<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0">

<channel>
	<title>BURADA HERŞEY ORTAYA KARIŞIK...</title>
	
	<link>http://www.ortayakarisik.net</link>
	<description>Pazarlama, teknoloji, Internet, fotoğrafçılık ve her telden yaşam öyküleri</description>
	<pubDate>Sat, 27 Feb 2010 00:28:30 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.2</generator>
	<language>en</language>
			<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/ortayakarisik" /><feedburner:info uri="ortayakarisik" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><feedburner:browserFriendly></feedburner:browserFriendly><item>
		<title>Veda</title>
		<link>http://www.ortayakarisik.net/index.php/veda/</link>
		<comments>http://www.ortayakarisik.net/index.php/veda/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Feb 2010 00:17:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Kıvanç Önder</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>

		<category><![CDATA[veda]]></category>

		<category><![CDATA[zülfü livaneli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ortayakarisik.net/?p=288</guid>
		<description><![CDATA[Bundan 10 gün kadar önce &#8220;Veda&#8221; için bilet aldık ve bu akşam (Cuma) izledik filmi sevgilimle.
Henüz gitmemiş olanlara fikir vermesi, gitmeyi düşünmeyenleri de teşvik etmesi adına bir iki kelam etmek istedim &#8220;Veda&#8221; hakkında&#8230;
Her şeyden önce bu bir belgesel değil, sinema filmi. Dolayısıyla bunu unutmadan izlemek gerekiyor filmi. Yani gerçek bir yaşamı kurmaca içerisinde anlatıyor film. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_292" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><a href="http://www.ortayakarisik.net/wp-content/uploads/2010/02/veda.jpg"><img class="size-thumbnail wp-image-292 " title="Veda" src="http://www.ortayakarisik.net/wp-content/uploads/2010/02/veda-150x150.jpg" alt="Veda" width="150" height="150" /></a><p class="wp-caption-text">Veda</p></div>
<p style="text-align: left;">Bundan 10 gün kadar önce &#8220;Veda&#8221; için bilet aldık ve bu akşam (Cuma) izledik filmi sevgilimle.<br />
Henüz gitmemiş olanlara fikir vermesi, gitmeyi düşünmeyenleri de teşvik etmesi adına bir iki kelam etmek istedim &#8220;Veda&#8221; hakkında&#8230;</p>
<p>Her şeyden önce bu bir belgesel değil, sinema filmi. Dolayısıyla bunu unutmadan izlemek gerekiyor filmi. Yani gerçek bir yaşamı kurmaca içerisinde anlatıyor film. Sürprizi (spoil etmeden) çıtlatayım: Seyirci görsel olarak film boyunca görmek istediği Ata&#8217;yı filmin son 10 dakikasında görüyor. Öncesinde &#8220;aa bu hiç Atatürk&#8217;e benzemiyor&#8221; yorumu yapılabilir ki film de zaten ağırlığı Ata&#8217;nın görselliğine değil, hikayesine veriyor. Ve belli ki bu yüzden filmin sonuna kadar aklımıza kazınan Ata portresini bize göstermiyor. Zaten gösterdiğinde de saat dokuzu beş geçeye epey yaklaşmış oluyor.</p>
<p>Ata&#8217;nın Zeybek oynadığı sahne, Latife ile yaşadıkları, Fikriye&#8217;nin kocaman aşkı, Salih Bozok&#8217;un vicdanıyla yaşadığı muhasebe, Kazım Karabekir&#8217;in Milli Mücadele&#8217;nin hemen öncesinde verdiği topuk selamı, Ata&#8217;nın trende gözünden süzülen iki damla yaş&#8230; hepsi insanın yüreğini kanatıyor.</p>
<p>Ve o en sondaki, Dolmabahçe&#8217;deki odadaki sahne göz pınarlarını dolu dolu yapıyor&#8230;</p>
<p>Eleştirme niyetiyle bakıldığında mutlaka pekçok şey bulunabilir, ben de buldum ama bunları yazmıyorum zira &#8220;Veda&#8221; Ata&#8217;yı seven herkesin gidip izlemesi gereken bir film. Bu film izlenecek ki ardından daha iyileri yapılsın.</p>
<p>Kostümler olağanüstü güzel&#8230; İzlerken insanda &#8220;ah o zamanda olaydım da şu zabit uniformasını giyeydim&#8221; duygusu uyandırıyor. Sanat yönetimini bu açıdan çok başarılı buldum.</p>
<p>Özetle:</p>
<p>- Gidin izleyin bu filmi, gişesi bol olsun, emeği geçenlerin kasası dolsun.<br />
- Bugün havada uçuşan &#8220;liberal&#8221; söylemler aklımızın ucundayken Ata&#8217;nın ve silah arkadaşlarının nasıl bir mücadele verdiğini görmek adına çok önemli.<br />
- Filmin gösterdiklerinden çok izlerken bize anımsattıklarına bakılmalı.<br />
- Biletinizi alın ve gidin&#8230;</p>
<p>Yüreğine sağlık Zülfü Usta.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ortayakarisik.net/index.php/veda/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>31 sene öncesi…</title>
		<link>http://www.ortayakarisik.net/index.php/31-sene-oncesi/</link>
		<comments>http://www.ortayakarisik.net/index.php/31-sene-oncesi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Feb 2010 01:28:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Kıvanç Önder</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ortayakarisik.net/?p=284</guid>
		<description><![CDATA[Benim 3 sene öncesine kadar yaşadığım, bugün ise anne ve babamla bilikte bizim Prens Bey&#8217;in yaşadığı aile evimizdeki odamda, yatağımın başucunda bir defter buldum.
Bu defter, benim doğumumdan iki hafta öncesinden başlayıp beşinci yaşıma kadar düzenli olmamakla birlikte annemin benim hakkımda tuttuğu bir günlük.
İlk düşen süt dişim, ilk kesilen tırnaklarım ve saçlarım bu defterin sayfalarına bantlanmış&#8230;
Herkesin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Benim 3 sene öncesine kadar yaşadığım, bugün ise anne ve babamla bilikte bizim Prens Bey&#8217;in yaşadığı aile evimizdeki odamda, yatağımın başucunda bir defter buldum.<br />
Bu defter, benim doğumumdan iki hafta öncesinden başlayıp beşinci yaşıma kadar düzenli olmamakla birlikte annemin benim hakkımda tuttuğu bir günlük.</p>
<p>İlk düşen süt dişim, ilk kesilen tırnaklarım ve saçlarım bu defterin sayfalarına bantlanmış&#8230;</p>
<p>Herkesin çocuğu hakkında bloglar yazdığı, Facebook hesapları açtığı şu zamanda, annemin 31 sene öncesinde benim için açtığı &#8220;blog&#8221; ile yüzleşmek oldukça tuhaf bir duyguydu&#8230;</p>
<p>Yakında paylaşacağım o defterdeki detayları&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ortayakarisik.net/index.php/31-sene-oncesi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>What the fuck is social media?</title>
		<link>http://www.ortayakarisik.net/index.php/what-the-fuck-is-social-media/</link>
		<comments>http://www.ortayakarisik.net/index.php/what-the-fuck-is-social-media/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 19:02:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Kıvanç Önder</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ortayakarisik.net/?p=279</guid>
		<description><![CDATA[What The Fuck Is Social Media
View more presentations from Kıvanç Önder.

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="width:425px;text-align:left" id="__ss_1959701"><a style="font:14px Helvetica,Arial,Sans-serif;display:block;margin:12px 0 3px 0;text-decoration:underline;" href="http://www.slideshare.net/mkonder/what-the-fuck-is-social-media" title="What The Fuck Is Social Media">What The Fuck Is Social Media</a><object style="margin:0px" width="425" height="355"><param name="movie" value="http://static.slidesharecdn.com/swf/ssplayer2.swf?doc=whatthefuckissocialmedia-090906140750-phpapp01&#038;stripped_title=what-the-fuck-is-social-media" /><param name="allowFullScreen" value="true"/><param name="allowScriptAccess" value="always"/><embed src="http://static.slidesharecdn.com/swf/ssplayer2.swf?doc=whatthefuckissocialmedia-090906140750-phpapp01&#038;stripped_title=what-the-fuck-is-social-media" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="355"></embed></object>
<div style="font-size:11px;font-family:tahoma,arial;height:26px;padding-top:2px;">View more <a style="text-decoration:underline;" href="http://www.slideshare.net/">presentations</a> from <a style="text-decoration:underline;" href="http://www.slideshare.net/mkonder">Kıvanç Önder</a>.</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ortayakarisik.net/index.php/what-the-fuck-is-social-media/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Açılım sürecinin analizi</title>
		<link>http://www.ortayakarisik.net/index.php/acilim-surecinin-analizi/</link>
		<comments>http://www.ortayakarisik.net/index.php/acilim-surecinin-analizi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Oct 2009 12:50:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Kıvanç Önder</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>

		<category><![CDATA[açılım]]></category>

		<category><![CDATA[akp]]></category>

		<category><![CDATA[demokratik açılım]]></category>

		<category><![CDATA[güneydoğu]]></category>

		<category><![CDATA[iktidar]]></category>

		<category><![CDATA[kürt açılımı]]></category>

		<category><![CDATA[pkk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ortayakarisik.net/?p=264</guid>
		<description><![CDATA[

Önce ortaya içi bomboş bir &#8220;açılım&#8221; kavramı konur. Bu bir kutudur. Sorarlar &#8220;ne var bu kutunun içerisinde?&#8221; diye, cevap hep benzerdir: &#8220;Bu kutu bir süreç, içini birlikte konuşa konuşa dolduracağız&#8220;. Herkes umutlandırılır, söylemin ve söylenmenin ötesinde Güneydoğu&#8217;da terör nedeniyle mağdur olan tüm vatandaşlarımız bu kutunun içerisine konacakları heyecanla beklemeye başlar haklı olarak.
Tüm bunlar olup biterken [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="note_header">
<div class="note_title_share clearfix">
<div class="note_title">Önce ortaya içi bomboş bir &#8220;açılım&#8221; kavramı konur. Bu bir kutudur. Sorarlar &#8220;<em>ne var bu kutunun içerisinde?</em>&#8221; diye, cevap hep benzerdir: &#8220;<em>Bu kutu bir süreç, içini birlikte konuşa konuşa dolduracağız</em>&#8220;. Herkes umutlandırılır, söylemin ve söylenmenin ötesinde Güneydoğu&#8217;da terör nedeniyle mağdur olan tüm vatandaşlarımız bu kutunun içerisine konacakları heyecanla beklemeye başlar haklı olarak.</p>
<p>Tüm bunlar olup biterken 25 senedir gayrımeşru bir halde, sözümona &#8220;halklarının haklarını savunmak amacıyla&#8221; dağlarda askere, köylerde sivile, korucuya, kadına, bebeğe kurşun atan örgüt de kıpırdanmaya başlar. Örgütün siyasi devamı olan ancak son dönemin konjonktüründe şiddete karşı bir türlü tavır alamayan, dahası bunu söze dahi dökemeyen bir parti kendine siyasi arenada yer açmaya çalışmaktadır.</p>
<p>Hükümet ise aynı dönemde bu boş kutuyu kullanarak bölgenin oylarını almak peşindedir. Fakat önünde bir büyük engel vardır: Bölgenin oylarını silip süpüren, kendisine siyasi arenada yer arayan diğer parti. Dolayısıyla hem bölgenin oyları iktidar tarafından kendine yönlendirilmeli, hem de diğer parti tasfiye edilmelidir. Bu, düpedüz rakibin ortadan kaldırılmasıdır.</p>
<p>Aradan zaman geçer, bir grup terörist, sanki terörist değil de savaş içerisindeki iki devletten birinin temsilcileriymişçesine, üstelik kendilerine &#8220;barış gönüllüsü&#8221; gibi ilginç de bir isim koyarak bizim apartmanın kapısına gelirler. Otobüsle diyar diyar gezdirilirler, kısacık bir sorgunun ardından da serbest bırakılırlar. Bu sırada bölgede bazı şehirlerde çelik konstrüksüyonlu, profesyonel ışıklandırmalı sahneler kurulmuştur, bazı milletvekilleri terör örgütü ve terörbaşının posterleri eşliğinde konuşma yaparlar. Normalde en azından askerin yerle bir etmesi gereken bu düzenekler, bu gösteriler hiçbir müdahale ile karşılaşmaz.</p>
<p>Bellidir ki siyasi irade bu şovun yapılmasına göz yummuştur, mülki ve askeri yetkililer tembihlenmiştir. İktidar, bu işin toplumda yaratacağı infial ve isyanı öngörmüştür. Zira birazdan doğacak bu tepkiyi de alıp terör örgütü uzantısı partiye kanalize edecektir. Onları hedef gösterecektir. &#8220;Cık cık cık, bu gösteriş, bu debdebe çok yanlış, çoook&#8221; diyecektir&#8230; Biraz da ikna gücünden ve inandırıcılıktan uzak bir edayla&#8230;</p>
<p>Tam da bu esnada Anayasa Mahkemesi Başkanı, ta bir ay öncesinden &#8220;ay sonuna doğru terör örgütü uzantısı partinin kapatılması davası gündeme gelebilir&#8221; demiştir. Plan tıkır tıkır işlemektedir. Parti kapatma konusunda kendisinin de ağzı yanmış olan iktidarın bir yasal düzenleme ile bu demodeliği ortadan kaldırması iki saatlik bir işken nedense bu maddeye ısrarla dokunmamıştır. Çünkü o madde ilerde, yani bugün siyasi bir rakibe karşı kullanılacaktır.</p>
<p>Bu dansın adı &#8220;DTP&#8217;yi tasfiye etme, oylarını sahiplenme valsidir&#8221;.</p>
<p>Bomboş durmaya devam eden kutu, topluma &#8220;bakın sallıyorum sallıyorum, içinden amma da çok ses geliyor&#8221; denerek pazarlanmış, terör örgütü lideri ile yapılmış pazarlık sonucu rica minnet talep edilmiş 30 küsur terörist ülkeye gelmiş ve cümle şöyle kurulmuştur: &#8220;Açılımın ilk sonuçları alınmaya başladı, terör örgütü üyeleri teslim olmaya başladı&#8221;. (Oysa aynı terör örgütü mensupları demektedir ki &#8220;Biz teslim olmadık. Önderimiz &#8216;gidin&#8217; dedi, geldik&#8221;).</p>
<p>Sürecin şova dönüşmesinin ağırlığı altında ezilmesi muhtemel olan terör örgütü uzantısı parti de bu furyada tasfiye edilecektir. Kağıt üzerinde çok akıllıca kurgulanmış görünen bu plan, işin içerisine insan faktörü girip de ete kemiğe büründüğünde aynı derecede akıllıca olmaktan uzaklaşacaktır.</p>
<p>Bu sürecin en komik ve izlemesi keyifli aktörleri ise, her fırsatta kendilerine durumdan vazife çıkartma budalası olan &#8220;liberaller&#8221; (liboş) ve marjinallerdir. Bu kesimin felsefesiz ve izansız &#8220;barışçılık&#8221; söylemi zaten öteden beri alışık olduğumuz şekilde &#8220;ben hep &#8216;barış barış&#8217; dersem sen &#8217;savaş savaş&#8217; demiş gibi olursun&#8221; kurnazlığıdır. Kurnazlığının dahi boyutu ancak bu kadar olan bir kesimin de ciddiye alınıp muhatap kabul edilecek, masaya oturtulacak yanı yoktur. Onlar Türk siyasi tarihinde her daim mevcut olmuş &#8220;<strong>oda spreyi</strong>&#8221; sınıfıdır. Çoğunlukla yapay ve kötü kokuturlar ortamı ancak pencereyi aralayınca ömürleri beş-on dakikadır. Kalıcı olmamışlardır (dış destek eliyle palazlandırılmadıkları sürece).</p>
<p>Bekleyip göreceğiz&#8230;</p></div>
</div>
</div>
<div class="note_content text_align_ltr direction_ltr clearfix"></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ortayakarisik.net/index.php/acilim-surecinin-analizi/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Aydın Doğan’a açık mektup</title>
		<link>http://www.ortayakarisik.net/index.php/aydin-dogana-acik-mektup/</link>
		<comments>http://www.ortayakarisik.net/index.php/aydin-dogana-acik-mektup/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2009 23:58:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Kıvanç Önder</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>

		<category><![CDATA[medya]]></category>

		<category><![CDATA[Aydın DOğan]]></category>

		<category><![CDATA[Doğan]]></category>

		<category><![CDATA[Doğan Yayın Holding]]></category>

		<category><![CDATA[Gazete]]></category>

		<category><![CDATA[Hürriyet]]></category>

		<category><![CDATA[Milliyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ortayakarisik.net/?p=251</guid>
		<description><![CDATA[Sayın Aydın Doğan,
Bu mektubu size, eski bir çalışanınız kimliğimle değil, içerisinde bulunduğunuz ahval ve şeraitin getirdiği zor günleri aştıktan sonra, bugüne kadar olduğunuzdan çok daha başarılı bir medya patronu olacağınıza can-ı gönülden inanan alelade vatandaş kimliğimle yazıyorum.
Ve muhtemelen de hiçbir zaman okumayacağınız bir mektup yazıyorum.
Öncelikle size bu &#8220;vatandaştan&#8221; bir parça bahsetmek isterim:
Bu vatandaş, zaman zaman kızsa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Sayın Aydın Doğan,</div>
<div>Bu mektubu size, eski bir çalışanınız kimliğimle değil, içerisinde bulunduğunuz ahval ve şeraitin getirdiği zor günleri aştıktan sonra, bugüne kadar olduğunuzdan çok daha başarılı bir medya patronu olacağınıza can-ı gönülden inanan alelade vatandaş kimliğimle yazıyorum.</div>
<div>Ve muhtemelen de hiçbir zaman okumayacağınız bir mektup yazıyorum.</div>
<div>Öncelikle size bu &#8220;vatandaştan&#8221; bir parça bahsetmek isterim:</div>
<div>Bu vatandaş, zaman zaman kızsa da, dert yansa da ülkesini çok seven bir vatandaş.</div>
<p><img class="size-medium wp-image-254 alignright" title="Aydın Doğan" src="http://www.ortayakarisik.net/wp-content/uploads/2009/10/aydin-dogan-300x206.jpg" alt="" width="300" height="206" /></p>
<div>Yurtdışında geçirdiği altı seneyi altmış sene gibi hissetmiş ve sonunda da bir geceyarısı ansızın ülkesine dönmüş bir vatandaş.</div>
<div>Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün, O&#8217;nun devrimlerinin ve gösterdiği yolun sulandırılmasına asla izin vermemekte kararlı bir vatandaş.</div>
<div>Ne aşırı solcu, ne aşırı sağcı bir vatandaş.</div>
<div>Evet, siyasi ideoloji bakımından sosyal demokrasiyi benimsemiş olmakla birlikte, bu ideolojinin bugünkü karşılığı olan siyasi partinin de durumunu ve eylemlerini, politikalarını acımasızca eleştirebilen bir vatandaş.</div>
<div>Mevcut iktidar ile görüşleri taban tabana zıt olan, 12 Eylül sonrası hakim kılınan depolitizasyon rüzgarına karşı kendisini okuyarak, araştırarak korumaya almış bir vatandaş.</div>
<div>Bu vatandaş -kızmayın ama- bir medya patronu olarak geçmişteki kimi olaylara göz yumuşunuzu da eleştirmiş, eleştiren bir vatandaş.</div>
<div>Bu vatandaş, gazeteci ile polemik kumkuması arasındaki farkı bilen bir vatandaş.</div>
<div>Konumuzla doğrudan bağı olmamakla birlikte bu vatandaş beş sene boyunca sizin şirketlerinizde çalışmış, bayramlarda gönderdiğiniz çikolataları yerken genelde içeriği çok değişmeyen, sarı zarflı mektubunuzu okumuş bir vatandaş.</div>
<div>Şirketlerinizde çalışırken de profesyonellik açısından pek çok defalar bu şirketleri sorgulamış eleştirmiş bir vatandaş.</div>
<div>Olur bunlar, normaldir. Çalıştığı kurumu eleştirmeyen kim var ki?</div>
<div>Ve son olarak bu vatandaş, her ne olursa olsun patronu olmanızdan dolayı sizi her zaman saygıyla anmış bir vatandaş.</div>
<div>Bu vatandaş vefanın ne olduğunu bilen bir vatandaş.</div>
<div>Çok zor bir dönemden geçtiğinizi üzülerek izliyorum.</div>
<div>Kim ne derse desin, kelime oyunları, resmi açıklamalar, kurumlar ve manşetler ne yazarsa yazsın, bir medya patronu olarak varlığınızın sona erdirilmeye çalışıldığını görüyorum, biliyorum.</div>
<div>Ne acıdır ki kocaman, güçlü, kaslı, yapılı bir Yunan heykelinin parça parça edilişini, un ufak oluşunu izlerken üzülüyorum. (Kimileri diyor ki &#8220;o kasları nasıl yaptığına bak sen önce&#8221;)</div>
<div>Geçmişteki tüm hatalarınıza ya da himayenizde çalışan gazetecilerinizin, yöneticilerinizin tüm hatalarına rağmen ben bir medya patronu olarak sizin hayatta kalmanız gerektiğine inanıyorum.</div>
<div>Ve en önemlisi İlahi Adalet&#8217;e inanıyorum.</div>
<div>Ve eminim ki bu zor günlerde gece yatağınızda siz de geçmişte yaptığınızı düşündüğünüz ya da bildiğiniz hataları aklınızdan geçiriyorsunuz.</div>
<div>Koca bir imparatorluk dize getirilmeye çalışılıyor, yüzlerce profesyonel yöneticiniz, onlarca hukukçunuz, danışmanlarınız gece gündüz sizin için teknik çözümler üretmeye uğraşırken siz eminim ki bambaşka şeyler düşünüyorsunuz.</div>
<div>Oturduğunuz koltukta, kanepede bakışlarınız uzaklara dalıp gidiyor belki de bazen, kimbilir.</div>
<div>Belki akşamları yorgunluğunuzu atmak için aldığınız iki tek rakıyı da biraz arttırdınız bu günlerde.</div>
<div>Belki aileniz, ilk defa bu dönemde, her zamankinden çok daha büyük bir anlam ifade ediyor sizin için, eşinizin elini belki ilk defa bu kadar sıkı ve içten tutuyorsunuz.</div>
<div>Boynunuzun yarısı bir giyotinin tam altındayken siz nasıl huzurlu olabilirsiniz ki&#8230;</div>
<div>Size bu satırları yazan &#8220;vatandaş&#8221; genç bir vatandaş&#8230; 31 yaşında.</div>
<div>Yani sizin yarı yaşınızda bile değil.</div>
<div>Ve herkes gibi bu vatandaş da hayatında hatalar yaptı, yapacak da.</div>
<p>Tıpkı sizin yaptığınız gibi, arkadaşlarının, dostlarının, öğretmenlerinin, yöneticilerinin, şairlerinin, yazarlarının, sinemacılarının, şarkıcılarının yaptığı gibi&#8230;</p>
<div>Siz de yapacaksınız.</div>
<div>İnsanız hepimiz ve hatalar bizlere mahsus.</div>
<div>Dünya çapında sayılı insanın sahip olabildiği kadar büyük bir servetiniz var.</div>
<div>Hoş, herşeyi de para için yapmadığınızı biliyorum, hissediyorum.</div>
<div>Mevcut güç ve ilave her birim gücün verdiği ihtiras, bazen insanın başını döndürüyor, daha fazlasına uzanmaya zorluyor belki insanı.</div>
<div>Büyüdükçe, güç arttıkça odağına girdiğiniz silahların da sayısı artıyor.</div>
<div>Belki tek tek atılan mermiler canınızı acıtmıyor uzunca bir süre ancak günün birinde gözünü kan bürümüş bir avcı çıkıyor, üzerinize havan mermileri yağdırıyor.</div>
<div>Bedeniniz delik deişk oluyor, ortalık kan gölüne dönüyor.</div>
<div>Canınız acıyor, yere düştüğünüzde gözleriniz hala aralık ve kendi hayatınız film şeridi gibi gözlerinizin önünden geçiyor.</div>
<div>Hatalarınız, acımasızlıklarınız, yanlışlarınız, seçtiklerinizin yanlışları&#8230; Pişmanlıklar, iç hesaplaşmalar, &#8220;keşke yapmasaydım&#8221; diye geçirilen düşünceler&#8230;</div>
<div>Derken tüm organlarınızı kaplayan kan, üzerinize çöken yorgunluk, alıp verilen son nefesler ve kapanan gözler&#8230;</div>
<div>Ebedi bir uykuya çekiyor sizi.</div>
<div>Oysa bu vatandaş, tüm hatalara rağmen, geçmişteki onca olan bitene rağmen sizin &#8220;kötü kalpli&#8221; bir insan olmadığınızı biliyor.</div>
<div>Evet, siz &#8220;iyi&#8221; bir insansınız.</div>
<div>Siz, rakipleriniz size kötü dediği için &#8220;kötü&#8221; ya da yandaşlarınız iyi dediği için&#8221; iyi&#8221; bir insan değilsiniz.</div>
<div>Siz, hatalar yapmış olan &#8220;iyi&#8221; bir insansınız.</div>
<div>Herkes gibi.</div>
<div>Siz büyüdükçe hatalarınız da büyüdü, tek sorun buydu.</div>
<div>Olsun&#8230;</div>
<div>Bu &#8220;vatandaş&#8221; biliyor ki bugün siz diz çökerseniz, yarın akbabalar ziyafet çekecek.</div>
<div>Abdi İpekçi&#8217;nin &#8220;biriciki&#8221; Milliyet, Simavi&#8217;nin &#8220;gözünün nuru&#8221; Hürriyet, sizin &#8220;çocuklarınız&#8221; olan bu milli değerlerimiz ve diğer yayın organlarınız yarın belki de &#8220;Anayasa&#8217;nın ilk üç maddesinin değiştirilmesi&#8221; yolunda ince ayarlanmış başlıklar atıyor olacaklar.</div>
<div>Belki yarın Milliyet ve Hürriyet&#8217;in manşetleri &#8220;Kıbrıs&#8217;ı verelim, kurtulalım&#8221; demeye başlayacaklar.</div>
<div>Belki de &#8220;Milli Birlik Projesi&#8221;nin içini doldurmak için kürek çekiyor olacaklar&#8230;</div>
<div>Belki de hukuku, yargıyı sulandırmak için köşe yazıları yazılacak yarın, öbür gün o köşelerde.</div>
<div>Kimbilir, belki de Mustafa Kemal Atatürk&#8217;Ün biz gençlerin bekçiliğine emanet ettiği ne kadar değer varsa hepsini iğne ucuyla milim milim oyan satırlar, cümleler yer bulacak kendine Milliyet&#8217;in, Hürriyet&#8217;in sayfalarında.</div>
<div>Hatta belki sayfa sayıları azalacak, zaman içerisinde de yüzüne bakılmayacak hale gelecek hepsi.</div>
<div>Kusura bakmayın ama sizin bize, önce Türkiye&#8217;ye, sonra gençlere bir borcunuz var.</div>
<div>Verginizi mi ödemediniz? Gerekiyorsa elbirliği ile öderiz.</div>
<div>Geçmişte kurmamanız gereken ilişkiler mi kurdunuz? &#8220;Olana ve ölene çare yok&#8221; der, yine yolumuza bakarız.</div>
<div>Bizler vefalı insanlarız, &#8220;geçmişten ders alıp geleceğe bakalım&#8221; demesini biliriz.</div>
<div>Türk insanını ruhunda, genlerinde affetmek vardır.</div>
<div>Kin besleyemeyiz biz.</div>
<div>Sizin de herşeyiniz kötü değildi ya&#8230;</div>
<div>Hadi diyelim ki kimilerinin yazıp çizdiği kadar kötü bir insansınız.</div>
<div>Yine de geleceğimiz için, Türkiye&#8217;nin geleceği için sizden daha büyük tehditler ve tehlikeler olduğunu söyler bu vatandaş da onlara.</div>
<div>Bu günleri pes etmeden atlatacaksınız.</div>
<div>Buna mecbursunuz.</div>
<div>Borcunuz varsa ödeyeceksiniz.</div>
<div>Cezanız varsa çekeceksiniz.</div>
<div>Gerekiyorsa ceketinize kadar satacaksınız.</div>
<div>Ama ertesi sabah yine dimdik ayağa kalkacaksınız.</div>
<div>Ve ne olursa olsun çökmeyecek, ihtiyarlamayacaksınız.</div>
<div>Siz &#8220;eski kurtsunuz&#8221;.</div>
<div>Ve&#8230;</div>
<div>Bize, gençlere bir gelecek borcunuz var.</div>
<div>Bize bir Milliyet, bir Hürriyet borcunuz var. Onları unutturmayın bize.</div>
<div>Bize bir &#8220;geçmişinizle yüzleşme&#8221; borcunuz var.</div>
<div>Bize bir &#8220;Aydın Bey&#8221; borcunuz var.</div>
<div>Bu yazıyı okuduktan sonra Holding binasının girişindeki sağlı sollu duran o tablolara tekrar bakın, derin bir nefes alın.</div>
<div>Ve asansörle değil, merdivenlerden çıkıp masanıza oturun.</div>
<div>İyi insanlar da hata yaparlar.</div>
<div>Ben size inanıyorum.</div>
<div>Kış bitip de bahara girerken tertemiz, manen hafiflemiş bir &#8220;medya patronu&#8221; olacağınıza da yürekten inanıyorum.</div>
<div>Haydi, gelin, tüm fazla yüklerinizden arınıp bir &#8220;medya patronu&#8221; olun.</div>
<div>Bir &#8220;Babıali&#8221; patronu olun.</div>
<div>Biz sizden benzin, mazot, CD, DVD, dergi, dijital yayın almasak da yaşarız.</div>
<div>Öyle ya da böyle, siz de yaşarsınız.</div>
<div>Ama bugün size düşen sadece ve sadece Milliyet ve Hürriyet&#8217;i korumaktır.</div>
<div>Yayın politikalarındaki hatalar, çarpıklıklar, yaptırımlar ise apayrı bir konu.</div>
<div>En azından bu yazının konusu değil.</div>
<div>Bu vatandaş sizin her hatanızı, her kusurunuzu affeder.</div>
<div>Ama Milliyet ve Hürriyet ile akbabaların ziyafet çekmesine göz yummanızı affedemez.</div>
<div>Şimdi birileri yine bu satırların altındaki anlamı anlamadan ya da anlamak istemeden saldıracak, hamle yapacak.</div>
<div>Olsun&#8230;</div>
<div>Ben doğru bildiğimi yazdım.</div>
<div>İmkanım olsa sadece sizin okuyabileceğiniz şekilde zarfa koyar, postalardım; herkese göstermeden.</div>
<div>Ama düşündüm ki birilerinin de &#8220;ticari olarak&#8221; değil de &#8220;insan olarak&#8221; sizi anlamaya çalışması gerekiyor.</div>
<div>Ben bunu yaptım.</div>
<div>Çünkü, dedim ya, sizin &#8220;kötü&#8221; bir insan değil, hatalar yapmış &#8220;iyi&#8221; bir insan olduğunuzu biliyorum.</div>
<div>Ve artık şirketlerinizle, ailenizle müspet ya da menfi herhangi bir bağım olmadığı için de yanlış anlaşılma kaygısı taşımadan kalem oynatabiliyorum.</div>
<div>Çünkü artık gerçekten de bir vatandaş olarak size mektup yazma lüksüne sahibim.</div>
<div>Saygılarımla,</div>
<div>M. Kıvanç Önder</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ortayakarisik.net/index.php/aydin-dogana-acik-mektup/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Rakı</title>
		<link>http://www.ortayakarisik.net/index.php/raki/</link>
		<comments>http://www.ortayakarisik.net/index.php/raki/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2009 22:04:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Kıvanç Önder</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ortayakarisik.net/?p=243</guid>
		<description><![CDATA[Rakı bence çok asil bir içki&#8230; İçen, ağzıyla içtiği müddetçe. Sohbettir mezesi, kahkahadır fasılı&#8230;
Bazı adamlar, bazı insanlar vardır ki insan ömrünün sonuna kadar onlarla bir kereliğine bile olsa karşılıklı rakı içmenin hayalini kurar.
İşte benim listem:

Mustafa Kemal Atatürk: Hamasetten değil&#8230; Gerçekten.
Hasan Önder
Uğur Yücel
Osman Tanburacı
Orhan Gencebay
Çetin Altan (bunu gerçekleştirdim)
Oğuz Atay
Adolf Hitler (Yaptıklarını neden yaptığını kendi ağzından duyabilmek için)
Aydın Boysan
Abdi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rakı bence çok asil bir içki&#8230; İçen, ağzıyla içtiği müddetçe. Sohbettir mezesi, kahkahadır fasılı&#8230;</p>
<p>Bazı adamlar, bazı insanlar vardır ki insan ömrünün sonuna kadar onlarla bir kereliğine bile olsa karşılıklı rakı içmenin hayalini kurar.</p>
<p>İşte benim listem:</p>
<ol>
<li>Mustafa Kemal Atatürk: Hamasetten değil&#8230; Gerçekten.</li>
<li>Hasan Önder</li>
<li>Uğur Yücel</li>
<li>Osman Tanburacı</li>
<li>Orhan Gencebay</li>
<li>Çetin Altan (bunu gerçekleştirdim)</li>
<li>Oğuz Atay</li>
<li>Adolf Hitler (Yaptıklarını neden yaptığını kendi ağzından duyabilmek için)</li>
<li>Aydın Boysan</li>
<li>Abdi İpekçi</li>
<li>Orhan Veli Kanık</li>
<li>Seyfi Dursunoğlu</li>
<li>İlker Başbuğ</li>
<li>Hüsamettin Cİndoruk</li>
<li>Ümit Zileli</li>
<li>Fikri Akyüz</li>
<li>Mustafa Öz</li>
<li>Candan Erçetin</li>
<li>İbrahim Tatlıses</li>
<li>Selçuk Yöntem</li>
<li>Fazıl Say</li>
<li>Uğur Mumcu</li>
<li>Bekir Coşkun</li>
<li>İsmail Cem</li>
<li>Erman Toroğlu</li>
<li>Kamer Genç (Bunu sonradan ekledim, unutmuşum)</li>
</ol>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ortayakarisik.net/index.php/raki/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Çeşme’nin acuru, Alaçatı’nın boncuğu</title>
		<link>http://www.ortayakarisik.net/index.php/cesmenin-acuru-alacatinin-boncugu/</link>
		<comments>http://www.ortayakarisik.net/index.php/cesmenin-acuru-alacatinin-boncugu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Sep 2009 00:04:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Kıvanç Önder</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<category><![CDATA[gezi]]></category>

		<category><![CDATA[alaçatı]]></category>

		<category><![CDATA[çeşme]]></category>

		<category><![CDATA[görgüsüzlük]]></category>

		<category><![CDATA[seyahat]]></category>

		<category><![CDATA[tatil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ortayakarisik.net/?p=225</guid>
		<description><![CDATA[Pazar günü Çeşme&#8217;ye gideceğim birkaç günlük bayram tatili nedeniyle. Sonra da zaten sezonu tamamen kapatıyoruz gelecek Mayıs-Haziran&#8217;a kadar. Ama niyetim arada bir iki günlük kısa kaçamaklar yapmak.
Artık Çeşme&#8217;nin yazları, şu meşhur Alaçatı furyası çıktı çıkalı çekilmez oldu. Haşmet sağolsun, o kız çocuğuyla fingirdeştiği dönemde, entelliğinin zirve yaptığı cilalı taş devrinde habire yazardı &#8220;Alaçatı pazarındayım&#8221; diye. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Pazar günü Çeşme&#8217;ye gideceğim birkaç günlük bayram tatili nedeniyle. Sonra da zaten sezonu tamamen kapatıyoruz gelecek Mayıs-Haziran&#8217;a kadar. Ama niyetim arada bir iki günlük kısa kaçamaklar yapmak.</p>
<p>Artık Çeşme&#8217;nin yazları, şu meşhur Alaçatı furyası çıktı çıkalı çekilmez oldu. Haşmet sağolsun, o kız çocuğuyla fingirdeştiği dönemde, entelliğinin zirve yaptığı cilalı taş devrinde habire yazardı &#8220;Alaçatı pazarındayım&#8221; diye. Gitmez olaydı&#8230;</p>
<p><img class="size-medium wp-image-237 alignright" title="Alaçatı" src="http://www.ortayakarisik.net/wp-content/uploads/2009/09/alaaata-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></p>
<p>Bugün ise Alaçatı esnafı bile (mesela sokağın başındaki berber) işleri yoğunlaşmış olmasına rağmen</p>
<p>huzursuz, &#8220;İstanbullular gitsin&#8221; diyor. Çünkü bazı yerlerin sukuneti, naifliği, bilinmezliği, oradaki kalitesiz kalabalığın</p>
<p>bırakacağı üç-beş kuruştan çok daha tercih edilir oluyor. Kaldı ki Alaçatı&#8217;ya gelenlerin de bir iki restorana hakettiğinin çok çok üzerinde paralar vermek dışında bir katkıları olmadığını da biliyorum&#8230; Ve ne yazık ki yazın her perşembe günü Facebook&#8217;ta status kısmına &#8220;<em>Alaçatı tomorrow</em>&#8221; veya türevi sözler yazan, ertesi gün de işten erken kaçıp, sezon başından ucuza aldığı kombine biletlerinden biriyle İzmir&#8217;e uçan kızlarımız, oğlanlarımız ne Çeşme&#8217;nin genelini, ne de Alaçatı&#8217;yı daha çekilir, daha özlenir kılıyor.</p>
<p>Umarım tez zamanda el ayak çekilir de eski huzurumuza kavuşuruz.</p>
<p>Evet, ben de İstanbul&#8217;da oturuyorum. Ama neredeyse 20 seneye yakın zamandır yazlığımız Çeşme&#8217;de. Sivilceli dönemlerin yaz mevsimleri orada geçti. Çeşme-Datça-Çeşme üçlemeleri olurdu, artık daha yerleşik düzen tercih ediliyor, Datça ajandadan çıkarıldı.</p>
<p>Aslında bilen bilir, eskiden Alaçatı diye bir fenomen de yoktu, pazara gidilirdi Alaçatı&#8217;ya sadece. Eskiden Aya Yorgi koyunda bir Fly Inn, bir de Paparazzi vardı. Alaçatı&#8217;nın ilerisinde de Seaside&#8230; Hepsi buydu&#8230; Ve o zaman daha mutluyduk.</p>
<p>Hep iddia ettiğim ve üzerine herkesle fikir çarpıştıracağım bir tespitim var: Bizim insanımızın asla rafine zevkleri olmamıştır ve olamaz da. Zira aristokrasinin olmadığı, burjuvazinin varlığının görülmediği toplumlarda rafine zevk de olmaz. Bu toplumların fertleri en fazla &#8220;<em>mış gibi</em>&#8221; yaparlar. Kahvenin iyisinden, şarabın kalitelisinden, restoranın güzelinden, yaşam zevkinin dolu dolu yaşanmasından, mimariden, sanattan, edebiyattan, klasik müzikten anlarMIŞ gibi yaparlar. Oysa zırnık anlamazlar. Ve kültürsüzlük bizde kültürdür. Cebe paranın girmesiyle ruha da zevk kırıntılarının katıldığını sanarız her nedense. Sanki her Paris&#8217;e giden, Fransız centilmeni olarak dönermiş gibi. Öyle olsa uzun bayram tatilleri ertesinde Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali&#8217;nin geliş salonunda takım elbiseli beyler, şapkalı hanımlar görmemiz, birbirine sürekli teşekkür eden, rica edenleri duymamız icap ederdi.</p>
<p style="padding-left: 30px; ">&#8220;<em>Oh la la, S&#8217;il vous plait Monsieur Tayyar&#8230; Bırakınız bagajınızı ben taşıyayım azizim</em>.&#8221;</p>
<p style="padding-left: 30px; ">
<p style="padding-left: 30px; ">
<p>Alışmadık götte dun durmaz derler.</p>
<p>Durmaz&#8230;</p>
<p>Bekir Coşkun&#8217;un &#8220;göbeğini kaşıyan adamı&#8221; heryerdedir çünkü.</p>
<p>Umursamaz, kaygısız, gamsız, bilgisiz, zevksiz&#8230;</p>
<p>Medeniyeti, görgüsü, hayattan zevk alma yetisi, &#8220;kırmızı etle kırmızı şarap, beyaz etle beyaz şarap&#8221; klişesinin gidebildiği yere kadar ulaşan bir toplumun da, kendisine magazin ekleriyle dayatılan her mekanı, kasabayı, diyarı boktaki boncuk sanarak akın etmesinden daha doğal ne olabilir?</p>
<p>Eskiden pazarından domates, hıyar almaya gittiğimiz Alaçatı&#8217;nın sokaklarında bugün acurlar volta atmakta.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ortayakarisik.net/index.php/cesmenin-acuru-alacatinin-boncugu/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Türk müzik sektörünün telif çıkmazı ve sınırsız müzik hayalimiz</title>
		<link>http://www.ortayakarisik.net/index.php/turk-muzik-sektorunun-telif-cikmazi-ve-sinirsiz-muzik-hayalimiz/</link>
		<comments>http://www.ortayakarisik.net/index.php/turk-muzik-sektorunun-telif-cikmazi-ve-sinirsiz-muzik-hayalimiz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2009 22:12:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Kıvanç Önder</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[E-ticaret]]></category>

		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<category><![CDATA[internet]]></category>

		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[abonelik]]></category>

		<category><![CDATA[bedava müzik]]></category>

		<category><![CDATA[dijital müzik]]></category>

		<category><![CDATA[itunes]]></category>

		<category><![CDATA[meslek birlikleri]]></category>

		<category><![CDATA[muzi]]></category>

		<category><![CDATA[müzik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ortayakarisik.net/?p=196</guid>
		<description><![CDATA[Serdar Kuzuloğlu dün bloguna yazmış olduğu yeni bir yazının bağlantısını FriendFeed&#8217;de paylaştı. Ve sosyal medyadaki ahaliye, birlikte tartışmak üzere bir de konu başlığı hediye etti:
&#8220;Paylaşım vergisi olur mu?&#8221;
Daha doğrusu bu soru, yola çıkış noktasıydı. Esas amaç, bu sorudan hareketle, Türkiye&#8217;de sabit fiyata sınırsız müzik dinlemenin herhangi bir yolu var mıdır ve/veya neler yapılırsa, müzik sektörünün dillere sakız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Serdar Kuzuloğlu dün <a href="http://mserdark.com/" target="_blank"><span style="color: #000000;"><span style="color: #ff6600;"><span style="color: #ff6600;">bloguna</span></span></span></a> yazmış olduğu yeni bir yazının bağlantısını FriendFeed&#8217;de <a href="http://mserdark.com/genel/paylasim-vergisi-olur-mu" target="_blank"><span style="color: #000000;"><span style="color: #ff6600;"><span style="color: #ff6600;">paylaştı</span></span></span></a>. Ve sosyal medyadaki ahaliye, birlikte tartışmak üzere bir de konu başlığı hediye etti:</p>
<p style="padding-left: 30px;"><em>&#8220;Paylaşım vergisi olur mu?&#8221;</em></p>
<p>Daha doğrusu bu soru, yola çıkış noktasıydı. Esas amaç, bu sorudan hareketle, Türkiye&#8217;de sabit fiyata sınırsız müzik dinlemenin herhangi bir yolu var mıdır ve/veya neler yapılırsa, müzik sektörünün dillere sakız olmuş sorunu giderilir, sokaktaki vatandaş da makul fiyata müziğini dinler. FriendFeed&#8217;de bu eksende epey <a href="http://friendfeed.com/mserdark/f6030f50/paylasm-vergisi-olur-mu" target="_blank"><span style="color: #000000;"><span style="color: #ff6600;"><span style="color: #ff6600;">yazıştık</span></span></span></a>. Bu yazışmada ortaya çıkan genel kanıyı, bakışı ben özellikle yazımda özetlemeyeceğim, zira benim &#8220;genel kanı&#8221; dediğime bir başkası daha değişik bir açıdan, hatta belki de tam karşı kıyıdan bakabilir.</p>
<p>Peki bu yazıyı ben neden yazdım?</p>
<p>Konu ile ilgili olarak kendi çözüm önerimi paylaşmak, belirli adreslere de bir iki eleştiri kelamı etmek için&#8230;</p>
<p>Bilindiği üzere müzik sektörü birkaç farklı oyuncunun yer aldığı bir alan. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:</p>
<ol>
<li><span style="color: #888888;">Yapım şirketleri</span></li>
<li><span style="color: #888888;">Yorumcular</span></li>
<li><span style="color: #888888;">Söz yazarları</span></li>
<li><span style="color: #888888;">Besteciler</span></li>
<li><span style="color: #888888;">Meslek Birlikleri (MÜYAP, MESAM, MÜYORBİR, MSG)</span></li>
<li><span style="color: #888888;">Tüketiciler (Yani biz, hepimiz)</span></li>
</ol>
<p>Tabi bir de müziğin &#8220;tüketicilere&#8221; yani bize gerek fiziksel, gerekse de dijital yöntemlerle ulaşmasına aracılık eden kurumlar, firmalar var. Fiziksel aracılığa örnek olarak D&amp;R mağazalarını, dijital aracılığa örnek olarak ise TTNet Müzik servisini verebiliriz.</p>
<p>Gelelim bugün müzik sektöründeki herkesin dilinden düşürmediği nameye: &#8220;Korsan çok arttı, albüm satışları düştü, kan kaybediyoruz&#8221;. Durum tespiti olarak ele alındığında bu çok doğru, bu söylem yüzde yüz gerçek diyebiliriz. Gerçekten de özellikle illegal olarak Internet ortamındaki farklı araçlar veya siteler aracılığıyla indirilebilen eserler nedeniyle sadece CD satışları düşmekle kalmadı, bir dönem sokak aralarında tezgahta korsan CD satan kişilerin de bu işten ekmek yiyemez noktaya gelişine sebep oldu.</p>
<p>Sorunu bu şekilde somutlaştırdıktan sonra gelelim ikinci etaba. Müzik sektöründeki oyuncular; başta da yapımcılar ve sanatçılar bence ısrarla devrin değiştiğini ve bundan sonra hiçbir zaman, evet hiçbir zaman eski düzene dönülmeyeceğini anlamak istemiyorlar. Bence bugün &#8220;korsan&#8221; olarak adlandırdığımız davranış biçimi sistemin bütünü içerisinde &#8220;doğal&#8221; olan halini almıştır. Yani artık bundan sonra hiç kimse bir CD için 14, 15, hatta kimi zaman 30 TL ücret ödemeyecektir. Bu devir kapanmıştır. Müzik eserlerine, yani &#8220;içeriğe&#8221; erişim Internet sayesinde kolaylaştıkça ve hızlandıkça, alışık olunan &#8220;müziğe para verme&#8221; eksenli davranış biçimi de ortadan kalkmıştır. Bu durumu şuna benzetebiliriz: Eskiden arabalarda klima ya yoktu ya da opsiyoneldi, şimdi ise standart. Ve bugün klimasız arabaya satmakta ısrarcı olan hiçbir marka hayatta kalamaz zira konfor alışkanlığı, beklenti çıtasının yüksekliği değişmiştir. Zaman dediğimiz şey, müzik tüketim şekil ve sıklığımızı da değiştirmiştir. Bu kadar somut, net, basit bir gerçektir bu.</p>
<p>Hal böyleyken düşünce ve davranış biçimimizi de mevcut düzene adapte etmemiz şarttır. Tek tek insanları evlerinde Internet&#8217;ten parça indirirken yakalayıp cezalandırmak gibi ütopik birşeyi başaramayacağımıza göre iş modellerini bu yeni, mevcut davranış biçimine adapte etmeliyiz.</p>
<p>Burada öncelikle Meslek Birlikleri ve yapım firmalarına çok ciddi görev düşüyor. Şunu görmeleri lazım ki artık eski günler geride kaldı. Teknoloji geliştikçe davranış şekli değişen insanlara göre artık onlar da değişmeliler.</p>
<p>2005-2006 senelerinde Doğan Grubu bünyesinde &#8220;<strong>Muzi</strong>&#8221; markası ile hayata geçirilen dijital müzik satış projesinin yöneticilerindendim. Muzi&#8217;de bir parçayı 1 TL&#8217;den satmayı hedeflemiştik. Bu 1 TL&#8217;nin ise genellikle 0,60 - 0,65 TL&#8217;lik kısmı doğrudan telif olarak bizden çıkıyordu. Dolayısıyla geriye kalan 0,35 TL ile operasyonun diğer giderlerini, teknolojik yatırımları finanse etmek mümkün görünmüyordu. Tam da bu yüzden içerik satışının yanına cihaz yani MP3 çalar satışını da abonelik kurgularıyla entegre etmiştik.</p>
<p>Bu tarifeleri Meslek Birlikleri belirliyordu ve hala da bu düzen böyle. Kişisel görüşüm, bu tarifelerin, sokağın nabzı tutulmaksızın, masa başında, sadece &#8220;ne yaparız da dijital müzik satışından da CD&#8217;deki karlılığı yakalarız&#8221; vizyonuyla şekillendirilmiş olduğu yönünde. Ancak bir gerçek vardı ki hiç kimse tek tek şarkı başına 1&#8242;er TL vermeye niyetli değildi çünkü zaten başka yerlerden bedava indirebiliyorlardı. Yazılıp çizilen, strateji dökümanlarında yer bulan tüm sözde rasyonel gerekçeler müşterinin umrunda değildi. Daha da önemlisi &#8220;korsan müzik indirmek hırsızlıktır, başkasının emeğini çalmayın, lütfen müziğe para verin&#8221; söylemlerine (teranelerine) de kimsenin kulak astığı yoktu. Hatta iş o noktadaydı ki kamera karşısında &#8220;lütfen korsana yönelmeyin&#8221; diyen sanatçılar dahi evlerinde bedava olarak meslektaşlarının parçalarını indiriyorlardı&#8230; Internet&#8217;ten&#8230;</p>
<p>İşin özeti şu ki artık açgözlülük devri bitti. Ağlayıp sızlanmak ne yapımcılara, ne sanatçılara, ne de sektörün geneline hiçbirşey kazandırmayacak. Tek tek müzik paylaşım sitelerini kapatmayla, P2P yazılımlarını kanun gücüyle engellemeyle de bu iş hiçbir yere varmamıştır ve varmayacaktır.</p>
<p>Artık &#8220;<strong>korsan</strong>&#8221; tabir edilen davranış şeklinin &#8220;<strong>default</strong>&#8221; olduğunu kabul etme ve buna göre aksiyon alma zamanıdır.</p>
<p>Vatandaş artık müziği mümkünse bedava, olmuyorsa da çok ucuz bir şekilde tüketmek istemektedir. Ve zeka parıltısı barındıran iş modellerini kurgulamak da artık aracılarıın ve sektörün görevidir. <strong>Şarkı başına 0,65 TL telif maliyetinin</strong> olduğu bir düzenin ise çok zekice kurgulandığını söyleyemeyeceğim. Zaten sürecin ilerleyen safhalarında meslek birliklerinin kendileri de talep ettikleri telifler yüzünden olması muhtemel bu işin olmaz hale geldiğini kısmen de olsa anlamaya başlamışlardı ve belirli adetler üzerinden toplu teliflendirme mekanizmalarını konuşmaya razı olmuş gibi görünüyorlardı.</p>
<p>Bundan sonrası için aylık sabit bedel ödenen ve sınırsız şarkı dinleme/indirme/paylaşma olanağı sunan modeller geçerli olacaktır. Hele hele birisi çıkıp bu sabit bedeli de almaksızın bu işi becerebilirse -ki aslında formülü çok basittir- işte o zaman bu oyun keyiflenir, ne idüğü belirsiz tiplerin çıkarttığı albümümsü şeyler de piyasadan temizlenir, gider. Bugün itibariyle müzik sektörü için amaç dijital ortamdaki telif rakamlarını olabildiğince yukarı çekerek kazanç arttırmak değil, tam tersine bu maliyetleri minimumda tutarak hizmetin tüketiciye makul bedellerle ulaşmasına destek vermektir. Zaten dijital ortamda şarkı satışının telifinden kısa vadede hiçkimsenin zengin olması da beklenmemelidir (Beklentisi bu olanların ise yeni çağın dinamiklerini anlamamış oldukları aşikardır). Bu, orta vadede yeşerecek bir meyve ağacının tohumlarını atmaktır. Öncelik, halihazırda kan kaybeden hastanın kanamasını durdurmak, devamında da tedavisini yaparak ayağa kalkıp koşabilir noktaya gelmesini sağlamaktır. Acil servise gelmiş hastanın 2 saat içerisinde koşmasını hedefleyerek yapılacak müdahale de zaten muhtemelen hastayı kaybetmeye giden bir yol olacaktır.</p>
<p>Somutlaştıralım:</p>
<ul>
<li>Telif tarifeleri CİDDİ ölçüde aşağıya çekilmeli.</li>
<li>Bu süreçte mümkünse Meslek Birlikleri sürecin hakemliğini kendileri üstlenmek yerine ürünü birebir tüketiciye ulaştıran aracı firmalara devretmeli.</li>
<li>Hatta eğer yapılabilinirse müzik endüstrisi, sinema endüstrisi, kitap dünyası gibi fikir ve sanat eserlerinin tümünün yeni dünya düzenindeki, dijital çağdaki dağıtım, edinim ve hak koruması konularında uzmanlaşacak, sadece telifin dijitalleşmesi konusunda ehil bir yeni birim, kuruluş oluşturulmalı. SÜrecin yöneticiliği de bu yapıya emanet edilmeli.</li>
<li>Aylık sabit bir bedelin alındığı (mesela 10 TL) bir sistemin tahsilat tarafının yerleşmesi için operatörlerin, düzenli tahsilat yapan kurumların <strong>yapıcı ve makul taleplerle</strong> sisteme dahil edilmesi gereklidir.</li>
<li>Müziği tüketiciye ulaştırma işlevini yerine getirecek yapıların, ilk akla gelenden biraz daha yaratıcı iş modelleri ile, yapabiliyorlarsa telif yükünü tüketiciye değil &#8220;reklamveren&#8221; olarak konulandırılacak markalara finanse ettirmeleri gereklidir.</li>
<li>Müziğin edinim sürecinde &#8220;<strong>operasyonel mükemmeliyet</strong>&#8221; mutlaka birinci planda tutulmalı, tüketicinin görmesinin gerekmediği, görmesi halinde canının sıkılacağı her türlü ara adım, engel, sorun, modül yokedilmelidir.</li>
<li>Aylık ücretli modelde toplanan gelir; dönem sonunda yapımcı firma, yorumcu, besteci, sözyazarı arasında, kriterleri polemiğe elvermeyecek şekilde netleştirilecek bir derecelendirme modeliyle paylaştırılmalıdır.</li>
</ul>
<p>Yukarıda yazdıklarıma alternatif olabilecek, daha ütopik model ise Türkiye sınırlarında alışverişi yapılan tüm ürünlerin ya da belirli ürün gruplarının fiyatları üzerinden çok çok ufak bir vergi tahsil etmek olabilir (Sadece sigara bile olabilir). Bu oran binde bir veya onbinde bir dahi olabilir. Oluşan vergi geliri de sektör oyuncularına dağıtılır, müzik bedava olur, Türkiye de bunu doğru pazarlayabilirse (ki bu noktada ciddi endişelerim var) yaratacağı ulusal ve uluslararası medya kaldıracı sayesinde hem içeride hem de dışarıda bu işin iletişimini çok rahat yapabilir, başta oluşması muhtemel tepkileri absorbe edip görünümü pozitife çevirebilir.</p>
<p>Ama diyorum ya&#8230; Ütopik&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ortayakarisik.net/index.php/turk-muzik-sektorunun-telif-cikmazi-ve-sinirsiz-muzik-hayalimiz/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ege’yi sevmek</title>
		<link>http://www.ortayakarisik.net/index.php/egeyi-sevmek/</link>
		<comments>http://www.ortayakarisik.net/index.php/egeyi-sevmek/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Jul 2009 22:12:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Kıvanç Önder</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<category><![CDATA[Ege]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ortayakarisik.net/?p=179</guid>
		<description><![CDATA[Ege, isminin kısalığına rağmen hikayesi en eski, en uzun bölgemizdir. Tarihinde aşk vardır, kan vardır, gözyaşı vardır, Anadolu medeniyetler tarihinin beşiği olma vardır. Ege&#8217;yi sevmek, Ege&#8217;yi dolu dolu ciğerlere çekebilmek kolay iş değildir. Ege&#8217;yi sevmek, hele hele öyle son dönemin sade suya tirit yazılar yazıp da kendisine &#8220;köşe yazarı&#8221; diyenlerin pompaladığı Alaçatı&#8217;yı birşey sanmak hiç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ege, isminin kısalığına rağmen hikayesi en eski, en uzun bölgemizdir. Tarihinde aşk vardır, kan vardır, gözyaşı vardır, Anadolu medeniyetler tarihinin beşiği olma vardır. Ege&#8217;yi sevmek, Ege&#8217;yi dolu dolu ciğerlere çekebilmek kolay iş değildir. Ege&#8217;yi sevmek, hele hele öyle son dönemin sade suya tirit yazılar yazıp da kendisine &#8220;köşe yazarı&#8221; diyenlerin pompaladığı Alaçatı&#8217;yı birşey sanmak hiç değildir.</p>
<p>Ege ve Egelilik bir kültürdür. Egeli olmak için İzmirli, Manisalı, Muğlalı olmak da yeterli değildir, zira Ege&#8217;nin taşını, suyunu, toprağını ellemekle de Egeli olunmaz.</p>
<p>Diyoruz ya, Ege&#8217;yi sevmek zor iştir diye, evet öyledir. Herşeyden önce Ege insanını bilecek seveceksin. Ege&#8217;nin kokusunu seveceksin. Bandırma&#8217;da feribottan inip de Susurluk&#8217;ta, herkesin durduğu yerde durmakla kendini Ege&#8217;li saymayacaksın, salt buradan hareketle de Ege türküsü duyduğunda şahlanmayacaksın, efeleri bileceksin. Ege&#8217;yi bilmek için Trakya&#8217;yı bileceksin, Meriç&#8217;in ötesini bileceksin, Atina&#8217;yı, Helenistik dönemi bileceksin. Yazdan yaza Çeşme&#8217;ye, Bodrum&#8217;a gitmekle Egeli olunmaz. Egelilik adap işidir, yol yordam işidir. Öyle herşeye hemen kızmayacaksın, çünkü bileceksin ki Ege insanı sakindir, dingindir, hatta çoğu zaman da uyuşuktur, tembeldir, çalışmayı sevmez ve onları bu halleriyle seveceksin.</p>
<p>Çeşme moda olmazdan önce oralara gidip gelmiş olacaksın, karayolunu bileceksin, hatta şimdiki Çeşme otobanından önceki zamanları da bileceksin. Arabanı gemiye yükleyip İstanbul&#8217;dan İzmir&#8217;e gitmiş olacaksın 18-20, havaya göre, denizin doruluğuna göre bazen 24 saatte.</p>
<p>Edremit&#8217;i, Erdek&#8217;i, Ayvalık&#8217;ı bileceksin, zeytinini, şarabını tanıyacaksın. Cunda&#8217;nın yerel halk arasındaki adını da bileceksin. Ne Ayvalık&#8217;ta ne de Alaçatı&#8217;da, Çeşme&#8217;de dışı taş kaplı yapıyı &#8220;taş ev&#8221; sanmayacaksın. Bir bakışta tanıyacaksın gerçek taş ev ile &#8220;turistlere yapılan taş evi&#8221;.</p>
<p>İzmir Körfezi&#8217;nin leş gibi kokan zamanını bileceksin, İzmir&#8217;e doğru, Balçova&#8217;ya inerken tepede, giderken yolun solundaki, püfür püfür esen benzincide durmuşluğun olacak, orada hamburger yemişliğin olacak.</p>
<p>Kos&#8217;u, Sakız&#8217;ı, Midilli&#8217;yi bileceksin, sakız reçelini bileceksin. Öyle &#8220;İzmirliler simite gevrek, mısıra darı der, bir de üstüne kumru yer&#8221; demekle Ege&#8217;yi bilmiş sayılmazsın. Reci&#8217;s Cafe&#8217;yi bileceksin, Alsancak&#8217;ı, Karşıyaka&#8217;yı bileceksin, Mavişehir&#8217;de oturan arkadaşların olacak. İzmirli değilsen de İzmirli bir kızla çıkmışlığın olacak. Ve böylece herkesin aksine her gördüğün İzmirli kıza &#8220;hafif kız&#8221; muamelesi yapmamayı öğreneceksin. Ve daha da önemlisi Ege&#8217;yi alıp da tek başına İzmir&#8217;e indirgemeyeceksin. Efes&#8217;i sadece içtiğin biradan bilmekten fazlasını yapacaksın.</p>
<p>Mümkünse kanının bir kenarında, köşesinde &#8220;se parakulo&#8221; olacak, yeşil ya da mavi gözlü anneannen, babaannen olacak.</p>
<p>Akdeniz&#8217;i de bileceksin, &#8220;neetçen gari&#8221; diyenlerle konuşmuşluğun olacak.</p>
<p>Manisa&#8217;ya giderken yol kenarındaki Keskinoğlu tesislerinin gelişimine, büyüyüşüne yıllar içerisinde şahitlik etmişliğin olacak, &#8220;vay be, bu Yörsan kıç kadar yerdi, şimdi ne oldu&#8221; demişliğin olacak her geçişinde önünden.</p>
<p>Çandarlı&#8217;yı bileceksin, Datça&#8217;yı bileceksin, İçmeler&#8217;i, Turunç&#8217;u bileceksin. Datça-Bodrum feribotunu bileceksin.</p>
<p>Özetle diyeceğim o ki Ege öyle yazdan yaza sevilecek bir yer değil, dört mevsim seveceksin onu.</p>
<p>Rüzgarını seveceksin, itini, ayyaşını, kerhanesini, Ege&#8217;li arkadaşlarını seveceksin. Her bir şeyini seveceksin.</p>
<p>Özleyeceksin Ege&#8217;yi an be an&#8230;</p>
<p>Her gördüğün denizin karşısına geçip rakı çekmekle, &#8220;İzmir&#8217;İn Kavakları&#8221;nı duyunca içinde patlayan &#8220;uleeenn kendimi Süleyman Çakır gibi hissediyorum beaaa&#8221; gazına kapılmakla olmaz yani bu iş.</p>
<p>Biraz kültür işidir Ege&#8217;yi sevmek, Egeli olmak&#8230;</p>
<p>Zor iştir vesselam&#8230; Zor&#8230;</p>
<p>Ve en zoru da Ege&#8217;yi severken fazla sahiplenip sıkmayacaksın onu zira sergüzeşt ruhludur, sıkılgandır, delikanlıdır; boğmaya gelmez, sevgili gibidir, kadın gibidir. Seveceksin ama sırf kendinin sanmayacaksın&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ortayakarisik.net/index.php/egeyi-sevmek/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bir “dijital guru” profili</title>
		<link>http://www.ortayakarisik.net/index.php/bir-dijital-guru-profili/</link>
		<comments>http://www.ortayakarisik.net/index.php/bir-dijital-guru-profili/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Apr 2009 02:23:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>M. Kıvanç Önder</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<category><![CDATA[internet]]></category>

		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>

		<category><![CDATA[digital guru]]></category>

		<category><![CDATA[trendsetter]]></category>

		<category><![CDATA[web 2.0]]></category>

		<category><![CDATA[web 3.0]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ortayakarisik.net/?p=165</guid>
		<description><![CDATA[Her erkek çocuğunun hayatının bir bölümüne damgasını vurmuş bir &#8220;rocker&#8221; olma gerçeği vardır. Çoğunlukla ortaokul yıllarının sonları ile lise çağlarının başlarını kapsar. Bu dönemin en beylik tartışmaları arasında yer alan ve çokça da espriye konu olmuş &#8220;Metallica mı Sepultura mı&#8221; ya da genel anlamda &#8220;Metallica mı XYZ mi&#8221; tartışması vardır. Kendisini mainstream akım dışında pozisyonlamak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her erkek çocuğunun hayatının bir bölümüne damgasını vurmuş bir &#8220;rocker&#8221; olma gerçeği vardır. Çoğunlukla ortaokul yıllarının sonları ile lise çağlarının başlarını kapsar. Bu dönemin en beylik tartışmaları arasında yer alan ve çokça da espriye konu olmuş &#8220;Metallica mı Sepultura mı&#8221; ya da genel anlamda &#8220;Metallica mı XYZ mi&#8221; tartışması vardır. Kendisini mainstream akım dışında pozisyonlamak ve müzikal bilgi, zevk açısından kitleden farklı olduğunu vurgulamak isteyenler, uğraşır didinir, kimsenin adını sanını bilmediği, müzikal başarısı da çoğunlukla ayaklar altında olan grupları bulur, bunların &#8220;kasetlerini&#8221; alırdı. &#8220;Bilinmeyeni bilme&#8221; yoluyla genelden ayrışma, farklı olma stratejisinin ürünü bu hareketlerin uygulayıcıları, &#8220;mainstreamcilere&#8221; de hep şu mesajı verirlerdi: &#8220;Sen bu müziği anlamazsın çünkü bu kakafoni içerisinde rock/hard rock/metal kültürüne dair acayip mesajlar var&#8221;&#8230; O mesajların ne anlamı var idiyse artık&#8230; Her neyse, gençlik çağlarının da en önemli meseleleri bunlardı. &#8220;Rockçı mısın popçu musun?&#8221; ayrışmasına hiç girmiyorum zira aşağıdaki yazıda bahsi geçen kitle, tipoloji olarak daha bir &#8220;rocker&#8221; duruyor.</p>
<p>Günümüzde de birtakım insanlar, özellikle de dijital dünyanın kurallarının Türkiye&#8217;de tam olarak oturmamışlığından yararlanarak kendi kendilerine birtakım payeler, nişanlar, ünvanlar verip orkestra yönetmeye soyunur oldular. Bu kişilerin ünvanları muhtelif: &#8220;Dijital Trend Belirleyici, Trendsetter, Trend Analyst, Digital Supervisor, Digital Guru&#8230;&#8221; Dürüst olmak gerekirse ben ne bu ünvanları, ne de bu insanların hangi amaca hizmet ettiklerini anlamış değilim, anlayacağımı da sanmıyorum. Ancak içimde çok yoğun bir his bana bu kişilerin, siyasetteki &#8220;danışman, danışmanın danışmanı, müşavirin başdanışmanı, özel kalemin stratejik danışmanı&#8221; gibi sırf o kişiler istihdam edilsin diye yaratılmış koltuklara yerleşmiş kişilere benzer profiller olduğunu söylüyor.</p>
<p>Dijital dünya ile ilgili onlarca konferansa, seminere gittim. Açık konuşayım, bilmediğim birşeyleri bana söyleyen birinlerine hiç rastlamadım. Çünkü zaten bu işlerin içerisindeki kişiler, bu işleri bilirler, bilmeleri gerekir. Bu tür konferansların da birtakım yayın kuruluşlarını, organizatörlerini maddi olarak ihya eden ya da o niyetle düzenlenen etkinlikler olduğunu düşünürsek esas amaç zaten kimsenin birşeyler öğrenmesi değildir. Dillendirilmeyen esas amaç, kokteyl ortamlarında iş ilişkileri kurmak, &#8220;sponsor&#8221; diye sisteme dahil edilmiş birtakım kurumların, markaların paralarını almak ve ağızlarına bal çalmak adına onlara birer stand alanı vermek, birtakım adamları da sahneye çıkartıp anlatacaklarını dinlemek. Elbette esas niyeti ifşa etmek, etkinliğin sorgulanmasına yol açacağından &#8220;mış gibi&#8221; yapılan ve minareye giydirilen kılıf oluyor bu tür &#8220;konuşmacılar ve onların sunumları&#8221;.</p>
<p>Son aklımda kalan bir örnekten bahsetmek isterim kısaca ve isim vermeden: Yine bir &#8220;Digital Blah Blah Konferansı&#8221;&#8230; Bir zat sahnede&#8230; Perdede bir sunum&#8230; Sunum da trend halini alan görsel şablona uygun: Tüm slide&#8217;ı kaplayan bir fotoğraf ve üzerinde güya &#8220;tease&#8221; edici bir kelime&#8230; Güya minimalist, güya &#8220;basit vevurucu&#8221;. Konu ya web 2.0 ya da web 3.0&#8242;dı tam hatırlamıyorum. Fakat bildiğim şu ki, &#8220;Web&#8221; kelimesinin yanına gelen sayının artması, sunum sahibinin rütbe ve kıdeminin arttığına gösterge. Sunum ilerliyor, ben bekliyorum neler öğreneceğiz diye. Her zaman olduğu gibi yine son derece muğlak ve sorgulanabilirlikten uzak, kısmen &#8220;kehanetimsi&#8221; bir takım laflar, sözler. Öylesine muğlak ki herşey, o söylenenleri dinleyen bir kimse de çıkıp &#8220;o dediğinin öyle olacağını nerden biliyorsun?&#8221; diye soramaz. Bir tiyatrodur oynanıyor işte. Kavramlar, kelimeler havalarda uçuşuyor&#8230; Sosyal medya, Web 2.0/3.0, Google, Tagging, Location Based Services vs vs.</p>
<p>Salondaki kitle de çok ilginç ve iki kesimden oluşuyor:</p>
<p>1. Çalıştıkları firmalarda hasbel kader dijital dünyaya dair bir görevde olan ancak ne yaptıklarını net olarak bilmeyenler -ki bu sunumlarda genellikle büyülenenler, herşeyi not edenler bunlar oluyor-</p>
<p>2. Zaten bu piyasanın, bu işlerin en göbeğinde olan ancak &#8220;görünürlük&#8221; yaratmak adına bu ve benzeri konferansların tümünde arz-ı endam eyleyenler -ki bunlar da zaten dönüşümlü olarak bu etkinliklerin birinde ya da birçoğunda benzer sunuları yapan ve sunanlar oluyor-</p>
<p>Çok önemli bir detay: Bu konferanslara para vererek gelen sayısı oldukça azdır, sponsor firmadaki arkadaştan davetiye dilenir herkes ya da organizatör kendince &#8220;celebrity&#8221; bellediği üç beş kişiye habire gönderir de gönderir bu davetiyeleri. Bu açıdan da komiktir.</p>
<p>Gelelim sunumların içeriğine:</p>
<p>Çok beylik bir yöntem vardır bu tür sunumlarda: Kimsenin bilmediği düşünülen/sanılan birtakım siteleri, uygulamaları, aplikasyonları sunum içerisine yerleştirip anlatmak (Bu yazının giriş paragrafının varlık nedeni sanırım şimdi daha nettir). Adeta bir &#8220;ben guruyum ya, bu siteleri o yüzden biliyorum&#8221; mesajıdır bu kitleye. Konferans sırasında da kucağında notebooku ya da elinde iPhone&#8217;u ile sair zamanda hiç olmadıkları kadar &#8220;online&#8221; durumda hazır bekleyen kitle hemen ve canlı olarak sunumda bahsi geçen siteye girer bakar, birşey sanır. Benim kişisel deneyimim odur ki bu sunumlarda perdeye yansıtılıp örnek olarak gösterilen, bahsedilen sitelerin ya da uygulamaların çoğu &#8220;tırt&#8221; çıkmaktadır. Çünkü zaten aynı amaca hizmet etme vaadinde olan ve sunduğu fayda daha iyi olan diğer tüm siteler, uygulamalar kitlece büyük oraanda bilinmektedir. Yani merdiven altından unutulmuş, bilinmeyen bilgiyi çıkarıp cilalayıp sunma taktiği bir yerden sonra sığdır, kısırdır.</p>
<p>Hele bir de yurtdışından ithal &#8220;gurular&#8221; var ki işte esas onlardır beni benden alan. En beylik sunumları en fiyakalı video ve ses oyunları ile bezerler, sahneye de bir görsel şölen edasında çıkarlar, hele bir de o basmakalıp lafları Türkçe yerine İngilizce dinlemek yok mudur&#8230; İşte o an izleyicinin kafasında olanlar şunlardır: Armageddon&#8217;un son sahnesi&#8230; Bruce Willis meteoru patlatmış, Ben Affleck ve diğerleri dünyaya geri dönmüşler, mekikten inmişler, Ben Affleck en önde olmak üzere F-16 uçuş düzeni gibi üçgen şeklinde dizilmişler ve kameraya doğru yürümekteler, slow motion, kahramanlarımızla kamera arasında ya sıcak havadan ya da başka bir sebepten titreşen hava akımı var ve bu daha da dramatik bir hava yaratmakta, yaylılar ufak ufak girmeye başlamış&#8230; &#8220;I could stay awake, just to hear you breathin&#8217;&#8230;&#8221; diyor Steve Tyler&#8230; Ve işte konferans salonundaki izleyici de içinden diyor ki: &#8220;Evet, ben de bu dijital takımın bir oyuncusuyum, ben de bu piyasadayım ve evet önüm, geleceğim çok açık&#8230; Yessss&#8230;&#8221;. Abartmış olabilirim ama bu civarda bir histir hep.</p>
<p>Özetle:</p>
<p>Öyle dijital guru, trendsetter diye bir kavram yoktur. Bu kişilerin tamamı, Internet dünyasının toplum üzerinde yarattığı ve aşırı fazla (aşırı=gereksiz) enformasyondan doğan kaos, belirsizlik, ele avuca gelmeme, hissedilememe, anlaşılamama, algılanamama dönemini kurnazca bir şekilde fırsata ve devamında da paraya çevirme gayretkeşliğindeki dostlardır. Yani sistem, bilerek ya da bilmeyerek kendi kendisini anlaşılmaz hale getirmek yoluyla kendi içerisinden bazı plastik kahramanlar yaratmıştır. Bu &#8220;kahramanların&#8221; ömürlerinin ne kadar süreceği konusunda net sonuca varmak kolay değildir.</p>
<p>Günümüz düzeninde kimsenin, bir başkasının vereceği ve tecrübeye dayalı olmayan bilgiye ihtiyacı yoktur çünkü zaten herşey Google&#8217;dır, oradadır. Değer zincirine sonradan ve ittire kaktıra dahil olan bu tür ara kademeler geçici bir süre varlık gösterebilirler, bu geçiş dönemlerinde bu kişilere ihtiyaç da olabilir ancak daimi bir varlıktan söz etmenin mümkün olduğuna ben şahsen inanmıyorum.</p>
<p>Bu konferanslarda, seminerlerde de bunalıyorum çünkü hem bildiklerimi farklı dillerde anlatıyorlar bana, hem de şarap genelde Angora oluyor <img src='http://www.ortayakarisik.net/wp-includes/images/smilies/icon_wink.gif' alt=';)' class='wp-smiley' /> </p>
<p> </p>
<p>PS: Bu konferansların kokteyllerinde ya da sigara-kahve molalarında dönen saçma sapan &#8220;business&#8221; muhabbetleri hakkında da ayrıca yazacağım. Bunlar daha da komik&#8230; Durmaksızın birbirine &#8220;tık, klik, CTR, CPM, CPA&#8230;&#8221; soran, köpekbalığı ruhlu bir yumak insanın anatomisini inceleyeceğiz bu yazıda.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ortayakarisik.net/index.php/bir-dijital-guru-profili/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
