele dönerken hocalardan biri dayanamadı uzat batonunu dedi. Önce anlayamadım. Batonu alıp kaçacak zannettim. Aklım fikrim hala muzurlukta. Meğerse beni çekecekmiş. O ne süper şey öyle. Kendimi İstiklal caddesinde tranvayın arkasına asılan sokak çocukları gibi hisettim. Gururlu ve şen şakrak. Otel görününce bıraktı batonumu. Ben de o hızla şöyle artistik bir dönüş yaparak ve o arada çalım atarak hızla kapının önünde durdum. Sonra kayakları çıkaramadım tabii bir türlü. Tüm karizma çizildi. Ayaktayken kayakları çıkarmanın bir raconu var. Arka taraftaki çubuksu bir çıkıntının üzerinde parmakla basılmış gibi bir yuvarlak yuva var, işte o yuvanın ortasına hafif arkaya doğru dönerek batonun ince ucuyla bastırmak gerekiyor. Aksilik bu ya, bir türlü yuvanın ortasını tutturamadım. Erkek olsam prostat başlangıcı diyeceğim. Neyse ben o şekilde debelenip dururken Kiki imdadıma yetişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kartalkaya olur da kayak kazaları olmaz mı? Bugün güzel havayla birlikte revir doldu taştı. Omuzu çıkanlar, bacağı kırılanlar, bileğini incitenler, kafasını çarpıp bir şey olacak korkusuyla panik atak geçirenler. Çalışmak için otelde kaldım ama otelde oldukça hareketliydi. Şimdilik aşırı ciddi bir şey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemekler ve tatlılar mükemmel. Deminden beri lobide rahat rahat oturuyordum. Eh saat geldi, kayaktan dönenler, hafta sonunu uzatmış olanların çıkışı falan derken, bir kalabalık bir gürültü. Aklım iyice karıştı. Biraz gezintiye çıkıyorum. Sonra devam ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bu sene leyleği havada gördüm. Eylül ayında. Söylemiştim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-3004310554975264013?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=SrZ9X3ZS4bM:K47KUYwyNLU:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=SrZ9X3ZS4bM:K47KUYwyNLU:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=SrZ9X3ZS4bM:K47KUYwyNLU:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=SrZ9X3ZS4bM:K47KUYwyNLU:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=SrZ9X3ZS4bM:K47KUYwyNLU:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/SrZ9X3ZS4bM" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-03-01T16:43:10.220+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S4vL7XBRAXI/AAAAAAAAB7I/v80iitxxun0/s72-c/12-+036.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">4</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/03/kartalkayadan-sevgilerimle.html</feedburner:origLink></item><item><title>Cihangir'de Yaşam 1</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/K2JYAepoGsg/cihangirde-yasam-1.html</link><category>günlük</category><category>Cihangir Günlükleri</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Fri, 26 Feb 2010 13:53:46 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-2759894834975353339</guid><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S4g5YY-XV2I/AAAAAAAAB6s/nL6R6rJIY7I/s1600-h/IMG_9797.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5442663240860915554" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S4g5YY-XV2I/AAAAAAAAB6s/nL6R6rJIY7I/s320/IMG_9797.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Cihangir, esnafıyla, oturanlarıyla ve gelen geçeniyle çok enteresan bir semt. Hani bir ülkeyi tanımak için orada yaşamak gerekir derler ya, işte ben de bugüne kadar Cihangir'i bir turist gözüyle tanıdığımı farkettim. Gerçek anlamda Cihangir'li olmayıysa yavaş yavaş keşfediyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün öğrendiğim bir şey var. O da arabanı yer olsun olmasın dükkanının önüne rahatlıkla park edebilirsin. Cihangir otoparkları turistler için. Sokaklarda duyulan korna sesleri de es kaza Cihangir'e yolu düşen zavallı yabancı şöförlerden geliyor. Sokağın ortasına bırakılarak terkedilip gidilen otomobillerin sahibine önce hevesle, ardından sabırla, sonra kızgınlıkla ve en nihayetinde umutsuzca çalınan kornalar Cihangir'in belli başlı seslerinden. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yandaki komşu otoparka her gün 18 lira verdiğimi öğrenince, olur mu öyle şey dedi. Dükkanın önüne rahatlıkla park edebilirsin. Yer yokki dedim. Nasıl olmaz, dedi. Koskoca sokak var ya. Ama dedim, ben parkedersem geçişi önlerim. Buradan kimse geçmez ki, dedi. Nasıl yani dedim. Yanisi, tek tük geçer dedi. O zaman da bekler. Beklemekten sıkıldığında korna çalmaya başlar. Sen de çıkar arabayı yan sokağa çeker, yol verirsin. O da geçer gider. Hani yani işte bu kadar basit. Ben niye düşünemedim ki acaba? Her gün 18 lira bayılıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yeni yazı serisi Cihangir Günlükleri. Şaka yaptım. Cihangir'i, anlatmaya belki devam edeceğim ama günlük dizileri yapmaktan bıktım. Hem sonra sayıyı da tutmakta zorluk çekiyor ve şaşırıyorum. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-2759894834975353339?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=K2JYAepoGsg:vwzOc-nSU2A:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=K2JYAepoGsg:vwzOc-nSU2A:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=K2JYAepoGsg:vwzOc-nSU2A:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=K2JYAepoGsg:vwzOc-nSU2A:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=K2JYAepoGsg:vwzOc-nSU2A:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/K2JYAepoGsg" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-02-26T23:53:46.650+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S4g5YY-XV2I/AAAAAAAAB6s/nL6R6rJIY7I/s72-c/IMG_9797.JPG" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">4</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/02/cihangirde-yasam-1.html</feedburner:origLink></item><item><title>Yazmak ve Cevizli Biber</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/BV-5eERCasc/yazmak-ve-cevizli-biber.html</link><category>günlük</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Sun, 07 Mar 2010 07:32:14 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-8070069918540880626</guid><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S4biPIzHBbI/AAAAAAAAB6A/DJnW69GNReE/s1600-h/IMG_0384.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5442285949411591602" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S4biPIzHBbI/AAAAAAAAB6A/DJnW69GNReE/s320/IMG_0384.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; Yazı yazmak kadar DÜZENLİ yazmayı da çok seviyor ve istiyorum. Bazen diyorum ki, yaz Kunegond, ne yazarsan yaz. Yeterki düzenli olsun. Her gün yaz. Şu bloga bile her gün yazdığım zamanlar gururla açıp bakıyorum. İçeriklere değil ama, biçimine. Dış görünüşüne. Her bir gönderide fotograf olmasına. Her sabah aynı saattte yazlımış olmasına. Bir tarafım düzen ve biçim derken, diğer tarafım d ve b harflerini işittiği anda ayağa dikiliyor. Sinsi sinsi, içten içe çalışmalara başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bugün yazamazsın.&lt;br /&gt;-Neden?&lt;br /&gt;-Çünkü çok işin var. Önce işini bitir.&lt;br /&gt;- Hele bir yazayım sonra yaparım.&lt;br /&gt;- Adın gibi biliyorsun ki yapmazsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bugün yazamazsın.&lt;br /&gt;- Niyeymiş o?&lt;br /&gt;- Yazacak bir şeyin yok da ondan. Saçmalayıp duruyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bugün yazamazsın.&lt;br /&gt;- Ya, neden ya?&lt;br /&gt;- Taktın bir kere Danimarka gezisine anlatıp duruyorsun. Gezi günlüğü mü bu be?&lt;br /&gt;- Eee, ne olmuş yani.&lt;br /&gt;- Yazma artık yeter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bugün yazamazsın.&lt;br /&gt;- Bu sefer neden?&lt;br /&gt;- Uzun zamandır yazmadın, elin kötüleşmiştir. Yazamazsın artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen de diyorum ki madem öyle, tutayım bir yazar. Neyse parası verelim. O yazsın benim yerime. Ben de arada sırada açar bakar gurur duyarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk fotograf bizim evin duvarı. Kiki'yle arkadaşının marifeti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S4bh9ACFyBI/AAAAAAAAB54/S4bpCuS8SSE/s1600-h/IMG_0424.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 240px; FLOAT: right; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5442285637820860434" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S4bh9ACFyBI/AAAAAAAAB54/S4bpCuS8SSE/s320/IMG_0424.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;Şu yandaki fotografsa, geçen haftadan bu yanaki suskunkuğumun sebebi. Cihangir'de bir cafe. Cevizli Biber. Sıraserviler caddesi. Bakraç sok. 26/A Cihangir. Ben artık işte bu adresteyim. Bir arkadaşımla beraber oradayız. Pişiriyoruz, servis yapıyoruz, bulaşık yıkıyoruz. Şimdilik krep ve waffle var. Çay ve kahve var. Günün yemeği ya da çorbası neyse o var. Bir de makarnalar var. Yolunuz düşerse beklerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada bu iş yazıyla nasıl bağdaşacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık sevmeyeceğim. Bütün kabahat senin. Ne kadar yalvarsan boş, ne kadar ağlasan boş. Sana dönmeyeceğim. Artık sevmeyeceğim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-8070069918540880626?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=BV-5eERCasc:aJ67k5Kq6DY:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=BV-5eERCasc:aJ67k5Kq6DY:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=BV-5eERCasc:aJ67k5Kq6DY:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=BV-5eERCasc:aJ67k5Kq6DY:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=BV-5eERCasc:aJ67k5Kq6DY:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/BV-5eERCasc" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-03-07T17:32:14.535+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S4biPIzHBbI/AAAAAAAAB6A/DJnW69GNReE/s72-c/IMG_0384.JPG" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">20</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/02/yazmak-ve-cevizli-biber.html</feedburner:origLink></item><item><title>Günlüğe Mektup</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/qlnyxPmh-Kw/gunluge-mektup.html</link><category>günlük</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Mon, 22 Feb 2010 02:14:08 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-1764718928702842107</guid><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S4IY5tJN5YI/AAAAAAAAB4M/HxKzZdLwWZ4/s1600-h/IMG_9591.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5440938679466845570" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S4IY5tJN5YI/AAAAAAAAB4M/HxKzZdLwWZ4/s320/IMG_9591.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;Sevgili Blog Günlüğü,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana vakit ayıramadığımın farkındayım. Seni çok ihmal ettim ve etmekte de devam ediyorum. Beni affet. Kunegond bir takım değişikliklere gebe. Zamanının büyük bir kısmını başka işlere ayırmak zorunda kaldı. İlk fırsatta sana da anlatacağım. Şimdilik anlatmaya bile vaktim yok desem. Yine de, oynar mısın benimle?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cuma'dan bu yana oradan oraya sürüklenip duruyorum. Facebook sayesinde ilkokul arkadaşlarımı buldum. Cuma akşamı toplandık. Yedik, içtik, eğlendik, bağıra çağıra fasıl söyledik. Beyoğlu'nda. En favori mekanlarımdan, biliyorsun artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumartesi Sadabad'a kadar uzandık. Sen bilmezsin belki, yaşın yetmez. Sadabad, Kağıthane'de. Osmanlı hanedanının ve ahalisinin pazar gezintilerine çıktığı, şimdi kurumuş derede kayıkla gezdiği, aşıkların sevdiklerine şiir şarkı döktürdüğü bir belde. Şu anki hali tabii ki içler acısı. Yine de bir kültür merkezi, daracık bir şerit bile olsa bir yeşil alanı kalmış. Şehir Tiyatrosunda Aziz Nesin'in Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz müzikalini seyrettik. Kiki uyudu. Benim de bunaltıdan içim bulandı. Sahneleme çok kötü. Hasibe Eren çok şeker. Yaşar'ı oynayan mükemmel. Daha önceden okumamış ya da başkasından seyretmemiş olanlar çok güldü, eğlendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazar günüyse lise arkadaşlarımla toplaştık. İlk plaketimi aldım. Eşiminkilerin yanına özenle koydum. Her birimizin elinde, nazar boncuklu kırmızı kurdeleyle bağlanmış, sapına yaldız dolanmış kırmızı karanfiller. Pembe bir pasta. 30 senelik dostlar gibi bir yazı. Makineyi henüz boşaltmadığımdan fotograflar yok. Hafta sonu gerçekten çok iyi geldi. Sınıf başkanları çok uğraşmışlar. Ellerine sağlık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam İF bağımsız film festivalinin son biletini de kullandım. Kürt yönetmen Hisham Zaman'ın önce bir kısa filmini, Bawke, sonra da uzun metraj Kış Ülkesi'ni seyrettim. Norveç'te yaşayan kürt asıllı bir erkek fotograftan beğenip aşık olduğu kızla yine uzaktan Irak'ta düğün yaparak evleniyor. Düğün tören kasedini gönderiyorlar. Gelin oturmuş yanında damadın kocaman çerçeveli fotografı. Davetliler davul zurna eğleniyor. Sonra gelin Norveç'e kocasının yanına postalanıyor. Tabii her iki tarafta da hayal kırıklığı. Adam fotograftaki prensese benzer bir kız beklerken şişkonun biri iniyor uçaktan. Kızcağız da zengin birini beklerken dağ başında ve neredeyse bomboş bir evde buluyor kendini . Konusu da, filmin görüntüleri de çok güzeldi. Hele kadınla adamın bembeyaz karlar içinde Bovary vari arka arkaya koşturma sahneleri vardı ki mükemmeldi. Hoşuma giden görüntülerden biri de Norveçte yapılan gelinlikli düğünün ertesinde, günün ilk ışıklarıyla kızın üzerinde uzun gelinlik, gelinliğin üzerinde deve tüyü rengi önü açık bir palto, etekler uçuşarak karda adamın arkasından koşuyor olduğu sahne. Hala aklımda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili blog günlüğü hafta sonu hareketliydi. Filmden çıkıp eve gelince bir baktım salona gazeteler yayılmış, bir duvar kağıtlarla kaplanmış. Etraf resim atölyesine dönmüş, her yerde boyalar, fırçalar, süngerler, tinerler, rengarenk bir atmosfer... Bizimki ve kız arkadaşı eğlenmiş. Şoku atlattıktan sonra şu an yazabilecek durumdayım. Şaka bir yana sevgili günlük, güzel şeyler ortaya çıkarmışlar. Yalnız bize bir atölye lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik anlatacaklarım bunlar. Ne olur kızma bana. Çok yakında yine düzenli yazacağım. Seni unuttuğumu filan sanıp da üzülme. Her an aklımdasın. Kalbimdesin. Sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: İki gözümün arasındaki burun üstü düzlüğünün tam ortasında kocaman bir sivilce çıktı. Avatar'daki mavi halk Navi'lere benzedim. Tek farkla ben kırmızıyım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-1764718928702842107?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=qlnyxPmh-Kw:EGTTCuz810U:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=qlnyxPmh-Kw:EGTTCuz810U:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=qlnyxPmh-Kw:EGTTCuz810U:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=qlnyxPmh-Kw:EGTTCuz810U:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=qlnyxPmh-Kw:EGTTCuz810U:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/qlnyxPmh-Kw" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-02-22T12:14:08.757+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S4IY5tJN5YI/AAAAAAAAB4M/HxKzZdLwWZ4/s72-c/IMG_9591.JPG" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/02/gunluge-mektup.html</feedburner:origLink></item><item><title>Baktım Başka Çare Yok...</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/XceZmZoAW38/baktm-baska-care-yok.html</link><category>yazamama günlükleri</category><category>günlük</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Fri, 19 Feb 2010 03:34:47 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-668918242636568228</guid><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S35Ild6iumI/AAAAAAAAB3o/w6-7Klh5w6I/s1600-h/copenhagen+22.12.2009+025.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5439865208432671330" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S35Ild6iumI/AAAAAAAAB3o/w6-7Klh5w6I/s320/copenhagen+22.12.2009+025.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; Yeni atölye başladığından beri öykü yazamıyorum. İlk iki hafta birer tane yazdım. İlk ders zaten sınıfta doğaçlama bir şey yazılıyor. İyi de olsa kötü de olsa yazmış olduğum için bu işi çok seviyorum. İkinci hafta aniden ilham geldi yazdım. Ondan sonra tık yok. Zati, hiç sevmem bu kelimeyi de, aklıma Zati Sungur gelir, yazmaya da yatmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zati Sungur'un yeri ayrıdır. Benim üniversiteye gireceğimi bildi. Aslına bakarsanız tam öyle olmadı. Çocukluğumda Çamlıca çayırdı ve ormandı. Bahar gelince neredeyse her hafta sonu dedemle ormana piknik yapmaya giderdik. Akşamdan kuru köfteler yapılırdı, yumurta haşlanırdı. Yumurtayı anneannem haşlar, köfte dedeme kalırdı. Bolu'lu olanın anneannem olmasına rağmen yemekleri Adana kökenli dedem yapardı. Anne soyu görüldüğü gibi biraz karışık. Baba soyu daha saf. Doğrudan Kırım'dan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de iple yastık alırdık, salıncak için. Bazı zamanlar ise panayır gibi bir şey kurulurdu aşağıdaki çayıra. Şimdi orada alt geçit, üst geçit falan bir şeylerin başlangıcı var. Kayık salıncaklarda kolan vurmasına bayılırdım. Neyse o kolan, öyle derdik. Hala bilmem nereden geldiğini. Kolan vurmak için bir kere ayakta sallanmak lazım. İkincisi salıncak yukarıya çıktığında aşağı inişine geçmeden önceki çıkacağı en yüksek noktayı hissederek salıncağın bir anlık duruşunda dizleri kırıp var güçle aşağı doğru çökmek ve ortalara gelindiğinde yine aniden dizleri düzeltmek, öne doğru hafif abanmak gereklidir. Sallanma ritmini kaçırısan eğer salıncağın dengesi bozulur, yalpalar. Ama usulünce kolan vurdum mu, öyle bir hız kazanırdı ki, ters dönmeye ramak kala bir an gelir ve ayaklarım salıncaktan kesilir, kalbim yerinden fırlar, düşüp parçalanma zevki ve korkusuyla karışık zincilere var gücümle asılırdım. Sonra mucizevi bir şekilde ayaklarım tekrar salıncağa değer ve gerisin geri alışıla gelmiş inişe geçerdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salıncaklar dışında bir de Zati Sungur'un çadırı olurdu. Hep aynı numaralar olsa da defalarca seyretmeye doyamazdım. En sevdiğim kısmı ise, en son numaraydı. Zati Sungur siyah melon şapkasını çıkartır, oradaki seyircilerden bir çocuğa verir, ve aralarda dolaşarak girişte kapıda verilmiş olan ve seyircilerin Zati Sungur'a sormak istedikleri konuyu yazarak katladıkları kağıtları toplamasını isterdi. Sonra bu şapkanın içindeki kağıtları gözümüzün önünde bir mangala doldurarak yakar, kül ederdi. Numaranın asıl önemli kısmıysa buradan itibaren başlardı. Başını hafifçe önüne eğer ve iki elini yanlara koyarak düşünmeye başlar, transa girerdi. Sonra isim söylerdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bekir Taşkın. Bekir Taşkın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyircilerin arasından Bekir şaşkın bir şekilde ayağa kalkar ve beklerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bekir, senin bir sevdiceğin varmış. İsmi Sevim. Sevim'le evlenecek miyim? diye sorarsın. Doğru mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz seyircilerden gelen ahhh, vay be nasıl bildi sesleri, dönüp doğru mu Bekir diyenler arasında Bekir onaylar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Evet, abi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bak, Bekir. Bu kız sana yar olmaz. Üzerinde beşik kertmesi var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akabinde Zati Sungur başka bir isim söyler. Taa ki şapkaya atılan tüm kağıtlar çıkana kadar. Ben de ağzım açık seyrederdim. Hayran hayran. Sonra da eve gidince mahalledekileri toplar ruh çağırma seansları falan düzenlerdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seneler sonra bir gün, ben kazık kadar olmuşum. Lise son sınıfdayım. Yine Zati Sungur gelmiş. Dedemle gittik. İlk defa olarak ben de soru sormak istedim. Zati, artık büyümüşüm ya, öyle hayranlık falan kalmamış bende. Bu numarayı yemezler havasındayım. Önceden danışıklı döğüşlüdür. Ay bilemedim doğrusunu şu sözün. Neyse. Numaradan gösteri hazırlar gibi tanıdık birileri çıkıyordur diye düşünüyorum. Yine de hiç istifimi bozmadan sorumu yazdığım kağıdı katlayarak attım şapkaya. Sahnede yakıldı. Gördüm. Hepsi kül oldu. Hep aynı numara. Sungur bey başladı isim okumaya. Okudu, okudu benim ki yok. Ben o arada pis pis sırıtıyorum. Dedeme gördün mü bak, numaraymış diyorum. Derken Sibel Arslancan diye seslenmez mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevinçle korku arası bir garip duyguyla fırladım yerimden. Şöyle bir baktı bana Zati Sungur. Ben de ona baktım. Bir zamanlar telepatiye çok inanırdım. Hatta insanların, hayvanların akıldan geçirdiklerini okumanın mümkün olduğundan gayet emin, bunu başarabilmek için de canla başla talim yapardım. Tabii aniden aklıma bu inancım geldi ve mümkün olduğunca okunmaması için aklımı sımsıkı kapamaya çalıştım. Kaşlar çatık. Fakat adam allem etti, kallem etti ve benim sorumu bildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Üniversiteye girecek miyim? diye sormuşsun doğru mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaşkınlık ve korku. Ya giremeyeceksin sen şimdiden çıraklık bakmaya başla derse... Keşke sormasaydım, en azından bir sene daha mutlu mesut yaşardım düşünceleri aklımdan su gibi aktı.&lt;br /&gt;Sessiz sedasız, belli belirsiz, renksiz bir evet çıktı ağzımdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Eğer sen istersen girersin, Sibel, dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ben üniversiteye girdim. Ama bugün bile hala Zati Sungur benim sorumu nasıl bildi? bilmiyorum. Aklım ermiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta baktım başka çare yok evi yeniden dağıttım. Bu sabaha kadar da hiç ellemedim. Evin hali şu en tepedeki fotoğrafın gösterdiği karşışıklık gibiydi. Malesef, durum da değişiklik olmadı. Dün akşam atölyede okunacak öyküm yine yoktu. İyisi mi dedim, ben yine toplayayım. Hem sonra Feng Shui'ci arkadaşımın hışmına uğramak da cabası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım sebebi başka yerde aramak lazım. Yarım kalan işler olabilir mi? Fotograflarla başlamak en iyisi diyerekten şu Danimarka'ları bir araya getireyim şeklinde yola çıktım. Şu güzelim çiçeklerde durdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S35IY2yFgbI/AAAAAAAAB3g/cbHxXdKwEEo/s1600-h/copenhagen+22.12.2009+139.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5439864991769788850" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S35IY2yFgbI/AAAAAAAAB3g/cbHxXdKwEEo/s320/copenhagen+22.12.2009+139.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; Danimarka çiçek cenneti. Copenhagen'da çiçek buketleri bu şekilde satılıyor ve çok ucuz. Hepsi gonca. Dolayısıyla bir gün değil bir hafta idare ediyor. Hatta 2 buket 40 dkr. Yanlış hatırlamıyorsam. 12 tl gibi bir şey. Ayda dört defa alsan evin bahçe gibi olur. Bütün çiçekçileri kınıyorum. Hem çok pahalılar. Hem de ertesi gün çöplük oluyorlar. Hepsi bayat. Bir de pazarlık etmek zorundasın. Pazarlık etmekten NEFRET EDİYORUM. Pazarlık edenleri SEVMİYORUM. Çünkü ben yapamıyorum. Yapamadığım gibi de bir türlü öğrenemiyorum. Pazarlığın da kursu var mıdır? Biliyorum var ama çok sıkıcı olsa gerek. Pöh. Ben en iyisi nefret duygumla yaşayayım. Nefret etmeyi SEVİYORUM.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-668918242636568228?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=XceZmZoAW38:58PQ7EJ9eTM:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=XceZmZoAW38:58PQ7EJ9eTM:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=XceZmZoAW38:58PQ7EJ9eTM:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=XceZmZoAW38:58PQ7EJ9eTM:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=XceZmZoAW38:58PQ7EJ9eTM:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/XceZmZoAW38" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-02-19T13:34:47.473+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S35Ild6iumI/AAAAAAAAB3o/w6-7Klh5w6I/s72-c/copenhagen+22.12.2009+025.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">6</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/02/baktm-baska-care-yok.html</feedburner:origLink></item><item><title>Yürümek / Sevgi Soysal</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/DgBNQ4LPHLg/yurumek-sevgi-soysal.html</link><category>okuduklarım</category><category>günlük</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Wed, 17 Feb 2010 21:49:04 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-8807099492098359712</guid><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3zIFt3SrCI/AAAAAAAAB2U/Dr8iuFtbhPA/s1600-h/IMG_0233.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5439442450493123618" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3zIFt3SrCI/AAAAAAAAB2U/Dr8iuFtbhPA/s320/IMG_0233.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; Bir kitabı bitirmeden üzerine yazmak gibi bir huyum yok aslında ama bu sefer içim içime sığmıyor. Elim durmuyor. Bekleyemiyorum. Sevgi Soysal uzun zamanlar önce çok zevk alarak okuduğum bir yazar. Kısacık ömrüne oldukça fazla kitap sığdırmış, dolu dolu yaşamış bir yazar. Yürümek onun ikinci kitabıymış. Yenişehir'de Bir Öğle Vakti, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu, Şafak ya da Tante Rosa gibi en bilinen kitaplarından değil. Ben ilk defa okuyorum ve daha ilk sayfalardan itibaren kendimi kaptırdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın şöyle bir de enteresan öyküsü var. 1970 yılında içinde müstehcen unsurlar olduğu nedeniyle satışı yasaklanmış ve toplatılmış. 1974 yılında ise bilir kişi raporuna dayalı bir mahkeme kararıyla kitabın ve satış haklarının yeniden Sevgi Soysal'a iadesine karar verilmiş. İletişim Yayınlarından basılan kitabın öncesinde bu rapor yer alıyor. Vaktim kalırsa alıntı da yapmak istiyorum. Okumaya değer. Bazı yayınevlerinden çıkan kitapları faydalı Önsözleri ya da Sonsözleri'nden dolayı çok seviyorum. İletişim, TİB Yayınları, YKY ve Can Yayınları gözüm kapalı kitap alacağım yayınevlerinden. Şimdiye kadar beğenmediğim bir eser hiç çıkmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürümek Ela ile Memet'in öyküsü. Çocukluklarından dahası ilk cinsel uyanışlarından başlıyor. Kadın ve erkek cinselliğinin önünü tıkayan zihniyetleri Ela ile Memet özelinde sergiliyor. En azından görüneni bu. Farklı okumalara da açık bir kitap. Her ikisi de farklı yerlerdeler, farklı konumdalar. İleri sayfalarda bir şekilde kesişecek hayatları. Soysal, gündelik hayatın içine öyle güzel serpiştirmiş ki yaşanan çarpıklıkları, toplum baskılarını, cinsiyet farklarını bazen bir cümlesi sayfalarla yazı değerinde. Kitabın yazılışından bu yana çeyrek yüzyıldan fazla zaman geçmiş. Neredeyse yarım yüzyıla yaklaşılıyor. Bazı şeyler var ki hiç değişmemiş. Bugün de aynı tartışmalar, aynı çarpıklıklar, aynı tabular. Belki de hiç değişmeyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın hoşuma giden başka bir özelliği de Soysal'ın Ela'nın öyküsünden Memet'inkine geçerken anlatımı kesmek için kullanmış olduğu doğa tasvirlerinden, tanımlamalarından daha uygun geldi sanki, oluşan paragraflar. Kendi içlerinde başlı başına birer öykü, birer kimlik oluşturabilirler. Bir seferinde sincaplardan, kirpilerden, karıncalardan, farelerden bir keresinde toprağa kök salan asmadan, üzümlerinden bahsediyor, Soysal. Umursamaz bir üslupla. Bilinç Akışı misali.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Tükenen son kırıntıların hiç bir anlamı kalmamıştı karıncalara. Baharı o karanlık toprak diplerinde nasıl sezdilerse, bini, binlercesi bozkırın yüzüne çıktı. Kendileri için çok büyük engelleri aştılar, kaynayan, durallık tanımayan bir yüzeyde ilerlediler, ilerlediler. Her adımları bir şeyi değiştirdi. Görünmeyen bir şeyi. Ufak, ama bitmeyen değişim, karınca adımlarıyla da olsa ilerledi. Görmeyenleri, göremeyenleri şaşırttı bir gün."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın başında yer alan bilirkişi raporu oldukça ilgimi çekti. Özellikle de bazı tanımların açılımı söz konusu olduğundan oldukça aydınlatıcı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"... Kitabın bu kısmında bir toplantıda bulunan kişilerden birisi bir nevi güldürücü hikaye olarak eşekle nasıl cinsi münasebette bulunduğunu tafsilatıyla anlatmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İncelenen kitabın tümüyle bir edebi eser niteliğinde bulunduğu hususunda şüphe yoktur. Eserin gerek konusu gerek yazış tarzı değindiği meseleler yönünden edebi değeri haiz olduğunu tesbit etmek gerekir. Yazarının kendisine göre bir tür ve üslubu olduğu ve bu üslubun toplumda yer alan bazı grupların hoşuna gitmeyeceği de açıktır. Yazar kişiliği belirtmek için ona 89 ve 91. sayfalarda yer alan hikayeyi anlattırmaktadır. Bu nevi kişilikler arasında dost sohbetlerinde, içki alemlerinde anlatılması da mümkündür. Bu sebeple belirli kesimlere dahil kişilikleri tebarüz ettirmek amacını güden böyle bir eserde sözü geçen hikayeye yer verilmesi fonksiyonel nitelikte sayılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her halde müstehcenlik ölçüsü bakımından mütalaa edildiğinde 89-91. sayfalarda yer alan ve mahiyeten toplumumuzun genel olarak nezahet duygularına aykırı nitelikte bulunan bu kısmın müstehcen telakkisine hukuken imkan bulunmadığını söylemek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malum olduğu üzere müstehcenliğin en başta gelen şartına göre yazılan veya resmedilen şeyin şehveti tahrik edici nitelikte bulunması ve bu bakımdan topluma müşterek ar ve haya duyularını incitecek nitelikte olması lazımdır. Bir eşekle cinsi münasebette bulunurken ne gibi şeyler yapılması gerektiğini, bu husustaki tekniği gösteren bir yazı ise şüphesiz toplumdaki insanların şehvet duygularını tahrik eylemez. ... Ayrıca, yukarıda belirtildiği gibi, şehvet duygularını tahrik edici nitelik taşıması ve bu maksatla kaleme alınmış bulunması da lazımdır. ... Müstehcenliğin esas unsurlarından birisi ise, hareketin sürümü sağlamak maksadıyla yapılmış olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda verilen izahattan anlaşılacağı üzere inceleme konusu eserde geçen belirli kısmın TCK 426. ve 427. maddeleri ihlal eder şekilde müstehcen nitelik taşımadığı hususunda mütalaayı ihtiva eden işbu rapor saygıyla sunulur."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-8807099492098359712?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=DgBNQ4LPHLg:HRQJovCZunQ:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=DgBNQ4LPHLg:HRQJovCZunQ:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=DgBNQ4LPHLg:HRQJovCZunQ:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=DgBNQ4LPHLg:HRQJovCZunQ:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=DgBNQ4LPHLg:HRQJovCZunQ:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/DgBNQ4LPHLg" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-02-18T07:49:04.665+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3zIFt3SrCI/AAAAAAAAB2U/Dr8iuFtbhPA/s72-c/IMG_0233.JPG" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">4</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/02/yurumek-sevgi-soysal.html</feedburner:origLink></item><item><title>Elli Yaşına Gelince Öleceğim</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/AaIVaKdqE3U/elli-yasna-gelince-olecegim.html</link><category>günlük</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Wed, 17 Feb 2010 11:05:57 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-4478969972225530605</guid><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3vVs8NfG3I/AAAAAAAAB1A/XYr_2qFgWbc/s1600-h/copenhagen+22.12.2009+318.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5439175943033658226" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3vVs8NfG3I/AAAAAAAAB1A/XYr_2qFgWbc/s320/copenhagen+22.12.2009+318.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; Yüz yaşına kadar yaşamanın mucize kabul edildiği yıllardandı. Kapı önünden yoğurtçular geçerdi. Ayı oynatan çingenelerin peşinde aşağı mahalleye kadar inerdik. Eve alınan gazete ve dergi sayısının haddi hesabı yoktu. Medya cinsinden ne varsa takip edilirdi. Resimli Roman, Fotoroman, Ses dergisi dahil. Saklambaç, Kelebek başlı başına birer gazeteydiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuvalet oturumlarının gündemde olduğu zamanlardı. Fotoromanı ya da Resimli Romanı kapan kendini içeri kapatır, uzun zaman çıkmazdı. Bir de tuvalette sigara içmenin düzenli ve kolay dışarı çıkmayı sağladığına inanılan ve hatta kabızlık çekenlere tüm doktorların ağız birliğiyle tuvalette sigara içmelerini salık verdiği dönemlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babam spor haberleriyle hükümet haberlerini sıkı takip ederdi. Bakanlar kurulu ezbere bilinmeliydi. En büyük sınav her akşam rakı sofrası etrafında yapılırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Söyle bakalım içişleri bakanı kim?&lt;br /&gt;(Derin sessizlik)&lt;br /&gt;- Peki, sanayi bakanı kim?&lt;br /&gt;(Körlemesine söylenen bir isim)&lt;br /&gt;- Olmadı, o geçen hükümetteydi, bak şimdi yeni kabine var. (Ya da "o geçen aydı kızım, bak bu ay adam maliye bakanı oldu. Niye takip etmiyorsun?")&lt;br /&gt;- Ama baba ya, amma çok değişiyorlar. Ben daha birini ezberleyemeden diğeri geliyor.&lt;br /&gt;- Ben nasıl biliyorum. Sen de öyle bileceksin. Ülkenin yönetimini kimlerin eline bıraktığını bileceksin.&lt;br /&gt;- Baba, banane ya...&lt;br /&gt;- Olmaz, öyle denmez. Hiç yakışmadı benim kızımın ağzına. (Kenardan çektiği ilk gazeteyi önüme atar)&lt;br /&gt;- Hadi git çalış bakayım. Öğren de gel. Yarın akşam yine soracağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derler ya, insanın hamurunda olacak. Sonradan çabalamayla olmuyor. Aynen öyle. Benim de hamurumda yokmuş. Bugün dahi kim neyi yönetiyor bir türlü bilmem. Gururla söylüyor değilim ama, elimden başkası gelmiyor. Aklım, zihnim, beynim, psikolojim, hamurum, ne derseniz deyin bir türlü kabul etmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim ilgilendiğim haberlerse, o sıralar medyada üzerine bol bol dosyalar yapılan reenkarnasyon olaylarıydı. Gazeteciler Anadolu'nun bilmem hangi ücra köşelerine giderler. Orada bir evvelki yaşamında bıçaklanarak öldürülmüş ve şu an ufacık bir çocuk olan bazı insanları bulur, onlarla fotograflı röportajlar yaparlardı. Mesela fotografta on yaşında bir oğlan çocuğu kazağını kaldırmış karnındaki belli belirsiz bir yara izini gösterirdi. Annesi ve babası, çocuğun başından ne ameliyat, ne de bir kaza gibi her hangi bir olayın geçmediğine ve bu yara izinin doğumdan olduğuna yemin billah ederdi. Sonra çocuk eski yaşamında neden bıçaklandığını ve katilinin kim olduğunu, nerede yaşadığını falan bir bir anlatırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci ilgimi çeken dosyalar ise yüz yaşına kadar yaşamanın sırlarıyla ilgiliydi. Çok nadir görülen bir şeydi. Nasıl heves ederdim ah keşke ben de yüz yaşına kadar gelebilsem diye. Kendimi o kadar sağlıklı ve canlı hissediyordum ki, anlayamıyordum nasıl oluyor da bir anda yaşlanılıp ölünüyor, gerçekten aklım almıyordu. Diğerleri bir tarafa diyordum, ben farklı bir hamurdanım. Çivi gibiyim. Yaşlanıp yaşlanmamanın kendi elimde olduğunu hissediyor ve ben enayimiyim neden yaşlanayım ki diyordum. İstemezsem olmaz. Sonra da, 100 yaşına kadar geleyim de görsünler, anlasınlar hanyayı konyayı, diye ekliyordum içimden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neysem gazeteciler allem ettiler, kallem ettiler, yılmadan araştırdılar, tüm Anadolu'yu taradılar ve en sonunda bir gün baş köşeye dişleri dökük medeniyet gibi bir dedenin ya da ninenin fotografını koydular. Altına da şöyle yazdılar. BU İŞİN SIRRI YOĞURT.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben pek fazla yoğurt yemem ama 100 yaşımı kutlayacağıma canı gönülden inanıyorum. Peki öyleyse nereden çıktı bu 50 yaşına gelince öleceğim. Valla 50 benim akıl yaşım olacak. Seneler geçtikçe şunu farkettim. Ben diğerlerine nazaran daha az olgunlaşıyordum. Bütün herkesin ağırbaşlı olup geleceği planlamaya başladığı yıllarda ben daha hala arka bahçede top koşturup, sek sek oynuyordum. Geçenlerde hesap yaptım ve farkettim ki ben her iki senede bir yaş atlıyorum. Dolayısıyla şu an ancak 23 yaşındayım. Ve Elli yaşına gelince öleceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3vUVZPsN8I/AAAAAAAAB0g/EniYdCOzBAs/s1600-h/IMG_0208.JPG"&gt;&lt;img border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3vUVZPsN8I/AAAAAAAAB0g/EniYdCOzBAs/s320/IMG_0208.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;Bu sabah sahile indim. Martılar bir yandan kanat çırparken yürümek iyi geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3vUVn1ZwQI/AAAAAAAAB0o/7upj3BlIf8o/s1600-h/IMG_0210.JPG"&gt;&lt;img border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3vUVn1ZwQI/AAAAAAAAB0o/7upj3BlIf8o/s320/IMG_0210.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;Sabahın körü. Sahil kenarında bir çok kişi elinde torbalar, martılara ekmek getirmiş. Fotograflarını çekmeye doyamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3vUWL7K3mI/AAAAAAAAB0w/pfHQjcQuXwg/s1600-h/IMG_0222.JPG"&gt;&lt;img border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3vUWL7K3mI/AAAAAAAAB0w/pfHQjcQuXwg/s320/IMG_0222.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;Büyük Kulübün iskelesinde ekmek sıralarını bekliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3vUWY6iS_I/AAAAAAAAB04/FaRdxUNW4G8/s1600-h/IMG_0228.JPG"&gt;&lt;img border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3vUWY6iS_I/AAAAAAAAB04/FaRdxUNW4G8/s320/IMG_0228.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; CLEAR: both"&gt;Kayıklar kış için iskeleye alınmış. Baharın ilk günlerini bekliyor. Az kaldı. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-4478969972225530605?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=AaIVaKdqE3U:IB-FT7SHD_s:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=AaIVaKdqE3U:IB-FT7SHD_s:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=AaIVaKdqE3U:IB-FT7SHD_s:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=AaIVaKdqE3U:IB-FT7SHD_s:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=AaIVaKdqE3U:IB-FT7SHD_s:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/AaIVaKdqE3U" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-02-17T21:05:57.337+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3vVs8NfG3I/AAAAAAAAB1A/XYr_2qFgWbc/s72-c/copenhagen+22.12.2009+318.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">4</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/02/elli-yasna-gelince-olecegim.html</feedburner:origLink></item><item><title>Genç Kızlar ya da Bir Yazara Sadece Yazılarını Okuyarak Aşık Olunur mu?</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/Cwlc9Fm_Il0/genc-kzlar-ya-da-bir-yazara-sadece.html</link><category>okuduklarım</category><category>günlük</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Tue, 16 Feb 2010 03:03:38 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-485324212069072719</guid><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3pTFXLDRII/AAAAAAAABzY/-6aAWAqJ5Gw/s1600-h/IMG_0203.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438750851588113538" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3pTFXLDRII/AAAAAAAABzY/-6aAWAqJ5Gw/s320/IMG_0203.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Henry de Montherlant'ın Can Yayınları'ndan basılmış Genç Kızlar dörtlüsünü Kayseri'nin Yahyalı ilçesinde mahpus kaldığım ve Yahyalı İmam Hatip Lisesi'nde gönüllü ingilizce öğretmenliği yaptığım yıl içerisinde okumuştum. Baskısı olmayan bu kitap artık elimde yok, kaybolup giden kütüphanemin içindeydi. Dolayısıyla Amargi'nin Çakma Donna Kişot'una dahil olduğumda okuma listesinde bu kitabın ismini görünce hem sevinmiş hem de eski anılarım depreşmişti. İlk okuduğumda hoşuma gittiğini hatırlıyor, konuya ait fazlaca da bir şey aklıma gelmiyordu. Yalnız Genç Kızlar'ın Fransa'da yayınlandığı zamanlarda, yirminci yüzyıl başları, Montherlant'ın dikkatleri oldukça üzerine çektiğini biliyordum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çok aramama rağmen Can Yayınları dörtlüsünü bulamadım ama Alkım kitabevi'nin basmış olduğu birinci kitabı, onu da uzun aramalar sonucu, İmge Kitabevi'nde buldum. Bu akşam üzerinde konuşup tartışacağız. Ben yine de önceden kendi fikrimi yazayım dedim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kitabı biraz önce bitirdim. Son müthiş olmuş. Kendi kendime gülmekten gözlerimden yaşlar geldi. Tabii, öyle Recep İvedik tarzı bir komedi ya da komik durumlar değil. Her şey gerçi yoruma bağlı derim. Bu arada kitabın bana ilham verdiğini de söylemeliyim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İki genç kız ve bir yazar. Bu iki genç kız, genç kız derken bakire anlamında kullanılıyor, biri gerçekten genç, yirmi yaş, diğeriyse otuzuna basmaya ramak kalmış ve biran evvel evlenmek niyetinde. Yazara mektup döşeniyorlar. Çoğu yanıtsız kalıyor, sonra yanıtlanmaya başlıyor. Otuzuna yakın olan okumasını seven entellektüel bir tip. Neysem yazarın, kendi deyişine göre, acıma duygusu çok kuvvetli. Artık acıma duygusu yüzünden mi yoksa başka bir şeyden mi, ara sıra, keyfi istediğinde cevaplar da veriyor. Ne cevaplar ama. Hatta bu otuzuna yaklaşan kızla bir şekilde tanışıklığı da var. Bu yazarım canım, kızı kendinden soğutmak ve onu sevmediğini belli etmek için, kibar ya... ve acıma duygusu da çok kuvvetli, oldukça sivri mektuplar yazıyor. Gel gör ki, bu genç kız saman altında buzağı arar gibi, olmadık yerden yazarın onun aşkına karşılık verdiğini düşünüyor. Hatta işi kendisini ve el değmemişliğini, çok büyük bir lütufta bulunurcasına, bu yazarım canıma koşulsuz, şartsız sunmaya kadar vardırıyor. Sonra yazar almayınca da acayip sinirleniyor. Ama yine de yılmıyor. Benim düşünceme gelince, kitaptaki tüm karakterler, sonradan başka bir genç kız daha giriyor işin içine, hepsi kafadan çatlak. Başta yazar olmak üzere.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fakat kadın ve erkek arasındaki iletişimsizliği ve birinin diğerini asla ve asla anlamayacak olması durumunu bu romandan başka hangi roman anlatmıştır şu an aklıma gelmedi. Bir de son zamanlarda okuduğum Murat Gülsoy'un Bu Filmin Kötü Adamı Benim var. Her ikisi de çok farklı kitaplar ama erkek ve kadın mizacına esprili yaklaşımları açısından ve ayrıca her iki kitabın da mutlu son gibisinden her hangi bir sona bağlanmamış olmasından dolayı biri öbürünü düşündürttü bana. Nedense?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir Yazara Sadece Yazılarını Okuyarak Aşık Olmak Mümkün mü? Hemen cevaplayayım. Evet, mümkün. Tecrübeyle sabittir. Kelimelerin gücünden başka bir güç tanımıyorum ben. Bir katile bile aşık olunur. O da başkalarının tecrübesiyle sabittir! &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama iş, kendisine mektup yazmalara kadar vardırılır mı? İşte orası biraz meçhul. Gerçi ben aşık olduğum yazarın, şu an nobelli, iletişim adresini bulduğumda acayip sevinmiştim. Sanki yazacakmışım, sonra bir kafede buluşacakmışız, sonra o beni yazı yazdığı mahrem odasına götürecekmiş falan, filan... O zamanlar küçüktüm. Yaşını falan hesaplamıştım. Uygun mudur, değil midir diye. Sonra kendisine rastlayabileceğim yerlerde çok dolaştığımı hatırlıyorum. Bir türlü göremedim gerçi. Peki rastlasam ne diyecektim ki? Sen dur şurda, ben iyice bir bakayım sana mı diyecektim? Denir mi ki? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hem bir yandan da adım gibi emindim, aramızda konuşma geçtiği an, o yazar benim kitaplarından aşık olduğum yazar olmaktan çıkacaktı. İşin büyüsü bozulacaktı. Kitabı okurken o kelimeleri birbiri ardına dizmiş olan yazarın kafamdaki hayaliyle varolan başka birisiydi, o kitabın gerçek yazarı başka birisi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir de şuna inanıyorum ki, bir kitabı her ne kadar tek bir yazar yazmışsa da yazı yazarken kişi, bu da tecrübeyle sabittir, başka bir kişiliğe bürünüyor. Dolayısıyla da kitabı yazan yazar, elle tutulup gözle görülebilen bir kişilik olmaktan çıkıp hayali bir yazara dönüşüyor. Yani asla ve asla ele geçemeyecek biri oluyor. İşin güzelliği ve büyüsü de burada bence. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu arada belirtmekte fayda var, beyaz dizi, cep fotoroman, vs okumuşluğum çoktur. Bu da benim banal adını verdiğim zevklerimden bir kaçı. İçimde hiç belli etmesem de böyle romantik başka bir Kunegond daha var. Belki de onun adına başka bir şey demek lazım. Kunegond kişilik itibariyle uymadı. Önerilere açığım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Konudan konuya atladım, kimsenin aklında boşluk kalmasın, ben kimseciklere aşk mektubu falan yazmadım. Yalnız Genç Kızlar'ı okuduktan sonra hayali birilerine mektup yazmak ve sonra da o mektupları yine ben kendim başka birinin ağzından cevaplamak istedim. Belki de yaparım. Parantez bitti. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zamanında ben de bir kaç aşk mektubu almıştım. Hatta bir tanesini, çok komik, seneler sonra, evlendikten sonra eski bir ders kitabımın arkasında buldum. Ödünç vermişim bu kitabı, neden bilmem çünkü bizim sınıftan değil, bizim fakülteden birisi bile değil, o da bana geri verirken arka kapağa mektup döşenmiş. Tabii zavallı nereden bilsin, ben kitapların yüzünü açmadan mezun olanlardandım. Hasbel kader açsam da asla bitirmeyenlerdendim. Kitabı yarıya kadar zar zor çalışır, geri kalanından kendimi muaf tutardım. Geçecek kadar ortalama bir not almak bana yeterdi. Ayrıca kumar oynamayı da severdim. Tüm sorular kitabın ilk yarısından gelirse eğer, tam nota yakın bir şeyler alma ihtimali de her zaman vardı. Bir iki kere kitabın sadece ikinci yarısından geldiği de oldu. O zaman da bütünlemeler sağolsun. Neyse sizin anlayacağınız kitabın arka kapağının içine yazmak, benim için çıkmaz ayın perşembesine yazmak gibi bir şey. Seneler sonra çok gülmüştüm işte böyle. Mektubu bulmuş olsaydım bir şey değişir miydi? Şöyle değişirdi, o günden sonra öyle tedirgin olurdum ki, arkadaşlığımız biterdi. Halbuki daha bir çok sene grup içinde birlikte gezdik eğlendik. O sonra ne düşündü bilemiyorum. Belki de amma cool karşıladı demiştir. Alakası yok. Diğer mektubu da başka zaman anlatayım. Biraz uzun olacak. Konu amacından saptı gene!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Özetle, ilk işim sahaflara gidip şu baskısı artık yapılmayan Can Yayınlarından çıkan dörtlemeyi bulup almak olacak. İyice ararsam bulurum heralde, neden olmasın? Bu yazıyı okuyup da, kıyıda köşede kalmış bir kaç örneği sakın benden önce almayın, yine bulamazsam çok kızarım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Beni sevdiğinize niçin inanıyorum, biliyor musunuz? 26 Mayıs'ta, takside, bacaklarımız birbirine sürtündü, hemen bacağınızı geri çektiniz. O zaman beni ruhunuzla sevdiğinizi anladım. 'Zevki çıkarılmayan kadın, sevilen kadındır' (Baudelaire)."&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-485324212069072719?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=Cwlc9Fm_Il0:gk1VE9RBAGg:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=Cwlc9Fm_Il0:gk1VE9RBAGg:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=Cwlc9Fm_Il0:gk1VE9RBAGg:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=Cwlc9Fm_Il0:gk1VE9RBAGg:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=Cwlc9Fm_Il0:gk1VE9RBAGg:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/Cwlc9Fm_Il0" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-02-16T13:03:38.755+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3pTFXLDRII/AAAAAAAABzY/-6aAWAqJ5Gw/s72-c/IMG_0203.JPG" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">12</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/02/genc-kzlar-ya-da-bir-yazara-sadece.html</feedburner:origLink></item><item><title>Kunegond'u Yaşatma ve Kalkındırma Vakfı</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/1wTN0Zrloms/kunegondu-yasatma-ve-kalkndrma-vakf.html</link><category>ilk ziyaretçiler için</category><category>Kunegond'u Yaşatma ve Kalkındırma Vakfı</category><category>saçma düşünceler</category><category>günlük</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Fri, 12 Feb 2010 21:33:55 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-3238490811599592140</guid><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3YquppXWZI/AAAAAAAABx0/-H9XcORNRDs/s1600-h/IMG_9994.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5437580581038152082" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3YquppXWZI/AAAAAAAABx0/-H9XcORNRDs/s320/IMG_9994.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kunegond'u Yaşatma ve Kalkındırma Vakfı, 13 Şubat 2010 gün ve 327 sayılı gönderi itibariyle bizzat Kunegond tarafından kurulmuştur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;K.Y.K.V.'nın birincil amacı Kunegond'un yaşaması, kişisel gelişimi ve kalkınması için fon toplamak ve toplanacak fonlarla Kunegond'a ömrü boyu yetecek "karşılıksız" kaynak sağlamaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşbu "karşılıksız" kaynak, Kunegond tarafından günlük aktivitelerini devam ettirmekte kullanılacaktır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu aktivitelerin açılımı aşağıda yer aldığı gibidir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1) Kunegond, yurt içi ve yurtdışı, şehir içi ve şehir dışı gezilerine maddi, manevi hiç bir kısıntıya uğramaksızın devam edecektir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2) Kunegond, elektronik yazı ve fotograf günlüğü tutmaya devam edecektir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;3) Kunegond, her türlü film, kitap, müze, sergi, etkinlik gibi sanatla ve/veya edebiyatla uzaktan ve/veya yakından ilgisi olan her şeyi takip etmeye hiç bir masraf ve zaman kısıtlaması gözetmeksizin devam edecektir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;4) Kunegond'un, gerektiği durumlarda, boş boş duvara bakmasına izin verilecektir. Kunegond bu eylem sırasında ve akabinde utanç, pişmanlık, suçluluk, sorumluluk, vs gibi olumsuz duygulardan muaf tutulacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;5) Kunegond her türlü hava koşulunda günlük uzun süreli yürüyüşlerine devam edecektir. Meteo durumuna göre Kunegond'a yürüyüşe elverişli teçhizatı sağlamak K.Y.K.V.'nın görev tanımına girmektedir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;6) Kunegond zaman zaman bozkırlarda arabayla amaçsız yol yapma ihtiyacındadır. Bu ihtiyacı gidermek üzere kendisine 1 adet klimalı araba ve 1 şöför, tercihen erkek, mütevazi, seviyeli espri ruhuna sahip, bilgili, kültürlü ve presentabl olması tercih sebebidir, tahsis edilecektir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;7) Yukarıda tarifi verilen aktivitelere her an bir başkası eklenebilir ve çıkartılabilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;8) Yukarıda tarifi verilen aktivitelere ve/veya K.Y.K.V. tüzüğüne madde ekleme ve/veya çıkartma selahiyeti, yalnız ve yalnız Kunegond'a aittir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu çerçeve dahilinde ilk etapta Kunegond'un sabit ihtiyaçları bir sefere mahsus olmak üzere giderilecektir. İlave sabit ihtiyaçlar belirdiğinde bu ihtiyaçlar üçüncü şahıslara liste halinde bilahere duyurulacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;K.Y.K.V. gönüllü yardımseverlerine ve/veya diğer yardımseverlere duyurulur. Öncelikli sabit ihtiyaç listesi aşağıdaki gibidir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1) 1 adet en son model Apple Macintosh bilgisayar ve gerekli yazı, fotograf, film, müzik, vs, yazılımları.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2) 1'er adet en son model printer, scanner, fax, modem, external hard disk, ipod itouch ve/veya ipod iphone vs gibi yardımcı yaşam aksesuarları.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;3) 1 adet LAMY dolma kalem, orta kalınlıkta, kırmızı ve yeterince mavi renk kartuş. On beş sene önce Fransa'dan alınan emektar LAMY kapağının elim bir kaza sonucu kırılması nedeniyle seloteyplere sarılı kullanılmaktadır. Ve Kunegond'un imajına yakışmamaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;4) Moleskine defterleri ve/veya ajandaları, çeşitli renklerde ve boyutlarda.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;5) 1 adet profesyonel fotograf makinesi (Nikon ve/veya Canon) ve aydedeye makro zoom yapabilecek nitelikte gelişmiş çeşitli objektifleri ve filtreleri, ihtiyaç duyulan her türlü malzeme, tripod vs...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;6) 1 adet en son model gelişmiş lap-top. Sony Vaio (1,5 kg ve 8 GB, en son caddedeki Vatan Note Book mağazasında görülmüştür) tercih sebebidir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;7) 1 adet (kadın veya erkek) dünya tarih ve medeniyetler bilgisi danışmanı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;8) 1 adet boğaz manzaralı, balkonlu ve/veya geniş teraslı, şömineli ve merkezi ısıtmalı, sıcak sulu, doğal havalandırma tertibatına sahip, aydınlık çatı katı çalışma ofisi. Büyük bir kütüphane odasının olması zorunludur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;9) 1 adet açık görüşlü, avrupa görmüş, hayal gücü geniş, araştırmacı yazar, Kunegond'u himayesi altına alarak gelişimine katkıda bulunmak üzere.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;10) 1 adet yabancı beyaz dizi yazarı. Avusturalya kökenli olması tercih sebebidir. Kunegond dillere destan olacak nitelikte, bol entrikalı ve şatoda geçecek bir yasak aşk romanı yazmak istemektedir. Ne var ki, romantizm ve duygusallık konularında kendini geliştirmeye şiddetle ihtiyacı vardır. Yabancı yazara uygun lojman sağlanacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;11) 1 adet edebiyat kuramcısı, kadın veya erkek, değişik kuramlara açık, geniş spektrumlu, mütevazi, avrupa görmüş, kendini eğiten ve prezantabl.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;12) 1 adet özel Feng Shui danışmanı, zihin, bellek ve dikkat dağınıklığı alanlarında uzmanlık yapmış.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;13) 1 adet Freud danışmanı, rüya tabirleri konusunda uzmanlaşmış ve halen çalışmalarına devam eden, prezantabl.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;14) Kunegond'un yukarıda detaylı listesi verilen aktivitelerini uygun ve kabul edilebilir koşullarda sürdürebilmesi için ayni yardımların dışında gerekli nakdi, sabit ve süresiz aylık gelir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlgililerin her türlü nakdi ve ayni yardımları gerçekleştirebilmek üzere, banka hesabı ve teslimat adresi gibi gerekli detayları öğrenmek için bizzat Kunegond ile en kısa zamanda irtibata geçmeleri rica olunur. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kunegond'u Yaşatma ve Kalkındırma Vakfı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yönetim Kurulu&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Not: Kunegond'un yukarıda detaylarıyla verilen tüm aktivitelerini sürdürmesine mani olmayacak ve/veya hatta ön ayak olacak her türlü iş teklifi ciddiyetle değerlendirmeye alınacaktır. Herhangi ek ve/veya detaylı bilgi için Kunegond ile irtibata geçmekten çekinmeyiniz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-3238490811599592140?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=1wTN0Zrloms:4qFRlBkBAB8:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=1wTN0Zrloms:4qFRlBkBAB8:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=1wTN0Zrloms:4qFRlBkBAB8:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=1wTN0Zrloms:4qFRlBkBAB8:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=1wTN0Zrloms:4qFRlBkBAB8:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/1wTN0Zrloms" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-02-13T07:33:55.602+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3YquppXWZI/AAAAAAAABx0/-H9XcORNRDs/s72-c/IMG_9994.JPG" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">10</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/02/kunegondu-yasatma-ve-kalkndrma-vakf.html</feedburner:origLink></item><item><title>Bilmem ki Ne Yazsam Yoksa Hiç Mi Yazmasam?</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/0JMYEEzIo24/bilmem-ki-ne-yazsam-yoksa-hic-mi.html</link><category>Beşi bir yerde seçme saçmalar</category><category>yazamama günlükleri</category><category>günlük</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Thu, 11 Feb 2010 22:59:04 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-6657827672373083046</guid><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3TpvBZJ49I/AAAAAAAABxI/o2z6wWZqp2k/s1600-h/IMG_0107.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5437227644180095954" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3TpvBZJ49I/AAAAAAAABxI/o2z6wWZqp2k/s320/IMG_0107.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; Pek belli etmemeye çalışıyorum ama uzun zamandır yazmaya devam etmek ve etmemek konusunda kendimle mücadele ediyorum. Özellikle de evin dağınıklığını toparlayıp kendime bol zaman arttırdığımdan beri. Sonunda takık bir kişiliğe sahip olduğuma karar verdim. Çok göze çarpmıyor olabilir, öyle diş macunu tüpüne, musluğu sağdan akıtma tarzına, tuvalete girdikten sonra illa el yıkama triplerine, hatta elleri 3 kere yıkama ve sonrada koklama ayinlerine benzer şeylerim yok. Ama yaşam denen şu elle tutulmaz, gözle görülmez şeye bir taktım mı iyi takıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl yani? Önce fotografı açıklayayım. Balkondaki, her şeye rağmen her kış başı kendi soğanından yeniden doğan siklamenim. Hiç bitmeyen şarkı gibi... Bir arkadaşımın hediyesi. Siklamene her bakışımda onu anarım. Sevgiyle tabii ki. Bu arada bir ipucu vereyim; sizi unutmasınlar istiyorsanız ve arkanızda bırakacak kitap, resim, el işi, şiir, şarkı neyin gibisinden ürünleriniz yoksa üzülmeyin siklamen hediye edin. Asla ölmüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3TplzwnPhI/AAAAAAAABxA/WZLXMAJXdDQ/s1600-h/IMG_0109.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5437227485901569554" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3TplzwnPhI/AAAAAAAABxA/WZLXMAJXdDQ/s320/IMG_0109.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; Bu da siklamenimin çiçek detayı. Ben aslında detaycı değilim. Yanlış anlaşılmasın:) Morumsu pembe morumsu pembe içim açıldı. Birleşik kelimeleri çiftlemek iyi fikir değilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceleri evin dağınıklığına takmıştım. Aşağı yukarı 10 sene oluyor. Geçen seneden beri de çocukluk hayalimi gerçekleştirmek üzere MG (Murat Gülsoy)'nin BUMED'de verdiği yazarlık kurslarına ve sonrasında atölyesine devam ettiğimi duymayan kalmadı sanırım. Bu sene de devam. Hatta size söylemedim ama Ocak 2010'da yeni devreye yazıldım. Atölyedeki en eski öğrenci benim. Gerçi bunun bir sonu yok. Her halukarda orada bulunmak, ben yazmasam bile diğerlerinin yazdığını okumak ve tartışmak hoşuma gidiyor. En çok da MG'nin yazılı metin hakkındaki yorumlarını dinlemeyi seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugüne kadar hep bir bahanem vardı. Şöyle diyordum kendime ve herkese: Ah ben pek bir talihsiz ve servetsiz bir ev kadınıyım. Ayrıca işim de yok, yardımcım da. Dolayısıyla vaktim de yok. Nasıl yazayım ki? Sürekli, söylenip duruyordum. Bir vaktim olsa ooo, ben ne romanlar, öyküler yazarım, meşhur olurum da, işte ev kadınlarının kadim kaderi... Kafamda planlar yapıyordum, sabah erkenden kalkarım. Önce yazarım. Sonra yürüyüşe çıkarım. Duş alır, yine yazarım. Çünkü yürürken aklıma geliyor bir çok şey. Bir an kendimi Virginia Woolf'la özdeşleştirdim. Aslında çok benzer yanımız var. Sonum benzemese bari. Çok korkuyorum. Belki de ondan ben yazmıyorum. İşte yeni bir bahane daha. "DELİRMEMEK İÇİN YAZMIYORUM" ya da "YAZARSAM DELİRECEKTİM" imza kronik ve ezik ev kadını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, 2 hafta önce bu dağınıklık durumu son buldu. Bol vakit, gani gani, ama ben duvara bakıyorum. Ya da İF film festivalinin bütün filmlerini görmeye niyet ediyorum. Üniversite yıllarından beri böyle bir çılgınlık yapmamıştım. Neden şimdi bu durum değişikliği? Arkeoloji müzeleri bana batıyor. Kaç kere gittim, gezdim, gördüm. İçimde kıpır kıpır bir şey. Git o taşlara bir daha bak diyor. Gerekirse eskiz defterini götür, bir de resimlerini yap. Kara kalemin gelişsin. Tamam gelişsin de ben kalemim farklı yönde gelişsin istiyorum. Yok, yok diyor içimdeki bir ses. Sen fotograf çek. Bak daha evde fotografı çekilmemiş ne kadar çok köşe ve bucak var. Tüm nesnelerin önce genel plan sonra da detaylarını çek. Gerekirse amerikan planlara da geçersin. Sonra onları sınıflandır, dosyalar yap. Bir kenara koy dursun ileride lazım olur. Zaten tüm mutfak aletlerini bir bir fotograflamaya kalksam ömrüm yetmez. Hani ben yazar olacaktım? Hani ben roman yazacaktım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En kötüsü de geçen hafta perşembe günü yazarcılık oynadığım MG Atölyesine gitmedim. Özürümse kanepenin dayanılmaz çekiciliği ve hafifliği. Bir de kendi kendime bırak bu yazarcılık oyunlarını sana göre değil falan dedim. Ev toplu ya, takıklığım kalmadı. Halbuki dağınıkken her şeyi bir kenara bırakıp yazıyordum. Bir çeşit meydan okuma gibiydi benim için. Gayet cool görüntüde, o hiç bir şeye takmaz, ev, görüntü umurunda değildir. İki eli kanda olsa o yine okuyacağını okur, yazacağını yazar. Hoşuma mı gidiyordu nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3TpZUDeEFI/AAAAAAAABw4/9v4Jf3awoGU/s1600-h/IMG_0105.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5437227271232294994" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3TpZUDeEFI/AAAAAAAABw4/9v4Jf3awoGU/s320/IMG_0105.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Korkumdan evde şu kitabı buldum ve hemen okumaya başladım. Biraz toparlanmama yardımcı oldu. Benim hep bir bahanem vardı. Pamuk da ilk romanını 10 senede çıkarmış. Woolf da Dışa Yolculuk'u 9 senede yazmış. Ben daha işin başındayım. Mehter takımıyım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Woolf demişki, ne olursa olsun yazın. Mekan tarif edin, gördüğünüz birini tarif edin. Hatta haftada 10 kişiyi tarif edin defterinize yazın. Aaa, aklıma geldi, ben bu tarifleri bloga yazsam. Eskiden tarif oyunu oynardık. Tarif edilen kişiyi kim önce bulursa kazanırdı. Ben tarif ettiğimde kimse bulamazdı. Sonunda sıkılır oyunu bırakırdık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Netbook için öldüm bittim. Her yere yanımda taşırım, bir yazarım bir yazarım dedim. Yine yazmıyorum. Yazmaktan başka her şeyi yapıyorum. Film bile seyrediyorum. Hatta artık taşıması ağır geliyor. Omuzlarım, sırtım ağrıyor. Ya, ben takıntılarımdan bahsetmiyor muydum? Yine farklı yerlere sürüklendim durdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklım gitti. Bugün düşüncelerimi birleştiremeyeceğim. Beyin bağlantılarım kopuk. Sait Faik öykülerini çok seviyorum. Ne kadar yalın ve duygu yüklüler. Birazdan İF'e gitme vaktim geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinemayı seviyorum. Fotografı seviyorum. Yazıyı seviyorum. Resmi seviyorum. Gezmeyi seviyorum. Boş bakmayı seviyorum. Her biri için ayrı bir suret istiyorum. Lütfen, ama lütfen...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazamama günlükleri adı altında bir etiket yaptım. İçimden bir ses bu başlık altında bir çok kayıt olacağını söylüyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-6657827672373083046?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=0JMYEEzIo24:GT6v9Erd0ws:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=0JMYEEzIo24:GT6v9Erd0ws:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=0JMYEEzIo24:GT6v9Erd0ws:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=0JMYEEzIo24:GT6v9Erd0ws:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=0JMYEEzIo24:GT6v9Erd0ws:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/0JMYEEzIo24" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-02-12T08:59:04.170+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3TpvBZJ49I/AAAAAAAABxI/o2z6wWZqp2k/s72-c/IMG_0107.JPG" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">18</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/02/bilmem-ki-ne-yazsam-yoksa-hic-mi.html</feedburner:origLink></item><item><title>İnci Gibi Dişler / Zadie Smith</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/JG8N__3UkV0/inci-gibi-disler-zadie-smith.html</link><category>ille de roman olsun</category><category>okuduklarım</category><category>günlük</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Thu, 11 Feb 2010 00:20:40 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-2502280616202459768</guid><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3O9zVdnZqI/AAAAAAAABwY/K-tmBjcOr5I/s1600-h/IMG_0104.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5436897864798660258" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3O9zVdnZqI/AAAAAAAABwY/K-tmBjcOr5I/s320/IMG_0104.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px"&gt;&lt;a href="http://localhost:1707/8e0935168c13158fb2e3fcac455d7ba7/image/314c1868fbed3ecd.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Geçen ayın romanı, Zadie Smith'in İnci Gibi Dişleri'ydi. Ovalamaya gerek yok. Çok zor okudum. İte kaka gitti. Zaman zaman akıcı yerleri vardı. Hoşlandım. Zaman zaman içim daraldı. Ama başından sonuna hikayenin içine giremedim. Karakterlerin hiç birini yeterince ve derinlemesine tanıyamadım. Bazı yerlerini çizmeme rağmen yine de unuttum. Kitabı bir bütün olarak düşünemedim, mesajını anlayamadım. Kopuk kopuk, ekle yapıştır tarzında bir takım sahneler var kafamda. Eğer bu kitap ayın kitabı olmasaydı da, ben okuyup sonradan hakkında bir yazı yazacağıma dair bir manevi yükümlülük altına girmemiş olsaydım, ben kendim raflardan beğenip almış olsaydım sonuna kadar okurmuydum? Evet, okurdum. Ama belki hakkında yazmak ve paylaşmak istemezdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitapta, neden böyle olduğunu çok düşündüm. Birincil sebebini çevirinin zayıflığına ve anlamsızlığına bağlıyorum. İlk otuz sayfa çok zor gidip de bir türlü yazarın üslubuna kendimi alıştıramayınca ve bazı anlamsız cümleleri kafamda yerlerine oturtamayınca hiç üşenmeden orjinal metnini buldum ve satır satır kontrol ettim. Gördüm ki, Smith'in aslında çok akıcı, günlük ve belirli etnik gruplara özgü, hoş, aynı zamanda esprili, zengin bir dili var. Farklı bir üslubu var. Smith kelimelerini seçerken çok dikkatli davranmış. Gerek kurduğu cümlelerde gerekse kelime seçimlerinde, görünen sözlük anlamından çok daha fazlasını sunmuş. Malesef, çeviride bunların hepsi yitmiş, gitmiş. Lost in translation. Geriye neredeyse duygu yoksunu, anlamsız, birbirine bağlamakta zorlandığım bir olaylar silsilesi kalmış. Halbuki Smith'in edebiyata bizim o çok beğendiğimiz Alper Canıgüz'ün tarzına benzer bir yaklaşımı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincil sebebine gelince kitapta bir merak unsurunun olmaması beni takipte zorlandırdı. Polisiye tür olmasa bile çözümünü heyecanla beklediğim, ne olacak acaba diye düşünüp durduğum hiç bir unsur yok kitapta. Düz bir anlatım. İniş, çıkış, duygu yok. Özellikle de geçen hafta okuyup bitirdiğim Balzac'ın Evde Kalmış Kız'la ister istemez karşılaştırmasını yaparken bu durum çok net bir şekilde ortaya çıktı. Balzac betimlemeleriyle, iç sıkıcılığıyla, zor okunurluğuyla ün yapmış fransız yazarlardan. Ancak ve ancak öykünün ilk sayfalarından itibaren okuyucunun beklentisini net bir şekilde ortaya koyuyor. Yaşı geçgin ve zengin evde kalmış bir kasaba kızı, kız kurusu demek daha doğru ve üç erkek aday. Biliyoruz ki bu kız en sonunda evlenmiş ama hangisiyle ve ne şekilde? Her bir adayın kendine göre entrikaları var. Bu arada evde kalmış kız da umutsuzca evlenmek istiyor. Olay bu kadar basit aslında. Balzac'ın bu kitabı da Smith'in İnci Gibi Dişler'i gibi yazdığı ilk kitabı. Belki ben de farkına varmadan böyle bir beklenti içindeydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse, Smith'i anlayamamak, beyaz dişlerin anlamını kafamda oturtamamak, okuduklarımı hayalimde sahneleyemediğim için çok unuttuğumdan, kitabın hemen başında ya da ortalarında bir görünüp sonra yine en sonunda aniden ortaya çıkan bir iki kilit kahramanla aradaki bağlantıları kuramamak beni çok sıktı. Hem okumaya devam ettim, hem de kendime kızdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak bu kitabın bir de filmini seyretmeye, 2004 yılında bbc için dizi yapılmış, ve ilk fırsatta orjinal metni bir kez daha okumaya karar verdim. Everst yayınlarından kitap seçerken bundan sonra çok dikkatli davranacağım. Çeviri sorunu olan tek kitabı bu değil. Hele bir de Türk Edebiyatının usta yazarlarının kaleminden çıkmış eserleri ve/veya çevirileri okumaya alışınca hiç çekilmez oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın konusuna malesef hakim olamadığım için, herhangi bir yorumum yok. Ama şu da var ki, Smith karakterlerini psikolojik yaklaşımlarla çözümleyen bir yazar değil. Davranışları görüyoruz ancak kişilerin iç dünyasında neler olup bittiğine tanık olmuyoruz. Smith o anlamda içerden bir anlatım görüntüsüyle aslında konuya dışardan yaklaşmış gibi geldi. Bunu da çeviriye bağlayabilir miyiz? Onu da ancak orjinal metni okuduğumda söyleyebilirim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-2502280616202459768?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=JG8N__3UkV0:7kFmbLjY9uY:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=JG8N__3UkV0:7kFmbLjY9uY:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=JG8N__3UkV0:7kFmbLjY9uY:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=JG8N__3UkV0:7kFmbLjY9uY:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=JG8N__3UkV0:7kFmbLjY9uY:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/JG8N__3UkV0" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-02-11T10:20:40.789+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3O9zVdnZqI/AAAAAAAABwY/K-tmBjcOr5I/s72-c/IMG_0104.JPG" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">4</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/02/inci-gibi-disler-zadie-smith.html</feedburner:origLink></item><item><title>Avatar Üzerine</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/TMuQ9VMlUo8/avatar-uzerine.html</link><category>seyrettiklerim</category><category>günlük</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Wed, 10 Feb 2010 19:56:36 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-3903419311004250797</guid><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3Gl9kqc-kI/AAAAAAAABvQ/LBYXePtERpk/s1600-h/12-+309.jpg"&gt;&lt;img border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3Gl9kqc-kI/AAAAAAAABvQ/LBYXePtERpk/s320/12-+309.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="CLEAR: both"&gt;&lt;br /&gt;Bu cadalozlara bayılıyorum. &lt;/div&gt;&lt;div style="CLEAR: both"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="CLEAR: both"&gt;Anlatmak istediğimse başka bir şey. Evin dağınıklığı bittiğinden bu yana yapılacak günlük işler o kadar azaldı ki neredeyse inanılmaz bir durum. Her gün en fazla 1 saatimi alıyor artık ev. Peki, geri kalan vaktim de ne yapıyorum? Hemen hemen hiç. Alışmaya ve kendime bir program yapmaya çalışıyorum. Gelen bilumum gezme tekliflerini değerlendiriyorum. Kitap okuyorum. Hafta sonu, inceli inceli (kalınlı demeye dilim varmadı, en kalını orta kalınlıktaydı) 3 kitap bitirdim. İki Şehir tiyatrosu oyunu ve biri Avatar (sinemada 3D ve Imax) , ikincisi Nicolas Cage'in Ters Yüz (evde ve 7o'lik ekranda) olmak üzere 2 film seyrettim. Geri kalan vaktimdeyse yazmak yerine beyaz duvara bakıyorum. Boş boş duvara bakmak bazı zamanlar en sevdiğim yok aktivitelerden biri. Bunu küçümlüğümden beri yaparım. Okuma zamanlarım gibi duvara bakma zamanlarım vardır. Kendime gelebilmek için her ikisini de belli dozlarda düzenli olarak yapmam gerekir.&lt;/div&gt;&lt;div style="CLEAR: both"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="CLEAR: both"&gt;Biraz da Avatar'dan bahsetmek istiyorum. Haftalardır seyredebilmenin yolunu arıyorduk. Imax olsun, hafta sonu olsun, hepimiz birlikte seyredelim, çok da en ön sıralar olmasın falan filan. Kısmet geçen hafta sonunaymış. Bir türlü karar veremiyorum nasıl başlasam? Günümüz uluslararası yöneticileri stilinde önce iyi ve hoş yanlarını sayıp sonradan mı giydirsem, yoksa önce giydirip sonradan hoşuma giden yanlarını söyleyerek mi kapatsam? En iyisi kendi tarzıma göre ilk aklıma geleni söyleyeyim. &lt;/div&gt;&lt;div style="CLEAR: both"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="CLEAR: both"&gt;Mavi en sevdiğim renk. Ve biz seyircilere alternatif olarak sunulan yeni insanların mavi olmalarına, ince ve uzun, ayrıca acayip atletik, tarzanımsı yapıda olmalarına bayıldım. Zaten tarzan filminin en sevdiğim yanı ormandakilerin oradan oraya atlayıp zıplamalarıdır. Avatar'ın bu Walt Disney'imsi tarzını çok tuttum. Sonrasında peri masallarından çıkma beyaz ışıl ışıl salkım söğüt eyvayı çok beğendim. Çok bir idilik olmuş. O ağacın altını şimdi ve her zaman anıyorum. &lt;/div&gt;&lt;div style="CLEAR: both"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="CLEAR: both"&gt;Filmin konusuna ve olayların çözümlenmesine gelince Bekledim de Gelmedin. Hele o son sahnede 3 saatlik film boyunca bizim bu gözümüzde büyüterek yücelttiğimiz Mavi'ler (Mavi'yi çok sevmemin başka bir nedeni de Milliyet Çocuk'un mavi dizi kitaplarından hayal meyal hatırladığım mavi bir köpeğin maceraları yüzünden) biz tekno insanlarının silahlarına bürünüp onlar gibi savaşmıyorlar mı, hele bir de filmin başından beri bize övülen, ballandırılan, çözülmeye çalışılan mavilerin network sistemleri yerine biz tekno insanlarının head set'lerini kullanarak birbirleriyle iletişim sağlamıyorlar mı koptum valla. Sen filmi güzel güzel yap, sonuna gel batır. Bu mudur yani alternatif? Alternatifin olmaması mı alternatif? El mahkum güçlü olmak zorundasın. Kim silahları elde ederse artık güç ondadır. Olay Voltran olana kadar. Voltran olduktan sonra alternatif felsefe falan yok. Ne varsa toprak mülkiyeti. Öylesine tutunmuşuz bize ait olmayan ya da her birimize, evrendeki tüm bildiğimiz bilmediğimiz canlı cansız türlerine eşit bir şekilde ait olması gereken bu toprağa. Hele o en son sahne, tüm maviler ellerinde kalaşnikofların en teknoları beyazları kendi uçaklarına bindirip yolcu etmiyorlar mı? Daha ne diyeyim yani nutkum tutuldu.&lt;/div&gt;&lt;div style="CLEAR: both"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="CLEAR: both"&gt;Filmin başka noktalarına gelince... Niye hep beyaz ve erkek ırk lider oluyor? Mavilerdeki kadın yönetimi neden başarısız olup aptallıkları ve naiflikleri yüzlerine vuruluyor? Filmin son olarak şu an içinde yaşadığımız çarpık düzenden başka bir alternatif sunduğu var mı? Yani şunu mu söylemek istiyor bize Cameron otur oturduğun yerde açma ağzını bu dünya böyle işte, hapırsan da köpürsen de biz kapitalisterin kurmuş olduğu düzenden daha iyisi ve başkası yok. El mahkum kabul edeceksin. Ha, eline bir şekilde gücü geçirir de sen de tepeye çıkabilirsen bir daha sırtın yere gelmez. Bunu yapabilmek için de her yol serbest. Eyvanın içine ajan sokmak dahil. Bu filmi oscarlandırmaları da tam olur yani. Gerçi oyunculara, görselliğe ve efektlere bir diyeceğim yok. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-3903419311004250797?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=TMuQ9VMlUo8:59Mv5e3PJiU:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=TMuQ9VMlUo8:59Mv5e3PJiU:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=TMuQ9VMlUo8:59Mv5e3PJiU:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=TMuQ9VMlUo8:59Mv5e3PJiU:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=TMuQ9VMlUo8:59Mv5e3PJiU:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/TMuQ9VMlUo8" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-02-11T05:56:36.615+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S3Gl9kqc-kI/AAAAAAAABvQ/LBYXePtERpk/s72-c/12-+309.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">8</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/02/avatar-uzerine.html</feedburner:origLink></item><item><title>Korkuyu Beklerken / UBOR-METENGA</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/rNN0PNu3uMI/korkuyu-beklerken-ubor-metenga.html</link><category>Ubor-Metenga</category><category>etkinlikler</category><category>Ayfer Tunç</category><category>güzellik</category><category>Murat Gülsoy</category><category>okuduklarım</category><category>Yekta Kopan</category><category>Oğuz Atay</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Sat, 06 Feb 2010 22:42:42 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-8376719484019144373</guid><description>&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S22a1f5v3eI/AAAAAAAABuw/tbcwfOf5sPs/s1600-h/IMG_9944.JPG"&gt;&lt;img border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S22a1f5v3eI/AAAAAAAABuw/tbcwfOf5sPs/s320/IMG_9944.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Haberim olan güzel bir etkinliği bildirmek istiyordum. Oğuz Atay'ın Korkuyu Beklerken öyküsünü okumaya daldım. Amacım bir iki sayfa bakıp Ubor-Metenga'nın ne olduğunu çözmek ve sonra daha müsait bir zamanda öykünün bütününü okumaktı. Çünkü göreceli olarak uzun bir öykü. Sayfa 35'ten 99'a kadar. Kaç sayfa olduğunu hesaplayamadım da akıldan, o yüzden yazdım. Ancak ilk satırları okumamla birlikte kendimi öyküden uzaklaştıramadım, o kadar dalmışım içine. Üstelik de öğlen yemeğinden sonra ve kanepede yatarak okuyordum. Bu pozisyonda ve karnım tokken ilk 15 dakika sonunda genellikle uyuya kalırım da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı kitabın ilk iki öyküsünü de yanımda okuyacak bir şey olmadan çıktığım bir zamanda ilk yolda bulduğum kitapçıya girerek almış ve Marmaris büfede Dilli Kaşarlı Sıcak Sandviç yerken okumuştum. Sonra da bir şekilde unutmuş kütüphaneme kaldırmışım işte. Ne büyük hata. Biraz sonra hazırlanıp tiyatroya doğru yola çıkacak olmasam diğer öyküleri de bir çırpıda okuyacaktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etkinlikle alakasına gelince ismini Oğuz Atay'ın öyküsünden aldığından dolayı. Murat Gülsoy, Yekta Kopan ve Ayfer Tunç'un birlikte yaptıkları Ubor-Metenga buluşmaları ki, bu buluşmalardan her birinde yazarlarımızdan birinin bir öyküsünü çözümleyerek didik didik ediyorlar. Ben bunlardan birini ilk defa bu seneki TUYAP etkinliklerinde izledim. Leyla Erbil'in Ölü isimli öyküsünü çözümlemişlerdi ve tadına doyamamıştım. Bir zamanlar Açık Radyo'da yapıyorlarmış. O zamanlara malesef yetişememiştim. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte şimdi de 2010 yılı Ubor-Metenga Buluşmaları &lt;a href="http://www.saloniksv.com/etkinlikler.asp#murat"&gt;IKSV&lt;/a&gt; salonunda yeniden başlıyor. Her ay yeni bir tanesi var. Hem de öyküler önceden haber verilecek. Bu ayki Tanpınar'ın Acıbadem'deki Köşk öyküsü. 22 şubat pazartesi saat 20:00'de. Sonra da başka İstanbul öyküleriyle devam edecek. Ben ajandama not ettim bile. Üstelik de o kadar şanslıyım ki. Çünkü 15'te bir pazartesi günleri benim film atölyem var. Ve bu pazartesi boş olan pazartesiye rastlıyor. Umarım her ay böyle devam eder. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Korkuyu Beklerken üzerine çok şeyler yazmak istiyorum. Bir yandan da yazarak öyküyü okumamış olanların keyfini berbat etmek istemiyorum. Bu aralar dağınıklıkla uğraştığım için iyice özdeşleşebildiğim bir kahramanın bir zaman dilimini anlatıyor. Bir gün Ubor-Metenga imzalı anlaşılmaz bir mektup alan ve evi, işi, hayatı, zihni darmadağınık olan bir adamın yaşadıkları. Yalnız ve giderek de yalnız kalmak istiyor. Okurken kendi kendime kahkahalar attım, bu kadar da esprili. Aslında komedi öyküsü değil. Komik bir üslupla da yazılmamış. Ancak okurken zihnimde öyle güzel canlandı ki sahneler, gülmeden edemedim. Biraz alıntı yapayım. Kendi kendine konuşan ve çok düşünen birisi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"Düşünme! dedim kendi kendime, düşünme. Düşünmeyi bile bilmiyorsun. Önündeki işe devam et: Birbirine benzemeyen fotografları yapıştır yan yana, bir işi de sonuna kadar götür. Ölmezsin ya." Ne kadar da kendime benzettim o an. Eski ve birikmiş fotografları albüme yapıştırma işini halletmek istiyor da. Benimkiler de olduğu gibi duruyorlar, boş albümlerin yanındaki kutularda. Feng Shui'den sonra en azından üzeri fotograf yazılı kutuların içindeler. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonra bir de şurası var. Eşyaları toplayıp tasniflemek için etrafa döker ve : "Sonra, çalışmalarımı kısa bir süre için ertelemeye karar vererek, ortaya saçtıklarımın hepsini aceleyle eski yerlerine tıktım. Nedense, çıktıkları yerlere sığmadılar. Sanki eşya, kağıt filan dışarıya çıkınca şişmişti. Bazı resimlerin kenarı kırıldı, kağıtlardan yırtılanlar oldu. (iki çekmece arasına sıkışanlar.) Üstelik bir sürü toz bıraktılar geriye." Aynısını dün yaşadım. Elden geçmemiş bir kumaş sandığı vardı. İç odaya perde ve yatak örtülük bir örnek bir şeyler bulabilir miyim diye içindekileri döktüm. Evet buldum, ama hemen işee girişmeye üşendiğim için tüm kumaşları yeniden sandığın içine tıktım. Ve sonuç aynı. Kumaşlar şişmişler. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Daha öykünün ilk sayfalarında garip bir dilde yazılmış mektubu alınca, bu kelimelerin anlamını çözmeye uğraşıyor kahramanımız. Ve yürüttüğü tahminlere koptum. Belediye otobüsünde giderken bir yandan da mektubun içeriğini tanmin etmeye çalışarak düşünüyor : "Ülkemize gösterdiğiniz ilginin küçük bir karşılığı olarak sizi üçüncü dereceden 'portog' nişanıyla... Artık otobüse binmemelisiniz. Kendinize yakışır bir düzen, bir 'zist' içinde yaşamalısınız."&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Daha fazla anlatmayayım. Oğuz Atay'ın öyküsünü okuyunca Ayfer Tunç, Yekta Kopan ve Murat Gülsoy'un edebiyat çözümlemesi yaptıkları buluşmalara neden Ubor-Metenga adını verdikleri gayet iyi anlaşılıyor. Ama ben kopya vermeyeceğim. Okuyun ve bulun diyorum. Çünkü mektubun şifresi de bir çok anlamda çözülüyor. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-8376719484019144373?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=rNN0PNu3uMI:Mc4BKI1BCMU:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=rNN0PNu3uMI:Mc4BKI1BCMU:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=rNN0PNu3uMI:Mc4BKI1BCMU:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=rNN0PNu3uMI:Mc4BKI1BCMU:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=rNN0PNu3uMI:Mc4BKI1BCMU:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/rNN0PNu3uMI" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-02-07T08:42:42.670+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S22a1f5v3eI/AAAAAAAABuw/tbcwfOf5sPs/s72-c/IMG_9944.JPG" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">6</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/02/korkuyu-beklerken-ubor-metenga.html</feedburner:origLink></item><item><title>Yaşamınızda Feng Shui</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/utvcVirr-TQ/yasamnzda-feng-shui.html</link><category>kişisel gelişim</category><category>Feng Shui</category><category>günlük</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Fri, 05 Feb 2010 21:39:23 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-5385100285432673446</guid><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S20AcKsN-SI/AAAAAAAABuo/bK3r1_8oW-g/s1600-h/IMG_9941.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5435000809212213538" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S20AcKsN-SI/AAAAAAAABuo/bK3r1_8oW-g/s320/IMG_9941.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px"&gt;&lt;a href="http://localhost:1648/709253830017fa84160cbf4fd6b5e7cd/image/7bb7a7399232f65f.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Feng Shui'ci arkadaşımın bizim evde ve yaşamımda yapmış olduğu iyileştirmeler sonucu dağınıklıktan kurtuldum ve ev işlerinden neredeyse zevk almaya başladım desem inanılır mı? Bence inanılır. Yine de kendime bir kaç hafta süre veriyorum. Bakalım bu zen durumu ne kadar sürecek. Feng Shui'nin ilk etabı öncelikle dağınıklıkla başa çıkmak. Tabii bu sadece yaşam alanı için geçerli değil, tüm yaşantıdaki dağınıklığa el atmak gerekiyor. Benim için evden başlamak olmazsa olmaz bir şeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan böyle her bir eşyanın yeri var ve ben dahil herkes biliyor. Çünkü her bir ıvır zıvırı tasnifledik, cicili bicili kutularıma yerleştirdik ve üzerlerini etiketledik. Dolapların içinde, giysi çekmecelerinde de aynı şeyi yaptık. Ayrıca genel sınıflandırmalar oluşturduk. Örneğin elektronik ve teknoloji şeklinde. Böylelikle elime geçen yeni bir hesap makinesi, şarj aleti ya da kulaklık, her birini nereye koyacağımı biliyorum. Kullanılmış piller, yeni piller, el fenerleri, ampuller, tornavidalar, kurşun kalemler, tükenmez kalemler, cetveller, makaslar her birinin yerini elimle koymuş gibi bulurum. İnsanın eşyalarına ve evine hakim olması ne güven verici bir duyguymuş anlatamam. Ayrıca temizliği ve toparlaması da kolay. Zaten her sabah saat 5'te kalkıyorum. Yarım saat içinde hop, evi gıcır haline getiriyorum. Darısı bilgisayarımın başına diyerek Feng Shui'ci arkadaşımın bana getirmiş olduğu Karen Kingston'ın kitabını okumaya başladım. Kitap, Kuraldışı yayınevinden basılmış. Başlıklarına bir bakın. Sizin de benim gibi dağınıklık derdiniz varsa hiç durmayın alın. Üç gündür vakit bolluğundan ne yapacağımı, nereye saldıracağımı bilemedim. Yapacak ütü bile yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feng Shui'ci arkadaşımla bu akşam üstü çay içtik kek yedik ve dedi ki bu böyle omaz. Evi toplarken arka balkonda bir zımpara makinesi bulmuştuk. Şimdi yeni hedef, salondaki masa ve sandalyelerin ve kütüphane ya da büfe gibimsi şeylerin simsiyah boyalarını söküp şöyle iç açıcı toz pembeye ya da toz maviye boyamak. Bu arada ben de yazılar yazmaya devam edeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın bir fikir verebimesi için işte aradan seçtiğim çeşitli konu başlıkları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağınıklık Tıkalı Enerjidir: Ah bilmez miyim, dağınıklığı toplamasam bile her an aklıma takıldığından başka hiç bir şeye konsantre olamıyordum. Enerjimi sıfırlıyordu sanki. Evde kaldığım zamanlar ya bilgisayarın başındaydım ya da kanepede kestiriyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıkalı Enerji Son Derece Yapışkandır: Ah onu da bilmez miyim. Bir çeviri metni elimde ne kadar sürünüyordu hiç söylemeyeyim daha iyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu giriş bölümünden sonra, "Tam Olarak Nedir Dağınıklık", demiş Kingston.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullanmadığınız ya da Sevmediğiniz Nesneler: İnanılmayacak kadar fazlaydı. Taaa, üniversite yıllarında bana hediye edilen ve hediye edilen şey atılmaz, satılmaz, başkasına verilmez diye saklamak zorunda hissettiğim binlerce ıvır zıvır. Ya da kendi çok para verip aldıklarım ve beğenmediklerim ya da olmayanlar ya da bir nedenden dolayı kullanmadıklarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağınık ya da Düzensiz Nesneler: Düzenlisi var mıydı acaba bizde. Yine de hakkımı yemeyelim, yedek tuvalet kağıtları süper düzenli duruyorlardı. Bir tek onların yerine dokunmadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok Küçük Bir Alanda Çok Fazla Eşya: Şu Karen Kingston İngiliz olup Bali'de oturmasa bu kitabı yazmadan önce özellikle bize gelip incelemiş olduğuna inanacağım. 90 metre karelik evde adım atacak yer yok. Bir de irili ufaklı sürüsüne bereket nesnelerle bezenmiş her yer. 2 büyük yetişkin, 1 ergenlik çağı insan, 3 kedi ve 5 hamster ve milyarlarca görünmeyen toz böcekleri yaşamaya çalışıyoruz işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamamlanmadan Bırakılmış Her Şey: Hangi birini sayayım bilmem ki, yatak örtüleri, kaneviçe tablolar, örgü kazaklar, maketler, öyküler, roman taslakları, yağlı boya tablolar, yarısı seyredilmiş filmler, 3-5 sayfa okunup bırakılmış kitaplar, tamir edilmek için sökülüp sonra toplanmamış elektronik aletler, bozuk telefon, bozuk fotograf makinesi, bozuk mp3 playerlar, bozuk ütü, vs...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın en önemli kısmı ise bu dağınıklığın kişiyi nasıl etkilediğinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağınıklık Kendinizi Yorgun ve Uyuşuk Hissetmenize Neden Olur. Çok doğru. Ben de çareyi boşuna vitamin haplarında arıyormuşum. Dağınıklık gideli beri gece yarılarına kadar ütü bile yapıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağınıklık Sizi Geçmişe Bağlar. Evet, bu da doğru. Habire geçmişi hatırlayıp, bir anılar kitabı yazmayı tasarlıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağınıklık Bedeninizde Tıkanıklıklara Yol Açar. Evet. Çok sevdiğim yürüyüşlerime süresiz ara vermiştim, yeniden başladım. 1 haftadır şen şakrakım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağınıklık Kilonuzu Etkiler. Valla buna da bir diyeceğim yok. Giderek kilo aldığım gün gibi aşikar. Tartılara çıkamaz, giysi mağazalarının önünden geçemez oldum. Ev toplandığından beri akşam yemeklerini kestim. Hem de kendiliğinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağınıklık Karmaşa Yaratır. Bu da doğru. Son senelerde ne istediğimi bilemeden bir o dala bir dala koşturup duruyorum. Peki şimdi biliyor musun diyeceksiniz. Daha net düşünüp konsantre olabiliyorum. Ama zaten epi topu 1 hafta oldu dağınıklığa son vereli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağınıklık İnsanların Size Karşı Tavrını Etkiler. İşte bunu bilemem. Ama, en azından Feng Shui'ci arkadaşımın dayanamayıp dizginleri eline aldığını biliyorum. Yaşasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağınıklık Ertelemeye Yol Açar. Ah, ah, sen bu erteleme işini kime diyon acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağınıklık Uyumsuzluğa Yol Açar. Giderek kimselerle anlaşamamam bu yüzden mi ki acep? Bense yaratıcı zekama bağlamıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağınıklık Yaşamınızı Askıya Alır. Yaşımı da askıya alsa ya. İşte o zaman seve seve dağınık yaşarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağınıklık Yılgınlık Yaratır. Evet, yataktan sürüne sürüne kalkıyordum. Bir kaç gündür alarmdan önce uyanıyorum. Ve hep böyle devam etmesi için parmaklarımı çapraz yapıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağınıklık Bagaj Fazlası Yaratır. Bunu hiç düşünmemiştim. Ama Danimarka'ya giderken nasıl lüzümsuz ve fazladan şeyler götürdüğümü siz de biliyorsunuz, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağınıklık Duyarlılığınızı ve Yaşam Sevincinizi Köreltir. İnanırım. Son zamanlarda Godot'yu Bekler gibiydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağınıklık Fazladan Temizliğe Neden Olur. Tabii yapılırsa, yapılmazsa benim gibi pis evde oturulur. Son zamanlarda temizlik yapıldığı günün akşamı bile kenarda köşede tozlar belirmeye başlamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağınıklık Sizi Düzensiz Yapar. Evet, yapar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağınıklık Hastalık ve Yangın Riski Oluşturabilir. Neyseki o dereceye gelmedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağınıklık İstenmeyen Bir Semboloji Yaratır. Bu konu biraz derin. Kitabı tam olarak okumadan fikir yürütemeyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağınıklığa Ödediğiniz Bedel Parasaldır. Eh, öyledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağınıklık Dikkatinizi Önemli Şeylere Verememenize Neden Olur. Evet. Tecrübeyle sabittir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonraki bölüm "Peki Neden Dağınık Yaşar İnsanlar?" İşte bu da beni bana tanıtan başka bir konu başlığı. Oldukça nedeni var. En sonunda gelip Obsesif Kompülsif Davranış Bozukluğuna dayanıyor. Yaşasın, ben tam zamanında yırtmışım. Yani yırttığımı sanıyorum. Yine de takibe devam. Dağınıklığa son.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-5385100285432673446?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=utvcVirr-TQ:Jn9ahghAWsk:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=utvcVirr-TQ:Jn9ahghAWsk:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=utvcVirr-TQ:Jn9ahghAWsk:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=utvcVirr-TQ:Jn9ahghAWsk:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=utvcVirr-TQ:Jn9ahghAWsk:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/utvcVirr-TQ" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-02-06T07:39:23.541+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S20AcKsN-SI/AAAAAAAABuo/bK3r1_8oW-g/s72-c/IMG_9941.JPG" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">8</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/02/yasamnzda-feng-shui.html</feedburner:origLink></item><item><title>Yazmadım Yazamadım</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/NOWFEsYUh9w/yazmadm-yazamadm.html</link><category>günlük</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Fri, 05 Feb 2010 04:22:34 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-6710083368234025755</guid><description>Yazmadım, yazamadım, yazmak istemedim. Her neyse, dolu dolu günler geçirdim. Belki de bir daha hiç yazmam diyorken bu sabah aniden soğumaya yüz tutmuş küllerin içinden yeniden alevlendi &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2fGU44qnLI/AAAAAAAABuA/kP-K26ytBDo/s1600-h/IMG_9886.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 240px; FLOAT: right; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433529537615535282" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2fGU44qnLI/AAAAAAAABuA/kP-K26ytBDo/s320/IMG_9886.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;bir şeyler. İşte yine klavyenin başındayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Gönderi tarihi eski çıkacak. Çünkü son gittiğim sergilerin fortograflarından seçmeleri yeni favori programım, dağınıklık kurtarıcım Picasa ile bloğa doğrudan yollayıp kaydettiğim fotograflara yorum yazmakla işe başlıyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mısır apartmanını oldum olası severim. Şimdiki eşimle gerçek anlamdaki öykümüz o apartmanda başladı. Her önünden geçişte vaktim varsa içeriye girer bir göz atarım. Öncelikle en üst kata çıkar, 360'a girerim. Terasa çıkıp manzaraya bakmak için izin isterim. Amacım orada oturup bir şeyler içmek değildir. Manzarayı ve Bonsai'lerini görmeyi arzu ederim sadece. İzin verirler. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sonra yavaş yavaş merdivenlerden inmeye başlarım. Apartman boşluğu ürkütür beni. İnadına trabzana yapışır aşağıya doğru, boşluğa bakarım. Hem korkarım düşmekten hem de mıknatıs gibi çekilirim boşluğun muazzımlığı karşısında. Ben aşağıya baktıkca kasıklarımdan doğru yüreğime yol alan garip ama güçlü bir duygu basar içime. Neredeyse elle tutulan, gözle görülen cinsten. Bunu içimden koparıp atmak ve bir daha da yüksekten korkmamak isterim. Bir kaç dakika sonra yapamayacağımı bilerek teslim olur ve gerisin geriye çekilir, inişe devam ederim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2fFoIkUSQI/AAAAAAAABto/YB2XlSpwgHY/s1600-h/IMG_9892.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; FLOAT: left; CLEAR: both" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2fFoIkUSQI/AAAAAAAABto/YB2XlSpwgHY/s320/IMG_9892.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; Sevdiğim iki galeri vardır: Birincisi Galerist.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Her girişimde içeride sanata farklı ve modern yaklaşımlar bulacağımı bilirim. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu sefer Leyla Gediz sergisi vardı. Hoşuma gidenlerden bir kaç tanesinin fotografını çektim. Siyah beyaz yağlıboya mükemmel. Uzaktan bakıldığında fotograf gibi duruyor. Siyah beyaz tablo yapmak bana en zor işlerden biri geliyor. En nihayetinde elinde iki tane renk olmayan renk var. Ve karışımlarının binlerce tonu. Bir yapılan karışımı bir daha elde etmek bu kadar zorken böyle bir resmi ortaya çıkarmak herkesin harcı değil diye düşündüm. Yanıldım mı yoksa? Leyla Gediz şunu yazmış bu tablosu için: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;The Good Student "Kolejli Kızlar Mutsuz Olur!" görüşüne görsel ararken eski albümlerde bunu buldum. Yer İstanbul, okul Notre Dame de Sion, sene 1960. Annem tüm zamanların en çalışkan öğrencisidir. Bu da ona rahibelerce layık görülen hediye. Gazap tohumları mı desek? Histerinin genime karıştığı anın resmidir!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İki Ayda Sekiz Kilo, ah ah "Ça fait rever!"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2fFn79zn5I/AAAAAAAABtg/Y5qHqMCgDnc/s1600-h/IMG_9887.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; FLOAT: left; CLEAR: both" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2fFn79zn5I/AAAAAAAABtg/Y5qHqMCgDnc/s320/IMG_9887.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; Bunlar da bir sergide ya da evde yere atılmış devasa boyutta çoraplar. Güliver'in çorapları. Cüceler Ülkesindeyken çıkarmış sanki. Bir tanesi serginin hemen girişinde diğeri ise soldaki iç odalardan birinin dibinde. Bir an kendimi evde hissettim. O kadar gerçekçi bir yerleştirme olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayaktan çıktıkları gibi ve atıldıkları yerde kalmışlar. Neredeyse alıp çamaşır makinesine atasım geldi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Galerist'in bir de kendine has bir dergisi vardır. Her gittiğimde camlı ofisin önündeki yığından bir tane almayı hiç unutmam. Son zamanlarda bu dergi Akbank'ın katkılarıyla ART UNLIMITED'a dönüştü. Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Ferhan İstanbullu. Biraz fazla reklam alır olmuş ama, özellikle de sağ sayfaların reklama ayrılmasına kıl oluyorum, içeriği, röportajlar, sanat haberleri kayda değer. Üstelik ücretsiz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Galeriden çıkıp aşağı inmeye devam ettim. &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2fFodgiIPI/AAAAAAAABtw/1yRw_qvS5_c/s1600-h/IMG_9893.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; FLOAT: left; CLEAR: both" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2fFodgiIPI/AAAAAAAABtw/1yRw_qvS5_c/s320/IMG_9893.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;Dot'un önüne geldiğimde kapı duvardı. Belki de pazartesi olduğu için. Haberim yok. Bir türlü bilet bulamıyorum. Eninde sonunda seyretmeye kararlıyım. Elimden kurtulamazlar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mısır Apartmanında biraz daha aşağıya indikçe bir de fotograf galerisi çıkar karşıma. Foto Trek. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: left; CLEAR: both"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2vtfeJXBEI/AAAAAAAABuI/1HyxRZbvva4/s1600-h/IMG_9895.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; FLOAT: right; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5434698500276683842" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2vtfeJXBEI/AAAAAAAABuI/1HyxRZbvva4/s320/IMG_9895.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;Foto Trek'in bu seferki teması Bir Berber Dükkanı. Ama öyle böyle değil. Tarihi Köfteciler gibi. Yusuf Darıyerli'nin elinden çıkma. Serginin adına "Az Kısalt!" demiş. Yedikule İstasyonu ve terkedilmiş tren bakım atölyesinin hemen karşısındaki dükkan. Dışardan bakıldığında çiçekçi sanılabilecek kadar bitkilerle içiçe. Belli ki Yeşil renk Berber Cavit'in favorisi. Darıyerli'nin kareleri sayesinde dükkanın içinde gezerken bu daha da net bir şekilde anlaşılıyor. &lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: left; CLEAR: both"&gt;Fırsatınız varsa ve Beyoğlu'ndan geçiyorsanız her iki sergiyi de gezin görün. Ben pişman değilim. Hatta Yedikule İstasyonu'na gidip Cavit'i bulmak istedim. İlk defa olarak erkek olmadığıma hayıflandım. İçeri girip, şöyle bir traş olup çıkasım geldi. Traşı eski usül usturayla yapıyor. Haberiniz olsun, erkekler.&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: left; CLEAR: both"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2vtfeJXBEI/AAAAAAAABuI/1HyxRZbvva4/s1600-h/IMG_9895.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5434705472879771330" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2vz1VHevsI/AAAAAAAABuQ/D9OZ9nyLBDI/s320/IMG_9896.JPG" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-6710083368234025755?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=NOWFEsYUh9w:PQVdTIx0xtI:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=NOWFEsYUh9w:PQVdTIx0xtI:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=NOWFEsYUh9w:PQVdTIx0xtI:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=NOWFEsYUh9w:PQVdTIx0xtI:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=NOWFEsYUh9w:PQVdTIx0xtI:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/NOWFEsYUh9w" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-02-05T14:22:34.063+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2fGU44qnLI/AAAAAAAABuA/kP-K26ytBDo/s72-c/IMG_9886.JPG" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">4</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/02/yazmadm-yazamadm.html</feedburner:origLink></item><item><title>Danimarka Günlüğü - 8</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/MIe8F4v_pQ0/danimarka-gunlugu-8.html</link><category>Danimarka Yolcusuyum</category><category>günlük</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Sun, 31 Jan 2010 22:02:53 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-4014463297188700930</guid><description>&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px"&gt;Rosenborg Sonrası&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2ZeX7P3QZI/AAAAAAAABs4/K2hwep2paDM/s1600-h/Danimarka+2009.jpg"&gt;&lt;img border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2ZeX7P3QZI/AAAAAAAABs4/K2hwep2paDM/s320/Danimarka+2009.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;p&gt;Hafta sonu ful, uzun süredir görmediğim eski arkadaşlarla geçti. İyi vakit geçirmenin yanısıra bu gönderideki kolajları kolayca yapabilen müthiş bir program keşfettim. Hem de bedava. Google arama çubuğuna Picasa yazılıyor ve indiriliyor. Bu kadar basit. Bu programın başka bir güzelliği de, özellikle de benim gibi dağınıklar için, bilgisayara kayıtlı tüm fotografları biraraya toplayarak tarih sırasına göre dizmesi. Daha başka bir güzelliği de seçtiğim fotografları, topunu birden, yine de dörtten fazlası olmuyor, bloguma bir seferde göndermesi. Bana da araları doldurmak ve başlık atmak kalıyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlk kolaj Rosenborg'a gittiğimiz akşam otele dönmeden önce uğradığımız Pizzacı. Vezuvio of Copenhagen. Gerçekte pizzadan başka diğer italyan yemekleri de vardı. Balık çorbası mükemmel. Bu kadar güzelini başka bir yerde içtiğimi hatırlamıyorum. Kışın Copenhagen'da gezerken saat başı kapalı bir yerlere girmeden olmuyor. Biz de dolayısıyla mütemadiyen yiyip içer durumdaydık. Vezuvio şık. Erişilebilir fiyatlar. Duvarlarda orjinal tablolar, pencere kenarlarında cam saksılar içinde kaktüsler ve her masanın sağında ve solundaki duvara monte edilmiş askılar. Öyleki sandalye arkasına asmak zorunda kalmadık. Hiç sevmem, ya ikiye katlayarak asarım arkamda rahatsız eder ya da yerlere kadar sürünür etekleri kirlenir. Bazen de masanın yanına ek sandalye konur üzeri palto ve çanta yığılır. Gelen geçen alıp gitmesin diye de bir göz hep o kişiliksiz sandalyededir. Bütün bunlara gerek yok. Bu sistemi çok tuttum. Daha sonra bütün restoranlarda ortak özellik olarak karşımıza çıktı. Diğer bir ortak özellik de orjinal sanat eserlerinin olması. Yine başka bir ortak özellik ki bundan nefret ettim, tuvaletlerin buz gibi soğuk olması. Isıtma masrafından kısmak için mi yapmışlar nedir anlayamadım gitti. Restoranlarda tuvaletim gelirse diye korkar oldum. Dışarı çıkar gibi sarınıp bürünüp de gidilmez ki... Canını yediğimin İstanbul'u, ne güzel ve sıcacık tuvaletlerimiz vardır. Çıkmak gelmez insanın içinden. Aslında soğuk tuvaletlerin de bir avantajı var. Asla kuyruk olmuyor. Valla ben gene de kuyruk beklemeye razıyım. Sıcacık olsun da. Hem kuyrukta sıkışmış bekleyenlerin muhabbeti, dostluğu da bir başka olur. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kolajın ikinci sırasının en sağdaki fotografı, restoran içinde sigara içmek isteyenlere özel yapılmış bir kabin. Her restoranda yok. Burada bir lüks olarak sunulmuş. İçeride bir masa etrafında bir kaç tabure var. Masa üzerinde sigara tablaları. Karşılıklı geçip tüttürüyorlar. Sigara dostluğu, izmarit kardeşliği, duman dayanışması,... adına ne isterseniz söyleyin. Çok komiğime gitti. Tanımadığın insanlarla sigara keyfi paylaşmak. Garip. Hadi saatlerimizi ayarlayalım. Yarım saat sonra ikinci sigara için buluşuyoruz. Unutma alarmını kur ha... Muhabbete bakar mısınız? Kabinin üç tarafı camlı. Bir tarafı açık. Fakat o kadar iyi yapılmış ki, dışarı gıdım duman ve koku sızmıyor. En azından kapı önü birikmelerini önlemişler. Sigara içmeyenler için yeni bir işkence de gittiğin bir yerden dışarı çıkabilmek. Gaz maskesini cepte bulundurmak lazım. Ya da nefes tutup sprint atmaya hazır olmak. Gerçi bu İstanbul için geçerli. Danimarka'da sigara içenlerin sayısı oldukça az. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çıkışta geç olmasına rağmen meydandaki kitapçı açıktı. İçeri daldık. Danimarka tarihi ile ilgili bir kitap aradığımı söyledim. İşte dedi, genç ve erkek ve yakışıklı bir sorumlu, karşıdaki rafta bulabilirsiniz. Peki, dedim sizin bana tavsiye edebileceğiniz bir tanesi var mı? Ben o türden kitaplarla ilgilenmiyorum, hiç birini okumadım, cevabını alarak kös, kös kendim seçmeye gittim. Pek bir şey bulamadım. Çoğunluğu turist gezi rehberleriydi. Danimarka'daki kitapçıların en güzel özelliği kitaplar çift versiyon. Bir tarafta Dancaları diğer tarafta İngilizceleri. Ben kendime Paul Auster''ın New York Üçlemesini aldım. Kiki'de Shakespeare'ın tüm eserlerini. Ansiklopedi gibi ve resimli. Bakması bile hoş.&lt;/p&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2ZeYGqnv4I/AAAAAAAABtA/cNzW0xUMqaQ/s1600-h/Danimarka+20091.jpg"&gt;&lt;img border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2ZeYGqnv4I/AAAAAAAABtA/cNzW0xUMqaQ/s320/Danimarka+20091.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;p&gt;İkinci kolaj Rosenborg'un bahçesinden. Çok büyük ve güzel. Asırlık ağaçlar var. Ve her tarafta ördekler. Ayrıca Danimarka'da ördek çok yeniyor. Geleneksel Noel yemeği de Ördek, Lahana ve Karamelli Patates. Dolayısıyla bizim tavuk beslememiz gibi onlarda her yerde ördek besliyorlar. Sonrasında kesip yiyorlar mı yoksa hazır kesilmiş marketten mi alıyorlar orasını bilemedim.&lt;/p&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2ZeYaR757I/AAAAAAAABtI/FnviV4oG70Y/s1600-h/Danimarka+20092.jpg"&gt;&lt;img border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2ZeYaR757I/AAAAAAAABtI/FnviV4oG70Y/s320/Danimarka+20092.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;p&gt;Yine pizzacıdan bir kolaj. Ben bu kolaj işini çok sevdim. Bir dezavantajı var, o da fotografları kenardan köşeden kendi kafasına göre kırpıp yapıştırıyor. Neden doğru dürüst karelemedin diye bana kızılmasın...&lt;/p&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2ZeYm45rTI/AAAAAAAABtQ/KvO4Ov1nKXY/s1600-h/Danimarka+20093.jpg"&gt;&lt;img border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2ZeYm45rTI/AAAAAAAABtQ/KvO4Ov1nKXY/s320/Danimarka+20093.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px"&gt;Son kolaj. Carlsberg her yerde. &lt;a href="http://picasa.google.com/blogger/" target="ext"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-4014463297188700930?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=MIe8F4v_pQ0:fmIdBB-R5Bk:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=MIe8F4v_pQ0:fmIdBB-R5Bk:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=MIe8F4v_pQ0:fmIdBB-R5Bk:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=MIe8F4v_pQ0:fmIdBB-R5Bk:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=MIe8F4v_pQ0:fmIdBB-R5Bk:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/MIe8F4v_pQ0" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-02-01T08:02:53.584+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2ZeX7P3QZI/AAAAAAAABs4/K2hwep2paDM/s72-c/Danimarka+2009.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/02/danimarka-gunlugu-8.html</feedburner:origLink></item><item><title>Hafta Sonu Programı</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/2LSmcsWOjiw/hafta-sonu-program.html</link><category>saçma düşünceler</category><category>günlük</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Sun, 31 Jan 2010 13:59:46 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-8517752409049734639</guid><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2X4KWcifRI/AAAAAAAABso/2SxJRyJUVPA/s1600-h/IMG_9537.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433021382200032530" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2X4KWcifRI/AAAAAAAABso/2SxJRyJUVPA/s320/IMG_9537.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; Hafta sonunun programsızılığı sonunda güzel bir programa dönüştü. Cuma gününden itibaren havalar ılınmaya başlamıştı. Cuma gününden itibaren uzun zamandır görüşmediklerim İstanbul'a gelecekti. 48 saati akışına bıraktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sabah sahil bomboş ve  çok güzeldi. Hafif bir şekilde yağmurun serpiştirmesiyle tüm İstanbul AVM'lere akın etmiş. Diğer kısmı da zaten yarı yıl tatili nedeniyle evine, köyüne, tatil köyüne gittiğinden tüm kıyı bize kalmış gibiydi. Bisiklet ve paten iyi gitti. Uzun zamandır bisiklete binmemiş olmanın etkisiyle şimdi oturmak da biraz sancı çekiyorum. Bisiklet seleleri eskiler gibi rahat ve konforlu değil. Ya da yeni nesil popolar genetik olarak daha dayanıklı ve farklı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2X3L4ccZAI/AAAAAAAABsg/DlHFDV98VUg/s1600-h/IMG_9629.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433020308994679810" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2X3L4ccZAI/AAAAAAAABsg/DlHFDV98VUg/s320/IMG_9629.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;Bizim oradan Suadiye'ye yürüdük. Sahilde kumların üzerindeki salaş çay bahçesinde birer bardak çay içtik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2X2IaEHJjI/AAAAAAAABsY/rGYYshJNdI4/s1600-h/IMG_9478.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433019149788325426" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2X2IaEHJjI/AAAAAAAABsY/rGYYshJNdI4/s320/IMG_9478.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; Issız, sesszi bir saihl yolu. Az bulunur güzellikte ve sakinlikte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2XznV8mkoI/AAAAAAAABsI/2qCHwDVHWV8/s1600-h/IMG_9467.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433016382724149890" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2XznV8mkoI/AAAAAAAABsI/2qCHwDVHWV8/s320/IMG_9467.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; Yılın ilk mineleri açmış. Yanıltıcı bir bahar bu. Çok yakında soğuklar kapıda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2Xyw3Y4z8I/AAAAAAAABsA/mrST4unKr_w/s1600-h/IMG_9432.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433015446808350658" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2Xyw3Y4z8I/AAAAAAAABsA/mrST4unKr_w/s320/IMG_9432.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Cumartesi gününün bilezikleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2Xx1yiiVnI/AAAAAAAABr4/FEB1vSwL4eI/s1600-h/IMG_9464.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433014431894361714" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2Xx1yiiVnI/AAAAAAAABr4/FEB1vSwL4eI/s320/IMG_9464.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Beşiktaş'tan Balmumcu'ya kadar yürüdük. Bir sigorta şirketi, balkonuna görüldüğü gibi reklam yapmış. Gelen geçen kanıksamış. Ama ben ilk kez gördüğümden aldandım ve neredeyse polisi arayacaktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2XGLpPQVPI/AAAAAAAABrY/rtyDwZ2Rh_A/s1600-h/IMG_9424.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; FLOAT: left; CLEAR: both" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2XGLpPQVPI/AAAAAAAABrY/rtyDwZ2Rh_A/s320/IMG_9424.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; Nişantaşı'nda yenilen bir Van Kahvaltı Faslı. Bol peynir, pastırmalı yumurta, çay ve kaşarlı gözleme. Bol köy ekmeği. Bal ve Kaymak. Bal kaymak olunca mükemmel bir kahvaltı sofrası oldu. Gerçekten Van'da da kahvaltı bu mudur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: left; CLEAR: both"&gt;&lt;a href="http://picasa.google.com/blogger/" target="ext"&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-8517752409049734639?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=2LSmcsWOjiw:DZRD_Xrz-7g:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=2LSmcsWOjiw:DZRD_Xrz-7g:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=2LSmcsWOjiw:DZRD_Xrz-7g:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=2LSmcsWOjiw:DZRD_Xrz-7g:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=2LSmcsWOjiw:DZRD_Xrz-7g:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/2LSmcsWOjiw" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-01-31T23:59:46.407+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2X4KWcifRI/AAAAAAAABso/2SxJRyJUVPA/s72-c/IMG_9537.JPG" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/01/hafta-sonu-program.html</feedburner:origLink></item><item><title>Çıkma Saatini Beklerken / Hep Godot Beklenecek Değil Ya...</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/ApMMda-fS28/ckma-saatini-beklerken-hep-godot.html</link><category>saçma düşünceler</category><category>günlük</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Thu, 28 Jan 2010 00:52:17 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-4883385540146092699</guid><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2FNYIRFqKI/AAAAAAAABrI/_fobARUgxjU/s1600-h/bayram+kasim+2009+turkuazoo+455.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5431707702516885666" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2FNYIRFqKI/AAAAAAAABrI/_fobARUgxjU/s320/bayram+kasim+2009+turkuazoo+455.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Biraz sonra çıkıyorum. Tüm işler bitti. Çevirim dahil. İki eski kız arkadaşla buluşup öğlen yemeği yiyeceğim. Henüz evden çıkma saatime on beş dakika var. Fırsattan istifade günlüğüme yazıyorum. Biraz önce banyoda hazırlanırken beynim de düşünce üretiyordu. Malesef ki bilgisayarın başına oturunca başka birine dönüşüyorum. Çoğu zaman aklım bomboş.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İçimde en az iki türden kişi olduğuna karar verdim. Bir tanesi fransızların değişiyle, kelimesi kelimesine çevrilirse, ayaklar kadar kafasız , aptal dememek için kafasız dedim, kendime kıyamadım biran, diğeriyse muzip ve aklından bin bir türlü cinlik geçen biri. İkinci durumda olduğum ender zamanlarda yazdığım öyküler bir şeye benziyor. Ama ilk durumda yazmayı denersem hepsi birer felaketle sonuçlanıyor. Anlamsız ve kişiliksiz olayların birbiri ardına sıralanması gibi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu iki kişilikten birine istediğim anda geçebilmeyi çok isterdim. Harry Potter'ın görünmez olma pelerini gibi bir hediye bekliyorum bu sene Noel Baba'dan. Yılbaşı geçtikten sonra gelecek sene için kendisine mektup yazmayı tasarladım. Birazdan dönünce Danimarka Günlükleriyle devam edeceğim. Daha anlatacak çok şey var. Sayfalar dolusu yazabilirim. Şubat sonu kısa bir seyahat daha gözüktü. Dolayısıyla ikincisini yapmadan ilkini temizleyip bitirmek gerek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evdeki Feng Shui çalışmaları süper gidiyor. Hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Feng Shui'yi ve Feng Shui'ci arkadaşımı çok seviyorum. Geriye sadece bir kaç şey kaldı. Bir tanesi de Kiki'nin odası.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-4883385540146092699?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=ApMMda-fS28:IqqqPzVaeDk:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=ApMMda-fS28:IqqqPzVaeDk:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=ApMMda-fS28:IqqqPzVaeDk:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=ApMMda-fS28:IqqqPzVaeDk:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=ApMMda-fS28:IqqqPzVaeDk:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/ApMMda-fS28" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-01-28T10:52:17.305+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S2FNYIRFqKI/AAAAAAAABrI/_fobARUgxjU/s72-c/bayram+kasim+2009+turkuazoo+455.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">4</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/01/ckma-saatini-beklerken-hep-godot.html</feedburner:origLink></item><item><title>Kar ve Huzur</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/-MvI6r8ON8U/kar-ve-huzur.html</link><category>günlük</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Mon, 25 Jan 2010 22:46:40 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-76606624198218274</guid><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S16FoJo5H-I/AAAAAAAABq4/2Y2QWQlR8Yo/s1600-h/IMG_9363.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430925125484093410" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S16FoJo5H-I/AAAAAAAABq4/2Y2QWQlR8Yo/s320/IMG_9363.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; Dün İstanbul inanılmaz güzellikteydi. Her taraf bembeyaz. Bizim buraların incecik karına rağmen kar topu oynayan, naylon torbayla kaymaya çalışan çocukları uzun müddet penceremden seyrettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 5 gibi herkes telaş içinde evine dönmeye çalışırken biz maceracılar, yaratıcı yazarlık atölyesinden arkadaşlar, Taksim Deep'e doğru yola çıktık. Ben ki karşıdan geliyorum yazın İstanbul boşaldığında bile bu denli güzel akan bir trafikle karşılaşmamıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S16FRhZDx1I/AAAAAAAABqw/OMyYEX86VD0/s1600-h/IMG_9368.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430924736723142482" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S16FRhZDx1I/AAAAAAAABqw/OMyYEX86VD0/s320/IMG_9368.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kar altında bir yerlere gitmek meğer ne kadar güzelmiş. Bütün şehri ve ayrıca Deep'i bizim şerefimize kapatmışlar hissine kapıldım. Taksim meydanında yolcu bekleyen otobüslerden başka neredeyse kimsecikler yoktu. Ezilme tehlikesi geçirmeden karşıdan karşıya geçtim. İstiklal Caddesini bu kadar boş bir şekilde en son ne zaman görmüştüm? Belki de hiç görmedim. Belki, belki çocukluğumun pazar sabahları dedemle Atlas sinemasının saat 10'da başlayan çocuk filmleri seansına giderken. Bütün hafta, pazar gününün gelmesini iple çekerdim. Hep aynı sinema. Hep aynı loca. Çıkışta, İnci'den profiterol. Yemekten önce, aç karnına yendiği için gözümde çift kat değeri olan bir lezzet. Sadece iki kişinin paylaştığı bir sır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dün bu boş sokakları ve caddeleri görünce korkunun bundan böyle hayatımızda ne kadar büyük bir yer tuttuğunu anladım. Korkuyla yönetiliyoruz sanki. İstanbul'un tepe semtlerinde oturanların dışında şehir merkezlerinde yaşayanlar için gerçekten eve kapanılacak bir durum yoktu dün. Ama kimse sokağa çıkamadı. Ben de macera yaşayacağımı göze alarak fırlamıştım dışarıya ki, durumun hiç de abartıldığı kadar olmadığını kendi gözlerimle tesbit ettim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Taksim-Bostancı seferlerini yapan sarı minibüs şöförlerini ilk defa bu kadar güleryüzlü gördüm. Bizimkisi elinde cep telefonu hem arkadaşıyla konuşuyor hem anlatıyor. Abi ya, trafik muhteşem. Hiç durmadan ring seferi yapıyorum. Bugün en az 15 kere gidip geldim. 16.cıyı götürüyorum. Keşke her gün böyle olsa. Yine de yolculardan bir kadın, telefonla konuşarak şen şakrak giden şöföre sinirli müdahele etmekten kaçınamadı. Ya kardeşim bırak telefonla konuşmayı. Önüne baksana sen. Hah, dedim içimden bu neşe buraya kadardı şimdi çıngar çıkacak. Fakat şöför bey, gayet sevimli, gülerek ve huzur içinde: Abla ya, sen buna trafik mi diyorsun. Ben bu yolda elimde üç telefon konferans yaparım, şeklinde cevabı yapıştırınca, gergin ortam çözüldü. Zaten bir müddet sonra da arkadaşına dur ben seni sonra ararım sürüşün keyfini çıkarayım diyerek kapattı. Gerçi daha sonra başka arkadaşlarıyla konuşmaya başladı. Bizim sinirli yolcu da Altunizade dolaylarında ben ineyim diyerek metrobüse yollandı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biz sağ salim, neşe içinde Taksim'e vardık. Şöför o kadar keyifliydi ki, iyice durağa yanaştı ve bizi gayet uygun bir yerde bıraktı. Normalde sokak ortasında apar topar indirilmeye alışkın dolmuş müşterisi olarak bu davranışını çok takdir ettim. Bir de şu sonuca vardım, hayat huzurlu olunca yazacak bir şey de olmuyor. Yani bugün bu kadar. Dün çok karlı ve çok huzurlu bir gündü. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-76606624198218274?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=-MvI6r8ON8U:0DFcb2Aok8Y:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=-MvI6r8ON8U:0DFcb2Aok8Y:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=-MvI6r8ON8U:0DFcb2Aok8Y:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=-MvI6r8ON8U:0DFcb2Aok8Y:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=-MvI6r8ON8U:0DFcb2Aok8Y:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/-MvI6r8ON8U" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-01-26T08:46:40.691+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S16FoJo5H-I/AAAAAAAABq4/2Y2QWQlR8Yo/s72-c/IMG_9363.JPG" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">4</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/01/kar-ve-huzur.html</feedburner:origLink></item><item><title>Kar Yağıyor, Hava Soğuk</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/DaROSbRelAU/kar-yagyor-hava-soguk.html</link><category>günlük</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Sun, 24 Jan 2010 23:24:16 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-4617412485095595444</guid><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S108GGi_KwI/AAAAAAAABqg/V2URuU06n30/s1600-h/IMG_9331.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430562801212926722" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S108GGi_KwI/AAAAAAAABqg/V2URuU06n30/s320/IMG_9331.JPG" /&gt;&lt;/a&gt; Her şey, pencereme yapışan su damlalarıyla başladı. İşin garibi su damlaları yer çekimine karşı gelir gibi aşağıya kaymıyorlardı. İçimden bu sefer bir başka olacak dedim. İstanbul'a kar yağdığında bizim buralara pek yağmaz. Deniz kenarına yakın olduğundan göreceli olarak ılıman iklime sahibiz. Özellikle de son senelerde...Taksim meydanı ile aramızda 4-5 derece kadar fark olur. Ama bu sefer gerçekten de farklı oldu. Çok kısa bir süre içinde kara çeviren yağmur bahçeyi beyaza boyadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S107Qx81LeI/AAAAAAAABqY/ve-7HEBaJUk/s1600-h/IMG_9342.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430561885151112674" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S107Qx81LeI/AAAAAAAABqY/ve-7HEBaJUk/s320/IMG_9342.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Karı yağarken görüntüleyebilmeyi çok istedim. Başaramadım. Elimdeki uyduruk kaydırık makineden mi, yoksa ayarlamayı bilemediğimden mi bilmiyorum. Yağmuru ve karı çekebilmek en büyük isteklerimden biri. Henüz başaramadım. Bir fotografçılık kursuna katılmak vacip oldu galiba:)&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S1068-nq0bI/AAAAAAAABqQ/_0fA74a7IZM/s1600-h/IMG_9351.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 240px; FLOAT: right; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430561544954630578" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S1068-nq0bI/AAAAAAAABqQ/_0fA74a7IZM/s320/IMG_9351.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kar altındaki bitkilerin görüntüsüne bakmayı seviyorum. Beyaz yıldızlar şeklinde görünen çam ağaçlarıysa favorim. Bu çam ağacı mavi çam dedikleri türden. Bizim apartman görevlisi seneler önce köyünden getirip dikmiş. Bir parça da olsa ona memleketini hatırlatıyor olsa gerek. Memleket hasreti başka bir şey. Dün Nostalji kelimesinin başlangıçta kendi memleketleri dışından savaşan İsviçre'li askerlerin çektikleri memleket özlemine verilen isim olduğunu öğrendim. Sonradan anlamı bir şekilde eskiye duyulan özleme evrilmiş.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S106s3yG3lI/AAAAAAAABqI/8U_WPlSA4DA/s1600-h/IMG_9351.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hava karlı olunca kısa bir yürüyüşten sonra bütün gün evde oturup bir şeyler okudum. Bu arada Express isminde 15 günde bir çıkan bir dergiyle malesef yeni tanıştım. 2010'un ilk sayısında Tütünün Son On Yıldaki Serüveni dosyası oldukça güzel. Gecikmeli de olsa dergilerimi yavaş yavaş bulmaya başlıyorum. Doğru dürüst yayın yok şu ülkede demek yerine sanırım kıyıda köşede kalmış bazı dergileri bulup çıkarmak gerekli. Express'in sanat, edebiyat ve müzik üzerine yazıları da güzel. Farklı bir bakış açısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S106ekloZJI/AAAAAAAABqA/b9hzUwlmlMI/s1600-h/IMG_9358.JPG"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430561022570685586" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S106ekloZJI/AAAAAAAABqA/b9hzUwlmlMI/s320/IMG_9358.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;Bu iyice karlı kare de bu sabahtan kalma. Kardaki ayak izlerini seviyorum. Yalnız olmadığım hissini veriyor bana. Dışarda hala lapa lapa kar yağıyor. Yalnız sevmediğim bir şey var. O da bu kareyi ve yukarıdaki beyaz yıldız çam ağacını yatay olarak kullanmak istedim. Bilgisayarın bana sormadan film karelerini kendi kafasına göre düzeltip de sergilemesinden nefret ediyorum. Sahibinin ben olduğumu ve ben ne istiyorsam sadece ve sadece onu yerine getirmesi gerektiğini bu lanete ne şekilde açıklayabilirim? Biri bana yardımcı olabilir mi? Kaba kuvvet kullanmak istemiyorum. Hayır, sonuçta çözüm getireceğine de inanmıyorum. Olsa olsa ters tepki yapar ve diğer isteklerimi de yerine getirmemeye başlar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eve kapanıp kalmak yine de canımı sıkıyor. Bir de korkunç baş ağrısı var. Cumartesi akşamı lenslerimi çıkartıp attım. Ertesi sabah bir baktım ki evde yedek lens kalmamış. Gözlüklerim de kırılalı kimbilir kaç sene oldu. Yani idare edecek hiç bir şey yok. İki gündür pek bir şey gördüğüm söylenemez. Yazmamam da işte bu yüzden. Bilgisayarın ekranına 10 santim mesafede durmam gerekiyor. Gerçi numaram 2. Çok fazla değil ama yine de... Sabırla köşedeki lensci kızın işe başlama saatini bekliyorum. Sabahları 11'den önce mesaiye başlamıyor da. Akabinde baş ağrım da geçecek. Ve ben de daha az bunalım yazılar yazmaya başlayacağım. Şu anda kendimi, birisi  başımı arkadan önden ve iki yandan demir kıskaçlarla hiç durmadan sıkıştırıyormuş gibi hissediyorum. En kötüsü de, dün gece cnbc-e'deki Star Wars'ı seyredemedim. Televizyonun burnuna girmiş olsam bile olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kare de sokağın diğer tarafı. Halı yıkatmak isteyen varsa metre karesi 3,5 lira. Akşama yaratıcı yazarlık atölyesinden arkadaşlarla Taksim'de buluşacağız. Umarım hava durumu iyice berbatlaşmaz. Ve baş ağrım da geçmiş olur.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S1051WY6_SI/AAAAAAAABpw/hJenPT2wbdU/s1600-h/IMG_9359.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430560314384645410" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S1051WY6_SI/AAAAAAAABpw/hJenPT2wbdU/s320/IMG_9359.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Kar giderek hızlanıyor. Oturduğum yerden karın yağışını görebilmek büyük keyif. Bir de çıtır çıtır yanan bir şömine ve sıcak şarap olsa. Issız bir dağ kulübesinin önündeki taraçada battaniye altında oturup karın yağışını seyretmek ve öyle yazmak istiyorum. Müzik yok. Müzik dinlerken yazamıyorum ve okuyamıyorum. Ne kötü bir alışkanlık değil mi? Müziğe öylesine kaptırıyorum ki kendimi. Başka bir şeye odaklanamıyorum. Dinlediğim klasik müzik bile olsa durum yine değişmiyor. Müziği duyunca beynim duruyor ve dinlenmeye geçiyor. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-4617412485095595444?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=DaROSbRelAU:4dbhbtgDjf4:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=DaROSbRelAU:4dbhbtgDjf4:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=DaROSbRelAU:4dbhbtgDjf4:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=DaROSbRelAU:4dbhbtgDjf4:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=DaROSbRelAU:4dbhbtgDjf4:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/DaROSbRelAU" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-01-25T09:24:16.926+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://3.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S108GGi_KwI/AAAAAAAABqg/V2URuU06n30/s72-c/IMG_9331.JPG" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/01/kar-yagyor-hava-soguk.html</feedburner:origLink></item><item><title>Hayvan Ambulansı</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/TD6EcKor6UE/hayvan-ambulans.html</link><category>hayvan ambülansı</category><category>günlük</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Sun, 24 Jan 2010 13:57:06 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-2776103907825912642</guid><description>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S1zAk3l6wJI/AAAAAAAABpo/i7DRNds1YGA/s1600-h/IMG_5664.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5430426990332788882" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S1zAk3l6wJI/AAAAAAAABpo/i7DRNds1YGA/s320/IMG_5664.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;Posta kutuma gelen bir mesajı olduğu gibi paylaşıyorum. Hayvansever olduğum halde benim de yeni haberim oldu.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sevgili arkadaslar,&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayvanseverlerin bir kisminin konu hakkinda bilgisi vardir belki ama genel bir bilgi vermek istedim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hepimiz hergun trafige cikiyoruz ve bazen araba carpmis can cekisen veya yol kenarinda hareket edemeyip yardim bekleyen hayvanlara rastlayabiliyoruz.Bircok kisi umursizca basina kalmasin, masraf cikarmasin, sorumluluk olmasin diye gecip gidiyor :( bazilarimiz ise kimi arayacagimizi nasil yardim edecegimizi bilmiyoruz. Zavalli deyip gidiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Simdi artik bir HAYVAN AMBULANSI var!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yapmaniz gereken "153" numarasini arayip "beyaz masayi" tuslamak. Oradan size ambulans yonlendiriyorlar.Dolayisi ile koordinatinizi cok net vermeniz gerekiyor. Ambulans gelinceye kadar bekleyebilirseniz cok iyi olur...Yol tarif etmek gerekebiliyor.Ambulans gonulluler tarafindan kullaniliyor ve veteriner ile birlikte techizatli olarak donatilmis. Yerinde mudahale yapabiliyorlarmis.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu numarayi telefonlariniza kaydedin ve lutfen (umarim gerekmez) yarali, sakatlanmis, carpilmis hayvan gordugunuzde arayip yardim isteyin.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Herkese sevgiler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Web sitesini inceleyin, cok guzel hikayeler okuyacaksiniz.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.kalbimizsokaktaatiyor.org/"&gt;http://www.kalbimizsokaktaatiyor.org&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Barinak Gonulluleri ve Hayvanlara Yasam Hakki Dernegi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bahariye Caddesi, Dr.Ihsan Unluer Sokak No:14/2 34770 Kadikoy-Istanbul&lt;/div&gt;&lt;div&gt;T: 0216 449 90 52-53&lt;/div&gt;&lt;div&gt;F: 0216 449 90 51&lt;/div&gt;&lt;div&gt;GSM: 0533 574 25 23&lt;/div&gt;&lt;div&gt;E: &lt;a href="mailto:info@bgd.org"&gt;info@bgd.org&lt;/a&gt;. tr &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-2776103907825912642?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=TD6EcKor6UE:X1ThgknS-RY:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=TD6EcKor6UE:X1ThgknS-RY:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=TD6EcKor6UE:X1ThgknS-RY:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=TD6EcKor6UE:X1ThgknS-RY:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=TD6EcKor6UE:X1ThgknS-RY:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/TD6EcKor6UE" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-01-24T23:57:06.530+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://4.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S1zAk3l6wJI/AAAAAAAABpo/i7DRNds1YGA/s72-c/IMG_5664.JPG" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/01/hayvan-ambulans.html</feedburner:origLink></item><item><title>Uyumsuz ve Leylak Dalı için Mimler</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/kunegond/IsiN/~3/BtsjbetPQMI/uyumsuz-ve-leylak-dal-icin-mimler.html</link><category>mim</category><category>günlük</category><author>gkacamak@gmail.com (Kunegond)</author><pubDate>Sun, 24 Jan 2010 22:24:10 PST</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6896736168258012017.post-5406706389813927214</guid><description>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S1kx0r-cNAI/AAAAAAAABpg/ZKDhQ9SwzYE/s1600-h/IMG_9298.JPG"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; DISPLAY: block; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5429425606999421954" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S1kx0r-cNAI/AAAAAAAABpg/ZKDhQ9SwzYE/s320/IMG_9298.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Uyumsuz, İlle de Roman Olsun'dan kitapdaşım. Leylak Dalı'ysa gündelik gönderilerimizden tanışıp ortak noktalarımızın çoğaldığını gördüğüm blogdaşım. Mim işine pek bulaşmasam ve bulaştırılmasam da benden bir şey istendimi yapan tiplerdenim. Bu seferki mimlerin ikisi de biraz zorlayıcı. İtiraf etmek gerekirse ikincisi daha çok. Başlamadan önce... Fotograf yüksük koleksiyonumun bir parçası. Son edinimler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Uyumsuz'un politik mimi: kişisel blogu &lt;a href="http://kedikuyrugu.blogspot.com/"&gt;&lt;strong&gt;Acımam Harcarım&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;. Star Wars sevenleri son yazısına bir göz atın, ben beğendim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1) Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2)Seçim barajı kaldırılsın mı? Neden?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;3)Adayların belirlenmesinde nasıl bir yöntem uygulansın?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;4)Yargı bağımsızlığı sizin için ne anlam taşıyor?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;5) (Beşinci soruyu siz belirlemek durumunda olsaydınız neyi öğrenmek isterdiniz?)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;6) Mimlediğimiz bloglar ve linkleri…&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1) Hiç bir şey düşünmüyorum, düşünmek de istemiyorum. Benden uzak dursunlar da kime dokunurlarsa dokunsunlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2) Kaldırılırsa mikro partilerin sayısı meclisteki milletvekili sayısı ile sınırlı olur, kaldırılmazsa bir elin parmağını geçmezler. İlkinde herkes her şeyden haberdar olur, ikincisinde kirli çamaşırlar aile içinde kalır. Sonuç değişir mi? Ondan da pek emin değilim. En iyisi ben yine bana ne diyeyim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;3) Beşik kertmesi yöntemi uygulansın.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;4) Önce düzgün ve tek bir bağımsızlık tanımı yapılsın da diğerine sonra bakarız. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;5) Bu politika da bu kadar ilgi çekecek ne var? Futbol takımı tutmak yetmiyor mu?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;6) Kimseyi mimlemiyorum çünkü içimden geçmiyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi Leylak Dalı'nınkine geldi sıra: Kişisel blogu &lt;a href="http://leylakdali.blogspot.com/"&gt;&lt;strong&gt;Leylak Dalı&lt;/strong&gt; &lt;/a&gt;fotograf sevenlere özellikle tavsiye ederim, hepsi kendi çekimi ve çok güzeller. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kendinizde ilginç bulduğunuz yedi özellik.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte bu mim ilkinden daha zor. Bana sorarsanız hiç ilginç bir yanım yok. O kadar sıradanım. Dolayısıyla başkalarının benim hakkımda anlattıklarından yola çıkarak bir şeyler yazmaya çalışacağım. Yedi tane çıkarabilir miyim bilmiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1- Annem Antalya'ya taşınmış. Ben İstanbul'da çalışmaya devam ediyorum. Yaş 23 falan. Bir ev tutana kadar bir arkadaşım ve ailesiyle birlikte kalıyorum. Zaten çocukluktan beri beraberiz. Benim ikinci evim gibi. O sıralar Hilton Casino'da kasiyerlik yapıyorum. Gece çalışmalarım çok oluyor. Sabahın yedisinde sekizinde eve gelip vurup kafayı yatıyorum. Bir gün akşama doğru uyandım. Bir gürültü patırtı, hararetli konuşmalar. Uyku mahmuru gözlerle yanlarına gittim. Gülmeye başladılar. Çok antikasın valla dediler. Ne oldu diye sordum. Ev sahibi köpeği gezmeye çıkarmış. Evde bir tek ben varım ve içeride uyuyorum. O arada hırsız girmiş, her yeri talan etmiş, sonra polisler gelmişler soruşturma yapıp herkesin parmak izini almışlar, sonra da elektrikli süpürgeyle bütün ev toplanıp süprülmüş, benim yattığım oda dahil. Ruhum duymamış. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2- Yine aynı evde kalıyorum. Bazen başka bir arkadaşımda da kaldığım oluyor. Cep telefonu henüz yok. Gece yarısı haber verip uyandırmak istemiyorum. Zaten onlar da alışkınlar. Sorgu sual etmiyorlar. Bir gece yine geç saatte işten çıkıp bir arkadaşımda kaldım. Ertesi gün oradan işe gittim. Bir sonraki sabah epeyce geç eve döndüm. Ara sıra işten çıkınca hemen eve dönmez önce kahvaltıya giderdik. Bu arada da evde normal hayatını sürdürenler kalkmış olurdu. Neyse kapıyı açtım içeri girdim, üstüme atladılar. Çok merak ettik, neredesin, az kaldı polise haber verecektik. Önce bir afalladım. Ne oldu? İlk defa değil ki başka bir arkadaşım da kalmam. Sen farkında değilsin ama iki gün önce aynen şu durum yaşandı. Öğlen gibi kalktın, kahvaltıda gazetedeki iş ilanlarına baktın. Aaa Arap Hava Yolları Hostes arıyormuş, ben görüşmeye gidiyorum dedin, hazırlandın ve çıktın gittin. 2 gündür ortada yoksun. Hostes görüşmeleri o zamanlar bu kadar zor ve aşamalı değildi. Lüks otellerin birinde bir oda tutarlardı. Sheraton ya da Inter Continental, sonra da gazeteye ilan verirlerdi: Hostes olmak isteyenler buyrun gelin oda numarası 605 gibi... İşin aslı Araplar beni kaçırdı zannetmişler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;3- İki kız arkadaş iş arıyoruz. Casino'dan Amerika'ya gitmek üzere ayrılmışız. Aksilikler olmuş gidememişiz. Farklı ve ciddi işler yapalım artık diyoruz. Benim hiç şansım yok, görüşmelere bile çağrılmıyorum. Onun şansı bol habire görüşmeye gidiyor. Ama çok ihtiyacı yok ailesinin yanında kalıyor, her işe atlamıyor, mırın kırın ediyor. Benimse köpekler gibi ihtiyacım var. İstanbul'da tek başına tutunmaya çalışıyorum. Sonunda arkadaşım bir yerle anlaştı. İkinci köprü inşaatında taşaron bir firma. Muhasebe kayıtları tutulacak. İş yeri Anadolu Hisarına yakın. Şimdiki köprü ayağının olduğu yer. İlk gün gitti, hiç memnun kalmadı. Ertesi gün aradı kusura bakmayın ben bacağımı kırdım gelemiyeceğim dedi. Ben hemen atladım. O zaman ben gideyim. Ne olursa katlanırım dedim. Adama telefon açtım. Aaa tamam hem beni yeniden birini arama külfetinden kurtarırsınız, gelin hemen ertesi gün başlayın dedi. Uçuyorum havalarda. Ertesi gün gittim. O yaşa kadar ömrü boyu, zaten ne kadar ömür geçirmişim ki, Hilton Oteli'nde yabancı kültürlerle uygarlık içinde çalışmış birisi çamur içinde, ısıtması olmayan ve amele tipli yöneticilerle çalışabilir mi? O gün çıkıp gitmemek için kendimi zor tuttum. Aslında istesem de gidemezdim, o zamanlar orası dağ bayır ve in cin top oynuyor şeklindeydi. Mesai bitimine kadar bekledim. Birisi beni arabayla aşağı medeniyete indirdi. Ertesi gün kaldığım evin annesine rica minnet telefon açtırdım ve bacağımı kırdığımı dolayısıyla bir daha gelemeyeceğimi söylettim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;4- Fransa'da ilk günler. Yine fakir mi fakiriz. Şehrin göbeğine 1 saatlik yürüme mesafesinde oturuyoruz. Bilet alacak paramız olmadığından yürüyerek gidip geliyoruz. Evde oturmayı da sevmiyoruz. Geceleri dolaşıyoruz. Fransızların bizden değişik bir huyu var. Erkekler bizdeki gibi duvara işemezler. Artık pek yok ama eskiden bu duvara işeyen eşektir yazıları çok olurdu. Şimdilerde bu sorun nasıl gideriliyor bilmiyorum valla. Fransızlar gün ve gece ortasında kaldırım kenarındaki cadde başlamadan evvelki dar oluğa işerler. Oluk derken üstü kesilmiş geniş boru misali sulama kanalı şeklinde düşünün. Sonra da hemen asfalt başlar. Çevreci olanlar da köpeklerini bu oluğa çiş kaka yapması için alıştırırlar. Bu olukların adına kanivo denir. Her sabah musluklar açılır ve bunlar foşur foşur yıkanır. Geldiğimden beri bu kanallara işeyenler hep erkekler ve köpekler. Öyleki fransız kadınlarının çiş yapmadığına kanaat getirdim. Bir gece yine dolaşmaya çıktık. Paramız da yok. Marketten bira aldık. Nehir kıyısında hem parti var eğlendik hem de içtik. Eve döneceğiz. Bir saat yürümek lazım. Bira bana hiç yaramaz. Neyse uzatmadan söyleyeyim zaten anlaşıldı. O gece Lyon sokakları ilk defa olarak kanala oturup işeyen bir kadın gördü. Hem de bir kere değil.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Benden bugünlük bu kadar. Ancak dört tane çıkartabildim. Aklıma gelirse bilahere yediye tamamlarım. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6896736168258012017-5406706389813927214?l=www.kunegond.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="feedflare"&gt;
&lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=BtsjbetPQMI:ir_RWls8koU:yIl2AUoC8zA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=yIl2AUoC8zA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=BtsjbetPQMI:ir_RWls8koU:63t7Ie-LG7Y"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=63t7Ie-LG7Y" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=BtsjbetPQMI:ir_RWls8koU:F7zBnMyn0Lo"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?i=BtsjbetPQMI:ir_RWls8koU:F7zBnMyn0Lo" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?a=BtsjbetPQMI:ir_RWls8koU:7Q72WNTAKBA"&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/kunegond/IsiN?d=7Q72WNTAKBA" border="0"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/kunegond/IsiN/~4/BtsjbetPQMI" height="1" width="1"/&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-01-25T08:24:10.909+02:00</app:edited><media:thumbnail url="http://2.bp.blogspot.com/_KnVeKVERnGo/S1kx0r-cNAI/AAAAAAAABpg/ZKDhQ9SwzYE/s72-c/IMG_9298.JPG" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">4</thr:total><feedburner:origLink>http://www.kunegond.com/2010/01/uyumsuz-ve-leylak-dal-icin-mimler.html</feedburner:origLink></item><media:rating>nonadult</media:rating></channel></rss>
