<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0">

<channel>
	<title>Prensese Mektuplar</title>
	
	<link>http://www.prensesemektuplar.com</link>
	<description />
	<lastBuildDate>Thu, 18 Mar 2010 21:44:40 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/prensesemektuplar" /><feedburner:info uri="prensesemektuplar" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><item>
		<title>[Haftanın Videosu] Bilimin Senfonisi</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/prensesemektuplar/~3/umXm1ChlHmk/haftanin-videosu-bilimin-senfonisi.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/haftanin-videosu-bilimin-senfonisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2010 14:29:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Prensese Mektuplar</dc:creator>
				<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[muzik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=943</guid>
		<description><![CDATA[Symphony of Science John Boswell&#8217;in  müzikal bir projesi. Bildiğimiz, takip ettiğimiz, hiç olmadık bir şekilde adını duyduğumuz bilim insanlarının (Carl Sagan, Ann Druyan gibi) pbs için yaptıkları Cosmos isimli belgesel serisinden konuştukları kimi yerleri alarak, müzikal hale getirilmiş videolar.. Sitesinde bu videolardan bolca bulmak mümkün. Bir tanesi ise aşağıda.

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Symphony of Science John Boswell&#8217;in  müzikal bir projesi. Bildiğimiz, takip ettiğimiz, hiç olmadık bir şekilde adını duyduğumuz bilim insanlarının (Carl Sagan, Ann Druyan gibi) pbs için yaptıkları Cosmos isimli belgesel serisinden konuştukları kimi yerleri alarak, müzikal hale getirilmiş videolar.. <a href="http://www.symphonyofscience.com/index.html">Sitesinde</a> bu videolardan bolca bulmak mümkün. Bir tanesi ise aşağıda.</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="320" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=7849989&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="320" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=7849989&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=943&type=feed" alt="" /><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/prensesemektuplar/~4/umXm1ChlHmk" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/haftanin-videosu-bilimin-senfonisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/haftanin-videosu-bilimin-senfonisi.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Kürt Kızı</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/prensesemektuplar/~3/ou8snLmyGbE/kurt-kizi.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/kurt-kizi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Mar 2010 14:58:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tuna</dc:creator>
				<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[dersim]]></category>
		<category><![CDATA[kurt]]></category>
		<category><![CDATA[turk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=893</guid>
		<description><![CDATA[Yine memleket semalarında çıldır geldi bana. Devleti bir yandan, ordusu bir yandan, islamcısı kemalisti başka bir yandan dumurdan dumura koşturuyor beni. Eşcinsel düşmanı bir bakan, kürt düşmanı başka bir bakan şeklinde uzayan bir listede herkesin herkese düşman edildiği, ayrıştırıldığı ve yalnız bırakıldığı bir paradigmanın bayraktarlığına soyunmuş herkes. Piyasa ekonomisinin ve paranın tek geçerli akçe olduğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yine memleket semalarında çıldır geldi bana. Devleti bir yandan, ordusu bir yandan, islamcısı kemalisti başka bir yandan dumurdan dumura koşturuyor beni. Eşcinsel düşmanı bir bakan, kürt düşmanı başka bir bakan şeklinde uzayan bir listede herkesin herkese düşman edildiği, ayrıştırıldığı ve yalnız bırakıldığı bir paradigmanın bayraktarlığına soyunmuş herkes. Piyasa ekonomisinin ve paranın tek geçerli akçe olduğu ortamda, kürdün de eşcinselin de islamcının da solcunun da parası olanı makbul. Hak istiyorsan, hoşgörü istiyorsan sen de çalış özgürlüğünü, hakkını, adaletini, saygını satın al. Siyasetçiler için ise durum tam tersi. Siyaset sermayelerini, herkese bol keseden kapış kapış satabilecekleri toplumsal önyargıları kaşıyarak kat be kat arttırabileceklerini çok iyi anlamışlar anlaşılan. O yüzden gündem denen saçmalık tam da bu karşılıklı kaşıma ve kaşınma reflekslerinden oluşuyor. Bu safsatanın çok üstünde ise asıl güç savaşı sessiz sedasız geleceğimizi şekillendiredursun.</p>
<p>Ben bugün kendi kişisel deneyimimden yola çıkarak birazcık kürt meselesinden bahsetmek istiyorum. Ülkedeki kürt siyasetini anladığımdan değil, anlamadığım birçok nokta olduğundan aslında. Ben de dahil herkes klişelerin arkasına saklanıp konuştuğundan. Neyse hikayemiz şöyle başlıyor. Geçen ay 90 yaşındaki anneannemi ziyaret ettim. Kendisi hem asker kızı hem de asker karısı olarak hayatındaki erkeklerin ve genç cumhuriyetin sessiz ve sabırlı tanığı olmuş hep. Yeni düzenlediği bir fotoğraf albümünü gösterirken 1938 Elazığ yazan bir fotoğrafta kim kimdir diye anlatıyordu. Bu kim diye fotoğrafta işaret ettiğim 12 yaşlarında bir kızı sorduğumda isim vermeden o &#8220;kürt kızı&#8221;, bi süre bizimle kaldı besleme olarak, sonra da kocaya kaçtı dedi sakince. Biraz daha sorunca anladım ki Dersim isyanı sırasında öksüz kalan veya ailelerinden koparılan kız çocukları asker ailelerine dağıtılmış. Tabi o bu işe hayır işlediği gözüyle bakıyordu. O dönemde jandarma olarak görev yapan kocası ve babasının uygulamalarından pek bahsetmezken, &#8220;isyan ettiler, Atatürk de cezalandırılmalarını emretti, cezalandırıldılar&#8221; şeklinde özetledi. Atatürk&#8217;ün yanlış bir şey yapma ihtimali bile birçoğumuz gibi onun da kafasının ucundan geçmemiş anlaşılan. 90 yaşında bir cumhuriyet kadınından başka türlüsünü beklemek de gerçekten haksızlık olur.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/dersim381.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-914" title="dersim38" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/dersim381.jpg" alt="" width="586" height="428" /></a></p>
<div>
<p>Bu hikaye anlatılmaya bile gerek olmayan küçük bir anekdot olarak kalacaktı ki 2 hafta önce <a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&amp;Date=27.2.2010&amp;ArticleID=98267">Yıldırım Türker&#8217;in Radikal&#8217;deki yazısını </a>gördüm. <span id="more-893"></span>Yaklaşık 3 yıllık bir araştırma sonucu hazırlanan bir belgeselden bahsediyordu. Birileri kalkmış, sayıları hiç de az olmayan dersim operasyonu mağduru bu &#8220;kürt kızları&#8221;nın belgeselini çekmiş. Bir çoğu çeşitli nedenlerle konuşmak istemese de belgeselde hikayelerini anlatan neneler neler yaşadıklarını anlatmışlar.</p>
<p>Belgeselin adı, &#8216;İki Tutam Saç&#8212;Dersim&#8217;in Kayıp Kızları.&#8217;  Dersim Katliamında ailelerinden koparılıp rütbeli subaylara evlatlık verilmiş küçük kız çocuklarının hikâyesini anlatıyor. Huriye ve Fatma&#8217;nın ağzından. Bir de de kayıp olan iki ablasının birer tutam saçını önüne koyup katliamdan kurtulmayı başarmış anasından dinlediklerini anlatan Şemsi Karakoç&#8217;un. Anası katliamdan önce kızlarının kahküllerinden birer tutam kesip göğsünde saklamış. Çeşme başında askerlere yakalanınca, kızlarını merhamet eder öldürmezler diye bırakıp kaçmış. O iki tutam saçı koklamakla geçmiş ömrü. Vasiyet etmiş, ölünce mezarıma koyun diye. Hayatta kalan küçük kızı kıyamamış, saklamış. Biri sarı biri kara iki tutam saç, 70 yıldır kayıp kızlardan aileye yegâne yadigâr.</p>
<p>Belgeselci Nezahat Gündoğan, bir söyleşide diyor ki: &#8220;Köken olarak Dersimliyim. Hep 1938 ve sonrasına dair trajik hikâyeleri dinleyerek büyüdüm. Yaşadığımız ülkede insanların yazılmayan tarihlerine karşı bir duyarlılığım var. Dersim tarihi üzerine bir çalışma yapıyorum yaklaşık üç senedir. Ancak benim filmimde esas üzerinde durduğum bu tarihsel süreci başlı başına ortaya koymak değil, bir arka planı anlatmak. Üzerinde asıl durduğum konu 1938&#8242;de katledilenler, sürgüne gönderilenlerin yaşadıkları dramlar dışında bir de o dönem çocukların yaşadığı dramlar. O dönem aileleri öldürülen ya da ailelerinden zorla alınan çocuklar. Özellikle de kız çocukları. Bunları anlatmak istiyorum.&#8221;</p>
<div><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="420" height="339" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/xcg8qh" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="339" src="http://www.dailymotion.com/swf/xcg8qh" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object><br />
<strong><a href="http://www.dailymotion.com/swf/xcg8qh">Dersim&#8217;in Kayıp Kızları &#8211; İki Tutam Saç Belgeseli</a></strong><br />
<em>by <a href="http://www.dailymotion.com/DersimNews">DersimNews</a></em></div>
<p>Belgesel, İnönü&#8217;nün 1925 tarihli Şark Islahat Planı&#8217;ndaki sözleriyle açılıyor: &#8220;Vazifemiz, Türk vatanı içinde bulunanları mutlaka Türk yapmaktır. Türklüğe ve Türkçülüğe muhalefet edecek unsurları kesip atacağız. Vatana hizmet edeceklerde arayacağımız nitelikler her şeyden evvel o adamın Türk ve Türkçü olmasıdır.&#8221; Bu sözleri 1931&#8242;de Fevzi Çakmak&#8217;ın, 1936&#8242;da Mustafa Kemal&#8217;in Dersim&#8217;i &#8216;korkunç çıban&#8217; olarak adlandıran sözleri takip ediyor.</p>
<p>Burada benim asıl vurgulamak istediğim mesele kürt siyaseti yada kürdün türkün haklılığından çok ötede. Biz bu topraklarda yaşayan insanlar olarak nasıl bir tarihsel ideolojik bilinçaltı ile yaşadığımızı anlamadığımız sürece bu etnik ayrışma süreci devam edecek gibi geliyor bana. Ötekine &#8220;nankör kürt&#8221; deyip işin içinden çıkan bünyelerin, bir halka reva görülen muameleyi görmeden bilmeden anlamadan bu söyleminden vazgeçmeyeceğini görebilmek bence asıl mesele. Hatırlarsanız 12 Eylül döneminde Diyarbakır Askeri Cezaevinde yaşanan insanlığa sığmayan fiziksel ve psikolojik işkence metodları geçtiğimiz yıllarda tanıklarının ağzından hazırlanan bir raporla gündeme gelmişti.</p>
<p>Terörist hareket diye yargılayıp paketlediğimiz meselelerin arkasındaki insani dramı ve zulmü anlamadan, bugün insanların neden hala dağda olduğunu kendimize akılcı bir şekilde asla ifade edemeyeceğiz.</p>
<p>Dersim İsyanına dair, Nokta Dergisinden alıntı <a href="http://www.bianet.org/biamag/toplum/118252-dersimde-1937-1938de-ne-oldu">bianet haberinde</a> de isyan sırasında yapılan Bakanlar Kurulu&#8217;nun gizli bir kararında şöyle deniyordu: &#8220;Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür.&#8221;</p>
<p>Yine aynı haberde mülkiye müfettişi Hamdi Bey&#8217;in bölgeye ilişkin raporunun bölgeyi nasıl şekillendirdiğini anlıyoruz: &#8220;Dersim, Cumhuriyet hükümeti için bir çıbandır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliye yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket selameti bakımından mutlaka lazımdır&#8230;Okul açmak, yol yapmak, refah sebeplerini sağlayacak fabrikalar kurmak, kendilerini meşgul etmeye yarayan çeşitli sanayi işleri sağlamak, özet olarak yurt sahibi yapmak veya uygarlaştırmak suretiyle ıslaha çalışmak hayalden başka bir şey değildir.&#8221;</p>
<p>Demem o ki; akılcı bir zihin, &#8220;öteki&#8221;ni anlamak için klişelere takılmadan, bugünün sosyopolitik yapısı ve çatışmalarını tarihsel bir nedensellikle açıklayabilmelidir. Ben kendi adıma resmi tarihin perdesini birazcık aralayarak bu anlama ve öğrenme çabası içine yeni yeni girmeye başladım. Darısı sizlerin başına. &#8220;İki tutam saçın peşinde&#8230;Dersimin Kayıp Kızları&#8221; belgeseli 3 mart&#8217;ta CRR&#8217;de yapılan prömiyerden sonra istanbul film festivali başta olmak üzere çeşitli festivallerde gösterime girecek imiş. Bilgilerinize.</p>
</div>
<img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=893&type=feed" alt="" /><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/prensesemektuplar/~4/ou8snLmyGbE" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/kurt-kizi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/kurt-kizi.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Abartılmış Çizgi</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/prensesemektuplar/~3/NnbbM5wrwDk/abartilmis-cizgi1.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/abartilmis-cizgi1.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Mar 2010 16:02:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Prensese Mektuplar</dc:creator>
				<category><![CDATA[karikatur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=862</guid>
		<description><![CDATA[



©  Pawel Kuczynski / Polonya



]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/Pawel-KuczynskiPoland.jpg" alt="" /></p>
<p><em>©  <a href="http://www.toonpool.com/artists/pkuczy_357">Pawel Kuczynski</a></em><em> / Polonya</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=862&type=feed" alt="" /><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/prensesemektuplar/~4/NnbbM5wrwDk" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/abartilmis-cizgi1.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/abartilmis-cizgi1.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Gökkuşakları ve Cinsellik</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/prensesemektuplar/~3/nUNPr_eCV50/gokkusaklari-ve-cinsellik.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/gokkusaklari-ve-cinsellik.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 10:33:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Caglar</dc:creator>
				<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[escinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[gay]]></category>
		<category><![CDATA[homofobi]]></category>
		<category><![CDATA[homoseksuel]]></category>
		<category><![CDATA[lezbiyen]]></category>
		<category><![CDATA[Selma Aliye Kavaf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=839</guid>
		<description><![CDATA[Sevgili Prenses,
Pek öyle gündeme dair yazılar, yorumlar yapmıyorum biliyosun fakat şimdi bahsedeceğim konuda kendimi tutamadım açıkçası.
Aklıma iğneleme, hakaret -işin aslı küfür dolu milyon tane cümle gelmesine rağmen kendimi tutmaya çalışarak sevgili aileden sorumlu bakan Selma Aliye Kavaf&#8217;ın son günlerde yaptığı homofobik açıklamayı seninle paylaşmak isterim.
Kendileri gazeteciliğin, basının yüzkarası Hürriyet Gazetesi’ne verdiği demeçte: &#8220;Ben eşcinselliğin biyolojik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Prenses,</p>
<p>Pek öyle gündeme dair yazılar, yorumlar yapmıyorum biliyosun fakat şimdi bahsedeceğim konuda kendimi tutamadım açıkçası.</p>
<p>Aklıma iğneleme, hakaret -işin aslı küfür dolu milyon tane cümle gelmesine rağmen kendimi tutmaya çalışarak sevgili aileden sorumlu bakan Selma Aliye Kavaf&#8217;ın son günlerde yaptığı homofobik açıklamayı seninle paylaşmak isterim.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-840" title="1" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/1-201x300.jpg" alt="" width="201" height="300" /></a>Kendileri gazeteciliğin, basının yüzkarası Hürriyet Gazetesi’ne verdiği demeçte: &#8220;Ben eşcinselliğin biyolojik bir bozukluk, bir hastalık olduğuna inanıyorum. Tedavi edilmesi gereken bir şey bence. Dolayısıyla eşcinsel evliliklere de olumlu bakmıyorum. Bakanlığımızda onlarla ilgili bir çalışma yok. Zaten bize iletilmiş bir talep de yok. Türkiye&#8217;de eşcinseller yok demiyoruz, bu vaka var&#8221; buyurmuşlar..</p>
<p>Bu muhteşem açıklamayla kendisinin nasıl ayrımcı bir bakış açışına sahip olduğunu gözümüze sokmaktan çekinmeyen bakan, belki de millet olarak hala ne kadar atgözlüklü olduğumuzun da canlı ispatı. Cinsel eğilimleri/seçimleri sebebiyle hedef gösterdiği insanların hayatlarına ne hakla müdahale etmeye kalktığını sormak ise muhtemelen bizim eşşekliğimiz..</p>
<p>Kendisine öncelikle eşcinselliğin ne olduğunu açıklamak gerekir belki de.. Burada wikipedia&#8217;dan yardım alıyoruz hemen:</p>
<p>&#8220;Eşcinsellik, kişinin cinsel, duygusal ilgi ve isteğinin (cinsel yöneliminin) kendisiyle aynı cinsten kişilere dönük olmasıdır. Sadece kendi cinsine yönelenlere homoseksüel, hem karşı cinsine, hem kendi cinsine yönelenlere de biseksüel denir.&#8221; Buraya kadar anlaşılması kolay değil mi sevgili prenses? Devam edelim..</p>
<p>&#8220;Amerikan Psikiyatri Kurumu, 1973 yılında eşcinselliği, &#8220;Akıl Hastalıkları Teşhis ve İstatistikleri Klavuzu&#8221;ndan çıkarmıştır. 1 Ocak 1993 tarihinde dünya sağlık örgütü (WHO) eşcinselliği &#8220;Uluslararası Hastalıklar Sınıflandırması&#8221;ndan çıkarmıştır. ICD-10 maddesi &#8220;cinsel yönelim, tek başına, bir rahatsızlık/hastalık olarak kabul edilemez&#8221; şeklindedir.&#8221; Sanırım bakanın takıldığı yer burası. Eşcinsellik genetik bir bozukluk mudur, çocukluktan kalan bir travma mıdır ya da bir tercih midir?<span id="more-839"></span></p>
<p>Millet olarak onun bunun yatak odasına girmeye çok meraklı olduğumuz su götürmez bir gerçek. Fakat biz halk olarak bunu bir adım ileri de taşıyoruz. İzlemek için girdiğimiz yabancının yatak odasındakinin kim olacağına, ölçülerine, yaşına hatta cinsiyetine de karışma hakkını kendimizde görüyoruz. Big Bother bizi sokaklarda mobesesiyle izlerken, parmak kamerasıyla gömlek cebimize çoktan girmiş de haberimiz yok belki..</p>
<p>Biz hiçbir zaman bilim toplumu olmayı beceremedik. Evinde televizyondan başka bir hiç araçtan haber almayan insanlarla, cebine internet girince onu sadece facebook ve mail kontrol etmek için kullanan hatta interneti kullanmanın, araştırma yapmanın suç olduğunu düşünen yöneticilerle bu ülke nereye kadar gider bilemiyorum. Türk Medeni Kanunun&#8217;a göre eşcinselliği &#8220;kusur&#8221; olarak ilan etmişiz bile çoktandır. Eşcinsellik evliyseniz boşanma sebebi ve tüm haklarınızı kaybedeceğiniz bir kusur.</p>
<p>Sözü buraya kadar getirmişken Türkiye&#8217;de tüm zorluklara rağmen faaliyet gösteren birkaç kurumun ve <a href="http://bianet.org/bianet/bianet/120513-bakan-kavafa-bildiriciye-ve-hurriyet-editorlerine-ayrimcilikla-mucadele-dersleri">biahaber merkezinden tolga korkut</a>&#8216;un bu konuda söylediklerine link vermeden geçmek istemiyorum.</p>
<p>Tolga Korkut:</p>
<p>&#8220;Eşcinsellik bir yönelim. Kavaf&#8217;ın sözleriyse açık ayrımcılık. Sarışınların ya da mavi gözlülerin veya boyu 1,80&#8242;den uzun olanların hasta olduğunu söylemekten farkı yok. Ama Kavaf bu sözlerinin nelere yol açtığının farkında değil.</p>
<p>1. Her şeyden önce eşcinsell<a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/getoverit.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-844" title="getoverit" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/getoverit-212x300.jpg" alt="" width="154" height="220" /></a>iğin tedavi edilebilir olduğunu söylemek, toplumun eşcinselllerin diğerlerine göre daha az korunma hakkı olduğunu, kendilerine ayrımcılık yapılabileceğini ima ediyor.<br />
2. Eşcinsellerin ayrımcılığa karşı hak mücadelesini gerekçesizleştirmeyi, haksız çıkarmayı amaçlıyor. Valiliklerin ayrımcılıkla mücadele eden LGBTT örgütlerine karşı &#8220;genel ahlaka aykırılık&#8221; iddiasıyla açtığı davaları anımsayın.<br />
3. Eşcinsellere yönelik damgalamayı, ayrımcılığı güçlendiriyor. İnsanca bir yaşam sürebileceklerine, buna hakları olduğuna dair gerçeği gizliyor. Tersini doğru kabul ediyor. Sistematik şiddeti meşrulaştırıyor. Bunun nereye kadar varabileceğini somut bir örnekle anımsatalım: Kasım 2008&#8242;den beri Ankara ve İstanbul&#8217;da sekiz transseksüel kadın öldürüldü.&#8221;</p>
<p>Lamdaistanbul:<a href="http://www.lambdaistanbul.org/php/main.php?menuID=5&amp;altMenuID=5&amp;icerikID=8639"> http://www.lambdaistanbul.org/php/main.php?menuID=5&amp;altMenuID=5&amp;icerikID=8639</a><br />
Türkiye Psikiyatri Derneği: <a href="http://www.psikiyatri.org.tr/PressPopUp.aspx?Id=39">http://www.psikiyatri.org.tr/PressPopUp.aspx?Id=39</a><br />
Pembe Hayat: <a href="http://www.pembehayat.org/?q=node/220">http://www.pembehayat.org/?q=node/220</a></p>
<p>Bir tarafından baktığımızda belki eşcinsellikle ilgili tartışmaları gündeme getireceği için bakanın iyi birşey yaptığını düşünebiliriz. Ülkemizde cinsellik bile halen bir tabuyken herkesin gözü önünde olan kişiler tarafından eşcinsellerin ötekileştirilmelerinin neresi iyi diyebilirsiniz. Eğer sağlıklı kollardan bu konu gündeme getirilir ve tartışılmaya cesaret edilirse kimbilir belki de aklında bunun hakkında cevaplandırılmaya yönelik soru işareti olan birileri daha kazanılmış olur. Biz de çaktırmadan emeklemeye başlarız böylece&#8230;</p>
<p>Bir de sana bu konunun birebir muhatapları tarafından yapılmış güzel bir video izletmek isterim prenses. Buyur bakalım.</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="300" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.nartube.com/e9585c670220c86cd28798d300f2041a49090ac3:9gIE6FUUTlA:false.v" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="300" src="http://www.nartube.com/e9585c670220c86cd28798d300f2041a49090ac3:9gIE6FUUTlA:false.v" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object><br />
<a title="NarTube watch video, clips, musics, movies, films, fragman, free, video izle, diziler, klipler, filmler, sinema, bedava, ücretsiz, müzik" href="http://www.nartube.com" target="_blank">www.NarTube.com</a></p>
<img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=839&type=feed" alt="" /><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/prensesemektuplar/~4/nUNPr_eCV50" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/gokkusaklari-ve-cinsellik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/gokkusaklari-ve-cinsellik.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>ARANIYOR!</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/prensesemektuplar/~3/6JUG9UpsUuw/araniyor.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/araniyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 15:55:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Prensese Mektuplar</dc:creator>
				<category><![CDATA[aktivizm]]></category>
		<category><![CDATA[ufo]]></category>
		<category><![CDATA[atom bombasi]]></category>
		<category><![CDATA[incirlik ussu]]></category>
		<category><![CDATA[nato]]></category>
		<category><![CDATA[nukleeer silah]]></category>
		<category><![CDATA[silahsizlanma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=774</guid>
		<description><![CDATA[Evet, nükleer silahların sırf Amerika&#8217;ya yaranmak için memlekette tutulmasına karşı bir şeyler söyleyecek birileri acilen ARANIYOR.
Ne? Hangi nükleer silahlar
E işte bir zamanlar Küçük Amerika diye anılmaya kadar varan İncirlik Askeri Hava Üssü&#8217;ndeki silahlardan bahsediyorum.
Kim koydu? Benim niye haberim yok? Bir özet alalım mevzuyla ilgili&#8230;
Hemmen&#8230; NATO&#8217;ya bağlı İncirlik Hava Üssü 1954 yılında kullanıma açıldıktan hemen sonra, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 0.79in } 		P { margin-bottom: 0.08in } 		A:link { so-language: zxx } -->Evet, nükleer silahların sırf Amerika&#8217;ya yaranmak için memlekette tutulmasına karşı bir şeyler söyleyecek birileri acilen ARANIYOR.<em><strong><em><strong><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/kapak21.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-821" title="kapak2" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/kapak21-211x300.jpg" alt="" width="211" height="300" /></a></strong></em></strong></em></p>
<p><em><strong>Ne? Hangi nükleer silahlar<span id="more-774"></span></strong></em></p>
<p>E işte bir zamanlar Küçük Amerika diye anılmaya kadar varan İncirlik Askeri Hava Üssü&#8217;ndeki silahlardan bahsediyorum.</p>
<p><em><strong>Kim koydu? Benim niye haberim yok? Bir özet alalım mevzuyla ilgili&#8230;<br />
</strong></em>Hemmen&#8230; NATO&#8217;ya bağlı İncir<a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/nuke.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-822" title="nuke" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/nuke-300x226.jpg" alt="" width="238" height="180" /></a>lik Hava Üssü 1954 yılında kullanıma açıldıktan hemen sonra, aynı yıllarda Türkiye ve Amerika arasında -Amerika&#8217;nın işine geldiği, Türkiye&#8217;nin de “süper güç”e yaranması için- ilan edilen Stratejik Ortaklık sayesinde Amerika&#8217;ya ait bu B-61 atom bombaları, İn cirlik&#8217;e yerleştirilmiş. Yerleştirilme sebebi, özellikle soğuk savaş döneminde coğrafi öneme sahip Türkiye&#8217;deki bu silahların caydırıcılık yaratması olarak öne sürülmüş. Ha bu arada Amerika&#8217;nın nükleer silahları bir tek Türkiye&#8217;de de yok. Avrupa&#8217;ya ilk kez 1954 yılında giren ABD&#8217;ye ait üç değişik tipteki (B61-3, B61-4 ve B61-10) nükleer silahların sayısı 1971 yılına gelindiğinde 7300&#8242;ü buldu. Yani sırf caydırıcılık gerekçesiyle, Amerika, yaklaşık 10 yıl içinde Avrupa&#8217;ya tam 7300 adet nükleer başlık yerleştirdi! Soğuk savaş bittiğinde, Amerika, yaydığı nükleer silahları geri çekeceğini açıklayıp yavaş yavaş bu ülkelerdeki nükleer silahlarını geri çekmeye başladı.</p>
<p>Halihazırda, Amerika&#8217;nın “nükleer güvenlik şemsiyesi” olarak adı geçen Almanya, Belçika, Hollanda, İtalya ve Türkiye&#8217;de yaklaşık toplamda 200 adet nükleer silah bulunuyor. Bundan senin haberin yok çünkü bu konu gümdemde tutulmuyor. İncirlik, neredeyse 40 yıldır sessiz sedasız bir şekilde bu atom bombalarına ev sahipliği yapsa da halkı korkutmasın, ne bileyim birileri bu silahların varlığına karşı çıkmasın filan diye gözden ve gündemden uzak tutuluyor bu mevzu. Tabi Obama&#8217;nın başkanlık süresinin ilk yurtdışı ziyaretini Türkiye&#8217;ye yapması da bir tesadüf olmasa gerek. Malum, 50 yıllık stratejik ortaktan düşman olmaz!!</p>
<p>&#8230;ve fakat önce Almanya, şimdi de Belçika ile Hollanda, topraklarındaki bu silahları bir an önce geri göndermek için siyasi adımlar atmaya başladı!!</p>
<p><em><strong>YA ŞİMDİ YA ASLA: Nükleer Silahsızlanma&#8217;nın tam sırası! </strong></em><br />
Çünkü bu sene nükleer silahsızlanma yolunda somut adımlar atabilmek için kullanılabilecek önemli fırsatlar var. Avrupa&#8217;daki Barış Hareketi, gündemi sıcak tutmak için gerek yerel hükümetlere sürekli lobi yaparak, gerekse sivil itaatsizlik eylemlerini bu sene daha da bir arttırarak 2010&#8242;da nükleer silahsızlanma yolunda ortaya çıkan bu fırsatları en iyi şekilde kullanmak için uğraşıyor.</p>
<p><strong><em>Fırsatlar derken??</em></strong></p>
<p>1)NATO ülkelerinin her beş yılda bir yaptığı <a href="http://www.taek.gov.tr/tr/uluslararasi/cok-tarafli-andlasmalar/134-npt.html">NPT (nükleer silahların yayılmasını engelleme)</a> Antlaşması Gözden Geçirme toplantısı bu sene Mayıs ayında, New York&#8217;ta gerçekleşecek. Türkiye&#8217;nin de bu anlaşma altında imzası bulunduğunu düşünürsek, İncirlik&#8217;te yıllanan uranyum başlıklı canavarlardan kurtulmamız için önemli adımlar atılabilir.</p>
<p>2)NATO, halihazırda stratejik konseptini gözden geçirme sürecinde ve bu süreçte geçmiş ve gelecekle ilgili plan/projeler incelenip gelecek için yaptırımı olan kararlar alınacak.</p>
<p>3)Amerikan siyasi dünyasında kafalar karışık. Obama&#8217;nın nükleersiz Dünya demeçleri, NATO&#8217;nun kafası ile birlikte stratejilerini de karıştırıyor ve bu iyi bir şey.</p>
<p>Bunlar dışında NATO&#8217;nun Avrupa&#8217;daki &#8220;güvenlik (?!?)&#8221; şemsiyesi içindeki ülkelerden Almanya, Belçika ve Hollanda&#8217;daki devlet yetkilileri, Avrupa topraklarındaki Amerika&#8217;ya ait nükleer bombalardan kurtulma isteğini geçen ay açıkladı.</p>
<p><em><strong>Peki Avrupa&#8217;da </strong></em><em><strong>neler oluyor? </strong></em></p>
<p>Efendim, Avrupa Barış Hareketi&#8217;nin bileşeni olan farklı ülkelerden pek çok grup (yalnız bahsettiğimiz bu beş ülke değil, kendileri de nükleer silah üreten İngiltere ve Fransa, ayrıca İsviçre, İsveç, Finlandiya ve İspanya gibi ülkelerdeki barış eylemcileri de) yerelde, kendi   gündemlerine oturacak biçimde doğrudan eylem ve lobi faaliyetlerini sürdürürken, Avrupa çapında bu sesleri birleştirerek, Avrupa&#8217;yı nükleer silahlardan temizlemek istiyor. Ayrıca Amerika&#8217;nın savaş açtığı ülkelere (bkz. Irak, Afganistan) giden askeri tertibatın da geçtiği bu Avrupa ülkelerini, savaşa suç ortağı olmaktan vazgeçirmeyi kafaya koymuş durumdalar.</p>
<p>Mesela geçtiğimiz ay (15 Şubat günü), içl<a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/aldermaston_blockade.jpg"><img class="alignleft size-medium  wp-image-823" title="aldermaston_blockade" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/aldermaston_blockade-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>erinde bir Türk aktivistin de bulunduğu Avrupa&#8217;nın pek çok farklı köşesinden gelen aktivistler, İngiltere&#8217;deki <a href="http://blockawe.blogspot.com/">Aldermaston Nükleer Silah Üretim Tesisi&#8217;nin tüm girişlerini bloke ederek </a>nükleer silahlardan arınmış bir Avrupa için hükümetleri harekete geçmeye çağırdı. Aldermaston eylemleri artık gelenekselleşmiş durumda İngiltere&#8217;de. Bu sene ise geçen yıllardan farklı olarak büyük bir uluslararası katılım gerçekleşti ve toplamda 700 aktivist, sabah saat 7&#8242;den öğleden sonra saat 3&#8242;e kadar nükleer silah üretim tesisinin 7 girişini birden bloke etmeyi başardı. Bu eylemde uluslararası katılımın bol olmasının bir başka nedeni de New York&#8217;ta NPT gözden geçirme anlaşması sürerken, Avrupa&#8217;daki eylem gruplarının 3 Nisan gününü <a href="http://www.vredesactie.be/campaign.php?id=12">Nükleer Silahsızlanma için Uluslararası Eylem Günü</a> olarak belirlemesi ve İngiltere&#8217;de bulunan nükleer silahların kullanım için yenilenmesine karşı direnen İngiliz barış hareketini desteklerken aynı zamanda 3 Nisan eylem gününü de duyurabilmekti.</p>
<p>Belçika&#8217;da ise Uluslararası Barış Hareketi&#8217;nin bir parçası da olan yerel Vredesactie örgütünden aktivistler, neredeyse iki haftada bir -atom bombası taşımak için eğitilen pilot ve savaş uçaklarıyla birlikte NATO&#8217;ya ait nükleer silahların da bulunduğu- Kleine Brogel üssünü sivil itaatsizlik eylemleri yapmak üzere ziyaret ediyor. 10 yıldır Belçika&#8217;daki barış hareketinin öncülerinden olan Vredesactie, bu sene DO IT YOURSELF yani KENDİN PİŞİR KENDİN YE usulü eylemleri teşvik ederek irili ufaklı tüm grupların, örgüte göbekten bağlı olmadan üsse gidip kendi istedikleri tarzda şiddetsiz doğrudan eylemler düzenlemelerini sağlamakta. 3 Nisan günü tüm bu gruplar aynı günde Kleine Brogel&#8217;a gidiyor olacak (yaklaşık 1000 kişilik katılım bekleniyor) ama şimdilik her hafta sürpriz bir eylemle yasal olmayan bu silahların saklandığı Kleine Brogel gündemde tutuluyor. Noel günü Noel Baba&#8217;yı Kleine Brogel&#8217;e götürdüler mesela ve Noel Baba çocuklar için bu seneki en büyük hediyesinin Kleine Brogel&#8217;ı kapatmak olduğunu söyledi, hemen gözaltına alınmadan önce. Pek eğlenceli eylemin, pek eğlenceli videosunu buyrun izleyin:</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="385" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/cUPl6qWURKw&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="385" src="http://www.youtube.com/v/cUPl6qWURKw&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Başka bir akşam ateş çeviren bir grup jonglör, üssün topraklarında ateşli gösteri yaparak “Ateşle oynama, yanarsın!” mesajı verdi. Geçen hafta palyaço taburu, silahları denetlemek ve bu silahları patlatmak için eğitilen pilotlarla “sohbet etmek” için üssü ziyaret etti. Ve bunlar gibi her hafta bir grup, medyanın da desteğiyle yasadışı işler yapan bu üssü gündemde tutmak için uğraşıyor.</p>
<p><em><strong>Peki Türkiye?</strong></em></p>
<p>Türkiye&#8217;de nükleer silahlar gündemde tutulmuyor. Gerek taraflı basın, gerek saçma sapan yapay gündemler yaratmakta usta siyasetçiler, halkın kafasını atom bombaları gibi “gereksiz” konularla bulandırmak istemiyor. Kaldı ki aktif olarak nükleer silahsızlanma kampanyası yapan grup sayısı ya bir ya iki ve bu grupların da öncelikli kampanyası nükleer silahsızlanma değil. Yukarıda Avrupa&#8217;dan verdiğim örneklerde bahsi geçen bazı grupların da öncelikli kampanyası nükleer silahsızlanma değil ama ufak çaplı grupların bile yapabileceği bir iş bu renkli sivil itaatsizlik eylemleriyle yapaylaştırılmış memleket gündemini hararetlendirmek!</p>
<p>Avrupa, Amerika&#8217;ya ait nükleer silahlardan olduğu gibi temizlenmek istiyorsa Türkiye de bu yasadışı ev sahipliğine bir son vermeli ve altına imza attığı NPT antlaşmasının dediğini yaparak küresel nükleer silahsızlanma yolunda bir adım atmalı. Mümkünse İncirlik hava üssünü kapatıp çocuk bahçesi yapmalı ama şimdilik bu hedef çok uzak görünüyor zira ilk adım bu 90 tane B-61 nükleer füzeyi sahibine söktürmek, ki İncirlik Üssü&#8217;nün sürekli dillendirilen “stratejik” önemi azalsın.</p>
<p><em><strong>Ne ARANIY</strong></em><em><strong>OR demiştin?</strong></em></p>
<p>Avrupa barış hareketi&#8217;ndeki diğer gruplarla da iletişim halinde olacak, ulusal veya yerel, ufak veya büyük, sivil itaatsizlik eylemleri yapacak veya sadece lobi kısmıyla ilgilenecek herhangi bir grup insiyatif almak isteyen kişi ARANIYOR!! 3 Nisan Uluslararası Eylem Günü&#8217;nde nükleer silah üssü bulunan tüm ülkelerde birbirinden farklı aktiviteler gerçekleşirken, bu gün, Türkiye&#8217;de nükleer silahsızlanmayı, diğer ülkelerdeki aktivitelerle birlikte, gündeme getirmek için bir fırsat olabilir. Ayrıca, NPT gözden geçirme konferansı için New York&#8217;a gidecek olan Türk hükümeti yetkililerine de attıkları imzanın arkasında durmalarını ve nükleer silahları geldikleri yere göndermeleri için adım atmalarını hatırlatabilir.</p>
<p>İlgilenen kişi ve gruplar aşağıdaki e-posta adresiyle bağlantıya geçebilirler:</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/mail.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-818" title="mail" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/mail.jpg" alt="" width="196" height="21" /></a></p>
<p>ps: Bu çağrıyı ilgileneceğinizi düşündüğüz kişi veya gruplarla paylaşırsanız çok makbule geçer, bilgiyi yaymak da büyük yardım.</p>
<img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=774&type=feed" alt="" /><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/prensesemektuplar/~4/6JUG9UpsUuw" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/araniyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/araniyor.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>JR: Fotoğraf sokak sanatı ile buluştuğunda</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/prensesemektuplar/~3/I1op0N6oXkc/jr-fotograf-sokak-sanati-ile-bulustugunda.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/jr-fotograf-sokak-sanati-ile-bulustugunda.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 04:14:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Prensese Mektuplar</dc:creator>
				<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sokak]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[istilaci sanat]]></category>
		<category><![CDATA[jr]]></category>
		<category><![CDATA[sokak sanati]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=796</guid>
		<description><![CDATA[JR dünyadaki en büyük sanat galerisinin sahibi. Sanatını serbestçe dünyanın dört bir yanındaki sokaklarda sergiliyor, müze gezmesinde olmayan insanların dikkatini çekerek. Çalışmaları sanatla hareketi bir birleri ile iç içe geçiriyor, sadakat, özgürlük, kimlik ve limiti gibi kavramları sorgulayarak.
Paris metrosunda bir fotoğraf makinesi bulduktan sonra, Avrupa sokak sanatı çevrelerini turlar ve mesajlarını duvarları kullanarak ileten insanları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>JR dünyadaki en büyük sanat galerisinin sahibi. Sanatını serbestçe dünyanın dört bir yanındaki sokaklarda sergiliyor, müze gezmesinde olmayan insanların dikkatini çekerek. Çalışmaları sanatla hareketi bir birleri ile iç içe geçiriyor, sadakat, özgürlük, kimlik ve limiti gibi kavramları sorgulayarak.</p>
<p>Paris metrosunda bir fotoğraf makinesi bulduktan sonra, Avrupa sokak sanatı çevrelerini turlar ve mesajlarını duvarları kullanarak ileten insanları takip eder. Sonra, dikey limitler üzerine çalışmaya başlar, gelip geçen insanları ve hayatın akışını kimi zaman yasak yeraltından kimi zaman da başkentin çatılarından izleyerek.</p>
<p>2006 yılında <em>bir jenerasyonun portresini </em>kotardı, Paris&#8217;in bir burjuva mahallesine dev boyutlarda postaladığı sehir serserilerin portreleri ile. Bu illegal proje Paris belediye sarayının binalarını JR&#8217;in fotoğrafları ile kaplaması ile &#8220;legal&#8221; oldu.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/JR_cover_NYTimes.jpg"><img title="JR_cover_NYTimes" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/JR_cover_NYTimes.jpg" alt="" width="612" height="408" /></a></p>
<p>2007 yılında, Marco ile birlikte, <em>yüz yüze</em> projesini, dünyanın en büyük illegal fotoğraf sergisini gerçekleştirdi. JR, devasa boyutlardaki İsrailli ve Filistinlilerin yüz yüze portrelerini sekiz Filistin ve İsrail şehrinde, Güvenlik Kordonu/Ayrılık Duvarının iki yüzüne yapıstırdı. <span id="more-796"></span>Uzmanlar imkansız olduğunu söylediler. O yine de yaptı.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/palestinianside.jpg"><img title="palestinianside" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/palestinianside.jpg" alt="" width="602" height="401" /></a></p>
<p>2008 yılında, uzun bir uluslararası yolculuğa çıktı &#8220;Kadınlar&#8221; için, genellikle çatışmanın hedefi olan kadınların asaletini vurgulayan bir proje için. Tabi ki, dünyayı değiştirmedi proje, ama bazen hiç beklenmedik yerde bir kahkaha değiştirebileceğini hayal ettirebiliyor insana.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/kenya_kibera_JR.jpg"><img title="kenya_kibera_JR" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/kenya_kibera_JR.jpg" alt="" width="598" height="398" /></a></p>
<p>JR Paris&#8217;in gecekondularına yayılan &#8220;İstilacı Sanat&#8221; üretiyor, orta doğunun duvarlarına yayılan, Afrika&#8217;nn kırık dökük köprülerine veya Brezilya&#8217;nın favelalarına yayılan. En alt gelir seviyesinde yaşayan insanlar tamamen gereksiz bir şeyi keşfediyorlar. Ve onu sadece görmüyorlar, onu yapıyorlar. Yaşlı bir kadın bir gün için model oluyor; bazı çocuklar bir haftalığına sanatçı oluyorlar. Sanat dünyasında, aktörleri spekülatörlerden ayıran bir sahne yok.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/providencia_JR_stairs_portfolio.jpg"><img title="providencia_JR_stairs_portfolio" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/03/providencia_JR_stairs_portfolio.jpg" alt="" width="595" height="397" /></a></p>
<p>Bu yerel sergilerden sonra imajlar, insanların onları kendi tecrübeleri ışığında yorumladıkları Londra, New York, Berlin, veya Amsterdam&#8217;a transfer ediliyorlar.</p>
<p>Kendisi anonim kaldığı ve surat yapan insanların devasa portrelerini açıklamadığı için özne/kahraman ve gelip-geçen/yorumlayan arasındaki bir karşılaşmaya sahneyi boş bırakıyor JR.</p>
<p>İşte bu JR&#8217;in çalıştığı şey. Soru sordurtmak&#8230;</p>
<div><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="420" height="339" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowScriptAccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.dailymotion.com/swf/xcd25a" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="420" height="339" src="http://www.dailymotion.com/swf/xcd25a" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object><br />
<strong><a href="http://www.dailymotion.com/swf/xcd25a">JR / Exposition Paris 2009 &#8211; Ile Saint Louis</a></strong><br />
<em>by <a href="http://www.dailymotion.com/JR">JR</a></em></div>
<p>Bu yazı <a href="http://www.jr-art.net/">JR&#8217;in kendi sitesinden</a> alınmıştır.</p>
<p>Türkçeye çeviren: NazIm</p>
<img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=796&type=feed" alt="" /><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/prensesemektuplar/~4/I1op0N6oXkc" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/jr-fotograf-sokak-sanati-ile-bulustugunda.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.prensesemektuplar.com/2010/03/jr-fotograf-sokak-sanati-ile-bulustugunda.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Teşbihte Hata Olmaz</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/prensesemektuplar/~3/iCdj5FkYWnQ/tesbihte-hata-olmaz.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/tesbihte-hata-olmaz.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Feb 2010 19:23:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Prensese Mektuplar</dc:creator>
				<category><![CDATA[ufo]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=776</guid>
		<description><![CDATA[Prensese Mektuplar yayın hayatına başlayalı yaklaşık bir yıl oldu. Geçen bir yılda Guacomole tarifinden Sokak Müzisyenlerine, Dutch Provolarından Emily Wells&#8216;e, Greenpeace eylem kritiklerinden Afrika müziklerine, Vipassana meditasyon kurslarına, gerçekleşen rüyalara kadar birbirinden alakasız yaklaşık 135 mektup yayınladık. Yeri geldi irandaki protesto gösterilerini yorumladık, yeri geldi Hondurastan canlı darbe haberleri geçtik, yeri geldi Madrid&#8216;de, Vancouver&#8216;da bisikletle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/aktivizm-Prensese-Mektuplar.jpg"><img class="size-full wp-image-777 alignleft" title="aktivizm - Prensese Mektuplar" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/aktivizm-Prensese-Mektuplar.jpg" alt="" width="191" height="208" /></a>Prensese Mektuplar yayın hayatına başlayalı yaklaşık bir yıl oldu. Geçen bir yılda <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2008/12/guacamole.html">Guacomole</a> tarifinden <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/04/sokaklara-ses-katanlar-sehirlere-ruh.html">Sokak Müzisyenlerine</a>, <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/04/dutch-provos-polise-karsi.html">Dutch Provolarından</a> <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/03/emily-wells.html">Emily Wells</a>&#8216;e, <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/04/sablon-derdine-son-kes-yapstr-boya.html">Greenpeace eylem kritiklerinden</a> <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/05/ola-afrika.html">Afrika müziklerine</a>, <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/11/ahanda-satori.html">Vipassana meditasyon kurslarına</a>, <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/06/ruyalar-gercek-olur.html">gerçekleşen rüyalara</a> kadar birbirinden alakasız yaklaşık 135 mektup yayınladık. Yeri geldi <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/06/iranda-dusler-kan-gozyasi-ve-politika.html">irandaki protesto gösterilerini</a> <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/06/21yuzyilda-gerceklik-dokunun.html">yorumladık,</a> yeri geldi <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/06/hondurasta-darbe.html">Hondurastan canlı darbe haberleri </a>geçtik, yeri geldi <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/05/madridde-kritik-kutle-toplu-bisiklet.html">Madrid</a>&#8216;de, <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/06/vancouver-kritik-kitle-bisiklet-turu.html">Vancouver</a>&#8216;da bisikletle kritik kütle olduk, çok hoşumuza gitti <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/07/radikaller-icin-kurallar.html">Saul Alinsky çevirisi </a>yayınladık, bilmek lazım dedik <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/10/350-nedir.html">350</a>&#8216;den <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/11/genetigiyle-oynanan-kultur.html">GDO</a>&#8216;dan bahsettik, çok etkilendik <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/09/sehir-tarimciligi-birlikte-guclenerek.html">şehir tarımcılığından</a>, <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/08/sehrin-kalbinde-ekolojik-bir-yasam.html">sehirde ekolojik yasamdan</a>, <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/09/dogayla-birlikte-guclenen-insan.html">doğayla birlikte güçlenmekten</a> bahsettik, bizi düşündüren <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/08/bu-yol-cennet-e-gider.html">filmlerden</a>, hoşumuza giden <a href="http://www.prensesemektuplar.com/category/muzik">müziklerden</a> veya <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/06/zen-ve-john-cagein-muzigi.html">müzisyenlerden</a> bahsettik, <a href="http://www.prensesemektuplar.com/category/orta-amerika-guncesi">yol güncesi </a>tuttuk, <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/08/modern-zamanlarda-yolda-olmak.html">yolda olma üzerine</a> veya <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/08/modern-zamanlarda-yoldan-donmek.html">yoldan dönme üzerine</a> konuştuk, <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/04/wabi-sabi-ve-fotograf-uzerine.html">başka estetik değerleri,</a> <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/05/anonim-intifada-dijital-itaatsizlik.html">sanal </a>veya <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/10/imf-pabucu-yarm.html">gerçek</a> protestoları tartıştık, <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/10/fixie-ya-da-bildigimiz-kontra-pedal.html">yeni kültürel</a> akımları inceledik, <a href="http://www.prensesemektuplar.com/category/aktivizm">aktivizmi</a> değişik perspektiflerden anlatmaya çalıştık. Biz çok şey öğrendik bu serüvende ve çok keyif aldık. Umarız sizleri de yer yer gülümsetebilmiş, umut verebilmiş, biraz da düşündürebilmişizdir kimi yerde. Rastlantı bu ya geçenlerde bir okuyucumuz tarafından yapılan <a href="http://www.cagdasozersahin.com/blog/index.php/2010/02/22/prensese-mektuplar/">blogosferdeki ilk kritiğimizi</a> de aldık. Bunu fırsat bilerek şöyle sizlerle nerden geliyoruz nereye gidiyoruz değerlendirmesi yapalım dedik, okuyucularımızdan biraz geri dönüş alalım, prensesi nasıl buluyorsunuz, prensesde neleri görmek istersiniz, eksik kalan yanlar sizce atlanan konular neler öğrenelim istedik. Aşağıya ilk kritiğimiz üzerine prenses yazarlarının düşüncelerini ekledik tartışmayı bir yerinden başlatmak için.<span id="more-776"></span></p>
<p>Çağdaş Özerşahin <a href="http://www.cagdasozersahin.com/blog/">blogunda</a> prensese mektupları severek takip ettiğini, ama yazılarda tarih ve arka planın yeterince verilmediğini, güncel konulara yeterince değinilmediğini söylemiş. Aynı zamanda, fikirlerin tek taraflı verildiğinden yakınıp, madalyonun öbür yüzünü de biraz daha göstermek lazım diyor. Çağdaş&#8217;in Prensese Mektuplar kritigi <a href="http://www.cagdasozersahin.com/blog/index.php/2010/02/22/prensese-mektuplar/">burada</a>.</p>
<p><strong>Caglar:<br />
</strong></p>
<blockquote><p>ben elemanın eleştirisine çok sevindim şahsen. eleştirebilmek yazdıklarımızın bir şekilde ona geçtiğini ve üstüne düşündüğünü gösteriyor çünkü ki bu da yapmak istediğimiz şey.</p>
<p>eleştirisine gelince ben kısmen katılıyorum ama o da yazısında benim &#8220;kısmen&#8221; dediğim şeyi açıklamış zaten. evet bir düşünce şekline göre yazıyoruz aslında bolca taraflı da yazıyoruz. özellikle çevre ve siyasi konular olduğunda mevzu, taraf tutmamak pek mümkün değil. yine de dediği gibi taraf tutarken karşıt düşünceleri de yazılara eklemek daha renklendirebilir ortamı.</p>
<p>bu anlamda dışardan bir gözden yorum almak bence şahane. <img src='http://www.prensesemektuplar.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p></blockquote>
<p><strong>Elif:</strong></p>
<blockquote><p>Birilerinin vakit ayırıp blogun üstünden geçmesi çok hoşuma gitti, elemanın yorumlara da katılıyorum amma ve lakin bu bi magazin veya fanzin değil, blog! yani yazılara yorum yapabiliyorsun. Biz madalyonun bir yüzünden yazarız, birisi de öbür yüzünü sorar onu açarız. Hani şimdiye kadar yapılan tüm yorumlara bir cevap yazıldı tüm yazılar altında. Bazen madalyonun öbür yüzünü eklemek yazının akışını bozabiliyor diye çekiniyorum ben. Yoksa madalyon dikdörtgenler prizması olsun da tüm yüzünden bakıp yazayım ben de isterim <img src='http://www.prensesemektuplar.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' />  oh ne rahat olur ama okuyucunun yorumuna, düşünüp tek taraflı verilmiş mevzuyu sindirip &#8220;ha ama bi dakka dur orda&#8230;&#8221; diye tepki vermesine izin vermeyebilir. Hani keşke böyle bir kritik ortam haline de gelebilse blog, saygı sevgi çerçevesinde tabi. Hatırlarsınız Kayahan&#8217;ın obama yazısı ne listelere, tartışmalara sarktıydı. Ve ben o tartışmaları çok yararlı beyin cimnastiği ve mevzunun internet ortamında &#8220;tek taraflı&#8221; yazılmasından bir şekilde rahatsız olan kişilerce bireysel olarak strateji tartmasına yol açtığı için sevmiştim.</p></blockquote>
<p><strong>NazIm:</strong></p>
<blockquote><p>Elif&#8217;e ve Çağlar&#8217;a katılıyorum. Öyle bir tartışma ortamı yaratabilmek benim de hayalim, blogları keyifli yapan şey interaktif olmaları. Şu ana kadar yorum olayında çok başarılı olamadık, fazla yorum almıyoruz nedense. Okuyan insanları suçlamadan önce tabi önce bi kendimize dönüp bakmak lazım: En son ne zaman başka bir bloğa yorum yaptınız, başka bir blogdaki tartışmaya katıldınız? Bence prenses ekibi olarak blogosferde daha aktif olmamız lazım, takip ettiğimiz bloglara yorum yazmayı alışkanlık haline getirmek lazım. Düşünün biz bi yorum alınca ne kadar seviniyoruz, aynısı diğer bloggerlar içinde geçerli. Prensesde bir tartışma ortamı gelişebilmesi için kendisi zaten yazan düşünen tartışan bloggerlarla aktif interaksiyonda olmamız lazım.</p></blockquote>
<p><strong>Caglar:</strong></p>
<blockquote><p>ben okuduğum blogdaki yazılarda pek yorum yapmayı sevmiyorum açıkçası. yazısını okuduğum yazarın benim için anonim kalmasından daha çok hoşlanıyorum. şimdiye kadar video olsun, yazı olsun hangisinin altındaki yorumları okuduysam genelde hep saçma sapan şeylerdi. sağlıklı bi tartışma hali, fikir alışverişi ve insanların birbirlerine saldırmadan yazdıkları çok az blog gördüm. umarım biz bu sağlıklı tartışma ortamı olan bloglardan biri oluruz.</p></blockquote>
<p><strong>Ou-San:</strong></p>
<blockquote><p>Kaç gündür cevap yazıcam sürekli ihmal ediyorum. Diyeceğim odur ki yazıların biraz taraflı olmasında yanlışlık yok. Sonuçta hayata tanıklığımızı kendi penceremizden paylaşmıyo muyuz. Ben olaya farklı açılardan bakmaya ve yorumlamaya çalışırsam o tanıklıktan başka birşey olur. Bir de zaten internet aleminin olayı bu. Herkes kendi duruşunu ortaya koyduğunda zaten 15bin açıdan bakılmış oluyo duruma. Ama nazımın dediği gibi şu yorum olayını daha da aktifleştirmek hakkaten nefis olur. Bakınız korayın meditasyon gıcıklığı. O yazı sanırım tam anlamıyla buna örnek oldu. Ama olay yazarda değil okurda.</p></blockquote>
<p><strong>Tuna:</strong></p>
<blockquote><p>Kambersiz düğün olmaz ben de eklemelerimi yapayım bari. yazilarin tarafli olmasinda bir yanlislik olmadigi konusuna ben de katiliyorum. ama burada arkadasin bahsettigi cok taraflilik ihtiyacini yaratan durum sudur. ozellikle politik inceleme elestiri yazilarinda insanlara daha once hic bilmedikleri ya da derinlemesine vakif olmadiklari konularda bilgi veriyoruz. insanlar bunlari okumaktan hosnut ama bazi noktalarda adamın hayat durusuna o kadar uzak, radikal bir noktada kaliyor ki adam soruyor:&#8221; tamam ben sempati duyuyorum bu anlattiklarina ve degismeye hazirim. ama bu dezenformasyon dunyasinda senin dediginin tam tersini dusunenler nasil argumanlarla geliyorlar bana anlatsana. ben de kendimi resmin tamamini gorerek kendimi yazardan koparip konuya iliskin fikir sahibi olayim&#8221; diyor. bence olayin ozu budur. elemanin bu elestirisinin yazilarini tamamina dair oldugunu dusunmuyorum o yuzden. yoksa brukselde bir cafe varsa senin sevdigin ve onu anlatiyorsan, o kafeleri sevmeyen birilerinin goruslerini de ekle oraya demiyor amca.</p>
<p>yorum olayina gelince. nazımin dedigi bu sanal ortama ve blogger cemaatine dahil olmanin disinda yorum alabilmek kesinlikle yazara ve yazıya baglı diye dusunuyorum. didaktik bir agizla yazilan derinlemesine yazilarda okuyucu kendini lise sınıfında soru sormadan ders dinleyen adam durumuna sokuyor. katilimi saglamak bence  yaziyi ne kadar kapsayici ve sorular sorarak yazdigimizla alakali. yani sen konuya iliskin kendi celiskilerinden bahsetmiyorsan ve yazdigin seyden kesinlikle emin oldugun mesajini veriyorsan okuyucuya da soyleyecek soz kalmiyor. ben pek basarabiliyormuyum bunun disina cikmayi pek emin degilim ama bu tadi daha cok yazdigim konunun ciddiyeti ve kendimle dalga geçerek yakalamaya çalışıyorum. Sonucta anayasa hukuku yazmıyoruz. sen orda şüpheni koyup boşluk yarattığın anda okuyucu da &#8220;hımmm bence&#8230;&#8221; diye lafa dalmakta ozgur hissediyor kendini. tabi bunu yapmasında kendisini seninle aynı seviyede gormesinin onemi buyuk. sen ağdalı bir dille bilgisel bir otorite kurduğun zaman adam da bu otoritenin altında eziliyor haliyle. demek ki yazarken de tahakum uygulayabiliyormusuz bak simdi farkettim.</p></blockquote>
<p>Top sizde, yorumlarınızı bekliyoruz efenim <img src='http://www.prensesemektuplar.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=776&type=feed" alt="" /><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/prensesemektuplar/~4/iCdj5FkYWnQ" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/tesbihte-hata-olmaz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/tesbihte-hata-olmaz.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Once – Müzikli Dostluk Filmi</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/prensesemektuplar/~3/HnAifMgVmFM/once-muzikli-dostluk-filmi.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/once-muzikli-dostluk-filmi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 13:34:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Caglar</dc:creator>
				<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[muzik]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[sokak]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[muzikal]]></category>
		<category><![CDATA[once]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=756</guid>
		<description><![CDATA[yazının başlığını böyle mp3 ismi koyar gibi araya çizgi çekerek koydum prenses çünkü şimdi sana uzun bir şarkı filmi anlatıcam.
hani bazı filmler vardır, o kadar güzellerdir ki &#8220;yine izlerim&#8221; diyip  bilgisayardan silinmezler. ya da ben öyle yaparım. yedeklesem de  bırakırım oldukları yerde onları. canım sıkıldıkça, kendimi bi  arkadaşımla sohbet eder gibi hissetmek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>yazının başlığını böyle mp3 ismi koyar gibi araya çizgi çekerek koydum prenses çünkü şimdi sana uzun bir şarkı filmi anlatıcam.</p>
<p>hani bazı filmler vardır, o kadar güzellerdir ki &#8220;yine izlerim&#8221; diyip  bilgisayardan silinmezler. ya da ben öyle yaparım. yedeklesem de  bırakırım oldukları yerde onları. canım sıkıldıkça, kendimi bi  arkadaşımla sohbet eder gibi hissetmek istediğimde basarım playe,  kahvemle birlikte filmi izlerim, dinlerim, bazen bakmam bile filme  sadece orda oynadığını bilmek iyi gelir.. <a href="http://www.imdb.com/title/tt0907657/">once</a> da o filmlerden  biri oldu benim için.</p>
<p>birçok kişinin başına gelmiştir. bir yerlerde birisiyle tanışırsın, o  sihir vardır, o&#8217;dur. doğru kişidir ama yanlış zamandır bazen. aklında  günlerce, haftalarca belki aylarca takılı kalarak, içinde sıkışmış bir şekilde  unutursun sonra zamanla.. hayata devam edersin. hayatın sana getirdiklerini, peşinden gitmediklerini belki bir gece evde içerken düşünürsün ama o da sabaha gitmiş olur. üstüne düşündüğün için kendini &#8220;hayatını sorgulayan&#8221; biri olarak görüp içten içe gurur duyar, yeni karar dönemeçlerinde içindeki o sen&#8217;e selam vermek üzere yürümeye devam edersin.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/once_11.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-758" title="once_1" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/once_11-300x241.jpg" alt="" width="300" height="241" /></a></p>
<p>bir yandan babasının dükkanında  elektrik süpürgesi tamir ederken diğer taraftan da sokakta müzik yapan  bir adamla bir şekilde çek cumhuriyeti&#8217;nden dublin&#8217;e gelmiş bir kızın  arkadaşlık hikayesini izliyoruz once&#8217;da. bol müzikle hem de. yanında da güzel irlanda aksanı cabası.<br />
müzikler  o kadar güzel ki film yerine soundtracki koyup gözleri kapatıp kendi  filmini bile çekebilirsin. başroldeki iki oyuncu da kendileri söyleyip  çalmışlar. tanıdığımız birileri olmaması, kızın gözlerinden akan  doğallık sanki yanlarındaymışız hissi veriyor. son zamanlarda izlediğim  en güzel, en samimi film o yüzden. hatta o kadar samimi ki 30 sene sonra bir devam filmi çekilse de karakterlerin yaşlanmış hallerini görsek dedirtiyor.</p>
<p>filmin afişinde yazan &#8220;How often do you  find the right person? &#8221; sorusu filmin çıkış noktası aslında. &#8220;ne  sıklıkla doğru insanı bulabilirsin ki?&#8221; sorusuyla başlayıp cevabımızı da  güzel bi şekilde alıyoruz. &#8220;once&#8221;..<span id="more-756"></span></p>
<p>filmde genel olarak üç tane şarkı ön planda. falling slowly, when  your mind&#8217;s made up ve lies. ben hepsini çok sevdim ama lies&#8217;ı daha bi  çok sanki.. hayatın içinde bu kadar çok müzik varken, müziğin bazen  nereye gittiği belli bile değilken bu filmle insanın içinden geçip  sıcacık bir şekilde odasına yayılıyor. bu arada film falling slowly  parçasıyla 2008de en orjinal soundrack oskarını almış. ayrıca elemanın otobüste söylediği &#8220;Broken Hearted Hoover Sucker Guy&#8221; parçası doğaçlama çıkmış ve yönetmen o kadar sevmiş ki atmamış filmden.</p>
<p>discmanin pilinin bitmesi, doğaçlama gezintiler, utanmalar, elektrik süpürgesini köpek gezdirir gibi çekmek, erkeğin altmetinde &#8220;sevişsek mi?&#8221; sorusu, müzik yaratırkenki süreç.. hepsi bir yerlerden tanıdık.</p>
<p>filmi 150.000 dolar gibi bi paraya 17 günde çekmişler. konu da  yönetmenin otobiyografisi aslında. o da bir zamanlar dublin&#8217;de yaşamış  ve londra&#8217;da bir kız arkadaşı varmış. hatta lies şarkısı altında  izlediğimiz eski kız arkadaş görüntüleri de yönetmenin o kız arkadaşı..</p>
<p>evet  biraz romantik film, evet biraz klipleri birleştirip film yapmışlar  hissi de var filmde ama yine de kesinlikle hikayesi eksik ya da yarım  değil. bir yol filmi aslında belki de. hayatları bir şekilde kesişen, bu yolun bir kısmını birlikte yüreyen iki insanın hikayesi. hiç sıkılmıyorsun, şahsen benim şu günlerdeki en yakın arkadaşım prenses. izlerken başını omzuna koyabiliceği arkadaşını, elini tutacağın sevgilini yanına al bi bak derim.</p>
<p>not: (merak etme spoiler değil, belki de spoiler bilmiyorum) okyanusa baktıkları sahnede kızın adama verdiği çekçe cevap &#8220;hayır, seni seviyorum&#8221;muş.</p>
<p>bu da filmdeki sahnesiyle falling slowly&#8217;nin videosu.</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="222" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=2337050&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="222" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=2337050&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p><a href="http://vimeo.com/2337050">Falling Slowly</a> from <a href="http://vimeo.com/user770764">Cavvie Bartjanello</a> on <a href="http://vimeo.com">Vimeo</a>.</p>
<img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=756&type=feed" alt="" /><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/prensesemektuplar/~4/HnAifMgVmFM" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/once-muzikli-dostluk-filmi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/once-muzikli-dostluk-filmi.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Sanal Dünyada Gerçek Dans</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/prensesemektuplar/~3/os1jFtJgVTQ/sanal-dunyada-gercek-dans.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/sanal-dunyada-gercek-dans.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Feb 2010 13:10:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>NazIm</dc:creator>
				<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[video]]></category>
		<category><![CDATA[aidiyet]]></category>
		<category><![CDATA[dans]]></category>
		<category><![CDATA[remix kulturu]]></category>
		<category><![CDATA[sanal kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[topluluk]]></category>
		<category><![CDATA[urban hipster]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=728</guid>
		<description><![CDATA[Avoidantconsumer takmaisimli youtube kullanıcısı, Phoenix grubunun Listztomania adlı yeni çıkardıkları şarkısını dinlediğinde 80&#8242;lerde Brat Pack filmleri diye anılan, düşük bütçeli klişe gençlik filmleri aklına gelir. Amerika&#8217;da bir nesil bu filmlerle büyümüştür, avoidantconsumer da dahil olmak üzere.. Şarkının kendisi Ken Russell&#8217;in 1975 yılı yapımı dahi besteci ve  pianist Franz List&#8217;in hayatını anlatan Listztomania isimli filminden esinlenmiştir, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Avoidantconsumer takmaisimli youtube kullanıcısı, Phoenix grubunun Listztomania adlı yeni çıkardıkları şarkısını dinlediğinde 80&#8242;lerde Brat Pack filmleri diye anılan, düşük bütçeli klişe gençlik filmleri aklına gelir. Amerika&#8217;da bir nesil bu filmlerle büyümüştür, avoidantconsumer da dahil olmak üzere.. Şarkının kendisi Ken Russell&#8217;in 1975 yılı yapımı dahi besteci ve  pianist Franz List&#8217;in hayatını anlatan Listztomania isimli filminden esinlenmiştir, yani seksenler çağrışımı boşa değildir. Avoidantconsumer &#8220;The Breakfast Club&#8221;, &#8220;Pretty in Pink&#8221;, &#8220;Man&#8221; gibi Brat Pack filmlerine bi göz atar ve şarkının bu filmlerle ne kadar uyumlu olduğuna tekrar hayran olur, neredeyse bu filmlerde başrolü oynayan Duckie Dale şarkının sözlerini biliyor gibidir, ya da oyuncular bu müzikle dans ediyordur. Dayanamaz ve şarkıya Brat Pack filmlerinden sahneleri editleyerek aşığıdaki videoyu hazırlar:</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="385" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/qtRQsCgYmtc&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="385" src="http://www.youtube.com/v/qtRQsCgYmtc&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Avoidantconsumer&#8217;in Listztomania klibi youtube&#8217;un yerlisi olan kitle arasında oldukça popüler olur. Yaklaşık bir ay kadar sonra New York, Brooklyn&#8217;de yaşayan thepinkbismuth adlı youtube kullanıcısı Avoidantconsumer&#8217;in klibini youtube&#8217;da izler ve çok hoşuna gider. Seksenler o kendine has rüküşlüğü ve abzurdlükleri ile halihazırda Brooklyn sokak kültüründe oldukça popüler zaten. <span id="more-728"></span>Kendi sosyal çevresinden urban hipster arkadaşlarını toplar ve bir öğlenden sonra Brooklyn&#8217;de bir çatı katında, hem yaza merhaba partisi amacıyla hem de avoidantconsumer&#8217;in Brat Pack tribüte&#8217;üne tribüte yapmak için bir buçuk saat video çekimi yaparak aşağıdaki video klibi hazırlar:</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="295" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/U1ywFh2AZLg&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="295" src="http://www.youtube.com/v/U1ywFh2AZLg&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Thepinkbismuth&#8217;un video çekim ve editlemedeki yeteneği 80&#8242;lerdeki gençlik filminden fırlayan komik dans figürlerine  gülümsetirken video klibe de gerçekten ayrı bir keyif katıyor.  Chinorockwell isimli San Fransisko&#8217;da yaşayan youtube kullancısı thepinkbismuth&#8217;un video klibine tam anlamıyla bayılır. Ama yaz sonunda Brooklyn&#8217;e yapacağı geziye kadar gerçekten kendi videosunu oluşturma fikrini hayata geçiremez. Ama Brooklyn&#8217;e biraz vakit geçirdikten, oranın sokak ve hipster kültürünü gördükten sonra bunun San Fransisko versiyonunu mutlaka yapmam lazım der. Döner dönmez kendi sosyal çevresinden arkadaşlarını ve lokal bir müzik grubundan elemanları toparlayıp tribüte videosunun trübüte videosuna tribüte videosunu hazırlar:</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="480" height="295" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/GCzr7P5gqSI&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="295" src="http://www.youtube.com/v/GCzr7P5gqSI&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Chinorockwell çekimler ve yapım sırasında çok eğlendiklerini söylüyor, gerçekten eğlendikleri videodan da belli oluyor zaten. Chinorockwell, Chicogo, Milwauke, Portland gibi diğer şehirlerdeki hipster topluluklarının da videolarını görüruz inşallah der ve yanılmaz. Kışın araya girmesiyle biraz süreç yavaşlamış olsa da, Youtube&#8217;a Listztomania&#8217;nın başka şehir ve versiyonları da yavaş yavaş yüklenmeye devam ediyor. Yeni bir dans akımı da böylece başlıyor.</p>
<p>Şimdi burada bir durup düşünmek lazım çünkü bir çok ilginç şey aynı anda oluyor. Birinci dikkat çeken nokta dansın kendisi. Dans insan vücudunun genellikle ritmik ve müzik eşliğinde hareketlerinden oluşan ifade, sosyal etkileşim ya da ayinsel veya performans amaçlı yapılan bir sanat formu. İçinde bulunduğu topluluğun sosyal, kültürel, estetik, artistik ve ahlaki değerleri ile yakın etkileşim içinde olmuş her zaman. İnsan toplulukları içinde özgün dans figürleri, formları şekillenmiş, şekillenen danslar kültürleri tanımlamış. Dans iki insan arasındaki mesafeleri kaldırmaya aracı olmuş, dokunma, birlikte senkron olarak hareket etme ile sosyal yakınlaşma rolü üstlenmiş. Dans sözcüklerle ifade edilemeyen mistik düşünceleri hareketler ile dile dökmüş, bazen de zihnin ulaşamayacağı derinliklere ulaşmanın kapsını açmış ayinlerde. Tarihini, kökenini belirlemek her ne kadar zor olsa da insan vücudunun hareket etmeye olan ihtiyacı, insan beyninin senkronize olan verilere ve ritm ve müziğe olan tutkusu, birbirimiz ile etkileşime ihtiyacımızı hesaba katarsak dansın çok uzun zamandır bizimle olduğunu söyleyebiliriz herhalde. Şimdi bu videolarda dans bambaşka bir formla tekrar ortaya çıkıyor, bambaşka duyguları ifade edip bambaşka estetik değerler üretiyor. İnsanlar internet üzerinde ortak bir platform yakalıyor, New York&#8217;daki bir grup San Fransisko&#8217;daki bir grupla dans ediyor ve fiziksel ve zamansal mesafeleri yıkıp sanal dünyada ortak bir kültürel dil yaratıyorlar. Ve bu dans kendini internette çoğaltıyor. Ve bu dansla birlikte sanal bir topluluk oluşuyor.</p>
<p>İkinci dikkat çeken nokta lokalde olan biten. Bir grup insan bir video yaratma bahanesi ile bir araya gelip bir oyun yaratıyorlar kendilerine. Düşünsenize bu videoları çektikleri yerde kendilerinden başka kimse yok. Çekim anında izleyenleri yok. Çektikleri videoyu birilerinin izleyeceğinden bile emin değiller. Bu bir sette de çekilmemiş, öyle bir set prodüksiyon gerçekliği de yok. Bir parkta veya bir çatıda teypten çalan müzik eşliğinde komik figürler yapıp habire kakara kikiri gülen bir grup insan bu aslında. Muhtemelen süreklilik arz eden, müziğin başından sonuna devam eden bir koreografi da yok çekim anında. Koreografi video klipte ortaya çıkıyor. Video üretme oyunu oynuyorlar, kimi yönetmen olmuş kimi figüran kendilerince. Ve oyunun onlara sağladığı gerçeklikte birlikte bir video üretip, bu üretim sürecinde eğleniyorlar. Birilerinin para kazanmak için ürettiği şeylerle çevrildiğimiz bir devrede, sadece eğlenmek için üretilmiş farklı bir şey. Sadece tüketmeye programlanmış bir neslin çocukları olarak sadece pasif bir tüketici olmaktan yorulmuşların ürettirdiği bir şey. Sürekli daha önce yüzlerce kez yapılmış şeyleri yapmakdan sıkılmış bir kitle yeniden yaratıcı bir şeyler yapmanın keyfini yaşıyor. Ve şehir yaşantısıyla topluluk hissini kaybetmiş, kendi küçük çevresine hapsolmuş bir kitle kendinilerini daha büyük bir sanal topluluğa ait hissedebiliyor.</p>
<p>Üçüncü dikkat çeken nokta kimlik ve mekan. Her bir video kendine has kıyafetler giyen insanların, kendilerine has bir vizyonla aktardıkları kendi mekanlarını içeriyor. Brooklyn&#8217;de çekilen video sizi bir anda New York hipster sokak kültürünün içine çekerken, San Fransisko&#8217;da çekilen video buram buram Kaliforniya kokuyor. Öte yanda kıyafetler genellikle rüküş, rengarenk, hafif seksenler havasında. Ama yine de bir punk veya metalci gibi çok aşırı kaçan, çok marjinal bir yanları yok. Kendilerini tanımlamaya yetecek kadar farklı, ama şehirde abartıya kaçıp dikkat çekmeyecek kadar da sade. Ne de olsa doğma büyüme şehirli bu çocuklar.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/brick-lane-hipsters.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-738" title="brick-lane-hipsters" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/brick-lane-hipsters-1024x819.jpg" alt="" width="557" height="443" /></a></p>
<p>Geçenlerde internette <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/ic-ice-gecir-calkala-karistir-mash-up.html">mash-up</a> kültüründen bahsetmiştim, her şeyi iç içe geçirip, çalkalayıp karıştırıp yeni bir şey yaratma kültürü. Remix kültürü. İlk videonun yaptığı böylesi bir remix, günümüzden bir şarkıyı seksenlerden filmlerle birleştirip yeni bir şey yaratıyor. Üretilen bu yeni video, remix kültürünü takip eden o kültürün insanları tarafından tekrar yorumlanıp bu sefer gerçek dünyada dans figürlerine çevriliyor. Kültürlerine ait bir dans üretiyorlar. Herkes kendi versiyonunu kendi mekanına özgü kıyafetlerle yaparken kendi çeşitlemesini katıyor motife, tekrar internete yüklüyor ve motif internette evriliyor. Dans motifleri, seksenlerden fırlama kıyafetleri bir yana, daha önce yine <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/10/fixie-ya-da-bildigimiz-kontra-pedal.html">sabit vitesli bisiklet fixie</a>&#8216;leri sembol edinen bir kitleden yeni bir kültürden bahsetmiştim. Dikkatlı bakarsanız bunlar işte aynı kafadaki aynı o kitle. Danslarıyla, kıyafetleri ile, bisikletleriyle, ekolojik değerleriyle, karmaşık videoları ile, Dj&#8217;leriyle, müzikleriyle&#8230;farklı bir kültür&#8230;.internette evriliyor&#8230;.</p>
<p>NazIm</p>
<p><strong>Bonus:</strong> Ben bu yazıyı yazdıktan iki hafta sonra bu konuyla çok yakından alakalı bir TED konuşması yayınlandı. Tam konuşma da değil aslında, internetin sokak-dans kültürünü nasıl etkilediğini gözler önüne seren müthiş bir dans gösterisi daha çok. Bütün video süper ama özellikle videonun sonundaki (son 6 dakika 30 saniye) dans gösterisini izlemeniz şiddetle tavsiye edilir, tek kelime ile müthiş:</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="640" height="385" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/LIckScLypGA&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="640" height="385" src="http://www.youtube.com/v/LIckScLypGA&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=728&type=feed" alt="" /><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/prensesemektuplar/~4/os1jFtJgVTQ" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/sanal-dunyada-gercek-dans.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/sanal-dunyada-gercek-dans.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Woody Allen</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/prensesemektuplar/~3/jJHgMn-y33U/woody-allen.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/woody-allen.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Feb 2010 16:44:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Onur</dc:creator>
				<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[annie hall]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=712</guid>
		<description><![CDATA[1 Aralık 1935 günü Allen Stewart Konigsberg, halk arasında bilinen adıyla Woody Allen Brooklyn’de  dünyaya  geldiğinde,  ne hiçbir işte doğru düzgün tutunamayan babası ne de bir kitapçıda çiçeklerden sorumlu olmak gibi epik bir işi olan annesi dünyaya gerçekten ne getirdikleri ile ilgili bir fikir sahibiydi. Daha sonraları çok fazla Wagner dinleyince Polonya’yı fethetmek isteğiyle dolup [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/Woody-Allen.jpg"><img class="size-medium wp-image-713 alignleft" title="Woody-Allen" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/Woody-Allen-227x300.jpg" alt="" width="167" height="219" /></a>1 Aralık 1935 günü Allen Stewart Konigsberg, halk arasında bilinen adıyla Woody Allen Brooklyn’de  dünyaya  geldiğinde,  ne hiçbir işte doğru düzgün tutunamayan babası ne de bir kitapçıda çiçeklerden sorumlu olmak gibi epik bir işi olan annesi dünyaya gerçekten ne getirdikleri ile ilgili bir fikir sahibiydi. Daha sonraları çok fazla Wagner dinleyince Polonya’yı fethetmek isteğiyle dolup taştığını söyleyecek olan genç Allen okuldaki başarısızlığı ve uyumsuzluğu üzerine götürüldüğü doktorun kendisine ne sorunu olduğunu sormasına karşılık “evren genişliyor, bir gün çökecek ve hepimizde onunla birlikte çökeceğiz” yanıtını verince , annesi  tarafından“ evrenden sana ne sen Brooklyn’desin ev ödevlerini yapsana!” şeklinde azarlanınca kadınların anlaşılması mümkünsüz canlılar olduğuna kanaat getirmiştir. Bu getirdiği kanaati ömrü boyunca yanında taşıyacak olan  Allen dünyanın 1/3’ i karalarla, insan vücudunun % 70 ‘ i suyla ve erkek tahayyülünün %252,68’ i kadın düşüncesi ile dolu olduğu bilimsel gerçeğinden hareketle “kadınların anlaşılmazlığı anlamak üzerine” bir manzume olarak okunabilecek eserlerini üretmeye başlamıştır.</p>
<p>Erken dönem eserlerinde sorunu kendisinde ve içine doğduğu Yahudi inancında arasa da sonraları Yahudi olmanın getirdiği tarihsel “öteki” konumunun tamamen “beriki”nin dayattığı sadist bir tanrı inancından kaynaklandığına karar vermiş, zira diğer hiçbir inanca mensup kadının anlaşılamadığı gibi hiçbir inanca mensup olmayan kadınların hiç anlaşılamadığını pratik edince meseleye entelektüel açıdan yaklaşmayı uygun görmüştür. <span id="more-712"></span>Böyle bir yaklaşımın zorunlu sonucu olarak doğayı,varoluşu, iktidarı, tanrıyı, aşkı, ölümü de  takıntılı bir şekilde sorgulayan savaş sonrası New York mimarisinin alamet – i farikası apartman dairelerinde yaşayan, yaya olarak ulaşamayacağı yerlere gitmekten mümkün mertebe kaçınan, müstakbel sevgili/arkadaş/ sevgili/ eş/ metres her ne kisve altında olursa olsun ilişkide bulunulan kadınla anlaşamamanın  öncelikli sebebinin kadınların “periyotları” olduğuna inanan   Allen ‘ın erkek karakterleri çareyi, eserden esere evrilen bir  narsisizm de bulmuşlardır.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/annie_hall_kobal-9239.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-714" title="annie_hall_kobal-9239" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/annie_hall_kobal-9239.jpg" alt="" width="558" height="345" /></a></p>
<p>Allen’ın son eseri “Whatever Works”  diğer eserleri göz önüne alındığında her ne kadar “hafif” ve “eğlencelik” dursa da  Nobel fizik ödülüne “neredeyse” aday gösterilmiş eski fizik profesörü yeni “satranç ustası”, mantıksal olarak doğru kadınla olan evliliğinden  “mantıksal olarak doğru” olanın pratikteki imkansızlığından dolayı sıkılarak intihara teşebbüs eden fakat başarılı olamayıp topal kalan ve rahatlıkla wasp olarak tarif edilebilecek Melodie ile olan “zaruri” evliliğine kadar kat ettiği yol boyunca  narsisistik bir ermiş denilebilecek  Boris Yellnikoff  karakterinin mevcut tüm ahlaki ve toplumsal değerlerle alay edercesine söylediği mottosu “whatever works”  belki de   Mr. Konigsberg’in  “Annie Hall”, “Zelig” , “Deconstruncting Harry” de bizlere sordurduğu soruları kapatması itibariyle manzumesinin son satırları niteliğini taşımaktadır.</p>
<img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=712&type=feed" alt="" /><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/prensesemektuplar/~4/jJHgMn-y33U" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/woody-allen.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/woody-allen.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>İç içe geçir, çalkala, karıştır: Mash up</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/prensesemektuplar/~3/_su9eUUkU0U/ic-ice-gecir-calkala-karistir-mash-up.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/ic-ice-gecir-calkala-karistir-mash-up.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 13:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>NazIm</dc:creator>
				<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[video]]></category>
		<category><![CDATA[mashup]]></category>
		<category><![CDATA[remix]]></category>
		<category><![CDATA[sentez]]></category>
		<category><![CDATA[youtube]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=670</guid>
		<description><![CDATA[İnsan beyninin en önemli özelliği esnek olması. En kötü özelliği ise esnekliğini ilerleyen yaşla ters orantılı olarak kaybetmesi. Yeni doğan bir çocuğu dünyanın neresine götürürseniz oranın dilini kültürünü öğrenir, götürdüğünüz yerde farklı diller konuşuluyorsa hepsini birden öğrenir bilingual, trilingual, multilingual olur, hepsini ana dili gibi konuşur rahatça. 20 yaşından sonra 4-5 dili öğrenip çok güzel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/mashup4-600x533.jpg"><img class="size-medium wp-image-673 alignleft" title="mashup4-600x533" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/mashup4-600x533-300x266.jpg" alt="" width="238" height="211" /></a>İnsan beyninin en önemli özelliği esnek olması. En kötü özelliği ise esnekliğini ilerleyen yaşla ters orantılı olarak kaybetmesi. Yeni doğan bir çocuğu dünyanın neresine götürürseniz oranın dilini kültürünü öğrenir, götürdüğünüz yerde farklı diller konuşuluyorsa hepsini birden öğrenir bilingual, trilingual, multilingual olur, hepsini ana dili gibi konuşur rahatça. 20 yaşından sonra 4-5 dili öğrenip çok güzel şekilde konuşana genelde dahi gözü ile bakılır oysa. Ya da yine çocuklar gittikleri her kültüre adapte olup, oranın normlarına geleneklerine anında uyum sağlarken, misal yirmili yaşlarında doktora yapmak için avrupaya veya amerikaya gidenler kültür şoklarından şok beğenir, insanlarına alışamaz, evini özler, yemeklerini özler, dilini özler, kültürünü özler, özler de durur. İşin daha da kötüsü, memleketini değiştirmesen de 30lu 40lı yaşlarından sonra nerde olursan ol memleketin kendisi ilerleyen teknolijiyle değiştiğinden ama beyinler ilerleyen yaşla esnekliklerini kaybettiğinden insanlar bu sefer de olduğu yerde geçmişi özlemeye başlar, nerde o eski zeytinyalı sarmalar, nerde o eski dostluklar, o değerler, dilimiz bozuldu, kültürümüz bozuldu ve daha bir sürü ezbere bildiğiniz nesil çatışmaları.</p>
<p>Çağımız hızlı bir çağ, teknoloji çağı ne de olsa. Bilgi çağı. Data çağı. Akış çağı. Yüzlerce yıl herşey yavaştı, fiziksel dünyada mesafeler uzun, kat etmesi zor, üretmesi zor, maliyetleri yüksek, ulaşıp tüketmesi zaman alıyordu. Daha önce <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/06/21yuzyilda-gerceklik-dokunun.html">Dusen Asker fotografi</a> örneğinde bu hız artışından  detaylı olarak bahsetmiştim. Şimdi dijital çağda herşey tam tersine dondu: Fiziksel mesafeler ortadan kalktı, herhangi bir şeye ulaşması an meselesi, maliyeti sıfıra yakın, kamera, video, iphone ile her an her yerde herhangi bir şey herhangi bir formatta kaydedilebilir, bilimum yazılımla  kaydedilenler istenilen şekilde işlenilebilir, yanı üretmek kolaylaştı, hem de çok kolaylaştı. Ama daha da önemlisi: üretilenler paylaşılabilir, paylaşılanlar milyonlarca insan tarafından tüketilebilir. Hem de anında tüketilebilir, bir ayda, bir haftada, bir gün, bir saatte.</p>
<p><span id="more-670"></span></p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/600px-internet-map-1024.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-674" title="600px-internet-map-1024" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/600px-internet-map-1024-300x300.jpg" alt="" width="233" height="233" /></a>Ne demiştik, insan beyninin en önemli özelliği esnekliğininde. Beynin tuzu biberi ise ilginç veriler. Beyin dışardan aldığı stimuluslarla beslenen bir yapı, esnek olduğu ölçüde farklı stimulusları seven ve aldığı stimulusları kendi sindirebileceği bir forma sokarak organize eden bir yapı. Misal, gözününüz arkasındaki ışık fotonlarının düştüğü ve ışığın elektirik sinyallerine dönüştüğü retinanızda 130 milyon civarında ışık reseptörü var, saniyede 600.000 bitlik veri gönderiyorlar beyninize. Yeni doğan bir bebek ilk aylarını bu devasa bilgi akışı karşında mest olmuş ve onu anlayabileceği bir formata çevirmeye çalışmakla geçiriyor. Yoksa siz koca koca gözlerle size bakan bebeğinizin sizin güzel yüzünüze mı baktığını sanıyordunuz? Dedik ya, gençken herşey kolay, göz işi çocuk oyuncağı bebek için, bir iki ay bile sürmüyor o bilgiyi düzenleme ve alışıp sıkılması. Renkli ışıklı parlak cisimleri de bir süre sevse de onlara da zamanla alışıp sıkılıyor. 3 yaşına varmadan yürümeye başlayıp binlerce kası milyonlarca nöronla kontrol etmeyi öğrenip yürüyüşünü bir düzene koyuyor. İlk başta adım atınca bile gülücükler saçan bebek zamanla ona da alışıp normalleştiriyor yeni farklı stimuluslara yöneliyor, yine üç yaşına kalmadan konuşmaya başlıyor, binlerce kelimeyi grammer denilen bir düzen altına kullanarak konuşmayı öğreniyor. 21. yüzyılda doğmuşsa sonrası daha da ilginç çünkü 4-5 yaşlarında bilgisayarın başına oturuyor ve beynine akan yeni milyonlarca stimulusu büyük bir rahatlıkla organize etmeye başlıyor.</p>
<p>Önce oyunlarda gerekli olan klavye ve mouse kullanma motor becerileri, yazılımların, bilgisayarın ve internetin &#8216;gerçekliğini&#8217; içselleştirme. Hepsi ilk başta keyifli, ama hızla alışılıyor ve bir keyfi kalmıyor. Yeni stimuluslarla erişim hızları o kadar yüksek ve eriştikleri veri miktarı o kadar büyük ki, hepsini yine aynı hızda organize ediyor beyinleri ki daha da yenilerini öğrenebilsin. Görmeyi öğrendikleri gibi, yürümeyi öğrendikleri gibi, konuşmayı öğrendikleri gibi.. Gençken ve beyinleri yeni ilginç verilere açken.. Bunun yan etkisi ilgiyi uzun süre koruyamama (low attention span) ve düşük konsantrasyon. Tabi bu hızla bu kadar komplike verileri sindirmeye alışmış bir beyine eldeki veriler yetişmiyor, müzikler yavan geliyor, videolara efektlere hızla alışılıyor, kültürler yemekler hızla tüketiliyor: Daha fazlası yok mu? Daha fazla veri? Daha ilginç veri?</p>
<p>Burada işte benim asıl bahsetmek istediğim şey devreye giriyor: Mash-up. Birden fazla veri kaynağını birbirleri ile uyumlu şekilde birleştirip yeni, daha karmaşık, daha ilginç bir veri üretmek. Stimulus çılgınına dönmüş 21.yüzyıl beyinleri için ilaç. İlk başta müzikle başladı bu mash up akımı, iki veya daha fazla parça mixlenirken, parçalardan birinin vokalı sabit alınarak yeni bir parça yaratılıdı. DJ&#8217;ler bir süredir sampling ile yeni müzikler yaratıyorlardı zaten, ama youtube olaya görsel bir boyut daha kattı. Misal:</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="344" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/kfadLhw14l8&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="344" src="http://www.youtube.com/v/kfadLhw14l8&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>ya da beni benden alan:</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="344" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/TYa7furgQsA&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="344" src="http://www.youtube.com/v/TYa7furgQsA&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Bir parçadan alınamayan tatmini, iki üç veya daha fazla parçayı birleştirirek elde edilebiliyor, daha zengin bir içerik sağlayarak beyin yeterli uyaran seviyesine kavuşuyor. Daha ileri noktalarında filmlerin hem sahneleri hem de sesleri samplinglenerek hazırlanan mash-up film müzik klipleri:</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="560" height="340" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/UXmmwK971V0&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="560" height="340" src="http://www.youtube.com/v/UXmmwK971V0&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Ve hatta youtube dan samplinglerle bestelenen internet senfonileri:</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="560" height="340" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/oC4FAyg64OI&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="560" height="340" src="http://www.youtube.com/v/oC4FAyg64OI&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Mash-up sadece müzikle kalmadı tabi, bir kere verilerin başka verilerle uyumlu bir şekilde sentezlenebileceği <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Meme">memi</a> internete yayılınca bu yazılım geliştiricilerinin data mash-upları yaparak mesela craigslist&#8217;deki satılık ev ilanları datasını google maps ile birleştiren housingmaps tadında mash-up web servislerinin türemesine yol açtı. Ama eğlence sektörünün yeri başka. Youtube gibi video sitelerindeki özellikle klişe kalıplara sahip film traillerları, insanların çok iyi bildiği başka filmlerden sahnelerle birleştirilerek ortaya trailer ile dalga geçen, iki filmin birleşiminden oluştuğu için komplex ama ilginç ve dalga geçerken eğlendiren yeni bir veri ortaya çıkıyor. Ekstra bonus iki filmin isimlerini de birbirbirlerine sentezleyip ortaya videodaki sentezi dilde de gerçekleştiren tam uyumlu mash-up video traillar çıkıyor. Mesela, çok ünlü bir örneği &#8220;10 things I hate about you&#8221; film traillerini klasikleşmiş &#8220;The Ten Commandments&#8221; filminden görüntülerle içiçe geçiren &#8220;10 things I hate About Commandments&#8221; videosu:</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="344" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/u1kqqMXWEFs&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="344" src="http://www.youtube.com/v/u1kqqMXWEFs&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Ya da &#8220;Brokeback Mountain&#8221; filminin trailerini klasik &#8220;Back to The Future&#8221; filminden görüntülerle içiçe geçiren &#8220;Broke back to the Future&#8221;:</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="425" height="344" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube.com/v/8uwuLxrv8jY&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="425" height="344" src="http://www.youtube.com/v/8uwuLxrv8jY&amp;hl=en_US&amp;fs=1&amp;" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p>Dalga geçerken eğlendiren dedik, ama aynı zamanda eğlendirirken de dönüştüren videolar bunlar. Youtube&#8217;da her yeni çıkan film traileri ile dalga geçmeye hazır yüzlerce insan beklerken film yapımcıları da artık klasik yollarla trailer veya film yapamayacaklarını, yapsalar bile yeni nesil tarafından beğenilmeyeceğini farkında olduklarından, onlar da daha yeni film teknolojileri, daha yaratıcı senaryolar, yeni çekim teknikleri vs. bulma baskısı hissediyorlar.</p>
<p>Yukardakiler sadece bir iki örnek, youtube da &#8220;mashup&#8221; diye aratırsanız yüzlerce video bulabilirsiniz. Çoğu amatör yapım, yüzbinlerce hatta iyi yapıldığında milyonlarca kişi tarafından izleniyor. Her gün onlarcası youtube&#8217;a yükleniyor. Yeni çağın yeni kültürel araçlarından biri mash-up, her şeyi iç içe geçir, çalkala, karıştır, yeni ve daha karmaşık bir içerik yarat. 21. yüzyılın veri çılgını beyinleri için birebir.</p>
<p>NazIm</p>
<img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=670&type=feed" alt="" /><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/prensesemektuplar/~4/_su9eUUkU0U" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/ic-ice-gecir-calkala-karistir-mash-up.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/ic-ice-gecir-calkala-karistir-mash-up.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>TEKEL İşçileri ve Direniş</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/prensesemektuplar/~3/k-d3bLR7Fvc/tekel-iscileri-ve-direnis.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/tekel-iscileri-ve-direnis.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Feb 2010 19:27:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Meren</dc:creator>
				<category><![CDATA[aktivizm]]></category>
		<category><![CDATA[guncel]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[direnis]]></category>
		<category><![CDATA[Evren Özesen]]></category>
		<category><![CDATA[fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[tekel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=691</guid>
		<description><![CDATA[Bu seferki konuk fotoğrafçım Evren Özesen, konu ise TEKEL İşçileri ve Direniş. TEKEL işçilerinin, bu yazının kaleme alındığı tarih itibarı ile 61. gününü doldurmakta olan eylemlerine ışık tutmaya çalışmak, bu hadiseyi görmezden gelmeyip daha geniş bir kitleye ulaştırmaya çalışmak temel bir sorumluluk gibi.
Bununla beraber Evren Özesen&#8217;in fotoğrafları eşliğinde bu konuyu ele almaya karar verdiğimde bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu seferki <a href="http://meren.org/blog/category/konuk-fotografci/">konuk fotoğrafçı</a>m Evren Özesen, konu ise TEKEL İşçileri ve Direniş. TEKEL işçilerinin, bu yazının kaleme alındığı tarih itibarı ile 61. gününü doldurmakta olan eylemlerine ışık tutmaya çalışmak, bu hadiseyi görmezden gelmeyip daha geniş bir kitleye ulaştırmaya çalışmak temel bir sorumluluk gibi.</p>
<p>Bununla beraber Evren Özesen&#8217;in fotoğrafları eşliğinde bu konuyu ele almaya karar verdiğimde bu fotoğrafların altını hak ettikleri şekilde dolduramayacağımın farkında idim (Türkiye&#8217;deki eğitim anlayışının kendisine emanet edilen gençlere attığı kazıkların en sağlamlarından birisi olduğuna inandığım <em>Fenci-Sosyalci</em> ayrımı yüzünden, iş toplumsal mevzulara geldiğinde dut yemiş bülbüle dönen tek <em>Fenci</em>&#8216;nin ben olmadığımı da biliyorum (yetiştirdiği nesillerin analitik düşünme araçları ile donatılacak olan kısmını, sosyal problemlerden hiç anlamayacak şekilde eğitmeyi seçen bir ülkenin buna karar verirken olsa olsa başlama çizgisinin hemen gerisinde iki ayakkabısını da bağcıkları ile sıkıca birbirine bağlamaya karar veren bir maratoncu kadar ileri görüşlü olduğunu düşünüyorum)).</p>
<p>Bu konunun ve bu konuya dair fotoğrafların benim vizyonsuzluğuma kurban gitmesine müsaade etmemek, bu mevzuyu sizlere medyada çıkan ve duymaktan artık sıkıldığınız basmakalıp haberlerden ve birbirinin aynısı köşe yazılarından edinilmiş fikirler ile iletmemek adına fikrine ve duruşuna güvendiğim kişi ve topluluklardan bu konuya dair özgün yorumlarını benimle paylaşmalarını rica etmeye karar verdim. Yazı boyunca sizlere Özesen&#8217;in objektifinden TEKEL işçileri ile beraber işte bu görüşler ve düşünceler eşlik edecek.</p>
<p>Dolayısıyla, birbirinden farklı perspektiflere yer verip <em>benim gibiler</em> için küçük bir kaynak oluşturmak da bu yazının amaçları arasında sayılabilir.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgEMKuPHI/AAAAAAAAH-U/I52gJR5jT0k/s576/01.jpg" alt="" /><br />
<em>© Evren Özesen</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Ankara&#8217;lı bir fotoğrafçı olan Evren Özesen TEKEL işçilerinin direnişini 33. gününden beri belgeliyor ve fotoğraflarını <a href="http://tekeldirenisi.blogspot.com/">http://tekeldirenisi.blogspot.com/</a> adresindeki günlüğünde yayınlıyor. Sadece fotoğraf çekmekle kalmayıp olan bitenin iç yüzünü yazılarıyla da aktarmaya çalışarak &#8220;<em>belgelemek</em>&#8221; fiilinin içini iyice doldurmuş bence. <span id="more-691"></span>Şimdiye kadar yaptığı en kapsamlı belgesel fotoğraf çalışması TEKEL direnişi günlüğü olmuş, fakat profesyonel fotoğrafçılık kariyerinin bir parçası olmasını istediği belgesel fotoğrafçılığı hayatının sonuna kadar sürdürmek gibi bir niyeti var. Evren Özesen, gönderdiği e-posta içerisinde bu çalışma ile ilgili şöyle demiş:</p>
<blockquote><p>Yaklaşık bir aydır işim olmadığı zamanlarda orada zaman geçiriyorum. Birçok Ankaralı&#8217;nın Anadolu&#8217;nun her yerinden gelmiş bu insanlarla çok ciddi dostluklar kurduğunu, birçok konuda fikir alışverişinde bulunduğunu gözlemledim. Bu gözlem orada bulunmayan birçok insana sıradan gelebilir ama hiç de öyle değil. Direnişin sürdüğü bölge gündüz ve gece geç saatlere kadar işlek olan bir bölge. Resmi dairelerden, mağazalardan, lokantalardan, birahane ve barlardan çıkan insanlar günün ve gecenin her saati bu yolu kullanıyor. Duraklayıp sohbet edenler, çeşitli yardımlarla gelenler, sarhoş naraları atanlar&#8230; Hepsi bir şekilde bu insanlarla orada iletişime geçiyor. Aradan kimi güçlerin çekilip salt insanların, iklimin ve sokağın sözünün geçtiği bir yerde her şeyin gerçekten sorunsuz devam edebildiğini görmek insanı gerçekten umutlandırıyor. &#8220;<em>Esnaf rahatsız oluyor, halk tedirgin</em>&#8221; gibi kimi ara bozucu lafların orada nasıl ters yüz edildiğini görmekten de ayrıca haz duyuyorum.</p></blockquote>
<p>Özesen&#8217;e tekrar döneceğim. Fakat onun da e-postasında dile getirdiği gibi işçi sınıfının başlattığı bu harekete dair söylenecek çok şey var.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgEMxSXWI/AAAAAAAAH-Y/KawvlooQsv8/s576/02.jpg" alt="" /><br />
<em>© Evren Özesen</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><a href="http://loker.radiobrecht.org/">Koray Löker</a> bu konuda söyleyecekleri olanlardan ilki. Medya ve Görsel Araştırmalar üzerine yüksek lisans yapmış Bilkent Üniversitesi mezunu bir tiyatro yönetmeni olan Koray, aynı zamanda Irak Dünya Mahkemesi&#8217;nde medya koordinatörlüğü, Uluslararası Af Örgütü&#8217;ne gönüllü bilişim danışmanlığı yapmış olan bir aktivist de. Görüşlerine başvurduğum, kendisinden olan bitenin bir çerçevesini çizmesini istediğim ilk kişi idi. Bana aşağıdaki mektubu yazmış:</p>
<blockquote><p>TEKEL işçilerinin Ankara günlerini izlemek&#8230;</p>
<p>Televizyonu sahtekarca, gazeteleri birbirinin kopyası olarak gören, bildik haber kaynaklarına küsen, İnternet&#8217;te dolaşırken gördüklerinden sonuçlar çıkaran, alternatif haber kaynaklarına kulak vermeye eğilimli bir arkadaş grubunun ortasında yaşarken bazen gündem kayar. Memleketi yerinden oynattığına inanılan olaylara tanık olunur ve sokakta hiçbir yansımasıyla karşılaşılmaz. Kimi zaman da memleket yerinden oynar (Ajdar yeni bir şarkı söylemiştir, Hülya Avşar bacağını kırmıştır, ordu darbe yapacak iddialarına bir yenisi eklenmiştir) ve ne kulağınız ne ruhunuz duyar. Gündem nedir, kimin gündemi memleketin gündemidir? İletişim kuramından, sosyolojiye bir çok alanda önemli bir soru bu herhalde. Gündelik yaşamda ise çoğunlukla kayıp gidiyor dikkatten.</p>
<p>2010 yılının başları bu sorunun herkes için yanıtlarını birbirine benzeten bir olaya denk geldi. Türkiye&#8217;nin birçok şehrinde TEKEL&#8217;e bağlı işletmelerde, atölyelerde çalışan işçiler, özelleştirme sonucunda maruz bırakıldıkları şartlara isyan ederek Ankara&#8217;da toplandılar.</p>
<p>Önce kitlesel bir basın açıklamasına polisin sert müdahalesi düştü haberlerin arasına. Basın açıklamasının yapıldığı parkın havuzlarına atılan, düşen, kaçmak zorunda kalan işçiler. Sert kışın dondurucu soğuğunda sırılsıklam olmuş, biber gazı ve coplarla kovalanırken haklarını aramaya çalışıyorlardı.</p>
<p>Türkiye bu görüntülere yabancı değildi. Bir basın açıklaması ya da gösteride sert tepkilerle karşılaşan insanlardı muhalif olanlar. Hatta bu durum zaman zaman sadece polis müdahalesi gibi yasal olduğu iddia edilen formlarda değil, vatandaşın linç girişimlerinde, linç aktörlerinin para aldığı ortaya çıkan durumlarda bile sahneleniyordu.</p>
<p>Değişik olanın, bıçak kemiğe dayanınca, aslanın ağzına kafasını sokmak zorunda kalan işçiler olduğu anlaşıldı kısa sürede. İşçiler ne o parkı ne de mücadeleyi terk etmediler. Gün oldu, kendilerine sahip çıkmayan sendikalarının binalarını bastılar. Mitinglerde kürsüye çıkıp &#8220;<em>mücadele bizim, biz konuşacağız</em>&#8221; dediler. Gün oldu, sendika başkanlarıyla birlikte sabahladılar. Ama ne kavgalarını, ne umutlarını başkalarına devretmediler. Nöbetleşe, Türkiye&#8217;nin her yanından gelip Ankara&#8217;daki sendika binasının önünde uzun soluklu bir oturma eylemine başladılar. Naif, basit bir inatçılıktı onların tavrı. Sorun çözülene kadar evlerine dönmeyecek, sorunun onlar için ne kadar yaşamsal bir öneme sahip olduğunu göstereceklerdi.</p>
<p>Böyle de oldu. Yıllardır gerçek gücün emekten doğacağını tekrar eden solcular heyecanlandı, hükumet muhalifleri, işçileri sahiplenerek iktidara karşı bir koz olarak kullanmayı denedi, sendikalar eski parlak günlerinin hasretini direniş çadırlarında andı ama sokaktaki insan, halk, baş rolde hep TEKEL işçisini gördü. Belki de bu fark önemliydi.</p>
<p>Gerçi bu fark uzun zamandır ilk kez ortaya çıkıyor değil. Geçtiğimiz yıllarda benzeri şekillerde nice işçi direnişine sahne oldu Türkiye. Tek başına direnen bir kadının iş yerini dize getirişini izledik Desa&#8217;da. Paşabahçe benzerlerini yaşadı. Doğru adreslere bakanlar, birkaç yıldır artan bir ivmeyle memleket gündemini kuşatan mikro direnişleri görüyordu zaten. Belki de bu kez gerçekten farklı olan, hem eylemin kendiliğindenliği hem de içerdiği yoğun ironiydi.</p>
<p>Tokat&#8217;ta bir park&#8230; Üç dört kadın, ellerinden sıkıca tuttukları çocuklarını neredeyse sürükleyerek bir araya geliyorlar. Sonra başkaları ekleniyor onlara, sonra kalabalık gruplar. Kendi kendine bir miting havası doğuyor bir anda. Oysa basit bir buluşma bu. Yakınları Ankara&#8217;da direnişte olanlar, onları nasıl destekleyeceklerini konuşmak üzere sokakta buluşuyor. Ankara&#8217;da direnenlerin kimi zaman kocaları, kimi zamansa karıları oluyor buluşanlar&#8230; Kadın ve erkek birlikte, kardeşçe, eşit şekilde direnirken yeni deneyimler de kazanılıyor. Birçok kentte tekrar ediyor manzara. Serdar Kayaoğlu, &#8220;<em>Sakarya caddesi Ankara&#8217;nın midesi gibidir, işçiler bu kez Ankara&#8217;nın midesine oturdu</em>&#8221; diyordu bir söyleşide. <em>Ankara&#8217;nın midesine oturanlar</em> direnişi, özel bir kampanyaya gerek duymadan ülke çapında yaymış oluyorlar.</p>
<p>Ülkenin bir çok ayrı cenahında aynı konuyu konuşan insanlar, haber ağlarına ve medyaya gerçek anlamda alternatif bir haberleşme ağı haline geldiler. Üstelik ne İnternet ne de gelişen yeni medya teknolojileri yaptı bunu. Öyle Twitter üzerinden yaşanan bir başka devrim falan değil, bayağı eski usül, telefondan gurbetteki eşin sesini, koyvermemeye zorlanan gözyaşlarının eşliğinde duymak vardı işin içinde. Ne Twitter ne de Facebook bu hale getirdi bu direnişi. Direnenlerin gerçekten de kaybedecekleri bir şeyleri kalmamış olması ve bu hale gelene kadar hep güvendiklerinden yedikleri kazıklar nedeniyle kararlı ve şüpheci tavırları onları farklı kıldı.</p>
<p>Havuza atılmış, soğuk ve titreyen bir işçi, polislere &#8220;<em>siz benim oğlumun adını biliyor musunuz?</em>&#8221; diye bağırıyor. Kendince önemli birinin babasına vurduğunu sanan polis, gamsız. Görevini yapmanın ve egemen ideolojinin bekçiliğinin pervasızlığı var. &#8220;<em>Ne fark eder, oğlunun kim olduğu, kim olursa olsun!</em>&#8221; diye yanıtlıyor. Polis, işçinin &#8220;<em>iki yaşındaki oğlumun adını Tayyip koydum ben. Bu hükumet benim oyumla geldi iktidara</em>&#8221; yanıtına ne tepki verdi, göremedik. Görüntü dondu kaldı babanın suratında&#8230;</p>
<p>PKK tarafından yönlendirilmekle de suçlandılar, sendikaların hesaplarına alet edilmekle de&#8230; İş güvencesi, sosyal haklar ve bugüne kadar sundukları emeklerinin karşılığını almak isteyen işçiler, hükumet tarafından yılda on ay çalışabilecekleri, iki ay ücretsiz kalacakları, emeklilik birikimlerinin gasp edildiği bir sözleşmeye razı edilemeyince hemen düşmanlaştırıldılar. Ama oyuna gelmediler.</p>
<p>Memleketin etnik çatışmalarla bölünmek için çaba sarf edildiği, ırkçılığın tırmandığı günlerde her etnik kökenden insanın emekle ortaklaştığını görmek insanın içini ferahlatıyor. Giresun, Denizli ve Batman&#8217;dan işçiler, Kürt, Türk, Laz demeden bir arada haklarını arayabiliyor. Onlarla birlikte üşüyen, bekleyen, mücadelelerine omuz verenlerle tanıştıkça değişiyor işçiler. Oğlunun adını Tayyip koyan işçi tam nerededir bilinmez, ama toplumun ortalama eğilimlerini taşıyan bir çok insan yaşadıklarını yaşamışlarla, paylaşım üzerinden tanıştıkça başka insanlar oluyor. &#8220;<em>Bundan böyle travesti diye kimsenin aşağılanmasına izin vermeyeceğim</em>&#8221; diyor bir işçi. Kendisi de uzun yıllar böyle direnişler vermiş, hala veren işçi arkadaşlarıyla dayanışan, uzun yıllardır sendikalı bir cam işçisi alanda şunları söylüyor bir arkadaşıma: &#8220;<em>En azından bir solcu linç edildiğinde ya müdahale edecekler veya lince katılmayacaklar</em>&#8220;. Oysa bu insanlar 1 Mayıs&#8217;a katılanları dövmenin fena bir fikir olmadığını düşündüklerini anlatmaktan da çok çekinmiyorlar. Tabii geçmişte kalmış. Şimdi bu sene 1 Mayıs için randevulaşırken hatırlanıyor bu detay.</p>
<p>Ankara&#8217;da TEKEL direnişini izlemek, memleketin dönüşümündeki bir çok kırılma noktasını bir tiyatro oyunu gibi, bir küçük sahne içinde belirli bir zaman dilimine sıkıştırılmış olarak izlemeyi düşündürüyor. Hayat bir oyun, bizler de oyuncuyuz diye düşünerek. Bu perdenin mutlu sonla bitmesini umarak.</p></blockquote>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgEfEyWTI/AAAAAAAAH-c/TQq4oe6425Y/s576/03.jpg" alt="" /><br />
<em>© Evren Özesen</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu arada duydunuz mu bilmiyorum, fakat <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Noam_Chomsky">Noam Chomsky</a> de TEKEL işçilerinin direnişine dair bir açıklama yapmış ve şöyle <a href="http://yesilgazete.org/2010/02/11/noam-chomskyden-tekel-direnisine-mesaj/">demiş</a>:</p>
<blockquote><p>Dünya&#8217;nın birçok yerinde çalışan insanların haklarına yapılan sert müdahalelerin yaşandığı bu zamanda, TEKEL işçileri ve ailelerinin temel hakları için verdikleri bu mücadele ve cesareti görmek hayranlık verici.</p></blockquote>
<p>İşçilerin başlattıkları bu hareketin yankı getirdiğini görmek çok güzel. Bununla beraber başbakan dün yaptığı bir açıklamada yine önümüzdeki günlerde &#8220;<em>işçilere müdahale edeceklerini, çadırları kaldıracaklarını</em>&#8221; söylemiş. Ankaralı bu duruma ne der kestirmesi kolay değil. Başbakan bu gün yaptığı bir başka açıklamada da fok balıkları için ayağa kalkan insanlığın, Gazze&#8217;de öldürülen çocukları görmediğinden yakınarak &#8220;<em>Ey insanlık, neredesin</em>?&#8221; <a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25057304/">demiş</a>. İnsanlığın nerede olduğunu tespit etmek benim haddime değil, fakat işçilerin yanında olmadığı da aşikar sanki.</p>
<p>İnsanlığın tanımı, nerede olduğu, nerede olmadığı, kimin haklı, kimin haksız olduğu. Ankara soğuk, işçiler çadırlarda bekleşiyor. Siyaset dediğimiz geniş bir ova, politikacılar çelişki ve ironilerine binmiş at koşturuyorlar.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgErZvl0I/AAAAAAAAH-k/za5rf22PWe0/s576/05.jpg" alt="" /><br />
<em>© Evren Özesen</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Devlet ve otorite kavramı ile alıp vermediği en çok olan anarşist hareketin içinden gelen <a href="http://icmihrak.blogspot.com/">iç-mihrak</a>&#8216;ın duruşunun da çok önemli ve aydınlatıcı olacağını tahmin ettiğim için kendilerinin fikrini sordum. Gönderdikleri mektup Türkiye&#8217;deki liberal anlayış, sendikalar, Sol ve hükumet perspektifinden işçilerin eyleminin nasıl göründüğünü tartışıyor:</p>
<blockquote><p>Önce Türkiye&#8217;deki anlamı bağlamında &#8216;liberal&#8217; siyasetin yüzeysel bakış açısından, olayların gündelik görünümlerinden, &#8216;neden&#8217;e doğru yapılan aceleci sıçramadan söz edelim. Bu düşünce tarzına göre, TEKEL özelleştirildikten sonra, TEKEL depolarında yapılacak bir iş kalmamıştır. Buralarda çalışan işçiler fiilen çalışmamaktadırlar ve neoliberal bir bakış açısıyla, çalışmayan kişilerin istihdam edilmesi doğru değildir. Devlet aklı, bu işçilere iki seçenek sunacak kadar yüce gönüllüdür; hatta cömertlikle <em>malul</em>dür: kıdem tazminatınızı alın ve hayatınızın kalanında kendinizi özel sektörün şefkatli kucağına bırakın veya devlete ait başka işletmelerde sözleşmeli olarak (yani kamu sektöründe geleneksel olarak alışkın olunan iş garantisinden yoksun olarak) çalışmaya devam ederek bir işe yaradığınızı hem bize hem de kendinize kanıtlayın&#8230; Elbette işçilerin direnişi bu bakışla tamamıyla amaçsız, haddini aşmış bir eylem, bir nankörlük olarak görülür.</p>
<p>Sendikal mantık açısından bakıldığında, sendika denen ve devlete göbek bağıyla (formel hukuki bağlarla ve yöneticilerinin enformel çıkar bağlarıyla) bağlı olan bu <em>temsili</em> işçi örgütleri, kendilerini çoktan kaptırmış oldukları ekonomist rehavet çerçevesinde, kendilerini bu direnişi, en azından <em>spektaküler</em> tarafıyla desteklemek zorunda hissediyorlar. Hatta işi, bir genel grev örgütlemeye çabalama görüntüsü yaratmaya kadar götürüyorlar. Ancak farklı konfederasyonların devlet örgütü nezdindeki farklı çıkarları nedeniyle, bu genel grev elbette örgütlenemedi. Bu sayede bu &#8217;sarı&#8217; sendikalar da kendilerini devletle girişilecek ve büyük ihtimalle mağlubiyetle, yönetsel altüst olmayla neticelenecek bir unvan müsabakasından kurtulmuş buldular. Sendikalarda çalışan nice sendika emekçisine söylenecek bir şey yok, onların samimiyetleri elbette sorgulanmaz ancak böyle bir yönetsel organizasyonda nasıl sendikacılık yapılabileceği usanmadan tartışılmalıdır. Bu sendikaların öngörülemez biçimde, direnen işçileri yüzüstü bırakacak çeşit çeşit uzlaşmalara girmeleri mümkündür, hatta kendi mantıkları içinde neredeyse zorunludur.</p>
<p>Türkiye solundan bahsetmeyi çok isterdik. Ancak böyle bir mefhumun bile, en azından kitlesel bir <em>parti</em> olarak, varlığı son derece şüphelidir. Küçük sektler halinde örgütlenmiş Türkiye solu dışında, özellikle sosyal demokrat hareketin liderliğine talip olduğunu tasavvur eden CHP bile, bu direnişe mevcut hükumeti zora sokma, askeri bir müdahale ile yıkılması başarılamayan hükumeti, ülkedeki huzur olduğunu düşündükleri şeyi bozarak ortadan kaldırma imkanı olarak bakıyor. İşçilerin direnişi, kemalist tahakkümü yeniden inşa etmenin bir aracı olarak kullanılmaya çalışılıyor. Oysa bu &#8216;kurucu&#8217; parti, sadece bu kuruculuk sıfatından gelen saiklerle bile, işçi hareketi ile kanlı bıçaklı olmak, en azından pasif agresif metotlarla işçi hareketinin çevresinden dolanmak zorundadır. Kemalizm kesinlikle siyasal bir rakibe tahammül edebilecek bir düşünce değildir çünkü; hele bu rakip popüler bir emek muhalefetinden köken alıyorsa&#8230;</p>
<p>Hükumetin bakış açısı ise ülkedeki liberal siyaset çerçevesine kısmen otursa da, bundan daha fazlasını içeriyor. Kendisine direnen bu odaktan rahatsızlığı had safhaya çıkmış olan hükumet, işi bu direniş hareketinin dış odaklarca, hatta adlı adınca PKK tarafından provoke ediliyor olduğunu söylemeye kadar vardırıyor. Direnen işçilere sunulan seçenekleri kendi cömertlikleri olarak, bir bahşetme eylemi olarak görüyorlar; oysa siyasal mücadeleleri vicdan açısından değerlendirmek yer yer faydalı da olsa, oldukça tehlikelidir. Kemalist odaklar tarafından (sivil ve askeri) kuşatılmış hisseden hükumet, elbette bu direnişi de bir karalama, hal etme projesinin bir parçası olarak görüyor.</p>
<p>Pekala, direnen işçiler tüm bu kapışmanın neresinde duruyorlar? İslami-neoliberal bir hükumet tarafından karmakarışık (yerel/evrensel/vicdani/siyasal vs.) nedenlerle itilmiş, kurucu ideoloji tarafından bir kurtuluş söylencesini hayata geçirmek için kullanılmış, sendika konfederasyonları tarafından kandırılmış, (her iki kanattan) basın tarafından bir ajitasyon aracına indirgenmiş durumdalar. Siyah bantları ile halen direniyorlar. Belki de devletin sağladığı iş güvencesi için direnmeleri bazı <em>pürist</em> anarşistler tarafından ihanet olarak değerlendirilecektir fakat her türlü bakış açısından, halen direniyor olmaları bile saygı ve destekle karşılanmalıdır. iç-mihrak, direnen TEKEL işçilerine naçizane destek verebilmek için kendisinden istenen her şeyi yapmaya hazırdır. Yeter ki (umalım ki)<em> işçilerin iradesi </em>gerçekleşebilsin&#8230;</p></blockquote>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh4.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgKlBUlXI/AAAAAAAAH-o/-X6XrwpE2LY/s576/06.jpg" alt="" /><br />
<em>© Evren Özesen</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Aşağıdaki fotoğraf ne kadar güçlü bir fotoğraf. Belgesel fotoğrafın neden &#8220;geçerken çekilerek&#8221; yapılamayacağını gösteriyor bana. Televizyonda konuşan milletvekilinin ne dediğini duymak mümkün olmasa da kendisini izleyen yüzlerden ne demediğini okumak neredeyse mümkün.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgK0kOQRI/AAAAAAAAH-s/BhxkIcbB-d8/s576/07.jpg" alt="" /><br />
<em>© Evren Özesen</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>TEKEL işçilerinin direnişi üzerine bir mektup da <a href="http://burakavci.blogspot.com/">Burak Avcı</a>&#8216;dan, kendisi sosyal medyada &#8220;<em>siz de görüşlerinizi gönderin</em>&#8221; çağrıma kulak veren bir öğrenci:</p>
<blockquote><p>Son yıllarda Türkiye gündemini işgal eden konuların başında laiklik geliyor. Bu tartışma, &#8220;<em>yapay</em>&#8221; bir sorun değildir; tarihsel ve siyasal anlamda önemli bir arka plana sahiptir, fakat ülkemizin laiklik sorunundan daha önemli sorunları olmasına rağmen, siyasetçilerin mevcut ülke şartlarını &#8220;<em>halı altına süpürme</em>&#8221; taktiğine uygun olarak uzun yıllardır gündemin üst sıralarındaki yerini korumaktadır. Bu durum, Rıza Türmen&#8217;in &#8220;<em>Türkiye&#8217;de partilerin politikalarını seçmenler yönlendirmiyor; partiler seçmenlerin politik görüşlerini yönlendiriyor</em>&#8221; tezine pararel olarak toplumsal zeminde karşılık bulmakta; insanların &#8220;<em>laiklik</em>&#8221; üzerinden kendilerini konumlandırmalarına neden olmaktadır. İş güvencesi olmadan, açlık sınırının çok altında bir maaşla &#8220;<em>merdiven altı</em>&#8221; bir işletmede çalışan türbanlı bir kızın, ekonomik anlamda çözüm vaad eden bir siyasi oluşuma destek vermesi beklenirken, başına taktığı türbanla kendini politik arenada tanımlaması ve siyasi bağlamdaki tartışma türban üstünden yapıldığı için kendini muhafazakar partilere yakın görmesi Türmen&#8217;in tezinin en somut örneğidir. TEKEL işçilerinin direnişi bu bağlamda çok önemlidir.  İşçiler sosyoekonomik düzlemdeki sorunları dile getirmekte ve bu sorunlar ülke gündeminde hak ettiği yeri almaktadır. TEKEL işçilerinin eylemi, politik gündemi yönlendiren dinamiklerin siyasetçilerin tekelinden çıkıp toplumsal bir zemine oturmasın bir işaretidir. TEKEL işçilerinin emek-sermaye çelişkisine dikkat çekerek yürüttükleri bu eylem, bireylerin kendilerine siyasetçiler tarafından dayatılan siyasi konumlandırmalara karşı çıktıklarının güzel bir örneğidir. Bir anlamda halkın ülke gündemine yaptığı bir balans ayarıdır. &#8220;<em>Merdiven altı</em>&#8221; işletmede çalışan o türbanlı kızın insanca bir yaşam için, hakkını aramak için sokağa çıkmasıdır. Bu direnişten, toplumun sosyal demokrat politikalara ne kadar muhtaç olduğunu görerek, &#8220;<em>sol bitti sağa kayıyoruz</em>&#8221; diyen (sosyal demokrat) partilerin önemli dersler çıkarması gerekiyor. Umudumuz, TEKEL işçileriyle başlayan &#8220;<em>tekel kırma</em>&#8221; girişiminin toplumun tüm katmanlarına yayılarak ülkemizi &#8220;<em>halk tekelinde bir demokrasiye</em>&#8221; kavuşturması.</p></blockquote>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh3.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgK9qGcRI/AAAAAAAAH-w/KjbE7fw03Kk/s576/08.jpg" alt="" /><br />
<em>© Evren Özesen</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="right"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgLFYMGkI/AAAAAAAAH-0/a3gFUMbj96U/s400/09.jpg" alt="" /><br />
<em>© Evren</em></td>
<td align="left"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgLLvA8SI/AAAAAAAAH-4/ZTYUKI8GYmE/s400/10.jpg" alt="" /><br />
<em>Özesen</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Kapısını çaldığım gruplardan bir diğeri de bilim, sanat, kültür ve aktivizm insanlarını bünyesinde barındıran <a href="http://www.prensesemektuplar.com/">Prensese Mektuplar</a> ekibi. Prensese Mektuplar&#8217;ın mektubu şöyle:</p>
<blockquote><p>Sevgili Prenses,</p>
<p>TEKEL direnişini neden desteklemek lazım sence?</p>
<p>Herkes kendi görüşüne yakın bir destek noktası bulacaktır muhakkak. Mesela kimisi devrimin proletaryanın harekete geçmesiyle geleceğine inandığı için destekleyecektir. Kimisi &#8220;yaşasın otonom grupların kendi hakları için mücadelesi&#8221; diyecek, kimisi sırf iktidar partisi yıpranıyor diye desteklerken, kimisi ekmek derdinde olduğundan ve sıranın kendisine de geleceğini bildiğinden destekliyor olacaktır. Kimisi devletçi olduğundan, özelleştirmeye karşı olduğundan, kimisi işçilerin haklarının yenmesini kaldıramadığından destekliyor olacaktır&#8230;</p>
<p>Karşı çıkanlar da olabilir elbet, kimisi &#8220;<em>4/C&#8217;ye bile eyvallah diyecek milyonlarca işsiz var</em>&#8221; derken, kimisi AKP sempatisi yüzünden &#8220;<em>direnmesinler</em>&#8221; isteyebilir. Kimisi &#8220;<em>bizim vergimizi TEKEL işçilerine kaptırmayın</em>&#8221; derken, kimisi sermayedar olduğu için, o paranın kendi cebinden çıkacağını bildiği için huysuzlanabilir&#8230;</p>
<p>Ama Prenses, TEKEL direnişi sırf böyle bir farklı görüş spekturumu yarattığı için ve uzun zamandır ilk kez işsizlik, ekmek, yaşam güvencesi, özelleştirme, haklar, haksızlıklar gibi seni, beni, bu ülkenin vatandaşların bire bir etkileyen çok önemli ve tartışılması gereken konuları kamuoyunda tartışmaya açtığı için bile desteklenmeye değerdir. En azından, yıllardır Ergenekondu, baş örtüsüydü, İslamdı, laiklikti, kesik baş cinayetiydi,  domuz gribi dehşetiydi, Fenerbahçeydi, Galatasaraydı derken oluşturulan suni gündem bu direnişle delindiği için desteklenmelidir.</p>
<p>Bu direnişin sonunun nereye bağlanacağını bu gün itibarı ile görmek zor olabilir. Fakat hayatımızı etkileyen somut konuları somut bir şekilde tartışmazsak, masallarla, suni tartışmalarla, yarışma programlarıyla, pembe dizilerle uyumaya devam eder, haklarımıza sahip çıkmazsak, ne olmaz onu biliyoruz: Cacık olmaz. Evet, haklarımıza sahip çıkmazsak, bizden cacık bile olmaz!</p></blockquote>
<p style="text-align: center;">***</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgQC1MtzI/AAAAAAAAH_E/WL7UNnrgMFw/s576/13.jpg" alt="" /><br />
<em>© Evren Özesen</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><br class="blank" /></p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh6.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgP-s1u8I/AAAAAAAAH-8/glpp2JNgRw8/s576/11.jpg" alt="" /><br />
<em>© Evren Özesen</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bitirirken fotoğrafları ile bize ne olup bittiğini aktaran Evren Özesen&#8217;e bir daha dönmek istiyorum. Fotoğrafa olan ilgisi Ankara Üniversitesi&#8217;nde Arkeoloji okuduğu yıllarda başlamış. 2006 yılından beri de profesyonel anlamda fotoğrafçılık yapıyor, reklam, tanıtım fotoğrafları çekiyormuş. Özel gün fotoğrafçılığı da yaptığını, diğerleri ile kıyaslayınca bunu yapmaktan daha çok keyif aldığını belirtmiş. Sebebi de gerçek insanlarla, gerçek mekanlarda, gerçek ışık koşullarında, mükemmeliyet kaygısı olmadan fotoğraf çekmenin ona daha anlamlı geliyor olmasıymış. Bu seçkideki fotoğraflara bakınca söylediği daha çok anlam ifade ediyor.</p>
<p>Küçük bir teknik bilgi: Burada yer alan ve günlüğünde yayınladığı fotoğraflarının tümünü full-frame olmayan fotoğraf makinesine takılı 24mm&#8217;lik bir lens ile, flaş kullanmadan çekmiş. Gönderdiği e-postada değindiği ayrıntılardan birisi de sabit odak uzaklıklı lens kullanmanın fotoğraflarda bir bütünlük ve dil ortaklığı oluşturmak açısından kendisine ne kadar yardımcı olduğu.</p>
<table border="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td align="center"><img src="http://lh5.ggpht.com/_x7Afx6WcB1c/S3XgP9qEtRI/AAAAAAAAH_A/nGJOkC4mXAE/s576/12.jpg" alt="" /><br />
<em>© Evren Özesen</em></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>Bu yazının yayınlandığı tarih itibarı ile gelecekte ne olacağı belirsiz. Fakat dilerim TEKEL işçileri sahneyi sessizce terk edip gitmezler ve haklarını arayan insanların kararlılığı ve adanmışlığı başkentten başlayarak Türkiye&#8217;nin her yanına yayılır.</p>
<blockquote><p><em>Not: Bu günlük girdisi <a href="http://meren.org/blog/">Meren&#8217;in Fotoğraf Günlüğü</a> ile eş zamanlı olarak yayınlamaktadır.</em></p></blockquote>
<img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=691&type=feed" alt="" /><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/prensesemektuplar/~4/k-d3bLR7Fvc" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/tekel-iscileri-ve-direnis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/tekel-iscileri-ve-direnis.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Ben eylemin doğrudanını severim…</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/prensesemektuplar/~3/X2vk2vK0hXM/ben-eylemin-dogrudanini-severim.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/ben-eylemin-dogrudanini-severim.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 13:07:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ou-san</dc:creator>
				<category><![CDATA[aktivizm]]></category>
		<category><![CDATA[guncel]]></category>
		<category><![CDATA[eylem]]></category>
		<category><![CDATA[greenpeace]]></category>
		<category><![CDATA[meclis]]></category>
		<category><![CDATA[mersin]]></category>
		<category><![CDATA[nukleer enerji]]></category>
		<category><![CDATA[nukleer santral]]></category>
		<category><![CDATA[sinop]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=651</guid>
		<description><![CDATA[Sevgili prenses,
Hiç durgun bir suya taş atıp dalgaları seyrettin mi? Attığın taş minicik bir çakıl parşası da olsa dalgalar tek bir noktadan başlayıp genişleyerek yollarına devam ederler. Kıyıya ulaşıncaya kadar&#8230; Sonra o çakıl gözden kaybolsa da yitip gitmemiştir aslında. Suyun dibinde bir yer tutmaktadır artık. Üstelik aynı çakılı karlı bir yamaçtan salıverirsen, ne olduğunu anlamadan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili prenses,</p>
<p>Hiç durgun bir suya taş atıp dalgaları seyrettin mi? Attığın taş minicik bir çakıl parşası da olsa dalgalar tek bir noktadan başlayıp genişleyerek yollarına devam ederler. Kıyıya ulaşıncaya kadar&#8230; Sonra o çakıl gözden kaybolsa da yitip gitmemiştir aslında. Suyun dibinde bir yer tutmaktadır artık. Üstelik aynı çakılı karlı bir yamaçtan salıverirsen, ne olduğunu anlamadan kocaman bir çığa dönüşür, saraylarının üzerine çöküverir. Söylemedi deme dikkat et şu minik çakıl taşlarına&#8230;</p>
<p>Çakıl taşları falan dedik ama mevzu büyük. Memleketin bir türlü ders almayan nükleer sevdası. Hem de ne ders almamak! İptal edilen son ihalenin  2 milyon dolara mal olması bir yanda, ihaleye giren yegane şirketin 14centten (normalden 5kat daha pahalı) başlayan fiyatlarla sana elektrik satmayı planlaması bir yanda. Çernobil ve hala radyasyonun etkilerini yaşayan insanlar bir yanda, çözümsüz nükleer atıklar ve silahlar bir yanda.. Şöyle bir tabloya bakınca, tekdirle uslanmayanın hakkı kötekdir diyesim gelse de  umutluyum birilerinin birşeyleri anlayacağından. Çünkü benim gibi umutlu insanlar, üşenmeden, ertelemeden, unutmadan ve vazgeçmeden ses çıkarmaya devam ediyorlar.<br />
.<a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/onucuncu_mersin_milletvekili.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-655" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/onucuncu_mersin_milletvekili-300x171.jpg" alt="" width="300" height="171" /></a><br />
Bakınız geçen hafta AKP grup toplantısına giren <a href="http://nukleer.greenpeace.org/?p=924">Aslı Olcay</a>. Kötek yerine küçük bir el pankartıyla nükleer inadından vazgeç diyen Aslı, içeridekileri çok korkutmuş olsa gerek ki 10 tane siyah giyen adam üstüne çullanıp ağzını kapatmaya çalıştılar. Ama güçleri, bu ufak tefek kızın, nükleerin ölümcüllüğünü, pahalılığını ve kendisinin de barışcıl biz kız olduğunu söylemesini engelleyemedi.<span id="more-651"></span></p>
<p>Dedim ya çığ bir kere başladı mı önüne çıkanı alıp götürmeden durmaz. Bu hafta aynı mekanda farklı insanların sesleri yükseldi. Bu kez siyah giyen adamlar, hep beraber Gülşah Gözek&#8217;i susturmaya çalışırken,  <a href="//nukleer.greenpeace.org/?p=1171&amp;text3">Bahadır Rıza Çam</a> pankartını meclis salonunun balkonundan, başbakanın gördüğünden emin oluncaya kadar salladı. Öyle kararlıydı ki duruşu, 13. Mersin milletvekili olarak anılmasına şaşmamak gerekir.</p>
<p>Şimdi bu güzel arkadaşlar seslerini duyururken, birkez daha yurdumun bir gerçeğiyle yüzleşmiş olduk. Meclis, torunlarımızın bile geleceğini ektileyecek kararlar verme çabasındayken, üstüne üstlük bunu yasadışı ve kar amaçlı ihalelerle yapmaya çalışırken, insanların seslerini duyurmalarını ve bunun için barışçıl doğrudan eylem yolunu seçmelerini garipseyen, buna sinirlenen bir başbakana sahibiz. Keza paçavra olarak nitelediği, okuması ve anlaması gereken  pankartlarda, kitlelerin düşünceleri yazıyordu. “Mersin ve Sinop nükleer istemiyor”  ve “Nükleer şeytana uyma” mesajlarını anlamak zor olmasa gerek.<br />
<a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/greenpeace.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-652" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/greenpeace-300x168.jpg" alt="" width="300" height="168" /></a><br />
Uzun saçlı, kot pantolonlusundan, takım elbiseli doktoruna kadar çeşit çeşit insan sokakları boyamaktan, meclisin kapısını çalmaya kadar çeşit çeşit yöntemi uyguluyor. Bu insanlar bazen paçavralarıyla, bazen imzalarıyla ama her zaman sarsılmayan ruhlarıyla yaşamlarının sorumluluğunu alıyor. Ama birileri, onları sorumsuzluk ve bilgisizlikle suçlayıp mesajları örtbas etmeye çabalıyor. Bu arada başbakan da aktivisti öcü sanıyor. Sağlıklı bir demokraside insanların barışcıl yollarla seslerini duyurmalarından doğal ne olabilir ki ? Peki mesaj yerine ulaştı mı?  Yerinin gözüne gözüne ulaştı ama gözünün gerisine ne kadar ulaştı onu zaman gösterecek sanırım.</p>
<p>Ou-san</p>
<img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=651&type=feed" alt="" /><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/prensesemektuplar/~4/X2vk2vK0hXM" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/ben-eylemin-dogrudanini-severim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/ben-eylemin-dogrudanini-severim.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Truc Troc: Sanat değiş tokuş</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/prensesemektuplar/~3/vbB8kmuu54I/truc-troc-sanat-degis-tokus.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/truc-troc-sanat-degis-tokus.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Feb 2010 15:04:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif</dc:creator>
				<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[belcika]]></category>
		<category><![CDATA[demokratik kayirma]]></category>
		<category><![CDATA[festival]]></category>
		<category><![CDATA[plastik sanatlar]]></category>
		<category><![CDATA[takas]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=621</guid>
		<description><![CDATA[1971 yılında, genç Belçika&#8217;lı plastik sanatçılar biraraya gelerek kafalarındaki prensiplere uygun projeler yapmaya karar verirler. Üç ana prensip vardır: kendilerine ve diğerlerine yardım etmek, halka kendilerini sanatçı olarak tanıma fırsatı vermek ve çağdaş sanatı kendileri üzerinden popülerleştirebilmek. Bu prensiplerle yola çıkan ekipten genç heykeltraş Mon De Rijck, &#8220;demokratik kayırma&#8221; kavramını ortaya atar ve bunu takiben [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/TrucTrocLOGO.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-626" title="TrucTrocLOGO" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/TrucTrocLOGO-241x300.jpg" alt="" width="166" height="208" /></a>1971 yılında, genç Belçika&#8217;lı plastik sanatçılar biraraya gelerek kafalarındaki prensiplere uygun projeler yapmaya karar verirler. Üç ana prensip vardır: kendilerine ve diğerlerine yardım etmek, halka kendilerini sanatçı olarak tanıma fırsatı vermek ve çağdaş sanatı kendileri üzerinden popülerleştire<a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/chateau_malou.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-622" title="chateau_malou" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/chateau_malou-300x199.jpg" alt="" width="288" height="190" /></a>bilmek. Bu prensiplerle yola çıkan ekipten genç heykeltraş Mon De Rijck, &#8220;demokratik kayırma&#8221; kavramını ortaya atar ve bunu takiben bedava sergiler düzenleyerek ziyaretçilerin bir veya birden fazla sanat eserini kiralaması fırsatını sağlar. Bu girişimden bir yıl sonra Brüksel&#8217;deki Woluwe St. Lambert mahallesinin Külltür Konseyi de bu &#8220;demokratik kayırma&#8221; konseptini benimseyen sanatçı kollektifiyle işbirliği yapma kararı alır ve birlikte, sanat eserlerinin bedava görülüp kiralayabilme fırsatının verildiği ilk sanat galerisini (<a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Ch%C3%A2teau_Malou">Malou bahçeleri </a>ortasındaki şato içinde) açarlar.</p>
<p style="text-align: left;">İşte sıklıkla <a href="http://www.perrier-tructroc.be/">Truc Troc</a> aktivitesini organize etme fikri de böyle gelişiyor. 1975 yılında Malou şatosunda, 200 sanatçı işlerini bedavaya sergiliyor ve ziyaretçiler takas yöntemiyle bu işleri kiralayabiliyor. Mesela senin iş iki ay benim ofiste dursun, karşılığında sen iki ay boyunca benim arabamı kullan gibi. Böylece sanatçı ihtiyaçlarını karşılıyabiliyor ve geçici olarak işlerini değişik mekanlarda segileme fırsatı buluyor; öte yandan, sanat meraklısı kişi de beğendiği işi mekanında bulundurarak pek çok emeğin sonrasında ortaya çıkan işe ev sahipliği yapıyor. 1972 yılında gerçekleşen bu ilk Truc Troc organizasyonunun tadı, Avrupa sanat camiasının damağında kalıyor ki bunu düzenli olarak yinelemeye karar veriyorlar.<span id="more-621"></span></p>
<p style="text-align: left;">Ben de kendimi şanslı <a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/img_5159.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-624" title="img_5159" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/img_5159-e1265721313307-225x300.jpg" alt="" width="208" height="277" /></a>sayıyorum ki 2010 yılında altıncısı düzenlenen Truc Troc festivalini görme fırsatı yakaladım. Sergi iki gün, bir gece açık kaldı ve toplamda 100 sanatçının işlerini yaklaşık iki bin kişi görebildi. Tabi bir kısım görmekle de kalmadı, değiş tokuş usulüyle beğendiği işlere ev sahipliği yapma şansını yakaladı. Ben, güneşli bir Pazar günü öğle saatinde gidip önce kapısından ana yola sarkan yüzlerce kişilik kuyrukta bekledikten sonra iki saatimi bu mekanda geçirdim. Serginin güzelliği, Prenses, interaktif olması. Şöyle ki&#8230; Bu değiş tokuş işinin yürüyebilmesi için sergi kapısından girerken sana post-it tabir ettiğimiz yapışan kağıtçıklar ve bir kalem veriyorlar ki beğendiğin bir eseri kiralamak için sanatçıya ne sunabileceğini ve iletişim bilgilerini yazabil ki sanatçının kafasına yatarsa seni arasın ve değiş tokuşu kabul etsin. Böylece sergiyi gezerken işleri görmekle kalmıyor, aynı zamanda kendin gibi gezen diğer ziyaretçilerin beğendiği işleri ve neyle değiş tokuş etmeye hevesli olduklarını görebiliyorsun. Ben çok eğlendim bu yorumları okurken! Bazı teklifler mesela Paris&#8217;de bir haftasonu, en pahalı restoranda akşam yemeği, sanat işlerinin değiş tokuşu, galeri sahipleri mesela kendi galerilerinde sergileme teklifi yapmış, bazıları dünya barışıyla sanatçının işini değiş tokuş yapmayı teklif etmiş&#8230;gibi&#8230; Böylece sanatçı kendi ihtiyacına göre (bir galeride sergileyip sanat camiasında isim mi yapmak istiyor veya Paris&#8217;te bir haftasonu kafasını mı dağıtmak istiyor, artık her neyse) bu teklifleri değerlendirip işini kiraya verme fikrini gözden geçiriyor.</p>
<p style="text-align: left;">Bu organizasyonun finansmanı için Kanada&#8217;lı Perrier soda firmasının ana sponsorluğunu almışlar. Perrier hem festival mekanı Bozar sanat merkezindeki giderleri ödemiş hem de bedava çay, kahve, soda tabi ki ve poğaça, kurabiye servisiyle ziyaretçilerin kalbinde taht kurmuş. Her ne kadar Perrier şişelenmiş sodanın dağıtıcı firması, doğal kaynak yağmalayıcı Nestlefirması olduğundan keşke başka sponsor bulsalarmış da Nestle reklamı olmasaymış diye aklımdan geçirip (hani demokratik kıyak, pek demokratik olmayan çok uluslu bir şirkete de kıyak olmasaydı keşke) kendilerine bunu yazdıysam da belki sonraki yıllarda çoklu sponsorluğa başlarlar da zengin tek bir sponsora muhtaç kalmazlar diye umut ediyorum. Ve de umuyorum ki demokratik kıyak arzusuyla yanıp tutuşan sanatçılar biraraya gelip bu gibi Zihni Sinir fikirleriyle işlerini paylaşma fırsatı yaratabilirler de böylece hem kendilerini hem de sanat severleri sergi mekanı sahiplerinin boyundurluğundan kurtarırlar!</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/img_5162.jpg"><img class="size-medium wp-image-625   aligncenter" title="img_5162" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/img_5162-300x225.jpg" alt="" width="304" height="227" /></a></p>
<img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=621&type=feed" alt="" /><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/prensesemektuplar/~4/vbB8kmuu54I" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/truc-troc-sanat-degis-tokus.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/truc-troc-sanat-degis-tokus.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Pis Moruk Bukowski</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/prensesemektuplar/~3/8eFogSXPtDQ/allah-belani-versin-be-bukowski.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/allah-belani-versin-be-bukowski.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 22:01:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>NazIm</dc:creator>
				<category><![CDATA[edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[buyuk zen dugunu]]></category>
		<category><![CDATA[charles bukowski]]></category>
		<category><![CDATA[ekmek arasi]]></category>
		<category><![CDATA[factotum]]></category>
		<category><![CDATA[hank]]></category>
		<category><![CDATA[henry chinaski]]></category>
		<category><![CDATA[kadinlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=589</guid>
		<description><![CDATA[Prenses sana Bukowski&#8217;yi tanıştırmakta tereddüt ettim ne yalan söyleyeyim, daha genç yaşta bu alkolik bu berduş bu serseri bu kadın düşkünü bu ahlaksız bu pis morukla tanışıp ne yapıcaksın dedim? Ama sonra dayanamadım, tanışman lazım prenses, tanışman lazım, iki kadeh içki, bir kaç küfür, biraz kadınla bozulacaksan bozul o zaman, senden bi cacık olmazmış zaten.
Ben [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Prenses sana Bukowski&#8217;yi tanıştırmakta tereddüt ettim ne yalan söyleyeyim, daha genç yaşta bu alkolik bu berduş bu serseri bu kadın düşkünü bu ahlaksız bu pis morukla tanışıp ne yapıcaksın dedim? Ama sonra dayanamadım, tanışman lazım prenses, tanışman lazım, iki kadeh içki, bir kaç küfür, biraz kadınla bozulacaksan bozul o zaman, senden bi cacık olmazmış zaten.</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/bukowski.jpg"><img class="size-medium wp-image-593 alignleft" title="bukowski" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/bukowski-300x172.jpg" alt="" width="300" height="172" /></a>Ben Bukowski ile lise yıllarımda tanışmıştım. Babam birgün &#8220;<em>Büyük Zen Düğünü</em>&#8221; isimli kitabıyla çıkagelip son zamanlarda okuduğum en yürekli en harbi yazar diye bana vermişti. Ben o zamanlar daha Victor Hugo&#8217;nun etkisindeyim, <em>Sefiller&#8217;i</em> okumuşum, hayata o eksantrik Fransız gözlükleri ile bakıyorum, hani böyle aşkı, kadınları acayip yüceltmişim, kadınlarla erkekler arasındaki ilişkilerin viktoryen kalıplarla yürümesi gerektiği hissindeyim, hani ilk alt ay sade bakışalım, sonraki altı ay el ele tutuşalım, böyle mücadele diyince aklıma Paris komünü falan geliyor, ama o da idealize, böyle bayrağı kapıp Bastille&#8217;e yürüyelim tadında, ya da doğal olmaya kassan bile olup olabileceğin doğallık Zola&#8217;nun <em>Germinal</em>&#8216;i, hani böyle için kor kor alevlerle yansa da düşüncelerinden vazgeçmeyen, duygularını kendine bile açamayan mağdur ama gururlu bir nesli düşlüyordum, şiir desen Rimbaud diyorum, derin sembolik bağlantılar içinde imgelemini kaybetmek diyorum, bi tek absent ile coşarım diyorum, anlatabilyor muyum prenses hani böyle hayatında en derin ve en anlamlı şeyleri aradığın bir devrede, onları görkemli ideallerin içinde bulduğunu sandığın ve de kendini şekilden şekile saldığın bir devre.</p>
<p>Sonra ben bu Bukowski denen adamı okuyorum işte babamın tavsiyesiyle, ya prenses olucak şey değil okuduklarım bir görsen, insan yazar için utanır mı ya okuduklarından? <span id="more-589"></span>İki arkadaşının nikahında gizli gizli kese kağıda sardığı içkisinden içen, rahipten dayak yiyen, gelen bütün kadınlara asılan böyle benim edebiyatta, insanda ve insan ilişkilerinde değer verdiğim ne varsa onda kırıntısı olmayan, yanına bile yaklaşmayan, böyle serseri ahmak böyle baştan savma yazılmış böyle küfürbaz böyle ezik kaybeden karakterle dolu bu kadar boş bir kitap olamaz.</p>
<p>Uzun süre Bukowski&#8217;nin başka bir kitabını okumadım prenses, ben daha yüksek değerler<a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/Charles+Bukowski+bukowski030.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-590" title="Charles+Bukowski+bukowski030" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/Charles+Bukowski+bukowski030-230x300.jpg" alt="" width="195" height="255" /></a> arıyordum, edebiyatın bir şanı ve şerefi olması gerektiğini düşünüyordum. &#8220;Yazar olmak, enfes güzellikte bir kadınla sevişip üstüne para almak gibi bir şey&#8221; diyen bir adamdan ne beklersin, ya bir kere de kadınları, seksi karıştırma ya. Ama zamanla kitapları elime geçtikçe öylesine okudum, sıkıcı değillerdi kitapları ne yalan söyleyeyim, devamlı aynı şeyler oluyordu aslında işsiz berduş bir adam, devamlı karı götürmeye çalışıyor, bol bol içiyor, bol bol küfür ediyor, kolay okumalık romanlar hikayecikler, öyle geyik olsun torba dolsun.</p>
<p>Sonra sonra gizliden gizliye kabul etmeye başladım bu ayyaşı aslında sevdiğimi. Ama Keruac&#8217;ları, Beatnikleri, <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/04/toza-sor.html">John Fante</a>&#8216;yi de okumanın etkisi vardı hani, Celine ile tanışmanın şafağındaydım, kendi 68 kuşağımı yaşıyor, viktoryen ahlakımı ve tutucu düşünceleri yıkıyor, isyan ediyordum baya baya, edebiyatın <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2003/08/bicimsel-manipulasyon.html">biçimsel dar kalıplarına</a> isyan ediyordum. Ama niye sevdiğimi hala anlamıyordum bu bomboş ve özünde kendini tekrar eden romanları, &#8220;sevindiğimde kutlamak, üzüldüğümde unutmak hiçbir şey olmadığında ise bir şeyler olsun diye içerim&#8221; diyen bir alkoliği insan niye sever?</p>
<p>Mesela <em>Kadınlar</em> adlı 300 küsur sayfalık romanında 50 küsur kadınla birlikte olmasından, sürekli içmesinden, ona her elini sallayan kadının ne kadar basit olursa olsun peşinden koşmasını ve onunla yatmasını okumaktan ne zevk alıyordum? O kadar her elini sallayanla yattıktan sonra finalde en sonunda bir kadını başka bir kadın için reddetmesi görkemli bir final mi oluyordu şimdi? Allah belanı versin be Chinaski, ah be Chinaski, ne olurdu sanki biraz daha dik durabilsen? &#8220;Her erkeği köprü altına düşüren bir kadın mutlaka vardır&#8221; diyorsun da, biraz daha basiretli olsan düşmezsin işte köprüaltına be Hank.</p>
<p>Ya da <em>Factotum</em> (her şeyi yapan) kitabında girip çıktığı onca vasıfsız işi anlatırken, aslında kendi vasıfsızlığını gözler önüne sermekten hiç mi utanmazsın? Herkesin binbir türlü vasfa sahip olduğu şu gezegende kendini &#8220;sabahın altı buçuğunda bir çalar saatin sesine uyanıp yataktan fırla, giyin, zorla birşeyler atıştır, sıç, işe, diş fırçala, saç tara, başka birine büyük paralar kazandırmak ve sana tanınan fırsat için müteşşekkir olmak için berbat bir trafiğin içine dal. Nasıl razı olunur böyle bir yaşama?&#8221; ile mi avutuyorsun?</p>
<p><em><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/ham-on-rye.jpg"><img class="size-medium wp-image-591 alignleft" title="ham-on-rye" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/ham-on-rye-225x300.jpg" alt="" width="195" height="259" /></a>Ekmek Arası</em> adlı kitabını okuduğumda Hank&#8217;i biraz daha yakından tanıdım sanırım ve iyice sevdim. İrin dolu sivilceleri ile geçen çocukluğunu anlatığı bu kitabında &#8220;İlgi duymuyordum. Hiç bir şeye ilgi duymuyordum. Nasıl kaçabileceğime dair hiç fikrim yoktu. Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa. Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki. Bende bir eksiklik vardı belki de. Mümkündü. Sık sık aşağılık duygusuna kapılırdım. Onlardan uzak olmak istiyordum. Gidecek yerim yoktu ama. İntihar? Tanrım, çaba gerektiriyordu. Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi.&#8221; dediğinde hepimizin çocukluğundan, blue çağındaki o karmaşadan çok iyi bildiği, o hayatı anlayamama, o çevrene yabancılaşma duygusunu en basit şekilde dile getiriyordu, <em>Çavdar Tarlasında Çocuklar</em>&#8216;daki Holden Caulfield&#8217;in tüm olayını bi paragrafta özetlemişti Bukowski.  &#8220;Karyolama oturup kendime bir içki koydum.Kapımı açık bırakmıştım. Şehrin gürültüsüyle beraber ay ışığı sızıyordu odama: müzik dolapları, otomobiller, küfürler, köpek havlamaları, radyolar…Hep beraberdik. Aynı bok çukurunun içindeydik hepimiz. Kaçış yoktu. Zamanı geldiğinde sifonumuz çekilecekti.&#8221; diyen bir zamanlar &#8220;bok doluydum ve dövüşmek zorundaydım&#8221; diyen o sivilceli kaybeden çocuk işte..</p>
<p>&#8220;Beni tanıyan herkesin size söyleyeceği gibi, makbul biri değilim. Kötü adamı sevdim hep, kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinek kaydı traşlı, kravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık, yolları kırık adamları. İlgimi çekerler. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adı kadınlardan da hoşlanırım; çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Azizlerden çok sapkınlar ilgilendiriyor beni. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü ben de serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam.&#8221;</p>
<p>Uzan lafın kısası prenses, satır aralarında hayatı anlatan harbi bi adam Bukowski&#8230;</p>
<p>NazIm</p>
<img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=589&type=feed" alt="" /><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/prensesemektuplar/~4/8eFogSXPtDQ" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/allah-belani-versin-be-bukowski.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/allah-belani-versin-be-bukowski.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Grevdeyiz</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/prensesemektuplar/~3/5VEY47viKz0/grevdeyiz.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/grevdeyiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 05:25:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Prensese Mektuplar</dc:creator>
				<category><![CDATA[aktivizm]]></category>
		<category><![CDATA[guncel]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=587</guid>
		<description><![CDATA[

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/17458_323389123227_683408227_4986230_558039_n.jpg"><img class="size-medium wp-image-586 aligncenter" title="17458_323389123227_683408227_4986230_558039_n" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/17458_323389123227_683408227_4986230_558039_n-300x300.jpg" alt="" width="300" height="300" /></a></p>
<p style="text-align: left;">
<img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=587&type=feed" alt="" /><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/prensesemektuplar/~4/5VEY47viKz0" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/grevdeyiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/grevdeyiz.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Sınırlar dışı/sınırlar içi</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/prensesemektuplar/~3/mfc2pIgEyGI/sinirlar-disi-var-olabilme.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/sinirlar-disi-var-olabilme.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 13:37:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Elif</dc:creator>
				<category><![CDATA[aktivizm]]></category>
		<category><![CDATA[insan]]></category>
		<category><![CDATA[prensesin ulkesi]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[belgesiz]]></category>
		<category><![CDATA[gocmen]]></category>
		<category><![CDATA[no border]]></category>
		<category><![CDATA[pasaport]]></category>
		<category><![CDATA[sans-papiers]]></category>
		<category><![CDATA[sinir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=568</guid>
		<description><![CDATA[Ya içindesindir sınırların, Prenses, ya da dışında. Birileri böyle uygun görüyor, geri kalanlar da bunu kabulleniyor da o yüzden bu böyle. Peki ya kendin içindeyken kafan dışındaysa?
İnsan Hakları Evrensel Bildirisi&#8217;nin 13. maddesi der ki:
1. herkes, her bir devletin sınırları içerisinde hareket etme ve yerleşme özgürlüğü hakkına sahiptir.
2.  herkes, kendi ülkesi de dahil,  herhangi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ya içindesindir sınırların, Prenses, ya da dışında. Birileri böyle uygun görüyor, geri kalanlar da bunu kabulleniyor da o yüzden bu böyle. Peki ya kendin içindeyken kafan dışındaysa?</p>
<p><a href="http://www.60.org.tr/">İnsan Hakları Evrensel Bildirisi&#8217;</a>nin 13. maddesi der ki:<br />
1. <strong>herkes</strong>, <strong>her bir devletin </strong>sınırları içerisinde hareket etme ve yerleşme özgürlüğü hakkına sahiptir.<br />
2.  herkes, kendi ülkesi de dahil,  herhangi bir ülkeyi terk etme ve ülkesine geri dönme hakkına sahiptir.</p>
<p>Benim bunu şimdi yazmamın nedeni, yaşadığım<img class="alignleft size-medium wp-image-574" title="equalrights" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/equalrights1-300x163.jpg" alt="" width="308" height="168" /> memlekette yavaş işleyen bürokrasi sebebiyle hareketimin kısıtlanıyor olması ve her gün bu, herkesin bir norm olarak kabullendiği &#8220;bir ülke vatandaşı olma ve fakat başka ülkelerde yaşamak istediğinde binbir türlü dereden su getirtilmesi sebebiyle rahat verilmeme&#8221; halini aklımda tutuyor olmamdır. Hani benim şikayet etmem bile aslında biraz ayıp, Avrupa&#8217;da yaşayan o kadar kaçak göçmen hayatından bezdirilirken ama ucundan da olsa bu ait olmama hissi bana bürokratik organlarla her gün hatırlatıldığından bu histen tiksinmeye başladım. Durumum şöyle Prenses&#8230; Esasında yasal yöntemlerle başvurulmuş ve aylarca bekleme (tabi her gün telefonla takip, arama, sorma vesaire) sonrasında edindiğim, Belçika&#8217;da yaşamak ve çalışmak için bir çalışma iznim var elimde. Avrupa vatandaşı olmayan sen ve ben gibi kişilerin (hmm&#8230; belki sen değil de ben, hani Prenses&#8217;sen sanmıyorum vizeye filan başvurman gereksin, direk yeşil pasaport di mi?) başvurduğu çalışma izni konsolosluğa başvurduktan sonra Belçika çalışma bakanlığı ve yabancılar dairesi de dahil bir ton elden ele dolaşıp, damgalar kaşeler yiyor. Sonra sana izin veriyorlar ama pasaportundaki bu izin sadece memlekete bir kerelik giriş yapabilmek için. Neden mi? Güzel soru&#8230; <span id="more-568"></span>Ben de sordum ve dediler ki memlekete girdikten sonra bağlı olduğun muhtarlığa gidip Türkçe&#8217;de ikametgah dediğimiz şeyden alman gekiyor ama burada Türkiye&#8217;den farklı olarak senin ikamet kaydını ellerinde tutup, sana bir tane kimlik kartı veriyorlar. Bu kartla burada yaşayabiliyor, çalışabiliyor ve Schengen ülkelerinde dolaşıp buraya geri gelebiliyorsun. Buraya kadar iyi mi? Teoride ehh evet diyelim, pratikte çok çarpık&#8230; Efendim, aradan dört ay geçti ve ben belgelerimi içeriye vereceğim ilk randevum daha bugündü. Bu arada bu memleketten çıkışım, oldu ki çıktım girişim mümkün değil. Herhangi bir sebepten kimlik kontrolü yapılırsa gösterebileceğim bir kimlik olmadığından, ırkçı Belçika polisinin keyfine göre, gözaltına alınabilir veya hatta sınırdışı edilerek Türkiye&#8217;ye geri bile postalanabilirim. Ben tabi bu dört ayda ve geçen yıl burada geçirdiğim zaman içerisinde burada bir hayat kurdum, dili öğrendim, arkadaşlar edindim, mahalle pazarı ne zaman kurulur, saat kaçta ve hangi pazarcıdan ucuza patates alınır efendime söyleyeyim böyle şeyler öğrendim ama işte ırkçı bir polis tarafından tesadüfen kimlik kontrolü yapılsaydı yaka paça içeri alınabilir veya geri gönderilebilirdim.</p>
<p>Böyle bir şey olmadı çünkü her sabah aklımda bunu tutarak evden çıkıyorum, işe gidiyorum&#8230; Ha bir de tabi haftanın üç günü, mesai gibi, sabahın 8.30&#8242;unda muhtarlığa gidip o uzuuun göçmen kuyruğunda bekleyip sıram geldiğinde suratsız memurlara bildikleri dilde derdimi anlatarak randevumu öne almaya çalıştım ve geri çevrildim. Ha geçen hafta bir de Brüksel&#8217;de ikamet eden kişilerin katılma hakkının olduğu sudan-ucuz- Fransızca kursuna kayıt olmak için sabahın karlı, karanlık 7&#8217;sinde kayıt masası önünde kuyruğa girdim de sıra bana geldiğinde orta yaşlı, suratsız Flemenk teyze kimliğimi sordu ve ben bu derdimi anlatmaya çalışırken nereli olduğumu söyleyince teyzenin yüz kasları yukarı doğru bir çekilerek, &#8220;senin sorunun benim umrumda değil, kimliksiz kayıt yaptıramazsın bu kadar!&#8221; diye sesini yükseltti ve &#8220;Sıradaki!&#8221;. İçimdeki canavar ortaya çıkmak üzereydi Prenses. Hani hissettim böyle kafasını ağzımdan çıkartarak bu teyzeyi olduğu gibi yiyecekmiş gibi geldi. Neyse iki arkadaşımın yardımıyla ortamın dışına çıktım da canavar dışarı rahat rahat çıksın takılsın, şimdi bir de hem Türk hem içinde canavar var diye damga yemeyelim diye.</p>
<p>Benim hikayem böy<img class="alignleft size-medium wp-image-575" title="sanspapiers" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/sanspapiers-224x300.jpg" alt="" width="145" height="194" />le&#8230;Ama dediğim gibi, Avrupa&#8217;ya çeşitli sebeplerden gelen (ve çoğu zaman göçmek durumunda kalan) milyonlarca kayıtdışı göçmenin yaşadıklarını düşünürsek halimden şikayet etmem ayıp olur. Yalnızca Belçika&#8217;da, tahminen 150.000 ila 200.000 yasadışı göçmen yaşıyor ve bu kişilere Fransızca&#8217;da verilen ad<em> &#8220;<a href="http://www.bxl.attac.be/spip/spip.php?article1200">sans-papiers</a>&#8220;</em> yani belgesiz.  Afrikalı, Güney Amerikalı, Koreli, Singapurlu, Bulgar, Türk, Faslı&#8230; Bu belgesizlerin pek çoğu &#8220;politik&#8221; nedenlerden burada. Ben de ilk duyduğum da bu insanların, ülkelerinde süper politize olduklarını vesaire düşünüp kafada hikayeler uydurmuştum, Prenses, ama kendileriyle tanışıp hikayelerini dinledikçe anladım ki bu &#8220;politik&#8221; başlığı acayip geniş. Finansal sebepler de bu politik sorunların içinde, dini sebepler de, aileyle Avrupa&#8217;da yaşama isteği de&#8230;. Bunların hepsi insanları zor da olsa doğduğu, büyüdüğü, yaşadığı, dili konuştuğu memleketi bırakıp nispeten daha insani çerçevelerde yaşayabilecekleri yerlere gitmek durumunda bırakıyor. Bildiğin dünyaya gelmiş bir insan evladının arzuladığı temel yaşamsal değerleri arama ihtiyacı esasında ama bu göçmenler durumlarını &#8220;politik&#8221; kapsamda ortaya koyuyorlar ki ciddiye alınsınlar. Aynı zamanda bunu böyle söyleyince kendilerini de daha iyi hissediyorlar, benim gördüğüm, çünkü politika yapmak otoriteye mahsus ve o zaman politik sorundan dolayı bir ülkeyi terk etmek, otoritenin biçtiği yaşamların bu kişilerin istediği yaşam şartlarıyla örtüşmemesi anlamına da geliyor. Ama öte yandan <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Nijer">Nijer Cumhuriyeti&#8217;</a>nden buraya göçmüş ve halihazırda belgesiz çok yakın bir arkadaşımın hikayesi var&#8230;</p>
<p>Abdül, Nijer&#8217;de zengin, Fransız bir otel işletmecisinin otelinde tur operatörü olarak çalışırken bu işletmeci tarafından bir takım belgelerin altına imza atmış, diğer yerli otel çalışanları gibi. Bunun ne olduğunu taa ki bir gün hastalanıp işe gidemediğinde iş arkadaşlarının tutuklanıp içeri alınmasından sonra öğreniyor. Meğer otel sahibi bu imzayla tüm Nijer&#8217;li çalışanları otel&#8217;e kefil yapıyor. Daha sonra iki ortak (karı-koca) Fransa&#8217;ya tatile gidiyoruz diye toparlanıp gidiyorlar, ve polis kara para aklama gerekçesiyle soruşturma başlatmak için otele geldiğinde sahipleri değil, kefil olduklarından habersiz kefilleri topluyor alıyor içeri. Abdül, tamamiyle şans eseri hasta yatıyor olduğundan içeri alınmıyor ama ertesi gün haberleri öğrenip Paris&#8217;teki bir arkadaşını arıyor. Hemen akabinde bir tıra atlayıp kendini Paris&#8217;te buluyor. İki ay çok fena geçiyor Paris&#8217;te&#8230;işsiz, evsiz, tek bir arkadaşının yanında. Sonra arkadaşı Brüksel&#8217;e giderse daha rahat iş, ev bulabileceğini söylüyor. O da Brüksel&#8217;de ilk altı ay merkezdeki sığınma evinde kaldıktan sonra bir barda koruma/güvenlikçi olarak iş buluyor ve sonra da ev. Bu seneye kadar yasallaşmak için bir girişimde bulunamıyor, çünkü avukat vesaire tutması gerektiğinden bir yatırım isteyen bir iş. Kaldı ki belgesizlerin, özellikle de Afrika&#8217;lı olanlarının, bir çoğu bu yasallaşma girişiminden korkuyor, hani olur da herhangi bir sorun çıkarsa aynen memleketlerine geri dönmeleri ve kendilerini yarıda bıraktıkları sorunların göbeğinde bulma ihtimalleri belgesiz Avrupa&#8217;da yaşamaktan çok daha korkunç geliyor. Yine de <a href="http://afroditealsalech2.blogspot.com/2009/12/immigrants-without-papers-people-in.html">Avrupa&#8217;daki halleri </a>çok da iç açıcı değil. Belgesiz olmak demek çalışma şartlarının tamamiyle işverenin keyfine kalmış olması demek. Sosyal güvencenin olmaması demek. Yaşadığın evden her an yaka paça çıkartılabilme ihtimalinin olması demek. Herhangi bir belgenin altına attıın imzanın tanınmaması demek. Çoluğun çocuğun hastalandığında ne yapacağını bilememek demek.Kısacası yaşıyorken, yok sayılmak demek.</p>
<p>Avrupa&#8217;da belgesizlerin yasal haklarının verilmesi için uğraşan büyük bir sosyal hareket mevcut. Genelde kilise işgali şeklinde gerçekleşen eylemleriyle belgesizler ve insan haklarını tanıyan destekçileri, bu kişilerin canlı diğer insanlar gibi tanınmaları, hareket edebilmeleri, sosyal haklardan yararlanabilmeleri için uğraşıyorlar. Hani düşünsene Prenses, ülkeye girdiğin dakika itibariyle alnına yasadışı göçmen damgası yapışmış gibi hissederek yıllarını geçiriyorsun bir ülkede. Her gün korkarak uyanıyorsun. Yasadışı göçmen ne demek ki? Bazı çok basit kavramlar, kafalarımıza öyle bir kazınıyo<img class="alignleft  size-medium wp-image-578" title="cropped-noborderbanner1" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/02/cropped-noborderbanner11-300x156.jpg" alt="Calais / France" width="282" height="145" />r ki sebebine bakmadan kabulleniveriyoruz. Sınırlar içinde yaşayan biri olmak ne demek?n Sınır dışı edilmek ne demek? Kim, kime sorup belirlemiş sınırları ve içinde yaşama hakkının zorunluluğunu kim uydurmuş? Neyse ki bu soruları sormak için biraraya gelen uluslararası bir kitle oluşuyor son yıllarda. Hani bunca yıldır hepimizin kafasına kazınan bu &#8220;kuralları&#8221;, &#8220;sınırları&#8221; sorgulayan ve bunu yaparken eğlenmeyi tercih eden bir uluslararası kitle: <a href="http://www.noborder.org/">No Border Network</a> Avrupa&#8217;nın pek çok noktasında (genelde sınır kentlerinde mesela Fransa&#8217;da <a href="http://calaismigrantsolidarity.wordpress.com/category/why-were-doing-this/">Calais</a> veya Yunanistan&#8217;ın Türkiye&#8217;ye an yakın adası olan <a href="http://lesvos09.antira.info/">Lesbos/Midilli)</a> kamplar düzenliyor bu kitleler kamplarda belgesizlerin dışında, insan hakları örgütleri, otonom gruplar ve dayatılan sınırların saçma olduğunu duyurmak isteyen herkes bir araya gelip dayanışma için daha fazla ne yapılabilir, kim kendi kapasitesini kullanarak neyi değiştirilebilir konuşuyorlar ve damgasız, sınırsız, sadece insan olmanın güzelliğini kutluyorlar birlikte.</p>
<p>Bu sene, Ekim ayında, No Border Kampı Brüksel&#8217;de düzenleniyor. Yolun düşerse ya da harekete kendinden bir şeyler katabileceğini düşünüyorsan bekleriz Prenses&#8230;</p>
<p><object width="384" height="313"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/qZk81CLs2iY&#038;fs=1"></param><param name="allowFullScreen" value="true"></param><param name="allowscriptaccess" value="always"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/qZk81CLs2iY&#038;fs=1" type="application/x-shockwave-flash" width="384" height="313" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=568&type=feed" alt="" /><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/prensesemektuplar/~4/mfc2pIgEyGI" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/sinirlar-disi-var-olabilme.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.prensesemektuplar.com/2010/02/sinirlar-disi-var-olabilme.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Balmorhea</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/prensesemektuplar/~3/xyM7xyYJZsg/balmorhea-2.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/01/balmorhea-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Jan 2010 13:27:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Caglar</dc:creator>
				<category><![CDATA[muzik]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[video]]></category>
		<category><![CDATA[ambient]]></category>
		<category><![CDATA[deneysel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=493</guid>
		<description><![CDATA[bazı insanlar gerçekten &#8220;iyi ki varlar&#8221; bu dünyada. balmorhea&#8217;nın insanları da bu sınıftakilerden. son zamanlarda yazdığım gruplardan anladığım ben pek öyle cımbırcımbırlı müzikleri sevmiyorum (birkaç grup dışında),  sakin, cümlesi olan müzikler daha çok kulağımda kalıyor sanki.
balmorhea dünyanın en iyi gruplarından biri değil, olmaları da gerekmiyor elbet… ben kendilerini internetten dinlediğim karışık bir playlistin içinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/balmorhea.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-505" title="balmorhea" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/balmorhea-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>bazı insanlar gerçekten &#8220;iyi ki varlar&#8221; bu dünyada. balmorhea&#8217;nın insanları da bu sınıftakilerden. son zamanlarda yazdığım gruplardan anladığım ben pek öyle cımbırcımbırlı müzikleri sevmiyorum (birkaç grup dışında),  sakin, cümlesi olan müzikler daha çok kulağımda kalıyor sanki.</p>
<p>balmorhea dünyanın en iyi gruplarından biri değil, olmaları da gerekmiyor elbet… ben kendilerini internetten dinlediğim karışık bir playlistin içinde birden çalmaya başladıklarında remembrance isimli şarkılarıyla tanıdım. parça çalmaya başladığı an bilgisayarın başına koşup neymiş bu diyip o gün başka birşey dinleyemedim. bir nevi ilk görüşte aşk.. explosions in the sky&#8217;ın distorsionsız hali gibiler. gitar çello piano melodika ve bas gitarın yanına biraz çay koy al sana balmorhea. çaydan başka bişey olmaz ama, kahvelik değiller -kahverengi değiller bi kere- düpedüz çaylar bu adamlar.</p>
<p>birçok parçaları için bundan bir filme soundtrack olurmuş diyorum içimden. bazı parçalar vardır görsellerini kendileri seçer, bazı parçalara da görselleri yedirmeye çalışırsın. balmorhea&#8217;nın bir çok parçası sanki kendisine filmini seçebilmek ister gibi dizilmiş.. amerika teksas&#8217;lı oldukları okuduğumda ilk başta şaşırdım, sonra sevindim. evet dedim, müzik yer, zaman, memleket tanımaz. etkilendikleri müzisyenler arasında ludvig van beethoven, arvo part ve <a href="http://www.prensesemektuplar.com/2009/06/zen-ve-john-cagein-muzigi.html">john cage</a> gibi isimleri görünce de içimi bir sevinç kapladı.  şimdilik üç tane albümleri var, ilki kendi isimleriyle 2007&#8242;de çıkmış. ikincisi river arms ve sonuncusu da 2009&#8242;da çıkan all is wild, all is silent..</p>
<p>aşağıdaki parça benim onları keşfettiğim remembrance isimli parçanın bir sanat galerisinde çekilmiş videosu. kulaklarından öperim prenses.</p>
<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="400" height="225" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=1745080&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="400" height="225" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=1745080&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=1&amp;show_byline=1&amp;show_portrait=0&amp;color=&amp;fullscreen=1" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p><a href="http://vimeo.com/1745080">Balmorhea &#8220;Untitled 2&#8243;</a> from <a href="http://vimeo.com/retreadsessions">Retread Sessions</a> on <a href="http://vimeo.com">Vimeo</a>.</p>
<img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=493&type=feed" alt="" /><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/prensesemektuplar/~4/xyM7xyYJZsg" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/01/balmorhea-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.prensesemektuplar.com/2010/01/balmorhea-2.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Uyumun Yolu</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/prensesemektuplar/~3/0LAHSTQJJ2A/uyumun-yolu.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/01/uyumun-yolu.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Jan 2010 15:52:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ou-san</dc:creator>
				<category><![CDATA[dogu]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[aiki]]></category>
		<category><![CDATA[aikido]]></category>
		<category><![CDATA[budo]]></category>
		<category><![CDATA[o'sensei]]></category>
		<category><![CDATA[savas sanatlari]]></category>
		<category><![CDATA[uyum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=501</guid>
		<description><![CDATA[Prensese birşeyler karalamaya başladığımdan beri, yaşamımın en geniş dilimi olan Aikido üzerine yazmayı istiyordum. Ama düşündükçe derya deniz olan bir konunun neresinden tutsam başka bir yerinden çıktığım için bir türlü toparlayamıyordum. Özünde hayatın her anında varolan bir gerçek olan “Aiki” yi açıklamak çok zor. Anlatılmaz yaşanır deyimi başka hiç birşeye bu kadar tam oturmamıştır herhalde. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Prensese birşeyler karalamaya başladığımdan beri, yaşamımın en geniş dilimi olan Aikido üzerine yazmayı istiyordum. Ama düşündükçe derya deniz olan bir konunun neresinden tutsam başka bir yerinden çıktığım için bir türlü toparlayamıyordum. Özünde hayatın her anında varolan bir gerçek olan “Aiki” yi açıklamak çok zor. Anlatılmaz yaşanır deyimi başka hiç birşeye bu kadar tam oturmamıştır herhalde. Ama en azından ona giden yolu kendi penceremden biraz anlatabilirim sanırım.</p>
<p>Nedir bu Aikido? Bu soruyu çok severim. Çünkü bu soru tuzaktaki yemdir aslında. Başına geleceklerden<a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/aikido-kanji-v8-largeg.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-518" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/aikido-kanji-v8-largeg-108x300.jpg" alt="" width="108" height="300" /></a> habersiz,  öğrenmeye aç arkadaşım sakince yanıma yaklaşır ve bunu sorar. Neden aikido? İşte o anda avını bekleyen bir kaplan gibi, yıllarca eğitilmiş reflekslerimle atılır ve anlatmaya başlarım. Köşeye sıkışan avım, kaçamak sorularla dikkatimi dağıtmaya çalışır. “Greenpeace&#8217;cisin, şiddet karşıtısın, ama kılıç diyon savaş sanatı diyon nasıl iş bu? Savaşın sanatı mı olur kardeşim? Hem bu adamlar kendi kendilerini yerden yere atıyolar. Bu aikido kandırmaca şov  falan olmasın. Sokakta işe yarar mı ki acaba?” gibi ataklar tarafımca başarıyla savuşturulur ve kişi artık mindere adım atmaya hazırdır. O yüzden ey okur  sorunu seç ve gerçekle yüzleşmeye hazır ol, çünkü kalem kılıçtan keskindir.</p>
<p>Öncelikle 3 kelimeden bahsediyoruz aslında. Ai (uyum, birleşme),  Ki (ruh, yaşam gücü ya da evrensel enerji) ve Do (yol, sanat, çince tao). Bunlardan başka bir kelime türetiyoruz ve Aiki (yaşamla ya da enerjiyle uyum) diyoruz. Peki bu uyum nasıl oluyor dediğinde ise Aikido (yaşamla uyumun yolu / sanatı) diyoruz. Sadece şu üç kelimenin anlamlarını ve Japonca yazılımları olan kanjilerini incelemeye kalksak apayrı bir  yazı çıkar. En basit anlamıyla Aikido, enerjiyi merkezsel ve dairesel hareketler kullanarak yönlendirmeyi, rakibin gücünü kendine karşı kullanmayı sağlayan bir savaş sanatıdır. Aikido teknikleri güce güçle, öfkeye öfkeyle karşılık vermek yerine, çatışmanın içine girerek  onu yönlendirmeyi ve çözümlemeyi öğretir. 1900lerin başlarında O&#8217;Sensei Morihei Ueshiba tarafından kurulmuş olsa da kökleri yüzyıllar öncesine, samuray okullarına ve Daito Ryu Aikijutsu gibi eski sanatlara dayanır.<span id="more-501"></span></p>
<p>Bir japon atasözü der ki “ Duy unut, gör hatırla, yap öğren”. Buna istinaden evde ilk aikido denememizi yaparak başlayabiliriz. Yapalım öğrenelim bölümümüzde bir adet topaç alın, düz bir zemine atarak tek bir nokta üzerinde nasıl hızla döndüğünü görün. İkinci kez atın ve hızla dönerken parmak ucuyla topaça yan yüzeyinden dokunun. Dengeyi kaybedip sağa sola savruldu değil mi? Şimdi topaçı üçüncü kez atın ve bu kez dönerken tam tepesindeki sivri noktadan hafifçe dokunun. Bir süre daha parmağınız altında dönecek, sonra yavaşlayıp duracaktır. Bir yere savrulmadan kontrol altına alınmıştır. Tebrik ederim, çatışmanın merkezini kontrol altına alarak ilk aikido deneyimizi yaşamış oldunuz ve bunu sağa sola savrulan bir insana uygulamak mümkündür.</p>
<div id="attachment_522" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/osensei_10.jpg"><img class="size-medium wp-image-522" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/osensei_10-300x228.jpg" alt="O'Sensei Morihei Ueshiba" width="300" height="228" /></a><p class="wp-caption-text">O&#39;Sensei Morihei Ueshiba</p></div>
<p>Aikido aslında ruhsal sonuçlar doğuran fikizsel bir çalışmadır. Durumlara göre refleksleri geliştir, böylece fiziksel şiddetten kendini koruyabilirsin. Ama sanıldığı gibi bu nihai hedef değil sadece başlangıçtır. Bu fiziksel çalışmalar, teknikler, izlerken gördüğümüz yerden yere atılmalar, kol bükmeler  (başka bir deyişle kendini koruma) amaç değil, yalnızca sistemin araçları, enstrümanlarıdır. Enstrümana hakim olmadan beste yapılamayacağı gibi, tekniklere hakim olmadan da  stratejiler kavranılamaz. Yıllar öncesinden gelen, insanların birbirlerini kılıçla öldürebilmeleri için geliştirilmiş teknikler, onların arkasında yatan stratejileri anlamak ve içselleştirmek için sayısız tekrarla çalışılır. Strateji derken çok geniş bir kavramdan bahsediyorum. Öyle ki çağlar ve enstrümanlar değişse de ana fikir hep aynı kalıyor. O yüzden bu yazıda geçen saldırı ve çatışma gibi kelimeleri sadece fiziksel olarak algılamak Aikido&#8217;nun nihai hedefini ıskalamak olur. Şiddet çok farklı çeşitlerde, hayatımızın her aşamasında karşımıza çıkabilir ve strateji doğru anlaşıldıysa her seferinde  de işe yarar.</p>
<p>Örneğin, onlarca enstrümanın aynı anda uyumla bir besteyi çalmalarını sağlayan besteci de belli bir stratejiyi izler. Onun yaptığı şey sesleri doğru mesafelerle yerleştirmektir. Başka bir deyişle sesler arasındaki boşlukları doğru biçimde sıralamaktır. Anlamsız sesler bütünü, bu boşluklar sayesinde müziğe dönüşür. Davulun vuruşları arasındaki boşluk, kemanla kontrbas arasındaki boşluk, gitarın telleri arasındaki boşluk, notalar arasındaki boşluk&#8230; Hepsi sayılmış hesaplanmış ve muhteşem bir uyumla dizilmiştir. Böylece beste ortaya çıkar. Birşarkıdaseslerarasındakiboşluklarısildiğinizidüşününsonuçbirhaylirahatsızediciolacaktır. Diğer taraftan karanlık bir sokakta bir takım kötü adamlarla karşılaşıldığında , ilk hesaplanılan şey yine boşluklardır. Tabi hesaplamak derken düşünmeyi, toplamayı çıkarmayı kastetmiyorum. İçgüdüsel olarak bir anda oluverir bu. Kişiler arasındaki boşluk, ilk adamla aradaki boşluk, yandaki duvarla, gerideki arabayla, yerdeki sopayla aradaki boşluk.. Zihin hızla bu boşlukları sıralandırır ve beden birinden diğerine akar (en büyük boşluk geride kaldıysa, o yöne koşarak uzaklaşılır). Çatışma ya da korunma düşüncesi olmadan, sadece boşlukların ritmini tutarak çatışmanın içinden geçer, onu yönlendirir ve böylece zarar görmez. Aynı şekilde büyük bir ordu da boşlukları hesaplayarak hareket eder. Hatta siyasetçisinden aktivistine kadar herkes bunu yapar ama çoğu zaman farkında olmadan yapar. Yaptığınız şeyin farkında olmaksa işinizi kolaylaştırır. Kaçan kovalanır lafını duyduğunuzda bunun bir savaş sanatı stratejisi örneği olduğunu düşünmemiştiniz. Hiç mi sevgiliyi aramayayım da meraklansın arasın demedin okur. Al sana boşluk stratejisi. Al sana savaş sanatı.</p>
<p>Tüm bu zihinsel ve bedensel gelişimin yanında bu işin en çekici<a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/8.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-528" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/8-300x189.jpg" alt="" width="300" height="189" /></a> taraflarından bir tanesi ise dojodur. (Dojo: Sanatın pratiğinin yapıldığı yer, “yol”un mekanı) Bir arınma mekanı olan dojoda herşey kurallara bağlıdır, disiplin sıkıdır. Cisimlerden sadeleştirilmiş güzelliğiyle güçlü bir enerjisi olan dojo, Zen&#8217;in cisimleşmiş hali gibidir. Gün boyu, sürekli veri bombardımanına tutulmuş beyin dojoya girdiğinde yaşamını ve kendisine dair herşeyi dışarıda bırakır. İlk zamanlarda bu zor olsa da bir süre sonra sihirli bir değnek dokunmuş gibi kendiliğinden gerçekleşir. Günlük karmaşanın içinde bu birçoğumuzun arayıpta bulamadığı bir dinginliktir aslında. Artık insan dojoda geçirdiği saaatler boyunca  sanatıyla başbaşadır. Teknikleri uygulayabilmek için zihin sürekli odaklanmış haldedir, çünkü en ufak bir dikkatsizlik acıya ve sakatlanmaya sebep olabilir. Odaklanma kapasitesi mecburen artarken, beden her türlü saldırı karşısında kenara çekilip, üstün pozisyon aldıktan sonra, saldırgana uyum sağlamayı öğrenir. Bunun doğal sonucu olarak saldırıdan kaynaklanan korku, yerini uyum duygusuna bırakır. Artık sadece beden değil, zihin de üstün pozisyondadır.</p>
<p>Birgün  dojoda bir antreman izleme şansınız olursa, daha anlaşılır olacaktır. Aikido, izleyen insanlarda her zaman güçlü bir birliktelik, uyum, denge ve estetik duygusu yaratır. Aynen güzel bir besteyi gözleriniz kapalı dinlerken etkilenmeniz gibi birşeydir bu. İki usta aikidocu siyah beyaz kıyafetleriyle adeta yinyang figürünün canlı bir örneğini oluşturarak birleşirler. Saldırı ve savunmanın eriyip birleştiği, iki kişinin rakip olmayı bırakıp bütün olduğu anlarda oluşan farkındalık nihayetinde,  öfke ve şiddetle saldıran insanla bile bütün olduğumuz gerçeğini öğretir. Bu anlayış, evrenin kusursuz bütünlüğünü farkına varmaya götüren yolu açar. Zamanla insan özel olmadığını, bunun  parçası olduğunu anladığında zihin egonun oyunlarından, tutkularından ve saldırganlığından arınır. Bu felsefi ya da akılsal bir arınma değil içgüdüsel bir dönüşüm olur. O zaman insan gerçekten şiddetsiz ve çevresindeki şiddeti uyuma dönüştürebilme yeteneğine sahip bir bireye dönüşür. Evet aynen o filmlerdeki ak sakallı, sabırlı, sakin üstad gibi&#8230;</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/aikido2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-508" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/aikido2-300x220.jpg" alt="" width="300" height="220" /></a>Biliyorum, evet yine iki satırda hooop diye verdim hayatın anlamını. Bunları bilmek bu kadar basit gerçekten. Ama bunları anlamak ve yaşamaksa tüm bir ömrü dojoda, kendi içsel arayışını sürdürerek geçirmek demek. Benim gibi yolun başında bir öğrencinin yapabileceği ise, hayat boyu sürecek bu yolda, kendini  keşfetmenin heyecanını paylaşmaya çabalamaktan öte değil.</p>
<p>Ak sakallı üstad demişken O&#8217;Sensei Morihei Ueshiba&#8217;yı anmadan olmaz (bu arada O&#8217;sensei büyük hoca anlamına gelir). O, Aikido&#8217;nun gerçek bir budo olduğunu söyler. Budo kelimesini, batı dillerine savaş sanatı olarak çevirsekte bu bana hep eksik bir çeviri gibi gelmiştir. Japoncadaki kelime anlamı  “mızrağı durdurmak” olan Budo savaşçının yolunu, sarsılmaz ruhunu, disiplinini, yaşamını ima eder ve ak sakallı sensei der ki:</p>
<p>“Budo&#8217;nun amacı yaşamı uzatmaktır, kısaltmak değil. Budo rakibinizi güçle devirmek  ya da dünyayı silahlarla yok oluşa sürüklemek için bir araç değildir. Gerçek Budo evrenin ruhunu kabul etmek, dünya barışını korumak, doğadaki herşeyi doğru bir şekilde üretmek, yetiştirmek ve korumaktır.”<br />
O&#8217;Sensei Morihei Ueshiba.</p>
<img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=501&type=feed" alt="" /><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/prensesemektuplar/~4/0LAHSTQJJ2A" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/01/uyumun-yolu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.prensesemektuplar.com/2010/01/uyumun-yolu.html</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Lomography</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/prensesemektuplar/~3/zPjVtBApHcY/lomography.html</link>
		<comments>http://www.prensesemektuplar.com/2010/01/lomography.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2010 17:06:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Caglar</dc:creator>
				<category><![CDATA[eglenceli]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sokak]]></category>
		<category><![CDATA[balik gozu]]></category>
		<category><![CDATA[diana]]></category>
		<category><![CDATA[fotografcilik]]></category>
		<category><![CDATA[holga]]></category>
		<category><![CDATA[lomo]]></category>
		<category><![CDATA[lomografi]]></category>
		<category><![CDATA[negatif film]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.prensesemektuplar.com/?p=455</guid>
		<description><![CDATA[sevgili prenses, 
dedim ki cebine bir lomo koysak, sarayının her yerini çekip bize göndersen, nasıl olur?
ben oldum olası tam olmayan, hatalı, çirkin, birilerine rahatsızlık verebilecek işleri sevdim. orasında burasında kusur olan, yarım kalan, genel estetik kurallarına uymayan işleri.. lomo bunu isteyerek yapmak için harika bir fırsat. eline aldığında bırakmak istemeyeceğin seni sokağa çıkmak için zorlayacak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>sevgili prenses, <a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/lomo1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-456" title="lomo1" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/lomo1-300x210.jpg" alt="" width="300" height="210" /></a></p>
<p>dedim ki cebine bir lomo koysak, sarayının her yerini çekip bize göndersen, nasıl olur?</p>
<p>ben oldum olası tam olmayan, hatalı, çirkin, birilerine rahatsızlık verebilecek işleri sevdim. orasında burasında kusur olan, yarım kalan, genel estetik kurallarına uymayan işleri.. lomo bunu isteyerek yapmak için harika bir fırsat. eline aldığında bırakmak istemeyeceğin seni sokağa çıkmak için zorlayacak eskilerden kalma bir fotoğraf makinası. bir çeşit alt-kültür aslında. fotoğraf makinelerinin converse&#8217;i bile diyebiliriz belki. hafif, ucuz(?!), basit ve kullanışlı.</p>
<p>lomo ilk olarak rusya&#8217;da ajanların kullanması için üretilmiş. küçük olması, hafif olması ve pratikliği nedeniyle sokakta, yolda olan insana hitap etmeye başlamış bir süre sonra. 80lerde prag&#8217;a tatile giden üç gençten bir tanesi ikinci el bir dükkanda lomo compact automat (lc-a) bulmuş. seyahatinin tüm anlarını bu makina ile kaydetmiş ve negatifi bastırdığında ortaya çıkanlardan çok etkilenmiş. renkler, açılar derken makina kulaktan kulağa bir şekilde yayılmaya başlamış. gencin çektiği fotoğrafların diğerlerinden farklı olmasının sebebi lc-a&#8217;nın üstündeki 32mm.lik merceğin yapısı.. mercek üretim şekli sayesinde görüntüde bozulmalara, renklerde sapmalara ve aslında bir çok kişiye &#8220;hata&#8221; gibi gelebilecek kareler çıkmasına sebep oluyor.<span id="more-455"></span></p>
<p>lomo&#8217;nun tüm derdi de aslında bu. kuralsız bir fotoğraf çekme anlayışı. yamuk kareler, sarı gökyüzleri, mavi insan suratları, kadrajdan çıkmış objeler, fazla boş alanlar, bulanıklıklar vs.. bir fotoğraf kursuna gitsen öğreneceğin herşeyin tam tersi yani. lomo bunun için kendisine 10 altın kural belirlemiş: (kuralsızlık derken, kendisine kural mı belirlemiş?)</p>
<p>1. kameranı gittiğin yer yere götür.<br />
2. her an kullan, gece ya da gündüz.<br />
3. hayatının bir parçası haline getir.<br />
4. mümkün olduğunca bel hizasından çekim yap.<br />
5. objelere mümkün olduğunca yaklaş.<br />
6. düşünme.<br />
7. hızlı ol.<br />
8. çekerken neyin fotoğrafını çekiyor olduğunu bilmek zorunda değilsin.<br />
9. sonrasında da neyin fotoğrafını çekmiş olduğunu bilmek zorunda değilsin.<br />
10. hiçbir kuralı umursama!</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/lomo-actionsampler11.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-458" title="lomo-actionsampler1" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/lomo-actionsampler11-290x300.jpg" alt="" width="290" height="300" /></a></p>
<p>şu bel hizasından fotoğraf çekme hadisesine değinmek istiyorum biraz. yaklaşık 9 senedir fotoğraf çekmeye çalışan birisi olarak elime lomoyu aldığımda kimi şeyleri çok otomatik yaptığımı farkettim. herşeyden önce bir lomoda makinayı gözünüze götürsen dahi çekeceğin karenin ne olacağını ya da neye yakın olacağını bilemezsin. çünkü mercekte illaki bir gariplik vardır ve bu vizöre yansımaz. yani ister bir kareyi 4&#8242;e bölen makinalardan, ister balık gözü, istersen de renkleri patlatan lomo&#8217;dan al, vizör hiçbir işine yaramaz. aslında biraz da bu yüzden bel hizasından çekim yapmak mantıklı. henüz 1. filmimi bitirmek üzereyken 32 pozdur denklanşöre basmadan önce makinayı gözüme götürmemeyi öğretemedim kendime. öğrenilmesi gereken birşey olduğundan değil, bu makinayla buna gerek olmadığından. kurallardan biri olan &#8220;hızlı ol&#8221;&#8216;u da yapamıyorsun böylece, hızlı olmak bir yandan doğaçlama imkanını da arttırıyor çünkü. neyse zamanla alışıcağımı biliyorum.</p>
<p>lomoyla ilgili bir diğer şey de filmleri ve banyosu. herşeyden önce lomo negatif film kullanıyor. yani şimdiki çoğu makinanın olduğu gibi dijital değil, banyo yaptırman gereken filmlerden. çektiğin fotoğrafı hemen görememek, denklanşöre her bastığında merak etmek en azından kendi adıma özlemiş olduğum bir hismiş. makinayı dükkandan alıp eve geldiğimde hemen kullanmak için film takmam gerekliydi ve negatifi elime alınca ne kadar uzun zamandır analog bir makinaya film takmadığımı farkettim. biraz tırsarak (ya filmi doğru takamazsam da çektiğim herşey çöp olur diyerek) tedirgin ellerle filmi taktım. 6-7 poz çektikten sonra kullanma kılavuzundaki bir ibareden filmi yanlış taktığımı anlayıp ilk ruloyu çöp ettim..</p>
<p>gelelim filmlerine ve banyosuna. lomo&#8217;da normal/bildiğimiz negatif filmi kullanabilirsin. hatta mümkünse fotoğrafçıya gidip bayat filmlerden alman daha mantıklı olur. hem çok daha ucuz olurlar hem de bir nevi geri dönüşüm. ayrıca lomo&#8217;da pozitif yani dia filmleri de kullanabilirsin. burda cross processing denilen çapraz banyo tekniğine geliyoruz. aldığın dia filmi (yani pozitif filmi) normal bildiğimiz negatif filmin kimyasallarıyla banyo ettirirsen lomo&#8217;ndan daha eğlenceli sonuçlar alabilirsin. bir nevi hatalı yıkama.. (ufak bir ipucu: dia filmini normal negatif filmin banyosuyla yıkatırsan renkleri daha parlak/doygun kareler elde edersin.)</p>
<p><a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/lomo_entry2303-7034131.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-464" title="lomo_entry2303-703413" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/lomo_entry2303-7034131-300x201.jpg" alt="" width="300" height="201" /></a>şimdi biraz da lomo&#8217;nun çeşitlerine bakalım. aslında temelde benzer mantığa dayalı bir çok lomo tipi var.<br />
yazının başında bahsettiğim lc-a modeli en eski model olması sebebiyle kendi sitelerinde bile 250 euro gibi çok çok bir paraya satılıyor.<br />
diğer modeller genellikle 40 ile 90 euro arasında oynuyor. diana, holga, balıkgözü (fisheye), çoklu lens, renk patlatan gibi temel seçenekler var. makinana aksesuar ekledikçe fiyatın artabilir. temelde basit bir makina olduğu için    eklenen flaş, uzun pozlama gibi özellikler fiyatta değişiklikler yapıyor ne yazık ki. türkiye&#8217;de nerelerden alınır pek bilmiyorum, muhtemelen sirkeci&#8217;deki hayyam pasajına gitsen bulabilirsin ya da internetten sipariş vermek de mantıklı olabilir veya yurtdışına çıkan bir arkadaşından isteyebilirsin. genelde dükkanlar kendi fiyatlarını belirledikleri için türkiyeden alırken dikkat etmek lazım. kimilerine göre çok moda/trendy birşey olduğu için normalden fazla para vermek pek akıllıca olmayabilir. ne kadar çok fotoğraf o kadar baskı parası evet ama dediğim gibi bayat film alarak belki bu maliyeti biraz azaltabilirsin. hatta ve hatta kendisi de lomo kullanan bir fotoğrafçı bulursan baskı aşamasında pek de eğlenebilirsin.</p>
<p>lomonu aldıktan sonra flaşının önüne renkli jelatinler yapıştırarak, objektifin önüne büyüteç tutarak, kafanın üstüne yerleştirip zıplayarak ve daha hayal edebileceğin kadar çok yöntemle fotoğraf çekebilirsin. bunları herhangi bir makinayla da yapabilirsin elbet ama dijital olmayan, &#8220;beğenmedim sileyim&#8221; opsiyonun hemen o anda bulunmayan bir aletle yapmak işin keyifli yanı. tabii bir de tüm bunları dslr makinayla çektiğin fotoğraflara photoshop ya da herhangi bir fotoğraf editleyebileceğin bir programla yapmak da var.<br />
<a href="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/5ba8eaf96a6d7dfe144060198245af1fb67a7f.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-467" title="5ba8eaf96a6d7dfe144060198245af1fb67a7f" src="http://www.prensesemektuplar.com/wp-content/uploads/2010/01/5ba8eaf96a6d7dfe144060198245af1fb67a7f-300x201.jpg" alt="" width="300" height="201" /></a></p>
<p>evet bunlar lomo&#8217;yla yapabileceklerin. aslında uyduruk, hafif ve çıt desen kırılacak gibi duran bir fotoğraf makinası için neden bu kadar yazı devirdim.. lomo kendi içinde bir sosyal kültür, fotoğraf çekmek de öyle. çektiklerini internette galonla bulabileceğin paylaşım sitelerine koymak, yorum almak yapmak bunların hepsi lomonun içinde de var (bu arada çok popüler bir fotoğraf paylaşım sitesinde üye olucam diye çektiklerimi bir ben biliyorum, yok yorum yap, şu kadar puan topla, şu sayıda foto yükle de anca öyle alırız seni gibi). lomo bir tarafıyla pazarlama harikası. gidip sovyetlere &#8220;sizin makinanızı birileri baştacı etti&#8221; desen bir zamanlar kıçlarıyla gülerlerdi belki. birçok ülkede üzerine seminerler, toplaşmalar ve organizasyonlar, sergiler, yarışmalar yapılan lomo sana kendini bir altkültüre aitmişsin gibi hissettirmek için kendisine bir sebep yaratmış da olabilir.</p>
<p>lomonun keyfi sürprizli olmasında bana göre. aklını başka bir şekilde kullanmana vesile olması, alışkanlıklarını anlık da olsa kenara koydurtması.</p>
<img src="http://www.prensesemektuplar.com/?ak_action=api_record_view&id=455&type=feed" alt="" /><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/prensesemektuplar/~4/zPjVtBApHcY" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.prensesemektuplar.com/2010/01/lomography.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.prensesemektuplar.com/2010/01/lomography.html</feedburner:origLink></item>
	</channel>
</rss>
