<?xml version='1.0' encoding='windows-1254'?><rss xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' version='2.0'><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-3974079</atom:id><lastBuildDate>Mon, 26 Jan 2009 22:33:19 +0000</lastBuildDate><title>plasticwings.org</title><description>değişik konularda yazan birkaç kişinin web günlüğü.</description><link>http://www.plasticwings.org/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (spineless)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>234</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-113452349435716892</guid><pubDate>Wed, 14 Dec 2005 01:19:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-04-17T00:28:30.450+03:00</atom:updated><title>too cool for internet explorer</title><description>internet explorer javascript ve css konusunda sadece microsoft.com'u düzgün gösterecek şekilde yapılmış. hatta ibnelerin daha ileri gidip, aldıkları kötü coderların açıklarını kapatmak için patch çıkardıklarına yemin edebilirim.</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/12/too-cool-for-internet-explorer.html</link><author>noreply@blogger.com (plush)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-113013687197991170</guid><pubDate>Mon, 24 Oct 2005 06:37:00 +0000</pubDate><atom:updated>2005-12-12T00:54:29.670+02:00</atom:updated><title>susuz kış</title><description>1994 yılında istanbul'a gemilerle su getirilirken çekilen çileyi en iyi levent kırca'nın banyoda duş yaparken sular kesilen ve iski'yi arayıp küfürleşen tipi anlatır heralde. son zamanlarda siz de taksim civarında oturan ve suları 1 gün araya ile kesilen insanlardansanız. sizin de telefonunuz yanlış kablo bağlama yüzünden parazitli çalışıyor ve kimseyi arayamıyorsanız işte size &lt;a href="http://www.iski.gov.tr/arasayfalar.php?arizakesinti" class="plush"&gt;kaynak&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;e-devlet'in belki de son zamanlarda en çok hit alan kurumu iski'nin web sitesiden kesintileri ve sürelerini öğrenebiliyoruz. bakalım bu gün falımızda ne varmış?&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/10/susuz-k.html</link><author>noreply@blogger.com (plush)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>6</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-112946899476409451</guid><pubDate>Sun, 16 Oct 2005 13:22:00 +0000</pubDate><atom:updated>2005-10-16T16:23:14.770+03:00</atom:updated><title>ikilem</title><description>ramazanı en çok iftar saatinde boşalan trafik için sevdiğimi söylesem çarpılır mıyım?</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/10/ikilem.html</link><author>noreply@blogger.com (spineless)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>11</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-112733400130200988</guid><pubDate>Wed, 21 Sep 2005 20:04:00 +0000</pubDate><atom:updated>2005-09-21T23:32:04.670+03:00</atom:updated><title>vatan için soyunmak...</title><description>"sanat için soyunmak" ne kadar ulvi bir hizmetse, "vatan için soyunmak" da öyledir efendim. askerlik tecili için şubeye gitmem icap etti bugün, malum 1 hafta sonra yurtdışına çıkarken havaalanında derdest ediliverme riskini göze alamadım. mevzubahis tecil işlemini yapabilmek için de muayene olmak gerekiyor. tabi bu askeri bi hastanede gerçekleşmiyor, en azından istanbul'da kadıköy ve üsküdar şübelerinde böyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse, sabah karga bokunu yemeden dikildim şubenin kapısına. erken kalkan yol alır demişlerse de halt etmişler tabi. velhasıl 7 saat sonunda 1 senelik tecil kağıdımı tedarik edebildim güç bela. işin en eğlenceli kısmı ise muayene safhası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;muayene için herkesi şubenin arkasındaki bahçeye topladılar; bayağı güzel yeşillik ferah bi yer, burhan felek manzaralı. 10-15 dakika sonra bi asker geldi, artık çavuş mudur yüzbaşı mıdır bilmiyorum, zaten o sırayı da hiç bi zaman öğrenemedim. "donunuza kadar soyunun" dedi, "çorap, ayakkabı falan da kalmasın". eh, neticede 20-30 anadolu evladı olarak don cıbıl bahçenin ortasında kalıverdik. bu kadar insanı hiç böyle donlarıyla beraber görmemiştim, akıldan çıkmayacak bi manzaraydı. halihazırdaki don modası hakkında istemeden de olsa bi fikre sahip oldum doğal olarak ve bazı elemanların deneysel çalışmalarına da hayran kaldım. ayrıca hazır bahis açılmışken de internet vasıtasıyla bir istekte bulunayım; sevgili insanlar artık slip beyaz don giymeyin... lütfen! insanlığın salahiyeti adına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;pasaport kontrolünde çevirenin alnını karışlarım. son.</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/09/vatan-iin-soyunmak.html</link><author>vladivostox@gmail.com (nikita)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-112700547491916003</guid><pubDate>Sun, 18 Sep 2005 00:34:00 +0000</pubDate><atom:updated>2006-04-17T00:29:15.780+03:00</atom:updated><title>güncel sanatın içi ne?</title><description>Güneş pırıl pırıl, zemin kuru, konseptler hazır, memleketin içinden ve dışından onbinlerce izleyici bienal ile tetiklenen çok sayıda etkinliğin heyecanı içerisinde. İstanbul hiç bu kadar yoğun bir sanat trafiği yaşamamıştı. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bienal&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yaya Sergileri&lt;/span&gt;, Aykut Barka vapurunda gerçekleşecek &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İki Yaka Arasında&lt;/span&gt; projesi, eski Galata Köprüsü'nde açılan &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;tasarım fuarı&lt;/span&gt; ve resmen gerçekleşen bunca organizasyonun yanısıra hasıl olan hareketi değerlendirip, bireysel hamlelerle atmosfere renk katan genç sanatçılar, umuyoruz ki; şu zamana dek resimdi, heykeldi, videoydu ilgilenme kudretini kendinde bulamamış çekimser ya da bihaber çoğunluğun uyanışına vesile olur. Kaçırılmaması gereken başyapıtlar sergilendiği için değil, harekete bir yönden müdahil olmak için, akıllanmak için değil, bakakalıp fikir sahibi olmak için bahsi geçen etkinliklere iştirakimiz hat safhada ehemmiyet taşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Resim yapan, heykel dizen, video peydahlayan, performans güden, fabrika işleten ancak, meydana gelen sanat ambiyansında kendine izleyiciden başka rol bulamamış sanatçılarımız hiç üzülmesinler, kalplerinde en ufak bir endişe olmasın. Gelişmekte olan ülkemizin gelişmeyen sayısız sektörüne rağmen sanat ortamlarımız gizemli bir biçimde kendini aşmakla meşgul. Dolayısıyla en asosyal, en iş bilmeyen sanatçımızın dahi şu modern sanat vitrininde kısa zamanda kendine yer bulacağını düşünüyoruz. Orijinal olamazsanız marjinal, sanatçı olamazsanız kardinal olacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Şaka bir yana, sanatçı olarak kendi yaptığımız sanatı dahi kavramakta güçlük çektiğimiz modern sanat sürecinde, mum şeklinde ampulü, karpuz şeklinde sabunu, yenilebilen oyun hamurunu gördüğümüz yıllar zihnimizde cereyan eden kavram kargaşasının aynısını, yarın bir gün öz babamız kendisini modern sanat eseri olarak addettiğinde yaşamamız mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Eğer gidişat kendi bilincini oluşturmakta geç kalırsa, kolumuzu sergisine koymak isteyen küratörlerle münakaşaya girmemiz işten bile değil. Lafını ettiğim bu bilincin gelişmesi için lazım gelen en mühim unsur, sanat ve hayat hakkında fikir sahibi olan, ilgi gösterdikten sonra beğenip beğenmediğini belirtebilen bir toplum. Çünkü yurdum izleyicisi her daim sanata karşı çekinceyle, anlamama endişesiyle yaklaşmaya meyillidir. Fakat bakan insanlar olarak bilmemiz gereken bir şey var ki; sanatçının tüm umursamazlığı, tüm kişiselliği, içine kapanıklığı ya da megaloman tavrı, bizlerin eserler karşısında ettiğimiz laflarla şekil değiştirmektedir. Ortaya koyulan eser kimileri halâ reddetse de, paylaşılmak, okşanmak veya itilip kakılmak için oradadır.</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/09/gncel-sanatn-ii-ne.html</link><author>noreply@blogger.com (antidig)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-112682658557908774</guid><pubDate>Thu, 15 Sep 2005 23:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2005-12-14T03:27:06.916+02:00</atom:updated><title>kiralık oyun</title><description>kuştepeli gençler bilgi üniversitesinden memnun, çünkü bilgi üniversitesinde okuyanlar arabalarına dokunmalarına ve bakmalarına izin &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/2002/12/19/pazar/paz03.html" class="plush"&gt;veriyorlar&lt;/a&gt;. peki ya bilgi üniversitesi öğrencileri? acaba onlar okullarının politikalarından memnun mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilgi üniversitesinin karaköy öğrenci yurdunda kalmakta (veya şu anda yurdu boşaltmak zorunda olan) öğrencilerin hayır cevabı vereceklerinden %99.9 eminim. %0.01lik kesim ise şu anda çoktan kendine kalacak bir yer bulmanın mutluluğu ile evet cevaplarını ağızlarından kaçırmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunca senedir yurtta kalan öğrencilerini korumayan ve "şehir üniversitesi" mottosunun altına gizlenen pişkinlik ile yeni gelecek yolunmamış kazları kümese kapatma planını başarı ile uygulayan karaktersiz bilgi üniversitesi, okulların açılmasına bir hafta kala bana süper bir oryantasyon projesi hazırladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;emlakçılar gezilecek, babaanem ile yaşayacağız yalanları söylenecek, fiyatta kırışılacak, ikea'ya gidip eşya toparlanacak ve bu zor, gazeteden battaniyelerle park köşelerinde sabahladığımız gecelerden, televizyon karşısındaki kanepeye uzanarak izleyeceğimiz smallvile dönemlerine ulaşacağız. inanıyorum!</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/09/kiralk-oyun.html</link><author>noreply@blogger.com (plush)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>3</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-112613009441257584</guid><pubDate>Wed, 07 Sep 2005 21:31:00 +0000</pubDate><atom:updated>2005-09-08T00:54:54.413+03:00</atom:updated><title>sepet sepet yumurta</title><description>&lt;a href="http://www.penguen.com/" class="fluff"&gt;penguen dergisi&lt;/a&gt; bir süredir sondan ikinci sayfasında (arka kapak içi mi deniyor yoksa, dergiciler yardım edin!) &lt;a href="http://www.penguen.com/yumurtalar.asp" class="fluff"&gt;yumurtalar&lt;/a&gt; adı altında amatör çizerlerin  işlerini yayınlıyordu. sağdan soldan dergiye ulaşan çizimlere yetişemediklerinden olsa gerek, en sonunda &lt;a href="http://www.yumurtalar.com" class="fluff"&gt;yumurtalar.com&lt;/a&gt; adı altında bir site açmışlar ve "bundan sonra yayınlanmamış iş kalmayacak" demişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben özellikle &lt;a href="http://www.yumurtalar.com/omurokumus.htm" class="fluff"&gt;ömür okumuş&lt;/a&gt;'un karikatürlerine dikkatinizi çekmek istiyorum. &lt;a href="http://www.bildirgec.org/node/22548" class="fluff"&gt;yiğit özgür&lt;/a&gt;vari olsa da eğlenceli işler çıkartıyor. eklemeden geçemedim, &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ugur+gursoy" class="fluff"&gt;uğur gürsoy&lt;/a&gt; da gün geçtikçe çıldırmaya başladı. dergi ele geçtiğinde ilk okunmak istenen çizerler sıralamasına hızlı bir giriş yaptı, başarılarının devamını diliyorum.</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/09/sepet-sepet-yumurta.html</link><author>noreply@blogger.com (spineless)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-112404972532643889</guid><pubDate>Sun, 14 Aug 2005 19:29:00 +0000</pubDate><atom:updated>2005-12-13T22:54:22.936+02:00</atom:updated><title>çarli iş başında</title><description>efendim yukarıda gördüğünüz insan &lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0000318/" class="plush" rel="nofollow"&gt;tim burton&lt;/a&gt;, göremediğiniz ise &lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0000384/" class="plush" rel="nofollow"&gt;danny elfman&lt;/a&gt;. bu ikili 1999 yılında çekilen &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0162661/" class="plush" rel="nofollow"&gt;sleepy hallow&lt;/a&gt;'dan sonra tekrar bir araya gelmiş ve &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0367594/" class="plush" rel="nofollow"&gt;charlie and the chocolate factory&lt;/a&gt;'i yaratmış. tamam &lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0000307/" class="plush" rel="nofollow"&gt;helena bonham carter&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0000489/" class="plush" rel="nofollow"&gt;christopher lee&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0000136/" class="plush" rel="nofollow"&gt;johnny depp&lt;/a&gt; de önemli ama &lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0000318/" class="plush" rel="nofollow"&gt;tim burton&lt;/a&gt;'un hayal gücü ve mekan tasarımları, &lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0000384/" class="plush" rel="nofollow"&gt;danny elfman&lt;/a&gt;'ın ise muhteşem &lt;a href="http://chocolatefactorymovie.warnerbros.com/soundtrack/" class="plush" rel="nofollow"&gt;soundtrack&lt;/a&gt;'i olmasa bu film sıradan bir replika hollywood yapıtının ötesine gidemezmiş.&lt;blockquote&gt;Willy Wonka: Do you know breakfast cereal is made of? It's those little curly wood shavings you find in pencil sharpeners!&lt;/blockquote&gt;&lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0000318/" class="plush" rel="nofollow"&gt;tim burton&lt;/a&gt;'un kadrolu oyuncusu, &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0368925/" class="plush" rel="nofollow"&gt;bir film&lt;/a&gt;de haşin erkek bu filmde aseksüel karşımıza çıkan &lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0000136/" class="plush" rel="nofollow"&gt;johnny depp&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0241303/" class="plush" rel="nofollow"&gt;çikolata&lt;/a&gt; serüveninin son durağında bol &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0099487/" class="plush" rel="nofollow"&gt;edward scissorhands&lt;/a&gt; göndermeli willy wonka'yı başarı ile oynamış. zaten o gözlükler &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0120669/" class="plush" rel="nofollow"&gt;fear and loathing in las vegas&lt;/a&gt;'den sonra anca &lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0000136/" class="plush" rel="nofollow"&gt;johnny depp&lt;/a&gt;'e yakışırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;film hakkında çok şey &lt;a href="http://www.rottentomatoes.com/m/charlie_and_the_chocolate_factory/" class="plush" rel="nofollow"&gt;yazılabilir&lt;/a&gt;, belki &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0367594/usercomments" class="plush" rel="nofollow"&gt;yazılmıştır&lt;/a&gt; da, ama en önemlisi; senelerdir şekerden yapıldığını zannettiğim pamuk helvanın aslında milka'nın mor damalı ineğini kıskanan pembe koyuncukların yününden elde edilmiş olduğudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;small&gt;not: 1.32lik oompa loompa canavarı &lt;a href="http://www.deep-roy.com" class="plush" rel="nofollow"&gt;deep roy&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.deep-roy.com/star_wars.htm" class="plush" rel="nofollow"&gt;star wars&lt;/a&gt;'ta da mı oynamış?&lt;br /&gt;not2: üniversitenin ilk yılından beri daft punk kliplerinin o veya bu şekilde karşıma çıkmasından rahatsızım.&lt;/small&gt;</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/08/arli-i-banda.html</link><author>noreply@blogger.com (plush)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>3</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-112353814360113571</guid><pubDate>Mon, 08 Aug 2005 21:44:00 +0000</pubDate><atom:updated>2005-08-09T01:08:06.490+03:00</atom:updated><title>müzmin loser</title><description>cnn türk müzmin bir loser kanal olduğunu her şartta göstermeye devam ediyor. son icraatları pazar akşamlarının vazgeçilmez programı olmaya aday sohbet-geyik-saçmala şahanesi "futbol mania"... insanda izlerken parça tesirli bomba etkisi yaratan ömer çavuşoğlu ve aziz üstel'e program yaptıran idarecilere kızmıyorum, sadece dalga geçebilirim bolca. sanırım her zamanki gibi ntv'yi taklit edip onların ahmet çakar'ına bu süper ikiliyle karşılık vermeye çalışıyorlar. ama olmuyor, olamıyor sayın cnn türk. hem elinizdeki demirkol-targan-dizdar forvet üçlüsünü bırakmanız da sadece "galatasaray yönetimi sendromu" ile açıklanabilir. (sadece tatlı bir gönderme, kızmayan sakın)</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/08/mzmin-loser.html</link><author>vladivostox@gmail.com (nikita)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-112267904532271154</guid><pubDate>Fri, 29 Jul 2005 23:06:00 +0000</pubDate><atom:updated>2005-07-30T02:17:25.326+03:00</atom:updated><title>sosyal sorumluluk</title><description>yirmidokuz temmuz akşamı saat yirmibir sularında hsbc bankası istiklal caddesi galatasaray şubesinden para çeken kel fodul ve göbekli abinin yanındaki sarışın kaşının üstünde beni olan güzel bacaklı kese kağıdı yüzlü abla! o hıyar seni param yok diye kandırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;siz gittikten sonra bankamatikte unuttuğu bol sıfırlı hesap özeti bende. karısını da boşamayacak ben sana söyleyeyim.</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/07/sosyal-sorumluluk.html</link><author>noreply@blogger.com (plush)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-112267216909775900</guid><pubDate>Fri, 29 Jul 2005 21:20:00 +0000</pubDate><atom:updated>2005-07-30T00:22:49.103+03:00</atom:updated><title>yalnızlık ömür boyu</title><description>otobüste giderken bazen bir tek benim yanımdaki koltuk boş kalıyor ve inatla kimse oturmuyor. önce otobüsün camından saçımı, sonra üstümü başımı kontrol edip, kokuyor muyum diye paranoyalara giriyorum. hayat fazlasıyla gerginlik dolu.</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/07/yalnzlk-mr-boyu.html</link><author>noreply@blogger.com (spineless)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-112173221780277106</guid><pubDate>Tue, 19 Jul 2005 00:03:00 +0000</pubDate><atom:updated>2005-07-19T03:32:10.500+03:00</atom:updated><title>viski şişelerini açmak</title><description>bugün çok kötü bir gün geçirdim, daha sabah haluk levent'in "yollarda bulurum seni" şarkısı azıma dolandığında bunu anlayıp önlemlerimi almalıydım. bunun için en sevdiğim çözüm olan 'evde oturma' yöntemini uygulamaya koyuldum. gece olmuş hala başıma, kendi başım dışında kötü bir şey gelmemişti. derken winamp'den leonard cohen amcanın sesi yükseldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalkıp cep telefonumu mikrodalga fırına koyup intihar etmeyi uygun bulmuş olacağım ki, bir kaç dakika sonra kendimi içinde bir adet nokia 3510 dönen arçelik marka mikrodalga fırının içine bakarken buldum. o dönüyor ben bakıyordum. evet saat yönüne dönüyordu. çeyrek turu yeni tamamlamıştı ki aletin alev aldığını fark ettim, *normal dünya hızına geri dönüş* artık içinde benden kilometrelerce uzakta tatil yapmakta olan kız arkadaşımın (bilerek inat ettiğim) ezberlemediğim telefon numarası "arıyor" diye uyarı olarak ekrandaydı. açamadım çünkü, telefonu tutamadım ellerim yandı. telefonu buzdolabına koyup (ters mühendislik) odama geri döndüm. cohen içerde hala şarkı söylüyordu. "like a bird on the wire, like a drunk in a midnight choir, i have tried in my way to be free."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet kemal içki içmen lazım. git bak ne var. evet açılmamış bir şişe jack daniel's. "and a pretty woman leaning in her darkened door, she cried to me, "hey, why not ask for more?" bu kadar şiirsel gelişen olaylardan sonra, içimdeki kemalard cohen 1000 yıllık uykusundan uyandı ve  aşağıdaki mısraları yazdı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"açılmamış viski şişelerini açmak nedir bilir misin?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;sessiz kasa fanlarının el yaktığı diyarlarda..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ah kafaları da şişer insanların&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;telefonlarını mikrodalgaya koyduklarında.."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:78%;"  &gt;ps: "yollarda bulurum seni takvimlerden çalarım seni.." haluk levent takvimlerden uzak dur, benden de.&lt;/span&gt;</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/07/viski-ielerini-amak.html</link><author>noreply@blogger.com (kemal)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-112164897480875569</guid><pubDate>Mon, 18 Jul 2005 00:48:00 +0000</pubDate><atom:updated>2005-07-18T11:24:22.366+03:00</atom:updated><title>eşşeğin götüne havai fişek kaçırmak</title><description>&lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0001437/" class="plush"&gt;emir kusturica&lt;/a&gt;'nın yönettiği &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0114787/" class="plush"&gt;underground&lt;/a&gt;'u hatırlayanlar bilirler, son birkaç gündür filmin ilk dakikalarında naziler tarafından bombalanan yugoslavya'da bombalara aldırmadan sevişmeye devam etmek isteyen ivan gibiyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;naziler kadar tehlikli olmasalar da yaz sezonunun gelmesi ile kapılarını açan reina ve laila, davunlu zurnalı, gerdekli kınalı evlenen demet şener ve ibrahim kutluay ve eşgalini ekşi sözlük aracılığı ile öğrendiğim istanbul boğazında havai fişek patlatan küçük turuncu teknenin yarattığı korku sex kadar eğlenceli yaz akşamlarımın içine ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;korkma &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=cin+tonick" class="plush" rel="nofollow"&gt;cin tonick&lt;/a&gt; yanlız değilsin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;small&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org" class="plush" rel="nofollow"&gt;ek$i sozluk&lt;/a&gt; - kutsal bilgi kaynagi - &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=essegin+gotune+havai+fisek+kacirmak" class="plush" rel="nofollow"&gt;essegin gotune havai fisek kacirmak&lt;/a&gt;&lt;/small&gt;</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/07/eein-gtne-havai-fiek-karmak.html</link><author>noreply@blogger.com (plush)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-112119907664052552</guid><pubDate>Tue, 12 Jul 2005 19:56:00 +0000</pubDate><atom:updated>2005-07-16T11:36:02.136+03:00</atom:updated><title>kep dediğin nedir ki</title><description>hipodromu göremeden mezun olacak şanssız istanbul üniversitesi mezunlarından biriyim efendim. halbuki o güzelim meşhur son düzlükte yerimi alacaktım. oysa şimdi akm'nin salonunu tıkışacağız. rektörlük en azından kamusal alan gerginliğini atlatmış oldu bu hamleyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;neyse bu duruma hayıflana durayım; okulun nadide kep ve cübbelerini gördüğümde ise ayrı bir dumura uğradım. türk tekstilinin ve istanbul üniversitenin enfes kreasyonu. kep sıcak yaz gecelerinde sinek avlama konusunda hayli etkili bir cihaz, kartonu kaliteli; cübbe ise teşvikiye imamlığı makamından devşirme gibi duruyor. seviyorum bu okulu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu arada kep-cüppe depozitosu için açılan hesabın öğrenci işleri müdürünün adına olması da bende ayrı bir işkillenmeye sebep oldu. gecelik faiz nedir bilemiyorum ama 40 milyon çarpı bi kaç yüz oldukça iyi paralar. ama yine de gıybet haramdır diyorum, susuyorum. (bkz: kadıköy imamı)</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/07/kep-dediin-nedir-ki.html</link><author>vladivostox@gmail.com (nikita)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-112095752859161212</guid><pubDate>Sat, 09 Jul 2005 16:58:00 +0000</pubDate><atom:updated>2005-07-17T13:51:37.650+03:00</atom:updated><title>Brazzaville Gerçeği</title><description>8 Temmuz Cuma günü İstanbul'da Brazzaville'i izleme şansını yakaladık. Öyle mesut, öyle heyecanlıydık ki; Babylon'a şezlong atasımız, garsona "Tropikal ne varsa donat masayı." diyesimiz vardı. Mamafih, olaylar pek beklediğimiz gibi gelişmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya tatlısı, Beck eskisi müzisyen David Brown konser boyunca dandik bir hikâye ile bizleri hoş tutmaya gayret etti. Şarkı aralarında hikâyeye dönüp hemen keserek "Tension is building." dedi durdu. Mekânda İngilizce söylenen her şeye gülen insan tipi de bol olduğundan, hayli eğlenen bir toplulukmuşuz gibi göründük. Fakat ben ondört yaşında boşlukta bateri çalan bir insanken gittiğim konserlerden beri ilk kez bir canlı performansta çıkan müziği dinlemekten aciz, davulcuya ve gitariste kitlenmiş haldeydim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendileri İstanbul'daki ilk gecesinde, mühim bir politikacının oğlu olduğunu iddia eden bir dümbük tarafından dansöz izleyeceğiz vaadiyle kolpacı gece klübü alemlerine dalmışlar. Rus kadınların cirit attığı bu ortamda geniş bedenli, kısık gözlü ancak güler yüzlü adamlar iki şişe su, biraz da çerez için binikiyüz dolar hesap çıkartmış. Bizimki de "Bak dostum." demiş masaya yüz doları koyarken; "Ciğerimi söküp bir yerlerde satabilirsin ya da bıdı bıdı ama bu yüzlükten başka para vermeyeceğim. Bu olmayacak." Aferin Davudi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;David Brown macerasını anlatadursun, o sevimli yayvan yüzünün ardında abazan bir Barcelona'lı taşıdığından emin olduğum Ivan Knight, Brazzaville adını iki ölçüde bir verdiği Gülben Ergen Davulcusu ataklarıyla başka bir zemine taşıyor, Babylon'un içinde karton kolideki civciv gibi hisseden bana 1995'in İskender Paydaş ruhunu yaşatıyordu. Gitarist Paco Jordi ise Babylon'a gelmeden önce Galatasaray Lisesi'ndeki ücretsiz Duman konserine gittiği için biraz yorgundu. Bu da tabi ki performansına yansıdı. Yine de kimi yerlerde yanlış notaları gezmesi, bazen de hiç çalmaması kendisine sekiz Nirvana puanı kazandırdı diyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıkçası gecenin en hoş anlarını David Brown'ın elinde klasik gitarla seslendirdiği iki güzel eseri dinlerken yaşadım. "C'mon boys!" dediğinde sahneye teşrif eden beylerden sadece basçı Brady Lynch, Brazaville şarkılarını biliyordu. Onu da çok sevdik zaten. Bir Myrkur'un dediği gibi; "Evde mp3lerini dinlesem 25 ytl kat daha fazla keyif alırdım."</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/07/brazzaville-gerei.html</link><author>noreply@blogger.com (antidig)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-112072525459257954</guid><pubDate>Thu, 07 Jul 2005 07:57:00 +0000</pubDate><atom:updated>2005-09-08T00:54:18.516+03:00</atom:updated><title>iki küçük çocuk</title><description>bu konsere gidememiş olsaydım ve başkaları gelip ne kadar harika geçtiğini anlatsaydı kahrolurdum. son 1,5 senedir en çok dinlediğim albümlerin sahipleri olan iki norveçli çocuk dün akşam tüm zamanların en şirin konser performansını verdiler. şirin diyorum çünkü iki akustik gitar, bir piyano, bir sessiz sakin adam ve bir geekten oluşan bir konsere başka bir tanımlama yapmak zor geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;erlend øye ve eirik glambek bøe, nam-ı diğer kings of convenience, quiet is the new loud ve riot on an empty street albümlerindeki hemen hemen bütün şarkıları 80 dakikalık konser süresince tabiri caizse şeker gibi çaldılar. ses tiyatrosu'nun oturma düzeni ve caz festivali'nin ağır havası yüzünden insanlar başlarda tepkisiz ve nefes almaktan korkar biçimde izlediler. 2-3 şarkı sonra grup seyirciyle diyalog kurmaya başlayınca aradaki gerginlik kesildi. önlerde oturan ağır amca/teyzelere inat, arkadaki ve localardaki insanlar (nispeten) hareketli şarkılarda ayağa kalkarak, el çırparak, alkış tutarak, ıslık çalarak ve hatta dans ederek şarkılara eşlik ettiler. erlend øye, şarkılarının ve kendilerinin burada bilinmediği korkusuyla geldiklerini, tiyatronun mimarisi ve seyircinin coşkunluğu karşısında etkilendiklerini itiraf etti. hatta seyircilerden birinin sahneye fırlayıp "i'd rather dance with you"da kendisine eşlik etmesine ve hip-hop konseri dansları (kıç sallayıp, yere çömelme) yapmasına bile fırsat verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"similar artists" uygulamasıyla bana bu grubu tanıtan &lt;a href="http://www.allmusic.com" class="fluff"&gt;amg&lt;/a&gt;'ye, albümlerini türkiye'ye getiren &lt;a href="http://www.emikent.com.tr/" class="fluff"&gt;emi&lt;/a&gt;'a, konser vermelerini sağlayan &lt;a href="http://www.iksv.org" class="fluff"&gt;iksv&lt;/a&gt;'ye ve dün gece işi çıktığı için konsere gelemeyip biletini almamı sağlayan murat bey'e huzurlarınızda teşekkür ediyorum. allah razı olsun.</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/07/iki-kk-ocuk.html</link><author>noreply@blogger.com (spineless)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-112059794023708166</guid><pubDate>Tue, 05 Jul 2005 21:09:00 +0000</pubDate><atom:updated>2005-07-07T22:14:06.676+03:00</atom:updated><title>2. blog kardeşliği toplantısı</title><description>sevgili kardeşler,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogkardesligi.com" class="plush"&gt;blog kardeşliği&lt;/a&gt;'nin açılması şerefine bir kutlama, daha önceki toplantıya gelemeyen kişilerle görüşme ve siteyle ilgili eleştirilerinizi dinleme amacıyla ikinci bir toplantı organize ediyoruz. yer olarak &lt;a href="http://www.limankahvesi.com.tr" class="plush"&gt;kadıköy liman kahvesini&lt;/a&gt; belirledik. &lt;a href="http://www.limankahvesi.com.tr" class="plush"&gt;İletişim&lt;/a&gt; sayfalarından mekanın krokisini bulabileceğiniz gibi açık adresini de aşağıda veriyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adres: caferağa mahallesi kadife sokak no:37 kadiköy&lt;br /&gt;telefon: 0216.349.98.18&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;lütfen &lt;a href="http://toplanti.blogkardesligi.com" class="plush"&gt;blog kardeşliği toplantı sayfasından&lt;/a&gt; kayıt olunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;avrupa yakasından katılacak olanlar beraber gelebilmek için gerekli ayarlamaları &lt;a href="http://www.komunite.com" class="plush"&gt;komünite&lt;/a&gt; forumlarında açılan &lt;a href="http://www.komunite.com/viewtopic.php?t=78" class="plush"&gt;başlıkta&lt;/a&gt; yapabilirler. mekan, fiyatlandırma veya toplantı hakkında soruları olanlar da yine aynı &lt;a href="http://www.komunite.com/viewtopic.php?t=78" class="plush"&gt;başlık&lt;/a&gt; altında sorularına cevap bulabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.visualghetto.net" class="plush"&gt;hellfire&lt;/a&gt;'ın yaptığı afiş çalışması için lütfen &lt;a href="http://toplanti.blogkardesligi.com/mail/bk_toplanti.jpg" class="plush"&gt;tıklayın.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://www.blogkardesligi.com/visual/technotag.gif" align="left"&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://technorati.com/tag/blog+kardesligi" rel="tag" class="karegen"&gt;blog kardeşliği&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://technorati.com/tag/komunite" rel="tag" class="karegen"&gt;komünite&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://technorati.com/tag/forum" rel="tag" class="karegen"&gt;forum&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://technorati.com/tag/toplanti" rel="tag" class="karegen"&gt;toplantı&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://technorati.com/tag/zirve" rel="tag" class="karegen"&gt;zirve&lt;/a&gt;</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/07/2-blog-kardelii-toplants.html</link><author>noreply@blogger.com (plush)</author></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-112055757153989224</guid><pubDate>Tue, 05 Jul 2005 09:42:00 +0000</pubDate><atom:updated>2005-07-05T12:59:31.543+03:00</atom:updated><title>rutinsel gezintiler</title><description>günlük hayatın kuramsal sıkıcılığı bir yana halen ana sınıfındaki patates baskısı, sulu boya ve seramik boyama faaliyetlerinin ötesinde bir şey yapmadığımız gerçeği canımı sıkıyor. belki de 75 yaşında torunlarını görünce gözyaşı döken bir moruk olmaktan korkuyorum. yine de 2,5 yaşında kreşe verilmemiş biri olduğum için mutluyum.</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/07/rutinsel-gezintiler.html</link><author>noreply@blogger.com (bet3)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>7</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-112267307951430073</guid><pubDate>Sun, 03 Jul 2005 23:26:00 +0000</pubDate><atom:updated>2005-07-30T00:37:59.520+03:00</atom:updated><title>live8</title><description>live8'in bize kazandırdıkları sadece türk siyasetçilerinin &lt;a href="http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~2@tarih~2005-07-08-t@nvid~601458,00.asp" class="plush"&gt;gelecek seçim kampanya sloganları&lt;/a&gt; değil, aynı zamanda gençliğinde maymuna benzeyen roger waters'ın seneler içinde nasıl bir richard gere kopyası olabileceğini göstermesiydi.</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/07/live8.html</link><author>noreply@blogger.com (plush)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-112012231673711468</guid><pubDate>Thu, 30 Jun 2005 08:56:00 +0000</pubDate><atom:updated>2005-07-02T17:49:46.580+03:00</atom:updated><title>kurt vs kitap</title><description>memleketin mühim dizisi kurtlar vadisi ölü sezonda da kendinden bahsettirmeye devam ediyor. hürriyet'in dizinin show'dan kanal d'ye transferini manşetten verecek kadar önemsemesinin (neden acaba!) ardından bugün internette dolaşırken gördüğüm diğer bir kurtlar vadisi eklentisi de ilgi çekici; "&lt;a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=91121&amp;session=45323542885961832659&amp;amp;LogID=" class="nikita"&gt;kurtlar vadisi-unutulmaz diyaloglar unutulmaz sözler&lt;/a&gt;" adlı kitap... bi iki seçme sunayım hemen:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;kadın milletinin ettiği duadan bile korkacaksın! dua eder silahını kullanmazsın, beddua eder aklını kullanamazsın! velhasılı kimseden korkmasan da kadından korkacaksın!&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;bir kere sen birinin satmasına izin verirsen, hep satılırsın&lt;/blockquote&gt; gibi veciz ifadeler silsilesi. umalım da bu kitap insanları okumaya teşvik eder gibi sosyal içerikli bir bitiş yapayım. yani salt bir iman tazeleme olarak kalmasın...</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/06/kurt-vs-kitap.html</link><author>vladivostox@gmail.com (nikita)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-111917662530994091</guid><pubDate>Sun, 19 Jun 2005 10:22:00 +0000</pubDate><atom:updated>2005-06-25T02:36:00.136+03:00</atom:updated><title>elalemin derdi bizi mi gerdi?</title><description>&lt;!-- // Begin Easy-Poll.com Poll Code // --&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;      &lt;LINK href="http://www.easy-poll.com/main.css" type=text/css rel=stylesheet&gt;&lt;TABLE cellSpacing=0 cellPadding=1 width=100 bgColor=#000000 border=0 style="font-family:Arial;"&gt;&lt;TR&gt;&lt;TD&gt;      &lt;TABLE class=pollcontent cellSpacing=0 cellPadding=5 width=180 border=0 style="font-family:Arial;"&gt;        &lt;FORM name=custompoll action=http://www.easy-poll.com/act_vote.php method=post target=_blank&gt;&lt;input type="hidden" name="PHPSESSID" value="81366b7978f77ddfb436606ef4727886" /&gt;          &lt;INPUT type=hidden value=7695 name=poll_id&gt;        &lt;TR bgColor=#0080FF&gt;&lt;TD&gt;&lt;DIV align=center&gt;        &lt;FONT color=#FFFFFF&gt;        2005-2006 Sezonunda Real Madrid F.C kimi transfer etsin?&lt;/FONT&gt;&lt;/DIV&gt;        &lt;TR bgColor=#666666&gt;          &lt;TD&gt;&lt;FONT color="#FFFFFF"&gt;            &lt;INPUT type=radio CHECKED value=1 name=chosenanswer&gt; andriy shevchenko&lt;BR&gt;&lt;INPUT type=radio  value=2 name=chosenanswer&gt; francesco totti&lt;BR&gt;&lt;INPUT type=radio  value=3 name=chosenanswer&gt; ruud van nistelrooy&lt;BR&gt;&lt;INPUT type=radio  value=4 name=chosenanswer&gt; thierry henry&lt;BR&gt;&lt;INPUT type=radio  value=5 name=chosenanswer&gt; wayne rooney&lt;BR&gt;            &lt;/FONT&gt;        &lt;TR bgColor=#666666&gt;          &lt;TD&gt;            &lt;DIV align=center&gt;            &lt;INPUT class=actionbutton id=Vote type=submit value="Oyla!" name=Vote style="font-family:Arial;"&gt;&lt;BR&gt;            &lt;A class=indipolllink   style="font-family:Arial;"         href="http://www.easy-poll.com/view_results.php?poll_id=7695" target=_blank            &gt;&lt;FONT color="#FFFFFF"&gt;Sonuçları Gör&lt;/FONT&gt;&lt;/A&gt;            &lt;/DIV&gt;        &lt;TR bgColor=#0080FF&gt;          &lt;TD&gt;              &lt;DIV align=center&gt;&lt;A class=poweredlink    style="font-family:Arial;"        href="http://www.easy-poll.com/" target=_blank&gt;&lt;FONT            color=#FFFFFF&gt;                &lt;u&gt;Easy online poll builder - free!&lt;/u&gt; &lt;/font&gt;&lt;/A&gt; &lt;br&gt;               &lt;a href="http://www.tkqlhce.com/1d111gv30v2IKPMSMSPIKJMPLRQK" target="_blank" onmouseover="window.status='http://www.dot5hosting.com';return true;" onmouseout="window.status=' ';return true;"&gt;    &lt;FONT            color=#FFFFFF&gt;&lt;u&gt;$5 Web Hosting!&lt;/a&gt;&lt;/u&gt;&lt;/font&gt;&lt;img src="http://www.lduhtrp.net/bj108h48x20MOTQWQWTMONQTPVUO" width="1" height="1" border="0"&gt;                &lt;/DIV&gt;            &lt;/td&gt;        &lt;/FORM&gt;      &lt;/TABLE&gt;&lt;/TABLE&gt;&lt;br /&gt;&lt;!-- // End Easy-Poll.com Poll Code // --&gt;</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/06/elalemin-derdi-bizi-mi-gerdi.html</link><author>noreply@blogger.com (plush)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-111857313636714250</guid><pubDate>Sun, 12 Jun 2005 10:18:00 +0000</pubDate><atom:updated>2005-06-12T14:14:19.120+03:00</atom:updated><title>ingiltere'den babam çıksa dinlerim</title><description>nitekim de öyle oldu. türkiye'de en sevdiğim festival olan &lt;a href="http://www.efeskeyfi.com/onelove/" class="plush"&gt;efes pilsen one love&lt;/a&gt; bu yıl iki ingiliz'le kalplerimizi fethetti. ama peki &lt;acronym title="monkey king"&gt;ian brown&lt;/acronym&gt; beklentimizi tatmin edebildi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bence hayır. 42 yaşında hala taş gibi bir indie-rock yıldızı olsa da son albümü solarized'da ki muhteşem çıkışını bence stüdyoda harikalar yaratan producerine bağlı. konserde durmadan objektiflere poz veren, gözlüğünü atıyormuş gibi şakacı, tefi ile mutlu bir indie-rock starı havası çizdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yine de adidas superstar'ın 35. yılı için tasarladığı &lt;a href="http://www.pickyourshoes.com/casual/adidas_superstar35_music_ian_brown.htm" class="plush"&gt;ayakkabısının&lt;/a&gt; hatrına seviyorum ben onu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;small&gt;gönül ister ki başka bir ingiliz harikası oasis görelim şu topraklarda, turuncu yuvarlak gözlüklerimizin arkasından.&lt;/small&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;editörün notu: efes pilsen festivallerini sevme nedenimiz kesinlikle maddi değildir. getirdikleri insanlar için seviyoruz. her seferinde bizi hatıra eşyası krizlerine soktukları için de teşekkür ediyoruz.</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/06/ingiltereden-babam-ksa-dinlerim.html</link><author>noreply@blogger.com (plush)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-111836675642192979</guid><pubDate>Fri, 10 Jun 2005 01:22:00 +0000</pubDate><atom:updated>2005-06-10T13:33:54.606+03:00</atom:updated><title>çocukluk sanrısı</title><description>martın sonundaki bayrak parçalama olayından sonra binamızın önüne gönder dikip bayrak çektiler. hala her görüşümde pazartesi sabahları ve cuma akşamları apartman sakinleri olarak önünde toplanıp istiklal marşı ve andımızı okuyacakmışız gibi hissediyorum.</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/06/ocukluk-sanrs.html</link><author>noreply@blogger.com (spineless)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-111810745674299789</guid><pubDate>Tue, 07 Jun 2005 01:21:00 +0000</pubDate><atom:updated>2005-06-13T19:02:36.096+03:00</atom:updated><title>estetik ve işlev</title><description>Yaşam, teorik olarak, bir disiplinler birliğinden ibarettir. Eğer ki hissiyat, bir kenara bırakılır da, rasyonel düzleme oturulup etrafa şöyle bir bakılırsa; çıkagelme, gelişme ve sonlanma, yalnızca bir sonsuzdan diğerine geçişin daimi tekrarı için varolan işlevsel öğeler olarak görünür. İşlevsellik, insanın içerisine düşegeldiği doğada adım başı karşımıza çıktığı içindir ki; tek bir tür (insan) alet yapma fikri ile ve bu fikri bilgiye çevirme yetisiyle tüm tabiat dahilinde öne çıkmayı becermiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rasyonaliteyi varoluşun elle tutulur kısmı olarak ele alırsak, diğer tarafta da şekli bir türlü belirlenemeyen, varlığı bilinen ancak tam bir tanımı olmayan, hissiyat vardır. Hissiyat, insana, yaptığı aletin işlevinin yanı sıra bir de görünümü olduğunu fark ettirmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;Hızlı bir atlama yapıp ilk çağlardan modern zamanlara doğru genel bir bakış atarsak, insan yaşamında hissi bir itki ile ortaya çıkan görünümün, ilk şaşkınlığın hemen ardından, kimi kurallarla, sistematik çerçevelerle sınırlandırılmaya başladığını görürüz. Bununla beraber güzel olan, bir süre sonra "estetik" ismini almıştır. Yani insanlığın eline geçen her kavram gibi, görünüme verilen değer de aynı sürece sokulmuş, hakkında tanımlayıcı kitaplar yazılmış, kuralları belirlenmiştir. Artık estetik kavramı, ruha, kalbe hitap etmekten çok, işlevsel yönleriyle öne çıkmaktadır. Kuralına göre yapılandırılmış kompozisyonlar sokaktaki insanı mutlu etmekte, duygulandırmakta, kışkırtmakta, tahrik etmekte ve akabinde kendisine bu duyguları hissettiren markaya yöneltmektedir. Aslında duyumsamak (aisthesis) ve algılamak (aisthanestai) kelimelerinden türetme bir ad olan estetik, bu özelliğiyle zaten başından beri bir kurallar birliği, -duyusal- algının sistematik bir dökümü olduğuna işaret etmektedir. Kısacası algı beğeniye dönüşmüş, beğeni de estetiğe dönüşerek, bireyden sıyrılıp evrensel kimliğine kavuşmuştur.&lt;br /&gt;Estetiğin temel tanımı Antik Çağ'da Platon tarafından felsefi işleyiş dahilinde, güzellik felsefesi başlığıyla yapılmıştır. Platon'un açıkladığı, estetikten ziyade, güzelliğe olan bakışıdır. Ona göre güzellik bir ideadır, bir özdür. Doğada güzel denen nesneler bu özden, bu ideadan pay aldıkları ölçüde güzeldirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Platon'dan sonra, estetiğin kendi alanına sahip bir bilim olarak tanınmasında alman filozof Alexander Gottlieb Baumgarten'ın önemli rolü vardır. 1750-58 yılları arasında yayımladığı "Aesthetica" adlı yapıtıyla güzellik bilimini temellendirmiştir. Baumgarten'a göre estetik, duyulur bilginin bilimidir, yani zihin bilgisi olan mantığın, duyusal alandaki karşılığıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Platon'unkine benzer içerikçi-metafizik bir güzellik görüşü, Antik Çağ'dan yüzyıllar sonra alman idealist düşünürlerde de görülmektedir. Örneğin F. W. J. Schelling'e göre güzellik sembolik olandır, sonsuzun sonludaki aksidir. Aynı dönemin düşünürlerinden G. W. F. Hegel güzelliği "ide"nin ya da "tin"in duyusal olarak görünüşü şeklinde tanımlar. Çağdaş düşünürlerden M. Heidegger ise güzelliği varlığın gizlilikten çıkması olarak açıklamıştır. Bu da gerçek hayatta hakikate denk gelmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçerikten yola çıkan bu anlayış objektivist güzellik anlayışının yalnızca bir yönüdür. İçerikçi-metafizik anlayışın yanı sıra, bir de doğadaki güzel nesneleri, hatta görsel sanatları temel alarak onun neden güzel olduğunu, içinde bulduğu matematik niteliklerle çözümlemeye çalışan biçimci güzellik anlayışı vardır. Bu bakışı son döneminde Platon öne sürmüştür. Ona göre güzellik doğru orantıya bağlıdır. Tıpkı onun gibi, Aristoteles de güzelliği formel-matematik olarak niteler. Düzen, simetri ve sınırlılık güzelliğin temel öğeleridir. Resim ve kompozisyon temelli bütün sanatlarda rastladığımız proporsiyon, oran ve armoni fikirleri bu düşüncenin temelidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anlayışlardan farklı olarak subjektivist güzellik anlayışı, güzelliği objede değil, sujede yani izleyicinin bakışında arar. Felsefi görüşün ışığında I. Kant, subjektivist güzellik anlayışını objektif bir sistem haline getiren ve sujeyle birlikte, güzelliğin genel geçerliğini de savunan bir anlayış sergilemiştir. Bu demek oluyor ki; Kant, estetiğin kişisel algının, sujenin kararının bir sonucu olarak şekillendiğini belirtmektedir.&lt;br /&gt;Estetik, anlamı fark edildiği günden beri neredeyse bütün gelişimini sanat felsefesi üzerinden sağlamaktadır. Sanatın anlamı ve kapsamı da tıpkı estetik gibi binlerce kez tanımlanmış, sanatçının kendisine, topluma, taklit olgusuna bağlanmıştır. Hatta yapısalcı estetik anlayışı semiyotik çerçevede, sanat yapıtını, işaret eden ile edilen arasında meydana gelen "ilgiler sistemi" olarak tanımlamıştır. (Ancak "estetik" kelimesinin günümüzdeki anlamını ve onu besleyen kuramsal alt yapıyı gözlemlediğimizde anlıyoruz ki; insanın derdi uğraştığı kavramla ilgili değildir, ama daha çok kavramın zamana dayanma gücünü zorlamakla ilgilidir.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde ise estetik, önceden de belirttiğim gibi, yakasını işleve kaptırmış halde, anlamında ve hatta etiğinde önemli bir değişim süreci içerisindedir. Fakat estetik ve işlev birlikteliği kimi alanlarda ne kadar çatışsalar da hem sanata, hem de endüstriye farklı katkılar sağlamaktadır. İnsanın günlük yaşamına giren ne kadar endüstri ürünü varsa hepsi estetik ve işlev ikilisinin belirli oranlarda katışmasıyla oluşuyor. Bu anlamda estetik, işleve, işlev de estetiğe dönüşebilir hale geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Postmodernizm ve Estetik&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Artık modern zamanı da geride bıraktığımıza, postmodern süreç içerisinde yaşadığımıza göre "güzel"in estetik kapsamındaki yerini daha geniş bir bakışa bıraktığından da söz edebiliriz. Postmodernizm insan doğasındaki alışıldık döngünün getirisi olarak, estetik kavramını evrensel ve metafizik konumundan almış, hem sujeye, hem objeye hem de objeyi tasarlayana göre değişen bir kavram haline getirmiştir. İlk bakışta sanki kelimenin perspektifi daralmış gibi görünse de, gerçekte dünya nüfusuna ve henüz nüfusa dahil olmayan fakat olacağı varsayılan algılara dağılarak, gelişime eskisinden daha açık bir kimlik kazanmıştır. Yani kuramdan, kesinsizliğe dönüş yapmıştır. Ancak estetiğin ortaya çıkışından önceki tarihlerden farklı olarak, şimdi elimizde yıkılmayı, reddedilmeyi ya da genişlemeyi bekleyen sayısız estetik tanımı bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İşlevsellik ve Estetik&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Estetik uzun zamandır, varlığını sürdürebilmek için bünyesinde işlevselliği de barındırma zorunluluğu taşıyor. Örneğin; resim, alıcı bulmak için bir sosyal sınıfa hitap etmeli ve hitap ettiği kitlenin evindeki, bürosundaki duvarın genişliği ile, rengi ile, o insanların yaşadığı hayat doğrultusunda edindikleri zevk ile iletişim içinde olmalı. Sanatçı açısından anlaşılması ve uygulanması güç bir şey olsa da, bu durum sanat ile iştigal eden ve üretimlerinden kazanç sağlayan kimselerin er ya da geç kabul etmesi gereken bir gerçektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gerçeği kavradıktan sonraki süreçte asıl önemli olan, yapıtlarını sanatın dışında yer alan kriterleri de göz önünde bulundurarak üretme sorunsalıyla karşı karşıya kalan sanatçının, eserlerini nasıl olup da yavanlaşmaktan koruyabileceğidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;MainOrArchivePage&gt;&lt;a href="http://www.plasticwings.org/2005/06/estetik-ve-ilev_07.htm" title="estetik ve işlev yazısının devamı" class="antidig"&gt;devamı...&lt;/a&gt;&lt;/MainOrArchivePage&gt;</description><link>http://www.plasticwings.org/2005/06/estetik-ve-ilev_07.html</link><author>noreply@blogger.com (antidig)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-3974079.post-111809141282538134</guid><pubDate>Mon, 06 Jun 2005 20:25:00 +0000</pubDate><atom:updated>2005-06-06T23:56:52.846+03:00</atom:updated><title>blogum, blogsun, blog.</title><description>üstüste köşe yazarı eleştirmeyeyim dedim ama insanın içine kurt düştü mü rahat durmak bilmiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hürriyet gazetesi'nde yazan sayın yurtsan atakan, "&lt;a href="http://www.hurriyetim.com.tr/yazarlar/yazar/0,,autho