<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0">

<channel>
	<title>Sade Hayat Derneği</title>
	
	<link>http://www.sadehayat.org</link>
	<description />
	<lastBuildDate>Wed, 11 Nov 2009 01:26:23 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/SadeHayat" /><feedburner:info uri="sadehayat" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><feedburner:emailServiceId>SadeHayat</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname>http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><item>
		<title>AŞILAR HAKKINDAKİ GERÇEKLER</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/SadeHayat/~3/71wGms7INYA/</link>
		<comments>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/asilar-hakkindaki-gercekler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Nov 2009 19:21:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sadehayat.org/?p=371</guid>
		<description><![CDATA[AŞI HAKKINDAKİ GERÇEKLER
(Zorunlu tutulan ve kullanılması için baskı oluşturulan aşılar hakkında)
Ağustos 2009&#8242;da İngiltere ve Fransa&#8217;da Domuz Gribi aşısı, hayvanlardan sonra az sayıda insan üzerinde, ABD&#8217;de ise 2 bin kişinin üzerinde denenmiştir. Ancak sonuçlar en fazla 2 aylık verilerle sınırlıdır.
 
Büyük ihtimalle, domuz gribi aşısı Türkiye’de  aşıyı satan firmanın kendi personeli vasıtasıyla uygulanacaktır. Böylece Faz-1 deneyi Türkiye&#8217;de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>AŞI HAKKINDAKİ GERÇEKLER</strong></p>
<p><em><strong>(Zorunlu tutulan ve kullanılması için baskı oluşturulan aşılar hakkında)</strong></em></p>
<p>Ağustos 2009&#8242;da İngiltere ve Fransa&#8217;da Domuz Gribi aşısı, hayvanlardan sonra az sayıda insan üzerinde, ABD&#8217;de ise 2 bin kişinin üzerinde denenmiştir. Ancak sonuçlar en fazla 2 aylık verilerle sınırlıdır.<br />
 <br />
Büyük ihtimalle, domuz gribi aşısı Türkiye’de  aşıyı satan firmanın kendi personeli vasıtasıyla uygulanacaktır. <strong>Böylece Faz-1 deneyi Türkiye&#8217;de 28 milyon kişi üzerinde yapılmış olacaktır.</strong> Önceden hiçbir olumlu verisi olmayan, tehlikesi büyük olan bir aşının 6-36 aylık bebeklere, çocuklara, sağlık çalışanlarına ve savunma mensuplarına uygulanması<strong> bugüne kadar Türkiye&#8217;nin göreceği en büyük tehlike olabilir.<span id="more-371"></span></strong></p>
<p>Grip aşıları dahil tüm aşıların, aşılanan kişiyi ömür boyu etkileyecek derin zararları vardır. Yeni üretilen bir aşının yan etkilerine yönelik araştırmalar kısa vadeli sonuçlar verir. Dolayısıyla yan etkilerinin 2-10 yıl sonra ortaya çıkabileceği gözardı edilmektedir.<strong> Çocuklarımıza yapılacak bir aşı eğer kısırlığa yol açıyorsa, bu, 15-20 yıl sonra çok acı bir şekilde anlaşılacaktır.</strong> AIDS virüsü çocuk felci aşılamasından 10-12 yıl sonra, otizm 2-4 yıl sonra, kas-kemik ve bağ dokusu hastalıkları 4-6 yıl sonra; sinir sistemi hastalıkları 2-10 yıl sonra ve Guillain-Barre sendromu hemen veya birkaç yıl sonra ortaya çıkmıştı. Aşının yan etkileri aşıdan hemen sonra ortaya çıkmayabilir. Aşının sebep olacağı bir hastalık 20-30 ve hatta 50 yıl sonra ortaya çıkabilmektedir.</p>
<p>Her ilacın kutusunda hangi maddeleri içerdiğine dair bir prospektüs bulundurma zorunluluğu vardır. Fakat uygulanan bir aşı partiler halinde gönderilmekte ve tek bir prospektüs taşımaktadır. Dolayısıyla hastanın prospektüsü inceleme imkanı yoktur.</p>
<p><strong>Aşıların Bilinen İçeriği</strong></p>
<p>1-Alüminyum hydroxide, alüminyum fosfat, amonyum sülfat, amphotericin B<br />
2-Domuz dokuları, At kanı, Tavşan beyni, Köpek böbreği, Maymun böbreği.<br />
3-Civciv embriosu, Tavuk-Kaz yumurtası, Sığır serumu, Betapropiolacton<br />
4-Doğmamış sığır serumu, Formaldehyde, Formalin jelatin, Köpekbalığı karaciğeri yağı.<br />
5-İnsan fetusu ( Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen ad)<br />
6-Maymun böbrek hücreleri<br />
7-Yıkanmış Koyun kanı<br />
8- Monosodyum Glukomat<br />
9- Polioksidonyum (Sentetik proteinler ve nano materyaller içerir. Bunlar gende değişiklik yaptığı gibi fenotipte de değişmeler yapmaktadır)<br />
10- İnsan spermi<br />
11- Etilen gliserol (antifriz)<br />
12- Antibiyotikler<br />
13- Skualen</p>
<p>Tüm aşılarda etki arttırıcı ve koruyucu olarak kullanılan maddeler bellidir ve hemen hemen aynıdır. Çoğunun özellikleri araştırılmamıştır ve etkileri tam olarak bilinmemektedir. Bu maddelerin deride kabarcıklar, beyin zarı iltihabı, kan yapısında bozulma, sinir iltihabı gibi rahatsızlıklara sebep olduğu tespit edilmiştir.</p>
<p>İmmünolojist Hugh Fudenburg&#8217;un ifade ettiğine göre <strong>son 10 yılda art arda 5 grip aşısı olan kişilerin alzheimer olma ihtimalleri 10 kat artıyor</strong>. Bunun sebebi ise kullanılan aluminyum ve civadır. (thimerosal)</p>
<p>Formaldehid kanserojen olma özelliğinden dolayı mobilya üretiminde bile yasaklanmıştır.</p>
<p>Thimoresal, çocuklarda konsantrasyon problemi, öğrenme zorluğu, konuşma bozukluğu, havale, epilepsi, hiperaktivite, sürekli ve yüksek sesle ağlama ve daha bilinmeyen bir çok probleme yol açmaktadır.</p>
<p>Alüminyum hidroksit kas ve kemik gelişimi bozuklukları ve felçlere sebep olabilir.</p>
<p>Skualen, Körfez Savaşı sırasında Amerikan askerlerine verilen şarbon ilaçlarında mevcuttu ve ALS gibi  immün sistemi tahrip eden çok ağır hastalıklara yol açtığı tespit edilmiştir.</p>
<p>Dr. J. f. Graetz aşının yanetkileri nedeniyle hastalananların hemen hemen hepsinde farklı derecede beyin tahribatı olduğunu tespit etmiştir.</p>
<p>Aşılar ve içerdiği katkılar sebebiyle ölümle sonlanabilen şiddetli alerji, tansiyonda ani düşme, ateş, havale, eklem iltihabı, kas ağrıları, deri döküntüleri, lenf bezlerinde büyüme, kronik yorgunluk, kronik baş ağrıları, bütün vücut kıllarında dökülme, kapanmayan yaralar, hafıza kaybı, sara nöbetleri, felç, kansızlık, ruhsal ve sinirsel problemler, nefes darlığı, kronik ishal, gece terlemesi ve daha pek çok rahatsızlık ortaya çıkmaktadır.</p>
<p><strong>Aşı Denen Şey Korur mu?</strong></p>
<p>Dr. G. Buckwald&#8217;a göre: <strong>Herhangi bir aşının (Domuz gribi aşısı da dahil) hastalıklara karşı koruyucu olduğunu ispat eden herhangi bir veri yoktur. Yani hiçbir aşı korumaz</strong>. Aksine her aşı bağışıklık sistemine karşı açılan bir savaş, büyük hastalıklara hatta ölüme açılan bir kapıdır.</p>
<p><strong>Peki Bu Israrın Sebebi Ne?</strong></p>
<p>Günümüzde bütün aşıların üretiminde genetik klonlama ve rekombinant DNA teknolojisi kullanılmaktadır. Kullanılacak DNA parçası, maymun ve domuz da dahil olmak üzere herhangi bir organizmadan alınabilir. DNA parçasında genleri manipüle edilir ve bu şekilde rekombine edilmiş DNA parçası aşılarda kullanılır. <strong>Aşılardaki  Rekombinant DNA insan DNA’sına &#8217;sıçramakta’ ve kalıcı olarak yerleşmekte, özelliklerini değiştirmekte ve bozmaktadır.</strong></p>
<p>Ayrıca aşı üretiminde, tavuk embriyosu, tavşan beyin hücresi, maymun böbrek hücresi, buzağı ve domuz doku hücresi kullanılmakta ve bu dokuların hücre ve proteinleri aşının içeriğinde kalmaktadır. Bu doku kalıntıları çeşitli virüsler ve kanser hücreleri taşıyabilir. <strong>Bu şekilde kanser ve benzeri ağır hastalıklar aşılar vasıtasıyla yayılabilir</strong>.</p>
<p><strong>Maymunlaşmak ve Domuzlaşmak!</strong></p>
<p>Aşı, enjeksiyon, ağız, burun, vajina mukozası veya genetiği degiştirilmiş besinler yolu ile hücre çekirdeğine ulaşmakta, yumurta ve sperm hücreleri dahil hücre genomuna yerleşmektedir. Tavuk, buzağı, tavşan, maymun ve domuz DNA’sı aşı ile kalıcı olarak insan genomuna karışmaktadır. Bu demektir ki insan, tavuklaşacak, sığırlaşacak,  tavşanlaşacak, maymunlaşacak veya domuzlaşacak ve <strong>gelecek nesilde bu hayvanların fiziksel ve ruhsal özellikleri gibi fenotipik değişiklikler görünür hale gelecektir</strong>. Kur-an&#8217;ı Kerim&#8217;de <strong>Maide Suresi 60. ayette</strong> bu durum şu şekilde bildirilmiştir:</p>
<p><em><strong>De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lanetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.”</strong></em></p>
<p><strong><em></em></strong><br />
Yakın zamanda domuz endometrimundan (rahim iç zarı) insanda kullanılabilecek özellikte kök hücre elde edildi. Bu, ilaç üreticileri için çok sevindirici bir buluştu. Çünkü ilaç üretimindeki zorluklar ve maliyetler bir anda ortadan kalkmış oluyordu. Domuz rahmini kürtaj ederek hemen hemen bedava, istendiği kadar kök hücre elde edilebilir.<br />
Ancak kök hücrenin hedef  hücrelere nasıl aktarılacağı araştırma konusuydu. Öyle görünüyor ki en kolay ve en etkili yol bulunmuştur: Domuz gribi aşısı burun mukozası yoluyla, yani hipofize giden en kısa yol ile verilmektedir. Hipofiz, bütün iç salgı bezlerini yöneten, bütün hormonların üretiminde ve hormonlar vasıtasıyla bütün süreçlerde rol alan en önemli salgı bezidir. Bu yolla fenotipik değişimler çok kısa zamanda gerçekleşmektedir.</p>
<p><strong>Genetik Yapıyı Değiştirmek&#8230; Ne Demek!?</strong></p>
<p>Bu komplo teorisi gibi görünebilirdi. Ancak modern tıpta ve biyoteknolojide  <strong>“Bugün hastalıkları ve belirtilerini ilaçlarla tedavi etmek yerine hastaların Genetik Yapısının Değiştirilmesi ya da eksik olan genin verilmesi tercih edilir”</strong> temel prensibine karşı her teori zayıf kalır.</p>
<p>Halbuki Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;de sadece aşılarda bulunan Genetik Müdahalelere değil  genetik yapının değiştirilmesine dair her türlü müdahaleye karşı <strong>Nisa suresi 118 ve 119. ayetlerde</strong> şöyle buyurulmaktadır:</p>
<p><em><strong>“Allah o şeytana lânet etti ve o da, “Andolsun ki senin kullarından elbette belirli bir pay alacağım” dedi. Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse şüphesiz o, apaçık bir hüsrana düşmüştür.”</strong></em></p>
<p><strong>Hastalık Üreten de İlaç Üreten de Aynı</strong></p>
<p>İlaç şirketleri, 20. yüzyılda keşfettikleri “Hasta olanlara zaten ilaç satılıyor. Yeni hedef kitlemiz hasta olmayanlar” prensibi ile &#8216;koruyucu hekimlik&#8217; adı altında sağlıklı bireylere aşı, biyolojik aktif maddeler ve vitaminler satıyor. İlginç olan şu ki, her ilaç firması sadece ilaç değil, GM tohumlar, tarım ilaçları, aromalar ve katkı maddeleri de üretiyor. Yani hastalık üreten maddeler de “tedavi” için sunulan maddeler de aynı şirketler tarafından üretiliyor. Ancak daha ilginci şu ki, milyarlarca insan şifa umuduyla hastalık üreticilerinden “ilaç” satın almaya devam ediyor.</p>
<p>İçeriğinde domuz hücrelerinin bulunması fıkhi olarak aşının durumunu ortaya koymaktadır. Fakat bazı din adamları &#8216;zaruret&#8217; halini ileri sürerek, henüz ortaya çıkmamış, hatta belki hiçbir zaman da oluşmayacak bir salgını ‘zaruret’ kabul etmektedir. Hatta bu zaruret halini belirlemede Dünya Sağlık Örgütü gibi İslam dışı otoritelerin, İslam kaynaklı olmayan görüşlerini temel almaktadır.</p>
<p><strong>Korunmak İçin Ne Yapmalı?</strong></p>
<p>Prof. Dr. A. Rasim Küçükusta aşı hakkında şöyle diyor: “Domuz gribi ağır bir hastalık değildir. Belirtileri diğer grip türlerine göre daha hafiftir. Hastaların ateş düşene kadar evde istirahat etmeleri yeterlidir. Hastalık kendiliğinden geçer”</p>
<p>Ayrıca hastaların, iştahı gelene kadar yemek yememesi, bol miktarda limon suyu, greyfurt suyu içmesi, sarımsak ve soğan yemesi daha kısa zamanda iyileşmelerini sağlar.</p>
<p><strong>Aşıların Etkili Olma İhtimali Var mı?</strong></p>
<p>Bugüne kadar 863 tür grip virüsü belirlenmiştir. Bu 863 türden sadece 3 zincire karşı aşı geliştirilmiştir. İlaç şirketleri tarafından her yıl bu 863 türden biri için aşı geliştirildiği ve bu aşının da o türe karşı ortalama olarak %30 oranında koruma sağlayabileceği biliniyor. Ancak bu yıl 863 grip türünden hangisinin aktif olacağını doğal olarak kimse bilemiyor. Üstelik her sene başında tesadüfen seçilen türün, aşı üretildikten sonra mutasyon geçirmiş olma olasılığı yüksektir. Dolayısıyla aşı büyük ihtimalle hiçbir olumlu etki göstermeyecektir. Çünkü bu durumda aşı tamamen başka bir virüse karşı üretilmiş olacaktır.</p>
<p>Bu durum çok komik olabilirdi, trajik olmasaydı. Öyle görünüyor ki birisi insanlarla açıkça alay ediyor.</p>
<p>Ünlü Amerikalı çocuk doktoru Henry Bieler’e göre <strong>“Aşıların hastalıklar üzerinde hiçbir olumlu etkisi yoktur çünkü hastalıkların asıl sebebi mikroplar değildir. Hastalıkların  sebebi toxemia (vücutta toksik madde toplanması) ve toxemia’nın hücre düzeyinde sebep olduğu bozulma ile mikropların çoğalması ve aktifleşmesine uygun ortam oluşmasıdır.”</strong> Toxemia’nın sebepleri arasında ise işlenmiş et ürünlerini, pastörize sütü, gıda katkı maddelerini, aşıları, ilaç ve deterjan tüketimini, tarım ilaçlarını sayabiliriz.</p>
<p>Dr. G. Buchwald 40 yılı aşan araştırmaları sonunda aşının bir faydası olmadığını ama pek çok zararı olduğunu tespit etmiştir. O şöyle diyor: <strong>“Aşı korumaz, Aşı yardım etmez, Aşı tahrip eder.”</strong></p>
<p><strong>Dünya Aşılara Karşı Mesafeli</strong></p>
<p>2 Kasım 2000’de Amerikalı Doktorlar ve Cerrahlar Birliği (AAPS) St. Louis’deki 57. toplantılarında çocuk aşılarının zorunlu olmasının kaldırılması için oy birliği ile karar aldı. Bu karara bir tane bile hayır diyen çıkmadı.</p>
<p>ABD Kongresi üyesi Dr. Ron Paul&#8217;un ifade ettiği üzere “1997&#8242;de geliştirilen Domuz Gribi aşısından ölenlerin sayısı 25, gripten ölenlerin sayısı sadece 1 idi.”<br />
 <br />
İngiltere’deki doktorlar  şu anda ciddi bir korku içindeler. Tahminlerine göre bugün kullanılan grip aşısı Amerika’da 1976 yılında yaşanan grip salgınında kullanılan  aşının analogudur (eşi).</p>
<p><strong>Aşılar Birçok Derin Hastalığa Sebep Oluyor</strong></p>
<p>1976’da Amerika’da kullanılan grip aşısının sonuçları:<br />
Aşıdan ölenlerin sayısı gripten ölenlerin sayısından daha fazlaydı.<br />
500  kişide Guillain-Barre sendromu tesbit edildi.<br />
Guillain-Barre sendromuna yakalanma  riski  8 kat arttı.<br />
Grip aşısının Guillain-Barre sendromuna sebep oldugu ispat edildikten 10 gün sonra aşılama durduruldu.<br />
Amerikan hükümeti tazminatlar için milyonlarca dolar ödemek zorunda kaldı.</p>
<p>Aşıların sebep olduğu belirtilen bazı rahatsızlıklar şöyledir:<br />
Çocuk Felci Aşısı: AIDS’e<br />
Tetanos: Beyin iltihabı’na<br />
Hepatit B: Multiple Skleroz’a (MS)<br />
Kızamık: Kalın bağırsak iltihabı, Beyin iltihabı’na<br />
Kabakulak: Şeker hastalığı, Kramplı hastalıklar, Nörölöjik hastalıklar’a<br />
Karma Aşılar: Ani çocuk ölümleri’ne<br />
Grip Aşısı:  Guillain-Barre sendrom’una, genetik ve fenotipik değişimlere sebep olmaktadır</p>
<p><strong>Düşünün ve Karar Verin</strong></p>
<p>Kendinize ve ailenize yaptırılacak her aşı için geniş bilgi toplayın. İçindekileri ve etkilerini öğrenin. Aşı olup olmamak konusunda<strong> SADECE SİZ</strong> karar verebilirsiniz. Unutmayın; aşıların sonuçları karşısından <strong>TEK SORUMLU SİZ OLACAKSINIZ.</strong></p>
<p>Ne ilaç üreticileri, ne doktorlar, ne de devlet birimleri aşı ile oluşacak zararlar karşısında sorumluluk kabul etmezler.<br />
 <br />
<strong>Sade Hayat Derneği</strong><br />
<a href="http://www.sadehayat.org">www.sadehayat.org</a></p>
<p><em>Not: Bu metin Dr. Aidin SALİH hanımın katkılarıyla hazırlanmıştır.</em></p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SadeHayat/~4/71wGms7INYA" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/asilar-hakkindaki-gercekler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/asilar-hakkindaki-gercekler/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Ramazan Bayramınız Mübarek Olsun</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/SadeHayat/~3/4c69SZvAfeY/</link>
		<comments>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/ramazan-bayraminiz-mubarek-olsun/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Sep 2009 06:21:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sadehayat.org/?p=359</guid>
		<description><![CDATA[Gerçek yaşam biçiminin öğreticisi mübarek Ramazan ayını bitirdik ve bayrama ulaştık.
Hepimizin Ramazan Bayramı kutlu olsun.

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gerçek yaşam biçiminin öğreticisi mübarek Ramazan ayını bitirdik ve bayrama ulaştık.</p>
<p>Hepimizin Ramazan Bayramı kutlu olsun.</p>
<p><a href="http://www.sadehayat.org/wp-content/uploads/2009/09/bayram.GIF"><img class="alignleft size-full wp-image-361" title="bayram" src="http://www.sadehayat.org/wp-content/uploads/2009/09/bayram.GIF" alt="bayram" width="333" height="340" /></a></p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SadeHayat/~4/4c69SZvAfeY" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/ramazan-bayraminiz-mubarek-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/ramazan-bayraminiz-mubarek-olsun/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Sade Hayat Lüks müdür?</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/SadeHayat/~3/RwlOqIIApwQ/</link>
		<comments>http://www.sadehayat.org/2009/roportaj/sade-hayat-luks-mudur/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2009 08:20:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sadehayat.org/?p=354</guid>
		<description><![CDATA[
Sade Hayat Derneği Dr. Aydın Salih’in tavsiyeleri çevresinde yaşamak isteyen insanların kurduğu bir dernek. Dunyabizim ekibinden de sevenleri bulunan derneğ tavsiye ettikleri ürünler için oluşturdukları Sade Pazar ile ilgili Faruk Günindi’den bilgi aldık.



Sade Hayat Derneği’nin gönüllü üyeleri tarafından açılan örnek bir pazar Sade Pazar. Sade Pazar Projesi olarak tanımlanan bu girişim dernek yönetim kurulu başkanı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>Sade Hayat Derneği Dr. Aydın Salih’in tavsiyeleri çevresinde yaşamak isteyen insanların kurduğu bir dernek. Dunyabizim ekibinden de sevenleri bulunan derneğ tavsiye ettikleri ürünler için oluşturdukları Sade Pazar ile ilgili Faruk Günindi’den bilgi aldık.</div>
</div>
<div>
<div id="news_content">
<p>Sade Hayat Derneği’nin gönüllü üyeleri tarafından açılan örnek bir pazar Sade Pazar. Sade Pazar Projesi olarak tanımlanan bu girişim dernek yönetim kurulu başkanı ve aynı zamanda karikatürist Faruk Günindi tarafından yönetiliyor.</p>
<p>Sade Pazar’da bulunan ürünlerde başka yerde bulunamayacak birçok özellik mevcut. Zeytinyağından çamasır sodasına birçok doğal, temiz ve sağlıklı ürünün bulunduğu pazarda ürünler dernek üyelerinin gayretleriyle bir araya getiriliyor ve bu temiz ürünler çok rağbet görüyor.</p>
<p><strong>Standartları neler?</strong></p>
<p>Sade Hayat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve Sade Pazar Projesi koordinatörü Faruk Günindi diyor ki “Sade Pazar’daki ürünlerde özellikle bulunmasına dikkat ettiğimiz bazı standartlar var:</p>
<ul>
<li>Genetiğinin değiştirilmemiş olması,</li>
<li>En doğal yollarla üretilmesi,</li>
<li>Hiçbir rafinasyon işleminden geçmemiş olması,</li>
<li>İnsan sağlığına zararlı veya tehdit eden hiçbir kimyasal kullanılmamış olması,</li>
<li>Temiz ve helal olması,</li>
<li>Mümkün olduğu kadar üreticiden bizzat alınması,</li>
<li>Sade Hayat Standartlarına uygun olması gibi.&#8221;</li>
</ul>
<p>Sade Hayat Derneği’nin oluşturduğu standartlara uygun ürünler dışında hiçbir ürünün girmediği dükkânda birçok ürün organik olarak satılanlarla eşdeğer. Bu konuda Faruk Günindi şöyle diyor:</p>
<p><img src="http://www.dunyabizim.com/images/news/5102.jpg" alt="5102" width="480" height="331" /></p>
<p>“Evet, Sade Pazar’da rastlayacağınız birçok ürün dışarıda Organik sertifikalı ürünlerle eşdeğer sayılabilir. Birçok kişi bizi organik ürünler satanlarla karıştırıyor. Ancak bu tam olarak doğru değil. Biz ürünleri seçerken Sade Hayat Standartlarını kullanıyoruz ve bu standartları belirlerken organik ürün sertifikası veren birçok kurumdan bilgi aldık. Öğrendik ki organik sertifikalı ürünlerde birçok GDO’lu ürün mevcut olabiliyor. Bizim bunu kabul etmemiz mümkün değil. Üstelik organik ürünler ulaşılamaz derecede pahalı. Bazen doğal ve ucuz olan bir ürün dahi sadece sertifikalandırıldığı için kat kat yüksek fiyatlara satılıyor. Biz ise yüksek kâr oranları değil sağlıklı, doğal, temiz ve helal ürünleri herkesin alabileceği kadar ucuza satmak istiyoruz.</p>
<p>Yabancı kaynaklı olanlar da dâhil birçok sertifika firmasının ‘riskli ürünler’ listesi dışındaki ürünlerde  genetik tahliller yapma ihtiyacını duymadıklarını ve bu şekilde sertifika verilebildiği belirtiliyor.</p>
<p><strong>Yiyecek dışında şeyler de var</strong></p>
<p>Sade Pazar’da sadece yiyecek ürünleri de bulunmuyor. Baharatlar, ilaçsız ağaçlardan toplanan sızma zeytinyağı ve doğal zeytinyağı sabunu, bizzat Sade Pazar tarafından doğal elma ve kaynak suyu ile kurulan sirkeler, saf yün, %100 pamuk ve %100 ipek kıyafetler, GDOsuz ve ilaçlama yapılmamış tahıllar, çamaşır sodası, boraks, yanmamış yağlardan imal edilen kokusuz arap sabunu gibi doğal temizlik malzemeleri ve hatta arpa ve arpa unu bulmak bile mümkün.</p>
<p>“Buraya getirdiğimiz ürünlerin büyük bir bölümünün nerede üretildiğine, nasıl üretildiğine kadar bizzat yerinde tespit ediyoruz. Kendimizin tüketmeyeceği hiçbir ürünü burada bulundurmuyoruz.</p>
<p>Butik bir tarzda çalışıyor Sade Pazar. Mesela bu ay neredeyse artık sadece köylülerin kendileri için ürettikleri bir ürünü, mesela kırmızı pirinci (karakılçık) bulabilirsiniz ama bir müşterimiz bir kerede hepsini alıp giderse onu uzun süre bulmanız mümkün olamayabilir. Bunun için bir haberleşme ağı kurduk. Bu gibi ürünlerden haberdar olmak isteyen kişiler sadepazar@gmail.com adresine isim, soyisim ve telefon numaraları gibi bilgileri gönderiyor.”</p>
<p><strong>Yumurta ve süt! </strong></p>
<p>Yakın bir zamanda süt ve yumurta getirmeye başlayacaklarını ve Sade Pazar’da sipariş taleplerini topladıklarını söyleyen Faruk Günindi şöyle diyor:</p>
<p>“Her ineğin sütü ayrı sişelenecek ve aynı gün teslim edilecek. Yumurta ise sağlıklı serbest tavuklardan. Bu ürünleri bulmak artık çok zahmetli.</p>
<p>İstanbul dışından gelen kişilerin birçoğu bu ürünleri yaşadıkları illerde bulamamaktan şikayetçi. Bu da bizi kargoyla teslimata yönlendirdi. Artık bu şekilde de sipariş almak durumundayız.”</p>
<p>Bu tip siparişler için sadepazar@gmail.com adresini kullanmak mümkün.</p>
<p>Sade Hayat Derneği örnek pazarı olarak kurulan <strong>Sade Pazar</strong> her gün saat 08:30- 20:00 arası açık.</p>
<p><strong>Adres</strong>: Muratpaşa Mah. Sadi Çeşmesi Sok. No:23A  Aksaray, Fatih &#8211; İSTANBUL</p>
<p><strong>Telefon:</strong> 0212 533 28 58</p>
<p><strong>Sipariş ve Bilgi için: </strong><a href="mailto:sadepazar@gmail.com" target="_blank">sadepazar@gmail.com</a>, <a href="mailto:siparis@sadepazar.com">siparis@sadepazar.com</a></p>
<p><strong>Web adresi:</strong> <a href="http://www.sadepazar.com">www.sadepazar.com</a></p>
<p><strong><img src="http://www.dunyabizim.com/images/news/5101.jpg" alt="5101" width="480" height="503" /></strong></p>
<p><strong>Ulaşım için Yol Tarifleri:</strong></p>
<ul>
<li><em>Yusufpaşa tramvay istasyonundan gelmek için:</em> Üst geçitten Muratpaşa Cami tarafına geçin. Cadde üzerinden devam edin. Aksaray otobüs duraklarından sonra 2. sokağa dönün.</li>
<li><em>Aksaray Metro istasyonundan gelmek için:</em> Metrodan çıktıktan sonra Muratpaşa Cami tarafına altgeçidi kullanarak geçin. Grand Vatan Hotel yönünde yürüyün. Irmak Öğrenci Yurdu sokağına girin. Bu sokakta 100 metre ilerletin.</li>
</ul>
<p>Newsweek gibi yapmadık</p>
<p><strong>Faruk Günindi</strong>’den öğrendik!</p>
<p><a href="Sade Hayat lüks müdür?!" target="_self">Kaynak: dunyabizim.com</a></div>
</div>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SadeHayat/~4/RwlOqIIApwQ" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sadehayat.org/2009/roportaj/sade-hayat-luks-mudur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sadehayat.org/2009/roportaj/sade-hayat-luks-mudur/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Sade Hayat Karamürsel’de</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/SadeHayat/~3/tUNdNk5V-9Y/</link>
		<comments>http://www.sadehayat.org/2009/faaliyetler/sade-hayat-karamurselde/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Sep 2009 05:28:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Faaliyetler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sadehayat.org/?p=348</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Sade ve Sağlıklı Hayat&#8221; konulu konferans vermek üzere Sade Hayat Derneği Başkanı Faruk Günindi, yönetim kurulu üyesi Hatice Kot hanım ve Dr. Aidin Salih Karamürsel Belediyesi Kültür Merkezi&#8217;nde olacaklar.
5 Eylül 2009&#8242;da yapılması planlanan etkinlik hava muhalefeti dolayısıyla ertelenmişti.
&#8220;Sade ve Sağlıklı Hayat&#8221;
Konuşmacılar:
Faruk Günindi (Sade Hayat Derneği Başkanı)
Dr. Aidin Salih (Tıbb-ı Nebevi uzmanı)
Hatice Kot (Gerçek Tıp kitabı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Sade ve Sağlıklı Hayat&#8221; konulu konferans vermek üzere Sade Hayat Derneği Başkanı Faruk Günindi, yönetim kurulu üyesi Hatice Kot hanım ve Dr. Aidin Salih Karamürsel Belediyesi Kültür Merkezi&#8217;nde olacaklar.</p>
<p>5 Eylül 2009&#8242;da yapılması planlanan etkinlik hava muhalefeti dolayısıyla ertelenmişti.</p>
<p>&#8220;Sade ve Sağlıklı Hayat&#8221;</p>
<p><strong>Konuşmacılar:</strong></p>
<p>Faruk Günindi (Sade Hayat Derneği Başkanı)</p>
<p>Dr. Aidin Salih (Tıbb-ı Nebevi uzmanı)</p>
<p>Hatice Kot (Gerçek Tıp kitabı editörü)</p>
<p><strong>Yer:</strong> Karamürsel Belediyesi Kültür Merkezi, Kocaeli</p>
<p><strong>Tarih:</strong> 12 Eylül 2009, Cumartesi</p>
<p><strong>Saat:</strong> 14:00</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SadeHayat/~4/tUNdNk5V-9Y" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sadehayat.org/2009/faaliyetler/sade-hayat-karamurselde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sadehayat.org/2009/faaliyetler/sade-hayat-karamurselde/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Yeni Aktüel’in Kapak Konusu: Sade Hayat</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/SadeHayat/~3/8JwCSuBjj0M/</link>
		<comments>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/yeni-aktuelde-kapak-konusu-sade-hayat/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Aug 2009 22:55:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sadehayat.org/?p=328</guid>
		<description><![CDATA[Yeni Bir Hayat Lütfen!
Sunulana İnat Bambaşka Bir Hayat
Sade ve Doğal Olsun!
Modern hayat ve teknolojinin nimetlerini kimse inkâr etmiyor. Ama doğal, sağlıklı, ekolojik, insan yaratılışına uygun daha sade bir hayat ve dünya için yola çıkanların sayısı giderek çoğalıyor. Kiminin amacı dünyayı felaketlerden korumak, kiminin daha sağlıklı yaşamak. Kimisi huzuru arıyor, kimisi varlığını anlamlandırmayı. İşte dünyadan ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="mceTemp">Yeni Bir Hayat Lütfen!</div>
<p>Sunulana İnat Bambaşka Bir Hayat</p>
<p><strong>Sade ve Doğal Olsun!</strong></p>
<p>Modern hayat ve teknolojinin nimetlerini kimse inkâr etmiyor. Ama doğal, sağlıklı, ekolojik, insan yaratılışına uygun daha sade bir hayat ve dünya için yola çıkanların sayısı giderek çoğalıyor. Kiminin amacı dünyayı felaketlerden korumak, kiminin daha sağlıklı yaşamak. Kimisi huzuru arıyor, kimisi varlığını anlamlandırmayı. İşte dünyadan ve ülkemizden daha mutlu, huzurlu, sağlıklı ve daha insani yaşamak için alternatif arayış hareketleri.<span id="more-328"></span></p>
<p>Hükümdarın biri çaresiz bir hastalığa yakalanır. En iyi hekimlere, devrin en bilge alimlerine başvurulur, ancak hiçbir çare bulunamaz. Günden güne eriyen hükümdara son çare olarak başvurdukları kâhinler ve falcılar da medet olmaz. Tüm ümitler kesilmişken, şehre yolu düşen esrarlı bir gezgin derviş bu hastalığın bir tek dermanı olduğunu söyler. &#8220;Ne yapıp edilecek, dünyanın en mutlu adamı bulunacak, onun gömleği alınıp hükümdara giydirilecek, hükümdarı günden güne eriten illet ancak böylelikle geçecektir&#8221;.</p>
<p>Herkes yollara düşer ama nafile; kimse bulamaz o gömleği Muhafızlar tam geri dönmek üzerelerken aralarından biri bir ses duyar, kapıyı aralayıp içeri bakar. İçi de dışı gibi sade bu loş kulübede zar zor fark edilen bir ihtiyar &#8220;Ne kadar mutluyum, ne kadar huzurluyum! Tüm bu nimetlerin için şükürler olsun Allah&#8217;ım!&#8221; diye şükrederek, bomboş sofrasında elindeki bir somun ekmeği yemeğe hazırlanmaktadır. Muhafız sevinçle içeri dalar; içeri ışık dolunca fark eder ki dünyanın en mutlu adamının sırtından alınacak bir gömleği bile yoktur. Muhafız gömlek bulamaz ama bilge dervişin işaret ettiği gömleğin de &#8220;sadelik gömleği&#8221; olduğunu anlamakta gecikmez.</p>
<p>Hasta hükümdar şifa buldu mu bilemeyiz ama mutluluk, huzur ve sağlığın yolunun sadelikten geçtiğine inanan dünyanın dört bir yanında pek çok insan modern çağın, teknolojinin, süratin ve zamanımıza ait daha pek çok gelişmenin yarattığı rahatsızlıklardan kaçış yolunu kendilerine göre sadelikte bulmuş görünüyorlar. Bazıları çöpten yiyecek toplayarak besleniyor (freeganizm), bazıları &#8220;slow city&#8221; yani &#8220;yavaş şehir&#8221; olma yoluna gidiyor. Amaç hep daha az tüketmek.</p>
<p><strong>Bir şeyler yanlış gidiyor</strong></p>
<p>Modern çağın bu baş döndürücü yaşam tarzına teslim olmaya niyetli olmayanlardan biri de Sade Hayat Derneği</p>
<p>Başkanı Faruk Günindi. Günindi&#8217;ye göre dünyada modern hayatın hâkimiyetine rağmen doğal ve ekolojik olana bir gidişat da var. &#8220;İnsanlar bir şeylerin yanlış gittiğini görüyor ve bir şeyleri düzeltmeye çabalıyorlar. İlk önce de tercihlerini değiştirmekle başlıyorlar işe&#8221; diyor.</p>
<p>Bir şeylerin yanlış gittiğini düşünenlere göre &#8220;otomobiller, plazma TV&#8217;ler, internet, kredi kartları, akıllı evler, gelişmiş ev aletleri, dondurulmuş hazır gıdalar, hafta sonu dünyanın herhangi bir yerinde tatil turları, laptoplar, 4&#215;4&#8242;ler, cep telefonları, iPhone&#8217;lar, uydu ve kablo TV&#8217;lerdeki yüzlerce kanal, her yanı saran otoyollar ve daha pek çok şey&#8221; insanın derdine derman olamıyor, hatta rahatsızlıkları körüklüyor. Alternatif hayat arayışında olanların birçoğu, sorunun temelini modern hayatta görüyor.</p>
<p>Yazar Dücane Cündioğlu&#8217;na göre &#8220;modern insanın en büyük sorunu evreni, doğayı, hayatı ve dahi insanı bir bütün içinde algılayamamak.&#8221; Bu nedenle modern hayata, teknolojiye, sürate karşı daha insani alternatif arayışları son yıllarda çeşitlendi. Bunu homeopatik ilaçlara, doğal beslenmeye, alternatif tıp yöntemlerine, beden ve ruh sağlığı için Uzakdoğu disiplinleri ve tasavvufa yönelimin artışından gözlemek mümkün. 21. yüzyılın nimetleri bazılarına aradıkları huzuru veremiyor. Neticede olağanüstü hızlandırılmış ve yoğunlaştırılmış bir hayata mahkûm olmaktan bıkan, gezegene zarar vermek istemeyen, varlığının anlamını robotlaşmış şehir hayatlarında hissedemeyen pek çok insan şikâyet seviyesinde kalırken doğal, insani, fıtri ve daha anlamlı alternatif bir hayat için &#8220;at binenin kılıç kuşananın&#8221; diyenler de mevcut.</p>
<p><strong>SEFERİHİSAR &#8220;YAVAŞ ŞEHİR&#8221; OLMAK İÇİN BAŞVURDU</strong></p>
<p>Yeni Belediye Başkanı Tunç Soyer Seferihisar&#8217;ı &#8220;Yavaş Şehir&#8221; yapabilmek içir kolları sıvadı. Aslında görünen o ki, Seferihisar merkezinin yavaşlamak için çok çaba harcaması gerekiyor. Bu sürece hazır olduğunu söyleyen başkan, hızla projelerini hayata geçirmeye çalışıyor. Seferihisar&#8217;ın birbirinden güzel köyleri var Bunlardan biri olan Sığacık, insana gerçekten huzur veriyor.</p>
<p><strong>Bir ekolojik ve ruhsal hayat köyü: Findhorn</strong></p>
<p>Bunların en iyi ve örgütlü örneklerinden bir İskoçya’nın Findhorn kasabası yakınlarında kurulan FindhornEkolojik Köyü topluluğu veriyor. Bir vakıf altında örgütlenen Findhorn, aslında bir eko-köyde yaşayarak bütün-sel eğitim de gören uluslararası bir cemaat. Amaçları, sürdürülebilir pozitif bir gelecek vereni bir insanlık bilinci oluşturmak. Cemaatin İskoçya&#8217;daki teşkilatlı eko-köyünde tüm dünyadan 400 kişi ve binlerce ziyaretçi yeni, alternatif bir hayatın peşinde koşuyor.</p>
<p>Asıl amaçları kendi içlerine dönmek, bilgeliğe ulaşmak, barışçı ve tabiatla uyumlu yaşamak. Ancak topluluğu, örneklerine ABD&#8217;de rastlanan çiftliklere kapanarak tuhaf ve eklektik mistik bilgilere dayanan tarikatlarla karıştırmamak gerekiyor. Aslında doğal ve sade hayatla beraber hayatın tümüne dair bilgece bir arayışta olan ekolojist bir topluluk bu. Dünyanın insanı özbenliğine yabancılaşman karmaşasından uzaklaşarak bir köyü kendilerine üs olarak seçip 1962&#8242;den beri doğa ve insanlarla uyum içinde yaşama yolunu aramayı yeğlemişler.</p>
<p>Öncülerinden Margaret Mead&#8217;ın &#8220;Kendini hasretmiş küçük bir insan topluluğunun dünyayı<br />
değiştirebileceğinden asla şüphe etme, çünkü zaten hep böyle olmuştur&#8221; düsturundan hareketle kendileriyle beraber bir gün diğerlerinin de daha içsel, daha sade ve uyumlu bir hayatı yakalamasını umuyorlar.</p>
<p>Milyarların hayatını adeta işgal eden bilgi kirliliğinden beyinlerini, deterjan ve kimyasallardan tenlerini, genetiği değiştirilmiş gıdalardan vücutlarını, hiç rahat vermeyen görüntülerden gözlerini, beş dakika sonra bir şey ifade etmeyen bilgi ve magazin bombardımanından zihinlerini korumak için modern insanın nimet kabul ettiklerinden vazgeçerek mutlu ve huzurlu olmaya  çalışanlar&#8230;  </p>
<p>Psikiyatr  Dr. Mustafa Merter &#8220;900 Katlı İnsan&#8221; kitabında bu durumun sebebi hakkında ipuçları veriyor: &#8220;İnsanoğlunun giderek maddi dünyaya egemen olmasıyla tanrısız tanrılaşma dönemine girildi. Akıllarına güvenerek cesaretle bu okyanusa açılan Batı dünyası ilk bakışta şaşırtıcı biçimde olumlu gelişmelere sahne oldu. insan, tabiat güçlerini kontrol altına alıp aya ayak bastı, elektrik ve nükleer güçleri kullanarak coşkulu bir ilerleyiş kaydetti&#8221;. Merter&#8217;e göre insanın maddi dünya ve eşya ile ilişkisine baktığımızda dehşet verici tablolarla karşılaşıyoruz: Gezegenimiz göz göre göre yok edilmek isteniyor&#8230;</p>
<p><strong>Sade hayat</strong></p>
<p>Batı&#8217;daki kadar organize olmasa da bizde de bu gidişe demek için diye harekete geçenler var. Sade Yaşam Grubu, Sade Hayat Derneği, Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi bunlardan bazıları.</p>
<p>Alternatif hayat arayışlarının en orijinallerinden biri, ülkemizde giderek yükselişe geçen &#8220;Sade Hayat&#8221;. Sade Hayatçılar her açıdan yapay, zararlı ve insan yaratılışına aykırı unsurlarla dolan hayatın etkilerinden beden ve ruh sağlıklarını muhafaza edebilmek için ihtiyaç duydukları her şeyi mümkün olduğu kadar katışıksız ve doğal şekilde yapılmış olanlardan kullanmaya çalışıyorlar. Sade Hayat hareketi Özbek asıllı hekim Aidin Salih&#8217;in tamamen doğal, bitkisel ve geleneksel metotlardan yola çıkarak önerdiği Tıbb-ı Nebeviye dayanan, dini referanslı, ancak herkesin yararlanabileceği bir sağlıklı yaşam disiplinini öngörüyor.</p>
<p>Her ne kadar bu hayat tarzı ile birlikte Aidin Salih&#8217;in tamamen doğal tıptan beslenen yaklaşımlarını destekleyenleri bu dernek çatısı altında birleşseler de söz konusu olan bir topluluktan çok, aynı düsturlarla yaşamaya çalışan birbirinden farklı binlerce birey.</p>
<p>Sade Hayat&#8217;çılar kendilerini salt bir ekolojist, çevreci, doğal hayatçı ya da basitlik yanlısı olarak görmüyorlar. Yiyecek-içecekler kadar, giyeceklerini kullandıkları deterjan, sabun gibi her türlü maddeyi de tamamen doğal olanlardan seçmeye çalışıyorlar. Hayatlarına soktukları her şeyin mümkün mertebe en doğal şekilde üretilmiş, hiçbir endüstriyel işleme tabi tutulmamış, hiçbir kimyasalın karışmadığı, kendilerine ve tabiata zarar vermeyen, temiz ve helal şeyler olması şartını arıyorlar.</p>
<p>Yiyeceklerin genetiği değiştirilmemiş olması, tarım ilacıyla temasının olmaması ve organik olması da en başta gelen kurallarından. Ambalajlı ürünlerden de uzak duruluyor. Bu kriterlere uygun ürünleri bulmak günümüzde neredeyse imkânsıza yakın olduğundan, bazen bireysel bazen de organize biçimde, doğrudan bu şartlara uygun üretilmiş ürünleri bulmaya çalışıyorlar.</p>
<p>Bu amaçla onlara hizmet veren birkaç aktarın yanı sıra son dönemlerde Sade Hayat Derneği&#8217;nin ön ayak olmasıyla sadece doğal ve katışıksız malzeme ve yiyeceklerin satıldığı bir &#8220;<a href="http://www.sadepazar.com" target="_blank">Sade Pazar</a>&#8221; da açmışlar.</p>
<p><strong>İnternette bir araya geldiler</strong></p>
<p>Sade Yaşam Grubu ise Sade Hayat Derneği&#8217;nden biraz daha farklı. Onlar 2001&#8242;de internet ortamında Veli Sırım&#8217;m öncülüğünde biraraya gelmişler. Çoğu birbirinden farklı yaşam tarzlarından geliyor ama hepsinin ortak paydası, ihtiyaçları kadar tüketip, hayatı sadeleştirmek. Her ay bir kez buluşuyorlar, bazen bir seminerde bazen de</p>
<p>Darülaceze&#8217;ye yapılan bir ziyarette&#8230;</p>
<p>Veli Sırım süreci şöyle anlatıyor: &#8220;Sadelik arayışı geri dönüş demek. Bu tür hareketler, tüketim alışkanlıklarının zirve yaptığı ABD, Kanada gibi ülkelerde ortaya çıktı. Bir süredir bizde var ve sadeleşme hareketi gittikçe yaygınlaşıyor. Sade olmak zor bir şeyedir. Ama sadeliğin de sınırı yoktur, ben sade oldum yeter artık diyemezsiniz. Sadelik sadece alışveriş yapmakla ilgili bir kavram değil, çok yönlü.&#8221;</p>
<p>Grubun bir araya gelmesinde ve düzenli olarak görüşmesinde en büyük payı olan üye ise &#8220;komşuluk uzmanı diye tanımlayabileceğimiz Kadri Patı) Aslen Mardinli olan ve yöneticilik yapan Patır, yoksulluk içinde geçen çocukluğundan beri sade yaşayarak, israf etmeyerek bugün mutlu olduğu bir yaşama ulaştığını söylüyor. Oldukça pratik ve sevimli kuralları olan Patır felsefesini şöyle anlatıyor. Sade yaşam fazlalıklardan arınmak dernek benini için Beyinde ve düşüncede sadeleşmedikçe eşyadan arınmak çok bir şeyi çözmez. Ekonomik kriz var ama bu kriz birdenbire çıkmadı&#8230; Önce dostluk, güven, samimiyet krizleri yaşandı.&#8221; Kadri Patır&#8217;ın evde uyguladığı ekonomik sistem de oldukça ilginç: &#8220;28 yıldır evliyim ve 28 yıldır evde maaş sistemi uyguluyorum. Bütçe yapıyorum, aynı devlet bütçesi gibi. O bütçede ailece bir yıl içinde neler yapacaklarımız belli. Kaç kere sinemaya gidilecek, ne zaman ayakkabı alınacak. Yedi çocuğum var, hepsinin maaşı var. Oturup ay başında herkesin parasını dağıtırım.</p>
<p>Borçla, kredi kartıyla iş yapmam. Param neye yeterse o. İsraf hiçbir konuda olmamalı, konuşurken de televizyon seyrederken de. Sohbet ederiz, oyunlar oynarız, yarışmalar yaparız. Bütün bunları komşularıma da anlatıyorum. Şu anda oturduğumuz binada herkes biri birini tanır. Bütün koşularla bayramlaşmadan kimse binayı terk etmez. Güzel bir sofraya asla yalnız oturman, mutlaka misafir isterim. Misafirliğe gittiğimde de iki çeşitten fazla yemek istemem.</p>
<p><strong>Bisiklet pedalı çevirerek elektrik</strong></p>
<p>Grubun 18 yıllık bankacı üyesi Tiilay Ararat sadeleşmek konusunda daha iddialı. Ararat&#8217;ın sadelik arayışı sekiz yıl önce Sade Yaşam Grubu&#8217;yla birlikte değişmeye başlama, kısa bir süre sonra da 10 arkadaşıyla birlikte! bir eko-köy kurmuş. Bu küçük grup, salçasını, sabununu, zeytinyağını kendisi yapıyor. Ekim yapmıyorlar, doğa ne verirse onu tüketip, kalanını uygun biçimde saklıyorlar. &#8220;Doğaya hiç müdahale etmiyoruz, toprağı derin kazmıyoruz, işi doğaya bırakıyoruz. Ne verirse onunla besleniyoruz. Bir bisikletimiz var, dinamoya bağladık, biz pedal çevirdikçe elektrik üretiyor, o elektrikle bahçeyi aydınlatıyoruz. Tüm temizliği külle yapıyoruz.&#8221; Bu grup teknolojiden ve tüketimden kaçmıyor ama büyülü cümleyi Makine Mühendisi Yüksel Baydar söylüyor: &#8220;Mutluluğun yolu doğaya yakın olmaktan geçiyor. Elbette tüketeceğiz ama, gerektiği kadar.&#8221; Muhasebeci Olcay Aydın, grubun en çok tüketeniymiş anlattığı kadarıyla: &#8220;Sürekli tüketiyordum ama mutsuzdum. 13 tane kredi kartım vardı. Oğlum da öyleydi. &#8216;Lüks severim&#8217; diye çığlıklar atıyordu. Zamanla o da etkilendi; 11 zayıfı varken şimdi teşekkür getiriyor, mutlu bir çocuk oldu. Ailem de benim gibi; bir sofra kurulur 50 çeşit olur hâlâ ikna olmayız. Geçenlerde arkadaşım geldi üç çeşit yemek yaptım. Lezzetli yemekleri yedi; &#8216;doydum&#8217; dedi.&#8221;</p>
<p>Tüketime savaş açanlar, sadeleşmek için çaba harcayanlar böyle diyor. Elbette tüketmeden yaşamak mümkün değil ama belki durup bir düşünmek gerek ne dersiniz? Belki Sade Yaşam Grubu&#8217;nun tiyatrocu üyesi Ziya Oktay&#8221;ın dediğini demek gerekiyor. İzole olmayalım, sadece<br />
valınlaşalım.&#8221;</p>
<div id="attachment_335" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><a rel="attachment wp-att-335" href="http://www.sadehayat.org/2009/haberler/yeni-aktuelde-kapak-konusu-sade-hayat/attachment/aktuel_teyfur/"><img class="size-full wp-image-335 " title="aktüel_teyfur" src="http://www.sadehayat.org/wp-content/uploads/2009/08/aktüel_teyfur.jpg" alt="aktüel_teyfur" width="150" height="130" /></a><p class="wp-caption-text">YTÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Öğretim Üyesi Dr. A. Teyfur Erdoğdu</p></div>
<p><strong>YTÜ İnsan Ve Toplum Bilimleri Öğretim Üyesi Dr. A. Teyfur Erdoğdu: &#8220;İslam Tarihinde Sade Hayatçıların Piri: Ebu Zer&#8221;</strong></p>
<p>İslami gelenekte her mesleğin bir piri vardır. Ebu Zer de hiç şüphesiz mütevazı yaşamıyla sade yaşamayı seçenlerin piri olmaya layık belki de tek isimdir. Zira Hz. Muhammed, onun için &#8220;Ebu Zer yeryüzünde İsa b. Meryem&#8217;in zühdüyle (debdebeden uzak yaşama) yürür&#8221; demiş ve ona Mesihü&#8217;l-İslam lakabı takmıştır. Ebu Zer bazılarınca İslami sosyalizmin önderlerinden kabul edilir.</p>
<p>Onun sosyalist olduğunu söyleyenler, diğer sahabelerin aksine ihtiyaç fazlası malın Allah yolunda harcanması gerektiği şeklindeki sözlerine dayanıyorlar. Ne zaman ki halk büyük maddi sıkıntı içine düşer o da böyle bir içtihatta bulunmaya başlar. Kısaca bu görüşünden yola çıkarak onun sosyalist olduğunu ileri sürmek hadiseyi oldukça saptırmaktır.</p>
<p>Ebu Zer kendi sözleriyle hedefi şöyle tayin ediyor: &#8220;İnsanın helal rızk kazanmak ve ahireti elde etmek için yaşamasından başka üçüncü bir hedef zarardır.&#8221; Formül bu kadar basit: Sade ve mütevazı bir hayat sürmek. Yaptığı k</p>
<p>üçük bir kusurdan dolayı bağışlanma dileğiyle bir zencinin ayaklarına kapanacak kadar tevazu ve hizmetçisiyle aynı elbiseyi giyecek, aynı yemeği yiyecek kadar sade, evinde bir günlük nafakadan fazlasını fakirlere dağıtacak kadar da cömerttir.</p>
<p>Ebu Zer&#8217;in de sonu debdebeli hayatı kınayanların sonu gibi (Sokrates&#8217;in baldıran zehri içerek ölmek zorunda kalması gibi) yalnız ve biraz da acılı biter. Suriye valisi Muaviye ve emirlerin yeni fethedilen yerlerin âdetlerine uyarak fazla harcama yapmalarını ve çok sayıda fakir Müslüman olmasına rağmen zenginlerin mal istiflemelerini şiddetle eleştirdiği için Muaviye tarafından önce halktan uzak tutulmaya çalışılır daha sonra çöle çekilmek zorunda bırakılır. Orada da küçük bir kulübe içinde sade bir hayat sürdükten sonra cenazesi yakından geçmekte olan bir kafile tarafından kaldırılır ve evinde kefen için yetecek bez bulunmadığı için kafileden birine ait bezlerle kefenlenip defnedilir.<strong> </strong></p>
<dl id="attachment_337" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a rel="attachment wp-att-337" href="http://www.sadehayat.org/2009/haberler/yeni-aktuelde-kapak-konusu-sade-hayat/attachment/aktuel_viktor/"><strong><img class="size-full wp-image-337 " title="aktüel_viktor" src="http://www.sadehayat.org/wp-content/uploads/2009/08/aktüel_viktor.jpg" alt="aktüel_viktor" width="150" height="130" /></strong></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd">Buğday Derneği Başkanı Victor Ananias</dd>
</dl>
<p><strong>Ülkemizden Bir Ekolojik Hayat Hareketi: Buğday</strong></p>
<p><strong>Buğday Derneği Başkanı Victor Ananias: &#8220;Dengeyi Yeniden Kurmaya Çalışıyoruz&#8221;</strong></p>
<p>1990 yılından beri devam eden Buğday hareketi doğal ve ekolojik yaşamın öncülerinden. Ekolojik bütüne saygılı bir toplum hayali besleyen bu hareketin mensupları kişisel hayatlarını ekolojik kılmanın yanında &#8220;örnekler oluşturma&#8221;, &#8220;var olana destek olma&#8221; ve &#8220;bilginin dolaşımını sağlama&#8221; misyonunu da üstlenmiş. Niyetlerini &#8220;tek tek bireylerde ve bir bütün olarak toplumda ekolojik yaşam bilinci ve duyarlılığı oluşturmak; ekolojik dengelerin geri dönüşü olmayacak hız ve biçimde bozulması sonucunda ortaya çıkan sorunlara çözüm yolları sunmak ve doğa ile uyumlu yaşamı desteklemek&#8221; olarak özetleyen Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Viktor Ananias bu amaçla pek çok köyde projeler başlattıklarını anlatıyor.</p>
<p>Siz de zamanın getirdiklerini sorgulayıp çözüm arayanlardan ve bunu fiilen gerçekleştirenlerdensiniz.<br />
Nimetler zaten verilmiş; tabiatta her şey verildiği haliyle zaten birer nimet. Her yaşam aslında doğal olarak kendine yeterli olacak ve birbirini destekleyecek şekilde dünyaya geliyor. Bunun yanında insanlığın bilim ve teknolojiyle elde ettikleri bazı kolaylıklar bizim için her zaman nimet olamıyor. Biz tabii ki bilim ve teknolojiye karşı değiliz. Ancak bunlar doğada var olan yaşam döngülerini bozuyor ve gerçek nimetleri elimizden alıyorsa o zaman işin kıymeti kalmıyor.</p>
<p><strong>- &#8220;Gelişmelerle beraber bir şeyler de bozuluyor, tersine gidiyor o halde biz alternatif hayat sürmek istiyoruz&#8221; mu diyorsunuz?</strong></p>
<p>Bunu demekten çok, uygulamaya çalışanlardanız aslında. Hem bireysel hem de kurumsal olarak elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Buğday Deneği&#8217;nin çok çeşitli kurumları da destekleyen 1000 kadar resmi üyesi var. Bizim doğrudan iletişim içinde olduklarımızın sayısı 50 bine ulaştı. Bilgi iletişimi olarak da yaklaşık 1 milyon insana etki yaptığımızı düşünüyoruz. Buğday hareketi 19 yıl önce yaşamın içinden çıkarak başlayan bir harekettir. Doğaya, tarıma, üretime, tüketime ilişkin değerleri daha çok insanın yaşaması için uğraşıyoruz.</p>
<p><strong>- Somut olarak amaçlarınızı nasıl hayata geçiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Bizim 16 metrekarelik kendi yaptığımız küçük bir taş evimiz var. Bu evde konukları ağırlıyoruz. Evde elektrik tüketimi gerekmiyor, sepetlerde olan gıdalarımızın üzerini ıslak bezle örtüyoruz. Kullandığımız sebze ve meyveler doğal ve katkısız, doğru bir üretimden elde ediliyor. Sentetik kaplar yerine doğal kaplar ve bölgede üretilen sepetleri kullanıyoruz. Buzdolabı gibi şeyler kullanmayarak enerji de tüketmiyoruz. Bu ev, kullandığımız bu yöntemler zannedildiği gibi teknolojiyi reddetmek anlamına gelmiyor. Ama sepet benzeri daha doğal ve zararsız araçların da bir teknoloji olduğunun anlaşılmasını istiyoruz. Bugün dünyadaki bazı ziraat fakültelerinde karasaban ve yel değirmenine dönülmesi tartışılıyor. Herkesin iyilik ve sağlığı için hayattaki dengeyi yeniden tesis etmeyi arzuluyoruz. Bu sadece şehirden köye göçerek ya da belli bir teknolojiyi reddederek olmuyor.</p>
<p>Bizim, hastalandıktan sonra bizi iyileştirecek şeylerden önce vücudumuzu baştan hasta etmeyecek şeyleri üretmeye ve tüketmeye ihtiyacımız var. Amacımız toplumun sağlıklı kalmasını sağlamak için yapılması gerekenleri önceden yapmak.</p>
<div id="attachment_336" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><a rel="attachment wp-att-336" href="http://www.sadehayat.org/2009/haberler/yeni-aktuelde-kapak-konusu-sade-hayat/attachment/aktuel_faruk/"><img class="size-full wp-image-336 " title="aktüel_faruk" src="http://www.sadehayat.org/wp-content/uploads/2009/08/aktüel_faruk.jpg" alt="aktüel_faruk" width="150" height="130" /></a><p class="wp-caption-text">Sade Hayat Derneği Başkanı Faruk Günindi</p></div>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Sade Hayat Derneği Başkanı Faruk Günindi: &#8220;İşe İlk Önce Yemeğimizi Düzeltmekle Başladık&#8221;</strong></p>
<p><strong>- Çağdaş hayat ve gelişmenin getirdiklerine karşı yine bu hayatın içinde kalarak daha doğal, daha insani bir hayatı tercih ettiniz. Neydi sizi bu arayışa götüren?</strong></p>
<p>Modern hayatta yiyip içtiklerinize, giydiklerinize hep başkaları karar veriyor. Artık modern hayatın bizim önümüze koydukları karşısında tercih yapmaya başladık. İnsan daha en başta yediğini doğru seçince fikirleri de düzeliyor. Fikir düzelince fiiller de düzeliyor. Bu şekilde yediğimiz, içtiğimiz ve hayatımıza soktuğumuz her şeyi tabii ve sağlıklı, katışıksız olanlardan tercihe başladık. Bu şekilde yapay, hazır, kimyasal ve genetiği değiştirilmiş gıdaları, deterjanları, kimyasal sabunları, şampuanları terk ettik. Bakın mesela çamaşır makinesi ve deterjan kullanmayınca yumuşatıcı gibi şeyler kullanmıyorsunuz, onu da kullanmayınca böbrek hapı kullanmanız gerekmiyor.</p>
<p><strong>- Peki siz modern hayatın, teknolojinin getirdiği nelerden şikâyetçisiniz?</strong></p>
<p>Bu hayat tarzı yaratılışa, fıtrata hiç uygun değil. İnsanın biyolojisine uygun bir hayat değil. En başta bundan rahatsızız. Ne yiyip içtiklerimiz, ne kokladıklarımız, ne kıyafetlerimiz, ne de kullandığımız araçlar fıtratımıza uygun. Gördüğümüz renkler dahi fıtratımıza uygun olmayan, yapay renkler. Etrafımızı saran kokular da doğal kokular değil. Bu hayatın temposu da yaratılışımıza uygun bir tempo değil.</p>
<p><strong><em>-</em> Peki yeni hayatınızı yaşamak için nelerden vazgeçtiniz, neleri benimsediniz?</strong></p>
<p>Bütün paketli ürünlerden, endüstriyel gıdalardan, sentetik giyeceklerden ve sentetik olan her şeyden vazgeçtik. Bizi kendine bağlayan ya da hayatımıza suni etkiler getiren her şeyden vazgeçtik. Doğal, işlemden geçmemiş, katışıksız su ve yiyeceklerle vücudumuzun işleyişini de değiştirdik.</p>
<p><strong>- Kendinizi korurken toplumsal hayattan uzaklaşma tehlikesine girmiyor musunuz?</strong></p>
<p>&#8220;Herkes yanlış, biz doğru yapıyoruz&#8221; demiyoruz. Bizim işimiz o kadar da zor değil. Zira günlük öğünlerimiz bir ya da iki öğün. Çok fazla şey tüketmiyoruz, ancak yetecek kadar tüketiyoruz. Dolayısıyla hiçbir alanda hayatımızda çok fazla çeşit bulunmuyor.</p>
<p><strong>Sınıf Atlamış Tarzanlar</strong></p>
<p>Modernliğin zararlı etkilerinden kaçarak sade ve doğal bir hayat arayışları mimari ve yerleşimde de kendini gösteriyor. Ekoloji ve doğal hayatla iç içe mimari ve hayatın en çarpıcı örneklerinden birisi de Kosta Rika&#8217;da uçsuz bucaksız yağmur ormanlarının içinde ağaçlar üzerinde kurulu Finca Bellavista Ağaçevler Topluluğu. 300 dönüm alanda, dev ağaçlar arasına kurulu bu doğal yaşam ortamına ulaşmak haliyle müşkül bir iş. İşin en iyi tarafı da burada: Teknolojinin zararlı etkilerinin buraya gelmesi oldukça zor. Vahşi hayatın tam ortasında doğal kaynakları kullanarak dengeli bir yaşam tarzı oluşturmaya odaklı bir yer burası. Vahşi hayata etki etmeyecek şekilde teknolojik imkânlarla donatılmış. Enerji, güneş ve su gücüden sağlanıyor. Bol yağan yağmurları toplayan bir sistem de su ihtiyacını gideriyor. Ağaçevlerin sakinleri ortak kullanabilecekleri bir bahçe ile geri dönüşüm merkezini de ihmal etmemişler. Finca Bellavista, olağanüstü bir uygulama olarak adeta bir medeniyetten kaçış ütopyası. Ama sakinleri için doğalı korumakla gelişmeyi beraber götürme yolu. Sudan elde ettikleri temiz, sürdürülebilir ve fatura ödemeyi gerektirmeyen enerji gibi medeniyetin diğer nimetlerinden de mahrum kalmak zorunda hissetmiyorlar bu vahşi doğa içinde. Ağaçlar üzerinde kurulu nefis ahşap evleriyle ve ulaşımı sağlayan ağaçtan ağaca asma köprülerle adeta lüks hayat yaşayan Tarzanlar gibiler bu topluluğun sakinleri. Yağmur ormanının ortasında yaşayan bu sınıf atlamış Tarzanların, sahip oldukları yüksek hızlı kablosuz internet gibi nimetler sayesinde isterlerse dış dünyadan kopmama imkânları da var.</p>
<div id="attachment_334" class="wp-caption alignleft" style="width: 160px"><a rel="attachment wp-att-334" href="http://www.sadehayat.org/2009/haberler/yeni-aktuelde-kapak-konusu-sade-hayat/attachment/aktuel_erol/"><img class="size-full wp-image-334" title="aktüel_erol" src="http://www.sadehayat.org/wp-content/uploads/2009/08/aktüel_erol.jpg" alt="aktüel_erol" width="150" height="130" /></a><p class="wp-caption-text">Sürdürülebilir Yaşam Kollektifi Kurucusu Erol Benjamin Scott</p></div>
<p><strong>Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi Kurucusu Erol Benjamin Scott:</strong></p>
<p>&#8220;Tüm Canlıların Hayatı Cehenneme Dönüşmek Üzere&#8221;<br />
Patika Projesi&#8217;ni hayata geçiren Erol Benjamin Scott, eğitimini yurtdışında almış bir sistem analisti. Fakat bir süredir, Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi adlı bir grupla çalışıyor. Grupta mimarlar, tasarımcılar var. Grubun amacı çevreyle uyumlu sürdürülebilir bir yaşam oluşturmak.</p>
<p><strong>- Projenizin amacı ne, sizi harekete geçiren neydi?</strong></p>
<p>Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi biz de bir avuç insan biraraya geldik. Sosyal, ekolojik ve ekonomik açıdan nasıl sürdürülebilir yaşamlar oluşturulabilir bunlara kafa yoruyoruz, doğanın bilgeliğinden bir şeyler öğrenmeye çalışıyoruz. Şu anda insanoğlu bu gezegende yalnız kendi varmış gibi tüm kaynakları sömürmekle kalmayıp insan merkezli bir düşünce yapısıyla tüm dünyadaki canlıların yaşamını cehenneme dönüştürmek üzere. Üstelik bizden sonraki kuşakların gereksinme duyacağı her şeyi de tehlikeye atıyorBir şeyler yapmak için yalnız 20-30 yılımız olduğunu söylüyor bilim adamları. Bu bizim her sabah ne yapabiliriz sorusuyla kalkmamıza neden oluyor</p>
<p><strong>- Var olan durumu nasıl değerlendiriyorsunuz, önerileriniz neler?</strong></p>
<p>Şu anda dünyanın en önemli sorununun küresel ısınma olduğunda artık herkes hemfikir. Bence bu ciddi sorun kullanılarak insanlığın kendine çeki düzen vermesi gerekiyor. Bu sorunu insanlık olarak çözebilirsek zaten dünyamızla ve kendimizle daha barışık yaşamayı da öğrenmiş olacağız. Sanırım başlangıç noktamız, şehirlerdeki doğaya yabancılaşmayı kırıp, şehirde bile doğanın parçası olduğumuzu hatırlatan doğadaki döngüleri oluşumları taklit eden sistemler ve alanlar oluşturmak.</p>
<p><strong>- Bireysel ve toplumsal olarak daha iyi yaşamak için ne yapmamızı önerirsiniz?</strong></p>
<p>Daha yalın yaşamamız gerekiyor: Bugün var olan tüketim çılgınlığına hiçbir kaynak dayanamaz. Eğer reklamlarda / filmlerde gördüğümüz yaşantı tarzlarını devam ettirirsek beş-altı dünyaya daha gereksinmemiz var ve bu tüketim hızıyla küresel ısınmayı durdurmamız mümkün değil.</p>
<p>Kendi başımıza yapacaklarımız sınırlı olduğuna göre muhakkak örgütlenmeliyizAnadolu gibi yerel değerlerin bizlerin her zaman yanımızda olduğunu, bizden önceki kültürlerin bize enerjileriyle / bilgelikleriyle destek olduğunu hiç unutmamalıyız.</p>
<p><strong>- Sizler bu durumda neler yapıyorsunuz?</strong></p>
<p>Dünyada bazı insanlar var ki el kremlerini bile ellerine soğuk sürmemek için krem ısıtıcısı alıyorlar. Bazılarıysa ekolojik ayak izlerini arttırdığı için et yemek yerine yalnızca meyvelerle beslenme yolunu seçiyor. Bu farklı yaklaşımlarda bizler yalnızca yaşadıklarımızla örnek olmanın dışında Patika&#8217;yı tüm alternatif hareketler için deneyim/öğrenim merkezi haline dönüştürmek için çalışıyoruz.</p>
<p>Çocuk kamplarından dans kamplarına, yoga kamplarından Permakültür kamplarına kadar pek çok alanda tasarımlar yapıyoruz. Daha yolun başındayız. Projelerimizde daha çok çocuklara / gençlere yani gelecek kuşaklara yönelmeye çalışsak da yapmaya çalıştığımız her kesimden insanı harekete geçirebilmek.</p>
<p>(Necla Bayraktar-Birol Biçer, Yeni Aktüel 2009 Sayı 197)</p>
<p><a href="http://www.yeniaktuel.com.tr">www.yeniaktuel.com.tr</a></p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SadeHayat/~4/8JwCSuBjj0M" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/yeni-aktuelde-kapak-konusu-sade-hayat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sadehayat.org/2009/haberler/yeni-aktuelde-kapak-konusu-sade-hayat/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Sade Hayat Konferansı</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/SadeHayat/~3/smaqTF_bHIw/</link>
		<comments>http://www.sadehayat.org/2009/faaliyetler/sade-hayat-konferansi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2009 11:02:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Faaliyetler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sadehayat.org/?p=321</guid>
		<description><![CDATA[17 Temmuz 2009, Cuma günü Konya&#8217;da Alaeddin Keykubat Salonunda düzenlenen konferansa Gerçek Tıp kitabının yazarı Dr. Aidin Salih, Gerçek Tıp kitabının editörü Hatice Kot ve Sade Hayat Derneği başkanı Faruk Günindi katıldı.
&#8216;Sade ve Sağlıklı Hayat&#8217; konulu konferansta genel hastalık sebepleri, sağlığı koruma yolları, Tıbb-ı Nebevi ve doğal tedaviler konuşuldu.
Fatma Betül Alp hanımın organize ettiği konferansa 300&#8242;ün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>17 Temmuz 2009, Cuma günü Konya&#8217;da Alaeddin Keykubat Salonunda düzenlenen konferansa Gerçek Tıp kitabının yazarı Dr. Aidin Salih, Gerçek Tıp kitabının editörü Hatice Kot ve Sade Hayat Derneği başkanı Faruk Günindi katıldı.</p>
<p>&#8216;Sade ve Sağlıklı Hayat&#8217; konulu konferansta genel hastalık sebepleri, sağlığı koruma yolları, Tıbb-ı Nebevi ve doğal tedaviler konuşuldu.</p>
<p>Fatma Betül Alp hanımın organize ettiği konferansa 300&#8242;ün üzerinde dinleyici katıldı.</p>
<p>Ayrıca 20 Temmuz 2009&#8242;da Anadolu Aile Derneği (Konya) salonunda da &#8216;Sade Hayat ve Gerçek Tıp&#8217; konulu bir konferans düzenlendi.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SadeHayat/~4/smaqTF_bHIw" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sadehayat.org/2009/faaliyetler/sade-hayat-konferansi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sadehayat.org/2009/faaliyetler/sade-hayat-konferansi/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Eğitim Yazıları Dergisi Röportajı</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/SadeHayat/~3/mZvWem9KWLg/</link>
		<comments>http://www.sadehayat.org/2009/roportaj/egitim-yazilari-dergisi-roportaji/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Jul 2009 10:40:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sadehayat.org/?p=314</guid>
		<description><![CDATA[İnsan Vakfı&#8217;nın 4 ayda bir yayınladığı Eğitim Yazıları dergisin 16. sayısında &#8216;Sağlık ve Aile&#8217; konusunu ele alıyor. Konu hakkında derginin Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Mercan Sade Hayat Derneği Başkanı Faruk Günindi ile bir röportaj yaptı.
Sade hayat derneği nasıl kuruldu? Kurucu fikir nasıl ortaya çıktı ve yaşanan süreç nasıl gelişti?
Sade Hayat Derneği&#8217;nin kuruluşu uzun bir süreç oldu. Uzun zamandır [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsan Vakfı&#8217;nın 4 ayda bir yayınladığı Eğitim Yazıları dergisin 16. sayısında &#8216;Sağlık ve Aile&#8217; konusunu ele alıyor. Konu hakkında derginin Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Mercan Sade Hayat Derneği Başkanı Faruk Günindi ile bir röportaj yaptı.<span id="more-314"></span></p>
<p><strong>Sade hayat derneği nasıl kuruldu? Kurucu fikir nasıl ortaya çıktı ve yaşanan süreç nasıl gelişti?</strong></p>
<p>Sade Hayat Derneği&#8217;nin kuruluşu uzun bir süreç oldu. Uzun zamandır hayatlarında sade, sağlıklı, doğal ve temiz olan şeyleri tercih eden duyarlı kişiler bir araya geldi. Bu insanların ortak özellikleri Dr. Aidin Salih hanımın tedavisini uygulamış, Gerçek Tıp kitabını okumuş ve -Allah&#8217;ın izniyle- şifa bulmuş insanlar olmaları. Uzun süre sade hayat fikrinin temelleri hakkında çalıştık; bu konuda bilgi sahibi birçok insandan yardım aldık. 2007 yılında dernekleşme fikri ortaya çıktı ve çalışmalara başladık. Bu hayat tarzının felsefesi doğrultusunda araştırmalar yapmak, bilgi toplamak, daha fazla bir araya gelmek ve bir arada olmak, birbirimize her konuda destek olmak ve sürdürülebilir bir iyilik yürütmek istedik.</p>
<p><strong>Derneğin amacı ve esin kaynağı nereye dayanıyor?</strong><br />
Yaşadığımız zamanda gerçek bilgiye ulaşmak çok zor. Biz, ulaştığımız doğru bilgileri vakit kaybetmeden hayatlarımıza uygulamak istiyoruz. Kitaplarda kalan değerli bilgilerin günümüzde de yaşanabilir olduğuna inanıyoruz. Aslında savunmaya gayret ettiğimiz fikirler yeni şeyler değil.<br />
Sade bir hayat yaşamanın en doğrusu olduğuna inanıyoruz. Doğal, temiz ve helal olan ürünleri kullanmanın bir tercih değil, bir gereklilik olduğunu düşünüyoruz.<br />
Tüketici değil üretici olmayı destekliyoruz. İhtiyaçların yeniden tanımlanması ve ölçülü tüketim alışkanlıkları edinilmesi gerektiğini düşünüyoruz.<br />
İnsana, doğaya ve tüm sisteme zararı olan ürünleri, uygulamaları, hayat tarzlarını ve hatta fikirleri terk etmek gerektiğine inanıyoruz. Doğal üretim yöntemlerini desteliyoruz. Bu tür üretim yapan insanların tüketiciyle arasında bir iletişim sağlamaya çalışıyoruz. İnsanın kullandığı veya maruz kaldığı tüm ürünlerin, maddelerin ve teknolojilerin insan üzerindeki etkilerini araştırmanın, olumsuz etkilerine karşı farkındalık oluşturmanın ve bilgilendirmenin gerektiğini düşünüyoruz.<br />
Bu konuda arkadaşlarımızda bilgi toplarken eskiden yaşamış birçok değerli âlimin kitaplarında aydınlatıcı, önümüzü açıcı çok değerli kılavuz bilgilere rastladık. Bize bu yolda yürüme cesareti verdiler. Ayrıca Gerçek Tıp kitabının yazarı, değerli Doktor Aidin Salih hanıma da özellikle teşekkür etmeliyiz. Kitabı, tedavisi ve seminerleri günümüzdeki sağlıklı ve doğru yaşama meselelerine nasıl bakmamız gerektiği hakkında bize çok önemli bilgiler verdi. Bize, çağımızda karşılaştığımız sorunlara karşı bir bakış açısı kazandırdı.</p>
<p><strong>Sade hayatın tanımın yapar mısınız? Bu konuda insanlara neler tavsiye edersiniz?</strong></p>
<p>Aslında bu tanım için çevremizde gördüğümüz bu hızlı, ölçüsüz, dengesiz, nefsi besleyen, bir bilinmeze doğru doludizgin giden hayat tarzına bakmak yeterli. Hepimiz, tüm insanlık görüyor ki bu gidiş hiç normal değil. Teknolojik gelişmeler ve sosyal değişimler insanın ve doğanın fıtratına aykırı. En doğrusunun aslında bunlardan uzaklaşabilmek olduğunu biliyoruz. Ancak alışkanlıklarımız bu cesareti gösterebilmekten bizleri alı koyuyor. Ama biliyoruz ki sahabe efendilerimiz böyle baksalardı hicret edemezlerdi.<br />
Yaratılış kurallarına aykırı şekilde gelişen çağdaş hayat tarzının yanlışları uzun zaman önce her alanda ortaya çıkmaya, bir arıza vermeye başladı.<br />
Bizler yüksek değerlere inanmış kişileriz. Hayatın bu zamanla sınırlı olmadığına inandık. İnsana ve diğer tüm yaratılmışlara karşı yaptığımız şeylerden sorumluyuz. Bu sorumluluğun gereklerini yerine getirmede kılavuzumuz, hayatımızın her alanında olduğu gibi Hz. Muhammed (s.a.v.)&#8217;dır. O, sade yaşardı. Hadis-i Şerifte şöyle buyuruyor: &#8220;Duymuyor musunuz? Duymuyor musunuz? Sade hayat imandandır? Sade hayat imandandır.&#8221;<br />
Bizler maddi bağlarla dünyaya kayıtlıyız. Sahip olduklarımızla kendimizi bu âleme ait hissediyoruz. Fakat ne kadar sahip olduğumuzu hissedersek, aslında o kadar onun esiri oluyoruz. Sade yaşamak, bu maddi bağlarla aramıza mesafe koymakla başlıyor. İhtiyaçlarımızı yeniden gözden geçirerek sahip olmamız gerekenleri tekrar ele alıyoruz.<br />
Ayrıca sade yaşamak manevi ağırlıklardan da kurtulmakla oluyor. İnsanın temel gayesini unutmaması gerekiyor. Gerçek mutluluğa ulaşabilmesi için benliğinin gösterdiği yönde gitmek yerine onu ıslah edip bu manevi yüklerden kurtulması, azla yetinmeyi, elinde olana şükretmeyi hatta başına gelene razı olmayı ve sabretmeyi öğrenmesi gerekiyor. Bunlar her zaman ve yerdeki insanın kalbinin tatmin olması için gerekli şeylerdir.</p>
<p><strong>Türkiye’deki tıp’ın konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz. Sizce aşırı bir tutuculuk söz konusu mu?</strong></p>
<p>Yurtdışında yaşayan tanıdıklarımız, orada görev yapan doktor arkadaşlarımız var. Onlarla bu konuyu konuştuğumuzda durumumuzu biraz daha objektif olarak değerlendirebiliyoruz. Çoğu zaman Batıdan gelen gelişmelere fazlaca sıkı şekilde bağlanılıyor, bu yeniliklerin gerektiğinden fazla şekilde sorgusuz kabul ediliyor. Yani kraldan çok kralcı olabiliyoruz. Son yıllarda artık market zincirleri değil hastane zincirleri kurulduğuna tanık oluyoruz. Büyük şirketler sağlık hizmetlerine girmeye başlıyor. Önceki sağlık şirketleri büyüyor. Basit bir mantık yürüterek diyebiliriz ki bu işletmeler daha fazla müşteri/hasta buluyor, daha fazla insan hastalanıyor ya da Moynihan ve Cassels’in Satılık Hastalıklar kitabında ortaya çıkardığı gibi yeni hastalıklar icat ediliyor. Birçok özel hastane son teknoloji ile üretilen tetkik cihazlarıyla reklam yapıyorlar. Bu ileri teknoloji ürünü aletler henüz yeteri kadar test edilmediğinden muhtemel zararları hakkında kimse bir şey bilmiyor. Aynen yıllar önce onaylanan ve şiddetle tavsiye edilen ama artık kesin zararları ortaya çıkan ilaçlar, aşılar, cihazlar gibi bu cihazların zararlı etkileri hakkında kesin bir şey söylemek henüz mümkün değil.<br />
Türkiye’de tıbbi yaklaşımın bildiğim birçok batı ülkesinden daha tutucu olduğunu görüyorum. Hamilelik dönemindeki uygulamalar, ameliyatlar ve ilaç kullanımı birçok gelişmiş Avrupa ülkesinde hiç de bizdeki yöntemlere benzemiyor. Örnek olarak herkesin bildiği bir gerçeği ele alalım: Türkiye’deki ölçüsüz ağrı kesici ve antibiyotik kullanımı. Batıda, bu ilaçları ülkemizdeki sıklıkta ve kolaylıkta verilmesini onaylayacak bir doktorla henüz tanışmadım. Modern tıpta araştırma ve eğitim olarak ülkemizden ileride gözüken birçok Avrupa ülkesinde antibiyotik tedavisi en son başvurulması önerilen tedavilerdendir. Bunu bu şekilde ülkemizde görmemiz pek mümkün değil.<br />
Antibiyotiklerin ve diğer sentetik ilaçların, hem üretimi, hem insan üzerindeki etkisi, hem de sonrasında doğada olan etkisi üzerine birçok çekince sebebi olan araştırmalar herkes tarafından biliniyor. İnsanlar daha içinden çıkılmaz sorunlara doğru gidiyor. Kanalizasyon yoluyla insanların kullandığı antibiyotikler sulara karışıyor. Ekolojik sistem derinden ve sinsice büyük bir zarar görüyor. İnsanlar, kendileri bir yana hayatları boyunca görüp bilemeyecekleri canlıların nesillerinin tükenmesine, katledilmesine ya da bozulmasına sebep oluyor.<br />
Sentetik veya nano-teknolojik ilaçlar çok büyük bir sektör halini aldı. Bu endüstri de diğerleri gibi artık çevreyi ve insan sağlığını tehdit eder boyutlarda. Ancak bizler tarih boyunca yetişmiş büyük hekimlerin torunlarıyız. Bizler büyük bilgi birikimlerinin mirasçıları konumundayız. Ülkemizde yetişen birçok tıp doktoru eminim ki biraz da sahip olduğumuz değerli bilgilere yönelse bu ölçüsüz gidiş olumlu bir yöne doğru ilerleyecektir. Türk hekimlerinin sahip olduğumuz bilgi mirasına yönelmeleri, buradaki muazzam birikimi fark etmeleri bence an meselesidir. Eminim ki en azından meslek hayatlarına yeni başlayan birçok doktor kardeşimiz bu konularda yetişmiş hekim ihtiyacını görüp kayıtsız kalmayacaktır.<br />
Böylece iyileşmek için gerekenlerin endüstriyel, insanı bir makine gibi gören, fıtri olmayan, insana ve diğer tüm yaratılanlara zararı dokunan tedavi yöntemleri olmadığı anlaşılır. İhtiyacımız olan sadece yaratılışa uygun olanı keşfe çalışmak ve bu şekilde tedavi olmaktır. Kâinat kusursuz bir denge ve ölçü ile yaratılmıştır. Her âlemin bir numunesini barındıran insanın da en mükemmel biçimde yaratıldığı ayet-i kerimede bildirilmiştir. O halde bu müthiş sisteme böylesine bir müdahale gerçek bir bilgi ve sorumluluk gerektirir. Bunun farkında olan bilge zat Hipokrat belki de bu yüzden &#8220;Önce zarar verme&#8221; ilkesini listesinin en başına koymuştur.</p>
<p><strong>Tedavi denince sadece ilaç veya ameliyat mı akla gelmeli?</strong></p>
<p>Elbette hayır. Tedavi aslında ilk önce rahatsızlığın sebebi hakkında kesin bilgiye sahip olmakla başlar. Bildiğim kadarıyla çağdaş tıpta sebebi kesin olarak bilinen hastalık sayısı çok az. Beni hayretlere düşüren eski hekimlerimizin üstün teknolojik teşhis aletleri olmadan hastalıklar ve tedavileri hakkında geçerliliğini hâlâ koruyan ciltler dolusu kitap yazabiliyor olması. Benim bu durumdan çıkartabildiğim sonuç, tedavi için hekimin ilk önce insan denen varlığı her yönüyle tanıyor olması gerektiğidir.<br />
Hekim, hikmet gözüyle bakabilen bir kişi olmalıdır. Kendisine bir şikâyetiyle gelen kişiye hekim bir bütün olarak bakabilmelidir. Bence ancak böyle tam bir tedavi uygulanabilir. Hiçbir zaman gözü vücudun geri kalanından bağımsız bir organ gibi tanımlama fikrini anlayamadım. Dünyada her şeyin her şeyle ilgisi varken gözümdeki rahatsızlığın bedenimin başka bir yerindeki bir arızayla ilgisiz olamayacağı düşüncesi bana çok zayıf geliyor.<br />
İnsanın muazzam bir biçimde yaratılmış bağışıklık sistemi hakkında doyurucu bir bilgiye ulaşıldığını söylemek de pek mümkün değil. Bu kusursuz sistem belki de doğru müdahaleyle her türlü rahatsızlıkla baş edebilecek kabiliyete sahiptir. Belki de en iyisi sadece bu sistemin çalışmasını kolaylaştıracak müdahalelerde bulunmaktır. Yani en doğrusunu söyleyen Resulullah (s.a.v.)’ın buyurduğu gibi: “Gerçek şafi Allah’tır. Hekim ancak avutur.” Bu hadis-i şeriften hekimin, hastalık sürecini hasta için kolaylaştıran ve süreci kontrol eden kişi olduğu tanımı çıkarılabileceğine inanıyorum. Yaptığımız birçok araştırmada büyük âlimlerin tıp ilmine bu açıdan yaklaştığını görüyoruz. O halde burada dikkat edilmesi gereken gerçekten önemli bir nokta var.<br />
Günümüzdeki sentetik -yani doğal olmayan ilaçların hepsinde yan etkiler öngörülür. Demek ki bu ilaçlar tamamıyla zararsız değildir. O halde tam bir deva beklemek mümkün görünmüyor. Ortodoks tıbbında son 400 yıldır yapılan laboratuar deneyleriyle gelinen nokta ne yazık ki hâlâ insanın yaratılışına tam anlamıyla uyan, tamamıyla zararsız, bütünüyle hazmedilen ve vücuttan uzaklaştırılabilen bir sentetik ilaç üretememiştir. Bence bu bakış açısıyla böyle bir sentetik ilaç üretmek de mümkün değildir.<br />
Yakın bir geçmişte üretilmeye başlanan nano-teknolojik ilaçların ise henüz verebileceği zararlar kestirilebilmiş bile değildir. Bu teknoloji öyle küçük ölçekte çalışmaktadır ki ancak yine üreticilerin laboratuarında bu etkilerin test edilebilmesi mümkün olabilir. Bu, adaletsiz bir kontrol demektir.<br />
Yakın zamanda medya tarafından gündeme taşınan bitkisel ilaçlar da hazır paketlere girmiş ürünlerdir. Paketlendikleri malzemeler, paketleniş yöntemleri, kültür üretimi olmaları ve bolca vaatler vermeleri düşünülmesi gereken bazı noktalardır. Ancak bu ürünler yine de sentetik veya nano-teknolojik ürünler gibi de değildir. Kelime itibariyle de bir farklılık söz konusudur: bitkisel demek bitkilerden elde edilen demekse eğer hangi işlemlerden geçtiklerini de bilmemiz gerekmektedir. Tabi ki burada bitkileri bu ürünlerden ayrı olarak düşündüğümü belirtmek isterim. Her bir bitkinin ciddi maksatlarla ve faydalarla yaratıldığına inanıyorum. Bunları bilip öğrenmemiş olmak bizim eksikliğimizdir. Bitkilerin kendilerini, herhangi bir sanayi işlemden geçirmeden kullanmak insanlık tarihi boyunca kullanılmış güvenilir bir yöntem olarak görülmelidir.<br />
Yine modern tıbbın babası Hipokrat bu konuda önemli bir kaideyi ortaya koyuyor: “Gıdalarınız ilaçlarınız; ilaçlarınız gıdalarınız olsun.” Ben henüz bir avuç kalp hapıyla kahvaltı yapan bir bey amcaya rastlamadım.</p>
<p><strong>Modern hayatın insan beden ve ruh sağlığı üzerindeki etkisinden bahseder misiniz?</strong></p>
<p>Modern hayat nedense şehirlere hapsetme eğilimindeyiz. Ancak ziyaret ettiğimiz birçok köyde farklı yoğunluklarda modern hayat tarzının yer ettiğini görebiliyoruz. İnsanların beklentileri, sahip olmak istedikleri, uzun vadeli planları gibi yeni meseleleri var. Modern hayat bizi yanındakine hatta kendine bakmadan sürekli koşturmaya, acele etmeye, harcamaya, harcamak için daha çok kazanmaya ve uzun emeller sahibi olmaya zorluyor. Herhangi bir şey aldığımızda, o daha eskimeden yenisine bakar hale geliyoruz. Önceleri lüks olan her şey artık ihtiyaç listesine, hatta zorunlular sınıfına alınıyor. Mutluluk kavramı en önemli kavram halini alıyor. Mutlu olmak için daha çok kazanmak, daha çok kazanmak için daha çok çalışmak ve bunun için daha çok yükselmek zorunda hissediyoruz. Bütün bunları başardığınızda da ancak nefsanî bir mutluluğa ulaşmış oluyorsunuz.<br />
Birçoğumuzun elleriyle yapabildiği gerçek işleri bile kalmamış durumda. Yani örneğin yarın tüm bilişim sistemleri sadece bir saat çökse tüm dünya bir karmaşaya sürüklenebilir; belki yüz binlerce kişi yapacak gerçek bir iş bulamaz. Bu yüzden bence herkes bir peygamber mesleği edinmeye çalışmalıdır.<br />
Modern hayatın 2. Dünya savaşından sonra dünyaya verdiği yeni şekil gerçek mutluluğun yaşanabileceği sade, huzurlu, ölçülü, düzgün, uyumlu ve sakin yaşam tarzının üzerine bir örtü çekmiştir. Nasıl olursa olsun cepheye yetişmek insanın birçok değerli vasfını yitirmesine, kendine gerçekten değerli amaçlar bulamamasına sebep olmuş gözüküyor.<br />
Gerçek mutluluk ve başarı bu karmaşa içinde değil, ancak doğru fikir ve davranışlarla olur. Modern insan da ancak Allah’ı anmakla mutlu olur. Şimdi ve her çağda ruh sağlığının temel kaidesi bu olmuştur.<br />
Modern hayat ve getirdikleri bedenlerimize de elbette büyük zararlar vermektedir. Cepheye nasıl olursa olsun gitme anlayışı hastalık tedavisinde de kendini göstermiştir. Ağrının kesilmesini yeterli görmek elbette bir tedavi olamaz.<br />
Hızlı yaşam tarzı daha hızlı beslenmeyi, gıdalara daha hızlı ulaşmayı ve üretmeyi mümkün kılan; ürünlerin bozulmadan nakliye edilmesi, çokça üretilmesi ve raflarda uzun süre durabilmesini sağlayan katkıların ve koruyucuların üretilmesine sebep olmuştur. Birçok katkı maddesi ile hastalıklar arasındaki ilişki çok geniş bir araştırma konusudur. Bu alandan çıkan sonuçlar hiç de iç açıcı değildir.</p>
<p><strong>Dünyada Sade Hayat benzeri pek çok çıkış söz konusu, bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Dünyanın birçok yerinde karmaşık modern hayat anlamsız ve yorucu geldiği için basit ve sade hayatı seçen insanlar var. Bu sadeliği anlaşılması kolay, yaşanabilir, zararsız ve sağlıklı olduğu için tercih ediyorlar. Birçok batılı insan böylelikle kendilerine daha yaşanabilir alanlar, ortak eko-köyler, kendilerinin ekip biçtiği ufak tarlalar ediniyor. Tüm bunlar insan fıtratına aykırı ilerleyen bir sisteminden kaçış girişimleri. Yapılan birçok faaliyet toplumlar için gayet faydalı. Bu bakımdan önemli. Hatta bazı akımlar dini gelişim eğitimleri de içeriyor. Böylelikle toplumda ahlakî değerlerin korunması ve aktarılmasında da faydalı oluyorlar. Tüm toplumun huzuru için yeni girişimler ortaya çıkıyor.<br />
Yurtdışında bu çıkışlar temellerini yaklaşık 200 yıldır konuşulan meselelere dayandırıyorlar.Bu hareketlerin birçoğu özellikle bulundukları toplumlara farklı bakış açısı kazandırabiliyor. Bu açıdan dikkate değer hareketler.</p>
<p><strong>Sade Hayat projesi içinde yaşanmış tedavi öykülerinden örnekler verebilir misiniz?</strong></p>
<p>Bu şekilde tedavi olmuş ve –Allah’ın izniyle- şifa bulmuş insanlar o kadar çok ki bunun için başka bir yazı yazmak gerekir. Burada bildiğim her hikâyenin hakkını vererek yazacak yerimiz olmadığından bunları başka bir zamana almayı öneriyorum.</p>
<p><strong>Gen teknolojisinin bitkiler, hayvanlar ve şimdi de insanlar üzerindeki uygulamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>İnsan önce en küçük mikroorganizmanın yaratılışını değiştirme fikrini kabul etti. O küçük canlıya yaptığı zulme razı olunca bitkiye, sonra hayvana yapılanları hoş gördü. Sonunda da bütün bu yaptıkları kendi türünün başına geldi.<br />
Gen teknolojileri deneyleri eski sayılamayacak kadar yakın bir tarihe sahip. Ancak bu kadar kısa süre olmasına rağmen etkileri gerçekten çok derinde görülüyor. Gen teknolojilerinin uygulanma amaçları tutarlı değil. Örneğin tarımda Genetik Mühendisliğin (GM) kullanılmasına dayanak olarak gösterilen tezlerden biri dünya nüfusunun fazla olması; dünyanın ise bu nüfusa yetecek gıdayı üretemeyecek olması olarak gösteriliyor. Aklı başında herkes bilir ki dünyada eşit bir gelir ve kaynak dağılımı söz konusu değildir. Dolayısıyla dünya kaynaklarını tüketen gelişmiş ülkeler bu kaynakları ihtiyacı olan ülkelerle paylaşmaya hiç yanaşmamaktayken ve hatta daha fazlasını almak istemekteyken böyle bir yönteme başvurmak akıllıca gözükmüyor.<br />
Ayrıca bizler rızık endişesi hakkında çokça uyarılmaktayız. Ayet-i kerimede rızkın tayin edildiği, Allah’ın kulunun rızkına kefil olduğu bildirilir. Bu açıdan konuyu değerlendirince bizim için böyle bir sebep kalmamaktadır. Zira bizler dünya nüfusunun rakamı ne olursa olsun kendi rızıklarıyla yaratıldıklarına ve buna ulaşmak için gayret etmelerinin yeterli olduğuna inanıyoruz.<br />
Nisa suresi 118-119. ayetlerde açıkça işaret edilen bu müdahaleler kesinlikle kabul edilemez.<br />
Teknik olarak genetik müdahalelerin organizmaya verdiği derin zarar bazen uzun zaman sonra, bazen de başka maddelerin sinerjik etkileriyle ortaya çıktıkları kaydediliyor. Günümüzde mutasyona bağlı, sebebi bilinmeyen hastalıkların kökeninde bu ürünleri aramaya başlamak akıllıca olacaktır. Çünkü son yıllarda artış gösteren bu hastalıklar ve üretilen Genetik Mühendislik (GM) ürünleri benzer yükselişe sahiptir.<br />
Genetik mühendislikle üretilen tarım ürünleri, aşılar ve aromalar gibi ürünlerin etkileri elbette yine ileri teknoloji gerektiren laboratuarlarda gözlemlenebilecektir. İnsanoğlunun elindeki görüntüleme ve teşhis imkânlarının hâlâ yetersiz olduğu düşünülürse ve bu laboratuarlardan en büyüklerinin üretici şirketlere ait olduğu göz önünde bulundurulursa önümüzdeki dönemde insanlığın başını en çok ağrıtacak gelişmelerin bir çoğunun bu alanlardan ortaya çıkacağı söylenebilir.<br />
Tüm bu teknolojiler olup biterken doğal, fıtrî ve temiz olanı korumak ve desteklemek insanoğlunun geleceği için daha önemli hale gelmektedir. Temiz ve yaratılışa uygun olanı korumak önümüzdeki zamanlarda artık bir tercih olmaktan çıkacaktır.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SadeHayat/~4/mZvWem9KWLg" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sadehayat.org/2009/roportaj/egitim-yazilari-dergisi-roportaji/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sadehayat.org/2009/roportaj/egitim-yazilari-dergisi-roportaji/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Hacamat Semineri Sunumu</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/SadeHayat/~3/1CTRyrzQ1zQ/</link>
		<comments>http://www.sadehayat.org/2009/indir/hacamat-semineri-sunumu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2009 11:15:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hacamat]]></category>
		<category><![CDATA[İndir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sadehayat.org/?p=309</guid>
		<description><![CDATA[
  
    
      
    
    
      Indir: BCS -Sade Hayat Presentation June 2009 (7.44MB)
      Bu dosya 28/10/2009 tarihinde eklendi ve 314 defa indirildi. 
	  BCS (British Cupping Society) &#038; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><table style="border: 1px solid #CCC;" cellpadding="3" width="75%">
  <tr>
    <td width="35">
      <img src="http://www.sadehayat.org/wp-content/plugins/downloads-manager/img/icons/default.gif" alt="http://www.sadehayat.org/wp-content/plugins/downloads-manager/img/icons/default.gif">
    </td>
    <td>
      <b>Indir: </b><a href="http://www.sadehayat.org/?file_id=8">BCS -Sade Hayat Presentation June 2009</a> <small>(7.44MB)</small><br />
      <i>Bu dosya <b>28/10/2009</b> tarihinde eklendi ve <b>314</b> defa indirildi. </i><br />
	  BCS (British Cupping Society) & Sade Hayat Dernegi Hacamat  Konferans Sunumu (Ingilizce) <br />
	  
      
    </td>
  </tr>
</table></p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SadeHayat/~4/1CTRyrzQ1zQ" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sadehayat.org/2009/indir/hacamat-semineri-sunumu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sadehayat.org/2009/indir/hacamat-semineri-sunumu/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Kupa Terapisi (Hacamat) Semineri</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/SadeHayat/~3/-PTVJAqk2DE/</link>
		<comments>http://www.sadehayat.org/2009/faaliyetler/kupa-terapisi-hacamat-semineri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Jun 2009 14:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Faaliyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Hacamat]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sadehayat.org/?p=298</guid>
		<description><![CDATA[10. Merkezefendi Geleneksel Tıp Festivali&#8217;ne Sade Hayat Derneği Kupa Terapisi Semineri ile katılıyor. İslam dininde büyük önemi olan bir tedavi yöntemi olan kupa terapisi hacamat terapisi ismiyle de anılıyor. Hz. Muhammed (s.a.v.) bizzat kendisi hacamat olmuş ve tavsiye etmiştir.Tüm dünyada Hacamat Terapisine son zamanlarda gitgide artan bir ilgi var. Bu terapi tüm dünyada tamamen doğal, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>10. Merkezefendi Geleneksel Tıp Festivali&#8217;ne Sade Hayat Derneği Kupa Terapisi Semineri ile katılıyor. İslam dininde büyük önemi olan bir tedavi yöntemi olan kupa terapisi hacamat terapisi ismiyle de anılıyor. Hz. Muhammed (s.a.v.) bizzat kendisi hacamat olmuş ve tavsiye etmiştir.Tüm dünyada Hacamat Terapisine son zamanlarda gitgide artan bir ilgi var. Bu terapi tüm dünyada tamamen doğal, güvenli, ucuz, etkili, kısa sürede sonuç veren ve yan tesirsiz olmasından dolayı tercih edilmektedir.</p>
<p>12 Haziran 2009, Cuma günü saat 15:30&#8242;da Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi&#8217;nde gerçekleştirilecek olan seminerde Sade Hayat Derneği Başkanı, Sertifikalı Kupa Terapisti Faruk Günindi konu hakkında bir sunum gerçekleştirecek.</p>
<p>Seminer programının yurtdışında da konukları olacak. İngiltere&#8217;de kupa terapisi hakkında çalışmalar yapan British Cupping Society İngiltere Kupa Terapisi Derneği)&#8217;den iki doktor konuk olacak. St. George&#8217;s Üniversitesi&#8217;nden Doç. Dr. Ahmed Younis ve East Anglia Üniversitesinden Fizyoterapist Dr. Kaleem Ullah.</p>
<p><span id="more-298"></span></p>
<p>Dr. Ahmed Younis seminerde bir sunum gerçekleştirecek.</p>
<p>Seminerde Türkiye&#8217;de ve dünyada Hacamat Terapisinin durumu da ele alınacak. Hacamat Terapisi&#8217;nin tanımı, faydaları ve yapılan yeni klinik deneylerin şaşırtıcı sonuçlarının da konuşulacağı seminere giriş ücretsizdir.</p>
<p>Bilgi için: <a href="http://www.britishcuppingsociety.org">British Cupping Society</a> - <a href="http://www.sadehayat.org">Sade Hayat Derneği</a></p>
<p><table style="border: 1px solid #CCC;" cellpadding="3" width="75%">
  <tr>
    <td width="35">
      <img src="http://www.sadehayat.org/wp-content/plugins/downloads-manager/img/icons/default.gif" alt="http://www.sadehayat.org/wp-content/plugins/downloads-manager/img/icons/default.gif">
    </td>
    <td>
      <b>Indir: </b><a href="http://www.sadehayat.org/?file_id=8">BCS -Sade Hayat Presentation June 2009</a> <small>(7.44MB)</small><br />
      <i>Bu dosya <b>28/10/2009</b> tarihinde eklendi ve <b>314</b> defa indirildi. </i><br />
	  BCS (British Cupping Society) & Sade Hayat Dernegi Hacamat  Konferans Sunumu (Ingilizce) <br />
	  
      
    </td>
  </tr>
</table></p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SadeHayat/~4/-PTVJAqk2DE" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sadehayat.org/2009/faaliyetler/kupa-terapisi-hacamat-semineri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sadehayat.org/2009/faaliyetler/kupa-terapisi-hacamat-semineri/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Çarşamba Seminerleri Yeniden Başladı</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/SadeHayat/~3/mixje2B2H_M/</link>
		<comments>http://www.sadehayat.org/2009/faaliyetler/carsamba-seminerleri-yeniden-basladi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 May 2009 20:46:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Faaliyetler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sadehayat.org/?p=293</guid>
		<description><![CDATA[Uzun süre ara verilen Çarşamba seminerleri yeniden başlıyor.
Sade Hayat Derneği merkezinde beylere yapılacak seminerde sade, sağlıklı, doğal ve temiz bir hayat sürmenin gerekleri anlatılmaktadır. Hayatın sadeleştirilmesi, temizlenmesi ve sağlıklı hale getirilmesi için günümüz insanının bilmesi gereken birçok konu ele alınmaktadır.
Her Çarşamba saat 18:00-19:00 arası yapılacak seminer ücretsizdir.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun süre ara verilen Çarşamba seminerleri yeniden başlıyor.</p>
<p>Sade Hayat Derneği merkezinde beylere yapılacak seminerde sade, sağlıklı, doğal ve temiz bir hayat sürmenin gerekleri anlatılmaktadır. Hayatın sadeleştirilmesi, temizlenmesi ve sağlıklı hale getirilmesi için günümüz insanının bilmesi gereken birçok konu ele alınmaktadır.</p>
<p>Her Çarşamba saat 18:00-19:00 arası yapılacak seminer ücretsizdir.</p>
<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/SadeHayat/~4/mixje2B2H_M" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sadehayat.org/2009/faaliyetler/carsamba-seminerleri-yeniden-basladi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://www.sadehayat.org/2009/faaliyetler/carsamba-seminerleri-yeniden-basladi/</feedburner:origLink></item>
	</channel>
</rss>
