<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:blogger='http://schemas.google.com/blogger/2008' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482</id><updated>2024-10-11T10:52:17.606-07:00</updated><title type='text'>ÜMMETİN  BULUŞTUĞU  NOKTA      KOMUNITAS Forum      COMMUNITY Forums</title><subtitle type='html'>DUA-CİN-BÜYÜ-TILSIM-SİHİR-NAZAR-MUSKA-YILDIZNAME-HALÜSÜNASYON-HURAFELER-BATIL İNANIŞLAR-DİNİMİZ İSLAM-ŞİFALI BİTKİLER-SAĞLIKLI YAŞAM-ASTROLOJİ-MİTOLOJİ-DOĞA RESİMLERİ-DEFİNE İŞARETLERİ-GİZEMLİ İLİMLER-İSLAMDA BÜYÜ-TILSIM-GİZEMLER HAKKINDA BİLGİLENDİRME SİTESİ...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default?redirect=false'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25&amp;redirect=false'/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>520</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-4322226917298579286</id><published>2011-07-25T02:06:00.000-07:00</published><updated>2011-07-25T02:06:26.662-07:00</updated><title type='text'>BESMELENİN FAZİLETİ</title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-5339879220866685164&quot;&gt;BESMELENİN FAZİLETİ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; “Mektup Süleymandandır, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyladır”. (En-Neml 30)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Muhterem Müslümanlar!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bu günkü sohbetimizde Besmelenin faziletinden bahsetmek istiyorum. Her zaman okuduğumuz besmele hangi manalara gelmekte ve okuyanlara ne imkanlar hazırlamaktadır. Besmele okuyanlar ile okumayanlar arasında kazanç ve zarar bakımından hangi farklar vardır.? Bunları yer yer izah etmeye çalışacağım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sohbetimin başında okuduğum Ayet-i kerimenin bir evveli ile iki sonraki ayetlerle toplu olarak&amp;nbsp; bir kere daha mealini sunalım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sebe melikesi; “Ey ileri gelenler ! bana, merhamet eden, merhametli olan Allah’ın adıyla başlayın ve sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin diyen Süleyman’dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı.Ey ileri gelenler ! vereceğim emir hakkında bana fikrimizi söyleyin, siz benim yanımda bulunmadıkça, bir iş hakkında kesin bir hüküm vermem,” dedi (en-Neml 29-32)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İslam’da gerek dünya ve gerekse Ahiretle ilgili olsun her önemli ve meşru işe Besmele ile başlamak tavsiye edilmiştir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Bismillahirrahmanirrahim ile başlayan her iş bereketsiz ve güdüktür.” Hz.Peygamber (s.a.v) bir çok iş münasebetiyle BESMELE çektiği hadis kitaplarında mevcuttur. Ayrıca belli ibadetlerde ve hayvan kesiminde besmele çekmenin gerekli olduğu da bilinmektedir. Bizler de O’nun sünneti gereğince her işe başlarken BESMELE çekeriz. Bunun yararına inanırız. Abdest alırken, gusle başlarken, namaza başlarken, giyinirken, yerken, su içerken, hayırlı bir işe başlarken hep besmele çekeriz. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir Müslüman herhangi bir işe başlamadan önce besmele çekmekle, “Nefsim veya başka bir varlık adına değil, Allah adına, O’nun rızası için ve O’nun izniyle başlıyorum”&amp;nbsp; demek ister. O’nun rahman ve&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; rahim isimlerinin tecelli etmesini beklediğini, böylece hem dünya hem de Ahiret saadeti dilediğini, giriştiği işe güç yetirebilmesi için gerekli olan kudretin yüce Allah tarafından ihsan edilmesini temenni ettiğini ve kendisinin devamlı olarak O’nun yardımına muhtaç olduğunu bildirmiş, böylece ezeli kudretin yardımını celbetmiş olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Aziz Cemaat !&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Kur’anı Kerim’de Tevbe suresi dışındaki bütün surelerin başında BESMELE bulunmaktadır. Yapacakları bütün işlerden önce besmeleyi okuyan Müslümanlar da böylece Kur’anın bu yönteminin takip etmektedirler. Cahiliyye döneminden kalma adetlerine bağlı olan İslam dışı gruplar da bir iş yapmadan önce kendi&amp;nbsp; ilahlarının ve putlarının isimlerini anarak onlardan yardım isterlerdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yüce Allah da Müslümanları uyarırcasına Kur’an surelerine BESMELE ile başlayarak onların yapacakları işlere BESMELE ile başlamalarını ve böylece putperestlere muhalefet etmelerini istemektedirler. Zaten Kur’anı kerim putperestlere edindikleri ilahların kendilerine fayda veya zarar veremeyeceğini ifade ederek bu yolu takip edenleri kınamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bu hususta Yüce Allah (c.c)&amp;nbsp; şöyle buyurmaktadır;&amp;nbsp; “Kafirler O’nu bırakıp, hiçbir şey yaratamayan, bilakis kendileri yaratılmış olan, bizzat kendilerine bile ne zarar ne de fayda verebilen, öldürmeye,hayat vermeye ve ölüleri yeniden diriltip kabirden çıkarmaya güçleri yetmeyen ilahlar edindiler” (Furkan 3)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yapacağı işe BESMELE ile başlayan Müslüman işini daha başlangıçta sağlam tutmuş olur. Böylece o kişi her şeye gücü yeten Yüce Allah’tan işini kolaylaştırıp sonucunun da faydalı ve bereketli olmasını dilemektedir. Hz. Peygamber (s.a.v) bu meyanda şöyle buyurmaktadır.&amp;nbsp; “Besmele ile başlanmayan bütün işler yarım kalmıştır” bu hadisi Şeriften de anlaşılacağı gibi Hz.Peygamber, işlerine besmele ile başlamayanların işlerinin kemale eremeyeceğini ifade etmektedir. Bu hadisten Yüce Allah (cc)’ın besmele ile işe başlayanlara yardım edeceği müjdesini de çıkarabiliriz.Ancak besmeleyi okuyan kişi bunu sadece bir söz olarak okumamalıdır. Bir Müslüman yapacağı her işten önce okuduğu besmele ile Yüce Allah’ın adına iş yapacağına dair söz vermektedir.&amp;nbsp; Bu sözüne o işin başlangıcından sonuna kadar uymalıdır. Allah adına yaptığını hiç unutmamalıdır....&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) bir başka hadis-i şerifte şöyle buyurmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Her kitabın anahtarı Bismillahirrahmanirrahim’dir “ böylece Cenabı Hakkın adıyla yapılan her iş, yazılan her kitap O’nun razı olacağı bir konumda gerçekleşeceği için bütün varlıklara fayda verecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Hz.Peygamber Efendimiz (s.a.v) Müslümanlardan her zaman besmeleyi okumalarını istemiş ve bunun çok mükafatlı bir iş olduğunu da şu hadisinde dile getirmiştir. “Her kim Bismillahirrrahmanirrahim’i okursa besmelenin her bir harfi için o kişiye dört bin sevap yazılır. Yine okuyan kişinin dört bin hatası affedilir ve o kişinin derecesi dört bin defa yükseltilir.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Hz. Peygamber (s.a.v) bir başka hadisi şeriflerinde besmele hakkında soru soran Osman bin Affana şöyle cevap vermiştir;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“O&amp;nbsp; Allah’ın isimlerinden bir isimdir.Onunla Allahın büyük ismi arasındaki uzaklık gözün içindeki beyazlık ve siyahlık arasındaki mesafe kadardır”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yine&amp;nbsp; sevgili Peygamberimiz (s.a.v) başka bir hadisi şeriflerinde besmelenin kendisine ve Hz.Süleyman’a vahyedilip diğer Peygamberlere vahyedilmemiş olmasının Cenabı Hakktan kendilerine özel bir ikram olduğunu şu ifadelerle dile getirmiştir.“Bana bir ayet indirildi ki bu ayet Bismillahirrahmanirrahim olup benim ve Süleyman bin Davud’un dışında hiçbir nebiye indirilmemiştir.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Besmele insanları istenmeyen şeylere karşı koruyan bir kalkan gibidir. Besmelenin bu koruyucu vasfı Hz.Peygamber (s.a.v) in şu hadisi şerifinde de ifade edildiği gibi ahirette de geçerlidir. “Her kim cehennemdeki ondokuz zebaniden korunmak istiyorsa BİSMİLAHİRRAHMANİRRAHİM’i okusun “ Besmele, okuyan kişiye barış ve esenlik sağlar, onun için bir güvenlik ortamı oluşturur. Bu konuyla ilgili olarak İbn-i Abbas (r.a) şöyle bir olay anlatmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir gün Hz.Ali’ye Tevbe suresinin başında niçin besmelenin olmadığını sordum. Kendisi bana şöyle cevap verdi.”Besmele’de güvenlik vardır, halbuki Tevbe suresinde savaş emirleri vardır.” &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Hz. Ali yine bir başka sözünde besmele ile ilgili olarak şöyle demekte­dir “Besmele her isteyen kişiye şifadır.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hz. Ali yine bir başka sözünde besmele ile ilgili olarak şöyle demekte­dir: “BesmeIe bütün sürelerin tacıdır.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sohbetimizin buraya kadar olan kısmında besmelenin faziletinden kısaca bahsettim, bu konuyu sohbetimizin ilerideki dakikalarında an­latmaya devam edeceğim. Besmelenin faziletini Yüce Allah’ın Rahman ve Rahim sıfatlarını gör­düğümüzde daha iyi anlamış olacağız. Şimdi besmeleyi&amp;nbsp; Kur’an-ı Kerim’deki konumu itibariyle inceleyelim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kur’an-ı Kerimde Besmele:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dersimizin başında da ifade ettiğimiz gibi besmele-i Kur’an-ı Kerimde Tevbe süresi dışındaki bütün sürelerin başında yer almaktadır. Bunun yanında Besmele Neml Süresi’nde de bir Ayet-i Kerime içerisinde şöyle geçmektedir.&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“O Süleyman’dan (geliyor) ve Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla (başlamakta)dır.” Bu ayette görüldüğü gibi besmelenin başında: ibaresi yer almaktadır. Bu durum ise besmelenin başlı başına bir ayet olmasını engellemektedir.Besmelenin Kur’an’dan bir ayet mi, yoksa bütün surelerden bir ayet mi olup olmadığı hususlarını sohbetimiz daha sonraki bölümlerinde ele alacağız. Biz şimdi besmelenin Hz. Peygamber (s.a.v) tara­fından nasıl ele alındığını ve Hz. Peygamberin besmele hakkındaki uygulamalarının ne olduğunu kısaca temas edeceğiz;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hz. Peygamber ve Besmele:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hz. Muhammed (s.a.v)’in Besmele Hususundaki Görüşü ve Uygulamaları Şöyledir: Hz. Peygamberin besmele hakkındaki uygulamalarının yani, onunla Kur’an-ı Kerimi okumaya başlaması, ve aynı şekilde Müslümanlarında Kur’an okumaya besmele ile başlamalarını emretmesi husu­sunda farklı rivayetler vardır.&amp;nbsp; Başka bir ifade ile Hz. Peygamberin uygula­masında besmelenin bir ayet mi, yoksa sadece Fatiha süresinin başında bir Ayet mi olup olmaması hususu bu konuda gelen çeşitli ,rivayetler sebebiyle ihtilaflıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mesele İmam-ı Şafiye göre;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;1-Her sürenin başından bir ayettir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;2-İmam-ı Malik ve Evzaine göre her sürenin başından bir ayet değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3-Ahmet İbn-i Hanbel ve hanefi kavline göre ise bir ayeti fezzedir, yani müstakil bir Ayettir, başka surelerden değildir görüşündedirler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Hz. Osmanın istinsah ettirdiği ve bütün sahabelerin kabul ve tasdik eyle­diği ana mushafların hepsinde bütün sürelerin başında Besmele yazılıdır. Bu besmelenin Kur’an’dan olduğuna en kati delildir. Zira Ashab-ı Kiram, Kur’an-ı Kur’andan olmayan her şeyden tecrid ediyorlardı. Mushafın iki yan kapakları arasına Kur’an’dan olmayan hiçbir şey yazmıyorlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitabullah’ı muhafaza etmek ve kendilerinden sonra gelenlerin şüpheye düşerek Kur’andan olmayanı Kur’andan zannetmelerine meydan vermemek için son derece ihtiyatlı ve şiddetli hareket ediyorlardı. Mushafın deffeteyni yani, iki taraftaki kapakları arasında onlar Kur’andandır, diye hüküm ediyorlardı. Kur’andan olmayan bir şeyi asla yazmıyorlardı, hafta sü­relerin adları ile ayetIerin sayısını bile yazmamışlardı. Mushaf-ı Osmanda bunlar yazılı değildir. Sonraları bunlar kuşe içinde yazılmaya başlanmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eş-Şa’bi ve el-A’meş şöyle bir rivayette bulunmaktadırlar “Allah’ın Rasulü önceleri yazışmalarında (Bismikellahümme) Ey Allahım senin isminle başlarım, ibaresini yazdırıyordu.Daha sonra (Bismillah) Allahın adıyla başlarım ibaresinin yazılmasını emretti ve öylece yazıldı. Ancak İsra Suresinin 110. ayetinde Cenabı Hak;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; “De ki: İster Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın, hangisi ile çağırırsanız nihayet en güzel isimler Onundur....” ayeti nazil olunca, bu sefer (Bismillahirrahman) “Rahman olan Allah’ın adıyla” şek­linde yazılmasını emretti. Daha sonra Nemi süresinin 30. ayeti nazil olunca da, besmelenin bugün okuduğumuz şekliyle yazılmasını emretti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Asıl itibarıyla Hz. Peygamber (sav) besmelenin okunması hususunu geniş bir yelpaze de tutmuştur.Mesela: Fatiha süresinin okunduğu zaman besmelenin de okunmasını Hz. Peygamber (sav) şu ifadeleriyle dile getir­miştir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Fatihayı okudunuz zaman besmeleyi de okuyunuz. Çünkü 0 Ümmü’l-Kitabdır, Ümmü’l -Kur’andır. Seb’uI-Mesanidi”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüldüğü gibi Hz. Peygamber (sav) besmelenin faziletini sürekli olarak ifade ederek onun her vesile ile okunmasını müslümanlara emretmektedir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Besmeledeki Allahu Telanın isimlerinden;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; er-Rahman lafzı hayrı başkasına ulaştırmak anlamına gelir. Ve Allah’tan başkası için bu isim kullanılmaz.Bu dünyadaki kafir ve mümin ayırımı yapmadan herkese nimet veren demektir. Yani bu dünyada bütün canlıları rızık verilmesi, inkarcılara bile rızık verilmesi, her canlının birbirine acıması, Cenabı Hakkın bu Rahman sıfatının bir tecellisidir. Dünyada herkes bu nimetten faydalanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir de&amp;nbsp;&amp;nbsp; er-Rahim sıfatı vardır. Er-Rahim ise Cenabı Hakkın ahirette sadece müminlere nimet vereceği ve rahmetinin sadece onlara mahsus olacağını ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İbn-i Mübarek (r.a) bu iki isimle ilgili olarak şöyle demiştir. “Rahman; istenildiği zaman nimet veren demektir. Rahim ise; istendiği, dua edildiği zaman gazab edendir. Yani yüce Allah istemeyen, dua etmeyen kuluna gazap eder. O ister ki kulu istesin, dua etsin, halini Allah’a arzetsin de yüce Allah da kuluna ikramda&amp;nbsp; ve ihsanda bulunsun, hatalarını bağışlasın, günahlarını affetsin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir hadisi kudside Cenabı Hak şöyle buyuruyor.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Kim bana da etmezse, ona gazab ederim” &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Muhterem Müslümanlar !&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Besmele içeriği ile Cenab-ı Hakkın insanlara bir rahmetidir, bundan dolayı besmele bütün varlıklar için bir sığınak gibidir. Allahın rahmeti olmaksızın hiçbir varlığın dünyada yaşaması mümkün değildir. O bu sıfaları ile bu dünyada yarattığı bütün varlıklara nimet vereceğini vaad ediyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Bir müslüman yapacağı işe başlamadan önce besmeleyi okurken bir gerçeği peşinen kabul etmiştir ki,&amp;nbsp;&amp;nbsp; o da eğer kendisi birşeyi elde etmek için çalışırsa ancak o zaman hedefine ulaşabilecektir.&amp;nbsp; Aynı zamanda bu kişi besmeleyi okumakla yapacağı işte Cenab-ı Hakkın rızasını gözeteceğine dair yine Ona söz vermektedir. Nasıl ki bir hakim hukukun adına iş ya­parsa besmeleyi okuyan kişi de Cenab-ı Hakkın adına iş yapmaktadır. Artık bu müslüman yapacağı her işte Allah’ın rızasını gözetecek, şartlar ne olursa olsun doğruluktan ayrılmayacaktır. Çünkü besmele ile işe başlayan kişi Allah’a O’nun adına iş yapmaya söz verirken Kur’anın bütün emirle­rine de uyarak iş yapacağına söz vermiş olmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eğer bir müslüman Allah’ın adına iş yapmaya niyet etmiş, bu niyetini de besmeleyi okuyarak pratiğe dökmüşse o insan artık yapacağı işlerde ta­kip edeceği sistemi ve yolu Kur’an-ı Kerim’den ve Hz. Muhammed (s.a.v)in sünnetinden almak zorundadır Çünkü besmele bir andlaşmaya imza koy­mak, taraf olmak ve söz vermektir Besmeleyi okumak bundan dolayı çok ciddi bir iştir. Bir müslüman besmeleyi okuyarak işine başlamışsa çok büyük bir sorumluluğu üzerine almış demektir. Zaten Kur’an-ı Kerime uygun bir metod takib eden ve Hz. Muhammed (s.a.v)’in ümmeti olmaya söz veren bir kişinin besmelesiz bir işe başlaması ve onun içeriğine bağlı kalmadan iş yapması düşünülemez.&amp;nbsp; Yaptığı işin Allah’ın rızasına uygun olması için azami gayret gösterecektir. Çünkü bu kişi daha başlangıçta besmeleyi okumakla bu gibi şeyleri yap­maya söz vermiştir. Tabiatıyla sözünde durmakta müslümanın en bariz özelliklerinden birisidir. Müslüman mutlaka sözünde duran kimsedir!..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Muhterem mü’minler! Besmele üzerinde ne kadar konuşulsa azdır. Mü’minin hayatının her safhasında besmele vardır ve olmalıdır. Yatağa ya­tarken besmele, kalkarken, besmele, elbiseyi giyerken besmele, çıkarırken besmele, abdest almaya başlarken besmele, yemek yerken besmele, su içerken besmele, otururken besmele, kalkarken besmele, evden çıkarken besmele, eve girerken besmele, dükkanın kapısını açarken besmele, tezga­hın başına geçerken besmele, memur masasına otururken besmele, yazı yazarken besmele, okurken besmele! Hep işlerine besmele ile başlaması lazımdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir hadis-i şerifte sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ömer ibn-i Ebü-Seleme (r.a)dan: Rasül-i Ekrem (sav): “Bismillah de sağ elinIe ve önünden ye.”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aişe (ra) den Rasül-i Ekrem (sav): “Yemek yediğiniz zaman Allah’ın adını yadediniz. Eğer yemeğin evvelinde Besmeleyi unutursanız evveli için de sonu için de “Bismillah deyin”&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yine başka bir hadisi Şerifte Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır. “Herhangi bir hayırlı işe eğer besmele ile başlanmazsa o iş ebter olur” &lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/4322226917298579286/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/besmelenin-fazileti.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/4322226917298579286'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/4322226917298579286'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/besmelenin-fazileti.html' title='BESMELENİN FAZİLETİ'/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-8938401209797447836</id><published>2011-07-25T02:02:00.001-07:00</published><updated>2011-07-25T02:02:31.938-07:00</updated><title type='text'>Bismillahirrahmânirrahîm</title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-2930433120562181034&quot;&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=&quot;color: blue;&quot;&gt;Bismillahirrahmânirrahîm&lt;br /&gt;
&quot; Sizden önce(ki milletlerin başından) nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün. Bu (Kur’an), insanlar için bir açıklama, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için bir hidayet ve bir öğüttür.Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.&quot;(Al-i imran suresi 3 / 137-139.ayetler) &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/8938401209797447836/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/bismillahirrahmanirrahim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/8938401209797447836'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/8938401209797447836'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/bismillahirrahmanirrahim.html' title='Bismillahirrahmânirrahîm'/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-5912062411362432309</id><published>2011-07-25T02:00:00.001-07:00</published><updated>2011-07-25T02:00:59.613-07:00</updated><title type='text'>Uyku Tutmadığında Okunacak Dua</title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-6534216720119850855&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-outer&quot; closure_uid_xrv3bh=&quot;2&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post hentry&quot;&gt;&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://duagizemi.blogspot.com/2010/08/uyku-tutmadgnda-okunacak-dua.html&quot;&gt;&lt;/a&gt;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;http://www.seckinkadinlar.com/wp-content/uploads/uykusuzluk-icin.jpg&quot; class=&quot;aligncenter&quot; height=&quot;232&quot; src=&quot;http://www.seckinkadinlar.com/wp-content/uploads/uykusuzluk-icin.jpg&quot; width=&quot;310&quot; /&gt;&lt;/div&gt;“Allahumme ğarati’n-nücûmü ve hedeetil uyûnu, ve ente Hayyün Kayyûmün lâ-te’hüzüke sinetün ve lâ nevmün, yâ Hayyü yâ Kayyûmü ehdi leyli ve enim ayni.”&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Manası:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
Ey Allahim ! Yıldızlar battı, gözler sakinledi, ( ve yumuldu )&lt;br /&gt;
Sen hayat sahibi ve daima duran( ve tutan ) sın. Seni ne bir uyuklama tutabilir ne de uyku.&lt;br /&gt;
Ey Hayat sahibi, Kayyum ( olan Allahim), gecemi sakin kıl.gözlerimi uyutuver. &lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;İzah: &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
Ashabdan Zeyd b. Sabit r.a. uykusuzluğa tutulmuş ve bu hastalığından Efendimize bahs etmişti.&lt;br /&gt;
Rasulullah S.A.V. kendisine bu duayı okumasını tavsiye buyurdu.&lt;br /&gt;
Zeyd b. Sabit r.a. dua yı okuyunca Allah-ü Teala kendisinden o hali giderip şifa verdi. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/5912062411362432309/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/uyku-tutmadgnda-okunacak-dua.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/5912062411362432309'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/5912062411362432309'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/uyku-tutmadgnda-okunacak-dua.html' title='Uyku Tutmadığında Okunacak Dua'/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-293335391059054675</id><published>2011-07-25T01:59:00.001-07:00</published><updated>2011-07-25T01:59:29.177-07:00</updated><title type='text'>Kadir Gecesi Kaçıncı Gecedir?</title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-4356758635512773492&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot;&gt;Kadir gecesinin, Ramazanı şerifin 20.sinden sonraki tek gecelerinde aranmasına dair müteaddit hadis şerifler varid olmuştur. Birinden itibaren tek gecelerde aranmasını tavsiye eden büyüklerimiz de vardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmamı Şa&#39;rani Hazretleri, Kadir gecesinin kaçıncı gece olduğunu, Ramazanı şerifin giriş günlerine göre şöyle tesbit etmiştir. İmamı Şarani Hazretleri 30 sene Kadir gecesiyle bu tarife göre müşeref olmuşlardır. Bir çok Allah dostuda bu usulle Kadir gecesini bulmuşlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Pazar günü girerse 29.gece,&lt;br /&gt;
* Pazartesi girerse 21.gece,&lt;br /&gt;
* Salı girerse 27.gece,&lt;br /&gt;
* Çarşamba girerse 19.gece,&lt;br /&gt;
* Perşembe girerse 25.gece,&lt;br /&gt;
* Cuma girerse 17.gece,&lt;br /&gt;
* Cumartesi girerse 23.gece. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/293335391059054675/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/kadir-gecesi-kacnc-gecedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/293335391059054675'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/293335391059054675'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/kadir-gecesi-kacnc-gecedir.html' title='Kadir Gecesi Kaçıncı Gecedir?'/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-2933461781141157984</id><published>2011-07-25T01:57:00.001-07:00</published><updated>2011-07-25T01:57:26.015-07:00</updated><title type='text'>MEVLİT KANDİLİ NEDİR, BU GECE NASIL DUA EDİLİR?</title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-1775172114293533971&quot;&gt;&lt;div class=&quot;haberdetayozetli&quot;&gt;&lt;div class=&quot;haberdetayozetana&quot;&gt;&lt;div class=&quot;haberdetayozet&quot;&gt;Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimizin doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır. &lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;haberdetaytarih&quot;&gt;30 Mart 2007 Cuma 07:33&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;haberfull&quot;&gt;&lt;strong&gt;Mevlid gecesi Sual: Mevlid ne demektir &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;CEVAP Mevlid, doğum zamanı demektir. Mevlid gecesi, Rebiul-evvel ayının 11. ve 12. günleri arasındaki gecedir. Peygamber efendimizin doğum günü, bütün Müslümanların bayramıdır. &lt;br /&gt;
Resulullah dünyaya gelince, amcası Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe, (Kardeşin Abdullah’ın oğlu oldu) diyerek kendisine müjde getirince, sevinmişti. (Ona süt vermek şartı ile, seni azat ettim) demişti. Bunun için, Ebu Leheb’in, her mevlid gecesinde, azabı biraz hafiflemektedir. Mevlid gecesi sevinen, o geceye kıymet veren müminlerin pek çok sevap kazanacağı buradan da anlaşılmaktadır. &lt;br /&gt;
Hafız Muhammed ibni Cezeri Şafii diyor ki: (Ebu Leheb rüyada görülüp, ne halde olduğu sorulduğunda, çok azap çekiyorum. Ancak, her yıl, Rebiul-evvel ayının 12. geceleri, azabım hafifliyor. Resulullah dünyaya gelince, müjde veren cariyemi sevincimden azat etmiştim. Bunun için, bu gecelerde azabım hafifliyor) dedi. &lt;br /&gt;
Ebu Leheb gibi azgın bir kâfirin azabı hafifleyince, O yüce Peygamberin ümmetinden olan bir mümin, Onun doğduğu gece sevinir, malını uygun yerlere dağıtır, ziyafet verir, böylece, Peygamberine olan sevgisini gösterirse, Allahü teâlâ onu Cennetine sokar.) [M. Nasihat] &lt;br /&gt;
Resulullah efendimiz, mevlid gecelerinde eshab-ı kirama ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. &lt;br /&gt;
Hz. Ebu Bekir de, halife iken, eshab-ı kiramı toplar, Resulullah efendimizin dünyayı teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. &lt;br /&gt;
Bu gece, Resulullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mucizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Bugün veya ertesi gün oruç tutmakta mahzur yoktur. Tutulması iyi olur, sevap olur. &lt;br /&gt;
İslam âlimleri mevlid gecesine çok önem vermişlerdir. Hz. Mevlana, (Mevlid okunan yerden belalar gider) buyurmuştur. Mevlid gecesi, Kadir gecesinden sonra en kıymetli gecedir. &lt;br /&gt;
Hatta, Mevlid gecesinin Kadir gecesinden de kıymetli olduğunu bildiren âlimler de vardır. El-mukni, el-miyar ve Tenvir-ül-kulub kitaplarında Mevlid gecesinin Kadir gecesinden kıymetli olduğu bildiriliyor. &lt;br /&gt;
(Ed-dürer-ül-mesun) (Allahü teâlâ bir kimseye söz ve yazı sanatı ihsan ederse, Resulullahı övsün, düşmanlarını kötülesin) hadis-i şerifine uyularak, asırlardır mevlid kitapları yazılmış ve okunmuştur. &lt;br /&gt;
Resulullah efendimizi öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de her zaman okunan Mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Bu kasidenin asr-ı saadetten sonra yazılması, bid’at olmasını gerektirmez. Çünkü Resulullahı övmek ibadettir. &lt;br /&gt;
Her zaman Onu övücü kasideler, yazılar yazılabilir. Onları da okumak bid’at değil, sevap olur. Mevlid-i şerif okumak, Resulullahın dünyaya gelişini, miracını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. &lt;br /&gt;
Her müminin Resulullahı çok sevmesi gerekir. Bu da zaten imanın gereğidir. Çok sevmek kâmil mümin olmanın da alametidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Beni ana-baba, evlat ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.) [Buhari] (Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.) [Deylemi] (Resulullahı seven de onu çok anar.) (Peygamberleri anmak, hatırlamak ibadettir.) [Deylemi] (Bu ibadeti, şiir olarak söylemek daha tesirli olur. Resulullah efendimizin şairleri, camide, Resulullahı öven ve kâfirleri kahreden şiirler okurlardı.) Bunlardan Hassan bin Sabit hazretlerinin şiirlerini çok beğenirdi. &lt;br /&gt;
Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem, mescide bu şair için bir minber koydurdu. Hassan bin Sabit hazretleri minbere çıkar, düşmanları kötüler, Resulullahı överdi. &lt;br /&gt;
Resulullah efendimiz de buyurdu ki: (Hassanın sözleri, düşmanlara ok yarasından daha tesirlidir.) [M. Nasihat] Bu husustaki hadis-i şeriflerden ikisi de şöyle: (Allahü teâlâ, Resulünü övmek ve müdafaa etmek hususunda Hassanı, Ruh-ül-kuds [Cebrail aleyhisselam] ile takviye etmektedir.) [Buhari] Peygamber efendimiz, şairin söylediği şiiri beğenip (Dişlerin dökülmesin) diye dua etmiştir. &lt;br /&gt;
(Hakim) Şiir hakkında hadis-i şeriflerden birkaçı da şöyle: (Şiir, öyle bir sözdür ki, güzeli daha güzel, çirkini daha çirkindir.) [Buhari] (Büyüleyici sözler gibi, hikmetli şiirler de vardır.) [Ebu Davud] (Bazı şiirler elbette apaçık bir hikmettir.) [Buhari] &lt;br /&gt;
Vehhabiler, mezhepsizler, Resulullah efendimizi öven ve Ondan şefaat isteyen müslümanlara müşrik, yani puta tapan kâfir damgasını basıyorlar. &lt;br /&gt;
Ülkemizde bunu açıkça söyleyemedikleri için, mevlide bid’at diyorlar. Resulullahı övmek bid&#39;at olmaz. Bu övgüden ancak Allah’ı sevmeyen rahatsız olur. Çünkü Allahü teâlâ Onu övmektedir. &lt;br /&gt;
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107] (Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.) [Sebe, 28] (Senin için bitmeyen, sonsuz mükafat vardır. Elbette sen en büyük ahlak üzeresin) [Kalem 3-4] (Rabbin sana [çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5] (Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56] &lt;br /&gt;
Mevlidi, erkek kadın karışık olmadan, çalgı ve başka haram karıştırmadan, Allah rızası için okumak, salevat-ı şerife getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehabdır. (Ni&#39;met-ül kübrâ, Hadika, M.Nasihat) &lt;br /&gt;
Doğum gününe önem vermeyi hıristiyanlar, müslümanlardan öğrenip almışlardır. &lt;br /&gt;
Mevlid okumanın kıymetli bir ibadet olduğunu bildirmek için İslam âlimleri çeşitli dillerde kitaplar yazmışlardır. &lt;br /&gt;
Bunlardan on tanesi, Keşf-üz-zünunda bildirilmektedir. İbni Hacer-i Hiytemi hazretlerinin En-Nimet-ül-kübra isimli mevlid kitabı ile imam-ı Süyuti hazretlerinin Erreddü ala men enkere kıraetel mevlid-in-Nebi kitabı meşhurdur. &lt;br /&gt;
Resulullah efendimizi çok övmek, mahlukların en üstünde olduğunu söylemek, Allahü teâlânın, sevgili Peygamberine verdiği üstünlükleri saymak ve Ondan şefaat istemek, büyük ibadettir. Buna karşı koymak, koyu bir cahillik, pek çirkin bir inattır. &lt;br /&gt;
Resulullahı övmek, anmak lazım geldiğine delil olarak, Ahzab suresinin (Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin) mealindeki 56.âyet-i kerimesi yetmez mi? İslam âlimleri buyuruyor ki: Mevlid gecelerinde toplanarak, mevlid kasidesi okumak, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehaptır. &lt;br /&gt;
Salihlere elbise ve benzeri hediye vermek, bu geceye hürmet etmek olur. Bunları Allah rızası için yapmak çok sevap olur. (İbni Battal maliki) Mevlid cemiyetinde, salihleri toplayıp, salevat okumak, fakirleri doyurmak, her zaman sevaptır. Fakat, bunlara çalgı gibi haram karıştırmak büyük günah olur. (Allame Zahirüddin bin Cafer) Mevlid cemiyetinde, sadaka, hediye vermek, neşe ve sevinç göstermek, haram karıştırmadan mevlid kasidesi okutmak çok sevap olur. (Allame Nasirüddin) &lt;br /&gt;
Haram şeyler karıştırmadan mevlid cemiyeti yapmak müstehaptır. (S.ibni Mace şerhi) &lt;br /&gt;
Pazarlık etmeden, sırf Allah rızası için hatim veya mevlid okuyan hafızın, okutanın verdiği hediyeyi alması caiz olur. Kur&#39;an okuyup hediye almayı meslek haline getirmemelidir! Zira âdet haline gelen hediye, şart edilen ücret gibidir. (Dürr-ül muhtar) &lt;br /&gt;
Ücretle okunan Kur&#39;andan ölüye sevap hasıl olmaz. (Hidaye) &lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Sual: Mevliddeki (Habibim sana aşık olmuşam) ifadesi caiz mi? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;CEVAP Evet. Şimdi nefsin şehvani arzularına aşk deniyor. Dinde ise, fazla sevgiye denir. &lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Sual: Kadın kadına mevlid okur mu? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;CEVAP Evet. Erkekler duyarsa caiz değildir. &lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Sual: Mevlidde (Doğdu ol saatte...) denirken ayağa kalkılır mı? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;CEVAP Mahzuru olmaz. &lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Sual: Yılbaşı gecesi, toplanıp mevlid okumak uygun mu? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;CEVAP Uygun değil. Bu gecede de, her gece ne yapılıyorsa aynı şeyler yapmalı, farklı bir şey yapmamalı. &lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Sual: Mevlid münasebetiyle Peygamber aşırı övüldü. “O da bir beşer [insan] idi, Kur’anı getirmekle görevi bitti. Aşırı övmek şirk değil mi? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;CEVAP O, ilah değildi, elbette beşer idi, ama “Seyyid-ül-beşer” idi, bütün insanların efendisi idi. Hiç kimse Onu Allahü teâlânın övdüğü kadar övemez. Bu övgüden de ancak başka dinde olan rahatsız olur. Hatırlatma: Bazı Hıristiyan fırkaları, doğum günü kutlamazlar. Doğum günü kutlamasına yaratıklara tapınmak derler. Selefiyeciler de doğum günü olan mevlidi bid’at sayar, Peygambere tapmak derler. Bunların, Hıristiyanlarla bu benzer inanışlarında bir sebep olması gerekir. &lt;br /&gt;
Efendimiz doğduğu gün &lt;br /&gt;
Putlar devrildi yüz üstü &lt;br /&gt;
Efendimiz doğduğu gün &lt;br /&gt;
Yıkıldı tağutun büstü &lt;br /&gt;
Efendimiz doğduğu gün &lt;br /&gt;
Hemen secdeye eğildi &lt;br /&gt;
Ben peygamberim dedi &lt;br /&gt;
Sünnet edilmiş görüldü &lt;br /&gt;
Efendimiz doğduğu gün &lt;br /&gt;
Kâinat nur ile doldu &lt;br /&gt;
Şeytanlar sararıp soldu &lt;br /&gt;
Çok garip olaylar oldu &lt;br /&gt;
Efendimiz doğduğu gün &lt;br /&gt;
Kurumuştu Save gölü &lt;br /&gt;
Bin yıl yanan ateş söndü &lt;br /&gt;
Kâfirler şaşkına döndü &lt;br /&gt;
Efendimiz doğduğu gün &lt;br /&gt;
Büyücüler âciz kaldı &lt;br /&gt;
Sihrini yapamaz oldu &lt;br /&gt;
Kisra’nın köşkü yıkıldı &lt;br /&gt;
Efendimiz doğduğu gün &lt;br /&gt;
dinimizislam.com&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/2933461781141157984/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/mevlit-kandili-nedir-bu-gece-nasil-dua_25.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/2933461781141157984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/2933461781141157984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/mevlit-kandili-nedir-bu-gece-nasil-dua_25.html' title='MEVLİT KANDİLİ NEDİR, BU GECE NASIL DUA EDİLİR?'/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-5800421586261337819</id><published>2011-07-25T01:56:00.000-07:00</published><updated>2011-07-25T01:56:04.668-07:00</updated><title type='text'>PARA DUALARI-Para Borcunu Ödemede Güçlük Çekenin Duası</title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-8907865266373667709&quot;&gt;DUA-CİN--BÜYÜ-TILSIM-SİHİR-NAZAR-MUSKA-YILDIZNAME-HALÜSÜNASYON-DUA NEDİR-TILSIM NEDİR-TILSIM ÇEŞİTLERİ-BÜYÜ NEDİR-BÜYÜ ÇEŞİTLERİ-SİHİR NEDİR-SİHİR ÇEŞİTLERİ-BATIL İNANIŞLAR-CİN MUSALLATI NEDİR-DİNİMİZ İSLAM-ŞİFALI BİTKİLER-SAĞLIKLI YAŞAM-ASTROLOJİ-GİZEMLİ İLİMLER-İSLAMDA BÜYÜ-DEFİNE-DEFİNECİLİK-DEFİNEDE BÜYÜ VE TILSIM-CİNLER VE GİZEMLER HAKKINDA BİLGİLENDİRME SİTESİ...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Para Borcunu Ödemede Güçlük Çekenin Duası&lt;br /&gt;
Yatsı namazından sonra, aşağıda tarif edildiği şekilde &quot;Allah rızası için&quot; 4 (2+2) rek&#39;at namaz kılınır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1. rekatta: 1 Fatiha ile 10 Felak sûresi,&lt;br /&gt;
2. rekatta: 1 Fatiha ile 10 Kafirûn sûresi okunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ka&#39;dede (otururken); Et-tahiyyatu ve Salât-ü Selâm (Salli-Barik) okunup selam verilir ve oturuş şekli bozulmadan şu dua okunur:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
سُبْحَانَ اللهِ اْلاَبَدِىِّ اْلاَبَدِ الْوَاحِدِ اْلاَحَدِ سُبْحَانَ اللهِ الْفَرْدِ الصَّمَدِ اَلَّذِى رَافِعَ السَّمَوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدِ الْمُنْفَرِدِ بِلاَ صَاحِبَةِ ولاَ وَلَدٍ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Okunuşu: Sübhân-Allâhü&#39;l-ebediyyi&#39;l-ebedü&#39;l-Vâhidü&#39;l-Ehad. Sübhân-Allâhi&#39;l-ferdi&#39;s-Samed. Ellezî râfia&#39;s-semâvâti bi ğayri amede&#39;l-münferidi bilâ sâhibeti ve lâ veled.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonra kalkılır, yukarıdaki gibi niyyet edilip, aşağıda gösterildiği şekilde 2 rek&#39;at namaz kılınır:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1.rekatta; 1 Fatiha, 3 Tekasür, 3 Asr, 3 Zilzal ve 3 İhlas sûresi.&lt;br /&gt;
2.rekatta;&amp;nbsp; 1 Fatiha, 3 Tekasür, 3 Asr, 3 Zilzal ve 3 İhlas sûresi okunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ka&#39;dede (otururken); Et-tahiyyatu ve Salât-ü Selâm (Salli-Barik) okunup selam verilir ve ardından;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
اَلَّهُمَّ اَنْتَ السَّلاَمُ وَ مِنْكَ السَّلاَمُ تَبَارَكْتَ يَا ذَاالْجَلاَلِ وَاْلاِكْرَامِ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Okunuşu: &quot;Allâhümme ente&#39;s-selâmü ve minke&#39;s-selâm. Tebârekte yâ Ze&#39;l-Celâl-i ve&#39;l-İkrâm.&quot; denir. Sonra secdeye kapanılır ve aşağıdaki dua, 7 kere okunur:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
اَللَّهُمَّ اِنِّي اَسْءَلُكَ اَلتَّيَسُّرَ فِي كُلِّ عَسِيرٍ فَاِنَّالتَّيْسِيرَ فِي كُلِّ عَسِيرٍ عَلَيْكَ سَهِّلْ يَسِّرْ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Okunuşu: Allâhümme innî es&#39;elüke&#39;t-teyessür fî külli asîrin fe-inne&#39;t-teysîra fî külli asîrin aleyke sehhil yessir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonra secdeden doğrulur ve kade&#39;deki gibi oturulur ve aşağıdaki dua 10 kere okunur:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
فَلِلَّهِ الْحَمْدُ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَرَبُّ الْعَرْشِ وَرَبُّ الْعَالَمِينَ وَلَهُ الْكِبْرِيَاءُ فِي السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ وَهُوَالْعَزِيزُالْحَكِيمُ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Okunuşu: Felillâhü&#39;l-hamdü Rabbü&#39;s-semâvâti ve Rabbü&#39;l Arşi ve Rabbü&#39;l-âlemîn, ve lehü&#39;l-kibriyâü fi&#39;s-semâvâti ve&#39;l-ard ve Hüve&#39;l Azîzü&#39;l-Hakîm.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sonra âdâbına göre dua edilir. Bu namaz, her gün kılınır ve aynı şekilde dua edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynak: &quot;Duâların Esrârı&quot;, Çelik Yayınevi, s.218-220 &lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/5800421586261337819/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/para-dualari-para-borcunu-odemede.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/5800421586261337819'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/5800421586261337819'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/para-dualari-para-borcunu-odemede.html' title='PARA DUALARI-Para Borcunu Ödemede Güçlük Çekenin Duası'/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-2718324412850760592</id><published>2011-07-25T01:54:00.001-07:00</published><updated>2011-07-25T01:54:43.550-07:00</updated><title type='text'>CİN ÇAĞIRMA DUASI</title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-6677389895345236034&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: purple;&quot;&gt;Mümin cinlerden birisini davet edip onunla görüşmek için temiz ve karanlık bir mahalde iki diz üzerine oturarak üç defa Eûzü billâhi mineş şeytânir racîm dersin, sonra yedi kez Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm dersin, sonra mümin cinlere seslenerek: Ey Allah ve resûlünün emir ve yasaklarına itaat eden mümin cinler! Hanginiz bana hayır üzerine yardım ederseniz Allah da ona yardım etsin, der ve bunu da üç kez tekrar eder, sonra ayağa kalkıp kıbleye müteveccihen durarak yedi kez cin suresini (yani Kul ûhiye&#39;yi) okur, sonra sağ tarafa dönerek: &lt;br /&gt;
&quot;Ahsenellahü ilâ men ahsene ileyye min ervâhil mü&#39;minîn&quot; der sol tarafına dönerek üç kez: &quot;ye saf dîş&quot; sonra &quot;Bikatlamediyş&quot; söyler sonra da bir kez şöyle dersin: &lt;br /&gt;
&quot;Tezdâdu bihâ sirran ve alâ sirriküm. Esselâmü aleyküm eyyühel ervâhut tâhireti min cânnil mü&#39;minîn.&quot; &lt;br /&gt;
Bu esnada müslüman cinlerden birisinin sana ESSELÂMU ALEYKÜM dediğini işitirsin. ALEYKÜM SELÂM diye ona karşılık verdikten sonra dilediğin şeyi sorup haber alabilirsin. Yalnız duanın şartı: Karanlık bir mahalde yalnız başına okumalısın. Elbisen,bedenin ve oturduğun mahal gayet temiz olmalı. Bu dua defalarca tecrübe edilmiştir. Sahihtir. &lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;color: red;&quot;&gt;cin suresi: &lt;br /&gt;
Kul ûhıye ileyye ennehüstemea neferun minel cinni fekâlû innâ semi&#39;nâ kur&#39;ânen aceben * Yehdî iler ruşdi feâmennâ bihî velen nüşrike birabbina ehaden * Ve innehû teâlâ ceddü rabbinâ mettehaze sâhıbeten ve lâ veleden * Ve innehû kâne yekulü sefîhünâ alâllahi şetatan * Ve innâ zanennâ en len tekulel insü vel cinnü alâllahi keziben * Ve ennehû kâne ricâlün minel insi yeûzûne biricâlin minel cinni fezâdûhüm rahekan * Ve ennehüm zannû kemâ zanentüm en len yeb&#39;asellahü ehaden * Ve ennâ lemesnes semâe fevecednâhâ müliet harasen şediyden ve şühüben * Ve ennâ künnâ nak&#39;udü minhâ makaide lissem&#39;ı femen yestemiıl âne yecid lehü şihâben rasaden &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: purple;&quot;&gt;Eğer çağırıdğınız cin geri göitmiyorsa onları cinleri geldiğe yere geri yollama. İşte davet edilen cinleri geri yollama. (havas_dualar ve tılsımlar kitabından.) &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
---------------------------- &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: darkgreen;&quot;&gt;cinleri dağıtmak için okunması gereken azimet şudur: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&quot;&lt;span style=&quot;color: red;&quot;&gt;Bismillahirrahmanirrahim. İnsarifû ilâ mekâniküm bârakellahü minküm ve aleyküm yâ ervâhıl ulviyetti ves süfliyyeti insarifû ilâ mevâtıniküm ve cealnâ min beyni eydiyhim sedden feağşeynâhüm fehüm lâ yübsırûn, bârakellahü minküm ve aleyküm&quot; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: darkgreen;&quot;&gt;Üç defa okunursa davet edilen cinler geldikleri yere geri &lt;/span&gt;dönerler &lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/2718324412850760592/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/cin-cagirma-duasi.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/2718324412850760592'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/2718324412850760592'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/cin-cagirma-duasi.html' title='CİN ÇAĞIRMA DUASI'/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-1897777576129902673</id><published>2011-07-25T01:53:00.003-07:00</published><updated>2011-07-25T01:53:21.160-07:00</updated><title type='text'>CİN HAKKINDA HER ŞEY</title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-8073569885022975709&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot;&gt;DUA-CİN--BÜYÜ-TILSIM-SİHİR-NAZAR-MUSKA-YILDIZNAME-HALÜSÜNASYON-DUA NEDİR-TILSIM NEDİR-TILSIM ÇEŞİTLERİ-BÜYÜ NEDİR-BÜYÜ ÇEŞİTLERİ-SİHİR NEDİR-SİHİR ÇEŞİTLERİ-BATIL İNANIŞLAR-CİN MUSALLATI NEDİR-DİNİMİZ İSLAM-ŞİFALI BİTKİLER-SAĞLIKLI YAŞAM-ASTROLOJİ-GİZEMLİ İLİMLER-İSLAMDA BÜYÜ-DEFİNE-DEFİNECİLİK-DEFİNEDE BÜYÜ VE TILSIM-CİNLER VE GİZEMLER HAKKINDA BİLGİLENDİRME SİTESİ...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h3 class=&quot;storytitle&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://define.canpare.com/cin-nedir-cin-ile-ilgili-inanislar.html&quot; rel=&quot;bookmark&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/a&gt;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;storycontent&quot;&gt;İnsanlık tarihi ile başlayıp günümüze kadar gelen ve kıyamete kadar da devam edecek olan cinlerin varlığı ve etkileri bütün medeniyetlerde gündemi meşgul etmiştir. Peki, nedir bu cin denilen olgu? Gerçekten var mıdır böyle bir varlık?&lt;br /&gt;
Cin’in kelime anlamı “örtmek, örtünmek, gizli kalmak” demektir. Terim olarak ise, “duyu organlarıyla algılanılmayan, şuur ve irade sahibi, ilahi emirlere uymakla yükümlü, mü’min ve kâfir gruplarından oluşan varlık” demektir.&lt;br /&gt;
Buna göre Cin, beden yapısı gözle görülmeyen, duyu organlarıyla hissedilmeyen, fizik ötesi yaratılmış manevi bir varlıktır. İnsan yaratılmadan önce, Allah tarafından melekler âleminde yaratılmıştır.&lt;br /&gt;
Bütün semavi dinlerde cinin varlığına inanılmakta Tevrat ve İncil’de çokça zikredilmektedir.&lt;br /&gt;
Kur’an-ı kerimde de otuzdan fazla yerde cinin varlığı anılmakta ve aynı adı taşıyan bir de sûre bulunmaktadır. Dolayısıyla cinlerin varlığı Kur’an-ı Kerim ve diğer semavi kitaplarca da kabul edilmektedir. Kaldı ki insanlık tarihi cinlere inanan ve onlarla haşir-neşir olan pek çok uygarlıklarla doludur. Cahiliye döneminde Sabiiler, Süryaniler, Eski Yunan ve Romalılar cinleri ilah derecesine çıkarmış ve dev, peri, şeytan adlarıyla da andıkları bu varlıklara tapınmışlardır, bunlarla sihir ve tılsım yapmışlardır.&lt;br /&gt;
“Azâim” ve “Havass” denilen bir takım ilimler ortaya çıkarmışlardır. Biz işin gerçek yönünü ele alıp, İslâm kaynaklarına göre Cinleri inceleyelim.&lt;br /&gt;
MAHİYETİ:&lt;br /&gt;
Kur’an-ı Kerimde cinlerin , “Cinleri halis ateşten&lt;span id=&quot;more-211&quot;&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;yarattı. “(Rahman 15) ” Cinleri de daha önce zehirli ateşten yaratmıştık.” (Hicr 27) ayetleriyle ateşten yaratıldığı ifade edilmektedir. Anlaşılıyor ki cinler ateşin alevli yerinden yaratılmıştır. Ateşten yaratılan bir başka varlık daha biliyoruz: Şeytan. “…ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise bir çamur parçasından!” (Araf, 12, Sad,76). diyerek Allah’a isyan eden ve rahmetinden kovulan şeytan. O da cinler topluluğundan bir varlıktı. Şeytanın bir adı da “İblis”tir. Kur’an-ı Kerimde bunu açıkça görmekteyiz: “..ancak İblis secde etmedi, o (yaratılış bakımından) cinlerdendi, Rabbinin emrini terk etti.” (Kehf, 50). Anlıyoruz ki Cinler ve şeytanlar aynı grubu oluşturan ruhani varlıklardır. Aralarındaki fark şeytanların, insanlara olan düşmanlıklarının daimi ve Allaha isyanlarının baki olmasıdır.&lt;br /&gt;
Cinlerin ise Allaha asi olanları olduğu gibi (insanlar misali) mü’min ve itaatkâr olanları da vardır. Bu bakımdan Cinler de, İslâm dini açısından iki kısımda incelenirler: Mümin olanlar, kâfir olanlar. İnsanlar gibi cinler de, Peygamberimize ve ondan öncekilere iman ve Allah’a ibadet etmekle yükümlüdür. Çünkü onlara da peygamberler gönderilmiştir. . “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat 56). Binaenaleyh ona iman eden, müminler grubuna dahil olur; müminlerle birlikte Cennet’e girer. Ona iman etmeyenler ise şeytanlarla beraber olur; Cehennem’i boylar. Bu husus Kur’an-ı Kerimde şöyle bildirilmektedir:&lt;br /&gt;
“Hani cinlerden bir gurubu, Kur’an’ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur’an’ı dinlemeye hazır olunca (birbirlerine) “Susun” demişler, Kur’an’ın okunması bitince uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi. Ey kavmimiz! dediler, doğrusu biz Musa’dan sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, hakka ve doğru yola ileten bir kitap dinledik. Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine uyun. Ona iman edin ki Allah da sizin günahlarınızı kısmen bağışlasın ve sizi acı bir azaptan korusun.”(Ahkaf, 29-31) . Doğrusu biz, o hidayeti işitince ona iman ettik. Kim Rabbine iman ederse, artik ne bir eksikliğe uğratılmasından ne de haksızlık edilmesinden korkar. İçimizde, teslimiyet gösterenler (Müslüman olanlar) de var, hak yoldan sapanlar (kâfir olanlar) da var. Teslimiyet gösteren kimseler, doğru yolu arayanlardır. Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır.” (Cinn, 13-15). (Ey Muhammed!) De ki: “Bana cinlerden bir topluluğun (Kur’an’ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: “Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur’an dinledik de ona inandık. Artık Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.” (Cinn, 1-2).&lt;br /&gt;
ÖZELLİKLERİ:&lt;br /&gt;
Cinlerin özelliklerine gelince, burada Sayın Fethullah Gülen’e kulak verelim: “Cinler, şua ve enerji gibi varlık olduklarından, vücudun her tarafına nüfuz edebilme kabiliyetini haizdirler. Aslı cin olan şeytan için, Efendimiz (sav): “O, kanın damarlarda dolaştığı gibi, insan vücudunda dolaşır” buyurmaktadır. Bu hadisten anlaşıldığı gibi cinler, vücudun en iç organlarına kadar nüfuz edebilir ve orada bir kısım hastalıklara sebep ya da o hastalıklara engel olabilirler. Ancak onların, bu özelliklerinden istifade etme niyetiyle tedavi vb. hususlarda kullanılması, -o mevzudaki metod ve kıstasları kendi dünyalarına ait olacağından- çok defa tehlikeli olabilir.&lt;br /&gt;
Cinler, Kur’ân’da bildirildiği üzere, “Levh-i Mahv ve İsbat”ta olan şeylere muttali olmaya çalışır; oradan gözlerine ilişen bilgileri alır ve daha sonra da onları kendi hesaplarına değerlendirebilirler. Bazen, böyle hırsızlık sonucu elde ettikleri şeyleri, kendilerine açık insanların kulaklarına fısıldar; Efendimiz’in ifadesiyle “gır gır” eder ve çoklarını baştan çıkarırlar; zira bu bilgilerin %99′u kendi kattıkları yalanlarla doludur. Evet, belki bunlardan %1′i doğru çıkabilir; işte bu, diğer yalanlara referans olur… Kur’ân-ı Kerim’de cinlerin bu durumunu anlatan birçok âyet vardır. Şimdi onların birkaçının icmâlî mealini zikredelim: “Andolsun, biz gökte birtakım burçlar yarattık ve seyredenler için onu süsledik. Onları, taşlanmış her şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı eden müstesna. Onun da peşine açık bir alev sütunu düşmüştür.” (Hicr/16-18), “Biz yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik. Ve itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk. Onlar, artık mele-i âla’ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar. Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır. Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da her şeyi delip geçen bir parlak ışık takip eder.” (Saffat/6-10).”&lt;br /&gt;
Cinlerin özelliklerini, yaradılışları gereği insanlardan ayrı düşünmek ve bunları kısaca maddeler halinde şöylece belirtmek mümkündür:&lt;br /&gt;
1. Ateşten yaratılmışlardır.&lt;br /&gt;
2. Duyu organlarıyla algılanamayan ruhanî varlıklardır.&lt;br /&gt;
3. Çeşitli şekillere girebilirler, (insan, yılan, kedi, köpek, inek gibi) hatta insanların içlerine ve çeşitli hayvanlara sızabilirler. Işınsal varlıklar olduğundan, çok hızlı hareket edebilirler. Ağır ve zor işleri kolayca yapabilirler.&lt;br /&gt;
4. Cinler de insanlar gibi ilahi emirlere itaat etmekle mükelleftirler. “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat 56)&lt;br /&gt;
5. Peygamberimizin risaleti cinleri de kapsamaktadır. Bunun için Rasülullah (s.a.v.) İslâmı cinlere de anlatmıştır.&lt;br /&gt;
6. Cinlerin bazıları müslüman olsa da ekserisi kâfirdir. Mümin olanları cennete, kâfir olanları da cehenneme girecektir.&lt;br /&gt;
7. Cinler gaybı yani geleceği ve gelecekte olacakları bilemezler. Ancak uzun süre yaşadıkları için insanların bilemedikleri bazı geçmiş olayları ve saklı bilgileri bilme imkânları vardır. Bu durum onların insanlardan daha üstün olduklarını ifade etmez. Sebe’ Sûresinin 14. Ayetinde “Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun ölümünü onlara ancak değneğini yemekte olan bir kurt gösterdi. Süleyman’ın cesedi yıkılınca cinler anladılar ki, eğer Gaybı bilmiş olsalardı aşağılayıcı azap içinde kalmamış olacaklardı.” Buyurulur.&lt;br /&gt;
8. Cinlerin ömrü insanlara göre çok uzundur.&lt;br /&gt;
9. Cinler bazı durumlarda insanlara zarar verseler de -bazen çok basit varlıklar da insana zarar verebilmektedir- inanan kimsenin bunlardan korkmaması ve bunların şerlerinden Allah’a sığınması gerekir. Zira Peygamberimizden sonra bunların Müslümanlar üzerinde etkileri kalmamıştır. İnsanın bunlardan çok üstün olduğuna gönülden inanması lazımdır. Ayrıca bunların tuzağına düşmemek veya onların şerrinden kurtulmak için Hz. Peygamber Ayet-el- Kürsi ile Nas ve Felak surelerinin okunmasını tavsiye etmektedir.&lt;br /&gt;
Cinler, şeytanlarla birlikte insanları kötülüklere sevk etmek ve onları yoldan çıkarmak için işbirliği halindedirler. Zihinlere ve kalplere bunların güzelliklerini fısıldarlar. Kur’an-ı Kerimde bu konu şöyle haber verilir:&lt;br /&gt;
“Aldatmak için birbirlerine cazip sözler fısıldayan cin ve insan şeytanlarını her peygambere (ve ümmetine) düşman yaptık. Bu şeytanlar ahirete inanmayanların kalplerinin o sözlere yönelmesi ve ondan hoşlanması için, bir de işledikleri suçlarını işlemeye devam etsinler diye böyle yaparlar. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı, sen onları düzmekte oldukları iftiraları ile baş başa bırak.” (En’am Suresi 112-113).&lt;br /&gt;
YAŞAYIŞLARI:&lt;br /&gt;
Kaynakların bildirdiğine göre Cinler de tıpkı insanlar gibi yerler içerler, evlenirler ve çoğalırlar, erkeklik ve dişilikleri vardır, doğar büyür ve ölürler.&lt;br /&gt;
Yaşadıkları yerlere gelince, cinler dünyanın çeşitli yerlerinde, özellikle dağlık yerlerde, harabelerde, denizlerde, çöllerde, mezarlıklarda ve çöplüklerde yaşarlar.&lt;br /&gt;
Yiyip içtikleri şeyler ise ihtilaflıdır. Bir kısım kaynaklar, cinlerin yemek kokularıyla veya yemek artıklarıyla, kemik ve hayvan dışkılarıyla beslendiklerini belirtirler. Kabul edilen görüşe göre ise kendilerine özgü gıdalarla ve tarzda beslenirler.&lt;br /&gt;
“Havass” ve “azâim” türünden bazı metinlerin okunmasıyla cinlerden faydalanma girişiminde bulunulmasına huddâmcılık, bu işte kullanılan cinlere de huddâm denir.&lt;br /&gt;
Cinlerin insanlarla temasları göz önüne alınarak bu gibi yerlerde dolaşırken her halde dikkatli olunması ve manevi tedbirlerle önlem alınması tavsiye edilir.&lt;br /&gt;
CİNLERDEN KORUNMA YOLLARI&lt;br /&gt;
Cinler insana fayda değil zarar getirir. Onlar, görünmezlikleri dolayısıyla, insandan üstün varlıklar olarak nitelendirsekte; aksine insandan aşağı varlıklardır. İnsanın kendinden aşağı bir varlığa ilgi duyması, onunla irtibata geçmesi, ilişki kurması, o insana üstünlük sağlamaz, onu daha da alçaltır. Nasıl, altını bakırla karıştırınca, altının değeri düşerse; insanın cinle irtibata geçmesiyle, insanın değeri de düşer. Çünkü irtibata geçtiği cin onu doğru yoldan saptırır. Bu durumun örnekleri çoktur. Cinlerle irtibat halinde olan insanların çoğunda; kibir, gurur, maddiyat ve kendinde üstünlük görme gibi durumlar ortaya çıkar. Zamanla hizmetcisi sandığı cine hizmetci olur. Kendi iradesini onun iradesine kaptırır. Sözde o istediklerini yaptırdığını sanır fakat zamanla cinin isteklerini kendi yapmaya başlar. Bu duruma düşünce ondan kurtulmakta zorlaşır.&lt;br /&gt;
Cinlerle uğraşan çoğu kimse hayatından memnun değildir. Onlardan fayda yerine zarar görmüştür. Onlarla irtibata geçmek insan için faydalı olsaydı Peygamberimiz S.A.V. tavsiye eder, yol gösterirdi. Aksine zararlı olduğu için bu yolları ve yöntemleri tasvip etmemiş hatta yasaklamıştır.der&amp;nbsp; &amp;nbsp;aşagıda kurtulma metotlarını kısa&amp;nbsp; ve&amp;nbsp; etkılı olanları parakapısı.net ailesine sundum en yakın zamanda&amp;nbsp; defıne ile&amp;nbsp; &amp;nbsp;ılgılı dıger bılgılerde eklenecektır&lt;br /&gt;
Cinlerin verdigi zararlardan kurtulmak ve korunmak elbette mümkündür. Ancak yinede bilinçsiz yapilan korunma yarar yerine zarar verebilir&lt;br /&gt;
büyülü olan kişinin büyüden korunmak&amp;nbsp; ve kurtulmak için yapilmasi gerekenler&lt;br /&gt;
- Bir miktar suya Ayet-el kürsi, Ihlas ve Muavvizeteyn [Nas ve Felak] surelerini okumalidir! Büyü yapilan kimse bundan üç yudum içmeli, kalan su ile gusledilmelidir!&lt;br /&gt;
- Üç kere Salevat-i serife okumali, sonnra yedi Fatiha, yedi Ayet-el kürsi, yedi Kâfirun suresi, yedi Ihlas-i serif, yedi Felak ve yedi Nas surelerini okuyup kendi üzerine veya hastanin üzerine üflemelidir! Bunlari tekrar okuyup hastanin odasina, yatagina, evin her yerine, bahçesine üflemelidir!&lt;br /&gt;
- Fatiha, Ayet-el kürsi ve dört kul, (yani Kâfirun, Ihlas, Felak ve Nas sureleri) yediser kere okunup hastaya üflenirse, bütün afetler, dertler için, sihir (büyü), nazar için iyi gelir. Tuz üzerine okunup, suda eritilerek içmek de olur.&lt;br /&gt;
- Sabah aksam, Bekara suresinin basindan dört ayet ve Ayet-el kürsi ile, Ayet-el kürsiden sonraki iki ayeti ve Bekara suresinin sonundaki 3 ayet, hastanin üzerine okunursa, iyi olur.&lt;br /&gt;
- “La ilahe illallahü vahdehü la serike leh lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve ala külli seyin kadir” okunmalidir!&lt;br /&gt;
- Günde 500 kere “La havle vela kuvvete illa billah-il-aliyyilazim” okunmalidir! Baslarken yüz kere salevat ve bitirince de yine yüz kere salevat getirmelidir!&lt;br /&gt;
- 25 kere Estagfirullah denir. Sonuncussunda ve etubü ileyhe kadar okunur. Sonra onbir ihlas ve yedi kere Fatiha-i serife ve otuz üç kere, Allahümme salli ve sellim ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed okuyup, sevabi Peygamber efendimizin ve Eshab-i kiramin ve Evliyanin ruhlarina ve sonra Silsile-i aliyye denilen büyük âlimlerin isimlerini söyleyip; bu büyüklerin ruhlarina hediye edilir. Bunlarin hürmetine sifa vermesi için Allahü teâlâya duâ edilir. Hergün sabah-aksam böyle duâ edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cinden kurtulmak için on seyi yapmalıdır&lt;br /&gt;
1- E’ûzü Besmele ile Fâtiha sûresi okumalidir.&lt;br /&gt;
2- E’ûzü Besmele ile iki Kul-e’ûzüyü okumalidir.&lt;br /&gt;
3- E’ûzü Besmele ile Bekara sûresini okumalidir.&lt;br /&gt;
4- E’ûzü Besmele ile Âyetelkürsî okumalidir.&lt;br /&gt;
5- E’ûzü Besmele ile Bekara sûresinin son âyetini okumalidir.&lt;br /&gt;
6- E’ûzü Besmele ile Ha-Mîm Mü’mîn sûresinin basindan (masîr)e kadar ve Âyetelkürsî okumalidir.&lt;br /&gt;
7- “Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ serîke leh lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve alâ külli sey’in kadîr” okumalidir.&lt;br /&gt;
8- Çok (Allah) demelidir.&lt;br /&gt;
9- Hep abdestli bulunmali, farzlari ve sünnetleri hiç terk etmemelidir.&lt;br /&gt;
10- Günah islemekten, ZİNADAN&amp;nbsp; çok konusmaktan, çok yimekten ve kalabaliktan sakinmalidir.&lt;br /&gt;
Sikintidan Kurtulmak Için Okunacak Duâ&lt;br /&gt;
(Yâ Allah-ür-rakîb-ül-hafîz-ür-rahîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-halîm-ül’azîm-ür-raûf-ül-kerîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-kayyüm-ül-kâimü alâ külli nefsin bimâ kesebet, hul beynî ve beyne adüvvî!)(22)&lt;br /&gt;
(Lâ ilâhe illallâhül’azîm-ül-halîm lâ ilâhe illallâhü Rabbül-Ars-il’azîm lâ ilâhe illallahü Rabbüs-semâvâti ve Rabbül-Erdi Rabbül’Ars-il-kerîm.)&lt;br /&gt;
“Sikintiya düsen veya borçlanan, bin kere “La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim” derse, Allahü teâlâ isini kolaylastirir.”&lt;br /&gt;
“Sikintili iken “Hasbünallah ve ni’mel-vekîl” deyiniz!”&lt;br /&gt;
“Sabah-aksam Ihlas ve Muavvizeteyni [iki kuleuzüyü] üçer defa oku! Bunlar, bütün belâlari, afetleri, sikintilari ve istemedigin seyleri giderir.”&lt;br /&gt;
“Bir kimse, sikintili zamaninda on defa, Hasbiyallahü lâ ilâhe illâ hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arsil azîm’i okursa, Allahü teâlâ üzüntüsünü giderir.”&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Ruhî Sikintida Okunan Duâ&lt;br /&gt;
“Reva Aliyyül-Rida, fe-kale, Haddeseni ebi Musel-Kazim an ebihi Caferis-Sadik an ebihi Muhammedenil-Bakir an ebihi Zeynelabidin Ali an ebihil-Hüseyn an ebihi Ali bin Ebi talib radiyallahü anhüm, kale haddeseni habibi ve kurretü ayni Resûlullahi sallallahü aleyhi ve sellem, kale haddeseni Cibrilü, kale semitü Rabbülizzeti yekülü, La ilahe illallahü hisni, men kale-ha dehale hisni, ve men dehale hisni emine min azabi”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Korkulu Zamanlarda Okunacak Duâ&lt;br /&gt;
Korkulu zamanlarda, “Kelime-i temcîd”, yâni “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil’aliyyil’azîm”&amp;nbsp; çok okumalidir.&lt;br /&gt;
: “Dertlerden kurtulmak ve murâda kavusmak için besyüz kere Lâ havle velâ kuvvete illâ billah ile evvelinde ve âhirinda yüzer defa salevât-i serife okuyup duâ etmelidir”.&lt;br /&gt;
Mu’avvizeteyn,yâni iki Kul-e’ûzü’yü çok okumak da faydalidir.&lt;br /&gt;
Ayrica, Li îlâfi sûresi, hergün ve her gece hiç olmazsa onbirer def’a okumalidir.&lt;br /&gt;
Sübhânellahi vel-hamdülillahi velâ ilâhe illallahü vallahü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billahil’aliyyil’azîm,&amp;nbsp; duâsini da gece gündüz çok okumalidir.&lt;br /&gt;
Peygamberimiz, Allahümme innî es’elüke bihakkissâ’ilîne aleyke, ya’nî (Yâ Rabbî! Senden isteyip de, verdigin kimselerin hâtiri için, senden istiyorum!) derdi ve böyle duâ ediniz buyururdu. Sebeplere yapisip, emredilen seyler okunduktan sonra böyle duâ etmelidir.&lt;br /&gt;
Imam-i Rabbanî hazretleri, talebeleri ile, uzak bir yere giderken gece, bir handa kaldilar. “Bu gece bir belâ zuhur edecektir. ‘Bismillahillezi la-yedurru maasmihi seyün fil-erd-i vela fissemai ve hüvess-semiulalim’&amp;nbsp; duâsini besmele ile okuyun!” buyurdu.&lt;br /&gt;
Gece büyük yangin oldu. Her odada esyalar yandi. Duâyi okuyanlara birsey olmadi. Dert, belâ, fitne ve hastaliklardan korunmak için, sabah-aksam, Imam-i Rabbanî hazretlerinin bildirdigini hatirlayarak, üç defa okumalidir. Hadis-i serifte buyuruldu ki:&lt;br /&gt;
defıne vs…&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
“Bir yere gelen kimse “Euzu bikelimatillahi-ttammati min serri ma haleka”&amp;nbsp; okursa, o yerden kalkincaya kadar, ona hiç birsey zarar veremez.”&lt;br /&gt;
Korkulu seyden kurtulmak veya bir dilege kavusmak için, Taha suresi’nin 37. ayetinden (Velekad’dan), 39. ayetin sonuna (ala ayniye) kadar&lt;br /&gt;
okunmalıdır cok faydası goülmüştür&lt;br /&gt;
şukur duası nasıl yapılır&lt;br /&gt;
Her sabah bir kere “Allahümme mâ esbaha bî min nîmetin ev bi-ehadin min halkike, fe minke vahdeke, lâ serîke leke, fe lekel hamdü ve lekessükr”&lt;br /&gt;
demeli ve her aksam (Mâ esbaha) yerine (Mâ emsâ) diyerek, hepsini aynen okumalidir.&lt;br /&gt;
Peygamberimiz buyurdu ki,”Bu duâyi gündüz okuyan, o günün sükrünü yapmis olur. Gece okuyunca, o gecenin sükrünü îfâ etmis olur”. Abdestli okumak iyi olur ise de sart degildir. Hergün ve her gece okumalidir.&lt;br /&gt;
Hamd ve sükür için de su duâ okunmalidir:&lt;br /&gt;
“El-hamdü-lillâhi dâimen ve alâ külli hâl ve E’ûzü billâhi min hâl-i ehlinnâr”.&lt;br /&gt;
Su duâ da okunmalidir:&lt;br /&gt;
“Elhamdülillahi alâ ni’metil islâm. Ve alâ tevfîkil îmân. Ve alâ hidâyetil rahmân.”&lt;br /&gt;
CİNLERİN ÖMÜRLERİ&lt;br /&gt;
Cinlerin ömürleri, insanların ortalama ömür süreleri olan 70 senenin yaklaşık 10 ila 13 katı, yâni 700 ile 1000 sene arasında değişmektedir. Ancak bazı Cinlerin ömürlerinin 1400 seneye yakın bir zamanı kapladığı da bu sahada ihtisas sahibi olan kişilerce belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
Onların ömürlerinin bu kadar uzun olması, yaşam şartlarının bizden başka bir şekilde olmasına, hızlarının insanınkinden çok çok yüksek olmasına bağlı bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
Bunu imkânımız ve müsbet ilmin gelişmeleri nisbetinde açıklamaya çalışalım.&lt;br /&gt;
Bugün fizikte “öz zamanın kısalması” denilen son derece şaşırtıcı bir durum tüm günümüz ileri bilim çevrelerince kabul edilmiş durumdadır. Bu olayı basit bir şekilde anlatmak gerekirse; “hız yükseldikçe, zaman yavaşlar. Hız, belirli bir noktaya ulaştığında ise zaman durur” şeklinde özetleyebiliriz…&lt;br /&gt;
Bunun açıklamasını ünlü fizikçi Paul Langevin şöyle yapmıştır:&lt;br /&gt;
“Bir taşıtın içindeki insanla birlikte, yeryüzünden ışık hızının 20.000′de biri kadar bir hızla ayrıldığını düşünün… Bu taşıt ve içindeki insan, taşıt içindeki kendi zamanı ile tam bir yıl süreyle dünyadan uzaklaşıyor… Bir senenin sonunda ise çark ediyor ve dünyaya geri gelmeye başlıyor…&amp;nbsp; Ve sonuçta dünyaya geri döndüğü zaman kendi öz zamanına göre iki sene geçmiş iken, dünyanın tam iki yüz yıl ihtiyarlamış olduğunu, dünya üzerinde üç neslin değişmiş bulunduğunu görüyor..”&lt;br /&gt;
CİNLER İNSANLARA ZARAR VERİRLER Mİ?&lt;br /&gt;
İman etmeyen cinler insanlarla içiçe yaşadıklarından birçok kimsenin ne durumda olduklarını bilirler ve cinler kendi aralarında birçok insan ile ilgili konuşmalar yaparlar. İnsanların manevi olarak hassaslaştığı, sıkıntılı olduğu dönemlerde, ekseriyetle kalplerine ve beyinlerine hükmederek bilhassa vesvese yolu ile sıkıntı verirler, yanlış yollara sevk etmek için yönlendirirler. İnsanları, imanlarından uzak tutabilmek için ellerinden ne geliyorsa yaparlar. Kimi insana vesvese ile, kimisine görünmek sureti ile kendilerini hissettirirler. Yılan, akrep, kedi, köpek ve deve halinde görünürler. Cinler değişik şekil ve suretlere girebildiklerinden dolayı, herhangi bir insan sureti ile de gözükebilir. İnsanlara musallat döneminde ekseriyette geçmişi hatırlatırlar. Cinlerin musallat olması ise bu şekilde başlar. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur: “Cinlerin ve insanların nazarından Allaha sığınırım.” Yine bir hadis-i şerifinde “Şeytan yani şeytan cinler adem oğlunun damarlarında kanının dolaştığı gibi dolaşır” demektedir. Cinler ekseriyette rahatsız ettiği insanların gözlerine bir takım hayali görüntüler verirler.&lt;br /&gt;
CİNLERLE TEMAS KURULABİLİR Mİ?&lt;br /&gt;
Bu konuda Fethullah Gülen Hoca şunları söylemektedir:&lt;br /&gt;
“Bazı insanların ruhları cinlerle temas etmeye, yani ilişki kurmaya müsaittir. Bu tip insanlar çabuk trans haline geçip, bizim buudarımızın dışına çabucak çıkabilirler. Bu sebeple böyle ruh yapısına&amp;nbsp; sahip olan kimseler, cinlerinm alemine geçip, onların buudlarına girebilir ve onların dilleri&amp;nbsp; ve haberleşme usulleri ile haberleşebilirler. Bu bir fıtrat ve yapı meselesidir. Ancak, bundan bir insani üstünlük anlamı çıkarılmamalıdır.&lt;br /&gt;
Evet, görülmeyen bu kuvvetlerin tabi oldukları belli prensipler vardır. Dolayısıyla insan her arzu ettiği yerde bunlara iş yaptıramaz. Zira onlar, Allah’ın&amp;nbsp; tayin ettiği buudun dışında iş yapamazlar. Kişi, mazhar olduğu bir kısım esma ve kelimeleri sırlı kilitleri açar gibi kullanıp, cinlerle&amp;nbsp; temasa geçebilir ama, cinler kendilerine verilmeyen imkanları kullanamazlar. Bu itibarla her insan, cinlerden istifade edemez, eden d, onları her arzusunda kullanamaz. bununla birlikte, bazı kelimeleri cinlere ait birer kod, birer telefon numarası gibi çevirip, belirli şekillerde ve belirli sayıda tekrarlayarak, onlarla irtibat kuran insanlar da az değildir.&lt;br /&gt;
Bir takım yolları ve usulleri olmakla beraber cinlerle irtibat kurma, mürşit ve rehber ister, o işin ehli olmayı gerektirir. Usul, prensip ve rehber olmazsa, hata ve yanlışlıklar yapıp paçayı kaptırma ihtimali de vardır. Bu tür şeylerle meşgul olanların gözleri mana alemine açık değil ve kendileri ayaklarını basacakları yeri&amp;nbsp; bilemiyorlarsa, o zaman habis ruhların saldırısına uğrarlar; onların hakimiyeti altına girerler ve onların oyuncakları olurlar. Netice de cinler, böyle kimseleri bazen gurur ve kibre sevk eder, okşayıp şımartır; yeri ve zamanı gelince de korkutup tehdit ederek tesirleri altına alırlar ve kendi hesaplarına konuşturup, iş yaptırırlar. Nitekim 20,asırda Hindistan’da Gulam Ahmed Kadıyani, böylesi habis ruhların kurbanı olmuştur. Hint Yogizm’ine karşı Fakirizm yolunda İslam adına mücadele etmek istemiş, fakat habis ruhların sldırısına uğrayıp, oyuncakları haline gelmiş…. Habis ruhlar, önce kendisine müceddid olduğunu kabul&amp;nbsp; ettirmişler; sonra da mehdiliğine, ardından da&amp;nbsp; İsa-Mesih olduğuna inandırmışlardır….”&lt;br /&gt;
CİNLERİN GÖRÜNMESİ&lt;br /&gt;
Suyun buharlaşması, katı maddelerin gaz, sıvı ve buhar haline dönüşmesi, atomun parçalanıp enerji dalgaları ve kuantlar haline gelmesi, yıldızların karadelikler halinde ortaya çıkmaları gibi, hayatımızda ve kâinatta görülen âlemden görülmeyene doğru bir faaliyet, bir akış ve bir hamle mevcuttur. Bu İlâhî icraatı tersine düşündüğümüzde ise, görülmeyenden görülene ve bilinmezden de madde olarak müşahede edilir hale gelmeye doğru bir akışın varlığını gözlemek mümkündür. Gazlar sıvı olur; kristalleşir cisim olur; buharlaşan su zerrecikleri, “Bizi yok zannetmeyin, görülmüyoruz ama, kaybolmadık” der gibi, damlalar haline gelip başımızı ıslatır; gök tarlasındaki pamuk yığınları, yer aynasına kar örtüsü olarak yansır… Hattâ, buhar halinden çıkan su, daha da kesafet kazanayım ve şekillenip görüneyim diye buz olur, demirden de olsa kabını parçalar. Beynimizde plânladığımız nice görünmezler, dış âleme intikal edip görünür ve maddî vücut kazanırlar.&lt;br /&gt;
İşte, görünmeyen varlıklar olan melek, cin ve ruhanîler de, her ne kadar kendilerine has yapılarıyla bu âlemde görülmeseler bile, bu âleme has vasıtaları kullanıp, kılıf ve elbise giyerek görünebilirler. Meleklerin ve cinlerin bu şekilde görünmelerine “temessül” diyoruz. Kur’ân, temessülü anlatırken (Meryem, 19/17),&lt;br /&gt;
“(Melek, Meryem Validemiz’e) “tastamam bir insan şeklinde temessül etti” der.&lt;br /&gt;
Efendimiz (sav)’e vahiy getiren melek, bazen kendine has keyfiyetle, bazen bir muharip şeklinde, bazen de daha başka suretlerde geliyordu. Benî Kureyza üzerine yürüneceği zaman Cebrail (as), tozu toprağı üstünde bir muharip suretinde gelmiş ve -Ya Rasûlullah, siz zırhlarınızı çıkardınız, fakat biz melekler taifesi çıkarmadık, demişti. Yine aynı melek, bazı zaman oluyordu ki, Dıhye (ra) suretinde geliyor, bazı zaman da, dinî tâlim maksadıyla üzerinde hiç de yolculuk emaresi taşımayan bir misafir kıyafetinde geliyor ve “İman, İhsan, İslâm nedir?” şeklinde suâller sorup, verilen cevapları “Doğru” diye tasdikleyip gidiyordu…&lt;br /&gt;
Cinler ve şeytanlar da, melek gibi temessül edebilir. Hüseyin Cisrî’ye göre, Allah’ın (cc) kendilerine verdiği yaratılış biçimi sayesinde havadan, esirden veya benzeri bir maddeden istedikleri kadar alıp yoğunlaştırarak istedikleri şekle sokar ve o şekli âdete bir elbise yapıp, o elbise içinde insanlara görünürler. İmam Şiblî, Ebu Ya’lâ’nın beyanına dayanarak, cinlerin ve şeytanların kendi kendilerine şekil değiştiremeyeceklerini, buna güç ve takatlarının olmadığını, fakat Allah’ın (cc) kendilerine öğrettiği kelime ve isimlerden âdeta şifre vazifesi yapan birini söylediklerinde, Allah’ın (cc) onları bir şekilden diğer şekle, bir halden başka bir hale soktuğunu belirtir. Bu, kendi âleminden başka bir âleme, o âleme ait bir vasıta ile geçebilmek için sanki sınırda söylenmesi gereken bir kelime, gösterilmesi şart bir vize ya da askerin geçit için sorduğu parola gibidir. Cinler ve şeytanlar, kendi kabiliyet ve irâdeleriyle bu tebdil-i kıyafeti (transformasyon) yapamazlar; yapmaya kalkıştıklarında, bünyeleri parça parça olur ve hayatiyetlerini kaybederler.&lt;br /&gt;
Cinlerden olan şeytan da, insan kılığına girebilir. Nitekim, onun Bedir Savaşı öncesi Necid’li bir yaşlı sûretinde Kureyş’e gelerek, kurdukları tuzak için onlara tahrik edici fikirler verip, çareler tavsiye ettiği rivayet edilir. Aynı şekilde bir başka defa, ganimetlere nöbetçilik yapan bir sahâbinin şeytanı ganimete zarar vermek isterken yakaladığı ve onun yalvarıp yakarması karşısında da salıverdiği nakledilir. Hâdise üçüncü defa&amp;nbsp; tekerrür edince şeytan, kendisini Allah’ın Rasulü’ne götürmeye karar veren sahabiye, -Bırak da, sana bizden korunup, emniyette olacağınız şeyi söyleyeyim, der, Sahabi,&lt;br /&gt;
-O nedir?, diye sorunca da,&lt;br /&gt;
-Ayetü’l-Kürsî, cevabını verir.&lt;br /&gt;
Hâdise kendilerine intikal edince Efendimiz (sav),&lt;br /&gt;
-Habis yalancıdır ama doğru söylemiş,buyururlar.&lt;br /&gt;
Cinler, insan kılığında görünebilecekleri gibi, hayvan şeklinde de görünebilirler. Yılan, akrep, sığır, merkep ve kuş kılığına girdikleri de anlatılmaktadır. Nitekim, Nahle Vadisi’nde Efendimiz (sav), onlardan biat kabul ederken, akrep ve kelb gibi herhangi bir hayvan kılığında görünmemeleri veya kendi suretlerinde, ya da daha başka munis bir surette tezahür etmeleri teklifinde bulunmuş, ümmetine de,&lt;br /&gt;
-Siz evinizde böyle bir haşere gördüğünüzde, ona önce üç defa “Allah rızası için git” deyin; belki o cin arkadaşlarınızdan olabilir. Eğer gitmezse, o zaman cin değildir; zarar verecekse, öldürebilirsiniz, buyurmuşlardı.&lt;br /&gt;
Bu, bir bakıma iki ayrı taifenin, iki ayrı cinsin veya iki ayrı sınıfın mukavelesi gibiydi ki, onun bu teklifine karşı cinler de,&lt;br /&gt;
“Ümmet’in her şeye besmele çeker, her şeyi kapatır ve muhafaza ederse, biz onların yiyecek ve içeceklerinden ne yer, ne de içeriz” şeklinde söz vermişlerdi. Tabiî ki, cinlerin bizim yediklerimizden nasıl istifade ettiklerini bilemiyoruz. Belki havasından, belki kokusundan, belki de müteaffin keyfiyetinden istifade etmektedirler.&lt;br /&gt;
Nitekim bir hadîs-i şerifte,&lt;br /&gt;
“Tezek ve kemiklerle taharetlenmeyiniz; çünkü onlar cin kardeşlerinizin yiyecekleridir”, buyurulur.&lt;br /&gt;
Kaynak: İnancın Gölgesinde, Fethullah Gülen, “Meleklerin ve Cinlerin Temessülü, Şekil ve Mahiyet Kazanıp Görünmeleri” adlı bölümden ilgili yerler alınmıştır.&lt;br /&gt;
CİNLERE DE PEYGAMBER GÖNDERİLDİ&lt;br /&gt;
Cinlerin de, kendi başlarına bir alem olduklarına göre düşünülecek olursa, onlara da kendi içlerinden birer peygamberin gönderilmiş olması gayet mantıklı olsa gerek.&lt;br /&gt;
Daha önceki bölümlerde “cinlerin de birer sorumlu varlık olduğunu” bildirmiş ve “Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimizi anlatan ve bugününüzle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran elçiler gelmedi mi? (denilince) “kendi aleyhimize de olsa şahitlik ederiz” dediler. Dünya hayatı kendilerini aldattı ve kendilerinin kafir olduklarına şahitlik ettiler” (En’am/130) ayetinin bu hususu açıklayıcı bir delil olduğunu ifade etmiştik. Dikkat edilecek olursa, aynı ayet, yine onlara (ister kendi içlerinden, isterse insanlara gönderilen peygamberlerin onlara da peygamberlik etmesi şekliyle) peygamberlerin gönderildiği hususunu da gayet açık ve net olarak ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
Cenab-ı Hakk bu ayetiyle cinlerin sorumluluklarını açıklamakla beraber, sanki onlara şöyle demektedir: “Ey ins ve cin topluluğu, sizdeki bu derbederlik, başıbozukluk, ailevî ve içtimaî hayatınızdaki ahenksizlik, kalbî ve ruhî hayatınızdaki karışıklık ve behimî arzularınıza takılıp kalmanızın sebebi nedir? Yoksa size, nezd-i Uluhiyet’imden Rasullerle açıklanan ayetlerim gelmedi mi? Niçin onlara ittiba edip yaratılış gayenize uygun hareket etmediniz; etmediniz de böyle esfel-i sâfilinde kaldınız? Halbuki size gelen o ayetler, böyle bir encamdan sizleri sakındırmışlardı.”&lt;br /&gt;
Cinler, bu hakikatı tamamen kabullenmişliğin ifadesi olarak, “her ne kadar aleyhimizde şahitlik olsa bile, böyle bir günde hakkı itiraf etmekten başka çaremiz yoktur. Evet, Hz. Musa, Senin emirlerini getirip bize tebliğde bulundu, Hz. Mesih o engin esrarını ruhlarımıza üfledi.. ve en son ferdiyetin mazharı Hz. Muhammed (sav) geldi ve bize hak ve hakikatın ifadesi olan İslam’ı tebliğ etti. Ne var ki, biz bunlara kulak asmadık, kendi heva ve hevesimize uyduk. Neticede de bu hallere ma’ruz kaldık” diyeceklerdir.&lt;br /&gt;
Evet, cinlerin de ifadelerinden anlaşıldığı gibi, ne yazık ki pek çok ins ve cinni, şu kısacık dünya hayatı aldatmıştır. Onlar, dünyayı ebedi zannedip onun aldatıcılığına kanmış ve neticede de bütün bütün kaybetmişlerdir. Mutlak Cemal’in tecellilerinin tamaşasıyla alacakları ruhani hazzı unutarak fâni ve geçici zevklerle oyalanmış, sonra da Cenab-ı Hakk’ın: “Kendi aleyhlerinde şehadette bulundular. Kafir olduklarını itiraf ettiler” ayetinin muhatabı olmuşlardır.&lt;br /&gt;
Oysa her şey açık ve seçikti. Kâinat, hemen her yanıyla, insanı irfan ufkuna ulaştıracak ayetlerle doluydu. Mele-i âladan, bizim irfan ufkumuza kadar uzanan varlık kitabına ait sayfa ve o sayfalardaki o nakış nakış işlenmiş satırlar hep “Allah” diyor ve yine binlerce delil ve bürhan adetâ, tarrakalarla O’nun mevcudiyetini ilan ediyordu. Fen ilimleri, laboratuvarlarıyla; astronomi, teleskoplarıyla hemen her ilim kâinatta keşfettikleri o baş döndürücü, gözkamaştırıcı nuraniyetin diliyle “La ilahe illallah” hakikatını haykırıyordu. Ne varki, bütün bu olup-biten şeylere rağmen onların itirafı şuydu: “Ama biz, gözümüzü tamamen kapayıp, ayağımıza kadar gelen bu nimetleri teptik ve tıpkı körler gibi yaşadık; yaşadık ve binbir dille söylenen bu hakikatlere kulak asmadık.. şimdi de kendi aleyhimizde şahitlik ediyoruz. Hatta bundan dolayı kendimizi, mevsimi geçmiş olsa da sorguluyoruz. Birazcık olsun kendi irademizle bu kudsî çağrıya icabet edebilseydik Allah’ın içimizde hidayet meş’alesini yakması söz konusu olabilirdi. Ne varki biz, zifiri karanlıklarda kalmak için direnip durduk ve nur hüzmelerinin düşünce dünyamıza sızmasına fırsat vermedik; hatta ruhumuza ait bütün menfezleri kapattık ve karanlıkta kalmaya razı olduk…”&lt;br /&gt;
Bu ayet, ahirette cin ve ins taifesine karşı yapılacak olan tevbih ve kınamayı, en çarpıcı şekliyle, hem de daha dünyada iken bizlere haber vermekle, düşmemiz muhtemel olan vahim bir durumdan bizleri sakındırmaktadır.&lt;br /&gt;
Bu ayetten istinbat edilen bir diğer mana ise, ins ve cinne ayrı ayrı peygamberlerin gönderildiği hakikatıdır. Dinler tarihinin de şehadetiyle biz, zaten insanlara peygamberlerin geldiğini biliyor ve kabul ediyoruz. En ücra yerlerde kimi vahşi kavimlerine bile, salt akılla ulaşmaları mümkün olmayan tevhid ufkuna ulaşabilmeleri için sürekli peygamber gönderilmiştir ki, bu hakikati gösteren yüzlerce delil mevcuttur. Şayet, çoğu destan ve efsanelerin arkası, ilmî araştırmalarla kurcalanıverse, hemen hepsinin arkasında peygamberlik hakikatlerinin mevcelendiği görülecektir. Medeniyet görmemiş en vahşî zannedilen insanların arasında dolaşıldığında dahi “her millet içinde mutlaka bir uyarıcı geçmiştir” (Fatır/24) ayeti gözlerimizi kamaştırırcasına tüllenecektir.&lt;br /&gt;
Evet, zamanın hemen her diliminde, küre-i arzın her yerinde şuur sahiplerini, kötü ve eğri yolun encamından sakındırıp, onların nazarlarını ulvî alemlere çeviren peygamberin zuhur etmediği tek bir zaman dilimi ve tek bir ümmet yoktur. Cenab-ı Hakk, her yere ve her topluluğa, o topluluğun genel keyfiyetine göre mutlaka bir uyarıcı göndermiştir. Bu uyarıcıları, gönderildikleri ümmetlere -bunlar insan, cin veya diğer ruhani varlıklar olabilir- rehberlik etmiş, onların nazarlarını bulundukları süflî alemden, ulvî ve nuranî alemlere çevirerek onları aydınlatmışlardır. Bu, aksine ihtimal verilmeyecek derecede kat’i bir hakikattir.&lt;br /&gt;
Ancak, eskiden beri İslam alimlerince farklı mutalaa edilen bir mevzu vardır ki, o da; cinlerin de kendi içlerinden, kendilerine hitap eden peygamberlerin gelip-gelmediği hususudur. Acaba insanlar, Hz. Adem’le (as) başlayıp Efendimiz’le (sav) sona eren bir peygamberler silsilesi ile aydınlanıp, onların ruhanî iklimlerinde hayatlarını sürdürürken, cinler de aynı peygamberlerin nuruyla mı aydınlanıyor, yoksa onlara da kendi içlerinden birer peygamber mi gönderiliyordu?.&lt;br /&gt;
Bu hususla alakalı olarak geçmişten günümüze alimlerin değerlendirmeleri biraz farklı olmuştur. Başta İbn Abbas, Mücahid, Kelbî, İbn Münzir, Ebu Ubeyd gibi ilk müfessirler ki bu aynı zamanda cumhurun da görüşüdür, “insanlara gönderilen peygamberler, aynı zamanda cin taifesinin de peygamberidir. Onlar insanların arasında iken zaman zaman gidip cinleri de irşad etmişlerdir” demişlerdir. Yani Hz. Adem (as), Hz. Nuh, Hz. İbrahim.. insanların peygamberi oldukları gibi cin taifesinin de peygamberleriydi; insanlığa getirmiş oldukları aynı hakikatleri onlara da anlatıyorlardı.&lt;br /&gt;
Ancak Dahhak, İbn Abbas’tan başka bir rivayet daha nakleder ki, bu görüşe göre, Cenab-ı Hakk cinlere ayrı, insanlara ayrı peygamberler göndermiştir. İbn Abbas’la beraber bu görüşü paylaşanlar, “Ey cin ve insanlar topluluğu! Size içinizden peygamberler gelmedi mi?” (En’am/130) ayetini delil olarak gösterirler. (Kurtubi, el-Camiu Liahkami’l-Kur’an, 7/85,86) Yani; “madem ki, burada cinler ve insanlar ayrı ayrı Cenab-ı Hakk’a muhatap oluyor ve her iki gruba da, kendi içlerinden peygamberlerin gelip gelmediği soruluyor; öyle ise, her iki taifeye de kendi içlerinden peygamber gelmiş olması gerekir; aksi takdirde böyle bir suale muhatap kalmaları makul sayılmayabilir” demişlerdir.&lt;br /&gt;
Ve yine, “Allah O’dur ki, yedi göğü ve yerden de o kadarını yarattı” (Talak/12) ayetinin tefsirinde İbn Abbas’tan bir rivayete göre Efendimiz (sav), “Başka alemlerde sizin Adem’iniz gibi Adem, Nuh’unuz gibi Nuh, Musa’nız gibi Musa, İsa’nız gibi İsa vardır” (Münâvi, Feyzü’l-Kadir, 3/365) buyurmuşlardır.&lt;br /&gt;
Efendimiz’in bu tefsiri de göstermektedir ki, her aleme, o aleme mahsus peygamberler gönderilmiştir. Cinlerin de, kendi başlarına bir alem olduklarına göre düşünülecek olursa, onlara da kendi içlerinden birer peygamberin gönderilmiş olması gayet mantıklı olsa gerek.&lt;br /&gt;
İbn Abbas, bir başka rivayette de şunları söyler: “Cinler, Allah’ın dumansız ateşten yarattığı kullarıdır. Henüz dünyada insanın isminden dahi eser yokken, Cenab-ı Hakk cinleri yaratmış ve dünyanın imarını onlara yaptırmıştır. Fakat onlar daha sonraları yeryüzünde fesat çıkarıp ilk babaları olan Can’la gönderilen İlahi ahkamı unutup şirazeden çıkınca, Allah da (cc), tekrar Yusuf isminde bir peygamber gönderdi; ama onu da şehid ettiler. Bunun üzerine cinler, göklerin sakinleri tarafından yeryüzünden uzaklaştırılıp denizlere sürüldüler”… (İbn-i Kesir, el-Bidaye, 1/49,50)&lt;br /&gt;
“Her millet içinde mutlaka bir uyarıcı gelmiştir” (Fâtır/24), “Biz, Rasul göndermedikçe (hiçbir kavme) azab edecek değiliz” (İsrâ/15) ayetleri onlara da, ‘birini doğru yola sokmak için uğraşan’ manasında bir “uyarıcı” ve ‘hakkı, hakikati tebliğ eden’ manasında da bir “Rasul” gönderildiğini haber vermektedir.&lt;br /&gt;
Baştan buraya kadar naklettiklerimiz açık veya kapalı her şeyi, sözlerini Efendimiz’e dayandıran, tefekkür ufukları nübüvvet meltemi ile müteessir büyüklerimizin tefsir adına söylediklerinden ibaretti. Naklettiğimiz bütün bu sözlerden anlaşılıyor ki, cinlere, insanlara peygamber geldiği gibi kendi içlerinden de peygamber gelmiş olabilir…&lt;br /&gt;
Rivayetlerin Ortak Değerlendirmesi&lt;br /&gt;
İnsanoğlu yaratıldıktan sonra, artık cinlerden peygamber gelmemiş gibi bir anlayış güçlü gibi görünmektedir.&lt;br /&gt;
Daha önceki bölümde de ifade ettiğimiz gibi, selef-i sâlihinden bazıları, insanlara gönderilen peygamberlerin cinlere de gönderildiğini söylerken ki bu cumhurun görüşüdür- kimileri de cinnlere ayrı peygamberlerin gönderildiğini söylemiş ve bu görüşlerini çeşitli delillerle ortaya koymaya çalışmışlardır. Bu hususta, fakirin görüşlerine gelince, bu iki görüşün te’lifi istikametindedir:&lt;br /&gt;
1. İnsanlar henüz yaratılmadan önce gelip geçen cin taifesinin, o devrede yeryüzünün halifesi olması itibariyle, onlara kendi içlerinden peygamberlerin gönderilmiş olması ve bu peygamberlerin, kendilerine yüklenilen irşad ve tebliğ vazifesini ifa etmeleri o dönem itibariyle gayet tabiiydi ve onlar da bu vazifeyi hakkıyla eda etmişlerdir. Zira cinlerin mükellef olmaları bunu gerektiriyordu ki, daha önce zikrettiğimiz ayet ve hadisler de bu hususu desteklemektedir.&lt;br /&gt;
2. Hz. Adem’in (as) yaratılıp halife kılınmasından sonra ise, cinler insanlara tâbi varlıklar haline getirildiklerinden bu dönemden sonra insanlara gönderilen peygamberler, aynı zamanda cinlere de gönderilmiş olabilirler. Zaten, İslam alimlerinin büyük çoğunluğu da bu görüşü savunmaktadır.&lt;br /&gt;
3. Her iki görüşü te’lif edecek önemli bir nokta da bence şu olmaktadır; Allah (cc) gönderdiği her peygambere, o peygambere has bir şeriat vermemiştir. Kur’an-ı Kerim’den öğrendiğimize göre, sadece dört semavî kitap vardır ve bazı peygamberlere de sadece bazı sahîfeler verilmiştir. Halbuki bir hadiste ifade edildiği üzere onca nebinin yanında, bir de 313 mürsel peygamber gönderilmiştir. Ve bu peygamberlerin hepsi de, risaletle görevlendirildiklerine dair Cenab-ı Hak’tan emir almışlardır. Bu emri aldıktan sonra da behemehal irşad ve tebliğde bulunmuşlardır ki, peygamberliğin gerçek manası budur. O halde, elinde ne bir hususi kitap ne de hususi bir şeriat mevcut olan bu elçiler, kendilerine kitap verilen peygamberlere tâbi olmuşlardır. Mesela, Hz. Musa (as) yolunda belki yüzü aşkın peygamber gelmiştir. Ama bunların hepsi de Tevrat’ın hükmü ile amel etmişlerdir. Hz. Davud (as) gibi cihan çapında bir saltanatın sahibi peygamber dahi, saltanatı misyonunun bir buudunun tezahürüydü. Hz. Davud’a verilen “Zebur”, evrad-u, ezkâr, zühd ve rekâik gibi hususları ihtiva ediyordu. Yine Hz. İbrahim (as) döneminde birçok peygamber vardır: Hz. İsmail ve yeğeni Hz. Lut (as) bunlardandı. O dönemde câri olan ahkam ise, Hz. İbrahim’e (as) verilen “sahifeler”den ibaretti. Hz. Mesih döneminde, İncilin ahkâmıyla amel eden nebi bilmiyoruz. Hz. Zekeriyya (as) ve Hz. Yahya (as) gibi bu döneme ait olan peygamberler de ihtimal ki tevratla amel ediyorlardı. Bunlardan başka ehl-i keşfin istihracı ve zayıf kabul edilen bir hadisin işaretiyle Halid b. Sinan adında, kendisine kitap ve şeriat verilmeyen bir peygamber daha vardır ki onun Hz. Mesih’le Efendimiz arasında gelip vazife yaptığı söylenmektedir. (İbn-i Sa’d, et-Tabakatü’l-Kübra, 1/296; İbn-i Hacer, el-İsâbe, 1/466; İbn-i Esir, Üsdü’l-Ğâbe, 2/99)&lt;br /&gt;
Bütün bunlar gösteriyor ki, kendisine kitap veya şeriat verilen peygamberler, kendilerine bağlı olan diğer peygamberleri, Cenab-ı Hakk’ın emirlerini esas alarak onları tavzif edebilmekte ve irşad adına onları yönlendirmektedirler. İhtimal bu peygamberler kendilerine inanan cinlerin bazılarını da istihdam edebiliyor ve onları cin taifelerini irşad etmede vazifelendiriyorlardı.&lt;br /&gt;
Bunun açık örneğini Efendimiz’in hayat-ı seniyyelerinde çok bariz olarak görmekteyiz. Şöyle ki, cinler, “Nahle” denilen yerde Efendimiz’i dinleyip, ardından da kendi kavim ve kabilelerini irşada gitmişlerdi ki(Kurtubi, el-Camiu Liahkami’l-Kur’an, 16/210-216) bu topluluk, Kur’an’da, “münzirîn” (uyarıcılar) ismiyle anılmaktadır. Haddizatında bu sıfat, Kur’an-ı Kerim’de sadece peygamberler için kullanılan bir tabirdir. Ayette: “Bir zaman cinlerden bir topluluğu, Kur’an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. O’na gittiklerinde birbirlerine “susun” dediler. (Okuma) Bitince de uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler” (Ahkâf/29)&lt;br /&gt;
Hulasa; insanoğlu yaratıldıktan sonra, artık cinlerden peygamber gelmemiş gibi bir anlayış güçlü gibi görünmektedir. Kur’an’ın “münzir” dediği cin taifesine, illada peygamber denilecekse, “peygamberler tarafından tavzif olunan” manasında peygamber demek olur ki, böyle bir tesmiye de yerinde olmasa gerek.&lt;br /&gt;
CİNLERDEN DOSTLARIMIZ VARMIDIR?&lt;br /&gt;
Bilinmelidir ki cinlerin muminleri, insanların müminleri gibi bizim kardeşlerimiz, dünya ve ahiret dostlarımızdır.&lt;br /&gt;
Bizler gibi mükellef varlıklar olan cinler kendileri gibi görünmeyen olan, müşterek düşmanlarımız olan şeytanlar tarafından saptırılmaya çalışılmaktadır. Görrünmez olmalarından dolayı onları birbiriyle karıştırmamak lazımdır. Şeytanlar cinlerden farklı olup şerlere odaklanmış varlıklardır.&lt;br /&gt;
Varlıkları peygamberimiz tarafından açıklanan cinler aleminin hayvanları, mükellef varlıklar olan cinlerle karıştırılarak cinlerin yılan ve köpek gibi suretlere girdikleri&amp;nbsp; yanılgısına düşülebilinmektedir. Allah’a muhatap olma yüceliğine erdirilmiş, Kur’an insanı olmaya aday varlıklar olan sorumlu cinlerin hayvan suretlerine sokulup korku salınması maalesef hadislere kadar sokulabilmiştir.&lt;br /&gt;
Bir diğer yanıltıcı husus da bazı hadisler de hastalık etkeni olarak gösterilen ve görünmez olma nitelikleri sebebiyle kendilerine görünmez varlıklar anlamına cin denilen mikroplar türünde varlıkların, mükellef varlıklar olan cinleranlamına algılatabilmesidir. Bu&amp;nbsp; bir hatadır, bu hataya düşmemelidir.&lt;br /&gt;
Efendimiz’i (sav) görüp O’nun sohbetinde bulunan kimselerin “Sahabi” kabul edilmesi gibi, O’nu gören her cin de “Sahabi” kabul edilmiş ve aralarında hiç bir fark gözetilmemiştir.&lt;br /&gt;
Mü’min olarak Efendimiz’i (sav) görüp O’nun sohbetinde bulunan kimselerin “Sahabi” kabul edilmesi gibi, O’nu gören her cin de “Sahabi” kabul edilmiş ve aralarında hiç bir fark gözetilmemiştir.&lt;br /&gt;
Hatta müfessirler, “Cinlerden bir grubu Sana yönelttiğimizde..” (Ahkâf, 46/29) ayetinde anlatılan cinleri isim isim saymış ve onların, cin taifesinin en büyük “Sahabileri” olduklarını söylemişlerdir. Bizim tesbitimize göre de, sayıları yedi veya dokuz olarak kabul edilen bu cinler, tıpkı Ashab-ı Bedir, Ashab-ı Uhud’un siyanetleri gibi, şer ve şerirlere karşı kendileriyle tevessül edildiğinde koruyuculuk yaparlar ki, onlar, -Kur’an’da anlatılan şekliyle- Allah Rasulü’nü ilk defa görüp dinleyen, ardından da kavim ve kabilelerine birer “münzir” olarak dönen cinlerdir. Binaenaleyh, bu yönüyle de onları, onlar arasındaki Sahabe’nin ileri gelenlerinden kabul edebiliriz.&lt;br /&gt;
Süheyli, Ömer b. Abdülaziz’le alakalı bir vak’ayı anlatırken, bu cinlerden de bahseder. Vak’a şöyledir: Ömer b. Abdülaziz, bir gün kırda dolaşırken, ölü bir yılan görür. Atından iner ve mendiline sararak o ölüyü toprağa defneder. (İhtimal o büyük insan, “gayb-âşinâ” gözleriyle bu meyyitin bir cin olduğunu keşfetmiştir) O esnada etraftan bir ses: “Saraka öldü, Saraka öldü..” diye etrafı çınlatır. Ömer b. Abdülaziz, bu ses sahibinin kim olduğunu sorar. Bu soru üzerine: “Bir zaman cinlerden bir topluluğu, Kur’an dinlemek üzere Sana yöneltmiştik..” (Ahkâf/29) ayetinde anlatılan cinlerden biriyim” der ve sözlerine şöyle devam eder: “O gün Allah Rasûlü’nü dinleyip kavmine “uyarıcı” olarak dönenlerden hayatta sadece Saraka ile ben kalmıştım. Bugün kâfirlerle harbederken, Saraka da şehid oldu. Şu anda, sadece ben varım.. sana müjdeler olsun ey mü’minlerin emiri! Zira biz Allah Rasûlü’nün huzurunda iken, bir aralık dönüp: “Sizlerden Saraka bir yerde şehid olacak. Onu ümmetimin en hayırlılarından biri kefenleyip defnedecek” buyurdular. İşte o haber bugün aynen cereyan etti. Ne mutlu sana ki, sen O’nun müjdelediği o hayırlı insansın!” (Kurtubi, el-Camiu Liahkami’l-Kur’an, 16/214)&lt;br /&gt;
Hz. Aişe validemiz anlatıyor: “Bilmeyerek, evde dolaşan bir canlıyı (muhtemelen bir yılanı kastediyor) öldürmüştüm. O gece rüyamda beni yüksek bir mahkemeye çağırdılar ve benim cinayet işlediğimi söylediler. “Hayır, ben kimseyi öldürmedim..” dediysem de, ısrarlarından gündüz öldürdüğüm canlıyı kastettiklerini anlamıştım. Meğer o bir cinnî imiş. Kendimi müdafaa için: “O niçin eve gelip beni gözetliyor?” deyince: “Hayır, o asla sana bakmak için gelmezdi. Hele saçın-başın açıkken, kat’iyen odana girmezdi. Fakat o, bir Kur’an aşığı idi. Rasûlullah’tan ilk dinlediği Kur’an zevki, onu o kadar sarmıştı ki, Allah Rasûlü’nden sonra o manevî zevki, hep senin Kur’an’ında arardı. Evine gelişi işte de bu sebepleydi..” dediler. Hz. Aişe validemiz diyor ki; “uyandığımda rüyanın dehşetinden kan-ter içinde kalmıştım. Hatamı affettirmek için de, sadaka dağıtıp, bazı köleleri hürriyete kavuşturdum…” (Kurtubi, el-Camiu Liahkami’l-Kur’an, 16/214,215) Evet, anlaşılan Kur’an dinlemek için o eve gelen, cinlerden bir Sahabi idi ve Hz. Aişe validemiz, yanlışlıkla böyle bir Sahabiyi katletmişti ve bundan dolayı manevi bir mahkemede hesaba çekilmişti.&lt;br /&gt;
Görülüyor ki, kim İki Cihan Serveri’yle irtibata geçse, hemen evc-i kemâle yükseliyor. Nasıl ki insanlar, O’na dilbeste olup gönülden bağlanmakla bir anda O’nun arkadaşları oluyor ve “Sahabe olma” şerefiyle serfiraz kılınıyorlar; öyle de, O’nun getirmiş olduğu o kutlu mesaja kulak veren cinler de aynı noktaya ulaşabiliyorlar. İşte bu noktadan hareketle diyebiliriz ki, şayet onlar da bizim gibi bir ümmet ise, bizim Ashab-ı Bedir, Ashab-ı Uhud’umuz olduğu gibi, onların da Ashab-ı Bedir ve Ashab-ı Uhud’u vardır. Bizim aşere-i mübeşşeremiz; hatta üçlerimiz, yedilerimiz, kırklarımız olduğu gibi; onların da aşere-i mübeşşeresi, üçleri, yedileri, kırkları olduğu söylenebilir.&lt;br /&gt;
Kaynak: Metafizik Dünya&lt;br /&gt;
CİN VE ŞEYTANIN FARKLARI&lt;br /&gt;
Burada dikkat edilmesi gereken nokta;&lt;br /&gt;
- Cinler, insanın doğrudan beynine, aklına, düşünce sistemine nüfuz edebilir, o bölgeleri tesir altına alabilir. (Korku, endişe, ürperti, hayal kurma gibi olaylarda olduğu gibi)&lt;br /&gt;
- Şeytan ise farklıdır, o yaratılış gereği kalbe ve inanç merkezine nüfuz eder. Kalbin yanında bulunan lümme-i şeytaniye denilen yerde, devamlı surette insana vesvese verir, onu ifsad etmeye çalışır.&lt;br /&gt;
Şeytan, en büyük düşman olduğu halde, gerektiğinde cinleri, gerektiğinde habis ruhları, gerektiğinde ise insî şeytanları kullanarak, kötülüklerini bunlar vasıtasıyla sergileyerek varlığını insanlara unutturmaya çalışır. Bu gaflet hâlinden kurtulmak için, insanın inancı kuvvetli, düşünce ufku berrak, temiz kalbli, hizmet şuurundaki insanlarla münasebetinin çok olması, hakikat derslerinin yapıldığı sohbetlere sık sık gitmesi ve dünyayı bir misafirhane olarak görmesi gerekir.&lt;br /&gt;
CİNLER GÖRÜNÜR MÜ?&lt;br /&gt;
Cinlerin insanları görmelerine bir mani yoksa da vücut yapılarımızın farklılığı sebebiyle insanların onlarla işitilebilir ve görülebilir fiziksel bir beraberliğe girmelerinde engeller bulunmaktadır. Bunun yanı sıra peygamberler ve seçilmişlerin kendileri ile görüştükleri gerçektir. Doğruluklarına artık neredeyse kuşku duyulmayacak şekilde çoklukla yaşanan, belki de siz şu satırları okuyanlarında yaşadığı ve yaşanmaya devam eden olaylar, bir cin maskaralığı olan ruh çağırma oturumlar ve benzeri müşahedelere dayanan çeşitli TV kanallarının gizemli adlar altında yayınladıkları istisnai olaylar&amp;nbsp; insanlarla cinler arasında ilişki kurulabileceğine bir kanıt olarak niye kabul edilmesin ki?&lt;br /&gt;
Bu arada unutulmasın ki, onların hep görülmez olmadığını düşüncesine saplanmayalım. Bazı şeytanlaşmış insanların varlığı malumlarınızdır. Bu tip insanlardan Allah’a sığınılması Kur’an da açıklanmaktadır.&lt;br /&gt;
CİN ÇARPILMASI NASILSIR?&lt;br /&gt;
Cin Çarpması Nasılsıdır?&lt;br /&gt;
Cinlerin tasallutu kendi bünyeleriyle ilgilidir. Yaratılış olarak dumansız ateş tabir ettiğimiz şuurlu bir enerji kütlesi olan cinler, kendi bünyelerinden bir çeşit ışın olan manyetik akımlar ve enerjiler çıkarırlar. İnsan, bir molekül yığını olmasına rağmen o da birçok ışın üretir ve yayar. Hatta her insanın vücudu belli bir frekansta enerji dalgaları yayar, bu dalga boylarıyla insanlar arasında dostluklar kurulur, düşmanlıklar oluşabilir. Yalnız, cinler de insanlar gibi farklı yapılara, değişik ırklara mensupturlar. Su, ateş, hava, toprak karakterli çeşitli cin toplulukları vardır, bu karakterleri yaşadıkları ortamdan ve yerlerden kaynaklanır.&lt;br /&gt;
İnsan vücudu, kişiden kişiye değişen hassasiyette yaradılmıştır. Tıb ilminde tesbit edilen akupunktur noktalarında olduğu gibi, insanın manyetik akım, ışın ve şua alan çeşitli vücut bölgeleri vardır. Bazı insanlarda bu yerler doğuştan kapalıdır. Ne kadar manyetik akım ve enerji göndersen de almaz. Kimi insanlarda da bazı bölgeler hassas olabilir, gerek bir büyü sonucu, gerek tabiatta serbest dolaşan enerji akımlarından, gerek manyetik bulutlardan, gerekse doğrudan bir cinnî tesir sonucu rahatsızlık meydana gelir. Ortaya çıkan bu açıklık ve menfezden manyetik akım vücuda yerleşir. Evvelâ insanın sinirlerine, beyin sistemine tesir eder. Bu sefer, vücudun ürettiği enerji ve elektrik akımı düzensiz hâle gelir, en gelişmiş röntgen makinelerinin çekemediği, tesbit edemediği manyetik yaralar ve ağrılar ortaya çıkabilir. Manyetik akım, zamanla hücre düzenine tesir edebilir, biyolojik bazı rahatsızlıklara da yol açtığı gibi, kişi artık psikolojik bir hasta durumundadır. Vücutta meydana gelen, beyindeki sinir tahribatı belki bazı tıbbî ilâçlarla tedavi edilebilir. Ama, hangi sebepten olursa olsun insan vücuduna yerleşen manyetik akım, ışın veya şua o bölgeden alınmalı, izale edilmelidir. Burada devreye, yaratılıştan metafizik âlemle irtibatlı, medyumluk özelliği olan insanlar ve büyük âlimler ile Hz. Peygamberden (s.a.v.) rivayet edilen dualar devreye girer. Yalnız, sinirlere, beyne tesir eden şeyin manyetik bir akım veya maddî bir sebep olduğunu tesbit etmemiz gerekir.&lt;br /&gt;
Doğuştan gelen bir kabiliyet olarak elinde, gözlerinde manyetik enerji yoğunluğu olan kişiler, insanların hangi bölgelerinin hassas olduğunu, menfezlerin nerede bulunduğunu, hangi yerden akım aldığını ânında tesbit edebilir. Cinler, tesir ettikleri kişileri, böyle insanlardan uzaklaştırmaya çalışırlar. Çünki, kendi manyetik akımlarını ancak, dualar ile manyetik okumalar ve müdahaleler giderebilir.&lt;/div&gt;&lt;!-- end storycontent --&gt;&lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-footer&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-footer-line post-footer-line-1&quot;&gt;&lt;span class=&quot;post-author vcard&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/1897777576129902673/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/cin-hakkinda-her-sey.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/1897777576129902673'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/1897777576129902673'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/cin-hakkinda-her-sey.html' title='CİN HAKKINDA HER ŞEY'/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-8019233830454282472</id><published>2011-07-25T01:53:00.001-07:00</published><updated>2011-07-25T01:58:35.159-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;CİN HAKKINDA HER ŞEY &lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-8073569885022975709&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot;&gt;DUA-CİN--BÜYÜ-TILSIM-SİHİR-NAZAR-MUSKA-YILDIZNAME-HALÜSÜNASYON-DUA NEDİR-TILSIM NEDİR-TILSIM ÇEŞİTLERİ-BÜYÜ NEDİR-BÜYÜ ÇEŞİTLERİ-SİHİR NEDİR-SİHİR ÇEŞİTLERİ-BATIL İNANIŞLAR-CİN MUSALLATI NEDİR-DİNİMİZ İSLAM-ŞİFALI BİTKİLER-SAĞLIKLI YAŞAM-ASTROLOJİ-GİZEMLİ İLİMLER-İSLAMDA BÜYÜ-DEFİNE-DEFİNECİLİK-DEFİNEDE BÜYÜ VE TILSIM-CİNLER VE GİZEMLER HAKKINDA BİLGİLENDİRME SİTESİ...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;h3 class=&quot;storytitle&quot;&gt;&lt;a href=&quot;http://define.canpare.com/cin-nedir-cin-ile-ilgili-inanislar.html&quot; rel=&quot;bookmark&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/a&gt;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;storycontent&quot;&gt;İnsanlık tarihi ile başlayıp günümüze kadar gelen ve kıyamete kadar da devam edecek olan cinlerin varlığı ve etkileri bütün medeniyetlerde gündemi meşgul etmiştir. Peki, nedir bu cin denilen olgu? Gerçekten var mıdır böyle bir varlık?&lt;br /&gt;
Cin’in kelime anlamı “örtmek, örtünmek, gizli kalmak” demektir. Terim olarak ise, “duyu organlarıyla algılanılmayan, şuur ve irade sahibi, ilahi emirlere uymakla yükümlü, mü’min ve kâfir gruplarından oluşan varlık” demektir.&lt;br /&gt;
Buna göre Cin, beden yapısı gözle görülmeyen, duyu organlarıyla hissedilmeyen, fizik ötesi yaratılmış manevi bir varlıktır. İnsan yaratılmadan önce, Allah tarafından melekler âleminde yaratılmıştır.&lt;br /&gt;
Bütün semavi dinlerde cinin varlığına inanılmakta Tevrat ve İncil’de çokça zikredilmektedir.&lt;br /&gt;
Kur’an-ı kerimde de otuzdan fazla yerde cinin varlığı anılmakta ve aynı adı taşıyan bir de sûre bulunmaktadır. Dolayısıyla cinlerin varlığı Kur’an-ı Kerim ve diğer semavi kitaplarca da kabul edilmektedir. Kaldı ki insanlık tarihi cinlere inanan ve onlarla haşir-neşir olan pek çok uygarlıklarla doludur. Cahiliye döneminde Sabiiler, Süryaniler, Eski Yunan ve Romalılar cinleri ilah derecesine çıkarmış ve dev, peri, şeytan adlarıyla da andıkları bu varlıklara tapınmışlardır, bunlarla sihir ve tılsım yapmışlardır.&lt;br /&gt;
“Azâim” ve “Havass” denilen bir takım ilimler ortaya çıkarmışlardır. Biz işin gerçek yönünü ele alıp, İslâm kaynaklarına göre Cinleri inceleyelim.&lt;br /&gt;
MAHİYETİ:&lt;br /&gt;
Kur’an-ı Kerimde cinlerin , “Cinleri halis ateşten&lt;span id=&quot;more-211&quot;&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;yarattı. “(Rahman 15) ” Cinleri de daha önce zehirli ateşten yaratmıştık.” (Hicr 27) ayetleriyle ateşten yaratıldığı ifade edilmektedir. Anlaşılıyor ki cinler ateşin alevli yerinden yaratılmıştır. Ateşten yaratılan bir başka varlık daha biliyoruz: Şeytan. “…ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise bir çamur parçasından!” (Araf, 12, Sad,76). diyerek Allah’a isyan eden ve rahmetinden kovulan şeytan. O da cinler topluluğundan bir varlıktı. Şeytanın bir adı da “İblis”tir. Kur’an-ı Kerimde bunu açıkça görmekteyiz: “..ancak İblis secde etmedi, o (yaratılış bakımından) cinlerdendi, Rabbinin emrini terk etti.” (Kehf, 50). Anlıyoruz ki Cinler ve şeytanlar aynı grubu oluşturan ruhani varlıklardır. Aralarındaki fark şeytanların, insanlara olan düşmanlıklarının daimi ve Allaha isyanlarının baki olmasıdır.&lt;br /&gt;
Cinlerin ise Allaha asi olanları olduğu gibi (insanlar misali) mü’min ve itaatkâr olanları da vardır. Bu bakımdan Cinler de, İslâm dini açısından iki kısımda incelenirler: Mümin olanlar, kâfir olanlar. İnsanlar gibi cinler de, Peygamberimize ve ondan öncekilere iman ve Allah’a ibadet etmekle yükümlüdür. Çünkü onlara da peygamberler gönderilmiştir. . “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat 56). Binaenaleyh ona iman eden, müminler grubuna dahil olur; müminlerle birlikte Cennet’e girer. Ona iman etmeyenler ise şeytanlarla beraber olur; Cehennem’i boylar. Bu husus Kur’an-ı Kerimde şöyle bildirilmektedir:&lt;br /&gt;
“Hani cinlerden bir gurubu, Kur’an’ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur’an’ı dinlemeye hazır olunca (birbirlerine) “Susun” demişler, Kur’an’ın okunması bitince uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi. Ey kavmimiz! dediler, doğrusu biz Musa’dan sonra indirilen, kendinden öncekini doğrulayan, hakka ve doğru yola ileten bir kitap dinledik. Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine uyun. Ona iman edin ki Allah da sizin günahlarınızı kısmen bağışlasın ve sizi acı bir azaptan korusun.”(Ahkaf, 29-31) . Doğrusu biz, o hidayeti işitince ona iman ettik. Kim Rabbine iman ederse, artik ne bir eksikliğe uğratılmasından ne de haksızlık edilmesinden korkar. İçimizde, teslimiyet gösterenler (Müslüman olanlar) de var, hak yoldan sapanlar (kâfir olanlar) da var. Teslimiyet gösteren kimseler, doğru yolu arayanlardır. Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır.” (Cinn, 13-15). (Ey Muhammed!) De ki: “Bana cinlerden bir topluluğun (Kur’an’ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: “Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur’an dinledik de ona inandık. Artık Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız.” (Cinn, 1-2).&lt;br /&gt;
ÖZELLİKLERİ:&lt;br /&gt;
Cinlerin özelliklerine gelince, burada Sayın Fethullah Gülen’e kulak verelim: “Cinler, şua ve enerji gibi varlık olduklarından, vücudun her tarafına nüfuz edebilme kabiliyetini haizdirler. Aslı cin olan şeytan için, Efendimiz (sav): “O, kanın damarlarda dolaştığı gibi, insan vücudunda dolaşır” buyurmaktadır. Bu hadisten anlaşıldığı gibi cinler, vücudun en iç organlarına kadar nüfuz edebilir ve orada bir kısım hastalıklara sebep ya da o hastalıklara engel olabilirler. Ancak onların, bu özelliklerinden istifade etme niyetiyle tedavi vb. hususlarda kullanılması, -o mevzudaki metod ve kıstasları kendi dünyalarına ait olacağından- çok defa tehlikeli olabilir.&lt;br /&gt;
Cinler, Kur’ân’da bildirildiği üzere, “Levh-i Mahv ve İsbat”ta olan şeylere muttali olmaya çalışır; oradan gözlerine ilişen bilgileri alır ve daha sonra da onları kendi hesaplarına değerlendirebilirler. Bazen, böyle hırsızlık sonucu elde ettikleri şeyleri, kendilerine açık insanların kulaklarına fısıldar; Efendimiz’in ifadesiyle “gır gır” eder ve çoklarını baştan çıkarırlar; zira bu bilgilerin %99′u kendi kattıkları yalanlarla doludur. Evet, belki bunlardan %1′i doğru çıkabilir; işte bu, diğer yalanlara referans olur… Kur’ân-ı Kerim’de cinlerin bu durumunu anlatan birçok âyet vardır. Şimdi onların birkaçının icmâlî mealini zikredelim: “Andolsun, biz gökte birtakım burçlar yarattık ve seyredenler için onu süsledik. Onları, taşlanmış her şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı eden müstesna. Onun da peşine açık bir alev sütunu düşmüştür.” (Hicr/16-18), “Biz yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik. Ve itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk. Onlar, artık mele-i âla’ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar. Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır. Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da her şeyi delip geçen bir parlak ışık takip eder.” (Saffat/6-10).”&lt;br /&gt;
Cinlerin özelliklerini, yaradılışları gereği insanlardan ayrı düşünmek ve bunları kısaca maddeler halinde şöylece belirtmek mümkündür:&lt;br /&gt;
1. Ateşten yaratılmışlardır.&lt;br /&gt;
2. Duyu organlarıyla algılanamayan ruhanî varlıklardır.&lt;br /&gt;
3. Çeşitli şekillere girebilirler, (insan, yılan, kedi, köpek, inek gibi) hatta insanların içlerine ve çeşitli hayvanlara sızabilirler. Işınsal varlıklar olduğundan, çok hızlı hareket edebilirler. Ağır ve zor işleri kolayca yapabilirler.&lt;br /&gt;
4. Cinler de insanlar gibi ilahi emirlere itaat etmekle mükelleftirler. “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat 56)&lt;br /&gt;
5. Peygamberimizin risaleti cinleri de kapsamaktadır. Bunun için Rasülullah (s.a.v.) İslâmı cinlere de anlatmıştır.&lt;br /&gt;
6. Cinlerin bazıları müslüman olsa da ekserisi kâfirdir. Mümin olanları cennete, kâfir olanları da cehenneme girecektir.&lt;br /&gt;
7. Cinler gaybı yani geleceği ve gelecekte olacakları bilemezler. Ancak uzun süre yaşadıkları için insanların bilemedikleri bazı geçmiş olayları ve saklı bilgileri bilme imkânları vardır. Bu durum onların insanlardan daha üstün olduklarını ifade etmez. Sebe’ Sûresinin 14. Ayetinde “Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun ölümünü onlara ancak değneğini yemekte olan bir kurt gösterdi. Süleyman’ın cesedi yıkılınca cinler anladılar ki, eğer Gaybı bilmiş olsalardı aşağılayıcı azap içinde kalmamış olacaklardı.” Buyurulur.&lt;br /&gt;
8. Cinlerin ömrü insanlara göre çok uzundur.&lt;br /&gt;
9. Cinler bazı durumlarda insanlara zarar verseler de -bazen çok basit varlıklar da insana zarar verebilmektedir- inanan kimsenin bunlardan korkmaması ve bunların şerlerinden Allah’a sığınması gerekir. Zira Peygamberimizden sonra bunların Müslümanlar üzerinde etkileri kalmamıştır. İnsanın bunlardan çok üstün olduğuna gönülden inanması lazımdır. Ayrıca bunların tuzağına düşmemek veya onların şerrinden kurtulmak için Hz. Peygamber Ayet-el- Kürsi ile Nas ve Felak surelerinin okunmasını tavsiye etmektedir.&lt;br /&gt;
Cinler, şeytanlarla birlikte insanları kötülüklere sevk etmek ve onları yoldan çıkarmak için işbirliği halindedirler. Zihinlere ve kalplere bunların güzelliklerini fısıldarlar. Kur’an-ı Kerimde bu konu şöyle haber verilir:&lt;br /&gt;
“Aldatmak için birbirlerine cazip sözler fısıldayan cin ve insan şeytanlarını her peygambere (ve ümmetine) düşman yaptık. Bu şeytanlar ahirete inanmayanların kalplerinin o sözlere yönelmesi ve ondan hoşlanması için, bir de işledikleri suçlarını işlemeye devam etsinler diye böyle yaparlar. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı, sen onları düzmekte oldukları iftiraları ile baş başa bırak.” (En’am Suresi 112-113).&lt;br /&gt;
YAŞAYIŞLARI:&lt;br /&gt;
Kaynakların bildirdiğine göre Cinler de tıpkı insanlar gibi yerler içerler, evlenirler ve çoğalırlar, erkeklik ve dişilikleri vardır, doğar büyür ve ölürler.&lt;br /&gt;
Yaşadıkları yerlere gelince, cinler dünyanın çeşitli yerlerinde, özellikle dağlık yerlerde, harabelerde, denizlerde, çöllerde, mezarlıklarda ve çöplüklerde yaşarlar.&lt;br /&gt;
Yiyip içtikleri şeyler ise ihtilaflıdır. Bir kısım kaynaklar, cinlerin yemek kokularıyla veya yemek artıklarıyla, kemik ve hayvan dışkılarıyla beslendiklerini belirtirler. Kabul edilen görüşe göre ise kendilerine özgü gıdalarla ve tarzda beslenirler.&lt;br /&gt;
“Havass” ve “azâim” türünden bazı metinlerin okunmasıyla cinlerden faydalanma girişiminde bulunulmasına huddâmcılık, bu işte kullanılan cinlere de huddâm denir.&lt;br /&gt;
Cinlerin insanlarla temasları göz önüne alınarak bu gibi yerlerde dolaşırken her halde dikkatli olunması ve manevi tedbirlerle önlem alınması tavsiye edilir.&lt;br /&gt;
CİNLERDEN KORUNMA YOLLARI&lt;br /&gt;
Cinler insana fayda değil zarar getirir. Onlar, görünmezlikleri dolayısıyla, insandan üstün varlıklar olarak nitelendirsekte; aksine insandan aşağı varlıklardır. İnsanın kendinden aşağı bir varlığa ilgi duyması, onunla irtibata geçmesi, ilişki kurması, o insana üstünlük sağlamaz, onu daha da alçaltır. Nasıl, altını bakırla karıştırınca, altının değeri düşerse; insanın cinle irtibata geçmesiyle, insanın değeri de düşer. Çünkü irtibata geçtiği cin onu doğru yoldan saptırır. Bu durumun örnekleri çoktur. Cinlerle irtibat halinde olan insanların çoğunda; kibir, gurur, maddiyat ve kendinde üstünlük görme gibi durumlar ortaya çıkar. Zamanla hizmetcisi sandığı cine hizmetci olur. Kendi iradesini onun iradesine kaptırır. Sözde o istediklerini yaptırdığını sanır fakat zamanla cinin isteklerini kendi yapmaya başlar. Bu duruma düşünce ondan kurtulmakta zorlaşır.&lt;br /&gt;
Cinlerle uğraşan çoğu kimse hayatından memnun değildir. Onlardan fayda yerine zarar görmüştür. Onlarla irtibata geçmek insan için faydalı olsaydı Peygamberimiz S.A.V. tavsiye eder, yol gösterirdi. Aksine zararlı olduğu için bu yolları ve yöntemleri tasvip etmemiş hatta yasaklamıştır.der&amp;nbsp; &amp;nbsp;aşagıda kurtulma metotlarını kısa&amp;nbsp; ve&amp;nbsp; etkılı olanları parakapısı.net ailesine sundum en yakın zamanda&amp;nbsp; defıne ile&amp;nbsp; &amp;nbsp;ılgılı dıger bılgılerde eklenecektır&lt;br /&gt;
Cinlerin verdigi zararlardan kurtulmak ve korunmak elbette mümkündür. Ancak yinede bilinçsiz yapilan korunma yarar yerine zarar verebilir&lt;br /&gt;
büyülü olan kişinin büyüden korunmak&amp;nbsp; ve kurtulmak için yapilmasi gerekenler&lt;br /&gt;
- Bir miktar suya Ayet-el kürsi, Ihlas ve Muavvizeteyn [Nas ve Felak] surelerini okumalidir! Büyü yapilan kimse bundan üç yudum içmeli, kalan su ile gusledilmelidir!&lt;br /&gt;
- Üç kere Salevat-i serife okumali, sonnra yedi Fatiha, yedi Ayet-el kürsi, yedi Kâfirun suresi, yedi Ihlas-i serif, yedi Felak ve yedi Nas surelerini okuyup kendi üzerine veya hastanin üzerine üflemelidir! Bunlari tekrar okuyup hastanin odasina, yatagina, evin her yerine, bahçesine üflemelidir!&lt;br /&gt;
- Fatiha, Ayet-el kürsi ve dört kul, (yani Kâfirun, Ihlas, Felak ve Nas sureleri) yediser kere okunup hastaya üflenirse, bütün afetler, dertler için, sihir (büyü), nazar için iyi gelir. Tuz üzerine okunup, suda eritilerek içmek de olur.&lt;br /&gt;
- Sabah aksam, Bekara suresinin basindan dört ayet ve Ayet-el kürsi ile, Ayet-el kürsiden sonraki iki ayeti ve Bekara suresinin sonundaki 3 ayet, hastanin üzerine okunursa, iyi olur.&lt;br /&gt;
- “La ilahe illallahü vahdehü la serike leh lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve ala külli seyin kadir” okunmalidir!&lt;br /&gt;
- Günde 500 kere “La havle vela kuvvete illa billah-il-aliyyilazim” okunmalidir! Baslarken yüz kere salevat ve bitirince de yine yüz kere salevat getirmelidir!&lt;br /&gt;
- 25 kere Estagfirullah denir. Sonuncussunda ve etubü ileyhe kadar okunur. Sonra onbir ihlas ve yedi kere Fatiha-i serife ve otuz üç kere, Allahümme salli ve sellim ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed okuyup, sevabi Peygamber efendimizin ve Eshab-i kiramin ve Evliyanin ruhlarina ve sonra Silsile-i aliyye denilen büyük âlimlerin isimlerini söyleyip; bu büyüklerin ruhlarina hediye edilir. Bunlarin hürmetine sifa vermesi için Allahü teâlâya duâ edilir. Hergün sabah-aksam böyle duâ edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cinden kurtulmak için on seyi yapmalıdır&lt;br /&gt;
1- E’ûzü Besmele ile Fâtiha sûresi okumalidir.&lt;br /&gt;
2- E’ûzü Besmele ile iki Kul-e’ûzüyü okumalidir.&lt;br /&gt;
3- E’ûzü Besmele ile Bekara sûresini okumalidir.&lt;br /&gt;
4- E’ûzü Besmele ile Âyetelkürsî okumalidir.&lt;br /&gt;
5- E’ûzü Besmele ile Bekara sûresinin son âyetini okumalidir.&lt;br /&gt;
6- E’ûzü Besmele ile Ha-Mîm Mü’mîn sûresinin basindan (masîr)e kadar ve Âyetelkürsî okumalidir.&lt;br /&gt;
7- “Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ serîke leh lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve alâ külli sey’in kadîr” okumalidir.&lt;br /&gt;
8- Çok (Allah) demelidir.&lt;br /&gt;
9- Hep abdestli bulunmali, farzlari ve sünnetleri hiç terk etmemelidir.&lt;br /&gt;
10- Günah islemekten, ZİNADAN&amp;nbsp; çok konusmaktan, çok yimekten ve kalabaliktan sakinmalidir.&lt;br /&gt;
Sikintidan Kurtulmak Için Okunacak Duâ&lt;br /&gt;
(Yâ Allah-ür-rakîb-ül-hafîz-ür-rahîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-halîm-ül’azîm-ür-raûf-ül-kerîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-kayyüm-ül-kâimü alâ külli nefsin bimâ kesebet, hul beynî ve beyne adüvvî!)(22)&lt;br /&gt;
(Lâ ilâhe illallâhül’azîm-ül-halîm lâ ilâhe illallâhü Rabbül-Ars-il’azîm lâ ilâhe illallahü Rabbüs-semâvâti ve Rabbül-Erdi Rabbül’Ars-il-kerîm.)&lt;br /&gt;
“Sikintiya düsen veya borçlanan, bin kere “La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim” derse, Allahü teâlâ isini kolaylastirir.”&lt;br /&gt;
“Sikintili iken “Hasbünallah ve ni’mel-vekîl” deyiniz!”&lt;br /&gt;
“Sabah-aksam Ihlas ve Muavvizeteyni [iki kuleuzüyü] üçer defa oku! Bunlar, bütün belâlari, afetleri, sikintilari ve istemedigin seyleri giderir.”&lt;br /&gt;
“Bir kimse, sikintili zamaninda on defa, Hasbiyallahü lâ ilâhe illâ hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arsil azîm’i okursa, Allahü teâlâ üzüntüsünü giderir.”&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Ruhî Sikintida Okunan Duâ&lt;br /&gt;
“Reva Aliyyül-Rida, fe-kale, Haddeseni ebi Musel-Kazim an ebihi Caferis-Sadik an ebihi Muhammedenil-Bakir an ebihi Zeynelabidin Ali an ebihil-Hüseyn an ebihi Ali bin Ebi talib radiyallahü anhüm, kale haddeseni habibi ve kurretü ayni Resûlullahi sallallahü aleyhi ve sellem, kale haddeseni Cibrilü, kale semitü Rabbülizzeti yekülü, La ilahe illallahü hisni, men kale-ha dehale hisni, ve men dehale hisni emine min azabi”&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Korkulu Zamanlarda Okunacak Duâ&lt;br /&gt;
Korkulu zamanlarda, “Kelime-i temcîd”, yâni “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil’aliyyil’azîm”&amp;nbsp; çok okumalidir.&lt;br /&gt;
: “Dertlerden kurtulmak ve murâda kavusmak için besyüz kere Lâ havle velâ kuvvete illâ billah ile evvelinde ve âhirinda yüzer defa salevât-i serife okuyup duâ etmelidir”.&lt;br /&gt;
Mu’avvizeteyn,yâni iki Kul-e’ûzü’yü çok okumak da faydalidir.&lt;br /&gt;
Ayrica, Li îlâfi sûresi, hergün ve her gece hiç olmazsa onbirer def’a okumalidir.&lt;br /&gt;
Sübhânellahi vel-hamdülillahi velâ ilâhe illallahü vallahü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billahil’aliyyil’azîm,&amp;nbsp; duâsini da gece gündüz çok okumalidir.&lt;br /&gt;
Peygamberimiz, Allahümme innî es’elüke bihakkissâ’ilîne aleyke, ya’nî (Yâ Rabbî! Senden isteyip de, verdigin kimselerin hâtiri için, senden istiyorum!) derdi ve böyle duâ ediniz buyururdu. Sebeplere yapisip, emredilen seyler okunduktan sonra böyle duâ etmelidir.&lt;br /&gt;
Imam-i Rabbanî hazretleri, talebeleri ile, uzak bir yere giderken gece, bir handa kaldilar. “Bu gece bir belâ zuhur edecektir. ‘Bismillahillezi la-yedurru maasmihi seyün fil-erd-i vela fissemai ve hüvess-semiulalim’&amp;nbsp; duâsini besmele ile okuyun!” buyurdu.&lt;br /&gt;
Gece büyük yangin oldu. Her odada esyalar yandi. Duâyi okuyanlara birsey olmadi. Dert, belâ, fitne ve hastaliklardan korunmak için, sabah-aksam, Imam-i Rabbanî hazretlerinin bildirdigini hatirlayarak, üç defa okumalidir. Hadis-i serifte buyuruldu ki:&lt;br /&gt;
defıne vs…&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
“Bir yere gelen kimse “Euzu bikelimatillahi-ttammati min serri ma haleka”&amp;nbsp; okursa, o yerden kalkincaya kadar, ona hiç birsey zarar veremez.”&lt;br /&gt;
Korkulu seyden kurtulmak veya bir dilege kavusmak için, Taha suresi’nin 37. ayetinden (Velekad’dan), 39. ayetin sonuna (ala ayniye) kadar&lt;br /&gt;
okunmalıdır cok faydası goülmüştür&lt;br /&gt;
şukur duası nasıl yapılır&lt;br /&gt;
Her sabah bir kere “Allahümme mâ esbaha bî min nîmetin ev bi-ehadin min halkike, fe minke vahdeke, lâ serîke leke, fe lekel hamdü ve lekessükr”&lt;br /&gt;
demeli ve her aksam (Mâ esbaha) yerine (Mâ emsâ) diyerek, hepsini aynen okumalidir.&lt;br /&gt;
Peygamberimiz buyurdu ki,”Bu duâyi gündüz okuyan, o günün sükrünü yapmis olur. Gece okuyunca, o gecenin sükrünü îfâ etmis olur”. Abdestli okumak iyi olur ise de sart degildir. Hergün ve her gece okumalidir.&lt;br /&gt;
Hamd ve sükür için de su duâ okunmalidir:&lt;br /&gt;
“El-hamdü-lillâhi dâimen ve alâ külli hâl ve E’ûzü billâhi min hâl-i ehlinnâr”.&lt;br /&gt;
Su duâ da okunmalidir:&lt;br /&gt;
“Elhamdülillahi alâ ni’metil islâm. Ve alâ tevfîkil îmân. Ve alâ hidâyetil rahmân.”&lt;br /&gt;
CİNLERİN ÖMÜRLERİ&lt;br /&gt;
Cinlerin ömürleri, insanların ortalama ömür süreleri olan 70 senenin yaklaşık 10 ila 13 katı, yâni 700 ile 1000 sene arasında değişmektedir. Ancak bazı Cinlerin ömürlerinin 1400 seneye yakın bir zamanı kapladığı da bu sahada ihtisas sahibi olan kişilerce belirtilmektedir.&lt;br /&gt;
Onların ömürlerinin bu kadar uzun olması, yaşam şartlarının bizden başka bir şekilde olmasına, hızlarının insanınkinden çok çok yüksek olmasına bağlı bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
Bunu imkânımız ve müsbet ilmin gelişmeleri nisbetinde açıklamaya çalışalım.&lt;br /&gt;
Bugün fizikte “öz zamanın kısalması” denilen son derece şaşırtıcı bir durum tüm günümüz ileri bilim çevrelerince kabul edilmiş durumdadır. Bu olayı basit bir şekilde anlatmak gerekirse; “hız yükseldikçe, zaman yavaşlar. Hız, belirli bir noktaya ulaştığında ise zaman durur” şeklinde özetleyebiliriz…&lt;br /&gt;
Bunun açıklamasını ünlü fizikçi Paul Langevin şöyle yapmıştır:&lt;br /&gt;
“Bir taşıtın içindeki insanla birlikte, yeryüzünden ışık hızının 20.000′de biri kadar bir hızla ayrıldığını düşünün… Bu taşıt ve içindeki insan, taşıt içindeki kendi zamanı ile tam bir yıl süreyle dünyadan uzaklaşıyor… Bir senenin sonunda ise çark ediyor ve dünyaya geri gelmeye başlıyor…&amp;nbsp; Ve sonuçta dünyaya geri döndüğü zaman kendi öz zamanına göre iki sene geçmiş iken, dünyanın tam iki yüz yıl ihtiyarlamış olduğunu, dünya üzerinde üç neslin değişmiş bulunduğunu görüyor..”&lt;br /&gt;
CİNLER İNSANLARA ZARAR VERİRLER Mİ?&lt;br /&gt;
İman etmeyen cinler insanlarla içiçe yaşadıklarından birçok kimsenin ne durumda olduklarını bilirler ve cinler kendi aralarında birçok insan ile ilgili konuşmalar yaparlar. İnsanların manevi olarak hassaslaştığı, sıkıntılı olduğu dönemlerde, ekseriyetle kalplerine ve beyinlerine hükmederek bilhassa vesvese yolu ile sıkıntı verirler, yanlış yollara sevk etmek için yönlendirirler. İnsanları, imanlarından uzak tutabilmek için ellerinden ne geliyorsa yaparlar. Kimi insana vesvese ile, kimisine görünmek sureti ile kendilerini hissettirirler. Yılan, akrep, kedi, köpek ve deve halinde görünürler. Cinler değişik şekil ve suretlere girebildiklerinden dolayı, herhangi bir insan sureti ile de gözükebilir. İnsanlara musallat döneminde ekseriyette geçmişi hatırlatırlar. Cinlerin musallat olması ise bu şekilde başlar. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur: “Cinlerin ve insanların nazarından Allaha sığınırım.” Yine bir hadis-i şerifinde “Şeytan yani şeytan cinler adem oğlunun damarlarında kanının dolaştığı gibi dolaşır” demektedir. Cinler ekseriyette rahatsız ettiği insanların gözlerine bir takım hayali görüntüler verirler.&lt;br /&gt;
CİNLERLE TEMAS KURULABİLİR Mİ?&lt;br /&gt;
Bu konuda Fethullah Gülen Hoca şunları söylemektedir:&lt;br /&gt;
“Bazı insanların ruhları cinlerle temas etmeye, yani ilişki kurmaya müsaittir. Bu tip insanlar çabuk trans haline geçip, bizim buudarımızın dışına çabucak çıkabilirler. Bu sebeple böyle ruh yapısına&amp;nbsp; sahip olan kimseler, cinlerinm alemine geçip, onların buudlarına girebilir ve onların dilleri&amp;nbsp; ve haberleşme usulleri ile haberleşebilirler. Bu bir fıtrat ve yapı meselesidir. Ancak, bundan bir insani üstünlük anlamı çıkarılmamalıdır.&lt;br /&gt;
Evet, görülmeyen bu kuvvetlerin tabi oldukları belli prensipler vardır. Dolayısıyla insan her arzu ettiği yerde bunlara iş yaptıramaz. Zira onlar, Allah’ın&amp;nbsp; tayin ettiği buudun dışında iş yapamazlar. Kişi, mazhar olduğu bir kısım esma ve kelimeleri sırlı kilitleri açar gibi kullanıp, cinlerle&amp;nbsp; temasa geçebilir ama, cinler kendilerine verilmeyen imkanları kullanamazlar. Bu itibarla her insan, cinlerden istifade edemez, eden d, onları her arzusunda kullanamaz. bununla birlikte, bazı kelimeleri cinlere ait birer kod, birer telefon numarası gibi çevirip, belirli şekillerde ve belirli sayıda tekrarlayarak, onlarla irtibat kuran insanlar da az değildir.&lt;br /&gt;
Bir takım yolları ve usulleri olmakla beraber cinlerle irtibat kurma, mürşit ve rehber ister, o işin ehli olmayı gerektirir. Usul, prensip ve rehber olmazsa, hata ve yanlışlıklar yapıp paçayı kaptırma ihtimali de vardır. Bu tür şeylerle meşgul olanların gözleri mana alemine açık değil ve kendileri ayaklarını basacakları yeri&amp;nbsp; bilemiyorlarsa, o zaman habis ruhların saldırısına uğrarlar; onların hakimiyeti altına girerler ve onların oyuncakları olurlar. Netice de cinler, böyle kimseleri bazen gurur ve kibre sevk eder, okşayıp şımartır; yeri ve zamanı gelince de korkutup tehdit ederek tesirleri altına alırlar ve kendi hesaplarına konuşturup, iş yaptırırlar. Nitekim 20,asırda Hindistan’da Gulam Ahmed Kadıyani, böylesi habis ruhların kurbanı olmuştur. Hint Yogizm’ine karşı Fakirizm yolunda İslam adına mücadele etmek istemiş, fakat habis ruhların sldırısına uğrayıp, oyuncakları haline gelmiş…. Habis ruhlar, önce kendisine müceddid olduğunu kabul&amp;nbsp; ettirmişler; sonra da mehdiliğine, ardından da&amp;nbsp; İsa-Mesih olduğuna inandırmışlardır….”&lt;br /&gt;
CİNLERİN GÖRÜNMESİ&lt;br /&gt;
Suyun buharlaşması, katı maddelerin gaz, sıvı ve buhar haline dönüşmesi, atomun parçalanıp enerji dalgaları ve kuantlar haline gelmesi, yıldızların karadelikler halinde ortaya çıkmaları gibi, hayatımızda ve kâinatta görülen âlemden görülmeyene doğru bir faaliyet, bir akış ve bir hamle mevcuttur. Bu İlâhî icraatı tersine düşündüğümüzde ise, görülmeyenden görülene ve bilinmezden de madde olarak müşahede edilir hale gelmeye doğru bir akışın varlığını gözlemek mümkündür. Gazlar sıvı olur; kristalleşir cisim olur; buharlaşan su zerrecikleri, “Bizi yok zannetmeyin, görülmüyoruz ama, kaybolmadık” der gibi, damlalar haline gelip başımızı ıslatır; gök tarlasındaki pamuk yığınları, yer aynasına kar örtüsü olarak yansır… Hattâ, buhar halinden çıkan su, daha da kesafet kazanayım ve şekillenip görüneyim diye buz olur, demirden de olsa kabını parçalar. Beynimizde plânladığımız nice görünmezler, dış âleme intikal edip görünür ve maddî vücut kazanırlar.&lt;br /&gt;
İşte, görünmeyen varlıklar olan melek, cin ve ruhanîler de, her ne kadar kendilerine has yapılarıyla bu âlemde görülmeseler bile, bu âleme has vasıtaları kullanıp, kılıf ve elbise giyerek görünebilirler. Meleklerin ve cinlerin bu şekilde görünmelerine “temessül” diyoruz. Kur’ân, temessülü anlatırken (Meryem, 19/17),&lt;br /&gt;
“(Melek, Meryem Validemiz’e) “tastamam bir insan şeklinde temessül etti” der.&lt;br /&gt;
Efendimiz (sav)’e vahiy getiren melek, bazen kendine has keyfiyetle, bazen bir muharip şeklinde, bazen de daha başka suretlerde geliyordu. Benî Kureyza üzerine yürüneceği zaman Cebrail (as), tozu toprağı üstünde bir muharip suretinde gelmiş ve -Ya Rasûlullah, siz zırhlarınızı çıkardınız, fakat biz melekler taifesi çıkarmadık, demişti. Yine aynı melek, bazı zaman oluyordu ki, Dıhye (ra) suretinde geliyor, bazı zaman da, dinî tâlim maksadıyla üzerinde hiç de yolculuk emaresi taşımayan bir misafir kıyafetinde geliyor ve “İman, İhsan, İslâm nedir?” şeklinde suâller sorup, verilen cevapları “Doğru” diye tasdikleyip gidiyordu…&lt;br /&gt;
Cinler ve şeytanlar da, melek gibi temessül edebilir. Hüseyin Cisrî’ye göre, Allah’ın (cc) kendilerine verdiği yaratılış biçimi sayesinde havadan, esirden veya benzeri bir maddeden istedikleri kadar alıp yoğunlaştırarak istedikleri şekle sokar ve o şekli âdete bir elbise yapıp, o elbise içinde insanlara görünürler. İmam Şiblî, Ebu Ya’lâ’nın beyanına dayanarak, cinlerin ve şeytanların kendi kendilerine şekil değiştiremeyeceklerini, buna güç ve takatlarının olmadığını, fakat Allah’ın (cc) kendilerine öğrettiği kelime ve isimlerden âdeta şifre vazifesi yapan birini söylediklerinde, Allah’ın (cc) onları bir şekilden diğer şekle, bir halden başka bir hale soktuğunu belirtir. Bu, kendi âleminden başka bir âleme, o âleme ait bir vasıta ile geçebilmek için sanki sınırda söylenmesi gereken bir kelime, gösterilmesi şart bir vize ya da askerin geçit için sorduğu parola gibidir. Cinler ve şeytanlar, kendi kabiliyet ve irâdeleriyle bu tebdil-i kıyafeti (transformasyon) yapamazlar; yapmaya kalkıştıklarında, bünyeleri parça parça olur ve hayatiyetlerini kaybederler.&lt;br /&gt;
Cinlerden olan şeytan da, insan kılığına girebilir. Nitekim, onun Bedir Savaşı öncesi Necid’li bir yaşlı sûretinde Kureyş’e gelerek, kurdukları tuzak için onlara tahrik edici fikirler verip, çareler tavsiye ettiği rivayet edilir. Aynı şekilde bir başka defa, ganimetlere nöbetçilik yapan bir sahâbinin şeytanı ganimete zarar vermek isterken yakaladığı ve onun yalvarıp yakarması karşısında da salıverdiği nakledilir. Hâdise üçüncü defa&amp;nbsp; tekerrür edince şeytan, kendisini Allah’ın Rasulü’ne götürmeye karar veren sahabiye, -Bırak da, sana bizden korunup, emniyette olacağınız şeyi söyleyeyim, der, Sahabi,&lt;br /&gt;
-O nedir?, diye sorunca da,&lt;br /&gt;
-Ayetü’l-Kürsî, cevabını verir.&lt;br /&gt;
Hâdise kendilerine intikal edince Efendimiz (sav),&lt;br /&gt;
-Habis yalancıdır ama doğru söylemiş,buyururlar.&lt;br /&gt;
Cinler, insan kılığında görünebilecekleri gibi, hayvan şeklinde de görünebilirler. Yılan, akrep, sığır, merkep ve kuş kılığına girdikleri de anlatılmaktadır. Nitekim, Nahle Vadisi’nde Efendimiz (sav), onlardan biat kabul ederken, akrep ve kelb gibi herhangi bir hayvan kılığında görünmemeleri veya kendi suretlerinde, ya da daha başka munis bir surette tezahür etmeleri teklifinde bulunmuş, ümmetine de,&lt;br /&gt;
-Siz evinizde böyle bir haşere gördüğünüzde, ona önce üç defa “Allah rızası için git” deyin; belki o cin arkadaşlarınızdan olabilir. Eğer gitmezse, o zaman cin değildir; zarar verecekse, öldürebilirsiniz, buyurmuşlardı.&lt;br /&gt;
Bu, bir bakıma iki ayrı taifenin, iki ayrı cinsin veya iki ayrı sınıfın mukavelesi gibiydi ki, onun bu teklifine karşı cinler de,&lt;br /&gt;
“Ümmet’in her şeye besmele çeker, her şeyi kapatır ve muhafaza ederse, biz onların yiyecek ve içeceklerinden ne yer, ne de içeriz” şeklinde söz vermişlerdi. Tabiî ki, cinlerin bizim yediklerimizden nasıl istifade ettiklerini bilemiyoruz. Belki havasından, belki kokusundan, belki de müteaffin keyfiyetinden istifade etmektedirler.&lt;br /&gt;
Nitekim bir hadîs-i şerifte,&lt;br /&gt;
“Tezek ve kemiklerle taharetlenmeyiniz; çünkü onlar cin kardeşlerinizin yiyecekleridir”, buyurulur.&lt;br /&gt;
Kaynak: İnancın Gölgesinde, Fethullah Gülen, “Meleklerin ve Cinlerin Temessülü, Şekil ve Mahiyet Kazanıp Görünmeleri” adlı bölümden ilgili yerler alınmıştır.&lt;br /&gt;
CİNLERE DE PEYGAMBER GÖNDERİLDİ&lt;br /&gt;
Cinlerin de, kendi başlarına bir alem olduklarına göre düşünülecek olursa, onlara da kendi içlerinden birer peygamberin gönderilmiş olması gayet mantıklı olsa gerek.&lt;br /&gt;
Daha önceki bölümlerde “cinlerin de birer sorumlu varlık olduğunu” bildirmiş ve “Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimizi anlatan ve bugününüzle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran elçiler gelmedi mi? (denilince) “kendi aleyhimize de olsa şahitlik ederiz” dediler. Dünya hayatı kendilerini aldattı ve kendilerinin kafir olduklarına şahitlik ettiler” (En’am/130) ayetinin bu hususu açıklayıcı bir delil olduğunu ifade etmiştik. Dikkat edilecek olursa, aynı ayet, yine onlara (ister kendi içlerinden, isterse insanlara gönderilen peygamberlerin onlara da peygamberlik etmesi şekliyle) peygamberlerin gönderildiği hususunu da gayet açık ve net olarak ifade etmektedir.&lt;br /&gt;
Cenab-ı Hakk bu ayetiyle cinlerin sorumluluklarını açıklamakla beraber, sanki onlara şöyle demektedir: “Ey ins ve cin topluluğu, sizdeki bu derbederlik, başıbozukluk, ailevî ve içtimaî hayatınızdaki ahenksizlik, kalbî ve ruhî hayatınızdaki karışıklık ve behimî arzularınıza takılıp kalmanızın sebebi nedir? Yoksa size, nezd-i Uluhiyet’imden Rasullerle açıklanan ayetlerim gelmedi mi? Niçin onlara ittiba edip yaratılış gayenize uygun hareket etmediniz; etmediniz de böyle esfel-i sâfilinde kaldınız? Halbuki size gelen o ayetler, böyle bir encamdan sizleri sakındırmışlardı.”&lt;br /&gt;
Cinler, bu hakikatı tamamen kabullenmişliğin ifadesi olarak, “her ne kadar aleyhimizde şahitlik olsa bile, böyle bir günde hakkı itiraf etmekten başka çaremiz yoktur. Evet, Hz. Musa, Senin emirlerini getirip bize tebliğde bulundu, Hz. Mesih o engin esrarını ruhlarımıza üfledi.. ve en son ferdiyetin mazharı Hz. Muhammed (sav) geldi ve bize hak ve hakikatın ifadesi olan İslam’ı tebliğ etti. Ne var ki, biz bunlara kulak asmadık, kendi heva ve hevesimize uyduk. Neticede de bu hallere ma’ruz kaldık” diyeceklerdir.&lt;br /&gt;
Evet, cinlerin de ifadelerinden anlaşıldığı gibi, ne yazık ki pek çok ins ve cinni, şu kısacık dünya hayatı aldatmıştır. Onlar, dünyayı ebedi zannedip onun aldatıcılığına kanmış ve neticede de bütün bütün kaybetmişlerdir. Mutlak Cemal’in tecellilerinin tamaşasıyla alacakları ruhani hazzı unutarak fâni ve geçici zevklerle oyalanmış, sonra da Cenab-ı Hakk’ın: “Kendi aleyhlerinde şehadette bulundular. Kafir olduklarını itiraf ettiler” ayetinin muhatabı olmuşlardır.&lt;br /&gt;
Oysa her şey açık ve seçikti. Kâinat, hemen her yanıyla, insanı irfan ufkuna ulaştıracak ayetlerle doluydu. Mele-i âladan, bizim irfan ufkumuza kadar uzanan varlık kitabına ait sayfa ve o sayfalardaki o nakış nakış işlenmiş satırlar hep “Allah” diyor ve yine binlerce delil ve bürhan adetâ, tarrakalarla O’nun mevcudiyetini ilan ediyordu. Fen ilimleri, laboratuvarlarıyla; astronomi, teleskoplarıyla hemen her ilim kâinatta keşfettikleri o baş döndürücü, gözkamaştırıcı nuraniyetin diliyle “La ilahe illallah” hakikatını haykırıyordu. Ne varki, bütün bu olup-biten şeylere rağmen onların itirafı şuydu: “Ama biz, gözümüzü tamamen kapayıp, ayağımıza kadar gelen bu nimetleri teptik ve tıpkı körler gibi yaşadık; yaşadık ve binbir dille söylenen bu hakikatlere kulak asmadık.. şimdi de kendi aleyhimizde şahitlik ediyoruz. Hatta bundan dolayı kendimizi, mevsimi geçmiş olsa da sorguluyoruz. Birazcık olsun kendi irademizle bu kudsî çağrıya icabet edebilseydik Allah’ın içimizde hidayet meş’alesini yakması söz konusu olabilirdi. Ne varki biz, zifiri karanlıklarda kalmak için direnip durduk ve nur hüzmelerinin düşünce dünyamıza sızmasına fırsat vermedik; hatta ruhumuza ait bütün menfezleri kapattık ve karanlıkta kalmaya razı olduk…”&lt;br /&gt;
Bu ayet, ahirette cin ve ins taifesine karşı yapılacak olan tevbih ve kınamayı, en çarpıcı şekliyle, hem de daha dünyada iken bizlere haber vermekle, düşmemiz muhtemel olan vahim bir durumdan bizleri sakındırmaktadır.&lt;br /&gt;
Bu ayetten istinbat edilen bir diğer mana ise, ins ve cinne ayrı ayrı peygamberlerin gönderildiği hakikatıdır. Dinler tarihinin de şehadetiyle biz, zaten insanlara peygamberlerin geldiğini biliyor ve kabul ediyoruz. En ücra yerlerde kimi vahşi kavimlerine bile, salt akılla ulaşmaları mümkün olmayan tevhid ufkuna ulaşabilmeleri için sürekli peygamber gönderilmiştir ki, bu hakikati gösteren yüzlerce delil mevcuttur. Şayet, çoğu destan ve efsanelerin arkası, ilmî araştırmalarla kurcalanıverse, hemen hepsinin arkasında peygamberlik hakikatlerinin mevcelendiği görülecektir. Medeniyet görmemiş en vahşî zannedilen insanların arasında dolaşıldığında dahi “her millet içinde mutlaka bir uyarıcı geçmiştir” (Fatır/24) ayeti gözlerimizi kamaştırırcasına tüllenecektir.&lt;br /&gt;
Evet, zamanın hemen her diliminde, küre-i arzın her yerinde şuur sahiplerini, kötü ve eğri yolun encamından sakındırıp, onların nazarlarını ulvî alemlere çeviren peygamberin zuhur etmediği tek bir zaman dilimi ve tek bir ümmet yoktur. Cenab-ı Hakk, her yere ve her topluluğa, o topluluğun genel keyfiyetine göre mutlaka bir uyarıcı göndermiştir. Bu uyarıcıları, gönderildikleri ümmetlere -bunlar insan, cin veya diğer ruhani varlıklar olabilir- rehberlik etmiş, onların nazarlarını bulundukları süflî alemden, ulvî ve nuranî alemlere çevirerek onları aydınlatmışlardır. Bu, aksine ihtimal verilmeyecek derecede kat’i bir hakikattir.&lt;br /&gt;
Ancak, eskiden beri İslam alimlerince farklı mutalaa edilen bir mevzu vardır ki, o da; cinlerin de kendi içlerinden, kendilerine hitap eden peygamberlerin gelip-gelmediği hususudur. Acaba insanlar, Hz. Adem’le (as) başlayıp Efendimiz’le (sav) sona eren bir peygamberler silsilesi ile aydınlanıp, onların ruhanî iklimlerinde hayatlarını sürdürürken, cinler de aynı peygamberlerin nuruyla mı aydınlanıyor, yoksa onlara da kendi içlerinden birer peygamber mi gönderiliyordu?.&lt;br /&gt;
Bu hususla alakalı olarak geçmişten günümüze alimlerin değerlendirmeleri biraz farklı olmuştur. Başta İbn Abbas, Mücahid, Kelbî, İbn Münzir, Ebu Ubeyd gibi ilk müfessirler ki bu aynı zamanda cumhurun da görüşüdür, “insanlara gönderilen peygamberler, aynı zamanda cin taifesinin de peygamberidir. Onlar insanların arasında iken zaman zaman gidip cinleri de irşad etmişlerdir” demişlerdir. Yani Hz. Adem (as), Hz. Nuh, Hz. İbrahim.. insanların peygamberi oldukları gibi cin taifesinin de peygamberleriydi; insanlığa getirmiş oldukları aynı hakikatleri onlara da anlatıyorlardı.&lt;br /&gt;
Ancak Dahhak, İbn Abbas’tan başka bir rivayet daha nakleder ki, bu görüşe göre, Cenab-ı Hakk cinlere ayrı, insanlara ayrı peygamberler göndermiştir. İbn Abbas’la beraber bu görüşü paylaşanlar, “Ey cin ve insanlar topluluğu! Size içinizden peygamberler gelmedi mi?” (En’am/130) ayetini delil olarak gösterirler. (Kurtubi, el-Camiu Liahkami’l-Kur’an, 7/85,86) Yani; “madem ki, burada cinler ve insanlar ayrı ayrı Cenab-ı Hakk’a muhatap oluyor ve her iki gruba da, kendi içlerinden peygamberlerin gelip gelmediği soruluyor; öyle ise, her iki taifeye de kendi içlerinden peygamber gelmiş olması gerekir; aksi takdirde böyle bir suale muhatap kalmaları makul sayılmayabilir” demişlerdir.&lt;br /&gt;
Ve yine, “Allah O’dur ki, yedi göğü ve yerden de o kadarını yarattı” (Talak/12) ayetinin tefsirinde İbn Abbas’tan bir rivayete göre Efendimiz (sav), “Başka alemlerde sizin Adem’iniz gibi Adem, Nuh’unuz gibi Nuh, Musa’nız gibi Musa, İsa’nız gibi İsa vardır” (Münâvi, Feyzü’l-Kadir, 3/365) buyurmuşlardır.&lt;br /&gt;
Efendimiz’in bu tefsiri de göstermektedir ki, her aleme, o aleme mahsus peygamberler gönderilmiştir. Cinlerin de, kendi başlarına bir alem olduklarına göre düşünülecek olursa, onlara da kendi içlerinden birer peygamberin gönderilmiş olması gayet mantıklı olsa gerek.&lt;br /&gt;
İbn Abbas, bir başka rivayette de şunları söyler: “Cinler, Allah’ın dumansız ateşten yarattığı kullarıdır. Henüz dünyada insanın isminden dahi eser yokken, Cenab-ı Hakk cinleri yaratmış ve dünyanın imarını onlara yaptırmıştır. Fakat onlar daha sonraları yeryüzünde fesat çıkarıp ilk babaları olan Can’la gönderilen İlahi ahkamı unutup şirazeden çıkınca, Allah da (cc), tekrar Yusuf isminde bir peygamber gönderdi; ama onu da şehid ettiler. Bunun üzerine cinler, göklerin sakinleri tarafından yeryüzünden uzaklaştırılıp denizlere sürüldüler”… (İbn-i Kesir, el-Bidaye, 1/49,50)&lt;br /&gt;
“Her millet içinde mutlaka bir uyarıcı gelmiştir” (Fâtır/24), “Biz, Rasul göndermedikçe (hiçbir kavme) azab edecek değiliz” (İsrâ/15) ayetleri onlara da, ‘birini doğru yola sokmak için uğraşan’ manasında bir “uyarıcı” ve ‘hakkı, hakikati tebliğ eden’ manasında da bir “Rasul” gönderildiğini haber vermektedir.&lt;br /&gt;
Baştan buraya kadar naklettiklerimiz açık veya kapalı her şeyi, sözlerini Efendimiz’e dayandıran, tefekkür ufukları nübüvvet meltemi ile müteessir büyüklerimizin tefsir adına söylediklerinden ibaretti. Naklettiğimiz bütün bu sözlerden anlaşılıyor ki, cinlere, insanlara peygamber geldiği gibi kendi içlerinden de peygamber gelmiş olabilir…&lt;br /&gt;
Rivayetlerin Ortak Değerlendirmesi&lt;br /&gt;
İnsanoğlu yaratıldıktan sonra, artık cinlerden peygamber gelmemiş gibi bir anlayış güçlü gibi görünmektedir.&lt;br /&gt;
Daha önceki bölümde de ifade ettiğimiz gibi, selef-i sâlihinden bazıları, insanlara gönderilen peygamberlerin cinlere de gönderildiğini söylerken ki bu cumhurun görüşüdür- kimileri de cinnlere ayrı peygamberlerin gönderildiğini söylemiş ve bu görüşlerini çeşitli delillerle ortaya koymaya çalışmışlardır. Bu hususta, fakirin görüşlerine gelince, bu iki görüşün te’lifi istikametindedir:&lt;br /&gt;
1. İnsanlar henüz yaratılmadan önce gelip geçen cin taifesinin, o devrede yeryüzünün halifesi olması itibariyle, onlara kendi içlerinden peygamberlerin gönderilmiş olması ve bu peygamberlerin, kendilerine yüklenilen irşad ve tebliğ vazifesini ifa etmeleri o dönem itibariyle gayet tabiiydi ve onlar da bu vazifeyi hakkıyla eda etmişlerdir. Zira cinlerin mükellef olmaları bunu gerektiriyordu ki, daha önce zikrettiğimiz ayet ve hadisler de bu hususu desteklemektedir.&lt;br /&gt;
2. Hz. Adem’in (as) yaratılıp halife kılınmasından sonra ise, cinler insanlara tâbi varlıklar haline getirildiklerinden bu dönemden sonra insanlara gönderilen peygamberler, aynı zamanda cinlere de gönderilmiş olabilirler. Zaten, İslam alimlerinin büyük çoğunluğu da bu görüşü savunmaktadır.&lt;br /&gt;
3. Her iki görüşü te’lif edecek önemli bir nokta da bence şu olmaktadır; Allah (cc) gönderdiği her peygambere, o peygambere has bir şeriat vermemiştir. Kur’an-ı Kerim’den öğrendiğimize göre, sadece dört semavî kitap vardır ve bazı peygamberlere de sadece bazı sahîfeler verilmiştir. Halbuki bir hadiste ifade edildiği üzere onca nebinin yanında, bir de 313 mürsel peygamber gönderilmiştir. Ve bu peygamberlerin hepsi de, risaletle görevlendirildiklerine dair Cenab-ı Hak’tan emir almışlardır. Bu emri aldıktan sonra da behemehal irşad ve tebliğde bulunmuşlardır ki, peygamberliğin gerçek manası budur. O halde, elinde ne bir hususi kitap ne de hususi bir şeriat mevcut olan bu elçiler, kendilerine kitap verilen peygamberlere tâbi olmuşlardır. Mesela, Hz. Musa (as) yolunda belki yüzü aşkın peygamber gelmiştir. Ama bunların hepsi de Tevrat’ın hükmü ile amel etmişlerdir. Hz. Davud (as) gibi cihan çapında bir saltanatın sahibi peygamber dahi, saltanatı misyonunun bir buudunun tezahürüydü. Hz. Davud’a verilen “Zebur”, evrad-u, ezkâr, zühd ve rekâik gibi hususları ihtiva ediyordu. Yine Hz. İbrahim (as) döneminde birçok peygamber vardır: Hz. İsmail ve yeğeni Hz. Lut (as) bunlardandı. O dönemde câri olan ahkam ise, Hz. İbrahim’e (as) verilen “sahifeler”den ibaretti. Hz. Mesih döneminde, İncilin ahkâmıyla amel eden nebi bilmiyoruz. Hz. Zekeriyya (as) ve Hz. Yahya (as) gibi bu döneme ait olan peygamberler de ihtimal ki tevratla amel ediyorlardı. Bunlardan başka ehl-i keşfin istihracı ve zayıf kabul edilen bir hadisin işaretiyle Halid b. Sinan adında, kendisine kitap ve şeriat verilmeyen bir peygamber daha vardır ki onun Hz. Mesih’le Efendimiz arasında gelip vazife yaptığı söylenmektedir. (İbn-i Sa’d, et-Tabakatü’l-Kübra, 1/296; İbn-i Hacer, el-İsâbe, 1/466; İbn-i Esir, Üsdü’l-Ğâbe, 2/99)&lt;br /&gt;
Bütün bunlar gösteriyor ki, kendisine kitap veya şeriat verilen peygamberler, kendilerine bağlı olan diğer peygamberleri, Cenab-ı Hakk’ın emirlerini esas alarak onları tavzif edebilmekte ve irşad adına onları yönlendirmektedirler. İhtimal bu peygamberler kendilerine inanan cinlerin bazılarını da istihdam edebiliyor ve onları cin taifelerini irşad etmede vazifelendiriyorlardı.&lt;br /&gt;
Bunun açık örneğini Efendimiz’in hayat-ı seniyyelerinde çok bariz olarak görmekteyiz. Şöyle ki, cinler, “Nahle” denilen yerde Efendimiz’i dinleyip, ardından da kendi kavim ve kabilelerini irşada gitmişlerdi ki(Kurtubi, el-Camiu Liahkami’l-Kur’an, 16/210-216) bu topluluk, Kur’an’da, “münzirîn” (uyarıcılar) ismiyle anılmaktadır. Haddizatında bu sıfat, Kur’an-ı Kerim’de sadece peygamberler için kullanılan bir tabirdir. Ayette: “Bir zaman cinlerden bir topluluğu, Kur’an dinlemek üzere sana yöneltmiştik. O’na gittiklerinde birbirlerine “susun” dediler. (Okuma) Bitince de uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler” (Ahkâf/29)&lt;br /&gt;
Hulasa; insanoğlu yaratıldıktan sonra, artık cinlerden peygamber gelmemiş gibi bir anlayış güçlü gibi görünmektedir. Kur’an’ın “münzir” dediği cin taifesine, illada peygamber denilecekse, “peygamberler tarafından tavzif olunan” manasında peygamber demek olur ki, böyle bir tesmiye de yerinde olmasa gerek.&lt;br /&gt;
CİNLERDEN DOSTLARIMIZ VARMIDIR?&lt;br /&gt;
Bilinmelidir ki cinlerin muminleri, insanların müminleri gibi bizim kardeşlerimiz, dünya ve ahiret dostlarımızdır.&lt;br /&gt;
Bizler gibi mükellef varlıklar olan cinler kendileri gibi görünmeyen olan, müşterek düşmanlarımız olan şeytanlar tarafından saptırılmaya çalışılmaktadır. Görrünmez olmalarından dolayı onları birbiriyle karıştırmamak lazımdır. Şeytanlar cinlerden farklı olup şerlere odaklanmış varlıklardır.&lt;br /&gt;
Varlıkları peygamberimiz tarafından açıklanan cinler aleminin hayvanları, mükellef varlıklar olan cinlerle karıştırılarak cinlerin yılan ve köpek gibi suretlere girdikleri&amp;nbsp; yanılgısına düşülebilinmektedir. Allah’a muhatap olma yüceliğine erdirilmiş, Kur’an insanı olmaya aday varlıklar olan sorumlu cinlerin hayvan suretlerine sokulup korku salınması maalesef hadislere kadar sokulabilmiştir.&lt;br /&gt;
Bir diğer yanıltıcı husus da bazı hadisler de hastalık etkeni olarak gösterilen ve görünmez olma nitelikleri sebebiyle kendilerine görünmez varlıklar anlamına cin denilen mikroplar türünde varlıkların, mükellef varlıklar olan cinleranlamına algılatabilmesidir. Bu&amp;nbsp; bir hatadır, bu hataya düşmemelidir.&lt;br /&gt;
Efendimiz’i (sav) görüp O’nun sohbetinde bulunan kimselerin “Sahabi” kabul edilmesi gibi, O’nu gören her cin de “Sahabi” kabul edilmiş ve aralarında hiç bir fark gözetilmemiştir.&lt;br /&gt;
Mü’min olarak Efendimiz’i (sav) görüp O’nun sohbetinde bulunan kimselerin “Sahabi” kabul edilmesi gibi, O’nu gören her cin de “Sahabi” kabul edilmiş ve aralarında hiç bir fark gözetilmemiştir.&lt;br /&gt;
Hatta müfessirler, “Cinlerden bir grubu Sana yönelttiğimizde..” (Ahkâf, 46/29) ayetinde anlatılan cinleri isim isim saymış ve onların, cin taifesinin en büyük “Sahabileri” olduklarını söylemişlerdir. Bizim tesbitimize göre de, sayıları yedi veya dokuz olarak kabul edilen bu cinler, tıpkı Ashab-ı Bedir, Ashab-ı Uhud’un siyanetleri gibi, şer ve şerirlere karşı kendileriyle tevessül edildiğinde koruyuculuk yaparlar ki, onlar, -Kur’an’da anlatılan şekliyle- Allah Rasulü’nü ilk defa görüp dinleyen, ardından da kavim ve kabilelerine birer “münzir” olarak dönen cinlerdir. Binaenaleyh, bu yönüyle de onları, onlar arasındaki Sahabe’nin ileri gelenlerinden kabul edebiliriz.&lt;br /&gt;
Süheyli, Ömer b. Abdülaziz’le alakalı bir vak’ayı anlatırken, bu cinlerden de bahseder. Vak’a şöyledir: Ömer b. Abdülaziz, bir gün kırda dolaşırken, ölü bir yılan görür. Atından iner ve mendiline sararak o ölüyü toprağa defneder. (İhtimal o büyük insan, “gayb-âşinâ” gözleriyle bu meyyitin bir cin olduğunu keşfetmiştir) O esnada etraftan bir ses: “Saraka öldü, Saraka öldü..” diye etrafı çınlatır. Ömer b. Abdülaziz, bu ses sahibinin kim olduğunu sorar. Bu soru üzerine: “Bir zaman cinlerden bir topluluğu, Kur’an dinlemek üzere Sana yöneltmiştik..” (Ahkâf/29) ayetinde anlatılan cinlerden biriyim” der ve sözlerine şöyle devam eder: “O gün Allah Rasûlü’nü dinleyip kavmine “uyarıcı” olarak dönenlerden hayatta sadece Saraka ile ben kalmıştım. Bugün kâfirlerle harbederken, Saraka da şehid oldu. Şu anda, sadece ben varım.. sana müjdeler olsun ey mü’minlerin emiri! Zira biz Allah Rasûlü’nün huzurunda iken, bir aralık dönüp: “Sizlerden Saraka bir yerde şehid olacak. Onu ümmetimin en hayırlılarından biri kefenleyip defnedecek” buyurdular. İşte o haber bugün aynen cereyan etti. Ne mutlu sana ki, sen O’nun müjdelediği o hayırlı insansın!” (Kurtubi, el-Camiu Liahkami’l-Kur’an, 16/214)&lt;br /&gt;
Hz. Aişe validemiz anlatıyor: “Bilmeyerek, evde dolaşan bir canlıyı (muhtemelen bir yılanı kastediyor) öldürmüştüm. O gece rüyamda beni yüksek bir mahkemeye çağırdılar ve benim cinayet işlediğimi söylediler. “Hayır, ben kimseyi öldürmedim..” dediysem de, ısrarlarından gündüz öldürdüğüm canlıyı kastettiklerini anlamıştım. Meğer o bir cinnî imiş. Kendimi müdafaa için: “O niçin eve gelip beni gözetliyor?” deyince: “Hayır, o asla sana bakmak için gelmezdi. Hele saçın-başın açıkken, kat’iyen odana girmezdi. Fakat o, bir Kur’an aşığı idi. Rasûlullah’tan ilk dinlediği Kur’an zevki, onu o kadar sarmıştı ki, Allah Rasûlü’nden sonra o manevî zevki, hep senin Kur’an’ında arardı. Evine gelişi işte de bu sebepleydi..” dediler. Hz. Aişe validemiz diyor ki; “uyandığımda rüyanın dehşetinden kan-ter içinde kalmıştım. Hatamı affettirmek için de, sadaka dağıtıp, bazı köleleri hürriyete kavuşturdum…” (Kurtubi, el-Camiu Liahkami’l-Kur’an, 16/214,215) Evet, anlaşılan Kur’an dinlemek için o eve gelen, cinlerden bir Sahabi idi ve Hz. Aişe validemiz, yanlışlıkla böyle bir Sahabiyi katletmişti ve bundan dolayı manevi bir mahkemede hesaba çekilmişti.&lt;br /&gt;
Görülüyor ki, kim İki Cihan Serveri’yle irtibata geçse, hemen evc-i kemâle yükseliyor. Nasıl ki insanlar, O’na dilbeste olup gönülden bağlanmakla bir anda O’nun arkadaşları oluyor ve “Sahabe olma” şerefiyle serfiraz kılınıyorlar; öyle de, O’nun getirmiş olduğu o kutlu mesaja kulak veren cinler de aynı noktaya ulaşabiliyorlar. İşte bu noktadan hareketle diyebiliriz ki, şayet onlar da bizim gibi bir ümmet ise, bizim Ashab-ı Bedir, Ashab-ı Uhud’umuz olduğu gibi, onların da Ashab-ı Bedir ve Ashab-ı Uhud’u vardır. Bizim aşere-i mübeşşeremiz; hatta üçlerimiz, yedilerimiz, kırklarımız olduğu gibi; onların da aşere-i mübeşşeresi, üçleri, yedileri, kırkları olduğu söylenebilir.&lt;br /&gt;
Kaynak: Metafizik Dünya&lt;br /&gt;
CİN VE ŞEYTANIN FARKLARI&lt;br /&gt;
Burada dikkat edilmesi gereken nokta;&lt;br /&gt;
- Cinler, insanın doğrudan beynine, aklına, düşünce sistemine nüfuz edebilir, o bölgeleri tesir altına alabilir. (Korku, endişe, ürperti, hayal kurma gibi olaylarda olduğu gibi)&lt;br /&gt;
- Şeytan ise farklıdır, o yaratılış gereği kalbe ve inanç merkezine nüfuz eder. Kalbin yanında bulunan lümme-i şeytaniye denilen yerde, devamlı surette insana vesvese verir, onu ifsad etmeye çalışır.&lt;br /&gt;
Şeytan, en büyük düşman olduğu halde, gerektiğinde cinleri, gerektiğinde habis ruhları, gerektiğinde ise insî şeytanları kullanarak, kötülüklerini bunlar vasıtasıyla sergileyerek varlığını insanlara unutturmaya çalışır. Bu gaflet hâlinden kurtulmak için, insanın inancı kuvvetli, düşünce ufku berrak, temiz kalbli, hizmet şuurundaki insanlarla münasebetinin çok olması, hakikat derslerinin yapıldığı sohbetlere sık sık gitmesi ve dünyayı bir misafirhane olarak görmesi gerekir.&lt;br /&gt;
CİNLER GÖRÜNÜR MÜ?&lt;br /&gt;
Cinlerin insanları görmelerine bir mani yoksa da vücut yapılarımızın farklılığı sebebiyle insanların onlarla işitilebilir ve görülebilir fiziksel bir beraberliğe girmelerinde engeller bulunmaktadır. Bunun yanı sıra peygamberler ve seçilmişlerin kendileri ile görüştükleri gerçektir. Doğruluklarına artık neredeyse kuşku duyulmayacak şekilde çoklukla yaşanan, belki de siz şu satırları okuyanlarında yaşadığı ve yaşanmaya devam eden olaylar, bir cin maskaralığı olan ruh çağırma oturumlar ve benzeri müşahedelere dayanan çeşitli TV kanallarının gizemli adlar altında yayınladıkları istisnai olaylar&amp;nbsp; insanlarla cinler arasında ilişki kurulabileceğine bir kanıt olarak niye kabul edilmesin ki?&lt;br /&gt;
Bu arada unutulmasın ki, onların hep görülmez olmadığını düşüncesine saplanmayalım. Bazı şeytanlaşmış insanların varlığı malumlarınızdır. Bu tip insanlardan Allah’a sığınılması Kur’an da açıklanmaktadır.&lt;br /&gt;
CİN ÇARPILMASI NASILSIR?&lt;br /&gt;
Cin Çarpması Nasılsıdır?&lt;br /&gt;
Cinlerin tasallutu kendi bünyeleriyle ilgilidir. Yaratılış olarak dumansız ateş tabir ettiğimiz şuurlu bir enerji kütlesi olan cinler, kendi bünyelerinden bir çeşit ışın olan manyetik akımlar ve enerjiler çıkarırlar. İnsan, bir molekül yığını olmasına rağmen o da birçok ışın üretir ve yayar. Hatta her insanın vücudu belli bir frekansta enerji dalgaları yayar, bu dalga boylarıyla insanlar arasında dostluklar kurulur, düşmanlıklar oluşabilir. Yalnız, cinler de insanlar gibi farklı yapılara, değişik ırklara mensupturlar. Su, ateş, hava, toprak karakterli çeşitli cin toplulukları vardır, bu karakterleri yaşadıkları ortamdan ve yerlerden kaynaklanır.&lt;br /&gt;
İnsan vücudu, kişiden kişiye değişen hassasiyette yaradılmıştır. Tıb ilminde tesbit edilen akupunktur noktalarında olduğu gibi, insanın manyetik akım, ışın ve şua alan çeşitli vücut bölgeleri vardır. Bazı insanlarda bu yerler doğuştan kapalıdır. Ne kadar manyetik akım ve enerji göndersen de almaz. Kimi insanlarda da bazı bölgeler hassas olabilir, gerek bir büyü sonucu, gerek tabiatta serbest dolaşan enerji akımlarından, gerek manyetik bulutlardan, gerekse doğrudan bir cinnî tesir sonucu rahatsızlık meydana gelir. Ortaya çıkan bu açıklık ve menfezden manyetik akım vücuda yerleşir. Evvelâ insanın sinirlerine, beyin sistemine tesir eder. Bu sefer, vücudun ürettiği enerji ve elektrik akımı düzensiz hâle gelir, en gelişmiş röntgen makinelerinin çekemediği, tesbit edemediği manyetik yaralar ve ağrılar ortaya çıkabilir. Manyetik akım, zamanla hücre düzenine tesir edebilir, biyolojik bazı rahatsızlıklara da yol açtığı gibi, kişi artık psikolojik bir hasta durumundadır. Vücutta meydana gelen, beyindeki sinir tahribatı belki bazı tıbbî ilâçlarla tedavi edilebilir. Ama, hangi sebepten olursa olsun insan vücuduna yerleşen manyetik akım, ışın veya şua o bölgeden alınmalı, izale edilmelidir. Burada devreye, yaratılıştan metafizik âlemle irtibatlı, medyumluk özelliği olan insanlar ve büyük âlimler ile Hz. Peygamberden (s.a.v.) rivayet edilen dualar devreye girer. Yalnız, sinirlere, beyne tesir eden şeyin manyetik bir akım veya maddî bir sebep olduğunu tesbit etmemiz gerekir.&lt;br /&gt;
Doğuştan gelen bir kabiliyet olarak elinde, gözlerinde manyetik enerji yoğunluğu olan kişiler, insanların hangi bölgelerinin hassas olduğunu, menfezlerin nerede bulunduğunu, hangi yerden akım aldığını ânında tesbit edebilir. Cinler, tesir ettikleri kişileri, böyle insanlardan uzaklaştırmaya çalışırlar. Çünki, kendi manyetik akımlarını ancak, dualar ile manyetik okumalar ve müdahaleler giderebilir.&lt;/div&gt;&lt;!-- end storycontent --&gt;&lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-footer&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-footer-line post-footer-line-1&quot;&gt;&lt;span class=&quot;post-author vcard&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/8019233830454282472/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/cin-hakkinda-her-sey-dua-cin-buyu.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/8019233830454282472'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/8019233830454282472'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/cin-hakkinda-her-sey-dua-cin-buyu.html' title=''/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-7820031690447644928</id><published>2011-07-25T01:51:00.001-07:00</published><updated>2011-07-25T01:51:31.679-07:00</updated><title type='text'>KURAN&#39;DA DUA</title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-929824849431703085&quot;&gt;DUA-CİN--BÜYÜ-TILSIM-SİHİR-NAZAR-MUSKA-YILDIZNAME-HALÜSÜNASYON-DUA NEDİR-TILSIM NEDİR-TILSIM ÇEŞİTLERİ-BÜYÜ NEDİR-BÜYÜ ÇEŞİTLERİ-SİHİR NEDİR-SİHİR ÇEŞİTLERİ-BATIL İNANIŞLAR-CİN MUSALLATI NEDİR-DİNİMİZ İSLAM-ŞİFALI BİTKİLER-SAĞLIKLI YAŞAM-ASTROLOJİ-GİZEMLİ İLİMLER-İSLAMDA BÜYÜ-DEFİNE-DEFİNECİLİK-DEFİNEDE BÜYÜ VE TILSIM-CİNLER VE GİZEMLER HAKKINDA BİLGİLENDİRME SİTESİ...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;Hak Teâlâ Hazretleri buyuruyor:&lt;/div&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img height=&quot;126&quot; src=&quot;http://www.islamiyet.gen.tr/dualar/arapcalar/13_2.gif&quot; width=&quot;450&quot; /&gt;&lt;/div&gt;&quot;Ey Resûl-i Ekremim! Benim kullarım &quot;Rabbi-miz uzakta mıdır, yakında mıdır?&quot; diyerek sana beni sordukları zaman sen onlara cevap ver ki: Ben onlara pek yakınımdır. Bana duâ eden kulumun duasını kabul ederim. Duâ ettiğinde benden duâlarının kabulünü istesinler. Ve bana îman etsinler. Umulur ki onlar îmanları ve duâları sebebiyle doğru yola vâsıl olurlar ve irşâd olunurlar. &quot;(Bakara Sûresi, 186)&lt;br /&gt;
Fahr-i Râzî, Kâzı Beyzâyi ve Hâzin&#39;in beyânlarına göre ashâb-ı kiramdan bazı kimselerin: &quot;Ya Re-sûlallah! Rabbimiz bize yakîn ise hafif sesle yahud gizlice duâ edelim. Eğer uzak ise yüksek sesle duâ edelim&quot; demeleri üzerine bu âyet-i celîlenin nâzil olduğu mervîdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başka bir rivâyette ise yahûdilerin: &quot;Yâ Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-! Sen yer ile gök arasını pek uzak haber veriyorsun. Rabbimiz duâmızı nasıl işidir?&quot; demeleri üzerine nâzil olduğu mervîdir. Bu sebeb-i nûzullere göre âyetin ma&#39;nası şöyle olur:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&quot;Ey Resûlüm! Benim kullarım sana benim evsâfımdan suâl edip Rabbimizin lutfu bize yakın mı? Duâmızı gizlice kendi içimizde mi yapalım? Yoksa uzakta mı? Duamızı yüksek sadâ ile yapalım? dediklerinde: &quot;Sen onlara Benim tarafımdan cevâb ver. Ben onların gizli duâlarını işitirim. Zira Benim ilmim onlara pek yakındır. Binâenaleyh onların işlerini bilip sözlerini işiterek hallerine muttali&#39; olduğumdan duâ eden kimsenin duâsı ihlâs üzere olursa icâbet ederim. Şu hâlde onlar benden icâbet talep etsinler. Ben de onlara icâbet ederim. Senin vâsıtan ile onları îmana davet etdiğimde derhal îman etsinler. Zîra ben onların duâlarına icabet edince onların da benim da&#39;-vetime icabet ve emrime itaat etmeleri vâcibdir ve onlar davetime icabetle doğru yolu muhakkak bulurlar.&quot; &lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/7820031690447644928/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/kuranda-dua.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/7820031690447644928'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/7820031690447644928'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/kuranda-dua.html' title='KURAN&#39;DA DUA'/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-2790595601494102039</id><published>2011-07-25T01:50:00.003-07:00</published><updated>2011-07-25T01:58:35.179-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;ZEBERCET FAL SİHİR BÜYÜ &lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-8671104403096404315&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot;&gt;Değerli Taşlar ve Özellikleri&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Akuamarin&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Akuamarin, Akvamarin veya Aquamarin (Lat. aqua marina, &quot;denizin suyu&quot; anlamına gelir). Kıymetli taşlardan olup berilin şeffaf ve silikatlı bir türüdür. Hegzagonal sistemde kristalleşir ve sertliği 7,5-8 arasındadır. Kimyasal formülü: Be3Al2Si6O18 şeklindedir. Açık mavi ya da mavimsi yeşil renktedir ve emeralda çok benzer. Genellikle berilin bulunduğu koşullarda oluşur ve en güzelleri çoğunlukla Rusya’da bulunur. Brezilya’da bulunan sarı beril, bazen aquamarin krisolit olarak adlandırılır. Tipik aquamarin’in mavimsi tonunu veren korundum mevcutsa oryantal aquamarin adıyla anılır. Aquamarin, ABD’de orta Colorado’daki Sawatch dağ silsilesinin Mt. Antero tepelerinde bulunur. Brezilya’da, Minas Gerais, Espírito Santo ve Bahia eyaletlerinde aquamarin madenleri vardır.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Bugüne dek en büyük aquamarin, 1910 yılında Brezilya’nın Minas Gerais bölgesindeki Marambaia’dan çıkarılmıştır. Ağırlığı 110 kg dan fazla olup (520.000 karat) 48,5 cm uzunluğunda ve 42 cm çapındadır.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Mart ayında doğanların uğurlu taşı olduğuna inanılır.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Denizciler uğurlu olduğuna inanır ve eskiden Kaptan olmayı hak eden denizcilere, akuamarin hediye edilirmiş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Beril&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Yeşil renkli zûmrûtgillerden değerli bir taş, saflığı temsil eder. Berilyum aliminyum siklosilikat olan Beril&#39;in kimyasal formülü Be3Al2(SiO3)6 şeklindedir. Heksagonal Beril kristalleri çok küçük kristallerden metrelerce büyük kristallere kadar değişik boyutlarda olabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Yedi renkte ışık saçan zümrüt taşı. Ayrıca yahudilerin göğüslüğünü süsleyen on ikinci taş. Saydam, deniz mavisi renginde olanına akuamarin. Pembe renkteki berile morganit, altın sarısı renginde olan berile heliodor denir. Berilin kullanım alanı ise uçak sanayinde, beril tuzları florasan lambalarda x ışını tüplerinde ve süstaşı olarak kullanılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Elmas&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Elmas, bilinen en sert maddelerden biridir ve değerli bir taştır. Karbon elementinin bir modifikasyonu grafit, diğeri ise elmastır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Elmasın saf karbon olduğu ilk olarak Fransız kimyacı Lavoisier tarafından keşfedilmiştir. Lavoisier, elması yakmış ve yanma gazının sadece karbondioksit olduğunu görünce elmasın karbon olduğu hükmüne varmıştır. Elmas 3547 derecede erir.&lt;br /&gt;
En belirgin özelliği sertliğidir. Mineralojide kullanılan mohs sertlik göstergesinde en yüksek rakamla (10) gösterilir. Bu, diğer bütün mineralleri çizebilmesi demektir. Sertliğinden dolayı endüstriyel aletlerde kullanılması büyük önem kazanmıştır. Keza dayanıklılığından ve ışığı çok iyi kırmasından dolayı kıymetli bir zîynet eşyâsıdır. Elmas mineralinin her cihetteki sertliği aynı değildir. Fakat X ve Gama ışınları ile en sert yönüne doğru yönlendirilerek, aletlerde kesici olarak kullanılması sağlanır. Endüstriyel kullanım amaçlı yapay elmas üretilir, fakat elmasın yapay ya da doğal olduğu kolayca anlaşılır ve yapay olanının ziynet eşyası olarak bir değeri yoktur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Kehribar&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Amber veya Kehribar, oğma ve sürtme sonucu hafif cisimleri çekmek özelliğini kazanan hemen hemen şeffaf, rengi açık sarıdan yakut kırmızısına kadar değişen kolay kırılabilir, fosilleşmiş veya yarı fosilleşmiş bir reçine. Sıklıkla çeşitli küçük hayvanlar, örneğin böcekler, reçinenin içinde kalmış ve reçineyle birlikte fosilleşmiş olarak bulunur. Yarı fosilleşmiş reçine ve ya kısmi olarak fosilleşmiş ambere kopal denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Eskiden tıpta şöhrete ve epeyce kullanım alanaına sahip olan amber bugün bu amçla kullanılmaz. Geçmişte saflaştırılmış amber yağı isteri ve boğmacada kullanılmıştır. Aynı zamanda ilkçağdan bu yana güzel koku imalatında da kullanılmıştır. Amber, Anadoluda da yaygın olarak kullanılmaktadır. Günümüzde amber güzel koku üretimi , ve farklı parfümeri ürünleri vb. gibi işlerde kulanılmaktadır. Amber mürekkeb imalatında da kullanılmaktadır. Kehribar olarak da bilinmekte ve takı yapımında sıklıkla kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Kübik Zirkonya&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Kübik zirkonya (CZ), sinterleme sonucu mono kristal fazdan polikristalin kübik forma dönüşen zirkonya (ZrO2) derivesidir. Kuyumculukta terminoloji hatası olarak kübik zirkonya yerine zirkon tabiri yerleşmiştir. Halbuki zirkonyum oksit yani zirkonya (ZrO2) derivesidir. Asıl zirkon ise kimyasal kompozisyonu ZrSiO4 olan zirkonyum mineralidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sertlik Derecesi : 7,5 Kimyasal Yapısı : ZrSiO4 Özgül Ağırlığı : 3,90 - 4,71 Burçlar : Oğlak, Kova&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısaca Asıl rengi kahverengi olup, kullanım için genelde ısıtılarak şeffaf ve renksiz hale getirilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Lapis Lazuli&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Lapis lazuli veya laciverttaşı, çok eski çağlardan beri mücevher olarak kullanılan bir taş türü. Koyu mavi renkte, yarışeffaf-opak niteliğinde, özellikle Antik Mısır&#39;da Firavunlar tarafından çok önem verilmiş kıymetli bir taştır.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Lapis lazuli bir mineral değil, kayadır. Çünkü birkaç mineralden oluşmuştur. Gerçek bir mineral olabilmesi için sadece bir mineral türünü içermesi gerekirdi.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Lapis lazulinin ana bileşeni lazurittir (yaklaşık %25-40). Lazuritin kimyasal formülü (Na,Ca)8(AlSiO4)6(S,SO4,Cl)1-2&#39;dir. Lapis ayrıca kalsit (beyaz) ve pirit (sarı) de içerir. Ayrıca augit, diopsit, enstatit, mika, hauynit, hornblend ve nosean da içerebilir. Sertliği yaklaşık 5.0-5.5 arasındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Malahit&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Malahit, (Malakit) bazik bakır karbonattan müteşekkil, parlak yeşil bir mineral. Çok bulunan bir bakır cevheridir. Daima bakır sülfürleriyle, özellikle kalkopiritle birlikte ve bunların yataklarının üst kısımlarında oksitlenme sonunda bulunur. Bu oksitlenme, özellikle kalsiyum karbonatın bulunduğu yerlerde su, hava ve karbondioksidin bakır sülfidi etkilemesiyle meydana gelir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sibirya, Macaristan, Cornwall, Almanya, Kuzey ve Güney Amerika, Güney Avusturalya, Güney Batı Afrika&#39;da ve Anadolu&#39;da çeşitli yerlerde bulunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Malahitin bileşimi Cu2CO3(OH)2&#39;dir. Kristalleri monoklinal sistemdedir. Ancak kristalleri az bulunur. İğne ve kıl gibi kristaller, bir arada, demete benzer şekildedir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Oltu Taşı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Oltu taşı,Ülkemiz&#39;de Erzurum&#39;un Oltu ilçesinin kuzeydoğu kesiminden çıkarılmakta olan yarı değerli bir taştır.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Oltu taşının diğer bir adıda Karakehribardır. Oltu taşı siyah, koyu kahve, sarı, nadiren de gri-yeşilimsi olabir. Bu maden esasında bir karbon bileşenidir, siyah renkli, kolay işlenebilen, bu nedenle de takı ve ziynet eşyası yapımında kullanılır. Genelde bayan takıları ve [tesbih] üretiminde önemli bir yere sahiptir. Yüzyıllardan beri yörede genellikle tek kişilik ve babadan oğla geçen ev-atölyelerde fazla bir değişikliğe uğramadan üretilmektedir. 3213 sayılı Maden Kanunu&#39;nda kıymetli taşlar arasında olduğunun tescili dahi yapılmıştır.Yakın tarihlerden itibaren Gürcistan üzerinden getirilen benzer özelliklerdeki taşlar Oltu Taşı adı altında pazarlanmaktadır.Ancak bu taşlar kalitesiz,çabuk kırılganlık özelliğine sahip ve Oltu Taşında bulunan siyah ve kahveregimsi özelliklerinin dışındadır.Kalitesinin düşüklüğü sebebiyle piyasaya ucuz olarak sürülmekte bu da hakiki Oltu Taşı üretici ve pazarlamacılarının işlerini zorlaştırmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Oniks&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Oniks veya Damarlı Akik (İngilizce karşılığı olan Onyx de sıklıkla kullanılır), yarı değerli bir taş türüdür. Oniks ismi Asur dilinde &quot;yüzük, halka&quot; anlamına gelen sözcükten türemiştir. Kuvars&#39;ın kriptokristalin bir türü olan oniks, farklı renklerde birçok katmana sahip olan bir taştır. Katmanların renkleri oldukça değişkendir ve beyazdan siyaha kadar birçok farklı renkte olabilir. Bir oniks türü olan Sardoniks (Sardonyx) ise renkli şeritler kırmızının tonlarıdır. Saf siyah oniks pek yaygın bulunsa da renkli oniksler kadar yaygın bulunmaz. Bazen kalsit gibi farklı taşlara da hatalı bir şekilde oniks dendiği olmuştur. Oysa örneğin kalsit, onikse oranla çok daha yumuşaktır ve daha yaygın bulunur. Kimyasal formulü SiO2, silikon dioksit, olan oniksin Mohs skalasına göre sertliği 7&#39;dir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Opal&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; Opal, silis grubundan inorganik madde. Silisin hidratlı ve jelatinli bütün çeşitlerini kapsar.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; Opal bir koloittir; bileşiminde %3 ile %13 su bulunur; görünümü yağsı veya camsıdır, kırık yüzeyleri kavkıya benzer. Birçok çeşidi vardır, bunlar arasında en tanınmışı asil opaldır. Çok güzel yanar-döner parıltılar verdiğinden mücevhercilikte değerli taş olarak kullanılır. En güzel türleri Macaristan&#39;da çıkarılır. Çok çeşitli ve parlak renklerde bulunduğu için alevli opal, pullu opal, şark opali gibi adlar alır. Meksika&#39;da bulunan bir türü ticarette ateş opali, ballı opal, alev opali adıyla bilinir; kırmızı, turuncu ve bazen Yeşilimsi sarı renkte olan bu opal, ateş kırmızısı tonlarında parıltılar yapar.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; Diğer opal türleri şunlardır: saydam, yanar-döner, olmayan ve yumrulu yapıda hiyalin; bileşimindeki hidrokarbonlar sebebiyle çeşitli renklerde bulunan çakmaktaşı; yumru veya kabuk şeklinde bulunan kaşolon; hidrofan, menilit, gayzerit veya gayzer silisleri vb.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Peridot&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Peridot,olivin mineralinin bir çeşididir.Zebercet olarak da anılır.Peridot ismini Yunanca peridona (&quot;bol vermek&quot;) kelimesinden alır.Halk arasındaki diğer isimi &quot;yılantaşı&quot;dır.Bazen &quot;beril&quot; olarak isimledirilse de,[beril] Berilyum içeren farklı bir taş grubundandır.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Peridot parlak sarı-yeşil renktedir.Mineraldeki demir oranı taşın renginin tonunu belirler.Özellikle altınımsı yeşil ve koyu yeşil olanları daha değerli sayılır.Bu renklerdeki taşlarda kahverengi-yeşil olanlara oranla daha az demir vardır.Pek sert olmayan peridotun sertliği Mohs skalasında 6.5-7 arasındadır.Kimyasal formülü (Mg,Fe)2SiO4 olan peridotun yağsı bir parlaklığı vardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Safir&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Safir (Gökyakut), alimünyum oksit&#39;in (Al2O3) kristal formudur. Doğal olarak bulunur ya da üretilebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Korindonun kırmızı renkli olanları hariç bütün diğer cevher çeşitlerine Safir taşı denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Topaz&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Topaz ya da Zebercet, florlu alüminyum silikat Al2SiO4(OH,F)2 yapısında, kıymetli taş özelliğine sahip silikat minerali. Beyaz topaz buji porseleni yapımında kullanılır. Isıya dayanıklılığı oldukça yüksektir. Katışıksız zebercet renksiz olabilir ve pırlanta kesim yoluyla traşlandığında elmasla karıştırılabilir. Zebercet sarı, mavi veya kahverenginin çeşitli tonlarında da olabilir. Taşın rengi ekseriya kararsızdır ve güneş ışığında renk değiştirir. Mesela Sibirya&#39;nın kahverengi zeberceti güneş ışığında beyazlaşır. 1750&#39;lerde ilk defa bir kuyumcu Brezilya zebercetinin hafifçe ısıtıldığında pembeleştiğini buldu. Sonra bu metod yaygınlaştı. Böyle yanık zebercete çoğu yerde Brezilya yakutu denir ve nadir bulunan tabii kırmızı zebercetle aynı isimle anılır.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Zebercet granit ve pegmatit kristalleri içinde bulunur. Brezilya&#39;nın Ouro Preto bölgesinde çok çıkar. Sibirya, Sri Lanka ve Nijerya&#39;da da zebercet yatakları oldukça fazladır.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Zebercetin sertliği 8, özgül ağırlığı 3,5 - 3,6 ve kristal sistemi ortorombiktir. Zeytuni renkli ve bileşimi magnezyum-demir silikat olan krizolite de yanlışlıkla zebercet denilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Turkuaz&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Turkuaz (Fransızca: pierre turquoise/&quot;Türk taşı&quot;) saydam olmayan (opak) mavi-yeşil bir mücevher taşı. Eski mısırlıların çağında bile çoktan mücevher yapımı için kullanılmıştır. Günümüzde suni üretilen Turkuaz taşları gerçek Turkuaz&#39;ın önemini azaltmıştır. Uzmanlar bile gerçek Turkuazları sunilerinden ayrıt etmekte zorlanırlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Yakut&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Yakut, erime noktası 2050ºC olan değerli bir taştır. Kırmızının çeşitli tonlarında olabilmaktedir. Yakuta kırmızı rengini veren içindeki krom elementidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Doğal olmayan yakutlar da bulunmaktadır. Sentetik olarak yapılanları ucuza maledilebilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Yakutun sertliği 9.0&#39;dır. Diğer bütün doğal değerli taşlar içinde daha sert olan tek taş elmastır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Yeşim&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Yeşim, asırlar boyunca mücevherat ve küçük heykel yapımında kullanılmış, en çok yeşil renkte bulunan sert, kıymetli taş. En kıymetlileri zümrüt yeşimi ve Burma yeşimidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;İki tür yeşimden biri jadeit, sodyum alüminyum silikat (NaAlSi2O6), diğeri ise nefrit, kalsiyum magnezyum demir silikattır (Ca2(Mg,Fe)5Si8O22(OH)2). Yeşim doğada küçük parçalar halinde bulunur. Jadeit nefritten daha nadirdir ve daha değerlidir. Her ne kadar yeşim binlerce yıldır bilinse ve kullanılsa da, yeşim olarak anılan taşların aslında iki farklı mineral türü olduğu ancak 1863&#39;de keşfedilmiştir. Yeşimin sertliği 6.5 - 7.0 arasındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Zümrüt&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Zümrüt (Be3Al2SiO6) beril mineralinin bir türü. Yeşil renkli, saydam değerli bir taş.Berilin Mohs skalasında sertliği sekizdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Işığı kırma ve saçılıma uğratma gücü çok yüksek olmayan zümrüt, yakın değerdeki diğer değerli taşlara oranla fazla parıldamaz. Britanya Kraliyet Mücevherleri de dahil, en kaliteli zümrütler Kolombiya&#39;dan ihraç edilmektedir. Burada zümrütler damarlar içinde kalsit ve pirit ile beraber oluşmuştur. Saf zümrütler çok nadirdir, zümrüt kristalleri genellikle başka mineraller (kapanımlar) ve küçük lekeler içerir. Bunun sonucunda sentetik zümrüt üretimine istek artmıştır. Bu sentetik zümrütlerin özgül ağırlıkları ve refraktiv indeksleri doğal zümrütlere göre biraz daha düşüktür. &lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-footer&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-footer-line post-footer-line-1&quot;&gt;&lt;span class=&quot;post-author vcard&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/2790595601494102039/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/zebercet-fal-sihir-buyu-degerli-taslar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/2790595601494102039'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/2790595601494102039'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/zebercet-fal-sihir-buyu-degerli-taslar.html' title=''/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-141874685297132689</id><published>2011-07-25T01:50:00.001-07:00</published><updated>2011-07-25T01:50:32.267-07:00</updated><title type='text'>ZEBERCET FAL SİHİR BÜYÜ</title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-8671104403096404315&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot;&gt;Değerli Taşlar ve Özellikleri&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Akuamarin&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Akuamarin, Akvamarin veya Aquamarin (Lat. aqua marina, &quot;denizin suyu&quot; anlamına gelir). Kıymetli taşlardan olup berilin şeffaf ve silikatlı bir türüdür. Hegzagonal sistemde kristalleşir ve sertliği 7,5-8 arasındadır. Kimyasal formülü: Be3Al2Si6O18 şeklindedir. Açık mavi ya da mavimsi yeşil renktedir ve emeralda çok benzer. Genellikle berilin bulunduğu koşullarda oluşur ve en güzelleri çoğunlukla Rusya’da bulunur. Brezilya’da bulunan sarı beril, bazen aquamarin krisolit olarak adlandırılır. Tipik aquamarin’in mavimsi tonunu veren korundum mevcutsa oryantal aquamarin adıyla anılır. Aquamarin, ABD’de orta Colorado’daki Sawatch dağ silsilesinin Mt. Antero tepelerinde bulunur. Brezilya’da, Minas Gerais, Espírito Santo ve Bahia eyaletlerinde aquamarin madenleri vardır.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Bugüne dek en büyük aquamarin, 1910 yılında Brezilya’nın Minas Gerais bölgesindeki Marambaia’dan çıkarılmıştır. Ağırlığı 110 kg dan fazla olup (520.000 karat) 48,5 cm uzunluğunda ve 42 cm çapındadır.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Mart ayında doğanların uğurlu taşı olduğuna inanılır.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Denizciler uğurlu olduğuna inanır ve eskiden Kaptan olmayı hak eden denizcilere, akuamarin hediye edilirmiş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Beril&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Yeşil renkli zûmrûtgillerden değerli bir taş, saflığı temsil eder. Berilyum aliminyum siklosilikat olan Beril&#39;in kimyasal formülü Be3Al2(SiO3)6 şeklindedir. Heksagonal Beril kristalleri çok küçük kristallerden metrelerce büyük kristallere kadar değişik boyutlarda olabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Yedi renkte ışık saçan zümrüt taşı. Ayrıca yahudilerin göğüslüğünü süsleyen on ikinci taş. Saydam, deniz mavisi renginde olanına akuamarin. Pembe renkteki berile morganit, altın sarısı renginde olan berile heliodor denir. Berilin kullanım alanı ise uçak sanayinde, beril tuzları florasan lambalarda x ışını tüplerinde ve süstaşı olarak kullanılır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Elmas&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Elmas, bilinen en sert maddelerden biridir ve değerli bir taştır. Karbon elementinin bir modifikasyonu grafit, diğeri ise elmastır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Elmasın saf karbon olduğu ilk olarak Fransız kimyacı Lavoisier tarafından keşfedilmiştir. Lavoisier, elması yakmış ve yanma gazının sadece karbondioksit olduğunu görünce elmasın karbon olduğu hükmüne varmıştır. Elmas 3547 derecede erir.&lt;br /&gt;
En belirgin özelliği sertliğidir. Mineralojide kullanılan mohs sertlik göstergesinde en yüksek rakamla (10) gösterilir. Bu, diğer bütün mineralleri çizebilmesi demektir. Sertliğinden dolayı endüstriyel aletlerde kullanılması büyük önem kazanmıştır. Keza dayanıklılığından ve ışığı çok iyi kırmasından dolayı kıymetli bir zîynet eşyâsıdır. Elmas mineralinin her cihetteki sertliği aynı değildir. Fakat X ve Gama ışınları ile en sert yönüne doğru yönlendirilerek, aletlerde kesici olarak kullanılması sağlanır. Endüstriyel kullanım amaçlı yapay elmas üretilir, fakat elmasın yapay ya da doğal olduğu kolayca anlaşılır ve yapay olanının ziynet eşyası olarak bir değeri yoktur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Kehribar&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Amber veya Kehribar, oğma ve sürtme sonucu hafif cisimleri çekmek özelliğini kazanan hemen hemen şeffaf, rengi açık sarıdan yakut kırmızısına kadar değişen kolay kırılabilir, fosilleşmiş veya yarı fosilleşmiş bir reçine. Sıklıkla çeşitli küçük hayvanlar, örneğin böcekler, reçinenin içinde kalmış ve reçineyle birlikte fosilleşmiş olarak bulunur. Yarı fosilleşmiş reçine ve ya kısmi olarak fosilleşmiş ambere kopal denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Eskiden tıpta şöhrete ve epeyce kullanım alanaına sahip olan amber bugün bu amçla kullanılmaz. Geçmişte saflaştırılmış amber yağı isteri ve boğmacada kullanılmıştır. Aynı zamanda ilkçağdan bu yana güzel koku imalatında da kullanılmıştır. Amber, Anadoluda da yaygın olarak kullanılmaktadır. Günümüzde amber güzel koku üretimi , ve farklı parfümeri ürünleri vb. gibi işlerde kulanılmaktadır. Amber mürekkeb imalatında da kullanılmaktadır. Kehribar olarak da bilinmekte ve takı yapımında sıklıkla kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Kübik Zirkonya&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Kübik zirkonya (CZ), sinterleme sonucu mono kristal fazdan polikristalin kübik forma dönüşen zirkonya (ZrO2) derivesidir. Kuyumculukta terminoloji hatası olarak kübik zirkonya yerine zirkon tabiri yerleşmiştir. Halbuki zirkonyum oksit yani zirkonya (ZrO2) derivesidir. Asıl zirkon ise kimyasal kompozisyonu ZrSiO4 olan zirkonyum mineralidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sertlik Derecesi : 7,5 Kimyasal Yapısı : ZrSiO4 Özgül Ağırlığı : 3,90 - 4,71 Burçlar : Oğlak, Kova&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısaca Asıl rengi kahverengi olup, kullanım için genelde ısıtılarak şeffaf ve renksiz hale getirilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Lapis Lazuli&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Lapis lazuli veya laciverttaşı, çok eski çağlardan beri mücevher olarak kullanılan bir taş türü. Koyu mavi renkte, yarışeffaf-opak niteliğinde, özellikle Antik Mısır&#39;da Firavunlar tarafından çok önem verilmiş kıymetli bir taştır.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Lapis lazuli bir mineral değil, kayadır. Çünkü birkaç mineralden oluşmuştur. Gerçek bir mineral olabilmesi için sadece bir mineral türünü içermesi gerekirdi.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Lapis lazulinin ana bileşeni lazurittir (yaklaşık %25-40). Lazuritin kimyasal formülü (Na,Ca)8(AlSiO4)6(S,SO4,Cl)1-2&#39;dir. Lapis ayrıca kalsit (beyaz) ve pirit (sarı) de içerir. Ayrıca augit, diopsit, enstatit, mika, hauynit, hornblend ve nosean da içerebilir. Sertliği yaklaşık 5.0-5.5 arasındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Malahit&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Malahit, (Malakit) bazik bakır karbonattan müteşekkil, parlak yeşil bir mineral. Çok bulunan bir bakır cevheridir. Daima bakır sülfürleriyle, özellikle kalkopiritle birlikte ve bunların yataklarının üst kısımlarında oksitlenme sonunda bulunur. Bu oksitlenme, özellikle kalsiyum karbonatın bulunduğu yerlerde su, hava ve karbondioksidin bakır sülfidi etkilemesiyle meydana gelir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sibirya, Macaristan, Cornwall, Almanya, Kuzey ve Güney Amerika, Güney Avusturalya, Güney Batı Afrika&#39;da ve Anadolu&#39;da çeşitli yerlerde bulunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Malahitin bileşimi Cu2CO3(OH)2&#39;dir. Kristalleri monoklinal sistemdedir. Ancak kristalleri az bulunur. İğne ve kıl gibi kristaller, bir arada, demete benzer şekildedir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Oltu Taşı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Oltu taşı,Ülkemiz&#39;de Erzurum&#39;un Oltu ilçesinin kuzeydoğu kesiminden çıkarılmakta olan yarı değerli bir taştır.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Oltu taşının diğer bir adıda Karakehribardır. Oltu taşı siyah, koyu kahve, sarı, nadiren de gri-yeşilimsi olabir. Bu maden esasında bir karbon bileşenidir, siyah renkli, kolay işlenebilen, bu nedenle de takı ve ziynet eşyası yapımında kullanılır. Genelde bayan takıları ve [tesbih] üretiminde önemli bir yere sahiptir. Yüzyıllardan beri yörede genellikle tek kişilik ve babadan oğla geçen ev-atölyelerde fazla bir değişikliğe uğramadan üretilmektedir. 3213 sayılı Maden Kanunu&#39;nda kıymetli taşlar arasında olduğunun tescili dahi yapılmıştır.Yakın tarihlerden itibaren Gürcistan üzerinden getirilen benzer özelliklerdeki taşlar Oltu Taşı adı altında pazarlanmaktadır.Ancak bu taşlar kalitesiz,çabuk kırılganlık özelliğine sahip ve Oltu Taşında bulunan siyah ve kahveregimsi özelliklerinin dışındadır.Kalitesinin düşüklüğü sebebiyle piyasaya ucuz olarak sürülmekte bu da hakiki Oltu Taşı üretici ve pazarlamacılarının işlerini zorlaştırmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Oniks&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Oniks veya Damarlı Akik (İngilizce karşılığı olan Onyx de sıklıkla kullanılır), yarı değerli bir taş türüdür. Oniks ismi Asur dilinde &quot;yüzük, halka&quot; anlamına gelen sözcükten türemiştir. Kuvars&#39;ın kriptokristalin bir türü olan oniks, farklı renklerde birçok katmana sahip olan bir taştır. Katmanların renkleri oldukça değişkendir ve beyazdan siyaha kadar birçok farklı renkte olabilir. Bir oniks türü olan Sardoniks (Sardonyx) ise renkli şeritler kırmızının tonlarıdır. Saf siyah oniks pek yaygın bulunsa da renkli oniksler kadar yaygın bulunmaz. Bazen kalsit gibi farklı taşlara da hatalı bir şekilde oniks dendiği olmuştur. Oysa örneğin kalsit, onikse oranla çok daha yumuşaktır ve daha yaygın bulunur. Kimyasal formulü SiO2, silikon dioksit, olan oniksin Mohs skalasına göre sertliği 7&#39;dir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Opal&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; Opal, silis grubundan inorganik madde. Silisin hidratlı ve jelatinli bütün çeşitlerini kapsar.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; Opal bir koloittir; bileşiminde %3 ile %13 su bulunur; görünümü yağsı veya camsıdır, kırık yüzeyleri kavkıya benzer. Birçok çeşidi vardır, bunlar arasında en tanınmışı asil opaldır. Çok güzel yanar-döner parıltılar verdiğinden mücevhercilikte değerli taş olarak kullanılır. En güzel türleri Macaristan&#39;da çıkarılır. Çok çeşitli ve parlak renklerde bulunduğu için alevli opal, pullu opal, şark opali gibi adlar alır. Meksika&#39;da bulunan bir türü ticarette ateş opali, ballı opal, alev opali adıyla bilinir; kırmızı, turuncu ve bazen Yeşilimsi sarı renkte olan bu opal, ateş kırmızısı tonlarında parıltılar yapar.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; Diğer opal türleri şunlardır: saydam, yanar-döner, olmayan ve yumrulu yapıda hiyalin; bileşimindeki hidrokarbonlar sebebiyle çeşitli renklerde bulunan çakmaktaşı; yumru veya kabuk şeklinde bulunan kaşolon; hidrofan, menilit, gayzerit veya gayzer silisleri vb.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Peridot&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Peridot,olivin mineralinin bir çeşididir.Zebercet olarak da anılır.Peridot ismini Yunanca peridona (&quot;bol vermek&quot;) kelimesinden alır.Halk arasındaki diğer isimi &quot;yılantaşı&quot;dır.Bazen &quot;beril&quot; olarak isimledirilse de,[beril] Berilyum içeren farklı bir taş grubundandır.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Peridot parlak sarı-yeşil renktedir.Mineraldeki demir oranı taşın renginin tonunu belirler.Özellikle altınımsı yeşil ve koyu yeşil olanları daha değerli sayılır.Bu renklerdeki taşlarda kahverengi-yeşil olanlara oranla daha az demir vardır.Pek sert olmayan peridotun sertliği Mohs skalasında 6.5-7 arasındadır.Kimyasal formülü (Mg,Fe)2SiO4 olan peridotun yağsı bir parlaklığı vardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Safir&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Safir (Gökyakut), alimünyum oksit&#39;in (Al2O3) kristal formudur. Doğal olarak bulunur ya da üretilebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Korindonun kırmızı renkli olanları hariç bütün diğer cevher çeşitlerine Safir taşı denir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Topaz&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Topaz ya da Zebercet, florlu alüminyum silikat Al2SiO4(OH,F)2 yapısında, kıymetli taş özelliğine sahip silikat minerali. Beyaz topaz buji porseleni yapımında kullanılır. Isıya dayanıklılığı oldukça yüksektir. Katışıksız zebercet renksiz olabilir ve pırlanta kesim yoluyla traşlandığında elmasla karıştırılabilir. Zebercet sarı, mavi veya kahverenginin çeşitli tonlarında da olabilir. Taşın rengi ekseriya kararsızdır ve güneş ışığında renk değiştirir. Mesela Sibirya&#39;nın kahverengi zeberceti güneş ışığında beyazlaşır. 1750&#39;lerde ilk defa bir kuyumcu Brezilya zebercetinin hafifçe ısıtıldığında pembeleştiğini buldu. Sonra bu metod yaygınlaştı. Böyle yanık zebercete çoğu yerde Brezilya yakutu denir ve nadir bulunan tabii kırmızı zebercetle aynı isimle anılır.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Zebercet granit ve pegmatit kristalleri içinde bulunur. Brezilya&#39;nın Ouro Preto bölgesinde çok çıkar. Sibirya, Sri Lanka ve Nijerya&#39;da da zebercet yatakları oldukça fazladır.&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Zebercetin sertliği 8, özgül ağırlığı 3,5 - 3,6 ve kristal sistemi ortorombiktir. Zeytuni renkli ve bileşimi magnezyum-demir silikat olan krizolite de yanlışlıkla zebercet denilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Turkuaz&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Turkuaz (Fransızca: pierre turquoise/&quot;Türk taşı&quot;) saydam olmayan (opak) mavi-yeşil bir mücevher taşı. Eski mısırlıların çağında bile çoktan mücevher yapımı için kullanılmıştır. Günümüzde suni üretilen Turkuaz taşları gerçek Turkuaz&#39;ın önemini azaltmıştır. Uzmanlar bile gerçek Turkuazları sunilerinden ayrıt etmekte zorlanırlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Yakut&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Yakut, erime noktası 2050ºC olan değerli bir taştır. Kırmızının çeşitli tonlarında olabilmaktedir. Yakuta kırmızı rengini veren içindeki krom elementidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Doğal olmayan yakutlar da bulunmaktadır. Sentetik olarak yapılanları ucuza maledilebilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Yakutun sertliği 9.0&#39;dır. Diğer bütün doğal değerli taşlar içinde daha sert olan tek taş elmastır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Yeşim&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Yeşim, asırlar boyunca mücevherat ve küçük heykel yapımında kullanılmış, en çok yeşil renkte bulunan sert, kıymetli taş. En kıymetlileri zümrüt yeşimi ve Burma yeşimidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;İki tür yeşimden biri jadeit, sodyum alüminyum silikat (NaAlSi2O6), diğeri ise nefrit, kalsiyum magnezyum demir silikattır (Ca2(Mg,Fe)5Si8O22(OH)2). Yeşim doğada küçük parçalar halinde bulunur. Jadeit nefritten daha nadirdir ve daha değerlidir. Her ne kadar yeşim binlerce yıldır bilinse ve kullanılsa da, yeşim olarak anılan taşların aslında iki farklı mineral türü olduğu ancak 1863&#39;de keşfedilmiştir. Yeşimin sertliği 6.5 - 7.0 arasındadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;Zümrüt&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Zümrüt (Be3Al2SiO6) beril mineralinin bir türü. Yeşil renkli, saydam değerli bir taş.Berilin Mohs skalasında sertliği sekizdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &amp;nbsp;Işığı kırma ve saçılıma uğratma gücü çok yüksek olmayan zümrüt, yakın değerdeki diğer değerli taşlara oranla fazla parıldamaz. Britanya Kraliyet Mücevherleri de dahil, en kaliteli zümrütler Kolombiya&#39;dan ihraç edilmektedir. Burada zümrütler damarlar içinde kalsit ve pirit ile beraber oluşmuştur. Saf zümrütler çok nadirdir, zümrüt kristalleri genellikle başka mineraller (kapanımlar) ve küçük lekeler içerir. Bunun sonucunda sentetik zümrüt üretimine istek artmıştır. Bu sentetik zümrütlerin özgül ağırlıkları ve refraktiv indeksleri doğal zümrütlere göre biraz daha düşüktür. &lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-footer&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-footer-line post-footer-line-1&quot;&gt;&lt;span class=&quot;post-author vcard&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/141874685297132689/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/zebercet-fal-sihir-buyu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/141874685297132689'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/141874685297132689'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/zebercet-fal-sihir-buyu.html' title='ZEBERCET FAL SİHİR BÜYÜ'/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-5530429163377383659</id><published>2011-07-25T01:48:00.001-07:00</published><updated>2011-07-25T01:48:58.464-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;Birbirinden Güzel hat resimleri &lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-6522968520921549538&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot;&gt;&lt;div class=&quot;widecolumn&quot; id=&quot;content&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-700 post hentry category-hat-resimleri&quot; id=&quot;post-700&quot;&gt;&lt;h2 class=&quot;title&quot;&gt;Birbirinden Güzel hat&amp;nbsp;resimleri&lt;/h2&gt;&lt;div class=&quot;entrytext&quot;&gt;&lt;div class=&quot;snap_preview&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;http://img530.imageshack.us/img530/6143/64178gz1.jpg&quot; /&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;http://img530.imageshack.us/img530/799/64179st3.jpg&quot; /&gt;&amp;nbsp; &lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;http://img530.imageshack.us/img530/8190/64180ck4.jpg&quot; /&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;http://img530.imageshack.us/img530/5663/64181ds2.jpg&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;http://img530.imageshack.us/img530/7518/64182db5.jpg&quot; /&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;http://img530.imageshack.us/img530/8953/64184fd2.jpg&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;http://img530.imageshack.us/img530/8205/64185vp3.jpg&quot; /&gt;&amp;nbsp;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;http://img530.imageshack.us/img530/7080/64186vn5.jpg&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;http://img20.imageshack.us/img20/7586/istan25iv.jpg&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;433&quot; src=&quot;http://img118.imageshack.us/img118/9853/allahuakbar7sk.jpg&quot; width=&quot;550&quot; /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div align=&quot;left&quot;&gt;&lt;img align=&quot;left&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;589&quot; src=&quot;http://img456.imageshack.us/img456/5852/hasretaa0.jpg&quot; style=&quot;height: 572px; width: 544px;&quot; width=&quot;579&quot; /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align=&quot;left&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div align=&quot;left&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;http://img66.imageshack.us/img66/3659/eid2977lt.gif&quot; /&gt;&amp;nbsp;&lt;img border=&quot;0&quot; src=&quot;http://img485.imageshack.us/img485/1305/lailahe3fs.png&quot; /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/5530429163377383659/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/birbirinden-guzel-hat-resimleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/5530429163377383659'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/5530429163377383659'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/birbirinden-guzel-hat-resimleri.html' title=''/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-2886294162443972989</id><published>2011-07-25T01:47:00.000-07:00</published><updated>2011-07-25T01:47:06.126-07:00</updated><title type='text'>Oruçlu İçin Müstahab Olan Şeyler</title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-4552327378151330076&quot;&gt;Oruçlu İçin Müstahab Olan Şeyler&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;Büyük İslam İlmihali - Ömer Nasuhi Bilmen&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div align=&quot;justify&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div align=&quot;justify&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Oruç tutacak kimsenin sahur yemeği yemesi müstahabdır. Bunun vakti, gecenin sonudur. Alimlerden Ebû&#39;l-Leys&#39;e göre, gecenin son altıda biridir. Sahur yemeği, insana oruç için kuvvet verir. Sahurun geciktirilmesi müstahab ise de, ikinci fecrin doğup doğmadığından şübhe edilecek bir zamana kadar geciktirilmesi mekruhtur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Sahur, seher vaktinde yenecek yemektir. Bu yemeği yemeğe &quot;Sahur Yemek&quot; denir. Seher de, ikinci fecirden biraz öncesine kadar olan vakittir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;İftârı acele yapmak, yani akşam namazından önce oruç açmak müstahabdır. Böylece oruç hali, namazda kalbin huzuruna engel olmaz. Fakat hava bulutlu olunca, iftar için acele edilmez, ezan okunmuş olsa bile... Minare gibi çok yüksekte bulunan kimse, güneşin batışını görmedikçe iftar edemez. Aşağıda bulunanların güneşin batması ile iftar etmeleri ona tesir etmez.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Akşamleyin iftar ederken şöyle dua yapılması sünnettir&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;img height=&quot;1&quot; src=&quot;http://hasbahca.net/images/ilmihal/183.gif&quot; width=&quot;1&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&quot;Allahümme leke Sumtü ve bike amentü ve aleyke tevvekkeltü ve alâ rızkıke eftartü ve savmelğadi min şehriramazane neveytü. Fağfir li ma kaddemtü ve ma ahhertü.&quot;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Anlamı: &quot;Allah&#39;ım! Senin rızan için oruç tuttum. Sana iman ettim. Sana güvendim. Senin rızkınla iftihar ettim (orucumu açtım.) Ramazan ayının yarınki gününü oruç tutmaya da niyet ettim. Artık benim, geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışla...&quot;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Şöyle de dua edilir:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;img height=&quot;1&quot; src=&quot;http://hasbahca.net/images/ilmihal/184.gif&quot; width=&quot;1&quot; /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&quot;Ya vasi&#39;al-mağfıreti, iğfir-li veli valideyye ve lil-müminine yevme yekumu&#39;l-hisab...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Anlamı: &quot;Ey bagışlaması bol olan Rabbim! Beni, ana-babamı ve müminleri hesab gününde bağışla.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Orucu hurma gibi tatlı bir şeyle açmak mendubdur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Oruçlu kimsenin, yakınlarına ve fakirlere fazlaca yardımda bulunması müstahabdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Oruçlunun mümkün olduğu kadar gece ve gündüz Kur&#39;an okumak, zikir yapmak, peygamberimize Salât ve Selâm getirmek ve ilimle uğraşmak suretiyle meşgul olması müstahabdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Oruçlunun boş ve yararsız sözlerden dilini tutması da müstahabdır. Gıybetten, söz taşımadan kaçınmak ise her zaman vacibdir. Ancak bu kaçınmanın gerekliliği ramazanda daha çok kuvvet kazanır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Oruçlu için İtikâf da müstahabdır. İleride anlatılacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Ramazan orucunu tutmaya engel olacak derecede bedene takâtsizlik verici işlerde bulunmak caiz değildir. Öğleye kadar çalışıp sonra dinlenmelidir. Mümkün bazı işleri, ücret karşılığında başkasına gördürmelidir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Sonuç olarak denir ki, kesin bir zaruret bulunmadıkça, insanın kendisini pek ağır işlerle yorarak oruç tutamaz hale getirmesi caiz görülemez.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Orucun Şartları&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Orucun farz oluşuna ve yerine getirilmesinin (edasının) farz oluşu ile sıhhatına dair şartlar vardır. Şöyle ki:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;1) Oruçla mükellef olmak için İslâm, akıl ve büluğ şarttır. Onun için bu vasıfları toplamayan bir kimseye oruç farz değildir. Ancak akıl sahibi bulunan mümeyyiz bir İslâm çocuğunun tuttuğu oruç nafile olarak sahih olur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;2) Orucun yerine getirilmesi (edası)nın farz olması için sıhhat ve ikamet şarttır. Onun için hasta olana ve yolculuk halinde bulunanlara, bu hallerinde oruç tutmak farz değildir. Bunlar oruçlarını tutamayınca, sonra o tutamadıkları oruçları kaza ederler.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span class=&quot;content&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Bir orucun edası (yerine getirilmesi) nin sahih olması için niyet etmek, hayız ve nifas hallerinden temizlenmiş olmak şarttır. Bunun için niyet edilmeksizin tutulan bir oruç, müçtehidlerin tümüne göre din yönünden geçerli değildir. Hayız ve nifas halinde oruç tutan bir kadının da orucu sahih değildir. Bunların, ramazan orucunu sonradan kaza etmeleri gerekir. Bu konu ileride açıklanacaktır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/2886294162443972989/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/oruclu-icin-mustahab-olan-seyler.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/2886294162443972989'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/2886294162443972989'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/oruclu-icin-mustahab-olan-seyler.html' title='Oruçlu İçin Müstahab Olan Şeyler'/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-2187733663072566722</id><published>2011-07-25T01:46:00.001-07:00</published><updated>2011-07-25T01:46:12.881-07:00</updated><title type='text'>Hazret-i Ümmü Habibe HANIM SAHABİ</title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-8391142403876777609&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot;&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;Hazret-i Ümmü Habibe&lt;/div&gt;&lt;table border=&quot;0&quot; cellpadding=&quot;4&quot; cellspacing=&quot;1&quot;&gt;&lt;tbody&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;center&gt;&lt;/center&gt;&lt;table cellpadding=&quot;4&quot; cellspacing=&quot;1&quot; class=&quot;contentbody&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;left&quot; class=&quot;heads&quot; colspan=&quot;6&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;center&gt;&lt;/center&gt;&lt;table border=&quot;0&quot; cellpadding=&quot;4&quot; cellspacing=&quot;1&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;contentodd&quot; style=&quot;font-family: Arial Unicode MS; font-size: 10pt;&quot; width=&quot;100%&quot;&gt;&lt;img align=&quot;left&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;242&quot; src=&quot;http://www.kadin.ravda.net/images/cicek.jpg&quot; width=&quot;160&quot; /&gt;Müminlerin Annesi...&lt;br /&gt;
Ebu Süfyan&#39;ın kızı olan Ümmü Habibe&#39;nin ismi Remledir. Arap örf ve adetlerinden dolayı, ilk evliliğinden doğan kızı Habibe&#39;den dolayı &quot;Ümmü Habibe&quot; künyesini almıştı. Annesi Safiye bint-i Ebu las.dır. Bu hanım Hz.Osman r.a.&#39;ın baba ve anne bir halası idi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&lt;span style=&quot;text-decoration: underline;&quot;&gt;&lt;b&gt;İlk evliliği&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
Zatı İffetpenahileri ilk önce Ubeydullah İbn-i Cuhuş ibni Refah ile evlenmişti. Ümmü Habibe, İslam gelmeden önce Hanif dinine bağlı idi. İslam&#39;ın ilk günlerinde kocası Ubeydullah ile birlikte, Müslüman olmuş. Bu yüzden kocası ile birlikte müşriklerin eza ve cefasına maruz kalmıştı. Bu eziyetlerden kurtulmak için Habeşistana giden ikinci kafile içinde yer aldı. Ancak dini uğruna yurdunu terk eden Ubeydullah Habeşistana vardığında papazların tesiri ile İslam&#39;dan dönerek (irtidad) Hristiyanlığa girdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İrtidad olyından önce Hz.Ummu Habibe bir rüya görmüştü. Kocasının suratı gayet çirkinleşip maymuna dönmüştü. Son zamanlardaki hareketlerindeki değişiklikler ve bir rüya ortada bir şeyler olduğunu gösteriyor, ancak bir şey diyemiyordu. Rüya&#39;nın ertesi günü kocası onu karşısına alarak:&lt;br /&gt;
&quot;Önceleri din konusunu uzun uzadıya düşünmüştüm. Hristiyanlıktan daha hayırlı bir din görmeyip Hristiyan olmuştum. Sonra Muhammed&#39;in dinine girdim ve şimdi tekrar Hristiyanlığa döndüm&quot; sözleri ile kocasının gerçekten İslam&#39;dan çıktığını anladı. Ümmü Habibe rüyasını kocasına anlatıp onu İslam&#39;a davet etmeyi çalıştıysa başarılı olamadı. Kocası da onun üzerinde Hristiyanlığa döndürmek için çok büyük baskı uygulamış ama bu çabaları sonuçsuz kalmıştı. Hz.Ümmü Habibe dininde sebat gösterdi. Kocasından ayrıldı. Ubeydullah ise içki alemlerinde öldü gitti.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;heads&quot; height=&quot;31&quot; style=&quot;color: white; font-family: Arial Unicode MS; font-size: 12pt; font-weight: bold;&quot; width=&quot;100%&quot;&gt;&lt;div align=&quot;left&quot;&gt;Zatı Saadetleriyle Evliliği&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;contentodd&quot; style=&quot;font-family: Arial Unicode MS; font-size: 10pt;&quot; width=&quot;100%&quot;&gt;Hz.Ummu Habibe yapayalnız kalmıştı. Habeşistanda gurbet bir ülkede dul bir kadın idi. O Mekke&#39;nin yüksek aristokrat bir ailesine mensuptu. Bu yüzden kolay kolay evlenemezdi. Korunmaya muhtaçtı. Babası ebu süfyan henüz Müslüman olmamış, Müslümanların en büyük düşmanlarındandı. Babasının yanına dönemezdi. Resulullah Ümmü Habibew&#39;nin bu durumunu haber almıştı, iddeti bittikten sonra nikah için kendilerine haber ulaştırdılar. Bunun için Amr İbn-i Umeyye Damari. Habeşistan hükümdarına gönderildi. Zatı saadetlerinin, mümesili gelince, Hükümdar kendi cariyesini Hz.Ummu Habibeye gönderip, meseleyi anlattı:&lt;br /&gt;
&quot;Resulullah s.a.v., senin nikahın hakkında bana bir mektup göndermiştir. Şimdi sen bu işe razı isen, bir vekil tayin eyle de nikah işini tamamlayalım&quot; diye bildirdi.&lt;br /&gt;
Hz.Ummu Habibe de Halid İbn-i Said&#39;i kendisne vekil tayin etti ve nikahın tamamlanmasını bildirdi. Akşam üzeri Habeşistan Hükümdarı, Müslümanları topladı ve Hz.Cafer İbn-i Ebu Talib&#39;i de çağırıp, şahitlik ettirdi ve kendisi nikahı kıydı. Aynı mecliste Zatı Risaletpenahilerin ödemesi için dört yüz dirhem mehriye kararlaştırıldı ve bu mehriye nakden Halid İbn-i Said&#39;e verildi. Nikah bitip, hakl dağılıp gitmek üzere iken Hükümdar Said&#39;e dönüp:&lt;br /&gt;
&quot;Gitmeyin, durun. Enbiyanın sünnetidir ki, nikah zamanında yemek yene ve öyle gidile&quot; Hepsi oturdular yemek yedikten sonra ayrıldılar.&lt;br /&gt;
Nikah kıyıldığında Hicri 6.yıl idi ve Hz.Ummu Habibe 36 yaşında idi. Nikahdan birkaç gün sonra diğer müslümanlarla birlikte iki gemiyle yola çıktılar. Medinenin limanı olan yere geldiler. Resulullah Hayber Gazasında Ketibe Kalesinin fethi ile meşgul idi. Tam o sırada onlarda geldiler Peygamberimiz:&lt;br /&gt;
&quot;Bilmemki bu iki şeyin hangisi ile sevineyim, Hayber&#39;in fethi ilemi ,yoksa Cafer&#39;in gelişi ile mi?&quot; diye sevincini belirrtmişti. Bu arada Hayber&#39;den alınan ganimetlerden Habeşistan muhacirlerinede hisse verildi.&lt;br /&gt;
Peygamberimizin diğer hanımları bu yeni eşi iyi bir şekilde karşılamak istediler. Başlangıçta Hz.aişe onda kendisini kıskandıracak bir şey bulamadı. Zira yaşı fazlaydı. Onu kendi tarafına çekmek istedi. Ebu Süfyanın kızı bunu kabul etmedi. Ebu Süfyan kızının düşmanı ile evlenmesine kızması gerekirken aksine o bir bakıma memnuniyetini ifade etti.&lt;br /&gt;
&quot;O reddeedilemeyecek bir erkektir&quot; diyerek bu evlkiliği tasvip ettiğinide gösterdi.&lt;br /&gt;
Resulullah, Ümmü Habibe için daha önceden bir oda yaptırmıştıki bu oda diğer hanımlarınınkine göremescide en uzak olanı idi. Resulullah&#39;ın emriyle Bilal, Hz.Ümmü Habibe&#39;yi odasına götürmüş. O da orada bir süpürge bulmu, yanındaki kölesi ile birlikte odayı temizlemiş, bir kıl yaygı sererek odayı döşemişti. Resulullah eve akşam olup geldiğinde güzel bir koku hissetmiş, odayıda döşenmiş olarak görünce:&lt;br /&gt;
&quot;Kureyş kadınları etrafı döşeyen, yerleşik kadınlardır. Bedevi ve arabi değilerdir.&quot; buyurarak Hz.Ümmü Habibe&#39;nintemizlik ve döşeme zevkini takdirt etmişlerdir.&lt;br /&gt;
Peygamberimizin, onunla evlenmesi, onun sabrının, cihadının ve çektiği sıkıntıların bir mükafatı idi. Ayrıca bu evlilik İslam Hukuku bakımından da önem taşımaktaydı. Çünkü bu nikah &quot;Gaybi nikah&quot; olarak icra edilmişti.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;heads&quot; width=&quot;100%&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;contentodd&quot; style=&quot;font-family: Arial Unicode MS; font-size: 10pt;&quot; width=&quot;100%&quot;&gt;&lt;span style=&quot;text-decoration: underline;&quot;&gt;&lt;b&gt;Resulullah&#39;dan sonraki günleri&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Peygamberimiz ile dört yıl evli kaldıktan sonra, Resulullah&#39;ın vefatından sonra zahidane bir hayat yaşadı. Peygamberimizin diğer hanımları gibi saygı ile karşılandı. İslam tarihinde ortaya çıkan fitne ateşinden uzak kaldı. Ancak bununla beraber, dayısının oğlu olan III.Halife Hz.Osman&#39;ın evinin muhasarası esnasında onun evine geldiği, orada bulunan asilerden bir adamın onun baş örtüsünü çektiği, Hz.Ümmü Habibe r.a.&#39;nın ona beddua ettiği, bu beddua&#39;nında derhal yerine geldiği kaynaklarda bildirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;text-decoration: underline;&quot;&gt;&lt;b&gt;Ahlakı&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İmanı kuvvetli bir hatun idi. Bu hususta ne yakınını nede akjrabasını kâle alırdı. Babası Ebu sufyan kafir iken bir ara Medine&#39;ye gelmiş, Resulullah ile anlaşmak istiyordu. Daha evvelki anlaştmayı biraz geniş tutmak istiyordu. O ara kızınıda görmek istedi. Kızının evine gelerek Resulullah&#39;ın şiltesine oturmak istiyince kızından sert muamele gördü. Hz.Ümmü Habibe r.a. şilteyi kaldırdı ve babasının bu şilte üzerine oturmasını istemedi. Ebu süfyan buna çok içerledi:&lt;br /&gt;
&quot;Kızım, senin bu şilten o kadar kiymetli midirki, babnı onun üzerine oturtmak istemiyorsun?&quot; Hz.Ümmü Habibe buyurdu:&lt;br /&gt;
&quot;Evet, çok kiymetlidir, zira bu şilte Zatı Risaletpanahilerinin s.a.v.in şiltesidir. Sen müşrik olduğun için pissin, sen oturamazsın.&quot; EbuSufyan:&lt;br /&gt;
&quot;Sen benden sonra büsbütün bozulup gitmişsin&quot;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hadislere çok dikkat ederdi. Başkalarınada bu hususta tavsiyede bulunurdu. bir ara yeğeni Ebu sufyan İbni Said onun evine gelmişti Kendisine abdest almasını tavsiye edip şöyle buyurdular:&lt;br /&gt;
&quot;Resulullah s.a.v. buyurmuşlardır: &#39;Her kim bir şey pişirecek olursa abdest alması iyidir.&#39;&quot;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Babası vefat ettiği zaman, güzel kokular, sürünüp, iyi elbiseler giyerek, Resulullah buyurdular:&lt;br /&gt;
&quot;İman sahibi bir kadın için her hangi bir şekilde üç günden fazla matemli bulunmak caiz değildir. Ancak kocası için, bunun müddeti dört ve on gündür.&quot;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;text-decoration: underline;&quot;&gt;&lt;b&gt;Vefatı&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hicri sene 44 de Muaviyenin hilafetinde vefat etti. O zaman 73 yaşında idi. Vefatından önce Hz.Ayşe&#39;yi çağırarak.&lt;br /&gt;
&quot;Benimle senin ve diğperlerinin arasında münasebet vardı. Her ne kadar aramızda hataen bir şey geçmiş ise, senden afv etmeni isterim. Af ve hayır dua ile yad edip, benim için mağfiret talep et.&quot;&lt;br /&gt;
Hz.Ayşe&#39;de dua edip:&lt;br /&gt;
Sen beni memnun etmişsin, Hak Teala da seni memnun kılsın buyurdular.&quot;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class=&quot;contentodd&quot; style=&quot;font-family: Arial Unicode MS; font-size: 10pt;&quot; width=&quot;100%&quot;&gt;&lt;span style=&quot;text-decoration: underline;&quot;&gt;&lt;b&gt;Kaynaklar &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
1) Kadın Sahabiler, Mevlana Niyaz, Tercüme: Prof Ali Genceli, Toker Yayınları&lt;br /&gt;
2) Şamil İslam Ansiklopedisi&lt;br /&gt;
3) Sahih-i Buhari&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-footer&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-footer-line post-footer-line-1&quot;&gt;&lt;span class=&quot;post-author vcard&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/2187733663072566722/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/hazret-i-ummu-habibe-hanim-sahabi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/2187733663072566722'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/2187733663072566722'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/hazret-i-ummu-habibe-hanim-sahabi.html' title='Hazret-i Ümmü Habibe HANIM SAHABİ'/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-1604326879592381215</id><published>2011-07-25T01:44:00.001-07:00</published><updated>2011-07-25T01:44:47.683-07:00</updated><title type='text'>Peygamber efendimizin faziletleri-HZ MUHAMMED S.AS.</title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-1408163798565223790&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot;&gt;&lt;strong&gt;Mevahib-i ledünniyye&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;Mirat-i kâinat &lt;/strong&gt;kitaplarında bildirilen faziletlerinden bazıları şöyledir:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Canlılar içinde ilk olarak Muhammed aleyhisselamın ruhu yaratıldı. Hak teâlâ&lt;span style=&quot;color: red;&quot;&gt; &lt;span style=&quot;color: #0055ff;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Her şeyi senin için yarattım, sen olmasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; buyurdu. Tevrat, İncil ve Zebur’da övülüp müjdelenmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Âmine validemiz ona hamile olunca, bütün putlar yüzüstü devrildi. Bütün şeytanlar ve sihir yapan büyücüler âciz kalıp, işlerini yapamaz oldular. Doğunca da bütün putlar yıkıldı. Doğduğu gece, Kisra’nın sarayı yıkıldı. Mecusilerin bin yıldan beri yanan ateşi söndü. Save gölünün suyu kurudu. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Safiye Hatun anlatır: &lt;br /&gt;
Doğduğu gece 6 alamet gördüm: &lt;br /&gt;
1- Doğar doğmaz secde etti. &lt;br /&gt;
2- Başını kaldırıp “La ilahe illallah inni Resulullah” dedi. &lt;br /&gt;
3- Her taraf aydınlandı. &lt;br /&gt;
4- Yıkayacaktım, &lt;strong&gt;biz Onu yıkadık&lt;/strong&gt; diye bir ses işittim. &lt;br /&gt;
5- Göbeği kesilmiş ve sünnet edilmiş gördüm. &lt;br /&gt;
6- Sırtında nübüvvet mührü vardı. İki küreği ortasında &lt;strong&gt;“La ilahe illallah Muhammedün Resulullah”&lt;/strong&gt; yazılı idi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çocuk iken, başı hizasında bir bulut gölge yapardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ona salevat okumak âyet-i kerime ile bildirildi. Kelime-i şehadette, ezanda, ikamette, namazdaki teşehhüdde, birçok dualarda ve Cennette Allahü teâlâ, Onun ismini kendi isminin yanına koymuştur. Allahü teâlâ, Onu kendisine habib [sevgili] yaptı, herkesten daha çok sevdi. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kimseden bir şey öğrenmemiş iken, Allahü teâlâ Ona, her ilmi, her üstünlüğü verdi. Her yerde her zaman mübarek kalbi hep Allahü teâlâ ile idi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Allahü teâlâ, bütün peygamberlere &lt;strong&gt;(Ya Âdem, ya Musa, ya İsa)&lt;/strong&gt; diyerek ismi ile hitap ederken, Ona &lt;strong&gt;(Ya eyyühennebiyyu, ya eyyüherresul)&lt;/strong&gt; diye özel hitap ediyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Namazda otururken, &lt;strong&gt;(Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi)&lt;/strong&gt; okuyarak, Ona selam vermek emrolundu. Namazda, başka bir Peygambere böyle söylemek caiz olmadı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her peygamber kendi milletine, o ise her millete gönderilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her peygamber, iftiralara kendisi cevap verdi, fakat ona yapılan iftiralara Allahü teâlâ cevap verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İsmi ile çağırmak, yanında yüksek sesle konuşmak haram idi. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazret-i Cebrail 24 bin kere geldi. Başka Peygamberlere çok az geldi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mübarek hanımları müminlerin anneleri idi ve onlarla evlenmek başkalarına haram edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Önünden gördüğü gibi, arkasından da görürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mübarek teri, gül gibi güzel kokardı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uzun kimselerin yanında iken, onlardan yüksek görünürdü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Güneş ve Ay ışığında gölgesi yere düşmezdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Üstüne sinek ve başka hiçbir böcek konmazdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çamaşırları, ne kadar çok giyse de hiç kirlenmezdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taş üstüne basınca, izi kalır, kum üstünde iz bırakmazdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sözü çok vecizdi. Az kelime ile çok şey anlatırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eshabının hepsi, peygamberler hariç, bütün insanlardan üstündür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Onun ümmeti de bütün ümmetlerin en üstünüdür. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Onun mübarek ismini taşıyan mümin Cennete girer.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Onu ve ehl-i beytini sevmek farzdır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hazret-i Azrail, içeri girmek için izin istedi. Başka hiç kimseden izin istemedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kabrinin toprağı, her yerden ve Kâbe’den daha kıymetlidir. &lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/1604326879592381215/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/peygamber-efendimizin-faziletleri-hz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/1604326879592381215'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/1604326879592381215'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/peygamber-efendimizin-faziletleri-hz.html' title='Peygamber efendimizin faziletleri-HZ MUHAMMED S.AS.'/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-5259929109149662739</id><published>2011-07-25T01:43:00.001-07:00</published><updated>2011-07-25T01:43:29.006-07:00</updated><title type='text'>NAMAZ,RİSALE-İ NUR</title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-8157945584211574220&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot;&gt;ن Namaz kılmak ve büyük günahları işlememek, ne derece hakikî bir vazife-i insânîyye ve ne kadar fıtrî, münâsib bir netice-i hilkat-ı beşeriyye olduğunu görmek istersen; şu temsilî hikâyeciğe bak, dinle: Seferberlikte, bir taburda, biri muallem, vazifeperver; diğeri acemi, nefisperver iki asker beraber bulunuyordu. Vazifeperver nefer, tâlime ve cihâda dikkat eder, erzak ve tâyinâtını hiç düşünmezdi. Çünki anlamış ki; onu beslemek ve cihâzâtını vermek, hasta olsa tedâvi etmek, hattâ indelhâce lokmayı ağzına koymaya kadar devletin vazifesidir. Ve onun asıl vazifesi, tâlim ve cihaddır. Fakat, bâzı erzak ve cihazat işlerinde işler. Kazan kaynatır, karavanayı yıkar, getirir. Ona sorulsa: - Ne yapıyorsun? - Devletin angaryasını çekiyorum, der. Demiyor: Nafakam için çalışıyorum. Diğer şikemperver ve acemi nefer ise, tâlime ve harbe dikkat etmezdi. “O, devlet işidir. Bana ne.” derdi. Dâim nafakasını düşünüp onun peşine dolaşır, taburu terkeder, çarşıya gider, alış-veriş ederdi. Bir gün, muallem arkadaşı ona dedi: - Birader, asıl vazifen, tâlim ve muharebedir. Sen, onun için buraya getirilmişsin. Pâdişaha itimad et. O, seni aç bırakmaz. O, Onun vazifesidir. Hem sen, âciz ve fakirsin; her yerde kendini beslettiremezsin. Hem, mücahede ve seferberlik zamanıdır. Hem, sana âsidir der, ceza verirler. Evet, iki vazife, peşimizde görünüyor. Biri, pâdişahın vazifesidir: Bazan biz Onun angaryasını çekeriz ki, bizi beslemektir. Diğeri, bizim vazifemizdir: Pâdişah bize teshîlat ile yardım eder ki, tâlim ve harbdir. Acaba o serseri nefer, o mücâhid mualleme kulak vermezse, ne kadar tehlikede kalır anlarsın! İşte ey tenbel nefsim! O dalgalı meydan-ı harb, bu dağdağalı dünya hayatıdır. O taburlara taksim edilen ordu ise, cem&#39;iyyet-i beşeriyyedir. Ve o tabur ise, şu asrın Cemâat-ı İslâmiyyesidir. O iki nefer ise, biri: Feraiz-i dîniyyesini bilen ve işleyen ve kebâiri terk ve günahları işlememek için nefis ve şeytanla mücahede eden müttaki müslümandır. Diğeri: Rezzak-ı Hakikî&#39;yi ittiham etmek derecesinde derd-i maişete dalıp, feraizi terk ve maişet yolunda rastgelen günahları işleyen fâsık-ı hâsirdir. Ve o tâlim ve tâlimat ise, (başta namaz) ibâdettir. Ve o harb ise; nefis ve heva, cin ve ins şeytanlarına karşı mücahede edip günahlardan ve ahlâk-ı rezîleden kalb ve ruhunu helâket-i ebediyyeden kurtarmaktır. Ve o iki vazife ise, birisi: Hayâtı verip beslemektir. Diğeri: Hayâtı verene ve besleyene perestiş edip yalvarmaktır. Ona tevekkül edip emniyet etmektir. Evet, en parlak bir mu&#39;cize-i san&#39;at-ı Samedâniyye ve bir hârika-i hikmet-i Rabbaniyye olan hayatı kim vermiş, yapmış ise; rızıkla o hayatı besleyen ve idame eden de odur. Ondan başka olmaz... Delil mi istersin? En zaîf, en aptal hayvan; en iyi beslenir (Meyve kurtları ve balıklar gibi). En âciz, en nâzik mahlûk; en iyi rızkı o yer (Çocuklar ve yavrular gibi). Evet vasıta-ı rızk-ı helâl, iktidar ve ihtiyar ile olmadığını; belki, acz ve zaaf ile olduğunu anlamak için balıklar ile tilkileri, yavrular ile canavarları, ağaçlar ile hayvanları muvâzene etmek kâfidir. Demek derd-i maişet için namazını terkeden, o nefere benzer ki: Tâlimi ve siperini bırakıp, çarşıda dilencilik eder. Fakat namazını kıldıktan sonra Cenâb-ı Rezzak-ı Kerîm&#39;in matbaha-i rahmetinden tâyinâtını aramak, başkalara bâr olmamak için bizzât gitmek; güzeldir, mertliktir.. O dahi bir ibâdettir. Hem insân ibâdet için halk olunduğunu, fıtratı ve cihazât-ı mânevîyyesi gösteriyor. Zira hayat-ı dünyeviyyesine lâzım olan amel ve iktidar cihetinde en edna bir serçe kuşuna yetişmez.. Fakat hayat-ı mânevîyye ve uhreviyyesine lâzım olan ilim ve iftikar ile tazarru ve ibâdet cihetinde hayvanâtın sultanı ve kumandanı hükmündedir. Demek ey nefsim! Eğer hayat-ı dünyeviyyeyi gaye-i maksad yapsan ve ona daim çalışsan, en edna bir serçe kuşunun bir neferi hükmünde olursun. Eğer hayat-ı uhreviyyeyi gaye-i maksad yapsan ve şu hayatı dahi ona vesile ve mezraa etsen ve ona göre çalışsan; o vakit hayvanâtın büyük bir kumandanı hükmünde ve şu dünyada Cenâb-ı Hakk&#39;ın nazlı ve niyazdar bir abdi, mükerrem ve muhterem bir misafiri olursun. İşte sana iki yol, istediğini intihab edebilirsin.. Hidâyet ve tevfikı Erhamürrâhimîn&#39;den iste... &lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/5259929109149662739/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/namazrisale-i-nur.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/5259929109149662739'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/5259929109149662739'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/namazrisale-i-nur.html' title='NAMAZ,RİSALE-İ NUR'/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-4666974248490127817</id><published>2011-07-25T01:42:00.001-07:00</published><updated>2011-07-25T01:42:37.990-07:00</updated><title type='text'>Risale-i Nur Külliyatı-üçüncü söz risale i nur</title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-2698037752128050080&quot;&gt;&lt;ins style=&quot;border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; display: inline-table; height: 15px; margin: 0pt; padding-bottom: 0pt; padding-left: 0pt; padding-right: 0pt; padding-top: 0pt; position: relative; visibility: visible; width: 728px;&quot;&gt;&lt;ins id=&quot;google_ads_frame1_anchor&quot; style=&quot;border-bottom: medium none; border-left: medium none; border-right: medium none; border-top: medium none; display: block; height: 15px; margin: 0pt; padding-bottom: 0pt; padding-left: 0pt; padding-right: 0pt; padding-top: 0pt; position: relative; visibility: visible; width: 728px;&quot;&gt;&lt;/ins&gt;&lt;/ins&gt;&lt;br /&gt;
&lt;h1&gt;&lt;a href=&quot;http://hafizekrem.blogcu.com/ucuncu-soz-risale-i-nur/6068980&quot; rel=&quot;bookmark&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/a&gt;&lt;/h1&gt;&lt;div class=&quot;meta&quot;&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href=&quot;http://www.blogcu.com/kanal/din&quot; target=&quot;_blank&quot; title=&quot;Din&quot;&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;Üçüncü Söz&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div id=&quot;content&quot;&gt;ise, kimseden minnet almayarak, kimseden havf etmeyerek, rahat-ı kalb ve vicdan ile gider. Ta o matlup şehre yetişir; orada, vazifesini güzelce yapan bir namuslu askere münasip bir mükâfat görür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;İşte ey nefs-i serkeş!&lt;/b&gt; Bil ki, o iki yolcu, biri mutî-i kanun-u İlâhî, birisi de âsi ve hevâya tabi insanlardır. O yol ise hayat yoludur ki, âlem-i ervahtan gelip kabirden geçer, âhirete gider. O çanta ve silâh ise, ibadet ve takvâdır. İbadetin çendan zahirî bir ağırlığı var. Fakat mânâsında öyle bir rahatlık ve hafiflik var ki, tarif edilmez. Çünkü âbid namazında der: “Eşhedü en lâ ilâhe illâllah.” Yani, “Hâlık ve Rezzak Ondan başka yoktur. Zarar ve menfaat Onun elindedir. O hem Hakîmdir, abes iş yapmaz; hem Rahîmdir, ihsanı, merhameti çoktur” diye itikad ettiğinden, herşeyde bir hazine-i rahmet kapısını bulur, dua ile çalar. Hem herşeyi kendi Rabbisinin emrine musahhar görür. Rabbisine iltica eder, tevekkül ile istinad edip her musibete karşı tahassun eder. Îmânı ona bir emniyet-i tâmme verir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evet, her hakikî hasenât gibi, cesaretin dahi menbaı imandır, ubûdiyettir. Her seyyiât gibi cebânetin dahi menbaı dalâlettir. Evet, tam münevverü’l-kalb bir âbidi, küre-i arz bomba olup patlasa, ihtimaldir ki, onu korkutmaz. Belki, harika bir kudret-i Samedâniyeyi lezzetli bir hayretle seyredecek. Fakat, meşhur bir münevverü’l-akıl denilen kalbsiz bir fâsık feylesof ise, gökte bir kuyrukluyıldızı görse, yerde titrer, “Acaba bu serseri yıldız arzımıza çarpmasın mı?” der, evhâma düşer. (Bir vakit böyle bir yıldızdan koca Amerika titredi. Çokları gece vakti hanelerini terk ettiler.)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evet, insan nihayetsiz şeylere muhtaç olduğu halde, sermayesi hiç hükmünde bir şey... hem nihayetsiz musibetlere maruz olduğu halde, iktidarı hiç hükmünde bir şey... Adeta sermaye ve iktidar dairesi, eli nereye yetişirse o kadardır. Fakat emelleri, arzuları ve elemleri ve belâları ise, dairesi, gözü, hayali nereye yetişirse ve gidinceye kadar geniştir. İşte bu derece âciz ve zayıf, fakir ve muhtaç olan ruh-u beşere ibadet, tevekkül, tevhid, teslim, ne kadar azîm bir kâr, bir saadet, bir nimet olduğunu, bütün bütün kör olmayan görür, derk eder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Malûmdur ki, zararsız yol, zararlı yola velev on ihtimalden bir ihtimal ile olsatercih edilir. Halbuki, meselemiz olan ubûdiyet yolu, zararsız olmakla beraber, ondan dokuz ihtimalle bir saadet-i ebediye hazinesi vardır. Fısk ve sefahet yolu ise hattâ fâsıkın itirafıyla dahi menfaatsiz olduğu halde, ondan dokuz ihtimalle şekavet-i ebediye helâketi bulunduğu, icmâ ve tevatür derecesinde hadsiz ehl-i ihtisasın ve müşahedenin şehadetiyle sabittir ve ehl-i zevkin ve keşfin ihbaratıyla muhakkaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Elhasıl, âhiret gibi dünya saadeti dahi ibadette ve Allah’a asker olmaktadır. &lt;/b&gt;Öyle ise biz daima &lt;i&gt;“Elhamdü lillâhi ale’t-tâati ve’t-tevfîk” &lt;/i&gt;&lt;sup&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;1&lt;/span&gt;&lt;/sup&gt; demeliyiz ve Müslüman olduğumuza şükretmeliyiz&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/4666974248490127817/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/risale-i-nur-kulliyat-ucuncu-soz-risale.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/4666974248490127817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/4666974248490127817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/risale-i-nur-kulliyat-ucuncu-soz-risale.html' title='Risale-i Nur Külliyatı-üçüncü söz risale i nur'/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-320471911379980591</id><published>2011-07-25T01:36:00.001-07:00</published><updated>2011-07-25T01:36:49.336-07:00</updated><title type='text'>Orucun ve Ramazan ayının fazileti</title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-207514190135878902&quot;&gt;&lt;div align=&quot;justify&quot; id=&quot;p1&quot;&gt;Bu konuda &lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/iMAM-I_RABBANi.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;imam-ı Rabbani&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; hazretleri buyuruyor ki: &lt;br /&gt;
Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan, nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ayda, emri altında bulunanların, işlerini hafifleten, onların ibadet etmelerine kolaylık gösteren âmirler de affolur, Cehennemden azat olur. Ramazan-ı şerif ayında, Resulullah efendimiz, esirleri azat eder, her istenilen şeyi verirdi. Bu ayda ibadet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene bu işleri yapmak nasip olur. Bu aya saygısızlık edenin, günah işleyenin bütün senesi, günah işlemekle geçer.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ayı fırsat bilmeli, elden geldiği kadar ibadet etmelidir. Allahü teâlânın razı olduğu işleri yapmalıdır. Bu ayı, ahireti kazanmak için fırsat bilmelidir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kur’an-ı kerim, Ramazanda indi. Kadir gecesi, bu aydadır. Ramazan-ı şerifte, iftarı erken yapmak, sahuru geç yapmak sünnettir. Resulullah efendimiz bu iki sünneti yapmaya çok önem verirdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İftarda acele etmek ve sahuru geciktirmek, belki insanın aczini, yiyip içmeye ve dolayısıyla her şeye muhtaç olduğunu göstermektedir. İbadet etmek de zaten bu demektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hurma ile iftar etmek sünnettir. İftar edince,&lt;strong&gt; (Zehebez-zama’ vebtellet-il uruk ve sebet-el-ecr inşaallahü teâlâ)&lt;/strong&gt; duasını okumak, teravih kılmak ve hatim okumak önemli sünnettir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ayda, her gece, Cehenneme girmesi gereken, binlerce Müslüman affolur, azat olur. &lt;br /&gt;
Bu ayda, Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır. Şeytanlar, zincirlere bağlanır. Rahmet kapıları açılır. Allahü teâlâ, bu mübarek ayda Onun şanına yakışacak, kulluk yapmayı ve Rabbimizin razı olduğu, beğendiği yolda bulunmayı, hepimize nasip eylesin! Âmin. &lt;strong&gt;(&lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/MUeJDECi_MEKTUBLAR.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;Mektubat&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; ,1.c. 45.m.)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
Açıktan oruç yiyen, bu aya hürmet etmemiş olur. Namaz kılmayanın da, oruç tutması ve haramlardan kaçınması gerekir. Bunların orucu kabul olur ve imanları olduğu anlaşılır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ramazan-ı şerifte, oruç tutmak çok sevaptır. Özürsüz oruç tutmamak büyük günahtır. Hadis-i şerifte, &lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Özürsüz, Ramazanda bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazandaki o bir günkü sevaba kavuşamaz) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;buyuruldu. &lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/iMAM-I_TiRMiZi.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;[Tirmizi]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;
(Ama dini bir mazeret varsa oruç tutmamak günah olmaz.)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ramazanda oruç tutmak hakkındaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyle: &lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Ramazan ayı mübarek bir aydır. Allahü teâlâ, size Ramazan orucunu farz kıldı. O ayda rahmet kapıları açılır, Cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır. O ayda bir gece vardır ki, bin aydan daha kıymetlidir. O gecenin &lt;/strong&gt;[Kadir gecesinin]&lt;strong&gt; hayrından mahrum kalan, her hayırdan mahrum kalmış sayılır.)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/iMAM-I_NESAi.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;[Nesai]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilip, sevabını da Allahü teâlâdan bekleyerek oruç tutanın günahları affolur.)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/iMAM-I_BUHARi.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;[Buhari]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Ramazan orucunu tutup ölen kimse, Cennete girer.)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;[Deylemi] &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Ramazan ayı gelince, “Ey hayır ehli, hayra koş! Şer ehli, sen de kötülüklerden el çek” denir.)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/iMAM-I_NESAi.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;[Nesai]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Ramazan bereket ayıdır. Allahü teâlâ bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin! Ancak Cehenneme gidecek olan, bu ayda rahmetten mahrum kalır.) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/iMAM-I_TABERANi.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;[Taberani]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;(Ramazan-ı şerif ayı geldiği zaman, Allahü teâlâ meleklere, müminlere istiğfar etmelerini emreder.)&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;[Deylemi] &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Farz namaz, sonraki namaza kadar; Cuma, sonraki Cumaya kadar; Ramazan ayı, sonraki Ramazana kadar olan günahlara kefaret olur.)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/iMAM-I_TABERANi.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;[Taberani]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Peş peşe üç gün oruç tutabilenin, Ramazan orucunu tutması gerekir.)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; [Ebu Nuaym] &lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;(Ramazan orucu farz, teravih sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur.)&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/iMAM-I_NESAi.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;[Nesai]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Bu aya Ramazan denmesinin sebebi, günahları yakıp erittiği içindir.)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;[İ.Mansur] &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;[İbni Ebiddünya] &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Ramazanın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, Cehennemden kurtuluştur.)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;[İ.Ebiddünya] &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(İslam, kelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucunu tutmak ve haccetmektir.)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/iMAM-I_MUeSLiM.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;[Müslim]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Cennetteki güzel köşkler, sözü hoş, selamı çok, yemek yediren, oruca devam eden ve gece namazı kılan kimselere verilir.)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;[İbni Nasr] &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Oruç tutan müminin susması tesbih, uykusu ibadet, duası müstecap ve amelinin sevabı da çoktur.)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;[Deylemi] &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Bilhassa oruçlu iken çirkin, kötü söz söylemeyin! Birisi size sataşırsa, ona “Ben oruçluyum” deyin!)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/iMAM-I_BUHARi.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;[Buhari]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Gerçek oruç, sadece yiyip içmeyi değil, boş ve hayasızca sözleri de terk ederek tutulan oruçtur.)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;[Hakim] &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Allahü teâlânın, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiç kimsenin hayaline bile gelmeyen nimet dolu sofrasına, ancak oruçlular oturur.)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/iMAM-I_TABERANi.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;[Taberani]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;(Allah yolunda bir gün oruç tutanın yüzünü, Allahü teâlâ yetmiş yıl ateşten uzaklaştırır.)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/iMAM-I_MUeSLiM.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;[Müslim]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Temizlik imanın yarısı, oruç da sabrın yarısıdır.)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/iMAM-I_MUeSLiM.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;[Müslim]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Oruçlu iken ölene, kıyamete kadar oruç tutmuş gibi sevap yazılır.)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; [Deylemi]&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Oruçlu iken ölen Cennete girer.)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; [Bezzar]&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Oruç tutan, namaz kılan kimse, mükafatını kıyamette aklı kadar alır.)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; [Hatib]&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Oruç şehveti keser.)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/iMAM-I_AHMED_BiN_HANBEL.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;[İ. Ahmed]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mübarek vakitlerde, günahlardan titizlikle uzak durmalı, taatları, ibadetleri ve her çeşit hayratı artırmalıdır. Zira Allahü teâlâ, tarafından sevilen kimse, faziletli vakitlerde faziletli amellerle meşgul olur. Buğzettiği kul ise; faziletli vakitlerde kötü işlerle meşgul olur. Kötü işlerle meşgul olanın bu hareketi azabının daha şiddetli olmasına ve Allahü teâlânın, ona daha çok buğzetmesine sebep olur. Çünkü o, böyle yapmakla vaktin bereketinden mahrum kalmış ve onun hürmet ve şerefini çiğnemiş olur. &lt;strong&gt;(Mev&#39;iza-i hasene)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style=&quot;text-align: center;&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;90&quot; hspace=&quot;0&quot; id=&quot;14136095&quot; name=&quot;image_14136095&quot; src=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/resources/14136095.gif&quot; title=&quot;&quot; width=&quot;444&quot; /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Resulullah efendimizin rüyası&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Rüyamda acayip şeyler gördüm. Ümmetimden birini azap melekleri yakalamıştı. Aldığı abdestler gelip, onu içindeki zor durumdan kurtardı. Birini gördüm, kabri onu sıkıyordu. Kıldığı namazlar gelip, onu kabir azabından kurtardı. Birine şeytanlar musallat olmuştu. Ettiği zikirler gelip, şeytandan onu kurtardı. Birinin de susuzluktan dili çıkmıştı. Tuttuğu Ramazan orucu gelip, susuzluğunu giderdi. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Birini zulmet sarmıştı. Yaptığı hac gelip karanlıktan çıkardı. Birine ölüm meleği gelmişti. Ana babasına yaptığı iyilikler gelip, ölümüne engel oldu, geciktirdi. Birini Müslümanlarla konuşturmuyorlardı. Sıla-i rahim gelip, ona şefaat etti, onlarla konuştu. Peygamberinin yanına gitmek isteyen birine engel oluyorlardı. Aldığı gusül, onu alıp yanıma getirdi. Ateşten korunmak isteyen birisine, sadakası gelip ateşe perde oldu. Birini zebaniler alıp Cehenneme götürürken, yaptığı emr-i maruf ve nehy-i münker gelip kurtardı. Biri Cehennem ateşine atılmıştı. Allah korkusu ile döktüğü gözyaşları gelip oradan kurtardı. &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Birine amel defteri solundan verilirken, Allah korkusu gelip, defterini sağa aldı. Sevapları hafif gelen birine, kendinden önce ölen çocukları gelip, sevabını ağırlaştırdı. Cehennemin kenarında, korkudan titreyen birine, Allahü teâlâya olan hüsnü zannı gelince, titremesi durdu. Sırattan zorla geçen biri, Cennete geldi. Fakat kapılar kapalıydı. Kelime-i şehadeti gelip, onu Cennete koydu.)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;[&lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/iMAM-I_TABERANi.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;Taberani&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;, Hakîm-i Tirmizi]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Oruçlu iken günahtan sakınmalıdır. Gözü ve dili günahlardan koruduğumuz gibi, kulağımızı da korumamız gerekir. Konuşulması haram olan şeyi, dinlemek de haramdır. El, ayak ve diğer uzuvları da haramdan korumalıdır! Oruç tutup azaları ile günah işleyen, ilaç yerine zehir içen hastaya benzer. Çünkü günah zehirdir. İbadetlerimizin sevabını yok eder. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kötülük veya herhangi bir günah işledikten sonra pişman olmak ve iyilik ve ibadet etmeye devam etmek lazımdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Bir günah işlediğin zaman hemen arkasından bir iyilik yap, bir sevap işle ki o günahı mahvetsin!)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/iMAM-I_BEYHEKi.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;[Beyheki]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;(Nerede, ne halde bulunursan bulun, Allah’tan kork ve kötülüğün akabinde bir iyilik yap ki onu yok etsin!)&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/iMAM-I_TiRMiZi.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;[Tirmizi]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kur&#39;an-ı kerimde de mealen buyuruluyor ki:&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;color: #0055ff;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Elbette hasenat, seyyiatı yok eder.)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;color: red;&quot;&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;[Hud 114] &lt;br /&gt;
[Hasenat, her çeşit iyilik, seyyiat ise, her çeşit kötülük demektir.]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kötü-iyi ayrımı yapmadan herkese iyilik etmelidir! Güçsüzlere, ihtiyarlara, muhtaçlara yardım etmek dinimizin emirlerindendir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Güçsüzlere, hastalara, yaşlılara ve küçüklere merhamet ediniz!)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;[Şir&#39;a]&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
(&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;Büyüklerimizi saymayan, küçüklerimize acımayan bizden değildir.)&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/iMAM-I_BUHARi.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;[Buhari]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;(Yaşlılarımıza hürmet ve ikram, Allahü teâlâya saygıdandır.)&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/iMAM-I_BUHARi.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;[Buhari]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/strong&gt;&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(Bir Müslüman kardeşine ikram eden, Allahü teâlâya ikram etmiş gibidir.) &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/iMAM-I_TABERANi.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;[Taberani]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;(Bir genç, bir ihtiyara, yaşından dolayı hürmet ederse, onun yaşına varınca, Allahü teâlâ, ona gençleri hürmet ettirir.)&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;[Şir&#39;a]&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnsanlara iyilik etmek çok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: &lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;&lt;strong&gt;(İnsanların hepsi Allah’ın ıyâli &lt;/strong&gt;[ev halkı]&lt;strong&gt; gibidir. Allahü teâlânın en çok sevdiği kimse, Onun ıyâline &lt;/strong&gt;[insanlara]&lt;strong&gt; en faydalı olandır. Allahü teâlânın en buğzettiği kimse de Onun ıyâline iyilik etmeyendir.)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;[Bezzar]&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
(&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;Şu iki şeyden daha iyisi yoktur: Allah’a iman ve Onun kullarına iyilik etmek. Şu iki şeyden de kötüsü yoktur: Şirk ve insanlara kötülük etmek.)&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;[Deylemi]&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;(En iyi kimse, kendisinden hep iyilik beklenendir.)&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/iMAM-I_TiRMiZi.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;[Tirmizi]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;(İyilik etmek ömrü uzatır.)&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/iMAM-I_TABERANi.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;[Taberani]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: #00aa00;&quot;&gt;(Kime bir iyilik yapılırsa, o iyiliği ansın! İyiliği anmak şükür, iyiliği gizlemek nankörlüktür.)&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;&lt;a href=&quot;http://www.dinibilgiler.eu/mediapool/79/796795/data/iMAM-I_EBU_DAVUD.pdf&quot; target=&quot;_blank&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #ffb232;&quot;&gt;[Ebu Davud]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/320471911379980591/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/orucun-ve-ramazan-aynn-fazileti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/320471911379980591'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/320471911379980591'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/orucun-ve-ramazan-aynn-fazileti.html' title='Orucun ve Ramazan ayının fazileti'/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-2863156305401546222</id><published>2011-07-25T01:35:00.001-07:00</published><updated>2011-07-25T01:35:29.346-07:00</updated><title type='text'>HZ. YAHYA A.S.</title><content type='html'>&lt;div class=&quot;post hentry&quot;&gt;&lt;a href=&quot;&quot; name=&quot;1836400269940900023&quot;&gt;&lt;/a&gt;&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-1836400269940900023&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot;&gt;&lt;center&gt;HZ. YAHYA A.S.&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kur&#39;an&#39;da adı geçen peygamberlerden biri. Yüce Allah tarafından, Kur&#39;an&#39;da: &quot;Ey Zekeriyya! Sana Yahya isminde bir oğlanı müjdeliyoruz. Bu adı daha önce kimseye vermemiştik&quot; (Meryem, 19/7) ayeti ile haber verildiğine göre; Yahya (a.s.), Zekeriya (a.s)&#39;ın oğlu idi. Kendisine Yahya adı da, Allah tarafından verilmişti. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yahya (a.s)&#39;nın yüzü güzel, kaşları çatık, saçları seyrek, burnu uzun, sesi ince ve parmakları kısa idi. O, İsâ (a.s)&#39;dan altı ay önce dünyaya gelmişti. Yani Isâ (a.s)&#39;dan altı ay büyüktü. Dolayısıyla, Musa (a.s)&#39;nın şeraitiyle amel eden peygamberlerin sonuncusuydu. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha küçük yaşta iken, kendisine hikmet verilmişti. Yaşıtı olan çocuklar kendisine: &quot;Ey Yahya! Bizimle gel, oynayalım&quot; dedikleri zaman: &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&quot;Ben, oyun için yaratılmadım&quot; derdi (es-Sa&#39;lebî, el-Arais, Mısır 1951, 375 vd.). &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Onun küçüklüğünden itibaren böyle temiz, saygılı ve ibâdet ehli olduğu, Kur&#39;an&#39;da şöyle haber verilmiştir: &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&quot;(Ona çocukluğunda): Ey Yahyâ! Kitabı, kuvvetle tut! (dedik). Henüz çocuk iken, ona, hikmet&#39;i verdik (Tevrat&#39;ı öğrettik). Tarafımızdan (ona) bir kalb yumuşaklığı ve (günahlardan) temizlik (verdik). O, çok muttaki idi. Anasına ve babasına itaatlı idi, bir serkeş ve asi değildi. Dünyaya getirildiği günde, öleceği gün de, diri olarak (kabrinden) kaldırılacağı gün de, ona, selâm olsun!&quot; (Meryem, 19/12, 13, 14, 15). &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu ayetlerde görüldüğü gibi Yüce Allah, Yahya (a.s)&#39;nın çeşitli güzel vasıflarını haber vermiş ve onu selamla anmıştır. Bu, onun doğduğunda, vefat ettiğinde ve ahiret gününde Allah&#39;ın himâyesinde bulunduğunu ifâde etmektedir. Her insanın başına geleceği kesin olan bu üç yalnızlık ve korku günlerinde Allah&#39;ın selâm ve esenliği içinde olmak, ne büyük bir bahtiyarlıktır. Bu üç durumda Allah&#39;ın himayesinde bulunmak, bir nevi devamlı bir şekilde Allah&#39;ın himayesinde bulunmak demektir (Muhammed Ali es-Sabûnî, Safvetu&#39;t-Tefâsîr, İstanbul 1987, II, 213). &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yahya (a.s) Allah&#39;ın emrettiği gibi kitabı kuvvetle tuttu. Önce Tevrat&#39;a ve daha sonra İncil&#39;e uygun hareket etti. Bu mukaddes kitapların hükümlerinin milleti tarafından yaşanması için çalıştı. Hz. Muhammed (s.a.v) onun bu mücâdelesi hakkında şöyle buyurdu: &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&quot;Yüce Allah, Zekeriyya (a.s)&#39;nın oğlu Yahya (a.s) ya, hem kendisi amel etmek, hem de amel etmeleri için İsrail oğullarına emretmek üzere, beş kelime emretmişti. Kendisi bu hususta biraz ağır ve yavaş davranınca, İsâ (a.s) ona: &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-Sen, hem kendin amel etmek hem de amel etmelerini İsrâil oğullarına emretmek üzere, beş kelime ile emrolunmuştun. Bunu İsrail oğullarına ya sen tebliğ edersin, ya da ben tebliğ ederim, deyince, Yahya (a.s): &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-Ey kardeşim! Sen bu vazifeyi yerine getirmekte beni geçersen, ben azaba uğramamdan veyâ yere batırılmamdan korkarım, dedi ve hemen İsrâil oğullarını Beytü&#39;l-Makdis&#39;te topladı. Beytü&#39;l-Makdis, İsrail oğulları ile doldu. Yahya (a.s) yüksek bir yere oturarak Allah&#39;a hamd ve senada bulunduktan sonra şöyle dedi: &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-Yüce Allah, bana, hem kendim amel edeyim, hem de amel etmenizi size emredeyim diye beş kelime emretti. Onların ilki, Allah&#39;a hiç bir şeyi Şerik koşmaksızın, O&#39;na ibâdet etmenizdir. Bunun misâli, öz malı olan altın veya gümüşle bir köle satın alıp çalıştıran bir adama benzer ki, köle çalışmasının kazancını, efendisinden başkasına ödüyordur. Hanginiz, kölesinin böyle davranmasına sevinir, razı olur? Hiç kuşkusuz, sizi yüce Allah yarattı ve rızkınızı vermektedir. Öyle ise Allah&#39;â, hiç bir şeyi şerik koşmaksızın, ibâdet ediniz. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Allah namaz kılmanızı size emretti. Namaza durduğunuzda, yüzünüzü sağa sola çevirmeyiniz. Şüphe yok ki Yüce Allah, kulu, yüzünü başka tarafa çevirmedikçe, hep ona yöneliktir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Allah size oruc&#39;u emretti. Bunun misâli, yanında misk kesesi olduğu halde, bir topluluk içinde bulunan ve hepsi ondaki misk kokusunu duyan bir kimseye benzer. Hiç şüphesiz oruçlunun ağzının kokusu, Allah&#39;ın katında misk kokusundan daha güzeldir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Allah size sadakayı emretti. Bunun misâli, düşmanın esir edip elini boynuna bağladıkları ve boynunu vurmak üzere yaklaştırdıkları bir kimseye benzer ki o, &quot;canımı elinizden kurtarmak için size bir fidye, kurtulmalık versem, olmaz mı?&quot; diyerek kendisini onlardan kurtarıncaya kadar, az çok kurtulmalık akçesi öder durur. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Allah size Allah&#39;ı çok zikretmenizi, anmanızı da emretti. Bunun misâli, düşmanın süratle kendisini takib ettiği bir kimseye benzer ki, sağlam bir kaleye gelip onun içine sığınmıştır. İ,îte kul da, Allah&#39;ı zikir ile meşgul oldukça, şeytandan böyle korunur&quot; (et-Tirmizî, es-Sünen, el-Emsâl, 3; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, IV, 202). &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu hadiste görüldüğü gibi tevhid inancı, namaz, oruç, zekât ve zikir gibi ibâdetler, yalnız Hz. Muhammed (s.a.v)&#39;in ümmetine mahsus ibâdetler değildir. Daha önceki peygamberlerin de ümmetlerine emrettiği ibâdetlerdir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yahya (a.s)&#39;da, babası Zekeriyya (a.s) gibi milleti tarafından şehid edildi (Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur&#39;an Dili, İstanbul 1971, I, 421). &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/2863156305401546222/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/hz-yahya-as.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/2863156305401546222'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/2863156305401546222'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/hz-yahya-as.html' title='HZ. YAHYA A.S.'/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-777563762223225097</id><published>2011-07-25T01:34:00.001-07:00</published><updated>2011-07-25T01:34:11.561-07:00</updated><title type='text'>Namaz Duaları</title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-8798740477940122665&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot;&gt;&lt;table align=&quot;center&quot; cols=&quot;1&quot; style=&quot;height: 2488px;&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Sübhaneke &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;129&quot; src=&quot;http://www.namazzamani.net/turkce/icon/subhaneke.gif&quot; width=&quot;425&quot; /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Sübhânekellâhümme ve bi hamdik&amp;nbsp; ve tebârakesmük ve teâlâ ceddük&amp;nbsp; (ve celle senâük*) ve lâ ilâhe ğayrük) &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
* Ve celle senâük yalnızca cenaze namazlarında kullanılır.&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td&gt;Allah&#39;ım! Sen eksik sıfatlardan pak ve uzaksın. Seni daima böyle tenzih eder ve överim. Senin adın mübarektir. Varlığın her şeyden üstündür. Senden başka ilah yoktur.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot;&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Ettehiyyâtü &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;216&quot; src=&quot;http://www.namazzamani.net/turkce/icon/ettehiyyat.gif&quot; width=&quot;425&quot; /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Ettehiyyâtü lillâhi vessalevâtü vettayibât. Esselâmü aleyke eyyühen-Nebiyyü ve rahmetüllahi ve berakâtühüh.&amp;nbsp; Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis-Sâlihîn. Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Rasülüh.&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot;&gt;Dil ile, beden ve mal ile yapılan bütün ibadetler Allah&#39;a dır. Ey Peygamber! Allah&#39;ın selamı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun. Selam bizim üzerimize ve Allah&#39;ın bütün iyi kulları üzerine olsun. Şahitlik ederim ki, Allah&#39;tan başka ilah yoktur. Yine şahitlik ederim ki, Muhammed, O&#39;nun kulu ve Peygamberidir.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot;&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Allâhümme Salli &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;129&quot; src=&quot;http://www.namazzamani.net/turkce/icon/salli.gif&quot; width=&quot;425&quot; /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed.&amp;nbsp; Kemâ salleyte alâ İbrahime ve&amp;nbsp; alâ âli İbrahim.&amp;nbsp; İnneke&amp;nbsp; hamidün mecîd.&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot;&gt;Allah&#39;ım! Muhammed&#39;e ve Muhammed&#39;in ümmetine rahmet eyle; şerefini yücelt. İbrahim&#39;e ve İbrahim&#39;in ümmetine rahmet ettiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot;&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Allâhümme Barik &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;129&quot; src=&quot;http://www.namazzamani.net/turkce/icon/barik.gif&quot; width=&quot;425&quot; /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Allâhümme barik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ barekte alâ İbrahîme&amp;nbsp; ve&amp;nbsp; alâ âli İbrahim.&amp;nbsp; İnneke&amp;nbsp; hamidün mecîd.&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td&gt;Allah&#39;ım! Muhammed&#39;e ve Muhammed&#39;in ümmetine hayır ve bereket ver. İbrahim&#39;e ve İbrahim&#39;in ümmetine verdiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Rabbenâ âtina &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;129&quot; src=&quot;http://www.namazzamani.net/turkce/icon/atina.gif&quot; width=&quot;425&quot; /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Rabbenâ âtina fid&#39;dünyâ haseneten ve fil&#39;âhirati haseneten ve kınâ&amp;nbsp; azâbennâr. Birahmetike yâ Erhamerrahimîn&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td&gt;Allah&#39;ım! Bize dünyada iyilik ve güzellik, ahirette de iyilik, güzellik ver. Bizi ateş azabından koru.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Rabbenâğfirlî &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;71&quot; src=&quot;http://www.namazzamani.net/turkce/icon/agfirli.gif&quot; width=&quot;425&quot; /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Rabbenâğfirlî ve li-vâlideyye ve lil-Mü&#39;minine yevme yekûmü&#39;l hisâb.&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot;&gt;Ey bizim Rabbimiz! Beni, anamı ve babamı ve bütün mü&#39;minleri hesap gününde (herkesin sorguya çekileceği günde) bağışla.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot;&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Kunut Duaları&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;261&quot; src=&quot;http://www.namazzamani.net/turkce/icon/kunuts.gif&quot; width=&quot;425&quot; /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Allâhümme innâ nesteînüke ve nestağfirüke ve nestehdik. Ve nü&#39;minü bike ve netûbü ileyk. Ve netevekkelü aleyke ve nüsni aleykel-hayra küllehü neşkürüke ve lâ nekfürüke ve nahleu ve netrükü men yefcürük.&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot;&gt;Allahım! Senden yardım isteriz, günahlarımızı bağışlamanı isteriz, razı olduğun şeylere hidayet etmeni isteriz. Sana inanırız, sana tevbe ederiz. Sana güveniriz. Bize verdiğin bütün nimetleri bilerek seni hayır ile överiz. Sana şükrederiz. Hiçbir nimetini inkar etmez ve onları başkasından bilmeyiz. Nimetlerini inkar eden ve sana karşı geleni bırakırız.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;200&quot; src=&quot;http://www.namazzamani.net/turkce/icon/kunut.gif&quot; width=&quot;425&quot; /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Allâhümme iyyâke na&#39;büdü ve leke nüsalli ve nescüdü ve ileyke nes&#39;a ve nahfidü nercû rahmeteke ve nahşâ azâbeke inne azâbeke bilküffâri mülhık.&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot;&gt;Allahım! Biz yalnız sana kulluk ederiz. Namazı yalnız senin için kılarız, ancak sana secde ederiz. Yalnız sana koşar ve sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız. İbadetlerini sevinçle yaparız. Rahmetinin devamını ve çoğalmasını dileriz. Azabından korkarız, şüphesiz senin azabın kafirlere ve inançsızlara ulaşır.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-footer&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-footer-line post-footer-line-1&quot;&gt;&lt;span class=&quot;post-author vcard&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/777563762223225097/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/namaz-dualar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/777563762223225097'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/777563762223225097'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/namaz-dualar.html' title='Namaz Duaları'/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-923961049730218961</id><published>2011-07-25T01:33:00.001-07:00</published><updated>2011-07-25T01:33:14.835-07:00</updated><title type='text'>Namaz Sureleri</title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-43619355516624319&quot;&gt;&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot;&gt;&lt;table align=&quot;center&quot; border=&quot;0&quot; cols=&quot;1&quot; style=&quot;height: 3413px;&quot;&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;4&quot;&gt;&lt;b&gt;Ayet-el Kürsi&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td height=&quot;1&quot;&gt;&lt;img alt=&quot;Ayetel Kürsi, Ayet-el Kursi&quot; border=&quot;0&quot; height=&quot;230&quot; src=&quot;http://www.namazzamani.net/turkce/icon/ayetel_kursi.jpg&quot; width=&quot;424&quot; /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td height=&quot;0&quot;&gt;Okunuşu:&lt;strong&gt; Allahülailahe illa hüvel hayyül kayyum, late&#39;huzühu sinetün vela nevmün, lehu mafissemavati ve mafil ardı, men zelleziy yeşfe-u ındehu illa biiznih yalemü mabeyne eydiyhim vema halfehüm vela yühıtune bişey&#39;in min ılmihı illa bimaşae, vesia kürsiyyühüssemavati vel&#39;arda vela yeudühu hıfzuhüma vehüvel aliyyül azim.&lt;/strong&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td height=&quot;0&quot;&gt;&lt;b&gt;Anlamı:&lt;/b&gt; O&#39;ndan başka ilah olmayan Allah, hay ve kayyumdur (ezel ve ebedidir). O&#39;nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerlerde olan şeyler O&#39;nundur. İzni olmaksızın O&#39;nun yanında şefaat eden yoktur. Halkın önünde ve arkasında olanı (istikbal ve maziyi) bilir. İnsanlar O&#39;nun ilminden, O&#39;nun isteğinden başkasını ihata edemezler. Kürsisi semaları ve yeri içine alır. Onların hıfzı O&#39;nu (Cenab-ı Ecelli Ala&#39;yı) yormaz. O, pek yüksek ve büyüktür.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;12&quot;&gt;&lt;b&gt;Fatiha Sûresi&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td height=&quot;294&quot;&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;292&quot; src=&quot;http://www.namazzamani.net/turkce/icon/fatiha.gif&quot; width=&quot;424&quot; /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td height=&quot;50&quot;&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;Okunuşu:&lt;b&gt; Elhamdü lillâhi rabbil&#39;alemin. Errahmânir&#39;rahim. Mâliki yevmiddin. İyyâke na&#39;budü ve iyyâke neste&#39;în, İhdinessırâtel müstakîm. Sırâtellezine en&#39;amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn.&lt;/b&gt; &lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td height=&quot;50&quot;&gt;&lt;b&gt;Anlamı:&lt;/b&gt; Hamd, âlemlerin Rabbi, merhametli olan, merhamet eden ve Din Günü&#39;nün sahibi olan Allah&#39;a mahsustur. (Allahım!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, nimete erdirdiğin kimselerin, gazaba uğramayanların, sapmayanların yoluna eriştir.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;18&quot;&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Fil Sûresi &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;224&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;222&quot; src=&quot;http://www.namazzamani.net/turkce/icon/elemtere.gif&quot; width=&quot;425&quot; /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;50&quot;&gt;Okunuşu:&lt;b&gt; Elem tera keyfe fe&#39;ale rabbüke biashâbilfîl. Elem yec&#39;al keydehüm fî tadlîl. Ve ersele aleyhim tayran ebâbîl. Termîhim bihicâratin min siccîl. Fece&#39;alehüm ke&#39;asfin me&#39;kûl.&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;66&quot;&gt;&lt;b&gt;Anlamı:&lt;/b&gt; (Ey Muhammed! Kâbe&#39;yi yıkmaya gelen) Fil sahiblerine Rabbinin ne ettiğini görmedin mi? Onların düzenlerini boşa çıkarmadı mı? Onların üzerine, sert taşlar atan sürülerle kuşlar gönderdi. Sonunda onları, yenilmiş ekin gibi yaptı.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;18&quot;&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Kurayş Sûresi &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;131&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;183&quot; src=&quot;http://www.namazzamani.net/turkce/icon/kureys.gif&quot; width=&quot;425&quot; /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;34&quot;&gt;Okunuşu: &lt;b&gt;Li&#39;î lâfi Kurayş&#39;in. Îlâfihim rihleteşşitâi vessayf. Felya&#39;büdû rabbe hâzelbeyt. Ellezî et&#39;amehüm min cû&#39;in ve âmenehüm min havf.&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;34&quot;&gt;&lt;b&gt;Anlamı:&lt;/b&gt; Kureyş kabilesinin yaz ve kış yolculuklarında uzlaşması ve anlaşması sağlanmıştır. Öyleyse kendilerini açken doyuran ve korku içindeyken güven veren bu Kâbe&#39;nin Rabbine kulluk etsinler.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;18&quot;&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Mâun Sûresi &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;131&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;220&quot; src=&quot;http://www.namazzamani.net/turkce/icon/maun.gif&quot; width=&quot;425&quot; /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;34&quot;&gt;Okunuşu:&lt;b&gt; Era&#39;eytellezî yükezzibü biddîn. Fezâlikellezî, yedu&#39;ulyetîm. Ve lâ yehüddü alâ ta&#39;âmilmiskîn. Feveylün lilmüsallîn. Ellezîne hüm an salâtihim sâhûn. Ellezîne hüm yürâûne. Ve yemne&#39;ûnelmâ&#39;ûn.&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td height=&quot;34&quot;&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Anlamı:&lt;/b&gt; (Ey Muhammed!) Dini yalan sayanı gördün mü? Öksüzü kakıştıran, yoksulu doyurmaya yanaşmayan kimse işte odur. Vay o namaz kılanların haline ki: Onlar kıldıkları namazdan gâfildirler. Onlar gösteriş yaparlar. Onlar basit şeyleri (ödünç) dahi vermezler.&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td height=&quot;18&quot;&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Kevser Sûresi &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td height=&quot;131&quot;&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;129&quot; src=&quot;http://www.namazzamani.net/turkce/icon/kevser.gif&quot; width=&quot;425&quot; /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td height=&quot;34&quot;&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;Okunuşu:&lt;b&gt; İnnâ a&#39;taynâkelkevser. Fesalli lirabbike venhar. İnne şânieke hüvel&#39;ebter.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td height=&quot;18&quot;&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Anlamı:&lt;/b&gt; (Ey Muhammed!) Doğrusu sana pek çok nimet vermişizdir. Öyleyse Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Doğrusu adı, sanı ortadan kalkacak olan, sana kin tutan kimsedir.&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td height=&quot;18&quot;&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Kâfirûn Sûresi &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td height=&quot;73&quot;&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;183&quot; src=&quot;http://www.namazzamani.net/turkce/icon/kafirun.gif&quot; width=&quot;425&quot; /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;18&quot;&gt;Okunuşu:&lt;b&gt; Kul yâ eyyühel kâfirûn. Lâ&amp;nbsp; a&#39;büdü mâ ta&#39;büdûn. Ve lâ entüm âbidûne mâ a&#39;büd. Ve lâ ene âbidün mâ abedtüm. Ve lâ entüm âbidûne mâ a&#39;büd. Leküm dînüküm veliye dîn.&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;34&quot;&gt;&lt;b&gt;Anlamı:&lt;/b&gt; (Ey Muhammed!) De ki: Ey inkârcılar! Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Benim taptığıma da sizler tapmazsınız. Ben de sizin taptığınıza tapacak değilim. Benim taptığıma da sizler tapmıyorsunuz. Sizin dininiz size, benim dinim banadır.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;18&quot;&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Nasr Sûresi&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;12&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;175&quot; src=&quot;http://www.namazzamani.net/turkce/icon/nasr.gif&quot; width=&quot;425&quot; /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;50&quot;&gt;Okunuşu:&lt;b&gt; İzâ câe nasrullahi velfeth. Ve raeytennâse yedhulûne fî dinillâhi efvâcâ. Fesebbih bihamdi rabbike vestağfirh. İnnehû kâne tevvâbâ.&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;66&quot;&gt;&lt;b&gt;Anlamı:&lt;/b&gt; (Ey Muhammed!) Allah&#39;ın yardımı ve zafer günü gelip, insanların Allah&#39;ın dinine akın akın girdiklerini görünce, Rabbini överek tesbih et; O&#39;ndan bağışlama dile, çünkü O, tevbeleri daima kabul edendir.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;12&quot;&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Tebbet Sûresi&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;34&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;187&quot; src=&quot;http://www.namazzamani.net/turkce/icon/tebbet.gif&quot; width=&quot;425&quot; /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;17&quot;&gt;Okunuşu: &lt;b&gt;Tebbet yedâ ebî lehebin ve tebb. Mâ eğnâ anhü mâlühû ve mâ keseb. Seyeslâ nâren zâte leheb. Vemraetühû hammâletelhatab. Fî cî dihâ hablün min mesed.&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;17&quot;&gt;&lt;b&gt;Anlamı:&lt;/b&gt; Ebû Leheb&#39;in elleri kurusun; kurudu da! Malı ve kazandığı kendisine fayda vermedi. Alevli ateşe yaslanacaktır. Karısı da, boynunda bir ip olduğu halde ona odun taşıyacaktır.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;17&quot;&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;İhlas Sûresi&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;14&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;160&quot; src=&quot;http://www.namazzamani.net/turkce/icon/ihlas.gif&quot; width=&quot;425&quot; /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;17&quot;&gt;Okunuşu: &lt;b&gt;Kul hüvellâhü ehad. Allâhüssamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehû küfüven ehad.&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;17&quot;&gt;&lt;b&gt;Anlamı:&lt;/b&gt; (Ey Muhammed!) De ki: O Allah bir tektir. Allah her şeyden müstağni ve her şey O&#39;na muhtaçtır. O doğurmamış ve doğmamıştır. Hiç bir şey O&#39;na denk değildir.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;17&quot;&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Felak Sûresi&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;17&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;217&quot; src=&quot;http://www.namazzamani.net/turkce/icon/felak.gif&quot; width=&quot;425&quot; /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;17&quot;&gt;Okunuşu: &lt;b&gt;Kul e&#39;ûzü birabbilfelak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri ğasikın izâ vekab. Ve min şerrinneffâsâti fil&#39;ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;17&quot;&gt;&lt;b&gt;Anlamı : &lt;/b&gt;(Ey Muhammed!) De ki: Yaratıkların şerrinden, bastırdığı zaman karanlığın şerrinden, düğümlere nefes eden büyücülerin şerrinden, hased ettiği zaman hasedçinin şerrinden, tan yerini ağartan Rabbe sığınırım.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;17&quot;&gt;&lt;div align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;Nâs Sûresi&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;17&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; height=&quot;223&quot; src=&quot;http://www.namazzamani.net/turkce/icon/nas.gif&quot; width=&quot;425&quot; /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;17&quot;&gt;Okunuşu:&lt;b&gt; Kul e&#39;ûzü birabbinnâsi. Melikinnâsi. İlâhinnâs. Min şerrilvesvâsilhannâs. Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi. Minelcinneti vennâs.&lt;/b&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td align=&quot;center&quot; height=&quot;17&quot;&gt;&lt;b&gt;Anlamı:&lt;/b&gt; (Ey Muhammed!) De ki: İnsanlardan ve cinlerden ve insanların gönüllerine vesvese veren o sinsi vesvesecinin şerrinden, insanların Tanrısı, insanların hükümranı ve insanların Rabbi olan Allah&#39;a sığınırım.&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/923961049730218961/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/namaz-sureleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/923961049730218961'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/923961049730218961'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/namaz-sureleri.html' title='Namaz Sureleri'/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-5972352633522764607</id><published>2011-07-25T01:31:00.001-07:00</published><updated>2011-07-25T01:31:33.759-07:00</updated><title type='text'>Şifa Ayetleri, Şifa Duaları, Şifa Ayeti, Sağlık Ayetleri</title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-8738868784927762851&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;line-height: 150%; margin: 0cm 1cm 0pt; text-indent: 14.15pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial;&quot;&gt;Şifa ayetleri abdestili olarak yazılıp suya konup içilirse hastalıklara şifa olur. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;line-height: 150%; margin: 0cm 1cm 0pt; text-indent: 14.15pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial;&quot;&gt;“Şifâ âyetleri” şunlardır: Tevbe sûresi, ondördüncü âyetinin sonu, Yûnüs sûresi, elliyedinci âyetinin ortası, Nahl sûresi, altmışdokuzuncu âyetinin orta kısmı, İsrâ sûresi, seksenikinci âyetinin baş tarafı, Şü&#39;ârâ sûresinin sekseninci âyeti, Fussilet sûresi, kırkdördüncü âyetinin orta yeridir. &lt;b&gt;(66)&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;line-height: 150%; margin: 0cm 1cm 0pt; text-indent: 14.15pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial;&quot;&gt;M. Masum hazretleri buyuruyor ki:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;MsoNormal&quot; style=&quot;line-height: 150%; margin: 0cm 1cm 0pt; text-indent: 14.15pt;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-family: Arial;&quot;&gt;Ayet-i kerimenin, duânın tesir edebilmesi için, okuyan ve okunan kimsenin buna inanması ve okuyanın Ehl-i sünnet itikadında olması, Allahü teâlânın rızası için okuması, kul hakkından sakınması, haram yememesi ve karşılığında ücret istememesi şarttır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;Önemli Not: Lütfen, her koşulda önce ve mutlaka doktora başvurunuz.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İslamın korunmasını istediği beş esastan birisi de hayat ve sıhhattır.Onun için sağlığı korumak,ve gerekli tedavi yöntemlerine başvurmak dini bir görevdir.Peygamberimiz (s.a.s) bunu arkadaşlarına emrettiği gibi,kendiside günün imkanları içinde tedavi olmuştur.Bunun Yanında manevi tedaviye de başvurmuş,Bunun için de dua ve ayetler okumuştur.&lt;br /&gt;
Peygamberimiz (s.a.s) sabah akşam şu duayı okuyarak Allah&#39;tan sağlık,afiyet ve iyilik istemiştir;&lt;br /&gt;
ااَللهُمَّ اِنّيِ أَسْأَلُكَ الْعَفْوَ وَ الْعاَفِيَةَ فِي الدُّنْياَ وَلاَخِرَةِ&lt;br /&gt;
OKUNUŞU:&quot;Allâhumme innî es&#39;elüke&#39;l-afve ve&#39;l âfiyete fi&#39;d-dünyâ ve&#39;l-âhırah.&quot;&lt;br /&gt;
ANLAMI:&quot;Allah&#39;ım! Senden dünya ve ahirette af,sağlık,sıhhat ve nimet istiyorum.&quot;(Ebu Davud,edep,110)&lt;br /&gt;
Ayrıca;Sahabeden Hz. enes (r.a) anlatıyor.Peygamberimiz (s.a.s) hastalıklara karşı şu duayı okurdu;&lt;br /&gt;
اَللهَمَّ اِنّيِ اَعُوذُ بِكَ مِنَ الْجُذَّامِ والْبَرَصِ وَالْجُنُونِ وَمِنْ سَّئِ&lt;br /&gt;
الاَسْقاَمِ&lt;br /&gt;
OKUNUŞU;&quot;Allâhümme innî e&#39;ûzü bike mine&#39;l-cüzzamı ve&#39;l-barasi ve&#39;l-cünûni ve seyyi&#39;il-eskâm&quot;.&lt;br /&gt;
ANLAMI:&quot;Allah&#39;ım! Cüzzamdan,barastan delilikten ve hastalıkların kötüsünden sana sığınırım.&quot; (ebu davud,Salât,367)&lt;br /&gt;
Dikkat edilirse Peygamberimiz (s.a.s)&#39;in o dönem için tedavisi olmayan hastalıklar için Allah&#39;a dua ettiği ve ona yakalanmamak veya Ondan kurtulmak için yardım istediği görülmektedir &lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/5972352633522764607/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/sifa-ayetleri-sifa-dualar-sifa-ayeti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/5972352633522764607'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/5972352633522764607'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/sifa-ayetleri-sifa-dualar-sifa-ayeti.html' title='Şifa Ayetleri, Şifa Duaları, Şifa Ayeti, Sağlık Ayetleri'/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-6542445096669402228</id><published>2011-07-25T01:30:00.001-07:00</published><updated>2011-07-25T01:30:22.454-07:00</updated><title type='text'>Manevi Rahatsizlik İçin Dualar (Cin,Nazar)</title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-3942010769624533535&quot;&gt;Burada bahsi geçen Ayeti kerimeler Cinlenmiş, Sihir yapılmış, Yahut cinler tarafından rahatsız edilen kişilerce okunması önemle tavsiye olunur. Bu ayetler belirli miktarlarda okunmalı Bir gün içinde 3 ten fazla hastaya okunmamalı eğer hastanın durumu ilerlemişse zaten ilk okumada hemen tesirini gösterecektir. Eğer okuma devam edilirse bu ayetler hastanın içindeki cinin yanmasında yahut hastalanmasında çok büyük tesiri vardır. Okumalar zamana yayılmalı 3, 7 gün gibi zaman zarfında 3 er kere okunabilir. Aynı zamanda bu ayetler Nazar içinde okunabilir ve ayrıca nazar bahsindede geçecektir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hastaya okumanın şartları: &lt;br /&gt;
1- Hasta huzurda olacak, kendisi olmadan herhangi bir şekilde okuma yapılamaz. Eğer kadın ise yanında mahremi olmalı. Ve temiz olmalı(Adet halinde olmamalı.) mümkünse namaz abdesti almış olmalı.Eğer temiz değilse cinler hastaya çok fazla eziyet edebilir. rahatsızlığını zararlı duruma getirebilirler. dikkat edilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2. Hastanın Manevi durumuna dikkat etmesi lazım eğer dikkat etmezse o kapı daima açıktır.okuma esnasında çıkan cin tekrar geri dönebilir.Elinden geldiğince Namaza devam etmeli.Namaz bir kaledir. Allah Teala o kaleye girenleri inşaallah lütfuyla muhafaza eder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3- Okuma esnasında evde yahut okumanın yapıldığı yerde canlı resmi bulunmamalı (kedi/köpek/insan çocuk resmi dahil canlılara herhangi bir resim olmamalı)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
4- Üzerinde Ehil biri tarafından (Ayet ve hadis harici yazılar bulunmayan) muskalar hariç bütün muskalar çıkartılmalı. Bazen yanlış yazılan yazılarda cinlere kapı açabilir, okumanın etkisini azaltabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Okuma şu şekilde olmalı: Okuyan kişi önce 11 salavat-ı şerife, 11 istiğfar ( estağfirullahel aziym el kerimellezî la ilahe illa hü el hayyel kayyüme ve etübü ileyh) diyerek Ya rabbi şu hastanın üzerinde onu etkileyen her netürlü hastalık cin peri büyü nazar hasılı her ne türlü pislik varsa acilen şifa ver, Bismillahişşâfi bismillahil kâfi Bismillahil muafî bismillahillezi la yedurru measmihi şey&#39;ün fil erdzi vela fissema&#39;i ve hüvessemi&#39;ul aliym. diyerek başlamalı ve şu ayetleri okuyarak hastanın sağ kulağına her ayet sonunda üflemeli gerekirse bu işlem 3,5 ,7,11,21 defa tekrarlanabilir eğer içeride cin varsa hasta mutlaka tepki verecek çeşitli işaretlerle kendini belli edecektir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Not: Buradaki ayetler sadece bilinmesi amacıyla konulmuştur. Bu ayetleri kişi kendisinede okuyabilir. Başkasının kendisine okuması daha faydalıdır. Okutacak kimse bulamazsa kendi kendinede okunabilir. Okunan ayetler hem hastanın sağ kulağına mümkün değilse üzerine hemde bir bardam zemzem suyu olursa iyi olur yoksa memba suyu o da yoksa çeşme suyuna üflenir ve okuma sonunda bu su hastaya içirilir. Okumayı yapacak kişinin arapça harflerle okumasını tavsiye ederim latin harfleriyle yapılacak okumalarda yanlış harekelerin çıkması söz konusu olabilir o yüzden tecvidli olarak okuyan birisinin olması daha güzel olur. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Okunacak Ayetler sırasıyla şunlardır:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1- Fatiha;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bismillahirrahmanirrahıym. Elhamdülillahi rabbi alemiyn Errahmânirrahıym.Maliki yevmiddiyn. İyyâkena&#39;büdü ve iyyakenestaıyn. İhdinassıratal mütekıym. Sıratalleziyne en&#39;amte aleyhim gayril mağdzubi aleyhim veledzaalliyn.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2- Bakara süresinin ilk dört ayeti:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elîf, Lâm , Mîm. Zelikel kitâbü lâraybe fîhi hüdenlilmüttekıyn. Elleziyne yü&#39; minune bil gaybi ve yukıymunessalate ve mimma razeknâ hüm yunfikun. Velleziyne yü&#39;minune bima ünzile ileyke vema ünzile min kablike ve bil âhıratihün yüükınûn.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3- Bakara süresinin 163-164. ayetleri:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlahüküm ilahün vahidün lâ ilahe illâ hüverrahmânürrahıym. İnne fî halkıssemavati vel erdzi vahtilafilleyli vennehari vel fülkilletî tecrî fil bahri bima yenfe&#39;unase ve mâ enzelellahü minessemai min main fe eahyâ bihil erdza bea&#39;de mevtiha ve besse fîhâ min külli dâbbetin ve tasrifürriyah vessehabil müsahhari beynessemâi vel erdzi leayatin likavmiy ya&#39;kılûn.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
4- Ayet-el kürsî&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Allahü lâ ilahe illa hüvel hayyül kayyûmü lâ te&#39; huzühü sinetün vela nevm. Lehü mâ fissemâvati vema fil erdz. Men zellezî yeşfe&#39;u iyndehü illa bi iznihi ya&#39;lemu ma beyne eydihim vema halfehüm vela yuhıytune bişeyim min ı&#39;lmihi illa bima şâ e vesia kürsiyyühüssemavati vel erdz. Ve lâ yeûdühü hıfzuhüma ve hüvel aliyyül azıym.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
5- Bakara süresi 285-286. ayetler(Amerrasülü):&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Âmenerrasulü bima ünzile ileyhimirrabbihi vel mü&#39;minûn. Küllün âmene billahi ve melâiketihi ve kütibihi ve rusülihi lânüferrikubeyne ehadimmirrusülih, Ve kalû semi&#39;na ve eta&#39;na gufraneke rabbena ve ileykel masıyr. La yükellifullahü nefsen illa vüs&#39;ahê lehea ma kesebet ve ileyhea mektesebet. rabbena lâ tüeahıznâ innesiynâ ev ehta&#39;na. Rabbena vela tehmil aleyna iısran kema hameltehü alelleziyne min kablina. Rabbena vela tühammilna mâ lâ tâ katelena bih. va&#39;fü &#39;annâ veğfirlena verhamnâ ente mevlâna fensurnâ alel kavmil kâfiriyn.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
6- Alî İmran 18. Ayet: &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şehidallahü ennehü lâ ilahe illâ hüve vel melâiketü ve ülül &#39;ılmi kâimem bil kıst. Lâ ilahe illâ hüvel &#39;aziyzül haküym.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
7- Âraf 54. Ayet:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnne rabbekümüllahüllezî halakassemâvâti vel ardza fî sitteti ayyamin sümmestevâ alel arşi yüğşilleylennehara yatlübühü hasisen veşşemse vel kamera vennücume müsahharatim biemrih. Elâlehül halku vel emr. Tebarakellahü rabbül âlemiyn.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
8- Mü&#39;minûn süresi son 3 ayeti:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Efehasibtüm ennema halekaküm &#39;abesen ve enneküm ileyna la türce&#39;ûn.Fete&#39;alalahül melikül hakku Lâ ilahe illa hüve rabbül &#39;arşil keriym. Vemen yed&#39;û me&#39;allah, ilâhen âhara lâ bürhane lehû bihi feinnemâ hisabühü &#39;ıynde rabbih. İnnehü Lâ yüflihül Kâfirun. Ve kurrabbiğfir verham ve ente hayrurrahimiyn.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
9- Saffat Süresi 1-10 ayetleri:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Vessâffati saffen, fezzacirati zecran. fettaliyati zikran. inne ilaheküm ilahün vahid. Rabbssemavati vel ardzı vema beynehüma ve rabbül meşarık. İnnâ zeyyennessemâeddünya biziynetinil kevakib. Ve hifzam min külli şeytanim marid.. La yessemme&#39;ûne ilel meleil e&#39;alâ ve yükzefune min külli canib. Dühuranvelehüm azeabün vasib. İllâ men hatıfel hatfete fe etbe&#39;ahü şihabün sâkib.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
10- Haşr süresi son üç ayeti:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Lev enzelnâ hazel kur&#39;ane âlâ cebelin leraeytehû haşiam mütesaddiam min haşyetillah. Vetilkel emsalü nadzribüha linnasi le&#39;allehüm yetefekkerûn. Hüvallahüllezî la ilâhe illâ hü. Âlimül gaybi veşşehadeti hüverrahmanürrahiym. Hüvallahüllezi lâ ilahe illa hü. Elmelikül kuddüsüselamül mü&#39;minul müheyminülaziyzül cebbarul mutekebbir. Hüvallahül halikul bariül müsavviru lehül esmaül hüsna yüsebbihu lehü ma fissemavati vel erdzi. ve hüvel aziyzül hakiym.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
11 Cin süresi ilk 3 ayeti:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kul ühıye ileyye ennehüsteme&#39;a neferum minel cinni fekalü inna semı&#39;na kur&#39;anen aceba.Yehdî ilerruşdi feamenna bih. Ve ennehü teala ceddü rabbina mettehaze sahibeten velâ veledâ. Ve ennehü kâne yekûlü sefîhünâ &#39;alellahü Şetatea.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
12- İhlas :&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bismillahirrahmanirrahiym. Kul hüvellahü ehad. Allahüssamed. Lem yalid. Velem yüüled velem yakün lehü küfüven ehad.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
13- Felak:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bismillahirrahmanirrahiym. Kul euzü birabbil felak. Min şerri mâ halak.Ve min şerri gâsıkin izâ vekab. Ve min şerrinneffaseati fil ukad. Ve min şerri hasidin izea hased.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
14- Nas süresi:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bismillahirrahmanirrahiym. Kul eûzü birabbinnasi melikinnasi ilahinnas. Min şerril vesvasil hannas. ellezî yüvesvisü fî sudürinnas. minel cinneti vennâs.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eğer Okuma esnasında hasta ağlamaya başlarsa o hastanın üzerinde sihir var demektir o zaman okuma işlemine şu ayetlerle devam edilmeli bunlar bittiğinde kalınan yerden yukarıdakilere devam edilmelidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Araf Süresi 117 den 122. ayete kadar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kalû yâ mûsâ immâ en tülkıye ve immâ en neküne evvele men elkâ. Kale bel el kû feiza hibalühüm. ve &#39;ısıyyühüm yühayyelü ileyhi min sihrihim inneha tes&#39;â. Fe evcese fî nefsihi hıyfetem musâ. Kulnâ lâ tehaf. inneke entel e&#39;lâ. Ve elkıy ma fî yeminike telkaf ma sane&#39;û innemâ sane&#39;û keydü sahirin vela yüflihu sahirin haysü etâ.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yunus 79. ayetten 82. ayete kadar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ve kale fir&#39;avnü&#39;tûnî bi külli sahirin aliym. Felemma câesseharatü kale lehüm mûsâ elkû ma entüm mülkun. Felemma elkav kale mûsa ma ci&#39;tüm bihissihru innallahe seyübtılühü innallahe la yüslihu amelel müfsidîn. Ve yühıkkallahul hakka bikelimâtihi velev kerihel mücrimûn.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Taha 65 den 69. ayete kadar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ve evhayna ilâ musa en elkıy &#39;aseake feiza hiye telkaf mâ ye&#39;fiküne fevaka&#39;al hakku ve betale mâ kanû ye&#39;melûn Fe gulibû hünalike venkalebû sagiriyn. Ve ülkıyes seharatü sâcidiyne kâlû âmennâ birabbil âlemiyne rabbi mûsâ ve hârûn.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu konu bir dieger verdigim konunun bir baska formülüdür. &lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/6542445096669402228/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/manevi-rahatsizlik-icin-dualar-cinnazar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/6542445096669402228'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/6542445096669402228'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/manevi-rahatsizlik-icin-dualar-cinnazar.html' title='Manevi Rahatsizlik İçin Dualar (Cin,Nazar)'/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5988639319663367482.post-5352045433640254208</id><published>2011-07-25T01:28:00.001-07:00</published><updated>2011-07-25T01:28:55.051-07:00</updated><title type='text'>Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerinden Muhteşem Sözler!</title><content type='html'>&lt;h3 class=&quot;post-title entry-title&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/h3&gt;&lt;div class=&quot;post-header&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-header-line-1&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot; id=&quot;post-body-9002828906148735698&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-body entry-content&quot;&gt;DEFİNE--DEFİNECİLİK-DEFİNE İŞARETLERİ-DEFİNE İŞARET ÇÖZÜMLERİ-DEFİNE HARİTALARI-HAZİNELER-DEDEKTÖR-DEFİNE ARAMA ÇUBUKLARI YAPIMI-GPR-ALTIN-GÜMÜŞ-ELMAS-TILSIM-GİZEMLER-GÖMÜ-SİKKE-CİN-EŞKİYA BELGELERİ-MEZAR TÜRLERİ-HÖYÜK-TÜMÜLÜS-KAYA MEZARI-MEDENİYETLER-EFSANELER-DESTANLAR-BÜYÜ VE BÜYÜCÜLÜK-KEHANET-ÜNLÜ EŞKİYALAR-ARKEOLOJİ-TARİHTE PARA-TAKILAR-DOĞAL TAŞLAR-DARPHANE-MÜZELER HAKKINDA BİLGİLER-DİNİMİZ İSLAM-DEFİNE HABERLERİ-TÜRK DÜNYASI-MİTOLOJİ-HEYKEL-ANTİK MISIR-ANTİKA NÜMİZMATİK-TÜRKİYEDE ARKEOLOJİ-ANTİK BÖLGELER-ANTİK KENTLER-TARİH VE TARİHİN YARARLANDIĞI BİLİMLER-HORASAN-ÖLÇÜ VE AĞIRLIK BİRİMLERİ-ÖLÇME ALETLERİ-TARİHİ TİCARET YOLLARI-EBCED HESABI-İŞARET ÇÖZÜMLERİ-DEFİNE ARAMA YOLLARI-GİZEMLİ DEFİNERİ BULMA-HORASAN ÇÖZME-KAYA MEZARLARI- MEZAR-ROMA SİKKE-BİZANS SİKKE-GREEK SİKKE-TARİHİ ANTİK SİKKE VE PARALAR-ARKEOLOJİ VE DEFİNECİLİK ÜZERİNE HER TÜRLÜ BİLGİ BU&amp;nbsp; SİTEDE.&lt;br /&gt;
&lt;h2 class=&quot;title icon&quot;&gt;&lt;!-- google_ad_section_start --&gt;Bediüzzaman Said-i Nursi den Muhteşem Sözler!&lt;!-- google_ad_section_end --&gt; &lt;/h2&gt;&lt;div class=&quot;content&quot;&gt;&lt;div id=&quot;post_message_1167548&quot;&gt;&lt;blockquote class=&quot;postcontent restore&quot;&gt;&lt;!-- google_ad_section_start --&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;i&gt;Dünya madem fânidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem madem ömür kısadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çoktur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem madem dünya sahipsiz değil.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem madem şu misafirhane-i dünyanın gayet Hakîm ve Kerîm bir müdebbiri var.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem madem ne iyilik ve ne fenalık cezasız kalmayacaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem madem &quot;Allah kimseye gücünden fazlasını yüklemez.&quot; (Bakara Sûresi, 2:286.)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
sırrınca teklif-i mâlâyutak yoktur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem madem zararsız yol, zararlı yola müreccahtır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem madem dünyevî dostlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elbette, en bahtiyar odur ki, dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın, mâlâyâni şeylerle ömrünü telef etmesin, kendini misafir telâkki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin, selâmetle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bediüzzaman Said Nursi&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;İnsan ve vazifesi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kendini başıboş zannetme. Zira şu misafirhane-i dünyada nazar-ı hikmetle&lt;br /&gt;
baksan; hiçbir şeyi gayesiz, nizamsız göremezsin. Nasıl sen nizamsız,&lt;br /&gt;
gayesiz olabilirsin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnsan ebed için yaratılmıştır. Onun hakiki lezzetleri, ancak marifetullah,&lt;br /&gt;
muhabbetullah, ilim gibi umur-u edebiyedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dünya hayatı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hayatın lezzetini, zevkini isterseniz hayatınızı imanla hayatlandırınız ve&lt;br /&gt;
feraizle ziynetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id=&quot;post_message_1167548&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Gençlik&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sizdeki gençlik katiyen gidecek. Eğer siz daire-i meşruada kalmazsanız, o&lt;br /&gt;
gençlik zayi olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem ahirette kendi&lt;br /&gt;
lezzetinden çok ziyade belalar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslamiye&lt;br /&gt;
ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatte&lt;br /&gt;
sarf etseniz, o gençlik manen baki kalacak ve edebi bir gençlik kazanmasına&lt;br /&gt;
vesile olacak.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dünyada gençliğe muhabbet, yani ibadette gençlik kuvvetini sarf etmenin&lt;br /&gt;
neticesi: dar-ı saadette edebi bir gençliktir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yalnızca Allah&#39;a dayanıp güvenmek&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ey insan! Eğer yalnız Ona abd olsan, bütün mahlukat üstünde bir mevki&lt;br /&gt;
kazanırsın. Eğer ubudiyetten istinkaf etsen, aciz mahlukata zelil bir abd&lt;br /&gt;
olursun.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her kim kendisini Allah&#39;a malederse, bütün eşya onun lehinde olur. Ve kim&lt;br /&gt;
Allah&#39;a mal olmasa, bütün eşya onun aleyhinde olur. Allah&#39;a mal olmak ise,&lt;br /&gt;
bütün eşyayı terk ve her şeyin Ondan olduğunu ve Ona rücu edeceğini bilmekle&lt;br /&gt;
olur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;content&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;Nefis&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ey nefsim! Deme &#39;zaman değişmiş, asır başkalaşmış, herkes dünyaya dalmış,&lt;br /&gt;
hayata perestiş eder. Derd-i maişetle şarhoştur.&#39; Çünkü ölüm değişmiyor.&lt;br /&gt;
Firak, bekaya kalbolup başkalaşmıyor. Acz-i beşeri, fakr-ı insani&lt;br /&gt;
değişmiyor, ziyadeleşiyor. Beşer yolculuğu kesilmiyor, sürat peyda ediyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şeytanın mühim bir sinsi planı, insana kusurunu itiraf ettirmektir, ta ki&lt;br /&gt;
bağışlanma ve Allah&#39;a sığınma yolunu kapasın. Hem nefsi insaniyetinin&lt;br /&gt;
enaniyetini tahrik edip, ta ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin,&lt;br /&gt;
adeta kusur ve günahlarından takdis etsin..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nefsini suçlayan kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, bağışlanma diler.&lt;br /&gt;
Bağışlanma dileyen Allah&#39;a sığınır. Allah&#39;a sığınan şeytanın şerrinden&lt;br /&gt;
kurtulur. Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Ve kusurunu&lt;br /&gt;
görse, o kusur kusurluktan çıkar. İtiraf etse affa müstehak olur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;Güzel ahlak&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte tahmin ederim ki, nasihlerin nasihatları şu zamanda tesirsiz kaldığının&lt;br /&gt;
bir sebebi şudur ki: Ahlaksız insanlara derler: &quot;Hased etme! Hırs gösterme!&lt;br /&gt;
Adavet etme! İnad etme! Dünyayı sevme!&quot; Yani, fıtratını değiştir gibi&lt;br /&gt;
zahiren onlarca malayutak bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki:&lt;br /&gt;
&quot;Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecralarını değiştiriniz.&quot;&lt;br /&gt;
Hem nasihat tesir eder, hem daire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur.&quot;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli hırs&lt;br /&gt;
ve inadlı taleb ve hakeza şedid hissiyatlar, umûr-u uhreviyeyi kazanmak için&lt;br /&gt;
verilmiştir. O hissiyatı, şiddetli bir surette fani umûr-u dünyeviyeye&lt;br /&gt;
tevcih etmek, fani ve kırılacak şişelere, baki elmas fiatlarını vermek&lt;br /&gt;
demektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hem gizli düşmanlarım, hem nefsim; şeytanın telkiniyle zaif bir damarımı&lt;br /&gt;
arıyorlar ki, beni onunla yakalayıp Nurlara tam ihlas ile hizmetime zarar&lt;br /&gt;
gelsin. En zaif damar ve dehşetli mani&#39;, hastalık damarıdır. Hastalığa&lt;br /&gt;
ehemmiyet verdikçe, hiss-i nefs-i cisim galebe eder; zarurettir, mecburiyet&lt;br /&gt;
var der, ruh ve kalbi susturur; doktoru müstebid bir hakim gibi yapar ve&lt;br /&gt;
tavsiyelerine ve gösterdiği ilaçlara itaate mecbur ediyor. Bu ise&lt;br /&gt;
fedakarane, ihlasla hizmete zarar verir. Hem gizli düşmanlarım da bu zaif&lt;br /&gt;
damarımdan istifadeye çalışmışlar ve çalışıyorlar. Nasılki korku ve tama&#39; ve&lt;br /&gt;
şan ü şeref cihetinde çalışıyorlar. Çünki insanın en zaif damarı olan korku&lt;br /&gt;
cihetinde bir halt edemediler, i&#39;damlarına beş para vermediğimizi anladılar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;Nasihat&lt;br /&gt;
Dost istersen Allah yeter. Evet, O dost ise herşey dosttur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yârân istersen Kur&#39;ân yeter. Evet, ondaki enbiya ve melâike ile hayalen görüşür ve vukuatlarını seyredip ünsiyet eder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mal istersen kanaat yeter. Evet, kanaat eden iktisat eder; iktisat eden bereket bulur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Düşman istersen nefis yeter. Evet, kendini beğenen belâyı bulur, zahmete düşer; kendini beğenmeyen safâyı bulur, rahmete gider.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nasihat istersen ölüm yeter. Evet, ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve âhiretine ciddî çalışır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mektubattan&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şükür :&lt;br /&gt;
Şükür : nimetten in&#39;ama bak, in&#39;amdan Mün&#39;im-i Hakikî&#39;yi düşün. Bu düşünmek bir şükürdür&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şükrü örfi ; Eğer insan maddî ve manevî herbir uzvunu Allah&#39;ın emrettiği yere sarfederse hamdin şubelerinden olan şükr-ü örfîyi îfa etmiş olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşaratül İ’caz&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SUAL: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah ne fiyat istiyor? ELCEVAP: Evet, o Mün&#39;im-i Hakikî, bizden o kıymettar nimetlere, mallara bedel istediği fiyat ise üç şeydir: Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir. Başta &quot;Bismillâh&quot; zikirdir. Âhirde &quot;Elhamdülillâh&quot; şükürdür. Ortada, bu kıymettar harika-i san&#39;at olan nimetler Ehad, Samed&#39;in mucize-i kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek fikirdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Birinci Sözden&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;“Evet şu dâr-ı dünya, beşerin ruhunda mündemiç olan hadsiz istidadların sünbüllenmesine müsaid değildir. Demek başka âleme gönderilecektir.”&lt;br /&gt;
Bediüzzaman Said Nursi&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Bismilllah her hayrın başıdır.” Bediüzzaman Said Nursi&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;&lt;span style=&quot;font-size: x-small;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: black;&quot;&gt;,hİÇ&lt;br /&gt;
,mÜmkÜnmÜdÜr kİ,&lt;br /&gt;
,bİr&lt;br /&gt;
,saltanat&lt;br /&gt;
,baĞusuz&lt;br /&gt;
,bÖyle&lt;br /&gt;
,muhteŞem&lt;br /&gt;
,bİr&lt;br /&gt;
,saltanat&lt;br /&gt;
,hÜsnu&lt;br /&gt;
,hİzmet&lt;br /&gt;
,eden&lt;br /&gt;
,muhtİlere&lt;br /&gt;
,mÜkafati,&lt;br /&gt;
İsyan&lt;br /&gt;
,edenlere,&lt;br /&gt;
mÜcazati,&lt;br /&gt;
bulunmasin,&lt;br /&gt;
burada&lt;br /&gt;
,yok,&lt;br /&gt;
hÜkmÜndedİr&lt;br /&gt;
,demek&lt;br /&gt;
,baŞka&lt;br /&gt;
,yerde&lt;br /&gt;
,bİr,&lt;br /&gt;
mahkemeİ&lt;br /&gt;
,kÜbra&lt;br /&gt;
,vardir..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt; &lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class=&quot;post-footer&quot;&gt;&lt;div class=&quot;post-footer-line post-footer-line-1&quot;&gt;&lt;span class=&quot;post-timestamp&quot;&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;clear: both;&quot;&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamform.blogspot.com/feeds/5352045433640254208/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/bediuzzaman-said-i-nursi-hazretlerinden.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/5352045433640254208'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5988639319663367482/posts/default/5352045433640254208'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamform.blogspot.com/2011/07/bediuzzaman-said-i-nursi-hazretlerinden.html' title='Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretlerinden Muhteşem Sözler!'/><author><name>toshiba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15821067965059372773</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='https://img1.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>