<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/rss2enclosuresfull.xsl" type="text/xsl" media="screen"?><?xml-stylesheet href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css" type="text/css" media="screen"?><rss xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" version="2.0"><channel><title>muhaber, muhabere, muhaberimiz...</title><link>http://www.muhaber.net/</link><description></description><language>en</language><managingEditor>noreply@blogger.com (muhaber.net)</managingEditor><lastBuildDate>Sat, 19 Jul 2008 09:49:17 -0500</lastBuildDate><generator>Blogger</generator><atom:id xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962</atom:id><openSearch:totalResults xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/">173</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/">1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/">25</openSearch:itemsPerPage><itunes:owner><itunes:email>noreply@blogger.com</itunes:email></itunes:owner><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle></itunes:subtitle><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" href="http://feeds.feedburner.com/MuHaber" type="application/rss+xml" /><item><title>Ömer Öngüt ve Yaşar Nuri Öztürk ve Ben</title><link>http://www.muhaber.net/2008/07/mer-ngt-ve-yaar-nuri-ztrk-ve-ben.html</link><category>FİŞ</category><category>DİN İŞLERİ</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Sat, 19 Jul 2008 03:41:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-714207231850572806</guid><description>Ahirette cehenneme ilk gireceklerin hocalar olduğuna dair bir hadis var. Bu hocaların, ilmiyle yaşamayan ihlassız (samimiyetsiz) alimler olduğuna dair çıkarım yapmamızı sağlayan başka hadisler de var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlığımda Ömer Öngüt ve Yaşar Nuri Hocaları kullanarak bunları "Cehennem'e ilk gidecek hocalar" şeklinde anlamanızı istemiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de bir hocayım, hem de ilmiyle yaşamayan, samimiyetsiz bir hoca... Bunu beni az önce uygunsuz bir şekilde yakalayan akraba bir hocam, benden iyi bilir. &lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Hz. Peygamber'in (asv)  eleştirdiği hocaları, başlığımdaki hocaların da, eleştirmemesi düşünülemez. Ama bir ölçüsü var İslam'ın eleştirisinde: İsim vermemek, toptancı olmamak gibi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömer Öngüt, "Narcıların İç Yüzü (Nurcuların İç Yüzü), Süleymancıların İç Yüzü, Refah Dinine Mensupların İç Yüzü" adlı ve benzeri kitaplarla, saydıklarını küfürle (kafirlikle) suçluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşar Nuri Hoca da, "Allah ile Aldatanlar" kitabında Nurcuları, Süleymancıları, Milli Görüşçüleri ve bunların hegamonyasında gördüğü Diyanet'i, imam hatip liselerini ve ilahiyat fakültelerini, Allah ile aldatmakla suçluyor, ve soruyor: "Allah'ı da aldatabilir misiniz?" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de soruyorum (!): Milyonları bulan bu müslümanları, toptan itham etmenin hesabını nasıl vereceksiniz, Yaşar Nuri ve Ömer Öngüt Hocalar? İçlerinde samimi bir müslüman varsa, ne olacak haliniz? Hacda bile bir kişinin haccı yüzünden, tüm hacları kabul eden Allah'a bunun hesabını nasıl vereceksiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsim verilince ve toptan bir karalama olduğunda, Ahirette'ki hesap da kişiselleşip toptanlaşıyor; adeta kamu davasına dönüyor iş. İşin işine bir de, Allah adı katılınca  hepten ciddileşiyor iş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahiret'teki hesap deyince... Epeydir yazmak istediğim bu yazıyı, az önce yakalanmam üzerine yazmaya karar verdim. Normal bir insanın yakalanması olsaydı bu, hiç bir şey hissetmezdi. Ama ben çok ezildim, sırtımdan terleyip, kan gerçekten beynime çıktı... Dünya'da böyleyse  alenen rezil olmak, Ahiret'te kim bilir nasıldır? diye de hayıflandım. Ama, "musibet ne kadar çok kişiye tesir ederse, acısı da o kadar az olur" sözü beni teselli etti. Allah'tan benim gibi hocalar çok fazla :)) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaka bir yana, hocalık ne kadar zor yaf?! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okulumda da çok zorlanıyorum. Hele bir de, Öğrencilerime "din için ayrı bir evrene gerek olmadığını, kendi evrenlerinde de, din olabilir"i göstermek için onlarla ben, ayrı değil, aynı evreni paylaşarak örnek olmaya çalışıyorsam, çok daha zor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne demek bu? Şu demek: Yusuf İslam'ın İslam'a girdikten sonra hayat tarzını değiştirdiğne sonradan pişmanlığı demek. Yusuf İslam, tarzını değiştirmeyerek İslam'ı çok daha fazla yayacağını, çok sonradan anlamıştı... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet. Gerçekten zorlanıyorum okulumda. Tüm bunları yaparken, yaşamadıklarımı anlatmama kaidem buna eklenince, anlatacak bir şeyim de kalmıyor haliyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliğinden istifa etmeme bir kaç yılım kaldı. İşlerim iyi giderse ya da, sayısal loto kazanırsam... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekleme: Yaşar Hoca, bir tek Nakşileri saymamış. Bunun da sebebini, kendisini Hulki Cevizoğlu'nun bir programında Nakşibendi olarak tanıtmasına bağlıyorum. &lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-07-19T16:22:26.594+03:00</atom:updated></item><item><title>Ayva Dersem Çık; Elma Dersem Çıkma</title><link>http://www.muhaber.net/2008/07/ayva-dersem-k.html</link><category>FİŞ</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Sun, 13 Jul 2008 04:19:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-5130246025395874846</guid><description>Basın, haber almak için değil; basının nasıl düşündüğünü öğrenmek için takip edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük basın organlarından, haber takip etmiyorum artık. Ettikçe iğreniyorum. Uzun süredir, ana haber bülteni izlemiyordum. Dün es kaza, Atv Ana Haber Bülteni'ni izledim. Gene sinirlerim tavan yaptı. &lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Haberlerden yarım saat önce, "Tülay Tuğcu'dan şok açıklamalar. Anayasa Mahkemesi'ne parti kapatma görevi verilmiş" diye bas bas bağırmaya başladılar. Gerçekten merak ettim. Haberleri izlemeye başladım. Haberler arasında da, ikide bir aynı anonsu tekrar edip durdular. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten merak ettim. Acaba bu görevi Yüce Mahkeme'ye kim verdi? diye. Aklıma bir takım generaller, localar falan getirmeye çalışırken, Tülay Tuğcu'nun konuşmasına geldim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle diyordu Tuğcu: "&lt;a href="http://yenisafak.com.tr/Gundem/?t=11.07.2008&amp;i=128306"&gt;Bana vermişsiniz parti kapatma görevini, ben siyasallaşmayacağım, nasıl olacak bu mümkün mü? değil.&lt;/a&gt;"  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuşmada Tuğcu, görevi verenin bizzat, anayasanın kendisini olduğunu açıkça kastediyor. Hangi kasıtla bu sözler çarpıtılıyor? "Anayasa Mahkemesine, parti kapatma görevi verildi" diye anosnları hatırlıyorum, sonra çıldırıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra, bugün, kaynakları buraya link vermek için araştırıyorum. Bu sefer de, başka çarpıtmalarla karşılaşıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buyrun. Başta Habertürk olmak üzere bir çok haber sitesinin "&lt;a href="http://www.haberturk.com/haber.asp?id=85344&amp;cat=110&amp;dt=2008/07/12"&gt;Anayasa Mahkemesi siyasallaştı&lt;/a&gt;" diyerek  başka bir çarpıtmaya imza attığını görüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu haberi okuyanın, Anayasa Mahkemesi eski başkanının, "mahkemeyi siyallaştı" diyerek eleştirdiğini sanan okuyucu, başkanın " "Rahat verseler yargı siyasallaşmaktan kurtulacak. Ama o huzura kavuşamıyor. Şimdi eğer Anayasa Mahkemesi'nden bahsetmemiz gerekirse, Anayasa Mahkemesi'nde bir ölçüde siyasallaşma sözkonusudur. Bir siyasi partiyi kapatacaksınız, bir kanunu iptal edeceksiniz ve bu siyasallaşma olmayacak, mümkün değil. Çoğunluğun çıkardığı kanunu kalkıp 11 kişi iptal ediyor. Tabiî ki siyasallaşıyor. Ama bu siyasallaşmak, belli bir siyasi partiye yaklaşım anlamında değil işin gereğidir bu." sözlerini okuduktan sonra -eğer objektifse- siteye, en basit anlamıyla "yönlendiriliyoruz" anlamında sitem edecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceden karşılaştığım ve bizzat yaşadığım Vakit'in ve Doğan Haber Ajansı'nın traşıkomik anısı ile yazımı bitirip, başlığımla alakalı bir hale gelecekti yazım. Fakat uzun yazıları sevmediğimden, okumadığımdan, okumadıklarından bitiriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gene de bir alaka: Ayva yemek istemiyorsan, basına asla çıkmayacaksın.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Editörün eklemesi (!): Bana göre, Anayasa Mahkemesi, 367 ve  cumhubaşkanını yargılama gibi kararlarla çoktan siyasallaşmıştır. Gene de, haberlerin beni aldatmalarını istemiyorum. Sadece haber takip edip, habere kendi dünya görüşümü yansıtmak istiyorum. Artık bu  internet sayesinde çok basit. İnternette haberi, haber olarak veren bir sürü site var. Benim takip ettiğim: &lt;a href="http://www.haberler.com"&gt;www.haberler.com&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-07-13T13:05:18.051+03:00</atom:updated></item><item><title>Hava Çok Sıcak</title><link>http://www.muhaber.net/2008/07/hava-ok-scak.html</link><category>İĞRENÇ</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Thu, 10 Jul 2008 12:45:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-5681966943520389104</guid><description>Klimaya en çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde, muhaber.net'ten gelen buz gibi bir fotoşop çalışması:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp1.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SHdSwlGOBtI/AAAAAAAAAMc/B6TJYS6kxC8/s1600-h/murat+turizm+tur.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SHdSwlGOBtI/AAAAAAAAAMc/B6TJYS6kxC8/s320/murat+turizm+tur.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5221733287504774866" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Resme tıhlanırsa büyür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.elazigmuratturizm.com/otobusresim/5.jpg"&gt;Fotonun orjinali için tıhla&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;   &lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-07-11T15:38:01.433+03:00</atom:updated></item><item><title>Kopya ve Darbe</title><link>http://www.muhaber.net/2008/07/kopya-ve-darbe.html</link><category>VEZN-İ GEYİK</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Wed, 09 Jul 2008 03:21:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-7042787159074497014</guid><description>Hocaların, sınav öncesi meşhur bir deyişi: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kopya çekmek serbest; ama yakalanana kadar.. Yakalarsam yakarım!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darbe de, böyle bir şey. &lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Darbe yapmak serbest; ama yakalanana kadar... Yakalananların sonu görülüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenciyken ve kopya çekerken öğretmenlerim, farkına varmıyor sanırdım. Öğretmen olduktan sonra anladım ki, öğretmen bazen öğrencileri görmemezlikten geliyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynısı bu darbeciler için de geçerli. Gül'den Özkök'e kadar kime sorulsa "biliyorduk" diyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra,&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kopya+cekmeden+once+hocaya+atilan+bakis"&gt;kopya öncesi hocaya bakılan son bakış&lt;/a&gt; var ki... Bu olaydan darbecilere bir benzetme yapılsa, süper komik olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele bir de, sınavlarda nereye baktığı anlaşılmasın diye güneş gözlüğü takan bir hocamız vardı. Bu hocamdan esinlenen istihbaratçılar, güneş gözlüğünü hiç çıkarmamış; böylece darbeciler, ajanlar başka yöne bakıyor sanarak yanılmış ve yakalanmışlardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve son konumuz: Yurdum abazanlarının, güneş gözlüğü ile bir kesişi var; bu konumuz olmadığından es geçiyorum. Es.   &lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-07-09T11:40:19.928+03:00</atom:updated></item><item><title>Köpek Girer</title><link>http://www.muhaber.net/2008/07/kpek-girer.html</link><category>FİŞ</category><category>FOTO</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Sun, 06 Jul 2008 05:08:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-8120103781646519104</guid><description>Antalya istikametinden Serik 'e girişteki bir yazı: "Köpek Girer" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SHCalNkbAuI/AAAAAAAAAMM/8NaZ5hPfcZo/s1600-h/k%C3%B6pek+girer+serik.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SHCalNkbAuI/AAAAAAAAAMM/8NaZ5hPfcZo/s320/k%C3%B6pek+girer+serik.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5219841932210668258" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir bayana, "nedir bu?" sorusunu sordum.; "alışverış merkezlerinin girişinde 'köpek giremez' diyor ya... işte Serik'te böyle bir kural yok, demek istiyor herhalde" dedi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun ne demek istediğini çok iyi biliyor, ve bir fiş olarak bloğumun kara disklerine not ediyorum. Yorum ve kınama sizin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;not: resmi büyütmek için, resme tıklanabilir. &lt;br /&gt;   &lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-07-06T13:18:23.126+03:00</atom:updated></item><item><title>Define Avcıları = Umut Avcıları</title><link>http://www.muhaber.net/2008/07/define-avclar-umut-avclar.html</link><category>ANILAR</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Sun, 06 Jul 2008 03:47:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-5624176950682103426</guid><description>Erzurum'un &lt;a href="http://www.memurlar.net/haber/3868/"&gt;Tekman ilçesi, 923 ilçe arasında, en düşük 5 ilçe arasında&lt;/a&gt;. Tekman'da çalışırken, bir öğretmen arkadaşım, şöyle bir anısını anlatmıştı:&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;"Köyümde telefon yok, cep telefonları da çekmiyor. Can sıkıntısından patlıyorum. Bir gün inat ettim. Cep telefonumu aldım, kendimi dağlara vurdum. Belki, karşı dağların açıklarından sinyal gelip, bir yerlerden cep telefonum çekebilirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam olacaktı ki... Cep telefonum sinyal almıştı. Dünyalar benim olmuş, hemen sevgilimi, anne babamı ve arkadaşlarımı aramıştım. Şarjım bitene kadar konuşmak istememe rağmen, hava kararmaya başladığından dönmeye karar verdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat, aynı yeri nasıl bulacaktım? Bu bir sorundu. Çünkü, birkaç adım, yerimi değiştirdiğimde sinyal gidiyordu. Öyle bir nokta yakalamıştım. Hemen taşları toplayıp, kendimce bir işaret yaptım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evime gittim. Köyümdeki en huzurlu uykumu çekmiştim.Hayattaki en değerli hazinenin konuşmak, arkadaşlık, akrabalık olduğunu daha iyi anlamıştım.  Artık köyüm, eski köy değildi. Sabah ilk iş, aynı istikamette, yol aldım. Aldım, aldım... Konuştuğum yerlere geldim. İşareti arıyordum. İşareti bulamıyordum... Ne kadar aradımsa, işaretimi bulamadım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğlenleyin, yürüyen ceset şeklinde köyün kahvesine gittim. Çay söyledim. Çayımı içerken, arka masadakilerin konuşmalarına kulak kesildim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasan Emmi: Gene mi, defin kazısından yeğenim?&lt;br /&gt;Yusuf Yiğen: Akşam bizim çoban bir define işareti bulmuş. Sabah namazından sonra hemen oraya gittik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;------AÇIK UÇLU SON-------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: &lt;a href="http://www.muhaber.net/2008/04/douda-bir-yatl-okulun-lojmanlar.html"&gt;Tekmanla ilgili iki resmim için burası tıklanabilir&lt;/a&gt;     &lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-07-06T13:22:07.511+03:00</atom:updated></item><item><title>2 Orgeneralin ve Aygün'ün Gözaltıları</title><link>http://www.muhaber.net/2008/07/2-orgeneralin-ve-aygnn-gzaltlar.html</link><category>2008 ALMANAK</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Thu, 03 Jul 2008 08:36:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-6175248735469259253</guid><description>01/07/2008'de 2 emekli orgenaral (Hurşit Tolon ve Şener Uygur) ve Sinan Aygün başta olmak üzere bir çok kişi Ergenekon Operasyonu kapsamında gözaltına alındı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İddianame hazır olmadığından suçları "darbe planı" olarak söylendi durdu. Eski generaller darbe yapamayacağına göre şimdiki generaller ile işbirliği içinde olmalılar. Görevleri başındaki generaller, gözaltına alınmadığına göre, eski bir plandan ötürü gözaltına alındılar diye tahmin ediyordum ki... &lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Yanılmışım. 07/07/2008'de darbe yapacaklarmış (&lt;a href="http://www.sabah.com.tr/haber,EABE07B1FF7043C0810191F612FD29D1.html"&gt;kaynak için tıkla&lt;/a&gt; )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ucuz atlatmışız yani... İyi de, madem böyle bir şey var; başta dediğim şeyde haklıyım. İçerdeki generaller alınmadıkça, muhafazakarlar sevinmemeli. Eski generaller içeri alınması artık devrim değil. Netekim, İlhami Erdil bugün cezasını tamamlayıp, cezaevinden çıkıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi maddeler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- The Guardian Ergenekon ve Akp kapatılma davasını ideolojik bir olay olarak değil; bir sınıf çatışması olarak görüyor ve şöyle diyor: " AKP’nin ideolojisi, liderlerinden birinin deyişiyle Türkiye’nin neredeyse 100 yıl önce sert bir şekilde modernleşmesinin getirdiği ‘travmayı’ iyileştirerek mütevazı bir İslami yenilemeye işaret ediyor." &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=HaberDetay&amp;ArticleID=886419&amp;Date=03.07.2008"&gt;kaynak&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii, burda Dengir Mir Fırat'ın "Atatürk'ün devrimleri travma yarattı" sözüne göndermeyi hemen anladık biz... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- 01/08/2008'de Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın Akp'nin kapatılması ile ilgili Anayasa Mahmekesi'nde sözlü verdiği gün, bu operasyonların olması, "tesadüf mü, kasıt mı?" tartışmasını doğurdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Einstein diyor ki: "Kainatta, tesadüfe tesadüf edilemez"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de diyorum ki: "Tabiat, kendisine verilen numuneyi devamlı olarak tab eder." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Yargının bağımsızlığı üzerine vurguyu gene herkes işine geldiği gibi yaptı. Akp'ciler operasyonla ilgili "yargı bağımsızdır" derken, ulusalcılar da Akp'nin kapatma davası ile ilgili "yargı bağımsızdır" demeye devam ediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Muhazakar kanatın gazetelerinden edindiğim izlenim şu: Hrank Dink süikastı, Malatya'daki rahiplerin katledilmesi ve  Danıştay suikastı gibi olaylar Ergenekon'un işi. Hatta Zaman Gazetesi'ne yazı yazan ve Alevi-solcu olduğunu iddia eden Ümit Aksoy, Sivas Madımak Katliamı'nı bile Ergenekonculara gönderme yaparak ele alıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ümit Aksoy şöyle diyor:" Evet, bugün 2 Temmuz. Dün de bu ayın ilk günüydü. Orgeneraller, tuğgeneraller, gazeteciler, ticaret odası başkanları göz altına alındılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu geniş katılımlı darbe girişimi sürecinde genişliği, uçsuz bucaksızlığı sağlayan sadece bu üst kademe değildi şüphesiz. 27 Nisan'dan beri yaşayageldiğimiz malum bin yıllık, hiç bitmeyen, hiç bitmeyecek darbe süreçlerinin, Cumhuriyet mitinglerinin yegane motifi olanlar vardı birde HİÇ unutmadığımız: 29 Nisan 2007 tarihinde, yukarıda adı geçen ailenin de içinde olduğu "bilmem kaç milyon insanın" hınca hınç doldurduğu Çağlayan Mitingleri. Evet, birde mitingler vardı neredeyse meydanı Atatürklerle, CHP'lerle, Anıtkabirlerle, darbelerle dolduran "Cumhuriyet'in yegane taşıyıcı motifi" Aleviler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi "solcu, ilerici, laik, aydın" ve diğer binlerce sıfatı korkmadan, yılmadan, usanmadan göğüslerine takıp sokaklara çıkmışlardı bir kez daha. Ve onların, annemin dediği gibi "Türkiye Laik'di, Laik kalacaktı. "Şeriat"a elbette hayırdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, bugün 2 Temmuz 2008. 15 yıldır bu ülkede diğer birçok olan biten gibi bu meşum olayda aydınlatılmadan öylece bekliyor. O gün 37 kişi hayatını kaybetmişti. Hayatta bazı şeyler işte bu kadar nettir aslında." &lt;a href="http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=709491"&gt;kaynak için tıkla&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Basında gördüğüm, en güzel yazı Umur Talu'ya ait; &lt;a href="http://www.sabah.com.tr/2008/07/02/haber,03582C35DE854E00AE83BE639C36BD00.html"&gt;burayı tıklayarak okuyabilirsiniz&lt;/a&gt;.   &lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-07-03T16:59:44.166+03:00</atom:updated></item><item><title>Fethullah Hoca'nın Beraati</title><link>http://www.muhaber.net/2008/07/fethullah-hocann-beraati.html</link><category>2008 ALMANAK</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Thu, 03 Jul 2008 08:19:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-2786148082905804450</guid><description>24/06/2008'de Fethullah Gülen Hoca, &lt;a href="http://haberler.com/yargitay-dan-gulen-icin-kritik-karar-haberi/"&gt;Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Laik devlet yapısını değiştirmek ve yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu iddiasıyla&lt;/a&gt; ilgili Yargıtay'dan beraat etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu beraat kararı, -muhafazakarlar için pek hissedilmese de- Akp'nin olası kapatılmasından daha önemliydi.   &lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Çünkü, Gülen Hoca beraat etmeseydi hakkındaki karar emsal gösterilerek kendisine bağlı tüm okullar, şirketler, medya, dersaneler bir-bir kapatılcaktı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akp kapatılsa da, yeni bir parti hemencecik kuruluverir. Fakat, okullar, dersaneler ve eğitim şirketleri parti kadar kolay kurulamazdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten bu gerçeği gören Ali Bulaç, Sabah Gazetesi'nin Gülen Cemaati'nin Akp ile ilişkisini soran sorusuna şöyle dedi: "&lt;strong&gt;AK Parti kapatılırsa kimse arkasından ağlamayacaktır&lt;/strong&gt;. "  (&lt;a href="http://arsiv.sabah.com.tr/2008/06/30/haber,4340C8BD55FB41859A9DF093AEE87215.html"&gt;kaynak için tıklayınız&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman 3 kişi arasındaki maç şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Ulusalcılar, Ergenekon Operasyonu ile 1 gol yedi.&lt;br /&gt;2- Akp, kapatma davası ile bir gol yedi.&lt;br /&gt;3- Fethullah Hoca, beraat ile bir gol attı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman da skor şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulusalcılar ve Akp'ciler 1-1 berabere.&lt;br /&gt;Fethullah Hoca kanadı, 2-1 önde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fethullah Hoca'nın yediği gol: Akp'nin kapatılma davası; attığı goller: beraat ve Ergenekon operasyonu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, Fethullah Hoca'nın beraatini Akp'nin attığı gol olarak yazmadım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolaylı bir cevap:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akp medyası sanıldığı şekilde şöyledir: Yeni Şafak, Star, Vakit, Zaman, Bugün, Kanal 7, Samanyolu ve Sabah Grubu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat, Akp medyası sanılanın aksine 2'ye ayrılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Gerçek Akp medyası: Yeni Şafak, Star Gazetesi, Vakit, Sabah, Kanal 7...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Akp'yi yönlendirmeye çalışan medya: Zaman, Samanyolu, Bugün...&lt;br /&gt;  &lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-07-03T16:36:39.175+03:00</atom:updated></item><item><title>Meb ve Diyanet'in Yasakladığı Siteler</title><link>http://www.muhaber.net/2008/06/meb-ve-diyanetin-yasaklad-siteler.html</link><category>FİŞ</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Fri, 27 Jun 2008 04:09:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-9204751221174625359</guid><description>Mahkeme kararı olmaksızın, Milli Eğitim ve Diyanet bazı siteleri kullanıcılarına yasaklıyorlar. Gördüğüm örnekleri yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Diyanet'in Genel Merkez binası, Ekşi Sözlük'ü yasaklamış. Genel Merkezdeki Diyanet'in memurları Ekşi Sözlük'ü açamıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meb ise, Facebook, Alexa gibi büyük sitelerin yanında, &lt;a href="http://www.zihincell.com"&gt;zihincell&lt;/a&gt; gibi blogları ve daha bir çok siteyi yasaklamış. Meb'in yasakladığı sitelerde şöyle bir sayfa çıkıyor: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SGSvL1rC5XI/AAAAAAAAAL8/-sVz7k716wo/s1600-h/meb+yasak.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp3.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SGSvL1rC5XI/AAAAAAAAAL8/-sVz7k716wo/s320/meb+yasak.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5216486886322922866" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Resmi büyültmek istiyorsanız, üstünü tıklayın &lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-06-27T19:54:44.819+03:00</atom:updated></item><item><title>Gol Yedikten Sonra Bıyık Altından Gülmek</title><link>http://www.muhaber.net/2008/06/gol-yedikten-sonra-byk-altndan-glmek.html</link><category>FUTBOL</category><category>2008 ALMANAK</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Thu, 26 Jun 2008 01:39:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-2161522635917108460</guid><description>Türkiye Avrupa 2008 (Euro 2008) Turnuvası'nda yarı finale çıktı. Türkiye'nin final süreci:&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;İlk maçta, Portekiz'e yenildik. Bu maçtan sonra Fatih Terim, idam sehpasına çıkarıldı. Fakat, idam edilmedi. En büyük gerekçe: Arda'yı oynatmama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev sahibi İsviçre'yi öne geçtiği halde Arda'nın sayesinde yendik ve eledik. En çok buna sevindim. Elemelerdeki intikamımız ve rövanşımız alındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çekler'i son 3 dakikada yendik; çeyrek finaldeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hırvatlarla maçımız Viyana'da. Viyana rövanşları konuşuldu bu sefer. Hırvatlar, 119'da gol attı. Biz, 120+2'de; yarı finaldeyiz. Fatih Terim, maç sonrası "yenilseydik, idam edilecektik" dedi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarı finalde Almanlar'dan 2. golü yedikten ve mağlup duruma düştükten sonra Türkler, bıyık altından gülmeye başladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gülüş smileyi şöyleydi: &lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;strong&gt;: { )&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki, Çek ve Hırvat maçlarından ders çıkaran Almanya, 3. golü çok geç atarak, bize gol atma zamanı ve fırsatı bırakmadı :(((&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2002 Dünya Kupası Finalleri'nde krizdeydik, Dünya üçüncülüğü ilaç gibi gelmiş sokaklara dökülmüştük. Hatta 2002'de Davut Güloğlu'nun Nurcanım şarkısı, halktaki krizi unutturduğu için Cumhurbaşkanı Sezer tarafından tebrik edilmişti Davutoğlu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2008 Avrupa Kupası Finalleri'nde de krizleydeydik. Ve her galibiyet sonrası milletimin sokaklara dökülmesi halkımızın boşalması olarak yorumlandı. Ya kardeşim, krizsiz bir ortamda sevinmek istiyorum artık ben... Maçların bana teselli olmadığı; eğlence olduğu ortamlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl sevindik?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milli takım için hepimiz çok şey yaptık&lt;br /&gt;Kimimiz gol attı, kimimiz kurşun attık&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben de çok şey yaptım: Arabamın kornasını patlattım, kırmızı ışıklarda geçtim, sesim kısıldı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama oturduğum öğretmen lojmanlarında öğretmenler, evimin ilerisindeki asker lojmanlarından askerler tabanca patlattı; hangi öğretmen komşumda tabanca var, onu öğrendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silah sıkma eylemini hiç bir yayın bitiremedi. Halbuki ben, bıçak gibi kesecek  bir önlem biliyorum: &lt;/span&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;Çeyrek finalden sonra, Milli Takım'ın finallerden çekilmesi, süper bir önlem olurdu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;Bence buna değerdi.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-06-27T19:49:37.313+03:00</atom:updated></item><item><title>Sen de mi Ressam Oldun?</title><link>http://www.muhaber.net/2008/06/sen-de-mi-ressam-oldun.html</link><category>İĞRENÇ</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Tue, 17 Jun 2008 14:42:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-3821280825995977276</guid><description>Birisi, yağan yağmur ve çakan şimşeği çiziyormuş. Birisi de ona &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Çizdin yağan yağmur çakan şimşek&lt;br /&gt;Sen de mi ressam oldun eşşolu eşşek" demiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Önceden, Sakarya Şiiri'nin ilk beytine nazire yapan bendeniz. Şimdi de, Monna Rosa'ya -bilmeden- yaptığı bir nazireyi yazıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanında bana smsle gelen Monna Rosa'dan şu kıtayı alıntılayım önce:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; yağmurlardan sonra büyürmüş başak,&lt;br /&gt;meyvalar sabırla olgunlaşırmış.&lt;br /&gt;bir gün gözlerimin ta içine bak:&lt;br /&gt;anlarsın ölüler niçin yaşarmış&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kıta sms ile geldiğinde, askeri kıtada olduğumdan ve tuvalet dışında smsleşemediğimizden hemen nazire yapmıştım. Şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sıcaklardan sonra çatlarmış, toprak.&lt;br /&gt;bulutlar duayla dolgunlaşırmış;&lt;br /&gt;hasret kalırmış, öpüşmeye iki çift dudak&lt;br /&gt;anlarsın o zaman, damlalar niye koşarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra "haddini bil! Bu Sezai Karakoç'a ait" diye sms alınınca haddimi bilmiştim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık Orhan Veli'ye falan nazire yapıyorum. Örnek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı&lt;br /&gt;Sen de mi şair oldun Y. Kemal Beyatlı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de, önceden yazdım dediğim Sakarya Türküsü'ne yaptığım nazire (nispet) :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın eli, kesilince, eli kanar ya;&lt;br /&gt;Bir yanda öten benim, öte yanda kanarya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da orjini:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;insan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya; &lt;br /&gt;bir yanda akan benim, öbür yanda sakarya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir insan, noktalama işaretlerine varıncaya kadar nazire yapıyorsa.... Ne diyim ben sana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz da aforizma uçurayım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir karpuz ne kadar ağırsa; içi o kadar doludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir karpuz ne kadar hafifse; içi de o kadar hamdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinin oranının, kabuğun oranına baskın geldiği bir karpuz istiyorsan, ağır karpuz almalısın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Böyle bir karpuz görülmemiştir!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   &lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-06-18T10:28:39.164+03:00</atom:updated></item><item><title>Ağlama Duvarı Ve Hasan Onbaşı</title><link>http://www.muhaber.net/2008/06/alama-duvar-ve-hasan-onba.html</link><category>FİŞ</category><category>FARK AT</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Tue, 17 Jun 2008 13:06:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-7648360276157792304</guid><description>&lt;a href="http://bp1.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SFgAHTLCJXI/AAAAAAAAALA/ZukzV4U61Ps/s1600-h/ilker+ba%C5%9Fbu%C4%9F+a%C4%9Flama+duvar%C4%B1nda.jpg"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SFgAHTLCJXI/AAAAAAAAALA/ZukzV4U61Ps/s320/ilker+ba%C5%9Fbu%C4%9F+a%C4%9Flama+duvar%C4%B1nda.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5212916694086985074" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.haber10.com/haber/125813"&gt;2008 Ağustos'undan sonraki Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ&lt;/a&gt;'un &lt;a href="http://www.1923turk.org/yahudi-bush-ve-bopun-perde-arkasi-t28580.html?t=28580"&gt;Ağlama Duvarı&lt;/a&gt;'ndaki resimleri çok tartışıldı. Fazilet Partisi Milletvekilleri bile Ağlama Duvarı'na gitmişlerdi. Ben de giderim. (kim takar beni)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Paşamız, oraya kadar gitmişken Mescid-i Aksa'ya gitmiş mi?" sorusu da baya tartışıldı. Eski cumhurbaşkanımız Sezer'in Mekke'ye kadar gidip, Kabe'yi ziyaret etmemesi de  haber konusu olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, eski bir Genelkurmay Başkanımızın, Kudüs'ü bekleyen Hasan Onbaşı'ya olan hayranlığını &lt;a href="http://www.turkeyforum.com/satforum/archive/index.php/t-181829.html"&gt;turkeyforum&lt;/a&gt;'dan alıtılıyorum. Buyrun:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;Iğdırlı Onbaşı Hasan'ın 55 yıllık Mescid-i Aksa nöbeti &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlhan Bardakçı’nın Kudüs’te yaşadığı bir hatıra ilginç ve bir o kadar da ibret vericidir: &lt;br /&gt;Mevki Kudüs. Mekân Mescid ül Aksa, Tarih 21 Mayıs 1972 Cuma. Ben ve gazeteci arkadaşım rahmetli Said Terzioğlu, İsrail Dışişleri rehberlerinin yardımı ile bu mübarek makamı dolaşıyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kudüs Kapalı Çarşısı’nda rüzgâr gibi dolanan entarili kahvecilerin ellerindeki askılara çarpmadan biraz yürüdünüz mü, önünüze çıkan kapı sizi Mescid ül Aksa’nın önüne kavuşturur. Mirac mucizesinin soluklanıldığı ilk Kıble’mize yani... Hemen oracıkta, ilk avlu vardır ki, hâlâ bizim lâkabımızla anılır. “12 bin şamdanlı avlu” derler oraya. Yavuz Selim 30 Aralık 1517 Salı günü Kudüs’ü devlete katmıştır da, ortalık kararmıştır. Yatsı namazını o avluda kılar. Kendisi ve bütün ordu beraber. Şamdanları yakarlar. Tam 12 bin şamdan... O isim oradan kalmadır. Sekiz on basamaklı geniş merdiveni adımladınız mı, o mukaddes Mescid’in bağdaş kurduğu ikinci avluya ulaşırsınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu o merdivenin başında gördüm. İki metreye yakın bir boy... İskeletleşmiş vücudu üzerinde bir garip giysi... Palto?.. Hayır, kaput, pardösü veya kaftan?.. Değil. Öyle bir şey, işte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başındaki kalpak mı, takke mi, fes mi? Hiçbsirisi değil. Oraya dimdik, dikilmiş. Yüzüne baktım da, ürktüm. Hasadı yeni kaldırılmış kıraç toprak gibi. Yüz binlerce çizgi, kırışık ve kavruk bir deri kalıntısı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanımda İsrail Dışişleri Bakanlığı Daire Başkanı Yusuf var. Bizim eski vatandaşımız. İstanbullu. “Kim bu adam?” dedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lâkaydi ile omuz silkti. “Bilmem.” diye cevap verdi. “Bir meczup işte. Ben bildim bileli, yıllardır burada dururmuş. Çakılı gibi, hâlâ duruyor ya... Kimseye bir şey sormaz. Kimseye bakmaz, kimseyi görmez.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan mı çekti nedir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl, neden, niçin hâlâ bilmiyorum. Yanına vardım. Türkçe “Selâmünaleyküm baba.” dedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Torbalanmış göz kapaklarının ardında sütrelenmiş gibi jiletle çizilmişçesine donuk gözlerini araladı. Yüzü gerildi. Bana, bizim o canım Anadolu Türkçemizle cevap verdi: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Aleykümüsselâm oğul... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Donakaldım. Ellerine sarıldım, öptüm öptüm... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kimsin sen, baba? dedim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlattı ki, ben de size anlatacağım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama evvelâ biliniz. O canım Devlet çökerken, biz Kudüs’ü 401 yıl 3 ay 6 günlük bir hakimiyetten sonra bırakırız. Günlerden 9 Aralık 1917 Pazar günüdür. Tutmaya imkân yok. Ordu bozulmuş, çekiliyor, Devlet, zevalin kapısında. İngiliz girinceye kadar geçen zaman içinde yağmalanmasın diye oraya bir artçı bölük bırakırız. Âdet odur ki kenti zapteden galip, asayiş görevi yapan yenik ordu askerlerine esir muamelesi yapmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlattı, dedim ya. Gerisini tamamlayayım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ben, dedi, Kudüs’ü kaybettiğimiz gün buraya bırakılan artçı bölüğünden... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sustu. Sonra, elindeki silahın namlusuna sürdüğü fişekleri ateşler gibi zımbaladı: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ben, o gün buraya bırakılmış 20. Kolordu, 36. Tabur, 8. Bölük, 11. Ağır Makineli Tüfek Takım Komutanı Onbaşı Hasan’ım... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarabbi. Baktım, bir minare şerefesi gibi gergin omuzları üzerindeki başı, öpülesi sancak gibiydi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerine bir kerre daha uzandım. Gürler gibi mırıldandı: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sana, bir emanetim var oğul. Nice yıldır saklarım. Emaneti yerine teslim eden mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Elbette, dedim, buyur hele... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuştu: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Memlekete avdetinde yolun Tokat Sancağı’na düşerse... Git, burayı bana emanet eden kumandanım Kolağası (Önyüzbaşı) Musa Efendi’yi bul. Ellerinden benim için bus et (öp). Ona de ki... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra, kumandanı olduğu takımın makinelisi gibi gürledi: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- O’na de ki, gönül komasın. Ona de ki, “11. Makineli Takım Komutanı Iğdırlı Onbaşı Hasan, o günden bu yana, bıraktığın yerde nöbetinin başındadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekmilim tamamdır kumandanım. dedi” dersin... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öleyazdım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra yine dineldi. Taş kesildi. Bir kez daha baktım. Kapalı gözleri ardından, dört bin yıllık Peygamber Ocağı ordumuzun serhat nöbetçisi gibiydi. Ufukları gözlüyordu. Nöbetinin başında idi. Tam 55 yıl kendisini unutuşumuzdaki nadanlığımıza rağmen devletine küsmemişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: Zafer Dergisi. (Sayı: 345) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merhum Bardakçı, “İlhan Murad” müstearıyla yıllarca Zaman gazetesinde yazılar yazdı. Doğumu: 22 Şubat 1926 Burhaniye; Vefatı: 28 Şubat 2004 Frankfurt) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YILLAR SONRA &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merhum İlhan Bardakçı bu hatırasını, TV’de anlattığında zamanın genelkurmay başkanı onu arar ve bu aziz askeri bulmak için aracı olmasını ister. Bardakçı sonra şunları yazar: Hasan Onbaşı bizdendi... O halde unutulmak kaderi idi. Öyle de oldu zaten. Aramadık ki, bulalım. Bulunamazdı zaten. O ki, göklere baş vermiş bir ulu selvi idi. Ve bizler ki, başımızı kaldırmış olsak bile, uzandığı feza ufkuna yetişemeyecek cılız otlara dönüşmüştük. Biz, sadece unuturduk. Unuttuğumuz diğerleri gibi o nöbet noktasındaki elmas mânâyı da unutmuştuk... &lt;br /&gt;Sayı: 173 &lt;br /&gt;Bölüm: Hayatın İçinden&lt;br /&gt;  &lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-06-17T21:25:33.976+03:00</atom:updated></item><item><title>Tağ Tün</title><link>http://www.muhaber.net/2008/06/ta-tn.html</link><category>İĞRENÇ</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Sun, 15 Jun 2008 13:19:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-2748481387411505214</guid><description>muhaber.net, öğleden sonraları sınıfa girdiğinde "tünaydın" der, öğrencilerin de kendisine "tağolun" demesini ister. Örnek uygulama:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;muhaber.net: Tünaydın çocuklar&lt;br /&gt;öğrenciler: Tağolun öğretmenim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Bitti. Devamını tıhlamayın.</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-06-15T21:25:00.639+03:00</atom:updated></item><item><title>Batı'ya Tuvaleti Öğreten O Tuvaletlerimiz</title><link>http://www.muhaber.net/2008/06/batya-tuvaleti-reten-tuvaletlerimiz.html</link><category>İĞRENÇ</category><category>FOTO</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Sat, 14 Jun 2008 10:01:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-4248485700268275079</guid><description>Batı, tuvalet etmeyi -pardon- tuvaleti bizden öğrendi efsanesini doğrular nitelikte çektiğim iki tarihi fotoğraf: (resimlerin büyümesi için resimleri tıklayabiliz)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bp3.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SFPhbBHiYjI/AAAAAAAAAKw/tkpbR7Znctk/s1600-h/ishak+pasa+tuvaleti.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5211757048070562354" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SFPhbBHiYjI/AAAAAAAAAKw/tkpbR7Znctk/s320/ishak+pasa+tuvaleti.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://bp3.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SFPhmyi3ygI/AAAAAAAAAK4/AL5lWG4EV8c/s1600-h/%C3%B6mer+durul+evi+tuvaleti.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5211757250317109762" style="CURSOR: hand" alt="" src="http://bp3.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SFPhmyi3ygI/AAAAAAAAAK4/AL5lWG4EV8c/s320/%C3%B6mer+durul+evi+tuvaleti.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Soldaki tuvaletimiz, Doğubeyazıt İshak Paşa Sarayı'nın tuvaleti. Tuvaletin penceresindeki manzara süper. Ağrı, Doğubeyazıt ve Papazın Bahçesi harika gözüküyor. Tarihi eseri pislemeden ben de oturdum, tuvalet taşına; ordan biliyorum. İnsanın tuvaleti yoksa bile, ka(l)kası gelmez o tuvaletten...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Sağdaki 2. tuvaletimiz ise, Akseki Ömer Durul Evi'nden bir tuvalet. Bu ev, 250 yıllık Akseki'nin "Düğmeli Evler" diye bilinen evlerinden. Avrupa, tuvaleti bilmezden önce, bizimkiler tuvalet yapmakla kalmayıp, her yatak odasına da bir banyo yapmışlar, bizzat gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamamı da, "Turkish Bath" adından hareketle, bizimkiler bulmuş diyecem ama, Perge Antik Kenti'nde Roma Hamamları'nı gördükten sonra diyemiyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu antik kentte asil Romalılar, tuvalet ihtiyaçlarından önce kölelerini gönderir ve kölelerini taş tuvaletlere oturtup, taşları ısıtırlarmış. Böylece sıcacık taşlara, asil Romalılar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dur! Roma devrinde tuvalet de mi varmış... İnanın,  kölelerin tuvaleti ısıtma olayı yalan değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama şu yalan:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin, meşhur tuvaletlerine gidince, müşterilerin eline bir anı defteri veriyorlar. Duvarlarına, müdavimi olan meşhurların resmini de asan bu tuvaletin hatıra defterine insanlar; "hayatımda böyle rahat etmemiştim, çok rahatladım, herkese tavsiye ederim, şu kadar bakanın, paşanın, başbakanın, patronun, sanatçının ettiği bu tuvalete etmenin ayrı bir hazzını yaşarken...." diye yazı yazarken, böyle yazı yazmak istemeyenler de, şikayet kutusuna şikayetlerini yazabiliyorlar...&lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-06-14T18:40:53.065+03:00</atom:updated></item><item><title>Farkındalık Şarabı</title><link>http://www.muhaber.net/2008/06/farkndalk-arab.html</link><category>VEZN-İ GEYİK</category><category>İĞRENÇ</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Fri, 13 Jun 2008 15:51:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-4598698925673321833</guid><description>Atalarımız, her şeyin farkındaymış. Empatinin de, farkındalığın da... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Empatiyi tanımlayan bir atasözü: "Çuvaldızı kendine batır." Bu atasözümüzde "çuvaldız" kelimesini bir empati aleti olarak görmekteyiz...&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Farkındalığı tanımlayan, atasözlerinden bir atasözü: "Gönül, görmediğine katlanır" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçenlerde hanımla, sağır kedimiz hakkında konuşuyoruz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;muhaber.net: Kedimiz sağır diye çok üzülüyorum.&lt;br /&gt;Hanım: Üzülme. İnsan mı ki o; sağır olduğunun farkına varsın...&lt;br /&gt;muhaber.net: Ama biz farkındayız... &lt;br /&gt;Hanım: O zaman, biz kedimiz adına üzülelim... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkındalık bir şaraptır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaraplar da ikiye ayrılır: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Üzüm şarabı&lt;br /&gt;2- Aşk şarabı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisi içilmeden, arasındaki farkları anlaşılamaz. Mesela gurmeler, iki şarap arasındaki farkı anlamak için, ikisinin de tadına bakar... İkisi içilmeden, farkındalık şarabı, hiç içilmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sen hangisini içtin?" diye sorarsanız; "ben, içki kullanmıyorum" diye cevap veririm. Ama, &lt;a href="http://www.zihincell.com"&gt;Zihincell&lt;/a&gt;  okuyorum, zihnim açılıyor. Bunların öyle farkına varıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra, aşk şarabı da, ikiye ayrılır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a- İlahi aşk şarabı&lt;br /&gt;b- Mecazi aşk şarabı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de, şarapçılar ve alemciler arasındaki farklar var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alemcinin dünyası, şahinin bagajı; Şarapçının dünyası, sokaklardır. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;  &lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-06-14T00:39:47.146+03:00</atom:updated></item><item><title>Türkçe İçin Ofsayt Bir Hoca: Skibbe</title><link>http://www.muhaber.net/2008/06/trke-iin-ofsayt-bir-hoca-skibbe.html</link><category>FUTBOL</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Wed, 11 Jun 2008 13:07:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-5747686783006208383</guid><description>Gs, Skibbe ile anlaştığını &lt;a href="http://www.galatasaray.org/kulup/haber/1288.php"&gt;duyurdu&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galatasaray, önceden de, Götz diye birisi ile anlaşacaktı ki, son anda olmadı. Götz denilen adamı hiç istememiştim; ismi ofsayt diye sırf.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra, Skibbe diye bir adamla anlaşmışlar. Bunun ismi tümden ofsayt. &lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Türk taraftarının eline böyle kozlar verilmemeli. Bu ismi öğrencilerime nasıl söylerim... Öğrencilere "skeç" desem bile gülüyorlar... Hele geçenlerdeki Side gezisinde, bir jetsky görmüştüm, ortam kaynamasın diye nasıl uzaklaştırmıştım öğrencileri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saf ve masum öğrencilerim bile böyleyken, pek saf ve masum olmayan fanatik taraftar neler yapmaz ki...?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Werner Lorant gibi bir isim "vernel" ile özdeşleştirilmişse, bu cennet ülkemizde...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Werner Lorant zamanında sloganlar şöyleydi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Wernerleyin, yumuşacık olsun&lt;br /&gt;Wernerleyin, mis gibi koksun" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özet olarak; Skibbe'ye yapılacak tezahüratları düşünemiyorum.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Mesleğim el verse, düşündüklerimi öyle bir yazardım ki :((... Gene de, "anladın sen onu fener" desem yeter herhalde :)))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    &lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-06-11T21:31:02.976+03:00</atom:updated></item><item><title>muhaber.net Diyor ki:</title><link>http://www.muhaber.net/2008/06/muhabernet-diyor-ki.html</link><category>DİYOR Kİ</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Tue, 10 Jun 2008 02:24:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-4824284702516881704</guid><description>Örnek eğitimcilerden, emektar bir ilköğretim müfettişinden şöyle bir söz duymuştum: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Devletin dili, kelam değil; kalemdir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;   &lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-06-10T10:34:17.820+03:00</atom:updated></item><item><title>Önder (sav),  Önder (s.a.v.)</title><link>http://www.muhaber.net/2008/06/nder-sav-nder-sallahu-aleyhi-ve-sellem.html</link><category>İĞRENÇ</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Sun, 08 Jun 2008 05:14:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-2927152169333201357</guid><description>Ekşi Sözlük'te &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=onder+sav%2F%2313352809"&gt;yazmasa&lt;/a&gt; kırk sene aklıma gelmezdi bu: Önder; Sallahu Aleyhi ve Sellem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madem alıntı yapıyorum. Bir de, pucca'nın kullandığı bir ifadeyi alıntılayım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ananasını da al git. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alıntıya alışıyorum. Gene Ekşi Sözlükten, Ttnet'in analı reklamı üzerine &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ttnet+in+futbolcu+anneli+milli+takim+reklami%2F%2313368981"&gt;bir yorum&lt;/a&gt;:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"türk futbol seyircisinde travmatik bir etki yapmasını beklediğim reklam... işte yıllar yılı küfrettiğiniz o anneler... annelerimiz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;utanın hibneler..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: devamında bir şey yok, zahmet edip tıklamayın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;   &lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-06-08T13:22:10.329+03:00</atom:updated></item><item><title>muhaber.net, Taş Kalplilerin Taştan Kalbini Buldu</title><link>http://www.muhaber.net/2008/06/muhabernet-ta-kalplilerin-tatan-kalbini.html</link><category>FOTO</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Sat, 07 Jun 2008 12:17:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-7445234413607408179</guid><description>Dünya ve tabiat tarihinde, &lt;a href="http://www.muhaber.net/2008/04/muhabernet-tabiat-anay-fotoraflad.html"&gt;Tabiat Ana&lt;/a&gt;'yı ilk kez fotoğraflayan muhaber.net bugün de, taş bir kalbi fotoğrafladı. Bugün kızımla, Lara Plajı'nda yüzerken bu taşı, kızım buldu ve "baba bak! kalpten bir taş" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendim, resme baktıktan sonra, kalbe benzemiyorsa, lütfen yorumla bildiriniz. Sonra, komik durumlara düşmeyim :(&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;                    &lt;a href="http://bp1.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SErG-P2hHaI/AAAAAAAAAKo/TECNDonB4Pg/s1600-h/TA%C5%9EKALPL%C4%B0.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp1.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SErG-P2hHaI/AAAAAAAAAKo/TECNDonB4Pg/s320/TA%C5%9EKALPL%C4%B0.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209194691716783522" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;  &lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-06-07T20:36:15.318+03:00</atom:updated></item><item><title>Mahkeme Darbesi</title><link>http://www.muhaber.net/2008/06/mahkeme-darbesi.html</link><category>2008 ALMANAK</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Sat, 07 Jun 2008 12:02:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-6320100217857921394</guid><description>05/06/2008 Tarihinde, Anayasa Mahkemesi, türban yasağını üniversitelerde kaldıracak anayasa düzenlemesini iptal etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iptal ediş, sağcı ve solcu kesimden gelen yorumlara göre anayasaya aykırı idi. Çünkü Anayasa Mahkemesi, anayasa düzenlemelerini sadece şekil olarak denetleyebilir; içerik olarak denetleyemezdi...  &lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Yargıçlara göre içerik, anayasanın değişmez maddelerinden olan laikliğe aykırı idi. Ve bu yüzden hakimler geçit vermedi düzenlemeye. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şu demekti: Başörtüsü ile ilgili tüm düzenlemeler artık Anayasa Mahkemesi'nden dönecek. Laiklik ilkesi de, değişmeyeceğine göre, bundan sonra başörtüsü ebediyyen yasaktı... Her şey bitmişti... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hukukçu olmasam da  bence her şey bitmedi. Laikliğin tanımı anayasaya konulursa, bu tanım, mahkemeden dönemez. Mahkeme, laikliğin tanımını laikliğe göre iptal edemez. Sonra, yapılan laikliğin tanımına vurgu yapılarak, başörtüsü serbestliğini öngören yasa çıkartılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Burası Türkiye" söz kalıbı çok şey ifade ediyor... Burası Türkiye ise, her şey yapılabilir. Önceden yazdığım gibi, anayasanın değişmez maddeleri bile değiştirilebilir. Adnan Kahveci'nin Özal ile diyaloğu bunun en güzel örneklerindendir... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özal: İstanbul'u başkent yapma idealim var. Fakat, anayasaya göre bunu teklif bile edemeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahveci: Bundan kolay ne var efendim?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özal: Nasıl olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahveci: Şöyle ki, bir yasa ile Ankara'nın adını İstanbul, İstanbul'un da adını Ankara yapacağız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özal ve Kahveci: ehühehehee&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özal'ın bir sözü daha var: Anayasa bir kere delinmekle bir şey olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;50 Yıldır anayasayı delik-deşik eden bizim sağcılar... Bir kez de, Anayasa Mahkemesi, anayasayı delmiş, çok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az bile... Diyor ki solcular: Anayasa Mahkemesi, reddetmese idi, darbe olacaktı. O zaman, hepten anayasadan çıkılmış olacağıdı... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solcu okuyucularımı da, memnun etmeden yazımı bitirsem ayıp olurdu yaf :(&lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-06-07T20:17:37.288+03:00</atom:updated></item><item><title>Önder Sav, Osmanlı, Türkiye,  Aynı Filmler</title><link>http://www.muhaber.net/2008/06/nder-sav-osmanl-trkiye-ayn-filmler.html</link><category>FİŞ</category><category>VİDEO</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Sun, 01 Jun 2008 13:00:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-2746353838325608696</guid><description>Şener Şen'in en sevdiğim Değirmen filminden, bir video kesiti sunmadan önce, lügatçemizden şu ifadeler, tiz öğrenile:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;istida: dilekçe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;zelzele: deprem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;müşfik: şefkatli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;uyan ey yareli şir-i jiyan bu hab-ı gafletten: Namık Kemal'in Hürriyet Kasidesi'nin son mısrası, mealen "uyan ey yaralı kükremiş aslan, bu gaflet uykusundan" anlamında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="320" height="266" class="BLOG_video_class" id="BLOG_video-a112d9a03ea99e17" classid="clsid:D27CDB6E-AE6D-11cf-96B8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.blogger.com/img/videoplayer.swf?videoUrl=http%3A%2F%2Fvp.video.google.com%2Fvideodownload%3Fversion%3D0%26secureurl%3DqgAAAP0YN7YpWvFNWPjMMOzGjlW7Bb9nE4oH2aHRwUoo-rdxj3EWoJYH471W6CL5r0S659k078Mb7_jdgE_d1-j9LQMeAe1lv__ibF96sZTfX1Tfbo_GIoDlSL04QHkIbpn3WVxS9alJ4hHKNvpLofq65NS-ZSZTVUKhnyv6mv3l5vQmrXLasTWPJ4USTo9qEtDnNZx6aRBpDVjapUW-QFSG7shkNtBjrBha05OLpgj6YxY6%26sigh%3D6oy_PqZs_kkT58IBo9ylb2VpdqQ%26begin%3D0%26len%3D86400000%26docid%3D0&amp;amp;nogvlm=1&amp;amp;thumbnailUrl=http%3A%2F%2Fvideo.google.com%2FThumbnailServer2%3Fapp%3Dblogger%26contentid%3Da112d9a03ea99e17%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw320%26sigh%3DmTpQJTMwHoSROunxyse3S_6aKo8&amp;amp;messagesUrl=video.google.com%2FFlashUiStrings.xlb%3Fframe%3Dflashstrings%26hl%3Den"&gt;
&lt;param name="bgcolor" value="#FFFFFF"&gt;
&lt;embed width="320" height="266" src="http://www.blogger.com/img/videoplayer.swf?videoUrl=http%3A%2F%2Fvp.video.google.com%2Fvideodownload%3Fversion%3D0%26secureurl%3DqgAAAP0YN7YpWvFNWPjMMOzGjlW7Bb9nE4oH2aHRwUoo-rdxj3EWoJYH471W6CL5r0S659k078Mb7_jdgE_d1-j9LQMeAe1lv__ibF96sZTfX1Tfbo_GIoDlSL04QHkIbpn3WVxS9alJ4hHKNvpLofq65NS-ZSZTVUKhnyv6mv3l5vQmrXLasTWPJ4USTo9qEtDnNZx6aRBpDVjapUW-QFSG7shkNtBjrBha05OLpgj6YxY6%26sigh%3D6oy_PqZs_kkT58IBo9ylb2VpdqQ%26begin%3D0%26len%3D86400000%26docid%3D0&amp;amp;nogvlm=1&amp;amp;thumbnailUrl=http%3A%2F%2Fvideo.google.com%2FThumbnailServer2%3Fapp%3Dblogger%26contentid%3Da112d9a03ea99e17%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw320%26sigh%3DmTpQJTMwHoSROunxyse3S_6aKo8&amp;amp;messagesUrl=video.google.com%2FFlashUiStrings.xlb%3Fframe%3Dflashstrings%26hl%3Den" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;
&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt; &lt;br /&gt;Reşat Nuri Güntekin'in Değirmen romanından çevrilmiş bu film, Osmanlı'dan günümüze ışık tutmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Türkiye'de idarenin en korktuğu şey, isyandır. İlçe hükümet idaresi, kapının arkasında, çaresiz bir şekilde beklemektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Galeyana çabuk gelen halkımız, aynı hızda sakinleşmekte ve gene aynı hızda coşabilmektedir. Filmde bu coşkuyu veren hatip, hitabet sanatının etkisini göstermiştir. Bu hatip aynı zamanda, günümüzdeki sosyal demokratların konuşma tarzını da aynen yansıtmaktadır. Lafı hemen irticaya getirmesi gibi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Videomuzda, halkın isyanını ancak, asker bastırabilmiştir. Bu hala geçerlidir. Mesela Gazi olaylarını polis bastıramayınca, asker çok kolay bir şekilde bastırabilmiştir. Van'da nevruz olaylarını izlerken, bunu bir çok defa ben de müşahede ettim. 12 Eylül'de de, askere basın  dahil olmak üzere, kimse bir şey diyemedi. 13 Eylül 1982'den beri, basın aynı şekilde asker yanlısı yayınlarına devam etmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asker sevgisi, korkusu, yandaşlığı çok değişik bir olay. Bizim sağ kesim, askeri komuta kademesinden daha çok, mehmetçiği ve ocağı  sever. Milliyetçi muhafazakar olan rahmetli babam, 12 Eylül darbesinde hapse girdiğinde ve kendisini ziyaret ettiğimde ve "bu askerler seni niçin bekliyor baba?" dediğimde "beni korumak için bekliyorlar" cevabını almıştım. Ben de , bir ihtilalde -farz-ı muhal- irticadan içeri alınsam, çocuğuma aynı şeyleri derdim. Asker sevgimiz asla bitmez. Türk milleti, padişahlığı, halifeti ve saltanatı kaldırsa da, paşalığı asla kaldırmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, isyanları askerin anında bastırması, gerçekten çok değişik  bir olay... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- İsyanı bastıran subayın tehdidi: "İçtima kanuna muhalefetten tevkif"; yani günümüz Türkçesi ile de: "izinsiz gösteri yapmaktan ötürü, gözaltına alınmak." İzinsiz gösteriler ve müeyyideleri, 100 yıldır ülkemizin gündeminde demek ki... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- İrticayı ağzına dolayan hatip, kurtuluşu kaçmakta bulmuştur. Bu kaçış aklıma, Önder Sav'ı getirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önder Sav'ın "bırak Araplar'a para yedirmeyi. Muhammed yanına alır belki seni." demesi ve kameraya yakalanması akabinde "kameraları görmedim" özrü, meşhur "özrü kabahatinden büyük" deyimini çıkaran olaydan çok daha komikti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olay şöyle: Paşaya çok kızan sultan "öyle bir kahabet işle ki, özrü kabahatinden büyük olsun. Ki, seni affedeyim" demiş. Sadrazam da, sultana arkadan bir parmak atmış, "kim bire bu densiz?!  sorusuna "pardon sultanım, valide sultan sandımdı" cevabını vermiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chp, din konusunda -malesef- bozuk sicilli. Ezanı Türkçe okutmaktan tut, 22 Temmuz seçimlerinde, öğrencilerime, saçma telkinler vermesine kadar... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22 Temmuz 2007 Seçimleri öncesi, propaganda için gezen Chp'liler, Kuran kursuna giden öğrencilere "nereye gidiyorsunuz?" demiş, öğrenciler de "Kuran kursuna" deyince, Chp'liler "gidin, ama öğrendiklerinizi sallamayın" demiş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, bu çocukların oy verme yaşına geldiklerini düşünelim. Chp'ye oy atarlar mı bu çocuklar? Chp'nin dine yaklaşım konusunda, Mustafa Sarıgül'den alacağı çok dersler olmalı...Olmazsa, filmdeki gibi, kaçışlar sürer gider. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de, paşanın "pardon sultanım" demesi, imam hatipte okurken, hitabet dersi için hazırladığım hutbemin giriş cümlesinde "sayın müslümanlar" diye seslenişimi çağrıştırdı. Bu cümleden sonra, sınıf nasıl kopmuştu, görmeliydiniz. Ve ben bunu, espri olsun diye yapmamıştım... :(((&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yapayım, ben böyleyim...&lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-06-05T15:17:56.749+03:00</atom:updated><enclosure url="http://www.blogger.com/img/videoplayer.swf?videoUrl=http%3A%2F%2Fvp.video.google.com%2Fvideodownload%3Fversion%3D0%26secureurl%3DqgAAAP0YN7YpWvFNWPjMMOzGjlW7Bb9nE4oH2aHRwUoo-rdxj3EWoJYH471W6CL5r0S659k078Mb7_jdgE_d1-j9LQMeAe1lv__ibF96sZTfX1Tfbo_GIoDlSL04QHkIbpn3WVxS9alJ4hHKNvpLofq65NS-ZSZTVUKhnyv6mv3l5vQmrXLasTWPJ4USTo9qEtDnNZx6aRBpDVjapUW-QFSG7shkNtBjrBha05OLpgj6YxY6%26sigh%3D6oy_PqZs_kkT58IBo9ylb2VpdqQ%26begin%3D0%26len%3D86400000%26docid%3D0&amp;amp;nogvlm=1&amp;amp;thumbnailUrl=http%3A%2F%2Fvideo.google.com%2FThumbnailServer2%3Fapp%3Dblogger%26contentid%3Da112d9a03ea99e17%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw320%26sigh%3DmTpQJTMwHoSROunxyse3S_6aKo8&amp;amp;messagesUrl=video.google.com%2FFlashUiStrings.xlb%3Fframe%3Dflashstrings%26hl%3Den" length="103720" type="application/x-shockwave-flash" /><media:content url="http://www.blogger.com/img/videoplayer.swf?videoUrl=http%3A%2F%2Fvp.video.google.com%2Fvideodownload%3Fversion%3D0%26secureurl%3DqgAAAP0YN7YpWvFNWPjMMOzGjlW7Bb9nE4oH2aHRwUoo-rdxj3EWoJYH471W6CL5r0S659k078Mb7_jdgE_d1-j9LQMeAe1lv__ibF96sZTfX1Tfbo_GIoDlSL04QHkIbpn3WVxS9alJ4hHKNvpLofq65NS-ZSZTVUKhnyv6mv3l5vQmrXLasTWPJ4USTo9qEtDnNZx6aRBpDVjapUW-QFSG7shkNtBjrBha05OLpgj6YxY6%26sigh%3D6oy_PqZs_kkT58IBo9ylb2VpdqQ%26begin%3D0%26len%3D86400000%26docid%3D0&amp;amp;nogvlm=1&amp;amp;thumbnailUrl=http%3A%2F%2Fvideo.google.com%2FThumbnailServer2%3Fapp%3Dblogger%26contentid%3Da112d9a03ea99e17%26offsetms%3D5000%26itag%3Dw320%26sigh%3DmTpQJTMwHoSROunxyse3S_6aKo8&amp;amp;messagesUrl=video.google.com%2FFlashUiStrings.xlb%3Fframe%3Dflashstrings%26hl%3Den" fileSize="103720" type="application/x-shockwave-flash" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>Şener Şen'in en sevdiğim Değirmen filminden, bir video kesiti sunmadan önce, lügatçemizden şu ifadeler, tiz öğrenile: istida: dilekçe zelzele: deprem müşfik: şefkatli uyan ey yareli şir-i jiyan bu hab-ı gafletten: Namık Kemal'in Hürriyet Kasidesi'nin son </itunes:subtitle><itunes:author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</itunes:author><itunes:summary>Şener Şen'in en sevdiğim Değirmen filminden, bir video kesiti sunmadan önce, lügatçemizden şu ifadeler, tiz öğrenile: istida: dilekçe zelzele: deprem müşfik: şefkatli uyan ey yareli şir-i jiyan bu hab-ı gafletten: Namık Kemal'in Hürriyet Kasidesi'nin son mısrası, mealen "uyan ey yaralı kükremiş aslan, bu gaflet uykusundan" anlamında... Reşat Nuri Güntekin'in Değirmen romanından çevrilmiş bu film, Osmanlı'dan günümüze ışık tutmaktadır. 1- Türkiye'de idarenin en korktuğu şey, isyandır. İlçe hükümet idaresi, kapının arkasında, çaresiz bir şekilde beklemektedir. 2- Galeyana çabuk gelen halkımız, aynı hızda sakinleşmekte ve gene aynı hızda coşabilmektedir. Filmde bu coşkuyu veren hatip, hitabet sanatının etkisini göstermiştir. Bu hatip aynı zamanda, günümüzdeki sosyal demokratların konuşma tarzını da aynen yansıtmaktadır. Lafı hemen irticaya getirmesi gibi... 3- Videomuzda, halkın isyanını ancak, asker bastırabilmiştir. Bu hala geçerlidir. Mesela Gazi olaylarını polis bastıramayınca, asker çok kolay bir şekilde bastırabilmiştir. Van'da nevruz olaylarını izlerken, bunu bir çok defa ben de müşahede ettim. 12 Eylül'de de, askere basın dahil olmak üzere, kimse bir şey diyemedi. 13 Eylül 1982'den beri, basın aynı şekilde asker yanlısı yayınlarına devam etmektedir. Asker sevgisi, korkusu, yandaşlığı çok değişik bir olay. Bizim sağ kesim, askeri komuta kademesinden daha çok, mehmetçiği ve ocağı sever. Milliyetçi muhafazakar olan rahmetli babam, 12 Eylül darbesinde hapse girdiğinde ve kendisini ziyaret ettiğimde ve "bu askerler seni niçin bekliyor baba?" dediğimde "beni korumak için bekliyorlar" cevabını almıştım. Ben de , bir ihtilalde -farz-ı muhal- irticadan içeri alınsam, çocuğuma aynı şeyleri derdim. Asker sevgimiz asla bitmez. Türk milleti, padişahlığı, halifeti ve saltanatı kaldırsa da, paşalığı asla kaldırmaz. Evet, isyanları askerin anında bastırması, gerçekten çok değişik bir olay... 4- İsyanı bastıran subayın tehdidi: "İçtima kanuna muhalefetten tevkif"; yani günümüz Türkçesi ile de: "izinsiz gösteri yapmaktan ötürü, gözaltına alınmak." İzinsiz gösteriler ve müeyyideleri, 100 yıldır ülkemizin gündeminde demek ki... 5- İrticayı ağzına dolayan hatip, kurtuluşu kaçmakta bulmuştur. Bu kaçış aklıma, Önder Sav'ı getirdi. Önder Sav'ın "bırak Araplar'a para yedirmeyi. Muhammed yanına alır belki seni." demesi ve kameraya yakalanması akabinde "kameraları görmedim" özrü, meşhur "özrü kabahatinden büyük" deyimini çıkaran olaydan çok daha komikti. Bu olay şöyle: Paşaya çok kızan sultan "öyle bir kahabet işle ki, özrü kabahatinden büyük olsun. Ki, seni affedeyim" demiş. Sadrazam da, sultana arkadan bir parmak atmış, "kim bire bu densiz?! sorusuna "pardon sultanım, valide sultan sandımdı" cevabını vermiş. Chp, din konusunda -malesef- bozuk sicilli. Ezanı Türkçe okutmaktan tut, 22 Temmuz seçimlerinde, öğrencilerime, saçma telkinler vermesine kadar... 22 Temmuz 2007 Seçimleri öncesi, propaganda için gezen Chp'liler, Kuran kursuna giden öğrencilere "nereye gidiyorsunuz?" demiş, öğrenciler de "Kuran kursuna" deyince, Chp'liler "gidin, ama öğrendiklerinizi sallamayın" demiş Şimdi, bu çocukların oy verme yaşına geldiklerini düşünelim. Chp'ye oy atarlar mı bu çocuklar? Chp'nin dine yaklaşım konusunda, Mustafa Sarıgül'den alacağı çok dersler olmalı...Olmazsa, filmdeki gibi, kaçışlar sürer gider. Bir de, paşanın "pardon sultanım" demesi, imam hatipte okurken, hitabet dersi için hazırladığım hutbemin giriş cümlesinde "sayın müslümanlar" diye seslenişimi çağrıştırdı. Bu cümleden sonra, sınıf nasıl kopmuştu, görmeliydiniz. Ve ben bunu, espri olsun diye yapmamıştım... :((( Ne yapayım, ben böyleyim...</itunes:summary><itunes:keywords>FİŞ, VİDEO</itunes:keywords></item><item><title>Vezn-i Geyik: Geyik Ölçüsünde Yazılar</title><link>http://www.muhaber.net/2008/06/pekeke.html</link><category>VEZN-İ GEYİK</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Sun, 01 Jun 2008 05:04:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-7075582620823954076</guid><description>1- pkk'ya "pekaka" diyen bendeniz, bir pkk sempatizanı tarafından "pekaka, değil; pekeke... Türkçe'deki harfler a, be, ce, çe, de... diye okunurken ke'yi neden ka diye okuyorsunuz?" diye ikaz edilince "biz pkk kurulmadan önce de, kdv'yi kadeve, KKTC'yi kakatece şeklinde söylerdik, pkk'ye de pekaka demeye devam edeceğiz. Değil, Kuzey Irak'ta, Kuzey Afrika'da bile, bir Kürt devletine müsade etmeyeceğiz" demişti. &lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt; Gerçi "Kuzey Irak'ta Kürt devletini bırakın, Kuzey Afrika'da bile Kürt devleti kurdurmayacağız" sözü, merhum Ecevit'e ait. Ama ben, pkkcıların çok sinir olduğu bu sözü, vezn-i geyik babından söylemiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Dün, doğum günümdü. Bugün bir arkadaşım aradı. "Geç mi kaldım?" dedi; "31 Mayıs 1976'da doğduğum zaman, anneme doğum için tebriğe gelenler, 1 Haziran 1976'da da geldiler, 02 Haziran 1976'da da geldiler, daha sonraki günlerde de... Sen de, eski günlerdeki gibi, bir gün sonra arayabilirsin" dedim ve, vezn-i geyik babından gülüştük.&lt;br /&gt;  &lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-06-01T13:35:09.824+03:00</atom:updated></item><item><title>Yaprak Dökümü'ne Karşı Yapraklanma</title><link>http://www.muhaber.net/2008/05/yaprak-dkmne-kar-yapraklanma.html</link><category>VEZN-İ GEYİK</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Wed, 28 May 2008 13:52:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-9195943458032310739</guid><description>Eşimin zoru ile izlediğim Yaprak Dökümü'nü okumadım. Okuyanlara göreyse, Ali Rıza'nın her bir kızının hazin hikayesinin sonunda, romanda şöyle deniyormuş: "ve bir yaprak daha döküldü..."&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;Buna karşı çözüm: Yapraklanma. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yapraklanma hayal ediyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Eşlerin, nizami bir şekilde, eşli okey oynayabildiği, kimsenin eşine göz dikilmeden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Aşk üçgenleri, aşk dikdörtgenleri olmadan, iki çizgi arasındaki doğru bir çizgi gibi, doğrusal aşk...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Darda kalan kardeş için hemen imece yapılabilen...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Senaristlerin, oyunculara yalan söyletmediği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Polat Alemdar yerine bir savcıyı kahramanlaştıran...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- İlkokul öğrencileri yerine, lise öğrencilerinin, öğretmenliği düşlediği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yapraklanma hayal ediyorum. Gene de sormadan edemiyorum: "Yaprak dediğin, dalında ne kadar kalır ki?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: &lt;a href="http://www.muhaber.net/2007/11/dorusal-ak.html"&gt;Bu yazının mülhemi, "doğrusal aşk" isimli yazımı okumak için tıklayabilirsiniz&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;... ve, bir yaprak daha yeşillendi. &lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-05-29T16:04:27.253+03:00</atom:updated></item><item><title>Kraliçe Elizabeth'in Türkiye Ziyareti</title><link>http://www.muhaber.net/2008/05/kralie-elizabethin-trkiye-ziyareti.html</link><category>2008 ALMANAK</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Fri, 23 May 2008 13:43:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-4523019497647476419</guid><description>13/05/2008'de İngiltere Kraliçesi Elizabeth'i :) Türkiye'ye geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://bp0.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SDcUGeFKmWI/AAAAAAAAAKU/_L49eYgV6tU/s1600-h/bizim+krali%C3%A7e.JPG"&gt;&lt;img style="cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://bp0.blogger.com/_RpSYI9Bct2A/SDcUGeFKmWI/AAAAAAAAAKU/_L49eYgV6tU/s320/bizim+krali%C3%A7e.JPG" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5203649995836397922" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;1- Bu gezi sayesinde, Kraliçe'nin ülkemizi 37 yıl önce şereflendirdiğini duyduk. Hatta o zamanlar üstü açık araba ile milletimizi selamlamış. Şimdi böyle şeyler, güvenlik açısından mümkün olmadığı için Türkiye ve Dünya'nın 37 yılda ne kadar bozulduğu vurgulandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- 16. Benedict'in 2006 Türkiye ziyaretinde sembol fotoğrafın Papa'nın Sultanahmet Camii'ndeki huzur duruşu olması gibi, Kraliçe'nin de sembol fotoğrafı, Yeşil Cami'deki   Kuran dinlemesi oldu. Mehmet Emin Ay'ın, Kraliçe'ye Yeşil Camii'de Kuran okuma videosu: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="355"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/ejRJXR92B7g&amp;hl=en"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/ejRJXR92B7g&amp;hl=en" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Papa'nın İstanbul ziyareti için &lt;a href="http://news.bbc.co.uk/2/hi/in_pictures/6197064.stm"&gt;tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kraliçe'nin Cami ziyaretini ve Bursa gezisini,  Bbc'den izlemek için &lt;a href="http://news.bbc.co.uk/2/hi/uk_news/7401599.stm"&gt;tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Emine Erdoğan'ın, Köşk'e gitmemesi first ladyler arasında küskünlük olarak algılandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Abdullah Gül'ün frank giymesi çok konuşuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Dini medya, Arabistan Kralı'na niye bu kadar sempati gösterilmedi diye, sitem etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Başörtülü kraliçe, bizim bir teyzemize çok benzemiş. Yukarda alıntıladığım resmin kaynağı için; &lt;a href="http://www.nethaber.com/Haber/63566/KRALICENIN-BURSADA-KURAN-DINLERKEN-TURBAN"&gt;tıklayınız&lt;/a&gt;. &lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-05-28T21:11:59.732+03:00</atom:updated><enclosure url="http://www.youtube.com/v/ejRJXR92B7g&amp;hl=en" length="817" type="application/x-shockwave-flash" /><media:content url="http://www.youtube.com/v/ejRJXR92B7g&amp;hl=en" fileSize="817" type="application/x-shockwave-flash" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>13/05/2008'de İngiltere Kraliçesi Elizabeth'i :) Türkiye'ye geldi. 1- Bu gezi sayesinde, Kraliçe'nin ülkemizi 37 yıl önce şereflendirdiğini duyduk. Hatta o zamanlar üstü açık araba ile milletimizi selamlamış. Şimdi böyle şeyler, güvenlik açısından mümkün </itunes:subtitle><itunes:author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</itunes:author><itunes:summary>13/05/2008'de İngiltere Kraliçesi Elizabeth'i :) Türkiye'ye geldi. 1- Bu gezi sayesinde, Kraliçe'nin ülkemizi 37 yıl önce şereflendirdiğini duyduk. Hatta o zamanlar üstü açık araba ile milletimizi selamlamış. Şimdi böyle şeyler, güvenlik açısından mümkün olmadığı için Türkiye ve Dünya'nın 37 yılda ne kadar bozulduğu vurgulandı. 2- 16. Benedict'in 2006 Türkiye ziyaretinde sembol fotoğrafın Papa'nın Sultanahmet Camii'ndeki huzur duruşu olması gibi, Kraliçe'nin de sembol fotoğrafı, Yeşil Cami'deki Kuran dinlemesi oldu. Mehmet Emin Ay'ın, Kraliçe'ye Yeşil Camii'de Kuran okuma videosu: Papa'nın İstanbul ziyareti için tıklayınız Kraliçe'nin Cami ziyaretini ve Bursa gezisini, Bbc'den izlemek için tıklayınız 3- Emine Erdoğan'ın, Köşk'e gitmemesi first ladyler arasında küskünlük olarak algılandı. 4- Abdullah Gül'ün frank giymesi çok konuşuldu. 5- Dini medya, Arabistan Kralı'na niye bu kadar sempati gösterilmedi diye, sitem etti. Not: Başörtülü kraliçe, bizim bir teyzemize çok benzemiş. Yukarda alıntıladığım resmin kaynağı için; tıklayınız. </itunes:summary><itunes:keywords>2008 ALMANAK</itunes:keywords></item><item><title>Çİn Sıchuan'da Deprem</title><link>http://www.muhaber.net/2008/05/in-schuanda-deprem.html</link><category>2008 ALMANAK</category><author>noreply@blogger.com (muhaber.net)</author><pubDate>Fri, 23 May 2008 13:28:00 -0500</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-5061466109947729962.post-527822016612790513</guid><description>12/05/2008'de Çin'in Sıchuan eyaletinde 7,8 büyüklüğünde deprem oldu. &lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;1- Hastaneler ve okullar en fazla zarar gören binalar oldu. Haliyle en fazla öğrenciler ve hastalar öldü. Çin, yıkılan okulların mütahitlerinin bulunup, idamla cezalandırılacağını söyledi. İnşallah ders ve ibret alırız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Depremden önce kurbağaların yuvalarından kaçması dikkat çekmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Deprem fotoğraflarının Çin'de de olsa, 17 Ağustos depreminden hiç bir farkı yokmuş. Hep aynı manzara...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Ölenler öğrenci olduğu için ve Çin'de ikinci çocuk yasak olduğu için, anne babaların yüreği daha çok yandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Kilometre kare başına, İstanbul'dan daha çok insan düşen bir bölgede, bizim müteahhitlerin benzerlerinin olmasına rağmen 100.000 kişinin ölmesi, olası (inşallah olası olmaz) bir  İstanbul depreminde   50.000 civarında tahmin edilen ölü sayısının gerçekçiliğini gösterdi. İstanbul için az mı? Allah korusun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Ekşi Sözlük'te bir yazarın şu esprisi hiç hoş değildi: "amerikalılar zıplamış duydun mu abi?" &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=12+mayis+2008+cin+depremi%2F%2313246578"&gt;bakınız&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;  &lt;/span&gt;</description><atom:updated xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">2008-05-23T21:42:22.201+03:00</atom:updated></item><media:rating>nonadult</media:rating></channel></rss>
