<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0">

<channel>
	<title>Meşgul Sinyali</title>
	
	<link>http://www.mesgulsinyali.com</link>
	<description>sosyal medya ve dijital pazarlama üzerine denemeler</description>
	<lastBuildDate>Thu, 11 Mar 2010 13:25:58 +0000</lastBuildDate>
	
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/mesgulsinyali2" /><feedburner:info uri="mesgulsinyali2" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><item>
		<title>Ülker ve Dijital Konumlama Yanlışları</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/mesgulsinyali2/~3/JzItgq9qujc/</link>
		<comments>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/ulker-ve-dijital-konumlama-yanlislari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 13:25:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Güner</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dijital PR]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Blogger]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Pazarlama Danışmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Facebook]]></category>
		<category><![CDATA[Marka Bilinirliği]]></category>
		<category><![CDATA[Marka Konumlaması]]></category>
		<category><![CDATA[Marketallica]]></category>
		<category><![CDATA[Mutlu Bir An]]></category>
		<category><![CDATA[Otomatizasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Alaz]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketim Toplumu]]></category>
		<category><![CDATA[Ülker]]></category>
		<category><![CDATA[Yaman Gezgin Kayboldu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mesgulsinyali.com/?p=111</guid>
		<description><![CDATA[Dijital ortamda konumlamasını yapmaya çalışan Ülker, önce Friendfeed’deki tartışmalara gösterdiği “eleştiriye kapalı yüzünü”, bazı bloggerlara gönderdiği “kişiselleştirilmiş hediye paketleri” ile “gülen bir yüze” yani “mutlu bir an”a dönüştürmeye çalıştı. Benim duyduğum, Ülker’in hukuk departmanının bir ara Friendfeed’e dava açmayı hazırlandığıydı. Ancak bloggerlara gönderdiği paketlerle hemen bu olası yanlış hareketten sıyrılmak istedi. Bu sefer de baltayı taşa vurdu. Çünkü bu ülkede kendini “influencer” olarak konumlamaya çalışan, kendini öyle gören maalesef bir sürü blogger var. Bu yüzden de hediye paketi göndermediği diğer bloggerları karşısına almış oldu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başlığa takılıp kalmasını istemem hiçbir okuyucumun, ancak derdimi anlatabilmek için önce “<em>tüketim</em>” olgusundan kısaca bahsetmem gerekli, çünkü bu yazımda konuyu biraz dağıtabilirim.</p>
<p>Tüketim, gereksinimler düzeniyle ilgili bir şey olsaydı tatmin olmayla sonuçlanması gerekirdi, zira insanlar her geçen gün daha çok tüketmek istemektedirler. İnsanların tüketime zorlanmasının ya da insanların tüketmesinin herhangi bir psikolojik zorunluluk ya da basit bir itibar kuralıyla ilişkisi yoktur. Tüketimin hiç sona ermeyecek bir enerjiye sahip görünmesinin kökeninde, istekler evreninin insanı hep düş kırıklığına uğratması vardır.</p>
<p>Markaların dijital ortamlarda yaptığı ya da yapacağı malum sosyal medya kampanyaları, marka bilinirliğini artırmaya yönelik çalışmaları, markayı dijitalde konumlama çalışmaları ve buna benzer tüm projeleri, insanlar hayal kırıklığına uğradığı için çoğu zaman çöpe gidiyor.</p>
<p>Yukarıdaki teorimi açıklama için önce şöyle bir örnek vermeliyim.</p>
<p>Facebook’un tasarımında belli zaman aralıkları ile yapılan değişiklikler, insanların Facebook’u beyinlerinde otomatize etmemelerini sağlamak için aslında. Çünkü kullanıcı <a title="Facebook" href="http://www.facebook.com" target="_blank">Facebook </a>görüntüsüne ne kadar alışırsa, bakmaktan hiç hoşlanmadığı reklam sütununu beyninden silmiş olacak ve doğal olarak Facebook reklamları iş yapmayacak.</p>
<p>İnternetin geneli için de geçerli yukarıdaki örnek, insanlar internette ne kadar fazla birbirinin aynısı iş görürlerse, o işleri o kadar otomatize ederler ve bu otomatize etme işlemi de beklentilerini yükseltir. Beklentisi yüksek olan kullanıcıların karşısına da, herhangi bir marka, başka dijital pazarlama projeleri ile belli ortak noktalara sahip bir proje ile çıkarsa, markanın yaptığı bu projeyi daha önce görmüş olduğunu düşünen kullanıcı, projeyi çöpe atacaktır.</p>
<p>İnternet kullanıcılarının hiçbirinde tatmin duygusu yok.</p>
<p>Çünkü her gün birbirinden farklı yüzlerce imaja, reklama, yazıya maruz kalıyorlar. Projelerin farklılığı, insanları çekiyor.</p>
<p>Ancak bu sefer de yaratıcı proje eksikliği gibi bir sorun doğuyor. Dijital pazarlama danışmanları ya da ajansları, yeterince yaratıcı projeler üretemiyorlar.</p>
<p>Yukarıdaki sorunları zaten piyasada az çok yeri olan ve bir yoruma sahip olan herkes biliyor.</p>
<p>Gelelim asıl konumuza.</p>
<p>Ülker.</p>
<p><a title="Ülker" href="http://www.ulker.com.tr" target="_blank">Ülker</a> ve Ülker’in dijital medyada izlemeye çalıştığı yol.</p>
<p>Kendimi yanlış anlatmayı hiç istemem, çünkü lafım Ülker’in ajanslarına ya da kendisine değil. Amacım sadece örnek üzerinden ilerlemek ve son zamanların dijital medyada en çok irdelenen markası da Ülker. Hepsi bu.</p>
<p>Ülker, herkesin de gördüğü üzere, dijital medyada bir varlığının olmasını istiyor.</p>
<p>“<a title="Yaman Gezgin Kayboldu" href="http://www.yamangezginkayboldu.com" target="_blank">Yaman Gezgin Kayboldu</a>” gibi Türkiye’de hala geçilemeyen bir başarıya sahip olan projeyi ürettikten sonra maalesef varlığını tam anlamıyla göremediğimiz Ülker, şimdilerde, en çok bloggerların tartıştığı şekliyle, anlaşılmaz bir strateji ile ilerliyor.</p>
<p>Ülker, “<a title="Mutlu Bir An - Ülker" href="http://www.mutlubiran.com" target="_blank">Mutlu Bir An</a>” sloganı altında belli bir konumlama yapmaya çalışıyor bildiğiniz, gördüğünüz üzere. Şahsen TV reklamlarından, “<em>gülen suratın Ülker logosuna dönüştüğü ‘morph’una</em>” kadar sevmediğim, sevemediğim bir konumlama. Bana göre fazlasıyla ucuz görünüyor. Ancak insanlar çok sevdiler, demek ki doğru bir iş yapmışlar. Benim artık Ülker logolu bir ürün gördüğümde aklıma “<em>vapurda gazoz içen ve dişleri olmayan o amca</em>” geliyor (<em>ki çok itici bir görüntü, hiç samimi değil</em>), ancak hedef kitleyi fazlasıyla çektiği de aşikâr.</p>
<p>Ancak dijital medya ayağında bazı görünegelen yanlışları var Ülker’in. Dijital medya ve dijital pazarlama konusunun profesörü değilim ama yorumlamak benim için de fikir jimnastiği olacaktır, orası kesin.</p>
<p>Dijital ortamda konumlamasını yapmaya çalışan Ülker, önce Friendfeed’deki tartışmalara gösterdiği “<em>eleştiriye kapalı yüzünü</em>”, bazı bloggerlara gönderdiği “<em>kişiselleştirilmiş hediye paketleri</em>” ile “<em>gülen bir yüze</em>” yani “<em>mutlu bir an</em>”a dönüştürmeye çalıştı. Benim duyduğum, Ülker’in hukuk departmanının bir ara <a title="Friendfeed" href="http://www.friendfeed.com" target="_blank">Friendfeed</a>’e dava açmayı hazırlandığıydı. Ancak bloggerlara gönderdiği paketlerle hemen bu olası yanlış hareketten sıyrılmak istedi. Bu sefer de baltayı taşa vurdu. Çünkü bu ülkede kendini “<em>influencer</em>” olarak konumlamaya çalışan, kendini öyle gören maalesef bir sürü blogger var. Bu yüzden de hediye paketi göndermediği diğer bloggerları karşısına almış oldu.</p>
<p>Marka, bu sayede hem kendi hakkında olumsuz konuşturmuş oldu, hem de markanın dijital pazarlama danışmanlarının hakkında da olumsuz konuşmalara sebep oldu. Ben bu meseleyi eksik planlamaya bağlıyorum.</p>
<p>Çünkü eğer yazımın ilk bölümlerinde anlattıklarıma dönersem, insanlar daha önce örneğini gördükleri projelere doydular. Tüketim toplumunda tatmin duygusu olmadığı için de, insanlar konuşmaya başladı.</p>
<p>Şu saatten sonra Ülker’in yapması gereken, belki de en önce strateji olmalı. Göründüğü üzere şu anda izledikleri strateji onlara yarar sağlamıyor.</p>
<p>Geçen gün, Friendfeed’deki bir diğer Ülker tartışmasına ben de girmiş bulundum ve o günün akşamında telefonda <a title="Promoqube" href="http://www.promoqube.com" target="_blank">Promoqube</a>’un sahibi <a title="Özgür Alaz - Promoqube" href="http://www.friendfeed.com/ozguralaz" target="_blank">Özgür Alaz</a> ile görüştük. Özgür Alaz, <a title="Marketallica" href="http://www.marketallica.com" target="_blank">Marketallica</a> ile kendini kanıtlamış bir blogger ve Promoqube ile de Türkiye’nin onlarca büyük markasına hizmet veren bir dijital pazarlama uzmanı. O malum tartışmada, eksik bilgi ile yorum yaptığımı düşündüğü için bana ulaştı ve kendisini, kendi konusunda haklı buldum. Kendisine telefonda söylediklerimi burada da söylemek isterim.</p>
<p>Hepimiz, şu anda yapıyor olduğumuz danışmanlık işlerini yapıyorken, bir yandan müşterimiz olan markayı, diğer yandan ise her zaman tüketiciyi düşünmek zorundayız. Bu yüzden de objektif olmalıyız. Şahsen, ürününe güvenmediğim bir markayı savunamayacağımı ya da pazarlayamayacağımı bilirim. O anlamda Ülker, hem Türkiye Cumhuriyeti ekonomisine kazandırdıkları ile, hem yarattığı istihdam ile, hem de ürettiği binlerce çeşit ürünü ile ülkemizin en değerli markalarından biri, su götürmez. Diğer yandan ise strateji eksikliğinden mütevellit, karşılaştığı olumsuz yorumları da o anlamda kabul etmesi ve yaptıklarının arkasında durması gerekiyor.</p>
<p>Çünkü insanlar artık birbirinin aynı olan her şeye doydu ve daha fazlasını istiyor, yarın, bugüne göre daha da fazla isteyecek.</p>
<p>p.s.: Bir fikir: Ülker, bloggerlara hediye paketi göndermek yerine (<em>ki artık blogger olma olgusu da ayağa düştüğüne göre</em>) (<em>güzel içerik üreten bloggerlara lafım yok, neye göre güzel tartışmasına ise hiç girmeyeceğim</em>) dijital ortamdaki yandaşlarını (<em>fanlarını ya da gelmek isteyenleri</em>), adını kendi belirleyeceği bir “<em>venue</em>”de konseptini yine kendinin belirleyeceği bir eğlenceye davet edebilirdi mesela. Bu sayede insanların önüne bir seçim yapma şansı yerleştirmiş olurdu ve kimsenin kalbini kırmadığı gibi, olumsuz yorumların da önünü kapamış olurdu.</p>
<p>p.s.#2: Objektif olmaya çalıştım, sürç-i lisan ettiysem affola.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/mesgulsinyali2/~4/JzItgq9qujc" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/ulker-ve-dijital-konumlama-yanlislari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/ulker-ve-dijital-konumlama-yanlislari/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>İnsanların değerleri değişirken, iletişim sorunu banner ile çözülmez!</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/mesgulsinyali2/~3/w0XPtUk3PUY/</link>
		<comments>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/insanlarin-degerleri-degisirken-iletisim-sorunu-banner-ile-cozulmez/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2010 12:37:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Güner</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dijital Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Banner]]></category>
		<category><![CDATA[Hanowa]]></category>
		<category><![CDATA[Participant]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Disentegrasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Swatch]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketici Katılımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mesgulsinyali.com/?p=109</guid>
		<description><![CDATA[Bütün bu iletişim sorunları, banner ile çözülmez! Daha yaratıcı düşünmeli, daha fazla dışarı çıkmalısınız! Tüketici her gün biraz daha doyuyor sıradanlığa ve öyle bir gün geliyor ki, sıradanlık değerli olacak. Çünkü her “yeni” yanında “eski”yi getiriyor. İsmi de her seferinde değişiyor hem “yeni”nin hem “eski”nin.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemiz, her zaman modayı takip etmekte geç kaldı. Yeni bir teknolojik ürün bir süre sonra buraya geldi ya da sevdiğimiz tasarımcının tasarladığı yeni çanta. Bazen de hiç gelmez.</p>
<p>Bir yandan herkesin zevkleri de farklı. Mesela ben <a title="Swiss Military - Hanowa" href="http://www.hanowa.ch/" target="_blank">Hanowa</a> saat kullanıyorum ancak Swatch kullananlar da var. <a title="Swatch - Swiss Watch" href="http://www.seatch.com" target="_blank">Swatch</a> kullanmıyorum, çünkü meziyetine göre pahalı geliyor. Hanowa daha pahalı olmasına rağmen, bana verdiği imajı önemli buluyorum.</p>
<p>Yani, aslında hepimiz her ürün ya da reklamı beğenilerimize ve değerlerimize göre yorumluyoruz. Bu sayede satın alıyoruz.</p>
<p>Bilimsel olarak da anlatırım burada satın alma alışkanlıklarının nelere bağlı olduğunu ancak hepimiz zaten biliyoruz.</p>
<p>Aslen tasarım yapıyorum. Fatih Güner olarak, beni “<strong>tasarımcı</strong>” bilirler (ülkemizde çok komik bir tabir halini almıştır &#8220;tasarımcı&#8221; tabiri, başka bir yazıda anlatırım fikirlerimi). Daha önce farklı tasarım disiplinlerinde ürünler üretmiş olmamın yanında bu işin felsefesinin derslerini de verdim.</p>
<p>Ancak ne zaman bir müşteriye yapılan işi götürsem, müşterinin benden daha iyi tasarımcı olduğunu gördüm. Reel anlamda değil çoğunlukla, yani sadece görmek istediğini istiyor. Bu işin kurallarının olması ya da trendlere bağlı olması ya da diğer dinamiklerinin olması müşteri için hiçbir anlam ifade etmiyor. O sadece görmek istediğini istiyor.<br />
Hepimiz aslında bir anlamda doymuşuz hem ürüne, hem reklama, hem de bilgiye. Bu yüzden hepimiz teorisyen ve pratisyeniz aynı anda.</p>
<p>Bu konuyu nasıl gördüğünüze de bağlı. İnsanlar arasında bir iletişim sorunu olduğu gibi, insanların, çevrelerindeki dünya ile de iletişim sorunları var. Bu da markaların reklamlarına yansıyor doğal olarak.</p>
<p>Reklam derken, televizyon reklamı ya da bir banner, hiç fark etmez.</p>
<p>Hepimizin değerleri değişiyor. Müzik tarzımız bile günden güne değişiyor.</p>
<p>Çünkü hepimiz daha kaliteli olanı istiyoruz. Kalitenin sınırını da Sosyal Medya sayesinde biz belirliyoruz.</p>
<p>Güç tüketicinin elinde, tüketici ise bunun farkında değil. Markanın Sosyal Medya farkındalığının bir önemi yok, tüketicinin farkındalığı ise önemli.</p>
<p>Şimdilerde, ülkemizde tüketici henüz yeni öğreniyor neleri değiştirebileceğini. Sosyal Medya’yı tanımaya çalışan markalar da yavaş yavaş ayak uyduruyor, çok güzel görüntüler çıkıyor ortaya. Ancak bu markaların sayısı çok az. Çünkü sektörde kalifiye eleman az. Tolga’nın geçen yazısında yazdığı Social Media Expert olma durumu, aslında “<strong>fazla kalifiye olma</strong>” durumu. “Fazla kalifiye” eleman da neredeyse bir elin parmağı kadar.</p>
<p>Tüketicinin geçen yazımda söz ettiğim gibi “<strong>participant</strong>” olması, markaya Sosyal Medya’dan kazandığının fazlasını getirecek. Tüketici sadakati.</p>
<p>Ancak etrafıma her baktığımda, banner görüyorum.</p>
<p>Hadi banner&#8217;ın yanında getirdiği iletişim sorununu geçtim, üstelik o kadar kötü bannerlar ki, anlatamam. O meşhur son model arabayı tanıtıcı banner mesela, araba ekranın sağından soluna yürüyor, peşinden slogan. O kadar sıkıcı ki, doydum bunlara diyorum, tüketici de doydu. Peki marka ya da ajans bu konuda ne yapıyor? Bilmiyor mu? Araştırmıyor mu? Hiç mi umrunda değil müşterisi olan markaya kazandırmak? Ya da hiç mi umurunda değil bir marka olarak yeni müşteri kazanmak veya mevcut müşterisini elinde tutmak.</p>
<p>İnsanlar farklılaşıyor, tüketim alışkanlığı da öyle. Herkesin değerleri değişiyor ve aynı evin içinde anne, baba, çocuk arasında “<strong>sosyal disentegrasyon</strong>” var.</p>
<p>Bütün bu iletişim sorunları, banner ile çözülmez! Daha yaratıcı düşünmeli, daha fazla dışarı çıkmalısınız! Tüketici her gün biraz daha doyuyor sıradanlığa ve öyle bir gün geliyor ki, sıradanlık değerli olacak. Çünkü her “yeni” yanında “eski”yi getiriyor. İsmi de her seferinde değişiyor hem “yeni”nin hem “eski”nin.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/mesgulsinyali2/~4/w0XPtUk3PUY" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/insanlarin-degerleri-degisirken-iletisim-sorunu-banner-ile-cozulmez/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/insanlarin-degerleri-degisirken-iletisim-sorunu-banner-ile-cozulmez/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Sosyal Medya ve Zımbırtı İlişkisi</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/mesgulsinyali2/~3/MWW5TK8Erko/</link>
		<comments>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/sosyal-medya-ve-zimbirti-iliskisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Feb 2010 13:54:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Güner</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dijital Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Customization]]></category>
		<category><![CDATA[Kişiselleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Limited Edition]]></category>
		<category><![CDATA[Model]]></category>
		<category><![CDATA[Participation]]></category>
		<category><![CDATA[Personalization]]></category>
		<category><![CDATA[Philippe Starck]]></category>
		<category><![CDATA[Seri Üretim]]></category>
		<category><![CDATA[Şey]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya Kampanyaları]]></category>
		<category><![CDATA[Stuart Mill]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketici Katılımı]]></category>
		<category><![CDATA[Zımbırtı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mesgulsinyali.com/?p=106</guid>
		<description><![CDATA[Marka, tüketiciye sunduğu kampanya ile tüketiciye sadece bir zımbırtı değil, aynı zamanda sunduğu kampanyanın beğenisine dair olan seçimi de verir. Yani tüketici sadece zımbırtıyı değil, aynı zamanda kampanyanın ta kendisini de kişiselleştirir. Bu kişiselleştirme sosyal medyadaki olumlu veya olumsuz yorumlar anlamına gelebilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu konuyu anlatmak için önce zımbırtı meselesini açmak lazım kesinlikle. Zımbırtı, “<em>bir isme sahip olmama</em>” gibi olumsuz bir ayrıntıyı da yanında getiren, herhangi bir işe yarayan ve aynı anda yaptığı işin işlevsellik sürecini özetleyen, hiç kimsenin ne işe yaradığını bilmese de (<em>ki her zaman öyle değil</em>) mutlak suretle bir işe yarayan her “<strong>şey</strong>”dir.</p>
<p>İşte “<strong>zımbırtı</strong>” budur.</p>
<p>Zımbırtı’yı bu yazımda bir marka için “<em>dijital pazarlama ajansı</em>” tarafından sosyal medyada kampanyası yapılacak herhangi bir ürün anlamında kullanacağım.</p>
<p>Modern toplumda bir zımbırtıya statü kazandıran olgu “<strong>model/seri</strong>” karşıtlığıdır. Bu “<strong>model/seri</strong>” karşıtlığını “<strong>IKEA</strong>” örneği ile açalım.</p>
<p><a title="Philippe Starck - Wikipedia" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Philippe_Starck" target="_blank">Philippe Starck</a> marka, ceviz ağacından bir oda takımı alan ve bunu bir düşün gerçekleştirilmesi ve bir toplumsal basamak atlama aracı gibi gören biri aslında reklam, televizyon ve toplumsal kaygılardan dolayı, piyasada “<strong>uyumlu</strong>” ve “<strong>işlevsel</strong>” dekorasyon seçeneklerinin de bulunduğunun farkında olan biridir. Philippe Starck marka, ceviz ağacından yapılmış o oda takımının benzerini yapan, işlevsellikte de mobilyaya daha fazla işlev yükleyen IKEA, psikolojik açıdan toplumsal tüketim alışkanlığını anlamıştır. Çünkü kişi çok arzuladığı nesnelere maddi olanaksızlıklar sebebi ile sahip olamasa da, sahip olduğu seri imalat ürünü nesnenin doğrudan veya dolaylı yoldan Starck modellerine benzemesini ister. IKEA’nın anladığı sosyo-psikolojik ve sosyo-ekonomik olgu budur.</p>
<p>Gelelim bu tüketim alışkanlığındaki kısır döngüye: seri imalat ürünlerini model olmaya, modelleri de serileşmeye iten bu akım; topluma özgü tüketim anlayışının kendisidir.</p>
<p>Kahve makinesi gibi küçük ev aletleri düzeyinde ise model kavramı ile “<strong>tip</strong>” kavramı birbirlerine karışma eğilimindedirler. Çünkü zımbırtının işlevsel boyutu statü farklılığının önüne geçer ve bu farklılıktan dolayı da, “<strong>model</strong>” kabul edilen zımbırtı, aslında “<strong>limited edition</strong>” olandır. Paralı olan tüketici için sınırlı sayıda üretilir ve bu sayede “<strong>model</strong>”leşmeye çalışır. Parası olmayan tüketici ise seri üretim olanı alır ve statü farklılığının dayanabildiği en son nokta budur.</p>
<p>Yukarıdakilerin tamamını okuyarak dijital pazarlamanın geleceği noktayı, tüketicinin atlattığı bu psiko-sosyolojik süreçten dolayı, “<strong>kişiselleştirme dünyası</strong>” olarak niteleyebiliriz. Ancak zaten pazarlama dehaları tarafından bahsedilen bir olgudan değil, aynı zamanda bu ilişkinin sosyal medyada yapılacak olan herhangi bir marka kampanyasının da <a title="Personalization - Wikipedia" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Personalization" target="_blank">kişiselleştirilebileceğinden</a> bahsediyorum.</p>
<p>Konu reklam olduğunda, hiçbir zımbırtının pazarlaması tek bir çeşit üzerinden yapılmaz. Buna karşın kullanıcı da hiçbir zaman sahip olmak istediği zımbırtıyı satın alabilme olanağından yoksun da bırakılamaz. Çünkü modern toplumda tüketiciye sunulan tek bir hak varsa, o da seçim hakkıdır. “<strong>Kişiselleştirme</strong>” denen şey de bu seçim yapma olanağının marka tarafından da anlaşılmış olmasından ileri gelir.</p>
<p>Stuart Mill: “<em>Kendinizi diğerlerinden farklı kılmak amacıyla şu ya da bu nesneyi (zımbırtıyı) seçmeniz, başlı başına toplumsal bir hizmettir</em>” diyor.</p>
<p>Peki, Mill bize ne anlatıyor?</p>
<p>Mill, tüketicilerin herhangi bir zımbırtıyı satın alması ya da isteği doğrultusunda kişiselleştirmesinin, diğer tüketiciler için de marka ya da dijital ajans tarafından sunulan zımbırtı çeşitlerine alternatif bir zımbırtı daha üretmesi anlamına geldiğini söylüyor. Yani her tüketici, kişiselleştirdiği her zımbırtıyla diğer tüketicilere bir seçenek daha sunuyor.</p>
<p>Gelelim bu bilgilerin tamamını sosyal medya ile nasıl bağlayacağımıza.</p>
<p><strong>Marka, tüketiciye sunduğu kampanya ile tüketiciye sadece bir zımbırtı değil, aynı zamanda sunduğu kampanyanın beğenisine dair olan seçimi de verir. Yani tüketici sadece zımbırtıyı değil, aynı zamanda kampanyanın ta kendisini de kişiselleştirir. Bu kişiselleştirme sosyal medyadaki olumlu veya olumsuz yorumlar anlamına gelebilir.</strong></p>
<p>Bu yüzden markanın yapacağı herhangi bir kampanyada tüketiciye sunacağı zımbırtının işlevsellik ve görünüm anlamında mükemmele yakın olmasından öte, kişiselleştirilebilen bir zımbırtı olması ve kampanyasının da kişiselleştirilebilen bir kampanya olması gerekmektedir.</p>
<p>“<strong>Participation</strong>”, yani tüketici katılımı, o zımbırtının ve kampanyanın kilit kelimesi olmalıdır.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/mesgulsinyali2/~4/MWW5TK8Erko" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/sosyal-medya-ve-zimbirti-iliskisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/sosyal-medya-ve-zimbirti-iliskisi/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Unsuccessful Talent* ve Cemal Süreya</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/mesgulsinyali2/~3/z9gnvx6gR6c/</link>
		<comments>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/unsuccessful-talent-ve-cemal-sureya/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Feb 2010 08:30:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Güner</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dijital Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Arthur Schopenhauer]]></category>
		<category><![CDATA[Cemal Süreya]]></category>
		<category><![CDATA[İkinci Yeni]]></category>
		<category><![CDATA[Jean Baudrillard]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya Kampanyaları]]></category>
		<category><![CDATA[Unsuccessful Talent]]></category>
		<category><![CDATA[Vizyonerlik]]></category>
		<category><![CDATA[Yaratıcı Zeka]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşamsal Elektrik]]></category>
		<category><![CDATA[Yetenek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mesgulsinyali.com/?p=99</guid>
		<description><![CDATA[Sosyal Medya Kampanyalarının ana stratejisi de bu olmalıdır. Çünkü her kampanya, olumlu yorumları fazla da olsa, olumsuz yorumlara da sahiptir ve Planlama bunları kontrol etmek için vardır. Doğru yapılmayan planlama ise yayılır ve kötü tohum saçılmış olur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2>*Başarısız Yetenek</h2>
<p>Başlığa bakarak “<strong>nasıl yani?</strong>” dediğinizi duyar gibiyim. Cemal Süreya değil elbette başarısız yetenek olan kişi, Süreya, başarılı yeteneklerden. Açalım konuyu en iyisi.</p>
<p>Konumuz sosyal medya, yani insan. Ve insan, daha önce hiç görmediği en güzel kitabı, en güzel kadını, en güzel çölü gördükten sonra kendi kendine şöyle der: “Yaşamın geri kalan bölümü burada başlıyor”. Yani, başka olan herhangi bir şey, bir kitap, bir kadın ya da bir çöl oluyor. Bu sayede de yeniden yaşamın kendisi oluyor. Kısacası her insan bir yaşam. Ağdalı cümlelerimin tek derdi, insanın yaşam olduğunu anlatana kadar, yaşamın sistem olduğunu anlatmaktı.</p>
<p><a title="Arthur Schopenhaur - Wikipedia" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Arthur_Schopenhauer" target="_blank">Schopenhauer</a>’ın söylediği gibi: “<em>Yetenek başkalarının vuramadığı hedefi vuran nişancı gibidir; dahi ise başkalarının göremediği bir hedefi vuran nişancı</em>”. Yetenek, bir kimsenin herhangi bir şeyi anlama ve yapabilme niteliğidir. Çoğu filozof ve psikologa göre doğuştan gelir.</p>
<p>Ancak her yetenekli insan başarılı olamayabilir. Yetenek, aynı zamanda bilgi ile desteklenmelidir. Burada bilgi, yetenekli olan kişinin “<strong>analiz</strong>” ve “<strong>sentez</strong>”lerini doğruya daha da yaklaştıracaktır. Bu yüzden bilgi ile donatılmayan bir yetenek çoğu zaman başarısız olacaktır.</p>
<p>Bu yazımda örnek olarak, çok sevdiğim şair <a title="Cemal Süreya - Wikipedia" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cemal_S%C3%BCreya" target="_blank">Cemal Süreya</a>’yı seçiyorum. Benim için bir sürü hatırası olmasının yanında, şu dünyada şiirlerini sevdiğim ender şairlerden biri kendisi.</p>
<p>Cemal Süreya, Türk edebiyatının en özgün sanatçılarından biri olmasının yanında hem Maliye Müfettişliği hem de Darphane Müdürlüğü gibi görevlerde de bulunmuş olan bir devlet memurudur. Sadece şiir yazmakla kalmayıp, yön verdiği diğer <a title="İkinci Yeni - Wikipedia" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0kinci_Yeni" target="_blank">İkinci Yeni</a> akım şairlerine örnek olsun diye denemeler ve eleştiriler de yazmıştır. Şiirlerini ise zaten birçok insan bilir.</p>
<p>Cemal Süreya’dan bahsetmemin sebebi, Süreya’nın sadece bir yetenek olmadığından ileri geliyor.  Süreya, başarılı bir yetenekten hariç, yayınladığı Papirüs isimli dergiyle bir yandan edebiyata yön verip bu anlamda trend belirlerken, bir yandan da diğer şairleri peşinden sürüklemesi ile de vizyonerdir. Bunların tamamı ise, Erzincan’da doğmuş olmasına karşın, Paris’e kadar uzanan yaşam yolculuğundan ileri gelir. Bilgiye her zaman açtır Süreya.</p>
<p>Buraya kadar, eminim ne anlatmak istediğimi anlamışsınızdır. Yetenekli olan kişi, aynı zamanda yenilikçi (<em>yani vizyoner</em>), hem de bilgili ve donanımlı olmalıdır başarılı olmak için.</p>
<p>Süreya örneğini alıp, günümüz Türkiye’sinde, Reklam ve İletişim sektörüne uyarlayalım şimdi. Hatta konumuzu daha da spesifik hale getirip, interaktif ajanslara indirelim.<br />
Elbette ülkemizde dijital pazarlama anlamında çok güzel işlere imza atılıyor her gün ve biz de beğendiğimiz işlere elimizden geldiğince hakkını vermeye çalışıyoruz. Ancak, her işte iyi olan olduğu gibi, kötü olanlar da var. İyi fikirlerin arkasına sığınıp, işletme ya da pazarlama anlamında eline yüzüne bulaştıran da var.</p>
<p>Demek istediğim, her ne kadar fikir üretme zekasına (<em>yaratıcı zeka</em>) sahip olsalar da, bu yaratıcı zeka, bilgi olmadan hiçbir yere varmayacaktır. Örnekleri her gün görüldüğü gibi, silinir, giderler. Bunun “yaşamsal bir elektrikle” fazlaca ilgisi var. Bu yaşamsal elektrik meselesini unutmayın. Az sonra geri döneceğim, ancak önce, Jean Baudrillard diyor ki:</p>
<p><em>“En güzel şeye rastladığınızda eğer diğer her şey size önemsiz gibi görünebiliyorsa, en kötü kitabı okumuş olmak, en değersiz görünümü görmüş olmak, en çirkin kadına rastlamış olmak gibi tersi durumlarda kaçınılmaz olarak neden aynı şey yapılmıyor? Bir yetkinlik, dolayısıyla da anlamsızın, değersizin, kabanın, bayağılığın mutlaka bir sınırı olmalı, öyle ki bu sınırın ötesinde bile beklenecek hiçbirşey bulunmamalı.</em></p>
<p><em>Gerçekte böyle olmuyor. En kötüyü gördükten sonra insan şöyle demiyor: Ey zaman, dur, artık geçme! Hiçliğin esrimesi yok.”</em></p>
<p>Baudrillard’ın bu anlamda söylemek istediğini ben şu şekilde yorumluyorum:<strong> “İyi şeyleri önemsemekten öte, kötü olanları önemsememek gerek, çünkü kötü olanın sınırı yok.”</strong></p>
<p><em></em>Yaşamsal yeteneğe tam bu noktada geri dönersek, şimşekleri düşünmenizi isterim. Şimşekler toprağa düştüklerinde, yaşamsal bir elektriği toprağa verirler ve tohum saçarlar etraflarına. Aynı şekilde her kazanın (<em>Çernobil gibi</em>) ya da felaketin (<em>Katrina gibi</em>) enerjisi de uzun yıllar boyunca tohum gibi saçılır (<em>olumsuz anlamda</em>). İşte bu kaza ya da felaketlerin yayılmasınlar diye önlenmesi, şimşeklerin düşüşünün ise düzgünce kontrol edilmesi gerekir. Sosyal Medya Kampanyalarının ana stratejisi de bu olmalıdır. Çünkü her kampanya, olumlu yorumları fazla da olsa, olumsuz yorumlara da sahiptir ve Planlama bunları kontrol etmek için vardır. Doğru yapılmayan planlama ise yayılır ve kötü tohum saçılmış olur.</p>
<p>Bu yüzden de, iyi şeyler hakkında yazı yazmaktansa, kötü olana diğer insanlar, bildikleri dahilde (<em>bildikleri kadar</em>) eleştiride bulunmalı. Nitekim, eğer yanlış gördüğümüz (<em>öyle düşündüğümüz, naçizane</em>) şeyleri düzeltmek (<em>genel yargıya göre, ki bu da insan okumaktan geçer</em>) gibi bir niyetimiz ya da isteğimiz yoksa, yeteneğimiz olsa bile başarısız oluruz.</p>
<p>Kampanyalar hazırlanırken stratejilerinin en önemli yerde olması gerekir. Yoksa kampanya fikri iyi de olsa ya da çalışanlar yetenekli de olsa, pratikte gömülürler.</p>
<p>İşte bağlamak istediğim nokta buydu.</p>
<p>Bu yüzden, ülkemizde, yaratıcı anlamda daha kaliteli işler görmek ve uygulanabilirlik ve devamlılık anlamında da akılda kalıcı, zeka kırıntılarına sahip işler görmek çok daha mutlu edecektir bizi. Kafa açacaktır.</p>
<p>Madem Cemal Süreya’dan örnek verdik, onun güzel şiirlerinden birini de yazımızın sonuna eklemek farz oldu bence. Çok sevdiğim bu şiir, bir yandan içinde bence bir espri de barındırıyor yaratıcı zekaya ve yeteneğe sahip olmayanlar için. Naçizane.</p>
<p>SAN (1957)</p>
<p>kırmızı bir kuştur soluğum<br />
kumral göklerinde saçlarının<br />
seni kucağıma alıyorum<br />
tarifsiz uzuyor bacakların</p>
<p>kırmızı bir at oluyor soluğum<br />
yüzümün yanmasından anlıyorum<br />
yoksuluz gecelerimiz çok kısa<br />
dörtnala sevişmek lazım</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/mesgulsinyali2/~4/z9gnvx6gR6c" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/unsuccessful-talent-ve-cemal-sureya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/unsuccessful-talent-ve-cemal-sureya/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Bir Retro Senaryo: Türkiye’de Sosyal Medya’nın Tarihi</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/mesgulsinyali2/~3/X-7Xu0qxpGA/</link>
		<comments>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/bir-retro-senaryo-turkiyede-sosyal-medyanin-tarihi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 15:05:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Güner</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dijital Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Online İtibar Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Doğuş Grubu]]></category>
		<category><![CDATA[Gadget]]></category>
		<category><![CDATA[Neo-Klasik Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Simülasyon Çağı]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya Kampanyaları]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya Takibi]]></category>
		<category><![CDATA[Widget]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mesgulsinyali.com/?p=96</guid>
		<description><![CDATA[Bu “Elit Sosyal Dönem”, önemli bir şekilde despot ve “markalar  için ‘yeniden diriliş’” çağıdır. Geleneksel medyanın da etkisiyle (tek yönlü  iletişim) gerçek olanın dışına itilen her kullanıcı sosyal medyaya sığınmak  durumunda kalmıştır. Artık tek yönlü bilgi bombardımanından sıkılmış ve  etkileşim içinde olmak istemiştir, buna gerek duymuştur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde, ülkemizdeki Sosyal Medya algısının tersine,  Sosyal Medya elitleşme çağına girmiştir, bundan zaten bahsetmiştik. (bkz.:  <a title="Sosyal Medya, Dunning-Kruger Etkisi ve Elitleşme" href="http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/turkiye%e2%80%99de-sosyal-medya-dunning-kruger-etkisi-ve-elitlesme/" target="_self">Sosyal Medya, Dunning-Kruger Etkisi ve Elitleşme</a>)</p>
<p>Bu “<strong>Elit Sosyal Dönem</strong>”, önemli bir şekilde despot ve “<em>markalar  için ‘<strong>yeniden diriliş</strong>’</em>” çağıdır. Geleneksel medyanın da etkisiyle (<em>tek yönlü  iletişim</em>) gerçek olanın dışına itilen her kullanıcı sosyal medyaya sığınmak  durumunda kalmıştır. Artık tek yönlü bilgi bombardımanından sıkılmış ve  etkileşim içinde olmak istemiştir, buna gerek duymuştur.</p>
<p>Ancak, geleneksel medyanın aldığı o irrasyonel şekil, sosyal  medyanın da aynı yoldan geçmesine sebep olmuştur ve kullanıcı, bu sefer de tek  taraflı bilgi iletmeye başlamıştır. Herkes kendinden bahsetmektedir, kimse  kimseyi dinlememektedir. Herkes sabah kalktığında kahvaltıda ne yediğinden  bahseder olmuş ve gelecek kaygısından uzaklaşmaya başlamıştır. Bu durum sadece  ülkemiz için geçerli değildir.</p>
<p>Sosyal medya, bugün, yitirmiş olduğumuz bir gönderenler  sistemi halini almıştır, yani her kullanıcıya özel “<strong>bir efsane</strong>” haline  gelmiştir. Geleneksel medyadan nöbeti devralırken, sosyal medya sayesinde ‘<em>bir  konu hakkında bilinç sahibi olma</em>’ düşüncesi, bugün artık sadece keyif illüzyonu  haline gelmiştir.</p>
<p>Bu dönemde, yani elitleşme döneminde, yaşanan en büyük  travma da bize gerçek ve rasyonelin haber verdiği “<strong>simülasyon çağı</strong>” olacaktır.</p>
<p>Simülasyon çağı konusunu açalım biraz. Bunun için biraz “<strong>itibar  yönetimi</strong>” olgusundan bahsetmeli bence.</p>
<p>Geçen gün yazdığım “<em><a title="Sosyal Medya, Jack Bauer Etkisi ve Gevezelik" href="http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/sosyal-medya-jack-bauer-etkisi-ve-gevezelik/" target="_self">Sosyal Medya, Jack Bauer Etkisi ve  Gevezelik</a></em>” yazısında giriş yaptığım bu konu, bugün ülkemizde “<strong>Sosyal Medya  Takibi</strong>” yapan firmaların görmezden geldiği, belki de düşünmediği bir konudur: “<strong>Kendi  itibarını yönetemeyen başkasının itibarını yönetemez</strong>”.</p>
<p>Piyasadaki her profesyonelin rahatlıkla görebileceği,  maalesef iş tanımlarının düzgün olmamasından dolayı bilen bilmeyen herkesin bilip  bilmediği işler yapması, artık Türkiye reklam ve iletişim sektörünü can çekişir  bir hale getirmiştir. Müşteri ya da potansiyel müşteri, gereksiz ne kadar  reklam kampanyası varsa hepsine maruz kalmıştır ve yapılan ya da yapılacak olan  tüm kampanyalara da duyarsızlaşmıştır. Müşterinin bu algısı, piyasadan iyi iş  çıkmasını engellediği gibi, aynı şekilde yaratıcı beyinleri de bir  kısırdöngünün içine sürüklemiştir.</p>
<p>Bugün, Türkiye’de “<strong>Sosyal Medya Takibi</strong>” yapan, geçen yazımda  örnek verdiğim o firma (<em>hatırlarsanız, blogunda tüm internet kullanıcılarına  geveze diyen firma</em>) kendi itibarını yönetemezken, nasıl bir başka kurumun  itibarını yönetebilir ki? Firma çalışanının tüm potansiyel müşterilerine “geveze”  dediği her firma batmaya mahkûmdur. Pazarlama stratejisi olmaksızın, iyi bir  fikrin arkasına sığınmışlardır, ancak konunun geneline hakim olmadıklarından  dolayı (<em>itibar yönetimi konusu</em>) çuvallayacakları kesin gibi görünmektedir.</p>
<p>Yahoo Meme, ilk çıktığında, ofiste söylemiştim, bundan  hiçbirşey olmaz, 2 hafta bile değil ömrü demiştim. Bana saçmaladığımı  söylemişlerdi, içimden gülüp geçtim ve dediğim gibi çıktı. Benim düşüncemin  arka planında, Yahoo Meme’nin Sosyal Ağ algısına yeni bir fikir getirmemiş  olduğu vardı. Ancak, bana karşı çıkanların savunduğu düşünce, Sosyal Medya’nın  yeni bir edevata aç olduğuydu.</p>
<p><strong>Sosyal Medya, artık yeni edevatlara, gadgetlara, widgetlara,  sitelere ihtiyaç duymamaktadır. Sosyal Medya, bundan sonra kaliteli içerik ve  paylaşıma gerek duyacaktır. Yeniden.</strong></p>
<p>İşte “<strong>Simülasyon Çağı</strong>” travması burada başlamaktadır. Uzunca  anlattım. (<em>yazılarımın karışık olduğunu söylüyorlar, ancak bu son olacak,  biliyorum biraz karıştı yine, ancak toparlıyorum hemen</em>)</p>
<p>Sosyal Medya’nın bu elitleşme döneminde gerçeğin ve  rasyonelin geri gelmesi, tam da iş tanımlarının birbirine girdiği günümüzde, “<strong>simülasyon  çağı</strong>”nı parmakla işaret ediyor. Simülasyon çağı, herkesin bildiğini söylediği,  fakat aslında bilmeksizin simüle etmeye çalıştığı ‘<strong>Dijital Pazarlama</strong>’dır.</p>
<p>Yabancı sosyal medya uzmanlarının da öngördüğü şekliyle,  Dijital Pazarlama’da taşlar yeniden dizilmektedir. Çünkü sahip olduğumuz o çok  yeni “<strong>Sosyal Medya</strong>” terimi, bize o kadar fazla bilgi ve marka ve kampanya ve  ürün ve fikir ve bir sürü şey yüklemiştir ki, bizi duyarsızlaştırmıştır.</p>
<p>Simülasyon çağı bittiğinde, yani Dijital Pazarlama taşları  yerine oturduğunda, elitleşme dönemine tam anlamı ile girmiş olacağız. Üstelik elitleşme  çağında sadece kaliteli paylaşımlarla değil, aynı zamanda çok daha kaliteli  kampanyalar ve çok daha duyarlı markalarla karşılaşacağız. (<em>Doğuş Grubu’nun “yeşil”e  destek vermesi gibi</em>)</p>
<h3>Gelelim yazımızın sonuna.</h3>
<p>Başlık her ne kadar Sosyal Medya’nın tarihini işaret etse  de, Sosyal Medya konusunda duyduğumuz her sözün henüz dumanının üstünde  olmasından dolayı Sosyal Medya tarihinden bahsedilemez. Çünkü Sosyal Medya’nın  dayandığı her duvar can çekişmektedir (<em>geleneksel medya</em>). Bu yüzden de Sosyal  Medya algısı henüz tam anlamıyla yerleşmemiştir.</p>
<p>İşte bu yüzden geçen gün “<a title="&quot;Neo-Klasik Sosyal Medya&quot; terimi bana aittir" href="http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/neo-klasik-sosyal-medya-terimi-bana-aittir/" target="_self">Neo-Klasik Sosyal Medya</a>” isimli  yazımı yazdım. Çünkü sosyal medya ve sosyal medyanın geleceği nokta, sanatın “<strong>Neo-Klasik</strong>”  dönemi ile muhteşem benzerlikler göstermektedir ve bu sayede her müşteri ya da  potansiyel müşteri markanızla ilgili çok daha olumlu düşüncelere sahip  olacaktır. Bu dönemde, hem markanız hem de hedef kitleniz yeteri kadar duyarlı  olacaktır.</p>
<p>Bu söylediğimi bir düşünün.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/mesgulsinyali2/~4/X-7Xu0qxpGA" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/bir-retro-senaryo-turkiyede-sosyal-medyanin-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/bir-retro-senaryo-turkiyede-sosyal-medyanin-tarihi/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>10 Soruda Sosyal Mecra ‘Expert’ini Sınamak</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/mesgulsinyali2/~3/0tZpQt7nv2E/</link>
		<comments>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/10-soruda-sosyal-mecra-expertini-sinamak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 08:30:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Arıcan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dijital PR]]></category>
		<category><![CDATA[Online İtibar Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[forum]]></category>
		<category><![CDATA[Marka Stratejileri]]></category>
		<category><![CDATA[roi]]></category>
		<category><![CDATA[semmy]]></category>
		<category><![CDATA[seo]]></category>
		<category><![CDATA[Social Media Expert]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Mecra]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya Kampanyaları]]></category>
		<category><![CDATA[yicit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mesgulsinyali.com/?p=82</guid>
		<description><![CDATA[
Bu yazıyı Yiğit (a.k.a. www.yicit.com) yaklaşık 6 ay önce ilk gösterdiğinde 10&#8242;da 9 yapmıştım. Tabii sonradan zamanla daha çok araştırma ve tool&#8217;lar sayesinde o eksiğimizi de kapadık, ve olabildiğince de ötesine geçmek için halen daha öğrenmeye devam ediyoruz. Ama bu yazıyı yazmamdaki esas neden, markaların yani müşterilerin sosyal mecraya çok bilinçsiz ve uzak olması. Sosyal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mesgulsinyali.com/wp-content/uploads/2010/02/zebra-social-media-expert.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-87" title="zebra-social-media-expert" src="http://www.mesgulsinyali.com/wp-content/uploads/2010/02/zebra-social-media-expert.jpg" alt="" width="554" height="330" /></a></p>
<p>Bu yazıyı <strong>Yiğit</strong> (a.k.a. <a href="http://www.yicit.com" target="_blank">www.yicit.com</a>) yaklaşık 6 ay önce ilk gösterdiğinde 10&#8242;da 9 yapmıştım. Tabii sonradan zamanla daha çok araştırma ve tool&#8217;lar sayesinde o eksiğimizi de kapadık, ve olabildiğince de ötesine geçmek için halen daha öğrenmeye devam ediyoruz. Ama bu yazıyı yazmamdaki esas neden, markaların yani müşterilerin sosyal mecraya çok bilinçsiz ve uzak olması. Sosyal mecra &#8220;expert&#8221;iyim diye takılanların havalı söylemleri karşısında penbe tozbulutu içinden o dünyaya bakmaları. Birazcık da, daha ileride yazacağım yazılara referans olması için ortam oluşturuyorum yani. (Evet bu bir yazının yeniden yorumlanmasıdır. Referans: http://www.conversationmarketing.com/2009/07/10-questions-for-social-media-experts.htm , Ayrıca eklemek de gerekirse <a href="http://www.semmys.org/" target="_blank">SEMMY</a> 2010 galibi bir makaledir.)</p>
<p>Tekrar özetlemek gerekirse; bu sorular, <strong>markaların dijital pr ajansını/sosyal mecra danışmanını-çalışanını seçerken sorması gereken 10 soru</strong>dur.</p>
<h2><span style="color: #333399;">1. Blog&#8217;un Var Mı?</span></h2>
<p><strong>Cevap &#8220;Hayır&#8221; ise</strong> sorulara devam edilebilinir. Hemen akabinde &#8220;<a href="http://www.tumblr.com" target="_blank">Tumblr</a> mı kullanıyorsun yoksa?&#8221; gibisinden bir soru daha sorup, karşındakinin konu ile ne kadar alakalı bir yüz ifadesi takındığına bakabilirsin. Eğer boş boş bakıyorsa, hiç vakit harcamaya gerek yok!</p>
<p><strong>Cevap &#8220;Evet&#8221; ise</strong> hemen blog&#8217;una gidip ne kadar eskiye dayandığına bakın. Eğer 2-3 seneyi bulamıyorsa blog&#8217;u, gene hiç vakit kaybetmeyip toplantıyı sonlandırın. (Ne kadar yazı/edebiyat ile alakam olmasa da, benim bile 5 senelik blog&#8217;um var.)</p>
<p>Bir sosyal mecra uzmanı(!) mutlaka bir şekilde mecralarla içli dışlı olmuş olmalıdır.</p>
<h2><span style="color: #333399;">2. Ne Zaman Sosyal Mecraya Giriş Yaptın?</span></h2>
<p><strong>&#8220;6 Ay önce&#8221;</strong>.. Hı hı tabii, aramızda görmek ne güzel.. güle güle.</p>
<p><strong>&#8220;2 Sene önce&#8221;</strong>.. Hmm, dinlemeye değer, devam edelim.</p>
<p><strong>&#8220;1990&#8242;dan beri&#8221;</strong>.. Sanırım internet Türkiye&#8217;ye ne zaman geldi bir haber arkadaş, kapıyı gösteren linke tıklayın.</p>
<p><strong>&#8220;2000&#8242;li yılların başından beri&#8221;</strong>.. İdeal cevap budur!</p>
<h2><span style="color: #333399;">3. Sosyal Mecra Nedir?</span></h2>
<p><strong>&#8220;Bloglar, Twitter, işte böyle şeyler.&#8221;</strong> Tuvalete gitmek için özür dileyin, ve geri dönmeyin.</p>
<p><strong>&#8220;İnsanların kendi aralarında veya markalarla iletişime geçmesi ve bunu internet ortamında yapması.&#8221;</strong> Hiç fena değil.</p>
<p><strong>&#8220;Yeni bir kitle iletişim mecrası için trend olmuş bir kavram&#8221;</strong> Adamımız reklamcılığı biliyor, bu soruyu da iyi bir puanla geçti.</p>
<h2><span style="color: #333399;">4. Sosyal Mecra Kampanyası Nedir?</span></h2>
<p><strong>&#8220;35 bilgisayarla proxy server&#8217;ım üzerinden <a href="http://www.digg.com" target="_self">Digg</a>&#8216;de anasayfaya bir haberi çıkartmak&#8221;</strong> ya da <strong>&#8220;10.000&#8242;lerce Fan&#8217;ı bulunan bir Facebook sayfası oluşturmak, hem de reklamsız!&#8221;</strong> Hemen güvenli bir mesafeye gerileyin ve ışın kılıcınıza uzanın. Bu bir sosyal mecra kampanyası olmaması bir yana, vaat edilen şey olması gereken bir stratejinin de sonucu olmayabilir. Digg kısmında zaten bu şekilde ilerlemek de ayrı bir tartışma konusu.</p>
<p><strong>&#8220;İnsanların kendileri yaymaya motive edici, strateji odaklı mesajın yaratılması (içerik/görsel/video) ve insanlara ulaştırılması.&#8221; </strong>İşte budur! Devam edelim..</p>
<p><strong>&#8220;Sitemizde de gördüyseniz bu süper yazılımımız 21.000 Forum&#8217;a ve 10.000 Blog&#8217;a otomatik içeriğinizi post eder ve raporlar!&#8221; </strong>Hepsini çöp kutunuza &#8220;hook shot&#8221; atın. Ve kendileriyle insan içinde yanyana durmayın.</p>
<h2><span style="color: #333399;">5. Sosyal Mecra Etkinliklerinizi Nasıl Takip Ediyorsunuz?</span></h2>
<p><strong>&#8220;Hınk?&#8221;</strong> Sonraki adımınız sanırım belli..</p>
<p><strong>&#8220;Google Alerts&#8221;</strong> Fena değil, ama tek başına yeterli değil. Twitter Search&#8217;leri yapıp abonesi olup olmadıklarına bakın. Google Docs&#8217;ta kendi manual yaptıkları raporlamaları veya kullandıkları tool&#8217;ları sorun.</p>
<p><strong>&#8220;Monitör edip raporlamak için yazılım/araç kullanıyoruz.&#8221;</strong> ya da <strong>&#8220;Kendimiz bir araç geliştirdik.&#8221;</strong> Bu noktada o aracın ne kadar spesifik birşey olduğu çok önemli. Örneğin Facebook&#8217;ta çoğu limitler yüzünden takip edemediğiniz çok şey var. Bunun vaadini veriyorlarsa ya da o yazılım RSS üzerinden keyword search etmekten öteye geçemiyorsa hemen uzaklaşın.. Bu yüzden &#8220;Review&#8221;&#8216;ları araştırıp, kullananların yorumlarını Google&#8217;layın.<span style="color: #333399;"><br />
</span></p>
<h2><span style="color: #333399;">6. ROI&#8217;yi (Return on Investment) Nasıl Takip Ediyorsun?</span></h2>
<p><strong>&#8220;Hadi canım sen de..&#8221;</strong> Kesinlikle kabul edilebilinir eğer adamımız ilk önce mora dönüşmüşse. Bu tarz soruları sosyal mecracılar pek sevmez özellikle çok fazla tecrübeleri varsa. Bu kolay vaati verilebilinecek bir konu değil gerçekten.</p>
<p><strong>&#8220;Birazcık karmaşık ama şöyle tepeden anlatabilirim&#8230;&#8221;</strong> Süper. En azından formülize etmiş kafasında.</p>
<p><strong>&#8220;Twitter&#8217;dan yapılan tıklamaları sayıyorum.&#8221;</strong> Dzzzzt.. Yanlış cevap.</p>
<h2><span style="color: #333399;">7. Hedef Kitleyi Nasıl Oluşturursun?</span></h2>
<p><strong>&#8220;Twitter&#8217;da 20.000 kişiyi takip ederim.&#8221;</strong> Eğer gösterişli sayılarla aranız iyiyse bile bana yollayabilirsiniz. Ben kıçını tekmelerim (Çeviri de olsa bu yazı, gerçekten yapabilirim)</p>
<p><strong>&#8220;Twitter&#8217;da enteresan eğlenceli tipleri takip ederim, bloglara yorumlar yazarım, muhabbet ederiz. Laf lafı açar zaten.&#8221;</strong> Masanın altındaki butona basma zamanı.</p>
<p><strong>&#8220;İlk önce kampanya stratejisini belirleyelim birlikte.&#8221;</strong> İşte budur! Amaç -&gt; hedef kitle -&gt; söylemler / içerik için malzemeler -&gt; kullanılacak platformlar / araçlar .. Bunun stratejisini konuşmadan atıp tutmanın hiç bir anlamı yok.</p>
<h2><span style="color: #333399;">8. Garanti Veriyor Musunuz?</span></h2>
<p><strong>&#8220;Evet size 1.000 link, 10.000 click, 70.000 pageview garantisi veririz.&#8221;</strong> 7. soru, 1. cevaptaki aksiyon..</p>
<p><strong>&#8220;Evet, kıçımı sizin yerinize koymamın nedeni de bu!&#8221;</strong> Bu da güzel.</p>
<p><strong>&#8220;Hayır, çünkü biz insanlara karşı marketing çalışması yapıyoruz, bu yüzden insanların neyi sevip neyi sevemeyeceğini önceden garantilememiz söz konusu olamaz.&#8221;</strong> İşte bu esas olması gereken. Ama Türkiye&#8217;de bu cevabı çok dürüstçe ve doğru bulabilecek kaç firma bulursunuz, orası soru işareti.</p>
<h2><span style="color: #333399;">9. Bütün Bunları Nasıl Öğrendin(iz)?</span></h2>
<p><strong>&#8220;Amazon.com&#8217;dan süper kitaplar getirttik, onları okuduk.&#8221;</strong> Masanın altındaki butona bu kez kesinlikle basmalısın.</p>
<p><strong>&#8220;Halen öğreniyoruz&#8221;</strong> Kesinlikle budur.</p>
<p><strong>&#8220;Bir sürü blog takip edip, sürekli yeni sosyal mecra araçları inceliyoruz&#8221;</strong> Bu da güzel.</p>
<p><strong>&#8220;Konferansları takip ediyorum&#8221;</strong> Burası San Francisco olmadığı için bu cevap Türkiye&#8217;de işlemez.</p>
<h2><span style="color: #333399;">10. Sosyal Mecralar SEO&#8217;yu (Search Engine Optimization) Nasıl Etkiler?</span></h2>
<p><strong>&#8220;Etkilemez ama onun için de çalışma yapabiliriz.&#8221;</strong> Osmanlı Tokadı!</p>
<p><strong>&#8220;Back-link yaratır.&#8221;</strong> Bu cevabın yarısı.</p>
<p><strong>&#8220;Sonrasında back-link&#8217;lere dönüşebilecek, insanlarla ilişkileri yaratır.&#8221;</strong> Aradığımız adam bu!</p>
<h2><span style="color: #333399;">Bonus Soru. Ne Sıklıkla Yazıyorsun?</span></h2>
<p><strong>&#8220;Yazmak mı? Nefret ediyorum maalesef&#8221;</strong> Öksürüp, bi&#8217; daha düşünmesini sağla.</p>
<p><strong>&#8220;İşten güçten vakit olmuyor be hacı.&#8221;</strong> Tı tı tı.. Vakit, göreceli kavramdır.</p>
<p><strong>&#8220;Hemen hemen her gün!&#8221;</strong> Ding Ding Ding.. Oscar gooeeess toooooo.. Kesinlikle bu işi biliyor.</p>
<p><span style="color: #808080;">Bir de kelimesi kelimesine aynı cevapları verenler çıkma ihtimaline karşı bu makaleyi (ve orjinalini tabii ki) print-out alıp bir köşeye asmanız tavsiye edilir.</span></p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/mesgulsinyali2/~4/0tZpQt7nv2E" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/10-soruda-sosyal-mecra-expertini-sinamak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/10-soruda-sosyal-mecra-expertini-sinamak/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Sosyal Ağların Yol Açtığı Zihinsel Diaspora</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/mesgulsinyali2/~3/sA17IWl4f2c/</link>
		<comments>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/sosyal-aglarin-yol-actigi-zihinsel-diaspora/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Feb 2010 10:14:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Güner</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dijital Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Değer Yargısı]]></category>
		<category><![CDATA[İçselleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Jean Baudrillard]]></category>
		<category><![CDATA[Larsen Etkisi]]></category>
		<category><![CDATA[Persona]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya Kampanyaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mesgulsinyali.com/?p=70</guid>
		<description><![CDATA[İşte bu yüzden de Sosyal Medya kampanyaları, artık insanlar her gün daha fazla maruz kaldığı için “içselleştirilir”. Bu içselleştirme olgusu, kampanyanın başarılı olduğunu değil, aksine başarısız olduğunu gösterir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tolga’nın geçen gün “<a title="Yeni Neslin Hastalığı: Socialuze Lakticus" href="http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/yeni-neslin-hastaligi-socialuze-lakticus/" target="_blank">Yeni Neslin Hastalığı: Socialuze Lakticus</a>” başlıklı yazısında bahsettiği ve aynı şekilde benim de “<a title="Sosyal Medya, Hedef Kitle ve Persona" href="http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/sosyal-medya-hedef-kitle-ve-persona/" target="_self">Sosyal Medya, Hedef Kitle ve Persona</a>” başlıklı yazımda bahsettiğim “mesafe” olgusuna geri dönmek istedim bu yazımda.</p>
<p>Jean Baudrillard’ın “<strong>Şeytana Satılan Ruh ya da Kötülüğün Egemenliği</strong>” isimli kitabından (<em>Doğu-Batı Yayınları, Çev: Oğuz Adanır</em>) bir alıntı yapmalı öncelikle:</p>
<p><em>“Birbirine karışan terimler, birbirlerine toslayan kutuplar değer yargılarını dümdüz ettiler. Artık ne sanat, ne ahlak, ne de politika alanında değer yargılarından söz edilemez.</em></p>
<p><em></em><em>Mesafeyle mesafe “pathos”unun saf dışı edilmesi herhangi bir konuda konuşmayı olanaksızlaştırmaktadır.</em></p>
<p><em></em><em>Olay ve gerçek zaman dilimi içinde yayınlanan görüntüleri arasındaki yok denilecek kadar kısa zamansal mesafe, değerlendirme konusunda bir kararsızlığa yol açmakta ve olaya tarihsel boyutunu elinden alan bir sanallık yükleyerek, belleğimizde yer etmesini engellemektedir. Bundan böyle genel bir görünüm kazanmış olan <a title="Larsen Effect" href="http://www.ok-centrum.at/english/presse/larsen.html" target="_blank">Larsen etkisi</a> altında olduğumuz söylenebilir.”</em></p>
<p><em></em>Post-Modern düşüncenin fikir babası kabul edilen Baudrillard’ın bu sözleri, bizi Sosyal Medya konusunu bir sürü farklı konu altında düşünmeye itmektedir.</p>
<p>Baudrillard’ın da bahsettiği mesafe kavramı, ürünün ortaya çıkışı ile aynı ürünün Sosyal Medya’ya düşmesi ve konuşulması arasında geçen sürenin artık dakikalarla ölçüldüğüne işaret ediyor. Aynı mesafe, bizi ürünle yakınlaştırıyor gibi görünse de (<em>ürün hakkında beslediğiniz olumsuz düşünceler de bizi ürüne yakınlaştırır</em>) aslında uzaklaştırmakta ve ürünün belleğimizde yer etmesini engellemektedir.</p>
<p>Yukarıda bahsettiğimiz “<strong>ürün</strong>”ün yerine, <strong>markanızı </strong>ya da <strong>markanızın kampanyasını</strong> da yerleştirebilirsiniz. Sonuç yine aynı olacaktır.</p>
<p>İnsan beyninin çalışma mantığı konusunda uzun konuşmanın gereği bile yok. İnsanoğlu, çalıştığı ofiste oturduğu sandalyesini “<strong>içselleştirir</strong>”. Bir zaman sonra o sandalye, o kişinin beyninde aletsel bir “<strong>şey</strong>” olmaktan çıkar ve içsel yani “<em>kişiye manevi anlamda ait</em>” bir “<strong>şey</strong>” haline gelir.</p>
<p>İşte bu yüzden de Sosyal Medya kampanyaları, artık insanlar her gün daha fazla maruz kaldığı için “<strong>içselleştirilir</strong>”. <strong>Bu içselleştirme olgusu, kampanyanın başarılı olduğunu değil, aksine başarısız olduğunu gösterir.</strong></p>
<p><strong></strong><strong><span style="font-weight: normal;">Başarılı kampanya, insanı diken üstünde tutan ve kişi tarafından içselleştirilmesini önleyebilen kampanyadır.</span></strong></p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/mesgulsinyali2/~4/sA17IWl4f2c" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/sosyal-aglarin-yol-actigi-zihinsel-diaspora/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/sosyal-aglarin-yol-actigi-zihinsel-diaspora/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Sosyal Medya, Jack Bauer Etkisi ve Gevezelik</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/mesgulsinyali2/~3/9Vz8VyRVcnY/</link>
		<comments>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/sosyal-medya-jack-bauer-etkisi-ve-gevezelik/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Feb 2010 18:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Güner</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dijital PR]]></category>
		<category><![CDATA[Online İtibar Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[24]]></category>
		<category><![CDATA[Advergame]]></category>
		<category><![CDATA[Art of Storytelling]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Kampanyalar]]></category>
		<category><![CDATA[Lost]]></category>
		<category><![CDATA[Nao-Klasik Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya Gevezeliği]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya Kampanyaları]]></category>
		<category><![CDATA[Tasdix]]></category>
		<category><![CDATA[Twenty-Four]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mesgulsinyali.com/?p=66</guid>
		<description><![CDATA[Bir markanın ajansa ürettirdiği bir advergame, ya da soru-cevap mantığıyla hazırlanmış bir düzenek, aklınıza hangisi gelirse. Mantık, hep “tek amaç, tek sonuç” üzerinedir. Kampanyanın sonu ise, yarışmanın bittiği ve havucun verildiği gündür. Şimdiye kadar çok az kampanya, bittikten sonra kendisi hakkında konuşturmuştur ve kampanya ile birlikte marka da bir süreliğine tozlu datalar arasında kaybolmuştur. Ancak bir süreliğine. Çünkü marka, bir advergame daha yapacaktır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1 gün gecikmeli de olsa, bir önceki yazımı neden “<a title="&quot;Neo-Klasik Sosyal Medya&quot; terimi bana aittir" href="http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/neo-klasik-sosyal-medya-terimi-bana-aittir/" target="_self">’Neo-Klasik Sosyal Medya’ terimi bana aittir</a>” başlığıyla süslediğimi anlatayım. Ama okuyacağınız yazının en sonunda.</p>
<p>O yüzden dikkatli okumanızı tavsiye ederim.</p>
<p>Bilirsiniz “<a title="24 - Twenty Four" href="http://www.fox.com/24" target="_blank">24</a>” isimli diziyi. Dizinin ana karakteri <a title="Jack Bauer" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Jack_Bauer" target="_blank">Jack Bauer</a>’dır. Jack Bauer, CTU (<em>Counter-Terrorist Unit</em>) isimli bir Amerikan gizli servisinin ajanlarından biridir. Toplamda 24 saati (1 günü) “<strong>gerçek zamanlı</strong>” izlediğimiz dizide, sadece Bauer’ın değil, yan karakterlerin de hikâyeleri vardır. Zaten tabir-i caizse bir tek “<strong>peygamberliğini</strong>” görmediğimiz Bauer’ın hikâyesi dizinin tek hikâyesi olsa, izleyici olarak hepimizi sıkardı. Kilit kelimemiz “<strong>sıkmak</strong>” ve “<strong>sıkılmak</strong>”.</p>
<p>24’de, <em>ki tüm zamanların en iyi dizilerinden biri kabul edilir</em>, “<a title="Storytelling" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Storytelling" target="_blank">art of storytelling</a>” (<em>hikaye anlatma sanatı</em>) en üst noktaya çıkmıştır. Aynı zamanda dizi alanında ilk ve tektir. Yani, 24 dizisi, hem vermek istediği mesajları dozunda ve yerinde verir, hem de bunu 8. sezonunda bile rakipsiz yapar.</p>
<p>Yan karakterlerin de başlarından geçen aksiyon dolu senaryoların her biri, senaristler tarafından izleyiciyi sıkmamak adına, dozajı ayarlanarak verilir, bu sayede de dizide hem devamlılık sağlanır, hem de izleyicinin gerçek hikâyeden sıkılmasının önüne geçilir.</p>
<h3>Peki, bunları neden anlattık?</h3>
<p><strong>24 dizisi, şimdiye kadar markaların sosyal medya kampanyalarına ilham vermiş olmalıydı</strong> da, ondan anlattık.</p>
<h2>Nasıl mı?</h2>
<p>Maruz kaldığımız tüm sosyal medya veya internet kampanyaları, “<strong>tek amaç ve tek sonuç</strong>” mantığıyla ilerlemekte sizin de izlediğiniz gibi.</p>
<p>Bir markanın ajansa ürettirdiği bir advergame, ya da soru-cevap mantığıyla hazırlanmış bir düzenek, aklınıza hangisi gelirse. Mantık, hep “<strong>tek amaç, tek sonuç</strong>” üzerinedir. Kampanyanın sonu ise, yarışmanın bittiği ve havucun verildiği gündür. Şimdiye kadar çok az kampanya, bittikten sonra kendisi hakkında konuşturmuştur ve kampanya ile birlikte marka da bir süreliğine tozlu datalar arasında kaybolmuştur. Ancak bir süreliğine. <strong>Çünkü marka, bir advergame daha yapacaktır.</strong></p>
<p>Peki, bunun 24 dizisi ile ne alakası var?</p>
<p>Diyelim ki, marka olarak öyle bir kampanya yapacaksınız ki bu kampanya hem birkaç koldan ilerleyecek (bkz. <a title="Lost" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Lost_(TV_series)" target="_blank">Lost</a>), hem de bombardıman halinde olup müşteriyi sıkmayacak.</p>
<p>Söylemek istediğim: kampanyanın hiç bitmeyecek olduğu.</p>
<p>Başka bir örnek ile açıklayayım. Şehirlerarası otobüslere binmişsinizdir eminim. Bu otobüsler, 4 saat durmaksızın yol aldıklarından dolayı motorları belli bir devirde belli aralıklarla hava boşaltır. Bu sesi siz de duyabilirsiniz, “<strong>fsss</strong>” gibi. Otobüsün dayanıklılığını artırmaya yarayan ve aynı zamanda hararet ve motordaki sürtünmeyi engelleyen bu sistem sayesinde otobüsler uzun yolda belli bir hızda hareket edebilirler.</p>
<p>Kampanyanın hiç bitmemesi için de, aynen şehirlerarası otobüslerin hava boşaltması gibi, hava boşaltılması gerekmektedir. Bu kampanya hava boşaltımı, havuç ya da başka şekillerde olabilir elbette. Ancak uzun süreli ve kendinden bahsettiren bir kampanya yapmak için bu hava boşaltımının yapılması elzemdir.</p>
<p><em>Gelelim kampanyanın yapacağı bombardımana. Bombardıman yenilikle olur. 24 dizisine geri dönersek; kampanyaya yeni bir hareket katmak için “art of storytelling”i kullanarak, bir karakter, bir olay ya da döngü eklenebilir. Yeni bir mekân, yeni bir mikrosite ya da kampanya fikrinin daha heyecanlı bir yere evirilmesi şeklinde olabilir bu hareket. Yeniliği, 24 dizisinin yan karakterlerinin hikayelerine benzetebiliriz. Yenilikleri de kampanyanın ana fikrine eklediğimizde, uzun vadede kampanya hem sıkmayacaktır, hem kendinden bahsettirecektir hem de çabuk unutulmayacaktır.</em></p>
<p><strong>Sosyal medya kampanyalarının “tek amaç, tek sonuç” olmasının sebebi, sanırım markanın kampanyaya güvenememesinden dolayı. Çünkü sosyal medya, artık bir markayı çabucak etiketleyebilecek bir mecra haline geldi. Bu yüzden uzun vadede yapılacak olan bombardımana dayalı bir kampanya daha tutarlı olacaktır.</strong></p>
<p>Çünkü eklediğimiz yeni bir karakter ya da olay eğer müşteri ya da potansiyel müşteri tarafından beğenilmezse, her zaman onun yenilenmesi mümkündür. Ortada bir ana hikâye vardır ve ana hikâye devam etmektedir de ondan. Kampanyanın kendisi yerle bir olmayacaktır, sadece sökülen yeri dikilir ve kampanya fire almadan devam eder. Bu da, markanın, kampanyaya ve kendine olan güvenini artıracaktır.</p>
<p>Şimdi, geçen gün yazdığım yazının başlığı meselesine dönebiliriz.</p>
<p>Geçenlerde, Sosyal Medya Takibi yapan bir ajansın bloguna denk geldim de, işte “<em>’Neo-Klasik Sosyal Medya’ terimi bana aittir</em>” başlığı oradan aklıma geldi. Okuduğum o ünlü pazarlama kişiliği, yazısının bir bölümünde, “<strong>sosyal medya gevezeleri</strong>” diye nitelendirdiği bir grup insanı hedef almıştı anladığım kadarıyla. Sosyal medya gevezelerini ise, interneti kullanan herkes olarak genellemişti. <strong>Yani, aslında bir anlamda hepimize “geveze” diyordu.</strong></p>
<p>Ben de içimden dedim ki: “<em>madem öyle, senin yaptığın da gevezelik değil mi?</em>”.</p>
<p>“<strong>Geveze:</strong> Çok konuşan, çenesi düşük, lafçı, lafazan. Sır saklamayan, boşboğaz.”</p>
<p>Sözlük anlamı yukarıdaki gibi, ancak benim “Neo-Klasik Sosyal Medya” teriminden hariç, Türkçem’e eklemek istediğim bir terim daha var: “<strong>Profesyonel Geveze</strong>”.</p>
<p><strong>Profesyonel gevezelik terimini, herkesçe bilinen teoriler ya da bilgilerden yola çıkarak, bu teorilere ya da bilgilere “yeni” bir şey eklemeden, ego tatmini yapmak suretiyle başkalarını bilgisizlikle suçlamak olarak anlamlandırabilirim.</strong></p>
<p>Biraz sert oldu farkındayım, ancak bu cümleleri neden sarf ettiğimi de hemen söylemeliyim. Profesyonel olduğunu göstermeye çalışan ve ortaya da bir ürün çıkaran böylesi bir şirket, nasıl olur da müşterisine ya da potansiyel müşterisine hakaret etmek gibi bir yanlışa düşer anlamıyorum. Ayrıca, böylesi bir hareketi de “<strong>ticaret ahlakı</strong>”na ve ülkemde görmek istediğim kurumsallığa yediremiyorum.</p>
<p>“Neo-Klasik Sosyal Medya” terimini, yeni bir terim ve sistem olarak ortaya attım. Yani bir bilgi ve teori ürettim. Üstüne, bir de “profesyonel geveze” terimini ürettim ve ortaya attım. Yani, “<strong>önce yeni bir şey ürettim, sonra ise var olanı eleştirdim</strong>”.</p>
<p>Ülkemde profesyonel ve kurumsal olarak iş yapan bir firmanın çalışanının da aynısını yapmasını beklerim, çünkü ben de bir <strong>potansiyel müşteriyim ya da olabilirim</strong>. Yeni bir şey üretmeden, rahatlıkla başkalarını “<strong>parmakla göstermeyi</strong>” profesyonel düşünceye sığdıramadığım için de, söyleyeceğimi söyledim. Kimse alınmasın, kimse gücenmesin.</p>
<p><strong>Buradan firmanın adını henüz vermeyeceğim.</strong></p>
<p>Çünkü onlara bir mail attım dün akşam, yarın saat 4’e kadar vakit vereceğim attığım mesajın cevaplanması için, cevaplanmazsa da yarınki yazımın konusu bu olacak: “<strong>İtibar Yönetimi</strong>”.</p>
<p>Ayrıca, uzun vadeli internet ya da sosyal medya kampanyalarının sağlayacağı diğer bir fayda ise, zararınızın herhangi bir yerinden dönebilmenizdir.</p>
<p><strong>p.s.</strong>: &#8220;Neo-Klasik Sosyal Medya&#8221; terimini, açıklamak suretiyle yazdığım Türkçe ve İngilizce dökümanların ikisini de, ayrıca <a title="Tasdix" href="http://www.tasdix.com" target="_blank">Tasdix.com</a>&#8216;da tasdikledim, ki sonradan teorim başkaları tarafından kullanılmasın. Ancak, üstüne birşeyler eklemekte herkes serbesttir. Yardıma ihtiyacı olanlar da bana ulaşabilir.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/mesgulsinyali2/~4/9Vz8VyRVcnY" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/sosyal-medya-jack-bauer-etkisi-ve-gevezelik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/sosyal-medya-jack-bauer-etkisi-ve-gevezelik/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Yeni Neslin Hastalığı: Socialuze Lakticus</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/mesgulsinyali2/~3/bV52cJGY_iM/</link>
		<comments>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/yeni-neslin-hastaligi-socialuze-lakticus/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 19:18:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tolga Arıcan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dijital PR]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Facebook]]></category>
		<category><![CDATA[Friendfeed]]></category>
		<category><![CDATA[Google Buzz]]></category>
		<category><![CDATA[Google Wave]]></category>
		<category><![CDATA[Twitter]]></category>
		<category><![CDATA[Yahoo Meme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mesgulsinyali.com/?p=44</guid>
		<description><![CDATA[Sosyal mecralar popüler oldum olası (herşey bu Web 2.0'ın altından çıkıyor), insanlar kanalize olmak için sürekli bir arayış ve takip çılgınlığına kapılmış durumda. Önce evrimleşen partner-bulma, çevre edinme sitelerinin son popüler ve başarılı örneği Facebook'a girildi]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal mecralar popüler oldum olası (<em>herşey bu Web 2.0&#8242;ın altından çıkıyor</em>), insanlar kanalize olmak için sürekli bir arayış ve takip çılgınlığına kapılmış durumda. Önce evrimleşen partner-bulma, çevre edinme sitelerinin son popüler ve başarılı örneği <strong>Facebook</strong>&#8216;a girildi (<em>Öncesinde tabii herkesin bir Yonja, bir 80630 geçmişi de mutlaka vardır</em>).</p>
<p>Sonrasında özellikle reklam sektöründe <strong>Friendfeed</strong> çılgınlığı başladı ve buna <a href="http://www.twitteralem.com" target="_blank">ünlülerin <strong>Twitter</strong></a>&#8216;da yaşamaya başlamasıyla patlayan bir Twitter gerçeği eklendi. Yani elimizde hemen hemen aynı amaca hizmet eden 3 servisimiz oldu mu? Bir de <strong>Buzz</strong>&#8216;ımız doğdu. Google Buzz&#8217;ı kullanabilmek için girdiğiniz ekran ise, hem <strong>GMail</strong>&#8216;i barındırıyor, hem de <strong>GTalk</strong>&#8216;u. Yani etti mi sana 6 benzer servis. Bir de şu anlık &#8220;fail&#8221; gibi duran, ama gelecekte bence kesinlikle başarılı olacak <strong>Wave</strong> var. Yani anlık  olan/olmayan benzer <strong>7 servis</strong>le cebelleşiyoruz.. Tabii bundan fazlası da var ama artık o kadar da karıştırmayalım ortalığı.</p>
<p>Şimdi ortamlarda dolanıyoruz, konuşuyoruz, bık bık ediyoruz. Ama kronikleşmeye başlayan yeni bir hastalığa kapılmak üzereyiz. Bu kişilik bölünmesi/çatışmasının sanal hali olabilecek hastalığın adı: <strong>Socialuze Lakticus</strong>. Latince yazınca daha bir havalı oluyor. Bir de <strong>İsviçreli bilim adamların araştırmasına göre</strong> de dedik mi insanlar pür dikkat yazının devamını okur..</p>
<p>Şimdi başa dönüp, herkesin istisnasız ikamet ettiği <strong>Facebook&#8217;tan başlayalım</strong>. Facebook&#8217;a üyeyiz ve Friendfeed ile Twitter hesaplarımızı da <em>bağladık</em>. Yani bir <strong>Twit</strong> atıyoruz, hem Facebook&#8217;da çıkıyor, hem de Friendfeed&#8217;e gidiyor. İyi de Friendfeed&#8217;de Facebook&#8217;a bağlı. Ordan da Facebook&#8217;a tekrar gidiyor Twit&#8217;imiz. Yani:</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mesgulsinyali.com/wp-content/uploads/2010/02/ms1.jpg"><img class="size-full wp-image-48 aligncenter" title="sahne-1" src="http://www.mesgulsinyali.com/wp-content/uploads/2010/02/ms1.jpg" alt="" width="433" height="211" /></a></p>
<p style="text-align: left;">E bir de direk Friendfeed&#8217;den de attığımızda Twitter&#8217;a bağlayabiliyoruz. Friendfeed, aplikasyon ile Facebook&#8217;a da bağlanıyor. Facebook&#8217;da diğer yandan Twitter&#8217;a Twit atabiliyor. Bunun üstüne Twitter&#8217;ı da Buzz&#8217;a bağlıyoruz. Yakında Buzz da bağlanır bir yerlere..</p>
<p style="text-align: left;">Yani şu anda, hayatta yaptığımız bağlardan daha çok bağ sahibiyiz&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mesgulsinyali.com/wp-content/uploads/2010/02/ms2.jpg"><img class="size-full wp-image-50 aligncenter" title="durum 2" src="http://www.mesgulsinyali.com/wp-content/uploads/2010/02/ms2.jpg" alt="" width="433" height="252" /></a></p>
<p style="text-align: left;">Şimdi nerede hangi söylemi yapıyoruz artık hiç bir önemi olmamaya başlıyor; ama Twitter&#8217;dan atıp tutarken esasında 4-5 sitede birden yayınlandığını da unutmamak gerekiyor. Ya da bazı durumlarda 1 yazıyoruz, başka sitede aynı yazı 3 kere çıkıyor (GrRRrr). Yavaş yavaş interneti data çöplüğüne katmerli şekilde çeviriyoruz. Bir de işin daha da sıkıcı kısmı: <strong>Takip edebilme sanatı</strong>. Edebilene&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">Kim nerde ne yazıyor zaten belli değil, Buzz&#8217;da bakıyorsun bir içerik var ama diğer hiç bi yerde yok. FF&#8217;te bağları kuvvetli olmayanlar (ki ben Twitter&#8217;a yazdıklarımı yollamasın diyorum misal), sadece FF&#8217;le paylaşabiliyor bütün içeriğini. Yani ben video paylaştığımda FF&#8217;te, başka hiçbiryere yollamamış oluyorum. Beni oradan takip ettiğin takdirde benim paylaştığım içeriği görebiliyorsun demek bu da. O zaman bir sürü bağlı ama bağımsız evren oluşuyor ve <strong>bunların hiçbirinden kaçabilme gibi bir lüksün yok, çünkü herkes hepsini kullanıyor</strong>. İşte en büyük sorun da burada, evet herkes hepsini çat pat da olsa kullanıyor!</p>
<p style="text-align: left;">İşte bu girdap kafa karıştırıyor ve karıştırmaya da devam ediyor&#8230; Nasıl mı? Bir içeriği paylaşırken, yani <strong>#yay</strong>&#8216;arken..</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.mesgulsinyali.com/wp-content/uploads/2010/02/Picture-1.png"><img class="size-full wp-image-52 aligncenter" title="yay" src="http://www.mesgulsinyali.com/wp-content/uploads/2010/02/Picture-1.png" alt="" width="484" height="325" /></a></p>
<p style="text-align: left;">Üstteki resimde de, bu sayfada bile(yukarda re-tweet, altta Buzz, onun üstünde zibil tane sosyal im) okuduğun içeriği sevdin, yaymak istiyorsun. <strong>Buzz&#8217;lasam mı, Twit&#8217;lesem mi yoksa Facebook&#8217;da &#8220;Share&#8221; mi etsem</strong>. Buzz&#8217;a daha herkes adapte olamadı, hadi geçtik onu. Twit&#8217;lersek, hem Facebook&#8217;ta hem de neresi bağlıysa artık (buna Buzz ve FF de dahil) diğer sitelerde de gösteriyor oluyorsun. Buraya kadar herşey harika, Amaaaa&#8230; Eğer Twitter&#8217;dan yayarsan, sitenin <strong>avatarı</strong> ve <strong>kısa bilgisi</strong> Facebook&#8217;da çıkmıyor! Bir de içeriğin niteliğini bozmuş oluyorsun orjinal &#8220;tool&#8221;&#8216;u kullanmayarak. Al bir de burdan yak..</p>
<h3 style="text-align: left;">Ne elde ettik?</h3>
<p style="text-align: left;">Hem kendi içeriğini türetirken kafalar karışmaya başladı, hem takip etmek &#8220;vakit kazandırma vaadindeki&#8221; servis çokluğunun sonucunda vakit kaybına yol açmaya başladı. Bir de bunlara iyi niyetle yapılacak içeriği yayma işlemini baltalayan bir dolu karmaşa eklendi.</p>
<h3>Peki nedir bunun çözümü?</h3>
<p style="text-align: left;"><strong>Maalesef yok!</strong> Belki biraz bağları törpülemek, tek bir servisi kullanmak en güzeli ama hiçbiri diğerinin yerini bir noktada dolduramayıp, herkesin de bütün servisleri kullanmasından ötürü &#8220;illa gel bana&#8221; diyecek sana&#8230;</p>
<p style="text-align: left;">Hadi kolay gelsin.</p>
<p style="text-align: left;">PS: <a href="http://meme.yahoo.com/tolga/p/dLpPo7D/" target="_blank">Yahoo Meme</a> vardı, n&#8217;oldu ona? Kullanan var mı acaba..</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/mesgulsinyali2/~4/bV52cJGY_iM" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/yeni-neslin-hastaligi-socialuze-lakticus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/yeni-neslin-hastaligi-socialuze-lakticus/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>‘Neo-Klasik Sosyal Medya’ Terimi Bana Aittir!</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/mesgulsinyali2/~3/7lDhVbpN_Z0/</link>
		<comments>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/neo-klasik-sosyal-medya-terimi-bana-aittir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 11:28:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Fatih Güner</dc:creator>
				<category><![CDATA[Dijital Pazarlama]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Barok]]></category>
		<category><![CDATA[Elitleşme]]></category>
		<category><![CDATA[Marka Stratejileri]]></category>
		<category><![CDATA[Neo-Klasik]]></category>
		<category><![CDATA[Neo-Klasik Sosyal Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Reformasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Rokoko]]></category>
		<category><![CDATA[Search Engine Marketing]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Medya Takibi]]></category>
		<category><![CDATA[Viral Pazarlama]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mesgulsinyali.com/?p=43</guid>
		<description><![CDATA[Yani Sosyal Medya’nın aldığı ivme ve eğim, aslında bir anlamda 16 ve 18. yüzyıl sanat akımları ile birebir ilerliyor. Bunun sonucunda ise, kaçınılmaz olarak Sosyal Medya’nın Neo-Klasik devri gelmeli.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu kadar iddialı bir başlıktan sonra, 2-3 haftadır aklımda evirip çevirdiğim bu terimi nihayet yazıya dökebilirim. Ancak bu yeni ve Sosyal Medya’ya yakın zamanda damgasını vuracak terimi açıklamak için, biraz da sanattan bahsetmeliyim.</p>
<h3>Sanatta ‘Barok’ ve ‘Rokoko’ dönemlerine kısa bakış</h3>
<p>16. yüzyılda başladığı düşünülen ‘<a title="Barok - Wİkipedia" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Barok" target="_blank">Barok</a>’ sanat akımı, akıma tabi olan kişilerin resim, müzik ve heykel alanlarında ürünler vermelerini sağlamıştır. Abartılı hareket duygusu ve net gözüken detayları ile dönemin müzik ve edebiyatında da kendini gösterir.</p>
<p>‘Rokoko’ ise Barok stilinden sonra sanat akımlarına verilen addır. 17. yüzyılın ortalarına doğru Barok stilinde kullanılan doğru çizgilerden meydana getirilen süslemeye karşı tepki olarak doğmuş olan ve barok stilin hatları gibi eğri büğrü çizgili motiflerden ibaret olup Baroktan daha ince ve şekillerinin kıvrımları daha zarif bir stildir. (kaynak: <a title="Wikipedia" href="http://www.wikipedia.org" target="_blank">wikipedia</a>)</p>
<p><strong>Yukarıdaki genel bilgiler ile Dünyadaki Sosyal Medya olgusunu birleştirelim şimdi de.</strong></p>
<p>Sosyal Medya terimi (<em>hep terim diyorum ve bunu sonuna kadar savunacağım</em>) iletişim teorisine ve internetin yaygınlaşma dönemine göre henüz yeni bir terim. Sosyal Medya’ya dair üretilmiş olan kavramlar, bilgiler ve stratejiler de aynı şekilde yeni. Bu kimi kavram/strateji/bilgiler ya yeni deneniyor ya da teoride kalıyor. Gerçek anlamda ‘<strong>oturmuş</strong>’ olan kavram ya da stratejiler, üretilen teorilere göre çok az.</p>
<p>Tabi kavram, strateji ya da bilgiden ne kastettiğimi de anlatmalıyım.</p>
<p>Sosyal Medya kavramı olarak ‘<a title="Arama Motoru Pazarlaması" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Search_engine_marketing" target="_blank">Search Engine Marketing</a>’ olgusunu örnek verebiliriz. Başarılı uygulamalarından biri ise hepimizin aşina olduğu “<a title="Google Adsense" href="http://www.google.com/adsense" target="_blank">Google Adsense</a>” olabilir (Google Adsense, aynı zamanda bir strateji olarak da incelenebilir). Sosyal Medya’ya dair bilgilere gelince de, terimin ta kendisi ile neredeyse özdeşleşmiş olan kişilerin yazdığı yazılar örnek verilebilir. (<a title="David Meerman Scott" href="http://www.davidmeermanscott.com" target="_blank">David Meerman Scott</a>, <a title="Brian Solis" href="http://www.briansolis.com" target="_blank">Brian Solis</a>, v.s..)</p>
<p>Yazının devamında bahsedeceğim olgular, gözünüzde görseller canlandırmanız için değil. Elbette bir resimdeki hareketten kastım hareketin görselliği değil, insan aklının yüklediği ‘<strong>kavramsal</strong>’ bir hareket.</p>
<p><em>Dönelim ‘Neo-Klasik Sosyal Medya’ konusuna.</em></p>
<p>Sosyal Medya teriminin ve ona dair olan kavramların yeni olması, sanattaki Barok stili ile neredeyse özdeş ilerlemektedir. Sosyal Medya da aynen Barok gibi, bir “<strong>Reformasyon</strong>” sonucu ortaya çıkmıştır. Çünkü Barok, prenslerin güçlerini din ile birleştirmesinin yol açtığı Reformasyon’dan, Sosyal Medya ise aynı şekilde medya kartellerinin “tek yönlü” iletişiminden doğmuştur. İkisinin de ortak noktası “<strong>güce karşı olmaları</strong>” ve “<strong>toplumsal düzlemde ortaya çıkmaları</strong>”dır.</p>
<p>Sosyal Medya da aynı Barok gibi, içerik üretimindeki abartılı davranışlarıyla dikkatimizi çekmektedir. Net gözükmeye çalışmıştır, ancak nispetle yeni olduğundan dolayı netliği yakalayamamış ve bu yüzden de Sosyal Medya uzmanları sadece teoriler üretebilmiştir, yapılan çalışmalar ya da en basit haliyle kampanyalar, deneme yanılma ile başarılı olmuştur.</p>
<p>Sosyal Medya’nın Rokoko döneminde ise, aynen Rokoko’nun Barok’a olan tepkisi gibi, Sosyal Medya’nın Barok dönemine yumruk gibi bir etki görüyoruz. Taşlar yeniden düzenleniyor ve aslında <strong>Sosyal Medya’nın sert değil, kaygan bir kavram olabildiği</strong> gözleniyor.</p>
<p>Markaların Sosyal Medya’da yaptığı kampanyalar bir anda markayı gündeme taşıyabiliyor ya da markayı yerin dibine sokabiliyor. Aynı şekilde kendisi paradoksal bir içerik taşıyan ve henüz yeterince anlaşılamamış <a title="Viral Pazarlama" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Viral_marketing" target="_blank">Viral Pazarlama</a> kampanyaları da deneme yanılma yöntemleri ile başarılı ya da başarısız olabiliyor. (<em>Viral Pazarlamanın paradoksal etkilerini daha sonra yazacağım, bekleyin</em>)</p>
<p><strong>Yani Sosyal Medya’nın aldığı ivme ve eğim, aslında bir anlamda 16 ve 18. yüzyıl sanat akımları ile birebir ilerliyor. Bunun sonucunda ise, kaçınılmaz olarak Sosyal Medya’nın Neo-Klasik devri gelmeli.</strong></p>
<h2>Neo-Klasik Sosyal Medya</h2>
<p>Neo-Klasik sanat akımı, antik çağdaki sembolizmi yeniden diriltme amacı taşır. Elit olanın sembol olduğunu varsaymıştır ve Barok ve Rokoko’daki taşkın süslemelere tepki olarak sembollerden yararlanmıştır.</p>
<p>Sosyal Medya’nın Neo-Klasik dönemi ise (<em>ki resmi olarak o döneme girmiş bulunmaktayız</em>) Sosyal Medya uzmanlarının daha net olacağı, kampanyaların da <strong>strateji</strong>, <strong>anlaşılabilirlik </strong>ve <strong>uygulanabilirlik</strong> gibi meselelere dayalı yapılacağına işaret etmektedir. Yani, <em>Sosyal Medya Uzmanlığı</em> olgusunun daha net yerleşeceği ve markaların da bunun farkını anlayabileceği bir dönemden bahsediyorum. Aynı şekilde ajansların yaptığı Sosyal Medya kampanyalarının önceliği, sadece başarı ve farklılık değil aynı zamanda strateji ve toplumsal uygulanabilirlik olacaktır.</p>
<p>Toplumsal farkındalık meselesi bence önemli, o yüzden burada bir parantez açmakta yarar görüyorum. Herhangi bir markanın, bugün Sosyal Medya’da yaptığı bir kampanyada, “<strong>ileriye dönüklük</strong>” ya da “<strong>uygulanabilirlik</strong>” göremiyorum. <em>En azından Türkiye’de göremiyorum.</em> Çünkü yapılan kampanyalara baktığımızda, markanın vermek istediği mesajdan ziyade, medyada, ya tasarımı ile ya kampanyanın fikri ile ya da marka ile alakası olmayan başka bir özelliğiyle bahsediliyor. Oysa Sosyal Medya kampanyalarının amacı, markanın vermek istediği mesaj, güven duygusu, edindiği sosyal sorumluluk ya da adını sizin koyabileceğiniz herhangi bir mesele olmalı. En azından bu benim düşüncem, kimseyi bağlamıyor elbette.</p>
<p>Sosyal Medya’nın girmiş olduğu bu Neo-Klasik dönem, beraberinde bir de “<strong>elitleşmeyi</strong>” getiriyor. Çünkü elini sallasan birileri Sosyal Medya’dan bahsediyor ya da Sosyal Medya Uzmanı olmuş memleketimde. Bilmeden satmaya benziyor. Markanın bu konudaki duyarlılığı ise neredeyse yok, zaten bu yüzden Sosyal Medya ya da Sosyal Medya Takibi olguları yanlış anlaşılıyor. Sanattaki Neo-Klasik dönemde nasıl bir netleşme varsa, Sosyal Medya’nın Neo-Klasik dönemi de aynı şekilde (<em>her kampanya aslında bir de deney olduğu için</em>) Sosyal Medya’da sınırların daha net çizilecek olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Daha fazla sıkıp konuyu da dağıtmamak için şimdilik burada bırakıyorum, ancak sanırım anlatmak istediğim konuların sınırını çizdim. Zaten yukarıda yazdığım her şeyi, devam eden yazılarımda detaylı olarak açacağım tartışmaya. Şimdilik, terimimizi üstünden biraz anlatmaktı niyetim. Uygulama alanlarını ise daha sonra yazacağım.</p>
<p>Neden böyle iddialı bir başlık yazdığım bir sonraki yazımda açıklayacağım.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/mesgulsinyali2/~4/7lDhVbpN_Z0" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/neo-klasik-sosyal-medya-terimi-bana-aittir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.mesgulsinyali.com/sosyal-medya/neo-klasik-sosyal-medya-terimi-bana-aittir/</feedburner:origLink></item>
	</channel>
</rss>
