<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:creativeCommons="http://backend.userland.com/creativeCommonsRssModule" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0"><channel><title>nebilim.net</title><link>http://www.nebilim.net/</link><description>Uzaydan görülebilen tek blog</description><language>en</language><managingEditor>noreply@blogger.com (Emir ALP)</managingEditor><lastBuildDate>Wed, 08 Jul 2009 14:07:34 PDT</lastBuildDate><generator>Blogger http://www.blogger.com</generator><openSearch:totalResults xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/">390</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/">1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/">25</openSearch:itemsPerPage><creativeCommons:license>http://creativecommons.org/licenses/by-nc-sa/2.0/</creativeCommons:license><image><link>http://creativecommons.org/licenses/by-nc-sa/2.0/</link><url>http://creativecommons.org/images/public/somerights20.gif</url><title>Some Rights Reserved</title></image><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" href="http://feeds.feedburner.com/nebilim" type="application/rss+xml" /><feedburner:emailServiceId>nebilim</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname>http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><item><title>Tam da bunu merak ediyordum</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/vaU9064WPeI/tam-da-bunu-merak-ediyordum.html</link><category>urumçi</category><category>can sıkanlar</category><category>sincan</category><category>xianyang</category><category>uygur türkleri</category><category>uygur devleti</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Wed, 08 Jul 2009 14:07:34 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-2153295635635221322</guid><description>Neyi mi merak ediyordum?&lt;br /&gt;
Çin'in Uygur Türklerine yaptığı zalimlik hepimizin malumu.&lt;br /&gt;
Bu konudan hareketle öncelikle kimin bu konuya düşündüğüm suistimal düzeyinde kalem oynatacağını merak ediyordum ki Mehmet ALTAN, "&lt;a href="http://www.stargazete.com/gazete/yazar/mehmet-altan/uygur-kurtleri-199516.htm"&gt;Uygur Kürtleri&lt;/a&gt;" başlığını attığı yazısıyla bu merakımı gideren kalemşör olmayı başardı.&lt;br /&gt;
Başlığıyla atıfta bulunduğu memleketimizin meşhur meselesini&amp;nbsp; Kürt meselesini(!) Çin'in zulmüyle bağdaştırmayı akıl edebilen nadide bir aydın olarak kendisine gıpta ettim. Çünkü yazısında Çin'in yaptığı zulümleri, bizim meşhur Kürtçülerimizin tezleriyle bağdaştırarak "Burjuvazinin ortaya çıktığı dönemin örgütlenme biçimi olan ‘ulus-devlet’ çağ değiştiği için aşılıyor..." görüşüne yer veriyor.&lt;br /&gt;
Ulus devlet!&lt;br /&gt;
Bu bağdaştırmayı değerlendirmeden önce Uygur Türkleri geçmişe hızlıca bir bakalım:&lt;br /&gt;
Köklü bir devlet geleneğine sahip Uygurlar, 1760 yılında Çin istilasına maruz kalıyor. 1863 yılında başlayan kurtuluş hareketi sonrası bağımsızlıklarını kazanıyorlar. 14 sene varlığı devam eden bu devlet Osmanlı ile temasa geçiyor ve Doğu Türkistan Devleti olarak Osmanlıya tabi oluyor. 1876'da Çin yönetimine geçiyor. Dehşet bir şekilde imha ve asimilasyon hareketi başlıyor, yer isimleri toptan Çince olarak değiştiriliyor.1933 ten 1968 e kadar defalarca bağımsızlık mücadelesine girişiliyor.&lt;br /&gt;
1953 te Doğu türkistan çapında Çinlilerin vahşi uygulamalarına karşı silahlı ayaklanma başlıyor. Komunist Çin orduları komutanı, Doğu türkistan Celladı Vang Cin, devrim aleyhtarı unsurları yok etmek bahanesiyle 250 binden fazla insanı katlediyor. 1955 te Hoten, Atçu ve Aksu'da büyük ayaklanmalar meydana geliyor. Çin ordusu silahsız insanlar üzerine ağır ateşli silahlarla ateş açarak yüzlerce insanı katlediyor yine.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1967-68 yılları arasında 300 den fazla silahlı teşkilat ortaya çıkarılıyor ve mensupları kurşuna diziliyor.&lt;br /&gt;
Çin hükümetini derinden sarsan olay 1990 yılı nisan ayı başlarında Kaşgar'ın Baren kasabasında işgale karşı silahlı ayaklanma olarak patlak veriyor. Doğu Türkistan İslam Partisi mücahitleri Çinli askerlerle savaşıyor ve büyük bölümü çatışmalarda şehit oluyor, binlerce Türk tutuklanıyor.&lt;br /&gt;
O zamandan bu yana çeşitli şekillerde Uygurların özgürlük mücadelesi devam ediyor.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Bir hatırlatma: Şu an Çin zulmüne maruz kalan insanlar Cumhurbaşkanlığımızın forsundaki 16 yıldızdan biriyle temsil edilen yaklaşır altı asır hüküm sürmüş&amp;nbsp; Uygur Devletininvarisidir.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Çin hükümeti Sincan bölgesine üretim yatırımlarında bulunuyor fakat bu fabrikalarda göçle iskan ettirdiği Çinlileri istihdam ediyor. Yerli Uygurlara (özellikle kadınlara) ise daha uzak bölgelere zorunlu çalışmayı şart koşuyor ve bu insanlar üzerinde taciz tecavüz gırla gidiyor. Buna karşı çıkan Uygurlar ise isyancı durumuna düşüyor.&lt;br /&gt;
Ayrıca ABD'nin dünyaya yaydığı İslamofobiden hareketle Doğu Türkistanda bağımsızlık mücadelesi veren aydınlar da uluslararası platformda aşırı İslamcı olarak El kaide düzeyinde tanımlarak bağımsızlık mücadelelerine terörizm yaftası yapıştırılmaya çalışılıyor ve hatta başarılı da oluyorlar.&lt;br /&gt;
Bir yandan da yine ABD sömürgeni Uygurların bu hareketlerini Çin üzerinde baskı kurabilmek maksadıyla kullanmayı ihmal etmiyerek "Sürgündeki Doğu Türkistan hükümetinin" kurulmasını sağlıyor. (Belki bu noktada Mehmet ALTAN'ın "Uygur Kürtleri" tanımı bir yere oturabilir. Bilmem size bir yerden tanıdık geldi mi?)&lt;br /&gt;
Bu ahval üzerine ABD'nin "Türkiye artık bölgesel güç"&amp;nbsp; diye tanımlayıp da, biz üzerindeki tesirimizi kaybettik dediği Türkiye'ye Uygur Türklerinin fil savaşı altında ezilmesine müsaade etmeyecek bir politika izlemek yakışır. &lt;b&gt;Hazır BM güvenlik konseyi dönem başkanı da olmuşken; hükümetimizin bu öve öve bitiremediği, büyük bir zafer olarak tanımladığı görev, dünya siyasetinde ne boka yarıyormuş, biz necip Türk Milletine ve dünyaya göstermiş olur.&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-2153295635635221322?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-07-09T00:07:34.967+03:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/07/tam-da-bunu-merak-ediyordum.html</feedburner:origLink></item><item><title>Nedir bu ruhban okulu sevdası?</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/rtK2M4eduts/nedir-bu-ruhban-okulu-sevdas.html</link><category>ekümenik</category><category>heybeliada ruhban okulu</category><category>patrik</category><category>ortodoks cemaati</category><category>memleket meselesi</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Sun, 28 Jun 2009 05:23:13 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-1991831318678272768</guid><description>Bugünkü habere göre Egemen Bağış, "&lt;a href="http://www.aksam.com.tr/2009/06/28/haber/siyaset/2427/bagis__ruhban_okulu_acilmali.html"&gt;Ruhban okulu açılmalı&lt;/a&gt;" demiş.&lt;br /&gt;
Ruhban okulu nedir derseniz &lt;a href="http://www.megarevma.net/ruhbanokulu.htm"&gt;şuradan bir bakıverin&lt;/a&gt; derim.&lt;br /&gt;
Bugünün bazı yazarları canhıraş bir şekilde açılsın da açılsın diye feryat ediyorlar köşelerinde.&lt;br /&gt;
Günümüzde Avrupadaki İslami ilahiyat öğretimine biraz değindikten sonra birşeyler söyleyeceğim.&lt;br /&gt;
Hali hazırda Avrupada islami ilahiyat eğitimi verildiğini bildiğim bir&lt;a href="http://www.tumgazeteler.com/?a=915018"&gt; Goethe Üniversites&lt;/a&gt;i var. Orada da ders verecek hocalar Protestan İlahiyat Fakültesine bağlı. Ülkemizdeki ilahiyat akademisyenlerinden de faydalanılıyormuş yani Diyanetle ortaklaşa yürütülen bir öğretim söz konusu. Burada öğrenim görecek olanlar zorunlu olarak Yahudi ve Hristiyan din bilimi derslerini de alacaklar.&lt;br /&gt;
Bir de &lt;a href="http://milligorus.cimgfrance.com/index.php?option=com_content&amp;amp;task=view&amp;amp;id=188&amp;amp;Itemid=90"&gt;Fransa'da böyle benzer bir&lt;/a&gt; ilahiyat fakültesi açılması beklentisi var.&lt;br /&gt;
Neticede bakıldığı zaman maksat sadece din eğitimi-öğretimi olduğu zaman çeşitli şekillerde ayak diremeden ihtiyaç duyan insanlara ve cemaatlere bu ihtiyaçlarının sağlanması zor da olmuş olsa zamanla gerçekleşen bir şekilde mümkün görünüyor.&lt;br /&gt;
Ruhban okulu konusunda ülkemize dönecek olursak:&lt;br /&gt;
&lt;blockquote&gt;Patrik Vartholomeos döneminde Patrikhane'nin ruhban ihtiyacının en acil sorunlarından biri haline gelmesinden sonra Patrik, 4 Nisan 1996'da Başbakan Mesut Yılmaz'a bir mektup yazarak, Patrikhane'nin ruhban ihtiyacını dile getirir, okulun kapatılmasıyla birlikte adayların eğitim için yurtdışına gönderilmeye başlandığını, ancak bunun beklenen sonucu vermeyip, yeni sorunların doğmasına yol açtığını belirterek okulun açılmasını talep eder.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Özellikle ABD'den ve AB'den gelen baskılar sonucunda okulun açılması konusunun, Dışişleri Bakanlığı'nın "dış ilişkilerimiz açısından yararlı olur" tavsiyesi üzerine MGK gündemine alındığı ve bir formül arandığı basında yer alır. ABD'nin de "Türkiye'deki genel yüksek öğretim düzenlemeleri kapsamındaki bütün okullar gibi kurallara bağlansa da, günlük işleyişinde gerekli serbestiye sahip bir Ruhban Okulu uygulaması" istediği, dile getirilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başbakanlık'ın 3 Eylül 1999 tarihli isteği üzerine Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK), 14 Eylül 1999 tarihli toplantısında, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi bünyesinde, bir "Dünya Dinleri Kültürü Bölümü"nün kurulmasına karar verir. Kuruluş işlemlerini yürütme görevi verilen Prof. Dr. Zekeriya Beyaz, gayrimüslim cemaatlerin ruhanî liderlerine 14 Aralık 1999'da gönderdiği bir mektupla, öneri ve manevi desteklerini ister. Ancak cemaatler ve ruhanî kurumlar bu formüle ilgi göstermezler ve konu ortada kalır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2002'de AKP'nin iktidara gelişiyle birlikte, yeni hükümet üyeleri sık sık okulun açılmasında bir sakınca olmadığını, "yakında" adım atılacağını belirtirler.&lt;a href="http://bianet.org/bianet/bianet/57923-laik-turkiyede-ruhban-yetistirme-sorunu"&gt;*&lt;/a&gt; &lt;/blockquote&gt;Devlet Bahçeli'nin fikir babalığıyla ortaya çıkan azınlıklara yönelik din adamı yetiştirilmesi fikri faaliyete geçmiştir fakat cemaatler bu duruma bugüne kadar bir teveccüh göstermemiştir.&lt;br /&gt;
Bu amaçla 2000-2001 öğretim döneminde açılan İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dünya Dinleri Kültürü Bölümüne 8 yıldır bir tek öğrenci bile kayıt yaptırmamıştır.&lt;a href="http://www.aksam.com.tr/2009/06/08/haber/egitim/14/dunya_dinleri_bolumu_sekiz_yildir_bos.html"&gt;*&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
Azınlık cemaatlerinin Türkiye Cumhuriyetinin, Avrupa'da da aynen uygulanan bu öğretim sistemine ilgi göstermeyip, destek olmamalarının altında sırf din adamı yetiştirme isteğinden başka amaçlar aramak da bu devletin takınacağı en temkinli durumlardan birisidir.&lt;br /&gt;
Adı geçen okuldan mezun olanlardan Atatürk'ün Nutuk'ta nefretle andığı, Patrikhane'yi fesat ve hıyanet ocağı olarak nitelemesine de sebep olan Mavri Mira üyesi ve eski Fener Patriği Athenagoras, diğer ünlü Heybeli mezunu da Kıbrıs ta binlerce Türk'ün katlinden sorumlu olan, bir bebek katili ve soykırım önderi Makarios olduğu ve bir zamanlar okulda Türkiye aleyhine casusluk faaliyetleri yürüten patrikhane üyeleri ve metropoltilerin de vatandaşlıktan çıkarılmalarını, zamanında atanan metropolitlerin gittikleri yerde dini faaliyetten çok siyasi propaganda üzerinde çalışmış olmalarını da dikkate almak gerek.&lt;a href="http://aytuncaltindal.com/haber/index_haber.htm#"&gt;*&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
Türkiye'nin bu yaklaşımına lozan cart,curt vb bahanelerle cemaatlerin yaklaşmaması, bizlerin de bu düşüncenin altında iyi niyetten başka şeyler aramamıza sebep oluyor.&lt;br /&gt;
Bir bağlantı : Uzman Tv, Aytunç ALTINDAL, &lt;a href="http://www.uzmantv.com/heybeliada-ruhban-okulu-neden-acilmiyor"&gt;Ruhban Okulu Neden Açılmıyor&lt;/a&gt;?&lt;br /&gt;
Bir bağlantı daha : Hakimiyeti Milliye, Rıza Zelyut ,&lt;a href="http://www.hakimiyetimilliye.org/feed.php?news=2163&amp;amp;output_type=txt"&gt;Rum Patrik Bartholomeos Niçin Ekümenik Olmak İstiyor? &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-1991831318678272768?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-06-28T15:23:13.607+03:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/06/nedir-bu-ruhban-okulu-sevdas.html</feedburner:origLink></item><item><title>Michael Jackson</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/L96y83QuNro/michael-jackson.html</link><category>muzik</category><category>moonwalk</category><category>kafadan</category><category>michael jackson</category><category>thriller</category><category>dans</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Sat, 27 Jun 2009 04:39:04 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-1827407787024684096</guid><description>&lt;a href="http://www.bobiler.org/monte.asp?m=124149"&gt;&lt;img border="0" src="http://kafa.bobiler.org/upload/photographs/163728486m.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-Günaydın&lt;br /&gt;
-Günaydın! Duydun maykıl ceksın &lt;a href="http://www.politikars.com/haberdetay/11488/Pop-Muzik-Tarihinde-Yildizli-Bir-Sayfa.asp"&gt;vefat etmiş&lt;/a&gt;?&lt;br /&gt;
- Evet, duydum. Başımız sağolsun!&lt;br /&gt;
- Ulan ne mübarek adammış, kandil gecesi vefat etti ya...&lt;br /&gt;
- Orasını Allah&amp;nbsp; bilir!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hakkındaki taciz, ruh hastalığı, uyuşturucu vb iddia ve davaların dikkate alınmamasında müslüman olduğu iddialarının bir tesiri var mı yok mu tam kestiremedim. Ama bildiğim ve gördüğüm bir şey var ki adamı dindarından, dincisine çoğunluk seviyormuş. Yalnız son zamanlarda medya ve siyasette ortaya konan müslüman olsun da taştan olsun anlayışının tesiri büyük olsa gerek sanki bize neyse? İçimizdeki müslümanları da görüyoruz.&lt;br /&gt;
Benim çocukluğumda o "&lt;a href="http://translate.google.com.tr/translate?hl=tr&amp;amp;sl=en&amp;amp;u=http://en.wikipedia.org/wiki/Moonwalk_%28dance%29&amp;amp;ei=b_1FSvyVBuagjAf1yJ2VAg&amp;amp;sa=X&amp;amp;oi=translate&amp;amp;resnum=10&amp;amp;ct=result&amp;amp;prev=/search%3Fq%3Dmoonwalk%26hl%3Dtr%26client%3Dfirefox-a%26rls%3Dorg.mozilla:tr:official%26hs%3DwSB"&gt;moonwalk&lt;/a&gt;"a çoktan başlamıştı.Ekranda sadece hayran hayran seyretmekle yetiniyorduk, ne kadar denesek de çocukluğumuzda beceremedik bu zıkkım dansı, oysa o kadar da basit görünüyordu ki! Doksanların ortaları falan olsa gerek tvlerde taklitleri çıkıp bu dansı yapınca nasıl da kıskanırdım bilemezsiniz. Belki de bilirsiniz. Benim bu dansı öğrenmem üniversite yıllarıma dayanır ki onu da dansçı kankam Onkiden öğrenmiştim, sağolsun. &lt;br /&gt;
Öyle her dansı yapmak gibi bir çabamız olmamıştı ama bu dansta insanı çeken fizik ötesi bir şey vardı işte, nebilim! Tamam itiraf edeyim bir de "Thriller" var ama onu daha öğrenemedim. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnsanlara "moonwalk" ile farklı bir şeyler ve arayışlar sunduğuna inanırım kendimden hareketle. Bence bir kırılma noktasıdır Michael Jackson ve "moonwalk"un ortaya çıkışı. İnsanları arayışa iten bir kırılma noktası. &lt;br /&gt;
Müslümandı değildi, iyiydi, kötüydü orasını bilemem ama ben gibi bir çok insanın hayatına müzik, dans adına çok şey kattığı için kendisine şükran borçluyuz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-1827407787024684096?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-06-27T14:39:04.164+03:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/06/michael-jackson.html</feedburner:origLink></item><item><title>Bir şarkısın sen Küçük İbo!</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/9RGNZg-Yq5M/bir-sarksn-sen-kucuk-ibo.html</link><category>hülya avşar</category><category>rtük</category><category>bir şarkısın sen</category><category>ahlak</category><category>küçük ibo</category><category>kafadan</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Sat, 20 Jun 2009 12:32:39 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-5100165918246668733</guid><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ojXdrAH4mcM/Sj01zh45nUI/AAAAAAAAAvY/Bl77sOCb4EY/s1600-h/k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk+ibo.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_ojXdrAH4mcM/Sj01zh45nUI/AAAAAAAAAvY/Bl77sOCb4EY/s320/k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk+ibo.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Atvdeki &lt;a href="http://www.birsarkisinsen.net/index/"&gt;Bir Şarkısın Sen&lt;/a&gt; isimli "ses yarışması"nda&amp;nbsp; Pınar Altuğ'un ve Erol Evginin çocuklara gösterdiği sevgi, şevkat ve iltifatları seyrederken ta 10 sene öncesine gidiverdim birden.&lt;br /&gt;
Hani hatırlar mısınız bilmem, bir Küçük İbo vardı. Hülya Avşar'ın&amp;nbsp; programına çıkmıştı da Avşar da İboyu kucağına almak gibi bir gaflette bulunmuştu o zaman. Bilmeyenler, "eee nolmuş?" diye sorabilir ama o zaman bir memleket meselesi haline dönmüştü bu durum. Olayın ayrıntılarını Selahattin Duman'ın &lt;a href="http://arsiv.sabah.com.tr/1999/10/24/y14.html"&gt;şu yazısında&lt;/a&gt; bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;
&lt;blockquote&gt;Küçük İbo koşup Hülya Avşar'ın kucağına zıpladığında denk dursa iyiydi.. Lakin tünediği yerden kameramana sırıtarak bakınca işin rengi değişti.. Oğlan vaziyetten haz alıyormuş gibi bir manzara doğdu..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Paparazzi milleti de belaya nacakla gitmeye meraklı.. Başladılar Küçük İbo'ya münasebetsiz sorular sormaya:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- "Nasıl, Hülya'nın kucağı sıcak mıydı?"&lt;br /&gt;
- "Niye Sibel'in kucağı değil de Hülya'nın kucağı?"&lt;br /&gt;
- "Derslerini Hülya'nın kucağında çalışmak ister misin?"&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;...Üstüne vazife miydi, diye soracak olursanız, vazifeydi..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kucak Vak'ası patladığında Aileden Sorumlu Devlet Bakanı olduğundan kimlerin kucağa alınacağına, kimlerin alınmayacağına &lt;a href="http://www.isilaysaygin.com/tr/index.php?pg=biyografi"&gt;Işılay Hanım&lt;/a&gt; karışırdı.. Temsil, Hülya Avşar'ın Küçük İbo'yu kucağına oturtmasına ses çıkarmadı diyelim..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O zaman ne olacak? Sibel Can da programına Küçük Emrah'ı çağırıp, kucağına almaya kalkışacak.. Ondan sonra bel kemiğinde diski bilmem nesi kayacak? Alın Türkiye'nin dertsiz başına bir dert daha..&lt;br /&gt;
ooo&lt;br /&gt;
Hülya ile Sibel kucaklarına küçük ebat birer türkücü oturtur da Seda Sayan geri kalır mı? O da tutar, birini çağırır.. Elde fazla küçük türkücü bulunmadığından çaresiz Alişan'ı davet edip onu kucağına çıkarır.. &lt;/blockquote&gt;Magazinciler sağolsun öyle bir havaya sokmuşlardı ki durumu; büyümüş de küçülmüş yeni yıldızcığın da cevaplarıyla, devlet katında tam bir muammaya dönüşmüştü olay. Hatta televizyona kapatma cezası bile gelmişti o günlerde.&lt;br /&gt;
Vay be ne günlerdi?&lt;br /&gt;
O zamanki hükümet şimdiki gibi muhafazakarlık nutukları atmıyordu ama böylesine bir tutum sergilemişti bir İzmir milletvekili olarak.&lt;br /&gt;
Şimdi mevcut hükümet muhafazakarlık tamtamları çalarken, RTÜK ottan boktan işlere şerh koyarken ekranlarda olan biteni Yeniçağdan &lt;a href="http://www.yenicaggazetesi.com.tr/a_haberdetay.php?hityaz=8948"&gt;Selcan Taşçı&lt;/a&gt; şöyle dile getirmiş:&lt;br /&gt;
&lt;blockquote&gt;&lt;b&gt;Sapıklar arasında kaldık&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hadi kırkından sonra teşhirciliğe soyunanların, reyting için insan eti pazarlayanların ar damarı çatladı... Porno sitelerine dönen televizyon ekranlarını siz nasıl izliyorsunuz sayın Başbakan?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Bu fotoğrafları çektirdiği için Ayşe bazı kişilerin hedefi haline gelecek. Gazetecilik etiği üzerine ahkamlar kesilecek. Bence bunların hiçbir önemi yok” diyordu dün Mehmet Y. Yılmaz...&lt;br /&gt;
Neden söylenecek bütün sözler en başından hükmünü kaybetmiş olabilir sizce?&lt;br /&gt;
Değersiz oldukları için mi yoksa internette bilmem kaç yüz bin tıklanma kadar değer ifade etmedikleri için mi?&lt;br /&gt;
Tam sayı veremiyorum, çünkü kırkına merdiven dayamış, evli barklı, çoluk çocuk sahibi bir kadının orası burası her geçen saniye biraz daha tıklanıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Star kumaşındanmış&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Anadan üryan ‘Bakın bende ne var?’ pozları kadının özgürleşmesi, cesaret... Kocasının bu işten hoşlanması medeniyetmiş... ‘Bu fotoğraflar çocuklarına bırakacakları en değerli miras’ da derlerse tam olacak.&lt;br /&gt;
“Star kumaşı”ndanmış... Starı, Türkçe konuşan dilimizi eşek arısı sokar diye yıldız yerine kullanmıyor muyduk biz? Yıldızların erişilmez olması gerekmiyor mu? Büyüleyici, göz alıcı, dokunulmaz...&lt;br /&gt;
Şimdi ancak poşette satılmaya müsait olan, hangi ellerde hangi işlemlerden geçeceği, kimlerin dokunup, bürüp ne hale sokacağı belirsiz bu kağıt parçaları mı olacak ‘yızdızlık’ etiketi?&lt;br /&gt;
Günlerdir saniyelik fragmanlar beliriyor ekranda. Ucundan accık gösterip çekiyorlar. Behlül ile Bihter’in yasak elmayı ısırma halleri...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Pornoyla yemleme&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Milyonlarca insan ekrana kilitlenmiş önceki akşam...Çünkü ‘bir sezondur bekledikleri sevişme nihayet gerçekleşmiş!’&lt;br /&gt;
Ne zamandan beri, ahlak avcılarının pornoyla yemlediği bir toplum olduk biz... Ne zamandan beri bir baldıra, bir göğüs ucuna sazan gibi atlayıp, sapıklığın kafesine gönüllüce hepsettiriyoruz kendimizi...&lt;br /&gt;
Özel kanallı ilk yıllarda bu tür yayınlar gece belli bir saatten sonraya atılır ve şifreli yayınlanırdı... Herkes uykudayken, gizli sapıklar parmak uçlarına basa basa salona sızıp, saklıca izlerlerdi bunları... Bu “yarasa kuşağı” uygulaması faydalıydı. Kendisini veya ailesini bunlardan sakınmak isteyenler, gece ihtiyaçlarını görmeye kalktıklarında perdeyi aralayıp şöyle bir mahalleyi kolaçan eder, yanan ışıklardan mahallenin sapıklarını şıppadanak tespit ederlerdi.&lt;br /&gt;
Çocuğuyla televizyon keyfi yapmak isteyenler hiç olmazsa TRT’yi gönül rahatlığıyla açardı. Şimdi devletin televizyonunda da neyle karşılaşacağımız belli değil!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Genel izleyici kuşağı&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Bugün öyle mi? Çoluk, çocuk akşam yemeğine oturmuşsunuz, ekranda RTÜK’ün akıllı işareti ‘Genel İzleyici’; bir nevi yeşil ışık... Sonra dizi jenereği... Sonra siz tam çorbadan ana yemeğe geçmeye hazırlanırken, zamansız bir meyve ikramı... Mevsim meyvesi filan da değil: Elma...&lt;br /&gt;
Ben en edeplisini söylemeye çalışıyorum, yasak aşk mantığından sembolize ediyorum, ikram edilenin ne olduğunu anlayın artık işte...&lt;br /&gt;
Ne kadar açılan saçılan, sere serpe uzanan, öpüşen, koklaşan varsa ödüllendiler geçen gün... Onları en şuh açılardan resimleyen, kamerayı tahrik gücü en yüksek bölgelerde dolandıranlar da öyle...&lt;br /&gt;
Madem ‘porno’nun adı ‘sanat’ olacaktı; Aydemir Akbaşlar’ın, Kazım Kartallar’ın, Arzu Okaylar’ın, Zerrin Egeliler ve nicesinin ne suçu günahı vardı?&lt;br /&gt;
Madem değerler değil üzerine akıtılan salyalar belirleyecekti estetiği tecavüzcü Coşkun’dan neden nefret ettik bunca yıl? En azından o adıyla sanıyla kötü adamdı, kötülüğü meşrulaştıran esas oğlan değil... O ayıplanandı, hayran olunan değil...&lt;br /&gt;
Ben görmedim, o yılları hatırlayanlardan öğrendim; Dallas’ta bile yokmuş böylesi... Nereden nereye gelmişiz, ar damarı çatlatmada kimleri sollamışız siz hesap edin.&lt;br /&gt;
Bir de Türk edebiyatının klasiklerini tanıtıyorlar diye üstün hizmet ödülü verecekler bunlara...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Artık biri dur desin&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Siz sayın okur, ekrana bakarken bir yandan da şunu mu diyorsunuz çocuğunuza; Bak kızım kocalarını paylaşamayan Necla ile Leyla ablanlar var ya... İşte onların isim babası Reşat Nuri Güntekin... Hani Bihter ablan var bir de... Adnan Bey’in karısı hani... Var ya canım çıtı pıtı güzel bir kızcağız... Onun Behlül’le kırıştıracağını da Halit Ziya Uşaklıgil’den öğrenmiştik zamanında... Bir de Halide Edip Adıvar diye bir teyze var ama... Kurtuluş Savaşı’nın ortasında cephelerde, yollarda, hastanelerde porno mekanı bulunamadığı için bu aralar pek gözde değil kendisi..&lt;br /&gt;
Bu mu tanıtım? Bu edebiyatçıların çoluğu çocuğu neredeler? Babalarının eserlerindeki tahrifata, isimlerinin ucuzlatılmasına nasıl göz yumuyorlar? Yazarlar Birliği, Edebiyat Vakfı...&lt;br /&gt;
Ekranların ahlak bekçisi Zahid Akman ‘sahtecilik’le suçlanırken ondan beklemek abes olur da; Ahlak bekçisini denetlemeyen Bülent Arınç ne yapıyor? Sapıklar için “Sıra onların büyüklerinde” deyip, ahlakı yozlaştırarak reyting alan sistemi tartışmaya açmak için ne bekliyor? Kültürel değerlerin nihai sahibi olan devlet nerede? Kültür Bakanı, ‘Genel İzleyici’ saatinde uyuyor mu?&lt;br /&gt;
Hakaret etmek için değil, TDK sözlüğündeki “Tavır ve davranışları geleneklerden, törelerden ayrılan” anlamına dayanarak ayıplamak için söylüyorum bunu... Çünkü biz bu değiliz... Siz bu musunuz Sayın Erdoğan? Bir yanınıza Emine Hanım’ı, diğer yanınıza Sümeyye’yi oturtup izleyebilir misiniz o sahneleri?&lt;/blockquote&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Vay be ne günler...&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-5100165918246668733?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-06-20T22:32:39.652+03:00</app:edited><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_ojXdrAH4mcM/Sj01zh45nUI/AAAAAAAAAvY/Bl77sOCb4EY/s72-c/k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk+ibo.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/06/bir-sarksn-sen-kucuk-ibo.html</feedburner:origLink></item><item><title>Başka bir "Adalet Hanım" hadisesi</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/vh9Odbd7hs8/baska-bir-adalet-hanm-hadisesi.html</link><category>themis</category><category>kafadan</category><category>adalet</category><category>yargı bağımsızlığı</category><category>adalet hanım</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Tue, 16 Jun 2009 12:55:32 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-1783801878400908596</guid><description>Anayasa Mahkemesinin yeni binası önüne dikilen ve basın yayında epey yer alan "&lt;a href="http://www.nebilim.net/2009/04/adalet-hanm.html"&gt;Adalet Hanım&lt;/a&gt;"dan ben de bahsetmiştim burada.&lt;br /&gt;
Benzer bir heykel de &lt;a href="http://www.samsunbim.adalet.gov.tr/default.asp?id=galeri"&gt;Samsun Bölge İdare Mahkemesi&lt;/a&gt; önünde yer alıyor. Anayasa mahkemesindeki gibi herhangi bir yerelleştirmeye gidilmemiş ama bu adalet figürünün en önemli özelliği olan gözlerinin kapalı olması burada da dikkate alınmamış. Ne zaman koyulmuş, kim yapmış tam bilmiyorum ama onun da yeni yapıldığına eminim. Çeşitli evrensel değerler konusunda atıp tutan akp hükümetinin iktidarı döneminde evrensel değerlerin en önemlisi olan adalet konusundaki bu hassas noktayı es geçen evrensel tutumun özellikle yargı kurumları nezdindeki simgeselliğinin yerle bir edilmesi, bu evrensel değerlerin uygulanması konusunda da insanı şüpheye düşürmüyor değil.&lt;br /&gt;
Basit gelebilir ama şeytan ayrıntıda gizlidir. Bilemiyorum; sanatçıların cahilliği mi, idarecilerin cahilliği mi yoksa evrensel değerlerden en önemlilerinin figüratif olarak göz ardı edilmesinden başlayan bir değişim mi?&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_ojXdrAH4mcM/Sjf3q4wxc0I/AAAAAAAAAvQ/MYny-awBOXM/s1600-h/adalethan%C4%B1msamsun.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_ojXdrAH4mcM/Sjf3q4wxc0I/AAAAAAAAAvQ/MYny-awBOXM/s400/adalethan%C4%B1msamsun.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-1783801878400908596?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-06-16T22:55:32.702+03:00</app:edited><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/_ojXdrAH4mcM/Sjf3q4wxc0I/AAAAAAAAAvQ/MYny-awBOXM/s72-c/adalethan%C4%B1msamsun.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/06/baska-bir-adalet-hanm-hadisesi.html</feedburner:origLink></item><item><title>Türkçe Olimpiyatları</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/SLplMMFadWM/hangi-turkcenin-olimpiyatn-yapyorsunuz.html</link><category>cemaat</category><category>can sıkanlar</category><category>fetullah gülen</category><category>türkçe olimpiyatları</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Thu, 11 Jun 2009 14:31:18 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-812695958587851619</guid><description>Gülen'in dünya çapındaki okullarının öğrencilerinden katılımıyla yapılan&amp;nbsp; &lt;a href="http://www.turkceolimpiyatlari.org/"&gt;Türkçe olimpiyatlarını&lt;/a&gt; duymayan kalmamıştır herhalde.&lt;br /&gt;
Kendi internet sayfalarında amaçları şu cümle ile başlıyor:&lt;br /&gt;
&lt;blockquote&gt;Kültürel değerlerin “İNSANLIK” ortak çatısı altında gün yüzüne çıkartılması ve kopuk ilişkilerin aşılarak diyalog köprülerinin kurulması aynı dili konuşmakla mümkün olacaktır.&lt;br /&gt;
...&lt;br /&gt;
Güzel Türkçemizi dünyada hak ettiği konuma getirmek, dilimizin daha yaygın bir şekilde kullanılmasını sağlamak ve Türkçeyi en iyi öğrenenleri ödüllendirmek amacıyla 2003 yılından beri Uluslararası Türkçe Olimpiyatları düzenlemekteyiz. Bu olimpiyatlar, yurt dışında Türkçeye karşı büyük bir heyecan ve ilgi uyandırmıştır.  &lt;/blockquote&gt;Vay vay vay! Yav daha sen, kendi memleketinde Türkçeyi layık olduğu yere getirememişsin, düşmüşsün dünyada Türkçe'ye yer rezervasyonuna.&lt;br /&gt;
Kendi ülkende işyeri tabelaları, markalar İngilizce, Fransızca, İnglizce-Türkçe kırması. Ülkenin doğusunda, güneyinde binlerce insan Türkçe'nin "t"sinden bihaber.&lt;br /&gt;
Hala 5 kadından biri, yani yaklaşık 5 milyon 732 bin kadın, okuma yazma bilmiyor. &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&amp;amp;ArticleID=920252&amp;amp;Date=05.02.2009&amp;amp;CategoryID=77"&gt;*&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
Milletin yarısı Arapça, bir diğer yarısı İngilizce kırması bir Türkçe konuşmaya çalışıyor. İnsanlar ülkedeki, Türkçe ağız ve şiveleri duyunca marslıyla karşılaşmış gibi bön bön bakıp duruyor. Koca koca üniversitelerin mezunları ABD aksanı mı İngiliz aksanı mı İngilizce konuşsam derdinde.&lt;br /&gt;
Sen&amp;nbsp; kalkmışsın kırık dökük Türkçe konuşmaya çalışan 90-100 tane çocuğu meydanlara dökmüşsün de güya Türkçe'ye hizmet ediyorsun.&lt;br /&gt;
Be hey işgüzar! Bu ülkede aynı dili(!) konuşan insanlar birbiriyle anlaşamıyor sen kalkmışsın ecnebi memleketlerin çocuklarının kırık dökük Türkçesiyle kendi halkına vatanseverlik propagandası yapıyorsun.&lt;br /&gt;
Türkçe'den başlıyor kolbastıdan çıkıyorsun. &lt;b&gt;Bir şeyi&amp;nbsp; merak ediyorum; acaba Türk televizyonlarından başka bu tertibinize ilgi gösterip yayınlayan yabancı ulusal veya uluslararası tv kanalları, basın yayın organları var mı? Yoksa sadece dediğim gibi Türke Türk propagandası olarak mı kalıyor?&lt;/b&gt; Bir şeyi daha merak ediyorum; acaba nur risalelerini ne zaman Türkçe olarak basacaksınız? Yoksa latin harfleriyle bastık, yetmez mi diyorsunuz?&lt;br /&gt;
Aslında olay&amp;nbsp; net değil, olimpiyatlar bir devlet tertibi mi, cemaat tertibi mi? &lt;b&gt;Hele bu olimpiyat işinin içindeki kamu kurumlarının sponsorlukları daha da garibime gidiyor. Kamu kurumları sponsorluğuyla bir yandan da cemaat propagandası tam gaz devam ediyor.&lt;/b&gt;Bunu da göz önüne alınca devlet, cemaate sponsor olmuş görünüyor. Devlet uyuyor, cemaat böylesine bir organizasyona ev sahipliği yapıyor devlete rağmen. Kamuoyundaki yansıması bu yönde. Çünkü olayın ardındaki devlet desteğinden bahseden yok. &lt;br /&gt;
Bazen  bu anlamsızlığı göz önüne alınca,&amp;nbsp; acaba bunlar Türkçe adı altında 23 nisan kutlamalarına cemaat bünyesinde bir seçenek mi oluşturmaya çalışıyorlar diye düşünmeden edemiyorum.&lt;br /&gt;
Dil öğretimine çok önem veriyorsun madem, kolejerinle devlete destek çık da ülkede okuma yazma bilmeyenlere, Kürtçe'den başka dil bilmeyenlere bir el uzat. Çok mu zor senin için?&lt;br /&gt;
Devlet...&lt;br /&gt;
Cemaat...&lt;br /&gt;
Cemaat devleti...&lt;br /&gt;
Yoksa ne???&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-812695958587851619?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-06-12T00:31:18.086+03:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/06/hangi-turkcenin-olimpiyatn-yapyorsunuz.html</feedburner:origLink></item><item><title>Yazasım yok</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/wlx_NGDFh-c/yazasm-yok.html</link><category>boşluk doldurmaca</category><category>kafadan</category><category>hayat işte</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Sat, 06 Jun 2009 16:29:00 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-1204459229934478459</guid><description>yazasım yok&lt;br /&gt;
yine de klavyeye sarıldım&lt;br /&gt;
ham bir armut gibiyim manav tezgahında&lt;br /&gt;
ya da&amp;nbsp; bir hıyar, mevsimi geçmiş turfanda&lt;br /&gt;
çok mu ayıp hala yazmak istemek?&lt;br /&gt;
neyse zaten hiç halim yok&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evet öyle, hiç halim yok memleket kurtarmaya. :) Geçen bir ay kadar, gelecek iki ay da şahsım adına epey yoğun geçecek gibi.Memleketten önce, biraz kendimi kurtarmam lazım işten güçten. Daireyi taşıyacağız yeni binaya ama lanet binanın işleri bir türlü bitmiyor. Adi müteahhit, bir bina yapmış ki neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Tesisatlar çalışmaz, duvarlar nem içinde, üst katın akarları bizim katın tavanlarından sızar vs vs. Hadi onları da geçtim tefrişat alımları, nakli, taşınması bir bela, mevcut ağ vb tesisatların kontrolü, çalışır hale getirilmesi başka bir bela. Hep demişimdir; kamu binalarının yapımı mimarların, müteahhitlerin deneme tahtasıdır diye. Adamlar kafalarına göre birşeyler denerler adam gibi bir sonuç verirse özel sektör projelerine eklerler yoksa ne ala! Devletin sırtına bela. Bizim memlekete bir resmi daireler kampusu yaptılar ki akıllara zarar. İşte o belanın bize düşen kısmıyla uğraşmaktan ne kafa kalıyor ne tâkat. Hele ihtiyaçlar için ödeme talepleri, alım evraklarının hazırlanması tam işkence. Evrakları hazırlarsın tomar tomar tam fiyat alımına çıkacaksın, karar değişir sil baştan tomar tomar evrağı yenile, imzalatmaya dolaş...&lt;br /&gt;
Aslında dairede dönen saçmalıkları, insanların birbirlerini çekememezlikleri, ego savaşlarını yazsam tam geyik olur da hele bu devirde mimlenmek biraz sakat gibime geliyor. Hele ki böyle bir kurumda! Bakalım belki bir ara popom yerse yazmaya başlarım, olmadı 20-25 sene sonra hatırat olarak yayımlarız. :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-1204459229934478459?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-06-07T02:29:00.870+03:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/06/yazasm-yok.html</feedburner:origLink></item><item><title>DTP de sonunda özde anayasaya aykırı olduklarını itiraf etti</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/rpEWAzKqVJo/dtp-de-sonunda-ozde-anayasaya-aykr.html</link><category>pkk</category><category>etnik siyaset</category><category>bölücü dtp</category><category>can sıkanlar</category><category>bölücü terör</category><category>memleket meselesi</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Mon, 01 Jun 2009 12:51:49 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-1739826071589277635</guid><description>DTPli Ayna &lt;a href="http://haber.superonline.com/haber/2009/05/31/84142.html"&gt;döktürdükçe döktürdü&lt;/a&gt; Diyarbakır'da. &lt;br /&gt;
Daha &lt;a href="http://www.nebilim.net/2009/05/anayasal-cercevede-etnik-siyaset.html"&gt;5 gün önceki "Anayasal çerçevede etnik siyaset" başlıklı yazımda&lt;/a&gt; bahsedip de sormuştum: Tamam teşkilat olarak anayasalsınız ama ya eylemleriniz, söylemleriniz, bunlar da anayasal mı diye?&lt;br /&gt;
Sanki Ayna, bunları okumuşta cevap veriyordu dün akşam haber bültenlerinde geçen haberde. 9. Diyarbakır Kültür Sanat Festivali kapanışında konuşma yapıvermiş DTPliler ve Ayna bangır bangır bağırıyor : Biz anayasal değiliz, diye. Bir halkı var eden anayasadır vb.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Resmen, üzerine yemin ettikleri, meclisi çatısı altında sözüm ona siyaset yaptıkları bir devletin, kuruluş felsefesini, siyasi varlığını ve meşruiyetini tanımadıklarını ilan ettiler.&lt;/b&gt;Ve bunu ABsi ABD vbleriyle içerideki özürlü aydınların demokratik değil dedikleri bir ülkede yaptı aynı defalarca yapmış oldukları gibi. Şimdi Türkiye Cumhuriyeti; Anayasasından, yasalarına ne kadar kanun varsa bunları bir bir ezen geçen, iplemeyen bir partiden hala siyaset yapmasını bekliyor. Evet siyaset yapıyorlar fakar bu ülkenin, bu milletin birliği, dirliği, refahı için değil bölücülük için. "Tarihi fırsat" adına bu bölücülerin yaptığı herşeye göz yumuluyor. &lt;b&gt;Yarın, öbür gün aynı Irak'ın kuzeyindeki gibi bir parlamento vb bu ülkenin güney doğusunda ortaya çıkarsa ne yapacağız çok merak ediyorum. Gerçi son yapılan operasyonda bunun temellerinin atılmaya çalışıldığı ortaya çıktı şükür ki emniyet gerekeni yapmakta yerinde davranmış. Ya bir daha ki sefere bu zamanlama tutturulamaz, ya bu tür bilinen eylem ve girişimler örtbas edilirse ne olacak? &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Terörle bir yere varılmaz, terörle yaşamaya alışmalıyız diye diye adamlar fütursuz bir hale getirildi. Ne kanun dinliyorlar ne anayasa...&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Bu etnik siyasetin son bulmasının tek çözümü var, bu etnik siyaseti sürdürmek için&amp;nbsp; destek aldıkları bölücü terör örgütünün, taviz verilmeden top yekün yok edilmesi.&lt;/b&gt; Af maf, bu terörü bitirmez. Eğer niyetlerinde samimiyseler mevcut yasalarla gelip teslim olmaları gerekli. Şu an zaten Kürtçe enstitüleri kurulmakta. kısa bir zamanda olmasa da "anadili"nde eğitim hakkı da tanındıktan sonra başka bir bahaneleri kalmayacak. Ama bunlar yapılsa dahi amaçlarının bu olmadığını yediden yetmişe (kendileri de dahil) hepimiz biliyoruz ve bangır bangır bağırıyorlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-1739826071589277635?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-06-01T22:51:49.849+03:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/06/dtp-de-sonunda-ozde-anayasaya-aykr.html</feedburner:origLink></item><item><title>Hoşgeldin "Olacak O kadar"</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/UiD0qBZ_N3g/hosgeldin-olacak-o-kadar.html</link><category>akp</category><category>mizah</category><category>nejat uygur</category><category>ekran</category><category>olacak o kadar</category><category>muhalefet</category><category>kafadan</category><category>levent kırca</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Sun, 31 May 2009 09:51:54 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-6048876193566343476</guid><description>Ta 2007 Eylül'ünde "&lt;a href="http://www.nebilim.net/2007/09/ekrana-muhalefet-aranyor.html"&gt;Ekrana muhalefet aranıyor&lt;/a&gt;" başlığıyla bir yazı yazarak geçmişte tv ekranlarında boy gösteren sosyal mizah programlarına duyduğum özlemimi dile getirmiştim. Ardından Foxta başlayan "&lt;a href="http://www.nebilim.net/2008/05/beyaz-ekranda-zlenen-soluk.html"&gt;Komedi Türk&lt;/a&gt;" bir nebze olsa bu ihtiyacı karşılamaya çalıştı ama o da olmadı.&lt;br /&gt;
En sonunda aranan efsane soluk ekrana geri döndü tabi ki, Olacak O Kadar.&lt;br /&gt;
Bu gece Fox ta yayınlanan bölümünde güncel mizah ve taşlamalarıyla, yine kaliteli esprileriyle benim gibi bir çok kişinin özlemini gidermesine sebep olduğuna eminim. Herkesin bilip de çoğunluğun söylemeye dilinin varmadığı konulara ilk bölümünde bodoslama dalabilme cesaretini gösterdi. Umarım Levent Kırca ve ekibi adına bir tatsızlık yaşanmaz da yine uzun süre halkın ekranlardaki dili olarak bu işe devam ederler.&lt;br /&gt;
Sen çok yaşa e mi "Olacak O kadar". Umarım bu ekibindeki yeni kuşaktan bir veliaht çıkmayı başarır.&lt;br /&gt;
Bu vesile ile&amp;nbsp; başka bir efsane Nejat Uygur'a da dualarımızı ve şifa dileklerimizi de eksik etmeyelim. (Bir çok kişi bloga "nejat uygur cenazesi" aramalarıyla geliyor. Merak etmeyin çok şükür ki Nejat Uygur henüz hayatta ve şu an tedavi görmeye devam ediyormuş, geçen hafta Behzat Uygur söyledi ekranda)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-6048876193566343476?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-31T19:51:54.583+03:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/05/hosgeldin-olacak-o-kadar.html</feedburner:origLink></item><item><title>Paris Hilton ne yıldızı?</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/nVHl6FKhmxg/paris-hilton-ne-yldz.html</link><category>show tv</category><category>can sıkanlar</category><category>acun ılıcalı</category><category>paris hilton</category><category>var mısın yok musun</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Fri, 29 May 2009 00:13:08 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-3874182097981512744</guid><description>Acun Ilıcalı "Var mısın yok musun" adlı yarışma için tanıtımlarda övüne övüne dile getiriyor: Sizi yıldız yağmuruna boğduk şimdi de bir yıldızı sizlere getiriyoruz. Paris Hilton pazar günü "var mısın yok musun"da.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu Paris ne yıldızı çok merak ettim. Hani birilerini getirdin şarkıcı, birilerini getirdin "top model", futbolcu anladık da. Peki Acun, bu .rospuyu ne yıldızı olarak getiriyorsun? Ekran karşısında yarışmayı seyreden çocuklar ailelerine sorduklarında bu kim diye acaba ne cevap alacaklar büyük merak içerisindeyim.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Hiç yakışıyor mu sana Acun? O kadar geniş bir izleyici kitlesine sansasyonları, porno filmleri, ayyaşlıkları, genel ahlaka aykırı davranışlarıyla meşhur bu kadını mı layık görüyorsun yıldız olarak???&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Hem Acun'u hem Show Tv yi sağduyuyla o programı yayına sokmamaya&amp;nbsp; hem de RTÜK'ü buradan göreve çağırıyorum.&lt;br /&gt;
Hadi yayınladınız bundan sonra sıra kime gelecek amerikanın meşhur porno yıldızlarına mı? Bakın, burada aslında tepki verdiğim kadının kendisi de değildir; popüler kültür (popüler kültür de değil de adını koyamadım bir türlü) içerisinde ikonu olduğu anlayıştır. Zenginlikten ve pervasızlıktan başka hiçbir yeteneği, erdemi vb birşeyi olmayan bir zihniyet bu millete yıldız, ünlü, şöhret diye sunulup da ulusal bir kanalda milyonların karşısına çıkarılamaz. Eğer bu gerçekleşirse, ardını düşühmek bile istemiyorum.&lt;br /&gt;
Başta bütün blog camiasını, buraya ulaşan duyarlı herkesi, reyting vb sevdalar adına böyle bir yayıncılığa girişen yapımcı ve tv kanalını protestoya çağırıyorum. Kusura bakma Acun, bu zamana kadar yaptıklarının bir hemşehrin olarak bu yayınla al aşağı edilemesini sindiremiyorum. Hemşehriliği de bir kenara bırak inandığım değerler adına karşı çıkıyorum buna. Ne halkımıza ne de senin etik anlayışına bu tutumu yakıştıramıyorum. Evimizde de o gün seyrettirmeyeceğim o programı ve eşe dosta da seyretmemelerini söyleyeceğim.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Ben üzerime düşeni yapayım gerisi yapımcı yayıncı ve böyle bir yıldızı kendilerine layık gören diğer vatandaşlarımıza kalmış.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Ben bu yazımı&amp;nbsp; ilgili yerlere gönderiyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aha bu acun &lt;a href="http://www.acunmedya.com/forum/sendmessage.php"&gt;medyanın iletişim formu&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://www.showtvnet.com/yardim/"&gt;Bu show tv iletişim &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://www.rtuk.gov.tr/sayfalar/GorusOneri.aspx"&gt;Bu da rtük formu&lt;/a&gt; (RTÜK eminim payılacaktır bu işe :) )&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-3874182097981512744?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-29T10:13:08.132+03:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">3</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/05/paris-hilton-ne-yldz.html</feedburner:origLink></item><item><title>Anayasal(?) çerçevede etnik siyaset</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/439C3bq1FIU/anayasal-cercevede-etnik-siyaset.html</link><category>pkk</category><category>demokrasi havarileri</category><category>bölücü dtp</category><category>can sıkanlar</category><category>sözde demorkasi</category><category>kürt sorunu</category><category>bölücü terör</category><category>memleket meselesi</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Tue, 26 May 2009 14:10:31 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-5666625573655036186</guid><description>Başlıkta yazdığımız elbette ki yenilir yuturlur bir tarafı yok. Fakat ne hikmetse DTPli vekillerin her götleri dara girince sarf ettikleri cümle bu : Biz anayasal çerçevede kurulmuş bir partiyiz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Teşkilatlanmanız bile hala da hukuka aykırı, fiilen bir &lt;a href="http://www.nebilim.net/2009/04/nedir-bu-esbaskanlk-sevdas.html"&gt;eşbaşkanlık tutturmuş&lt;/a&gt; gidiyorsunuz. Hadi onu da geçtik, peki ya yaptığınız siyaset ne çerçevede?&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://www.anayasa.gen.tr/2820sk.htm"&gt;Siyasi Partiler Kanunu&lt;/a&gt; Madde 78 der ki :&lt;br /&gt;
&lt;blockquote&gt;MADDE 78 - Siyasi partiler:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
a) Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini; Anayasanın başlangıç kısmında ve 2 nci maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasanın 3 üncü maddesinde açıklanan Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına, milli marşına ve başkentine dair hükümlerini; eğemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunun ancak, Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanılabileceği esasını; Türk Milletine ait olan egemenliğin kullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veya hiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı hükmünü; seçimler ve halkoylamalarının serbest, eşit, gizli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılması esasını değiştirmek;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, &lt;b&gt;dil, ırk, renk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak&lt;/b&gt;; Amacını güdemezler veya bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar, başkalarını bu yolda tahrik ve teşvik edemezler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
b) &lt;b&gt;Bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikat esaslarına dayanamaz veya adlarını kullanamazlar.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
...&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;d) Askerlik, güvenlik veya sivil savunma hizmetlerine hazırlayıcı nitelikte eğitim ve öğretim faaliyetlerinde bulunamazlar.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
e) Genel ahlâk ve adaba aykırı amaçlar güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;f) Anayasanın hiçbir hükmünü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlayamazlar.&lt;/b&gt; &lt;/blockquote&gt;Her oturumda, tartışmada, panelde ağzınıza sakız etmişsiniz söylüyorsunuz "biz Kürt kimliği üzerine siyaset yapıyoruz" diye. PKK ile bağlarınız doğrudan&amp;nbsp; (d) bendini çiğnemektir.&lt;br /&gt;
Etnik siyaset yaparsınız, üniter devlet yapısına aykırı görüşleri dile getirirsiziniz, PKK dan emir alırsınız, halkı dil, ırk gibi ayrılıkçı hareketlere yönelik propagandalar yaparsınız ondan sonra biz Anasayal çerçevede kurulmuş bir partiyiz. &lt;b&gt;Peki anayasal çerçevede siyasi faaliyet sürdürüyor musunuz ha? &lt;/b&gt;Asıl buna cevap versenize! Kuruluşunuz anaysal ama ya eylemleriniz, faaliyetleriniz, söylemleriniz bunların hangi biri anayasal? &lt;br /&gt;
Sonrasında silahlar sussun, siyaset yapmamıza izin verin diye millete zırlıyor mızmızlanıyorsunuz. Anayasa Mahkemesi kapısına gelince de Brüksel şefaatine sığınıp duruyorsunuz. IRA kadar delikanlı olamıyorsunuz be! &lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Neymiş Etkin pişmanlık zorlarına gidiyormuş, gurur kırıcıymış.&lt;/b&gt; Oldu kırmızı halı serelim dağdan şehire inecek teröristlerinize. İçine sıçtınız ulan memleketin 25 senedir. &lt;b&gt;Bırakın Türkü kendi kardeşlerinizi, evet Kürtleri katlettiniz ulan adi şerefsizler.&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Ya o genelev şovalyesi &lt;a href="http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=192984"&gt;Sakık&lt;/a&gt;'ın dediklerine ne demeli : Çıkmış ekranlarda pişmanlığın teröristte kırdığı onurdan yıktığı şereften bahsediyor.&lt;/b&gt; Şeref mi var da yıkılsın, kırılsın? &lt;b&gt;Şeref&lt;/b&gt;e diyerek bu milletin kanını içiyorsunuz çeyrek asırdır. Avrupalı patronlarınız güzel öğretmiş demokrasi, mazlum edebiyatını size. &lt;br /&gt;
Köyünden iki garip getirsen bunlardan daha şerefli, adam gibi siyaset yaparlar hiç değilse adam ekmeğinin, çocuklarının eğitim derdinin, okula vermek zorunda kaldıkları aidatın, hastalıktan ölen hayvanının, kımıldan biten tahılının siyasetini yapar.&lt;br /&gt;
Sorun anayasa değişikliği ile çözülecekmiş... Anayasada ne değişecek, federal sistem mi bekliyorsunuz, etnik siyasetin bir hak olmasını mı, daha konuşayı bile bilmediğiniz Kürtçe'nin resmi dil olmasını mı? Bunlar&amp;nbsp; Kürt halkını sizden kurtaramaz iyice başlarına bela eder. Barzani gibi, Talabani gibi kendinizi köşklere Kürt soydaşlarımızın burnunu da boka sokarsınız. Artık jeneratörlerle evlere saatlik elektrik verir, kalanını Irak ın kuzeyine satarsınız. Terörsit kardeşlerinizle elele vererek içine sıçtığınız bölgenin kalkınmasına fırsat verseydiniz, biliyorum ki sizler şimdi o deri koltuklarda nah otururdunuz.&lt;br /&gt;
Dağdaki terörist kardeşleri eskisi gibi değilmiş, liseli, üniversiteli okumuş çocuklarmış, medyadan gündemi takip edip ne olup bittiğinin farkındalarmış. Hay onların yaladığı mürekkebe eğer öyleyse! Onların akılları başlarında olsa ne sizi ne de başlarındaki teröristleri ipler, gelir adam gibi topluma karışırlar dağda göt korkusuyla yaşayacaklarına.&lt;br /&gt;
Bunları adam yerine koymayacaksın. &lt;b&gt;Yargılanma hakkını bile sunmayacaksın bunlara ki içeri girip de dışarıya kahraman çıkmasınlar. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Vereceksin Tayyip'e desteği, çıkaracaklar "&lt;a href="http://www.tumgazeteler.com/?a=251002"&gt;Türkiye Milletvekilliğini&lt;/a&gt;" bunları da yaptıkları ırkçı siyaseti de gömeceksin tarihin kara sayfalarına.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-5666625573655036186?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-27T00:10:31.123+03:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/05/anayasal-cercevede-etnik-siyaset.html</feedburner:origLink></item><item><title>Aaaaaandımıız!</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/aEFJoyArj5Q/aaaaaandmz.html</link><category>meb</category><category>etnik siyaset</category><category>can sıkanlar</category><category>öğrenci andı</category><category>nimet çubukçu</category><category>demokrasi</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Sat, 23 May 2009 03:23:13 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-589803954137802959</guid><description>Sabahları işe gitmek için evden çıktığım esnada hemen apartmanın yanındaki okulda da "&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96%C4%9Frenci_and%C4%B1"&gt;Öğrenci Andı&lt;/a&gt;" okunmaya başlamış oluyor; sevimli, olanca gücüyle bütün dünyaya duyurmak istercesine bağıran bir kız öğrencinin sesiyle" Aaaandımız" diye başlayıp devam ediyor. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kendi ilkokul zamanım aklıma geliyor. Bu andı bağıra çağıra okuduğumuz zamanlar sadece ben değil sanırsam bütün öğrenciler için sadece son sesle, ezbere okunması gereken bir metin anlamı taşıyordu. İlkokul hayatım boyunca da hiçbir öğretmenin andın ne olduğu, bu metni niye bağıra çağıra okuduğumuzu, anlamının ne olduğunu bir kez olsun anlatmış olduğunu hatırlamıyorum. Bu sebepledir ki; Türk olmak, doğruluk, çalışkanlık, büyükleri korumak, küçükleri sevmek, yurdu, milleti özünden çok sevmek, Atatürk'ün açtığı yolda, gösterdiği hedef nedir sormak da hiç aklımıza gelmiyordu. Sadece ama sadece bir gün müdür yardımcısı işaret eder de "evladım sen gel" diyerek kürsüye çağırdığı zaman yüzlerce öğrenci karşısında rezil olmamak için ezbere bilinmesi ve son nefes okunması gereken bir "şey" olarak biliyorduk. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Demokrasi, kültürel haklar, resmi(!) ideoloji tartışmalarının, andın&amp;nbsp; içinde barındırdığı "Türküm", "Varlığım Türk varlığına armağan olsun" ve "Ne mutlu Türküm diyene" cümleleri üzerinden yapılabileceği ihtimalini hiç mi hiç bilmezdik ki nerede kaldı &lt;b&gt;Türk veya başka birşey olmaktan bihaber dimağların bu cümleleri sarfetmek dolayı kendi kültürlerine vs yabancılık hissedecekleri bir resmi(!) ideoloji aracı olduğunu düşünecektik.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Günümüz siyasi konjonkturunde "Öğrenci Andı" yukarıda söz ettiğim şeyden çok farklı bir hal almıştır. Bu andı okuyanlar için hala daha bir şey ifade etmemekle beraber ülke siyaseti açısından, şu ne olduğu belirsiz "Kürt açılımı"ndan dolayı nazi dönemi kalıntı, resmi ideoloji takıntısı, öğrencileri rejim muhafızı haline getirmesi gibi yaklaşımlarla kaldırılmasının istenmesi kamuyounda pek de öyle demokratik bir tatmin sağlayacak bahaneler değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
MEB veya bir üniversite öğrenciler arasında bir araştırma yapsa; and içmek nedir, bunu niye okuyorsun, ne demek istiyor, dediklerine sadık kalabiliyor musunuz, sizin için ne ifade ediyor gibi sorularla öğrenciler arasında bir araştırma yapsa. Sonrasında da bu uygulamanın olumlu, olumsuz etkileri ortaya konsa da görsek "Öğrenci Andı" neymiş ne değilmiş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bana kalırsa 6 yaşından 11 yaşına kadar okuttuğumuz öğrencilere öncelikle and nedir, fikri vicdani sorumlulukları nedir, bu and niye okutuluyor vb gibi şeyler öğretilse ve andı ezbere okutmaktan ziyade özündeki erdemler benimsetilse ve &lt;b&gt;sonrasında ise her sabah okutmak yerine dönem veya sene başlarında bir kez, yine diyorum öğrencilerin ne için and içtiklerini bilerek, okutulsa bence daha mantıklı olur&lt;/b&gt;. Bunun ötesinde aynı dağ yamaçlarında yazan "Ne mutlu Türküm diyene" yazılarından rahatsız olan, demokrasi, eşitlik vb sevdalılarıyla iktidar arasındaki boş laf kavgalarından öte başka bir işe yaramaz.&lt;br /&gt;
Fakat işte tartışmalar özden uzak, hamasi minval üzere yürümektedir. Öğrencilerin niye, ne okuduğu değil bunu okutan devletin üniter yapısına yönelik bir hale bürünerek etnik siyasetin malzemesi oluyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bugün Türk varlığında varolamayan yarın, kendi etnik varlığında yok olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bağlantı : &lt;a href="http://www.odatv.com/Medya/engin_ardic_oku_bakiyiiim-16240.html"&gt;ABD'de öğrenci andı &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-589803954137802959?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-23T13:23:13.959+03:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">2</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/05/aaaaaandmz.html</feedburner:origLink></item><item><title>Eğitimde yazılmamış sahneler</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/AfBqnhzMkY8/egitimde-yazlmams-sahneler.html</link><category>meb</category><category>ergenlik</category><category>eğitim sistemi</category><category>can sıkanlar</category><category>okulda şiddet</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Tue, 19 May 2009 14:02:37 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-5605168682015556196</guid><description>Tv dizilerinde veya sinema filmlerinde (özellikle abd yapımları) genelde seyrederiz okullardaki şiddet sahnelerini. Son zamanlarda bizdeki bazı dizilerde de yer verilmeye başlandı. Örtbas etmekle sorunların ortadan kalkmadığı aşikardır, özellikle sorunlara karşı herhangi bir çözüm ortaya konmaması bu sorunların daha da derinleşip çözümsüzlüğe tam gaz yol almasına sebep olmaktadır. Okullarda öğrencilerin kendi aralarında sergiledikleri ve hatta öğretmenlere karşı yöneldiğini çeşitli şekillerde gördüğümüz şiddet de bu tür sorunlardan en önemlisidir.&lt;br /&gt;
Türk Eğitim Sen öğretmenler arasında &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalDetay&amp;amp;ArticleID=936443&amp;amp;Date=18.05.2009&amp;amp;CategoryID=77"&gt;bir anket yapmış&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;
&lt;blockquote&gt;Öğretmenlerin yüzde 33.6’sı, öğrencileri şiddete iten en büyük etkenin öğrencinin ailesinden ya da çevresinden şiddet görmesi olarak değerlendirdi. Şiddette diğer etkenler ise yüzde 31.7 ile ebeveynlerin ilgisizliği, yüzde 16.8 ile mafya/aksiyon/korku filmleri, yüzde 8.7 ile eşlerin ayrı olması ve yüzde 4.9 ile bilgisayar oyunları olarak sıralandı.&amp;nbsp;&lt;/blockquote&gt;&lt;b&gt;Öğrenci ailesine, çevresine, bilgisayar oyunlarına, filmlere yönlendirilen şiddet kaynağı tanımlamasında öğretmenlerin de iki yüzlülük yaptığını düşünüyorum.&lt;/b&gt; Suçluyu, sorunun kaynağını hep başka yerde arayarak üzerlerinden sorumluluk atma peşinde oldukları kanaatindeyim. Çünkü öğrenciler arasındaki şiddetin en büyük sebebi ergenlik döneminde hayatta varoluş duygusunun olması gerektiği gibi yapılandırılmayıp, yaşadığı hayatta varolmayı fiziki olarak gücünü ispatla yapılandırmalarına sebep olunmaktadır. &lt;b&gt;Öğrencilere fiziki güç dışında güven duyacakları herhangi bir yetenek öğretilememiş olmasındır, bunların başında gelen.&lt;/b&gt; Bu yanlış yönlendirmede en büyük sorumluluk öğretmenlerde diye düşünüyorum çünkü bu sorunların baş gösterdiği orta öğretim düzeyinde öğrenci ailesinden çocuk okul ortamında bulunmaktadır. &lt;br /&gt;
Erkek bir öğretmenden en ufak azar işiten bir ergen, verecek cevabı olmadığı için içinde beslediği öfkeye yenik düşüp elindeki tek güç olarak gördüğü fiziki kuvveti (kaba kuvveti) kullanarak bir öç alma duygusu içine girmektedir. Eğer sınıfında güçlü bir arkadaş çevresi de varsa intikam sınıf içinde kaba kuvvetle alınmaktadır. Neyse derine girmeye gerek yok koca okumuş yazmış öğretmen kısmısına psikoloji dersi verecek değilim. :) Hepsi de kendilerinden öncekiler gibi&amp;nbsp; sorunlarını çözemedikleri gençlik döneminin içinden süzülüp çıkmış insanlar.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Öğretmenlerin ve eğitim camiasının ellerini başının arasına alıp; filmlere, aileye, filmlere suç atmadan önce yaptığımız bu hatadan en az hasarla bu çocukları nasıl kurtarırız diye bi düşünmeleri lazım&lt;/b&gt;. Çocuklarından ellerinden tutmaya, girdikleri bataklıkta çırpınarak boğulmalarına engel olmaya çalışmalılar çünkü o bataklıklardan kendi başlarına çıkmayı başardıklarında başta kendileri, sonra aileleri ve nihayetinde de toplum için hastalıklı bir ruh haliyle intikam duygusuna sarılmaktalar. Ellerine geçen her fırsatta da maldan, cana kadar bu intikam duygularını tatmin etme savaşı içine girmekteler. &lt;b&gt;Öğretmen ya da hoca artık ne derseniz; ergen çağlarında çocuğun aileden de çok güvendiği bir limandır, arkadaş ve aile çevresine göre bir kaledir.&amp;nbsp; Eğer çocuk sorunlarında bu kaleye sığınamaz da ayazda kalırsa o zaman tek kalesi kaba kuvvet olur.&lt;/b&gt; Sonrasında bu kaleyi ne aile, ne din ne de eğitim yıkabilir ta ki kendisi bununla bir yere varamayacağını anlayana kadar.&lt;br /&gt;
Şimdi bi düşünün (kendi öğrenciliğinizde belki tanık olmuşsunuzdur) en ufak bir terbiyesizliğe, huzursuzluğa kaba kuvvetle tepki veren öğretmenlerden kaç tanesi okulda veya dışında öğrenci şiddetine maruz kalmıştır acaba? Ben kendimden cevap vereyim, hiç! Çünkü öğrenci, bırakın kaba kuvveti en ufak bir terbiyesizliğin bedelini fiziken ödediği için fazlasında daha sert bir tepki alacağını bildiğinden cüret bile edemez.&lt;br /&gt;
Ama şiddet şiddet nereye kadar? Bütün öğretmenlik müfredatına savunma sanatları dahil edilemeyip, öğretmenlere önerilemeyeceği için aksi yönde atılacak adımlarda da öğretmenlerin sorumluluğu büyüktür. Yel değirmenlerine suç atıp sıvışamazlar!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-5605168682015556196?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-20T00:02:37.562+03:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/05/egitimde-yazlmams-sahneler.html</feedburner:origLink></item><item><title>Efsane yeniden: Reha Oğuz TÜRKKAN</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/-JM0Y-o0LXA/efsane-yeniden-reha-oguz-turkkan.html</link><category>nihal atsız</category><category>fatih altaylı</category><category>murat bardakçı</category><category>can sıkanlar</category><category>türkçülük</category><category>türk tarihi</category><category>reha oğuz türkkan</category><category>teketek</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Fri, 15 May 2009 16:49:21 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-4913381620008100258</guid><description>&lt;a href="http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=2751"&gt;Reha Oğuz Türkkan...&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
Bu ismi hep (Birileri bunları görmezden gelip farkılı şekilde yaftalanmıştır ama ) Türk dünyasına ilişkin efsane araştırmaları ve 2. Dünya Savaşı esnasında Azeri mültecileri Rusya'ya iade etmeyi kafasına koymuş İnönü'nün karşısına 23 yaşında dikilip hesap soran, ardından kendine 1944 Türkçülük Turancılık davası sorgulamalarında nerdeyse yapılmadık işkence bırakmayanlara inat devletinin Başkanına (İnönü'ye),&amp;nbsp; ABD'deki Ermeni lobisini karşısına alarak, sahip çıkacak kadar cesur bir şekilde destek veren&amp;nbsp; topluluğu bir araya getiren&amp;nbsp; bir cengaver olarak bildik. Basımı yapılmayan kitaplarına ulaşmak mümkün olmasa da dilden dile dolaşan hayatı ve eylemleriyle&amp;nbsp; milliyetçi/Türkçü gençlerin gönlünde tath kurmuş bir insan.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şahsen bu efsanenin hayatta olduğunu bile bilmiyordum. Ama Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı sayesinde bu akşam tekrar verilen "Teke Tek Özel"de görme ve dinleme şerefine kavuştum. Kendilerine şükranlarımı sunuyorum. Umarım ki yaşayan bu 88 yaşındaki efsaneye tvde ve basında daha fazla yer ayrılır ve hayattayken kendisinden daha fazla faydalanabilelim ki Nihal Atsız'ın, kafatası ölçerek türklük tespiti yaptığı gibi benzer hurafelerin olmadığı bazı kuşbeyinlilerin dimağına iyice bir işlensin.&lt;br /&gt;
&lt;blockquote&gt;Kafatası ölçme meselesi bir sohbette söz konusu olur ve kendisinden kafatasını ölçmesini isteyen Atsız'ın kafatasını ölçen Türkkan, Atsız'ın kafatasının Türk-Turani ölçülere uymadığını söyler. Atsız bunun ardından sinirlenir fakat Türkkan; kafatası ölçmeyle insanın ırkının belli olamayacağını bu ölçümün &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0nsan_bilimi"&gt;antropolojik &lt;/a&gt;bir yöntem olduğunu belirtir.(&lt;a href="http://www.haberturk.com/yazioku.asp?id=6149"&gt;Hurafe için bknz&lt;/a&gt;.) &lt;b&gt;Türkçülük&amp;nbsp; karşıtlarının o zamanlardan bir koz olarak söylem haline getirdikleri "kafatası milliyetçiliği" söylemi de bu şekilde çökmüş bulunmaktadır. &lt;/b&gt;&lt;b&gt;Çünkü Türkkan asla bu tür yaklaşımlarda bulunmadıklarını ve kimseyi kafatası ölçüsüne göre Türktür veya değildir diye nitelendirmenin bilimsel olmadığını belirtmektedir.&lt;/b&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;Atsız ile Türkkan'ın aralarının açılması ise bu kafatası meselesinden değildir. O zaman Türkkan'ın çıkardığı dergide yazıları yayınlanan Atsız'ın hakaretamiz cümleleri artıp da dergi kapatılınca Türkkan, Atsız'ın yazılarına sansür uygular. Bundan sonra Atsız kendisi bir dergi çıkarmaya başlar ve Türkkan aleyhine etnik iftira ve hakaretlerde bulunur. Bu süre içerisinde Zeki Togan, fikri mücadelenin, egolara yenik düşürülmemesi gerekçesiyle ikisini bir araya getirerek barıştırır.&lt;/blockquote&gt;İnsanların fikirlerinin çarptılması, anlaşılmaması o fikirleri ortaya koyanların suçu değildir. Birine&amp;nbsp; ne anlatırsanız anlatın alacağı kapasitesi kadardır. Neyse...&lt;br /&gt;
Umarım bu yayınlardan sonra Türkkan'ın o bulunmayan değerli eserleri yeniden basılır da bizler de faydalanma imkanı buluruz. Benzer ilgi ile&amp;nbsp; Kazım Mirşan'ın kitaplarının da yeniden basımına ön ayak olunur belki.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-4913381620008100258?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-16T02:49:21.324+03:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/05/efsane-yeniden-reha-oguz-turkkan.html</feedburner:origLink></item><item><title>Sivil toplum kuruluşları ve şeffaflık</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/SSPLAvH1EgA/sivil-toplum-kuruluslar-ve-seffaflk.html</link><category>sivil toplum</category><category>can sıkanlar</category><category>şeffaflık</category><category>vakıf</category><category>dernek</category><category>yolsuzluk</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Fri, 15 May 2009 01:00:01 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-3084467513255225489</guid><description>Malumunuz Almanya'daki Deniz Feneri e.v. den hareketle ülkemizde de bir soruşturma yürütülmeye(?) çalışılıyor.&lt;br /&gt;
Sosyal yardım vb dernekleri, vakıfları az çok biliriz, yaptıkları hizmetlerin büyük kısmını bağışlardan bir kısmını da çeşitli gelir getiren faaliyetlerden elde ederler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sosyal amaçlarla kurulmuş yardım ve destek kuruluşlarının temelinde; bağışçıların ve destekçilerin güvenini temin etmek ve elde edilen gelirlerle neler yapıldığının bağışçılara ve kamuoyunun bilgisine sunulması ve şahsi, siyasi, ideolojik amaçlardan uzak bir&amp;nbsp; yapıda olmaları gerekmektedir ki bu sonuncu ütopya gibi birşeydir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Bakanlar Kurulu Kararıyla kamu yararına çalışan statüsünü alınanlar başta olmak üzere bütün derneklerin gelir-gider hesaplarının kamuoyuna, talebe gerek olmaksızın duyurulması şeffaflık endişelerinin giderilmesi açısından zaruridir.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Özetle şöyle bir denetleme yapısına bakacak olursak : &lt;span class="fullpost"&gt;&lt;br /&gt;
-Derneklerin kendi bünyelerinde bir denetleme kurulu zaruridir fakat bunların sorumluluklarını yerine getirmeleri iş olsun maksadıyla ekseriyetle birer imzadan ibarettir.&lt;br /&gt;
-Bunun dışında gerekli görüldüğü hallerde İçişleri bakanlığı veya mülki idare amiri tarafından da denetlenebilmektedir.&lt;br /&gt;
-Kamu yararına çalışan dernek statüsüne alınanlar da ise Devlet Denetleme Kurulu'nun her türlü araştırma, inceleme ve denetleme yetkisi bulunmaktadır.&lt;br /&gt;
-Maliye Teftiş Kurulu da mali olarak dernek, vakıf ve sendikaları mali yönden teftiş etmek yetkisini sahiptir.&lt;br /&gt;
-Türkiye Büyük Millet Meclisi araştırma, soruşturma ve ihtisas komisyonlarının kararına istinaden Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının talebi üzerine&lt;b&gt; Sayıştay, talep edilen konuyla sınırlı olmak kaydıyla denetimine tâbi olup olmadığına bakılmaksızın&lt;/b&gt; özelleştirme, teşvik, borç ve kredi uygulamaları dahil olmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşlarının hesap ve işlemleri ile aynı usule bağlı olarak, kullanılan kamu kaynak ve imkânlarından yararlanma çerçevesinde her türlü kurum, kuruluş, fon, işletme, şirket, kooperatif, birlik, vakıf ve &lt;b&gt;dernekler&lt;/b&gt; ile benzeri teşekküllerin&lt;b&gt; hesap ve işlemlerini denetleyebilir&lt;/b&gt;.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görüldüğü&amp;nbsp; üzere memleketimizde her konuda olduğu gibi stklar konusunda da muazzam bir denetleme teşkilatı var. Ama ardından bu denetleme mekanizmasının ne kadar işlediği sorusu akla geliyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Derneklerin kendi bünyelerinde yer alan denetleme kurullarının etkinliği arttırılarak şeffaflık konusunda diğer unsurlara gerek kalmadan en basitinden yıllık hesaplarını kamuoyuna açıklamalılar. &lt;b&gt;Belki hatırlayanlar olur, anonim şirketler için bilançolarını internet sitesi üzerinden yayınlama konusunda yasal bir zorunluluk getirildi. (Uygulaması tartışılır) Aynı şekilde yasal bir düzenleme ile derneklere de böyle bir zorunluluk getirilmelidir.&lt;/b&gt; Günümüzde bir internet sitesinin maliyeti çok da düşüktür ve şeffaflık konusunda böylesine önemli sosyal organlara engel teşkil etmeyecek kadar düşük bir maliyettir. Kaldı ki bunlar valilik ve kaymakamlık gibi mülki idareler tarafından da karşılanması mümkün maliyetlerdir. Bu şekilde nereden ne şekilde gelir elde edilmiş nereye ne şekilde harcanmış kamuoyu bilgi sahibi olur. Her yıl yapılması gereken bu uygulama dernekler nezdinde bir sorumluluk yaratacak, yerine getirmeyenlere yaptırım sağlanacak ve usulsüzlük, yolsuzluk konusunda insanların güven duygularında bir nebze olsun tatmin sağlayacağı görüşündeyim. Bunlarda da meydana gelecek tereddütlerde diğer denetim mekanizmaları devreye girer.&lt;br /&gt;
Hatta dernekler masası vb denetleme kurullarınca yapılacak denetlemelerle kültür, dayanışma, yardımlaşma vb adlarla kurulu, lokal dernekçiliği, fon rantiyeciliğinden başka bir işe yaramayan, dişe dokunur&amp;nbsp; faaliyetleri bulunmayan bu sivil toplum parazitlerinin de kapatılmaları sağlanmalı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://www.alomaliye.com/saban_kucuk_5253_dernekler.htm"&gt;Başvuru kaynağı&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-3084467513255225489?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-15T11:00:01.250+03:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/05/sivil-toplum-kuruluslar-ve-seffaflk.html</feedburner:origLink></item><item><title>Hesap sormak</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/z3fb5_sWEyo/hesap-sormak.html</link><category>can sıkanlar</category><category>hukuk</category><category>hak arama</category><category>adalet</category><category>demokrasi</category><category>memleket meselesi</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Wed, 13 May 2009 11:45:45 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-4111041825394991344</guid><description>- Bu ülkede hesap sorarsan, hesap sorarlar. Hakkını arıyorsan hesap sormadan arayacaksın.&lt;br /&gt;
- Nasıl yani?&lt;br /&gt;
- Mazlum mağdur ayağına yatacaksın&lt;br /&gt;
- !?&lt;br /&gt;
- Hem mazlumu oynayıp hem nasıl hesap sorulur ki? Mazlum oynayıp hesap sormak mümkün mü? Mazluma kim hesap verir?&lt;br /&gt;
- İşte ben de onu diyorum, hakkını almak istiyorsan hesap sormayacaksın. Mağdur rolüne yatıp hakkını isteyeceksin. Yok demokratik hak, yok anayasal hak, hukuk diye hakkının peşinden hesap sorarak gidersen hakkını ne özel sektörden ne de devlet alırsın. Üstüne üstlük bir de hesap vermek zorunda kalırsın. O yüzden hakkını almak istiyorsan, mağduriyetin giderilsin istiyorsan "ayıya, köprüyü geçene kadar dayı diyeceksin". Karşındakine muhtaç olduğunu belirteceksin, kendisini büyük hissedecek, sana lütufta bulunduğunu sanacak ve sen de hakkına ulaşacaksın.&lt;br /&gt;
- Aaa... Ama...&lt;br /&gt;
- Aması maması yok, sen hakkını almak istiyorsan...&lt;br /&gt;
- Eee başlarım öyle hakka, hukuka. Benim aldığım hakkım olmalı, karşımdakinin lütfu değil. Karşımdaki benim, hakkımı aldığımı bilmeli yoksa ne anlamı var hak aramanın, almanın?&lt;br /&gt;
- Bilmem, benden söylemesi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-4111041825394991344?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-13T21:45:45.093+03:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">1</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/05/hesap-sormak.html</feedburner:origLink></item><item><title>Serkisyan, eteğindeki taşları döktü</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/ZXWkZyGZNDo/serkisyan-etegindeki-taslar-doktu.html</link><category>sınır meselesi</category><category>gündem</category><category>azerbaycan</category><category>ermenistan</category><category>dağlık karabağ</category><category>ermeni sorunu</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Wed, 13 May 2009 11:18:38 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-7975786059653778584</guid><description>Başbakan bir yandan medyaya çattı, bir yandan da ülkemizde Ermenistanla kapıların açılmasına karşı kamuoyunu bilgilendirmek için ülkemize gelen Azerbaycan milletvekillerine. Başta Ermenistan devlet başkanı, kapıdan geçip Türkiye'ye gideceğim dedi, kimse ciddiye almadı. Canan Arıtman'ın sayesinde iktidarımızın gizliden gizliye Ermenistanla kapı görüşmelerinin yapıldığını öncelikle avrupadan duyduk. Sonra ABD gazetelerinden en son Ermeni basınından. Türkiye'de iktidarın bu tutumuna karşı hem halk hem de siyasi partiler nezdinde yüksek perdeden itirazlar yükseldi. Ülkesini Türkiye'nin sessizliği karşısında köşeye sıkıştırılmış hisseden Aliyev Moskova'ya yol aldı. İktidar ser verip sır vermedi ta ki Prag'da sıkıştırılan Serkisyan eteğindeki taşları dökünceye kadar. Ve nihayetinde Başbakan Azerbaycan meclisinde son noktayı koydu: &lt;b&gt;Azerbaycan topraklarının Ermenistan tarafından işgaliyle kapattığımız kapı işgal edilen topraklardan Ermenistan'ın çekilmesine kadar kapalı kalacaktır. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Hem Azerbaycan hem de Türkiye tarafından sessiz sedasız bu politikanın neticesi beklenmiş olsaydı sanıyorum ki durum bu aşamaya gelmeden Ermenistan lehine sonuçlanabilirdi.&lt;br /&gt;
Ümit ederim ki ülkemiz iktidarı, kolpacı batı ve Ermenistan'ın ipiyle bu millete rağmen kuyuya inilmeyeceğini anlamış olsunda diğer konularda da bunu göz önüne alabilsin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-7975786059653778584?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-13T21:18:38.711+03:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/05/serkisyan-etegindeki-taslar-doktu.html</feedburner:origLink></item><item><title>Bir ki üç, adli tıp!</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/DKjtQu6VfWc/bir-ki-uc-adli-tp.html</link><category>adli tıp kurumu</category><category>ayten erdoğan</category><category>can sıkanlar</category><category>cinsel istismar</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Mon, 11 May 2009 14:48:39 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-273082992828600679</guid><description>&lt;a href="http://www.coe.int/t/transversalprojects/children/News/SexualAbuseConvention_en-lottesxl_abuse-1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://www.coe.int/t/transversalprojects/children/News/SexualAbuseConvention_en-lottesxl_abuse-1.jpg" width="183" /&gt;&lt;/a&gt;Bu ülkeden bazı insanlar sanki ilahi bir el tarafından milletin gözü önüne çıkarılıyor. Bunlardan sonuncusu,Doç. Dr. Ayten Erdoğan, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi.&lt;br /&gt;
Geçen ay Adli Tıp Kurumundan istifa etmişti. Şu Üzmez olayına istinaden en son "yine aynı raporu verecekler" demişti.&lt;br /&gt;
Bu akşam Star Haber'de Uğur Dündar'a anlattıklarının bir kısmını yayımladılar. İnsanın tüylerini diken diken edecek şeyler.&lt;br /&gt;
En başta geleni ise taciz, tecavüz davalarında mağdur hakkında verilen "ruh sağlığının bozulup, bozulmadığına" ilişkin kararlar. Mahkeme karar vermek için dosyayı ve mağduru üniversite hastanesinde çocuk psikoloğuna gönderiyor, çocuk psikoloğu genelde "ruh sağlığının bozulduğu" yönünde karar veriyor fakat itirazlar vb sebeplerle dosya adli tıpa gönderiliyor ve&lt;b&gt; uzman kararlarının neredeyse hepsi, içinde çocuk psikoloğu bulunmayan kurul tarafından &lt;/b&gt;aksi şekilde "ruh sağlığı bozulmamıştır" diye değiştiriliyor.&lt;br /&gt;
Ve bu değerli insan göreve başladığından beri eline aldığı her dosyada istisnasız aynı uygulamayı (&lt;b&gt;uzman görüşlerinin, içinde bir tek dahi konu uzmanı olmayan kurul tarafından değiştirilmesi&lt;/b&gt;ni) gördüğünü belirtip,&lt;a href="http://bianet.org/kadin/insan-haklari/113909-adli-tip-kurumunda-cocuk-psikiyatri-istifa-etti-kurumu-sucladi"&gt; istifa ediyor&lt;/a&gt;. &lt;a href="http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5237.html"&gt;Ceza kanunu&lt;/a&gt;nda cinsel istismar davalarında&lt;br /&gt;
&lt;blockquote&gt;103/6 : Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, onbeş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. &lt;/blockquote&gt;dediği için&amp;nbsp; mağdurun "beden ve ruh sağlığının bozulup bozulmadığı yönünde” Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor istenmesinin bir hata olduğunu ve cinser istismar davalarında bunun sorulmasının dahi büyük hata olduğunu, hüküm verirken&amp;nbsp; "ruh sağlığının bozulduğu" önkabulü ile davaya bakılması gerektiğini söylüyor ve bunu da dünya çapındaki uzmanların görüşlerine atıfta bulunarak dile getiriyor. Cinsel istismar davalarında bu önkabulün göz ardı edilerek görüş sorulmasının bile bir hata olduğunu dile getirerek, bu yönde verilen kararların AİHM nezdinde tazminata müstehak&amp;nbsp; olduğunu söylüyor.&lt;br /&gt;
O kısa bölümden sonra asıl programı seyretmekten, içim kaldıramayacağı vazgeçtim. Bu kadar önemli bir konuyu gündeme getirdiği ve adaletin yolunu açmaya çalıştığı için kendisine, bu ülkenin bir&amp;nbsp; vatandaşı olarak teşekkürü&amp;nbsp; borç biliyorum.&lt;br /&gt;
İnanıyorum ki bu insanların üzerinde ilahi bir el var ve düzeltilmesi gereken haksızlıklara işaret ediyorlar. Umarım iktidar ve diğer siyasiler bunu bir an evvel görürler de bir çözüm için çalışmaya başlarlar. Tabi bu konuyla birlikte yeni kadın ve aileden sorumlu devlet bakanı, "egeli muhafazakar" milletvekili Selma Aliye Kavaf'tan da artık siftah bekliyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-273082992828600679?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-12T00:48:39.627+03:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/05/bir-ki-uc-adli-tp.html</feedburner:origLink></item><item><title>Ne namus ne de kan davası</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/kkVsNoD99pE/ne-namus-ne-de-kan-davas.html</link><category>güneydoğu sorunu</category><category>mazıdağı</category><category>can sıkanlar</category><category>mardin katliamı</category><category>dtp</category><category>feodalite</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Sat, 09 May 2009 14:44:21 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-7201419644941383821</guid><description>Mardin Mazıdağındaki katliam insanın ağzını açıkta bırakıyor.&lt;br /&gt;
Sürekli bölgedeki sosyal araştırmalar konusunda çalışan Dicle Üniversitesi çalışmalarına göre bu katliam ne namus ne de kan davası. Çünkü bölgedeki törenin bile sınırları var, onaylarsınız onaylamazsınız.&lt;br /&gt;
Bir namus davasında söz konusu ailedeki bir kadınsa aile meclisi toplanır, namusu temizleyecek kişiyi belirler, yakalanıp da ceza almasının sonrasına taahhüt verilir eline silah tutuşturularak kurbana gönderilir. Taciz, tecavüz, ırza geçme olayında kadının mağdur olması önemli değildir sadece kaçma ve kaçırma olaylarında istisna olarak erkeğe de sıçrar temizlik operasyonu öteki türlü genelde kadının öldürülmesiyle namus temizlenmiş olur. Kan davasında ise genelde kısasa kısas kuralı işler bir can verilmişse bir can alınması gerekir. Kadına, kıza, kızana dokunulmaz.&lt;br /&gt;
Bölgedeki bu tür olaylarda idari yöneticiler, ilgili akademisyenler bir duyum aldıklarında il veya ilçe artık neyse jandarmasından emniyetine, sosyal hizmetlerinden STKlara kurum ve kuruluşların yaptıkları toplantılarla olaya müdahil olunup, mağdurlar mevcut sosyal baskı çevresinden uzaklaştırılarak sorunun çözümü sağlanır. Çoğunlukla da başarılı olunur, başarı genelde aşiretin inadıyla ters orantılıdır. &lt;b&gt;Devlet ve toplum bütün varlığıyla olaya müdahil olsa da ortada eksik birşeyler var kanaatimce. Çünkü devlet kurum ve kuruluşlarının&amp;nbsp; STKlarla bir araya gelmesi bu tür olaylara sebebiyet veren sosyal baskıyı ortadan kaldırmaya yetmemekte sadece mağdurları bu sosyal baskıdan uzaklaştırmakta, feodalitenin eriminden çıkarmaktadır. &lt;/b&gt;Eğitim, öğretim dahi bu feodal yapının (bölgedeki diyemiyorum çünkü ülkenin diğer ucunda en modern şehirlerde yaşayan aşiret üyelerine bile tesir edebilmekte) hukuka direncini kıramamaktadır. &lt;b&gt;Düşünsenize hukuk, siyasal bilimler öğrencisi olan aşiret mensupları bile bu baskıya karşı çıkamamaktadır. Aslında bunun temelinde de devlet iradesine, mevcut hukuka güvensizliğin yattığını düşünüyorum.&lt;/b&gt; &lt;b&gt;Yapı içinde yetişmiş&amp;nbsp; insan bu feodal yapının başındaki kişi/kişilerin emrinde hak,hukuk dinlemeyecek yüzlerce kişinin olduğunu biliyor ve mevcut ceza hukukunun&amp;nbsp; bunları caydıracak güce sahip olduğuna İNANMIYOR ki zaten de öyle. Feodal yapı kendi kurbanlarının sosyal kayıplarını amorti ediyor ve insanlara bu inancı aşılıyabiliyor.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Kamuoyuna yansıyan son bilgilere göre:&lt;br /&gt;
Mardin mazıdağı, bilge köyünde ise olay ne töre, ne din ne de vicdan dinlemiştir. Katledenler de katledilenler de Kürttür yani olayda etnik bir unsur yoktur. Köyün bütün erkekleri korucudur ve dolayısı ile hepsi silahlıdır.Oratada olan işin en can alıcı noktası ise bu silahlı gücün başındaki kişilerin feodal sistemin şeksiz şüphesiz başında olmalarıdır.&lt;b&gt; Koruculuk ayrı bir mesele ama aslında burada önemli olan bu yapı içindeki insanların devlete ve dolayısı ile hukukuna güvenmeyip hükümran feodaliteye biat etmesidir.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Çeşitli yazılarda değindiğim bölgedeki feodalitenin gücü işte budur, bölgede sosyal otorite olarak devletin de üstündedir.Yani Kürt sorunu morunu, kültürel hak savları fasa fisodur. &lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Demokrasi , eşitlik, hak, hukuk havarisi DTP'yi&amp;nbsp; rahatsız eden ise;&amp;nbsp; terör örgütünden ziyade kendi menfaatlerini ve hegemonyasını düşünen, koruculuktan silahlı gücü alan feodalitenin orada hüküm sürmesidir. Yani DTP'yi rahatsız eden bölgedeki feodal yapı değildir, sadece bunun kendilerinin de sözcüsü ve destekçisi olduğu terör örgütüne karşı olan kısmıdır. &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Devlete ve bölgenin aydınına, STKlara düşen görev,&amp;nbsp; feodal yapının devlet karşısındaki bu gücünü yok etmektir. Bunun çzöümlerinin en başında da bu yapı içindeki insanlara ekonomik özgürlüklerine kavuşma imkanının verilmesiyle beraber devletin feodaliteden daha güçlü olduğunu göstermesi gelmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-7201419644941383821?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-10T00:44:21.000+03:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/05/ne-namus-ne-de-kan-davas.html</feedburner:origLink></item><item><title>Emre AKÖZ de mi okuyorsun?</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/7JnX9bb0XR8/emre-akoz-de-mi-okuyorsun.html</link><category>can sıkanlar</category><category>fikir</category><category>düşünce</category><category>akparti karşıtlığı</category><category>yandaşlık</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Fri, 08 May 2009 12:27:14 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-8311712994686532506</guid><description>Başlıktaki soruyu, söz konusu kişinin yazısını bilgisayar ekranımda gören akparti fanatiği ve partiyle sıkı organik bağları olan bir arkadaş soruyor bana.&lt;br /&gt;
"Emre AKÖZ okumak için vizeye mi ihtiyaç var?" diyorum susuyor ve ardından "aydın kişilik ha!" diyerek evrağı uzatıp odamdan ayrılırken "vay be, adamı okumakla aydınlığa varmışız haberim yok" diyerek takılıyorum gülerek, kapıyı çekip çıkıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Olağan bir durum nasıl da şaşırtabiliyor birilerini. İnsanlar karşısındakileri kendileri gibi görürmüş mü desem ne desem bilemiyorum. Başında oturup da ne okur ne yapar diye gözetlemediğimden ortadaki durumun kendi tutumuna ters düştüğünden böyle düşündüğüne kanaat getiriyorum. Belki de o kadar tartışmamıza rağmen hala daha beni, olduğumdan farklı bir yerde konumlandırmasından vazgeçemediğindendir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-8311712994686532506?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-08T22:27:14.605+03:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/05/emre-akoz-de-mi-okuyorsun.html</feedburner:origLink></item><item><title>Yazarak rahatlamak</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/kw_7-B-e4w0/tartsacak-kadar-kendine-guvenmiyorsan.html</link><category>blogosfer</category><category>blog</category><category>can sıkanlar</category><category>tartışma</category><category>fikir</category><category>blog küre</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Fri, 08 May 2009 12:02:20 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-7955290424802570607</guid><description>Şu blog denen dünyada bulmuşuz fırsatı aklımıza eseni, kafamıza takılanı, canımızı sıkanı, karnımızı, başımızı ağrıtanı, fikrimizi zikrimizi yazıp, çizip kendimizce bir dünya kuruyor, bir düzen arıyor bir tatmine varıyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İyi, hoş, güzel ne ala...&lt;br /&gt;
Bir yere kadar; madem kendine o kadar güveniyorsun, derdini dile getiriyor, karın ağrını yazıyorsun eyvallah. Yazdığının ardından gaz veren yorumları da alıyorsun orkid misali kanatlandıkça kanatlanıyor, havana hava katıyorsun. Aksi yöndeki yorumlara, yazdıklarının eleştirisine katlanmak&amp;nbsp; her babayiğidin harcı değil bunu da bil. Madem yazdıklarının ardında duracak kadar kendine güvenemiyorsun, konuyu saptırıyorsun diyerek kıvırma yolunu seçiyorsun, orada dur! &lt;b&gt;Yazdığını, çizdiğini tartışma yetisine,birikime sahip değilsen; yazma da demiyorum en azından yorum ortamını kapat da ne bok yediğini bilelim. Tartışmaya götün yiyor mu yemiyor mu bilinmiş olur da adam yerine koyup iki satır yazmaya kalkışmayız. &lt;/b&gt;Yazıp da ardından janjanlı cümlelerle okuyucudan düşüncelerini istemekle bitmiyor iş. Önemli olan yazdığının arkasında durabilmek, tartışabilmek amaya, damaya sığınıp da ondan sonra epostadan osuruk nezaketinde laf ebeliği yapmak değil. Toplumda tartışamıyorsan birebir bulaşıp uğraştırma.&lt;br /&gt;
Gerçi bu da iyi oluyor bir yandan, kimi adam yerine koyacağımı görmüş oluyorum. İnternet denen bu deryadaki blog furyasının bir diğer iyi yanı da&amp;nbsp; fikren yalıtılmış genç dimağların gerçek hayatla yüzleşmelerine, dünya düzeninin kendilerine anlatıldığı gibi olmadığını öğrenmelerine fırsat sunuyor.&lt;br /&gt;
Neyse...&lt;br /&gt;
Ben lafımı ortaya koydum, beğenen alır gider beğenmeyenin de blog kürenin dibine kadar yolu var.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-7955290424802570607?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-08T22:02:20.566+03:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/05/tartsacak-kadar-kendine-guvenmiyorsan.html</feedburner:origLink></item><item><title>Motivasyon yenileme</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/NmtpAxvBVD0/motivasyon-yenileme.html</link><category>can sıkanlar</category><category>siyaset</category><category>kabine değişikliği</category><category>akparti</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Tue, 05 May 2009 11:35:28 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-558515240176406414</guid><description>Başbakan, önerdiği ve Cumbaba tarafından onaylanan kabine değişikliğinde görevlerinden alınan bakanlar için; asla görevlerindeki başarısızlıklarından dolayı alınmamışlardır, hükümete canlılık, kan değişikliği getirmek ve daha taze bir solukla motivasyonu yenilemek amacıyla değiştirilmişlerdir mealinde bir açıklama yapmış.&lt;br /&gt;
Başbakan 7-8 bakanı değiştireceğine keşke diyorum doğrudan hükümetten çekilseydi, şöyle bir erken seçime falan gitseydi memlekette tam bir motivasyon yenileme nasıl oluyormuş bir görseydi. Hadi erken seçime gitmiyor madem, başbakanlıktan çekilseydi; hem yorulmuştur, 7 sene oluyor surat çöktü, sağlık gitti, çoluk çoluk yükü tuttu, yorulmadın mı hiç mübarek? Var ya, Bilal oğlanın ortaklarını tanıma çabası bile insanın ömrünü çürütür...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kabine değişikliğinde en azından dış işlerinde Babacan maşalıktan kurtulmuş oldu, dış siyasetin asıl icracısı yerine konmuş oldu. Meşhur "oynar merkez stratejisi"nin mucidi Ahmet Davutoğlu. Nasıl bir siyasetse hep ABD protokolune karşı oynuyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-558515240176406414?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-05T21:35:28.052+03:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/05/motivasyon-yenileme.html</feedburner:origLink></item><item><title>Adaletin bu mu dünya?</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/z3yo2-q1KiM/adaletin-bu-mu-dunya.html</link><category>can sıkanlar</category><category>adalet</category><category>yolsuzluk</category><category>syaset</category><category>akparti</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Sun, 03 May 2009 13:05:43 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-3695867722116506471</guid><description>Sadullah Ergin'e, hakkında geçmişte yazılıp çizilen yolsuzluk iddialarından sonra Başbakan ve bilhassa Cumbaba yeni kabinede Adalet Bakanı olarak nasıl yer verebildi? Hiç uğraşamayacağım&lt;a href="http://www.google.com.tr/search?q=yolsuzluk+akparti"&gt; tıkla&lt;/a&gt; &amp;nbsp; &lt;a href="http://www.google.com.tr/search?q=ali+dibo+sadullah+ergin"&gt;gugıla bak işte&lt;/a&gt;. Öncelikle çok şaşırdım amma partinin adıyla hiç de müsamma olmayan eylemleri, çıkar ilişkilerini milletin büyük bir çoğunluğunun kanıksadığını gördükten sonra şaşkınlığı bir anda atıverdim üzerimden. &lt;br /&gt;
Parti yöneticileri ve üyeleri ihaleleri falan paylaşıyormuş, il, ilçe meclis üyeleri partili akrabalarıymış...E doğal kardeşim, çok meraklısın sen de git gir parti teşkilatına sen de nemalan. Zati bu siyaset, demokrasi dedikleri başka ne boka yarar ki?&lt;br /&gt;
-Neeee toplum refahı, eşitlik adalet mi? &lt;br /&gt;
-Hadi ordan caaaanım&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-3695867722116506471?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-03T23:05:43.551+03:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/05/adaletin-bu-mu-dunya.html</feedburner:origLink></item><item><title>Çin'deki Türk piramitleri</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/f_f66Us0XeE/cindeki-turk-piramitleri.html</link><category>çin piramitleri</category><category>kafadan</category><category>uygur piramitleri</category><category>xianyang</category><category>kazım mirşan</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Sat, 02 May 2009 02:00:01 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-3802536329451079732</guid><description>haberturk.com'da &lt;a href="http://%c3%87in%27deki%20beyaz%20p%c4%b0ram%c4%b0t%27in%20s%c4%b1rr%c4%b1n%c4%b1%20bilen%20kimse%20yok%20mu/?%20"&gt;Memet Güler yazısında başlıktan&lt;/a&gt; soruyor: "Çin'deki BEYAZ PİRAMİT'in sırrını bilen kimse yok mu?" Ve yazısını şöyle sonlandırıyor:&lt;br /&gt;
&lt;blockquote&gt;PİRAMİTİ ÖN-TÜRK UYGARLIKLARI YAPMIŞ&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türk bilim adamı Kazım Mirşan, bu şaşırtan piramitlerin Ön-Türk uygarlıkları tarafından yapıldığını iddia ediyor. Hatta piramit inşa tekniğinin ve mumyalama geleneğinin de Eski Mısır'a bizden geçtiği tezini öne sürüyor. Çin Hükümeti bilinmeyen bir nedenle bölgeye kimselerin girmesine izin vermiyor. Bu yüzden gidip yerinde araştırma yapabilmek de pek mümkün görünmüyor. Ama Beyaz Piramitler meselesi, önümüzdeki günlerde çok su kaldıracak gibi görünüyor. Bundan sonra sözü, sizden gelecek bu konudaki değerlendirmelere ve elbette tarihin büyük duayeni Sayın Bardakçı'ya bırakıyorum.&lt;br /&gt;
Beyaz Piramit meselesi beni çok heyecanlandırdı; ben sadece o heyecanı sizlerle paylaşıyorum. Bakalım işin içinden ne çıkacak?&lt;/blockquote&gt;Tabi konuyla ilgili daha öncesinde ara sıra ziyaret ettiğim &lt;a href="http://www.cingunlugu.com/cin-deki-piramitler-turklere-mi-ait/"&gt;cingunlugu.com'da rastladığım bir yazı &lt;/a&gt;hatırıma geldi ve hemen adrese başvurdum. "Çin'deki piramitler Türklere mi ait?" başlığıyla yerinden bilgi verilmeye çalışılıyor.&lt;br /&gt;
Bu blogda yer alan yazı da şöyle sonlanıyor:&lt;br /&gt;
&lt;blockquote&gt;Piramit çivarında bulunan Türklere ait olduğu sanılan heykeller ve resimler&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yaptığım araştırma sonucunda bu tür bulgular ile karşılaşmadım ama bunların olduğunu var saymamız durumunda bu bölgede ciddi bir araştırma yapılarak gerçeğe ulaşabileceğidir. Ben ne bir tarihçi, ne de arkeologum yazım sadece internetten yapmış olduğum araştırma sonuçlarıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeni bulgulara ulaştığımız zaman yazımız güncellenecektir. Paramız olduğu zamanda xian a gidip sizin için bölgeyi inceleyeceğim.&lt;/blockquote&gt;Bu yazılanlardan sonra big brother &lt;a href="http://www.google.com.tr/url?q=http://earth.google.com/download-earth.html&amp;amp;ei=kQT7Sd2sNdqMsAbo593eBA&amp;amp;sa=X&amp;amp;oi=smap&amp;amp;resnum=1&amp;amp;ct=result&amp;amp;cd=1&amp;amp;usg=AFQjCNFFGm1rBZZsshrvO3jGXYslvyxPtQ"&gt;google earth&lt;/a&gt;'e bir göz atayım dedim. Türkçe "beyaz piramit" diye şansımı deneyeyim dedim ve sonuçta beyaz piramit olarak imlenmiş Xianyang bölgesinde oldukça geniş bir alana yayılmış, sayıları 20yi bulan (belki de aşan)&amp;nbsp; çeşitli büyüklükte piramitler karşıma çıktı.&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_ojXdrAH4mcM/Sfr-ggb6LEI/AAAAAAAAAvA/yvlOC6kuwTM/s1600-h/beyaz+piramit.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_ojXdrAH4mcM/Sfr-ggb6LEI/AAAAAAAAAvA/yvlOC6kuwTM/s320/beyaz+piramit.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
Sonrasında etikelemelere bakınca panoramio.com'da &lt;a href="http://www.panoramio.com/user/2204123/tags/xianyang&amp;amp;comments_page=1&amp;amp;photos_page=1"&gt;yer6_19 rumuzlu&lt;/a&gt; kullanıcıya ait fotoğraflar eklenmiş.&lt;br /&gt;
Bu fotoğraflara bakıldığı zaman da söz konusu piramitler üzerindeki yeşillendirme ve ağaçlandırmalar görülüyor.&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://static.panoramio.com/photos/original/18120337.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="128" src="http://static.panoramio.com/photos/original/18120337.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://static.panoramio.com/photos/original/18121394.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="150" src="http://static.panoramio.com/photos/original/18121394.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Diğer fotoğraflara da bakıldığında sadece piramitlerin değil devasa insan ve hayvan heykellerinin de bulunduğu görülüyor.&lt;br /&gt;
&lt;blockquote&gt;Türk Bilim adamı &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kaz%C4%B1m_Mir%C5%9Fan"&gt;Kazım MİRŞAN&lt;/a&gt; yaptığı araştırmalarda Ön-Türk uygarlıkları tarafından OT-OĞ olarak isimlendirilen Ön-Mısır’a M.Ö 3000 Yıllarında Doğu Anadolu’dan Isub-Ög yazısının gittiğini tespit etmiştir. Kazım MİRŞAN’ın bugüne kadar anlamı çözülemeyen 184 adet mısır hiyeroglifini Ön-Türkçe olarak okumuş olduğu ve mumyalama tekniklerinin yine M.Ö. 3000’li yıllarda Altaylarda geliştirildiği düşünülürse Piramit inşa teknolojisinin Eski Mısır’a Ön-Türk Uygarlıkları tarafından öğretildiği sonucuna ulaşılmaktadır. &lt;/blockquote&gt;Öyle ya da böyle Mısır'da yer alan piramitleri dünyada yeni doğmuş çocuklar dahi biliyorken bu bölgede yer alan ve hatta Mısır piramitlerinden eski olduğunu öne sürülen bu yapıların sırrı neden ifşa edilemiyor çok merak ediyorum. Kazım Mirşan'ın yaptığı Öntürk araştırmaları neticesinde&amp;nbsp; okunabilen Mısır hiyerogliflerini ve bu Çindeki piramitler hakkındaki tezlerini düşününce insanın aklında birşeyler şekilleniyor.&lt;br /&gt;
Bir bilen arıyoruz ama bakalım nereden kim çıkar.&lt;br /&gt;
Kendini biryerlere eklemlemeye meraklı karanlık aydınlar varken insanlık tarihin eklemlenebileceği bir tarihi gün yüzüne çıkarmaya yeltenecek birilerinin çıkacağı inancımı korumaktayım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-3802536329451079732?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-02T12:00:01.641+03:00</app:edited><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_ojXdrAH4mcM/Sfr-ggb6LEI/AAAAAAAAAvA/yvlOC6kuwTM/s72-c/beyaz+piramit.jpg" height="72" width="72" /><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/05/cindeki-turk-piramitleri.html</feedburner:origLink></item><item><title>Demokratik bir devlette asker konuşmazmış!</title><link>http://feedproxy.google.com/~r/nebilim/~3/TnCjXVcz82M/demokratik-bir-devlette-asker.html</link><category>tsk</category><category>can sıkanlar</category><category>sömürgecilik</category><category>demokrasi</category><category>memleket meselesi</category><author>noreply@blogger.com (Emir ALP)</author><pubDate>Fri, 01 May 2009 06:09:46 PDT</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-9018948.post-721062868300501391</guid><description>Köşe taşları ve demokrasi sevdalısı liberallerimiz öyle diyor.&lt;br /&gt;
Bence asker demokrasi falan tanımaz, yeri geldiğinde, söz hakkı doğduğunda paşalar gibi konuşur, aynı&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/11545932.asp?gid=233"&gt; Başbuğ gibi.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
Her topun ağzına askeri süreceksin, onlarca soru soracaksın, ithamlarda bulunacaksın, iftiralar atacaksın, zan altında bırakacaksın bütün bunlar karşısında her yerde TSKnın kendisine bağlı olduğunu söyleyen Başbakan suspus olacak, sesi çıkmayacak! Medya kalemşörleriyle, askerin sesi çıkmıyor, susmak kabul etmektir diye propaganda yapacaksın, bulduğun her fırsatta askeri siyasetin içine çekmek için elinden geleni ardına koymayacaksın!&amp;nbsp; Eee...&lt;br /&gt;
İktidar, bu ülke için çalışıyoruz diyerek siyaset yapacak devlet rejiminde, terörle mücadelede topu taca atacak, askeri günah keçisi ilan edecek ondan sonra asker niye cevap vermiyor diye medyadaki figana sessiz kalacak. Askerden ki eğer edinmişsen bilgiyi kamuyoyuyla paylaşmayacaksın! Ondan sonra demokrasi, sivil siyaset adına&amp;nbsp; fırtınalar koparacak Brüksel şefaatine sığınacaksın ve asker susacak. &lt;br /&gt;
Medyada ve siyasette öyle fırtınalar koparılıyor ki silahlı kuvvetler sanki başka bir millete hizmet ediyor. (Gerçi hizmet ettirilmeye çalışılıyor ve bu NATO belası yüzünden çeşitli şeylere mecbur kalınıyor ona da bir ara değinmek gerek)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;TSK bu ülkenin bağrından yetişip filizlenmiş, asırlardan gelen askeri, siyasi, sosyal bir tecrübenin vücut bulduğu&amp;nbsp; bir kurumdur.&lt;/b&gt; Her şahsı bizatihi bu toprakların ve mensubu olduğu milletin evlatları olduğu şuuruyla yetişmiş kişilerdir. Hatta bilhassa bu milletin yetiştirdiği yiğitler ve liderlerdir. &lt;b&gt;Daha demokrasi denen emperyalizm oyuncağı ve teorisyenleri ortalarda yokken tarihimizde askerler devlet yönetiyordu, devlet!&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şimdi medya kendi yarattığı suni soruların cevaplarını birbir, adam gibi aldıktan sonra sesleri başka yerlerden çıkmaya başladı. Gelişmiş demokrasilerde asker konuşmaz ama...&lt;br /&gt;
Aması ne?&lt;br /&gt;
Konuştu mu da kitabın ortasından konuşur.&lt;br /&gt;
Niye?&lt;br /&gt;
Çünkü demokrasi kitabın ortasından konuşacak adam zihniyeti bırakmaz da ondan!&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Gelişmiş(?) demokrasi dediğin nedir? Odunlaşmış, önüne ne koyarsan onu yiyip içen, koyun sürüsü bir toplumun topyekun finans kapitalin kölesi olduğu, emperyalizmin bizatihi kendisi&lt;/b&gt;. Sömürgecilik karşıtı bir inancın kanıyla sulanmış bu topraklardan yetişen fidanları demokrasi sevdasıyla zehirleyebilirsin ama fazla sürmez, bağışıklık sistemi er geç bünyeden temizler o zehiri.&lt;br /&gt;
Asker konuşmasın istiyorsan o elindeki demokrasiyi milletin için kullanacak, askerin korumaya çalıştığı değerleri sen garanti altına aldığını göstereceksin.İslamcılık oynamayacak, milletin dinini siyasetine alet etmeyeceksin. Başka devletlerin milli çıkarlarına hizmet etmeyecek önce başında bulunduğun devletin çatısı altındaki milletin istihdamını, refahını, huzurunu temin edeceksin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tesadüfe bu ya,&amp;nbsp; Akşam Gazetesi &lt;a href="http://www.aksam.com.tr/2009/05/01/yazar/12595/oray_egin/f_tipi_orgutlenmenin_belgesi.html"&gt;Oray Eğinin köşesinden&lt;/a&gt; :&lt;br /&gt;
&lt;blockquote&gt; Taraf'çıların ne istediğini bir anlayabilsek...&lt;br /&gt;
Bu adamların kafası mı karışık, yoksa bu tutarsız davranışlarının patolojik bir açıklaması mı var, ya da karşılarındakini aptal yerine mi koyuyorlar? Gerçekten anlamakta zorlanıyorum.&lt;br /&gt;
Türk Silahlı Kuvvetleri'ne, Genelkurmay Başkanı'na ağır ithamlarda bulunuyorlar. Sorular soruyorlar, yanıt bekliyorlar.&lt;br /&gt;
Sonra Genelkurmay Başkanı çıkıp 150 dakika boyunca teker teker bu iddiaları yanıtlıyor, sorulara cevap veriyor, basın toplantısı düzenliyor.&lt;br /&gt;
Bu sefer de kalkıp 'Neden konuşuyor, neden basın toplantısı düzenliyor' diye çıkışıyorlar.&lt;br /&gt;
Davetli gazetecilere çıkışıyorlar, 'Neden gidiyorsun?' diye...&lt;br /&gt;
Hem soru soruyorlar hem de yanıt verdiği için adama kızıyorlar. Normal bir yaklaşım mı bu?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
'Asker konuşur mu' diyenlere&lt;br /&gt;
Pazartesİ günkü Cumhuriyet'in yorum sayfasında, Alev Coşkun'un İlker Başbuğ'un Harp Akademileri'ndeki konuşmasını analiz eden bir yazısı vardı. Başbuğ'un basın toplantısına da denk gelen bu yazıda Coşkun 'Evet keşke askerler hiç konuşmasa' diyor, ama bu eleştirilere karşı da şu soruları gündeme getiriyordu. Dikkatinize sunarım:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1. Hangi demokratik ülkenin ordusu 1984 yılından bu yana terörle uğraşıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2. Hangi demokratik ülkede o ülkenin kuruluş felsefesi tartışmaya açık hale getirilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3. Hangi demokratik ülkede demokrasinin temeli olan laiklik ilkesi bu derece tartışmaya açılmıştır ve hangi demokratik ülkede iktidarda olan bir partinin, Anayasa Mahkemesi tarafından 'laiklik ilkesine karşıtlığın odağı haline geldiği' tescil edilmiştir.&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/9018948-721062868300501391?l=www.nebilim.net'/&gt;&lt;/div&gt;</description><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2009-05-01T16:09:46.051+03:00</app:edited><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><feedburner:origLink>http://www.nebilim.net/2009/05/demokratik-bir-devlette-asker.html</feedburner:origLink></item></channel></rss>
