<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/' xmlns:blogger='http://schemas.google.com/blogger/2008' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0' gd:etag='W/&quot;CkUDQnY4eSp7ImA9Wh5SEEw.&quot;'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7926930963896374257</id><updated>2013-10-06T00:57:53.831+03:00</updated><category term='Hoşuma Gidenler'/><category term='Bizzat Yazdıklarım'/><title>MELİK ÇELİKOĞULLARI</title><subtitle type='html'>Sahip olduğunuz her düşünce sizin düşünceniz olmayabilir...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://melikcelikogullari.novamaks.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default?redirect=false&amp;v=2'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://melikcelikogullari.novamaks.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Melik Çelikoğulları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05759270544089270570</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-ZXAemWOyFgo/TrEiPgXs6AI/AAAAAAAACx0/kTQfNaSCjXk/s220/melik.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>16</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry gd:etag='W/&quot;DUMNRX0-cSp7ImA9WhFVE08.&quot;'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7926930963896374257.post-176335488431440533</id><published>2013-08-12T20:08:00.003+03:00</published><updated>2013-08-12T20:11:34.359+03:00</updated><app:edited xmlns:app='http://www.w3.org/2007/app'>2013-08-12T20:11:34.359+03:00</app:edited><title>Asla Çıkaramayağınız Dövme: Online Aktiviteleriniz.</title><content type='html'>&lt;iframe src="http://embed.ted.com/talks/lang/tr/juan_enriquez_how_to_think_about_digital_tattoos.html" width="560" height="315" frameborder="0" scrolling="no" webkitAllowFullScreen mozallowfullscreen allowFullScreen&gt;&lt;/iframe&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/176335488431440533?v=2'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/176335488431440533?v=2'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://melikcelikogullari.novamaks.com/2013/08/her-dakikanz-paylasmaya-devam-edin.html' title='Asla Çıkaramayağınız Dövme: Online Aktiviteleriniz.'/><author><name>Melik Çelikoğulları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05759270544089270570</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-ZXAemWOyFgo/TrEiPgXs6AI/AAAAAAAACx0/kTQfNaSCjXk/s220/melik.jpg'/></author></entry><entry gd:etag='W/&quot;DkUNQX84fCp7ImA9WhBXE0Q.&quot;'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7926930963896374257.post-7998961654572009417</id><published>2013-03-27T16:24:00.000+02:00</published><updated>2013-03-27T16:24:50.134+02:00</updated><app:edited xmlns:app='http://www.w3.org/2007/app'>2013-03-27T16:24:50.134+02:00</app:edited><title>Sosyal Medya… Sosyal medya… Yedin bitirdin beni…</title><content type='html'>Demin çıkıp pencereden “Sosyal Medya Uzmanı Vaaaar mıııı?”
diye bağırdım, 22 kişi koşarak gelmeye başladı… Pencereyi kapadım, perdeyi
çektim, 2 saat boyunca dışarı çıkmadım… Akşam çıkarken 2 kişi hala kapıda
bekliyordu… (Biri ayakta sigara içiyordu, öbürü herhalde yorulmuş olmalı ki
merdivenlere oturmuştu)&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
Google’da “Sosyal Medya Ajansı” diye bir sorgu yaptım,
görünüşe göre Türkiye’deki her 10 şirketten 9’u sosyal medya ajansı… Hepsi de
süper bi en acaip uzman… Hele ki 3 ay önce toplantı yaptığımda, “Yahu biz bu
işlere girmekte çok geç kaldık, hiç de bilmiyoruz bu işleri” diyen bir fosil
reklam ajansının yeni kurduğu “Sosyal Medya Ajansı”nın web sitesindeki özgüven
patlamasını görünce dumura uğradım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
Eczacı bir arkadaşım var… Gittim “sosyal medya virüslerine
karşı aşı yaptırmak istiyorum” dedim. Bana “manyak mısın olm?” dedi… Ama “Bak
viral… falan” dediysem de dinlemedi beni… Stres içindeyim, ne zaman Facebook’a
falan girsem, şu maskelerden takıyorum (hani var ya kuş giribi falan gelince
moda olanlardan) ne olur ne olmaz…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
Facebook’da bir kütle var ki; bunların işi gücü firmaların
açtığı yarışmalardan ürün kapmak, kendi aralarında ağ bile kurmuşlar… “Ayşeee
kııızzz koşşş… Zibirtciski firması… Duburovski veriyomuş… koş beğen kııız”
şeklinde organize olmuşlar… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
Dünya tarihinde çok sanal değer satılmıştır… Ama “Beğen”
satın almak bu işini Nirvana’sı bir fenomendir… Gencim, güzelim, yakışıklıyım….
Ben de “beğenilmek” istiyorum… Kaç paraysa vericem Zuckerberg… Heeey sana
diyorum, 35 trilyon “Beğen” istiyorum…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;
Facebook’daki reklamların %90’ı neden abuk subuk ürünlere
ait çözemedim gitti. Kıl dökücü, yün çıkarıcı, arkadaş bulucu, kadın azdırıcı
vs.. Bunlardan nasıl bir sonuç çıkarmalıyım acaba? Ya nerede dangalak ürün
satan firma varsa Facebook’da… ya da nerede dangalak tüketici varsa Facebook’da…
Bilemedim…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;
</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/7998961654572009417?v=2'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/7998961654572009417?v=2'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://melikcelikogullari.novamaks.com/2013/03/sosyal-medya-sosyal-medya-yedin.html' title='Sosyal Medya… Sosyal medya… Yedin bitirdin beni…'/><author><name>Melik Çelikoğulları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05759270544089270570</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-ZXAemWOyFgo/TrEiPgXs6AI/AAAAAAAACx0/kTQfNaSCjXk/s220/melik.jpg'/></author></entry><entry gd:etag='W/&quot;CEcBQnw6cCp7ImA9WhNSGEU.&quot;'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7926930963896374257.post-3299165519883062967</id><published>2012-11-02T20:42:00.002+02:00</published><updated>2012-11-02T20:47:33.218+02:00</updated><app:edited xmlns:app='http://www.w3.org/2007/app'>2012-11-02T20:47:33.218+02:00</app:edited><title>Siz mi düşündünüz? Emin misiniz?</title><content type='html'>&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Girdi ve Çıktı&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Biz insanlar herhangi bir konuda bir görüşe, yargıya düşünceye sahip olmak, yani bir sonuç çıkarmak için verilerden yararlanırız. Yani aslında bilgisayarlar gibiyizdir. Edindiğimiz enformasyon girdi, bunun sonucunda ürettiğimiz düşünceler ise çıktıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çok basite indirgeyecek olursak, pencereden baktığımızda yağmur yağdığını görmemiz girdi, dışarı çıkarken bir şemsiye almamız gerektiğini düşünmemiz de çıktımızdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şimdi bu konu ile ilgili birkaç örnek daha vermek istiyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;BP&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Biliyorsunuz BP’nin sebep olduğu bir çevre felaketi oldu. Koca Meksika Körfezi petrolle kaplandı. Bu felaketle ilgili son bilginiz nedir?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Muhtemelen son 6 aydır BP mevzuunu hiç hatırlamadınız. Çünkü bununla ilgili hiçbir enformasyona rastlamıyorsunuz. (Ben söyleyeyim. Meksika körfezinde yaşam bitti. Petrol katmanlarını parçalamak için denize döktükleri milyonlarca ton kimyasal asit yağmurları olarak tepemize yağmakta... ama konu bu değil)&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;
&lt;b&gt;İran örneği&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Amerika İran’ın nükleer silah ürettiğini veya üretmeye hazırlandığını iddia ediyor? Bu konudaki son bilginiz nedir?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Peki ya bu konuda kendi kendinize sorduğunuz son soru ya da aklınızdan geçen son düşünce nedir?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mesela&amp;nbsp;“İran bağımsız bir ülkedir, neden nükleer silah üretmesin?” olabilir mi?...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ya da&amp;nbsp;“Yahu bu Amerika’da her şeye burnunu sokuyor, yarın biz nükleer silah üretsek bize de saldırırlar mı? sorusu olabilir mi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yoksa&amp;nbsp;“İran gerçekten nükleer silah üretiyor mu?” sorusu mu?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Muhtemelen en çok bu son soruyu sordunuz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çünkü her yerde sadece bu soru soruluyor ve sanki sorulacak tek soru buymuş gibi bir durum var ortada.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;
&lt;b&gt;Farkında mısınız?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Öz olarak bugün beslendiğimiz en önemli iki enformasyon kaynağı var. Biri televizyonlar, ikincisi Internet.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Televizyonlar, malum yurtdışı haberleri, yurtdışı haber ajanslarından alırlar. Sonra hükümetle aralarını iyi tutmalıdırlar vs… dolayısı ile bunların da hangi haberi yayınlayacaklarına, hangilerini yayınlamayacaklarına karar verenler büyük şirket ve hükümetlerdir. Bu yüzden de hikayedirler. Ama hiç değilse arada bir birbirleri ile çelişirler de biz de farklı bir bakış açısı ediniriz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Internet’te ise durum daha da vahimdir. Bir Google vardır ve bir Google vardır. Neyi okuyacağımıza, neyi okumayacağımıza, dolayısı ile hangi konuda hangi türden ve hangi tezi savunan enformasyon ile besleneceğimize ya da beslenmeyeceğimize (dolayısı ile nasıl düşüneceğimize) o karar verir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ve tüm bunları o kadar akıllıca yapar ki; biz düşüncelerimizin gerçekten bize ait olduğuna kesinlikle emin oluruz. Zaten egomuz da başka türlüsüne dayanamaz. Ama gerçek bu değildir. Düşüncelerimizi biz değil, girdiler üretmektedir. Çünkü beynin, beyni yoktur. O sadece bir araçtır… Girdi… Çıktı… Input… Output…&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;
&lt;b&gt;Uzun lafın kısası:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Kimseye tavsiyede bulunmaktan hoşlanmam… Ancak ben ne yapıyorum paylaşabilirim. Enformasyon kaynaklarımı çeşitlendiriyorum. Arada bir de küçük ve yerel TV’leri ya da Katmandu TV’yi izliyorum. Bing, Yahoo ve Yandex’i de ve özellikle arkalardaki sayfalarına da bakarak kullanıyorum. İnsanlarla konuşuyorum. Olaylara ve olgulara “tüm bu olanlar tutarlı mı?” sorusu ile yaklaşıyorum ve tabii paranoyaya bağlamıyorum. Ancak bu kadarcığı bile o kadar şaşırtıcı ve hatta eğlenceli olabiliyor ki… isterseniz deneyin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hoşçakalın&lt;br /&gt;
&lt;div&gt;
&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;div&gt;
Not : Bu yazı ilginizi çektiyse ve tabii izlemediyseniz "Wag The Dog" filmini mutlaka izleyin...&lt;/div&gt;
</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/3299165519883062967?v=2'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/3299165519883062967?v=2'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://melikcelikogullari.novamaks.com/2012/11/siz-mi-dusundunuz-emin-misiniz.html' title='Siz mi düşündünüz? Emin misiniz?'/><author><name>Melik Çelikoğulları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05759270544089270570</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-ZXAemWOyFgo/TrEiPgXs6AI/AAAAAAAACx0/kTQfNaSCjXk/s220/melik.jpg'/></author></entry><entry gd:etag='W/&quot;A08ESHk5fip7ImA9WhNSFk0.&quot;'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7926930963896374257.post-7612943553830929150</id><published>2012-10-30T17:04:00.000+02:00</published><updated>2012-10-30T17:10:09.726+02:00</updated><app:edited xmlns:app='http://www.w3.org/2007/app'>2012-10-30T17:10:09.726+02:00</app:edited><title>Teachtising ve Mr.Maana</title><content type='html'>&lt;iframe src="http://www.slideshare.net/slideshow/embed_code/14750492" width="512" height="421" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" style="border:1px solid #CCC;border-width:1px 1px 0;margin-bottom:5px" allowfullscreen&gt; &lt;/iframe&gt; &lt;div style="margin-bottom:5px"&gt; &lt;strong&gt; &lt;a href="http://www.slideshare.net/novamaks/teachtising" title="Teachtising" target="_blank"&gt;Teachtising&lt;/a&gt; &lt;/strong&gt; from &lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.slideshare.net/novamaks" target="_blank"&gt;Novamaks Teknoloji Ltd. Sti.&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/7612943553830929150?v=2'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/7612943553830929150?v=2'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://melikcelikogullari.novamaks.com/2012/10/teachtising-ve-mrmaana.html' title='Teachtising ve Mr.Maana'/><author><name>Melik Çelikoğulları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05759270544089270570</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-ZXAemWOyFgo/TrEiPgXs6AI/AAAAAAAACx0/kTQfNaSCjXk/s220/melik.jpg'/></author></entry><entry gd:etag='W/&quot;CUEMR3kzfCp7ImA9WhNSFk4.&quot;'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7926930963896374257.post-8170981793461192058</id><published>2012-10-30T16:58:00.001+02:00</published><updated>2012-10-30T23:48:06.784+02:00</updated><app:edited xmlns:app='http://www.w3.org/2007/app'>2012-10-30T23:48:06.784+02:00</app:edited><title>Şirketler ve Karakterleri Hakkında İpucu</title><content type='html'>Şirketlerin de insanlar gibi kişilikleri, karakterleri vardır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu karakterle ilgili ilk izlenimi telefonu karşılayan santral çalışanı veya sekreter verir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mesela bir şirketi aradığınızda sekreter telefonu yeni uykudan uyanmış gibi, bezgin bir sesle karşılıyorsa, o şirket atalet içinde mutsuz bir şirkettir. Uzak durun. Ne kendilerine, ne size bir faydaları olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-WgnEhOY44Vo/UJBK-IMhDqI/AAAAAAAAC0o/T-ftDhNqZpg/s1600/images.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-WgnEhOY44Vo/UJBK-IMhDqI/AAAAAAAAC0o/T-ftDhNqZpg/s1600/images.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
Telefon geç açılıyorsa veya açılır açılmaz karşınızda bekleme müziği buluyorsanız organizasyon yeteneğinden yoksun, beceriksiz bir şirkettir. Onlardan da uzak durun.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Neşeli bir sesle karşılanıyorsanız, (arayan sizseniz, kendinizi tanıtmak da sizin sorumluluğunuzdur) size isminizle hitap ediliyorsa ve aradığınız kişiye hızlıca bağlanıyor veya kişi yerinde yoksa vb. doğru şekilde bilgilendiriliyorsanız işte o hem mutlu, hem de akıllı bir şirkettir. Onlarla iş yapın.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu örnekler çoğaltılabilir ancak ana fikri veriyor sanırım. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir santral çalışanı veya telefonları karşılayan sekreter sadece bir santral çalışanı veya sadece bir sekreter değildir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Onlar şirketin karakterinin aynasıdırlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir gün kendi şirketinizi bir arkadaşınıza aratın ve bakın bakalım sizin şirketiniz nasıl bir karakter sergiliyor.</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/8170981793461192058?v=2'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/8170981793461192058?v=2'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://melikcelikogullari.novamaks.com/2012/10/sirketler-ve-karakterleri-hakknda-ipucu.html' title='Şirketler ve Karakterleri Hakkında İpucu'/><author><name>Melik Çelikoğulları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05759270544089270570</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-ZXAemWOyFgo/TrEiPgXs6AI/AAAAAAAACx0/kTQfNaSCjXk/s220/melik.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-WgnEhOY44Vo/UJBK-IMhDqI/AAAAAAAAC0o/T-ftDhNqZpg/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry gd:etag='W/&quot;DkIBRXo8cSp7ImA9WhNSFk4.&quot;'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7926930963896374257.post-1591584518514856260</id><published>2011-12-18T13:37:00.000+02:00</published><updated>2012-10-31T00:02:34.479+02:00</updated><app:edited xmlns:app='http://www.w3.org/2007/app'>2012-10-31T00:02:34.479+02:00</app:edited><title>Uzlaşma Kavramı Üzerine</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-4-6X4vmrMvk/UJBOXIWDP8I/AAAAAAAAC1A/Y0BieUXdOeA/s1600/uzlasma.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="270" src="http://2.bp.blogspot.com/-4-6X4vmrMvk/UJBOXIWDP8I/AAAAAAAAC1A/Y0BieUXdOeA/s400/uzlasma.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
Ne kelime anlamı, ne de amacı fikir birliğine varmak olmadığı halde, uzlaşma faaliyetleri sanki bir fikir birliğine varma faaliyeti gibi algılanıp öyle yürütülüyor. Halbuki konuşarak vb. karşınızdakinin sizin gibi düşünmesini, olay ve olgulara sizin gibi bakabilmesini, sizin gibi yorumlamasını sağlayabilmeniz mümkün değil. Bu iyi niyet olan durumlarda bile mümkün değil.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak her nedense zaman ve enerjimizin büyük bölümünü bu beyhude çabaya ayırıyoruz. Düşünürseniz menfaat söz konusu olmadığı durumlarda bile bir yakınınızın (mesela arkadaşınızın, anne ya da babanızın, sevgilinizin vb.) fikrini değiştirdiğinizi hatırlıyor musunuz? Ama gerçekten değiştirdiğinizi. Yoksa bahsettiğim şey karşınızdakinin sizin istediğiniz gibi davranması ya da davranmayı kabul etmesi değil.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dolayısı ile birinci sonuç; “uzlaşma” fikir birliğine varmak anlamında kesinlikle değil. Ve böyle bir amaç da gütmemeli. Uzlaşma fikir ayrılığı olan insanların karşılıklı tavizler vererek asgari ortak da buluşmaları.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak bu noktada yeni bir bilgi daha devreye giriyor. O da uzlaşma için gerekenler. Daha önce uzlaşma için sadece iyi niyet’in yettiğini düşünürdüm. Ancak bu da öyle değilmiş. Uzlaşma için olmazsa olmaz 3 unsur var. Bunları da aşağıdaki gibi belirledim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1) İyi niyet. (Her 10 saniyede bir vicdanına sen ne diyorsun bu işe diye sormayı kesinlikle unutmamak)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2) Belli oranda zarar görmeyi kabul etmek (Uzlaşmanın aslında taviz vermek olduğunu kayıpsız uzlaşma olmayacağını unutmamak)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3) Cesaret. (Yani makul çerçevelerde risk almanın gereğini idrak etmek)</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/1591584518514856260?v=2'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/1591584518514856260?v=2'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://melikcelikogullari.novamaks.com/2011/07/uzlasma-kavram-u.html' title='Uzlaşma Kavramı Üzerine'/><author><name>Melik Çelikoğulları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05759270544089270570</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-ZXAemWOyFgo/TrEiPgXs6AI/AAAAAAAACx0/kTQfNaSCjXk/s220/melik.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-4-6X4vmrMvk/UJBOXIWDP8I/AAAAAAAAC1A/Y0BieUXdOeA/s72-c/uzlasma.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry gd:etag='W/&quot;C04FQX88cCp7ImA9WhNSGEU.&quot;'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7926930963896374257.post-6908380088684801384</id><published>2011-11-26T00:02:00.001+02:00</published><updated>2012-11-02T20:45:10.178+02:00</updated><app:edited xmlns:app='http://www.w3.org/2007/app'>2012-11-02T20:45:10.178+02:00</app:edited><title>Melek Yatırımcı… Melek mi? Şeytan mı?</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-eS0rMpfeI0o/TtAQoDlZWsI/AAAAAAAACzQ/i_r7AaEs3So/s1600/Melek_Yatirimci.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-eS0rMpfeI0o/TtAQoDlZWsI/AAAAAAAACzQ/i_r7AaEs3So/s200/Melek_Yatirimci.jpg" width="131" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
Ne alaka yahu? Her ikisi de değil.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evet, şu “Melek” kısmının gözümde biraz komik bir görüntü (takım elbiseli karizmatik bir tip ama kanatları da var gibi) canlandırdığını itiraf etmeliyim. Ama bu insanlar ne melek ne de şeytan.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu insanlar sadece biraz farklı YATIRIMCILAR. Farkları ise henüz ortada olmayan işlere yatırım yapacak cesarete sahip olmaları.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Melek yatırımı ve yatırımcıyı öz olarak ve basitçe aşağıdaki gibi tanımlayabiliriz (Türkiye’de ufak tefek farkları var, onu da ayrıca anlatacağım. Onun için şimdiki kahramanlarımız yabancı).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
•&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; John’un iyi bir iş fikri var. Ama parası yok. Bu arkadaş “girişimci”.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
•&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Jack’in de iyi parası var ama iş fikri yok. Bu arkadaş da “yatırımcı”. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
•&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Arada (genelde) bir şirket var ki; bu şirket John ile Jack’i bir araya getiriyor. Bu arkadaş da “aracı”. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Un var, yağ var, yumurta var. Ne kadar güzel değil mi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Güzel de, bakın süreç nasıl işliyor…&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
John önce oturuyor, iş fikrini güzelce bir yazıyor, kar beklentilerini falan olabildiğince iyi öngörüler ile belirliyor. Sonra da gidiyor o “çok iyi iş fikrini” aracı şirkete sunuyor. Ancak burada küçük bir sorun çıkıyor. Fikrini paylaştığı anda, o çok nadide iş fikri sır olmaktan çıkıyor. (Bknz. “İki kişinin bildiği sır değildir.” maddesi.) Ancak John’un bu fikri kendi başına hayata geçirecek finansal kaynakları yoksa ve fikri de saklayıp turşusunu kurmak niyetinde değilse başka şansı da yok. Eh bu durumda John bu kadarcık riski de alacak! Değil mi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir sonraki safhada aracı şirket iş fikrini inceliyor. Beğenir ve mantıklı bulursa bunu portföyündeki yatırımcılar ile paylaşıyor. Bu kez bknz. “İki kişinin bildiği sır olmadığına göre; 200 kişinin bildiğinin sır olmakla uzak yakın bir alakası yoktur.” maddesi. Ama John bu riskleri almaya razı olmuştu değil mi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Son safhada da aracı şirketin fikri paylaştığı yatırımcılardan biri fikri beğenirse (ki bu örnekte Jack) alıp bir güzel kendisi yapıyor! HAHHAAH NASIL AMA? &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yok yok… Şaka yaptım… İş fikrini üçüncü kişilerle paylaşmanın belli seviyede bir riski varsa da bu sanıldığı kadar yüksek bir risk değildir. (Tabii John soğuk füzyonu, ışıktan hızlı hareket etmenin bir yolunu, ölümsüzlüğün sırrını falan bulmadıysa) &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şöyle ki; &lt;br /&gt;
Bir yatırımcı asla bir ebleh değildir ve nadiren sadece iş fikrine yatırım yapar. Yatırımcının ya da yatırımın formülü özde aşağıdaki gibidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
KAZANÇ = “YATIRIM” +&amp;nbsp; “İYİ İŞ FİKRİ + “İŞİ (İYİ) YAPACAK ADAM”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dolayısı ile Jack parayı, John da fikri ve emeği koyar. Bazı durumlarda Jack paranın yanı sıra işe bilgi, deneyim ve çevresini de katar ki bunlar da az şeyler değildir. Sonuçta herkes kazanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yani özde bu bir Win&amp;amp;Win modelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Şimdi gelelim Türkiye’ye…&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kez kahramanlarımız Ahmet ve Mehmet.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ahmet’in harika bir iş fikri var. Ama parası yok. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mehmet’in de parası var ama iş fikri yok. (Aklı yok demediğime dikkat)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Arada bir de şirket var. Şirketler kendilerini organizasyon falan diye de konumlayabilirler… Hiç takılmayın ve şirket diye bakın. &lt;a href="http://www.lab-x.org/" target="_blank"&gt;LabX&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.endeavor.org.tr/" target="_blank"&gt;Endeavour&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.etohum.com/" target="_blank"&gt;Etohum&lt;/a&gt; falan gibi yapılar son yılların popülerleri. Bir de yeni dernek kuruldu. Türkiye &lt;a href="http://www.melekyatirimcilardernegi.org/" target="_blank"&gt;Melek Yatırımcılar Derneği.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şimdi bu Ahmet alıyor fikrini gidiyor şirkete. İşte Avrupa/Amerika versiyonu ile Türk versiyonu da burada değişiyor. İki tane önemli dert ya da fark var.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Birincisi aracı şirketin derdi: O kadar çok dangalaktan o kadar çok saçma salak proje geliyor ki; Proje ön elemesini yapan arkadaş başvuruları ancak koluna içinde sakinleştirici olan bir serum takılı vaziyette okuyabiliyor ve bu sayede akıl sağlığını korumayı başarıyor ve tabii asla tuvalet kağıdına para vermiyorlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İkincisi ise Ahmet’in derdi: Ahmet akıllı çocuk. Adam gibi çalışmış. Anlatımı düzgün, fizibilitesi, iş planı falan da taş gibi. Yani projesi oldukça iyi görünüyor. İlk elemeyi de zırt diye geçiyor. Ancak yine de ben size şu kadarını söyleyeyim; Sevgili Ahmet’in sadece kağıt üzerindeki bir fikre Türkiye’de yatırım alması Avrupa ya da Amerika’daki benzerlerine oranla daha zor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Neden mi? &lt;br /&gt;
Çünkü ortada laftan başka hiçbir şey yok ve biz Türkler (melek olanlarımız da dahil) görmediğimize pek inanmayız da ondan. Lafın paraya dönüp dönmeyeceğini görmek için yüksek isabetli öngörü gerekir. O öngörüde bulunabilmek için de zehir gibi bir zeka, müthiş bir sezgi, yıllara dayanan iş tecrübesi, yeni fikirlere açık algı vs. vs. gerekir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunlar bizim yatırımcılarda yok değildir. Ancak bizde yatırımcı da azdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaldı ki;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1)&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Avrupa’daki yüzyıllara, Amerika’daki en az 150 yıla karşın Türkiye’nin ticari bilgi ve tecrübe birikimi 30 seneyi bile bulmaz. Aristokrat ve tüccar sınıf hemen hiç olmamıştır. Bunun doğal sonucu vizyon eksikliğidir. (Buna itirazınız varsa bundan 5 sene önce Facebook fikrini bulan bir vatandaş olsaydı, bu fikre çok değil 10.000 USD yatıracak bir tane yatırımcı bulabilir miydi acep diye kendinize bir sorun)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2)&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Türkiye’de henüz bu konuda oluşturulmuş fonlar vb. yoktur. Olanlar da yabancı kaynaklıdır.&amp;nbsp; Dolayısı ile Mehmet kendi parasını, kendi kişisel sermaye ve birikimini riske atacaktır. Eh bu da kolay değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3)&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Türkiye yakın zamana kadar ekonomik açıdan istikrarsızlığın nirvanasındaki bir ülke olmuştur. Hala da ekonomik istikrar konusunda ciddi endişelerimiz vardır ve haksız da değilizdir. Yarın öbür gün hükümetin yaptığınız işi darma duman edecek başka bir Deli Dumrul vergisi salmayacağını asla bilemezsiniz değil mi? (İsterseniz mali tarihimizi bir inceleyin de dumur olun)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
4)&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Son olarak da Türkiye ulusal sermaye birikimi açısından henüz fakir denecek bir düzeydedir. Yani birikimi azdır. Dolayısı ile yatırımcının parası da daha kıymetlidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte Türkiye’deki yaklaşık yapı ve süreç de budur ve bu çerçevede Ahmet’in işi John’unkinden az daha zordur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ancak buna rağmen, ortam hızla gelişmekte, yatırımcı sayısı artmaktadır. İş fikri olanlara düşen ise iş fikirlerinin gerçekten iyi fikirler olmasını denetlemek, ve süreçleri iyi yönetmektir. Gerisi zaten gelecektir.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://melikcelikogullari.novamaks.com/feeds/6908380088684801384/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7926930963896374257&amp;postID=6908380088684801384' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/6908380088684801384?v=2'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/6908380088684801384?v=2'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://melikcelikogullari.novamaks.com/2011/11/melek-yatirimci-melek-mi-seytan-mi.html' title='Melek Yatırımcı… Melek mi? Şeytan mı?'/><author><name>Melik Çelikoğulları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05759270544089270570</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-ZXAemWOyFgo/TrEiPgXs6AI/AAAAAAAACx0/kTQfNaSCjXk/s220/melik.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-eS0rMpfeI0o/TtAQoDlZWsI/AAAAAAAACzQ/i_r7AaEs3So/s72-c/Melek_Yatirimci.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry gd:etag='W/&quot;CkEHQnc9fyp7ImA9WhRSGE4.&quot;'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7926930963896374257.post-3356387400512152452</id><published>2011-11-21T00:37:00.001+02:00</published><updated>2011-11-21T01:10:33.967+02:00</updated><app:edited xmlns:app='http://www.w3.org/2007/app'>2011-11-21T01:10:33.967+02:00</app:edited><title>Şirketlerin Yardımlarını Duyurması Neden Abes Olsun ki?</title><content type='html'>&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;“Bir elin verdiğinden diğer elin haberinin olmaması” gerektiği inancı ve şirketlerin felaket ve benzeri durumlarda yaptığı yardımlar&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-tGFZFGzxOUk/TsmHpHkj55I/AAAAAAAACzI/N669jO70-UY/s1600/marketingtr2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="147" src="http://2.bp.blogspot.com/-tGFZFGzxOUk/TsmHpHkj55I/AAAAAAAACzI/N669jO70-UY/s200/marketingtr2.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;
Bitmez tükenmez bir tartışmadır şirketlerin felaket vb hallerde yaptıkları yardımların reklamını (ay pardon iletişimini… kih kih kih) yapmalarının abes olup olmadığı tartışması.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Son olarak bu tartışmaya Marketing Türkiye’nin 1 Eylül tarihli sayısında rastlamıştım. Konu Somali’deki açlık krizine yönelik şirketlerin yaptıkları yardımlar ve bunların medyada yer alması idi. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fatoş Karahasan (Milliyet, Capital yazarı ve marka danışmanı) her zamanki güleç ve pozitif ifadesi ile özde bunun duyurulmasında bir sakınca görmediğini, Cihan Kırımlı (Brandmark) reklam kokmayan bir iletişim yapılması gerektiğini belirtirken, Şermin Topçu (İndico) bunu yapan firmaları da buna izin veren o firmaların iletişimcilerini de (neredeyse) fırınlara doldurup yakmak gerektiğini söylemiş. (Kaynak : Marketing Türkiye 1 Eylül 2011 sayfa 50)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şimdi Van Depremi ile pilav yine önümüzde ve yine aynı muhabbet sürüp gidiyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun üzerine ben de iki satır yazayım artık dedim. Eksik kalsam olmazdı ya :)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Size bir soru : İnsan neden iyilik yapar?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çünkü iyilik yapmak insana kendini iyi hissettirir. Ben bunu kendi deneyimlerimden bildiğim gibi, çevremde de bunu gözlemliyorum. Siz de kendinize sorun isterseniz? İyilik yaptığınızda nasıl ve ne hissediyorsunuz? Hoş bir duygu değil mi? Hoş olmasa iyilik yapar mıydık?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunu desteklemek üzere yakın zamanda bununla ilgili okuduğum bir araştırmayı da aktarayım da pek bir bilimsel insan da olayım :) Yanlış hatırlamıyor isem İngiltere’de Nöro Araştırma Enstitüsü’nün bir araştırması idi. (Kaynak olarak kullanmak üzere aradım ancak bulamadım. Daha doğrusu çok uzun da aramadım) Denekler alıyorlar. Beyinlerine elektrotlar bağlıyorlar ve kendilerinden iyilik yaptıkları bir anı hafızalarında canlandırmalarını istiyorlar. (Mesela bir dilenciye para verdikleri, bir yaşlıya yardım ettikleri, bir hastayı teselli ettikleri, birinin yolda kalmış aracını ittikleri anlar falan gibi) Denekler bu anları düşündüklerinde beyinlerinde hareketlenen bölge, zevk ve tatmin anlarında (mesela güzel bir yemek yendiğinde, hoş bir koku algılandığında, sevilen bir kişi ile birlikte olunduğunda, iyi bir müzik dinlendiğinde vb. hareketlenen bölge) bölge ile aynı. Yani iyilik yapmak insana kendini iyi hissettiriyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Düz bir bakışla iyilik yapmak sureti ile harcadığımız para, zaman, enerji, emek vs. karşılığında “iyi hissetme” alıyoruz. “İyi hissetme”yi yabana atmazsınız umarım. “İyi hissetme” dünya ekonomisinin temelidir. İnsanlar trilyonlarca doları “iyi hissetmek” için (eğlenceye, statüye, giyime, kozmetiğe ve hatta uyuşturuculara vs.) harcamaktadırlar. Bu bakışla “küçük bir iyilik” karşılığında elde edilen “iyi hissetme hali” oldukça ucuza bile gelmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun dışında tabi iyilik yapmayı destekleyen başka unsurlar da var. İyilik yaptığınızda bu her zaman olmasa da genellikler duyulur, bilinir. Bu da sizin sosyal statünüzü yükseltir. Yani “iyi insan” olursunuz. Bence hiç fena değil. Ayrıca eğer inançlı bir insansanız cennetteki yerinizi sağlamlaştırmış olursunuz. Bir sadaka ile bin belayı def edersiniz vs. vs.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Peki şimdi asıl soru : Şirketler insan mıdır? Şirketler iyilik yapınca iyi hissederler mi? Şirketlerin gideceği bir cennet var mıdır? Bir şirket buna inanabilir mi?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cevabı biliyorsunuz. Tabii ki hayır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eh o halde şirketi iyilik yapmak için motive edecek unsur nedir? Şirketler insan değildir. Şirketler birer makine, birer araçtır. Hissedarları, çalışanları, müşterileri (yani insanlar) için bir araç. Ama şirketler kesinlikle bizzat insan değildir. Dolayısı ile bir şirket iyilik yaptığında kendini iyi hissetmez. Kötü de hissetmez. Bir şirket hiçbir halt hissetmez. Hissedenler insanlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dolayısı ile bir şirketin yardım faaliyetinde bulunmasının gerekçesi Sosyal Sorumluluk Projeleri üretmesinin gerekçesi ile aynıdır. Yani itibarını yükseltmek, tüketicisinin güven ve saygısını kazanmak, keza çalışanlarının güven ve saygısını kazanmak ve şirketleri ile gururlanmalarını sağlamak vb.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Peki bir şirket bu faydayı sağlamayacak ise neden yardımda bulunsun?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bulunmaz kardeşim. Bir şirket içindeki insanların tatmin duygusu olmadıkça dünya yıkılsa parmağını bile kıpırdatmaz. (Bu arada bir şirketin parmağı da olmaz ya neyse…)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonuç olarak bence şirketlerin yaptıkları yardım çalışmalarını doğru bir iletişim çalışması çerçevesinde, usturuplu bir dille duyurmalarında hiçbir sakınca yoktur. Aksine böyle bir duyuruda herkesin (şirketin, çalışanlarının, müşterilerinin ve tabii yardıma muhtaç olanların yani toplamda kamunun) faydası vardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yüzden soru şirket yardımlarının duyurulup duyurulmayacağı değil, nasıl usturuplu bir dille duyurulacağıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;
&lt;/div&gt;
Burada da iş PR’cılara düşer.</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://melikcelikogullari.novamaks.com/feeds/3356387400512152452/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7926930963896374257&amp;postID=3356387400512152452' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/3356387400512152452?v=2'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/3356387400512152452?v=2'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://melikcelikogullari.novamaks.com/2011/11/bir-elin-verdiginden-diger-elin.html' title='Şirketlerin Yardımlarını Duyurması Neden Abes Olsun ki?'/><author><name>Melik Çelikoğulları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05759270544089270570</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-ZXAemWOyFgo/TrEiPgXs6AI/AAAAAAAACx0/kTQfNaSCjXk/s220/melik.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-tGFZFGzxOUk/TsmHpHkj55I/AAAAAAAACzI/N669jO70-UY/s72-c/marketingtr2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry gd:etag='W/&quot;DkAHSX8zcSp7ImA9WhNSFk4.&quot;'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7926930963896374257.post-4429791686003920120</id><published>2009-09-16T19:17:00.001+03:00</published><updated>2012-10-31T00:05:38.189+02:00</updated><app:edited xmlns:app='http://www.w3.org/2007/app'>2012-10-31T00:05:38.189+02:00</app:edited><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hoşuma Gidenler'/><title>BEŞ MAYMUN VE KURAMSAL NEGATİF ÖĞRENME</title><content type='html'>Kafese beş maymun koyarlar. Ortaya da bir merdiven ve tepesine de iple muzları asarlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde, dışarıdan üzerine soğuk su sıkarlar. Sadece merdivenleri çıkmaya çalışan maymun değil, diğerleri de bu soğuk sudan nasibini alir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar. Bir süre sonra muzlara hareketlenen maymun diğerleri tarafından engellenmeye başlanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha sonra, maymunlardan biri dışarı alınıp, yerine yeni bir maymun (adı:"A"olsun) konulur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
A'nın ilk yaptığı iş muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur; fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu döverler...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-KD-pStKjl60/UJBPFQZNWFI/AAAAAAAAC1I/6-fNJTS5Opc/s1600/5monkeys.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="60" src="http://2.bp.blogspot.com/-KD-pStKjl60/UJBPFQZNWFI/AAAAAAAAC1I/6-fNJTS5Opc/s320/5monkeys.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla ("B") değiştirilir&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
B’de merdivene ilk yaptığı atakta dayağı yer. Bu ikinci yeni maymunu (B) en şiddetli ve istekli döven ilk yeni maymundur(A).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. En yeni gelen maymun (C) de ilk atağında cezalandırılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Diğer dört maymundan yeni gelen ikisinin (A ve B) en yeni gelen maymunu (C) niye dövdükleri konusunda hiç bir fikirleri yoktur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Son olarak en baştaki ıslanan maymunların dördüncüsü ve beşincisi de yenileriyle (D ve E) değiştirilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tepelerinde bir salkım muz asılı olduğu halde artık hiç biri merdivene yaklaşmamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Neden mi? Çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle GİTMELİDİR...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte bu nokta organizasyonel şartlanmanın başladığı yerdir...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
M.</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/4429791686003920120?v=2'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/4429791686003920120?v=2'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://melikcelikogullari.novamaks.com/2009/09/bes-maymun-ve-kuramsal-negatif-ogrenme.html' title='BEŞ MAYMUN VE KURAMSAL NEGATİF ÖĞRENME'/><author><name>Melik Çelikoğulları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05759270544089270570</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-ZXAemWOyFgo/TrEiPgXs6AI/AAAAAAAACx0/kTQfNaSCjXk/s220/melik.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-KD-pStKjl60/UJBPFQZNWFI/AAAAAAAAC1I/6-fNJTS5Opc/s72-c/5monkeys.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry gd:etag='W/&quot;D0YCRnY-cSp7ImA9WhNSFk4.&quot;'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7926930963896374257.post-7456583720766990685</id><published>2009-09-12T16:55:00.002+03:00</published><updated>2012-10-31T00:12:47.859+02:00</updated><app:edited xmlns:app='http://www.w3.org/2007/app'>2012-10-31T00:12:47.859+02:00</app:edited><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bizzat Yazdıklarım'/><title>Zaman Makinası</title><content type='html'>Varsayın ki zaman makinası icat edildi. Acaba bu nasıl bir zaman makinası olur?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu makine Internet gibi herkesin yararlanabileceği bir şey mi olur, yoksa Uzay Mekiği gibi çok kısıtlı hükümetlerin ve insanların yararlanabildiği bir şey mi? Başka bir soru zaman içinde fiziksel bedenimizle bizi başka bir zamana mı götürür, yoksa sadece izleyici mi olabiliriz? Fiziksel olarak gidersek olaylara etki edeceğimiz de kesin. Aktif olarak bir şey yapmasak bile (bknz. Kelebek etkisi). Acaba her iki yönde de hareket edebilir miyiz? Yani hem geçmiş hem gelecek yönünde. Gideceğimiz yeri ve zamanı kesin olarak seçebilir miyiz acaba? Mesela yıl MS 784 gibi zaman ve Kuzey 40.2287 Doğu 22.6754 gibi bir coğrafik koordinat verebilir miyiz? Yanımızda bir şey götürebilir miyiz? Yoksa çıplak falan mı gitmek zorundayız? Gittiğimiz yerden geri gelebilir miyiz? Transfer esnasında elektrik kesilirse ne olur? Peki ya su kesilirse? :)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Neyse görüldüğü üzere olasılıklar çok. Şimdi biz bu olasılıkları biraz azaltmak için kurallar koyalım. Sonra da biraz dalgamızı geçeriz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-e_6e7xDyXl0/UJBP9o69qgI/AAAAAAAAC1Q/3-bGNttJ8L0/s1600/zaman+mak.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="http://3.bp.blogspot.com/-e_6e7xDyXl0/UJBP9o69qgI/AAAAAAAAC1Q/3-bGNttJ8L0/s400/zaman+mak.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;1. Olmaz ya varsayın ki zaman makinası hiçbir şahsın, ya da hükümetin, milletin vb. malı olmadı ve tüm insanlığın kullanımına açıldı. Yani Internet gibi bir şey.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2. Sadece izleyici olabiliyoruz. Yani gittiğimiz zamanda hiçbir etki yapmamız söz konusu değil. Ghost filmi gibi yani. Sadece izleyiciyiz ve görülmemiz de mümkün değil.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3. Her iki yöne de gidebiliyoruz. Yani hem geçmişe, hem geleceğe. Ayrıca gideceğiniz tarihi (geçmiş veya gelecek) ve coğrafik konumunu kesin olarak seçebiliyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
4. Yanımızda hiçbir şey götüremiyor ve getiremiyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
5. Ve son olarak o kadar yoğun talep var ki, bu makinadan sadece bir kez yararlanma hakkımız var.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evet kurallar bunlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Düşünün bakalım makinayı kullanma hakkı size verildiğinde ne yaparsınız?&lt;br /&gt;
Sakın “Loto sonuçlarının belli olduğu gelecekteki gün gider… Sonra geri gelir, kazanan numaralara oynarım” falan gibi gerzekçe şeyler düşünmeyin. Unutmayın makinayı herkes kullanabiliyor. O hafta lotoyu 6 milyar insan birden tutturacak!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Biraz yaratıcı olun…&lt;br /&gt;
Benden bu kadar… gidip kendi hayallerimi kuracağım…&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hoşçakalın… zamanda kalın…</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/7456583720766990685?v=2'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/7456583720766990685?v=2'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://melikcelikogullari.novamaks.com/2009/09/zaman-makinas.html' title='Zaman Makinası'/><author><name>Melik Çelikoğulları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05759270544089270570</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-ZXAemWOyFgo/TrEiPgXs6AI/AAAAAAAACx0/kTQfNaSCjXk/s220/melik.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-e_6e7xDyXl0/UJBP9o69qgI/AAAAAAAAC1Q/3-bGNttJ8L0/s72-c/zaman+mak.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry gd:etag='W/&quot;DEQNQHY-fip7ImA9WhJRF0o.&quot;'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7926930963896374257.post-6563380063529385026</id><published>2009-09-08T17:51:00.004+03:00</published><updated>2012-07-20T12:26:31.856+03:00</updated><app:edited xmlns:app='http://www.w3.org/2007/app'>2012-07-20T12:26:31.856+03:00</app:edited><title>Darwin Ne Demiş?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/__l2T3Au5zBc/SqZwHcJrsnI/AAAAAAAAALo/nFSiMXI9v6g/s1600-h/Darwin.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 311px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379110078058836594" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/__l2T3Au5zBc/SqZwHcJrsnI/AAAAAAAAALo/nFSiMXI9v6g/s400/Darwin.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/__l2T3Au5zBc/SqZvohLrHNI/AAAAAAAAALg/f1f96e7whFs/s1600-h/Darwin.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/6563380063529385026?v=2'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/6563380063529385026?v=2'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://melikcelikogullari.novamaks.com/2009/09/darwin-ne-demis.html' title='Darwin Ne Demiş?'/><author><name>Melik Çelikoğulları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05759270544089270570</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-ZXAemWOyFgo/TrEiPgXs6AI/AAAAAAAACx0/kTQfNaSCjXk/s220/melik.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/__l2T3Au5zBc/SqZwHcJrsnI/AAAAAAAAALo/nFSiMXI9v6g/s72-c/Darwin.jpg' height='72' width='72'/></entry><entry gd:etag='W/&quot;DEQNQHY-fCp7ImA9WhJRF0o.&quot;'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7926930963896374257.post-6183335741069488654</id><published>2009-08-18T21:51:00.003+03:00</published><updated>2012-07-20T12:26:31.854+03:00</updated><app:edited xmlns:app='http://www.w3.org/2007/app'>2012-07-20T12:26:31.854+03:00</app:edited><title>Sen Masumsun</title><content type='html'>Seçimini iyi bir insan olmaktan yana yaptın. Çevrendeki herkese karşı cömert, mültefit, güleç davranıyorsun. Aslında sesin herkesin zannettiğinden daha canhıraş çıkabilir, istersen bağırdığın zaman pencere camlarını zangırdatabilirsin, ama sen yine de minicik bir sesle ve "lütfen"lerle konuşuyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevrende seni seven birçok kişi var, ama nedense bir (ya da birkaç) tane menhus yaratık çıkıyor her seferinde seni ısırmak isteyen. Onlar sana ne kadar kötü davranırsa davransın, sen yine de bunu anlamazlıktan geliyor, onlarla hır çıkarmamak için sabrının sınırlarını sonuna kadar zorluyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama geceleri yatağına çekildiğinde uyku tutmuyor bir türlü. Yolda yürürken tırnaklarını avuç içlerine batırdığını farkediyorsun. Zorlanarak soluk alıyor, uykunun arasında kendi diş gıcırdatmalarını işitiyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar uğraşsan da kendini huzurlu bir insan olduğuna inandırmak için, yine de yüreğinde gün be gün kabaran öfkeyi farketmekten alıkoyamıyorsun. Trafikte kornaya daha sık basmaya, akşam haberlerinde gördüğün olumsuzlukları daha fazla eleştirmeye başladın nicedir. Sigarayı ve tıkınmayı önüne geçilemez bir hezeyan halinde yaşıyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zihnini ne kadar zorlarsan zorla senin nezaketini pısırıklık olarak algılayıp üzerine abanan ve en sıradan mevzuları bile sidik yarışına ve iktidar ilişkisine dönüştüren muhatabının bu sinsi, düşmansı tavrına akıl sır erdiremiyorsun. Ağzından çıkan her söz, daha tamamlanamadan polemik olarak geri dönüyor, en yakınında olan kişilerle bir türlü tatlı sohbetlere dalamıyorsun. Alttan alta bir çekişme kemirip duruyor dostlukları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurtuluşu o arkadaş ortamından, o semtten, bazen o işyerinden çekip gitmekte arıyor olabilirsin. Ama derinden derine biliyorsun ki vardığın bir sonraki durakta da benzer kişilikte insanlarla karşılaşacaksın. Onlar enerjilerini düşmansılıkla bilerken sen yorgun düşeceksin. Bunaldıkça mevzileri bir bir onlara terkedecek, yıllar sonra vaktiyle birlikte yola çıktığın kişilerin en pırıltılı olanlarının ortadan kaybolduğunu ama en molozların en üst noktalara tırmanmış olduğunu ve artık senin yazgını da onların belirleme noktasında bulunduğunu göreceksin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rica etsem bana biraz ailenden söz eder misin? Anne baban nasıl biri? Kardeşlerinle ilişkin nasıl? Ailenin en büyüğü müsün en küçüğü mü? Çocukluğun nasıl geçti? Parlak birisi miydin silik birisi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dur bi dakka, bana mutlu çocukluk masalları anlatma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sohbete buna benzer mutlu çocukluk masallarıyla başlayıp, gecenin bir saatinden sonra ağlayarak annesinden nefret ettiğini, kardeşleriyle hiç anlaşamadığını, çocukken çok yalnız bırakıldığını, çok dayak yediğini, çok iftiraya uğradığını ve daha bir sürlü zehirli atığı bir anda ortaya döküveren insanlar tanıdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de sen şanslı bir insandın, bunlardan hiç birini yaşamadın. Hatta belki pembe dizilerdeki gibi bir ailede büyüdün. Ebeveyninin her ikisi de okumuş insanlardı, seni bir tek fiske vurmadan, hatta bağırmadan, hiç bir şeyden yoksun bırakmadan, "ha!" dediğin yerde han kurarak büyüttüler. Onlara hayrandın, gurur duyuyordun. Şimdi bile gurur duyuyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki. Sana bir soru:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba bugünkü hayatının bu kadar zor oluşunda, hata yapmamak için kendini bu kadar kasıyor oluşunda onların bu ölçülü biçili tavrının rolü olamaz mı? Acaba sen farkında olmadan çok yüksekte bulduğun hal tavır ve kariyer çıtasına bir türlü ulaşamıyor, ense kökünde seni sessizce ve sanki pek beğenmezmiş gibi izleyip duran anne ve babanın sanal bakışlarını bir türlü tatmin edememenin sıkıntısını yaşıyor olamaz mısın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında ağzını burnunu dağıtmak istediğin birine yine de kibar davranıyor olman bundan olabilir mi? Yıllar önce ölmüş olan annenle baban varlıklarını ense kökündeki o görünmez mikroçipte sürdürüyor ve her seferinde "cık cık cık" diye başlarını iki yana sallayarak "olmadı, sana yakışmadı" diyor olabilirler mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İllâ başarılı olucam diye tutturuyor, mevzi ve kariyer elde ediyor, ama ulaştığın noktadan dolayı yine de yeterince haz duyamıyorsun. Oysa şu anda bulunduğun yerde olabilmek için ne kadar zaman ve emek harcamış, ne kadar çok insanın üzerine basıp geçmiştin. Ve işte ense kökündeki mikroçip gene tatmin olamadı: "cık cık cık, bu kadarı yetersiz; sen daha da iyi yerlerde olmalısın."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birilerinin seni sevebilmesi için mutlaka "fazladan" bir şeyler yapman gerektiğini hissettiğin olur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hı? Hep böyle mi hissedersin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En osuruk tipten bile aferin alma, onaylayan bakışlarını görme ihtiyac içinde bulduğun oluyor mu kendini? Kazık hesaplar ödediğin lokantadaki garsonun yorgunluktan asılan suratını bile kendi kabahatinmiş gibi algılayıp suçluluk duygusuna kapıldığın oluyor mu? Suratsızın teki yanından selâm vermeden geçse keyfinin kaçtığı, "ben ne yaptım ki ona?" diye kendini sorguladığın oluyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dürüst cevap ver. Ezberden konuşma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Total Recall filmini anımsar mısın? Arnold filmin bir sahnesinde kafatasına yerleştirilmiş bilardo topu büyüklüğündeki kıpkızıl mikroçipi burnunun deliğinden canı acıya acıya nasıl çıkarıp atıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç vakit kaybetmeden sen de beynindeki mikroçipin yerini saptamalı ve kanırta kanırta söküp atmalısın onu. Yoksa nereye gidersen git, ne halt edersen et, anımsayamayacağın kadar uzun yıllar önce ve fark edemeyeceğin kadar sinsi bir ameliyatla ense kökünde bir yerlere zulalanmış olan ve Big Brother'ın gözetleme aleti gibi seni çaktırmadan gözetleyip yargılayan ve nasıl davranırsan davran yine de suçlu bulan ve uzun yıllar önce boynuna geçirdiği manevi prangayı gevşetmemekte direnen suçluluk duygusunun tutsağı olarak yaşamaya devam edeceksin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini sevebilmenin önündeki aşılmaz bir engeldir çünkü senin içinde yuvalanmış olan toplum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer sana hayatı zından eden bir cibilliyetsiz yüzünden bulunduğun yerden pılını pırtını toplayıp gideceksen sessizce ve efendice yapma bunu. Git o pisliğin ağzını burnunu dağıt, ondan sonra bas istifayı. Sonra da git simit sat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana "efendi olmaktan, alttan almaktan" falan bahsedenlere siktiri çek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuyrukta seni dirsekleyip öne geçen hıyarağasına boyun eğme, kavra iki elinle iki yakasından ve burnunun ortasına yapıştır kafayı. İnan bana, bundan çok zevk alacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O senden daha becerikli çıkar da kafayı senden önce yapıştırırsa hiç dert etme, dayak yemek dünyanın sonu değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi de Dövüş Kulübü filmindeki Tyler Durden'ın çömezlerine verdiği ev ödevini anımsa: "Gidin sokakta hır çıkarın ama dövmek yok. Dayak yiyip gelin."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzyılın filozofudur benim gözümde Tyler Durden. Dayak yemekten, ayıplanmaktan, dışlanmaktan, elâlemin içinde kepaze olmaktan korkan kişi hayat boyu içinde katmer katmer sızılarla dolanır durur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin nefret ettiği ve hiç kimsenin görüşmek istemediği bir kişi olmayı göze alamadan özgür olamazsın. Cep telefonun, kovboy şapkan, hem sözlerin hem de konuşan gözlerin, hatta peşinden ayrılmayan abazan bir takipçin olsa bile havagazı; mutlaka mikroçipi çıkarmalısın. Özgürlüğünü seni ağır esaret şartlarıyla içine kabul eden cemaate "hassiktir" çekerek, yoksulluğu ve dışlanmayı göze alarak söke söke elde etmek zorundasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İster Musevî ol, ister isevî, ya da Muhammedî, istersen Mecusî, Budist ya da Ateist ol, takdis edilmediğin sürece arafta kalırsın; cennet ve cehennem boyun eğenler ve isyan edenlerle doludur. Aklına kuşku düşenlerin yeridir araf. Ve unutma ki, Batı kültürünün nevrotik dediği kişiye Doğu kültürü ermiş gözüyle bakar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psikiyatri osuruktan tayyaredir. En çok da karşısındaki insanı bilgisiyle ezmek isteyen okumuş yavşakların dilinde dolanır psikiyatrik terminoloji. Her kim ki karşına geçip "sende bilmemne kompleksi var" diye saptama yapmaya kalkışırsa "asıl ben senin ananı avradını" diye yanıtla onu. Hiç kimseye senin iç dünyanı senden izin almadan tahlil etme hakkını verme. Bunu yapan küstaha da haddini mutlaka bildir, kendini ezdirme. Dolaylı hakaretlere bilimsellik maskesiyle karşına çıkmış bile olsa fırsat tanıma. Mahallenin delisi ol; isterlerse sana şizofren, histerik, nevrastenik, nevrotik, psikotik, paranoyak, manik, travmatik, vesaire gibi kulplar taksınlar.Sen de onlara "göt lâlesi" diye isim tak. İnan bana, ikisi de aynı kapıya çıkar. Hatta bence seninki daha şık kaçar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabakhaneye necaset yetiştirmekten vazgeçip duvarların eskiyişini uzun uzun seyretmeyi göze alabilirsen, susturmayı başarabilirsen kafandaki cehennemî kent gürültüsünü, gün be gün aklındaki tortulardan arınmaya başlarsın ve muhtemelen ense köküne zulalanmış olan minik vericiden yükselen belli belirsiz vızıltıyı işitebilirsin. Seni dünyaya bırakan ama asla ihtiyaç duyduğun onayı tam anlamıyla vermeyerek hayat boyu kendisine bağımlı kılan annenle babanın sesini ayırt edebilirsin o vızıltının içinde. Biraz daha kulak kabartırsan, yaptığın hiç bir şeyi beğenmeyen, sürekli eleştiren, ne kadar uyumlu davranmaya çalışırsan çalış yine de seni geçimsizlikle suçlayıp dışarıdaki dünyada gerekmediği kadar tavizkâr davranmana neden olacak derin bir suçluluk duygusunu beynine dövme gibi kazıyan tüm yakınlarını, öğretmenlerini, kanaat rehberlerini, eski sevgililerini, can dostlarını, mesai arkadaşlarını da seçebilirsin minik vızıltının içinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinle ilgili gerçeği öğrenmenin zamanı geldi artık:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında sen MASUMSUN.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu güne kadar uğuldaşarak etrafında dolanıp duran o kör kalabalık tersini söylese de masumsun. Şu anda olduğundan daha iyi huylu, daha munis, daha teslimiyetçi olamazsın. Olmamalısın da zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana ev ödevi veriyorum: git kalabalık içinde rezalet çıkart, söv say, cam çerçeve indir, birilerini patakla ya da ağzını burnunu dağıtmalarına çanak tut, işyerindeki molozlarla, apartmandaki komşularınla, dostlarınla, ailenle, eşinle ya da sevgilinle bozuş, işsizliği, yoksulluğu dene, üşü, kal, pisliği sev, hamamböcekleriyle bir arada yaşa, kırık camlara gazete kâğıdı yapıştır, hırpani kılıklarla dolan... her neyse seni korkutan, tastamam onları yap.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tecavüze uğramaksa en büyük korkun, git kendini düzdür ve rahatla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölümden korkuyorsan, ölümle inatlaş, K2'ye tırman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayıplanmaksa korkun, herkesin içinde osur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü korkularındır senin efendin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü "koşma, terlersin", "yanımdan uzaklaşma, seni öcüler yer", "bu yaptığın çok ayıp", "bir baltaya sap olamadın", "sen zaten hep böylesin", "o pis şeyleri elleme ağzında burnunda yaralar çıkar", "bula bula bu paçoz kızı mı buldun?", "bu da araba mı?", "sen bir de benimkini gör", "sen ne anlarsın?", "ben senden daha güzelim", "döverim seni", "ya işsiz kalırsam?", "ya hasta olursam?", "ya yalnız başıma ölürsem?" ve daha bin türlü değişik ket vurma, korku, eziklik ve onların tazsız meyvaları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bu dünyada korkularını ve sızılarını ve kanayan yaralarını dindirebilecek tek şey olan takdis edildiğini bilme hakkı esirgenmişlerden isen, vazgeç bu umutsuz sevdadan, seni arafta beklemeye mahkum eden toplumu itaatinden yoksun bırak. İşlemediğin bir kabahatin zoraki cezası olarak gör yıllardır yaşadıklarını ve diyetini peşinen ödediğin yaramazlıkların hepsini yapmakta kendini özgür hisset. Kötülüğün yasak olduğu bir dünyada kimsenin iyiliği gerçek iyilik sayılamaz. İyilik dayatılamaz. İyilik, seçme hakkı olanların bilerek yöneldiği ve bedelini ödemeyi göze aldığı bir erdemdir; düzen neyse onun buyruklarına boyun eğmiş kuru kalabalığın ortalama değerleriyle iyiliği karıştırmak ise cehaletin daniskası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen aslında otoriter bir toplumsal hayat tarafından suçsuz yere köleliğe mahkum edilmiştin. Kafana "bilinç" diye sokulan bir sürü zırva aslında seni formatlamak isteyen düzenin buyruklarıydı; ve sen onları tanrı buyruğu sanmıştın bütün o harcanmış yıllar boyunca. Vehmedilmiş bir kabahati&lt;br /&gt;affettirmek için yaşıyor gibiydin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama artık anlamalısın ki, sen aslında M A S U M S U N.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Necdet Şen (&lt;a href="http://www.derkenar.com/"&gt;http://www.derkenar.com/&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not : Bu yazı daha önce bilgisayarımda isimsiz olarak kayıtlı idi. Araştırmalarım sonucu yazarının Necdet Şen, yazının başlığının da "Sen Masumsun" olduğunu öğrendim ve tabii altına yazdım.</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/6183335741069488654?v=2'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/6183335741069488654?v=2'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://melikcelikogullari.novamaks.com/2009/08/sefaf-vitrin-musveddesi.html' title='Sen Masumsun'/><author><name>Melik Çelikoğulları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05759270544089270570</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-ZXAemWOyFgo/TrEiPgXs6AI/AAAAAAAACx0/kTQfNaSCjXk/s220/melik.jpg'/></author></entry><entry gd:etag='W/&quot;DEQNQHY_fyp7ImA9WhJRF0o.&quot;'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7926930963896374257.post-1462776273602874790</id><published>2009-08-18T20:55:00.002+03:00</published><updated>2012-07-20T12:26:31.847+03:00</updated><app:edited xmlns:app='http://www.w3.org/2007/app'>2012-07-20T12:26:31.847+03:00</app:edited><title>Hayatın Kuralları</title><content type='html'>1- İnsanlara beklediklerinden fazlasını verin ve bunu içtenlikle yapmaya çalışın.&lt;br /&gt;2- En sevdiğiniz şiiri ezberleyin.&lt;br /&gt;3- Her duyduğunuza inanmayın. Dilediğiniz kadar harcayın ve uyuyun.&lt;br /&gt;4- ‘‘Seni seviyorum'' dediğinizde buna önce siz inanmalısınız.&lt;br /&gt;5- Özür dilediğiniz insanın gözlerinin içine bakın.&lt;br /&gt;6- Evlenmeden önce en az altı ay nişanlı kalın.&lt;br /&gt;7- İlk bakışta aşka inanın.&lt;br /&gt;8- Birinin hayallerine asla gülmeyin.&lt;br /&gt;9- İhtirasla sevin. Yara alabilirsiniz ama bu hayatı doyasıya yaşamanın tek yoludur.&lt;br /&gt;10- Uzlaşmazlıklarda adil savaşın.&lt;br /&gt;11- İnsanları akrabalarına göre yargılamayın.&lt;br /&gt;12- Yavaş konuşun, hızlı düşünün.&lt;br /&gt;13- Biri yanıtlamak istemediğiniz bir soru sorduğunda gülün ve ‘‘Niye bunu öğrenmek istiyorsun'' diye sorun.&lt;br /&gt;14- Büyük işlerin ve büyük aşkların riskli olduğunu unutmayın.&lt;br /&gt;15- Annenize telefon edin.&lt;br /&gt;16- Biri hapşırdığında ‘‘çok yaşa'' demeyi ihmal etmeyin.&lt;br /&gt;17- Kaybettiğiniz zamanlar ders almasını bilin.&lt;br /&gt;18- Üç S'yi unutmayın: Kendine saygı, başkalarına saygı ve her hareketinizin sorumluluğu.&lt;br /&gt;19- Önemli bir dostluğun küçük bir kavgayla yara almasına izin vermeyin.&lt;br /&gt;20- Hata yaptığınızı anladığınızda derhal önlemini alın.&lt;br /&gt;21- Ahizeyi kaldırdığınızda daima gülümseyin.&lt;br /&gt;22- Sohbet etmeyi sevdiğiniz biriyle evlenin.&lt;br /&gt;23- Zaman zaman yalnız başına kalın.&lt;br /&gt;24- Değişikliğe açık olun ama değerlerinizi yitirmeyin.&lt;br /&gt;25- Sessizliğin bazen en iyi cevap olduğunu hatırlayın.&lt;br /&gt;26- Daha fazla kitap okuyup, daha az televizyon seyredin.&lt;br /&gt;27- İyi, onurlu bir yaşam sürün. Yaşlandığınızda geriye baktığınızda, ikinci kez mutluluk duyacaksınız.&lt;br /&gt;28- Tanrıya güvenin ama arabanızın kapısını kilitleyin.&lt;br /&gt;29- Evinizde sevgi dolu bir amosfer olsun.&lt;br /&gt;30- Yakınlarınızla münakaşa ettiğinizde geçmiş olayları es geçin.&lt;br /&gt;31- Satır aralarını okuyun.&lt;br /&gt;32- Bilginizi paylaşın. Bu ölümsüzlüğü yakalamanın yoludur.&lt;br /&gt;33- Yeryüzüne iyi davranın.&lt;br /&gt;34- Dua edin. İyi gelir.&lt;br /&gt;35- Size iltifat edildiğinde lafı kesmeyin.&lt;br /&gt;36- Kendi işinize bakın.&lt;br /&gt;37- Öpüşürken gözlerini kapatmayan insanlara güvenmeyin.&lt;br /&gt;38- Yılda bir kez hiç gitmediğiniz bir yere gidin.&lt;br /&gt;39- Çok paranız olursa eğer başkalarını da mutlu edin.&lt;br /&gt;40- Unutmayın, bazen istediğinizi elde etmemek şans olabilir.&lt;br /&gt;41- Kuralları öğrenin ama arada sırada onları çiğneyin.&lt;br /&gt;42- Sevginin çıkara üstün olduğu ilişki en güzelidir.&lt;br /&gt;43- Başarınızı onu elde etmek için göze aldığınız şeylere göre ölçün.&lt;br /&gt;44- Karakterinizin kaderiniz olduğunu asla unutmayın.&lt;br /&gt;45- Sevgiye, bir de yemek yapmaya kendinizi koşulsuz verin.&lt;br /&gt;Erica Jong</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/1462776273602874790?v=2'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/1462776273602874790?v=2'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://melikcelikogullari.novamaks.com/2009/08/hayatn-kurallar.html' title='Hayatın Kuralları'/><author><name>Melik Çelikoğulları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05759270544089270570</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-ZXAemWOyFgo/TrEiPgXs6AI/AAAAAAAACx0/kTQfNaSCjXk/s220/melik.jpg'/></author></entry><entry gd:etag='W/&quot;DEQNQHY_cCp7ImA9WhJRF0o.&quot;'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7926930963896374257.post-2019834110612861334</id><published>2009-08-02T20:06:00.020+03:00</published><updated>2012-07-20T12:26:31.848+03:00</updated><app:edited xmlns:app='http://www.w3.org/2007/app'>2012-07-20T12:26:31.848+03:00</app:edited><title></title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;ÖĞRENDİM Kİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Yıllar Sonra Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız, Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz, Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Güveni geliştirmek yıllar alıyor, Yıkmak bir dakika.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Hayatında nelere sahip olduğun değil, Kiminle olduğun önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün, Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki, &lt;/span&gt;Kendini en iyilerle kıyaslamak değil, Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; İnsanların başına ne geldiği değil, O durumda ne yaptıkları önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Ne kadar küçük dilimlersen dilimle, Her işin iki yüzü var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Olmak istediğim insan olabilmem, Çok vakit alıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Karşılık vermek, Düşünmekten çok daha basit.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Bütün sevdiklerinle iyi ayrılman gerek, Hangisi son görüşme olacak bilemiyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; “Bittim” dediğin andan itibaren, Pilinin bitmesine daha çok var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Sen tepkilerini kontrol edemezsen, Tepkilerin hayatını kontrol eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Kahraman dediğimiz insanlar, Bir şey yapılması gerektiğinde, Yapılması gerekeni, şartlar ne olursa olsun yapanlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Bazı insanlar sizi çok seviyor, Ama bunu nasıl göstereceğini bilemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Ne kadar ilgi ve ihtimam gösterseniz, Bazıları hiç karşılık vermiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Para ucuz bir başarı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; En iyi arkadaşla sıkıcı an olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Düştüğün anda seni tekmeleyeceğini düşündüklerinden bazıları, Kaldırmak için elini uzatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; İki insan aynı şeye bakıp, Tamamen farklı şeyler görebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Aşık olmanın ve aşkı yaşamanın çok çeşidi vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Her şartta kendisi ile dürüst kalanlar, Daha uzun yol yürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Hiç tanımadığın insanlar, İki saat içinde senin hayatını değiştirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Duvarda asılı diplomalar, İnsanı insan yapmaya yetmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Aşk kelimesi ne kadar çok kullanılırsa, Anlam yükü o kadar azalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Karşısındakini kırmamak ve inançlarını savunmak arasında Çizginin nereden geçtiğini bulmak zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Gerçek arkadaşlar arasına mesafe girmez, Gerçek aşkların da!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Tecrübenin kaç yaşgünü partisi yaşadığınızla ilgisi yok, Ne tür deneyimler yaşadığınızla var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Aile hep insanın yanında olmuyor. Akrabanız olmayan insanlardan ilgi, sevgi ve güven öğrenebiliyorsunuz. Aile her zaman biolojik değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Ne kadar yakın olurlarsa olsunlar, En iyi arkadaşlar da ara sıra üzebilir. Onları affetmek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Bazen başkalarını affetmek yetmiyor. Bazen insanın kendisini affedebilmesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Yüreğiniz ne kadar kan ağlarsa ağlasın, Dünya sizin için dönmesini durdurmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Şartlar ve olaylar, kim olduğunuzu etkilemiş olabilir. Ama ne olduğumuzdan kendimiz sorumluyuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; İki kişi münakaşa ediyorsa, bu birbirlerini sevmedikleri anlamına, Etmemeleri de sevdikleri anlamına gelmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Her problem kendi içinde bir fırsat saklar. Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrendim ki,&lt;/span&gt; Sevgiyi çabuk kaybediyorsun, Pişmanlığın uzun yıllar sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ataol Behramoğlu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/2019834110612861334?v=2'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/2019834110612861334?v=2'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://melikcelikogullari.novamaks.com/2009/08/ogrendim-ki-yllar-sonra-ogrendim-ki.html' title=''/><author><name>Melik Çelikoğulları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05759270544089270570</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-ZXAemWOyFgo/TrEiPgXs6AI/AAAAAAAACx0/kTQfNaSCjXk/s220/melik.jpg'/></author></entry><entry gd:etag='W/&quot;DEQNQHY-eip7ImA9WhJRF0o.&quot;'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7926930963896374257.post-4274705502011235643</id><published>2009-06-30T00:15:00.002+03:00</published><updated>2012-07-20T12:26:31.852+03:00</updated><app:edited xmlns:app='http://www.w3.org/2007/app'>2012-07-20T12:26:31.852+03:00</app:edited><title>RTÜK’ün Sembolleri Yetersiz…</title><content type='html'>Biliyorsunuz epeyce bir süredir televizyonda bir program başlamadan önce o programla ilgili uyarı sembolleri geliyor ekrana. &lt;br /&gt;Bunlar 7 tane&lt;br /&gt;·         Genel İzleyici (kimler oluyorsa?!)&lt;br /&gt;·         7 Yaş ve üzeri için&lt;br /&gt;·         13 Yaş ve Üzeri için&lt;br /&gt;·         18 Yaş ve Üzeri için&lt;br /&gt;·         Şiddet ve Korku&lt;br /&gt;·         Cinsellik&lt;br /&gt;·         Olumsuz Örnek Oluşturabilecek Davranışlar (burnunu karıştırmak gibi falan mı acep?)&lt;br /&gt;Bunlar kesinlikle yetersiz… Ben bunlara yenilerinin eklenmesi istiyorum.&lt;br /&gt;Bunlardan bazılarını aşağıda sıraladım.&lt;br /&gt;·         Amerikan Yapımı Filmler’den önce “Amerikalılar müthiş insanlardır… İnanmazsanız İzleyin” sembolü&lt;br /&gt;·         Fransız yapımı filmlerden önce çift sembol. “Yatakta seyredin, nasıl olsa sıkıntıdan uyuya kalacaksınız” ve “Televizyonunuzun ayarları ile oynamayın… bu film Fransız filmidir ve tek bir aydınlık sahne bile göremeyeceksiniz” sembolü.&lt;br /&gt;·         Spielberg’in filmlerinden önce “Bu bir propaganda filmidir” sembolü.&lt;br /&gt;·         Belgeseller’den önce “İki dakka bi bakın belki işe yarar bişi  öğrenirsiniz” sembolü.&lt;br /&gt;·         Haberlerden önce “Sadece özet kısmını dinlemeniz yeterlidir” sembolü.&lt;br /&gt;·         Reklamlardan önce “Televizyonunuzun sesini kısınız… yoksa ya kulak zarınız patlar… ya sinir sisteminiz çöker” sembolü.&lt;br /&gt;·         Magazin programlarından önce “Bu program “az sonra”, “az sonra” diye başlayacak ve “az sonra”, “az sonra” diye de bitecektir” sembolü.&lt;br /&gt;·         Açık oturum programlarından önce “Tepişmeye ve kakışmaya hazır olun” sembolü.&lt;br /&gt;·         Yerli filmlerden önce “Kesin bu filmi daha önce otuz kere görmüşsünüzdür” sembolü.&lt;br /&gt;·         AzerTV kanalındaki Amerikan filmlerinden önce “Dikkat bu lehçe sizi gülmekten öldürebilir” sembolü.&lt;br /&gt;·         Şampiyonluk maçları sonrasında “Dikkat pencereden bakacaksanız çelik yelek giyin” sembolü falan gibi…&lt;br /&gt;RTÜK beni ararsa diğer dahiyane önerilerimden de faydalanabilirler…&lt;br /&gt;Not : Lütfen Zahit Akman aramasın… Fenerimin yönü şaşırmasın…</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/4274705502011235643?v=2'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/4274705502011235643?v=2'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://melikcelikogullari.novamaks.com/2009/06/rtukun-sembolleri-yetersiz.html' title='RTÜK’ün Sembolleri Yetersiz…'/><author><name>Melik Çelikoğulları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05759270544089270570</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-ZXAemWOyFgo/TrEiPgXs6AI/AAAAAAAACx0/kTQfNaSCjXk/s220/melik.jpg'/></author></entry><entry gd:etag='W/&quot;DEQNQHY_fSp7ImA9WhJRF0o.&quot;'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7926930963896374257.post-105438497067762926</id><published>2009-06-30T00:14:00.001+03:00</published><updated>2012-07-20T12:26:31.845+03:00</updated><app:edited xmlns:app='http://www.w3.org/2007/app'>2012-07-20T12:26:31.845+03:00</app:edited><title>Akıl Satmak</title><content type='html'>Bilen, ama bildiğini bilmeyen uyuyordur, onu uyandırın.Bilen, ama bildiğini de bilen liderdir, onu izleyin.Bilmeyen, ama bilmediğini bilen çocuktur, ona öğretin.Bilmeyen, ama bilmediğini bilmeyen cahildir, ondan uzak durun ! Lao Tsu Tu&lt;br /&gt;Çok çok az şey biliyorum…&lt;br /&gt;Her gün öğreniyorum…&lt;br /&gt;Yıllardır birilerine danışmanlık yapıyorum… Size danışmanlık vermekle ilgili öğrendiklerimi aktarayım.&lt;br /&gt;Müşterinizi seçerken;&lt;br /&gt;1.       Danışmanlık verdiğiniz kişi veya kurum sizin danışmanlık niteliklerinizi ölçebilecek asgari deneyime sahip olmalıdır. Yoksa ya size değer “veremez”.&lt;br /&gt;2.       Danışmanlık verdiğiniz kişi veya kurum, Anlattıklarınızı anlayabilecek asgari anlayışa sahip olmalıdır. Yoksa cümlelere takılır… özü ıskalar.&lt;br /&gt;3.       Danışmanlık ve&lt;br /&gt;4.       rdiğiniz kişi veya kurum, kendini ve işini iyi anlatacak yetiye sahip olmalıdır. Konuşma özürlülerinden, dinleme dehası çıkmaz.&lt;br /&gt;5.       Danışmanlık verdiğiniz kişi veya kurum, dinlemesini ve soru sormasını bilmelidir. Dinlemiyorsa anlamaz, anlamazsa soru sormaz, soru sormazsa doğal olarak sizden bir fayda göremez.&lt;br /&gt;Danışman müşterisine ne yapması gerektiğini anlatırken veya yol gösterirken;&lt;br /&gt;1.       Gerçekçi olmalıdır. Parası olmayan bir müşteriye git TV’de reklam yap demek deha göstergesi değildir.&lt;br /&gt;2.       Duygusal olmalıdır. İnsanların mantıkları ile hareket ettikleri bugüne kadar söylenmiş en büyük yalandır. Danışman önce müşterisinin duygusal frekansını anlamalı, ama sonra bu frekansı “başarı için motivasyon” frekansına çekebilmelidir.&lt;br /&gt;3.       Kontrollü olmalıdır. Danışmanlık toplantıları sohbet veya karşılıklı olarak dış etkenlerden yakınma toplantılarına dönmeye çok müsait diyaloglardır. Danışman işini yapmalıdır. Yani müşterisine akıl vermek, yol göstermek için orada olduğunu unutmamalıdır.&lt;br /&gt;4.       Danışman asla ahkam kesen tip olmamalıdır. Danışmanın başarısı müşterisinin başarısı ile ölçülür.</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/105438497067762926?v=2'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7926930963896374257/posts/default/105438497067762926?v=2'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://melikcelikogullari.novamaks.com/2009/06/akl-satmak.html' title='Akıl Satmak'/><author><name>Melik Çelikoğulları</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05759270544089270570</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://2.bp.blogspot.com/-ZXAemWOyFgo/TrEiPgXs6AI/AAAAAAAACx0/kTQfNaSCjXk/s220/melik.jpg'/></author></entry></feed>