<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2turkishfull.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0">

<channel>
	<title>Laf Ebesi</title>
	
	<link>http://www.lafebesi.org</link>
	<description>Gülkent Anadolu Lisesi Etkileşimli Öğrenci Dergisi</description>
	<lastBuildDate>Sun, 13 May 2012 18:03:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/lafebesi" /><feedburner:info uri="lafebesi" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><media:copyright>Laf Ebesi (c) 2011</media:copyright><feedburner:emailServiceId>lafebesi</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname>http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><feedburner:feedFlare href="http://www.pageflakes.com/subscribe.aspx?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Flafebesi" src="http://www.pageflakes.com/ImageFile.ashx?instanceId=Static_4&amp;fileName=ATP_blu_91x17.gif">Subscribe with Pageflakes</feedburner:feedFlare><feedburner:browserFriendly>Laf Ebesi (c) 2011</feedburner:browserFriendly><item>
		<title>Minik Canlar</title>
		<link>http://www.lafebesi.org/?p=1697</link>
		<comments>http://www.lafebesi.org/?p=1697#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 May 2012 18:03:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Boray Biçer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nursel Alsan]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.lafebesi.org/?p=1697</guid>
		<description><![CDATA[Rüzgâr hafif, cadde sakin,  hava kapalı… Bir akşamüzeri… Okulun bahçe duvarının dibine diz çökmüş, avucunu açmış, boynu bükük, başını kaldırıp da insanların yüzüne bakmaya mecali kalmamış bir kız çocuğu. Bir umutla, bir duayla bekliyor o köşede; birkaç kuruş kazanırım ümidiyle bekliyor. Güneşin batmasını hiç mi hiç istemiyor. Karanlık, tehlikelerle dolu onun için. Karanlık acı, karanlık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float:right; margin:0 0 10px 15px; width:240px;">
		<img src="http://www.lafebesi.org/wp-content/uploads/2012/05/nalsanminikcanlar.jpg" width="240" />
		</p><p>Rüzgâr hafif, cadde sakin,  hava kapalı…</p>
<p>Bir akşamüzeri…</p>
<p>Okulun bahçe duvarının dibine diz çökmüş, avucunu açmış, boynu bükük, başını kaldırıp da insanların yüzüne bakmaya mecali kalmamış bir kız çocuğu. Bir umutla, bir duayla bekliyor o köşede; birkaç kuruş kazanırım ümidiyle bekliyor. Güneşin batmasını hiç mi hiç istemiyor. Karanlık, tehlikelerle dolu onun için. Karanlık acı, karanlık hesap, karanlık gözyaşı, karanlık korku…</p>
<p>Yorgunluktan bitap düşmüş kızcağızın yanı başına ben de diz çöküyorum. Konuşmak için. Tek kelime etmiyor. Perişan gözlerle yüzüme bakıp başını yine önüne eğiyor, yırtılmış, sökülmüş, omuzlarından beyaz tenini görebildiğim kazağının kolunu hafifçe yukarı çekiyor. Kanayan bileğini göstermek için. Kanayan bileğini elimdeki mendille kapatıp sorular soruyorum. Nasıl oldu bu yara? Kim yaptı bunu? Birisi için mi çalışıyorsun? Kimin zoruyla oturuyorsun burada? Polise götüreyim mi? Benimle gelir misin? Nafile! Tek kelime etmiyor. Duymuyor bile beni. Kızın bileğini bırakmadan evvel “Acıyor mu?” diye soruyorum. İlk ve son olarak başını hayır anlamında sallayarak “cık,” diyor ince dudaklarının arasından. Benim ki de soru ya (!) O kadar acının sızının içinde derin de olsa bir çizik hissedilir mi? Yara denilen şey ilk gün kanar, ikinci gün sızlar, üçüncü güne geçer. Peki ya yüreğindeki, ruhundaki acıyı dindirmek mümkün mü?</p>
<p>Kıza beklediğini veriyorum ancak içim rahat etmiyor, gözlerime uyku girmiyor.</p>
<p>Milyonlarca olasılık beynimi alt üst ediyor. Birçok soru… Birinden biri yanlış düşündüklerimin ama gerçek ortada… Gördüğüm yumruk kadar kızcağızın tozlu ama masum yüzünün altındaki tertemiz ama acılarla boğuşan, sıkıntılı bir ruh. Açlık… Sefalet… Üzüntü…</p>
<p>Oyun nedir bilmeyen bir çocuk. Annesi babası? Düşünmek bile istemiyor insan. Kim bilir nerededirler.</p>
<p>Peki ya sabah akşam kaldırımlara sığamayan bu kadar insan görmüyor mu bu kızı? Yerdeki kaldırım taşları kadar değersiz mi bu kızcağız Allah aşkına! Acımasızlık mı desem ilgisizlik mi desem bilemiyorum. Yolun bu tarafında bir kız üşüyor, ağlıyor, sızlıyor, dileniyor.</p>
<p>Yine içimden bir sesin çığlıklarını duymaktayım.</p>
<p>“Güneş battı,” diyorum kendi kendime. Şimdi ne yapıyordur acaba? Birçok ihtimal var. Belki kazandığı parayı onu yönlendiren kötü kalpli insanlara veriyordur. Belki tenha bir köşeye sinmiş karnını doyurmaya çalışıyordur. Belki bileğindeki yarayı bahane ederek içini harabelere, karanlık duvarlara döküyordur ağlayarak! Bekli de hâlâ sokaktadır. Düşünüyordur, hayal kuruyordur. “Her çocuk gibi benim de kalacağım sıcacık bir yuvam olacak mı?” diye soruyordur kendi kendine.</p>
<p>Belki de düşündüğüm kadar masum ve mahzun değildir. Kinle nefretle doludur güzel gözlerinin içi. Tıpkı yırtık sökük kazağı gibidir düşünceleri. Ama o daha çocuk! Bir çocuk ne kadar kötü düşünebilir? Kime ne yapabilir? O da her çocuk gibi okuluna gitse, evi olsa en önemlisi, onu seven onu koruyan kollayan anası babası olsa elin elindeki birkaç kuruşa bakar mı?</p>
<p>Bu düşünce de film şeridi gibi geçiyor aklıdan. Şimdi de özgürlüğünü sorguluyorum.</p>
<p>Ünlü bir yazarın bir kitabında “Namussuzların olduğu sokaklarda hürriyet kelepçeli gezer,” diye bir söz vardır. Gördüğüm kız özgür, insan hakları korunan bir ülkede kelepçeleriyle gezerken onu görmüyorduk ve o gülmüyordu.</p>
<p>“Özgürlük,” dediler küçükken bana, “başkasını mahrum etmediğin sürece sınırlanmaz.” İlkokul öğretmenimden hatırladığım bu sözler bir çıkmaza daha saptırıyor düşüncelerimi. Yine birçok soru sıralanıyor beynimde: o kız özgür mü? O kızcağızın özgürlüğünü kullanmak hakkı değil mi? Sınırsız özgürlüğün çabuk gelen çıkmazında sıkışınca dile getirilemeyecek kadar karmaşık daha başka düşüncelere dalıyorum.</p>
<p>Bir yerlerde ağlayan çocukların hıçkırıkları içime dolarak başımı yastığa gömüyorum. Yüreğimin acısıyla tutuyorum bileğimi. Tıpkı o incecik bileği tutar gibi. Kendi içimdeki düşüncelerin sesini duymamak için kulaklarımı tıkıyorum. Kendimden iğreniyorum; kaldırım taşlarını minik canlardan ayırt edemeyen diğer insanlar gibi hissediyorum kendimi. Başımı yastığa daha da sert koyuyorum.</p>
<p>Uyumak üzere, tüm insanlar gibi…</p>
<div class="woo-sc-box info  rounded full">Carolyn Cole, LA Times: Hindistan&#8217;daki dilenci çocuklar, aileleleri tarafından işten kaçmasınlar diye ayaklarından zincirleniyor.</div>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?a=alEpLtI212I:mFcq8Bq7Q7s:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?a=alEpLtI212I:mFcq8Bq7Q7s:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.lafebesi.org/?feed=rss2&amp;p=1697</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gördüğüm Tarih</title>
		<link>http://www.lafebesi.org/?p=1631</link>
		<comments>http://www.lafebesi.org/?p=1631#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Apr 2012 17:02:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Boray Biçer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nursel Alsan]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[hikâye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.lafebesi.org/?p=1631</guid>
		<description><![CDATA[Karanlığın ortasına sini gibi kocaman bir ay doğuyordu gökyüzünde. Ben şaşkınlıkla etrafıma bakarken dolunay güneş olup çıkıyordu. Güneş aydınlığını üzerime serperken masmavi gökyüzünü, yemyeşil ağaçları, evimi, evimin önündeki, uçsuz bucaksız rengârenk çiçeklerle dolu kırları ve ağaçların arasında annemle babamı görüyordum. Annemin ve babamın yanına gidip doyasıya yüzlerine bakarak onlara kocaman birer öpücük verdikten sonra kendimi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float:right; margin:0 0 10px 15px; width:240px;">
		<img src="http://www.lafebesi.org/wp-content/uploads/2012/04/nalsan_gordugumtarih.jpg" width="240" />
		</p><p>Karanlığın ortasına sini gibi kocaman bir ay doğuyordu gökyüzünde. Ben şaşkınlıkla etrafıma bakarken dolunay güneş olup çıkıyordu. Güneş aydınlığını üzerime serperken masmavi gökyüzünü, yemyeşil ağaçları, evimi, evimin önündeki, uçsuz bucaksız rengârenk çiçeklerle dolu kırları ve ağaçların arasında annemle babamı görüyordum. Annemin ve babamın yanına gidip doyasıya yüzlerine bakarak onlara kocaman birer öpücük verdikten sonra kendimi kırlara salıyorum. İyice koştuktan sonra yüzükoyun uzanıyorum çimenlerin, papatyaların, sarı çiçeklerin üzerine. İncecik saplı bir gelinciği dalından kopartıp kulağımın arkasına iliştiriyorum.</p>
<p>Önümdeki papatyaların birinin tam sapsarı göbeğinin üzerinde benekli al bir böcek görüyorum. Uğur böceği&#8230; Ama onun hemen uçup gitmesini istemiyorum. Her zaman avucumun ya da omzumun üzerinde durmasını, bana uğur getirmek üzere yanımdan hiç ayrılmamasını istiyorum. Ve bu amaçla koynumdan uğur böcekli kolyemi çıkarıp miniği onun üzerine konduruveriyorum. Etraftaki şıpırtıları duyarken bir taraftan ıslandığımı fark ediyorum. Bu defa uğur böceğini uçurup ayağa kalkıyorum. Ellerime düşen damlalara bakıyorum. Suyun rengine&#8230; Sonra başımı arkaya atıp kollarımı yana açarak dönüyorum, dönüyorum ve dönüyorum.</p>
<p>Annem ıslandığım için eve çağırıyor beni. Üzerinde kollarını açıkta bırakan uzun beyaz bir elbise ve saçında incecik zarif bir taç var annemin; tıpkı melekler gibi. Eve girer girmez, elbiselerimin ıslaklığına aldırmadan, annemin beline doluyorum kollarımı. Sımsıkı sarıldıktan sonra ister istemez annemi bırakıp odama gidiyorum. Kuru elbise almak için kapısında boy aynası olan dolabıma yöneliyorum.</p>
<p>Siyah, uzun, düz saçları, küçücük ela gözleri, kırmızı ince dudakları ve teninin beyazlığı yüzünü zayıf gösteren bir kız var karşımda&#8230; Olur ya! Hani aynaya bakarken istemsiz olarak elini uzatıverirsin. Aynaya uzatıyorum elimi. Ellerimiz birleşiyor karşıdaki kızla&#8230;</p>
<p>Derken annemin kapıyı açma sesi geliyor. Annem “Kalk gel de kahvaltı edelim,”&#8217; diyor. Öğlen öğlen ne kahvaltısı diye düşünüyorum. Ve annemin bana dokunmasıyla uyanıyorum GÖRDÜĞÜM, GÖREBİLDİĞİM o güzel rüyadan. Hep karanlığı yaşardım ama hayatımda ilk defa gördüm. Rüyada da olsa gördüm işte. Ve şimdi aydınlıktan karanlığa uyanıyorum.</p>
<p>Bugün doğum günüm günlüğüm. Dün akşam yatağıma oturduğumda uzun uzun dualar ettim. On sekizime girerken gözlerimin iyileşip de açılması için dua ettim. GÖREBİLMEK için dua ettim. Annemi görebilmek için&#8230; Renk nedir bilmek için&#8230;</p>
<p>Doğum günümde odamdan çıkmak istemedim. Hatta yatağımdan bile çıkmadım. Gözümü kapatıp aynı rüyayı görmeye çalıştım. Ama nafile! Olmadı. Tanrı dualarımı bir defa, bir süre için kabul etmiş olsa da bu benim için en güzel doğum günü hediyem hatta hayatımın en güzel hediyesi oldu. Annemi babamı gördüm, gökkuşağını gördüm. Suyun rengini ve kendimi de gördüm.</p>
<p>Rüyamdan uyandıktan sonra gölgem bile beni yalnız bıraksa da kendi karanlığımda yalnız kalmış olsam da renklerin kokusunu çekerim bundan sonra içime. Başkalarının gözlerinde ne vardır, görebilen insanlar ne görür, nasıl görürler bilmiyorum ama ben çok güzel şeyler gördüm günlüğüm, çok güzel şeyler&#8230;</p>
<p><em>Değerli günlüğüm,</em></p>
<p><em>Bugün tarih atmaya gerek duymadım. Doğum günüm olduğu için değil; hayatımda ilk kez gördüğüm için atmıyorum tarihi.</em></p>
<p><em>- Gördüğüm tarih!</em></p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?a=tpnfIVnIfQw:SmAToVm5SRA:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?a=tpnfIVnIfQw:SmAToVm5SRA:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.lafebesi.org/?feed=rss2&amp;p=1631</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yazmasam Çıldıracaktım</title>
		<link>http://www.lafebesi.org/?p=1626</link>
		<comments>http://www.lafebesi.org/?p=1626#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Apr 2012 19:06:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Boray Biçer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gözde Simge Salman]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.lafebesi.org/?p=1626</guid>
		<description><![CDATA[Öyle bir coşku var ki içimde, kabıma sığamıyorum. Kabına sığamamak; yerinde duramamak anlamında kullanılır çoğu kez. Yalnız bu durum bende biraz farklı… Benim durumumda, bedenimin değil, ruhumun kabına sığamaması söz konusu. Malum, sınav dönemindeyiz. Çoğu kişi gibi ben de eve kapanıp ders çalışmaya çalışanlardandım. Bir haftaya yakın bir zamana kadar hala da öyleydim. YGS’ye bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float:right; margin:0 0 10px 15px; width:240px;">
		<img src="http://www.lafebesi.org/wp-content/uploads/2012/04/gss_yazmak_saitfaik.jpg" width="240" />
		</p><p>Öyle bir coşku var ki içimde, kabıma sığamıyorum. Kabına sığamamak; yerinde duramamak anlamında kullanılır çoğu kez. Yalnız bu durum bende biraz farklı… Benim durumumda, bedenimin değil, ruhumun kabına sığamaması söz konusu.</p>
<p>Malum, sınav dönemindeyiz. Çoğu kişi gibi ben de eve kapanıp ders çalışmaya çalışanlardandım. Bir haftaya yakın bir zamana kadar hala da öyleydim. YGS’ye bir ay kala kimsenin yüzünü gördüğüm yoktu. Sadece paragraf soruları, fizik kuralları, coğrafi koordinatlar, felsefenin amacı, tarihin gelişimi, kimyasal tepkimeler, ekosistem ve tabii ki sevgili Öklid gibi konulardan başka hiç bir şeyle ilgilenemiyordum. Hatta öyle zamanlar oldu ki, paragraf soruları haricinde edebiyat anlamında bir şeyler okumaya bile fırsat bulamadım.</p>
<p>Sizin de bildiğiniz gibi bir haftaya yakın bir zaman önce üniversiteye girebilmek için ön aşama olan bir sınava girildi. Düşünüyorsunuz şimdi, bize ne bundan diye ya da “vay anasını be kıza bak, sınava takmış yazılarında bile bundan bahsettiğine göre… “ gibi düşünceler geçebilir aklınızdan. Hemen o konuya bir açıklık getireyim: Hayır. Sınavı sadece önemsemem gerektiği kadar önemsiyorum. Ne eksik ne fazla… Burada sınavdan bahsetmemdeki amaç, sınavın uzun bir süreden sonra yazmaya başlamam için bir etken olduğudur. Sınavı çok fazla düşünmemeye çalışsanız bile, etrafınızda kafayı sınavla bozmuş olan bir sürü insan olduğu için ister istemez etkileniyorsunuz. İnsanlık hali işte… Etkileşime açığız.</p>
<p>Farkında bile olmadan, kendinizi sanki o sınavda bir başarı sağlayamazsanız, dünyanın sonuna gelmiş olacağınıza inandırmaya başlıyorsunuz. Her şeyden uzaklaşmak, sadece sınavı verebilmek için durmadan çalışmak istiyorsunuz. Etrafınızdaki insanlar da böyle bir beklenti içindeler zaten. O yüzden bu yalnızlığa ulaşmakta zorlanmıyorsunuz. Bir bakmışsınız sadece odasına kapanan, kimseyle iletişimi olmayan, ailesinin yüzünü bile çok nadir görmeye başlayan biri olup çıkmışsınız. O kadar zor ve sıkıcı zamanlardan geçiyorsunuz ki, bütün sohbetleriniz yaptığınız netler ve sınavla ilgili kaygılarınızdan oluşuyor.</p>
<p>Ancak bir süre sonra bende bazı değişiklikler olmaya başladı. Artık eskisi kadar istekli değildim. Yüzüm gülmüyordu, kimseyle konuşmuyordum. Patlamaya hazır bir bomba gibi sürekli sinirli dolaşıyordum ortalıkta. İstediğim için değil, sadece mecbur olduğum için çalışıyordum. Dertleşmek için birilerini karşıma alsam, ben daha ağzımı açamadan sınavdan bahsetmeye başlıyorlardı. Durum böyle olunca daha çok içime kapanmaya başladım. Aklımdaki düşünceler curcunası başımı döndürüyor, kafamı allak bullak ediyordu. Yavaş yavaş aklımda  “Bu böyle olmaz,” sözleri yankılamaya başlayacak ve ben artık sadece bu bohem yaşantıdan kurtulmaya çalışacaktım.</p>
<p>Bir yandan bunları yaşarken diğer yandan da aklımda hep yazı yazmak vardı. Çok uzun süredir yazı yazmamış ve Laf Ebesi’ni ihmal etmiştim. Elbette vicdan azabı çekiyordum ama bir türlü vakit bulamıyordum ya da hep araya başka şeyler (sınavlar!) giriyordu. Kendimi bu halden bir an önce arındıramazsam sınavda da başarı sağlayamazdım. Emindim. Kafamı dağıtmalıydım. Yazı yazamıyordum. Okumalıydım.</p>
<p>Çalışmalarım bittikten sonra okumaya başlıyordum. Bir gece elimde yine kitap, neredeyse sabah olmak üzereydi. Hava daha ağarmamıştı, haliyle ışıklarım açıktı. Annem bir an uyanmış ışığı görünce merak edip yanıma gelmiş. Kapım aniden açıldı. Annem uykunun da verdiği bir hırçınlıkla  “ne yapıyorsun bu saatte çıldırdın mı!?” diye kükredi. Elimde ise edebiyatçıların hayatlarını anlatan bir roman vardı ve Sait Faik’in yazmakla ilgili o meşhur sözünden bahsediyordu. Gece gece anneme, sanki anlayacakmış gibi  “Asıl, okumasam çıldıracaktım!” diye karşılık verdim. Annem afallamış ve sadece  “Tamam. Gecikme.” diyebilmiş ve kapıyı kapamıştı. O an şimşekler çakıyordu kafamda. Sadece okumakla olur muydu, olmazdı. Yazmam lazımdı. Ne yazarsam yazayım ama yazmalıydım. Mutlak suretle yazmalıydım.</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?a=tKkb7Psby0s:TOFRnYTCwog:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?a=tKkb7Psby0s:TOFRnYTCwog:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.lafebesi.org/?feed=rss2&amp;p=1626</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kadıköy</title>
		<link>http://www.lafebesi.org/?p=1612</link>
		<comments>http://www.lafebesi.org/?p=1612#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Mar 2012 14:43:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Boray Biçer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gözde Simge Salman]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.lafebesi.org/?p=1612</guid>
		<description><![CDATA[Boğucu bir sıcak vardı o öğlen Kadıköy’de. Kimi bulduğu gölgeye yayılmış, kimi de yana yakıla gölge bir yerler arıyordu bir soluk almak için. Bense kendimi bir kahvehaneye atıvermiş geleni geçeni izliyordum, elimde ince belli çay bardağıyla. Birden eskiye gitmişti aklım, etrafını izlerken. Nereden gelmişti aklıma bilinmez  “Bir Zamanların Kadıköy’ü” vardı aklımda. Nasıldı eski Kadıköy? Şimdiki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float:right; margin:0 0 10px 15px; width:240px;">
		<img src="http://www.lafebesi.org/wp-content/uploads/2012/03/gss_eskikadikoy.jpg" width="240" />
		</p><p>Boğucu bir sıcak vardı o öğlen Kadıköy’de. Kimi bulduğu gölgeye yayılmış, kimi de yana yakıla gölge bir yerler arıyordu bir soluk almak için. Bense kendimi bir kahvehaneye atıvermiş geleni geçeni izliyordum, elimde ince belli çay bardağıyla. Birden eskiye gitmişti aklım, etrafını izlerken. Nereden gelmişti aklıma bilinmez  “Bir Zamanların Kadıköy’ü” vardı aklımda.</p>
<p>Nasıldı eski Kadıköy? Şimdiki durumundan neyi farklıydı? Dillere destan, şiirlere ilham, gönüllere taht, her daim aşka gebe Kadıköy nasıl bir yerdi?  Ne edebiyatçılar gelmiş geçmişti sokaklarından. Ne aşklar yaşanmıştı mehtabında. İyisiyle kötüsüyle her zaman ayrı bir yerdi Kadıköy. İstanbul’dan ayrı düşünülemeyen ama İstanbul’u içine alan ayrı bir şehirdi sanki Kadıköy.</p>
<p>Osmanlı’nın son demlerini yaşadığı, milli mücadelenin henüz gizli saklı yürütülmeye çalışıldığı, İstanbul’unsa sanki Osmanlı’nın başkenti değil de ayrı bir devletmiş gibi varlığını sürdürdüğü dönemde, ayrı bir İstanbul ve İstanbul hayranı vardı.</p>
<p>Batı ilerideydi. Bu su götürmez bir gerçekti. Osmanlı ise çok geride kalmış, Batı’ya yetişmek için ıslahat üstüne ıslahat yapıyordu. Yaptığı ıslahatlar sindirilemeden padişah değişiyor, bu değişimle ıslahatlarda yineleniyordu. Kalıcılık sağlanamıyor, hep yüzeysel düzenlemeler yapılıyordu. Bu düzenlemeler genelde İstanbul’u ve çok dar bir bölgeyi kapsıyor, Anadolu ise yenilik hareketlerinden bihaber kendine zor yetiyordu. İşte böyle bir zamanda İstanbul, en güzel çağını yaşayan genç kızlar gibi parıldamaktaydı. Batı’ya dönük yaşam tarzıyla dikkatleri üstüne çekmiş, özellikle mütareke yıllarında bütün yurt karış karış işgal içindeyken İstanbul da bu durumdan payına düşeni fazlasıyla almıştı.</p>
<p>Bu dönemde yaşanan olaylardan bazıları da edebiyat alanındaydı. Batı’dan etkilenen yazarlarımızın etkisiyle edebiyatımız akım üstüne akım yaşıyordu. Edebiyatımız gelişiyor, yeni sanatçılar, yeni kalemler ortaya çıkıyordu. Edebiyat her alanda yenilik yaşıyordu. Tabii edebiyatçılar da boş durmuyor, toplanıp edebiyat sohbetleri yapıyorlardı. Bu sohbetlerin merkezi ise genelde Kadıköy oluyordu.</p>
<p>Ayrı bir yerdi edebiyatçılar için Kadıköy. Beyoğlu vazgeçilmezdi, evet. Hele Moda… Geceler Beyoğlu’nda, gezintiler Moda’da, şiirler de Kadıköy’de…</p>
<p>Yakup Kadri, Yahya Kemal, Faruk Nafiz, Şükûfe Nihal, Ahmet Rasim, Ahmet Haşim, Peyami Safa… Hepsi Kadıköy’e âşık, Kadıköy’le âşık sanatçılardı.</p>
<p>Nâzım Hikmet, Milli Mücadele için ailesine bile haber vermeden arkadaşı Vâlâ Nurettin’le birlikte Anadolu’ya kaçmadan önce az mı ilham almıştı Kadıköy’den, az mı âşık olmuştu o semtte? Ahmet Haşim, az mı koşmuştu her gün saat 18.00’de kalkan vapura Kadıköylü sevgilisi için.</p>
<p>Böyleydi işte eski Kadıköy. En zor zamanlarda bile insanı hayallere sürükleyen bambaşka bir diyardı.  Hicran Göze, Yahya Kemal için: “İstanbullu olmayan bir İstanbul şairi,” diyor.  Doğru da diyor. İstanbul’a, hatta her semtine ayrı ayrı âşıktı, Yahya Kemal. Kim değildi ki zaten.</p>
<p>Şimdi kaldırıp kafamı bakıyorum da etrafıma hayallerimden sıyrılıp, eksilen ne Kadıköy’den? Aslında pek de zor değil cevap: Kadıköy’e âşık birçok sanatçının unutulması normalken, Kadıköy’ün eski şatafatını korumasını nasıl bekleriz? Bakıyorum da kimse kafasını kaldırmıyor bile yürürken. Hayat dedikleri çıkmaza tıkılıp kalmış bir sürü insanla dolu şimdilerde Kadıköy. Kendisine eskisi gibi ilgi göstermedikleri için de küskün onlara. Aslında kafalarını kaldırıp bir baksalar etraflarına, ne kaçırdıklarının farkına varabilseler… Belki o zaman özlediğimiz eski Kadıköy yine o şatafatlı yüzünü gösterir.</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?a=waDbPpdVups:5GuiwnuBJGU:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?a=waDbPpdVups:5GuiwnuBJGU:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.lafebesi.org/?feed=rss2&amp;p=1612</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eski Bir Dosta Özür</title>
		<link>http://www.lafebesi.org/?p=1587</link>
		<comments>http://www.lafebesi.org/?p=1587#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Mar 2012 20:47:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Boray Biçer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gözde Simge Salman]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.lafebesi.org/?p=1587</guid>
		<description><![CDATA[Nasıl başlasam bilemiyorum sevgili dostum. Bana ne kadar kırgınsın, kızgınsın kestiremiyorum; lakin farkındayım her şeyin. Hissediyorum. Mürekkebin ne zaman kurudu senin? Ne zaman cümlemin ortasında bırakıverdin beni? Ne zaman yanımda olmadın ki? Bütün mutluluğumu, üzüntümü, sevincimi, suskunluğumu seninle anlattım, seninle anlatırken sana anlattım aynı zamanda. Karmakarışık anlarımda hep sen değil miydin beni düzlüğe çıkaran, sakinleştiren, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float:right; margin:0 0 10px 15px; width:240px;">
		<img src="http://www.lafebesi.org/wp-content/uploads/2012/03/eskidostaozur_gss.jpg" width="240" />
		</p><p>Nasıl başlasam bilemiyorum sevgili dostum. Bana ne kadar kırgınsın, kızgınsın kestiremiyorum; lakin farkındayım her şeyin. Hissediyorum.</p>
<p>Mürekkebin ne zaman kurudu senin? Ne zaman cümlemin ortasında bırakıverdin beni? Ne zaman yanımda olmadın ki? Bütün mutluluğumu, üzüntümü, sevincimi, suskunluğumu seninle anlattım, seninle anlatırken sana anlattım aynı zamanda. Karmakarışık anlarımda hep sen değil miydin beni düzlüğe çıkaran, sakinleştiren, dinginleştiren?</p>
<p>Dostum! Affet beni. İncittim seni, ihmal ettim. Bilemiyorum neden böyle yaptım ama aklımdaydın hep. Yazmak bir anda olmuyor biliyorsun. Belki de zamana ihtiyaç vardı. Seni elime alabilmem için dolup taşmam gerekiyordu belki de.</p>
<p>Söz, yapmayacağım bir daha. Zaten çok sıkıldım sen olmadan. Değerini daha iyi anladım. Kimse senin gibi değil. Sürekli sorgular tavırlar içindeler. Sürekli şikâyet… Sen öyle miydin hâlbuki? Sessiz sedasız dinlerdin beni. Sorgulamadan, yargılamadan… Sen ne kadar değerliymişsin benim için meğer ne kadar anlamlıymışsın, ne kadar hayat doluymuşsun hayatla bir bağın yokmuş gibi görünse de. Aslında hayat senin mürekkebinmiş. Senin yazdıklarınmış.</p>
<p>Meraklanma ama dostum, yokluğunda okudum. Çok okudum. İzledim. Düşündüm. Seninle paylaşamadım ama yine de aklımdan ne yazılar geçti bir bilsen. Ne cümleler kurdum, ne dizeler… Darılma bana, söz olmayacak bir daha…</p>
<p>Haklısın, nerede görülmüş kaleminin yazarına küstüğü. Olsun. Bilirim seni. Hassassındır. Kırılırsın. Söylemezsin bir şey, sessizliğinde saklıdır üzüntülerin, kırgınlıkların.  Sen hiç susma dostum. Hiç durma. Kurutma mürekkebini. Kimsenin konuşamadığı yerde sen belli et kendini. Ben mi ne yapacağım? Sen merak etme beni. Ben senin yazdıklarından hep sorumlu tutulacağım.</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?a=Dx_yy1HyL3I:wc_jrBQRNfM:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?a=Dx_yy1HyL3I:wc_jrBQRNfM:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.lafebesi.org/?feed=rss2&amp;p=1587</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kabuk Macerası</title>
		<link>http://www.lafebesi.org/?p=1563</link>
		<comments>http://www.lafebesi.org/?p=1563#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Feb 2012 23:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Boray Biçer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gözde Simge Salman]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.lafebesi.org/?p=1563</guid>
		<description><![CDATA[İnsan kendi iç dünyasında ne kadar da rahat aslında. Ne kadar kendisi gibi ve mutlu… Kabuğundan burnunu çıkarmaya korkar bazıları üzüleceğim diye. Haksız da değiller aslında zaman zaman. Başka zaman bu satırları yazıyor olsaydım “çık ve savaş&#8221; derdim o korkaklara ancak şu an anlıyorum ki benim de o korkaklardan bir farkım kalmamış aslında. Ne savaşmaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float:right; margin:0 0 10px 15px; width:240px;">
		<img src="http://www.lafebesi.org/wp-content/uploads/2012/02/gss_kabukmacerasi.jpg" width="240" />
		</p><p>İnsan kendi iç dünyasında ne kadar da rahat aslında. Ne kadar kendisi gibi ve mutlu… Kabuğundan burnunu çıkarmaya korkar bazıları üzüleceğim diye. Haksız da değiller aslında zaman zaman. Başka zaman bu satırları yazıyor olsaydım “çık ve savaş&#8221; derdim o korkaklara ancak şu an anlıyorum ki benim de o korkaklardan bir farkım kalmamış aslında. Ne savaşmaya ne de kabuğumdan burnumun ucunu bile çıkarmaya cesaretim var. Sadece cesaret değil aslında eksikliğim, gücüm de yok. Hayal kırıklıkları ile dolu bir hayat, insanı kendine saklamaktan başka bir şans vermiyor.</p>
<p>Hayat benim. Nasıl yaşayacağıma da benim karar vermem gerekmiyor mu? Teknikte; evet. Pratikte; hayır. İnsanlar bencil. Bu bencilliklerini sadece kendilerine “zarar vermek “ için değil, etraflarındaki insanlara da “zarar vermek” için kullandıkları oluyor; hayatınıza müdahale etmek gibi. Kendi istedikleri gibi kabuğundan çıkaracaklar seni, sonra tekrar istedikleri gibi geri “yollayacaklar” o kabuğa. Sonra nasıl bekleriz insanın kabuğuna dönüp mutlu olmasını, kaldığı yerden tekrar devam etmesini, hayatını noksansız sürdürmesini? Haksızlık olmuyor mu bu?</p>
<p>Eskiye geri dönmek isteyip de dönememesi, kendini toparlamaya çalışması, tekrar mutlu olmak için uğraşması yıpratmaz mı onu? Kaybettiği zamana ne demeli peki? Geriye sarabilir mi ki?</p>
<p>Böyle hafif karamsar(!) düşündüğümüzde kabuğundan çıkmanın ya da çıkarılmanın pek de iyi bir yanı yok gibi. Aslında sadece bundan ibaret değil: farkındalık, olgunluk, tecrübe, olaylara birkaç yönden bakabilme kabiliyeti, tahammül gücü, kabullenebilme… Bunların hepsi bir insanı “erdemli” yapmaya yeter bence.</p>
<p>Her kışın bir baharı vardır diyebiliriz aslında. Yalnız baharın ne zaman geleceğini, kışın ne kadar sert ve uzun geçeceğini kim bilebilir ki?</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?a=h5_xmHd4EQg:OLT2ZRaL2EI:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?a=h5_xmHd4EQg:OLT2ZRaL2EI:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.lafebesi.org/?feed=rss2&amp;p=1563</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kış Günleri</title>
		<link>http://www.lafebesi.org/?p=1543</link>
		<comments>http://www.lafebesi.org/?p=1543#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jan 2012 14:29:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Boray Biçer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nursel Alsan]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.lafebesi.org/?p=1543</guid>
		<description><![CDATA[Her bir kar tanesini melekler indirir derler ya, doğrudur. Çünkü her birinin ayrı bir görevi vardır yeryüzünde. Şu anda pencerenin önünde ayaklarımı uzatmış otururken gözlerimi gökyüzünden ayıramıyorum. Kar taneleri ahenkli bir şekilde dans ederek yeryüzüne iniyor ve çevreyi kaplayan beyaz yorgana bir kat daha atıyorlar. Sakin görünen gül şehrimize zemheri geldiğinden beridir gökyüzü kar taneleriyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float:right; margin:0 0 10px 15px; width:240px;">
		<img src="http://www.lafebesi.org/wp-content/uploads/2012/01/nalsankisgunleri.jpg" width="240" />
		</p><p>Her bir kar tanesini melekler indirir derler ya, doğrudur. Çünkü her birinin ayrı bir görevi vardır yeryüzünde.</p>
<p>Şu anda pencerenin önünde ayaklarımı uzatmış otururken gözlerimi gökyüzünden ayıramıyorum. Kar taneleri ahenkli bir şekilde dans ederek yeryüzüne iniyor ve çevreyi kaplayan beyaz yorgana bir kat daha atıyorlar. Sakin görünen gül şehrimize zemheri geldiğinden beridir gökyüzü kar taneleriyle süslendi. Bazı zamanlarda geçen geceki gibi tipi olduğunda evlerin eşiklerine kadar yükselen kardan dolayı -<em>hasta oluruz</em> korkusuna- kimse sokağa çıkamıyor. Dolayısıyla soğuktan dışarı çıkamayan insanların evlerinde sıcacık aile sohbetleri başlıyor. Zaman zaman evlerinde oturmaktan sıkılan insanlar kış akşamı sohbetlerine, konu-komşuya gidiyorlar.</p>
<p>Bu karlı havalarda insanların yapacağı birçok şey vardır: Bazıları Davras’a kayak yapmaya çıkar. Bazıları ise her zamanki gibi işiyle gücüyle ya da okuluyla uğraşır. Mesela annem şu anda temmuz ağustosta hiç durmadan kuruttuğu biber, fasulye ve patlıcanları kilerden çıkarmakla meşgul… Akşamüzeri hava kapanıp yerdeki karları buz tutturacak bir rüzgâr eserken dışarı çıkıp sıcak bir sahlepin dumanını tüttüre tüttüre içerek keyfini çıkaranlar da yok değil. Ama yine de birçoklarımız benim gibi evin arka bahçesine kardan adam yapıp sonra da kartopu oynamayı, akşam olunca da patlamış mısır yiyerek sıcacık bir çay yudumlamayı âdet edinmiş durumda&#8230;</p>
<p>Mamafih sabah kahvaltısını yaparken televizyondan ya da gazeteden haberlere şöyle bir göz attığınızda bu beyaz mı beyaz, soğuk mu soğuk örtünün vahşice zararlarını da görmezden gelmek mümkün olamaz sanıyorum. Yollardaki kayganlıktan dolayı kaza yapan araçlar, donarak can veren insanlar ya da hayvanlar&#8230; Bunları gördüğüm anda elimdeki ekmek boğazıma diziliyor, bakamıyorum.</p>
<p>Neyse&#8230; Şimdi dışarıda soğuktan tir tir titreyen, aynı zamanda “Açlıktan ölüyorum,” diye feryat edercesine miyavlayan kedimi içeri almam gerekiyor.</p>
<p>Sözün kısası sonbaharda ağaçların yaprak dökmesiyle uykuya hazırlanan tabiat, şimdi bembeyaz pelerinini giymiş uyumakta&#8230; Toprak ve onun altındaki tohumlar ise ilkbaharın rüyasını görüyorlar olsa gerek&#8230;</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?a=QDV4fN0hKng:E3MZ-_-cViY:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?a=QDV4fN0hKng:E3MZ-_-cViY:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.lafebesi.org/?feed=rss2&amp;p=1543</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Yıla Güzelleme</title>
		<link>http://www.lafebesi.org/?p=1508</link>
		<comments>http://www.lafebesi.org/?p=1508#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Jan 2012 17:02:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Boray Biçer</dc:creator>
				<category><![CDATA[İmge Kılınç]]></category>
		<category><![CDATA[gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.lafebesi.org/?p=1508</guid>
		<description><![CDATA[Elimde kahvem dışarıdaki beyazlığı izliyorum. Dağlar çok üşümüş olmalılar; omuzlarına beyaz bir kürk örtmüşler. İçim ürperiyor birden, kahvemi daha sıkı tutuyorum. Parmaklarımın arasından sıcaklık akıyor tüm bedenime. Gülümsüyorum sebepsiz. Adele’in “Someone Like You”su doluyor kulaklarıma. Dudaklarım gülümseyişi terk edip şarkıya eşlik etmeye başlıyor. Son bir yıldır yaşadıklarımı, yaşattıklarımı düşünüyorum bu soğuk ocak gecesinde. Kırgınlıklarım, mutluluklarım, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float:right; margin:0 0 10px 15px; width:240px;">
		<img src="http://www.lafebesi.org/wp-content/uploads/2012/01/imge_2012_kutlama.jpg" width="240" />
		</p><p><em>Elimde kahvem dışarıdaki beyazlığı izliyorum. Dağlar çok üşümüş olmalılar; omuzlarına beyaz bir kürk örtmüşler. İçim ürperiyor birden, kahvemi daha sıkı tutuyorum. Parmaklarımın arasından sıcaklık akıyor tüm bedenime. Gülümsüyorum sebepsiz. Adele’in “Someone Like You”su doluyor kulaklarıma. Dudaklarım gülümseyişi terk edip şarkıya eşlik etmeye başlıyor.</em></p>
<p>Son bir yıldır yaşadıklarımı, yaşattıklarımı düşünüyorum bu soğuk ocak gecesinde. Kırgınlıklarım, mutluluklarım, yaramazlıklarım, kahkahalarım, ağlamalarım yazılı 365 sayfayı birer birer çeviriyorum. Gözlerim, bakışlarım değiyor hayat dolu anlarıma. Yaşamdan kopardığım ne varsa sorguluyorum. Her şeyi ama her şeyi: çocukluk saflığı ve erginlik bilinciyle… Her şeyi, her bir anımı es geçiyorum da tükenmişliğime mıhlanıp kalıyorum, aynı zamanda tüketmişliğimle beraber. Bazı günler yağan yağmura bile küskünlüğüm artmış, bir kitabı bitirmeye gözüm korkmuş, bir filmi bitiremez olmuşum, uzun sürecek diye her şeyden korkmuş, tüm anlarımı tüketmişim faydasız. Bırakıp gitmelerinden korkup en sevdiklerimi uzaklaştırmış, sevgilerimi tüketmişim. Olmaz diye bakarak, yıllardır kurduğum, tuğlasına tuğla koyduğum hayallerimi yıkmış, tüketmişim. Tükettikçe tükenmiş, tükendikçe eksiklerin yerini boş bırakmışım.</p>
<p>Denenmemişleri denemişim.</p>
<p>Kendime haksızlık etme fırsatını kimseye vermemiş, sürekli taşlamış durmuşum kendimi.</p>
<p>Gidene ağlamışım, gelene hoş geldin deyip yer göstermeyi unutmuşum.</p>
<p>Her ayı, gelecek ayı düşleyerek geçirmişim.</p>
<p>Ne zaman birisine güvenerek hayatıma girmesini dilesem, o kişinin çok geçmeden hayatımdan çıktığına şahit olmuşum. Hiç bitmeyecek sandığım dostluklara tam sarılacakken aramızdaki o tarifsiz boşluğu, uzaklığı görmüşüm. Tüm zaaflarımı, yanlışlarımı doldurduğum kutuyu sık sık açıp kahrolmuşum. Belki de hep bana umut verecek yeni bir an beklemişim.</p>
<p>Kabul edin, ne çok hata yaptınız geçtiğimiz yıl:</p>
<p>En sevdiğinizi gönderdiniz, sevdiğinizi karşıladınız.</p>
<p>Kaç yaşında olursanız olun, her iyiliğe çocuk gibi sevinip, o iyiliği yapana sarılıp, sonra çocukluk ettim diyerek uzaklaştınız.</p>
<p>Öğrendiniz, öğrettiniz.</p>
<p>Denediniz, yanıldınız.</p>
<p>Ve çoğu zaman yalancıları kurtarıcı melek sanıp onların kanatlarına tutundunuz.</p>
<p>Bu yıl tüm küskünlüklerimi doldurdum bir çantaya, attım derin sulara o çantayı. İki yanımda umutlarım, iki yanımda mutluluklarım.</p>
<p>2011’e de çok minnettarım aslında, bana öğrenmem gereken birçok şeyi verdi zamanla.</p>
<p>Bu yıl incitmeyin hayatı.</p>
<p>Sarılın en sevdiğinize, en sıkısından.</p>
<p>Yalnızlığınıza da küsmeyin, arada sırada uğrayın yanına.</p>
<p>Sevin, gülün, umut edin.</p>
<p>Eğer ağlayarak öğrenmeniz gereken bir şeyler varsa o zaman ağlayın ama ipleri bırakmayın hiçbir zaman, bağlayın bileklerinize. Öyle çok sevin ki hayatı, siz ona sırtınızı dahi dönseniz o size daima gülümsesin. Bu yıl umut yılım, bu yıl başlangıç yılım.</p>
<p><em>Kar durmuş, kahvem soğumuş. Bunca şeyi düşünürken kim bilir kaç kez tekrarlamış Adele aynı sözcükleri… Ağzımda tatlı bir umut tadı… Dışarı buz gibi, içim sımsıcak, yeni bir yılda güzel bir uykuya dalıyorum. Yarın sabah güzel olacak.</em> <em>18 yaşım gibi, güzel, değerli, yaşanılası…</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?a=mQCZP6J-ZL8:YAd-RmB7zvg:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?a=mQCZP6J-ZL8:YAd-RmB7zvg:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.lafebesi.org/?feed=rss2&amp;p=1508</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yardımlaşmak</title>
		<link>http://www.lafebesi.org/?p=1488</link>
		<comments>http://www.lafebesi.org/?p=1488#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 15:23:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Boray Biçer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şeyma Ünsal]]></category>
		<category><![CDATA[etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[okulumuz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.lafebesi.org/?p=1488</guid>
		<description><![CDATA[Yaşamın bizlere sunduğu en güzel şeylerden biri yardımlaşmak… Sıcacık bir tebessüm, ağız dolusu dualar, güzel gözlerin hediyesi minnet dolu bakışlar; yapabildiğimiz en güzel şey, paylaşılan en güzel duygular… Gülkent Anadolu Lisesi, bunun bilinciyle dolup taşmış iç içe, sımsıkı… Başımızı yastığa koyduğumuzda her gece aç uyuyanlar kadar aç, üşüyenler kadar soğuk tenimiz. Her gün dirseklerimizi çürüttüğümüz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float:right; margin:0 0 10px 15px; width:240px;">
		<img src="http://www.lafebesi.org/wp-content/uploads/2012/01/gal_destek_2011_4.jpg" width="240" />
		</p><p>Yaşamın bizlere sunduğu en güzel şeylerden biri yardımlaşmak… Sıcacık bir tebessüm, ağız dolusu dualar, güzel gözlerin hediyesi minnet dolu bakışlar; yapabildiğimiz en güzel şey, paylaşılan en güzel duygular…</p>
<p>Gülkent Anadolu Lisesi, bunun bilinciyle dolup taşmış iç içe, sımsıkı… Başımızı yastığa koyduğumuzda her gece aç uyuyanlar kadar aç, üşüyenler kadar soğuk tenimiz. Her gün dirseklerimizi çürüttüğümüz o sıralarda bugün bambaşka şeyler düşlerimiz. Kısacık bir an için bıraktık kara kalemlerimizi, kapadık alın terimizle ıslanmış defterlerimizi. “Ne yapabiliriz.” dedik. Biz bugün onlar için, bir mahalle ötemizde aç uyuyan kardeşlerimize en güzel ne yapabiliriz?</p>
<p>Kocaman siyah poşetler aldık ellerimize. Herkesin gönlünden kopan ne varsa onu diledik ve bekledik. O kadar güzeldi ki gelenler: poşetlerce nohut, tuz, makarna, fasulye, salça ve daha birçok şey… Kimi fedakârca koymuş bugün de onlar yesin dediği çikolatayı… Kimi bugün de o ısınsın demiş, koymuş en güzel ceketini. Biz bugün gördük ki gönüllerinden kopmasını dilediklerimiz, arkadaşlarımızın avuçlarındaymış zaten… Yalnız bir çağrı bekliyorlarmış, belki de mahcup bir davet… Doldurduk torbalarımızı. Her şey koyduk içlerine ve unutmadık biraz da sevgiyi, birliği…</p>
<p>Ertesi gün toplandık her birbirimiz, sırtladık poşetlerden birini, bir ailenin mutluluğunu taşıdık ellerimizde metrelerce. Çaldık birer birer o içerisinde bambaşka hayat barındıran tahta kapıları. Çıplak ayaklı bir kız çocuğu açıyor bazen kapıyı, bazen de yaşlı engelli bir nine. Gülümsüyoruz ağız dolusu. Biz alacaklı değiliz diyoruz, verecekliyiz. En güzel duyguları getirdik size, yalnızlığınızı delmeye geldik veyahut hiç yalnız olmadığınızı göstermeye.</p>
<p>Her ev bir hikâye anlatıyor bize. Biraz buruk, biraz eksik… Güzel insanların onca şeye rağmen güzel yaşadıklarını anlatıyor gibi evin her tuğlası. Veriyoruz gönlümüzden kopardıklarımızı, kapatıyoruz kapıları birer birer.</p>
<p>Her evden biraz daha yüklü ayrılıyoruz aslında. Biraz kederleri biniyor omzumuza; ama en çok da o huzur, o tadına doyulmaz mutluluk. Küçük kara gözlü bir kızın bitmesin diye parça parça yediği çikolata oluyoruz. O gün evde pişen sıcacık çorba oluyoruz, bölünen bir dilim ekmek. Bir ninenin yatmadan önce ettiği dua oluveriyoruz, bir bardak çayda yudumlanan o dinginlik.</p>
<p>Yine gösteriyoruz kendimizi; kimseyi aç uyutmama çabamızla mutlu oluyoruz. Milyonda birini doyurmanın milyonluk mutluluğuyla doyuyoruz. Hayatta bilim kadar sevgiye de doyamadığımızı bir kez daha gösteriyoruz okul olarak.</p>
<p>Biz gönlümüzden kopanların  fazlasını binlerce kez geri alarak uyuyoruz. Bugün başımız yastıkta rahat, bugün güzel uyuyacağız. Peki ya yarın akşam? Kim bilir kimin hayatına ortak olacak düşlerimiz, kim bilir hangi yardımlarla dolacak hayallerimiz?</p>

<a href='http://www.lafebesi.org/?attachment_id=1490' title='gal_destek_2011_1'><img width="150" height="150" src="http://www.lafebesi.org/wp-content/uploads/2012/01/gal_destek_2011_1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="gal_destek_2011_1" title="gal_destek_2011_1" /></a>
<a href='http://www.lafebesi.org/?attachment_id=1491' title='gal_destek_2011_2'><img width="150" height="150" src="http://www.lafebesi.org/wp-content/uploads/2012/01/gal_destek_2011_2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="gal_destek_2011_2" title="gal_destek_2011_2" /></a>
<a href='http://www.lafebesi.org/?attachment_id=1492' title='gal_destek_2011_3'><img width="150" height="150" src="http://www.lafebesi.org/wp-content/uploads/2012/01/gal_destek_2011_3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="gal_destek_2011_3" title="gal_destek_2011_3" /></a>
<a href='http://www.lafebesi.org/?attachment_id=1493' title='gal_destek_2011_4'><img width="150" height="150" src="http://www.lafebesi.org/wp-content/uploads/2012/01/gal_destek_2011_4-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="gal_destek_2011_4" title="gal_destek_2011_4" /></a>
<a href='http://www.lafebesi.org/?attachment_id=1494' title='gal_destek_2011_5'><img width="150" height="150" src="http://www.lafebesi.org/wp-content/uploads/2012/01/gal_destek_2011_5-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="gal_destek_2011_5" title="gal_destek_2011_5" /></a>
<a href='http://www.lafebesi.org/?attachment_id=1495' title='gal_destek_2011_6'><img width="150" height="150" src="http://www.lafebesi.org/wp-content/uploads/2012/01/gal_destek_2011_6-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="gal_destek_2011_6" title="gal_destek_2011_6" /></a>

<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?a=vVEpkmaUjkU:1sKLMUdyhz4:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?a=vVEpkmaUjkU:1sKLMUdyhz4:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.lafebesi.org/?feed=rss2&amp;p=1488</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Naming of Cats</title>
		<link>http://www.lafebesi.org/?p=1451</link>
		<comments>http://www.lafebesi.org/?p=1451#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Dec 2011 16:00:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Boray Biçer</dc:creator>
				<category><![CDATA[Boray Biçer]]></category>
		<category><![CDATA[çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[thomas stearn eliot]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.lafebesi.org/?p=1451</guid>
		<description />
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float:right; margin:0 0 10px 15px; width:240px;">
		<img src="http://www.lafebesi.org/wp-content/uploads/2011/12/t_s_eliot_cats.jpg" width="240" />
		</p><div id="tabs-9" class="shortcode-tabs default"><ul class="tab_titles">
<li class="nav-tab"><a href="#tab-1">The Naming of Cats</a></li>
<li class="nav-tab"><a href="#tab-2">Kedilerin Adlandırılması</a></li>
</ul>

<div class="tab tab-the-naming-of-cats"></p>
<p><strong>The Naming of Cats</strong></p>
<p>The Naming of Cats is a difficult matter,<br />
It isn&#8217;t just one of your holiday games;<br />
You may think at first I&#8217;m as mad as a hatter<br />
When I tell you, a cat must have three different names.<br />
First of all, there&#8217;s the name that the family use daily,<br />
Such as Peter, Augustus, Alonzo, or James,<br />
Such as Victor or Jonathon, George or Bill Bailey –<br />
All of them sensible everyday names.<br />
There are fancier names if you think they sound sweeter,<br />
Some for gentlemen, some for the dames:<br />
Such as Plato, Admetus, Electra, Demeter-<br />
But all of them sensible everyday names.<br />
But I tell you, a cat needs a name that&#8217;s particular,<br />
A name that&#8217;s peculiar, and more dignified,<br />
Else how can he keep up his tail perpendicular,<br />
Or spread out his whiskers, or cherish his pride?<br />
Of names of this kind, I can give you a quorum,<br />
Such as Munkustrap, Quaxo, or Coricopat,<br />
Such as Bombalurina, or else Jellylorum-<br />
Names that never belong to more than one cat.<br />
But above and beyond there&#8217;s still one name left over,<br />
And that is the name that you never will guess;<br />
The name that no human research can discover-<br />
But THE CAT HIMSELF KNOWS, and will never confess.<br />
When you notice a cat in profound meditation,<br />
The reason, I tell you, is always the same:<br />
His mind is engaged in a rapt contemplation<br />
Of the thought, of the thought, of the thought of his name:<br />
His ineffable effable<br />
Effanineffable<br />
Deep and inscrutable singular Name.</p>
<p>T. S. ELIOT</p>
<p></div><!--/.tab-->
<div class="tab tab-kedilerin-adlandirilmasi"></p>
<p><strong>Kedilerin Adlandırılması</strong></p>
<p>Kedilerin Adlandırılması zor bir iştir,<br />
Tatildeki eğlendirici oyunlarınıza benzemez;<br />
Belki, başta, bir zırdeli gibi kafayı üşütmüş dersiniz<br />
Fakat size derim ki, bir kedi üç farklı ada sahiptir.<br />
Bunlardan ilki, her gün kullandıkları aile adlarıdır,<br />
Peter, Augustus, Alonzo veya James gibi bir şeydir,<br />
Victor veya Jonathon, George veya Bill Bailey de olabilir,<br />
Bütün bunlar kedilerin makul günlük isimleridir.<br />
Bir de kediseverlerin düşkün oldukları, tatlı seslenişlerinden<br />
Anlaşılan adlar vardır, bir centilmene, bir leydiye yakışır:<br />
Platon, Admetus, Elektra, Demeter gibi şeylerdir.<br />
Gel gör ki bunlar da kedilerin makul günlük isimleridir.<br />
Size derim ki, bir kedi özel ve olağandışı bir ada ihtiyaç duyar,<br />
Çok tuhaf, garip, anlaşılmaz ve fazlasıyla ağırbaşlı bir ad,<br />
Çünkü, başka türlü kuyruğunu nasıl dik tutabilir ki,<br />
Nasıl bıyıklarını burar ya da yüksekten bakar başkalarına?<br />
Bu tür kibarların adları, size yeterli örnek verebilirim,<br />
Munkustrap, Quaxo, Coricopat, Bombalurina,<br />
Jellylorum veya bunlara benzer bir şeydir,<br />
Bunlar bir kediye ad olmaktan başka işe yaramazlar.<br />
Fakat kediler hâlâ, bütün bunlardan başka bir adla dolaşırlar,<br />
Bu öyle bir addır ki asla tahmin bile edemeyeceksiniz,<br />
Bir ad ki araştırmayla bulamaz, keşfedemez onu insanoğlu,<br />
YALNIZ KEDİNİN KENDİSİ BİLİR, ve asla açıklamaz,<br />
Bir kedi derin meditasyondayken dikkat ederseniz,<br />
Size derim ki, nedeni her zaman aynı şeydir:<br />
Onun zihni derin bir düşünceye dalmıştır,<br />
Düşündüğü, düşündüğü, düşündüğü kendi adıdır:<br />
Ineffable effable<br />
Effanineffable<br />
Derin ve anlaşılmaz, esrarengiz, çok özel bir Addır.</p>
<p></div><!--/.tab-->
<p><span style="font-size: small;">
<div class="fix"></div><!--/.fix-->
</div><!--/.tabs--></span></p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?a=uNMR1Yes5ww:1D1LIXvYf2I:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?a=uNMR1Yes5ww:1D1LIXvYf2I:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/lafebesi?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.lafebesi.org/?feed=rss2&amp;p=1451</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	<copyright>Laf Ebesi (c) 2011</copyright><media:rating>nonadult</media:rating></channel>
</rss>

