<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0">

<channel>
	<title>Sert Çocukların Yeri</title>
	
	<link>http://www.limonsuz.com</link>
	<description>Eğer çayı limonsuz içebileceksen sen de katıl bize</description>
	<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 08:44:29 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.7</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/limonsuz" /><feedburner:info uri="limonsuz" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><item>
		<title>Kısa Film Örnek Senaryoları - Michael Corleone - Dönüş Yolculuğu</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/limonsuz/~3/wchjFmkhprE/kisa-film-ornek-senaryolari-michael-corleone-donus-yolculugu-614.html</link>
		<comments>http://www.limonsuz.com/kisa-film-ornek-senaryolari-michael-corleone-donus-yolculugu-614.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 08:42:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>osmancik</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ah Eski Günler]]></category>

		<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>

		<category><![CDATA[Limonsuz]]></category>

		<category><![CDATA[İnsana Dair]]></category>

		<category><![CDATA[hayat kısa]]></category>

		<category><![CDATA[Kısa Film]]></category>

		<category><![CDATA[kısa film senaryosu]]></category>

		<category><![CDATA[ölüm]]></category>

		<category><![CDATA[sinopsis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.limonsuz.com/?p=614</guid>
		<description><![CDATA[Kısa Film Örnek Senaryoları - Michael Corleone
Dönüş Yolculuğu

Yönetmen : İhsan YEŞİLOĞLU
Senaryo : İhsan YEŞİLOĞLU / 2001

Sinopsis

Evrenin sonsuz boşluğunu ve zamanın sürükleyiciliğini anladığımızda; insan hayatının ne kadar kısa ve sıradan olduğunu farkına varırız. Bunu düşünmek kaygılarımızı arttırır ve sürekli hazırlık yapmak için kendimizi zorlarız. Oysaki bu boşuna bir çabadır. Kaçınılmaz son bizi hiç bitmeyecek sandığımız yaşamın her hangi bir anında sakladığımız delikte bulacak ve öpücüğünü anlımıza konduracaktır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kısa Film Örnek Senaryoları - Michael Corleone<br />
Dönüş Yolculuğu</strong></p>
<p><strong>Yönetmen : İhsan YEŞİLOĞLU<br />
Senaryo : İhsan YEŞİLOĞLU / 2001</strong></p>
<p><strong>Sinopsis</strong></p>
<p>Evrenin sonsuz boşluğunu ve zamanın sürükleyiciliğini anladığımızda; insan hayatının ne kadar kısa ve sıradan olduğunu farkına varırız. Bunu düşünmek kaygılarımızı arttırır ve sürekli hazırlık yapmak için kendimizi zorlarız. Oysaki bu boşuna bir çabadır. Kaçınılmaz son bizi hiç bitmeyecek sandığımız yaşamın her hangi bir anında sakladığımız delikte bulacak ve öpücüğünü anlımıza konduracaktır.<br />
Bu düşünceden yola çıkarak film dönüş yolculuğuna hazırlanan bir insanın, kendi hayatı sayılabilecek aktüel yaşam görüntüleriyle birlikte, törensel bir hazırlık yaparak ( bu kesinlikle iş toplantısına gidecek bir insanın giyinmesi biçiminde sunularak ) bekleyişidir. Bu bir “Dönüş Yolculuğu”dur. Yolculuk doğduğumuz anda başlar ve bütün hayatımız boyunca sürer. Sonunda vardığımız yer başladığımız yerin aynıdır. Ama artık her şey değişmiştir ve artık yeni bir “Dönüş Yolculuğu”na hazırdır…</p>
<p>Sahne - 1 Salon İç Görüntü aynada dönen çarkla döner.Bir süre sonra dönen çark adamın yüzü olur. Kamera açıldığında adamın bir boy aynasının karşısında olduğunu görürüz. Adamın üzerinde sadece şort vardır. Adam kameraya doğru yürür. Bir yükseltinin üzerinde duran beyaz gömleği eline alır.<br />
Sahne - 2 Dış / Gün Bir tren hızla kameranın yanından geçer. Vagon görüntüsü , trenin tekerleri , raylar arasından giden tren .<br />
Sahne - 3 Vagon İç / Gün Kameranın gözüyle vagonun içine yürüyüp aydınlığa çıktı.<br />
Sahne - 4 Salon İç / Gün Adam gömleği giymiş son düzeltmeleri yapmaktadır . Bir süre sonra masanın yanına gelir, üstünde duran lacivert kumaş pantolonu eline alır.<br />
Sahne - 5 Dış / Gün Haydarpaşa’nın dıştan hareketli görüntüsü.<br />
Sahne - 6 İç / Gün Ardı ardına ilginç kız ve erkek yüzleri.<br />
Sahne - 7 İç / Gün Boş bir odada Sehpanın üzerindeki çevirmeli telefon çalmaktadır.<br />
Sahne - 8 Sokak Dış / Gün Küçük bir kız çocuğu koşarak geçer.<br />
Sahne - 9 Salon İç Adam pantolonunu giymiştir.Kemerini son deliğine takıp ilikler . Sonra sehpanın üstünde duran siyah kravata doğru ilerleyip , kravatı eline alır.<br />
Sahne - 10 İç / Gün Telefon çalmaya devam etmektedir.Genç kız gidip telefonu açar. Telefonun sehpasının yanındaki koltuğa oturur. Telefonda bir adam sesi sürekli konuşur kız hiç cevap vermeden o sesi dinlemektedir.<br />
Sahne - 11 Sokak Dış / Gün Bir erkek çocuk koşarak kaldırımda duran tartının üzerine basıp geçer. Tartının başındaki adam kızgın bir şekilde çocuğu takip eder. Yakalayıp tokat atar. Çocuk yere yıkılır. Korkulu gözlerle adama bakar.<br />
Sahne - 12 İç / Gün Kız telefon elinde hala dinlemekte , adamsa konuşmaktadır. Kızın etrafında yüzleri beyaza boyalı bir kız ve bir erkek dans etmektedir.<br />
Sahne - 13 Sokaklar Dış / Gün Çeşitli insan görüntüleri. ( Aktüel ) ( Şehirle bütünleşmiş olarak )<br />
Sahne - 14 İç / Gün Adam kravatı takmış eliyle düzeltmektedir.Sonra yürüyüp ayakkabı ve çorapların olduğu yükseltinin yanına gelir.<br />
Sahne - 15 İç / Gün Kız, adam konuşurken telefonu kapatır.<br />
Sahne - 16 Telefon Kulübesi Dış / Gün Adam telefon elinde kalır. (fonda kapalı telefon sesi)<br />
Sahne - 17 Salon İç / Gün Adam çorapları ve ayakkabıları giymiş bağlarken görürüz. Yerinden kalkıp ilerler askılıkta asılı duran ceketi eline alır.<br />
Sahne - 18 Kır Dış / Gün Anne ve babasının elinden tutmuş küçük bir erkek çocuğunun somurtkan yüzüne yaklaşır kamera.<br />
Sahne - 19 Yol Dış / Gün Birbiri ardınca geçen şehirler arası otobüs görüntüleri.<br />
Sahne - 20 Kır Dış / Gün Güneşe doğru koşan 12-13 yaşlarında erkek çocuğu . genel, yakın, genel (çekimler)<br />
Sahne - 21 Salon İç / Gün Kamera genç kız ve erkeğin öpüşmelerinden açılır. Onların çevresinde halka olup dönen kalabalık.<br />
Sahne - 22 Dış / Gün Çeşitli sokak yüzleri, sigara içen orta yaşlı adamlar, yaşlı kadın ve erkek yüzleri Acılı, telaşlı, somurtkan, gülen.<br />
Sahne - 23 Salon İç Adam ceketi giymiştir. İlerleyip ortada duran koltuğa oturur.<br />
Sahne - 24 İç Çalışan saatler . ( bütün saatler aynı zamanı gösterecekler )<br />
Sahne - 25 İç Yüzler ( sahne 6′daki yüzler )<br />
Sahne - 26 Dış Geçen otobüsler.<br />
Sahne - 27 İç Dönen çark durur.<br />
Sahne - 28 Yol Dış Kamera Boş yolda hızla ilerlerken aniden durur.<br />
Sahne - 29 İç Sahne 23′deki saatlerin hepsi aynı anda durmuştur.<br />
Sahne - 30 Salon İç Koltukta oturan adam çok yaşlanmış halde görürüz . Kamera yakına Şaryoyla yaklaşır. Kamera göz yakınına geldiğinde adam gözlerini kapatır.<br />
Sahne - 31 İç Vitrin mankenleri hareketlenir.<br />
Sahne - 32 İç Adamın genç haliyle arkadan görürüz. Koltukta oturmaktadır. Yerinden doğrulup boşlukta kaybolur.</p>
<p>Kayıtlı</p>
<p>——————————————————————————–<br />
Yeryüzünde bulunan tüm insanların sırları vardır. Ölülerin bile………</p>

<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/hhSPaIIaQ_etlqK3GvMRiTej_3I/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/hhSPaIIaQ_etlqK3GvMRiTej_3I/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/hhSPaIIaQ_etlqK3GvMRiTej_3I/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/hhSPaIIaQ_etlqK3GvMRiTej_3I/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/limonsuz/~4/wchjFmkhprE" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.limonsuz.com/kisa-film-ornek-senaryolari-michael-corleone-donus-yolculugu-614.html/feed</wfw:commentRss>
		<feedburner:origLink>http://www.limonsuz.com/kisa-film-ornek-senaryolari-michael-corleone-donus-yolculugu-614.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Avatar’ın Gizledikleri</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/limonsuz/~3/f9Sk8VfIoaw/avatar%e2%80%99in-gizledikleri-612.html</link>
		<comments>http://www.limonsuz.com/avatar%e2%80%99in-gizledikleri-612.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 14:36:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>

		<category><![CDATA[Limonsuz]]></category>

		<category><![CDATA[Limonu Sevenlere]]></category>

		<category><![CDATA[Batı]]></category>

		<category><![CDATA[sanat]]></category>

		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<category><![CDATA[Toplum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.limonsuz.com/?p=612</guid>
		<description><![CDATA[Pahalı  yapımların tüccar yönetmeni James Cameron’un son filmi “Avatar” birkaç açıdan ülkemizde coşkuyla karşılandı. Batıdan başka kültür dünyası  tanımayan, doğuyu da batının anlattığı  kadarıyla bilen bildik yazar ve sinema eleştirmenleri tarafından, film, ABD’yi “hardcore” eleştirme cesaretini gösterdiği iddiasıyla yere göğe konulamadı. Dindar diye bilinen kimi yazarlar tarafındansa, “Fil Sûresi” örnek gösterilerek, gözünü kan ve para bürümüş batılı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/201010_derin_dusunce_org_avatar.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-8120" title="201010_derin_dusunce_org_avatar" src="http://www.derindusunce.org/wp-content/uploads/2010/01/201010_derin_dusunce_org_avatar.jpg" alt="" width="221" height="294" /></a>Pahalı  yapımların tüccar yönetmeni James Cameron’un son filmi “Avatar” birkaç açıdan ülkemizde coşkuyla karşılandı. Batıdan başka kültür dünyası  tanımayan, doğuyu da batının anlattığı  kadarıyla bilen bildik yazar ve sinema eleştirmenleri tarafından, film, ABD’yi “hardcore” eleştirme cesaretini gösterdiği iddiasıyla yere göğe konulamadı. Dindar diye bilinen kimi yazarlar tarafındansa, “Fil Sûresi” örnek gösterilerek, gözünü kan ve para bürümüş batılı beyaz adama, tanrının tokadını vurduran bir film olarak kutsandı Avatar. Hatta film, kimi gazetelerde sinemanın dinle, tasavvufla ilişkisinde bir milat olarak değer gördü.</p>
<p>Peki, filmle ilgili hakikat böyle midir? Avatar bize Batı  hakkında, Doğu hakkında ne söyler? Daha da önemlisi söylediklerini nasıl söyler? Avatar’ı büyük bir coşkuyla karşılayan kesimin tam tersi şekilde, ben, filmi bildik Hollywood sömürülerinden yeni bir tanesi olarak değerlendiriyorum. Bu sömürünün gerçekleşme biçimiyle, Batının Doğuya ait “ezelî hikmet” geleneklerini sömürme biçimi arasındaki benzerlik filmi ele almamızın çıkış noktası olabilir.</p>
<p>Batıdaki new age akımları, Hinduizm, Budizm, Taoizm gibi dinleri ve İslam tasavvufunun kimi büyük mutasavvıflarının yazdıklarını, özünden, ezelî hikmet geleneğinden soyarak nasıl tanrısız bir mistisizmin sportif faaliyeti haline getirerek bozunuma uğratıyorsa; filmin, dinsel geleneklerin mistik yorumlarına yaptığı da budur. Tersine döndürülen ve en önemli yerinde kesilen bir varlık zinciri ile aslında tüm yolların tanrıya çıktığı bir gelenek, tüm yolların doğanın içinde kaybolduğu ve tanrının bizzat doğa haline dönüştüğü panteist bir paganizme döndürülüyor. Na’vi halkı ile ormanın ve ormanda yaşayan her canlının ilişkisi, bu tür bir paganizmin dışavurumu olarak yansıyor sinema perdesine.</p>
<p>Hollywood’un mistik geleneklerle ilk defa bu tür bir ilişki kurmadığını bilenler için, Avatar tipi filmlerde, bu tür unsurların, büyük oranda sömürü ve fantezi amaçlı kullanıldığını tahmin etmek pek de zor değildir. Zira Hollywood filmlerinin mistisizmi ele alış biçimi, bir taraftan bin bir gece hikâyelerine benzer bir fantezi ortamı yaratıp izleyiciyi kendine bağlama, diğer taraftan da dinlerin modern toplum için en “tehlikeli” yönlerini kırpıp onları ehlileştirilmiş bir uyuşturucu olarak yeniden kullanıma sokma amacı taşır. Form ile özün birbirinin içine geçen ve birbiriyle ayrılmaz bir bağ içinde olduğu bir mistisizm değil; formun, içindeki özle irtibatını yitirdiği ve tek başına ortalıkta kalakaldığı, öylece kalakaldığı için de başka bir öze hizmet ettiği bir mistisizmdir söz konusu olan. Avatar’da bu yeni öz, new age dinlerin hemen tümünde görünen pagan unsurlar taşır.</p>
<p>Avatar, aslında animasyon filmlerin büyük yönetmeni Miyazaki’nin filmlerinin dejenere edilmiş  bir versiyonu olarak dikkat çekiyor. Miyazaki’nin, vakıf olduğu gelenek bilgisi sebebiyle her filminde derinleştirdiği bakışı, Cameron’da basit bir çocuk masalı haline dönüşmüş halde. Bu noktada filmin biçimi ile anlatmak istediği şey arasındaki hayati bağı göz ardı etmemek gerekli. Na’vilerin ve onların yaşadıkları ormanın, büyük çoğunluğu bilgisayar ortamında yaratılmış görüntüleri ile Batı insanının Doğunun mistik geleneklerine bakışı arasındaki ilişkiyi çözümlemek önem kazanıyor. Dinsel veya mistik gelenekler, ancak ayağı yerden keserse, bir sos haline getirilip parlak renkler kuşanırsa, bir fantezi diyarından haber verirse “ezildikleri zaman üzülmek gereken ” unsurlar olarak dikkat kazanma hakkı kazanırlar. Eğer gerçekseniz, fantastik bir dünyaya, parlak, bambaşka ve Batı insanına şehvetini karşılayacak imkânı sağlayacak bir hayata sahip değilseniz, yeterince “egzotik” de değilsiniz demektir. Egzotikleştirme, özellikle Hollywood sinemasının uyuşturma ve çarpıtma mekanizmalarından en önemlisi olarak, Avatar’da da en önemli unsur olarak dikkat çekiyor. Eğer Na’vilerin yaşadığı orman, cennet misali bir yer olmasaydı, insanın hayal gücünü zorlayan (çoğu da Miyazaki’den aparma) güzelliklerin olduğu o ormanda yaşayanlar Na’viler gibi kendi halinde yaşayan iddiasız varlıklar olmasalardı, muhtemelen sempati ve empati mekanizması bu derece işlemeyecekti.</p>
<p>Filmin, ABD’nin bugün dünyada yaptıklarını en sert şekilde eleştirdiğini düşünenlere, Na’vilerin direnişini başlatanların da, Pandora gezegenine gelen beyaz adamların içindeki “bilim adamı” sınıfı olduğunu hatırlatmakta yarar görüyorum. Afganistan’ı, Vietnam’ı “kurtaran” Rambo’nun yaptıklarından çok farkı olmayan bu tutumun ülkemizdeki kimi yazar-çizer tarafından bu derece sorgusuz sualsiz kabul görmesini doğrusu hayretle karşılıyorum. Sorun yapının kendisinde değil, sistemin içindeki hırslı bir takım liderlerdedir; Bush yerine Obama’yı getirirsiniz, öte tarafa da birkaç Rambo salar işi çözersiniz. Böylece dünya da, Pandora da güllük gülistanlık bir yer haline dönüşüverir!</p>
<p>Avatar’da, mistik geleneklerdeki varlık hiyerarşisi ile veya İslam tasavvufunda, “ayân-ı sabite” kavramı ile ilişkilendirilebilecek bazı bölümler var. Jake ile avatarı arasındaki ilişki böyle bir ilişki. Ama bu ilişkide “ayân-ı sabite”nin kontrolünün beyaz adam elinde (bir başka yaratılan) olduğunu gözden kaçırmayalım. Artık tüm varlıkların yaratıcısı olan ve ancak hiyerarşinin tepesinde O olunca anlam kazanan bir varlık âlemi yok, her varlığın birbiriyle ilişkide olduğu ama bunların üst uzamlarının da kendi içinde bulunduğu bir doğa-varlık ilişkisi vardır. Bazı yazarların, Na’vilerin kutsal yeri yok olmak üzereyken, işgalcilerin devasa canlılar tarafından yok edilmesini Fil Sûresi’nde Kâbe’yi yıkmak isteyenlerin başına gelenlere benzetmesi dikkate değer bir benzetmedir. Ancak, ben bu benzetmenin bir tanrıyı imlemediğini ve birbirleriyle sıra dışı ilişkileri olan varlıkların olduğu bir dünyanın kendini koruması olduğunu düşünüyorum. Bu da “makbul mistisizmin” tüm unsurlarının korunması demektir. Maji, büyü, pagan ayinler ve bunlar gibi birçok fantastik unsurun egzotikleştirdiği ve bu yüzden empatimize mazhar olan Pandora ile egzotize edilebilmek şöyle dursun, bir an önce tüm inançlarıyla silinmesi gereken mesela bir Filistin’i, mesela bir Irak’ı, bir Afganistan’ı benzeştirmek olsa olsa Hollywood mekanizmasını hiç bilmemek demektir.</p>
<p>Hollywood’un özel efekt bombardımanlı ve artık tamamen bilgisayarlarda üretilen devasa bütçeli bu tip filmleri, gerçeklikle ilişki kurulmak amaçlı olması bir yana, sinematografisinin bütün öğeleriyle gerçeklikten tamamen koparak fantastik bir dünyaya adım atmanın araçlarıdırlar. Din, mistisizm ancak bir makyaj olarak kalmayı garanti ediyor ve iyi bir seyirci kitlesi vaat ediyorsa uygun dozlarda “light versiyonlarıyla” kullanıma sokulur. Zira dinin “hard” versiyonları ancak terör filmlerinde ABD’nin teröre karşı mücadelesinin haklandırma mekanizması olarak işlev görürler.</p>
<p>Peki light versiyon da olsa, paganizm çağrıştırmalı da olsa mistik bir dinleri olan barışçı bir halkı yok etmeye gitmiş  “beyaz adamın” gaddarlığını  ortaya koyması açısından hiç mi takdir edilecek yönü yoktur Avatar’ın? Güzel görüntülü bir çizgi film izleme keyfi vermesi harici, evet hiç yoktur! Zira Avatar, bilinçaltımıza, “beyaz adam”a direnme “hakkı olan” insan versiyonunu kazıtmasıyla; işgali ve şiddeti tekil bir sapıklığa ve hırsa indirgemesiyle; dinin ve mistisizmin makbul şekilleri üzerine yaptığı bir imaj çalışmasıyla hiç de masum bir pozisyonda durmuyor. Bırakın yazının başında filmi coşkuyla karşılayan kimi yazarların iddialarını karşılamayı, o iddiaların tam da tersinin dayatıldığı bir film olarak Avatar Hollywood’un sıradan fantezi filmlerinden birisi olmanın ötesinde olumlu bir anlam atfedilmeyi hak etmiyor bence.</p>
<p><a href="http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/">http://www.derindusunce.org/2010/01/08/avatarin-gizledikleri/</a></p>

<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/m5zvJgcsV0h0ewUYPBV9UQlIV_E/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/m5zvJgcsV0h0ewUYPBV9UQlIV_E/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/m5zvJgcsV0h0ewUYPBV9UQlIV_E/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/m5zvJgcsV0h0ewUYPBV9UQlIV_E/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/limonsuz/~4/f9Sk8VfIoaw" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.limonsuz.com/avatar%e2%80%99in-gizledikleri-612.html/feed</wfw:commentRss>
		<feedburner:origLink>http://www.limonsuz.com/avatar%e2%80%99in-gizledikleri-612.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Derin Tepkisizlik - Özlem Yağız (Derin Düşünce)</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/limonsuz/~3/Ud9EyzzrYeY/derin-tepkisizlik-ozlem-yagiz-derin-dusunce-609.html</link>
		<comments>http://www.limonsuz.com/derin-tepkisizlik-ozlem-yagiz-derin-dusunce-609.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jan 2010 14:32:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ah Eski Günler]]></category>

		<category><![CDATA[Limonu Sevenlere]]></category>

		<category><![CDATA[Türkiye'yi Okumak]]></category>

		<category><![CDATA[İnsana Dair]]></category>

		<category><![CDATA[darbe]]></category>

		<category><![CDATA[insan]]></category>

		<category><![CDATA[modernleşme]]></category>

		<category><![CDATA[özlem yağız]]></category>

		<category><![CDATA[tepki]]></category>

		<category><![CDATA[tepkisizlik]]></category>

		<category><![CDATA[vicdan]]></category>

		<category><![CDATA[yazarın hakkı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.limonsuz.com/?p=609</guid>
		<description><![CDATA[Belki postmodern zamanların en ilgi çekici tartışma konularından biridir tarihin sonu ya da  tarih ötesi ile ilgili bir şeyler söylemek. Var olageldiğimiz alemde önümüzü görebilmek, bir anlam aramak ve kaderine dair bir şeyler tasavvur edebilmek en büyük ihtiyaç. Adeta insan olmanın gereği.
Neden varım, ne olacağım, bütün bu acıları neden yaşıyorum ya da yaşayanların acılarını neden seyretmek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Belki postmodern zamanların en ilgi çekici tartışma konularından biridir tarihin sonu ya da  tarih ötesi ile ilgili bir şeyler söylemek. Var olageldiğimiz alemde önümüzü görebilmek, bir anlam aramak ve kaderine dair bir şeyler tasavvur edebilmek en büyük ihtiyaç. Adeta insan olmanın gereği.</p>
<p>Neden varım, ne olacağım, bütün bu acıları neden yaşıyorum ya da yaşayanların acılarını neden seyretmek zorundayım, daha az acılı daha iyi bir dünya mümkün mü? Adalet denilen şey bu dünyada hayat bulabilir mi? İnsana ait sorular bunlar. Hep sorulmuş, sanat, din, felsefe ve ahlak hep bu sorulara bir cevap aramış. Belki modern zamanların ilk ve en büyük tahribatı bu anlam arayışına karşı verdiği cevaplardır. Anlam aramanın anlamsızlığı, anlamsızlıktan bir yaşam felsefesi türetmek. Hikmet kavramının bilgiye dönüşmesi, bilginin ise ansiklopedik veriler yığınına, çağın inkar edilemez bir gerçeği. Hakikat kelimesinin yerini ise gerçek kelimesinin soğuk tokatının alması zihinlerdeki ikinci büyük yıkım.</p>
<p>-Varoluşumuzun hakikati nedir?</p>
<p>-Gerçek şu ki dostum bunu hiçbir zaman bilemeyeceğin bir belirsizlikler evreninde yaşıyorsun.</p>
<p>Hakikat arayışı uyanık, tahayyül eden, soru soran bir zihne ait. Gerçek ise sadece ve sadece içinde yaşadığı somut dünyanın verilerine inanan bir nevi kısırlaştırma aracı. Gerçek kelimesinin makasını aldığın zaman eline artık hayal dünyan, geleceğe ait bir şeyler üretebilme yetin ve en önemlisi bir başka dünyanın olabilirliğine dair inancın ölüyor. Belki de bu yüzden artık dinler nasıl kolu kanadı kesilmiş, budanmış bir tür şizofreniden kurtuluş tutamağına dönüştüyse hayatımızda, sanat da tek tek ilham kaynaklarını kaybediyor ya bir çığlığa ya da konfor arayışına dönüşüyor. Bir zamanların insanları ihtişamlı mimari eserler bırakırken yeryüzüne bugün en övündüğümüz yapılar dev alış veriş tapınakları ve gökdelen boyları. Şiir ve edebiyat ise gitgide acıların yanı sıra içerisinde bir ümit ve dirence dair sözü de taşıyan yüzünü yitirmiş, sadece acının ve ümitsizliğin anlatısına dönüşmeye başlamış durumda. İnsana ait hakikatler, bu anlatılarda en kötü, en kirli, en karanlık yanlarımızı kurcalayan birer mazoşist haz aracı.</p>
<p>İnancın ölümü, hayalin ölümü, ütopyanın ölümü; tarihin sonu mu geliyor? Gitgide idrakine vardığımız acı manzara artık nesillerin gerçek hayattan; gerçek hayata dair acılar, sevinçler ve hüzünlerden koptuğu bundan sonra hayatın siber dünyada alabildiğince sanal yaşanacağına dair şahitliklerimiz mi? Gün boyu bilgisayar ekranının karşısında oturan çocuklar, çocukların içinde yaşadığı şiddet ve sahte haz evreni. Bir tuşla olağanüstü kötüleri ya da olağan iyileri buhar etmek, bir tuşla beton duvarlarımızın arasına getiremediğimiz neşeyi, sevinci, başarmanın coşkusunu fazla da bir emek sarf etmeksizin yaşamak, doğanın verdiği hazzı sanal görüntülerle değişmek mümkün! Artık bir kayısı ağacının bembeyaz çiçeklerini görmeye, dalından taze koparılmış bir domatesin kokusunu  duymaya ihtiyacımız yok. Birkaç tuşa basarak süper kahraman olabildiğimiz bir dünyada canımız sıkılınca sanal bir çiftlikte domatesleri gübreleyebilir, inekleri sağabilir, kayısıları toplayabiliriz. Sonra sırası gelince akvaryumdaki sanal balıklara yem verebilir onların ölmesine engel olabiliriz.Yeter ki saatlere dikkat edelim!</p>
<p>Bilgisayar başına kilitlenmiş yüz milyonlarca çocuğun sahte hayal dünyalarını idare eden devasa şirketler, onların son teknolojik ihtiyaçlarına yönelik üretim yapan dev kar mekanizmaları, ürettikçe yok olan, tükettikçe atıkları ile canına okuduğumuz bir dünyanın modernleşememiş, doğası, inançları, kültürü tahrip edilmiş “gayrımeşru çocukları”;  bir son yok artık tüm yaşanan sadece bir kabus…</p>
<p>Durmadan bir çark misali dönerek kendisini yineleyen bir tarih karşısında mıyız en nihayet. Yarın düne dair acıları yaşamayacağımıza dair hangi sihirli sözcük ya da kurum cevap olabilir bizlere. Yarına dair hangi ümitvar sihirli kelimeyi söylemeliyiz ki geçen yüzyıl yaşadığımız iki dünya savaşının bu yüzyılda başımıza gelmeyeceğine bizleri inandırsın. Dün Bosna, bugün Afganistan, Irak, Darfur, Gazze yarın Yemen, Somali; bir yanda oluk oluk akan insan kanı öte yanda vur patlasın çal oynasın devam eden “gerçeklerle” kuşatılmış bir hayat. Anlamsızlığın yegane anlam olduğuna inanmış yığınlar. Tek gerçek ütopya hayatta kalmak, tek mantıklı hakikat anı yaşamak..</p>
<p>Kojeve tarihin sonunun en büyük emaresinin insanın tekrar hayvanlaşması olduğunu ileri sürer. Açıktır ki hayvan anı yaşar, hayal gücü ileriye yönelik hesapları yoktur. Kaderine ilgisizdir öte yandan. İnsanoğlu tarih ötesine geçtiğinde hayvanlar gibi yiyecek içecek, hayvanlar gibi sevişecek, hayvanlar gibi güçsüzleşecektir. Hiçbir koyun mezbahaya giden bir arkadaşı için savaşmaz mesela. Arkadaşı yanında kesilse bile yemeye içmeye, çiftleşmeye devam edebilir. Kojeve daha sonraki yıllarda Japon kültürünü gördükten sonra bu düşüncesinde geri adım atmıştır. Madem ki din, sanat, ahlak varolmasa da züppelik denilen şey hala modern dünyada vardır öyle ise insanoğlunun tam olarak hayvanlaşmasına imkan yoktur der Japon çay ve bahçe sanatına bakarak hayretle. Hayvanlar züppe olamaz çünkü. Öte yandan batılı filozoflar felsefelerini kurarken İslam dünyasını göz ardı etmektedir. Orada dinin bir değer olarak tekrar yükselişi, fedakarlık ve direniş denilen şeyin varlığı, kendine benzemese de, felakete uğrayanın yazgısına alakasız olmama hali gözükmemektedir gözlerine.</p>
<p>Çelişkiyi ve umudu gözler önüne sermek için çok güzel bir örnektir Haiti depremi. Yıllardır ambargo ve katliam şartları altında yaşayan Gazze halkı ellerindeki üç beş parça süt, battaniye gibi temel ihtiyaç maddesini Haiti’ye yollamış buna karşılık Kanada’ya ait kurtarma ekipleri yıkıntılar altında hiç Kanadalı yok diyerek arama çalışmalarını bırakıp geri dönmüştür geçtiğimiz günlerde. Bu örnek bir yana daha 15 yıl önceki Bosna savaşına dünyanın bir çok ülkesinden sıcak evlerinden akın akın Müslümanların gelip savaştığını, bir çoğunun şehit düşüp, bir çoğunun ise sakatlanarak ülkelerine döndüğünü görmek de çok zor olmasa gerek. Ama insanlığa dair bir ümit beslemek için Japon çiçek sanatının varlığı nedense daha büyük karinedir uzak halkların fedakarlıklarından.</p>
<p>Yine tarihin monoton bir akışla devreden bir çarka dönüştüğü noktada gerçek hayata sanal alternatifler üretmek kadar, gerçek sorunlara sahte çözümler bulmak gibi bir mesele de yer alır. Eğer tarihin sonunda bizi tekrar hayvani yanımıza döndürmekten alıkoyacak sihirli formül direnmek ise direnişin de direnişe benzemesi gerekir. Sözün burasında güncel bir örnek olarak balyoz eylem planı geliyor aklıma. Öyle bir plan ki yüzbinlerin hapse atılması, iki caminin Cuma cemaati ile beraber bombalanması, iki devlet arasında savaş koşulları oluşturulacak biçimde uçak düşürülmesi gibi akıl almaz tertipleri okuyoruz kaç gündür. Peki kaderine direnen insan bu durumda ne yapacaktır sizce. Beyoğlu’na sıkışmış bir eylem haricinde bu hafta kaç cami cemaati, kaç esnaf amca, kaç ev hanımı herhangi bir tepki gösterme cesaretini bulacak kendinde. Sivil toplum örgütlerimiz, eğitim üzerine eğitime boğulmuş kurumlarımızın gündemine gelecek midir bu korkunç bombalama operasyonu. En büyük tepkimiz bir imza kampanyasına internet üzerinden imza atmak mı olacak yoksa. Belki de çoktan kabullendik yanımızdan tek tek mezbahaya götürülenlere sesiz kalmanın ötesinde kitlesel olarak da katl olunmayı.  İşte size gerçek sorunlara sanal çözümler!</p>
<p>Batılı filozofların umutsuz bakışının ötesinde tarihin sonunu aşıp tarihin ötesine geçebilecek miyiz? Sürekli bir şekilde devreden bu kan, zulüm, gözyaşı zincirini kırmak, insanın hayvana dönüşmediği, alabildiğine abartıyla anı yaşamayı bırakıp, yanındakinin yazgısına kayıtsız kalmadığı, direndiği bir başka dünya mümkün mü?</p>
<p>Eğer öyle bir zaman gelecekse o an, derin tepkisizliğimizi kırarak mücadele eden insani özümüze döndüğümüz gün  başlayacaktır.</p>
<p><strong>Özlem Yağız - Derin Düşünce</strong></p>

<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/8MkwVEU6RZI3YWOHrGkYb_Zo3c8/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/8MkwVEU6RZI3YWOHrGkYb_Zo3c8/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/8MkwVEU6RZI3YWOHrGkYb_Zo3c8/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/8MkwVEU6RZI3YWOHrGkYb_Zo3c8/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/limonsuz/~4/Ud9EyzzrYeY" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.limonsuz.com/derin-tepkisizlik-ozlem-yagiz-derin-dusunce-609.html/feed</wfw:commentRss>
		<feedburner:origLink>http://www.limonsuz.com/derin-tepkisizlik-ozlem-yagiz-derin-dusunce-609.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Hafıza kaybını önleyen meyve : Siyah Üzüm</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/limonsuz/~3/Vt0aBmiyjAc/hafiza-kaybini-onleyen-meyve-siyah-uzum-607.html</link>
		<comments>http://www.limonsuz.com/hafiza-kaybini-onleyen-meyve-siyah-uzum-607.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2009 08:44:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>

		<category><![CDATA[Önce Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[İnsana Dair]]></category>

		<category><![CDATA[hafıza kaybı]]></category>

		<category><![CDATA[siyah üzüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.limonsuz.com/?p=607</guid>
		<description><![CDATA[Bilimadamlarına göre, siyah üzüm suyu içmek, hafıza kaybını azaltıyor ve hatta bu kaybı tersine çevirebiliyor.
Cincinnati Üniversitesi Psikiyatri bölümünde görevli bilim adamları, erken hafıza kaybı yaşayan 12 kişiyle bir çalışma yaptı. Sonuçta, 12 hafta boyunca içeceğin varyasyonlarını içenlerin farklı zihin testlerinde iyi bir performans gösterdikleri görüldü.  Araştırmacılar, iki ayrı grup oluşturdu.
İlk gruba Massachusetts&#8217; in Concord [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span><span style="font-weight: normal;">Bilimadamlarına göre, siyah üzüm suyu içmek, hafıza kaybını azaltıyor ve hatta bu kaybı tersine çevirebiliyor.</span></span></strong></p>
<p>Cincinnati Üniversitesi Psikiyatri bölümünde görevli bilim adamları, erken hafıza kaybı yaşayan 12 kişiyle bir çalışma yaptı. Sonuçta, 12 hafta boyunca içeceğin varyasyonlarını içenlerin farklı zihin testlerinde iyi bir performans gösterdikleri görüldü.  Araştırmacılar, iki ayrı grup oluşturdu.</p>
<p>İlk gruba Massachusetts&#8217; in Concord bölgesinde yetiştirilmiş saf Concord üzümü suyu verilirken ikinci grup ise hiçbir şey içmedi. Deney süresince her iki gruba da düzenli hafıza testi yapıldı. Araştırma sonucuna göre birinci gruptakilerin yarısında daha uzun süreli gelişme kaydedildi.  Uzmanlar, bu sonuçların arkasındaki neden olarak ciltteki antidoksanlar ve meyvenin suyunu görüyorlar.</p>
<p>Gruplar arasında temelde, önemli derecede farklılıklar olmamasına rağmen, saf siyah üzüm suyu içenlerde ise öğrenmede önemli gelişmeler görüldü. Bu eğilimin kısa süreli zihinde tutmayı sağladığı ve mekana ait, sözsüz hafızayı geliştirdiği belirtiliyor.  Araştırma sonuçlarına göre, meyve ve sebze gibi antioksidanlar bakımından zengin yiyecekler ile bunların yüzde 100 meyve suları bilişsel fonksiyonu korumaya yardımcı oluyor.</p>
<p><strong>Zaman : <a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=928466" target="_blank">http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=928466</a></strong></p>

<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/6We2NahhBl29_y-QqesMp6SA4sU/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/6We2NahhBl29_y-QqesMp6SA4sU/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/6We2NahhBl29_y-QqesMp6SA4sU/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/6We2NahhBl29_y-QqesMp6SA4sU/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/limonsuz/~4/Vt0aBmiyjAc" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.limonsuz.com/hafiza-kaybini-onleyen-meyve-siyah-uzum-607.html/feed</wfw:commentRss>
		<feedburner:origLink>http://www.limonsuz.com/hafiza-kaybini-onleyen-meyve-siyah-uzum-607.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Zemzem nasıl içilir? - Köşe Yazısı (Süleyman SARGIN)</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/limonsuz/~3/IQbCA03vlTY/zemzem-nasil-icilir-kose-yazisi-suleyman-sargin-603.html</link>
		<comments>http://www.limonsuz.com/zemzem-nasil-icilir-kose-yazisi-suleyman-sargin-603.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2009 08:39:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ah Eski Günler]]></category>

		<category><![CDATA[Hatıralar]]></category>

		<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>

		<category><![CDATA[Hizmet]]></category>

		<category><![CDATA[İnsana Dair]]></category>

		<category><![CDATA[Hac]]></category>

		<category><![CDATA[Hacı]]></category>

		<category><![CDATA[Kabe]]></category>

		<category><![CDATA[Medine]]></category>

		<category><![CDATA[Mekke]]></category>

		<category><![CDATA[zemzem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.limonsuz.com/?p=603</guid>
		<description><![CDATA[


Ulaşım imkânlarının bu kadar gelişmediği dönemlerde Müslümanlar hacca atla, deveyle veya yaya olarak gidiyorlardı. Bu da çok zahmetli ve meşakkatli bir yolculuk demekti.


Günler, haftalar süren bir yolculuk, hac ziyaretiyle birlikte insanların üç dört ayını alıyordu. Bu sebeple böyle bir karar alıp hac için yola dökülenlere toplumda takdir dolu gözlerle bakılıyor ve onlara &#8220;hacı&#8221; unvanıyla farklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td class="metin" colspan="2">Ulaşım imkânlarının bu kadar gelişmediği dönemlerde Müslümanlar hacca atla, deveyle veya yaya olarak gidiyorlardı. Bu da çok zahmetli ve meşakkatli bir yolculuk demekti.</td>
</tr>
<tr>
<td class="metin" colspan="2">Günler, haftalar süren bir yolculuk, hac ziyaretiyle birlikte insanların üç dört ayını alıyordu. Bu sebeple böyle bir karar alıp hac için yola dökülenlere toplumda takdir dolu gözlerle bakılıyor ve onlara &#8220;hacı&#8221; unvanıyla farklı bir statü veriliyordu.</p>
<p>Bugün de uygulandığı gibi hacca gidecek insan, oraya özellikle kul haklarından arınmış bir şekilde tertemiz gidebilmek için tanıdık tanımadık herkesle helalleşip vedalaşırdı. (En doğrusu da budur.) Borcu varsa borçlarını da öder ve oraya üzerinde hiçbir hak olmadan giderdi. Bu gereklilikten dolayı insanlar, hacca giderken herkesi bu durumdan haberdar etmiş oluyorlardı. Onlar böyle helalleşip herkesi haccından haberdar ederken, geride kalanlar da onların bir an önce dönmelerini ve evlerinde ziyaret etmeyi planlarlardı. Hacı ziyaretine gitmek de önemli görevlerdendi çünkü. İşte hacca giden insanı en çok düşündüren hususlardan biri, bu ziyaretçilere oraya ait bir hatıra getirmek meselesiydi. Herkesin gidemediği o topraklardan en azından orayı hatırlatacak bir takke, tesbih, yüzük vs. getirmek âdettendi.</p>
<p>Şimdilerde hacı adayları, aylar süren yolculuklar yerine uçakla gidip birkaç haftada görevlerini ifa edip geliyorlar. Hediyelerini de, ekseriyet itibarıyla daha oralara gitmeden Türkiye&#8217;den alıyorlar. Eski dönemlerde &#8220;Haremeyn-i Şerifeyn hatırası&#8221; niyetiyle bin bir zahmetle oralardan getirilen takkeler, tesbihler, seccadeler, güzel kokular şimdi buralardan alınıyor. Maksat, oralardan bir hediye getirmekten ziyade, misafiri boş çevirmemek. Bir arkadaşım, annesine hac kurasının çıktığını söyleyince, maalesef annesinin ilk tepkisi &#8220;benim şimdi bir sürü alışveriş yapmam lazım&#8221; olmuş. Durum böyle olunca da aslında o hediyelerin pek bir anlamı kalmıyor.</p>
<p>İşin doğrusu haccın ruhuyla uzaktan yakından alakası olmayan, tamamen israfa ve tüketime dayalı bu hediye alışkanlığını kökten değiştirmek. Her ne kadar büyük kısmını buralardan almış olsalar da yakın akrabaya, eşe-dosta, torun torbaya getirilecek hediyeler için hacılarımız maalesef o kutsal beldelerde çarşı pazarda ömür tüketiyorlar. Mescid-i Nebevî&#8217;de Nebiler Sultanı&#8217;nın manevi atmosferinde ibadet ü taatle, zikirle, istiğfarla geçirecekleri vakitleri, dükkân dükkân gezip birkaç gün ömrü olan kalitesiz oyuncaklar, hiçbir esprisi kalmamış kadife, ipek kumaşlar ve pek çoğu sahte inciler arayarak heba ediyorlar. Bir grup Türk hacıyı bir arada kendisine doğru gelirken gören Medineli bir dükkân sahibinin Türkçe olarak &#8220;Aman ya Rabbi, Türkler geliyor!&#8221; diye sevinç çığlığı atması, durumu anlatmaya yetiyor. Maalesef bu hediye çılgınlığının hem zaman, hem para hem de emek israfı olmasının ötesinde hiçbir anlamı bulunmuyor. Ve ne yazık ki bu yara, aynı hızda kanamaya devam ediyor. Artık ne hacca gidenler gelirken neler getireceğinin telaşına düşmeli ne de burada hacı ziyaretine gidenler hediye adına bir beklentiye girmeli.</p>
<p>Kâinatın Güneşi&#8217;nin (sallallahu aleyhi ve sellem) mübarek ayağının değdiği o topraklarda yetişen birkaç hurma ile Hz. İbrahim&#8217;den bu yana milyarlarca insanın kana kana içtiği cennet suyu zemzemden birkaç yudum, oradan getirilebilecek en hoş hediyelerdendir. İllaki hediye getirilecekse bu ikisi yeter de artar bile.</p>
<p>Tabii hacının ikram ettiği zemzemin nasıl içileceği de ayrı bir tartışma konusu! Tavaftan sonra Makam-ı İbrahim&#8217;de iki rekât namaz kılıp ardından Kâbe&#8217;ye yönelerek ayakta birkaç yudum zemzem içmek sünnettir. Ama bu, belirttiğimiz gibi sadece tavaftan sonra sünnettir. Bunun dışında suyu her zaman oturarak içmek sünnete daha uygun bir davranıştır. Ancak niyet, zemzemin Kâbe&#8217;den gelişine hürmeten Kâbe&#8217;de içildiği gibi ayakta kıbleye yönelerek içmekse buna da bir şey diyemeyiz. Dolayısıyla ikram edilen zemzemi oturarak ya da ayakta içmek arasında bir fark yok.</p>
<p>Unutulmaması gereken önemli bir husus da zemzemin ne şekilde içildiğinden ziyade ne niyetle içildiğidir. Zira Efendimiz (aleyhi ekmelü&#8217;t-tehâyâ) &#8220;Zemzem suyu ne niyetle içilirse Allah, içene onu verir.&#8221; buyurmuşlardır. Zemzemi içerken Allah&#8217;tan iman, ihlas, samimiyet, istikamet, sadakat, ilim, iffet, haya, gönül zenginliği vs&#8230; istemek sünnete en muvafık olan davranıştır.</p>
<p>Aslında duaların kabul olunduğu en kutlu zaman diliminde, duaların kabul olunduğu en kutlu beldeye giden insanlardan istenecek ve beklenecek en güzel hediye, onların dualarında yer almaktır. Hacca uğurladığımız insanlardan Arafat&#8217;ta, Müzdelife&#8217;de, Mina&#8217;da, Kâbe&#8217;de, Ravza-i Tâhire&#8217;de insanlık için, İslam âlemi için, ülkemiz, milletimiz için dua etmelerini, dualarında bize de yer vermelerini, fırsat bulurlarsa İnsanlığın İftihar Tablosu Efendimiz Hz. Muhammed&#8217;e (aleyhi&#8217;s-salâtü ve&#8217;s-selam) selam ve hürmetlerimizi arz etmelerini talep etsek, hediye olarak bu bize yeter.</p>
<p><strong>Süleyman SARGIN - Zaman</strong></td>
</tr>
</tbody>
</table>

<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/luQV8BslSacqzs3wwOyXwLNfxZg/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/luQV8BslSacqzs3wwOyXwLNfxZg/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/luQV8BslSacqzs3wwOyXwLNfxZg/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/luQV8BslSacqzs3wwOyXwLNfxZg/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/limonsuz/~4/IQbCA03vlTY" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.limonsuz.com/zemzem-nasil-icilir-kose-yazisi-suleyman-sargin-603.html/feed</wfw:commentRss>
		<feedburner:origLink>http://www.limonsuz.com/zemzem-nasil-icilir-kose-yazisi-suleyman-sargin-603.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Flash Bellekten (Usb Bellekten) Silinen Dosyaları Kurtarmak</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/limonsuz/~3/LvtUEriVomU/flash-bellekten-usb-bellekten-silinen-dosyalari-kurtarmak-601.html</link>
		<comments>http://www.limonsuz.com/flash-bellekten-usb-bellekten-silinen-dosyalari-kurtarmak-601.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 09:48:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ah Eski Günler]]></category>

		<category><![CDATA[Hizmet]]></category>

		<category><![CDATA[Limonu Sevenlere]]></category>

		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[Yardım]]></category>

		<category><![CDATA[flash bellek]]></category>

		<category><![CDATA[geçmişim nerede]]></category>

		<category><![CDATA[geri dönüşüm]]></category>

		<category><![CDATA[silinen dosyalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.limonsuz.com/?p=601</guid>
		<description><![CDATA[Öncelikle;
Aslında sildiğinizi düşündüğünüz hiçbir dosya bilgisayarınızda, telefonunuzdan ve ya flash belleğinizden genellikle silinmez. Sadece silinmiş gibi gözükür fakat silinmez. Taa ki o dosyanın bulunduğu kayıt konumuna yeni bir dosya yazılana kadar. Yani eğer flash belleğinizden dosya kurtarmak istiyorsanız üzerine hiçbirşey yazmayın ve tekrar format etmeyin. Dosyaların, resimlerin, fotoğrafların bir kısmını ve ya belki hiçbirini kurtaramayabilirsiniz.
Gelelim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öncelikle;</p>
<p>Aslında sildiğinizi düşündüğünüz hiçbir dosya bilgisayarınızda, telefonunuzdan ve ya flash belleğinizden genellikle silinmez. Sadece silinmiş gibi gözükür fakat silinmez. Taa ki o dosyanın bulunduğu kayıt konumuna yeni bir dosya yazılana kadar. Yani eğer flash belleğinizden dosya kurtarmak istiyorsanız üzerine hiçbirşey yazmayın ve tekrar format etmeyin. Dosyaların, resimlerin, fotoğrafların bir kısmını ve ya belki hiçbirini kurtaramayabilirsiniz.</p>
<p>Gelelim flash bellekten silinen dosyaları kurtaran yazılıma.</p>
<p>Programın adı Smart Data Recovery. Görüntülü olarak programı size kısaca anlatayım;</p>
<div class="wp-caption aligncenter"><img title="Smart Data Recovery Flash Bellek Dosya Kurtarıcı Program" src="http://www.teknove.com/images/rec2pc2.jpg" alt="Smart Data Recovery Flash Bellek Dosya Kurtarıcı Program" width="491" height="391" /></p>
<p class="wp-caption-text">Smart Data Recovery Flash Bellek Dosya Kurtarıcı Program</p>
</div>
<p>Öncelikle biraz dosya sildik. Bu silinen dosyalarımızı şimdi programı kullanarak geri getireceğiz. Programımızı çalıştırıp sol taraftan Flash belleğimizi seçiyoruz. Sağ taraftan “Find” butonuna tıklıyoruz. Bazen “Browser” kısmında da çıktığı oluyor ikisinide deneyebilirsiniz.</p>
<div class="wp-caption aligncenter"><img title="Smart Data Recovery" src="http://www.teknove.com/images/rec1jo3.jpg" alt="Smart Data Recovery" width="316" height="346" /></p>
<p class="wp-caption-text">Smart Data Recovery</p>
</div>
<p>Şimdi sildiğimiz dosyalara bakalım;</p>
<div class="wp-caption aligncenter"><img title="Smart Data Recovery" src="http://www.teknove.com/images/rec4wt4.jpg" alt="Smart Data Recovery" width="694" height="541" /></p>
<p class="wp-caption-text">Smart Data Recovery</p>
</div>
<p>Silinen dosyalarımız karşımızda. Eğer Restore’ye basarsak masaüstünde Restored Files adlı bir klasör açıp seçtiğimiz bütün verileri buraya atar. Wipe’e basarsak seçtiğimiz verileri sonsuza kadar kaybedebiliriz yani temelden silinir dikkat edin.</p>
<p>Programı ücretsiz olarak <a href="http://www.smartpctools.com/files/recoverysetup.exe">buradan </a>indirip kullanabilirsiniz…</p>
<p><strong>Teknove.com</strong></p>

<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/GZgSrowiG3Wjyyqv5baYXC14eWo/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/GZgSrowiG3Wjyyqv5baYXC14eWo/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/GZgSrowiG3Wjyyqv5baYXC14eWo/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/GZgSrowiG3Wjyyqv5baYXC14eWo/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/limonsuz/~4/LvtUEriVomU" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.limonsuz.com/flash-bellekten-usb-bellekten-silinen-dosyalari-kurtarmak-601.html/feed</wfw:commentRss>
		<feedburner:origLink>http://www.limonsuz.com/flash-bellekten-usb-bellekten-silinen-dosyalari-kurtarmak-601.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>GDO’lu domatesler 15 yıldır soframızda - GDO Nedir?</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/limonsuz/~3/i5bUliEaPb4/gdolu-domatesler-15-yildir-soframizda-gdo-nedir-598.html</link>
		<comments>http://www.limonsuz.com/gdolu-domatesler-15-yildir-soframizda-gdo-nedir-598.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 09:45:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hizmet]]></category>

		<category><![CDATA[Sual-Cevap]]></category>

		<category><![CDATA[Önce Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[İnsana Dair]]></category>

		<category><![CDATA[GDO]]></category>

		<category><![CDATA[sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.limonsuz.com/?p=598</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye&#8217;nin yeni gündemi artık GDO. Yani Genetiği Değiştirilmiş Organizma&#8230; Mısır, domates, soya başta olmak üzere raflardaki pek çok ürünün hatta bebek mamasının &#8220;genetiği değişmiş olabilir&#8221;


GDO NEDİR?
İlk uygulaması 1994&#8242;te, ABD&#8217;de domatesler üzerinde yapılan GDO, &#8220;Modern biyoteknolojik yöntemler kullanılarak, bitkilerin yapılarının iyileştirilip geliştirilmesi&#8221; olarak tanımlanıyor. Örneğin, soğuğa karşı dayanıklılık kazandırılmak istenen domatese, bir balık geni aktarılması ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="haber_spot line_height_def"><strong>Türkiye&#8217;nin yeni gündemi artık GDO. Yani Genetiği Değiştirilmiş Organizma&#8230; Mısır, domates, soya başta olmak üzere raflardaki pek çok ürünün hatta bebek mamasının &#8220;genetiği değişmiş olabilir&#8221;</strong></div>
<div class="haber haber_renk line_height_def"></div>
<div class="haber haber_renk line_height_def">
<strong>GDO NEDİR?</strong><br />
İlk uygulaması 1994&#8242;te, ABD&#8217;de domatesler üzerinde yapılan GDO, &#8220;Modern biyoteknolojik yöntemler kullanılarak, bitkilerin yapılarının iyileştirilip geliştirilmesi&#8221; olarak tanımlanıyor. Örneğin, soğuğa karşı dayanıklılık kazandırılmak istenen domatese, bir balık geni aktarılması ile domates soğuğa daha fazla dayanıklı hale getiriliyor.</div>
<div class="haber haber_renk line_height_def"></div>
<div class="haber haber_renk line_height_def"><span id="contextual"><span class="ver11">Çıkan yönetmelikle alevlenen GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) tartışması, birçok soruyu da beraberinde getirdi. SABAH, GDO ile ilgili tüm merak edilenleri, konunun uzmanlarına sorarak araştırdı. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı&#8217;na göre, hazırlanan yönetmelik, 10 yılı aşkın bir süredir kontrolsüz olarak Türkiye&#8217;ye giren GDO&#8217;lu ürünleri, kontrol altına alacak. Ancak konunun uzmanlar ve sivil toplum örgütleri, bu yönetmeliği yeterli bulmuyor. Uzmanlara göre, dünyada &#8220;Frankenştayn Gıdalar&#8221; olarak tanımlanan GDO ile ilgili en önemli sorun, hangi ürünün GDO&#8217;lu olduğunun belli olmaması ve normal şekilde ayırt edilememesi. Mısır, soya, pamuk ve kolza, genleriyle oynanmış ürünler arasında ilk sırada yer alıyor. GDO, &#8220;hayalet&#8221; gibi market raflarındaki bir çikolatada, pazardaki bir sebzede, bebek mamasında, bir içecekte veya bir ilacın içinde bulunabiliyor. En çok ithal edilen ürün olan mısırın 700-800 farlı ürün türevi marketlerde satılıyor. İşte uzmanların çarpıcı görüşleri:</p>
<p><strong>&#8216;AYIRT EDİLEMEZ&#8217; </strong><br />
- <strong>Gökhan Günaydın (TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı):<br />
</strong><em>&#8220;</em>Bir ürünün genetiğinin değiştirilip, değiştirilmediğini anlamak mümkün değil. GDO&#8217;lu ürünlerin üzerine, &#8216;GDO&#8217;ludur&#8217; yok. Bunlar her türlü gıdanın hammaddesi olarak kullanılabiliyor. İçtiğimiz içecekten, ilaçlara kadar her alanda karşımıza çıkabilirler. Türkiye&#8217;ye 1998&#8242;den bu yana en az 30 milyon ton GDO&#8217;lu mısır ve soya girdi. Bunlar hiçbir şekilde etiketlenmeden tüketildi. Şimdi 26 Ekim&#8217;de çıkan yönetmelik; &#8216;Bunların içinde binde 9&#8242;dan daha fazla GDO&#8217;lu hammadde kullanılmışsa, GDO&#8217;ludur diye etiketlenecektir&#8217; diyor.&#8221;</p>
<p><strong>&#8216;KONTROL GELECEK&#8217; </strong><br />
- <strong>İbrahim Yetkin (Türkiye Ziraatçılar Derneği Genel Başkanı):<br />
</strong><em>&#8220;</em>GDO&#8217;lu ürünlerin bilim adamlarının ön görüleriyle zararlı ilan edildi, toplum da bunu kabul etti. İthal ettiğimiz ürünler, soya, mısır ve pamuk. Bunlar iç talebi karşılayamayıp, ithal ettiğimiz ürünler. Biz kendi iç talebimizi karşılayabilseydik, bu tartışmalara gerek kalmayacaktı. Asıl sıkıntı üretim yetersizliği. Türkiye bu ürünleri GDO&#8217;suz olarak istiyorsa tarıma destek artmalı, ithalata gerek kalmamalı.&#8221;<br />
<strong><br />
&#8216;TEHLİKESİ YOK&#8217; </strong><br />
- <strong>Prof. Dr. Selim Çetiner (Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi):</strong><br />
&#8220;AB üyesi 13 ülkeden 65 bilim insanının katılımıyla, bağımsız olarak yürütülen ve 3.5 yıl süren ENTRANSFOOD projesi, halen üretilip tüketilmekte olan genetiği değiştirilmiş ürünlerin insan sağlığı açısından en az klasik yöntemlerle elde edilen ürünler kadar güvenli olduğunu ortaya koymuştur.&#8221;<br />
<strong><br />
BU ÜRÜNLERE DİKKAT </strong><br />
Genetiğiyle oynanmış pek çok ürün bulunuyor. İşte bazıları:<br />
- Mısır, patates, domates, pirinç, soya, buğday, kabak, balkabağı, ayçiçeği, yer fıstığı, bazı balık türleri, kolza, kasava, papaya.<br />
- Bunların dışında genetiğini değiştirme çalışmaların devam ettiği ürünler: Muz, ahududu, çilek, kiraz, ananas, biber, kavun, karpuz, kanola&#8230;<br />
Mısır ve soya genleriyle oynanmış bitkiler arasında ilk sıralarda yer aldığı için bu bitkilerden üretilen yan ürünlerin kullanıldığı bütün ürünler GDO&#8217;lu olma riski taşıyor. Mısır ve soyadan üretilen yağ, un, nişasta, glikoz şrubu, sakkaroz, fruktoz içeren gıdalar günlük tüketim maddeleri arasında yer alıyor. Örneğin; Bisküvi, kraker, kaplamalı çerezler, pudingler, bitkisel yağlar, bebek mamaları, şekerlemeler, çikolata ve gofretler, hazır çorbalar, mısır ve soyayı yem olarak tüketen tavuk ve benzeri hayvansal gıdalar ile pamuk, GDO&#8217;lu olma riski taşıyan gıdaların başında geliyor.<br />
</span></span></div>
<div class="haber haber_renk line_height_def"></div>
<div class="haber haber_renk line_height_def"><span class="ver11"><strong>Sabah</strong></span></div>

<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/9ZPMcFErdYfS0GkrxiFjkyXjFuY/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/9ZPMcFErdYfS0GkrxiFjkyXjFuY/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/9ZPMcFErdYfS0GkrxiFjkyXjFuY/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/9ZPMcFErdYfS0GkrxiFjkyXjFuY/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/limonsuz/~4/i5bUliEaPb4" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.limonsuz.com/gdolu-domatesler-15-yildir-soframizda-gdo-nedir-598.html/feed</wfw:commentRss>
		<feedburner:origLink>http://www.limonsuz.com/gdolu-domatesler-15-yildir-soframizda-gdo-nedir-598.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Aleviler, Sünniler ve Dersim… - Ahmet Altan</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/limonsuz/~3/XSAfldkVmaY/aleviler-sunniler-ve-dersim-ahmet-altan-596.html</link>
		<comments>http://www.limonsuz.com/aleviler-sunniler-ve-dersim-ahmet-altan-596.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 09:37:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hatıralar]]></category>

		<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>

		<category><![CDATA[Türkiye'yi Okumak]]></category>

		<category><![CDATA[İnsana Dair]]></category>

		<category><![CDATA[Ahmet Altan]]></category>

		<category><![CDATA[aleviler]]></category>

		<category><![CDATA[dersim]]></category>

		<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>

		<category><![CDATA[taraf]]></category>

		<category><![CDATA[taraf gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.limonsuz.com/?p=596</guid>
		<description><![CDATA[Barışı engellemek için “Dersim Katliamı yapılırken kimsenin anaların gözyaşına aldırmadığını” söylemek sonra da “beni eleştirmek istiyorsanız önce Atatürk’e faşist deyin de göreyim bakayım” yaklaşımıyla Mustafa Kemal’i kendine kalkan yapmak, sanırım Türkiye’nin birçok gerçeği birarada görmesine yol açacak.
CHP’li Onur Öymen’in o kısa konuşması, toplumun “bazı gerçekleri görmemek” konusundaki “gizli” anlaşmasını yırtıp atacak.
Öncelikle Atatürk tartışma gündemimize alışılandan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Barışı engellemek için “Dersim Katliamı yapılırken kimsenin anaların gözyaşına aldırmadığını” söylemek sonra da “beni eleştirmek istiyorsanız önce Atatürk’e faşist deyin de göreyim bakayım” yaklaşımıyla Mustafa Kemal’i kendine kalkan yapmak, sanırım Türkiye’nin birçok gerçeği birarada görmesine yol açacak.</p>
<p>CHP’li Onur Öymen’in o kısa konuşması, toplumun “bazı gerçekleri görmemek” konusundaki “gizli” anlaşmasını yırtıp atacak.</p>
<p>Öncelikle Atatürk tartışma gündemimize alışılandan daha değişik bir biçimde girecek.</p>
<p>CHP’nin bütün politikasını “Atatürk ne yapmışsa doğru yapmıştır, biz de aynısını yapalım” yaklaşımına dayandırması, Atatürk tartışmalarıyla birlikte ciddi bir sarsıntı geçirecek gibi gözüküyor.</p>
<p>Neşe Düzel’le konuşan Taha Akyol’un büyük bir dürüstlükle anlattığı Atatürk’ün bir sözünü sürmanşette okuyacaksınız.</p>
<p>Bugün “laikliğin” temeli olarak sunulan Atatürk’ün Milli Mücadele sırasında dindarları yanına çekebilmek için “anayasamız Kur’an-ı Kerim’dir” dediğini öğrenmek epeyce CHP’liyi şaşırtacaktır.</p>
<p>Atatürk’ün her yaptığını, her dediğini “bugün de aynen tekrarlamaktan” yana olanlar ve Kürt sorununun çözümü için “Dersim çözümünü” önerenler, Atatürk’ün “bu sözünü” de benimseyecekler mi?</p>
<p>Yoksa Atatürk’ün “bazı” sözleri ve “bazı” uygulamalarını seçip diğerlerini unutacaklar mı?</p>
<p>Eğer Atatürk’ün “bazı sözlerini ve davranışlarını” seçeceklerse, Dersim gibi bir katliamı bugüne “örnek” seçmelerinin gerekçesini “Atatürk öyle yapmıştı demek ki doğru olan oydu” mantığının dışında bir mantıkla anlatmaları gerekecek.</p>
<p>Ya da Atatürk’ün her yaptığını, her söylediğini benimseyerek ciddi bir “şeriat” savunuculuğunu üstlenmeleri gerekecek ki o zaman da “laiklikten” vazgeçmek seçeneğiyle karşılaşacaklar.</p>
<p>İki halde de tutarlılıkları zedelenecek.</p>
<p>Ama bana daha da önemli gelen Alevilerin durumu.</p>
<p>Dersim Katliamı’nı Atatürk’ün yaptırdığını, planlarını bizzat onun hazırladığını unutmak isteyen Aleviler, görmezden gelmek istedikleri bir gerçekle hiç beklenmedik bir anda yüzleşmek zorunda kaldılar.</p>
<p>Bu gerçek, onların “geçmişle” hesaplaşmalarını sancılı bir hale sokacak kaçınılmaz olarak ama bir de bugün var.</p>
<p>Neredeyse kitlevi bir şekilde CHP’ye oy veren Aleviler, bütün tepkilerine rağmen CHP yönetiminin “Dersim Katliamı’na” sahip çıkmasını kendilerine nasıl açıklayacaklar?</p>
<p>CHP yönetiminin, “sen bana mecbursun kardeşim, istersem senin dedelerini öldüren katliamı överim, sen de bir şey yapamazsın” böbürlenmesi Aleviler için kırıcı olmalı.</p>
<p>CHP’nin bu aldırmaz tavrı, bir yandan da Alevilerin “çaresizliğini” ortaya koyuyor.</p>
<p>Şu anda CHP’den ve ordudan başka sığınacak bir güç bulamıyorlar.</p>
<p>CHP “Dersim Katliamı’nı” övüyor, ordu “Alevi andıçları” hazırlıyor.</p>
<p>Sığındıkları yerde de dostluk bulamıyorlar.</p>
<p>Ama oradan başka gidecekleri bir yer de yok.</p>
<p>Esas sorun da bu.</p>
<p>Neden Aleviler, kendilerine karşı yapılan bütün hoyratlıklara rağmen CHP’ye ve orduya mecbur?</p>
<p>Çünkü Sünnilere güvenmiyorlar.</p>
<p>Siyasette Sünni dindarların temsilcisi gibi görünen AKP, geçenlerde Yıldıray Oğur’un olağanüstü güzel yazısında anlattığı gibi Alevilere güven vermiyor.</p>
<p>Güvenmemekte çok mu haksızlar?</p>
<p>Geçmişte Atatürk “Alevi Kürtleri” Türkleştirmek için katliam yaptı, bugün ise Alevileri Sünnileştirmek için çok açıkça söylenmeyen çabalar sürüyor.</p>
<p>Bütün o Alevi açılımlarına, Cumhurbaşkanı Gül’ün bir cemevine gitmesine rağmen Alevilerin güvensizliği sona ermiyor.</p>
<p>Elele verdiklerinde Türkiye’yi değiştirebilecek, demokratikleştirebilecek, özgürleştirebilecek olan iki grup birbirine kuşkuyla bakıyor.</p>
<p>Bu kuşkuyu asıl ortadan kaldırması gereken güç AKP.</p>
<p>Ama yapmıyor.</p>
<p>Hâlâ cemevlerine “ibadethane” statüsü tanınmıyor, hâlâ Alevilerin dinî inançlarına saygı gösterilmiyor, hâlâ Alevilerin çocukları zorla din dersine sokuluyor.</p>
<p>Özgürlük bir bütündür.</p>
<p>Bu ülkede hiçbir din, hiçbir mezhep, hiçbir ırk, hiçbir fikir tek başına özgürleşemez, ya hep birlikte özgürleşirler ya da hep birlikte esir kalırlar.</p>
<p>Aleviler türban özgürlüğünü savunmadan, Sünniler Alevilerin inanç özgürlüğüne sahip çıkmadan, kendi özgürlüklerini sağlayamazlar.</p>
<p>Aleviler, sığındıkları parti tarafından aşağılanmaktan, Sünniler sürekli olarak ordunun baskısı altında kalmaktan ancak elele vererek kurtulabilirler.</p>
<p>Birbirini küçümsemekten vazgeçememek için, birlikte esir olmaya değer mi?</p>
<p>“Değmez” diyen özgürlüğe doğru bir adım atmış olur bence.</p>
<p><strong>Taraf - Ahmet Altan</strong></p>

<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/aUANNcw5vS0aFEsVREntpvA7tGg/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/aUANNcw5vS0aFEsVREntpvA7tGg/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/aUANNcw5vS0aFEsVREntpvA7tGg/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/aUANNcw5vS0aFEsVREntpvA7tGg/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/limonsuz/~4/XSAfldkVmaY" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.limonsuz.com/aleviler-sunniler-ve-dersim-ahmet-altan-596.html/feed</wfw:commentRss>
		<feedburner:origLink>http://www.limonsuz.com/aleviler-sunniler-ve-dersim-ahmet-altan-596.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Said Nursi’nin davası Kürtçülük müydü? - Mehmet ALi Bulut</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/limonsuz/~3/oKUOLrj8Jzc/said-nursinin-davasi-kurtculuk-muydu-mehmet-ali-bulut-593.html</link>
		<comments>http://www.limonsuz.com/said-nursinin-davasi-kurtculuk-muydu-mehmet-ali-bulut-593.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Sep 2009 11:51:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hatıralar]]></category>

		<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>

		<category><![CDATA[Hizmet]]></category>

		<category><![CDATA[Türkiye'yi Okumak]]></category>

		<category><![CDATA[İnsana Dair]]></category>

		<category><![CDATA[Bediüzzaman Said Nursi]]></category>

		<category><![CDATA[demokrat]]></category>

		<category><![CDATA[kürt açılımı]]></category>

		<category><![CDATA[kürtçülük meselesi]]></category>

		<category><![CDATA[nurcu]]></category>

		<category><![CDATA[nurculuk]]></category>

		<category><![CDATA[türkçülük meselesi]]></category>

		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.limonsuz.com/?p=593</guid>
		<description><![CDATA[Bediuzzaman’ın yaşayan talebelerinden Abdülkadir Badıllı risalehaber.com’a verdiği bir röportajda, “Türkiye eyalet sistemine geçmeli” demiş.
Badıllı ağabey nura hizmetleriyle baş tacıdır. Severiz ve sevilmeye layıktır. Onun bu sözü, kavmi gerekçelerle söylemediğine de eminim. Ama bu ‘açılımın’ maksadı aşan bir ifade olduğunu da hürmetimizle birlikte hatırlatmak hakkımızdır!
* * *
Doğrudur, Bediuzzaman’ın, sunduğu reçetelerin içinde, Osmanlı döneminde olduğu gibi her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Bediuzzaman’ın yaşayan talebelerinden <strong>Abdülkadir Badıllı </strong><a href="http://risalehaber.com/" target="_blank">risalehaber.com</a>’a verdiği bir röportajda, <strong>“Türkiye eyalet sistemine geçmeli”</strong> demiş.</span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; "><strong>Badıllı</strong> ağabey nura hizmetleriyle baş tacıdır. Severiz ve sevilmeye layıktır. Onun bu sözü, kavmi gerekçelerle söylemediğine de eminim. Ama bu <strong>‘açılımın’</strong> maksadı aşan bir ifade olduğunu da hürmetimizle birlikte hatırlatmak hakkımızdır!</span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">* * *</span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Doğrudur, <strong>Bediuzzaman</strong>’ın, sunduğu reçetelerin içinde, Osmanlı döneminde olduğu gibi her bir kavmin kendi örf ve adetlerini yaşatabileceği bir hükümeti olması gerektiğini de yazmıştır. Şöyle diyor: </span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; "><strong>“Hem de her kavmin mabihil-bekası olan adat-ı milliye ve lisan-ı kavmiyeye isti’dadı efkara muvafık, (yani her bir millette ayrı bir istidat var ona muvafık) hükümet teşebbüsata başlamalı…”</strong></span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Said Nursi’nin, Kürtlerin teâlisi için uğraştığı, Kürtlerin de medeniyet nimetlerinden yararlanması için çabaladığı, onların da milletler müsabakasında yerini almaları için can attığı saklı bir şey değildir. </span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Zaten üstadın bu yönleridir ki onun hem milli devlet sevdalıları hem Türk milliyetçileri ve özellikle de Milli İstihbaratçılar nezdinde <strong>‘Kürtçü’</strong> bilinmesine neden olmuştur… (Onların bu yaklaşımları Üstad hakkındaki kanaatimize, sevgimize ve itimadımıza zarar vermiyor.)</span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Evet Üstad’ın mebdedeki lakabı <strong>“Kürdî’</strong>dir. Ama bu, -<strong>Şeyxo</strong> efendinin sandığı gibi- onun Kürtçülüğünün delili değil. Her bir kavmin önde gelenlerinin, kendi kavmi için çabaladığı bir dönemde –Osmanlıların meşrutiyete geçtiği dönemler- o da Kürt halkının hakları için çabalamıştır. Bu da onun hakkıdır. Ama bu onu Kürtçü yapmaz. İnsanın kendi milletini sevip ona hizmet etmek istemesi başkadır, onun adına işlenen zulüm ve cinayetleri meşru sayacak kadar körü körüne bir kavmi yüceltmek başkadır. </span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Nitekim <strong>Badıllı Abi</strong>, üstada ilk götürüldüğünde bugünkü Kürt milliyetçilerinin serdettiği anlamda bir takım sözler sarf edince Üstad onu <strong>Zübeyir</strong> abiye teslim edip, <strong>“Bunun kafasını düzeltin öyle getirin”</strong> dediği bilinmektedir. </span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Bediuzzaman da bir insandır ve içinden çıktığı milleti sever. Ona hizmet etmeyi de sever. Bu, İslam’ın her bir mümine verdiği bir haktır. Ama bu, onu Kürtçü yapmaz. Lakabı <strong>‘Kürdi’</strong>dir diye Kürt veya Kürtçü olması gerekmez. Tıpkı ünlü Arap milliyetçisi Kürt Ali’nin Kürt olmadığı gibi… Bu tür kıymetli zatların bu tür ifadeleri, Şeyxo efendi gibi kavmiyetçi insanların ekmeğine yağ sürüyor. Üstadın Kürtlüğünü ispat için seyitliğini red ediyorlar. Gerçi  Kürt bile olsa, <strong>Said</strong>’i neseben <strong>‘seyyitlik’</strong>ten ıskat etmek, kimsenin haddi değildir. </span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Üstadın, sırf manevi makamını gizlemek için <strong>‘Mehdi Seyyid olacak. Ben seyyid olduğumu bilmiyorum”</strong> demesini gerekçe sayıp onu, Kürtleştirmeye çabalayanlar, hiç farkına varmadan Bediuzzamanı, zamanın bedii, İslam’ın müdafii ve mehd-i ahir zaman olma vasfını lekedar ediyorlar. İşte asıl bu, hakiki ırkçılıktır ve son derece tehlikelidir. </span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Kürtçülüklerine nurculuk elbisesi giydiren bu kesimler, üstadın daha sonra kendi elleriyle yaptığı bazı tashihleri dahi reddedip Bediuzzaman’dan ziyade nurculuk yapıyorlar. Güya <strong>Said</strong>’in bütün derdi Kürt halkının istikbal ve tealisi imiş. Yani utanmadan onu da kendileri gibi <strong>‘ırk davası gürden’</strong> bir derekeye düşürüyorlar.</span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Üstadın ırkçılık konusunda, ne kadar şiddetli tavır gösterdiği bütün savunmalarında mevcuttur. Onun, Türkiye Cumhuriyeti’nin o günkü idarecilerinin zalimane uygulamalarına karşı mazlumdan yana koyduğu tavrı, <strong>‘Kürtçülüğün savunması’</strong> diye sunmak ancak bir Kürtçünün işi olabilir. </span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Bu kesimler ısrarla, (kendi neşirleri olan tenvir yayınları dışındaki yayınevlerinin yayımladığı) Risale-i Nurların tahrif edildiğini, Kürt olmayan bütün nur talebelerinin de <strong>‘devletten yana, faşist/ırkçılar’</strong> olduğunu söylüyorlar. </span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Türk nurcuları Türkçülükle, ırkçılıkla –nasıl ırkçı oluyorlarsa bu Türk nurcular da bir Kürdün(!) peşinden bu kadar can siperane koşturuyorlar. Bediuzzaman, bugün iftihar ettiğiniz o risaleleri yazarken, yanındaki talebelerinin tamamına yakını Türklerdi unutmayın- suçlarken, aslında kendi zamirlerindeki Kürtçülüklerini haklı çıkarmaya çalışıyorlar.</span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">80-90 yıldır devam eden ve esasında, tüm İslami unsurların ciddi bir şekilde zarar-dide olduğu şu rejimin bütün günahlarını, Türk milletinin üzerine yıkma çabası, insafsız, izansız ve faşizan bir yaklaşımdır. <strong>Risale-i Nur Cemaatleri ve nurcular acilen şu meselede bir tavır belirlemeli ve Said Nursi’nin bayağı bir Kürt milliyetçisi mi yoksa İslam davası güden, ümmetin müşterek bir müdafii mi olduğunu göstermeliler</strong>.</span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Eğer Bediuzzamanın bütün davası <strong>‘Kürtçülük ve Kürt milletinin tealisi’</strong> ise (Haşa!) bir Türk olarak niye onun peşinden gidelim?</span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Ben onun sıfatlarının, vasıflarının, hizmetlerinin ve İslam davasına yapmış oldu katkılarının  ve imanımıza yaptığı takviyelerinin peşindeyim. Onun hak davasıdır bizi ona sevk eden. Kürtlüğü, Kürtçülüğü umurumda bile değil. Tıpkı Din-i Mübin-i İslam’ın bize tebliğ edilmesine vasıta olmuş Hz. Peygamber’in (asv) Araplığı’nın önemi olmadığı gibi. Kur’an’ın Arapça inmesi ve Arapçaya ciddi vurgular yapması, Arab’ı benden üstün kılmaz. O Kur’an’ın zamirinde mevcut hakikatlere ve usullere kim uyarsa Müslüman da Muhammed ümmeti de odur. Gerisi boş…</span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">O bir ahir zaman peygamberidir ve âlemlere rahmet olarak göndermiştir. Arap olmasının kıymeti ve şerefi o kavme yeter. Bizi ilgilendiren onun getirdiği iman ve dindir. </span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Aynen öyle de Said-i Kürdi, elbette Kürt olarak, kendi kavminin de diğer kavimler içinde medeni yerini almasına çalışmıştır ve çalışması da hakkıdır. Ama Risale-i Nur davasını götürüp, bir kavmin ırkî mücadelelerinin metinleri haline getirmeye kimsenin hakkı yoktur. Bilhassa da Kürtçüler, böyle yaparak kendi ayaklarına balta vururlar…</span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Damarlarında nurculuktan ziyade Kürtçülük akanlar üstadı kendi davalarına alet etmek için onu ısrarla Kürtçü yapmaya çalışıyorlar! Bediuzzaman Kürtlerin içinde çıkmış olabilir ama Kürt değildir, hele <strong>‘Kürtçü’</strong> hiç değildi… </span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">İçinde doğup büyüdüğü bir kavme karşı vazifesini bilmek ve onun yükselmesi için çabalamak başkadır, onu, bir kavmin borazanlığını yapmakla itham etmek başkadır. Kendisine dayatılan bir takım zorbalıklara karşı onların damarlarına basarak yaptığı savunmalar çok daha başkadır. Hayatını, <strong>Süfyani bir ırkçılığın dayatmalarını kırmak için</strong> adamış bir Hak erini, Kürtçülüğün savunucusu göstermek zulümdür.</span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Çünkü böyle bir tutum, İsrail halkını Firavun’un zulmünden kurtarmak için mücadele eden Hz. Masa’yı <strong>‘ırkçı bir siyonist”</strong> saymakla eş değer olur!</span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">* * *</span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Kürt kökenli Nurcu kardeşlerimizin, şu günlerde çok daha temkinli ve vakarlı davranmaları  gerekirdi. Irkçılığa çanak tutarak, bir yere varamayız.</span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Üstad evet, her bir kavmin, kendi adet ve örfünü yaşatma hakkı olduğunu söyler ve bu da haktır. Kürdün de kendi milli ve örfi adetlerini sürdürme ve dilini konuşma ve milli varlığını koruma hakkı vardır ve olacaktır. Bunu yok etmeye kimsenin gücü yetmedi, yetmeyecektir. Cenab-ı Hakkın ibka ettiğini kim yok edebilir ki?</span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Şu 80-90 yıllık süreçte yalnız Kürtler mi ıstırap çekti? Yalnız Kürt menfaatleri mi zarar gördü? Ana unsuru teşkile den ve birçok yerlerde Kürt bölgelerinden daha derin bir sefalet içinde yaşayan Sünni ana aksın açılıma ihtiyacı yok mu?</span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Dolayısıyla <strong>Badıllı ağabeyimizin</strong>, ‘Kürt açılımı’ –ki bu kavramı hiçbir zaman tutmadım, sevmedim- çerçevesinde söyledikleri, nerede ise şu ırkçıların söylemiyle örtüşüyor. Halbu ki o, müktesebatı ve Risale-i nur’a vukufiyyeti açısından <strong>‘uhuvvet-i islamiye’</strong>yi ve ‘<strong>ittihad-ı İslam’</strong>ı dikkatlere sunan bir açılımla milletin önüne çıkmalıydı. </span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Önerdiği eyalet sistemi, <strong>‘siyasi bir ayrılığı’</strong> zâmindir. Üstadın kast ettiği eyalet sistemi ise tamamen <strong>‘idari yapı’</strong> ile ilgilidir; siyasi ayrılık içermez. <strong>Badıllı</strong> ağabeyin hassa bir konumda olduğu ve o zeminde konuştuğu malumumuzdur fakat Risale-i Nur’un hatırı âlidir. Badıllı ağabeyin şu yaklaşımı <strong>‘ayrılıkçıların’</strong> tezine daha yakın duruyor. Ama sanırım onun Nurlara imanî yakınlığı, asabi kurbiyettinden daha yüksektir. Dolayısıyla şu meselede itidali, taraftarlığından daha çok hizmet eder! </span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Üstadın şu meselelerdeki esas maksadının <strong>‘birlik ve beraberlik’</strong> olduğunu en iyi o bilir. Her kafadan bir ses çıktığı, kimin neyi kimin hesabına istediğinin bilinmediği bir hengâmede, <strong>“biz eyalet istemine geçilmesini istiyoruz”</strong> demek, üstadın <strong>“aman ha!”</strong> diye ikaz ettiği <strong>‘Tevaif-i Mülük’</strong> (yani parçalanmış beylikler) dönemine kapı aralıyor çünkü!</span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Meselenin adının (Kürt Açılımı) yanlış konması işi nerelere götürüyor görüyorsunuz. Üstad, halkların kendi örfleriyle yaşamalarını istiyor ama aynı çatı altında. Munazarât’ta, bu <strong>‘çatı’</strong>nın adını da koyuyor. Her bir kavmi bir pınara benzeten Bediuzzaman, pınarların suyunun bir havuzda toplanmasını istiyor ve o havuzun adını da <strong>TÜRK</strong> diye koyuyor.</span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Bir takım ırkçılar, <strong>Türk</strong> ismini tamamen bir kavim adı gibi kullansalar da aslında <strong>Türk</strong> bir <strong>‘etnos’</strong>adıdır. Yani Anadolu’da yaşayan Müslüman kavimleri müşterek adı! Nitekim Üstat <strong>‘Anadolu’da yaşayanların ancak yüzde 33’ü hakiki Türk’tür, diğerlerinin Türkleşmiş unsurlardır’</strong>diyerek bu ismi zımnen benimsediğini gösterir! Dolayısıyla bundan gocunmak gerekmez. </span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; "><strong>Prens Sabahattin</strong> de dağılmayı önlemek için güya bir çare olarak, Osmanlının ademi-i merkeziyetçi eyaletlere bölünmesini istemişti. Üstad ona da şiddetle karşı çıkmıştı. </span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">En büyük siyasi davası <strong> İslam birliği</strong> olan bir Zatı (Bediuzzaman’ı), bir kavmin savunucusu derekesine düşürmek benim gönlüme ağır geliyor.</span></p>
<p><span style="font-family: 'Times New Roman'; ">Dolayısıyla <strong>‘demokrat’</strong> nurcuların acilen toplanıp şu meselede bir konsensüs oluşturmaları şart. Aksi takdirde şu cemaatte hem yeni saflaşmalar olacak hem de yekdiğerini cerh ettiği için nur davasının yara almasına neden olacak!</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"><strong><span style="text-decoration: underline;">M. Ali Bulut - Haber 7<br />
</span></strong><a href="mailto:mabulut@gmail.com" target="_blank">mabulut@gmail.com</a></span></p>

<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/GU0GsmIYJwueSMf4rlHNQPX-L7E/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/GU0GsmIYJwueSMf4rlHNQPX-L7E/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/GU0GsmIYJwueSMf4rlHNQPX-L7E/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/GU0GsmIYJwueSMf4rlHNQPX-L7E/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/limonsuz/~4/oKUOLrj8Jzc" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.limonsuz.com/said-nursinin-davasi-kurtculuk-muydu-mehmet-ali-bulut-593.html/feed</wfw:commentRss>
		<feedburner:origLink>http://www.limonsuz.com/said-nursinin-davasi-kurtculuk-muydu-mehmet-ali-bulut-593.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Dennis’in Açılımı - Salih Memecan’ın Açılım Yorumu</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/limonsuz/~3/NzD9DAkDuQY/dennisin-acilimi-salih-memecanin-acilim-yorumu-591.html</link>
		<comments>http://www.limonsuz.com/dennisin-acilimi-salih-memecanin-acilim-yorumu-591.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Sep 2009 11:41:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bu Yazılar Okunmaz]]></category>

		<category><![CDATA[Limonsuz]]></category>

		<category><![CDATA[Limonu Sevenlere]]></category>

		<category><![CDATA[Türkiye'yi Okumak]]></category>

		<category><![CDATA[demokrasi açılımı]]></category>

		<category><![CDATA[dennis]]></category>

		<category><![CDATA[kürt açılımı]]></category>

		<category><![CDATA[Salih Memecan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.limonsuz.com/?p=591</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://i.sabah.com.tr/2009/09/03/734f4153-45ee-496d-889e-b842b1992a41.jpg" alt="" /></p>

<p><a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/E9EK-sMfz86DcI5UIZes3Ji787Q/0/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/E9EK-sMfz86DcI5UIZes3Ji787Q/0/di" border="0" ismap="true"></img></a><br/>
<a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/E9EK-sMfz86DcI5UIZes3Ji787Q/1/da"><img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/E9EK-sMfz86DcI5UIZes3Ji787Q/1/di" border="0" ismap="true"></img></a></p><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/limonsuz/~4/NzD9DAkDuQY" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.limonsuz.com/dennisin-acilimi-salih-memecanin-acilim-yorumu-591.html/feed</wfw:commentRss>
		<feedburner:origLink>http://www.limonsuz.com/dennisin-acilimi-salih-memecanin-acilim-yorumu-591.html</feedburner:origLink></item>
	</channel>
</rss>

