<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/" xmlns:blogger="http://schemas.google.com/blogger/2008" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" version="2.0"><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978</atom:id><lastBuildDate>Mon, 07 Mar 2022 15:49:54 +0000</lastBuildDate><category>1 mayıs</category><category>2011</category><category>Antonio Negri</category><category>Bigness</category><category>Generic City</category><category>Junkspace</category><category>Rem Koolhaas</category><category>adorno</category><category>baba</category><category>babalar</category><category>boykot</category><category>delusion</category><category>direniş</category><category>father</category><category>insanlığın adı</category><category>izka</category><category>kadıköy</category><category>kant</category><category>kaspar hauser</category><category>kaufmann</category><category>kürt</category><category>ledoux</category><category>maçka</category><category>medusa</category><category>metrobüs</category><category>metropol</category><category>mimarlık</category><category>post-doc</category><category>prekarya</category><category>rasimpaşa</category><category>rousseau</category><category>sedlmayr</category><category>spinoza</category><category>taksim</category><category>tragedya</category><category>troya</category><category>ulus baker</category><category>vidler</category><category>yeldeğirmeni</category><category>zizek</category><category>özgür ilişki</category><title>SAKİN OL DOSTUM</title><description>ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (olric)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>501</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-1553986339660865775</guid><pubDate>Mon, 07 Mar 2022 15:49:00 +0000</pubDate><atom:updated>2022-03-07T18:49:54.505+03:00</atom:updated><title>Kaos</title><description>&lt;p&gt;Sosyal medya hesaplarımı kapayınca mecbur çöplüğümüze geri döndük.. Bir hafta detoks yapmaya çalışacağım. Byung Chul Han&#39;ın Müdigkeit Gesellschaft filminden gaza gelip deaktive ettim hepsini. Instagram&#39;ı da sildim telefondan. Hesapta böylece gerçek dünyada gerçek ilişkiler kurmaya başlayacağım... Sanırım Lustral uyku düzenimi bozdu. Düşük hemoglobin ve üç saat uykuyla okula gittim. Laptopu açtım bir baktım bütün haftasonu hazırladığım sunum evde kalmış.. Abuk sabuk bir sunum yaptım ve aynı ilgiyle dinlediler. YL öğrencisiyle konuşurken apar topar masalarımızı alıp 18.kata taşıdılar. Artık odamız da yok. 25 kişi iki bölüm aynı mekanda... Bürolandschaft....&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün okuldan bir kez daha nefret ettim ve fazlasıyla tiksindim. Gerçekten iğrenç bir yer. Ders biter bitmez kaçtım. Metrobüste biraz uyudum.. Temel hedefim bu dönemi istifa etmeden ya da atılmadan tamamlamak. Düzgün bir kurumda olsam acaba uyum sağlayabilir miydim diye düşündüm yine. Aynı zamanda hem narsist hem özgüvensiz nasıl olunabilir ki diye de düşündüm. Düşünmek abartılı bir tabir oldu. Aklımdan hızlıca geçti ve diğer herşey gibi üzerinde durmadım.&lt;/p&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2022/03/kaos.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-7830888191018803890</guid><pubDate>Fri, 04 Jun 2021 06:54:00 +0000</pubDate><atom:updated>2021-06-04T09:54:31.166+03:00</atom:updated><title></title><description>&lt;p&gt;10 aydır Türkiye&#39;deyim. Prozac falan filan bir şekilde idare ettik ama artık kendi evime çıkmam lazım. Neredeyse bir sene olacak acıklı bir durum. Yani öncelikli derdimin düzgün bir iş bulmak olması gerekiyor aslında ama yeniden yeni bir başlangıç için de habitus lazım. Önümüzdeki üç ay bu habitusu oluşturmak için girişimleri yoğunlaştırmam lazım. Bu yaşta biriyle eve çıkılır mı? Çıkılırsa kiminle çıkılır? Kovulmazsak Avcılar&#39;a nasıl gideceğiz? Avcılar için bir yere taşınıp sonra da kovulursak saçma olmaz mı? Daha ne kadar yaşamayı planlıyorum?&lt;/p&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2021/06/10-aydr-turkiyedeyim.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>8</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-4942046092575681267</guid><pubDate>Thu, 04 Mar 2021 12:39:00 +0000</pubDate><atom:updated>2021-03-04T15:39:33.025+03:00</atom:updated><title></title><description>&lt;p&gt;It&#39;s a perfect day&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1500mg exjade&lt;/p&gt;&lt;p&gt;20mg prozac&lt;/p&gt;&lt;p&gt;100ml aclabon&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1500ml bira&lt;/p&gt;&lt;p&gt;30ml tekila&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ve eski dostlar&lt;/p&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2021/03/blog-post.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-3378086696746620447</guid><pubDate>Wed, 03 Mar 2021 20:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2021-03-03T23:22:53.040+03:00</atom:updated><title></title><description>&lt;p&gt;Bir gelecek yok. Fakat ne şekilde delireceğimizi ve nasıl öleceğimizi belirlemek için yeterli vakit var.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;Moskova&#39;dan dostum gelmiş. Sabah endokrine gidip sonrasında karısını ve çocuğunu göreceğim. Konuşmak istediğimden bile emin değilim. Ne konuşacağımızı bilmiyorum. Dert yanmak istemiyorum. Lanet kemiklerim kırılmasın diye lanet osteoporoz ilacını almaya çalışıyorum. Çocukluk&amp;nbsp;yatağımda mal gibi yatarken bunları düşünüyorum. Sanki otuzyedi yıldır burada yatmak dışında birşey yapmamışım. Ders vermeyi beceremiyorum. Öğrencileri de aslında sevmiyorum. Verebileceğim birşey yok. Birbirimizin vaktini çalıyoruz. Youtube daha faydalı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aklım, bütün bunları sil, format at ve yeniden başlat.&lt;/p&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2021/03/bir-gelecek-yok.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-2062724897091642427</guid><pubDate>Sat, 02 Jan 2021 12:50:00 +0000</pubDate><atom:updated>2021-01-02T15:50:30.742+03:00</atom:updated><title></title><description>bir haftadır eklemlerim ağrıyor ve halsizim. lakin covid değilim (sanıyorum). hemoglobinim düşük diye zannettim fakat kan aldıktan sonra da devam ediyor. sonra dedim ya lodos esiyor kaç gündür hava basınçlı vs. ondandır. ondan olabilir hakikaten. lakin sonra düşündüm antidepresanla alkol almamak lazımdı gittim bir şişe şarap içtim. acaba ondan mı oldu. o da olabilir. konsantre olamıyorum. çeviriye destek sözü verdim (başka işim yokmuş gibi (var mı sahiden)) ama bir paragraf zar zor çeviriyorum. aklımda bir bira içme fikri var ama kemiklerim sızlıyor. gece terledim. evde bunaldım. hava çok güzel. sokağa çıkma yasağı var. boğaziçine tekrar kayyum atandı bu sefer daha fena kaymış. aşı işleri kontrolden çıktı, ne olduğu konusunda en ufak bir fikrim yok. imzacı bir hocamız ve eski bir öğrencimiz hapiste. sanayi-yök-tarikat meyvesi iğrenç vakıf üniversitesinde çalışmaya başlama ihtimalim var ve çok korkuyorum. korkma ya, bir dönem gidersin aldığın parayla kötü bir daire tutarsın, sonra da istifa edersin. bir dönem sonra da baktın işler düzelmiyor intihar edersin bu kadar basit. ya da paran olursa terapiye başlarsın duruma göre tekrar bakarsın. şunu bilmelisin ki bu olanların hiçbiri yapısal/belirleyici değil. ya da şöyle söyleyeyim: bu baktığın resim hızla dönüşebilir. evet, işte böyle. ha, bir de... insanların olaylardan bihaber olup içe kapanmasını gayet iyi anlıyorum şu anda. ancak bu içe kapanış sıkıntılı bir süreç. hayırlısı.</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2021/01/bir-haftadr-eklemlerim-agryor-ve.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-3857330639566601479</guid><pubDate>Mon, 26 Oct 2020 07:25:00 +0000</pubDate><atom:updated>2020-10-26T10:25:40.254+03:00</atom:updated><title></title><description>&lt;p&gt;sabah üçe doğru niyet ettim. ayık kafayla bir çözüm bulamıyorum bari rüyamda bir yön çizilsin deyü. rüyamda bir eve gidiyorum bir sürü ayakkabı çıkarılmış dışarıda ben de çıkarıp giriyorum. sonradan anlıyorum ki evdekiler beni fuhuşa mı zorlayacak ne öyle pis bir durum. hemen kaçayım diyorum çaktırmadan girişe dönüyorum ama ayakkabılarımı bulamıyorum. bir yandan panik yaptığım anlaşılmasın diye konuşmaya devam ediyorum sonra başkasının ayakkabısını giyerim ya nolcak diyip gözüme bir çift parlak spor ayakkabı kestiriyorum. konuşmaya devam ediyorum ama durumun aciliyetinin de arttığını hissediyorum hemen çıkmam lazım ordan. sonra bir bakıyorum o parlak ayakkabılar yok... en sonunda ayağıma hiç olmayan, teki yürüdükçe ayağımdan fırlayan bir çift yapıyorum kendime farklı ayakkabılardan. ya da ayakkabılardan biri diğerine göre çok büyük bilmiyorum. onlarla dışarı çıkmaya çalışıyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bu kaçmaya çalıştığım yer belli ki üniversite. başkasının parlak ayakkabıları da başka bir kimlik/meslek (çevirmen/araştırmacı/ilüstratör vb.) olsa gerek. karar verip zamanında kaçamadığım için de bana uymayan bir kimliğe girmek zorunda kalıyorum (kitapevinde düşük maaşlı bir iş var başvurmayı düşündüğüm). ya da uymayan kötü ayakkabılar üniversite ve fazla uzağa gidemeyeceğim için geri dönüp fuhuş yapmak zorunda kalıyorum. seks işçiliğini kabullenmem mi lazım artık hayaller aleminden sıyrılıp?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;peki kendi ayakkabılarıma ne oldu?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;bir rüya daha görsem belki olaylar netleşir bundan birşey anlamadım.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;oturup bir keyif çayı içerim en fazla...&lt;/p&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2020/10/sabah-uce-dogru-niyet-ettim.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-2137211837000960328</guid><pubDate>Fri, 09 Oct 2020 20:50:00 +0000</pubDate><atom:updated>2020-10-09T23:50:56.463+03:00</atom:updated><title>Back to the primitive fuck all your politics</title><description>&lt;p&gt;Yanlış kodlanmış hata veren bir oyunda bölüm tamamlamaya çalışıyor gibiyim ama aslında tamamlanacak bir bölüm yok, kim dost kim düşman belli değil, komutlar doğru çalışmıyor. Sadece oyunda kalmaya çalışıyoruz sanki.. Bazıları oyunun hala çalışan kısımlarında takılıp sorun yokmuş gibi yapıyor, bazılarını oyun zaten dışarı atmış, büyük bir bölüm de kapana kısılmış vaziyette ne dışarı çıkabiliyor ne sorunsuz bölgelere girebiliyor. Bilmiyorum bu metaforu düzgün kullanabildim mi... Pandemi+faşizm+ekonomik kriz = hayatta kaldığına şükretmek vs intihar vs kaçış. Durum buyken hala sosyal medyada kişisel gelişim saçmalıkları, yalan dolan başarı hikayeleri, abuk sabuk tartışmalar... Bana mantıklı gelen, iyi insanlardan bir küme oluşturup bunun kendisine ve çevresine fayda sağlamasına çalışmak. Bu türden otonom kümeler belki zamanla birleşerek büyüyebilirler.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Postdoc çalışmalarımı kenara koydum. İki yıllık emeğim bazı drive dosyalarında bölük pörçük duruyor. En nefret ettiğim iş olan &#39;yalandan tasarım stüdyosu&#39;na girmek zorunda kaldım. Henüz hayatım rayına oturmadı ama bu zamanda sağlam durup insanı bir yere götürecek bir ray beklentisi de pek gerçekçi değil. Belki ileride kpss&#39;ye girip daha da nefret edeceğim bir işe girerim, belki de emekli olurum. Peşinden gidilecek bir projem yok henüz. Her kafadan bir ses çıkıyor. Çoğu kişi saçmalıyor. Çoğu kişi delirmiş. Zaten bu iş böyle gitmez. Kısmet.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Karıncaların Günbatımı&#39;na başladım. Karakterle özdeşleşmem benim için tabi ki sorun olmadı. Çalışma kampından dönmedim ama döndüğünde aradığını bulamamak; yüzlerin, eşyaların değiştini görmek ve yine ait olamamak, yine yabancı kalmak artık bu durumun bir istisna değil kural olduğunu gösteriyor. Hangi ülkeye gidersen git, hangi işi yaparsan yap kendini hayata ve dünyaya ait hissettiğin sayılı anlar olacak. Bu nadir ve mucizevi anlar dışında sürekli bir arayışta olacaksın ama ne aradığını da tam olarak asla bilemeyeceksin. Kırık dökük birkaç doğrunun peşinde asla bitmeyen bir hamuru yoğurup duracaksın. Sana &quot;bu yaptığın birşeye benzemiyor&quot; diyecekler ya da yaptığın şeye bile bakmayacaklar. Belki de yıllar önce birşey yapmaktan vazgeçtiğin için. Gerçeklik sarsılıyor, tanrıdan sonra insanın da sonu geliyor. Belki de bu panik insan sonrasının paniği...&lt;/p&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2020/10/back-to-primitive-fuck-all-your-politics.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-2786307972876452033</guid><pubDate>Thu, 17 Sep 2020 08:03:00 +0000</pubDate><atom:updated>2020-09-17T11:03:04.011+03:00</atom:updated><title>17092020</title><description>&lt;p&gt;İstanbul&#39;a döneli beş gün oldu. Artık gönüllü karantinadan çıkacağım. Akademik bir kariyer mümkün mü emin değilim. Işığa hassas bir pelikül ya da cyanotype gibi yakınımda ne varsa ondan etkileniyorum, imgesini içselleştirip yeniden üretmeye çalışıyorum. Bu süreci kontrol eden herhangi bir özne, kişilik, ego mevcut değil. Demek ki ben zaten yokmuşum. Televizyonda piyano tamircisi görüyorum ve hemen ardından piyano akordörü olmak için yapılması gerekenleri araştırmaya başlıyorum. Piyano çalmayı bilmediğim halde... Balıkçı teknelerini görüyorum, hımm aslında çırak olarak başlayıp balıkçı olabilirim diyorum. Üniversiteden şutlanmama ramak kala da ismek fırıncılık kurslarına kayıt olmak için mülakat tarihi almıştım. Dövmeli insanlar görüyorum, gidip dövme aleti alıp kendimi delmeye başlıyorum. Beş gün oldu geleli, internetten kürtçe öğrenmeye çalışıyorum. Niye? Hiçbir mantıklı geçerli sebebi yok. Öğrenmeye çalışıyorum dediğim de, bir hedef koyup, tam motive olup, kursa kayıt olup disiplinli bir şekilde çalışmak değil. Yarım saat şahıs zamirlerine bakıyorum, on dakika sözde çin demokrasisi hakkındaki kitaba bakıyorum, on dakika romanyadaki hafıza mekanlarına bakıyorum, yarım saat gitarda abuk sabuk akorlar basıyorum, on dakika duduk üflüyorum, sonra araba sürmem gerekebilir diye ehliyeti yenilemeyi kafaya koyuyorum. Ertesi gün fransızca kursuna kayıt olmak için mülakat yapıyorum, kabataş projesi katılımcı sürecine balıklama dalıp üç saat toplantı yapıyorum. Okuduğum kitaptaki bir kelimenin kökenini bulmak için saatlerce internette dolanıp aklıma gelen başka birşeyle onu da yarıda bırakıyorum. Sabah uyanır uyanmaz telefonu aldım elime, baktım insanhaklarıvakfı iletişim sorumlusu arıyormuş. Dedim neden olmasın.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugün hava biraz kapalı. Lakin evde bu delice döngüye girmekten korkuyorum. Anadolu Kavağı&#39;na gidip gelsem diye bir fikir ürettim. Acaba akbilimde para var mı? İki yıl boyunca Brüksel&#39;de aldığım notlara baktım. Bir sürü anlaşılmaz not. Bir kısmı üzerinde çalışıp internete koysam mı diye düşündüm. İnternete koyduğum hiçbir şeyden geri bildirim alamıyorum. Yani sürekli bir panik halinde birşeyler yapma çabası içerisindeyim. Er ya da geç taşınmam lazım. Yarı yerleşik yarı göçebe bir durumda, kimseye karşı sorumluluğum olmadan boşlukta yüzüyorum hala. Yeniden fişlenmemiz gündemde olabilirmiş. Hastane işlerini halletmem lazım. Bütün bu sonsuzca değişen ve birbirine karışan gelecekteki olası yaşam anları silsilesinin hiçbir yerinde mimari tasarım stüdyosu yok. Hatta olur da üniversitede yarı zamanlı bir proje yürütücülüğü bulursam diye korkuyorum. Yalandan işlerden, yalandan insanlardan bıktım ama yoğun beden emeğine ve tekrara dayalı işlerin de altından kalkamayacağımın farkındayım. Bünyem zayıf. Zorlukla hayatta kalıyorum. İşin doğrusu sıfırdan başlamak için desteğe ihtiyacım var. Çünkü ben bir pelikülüm, bukalemunum. Ortam ve insanlar olmadan fazla birşey yapamıyorum. O yüzden Brüksel&#39;de bir odada tıkılı kaldım. Bir yandan da bir adalet mücadelesi devam ediyor arka planda, ne zaman öleceğimiz belli değil, geç olmadan anlamlı birşeyler yapmak istiyorum ama tek başıma zor. Tek başıma kalmamın sebebi muhtemelen utanmaz bir şekilde bilinçsizce davet beklemem. Doğruya doğru. Yıllarca avantajlarımın farkında olmadan yaşadığım için. Ama son dört yıldır o kadar savaştım ve o kadar yıprandım ki... Neyse tekrar başlayacağız.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Geleceğin belirsiz olması etkili tabi ama geceleri zor geçiyor. Ayık geçmiyor. Sosyal medyada sanki başı kopmuş tavuk gibi geziyorum (hiçbir zaman başı kopmuş gezen bir tavuk görmedim). Yoğun duygulanımlar yaşıyorum ve bunların üretildiğinin farkındayım. Paylaştığım şeylerle insanları akil ve insan olmaya davet ettiğimi, bir kişinin bile fikrinde %1 bir sapma olsa kazanım olacağını düşünüyorum ama aslında birbirimizi gazlayıp alternatif bir gerçeklik üretiyoruz. Social dilemma boktan bir belgesel ama bu duruma dikkat çektiği için önemli. I&#39;m thinking of ending things hakkında da düşüncelerim var ama niye yazayım? Büyük olasılık hiç geri bildirim almayacağım. Küçük olasılık kendimi iğrenç ve anlamsız bir polemik içinde bulacağım... Öte yandan, eskiden bu blogda yazarken böyle beklentilerim yoktu. Yazmanın kendisi amaçtı ve yazarken düşünüyordum. Aylar sonra bir yorum gelirse arkadaşlardan ne ala... Şimdiki amaç ise yazılan şey değil gelecek olan tepki. Sanırım yeni nesil tamamen bu güdülenmeyle başladı hayata.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Neyse, bak güneş açtı çocuk.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2020/09/17092020.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-1044472471806451488</guid><pubDate>Sat, 06 Jun 2020 14:49:00 +0000</pubDate><atom:updated>2020-06-06T17:49:09.073+03:00</atom:updated><title>06062020</title><description>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;sanal ve gerçek hayatta o kadar az geri bildirim almaya başladım ki artık gerçekten var mıyım yoksa bunlar bir rüya mı diye endişelenmeye başladım. belki de otuzaltı yaşında olmak böyle birşeydir, belki de insan birden işinden atılıp, başka ülkede yaşamaya zorlanınca böyle oluyordur emin değilim. belki de sosyal medyada yazdıklarım tamamen boktan şeylerdir. belki de alıcısı olmayan şeyler yazıyorumdur ya da bir algoritma beni engelliyordur. neyse. her zamankinden farklı olarak bugün öğlen değil sabah yedide uyandım. her zamanki gibi kahvaltımı yapıp çevirinin başına oturdum. birkaç paragraf sonra beynim çalışmamaya başladı. dışarı çıkıp mille plateaux&#39;yu gezdirdim biraz. aşırı uykum geldi yolda gözüm kapanmaya başlayınca aceleyle eve dönüp yatağa attım kendimi. şimdi saat beşe çeyrek var. zar zor uyandım. sabahki rüyalarımın nasıl da katman katman olup, iç içe geçerek karmaşıklaştığını, olay örgüsünü karakterleri vs. seçemez algılayamaz hale gelince baş ağrısıyla uyandığımı hatırladım. on saatte bir sayfa bile çevirmemişim. dışarıda deli bir rüzgar var. ağaçlar büyüklüklerine ve yaprak sayılarına göre farklı farklı uğulduyorlar, hışırdıyorlar, tıslıyorlar bütün gün süren dev bir konser gibi. belki de rüzgardan başım ağrıyor. oniki metrekarede uyuyup uyanıp yemek yapıp yiyip bulaşık yıkayıp sıçıp çalışıp duş alıp film izleyip bunları tekrar etmekten gına gelmeye başladı. bugün dışarı da çıktım sözde ama. neyse.&lt;/div&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2020/06/06062020.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-1128166791526456511</guid><pubDate>Fri, 22 May 2020 21:45:00 +0000</pubDate><atom:updated>2020-05-23T02:14:42.730+03:00</atom:updated><title>22052020: İdare ediyoruz</title><description>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;Etrafımdaki eşyalara bakıyorum. Geçen sene mağazadan aldığım tava, sokaktan aldığım ikinci el tencere, bardan aşırdığım bardak, türkiyeden taşıdığım kitaplar, burada alıp okuyamadığım fransızca kitaplar, yığınla pdf çıktısı, ölmüş çiçekler, pahalı bir cruiser, dandik bir yoga matı, bir ağaç kabuğu, pil, lastik, ataç, dandik çizimlerim, ilaç kutuları, ermeni düdükleri, sahte bir aikido ödülü, pazar çantası, ucuz kıyafetler. dört ay sonra henüz bilmediğim başka bir yerde olacağım. bir kısmını yanıma alıp diğerlerini bırakacağım muhtemelen. bavulumda bu kadar eşyaya yer yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeniden işsizlik ve yeniden ev bulma telaşı. Hangi ülkede? Hangi şehirde? Kan bulabilecek miyim? Bilincin altıyla üstü arasında birikip sızan sorular. Aslında her insan görüşümde silinen sorular. İnsanla karşılaştığında sonsuz olasılıklar açılır karşında, o zaman sadece o an önemli olur. Ve diğer sorular kaybolur. Bazen. Bazen de önyargılar girer devreye, geçmiş girer, karşılaştırmalar girer, Girse de girmese de an geçip gider. İnsanlar yoluna gider. Günün sonunda bir yığın hatırayla, odanın duvarlarıyla hesaplaşmaya başlarsın. tırnaklarını, yoksa kenardaki derileri kemirirsin. Aklına annenin ablana söylediği &quot;kızım yeme tırnaklarını&quot; lafı gelir. Ablanın o zaman nelerle boğuştuğunu bilmemekten utanırsın. Hala soramamaktan tekrar utanırsın. Konuşarak, yazarak anlaşmak mümkün olsa, şimdiye kadar çoktan anlaşmış olmaz mıydık dünya olarak? Belki de yanlış şeyleri okuyoruz, yanlış cümleleri kuruyoruz. O yüzden telefonun her çalışında telaşa kapılırım: kendimi, ne olduğundan habersiz olduğum bir şeyi, soran ya da umurunda bile olmayan birine açıklama telaşı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşımın sevgilisi kanser, yoğun bakıma alınıyor, açık beyin ameliyatı oluyor, vücudunun yarısı felçli olarak çıkıyor. Uluslararası uçuşlar sınırlı, vakit geçiyor, ülke değiştirince iki haftalık karantina var. Evet karantina var. Virüsten, toplumdaki eşitsizliğin daha belirgin hale geldiğinden, Türkiye&#39;nin iki islami hareketin çarpışması sonucu çöküşe geçişinden, ekonomik krizden, mültecilerin ve savaşın unutulduğundan, faşizmden, bütün bunlar yokmuş gibi yaşamaktan, bütün bunlar yokmuş gibi yaşayabilmenin bir fazilet gibi sunulmasından, bütün bunlar yokmuş gibi yaşama zorunluluğundan bahsedecektim aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok fazla adaletsizlik, çok fazla eşitsizlik, çok fazla yalan ve çok fazla düşmanlık olan bir dünyada onurlu ve sevgi dolu bir şekilde yaşamaya devam etmek için çırpınıyoruz. Önümüzdeki aylar daha iyi olmayacak. Önümüzdeki yıllar da. Herkes hem bunun farkında olarak, hem de bu şerden bir hayır çıkmasını bekleyerek idare ediyor. İdare ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan çok az şeyin farkında olarak yaşıyor. İletişimdeki artış aksi şekilde kapalı alanların artışına sebep oluyor ancak uzun vadede bunun aşılma olasılığı var. Hatta faşizmin yükselişini bunun önüne geçmek için alınan acil bir önlem olarak görebiliriz. Mevcut kapalı kümeleri birbirinden olabildiğince yalıtmak ve sahte sınırları kuvvetlendirmek. Bunun için modası geçmiş, antik düşmanlık öğeleri piyasaya sürülüyor. Fiziksel karşılaşmaların engellenmesi de bu sanal ayrıştırma düzenini besliyor. Hayali düşmanlar.&lt;/div&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2020/05/22052020-idare-ediyoruz.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-5061453238265734063</guid><pubDate>Tue, 14 Apr 2020 22:04:00 +0000</pubDate><atom:updated>2020-04-15T01:04:04.986+03:00</atom:updated><title>covid üzerine</title><description>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;şizofrenik bir bölünmeye doğru gidiyorum. buradaki gündemi biraz ingilizce biraz fransızca takip etmeye çalışıyorum araya flamanca ve almanca giriyor. geçen gece 19 yaşında Adil adında bir çocuk polisin işgüzarlığı yüzünden scooterla kaçarken polis arabasına çarpıp öldü. mahalle ayrımcılığa ve polis şiddetine karşı ayaklandı, polis arabasını yamulttular, polisin birinin silahını almışlar, ortalık gaz duman oldu 53 kişi göz altına alındı. belçika medyasında ise paskalya kutlamalarını veriyorlar. buradakilere haber veriyorum kimseden ses yok. danışmanım krizden bir ay sonra napıyon yaşıyo musun diye mail attı. türkiye gündemi tam bir kaos, yönetim krizi, fırsatçılık ve politik kapışma. herkes dağılmış durumda. evde kalanlar kendini şanslı sayıp delirmemeye çalışıyor, çalışmak zorunda olanlar bize küfrederek zorla işe gidiyor. gelecek küresel olarak belirsiz. kimi bunu fırsata çevirmeye çalışıyor, kimi aklını korumaya çalışıyor. çok fazla insan ölüyor. sürekli. duygusal travmalar yaşıyoruz ard arda. enformasyon kirliliği had safhada. en aklı başında olanlar bile saçma sapan işler yapıyor. bu ortamda kriz öncesi yaşamına devam etmeye çalışmak, devam etmekten vazgeçip başka birşey yapamamak ve benzeri ikilemlerle hayatı sürdürmeye çalışıyoruz. lakin bazen pencereden dışarı bakıyorum, bazı insanlar çok mutlu köpeklerini gezdiriyorlar. türkiye diye bir ülkeden haberleri bile yok. spor yapıyorlar, kendilerine iyi bakıyorlar, eve yiyecek depoluyorlar. bazıları parti bile verip polis baskınına uğruyor. garip bir normal düzeni devam ettirmeye çalışmakla, gelecek olanı tahmin etmeye çalışmak ve gelecek olanı kurmak arasındaki gerilimde yiyip içip sıçıyoruz. çünkü yiyip içip sıçmazsak ölürüz. bazıları zaten covid öncesinde de ölmek üzereydi. bazıları hala hapiste... daha düzgün bir özet olacaktı ama şarap fazla kaçtı.&lt;/div&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2020/04/covid-uzerine.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-1669006538938559884</guid><pubDate>Sat, 18 Jan 2020 02:06:00 +0000</pubDate><atom:updated>2020-01-18T05:06:15.408+03:00</atom:updated><title></title><description>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;Gece 2. Otobüsü iri yarı kontrolcüler basıp bileti olmayan garibanları nazikçe dışarı atıyorlar. Kontrol yapanlar genelde kaslı faslılar oluyorlar. Ben öyle zannediyorum. Lisans alışkanlıklarım geri geldi. Ortamlardan kaçıp bok varmış gibi eve dönmek ve sokakta deva aramak. Çok fazla şeyi bir arada yapmaya çalıştığımı söylüyorlar. Kötü alışkanlıkları bırakmak için yöntemler öneriyorlar. Hepsine hak veriyorum. Aynı zamanda da uğraşıyorum. Ordan çıkmaya ve oraya girmemeye ve başka bir yerde kalmaya. İnsanlarla nasıl başa çıkacağımı bilmiyorum. Bana beni hatırlatıyorlar. Kendi çözemediğim problemler misliyle üzerime geliyor gibi. Ich bin fertig mit den Menschen. Aslında hala ve sadece sevememe ve sevilmeme korkusuyla uğraşıyorum.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2020/01/gece-2.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-2526754017689106385</guid><pubDate>Tue, 07 Jan 2020 22:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2020-01-08T01:01:52.369+03:00</atom:updated><title></title><description>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;rüyamda eski kız arkadaşım, babası ve ben bir helikopterde gidiyoruz. sanki maçka&#39;nın üzerinden geçiyoruz. babası babasına benzemiyor. aslında rüyayı görürken ve uyandıktan sonra babasının yüzünü hatırlamıyordum ama benzemiyordu işte. saati soruyordum. on diyorlardı, on bir diyorlardı, hayır diyordum gerçek saati söyleyin niye söylemiyorsunuz. saati öğrenmek için aşağıya baktım ağaçların arasında dijital bir saat on yediyi gösteriyordu. kızdım ama anlam da veremedim niye gerçek saati söylemediklerini. bilinçdışının aslında çözemediğim, içinde bocaladığım bir sorunun cevabını simgelerle gösteriyor olması lazım. olay helikopter mi, saati sormam mı yoksa saatin söylenmemesi mi yoksa saatin söylenmiyor olduğunu düşünmem mi yoksa maçka mı? başka sefere...&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;yeni yılın ilk haftasında almış olduğum küçük kararları uygulamış olmanın verdiği haklı mutluluğu yaşıyordum. bir ara hastanede işler ters gidince ağlayacak gibi oldum: derdimi anlatamıyordum, tanıdığım kimse yoktu çevremde. ama genele bakarsak oldukça iyiydim. bugün eski bir öğrencimin türkiyeden kaçmak için yardım istemesiyle moralim bozuldu. elimden gelen birşey yoktu ama umut vermeye çalıştım. sanki kendi umudumu paylaşmışım gibi umudum birden azalmaya başladı. eş zamanlı olarak soruşturmayla atılan başka bir arkadaştan haber aldım. bütün keyfim kaçtı. üstüne khklı arkadaşların imza çeken-çekmeyen tartışması geldi. ha bir de şili&#39;den gelen arkadaş sağcılarla solcuların çatışmaya başladığını söyledi. ırak, libya, avustralya zaten malum: paramparça olup yıkılan bir dünya imajıyla belirsiz geleceğimiz birleşti. halbuki daha dün istanbul üniversitesi kazanımı umutlarımı çoğaltmıştı. bu umut nasıl bir duygusal yapı ki böyle çabuk azalıp artabiliyor? ha bir de bugün yine oturum kartımın çıkmadığını öğrendim. yabancılar ofisi, belediye, hastane arasında gidip gelirken ne işe yarayacağı muamma bir makaleyi kendi kendime tamamlamaya çalışıyor, bu sırada gündelik belçika hayatlarını yaşayan insanların fransızca konuşmalarına he he diye kafa sallıyordum. what the fuck is going on? o sırada telefonuma hindistan&#39;daki bir hristiyan okulunda diplomasını alan talasemili zenci bir veledin fotoğrafları düştü. babası ne kadar zor koşullarda oğlunun bu başarıya imza attığını bir aplikasyon aracılığıyla dünyanın dört bir köşesindeki (aux quatre coins du monde) tamamen alakasız koşullarda fakat ortak bir paydayı paylaşan insanlarla paylaşıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;sabah beşte uyandım. şimdi uyumam gerekirken bira içmeye çalışıyorum çünkü uyuyamamaktan korkuyorum. burda bile, bu iyi koşullarda, bu haldeyken türkiyeye dönünce ne bok yiyeceğimi düşünmeye başladım yeniden. şimdi insanlar yarın gelip tatilde nereye gittiğimi soracaklar. bir yere gitmedim mna koyim, çıkamıyorum lanet ülkenin dışına. böyle dedim şilili arkadaşa. lanet? belçika? dedi haklı olarak. utandım şımarıklığımdan. sans papier olarak parkta mı yatayım? yatayım ama hastane nolacak? bilmiyorum. kimse bilmiyor. bilmeyenler sonunda vazgeçiyor. cazip bir seçenek benim için sorun değil. bu tür durumlarda ailemi öne sürüyorum. kendime yalan mı söylüyorum? zannetmiyorum. öte yandan sürünürsem ailem yine üzülecek. mutlu olmak zorundayım. neoliberal mutluluk ekonomisinin dayatması olarak değil, mutlu olmadığı için başkalarının mutluluğundan medet umanların son çarelerini ellerinden almak adil gözükmüyor. nasıl bir ego değil mi herkesin mutluluğunu üstüne almak. nedir yani, ne yapıyorsak onu yapmaya devam edeceğiz. sapıtmayacağız. kendi yağımızda kavrulmaya devam edeceğiz. üstüne bir de başkalarına yağ aktarmaya devam edeceğiz. yağımız bitene kadar. bittiği zaman, zaten, o zaman yapacak birşey kalmayacak. o yüzden korkmaya gerek yok. korku hayali bir gelecek projeksiyonundan ibaret. bu da anlaşılır, beden kendini korumaya çalışıyor. seni sıkarak, suyunu çıkararak alternatifler üretmeye zorluyor. sakin ol dostum.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2020/01/ruyamda-eski-kz-arkadasm-babas-ve-ben.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-773214969856151397</guid><pubDate>Sat, 28 Dec 2019 11:13:00 +0000</pubDate><atom:updated>2019-12-28T14:13:34.407+03:00</atom:updated><title></title><description>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;Saçlarına ak düşmüş kıvırcık saçlı amca göz teması kurmaya çalıştı kahve sırasında ama Fransızcam yeterli olmadığından yanındaki diğer adama döndü, bir çeşit small talk ve gündelik nezaket ile kendi sırasını verdi ya da onunkini aldı, bilmiyorum zaten mekan boştu, adam yalnız olduğu için herhangi bir etkileşime girmek istiyordu sadece. Etkileşime girdiği adamın sürekli ağlayan iki çocuğu ve karısı croissantlarını alıp yan masasına oturduklarında, adam bir süre daha ufak ve çekingen espriler yapıp çocuklara gülümsemeye devam etti. Bir süre sonra çocuklarla uğraşmaktan bitap düşmüş adamdan ve karısından geri dönüş alamayınca vazgeçti ve cep telefonuna yoğunlaştı. Bu jestin anlamı, burada tek başına oturan, işsiz güçsüz ve kayıp bir ruh gibi gözükebilirim ama aslında benim de bir hayatım var, ben de toplumun bir parçasıyım iddiasıdır: saçlarına ak düşmüş kıvırcık saçlı siyah amca da sorumluluklarına şöyle bir ara verip kendisiyle baş başa kalmak için can atıyordur ama malesef ki işte yapılması gereken onlarca iş vardır: cep telefonundan onları halletmesi gereklidir, ya da birden çok önemli bir mesaj almıştır. Derken çocuklu aile yan masadan kalkmaya başlar ve adam yeniden aktif hale gelir. Gülüşü hiç de yapmacık değildir, yaşını da göz önüne alırsak kendi torunlarını ya da çocuklarını düşünüyor olabilir, gerçek anılarla gerçek bir duygusal etkileşime girme çabasındadır. Velhasıl çocukların gürültü yapmasından endişelenen anneyle baba, her zaman olduğu gibi, nazikçe gülümseyerek karşılık verirler ve kalkıp giderler. İçeri yine yaşlıca bir teyze gelip oturur. Birşey söylediğini zannedip kulaklıklarımı çıkardım ve baktım. Hakikaten birşeyler diyordu ama hangi dilde konuştuğu bile anlaşılamayacak şekilde ağzında geveliyordu. Benimle konuşmadığını anlayıp kulaklıklarımı geri taktım ancak kadın kendi kendine konuşmaya devam ediyordu. Bir çeşit sürekli söylenme haline takılıp kalmış gibiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürekli olarak kendinden 10-20 yaş küçüklerin ya da 20-40 yaş büyüklerin arasında buluyordu kendini odasından çıktığı zamanlarda. Halk kütüphaneleri, ucuz kahveciler, parklar... Yaşıtları büyük kurumların küçün odalarında çalışarak, çalışmayacakları günlerin planlarını yapıyorlardı. İşte noel gelmişti ve herkes çok önceden yapmış oldukları planlara göre dünyanın farklı köşelerine dağılmışlardı. Kalanlar ise hasta, deli, mülteci, işsiz, kaçak, bağımlı, müslüman ve deli ve sınava girmesi gereken öğrenciler ve tatilde çalışmak zorunda kalan kongolular ve toplumun diğer bütün artıkları idi. Abartmayalım, hali vakti yerinde olup başka sebeplerden gidemeyenler ya da gidip dönenler de mevcuttu tabi. Gençlerin arasında yaşlanmış olduğunu farkediyordu, kendinden korkulduğunu hissediyordu bazen. Yaşlıların arasındaysa, mutlak bir reddiyet içerisine giriyordu: henüz değil. Açıkçası, seçim şansı olmadığından, herhangi biriyle arkadaş olmaya o kadar aç ve açıktı ki... Seçim şansının kalmaması dünyaya açılması için bir şanstı aslında. Ancak insan espri yapamadığı, yapılan espriyi anlamadığı bir dilde nasıl arkadaş bulabilirdi ki? Yorucu. Çok çalışmaya çalışıp, bu kadar az üretmek; çoğalmaya, paylaşmaya,üremeye ve üretmeye çalışıp bu kadar çok tozlanmak, paslanmak, çürümek ve kokuşmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan karşıdaki teyzenin şizofrenik halüsinasyonlarını bu kadar iyi denetleyebiliyor olması takdire şayandı. Sürekli olmayan biriyle sesli konuşuyor olsa da gayet düzgün ve sakin yapıyordu bunu. Kafanın içinden (ne demekse bu) sessizce bilinmeyen biriyle konuşmaktan daha iyi olabilir. Kendi kendine konuşan birisi sorduğu soruların cevabını biliyor olsa çok sıkıcı olurdu. Demek ki bilmiyor. Demek ki konuştuğu kişi &#39;kendisi&#39; değil aslında. Demek ki &#39;kendisi&#39; dediği kişinin kendisinden haberi yok aslında.&lt;/div&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2019/12/saclarna-ak-dusmus-kvrck-sacl-amca-goz.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-3997818992301566816</guid><pubDate>Sat, 30 Nov 2019 12:10:00 +0000</pubDate><atom:updated>2019-11-30T15:10:52.768+03:00</atom:updated><title></title><description>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;Yabancılar ofisinde sınırdışı edilmemek için sıra beklemek ve tekrardan kırkbeş günlük geçici belge almak anlamsız şekilde bünyeyi yordu. Sekiz yıldır belçika&#39;da yaşayan ama oturma izni olmayan biri &quot;kan emici pislikler bana insan gibi davranmıyorsunuz&quot; diyerek isyan etti. İnsan bir yandan acaba benim hatam mı yeni oturum kartına daha önce mi başvurmalıydım diyor (son gün başvurabildim), öte yandan bir yıllık kontratı olan postdoc araştırmacısına kart çıkarmak niye bu kadar uzun sürüyor diye düşünüyor. Beraat ettiğim halde davayla ilgili olabilir mi diye işkilleniyor yine anlamsızca.. &quot;Peki lanet olsun geri döneceğim&quot; demişti adam. Ben de öyle dedim içimden: &quot;lanet olsun tamam geri döneceğim zaten merak etmeyin&quot;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;İtalyan arkadaş Tanzanya&#39;ya gidiyormuş 10 günlüğüne, Noel&#39;de de İtalya&#39;ya.. Sakın burda kalma çok fena oluyor bomboş dedi. Biliyorum, yiyecek alacak market bile bulamıyor insan. Şehir daha soğuk, daha kasvetli, daha boş oluyor. Ben de babam kanser tedavisi görüyor ama ziyaret etmeye gidemiyorum sik gibi kaldım burda dedim başka kelimeler ve duygularla. Sonra kendimi acındırdığım için kızdım kendime...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style=&quot;font-size: xx-small;&quot;&gt;Geçen gün rüyamda babamı öldürüyordum. Gözüne makas mı ne sokuyordum, vahşice. Dün rüyanın devamını gördüm, meğerse ölmemiş. Şaşırıyorum, bir yandan oh be deyip rahatlıyorum, öte yandan onu öldürmeye çalıştığımın farkında mı diye işkilleniyorum. Kanserle ya da küçükken onu neredeyse yanlışlıkla öldürecek olmamla ilişkili olabilir diye düşünüyorum (öte yandan bir kere de o beni yanlışlıkla öldürmek üzereydi). Ya da anneme iyi davranmadığını düşündüğüm için olabilir. Belki de bunların hepsi dolaylı ve şartlandırılmış duygudüşünce kompleksleridir. Pek tabi ki öyleler. Peki bu durumda gerçeklikten söz edilebilir mi? N. bunu okuduğunda (şayet yıllar sonra okursa) deleuze üzerinden bakış açısı problemiyle yorumlarsa sevinirim. Gerçi ulus bakerden elli kere dinledim ama kafama girmemiş anlaşılan.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2019/11/yabanclar-ofisinde-snrds-edilmemek-icin.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-4093888117709475057</guid><pubDate>Tue, 19 Nov 2019 23:08:00 +0000</pubDate><atom:updated>2019-11-20T02:08:56.926+03:00</atom:updated><title></title><description>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;İnsan evinde olmayınca ve yalnız olunca en basit şeyler nasıl da zorlaşıyor. Barmene bira sipariş etmek, otobüste şoföre bilet sormak, birine filtre vermek hatta evde bulaşıkları yıkamak. Niye böyle sersem ve salak olduğunu anlatmak ise daha zor. Nereden başlayıp nerede bitirebilir ki insan bu hikayeyi. Aslında basit zannettiğimiz bu karmaşık sosyal ilişkiler ağı, yıllar boyunca edinilen alışkanlıklar, sözcelemler, söyleme ve eyleme biçimleriyle doğallaşıyor. Hiçbirşey doğal değil. Doğal olan zaten sosyallikle ilişkilenmeden onun içinde olagelir. Doğal olanın kodlarla, tanımlarla, duygularla ya da düşüncelerle bir alakası yok. Doğal olan için &#39;ben&#39; ya da &#39;o&#39; yoktur. Doğal insan olmayandır kısacası. Elim doğaldır. Sikim de doğaldır. Lakin sikiş ekonomisi içerisinde, ya da arzu ekonomisinde diyelim, sik değerlerle yüklenir. Sike yüklenen değerler bütün hayat evrelerini ve toplumları kateder. Sadece mevcut yaşa ve sosyal duruma bağlı değildir. Sik ya da soya fasulyesi fark etmez. Ofis arkadaşının Kongo televizyonunda vaaz veren bir rahip olduğunu başkasından öğrenmek ve cep telefonunun çalışması için gereken değerli madenlerin çıkarılması için Kongolu çocukların çetelerin elinde mahvolduğunu bilmek. Bunun Türkiye&#39;deki hukuk sisteminin çöküşüyle ya da siyanürle intihar eden ailelerle ilişkisini kurmak zorunda değiliz. Çok uzak yerlerde, ince bağlantılarla ilişkilenen benzer bedenler. Bedenlerin karşılaşması sırasında mevcut mekanın dinamikleri uzak mekanları ve zamanları ortadan kaldırır. Kaldırır mı? Kaldıramazsa bu bağlantısızlık bedenlere nasıl etkir? Söylenmeyenlerin fazlalığı, dile gelmeyenler ve zoraki dile gelenlerin yeniden ürettiği yavanlık. Zoraki yaratıcılık. Harbi yaratıcılık. Çok fazla bilinmeyeni olan ve nasıl kurulacağı belli olmayan bir denklem. Ortada bir denklem var mı ki?&amp;nbsp;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu bilinç akışı bir boka benzemedi bana kalırsa. Ya da bir boka benziyor ama o bokla ne yapacağımızı bilmiyoruz. Bilim insanı bunu yönteme dayandırarak meşru kılmakla yükümlü. Rasyonel olarak bu bok bunu ortaya koyuyor ve bu bok şu işimize yarayabilir... Ya da bu bok üzerinden ekmek paramı çıkaracağım ya da bu bokla hapse girmeden diğer bok kümelerini büyüteceğim. Yeterince bokumuz olursa bir gün birileri bizi bu boktan çıkarabilir... İntihar boklarla uğraşmaktan vazgeçmenin bir yolu. Bu harfler, bu dil fazlasıyla yetersiz diyorsak sanat alemine giriyorduk eskiden. Aklın, dilin ve yöntemin öncesine uzanma denemesi. Şimdiyse herşey içerilmiş durumda. Dışarısı rüyalar ve aşklar. Sürekli serhoş olma durumu. Bu kadar zahmete niye katlanıyoruz? Çünkü ihtimaller var. Bütün hesaplarımızın dışında kalan rastgele karşılaşmalar. Eskiden kamuya hitap etmeyecek öznel deneyimleri saklıyorduk, ya da parlatarak sunmaya çalışıyorduk. (biz). çünkü ben dediğimiz kapsanan bütün yaşamların yeniden sunumundan ibaret. Bütün yaşamlar bedende sentezlenip tekrar dışarı çıkıyor. Bedensel karşılaşmalar gerçekten de hayvansal karşılaşmalar. En azından öyle olması lazım. Dil devreye girdiğinde beden azalıyor. Dilini anlamadığın biriyle anlaşmak için önce gözlerine, sonra diğer beden parçalarına yöneliyorsun.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Geçen akşam bir grup insan başka bir insana tekme yumruk saldırdı. Adam yere düştü, kıvrıldı, acı çekiyordu. Diğerleri kaçtı. Adama buz getirildi, kafası reklam flamasının metal ayağına çarpmasın diye eller uzatıldı. Birkaç dilde durumu soruldu, konuşacak hali yoktu. Tophane esnafı tarafından döner bıçağıyla kesilen adam geldi mi aklıma o zaman? Sanmıyorum. Yanında durmak yerine tramvaya atlayıp sorumlu vatandaş bilinciyle ambulansı aramıştım. O ambulanslar ki ülkenin başka yerlerindeki vatandaşları vatandaş olarak görmediler. Gördüler de eyleme geçemediler mi? Yoksa düşman tanımına giren vatandaş hukuki olarak olmasa da gündelik eylemde vatandaşlıktan çıkarılıyor mu? Vatandaşlığın tanımı vergi ve askerlik midir? Aşk ve rüya vatandaşlığın neresinde yer alır? Ormanın hukuki hakları olabilir mi? Kavramları biz oluştur muyor muyuz?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yine bir boka benzemedi bana kalırsa. Bokun suçu ne? Bok olmasaydı zehirlenip gebereceğimizin farkındayken niye bu kadar yükleniyoruz? Bok güzel koksaydı böyle bir kariyeri olur muydu? Canlı varlıklarla cansız varlıkları neye göre sınıflandırıyoruz? Bok söz konusu olunca herşey boka sarıyor. İşte on yıllık akademik maceramda bu seviyede düşünebiliyorum. Bokun bile hakkını verememek... Şöyle ki insanlık tarihinin kapanan bir sayfasına denk düştüğümü düşünüyorum. Yeni bir sayfa açılmaya çalışılırken ortada yeni ideolojiler, manifestolar, akımlar yok. Yatmam lazım çünkü tutarlı bir yaşam iddiasında boğuluyorum. Tutup tutmadığı bilen varmışçasına. Kriz ve kritik üzerine düşünebiliz. Belki de sadece kas gücü üretmek lazım.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2019/11/insan-evinde-olmaynca-ve-yalnz-olunca.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-1597315285112683025</guid><pubDate>Sat, 17 Aug 2019 22:45:00 +0000</pubDate><atom:updated>2019-08-18T01:45:36.947+03:00</atom:updated><title>Olmayan bir Hikayenin Parçaları ve yahut Die ganze Welt</title><description>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;background-color: white; color: #202124; font-family: Roboto, Arial, sans-serif; font-size: 16px; font-variant-ligatures: none; letter-spacing: 0.1px; white-space: pre-wrap;&quot;&gt;Yanımda uyuyakalmış çinli çocuğa bakıp &quot;maybe he is dead I don&#39;t know&quot; diye gülümseyerek suyu uzattı hostes. Çocuk hakikaten ölmüş gibiydi. Ağzı aralık kalmış, eliyle cinsel organı arasında sabitlenmiş cep telefonu sahnede mor yeşil ışıklar altında dans eden bazı kadınları gösteriyordu. &quot;Neşeli intiharlıklar&quot; dedi Hélène önümde duran kitabın içinden. Ya da &quot;önünde duran kitabın içinden&quot;. Ya da sadece: &quot;neşeli intiharlıklar&quot;. Birazcık umut çıkartabilirse engelsiz ve özgür ilişkilerin hayalini kurmaya başlıyordu. Saçma toplumsal kodlar, öğrenilmiş anlamsız ayıplar, duygu saklamaları ve arzu bastırmaları olmadan gözün göze ve kalbin kalbe değdiği karşılaşmalar hayal ediyordu. Uygulamada ise olabildiğince kendini sakınması yetmiyormuş gibi karşısında konuşanı bile dinlemiyordu. &quot;...değil mi?&quot; lafını işitip karşısında gerçekten cevap talep eden yüzü gördüğünde mecburen kafa sallıyor ya da neye cevap verdiğini bilmeden &quot;kesinlikle&quot; diyordu... (foto1: kapsül) Aklı neredeydi? Çağlayan&#39;da bir mahkeme salonunda mı? Yunanistana yüzerek geçen bir akademisyenin hikayesinde mi? Cezaevinden yeni çıkan feminist bir gazetecide mi? Yaptığı konuşmayla hagb&#39;sini yakma ihtimaline endişelenen bir spinozacıda mı? Yoksa doktora sırasında parasını hayat kadınlarına harcayan adsız nörotik arkadaşında mı? Küçük hesaplar peşinde olduğuna mı üzülüyordu yoksa büyük hesapların ağırlığı altında mı eziliyordu? Şimdi bu yağmurlu kentin 2 numaralı kapsülünde ne arıyordu? Arkadaşları yavaş yavaş kaybolmuştu ortalıktan ve bozuk vampir bedeninin fazla yük taşıyacak hali kalmamıştı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #202124; font-family: Roboto, Arial, sans-serif; font-variant-ligatures: none; letter-spacing: 0.1px; white-space: pre-wrap;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style=&quot;background-color: white; color: #202124; font-family: Roboto, Arial, sans-serif; font-size: 16px; font-variant-ligatures: none; letter-spacing: 0.1px; white-space: pre-wrap;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;letter-spacing: 0.1px;&quot;&gt;Sırtından hayali oklar çekip, sağ elindeki hayali yaya takıp geriyor ve nişan alıyordu. Yol boyunca bunu yapıp durdu fakat hiç fırlatmadı. Delirmiş olsa bile bilinçli bir deliydi (foto2). Bela Bartok cdsiyle gezip sevdiklerine refüjden kopardığı otları hediye eden deli ise çok daha yorucuydu. Yine de insan delirdiği zaman coşkulu delirmeli, üzerindeki ölü toprağını atmalı, çıldırmalı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #202124; font-family: Roboto, Arial, sans-serif; font-variant-ligatures: none; letter-spacing: 0.1px; white-space: pre-wrap;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style=&quot;background-color: white; color: #202124; font-family: Roboto, Arial, sans-serif; font-size: 16px; font-variant-ligatures: none; letter-spacing: 0.1px; white-space: pre-wrap;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;letter-spacing: 0.1px;&quot;&gt;Peki evine döndüğün zaman orasının aslında hiçbir zaman evin olmamış olduğunu dehşetle fark ediyorsan? O güvenli huzur alanının yok olması üzücü tabi ama hiç var olmamış olması, geçmiş deneyimlerini de dönüşüme uğratacak ve hafızan yeniden yapılanacak. Daha soğuk, daha tehlikeli, ölüme daha yakın bir dünyan olacak.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #202124; font-family: Roboto, Arial, sans-serif; font-variant-ligatures: none; letter-spacing: 0.1px; white-space: pre-wrap;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style=&quot;background-color: white; color: #202124; font-family: Roboto, Arial, sans-serif; font-size: 16px; font-variant-ligatures: none; letter-spacing: 0.1px; white-space: pre-wrap;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;letter-spacing: 0.1px;&quot;&gt;Normal hissetmiyordu. Çünkü bir zamanlar normaldi ve normal insanları tanıyordu. Normlara uymanın verdiği güven ortamı ve geleceğin tahmin edilebilirliği: Yaz tatili için planlar yapmak. Kariyer çizgisinde devamlılık. İlişki sahibi olmak. Sosyal aktivitelerde bulunmak. Şu andaysa her an her şey olabilir gibiydi. Yeniden eski işine ve arkadaşlarına kavuşabilir miydi? Döndüğünde neler olacaktı? Ya dönmezse? Davası sona ermişti ve mahkeme 15 ay hapis cezasına karar vermişti. Hükmün açıklanması geri bırakılmıştı. Aynı durumda bir sürü akademisyen ve ex-akademisyen vardı. KHK ile atılıp akademiyle ilişkisini tamamen kesmiş olanlar da vardı, hapse girmiş olan da, intihar etmiş olan da, keyfi yerinde işine gücüne bakan da, boş yere iş arayıp bunalıma giren de. Ben bunalımdan çıkmak için kendimi başka bir ülkeye fırlattım. Kafamda bir plan yoktu sadece birşeyler yoluna girsin istedim. G. araştırma teknikleri dersi teklif etti. Ücretsiz kölelik işi sanırım. Yine de beni hizaya getirebilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #202124; font-family: Roboto, Arial, sans-serif; font-variant-ligatures: none; letter-spacing: 0.1px; white-space: pre-wrap;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style=&quot;background-color: white; color: #202124; font-family: Roboto, Arial, sans-serif; font-size: 16px; font-variant-ligatures: none; letter-spacing: 0.1px; white-space: pre-wrap;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;letter-spacing: 0.1px;&quot;&gt;Parkta oturmuş haftalardır sürünen metinleri bitirmeye çalışırken Moritanya&#39;lı bir adam yanıma gelip bir çırpıda adının Hasan olduğunu, Belçika&#39;daki diploma sistemini, hayat pahalılığını, bütün dinlerin aslında aynı olduğunu, türk kasapların kendisine bedava et verdiğini söyledi.Kafayı çeviremedim, metin yarıda kaldı, bir de üstüne adamla doğru düzgün konuşmadım diye ince bir suçluluk dalgası yayıldı alttan. Daha doğrusu bir ara Erdoğan dedi sevineceğimi düşünerek, o noktada müdahale edemediğim için hayıflandım. Gerçi Hasan bu konuyla ne kadar ilgileniyor olabilirdi ki? Ya da fikrini değiştirecek özel bir becerim ya da güvenilirliğim mi vardı? Ya da kendime dahi tarif edemediğim bu saçma süreci kendim üzerinden ona nasıl aktaracaktım? Ve bu metinler ne zaman özetlenip, harmanlanıp gelecekteki başka bir metnin içinde kendilerine yer bulacaklardı? Ya da bulabilecekler miydi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;background-color: white; color: #202124; font-family: Roboto, Arial, sans-serif; font-size: 16px; font-variant-ligatures: none; letter-spacing: 0.1px; white-space: pre-wrap;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;background-color: white; color: #202124; font-family: Roboto, Arial, sans-serif; font-size: 16px; font-variant-ligatures: none; letter-spacing: 0.1px; white-space: pre-wrap;&quot;&gt;Yattım uyumak üzereyim. Birden aklıma Kuzguncuk&#39;ta denize atlayıp intihar eden öğretim elemanı geliyor. Haberi tam hatırlamıyorum ama ben olsam gidip uzakta bir yerde ölürdüm diyorum. Mesela biraz daha yürüyüp köprüden atlanabilir. Sonra ailemin evinin köprüyü gördüğünü hatırlıyorum ve köprüden atlayamayacağımı anlıyorum. Ya da dalar pozisyonda atlatıp düşene kadar havada takla atmayı becerebilirsem boğazın soğuk sularına daldıktan sonra en yakın sahile yüzerim diye düşünüyorum. Birileri görüp ambulans çağırırsa acildeki doktorun hayal kırıklığını düşünüyorum: intihar etmeyeceksen niye atladın? Bizimle dalga mı geçiyorsun? Bu tür fanteziler sevgilimden ayrıldıktan, dava açıldıktan ve işten çıkartıldıktan sonra Yeldeğirmeni&#39;nde periyodik olarak aklıma düşüyordu. Şimdi Ixelle&#39;de, aylar sonra antidepresan niyetine ot içmeyi bırakınca yeniden geldi aklıma. Tam da anayasa mahkemesi hak ihlali kararı vermişken...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;background-color: white; color: #202124; font-family: Roboto, Arial, sans-serif; font-size: 16px; font-variant-ligatures: none; letter-spacing: 0.1px; white-space: pre-wrap;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;background-color: white; color: #202124; font-family: Roboto, Arial, sans-serif; font-size: 16px; font-variant-ligatures: none; letter-spacing: 0.1px; white-space: pre-wrap;&quot;&gt;Sevmek ve sevilmek için geç kaldığını düşünür bazen insan. Birşeyler kaybolmuştur ve tükenmiştir. Olsun. &lt;/span&gt;&lt;span style=&quot;background-color: white; color: #202124; font-family: Roboto, Arial, sans-serif; font-size: 16px; font-variant-ligatures: none; letter-spacing: 0.1px; white-space: pre-wrap;&quot;&gt;&quot;Bonjour! Ça va?&quot; dedi olabildiği en sevgi dolu ve heyecanlı haliyle. Yine karşıdan cevap gelmedi. Aslında bu durum açık bir isyanı ve peşinden bir tartışmayı gerektiriyordu ancak bunu yapacak gücü yoktu. Koridorun öbür tarafındaki odasının (aslında 7-10 kişi arası paylaşıyorlardı bu ofisi ama yaz tatili olduğundan çoğu insan memleketine dönmüştü) kapısını açtı. İçerisi hamam gibiydi. Belki de bütünüyle bir paranoya içerisindeydi çünkü başka günler, başka insanlarla birlikte oturup yemek yiyip sohbet ettikleri olmuştu. Acaba arada yanlış birşey mi yapmıştı? Belki de ondan çekiniyorlardı ya da tezlerine çalıştıkları için kafaları başka yerdeydi. Bilmiyordu ama sevilmediğini ya da beğenilmediğini hissettiriyordu bu ona. Yine de yapacak birşey yoktu. Ve gerçekten de yapacak birşey yoktu...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #202124; font-family: Roboto, Arial, sans-serif; font-variant-ligatures: none; letter-spacing: 0.1px; white-space: pre-wrap;&quot;&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style=&quot;background-color: white; color: #202124; font-family: Roboto, Arial, sans-serif; font-size: 16px; font-variant-ligatures: none; letter-spacing: 0.1px; white-space: pre-wrap;&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;letter-spacing: 0.1px;&quot;&gt;Muğlak ve gizemli bir olay hakkında bilimsel bir yazı hazırlama iddiasındaydı ancak ortada bir yöntem ya da metodoloji yoktu. Akademiden de, mimarlıktan da haz almıyordu. İki yıldır sevişmemişti. Bedeni yalnızlık çekiyor, aklı nereye yönelmesi gerektiğini bilmiyor, bu kargaşadan kurtulmak için sürekli kendini uyutuyordu. Sürekli bir erteleme ve normale dönememe çemberinde koşup durduğunu hissediyordu. Evet &quot;normale dönmek&quot;. Onca (kesinlikle ondan az) Foucault okuması sonunda istediği buydu. Bir günü gelecek kaygısından, kızgınlık ve küskünlüklerden, kendini suçlamadan uzakta &quot;normal&quot; geçirmek istiyordu. Geçen gün yapmıştı bunu mesela. Şehirde dolanmış, Hasan&#39;la utangaç ve uzak da olsa bir sohbet etmiş, çizim yapmış, müzik dinlemiş ve Yunan restoranında döner yemişti. Karşı masadaki turistlerin esrik ve umursamaz haline bakarak güneşin altında soğuk birasını yudumlamış ve onlar gibi olduğu zamanları aklına getirmeye çalışmıştı. Evet bir zamanlar o da böyle hayattan zevk alan, hayatın akışında kaybolduğunun farkında olmayan &quot;normal&quot; bir insandı. Zaman ve mekan düzenli bir şekilde bölümlenmişti. Tam zamanlı düzenli işi olan insanlar bugünün hangi gün olduğunu, iki gün sonra ne yapacaklarını, gelecek ay ne olacağını bilirler. Evden kaçta çıkacakları kaçta nereye dönecekleri bellidir. Duyguları ve düşünceleri de takvimin günleri ve metronun istasyonları kadar derli topludur. Daha doğrusu diğer bütün kategoriler zaman ve mekan tarafından düzenlenir. Kiminle nasıl konuşacakları, hangi dilde konuşacakları gayet nettir. Bense kiminle hangi dilde ne şekilde konuşmam gerektiğini bilmiyorum. Onlar da benimle nasıl konuşmaları gerektiğini bilmiyorlar. Sonuçta zorunlu durumlar haricinde kimse böyle riskli bir işe girişmek istemiyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2019/08/olmayan-bir-hikayenin-parcalar-ve-yahut.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-7647560547760228737</guid><pubDate>Sun, 26 May 2019 00:28:00 +0000</pubDate><atom:updated>2019-05-26T03:28:12.278+03:00</atom:updated><title></title><description>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;&quot;I&#39;m starting to love Bruxelles&quot; said the young man. Charleroi&#39;dan bir flaman, bir irlandalı, bir avusturyalı, bir italyan, bir kafkas kürdü ve sayısız türkle beraber bira içerken. İçindeki sıkıntının tarifi yoktu. Jazz festivalinin altyapısını sökmeye gelenler de türktü. Otuzbeş yaşındaki biri genç sayılabilir mi? Ne yapıyorsun sorusuna verebileceği jenerik cevaplar mevcuttu ama aslında ne yaptığını (malesef) bilmiyordu. Emirdağlılar neden hala muhafazakardı sorusuna beylik cevaplar vermeye bile çalışmadılar. Yeşiller yeterince sol değildi ve hatta komünist parti de komünist değildi ve yarın Belçika&#39;daki italyanların oy kullanma günüydü (İtalya&#39;dakiler dün kullanmıştı). Umurunda değildi. Aklındaki çok az şeyden biri de Türkiye&#39;ye oy kullanmaya gittiğinde tutuklanıp tutuklanmayacağıydı. Buraya nasıl gelmişti? Ve gelmeseydi ne yapıyor olacaktı? Ve geri dönebilirse ne yapmayı umuyordu? Ortada bariz bir plan eksikliği vardı. Kobane&#39;ye gidenlerden bazıları açıkça &quot;içinden çıkamadıkları ortamdan&quot; kopmak için (belki de ölümü göze alarak) gitmişlerdi. Amaç devrimci bir kentin oluşumuna katkı koymak, yıkılan bir kenti baştan yapmaktı. Türkiye&#39;de bir hapishanede tedavi edilemediği için ölen örgütsüz bir orta sınıf beyaz türkün ne anlamı vardı peki? Bu birşey yapma ama ne yapacağını bilememe durumu cahillere özgü bir meziyet olsa gerek. Ya da aptallara. O.&#39;nun deyişiyle insanlar ikiye ayrılabilir miydi: bedel ödeyenler ve ödemeyenler. Bedel ödemeyi göze alamayanlar ve ödediği bedelin altında ezilenler gibi çatallanarak ilerliyordu belki de bu ayrım. Hapiste gönlü rahat olmak mı özgürlük yoksa dışarıda vicdan azabı ve çözülemeyen problemlerle cebelleşmek mi? Özgürlük çok ağır bir sorumluluk. Yapabileceklerin ve yapman gerektiğini düşündüklerin ve yapmak istediklerin arasındaki sonsuz gerilime bir çözüm üretmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Warum bin ich hier und nicht da?&amp;nbsp;&lt;/div&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2019/05/im-starting-to-love-bruxelles-said.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-1204454116204746897</guid><pubDate>Sat, 05 Jan 2019 17:56:00 +0000</pubDate><atom:updated>2019-01-05T20:56:49.802+03:00</atom:updated><title></title><description>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;tıklayan ve ekran&amp;nbsp;üzerinde parmak&amp;nbsp;gezindiren bir yaratığa dönüşmüşüm. önemli ilişkilerimin büyük bir bölümü sanal. öte yandan bedene iyi bakmak üzerine de düşüncelerim var. daha doğrusu onu hayatta tutmak için uğraşıyorum. eğer yeterli güç ve kuvveti kendimde bulabilirsem bütün elektronik aygıtlardan arınma gibi bir fantezim var.&lt;/div&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2019/01/tklayan-ve-ekran-parmak-bir-yaratga.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-3432252182704001224</guid><pubDate>Sat, 05 Jan 2019 17:14:00 +0000</pubDate><atom:updated>2019-01-05T20:14:48.842+03:00</atom:updated><title></title><description>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;Herşey birbirine&amp;nbsp;girmeye&amp;nbsp;başladı. Kaos anlamında değil. Aksine herşey birbiriyle istemdışı (benim istemim dışı) bir şekilde eklemlenmeye başladı. Kürt illerindeki operasyonlar, işten çıkartılmam, savcılığın dava açması, brükselde 15 temmuz anıtlarını araştırmaya başlamam, yüksek alkollü biralar, asistanlık geçmişim, öldürülen asistanlar, intihar eden&amp;nbsp; asistanlar. Aslında bunca yıkım ve ölüm bir bellek oluşturmaya başlıyor. Sevilecek, özenle korunup hatırlanacak bir bellek değil. Yalnızlaşmanın, dışlanmanın, yersizleşmenin, dilsizleşmenin, suçluluğun, suçlamanın belleği. Gerçekten de aylardır doğru düzgün cümle kuramıyorum. Fransızca kurmaya çalışıyorum anlaşılmayınca ingilizceye geçiyorum. Araya almanca ve italyanca giriyor. Sonra türkçe konuşurken buluyorum kendimi. Aslında hep türkçe düşünüp yazıyorum. Bu da mekansal adaptasyonumu zorlaştırıyor. Sorun tabi ki benim dilim ve belleğim değil. Sorun demokrasi mi? Ya da insan hakları? Artık bunları arayıp bulduğumuz ülkelerde de kriz var. Krizdeyken ne yapmak gerekir? Krizin dışında kalarak krizin çözümünde rol oynamak mantıklı ama zor bir hareket. Zira krizin içinde kalındığında düşünme ve eyleme kapasiteleri giderek azalıyor. Hafıza önemli. Hafızamıza dikkat etmeliyiz. Üstünkörü yaşanacak zamanlar değil. Disiplinli bir eylem planı gerekiyor. İçinde rahatça yaşanıp düşünülebilecek bir disiplin. Yoksa, bir anda, insan kendini yaşamın dışında bulabilir.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2019/01/hersey-birbirine-kaos-anlamnda-degil.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-814455916688893906</guid><pubDate>Thu, 20 Dec 2018 13:18:00 +0000</pubDate><atom:updated>2018-12-20T16:18:19.267+03:00</atom:updated><title></title><description>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;&lt;div style=&quot;text-align: justify;&quot;&gt;aslında burası (sözde)&amp;nbsp;sosyal bir&amp;nbsp;platform olduğu için enformasyonu ön plana alan tüketilebilir içerikler koymaya karar vermiştim. kafa karışıklıklarımı da günlük formatında kendime yazacaktım. lakin &quot;birine&quot; yazmadığım zaman kendime hoyratça davrandığım gibi yazıları da üstünkörü ve salt enformasyon olarak biran önce bitirip kenara atma eğilimi oluştu. bir süre sonra da bilgisayar değiştirdiğim için kesildi. bir dönem n.&#39;nin önerdiği başıma gelen en güzel üç şeyi hatırlama ve not alma işini denedim. o dönem depresyonda olduğum için (dozajı düşük de olsa ilk defa hayatımda antidepresan kullanmak zorunda kaldım) yazacak şey açıkçası bulamıyordum. belki burada yeniden başlayabilirim... peki burada mutlu muyuz? özgürlükler ve fırsatlar ülkesine mi geldik? hayır kendimi daha ziyade mülteci kampında gibi hissediyorum. brükselin merkezi yoksul göçmenler ve kaçak mültecilerle dolu. fransızca bilmemek bir şekilde problem oluyor. bir de asıl sıkıntı, dokuz ay sonra ne olacak? istanbul&#39;da olduğu gibi sürekli post-doc ve iş bakmaya yeniden başladım. daha kafayı rahatlatıp yeni birşey yaratmaya başlamadan kaygılanmaya başladım. en azından döneceğim kesinse ona göre plan yapabilirim. mesela fransızca öğrenmenin o kadar da anlamı kalmaz.. peki davadan hapis cezası çıkınca gerçekten sorunsuz çalışabilecek miyim? bir de üniversiteden ve mimarlıktan nefret etme noktasına geldim. uzun zaman önce. belki şımarıkça, belki aptallığımı yeni farkettim, belki de sadece tembelim.. metrobüs hakkında iki yazı denemişim ikisi de reddedilmiş :) belki bunlar da üniversiteden uzaklaşmamda etkili oluyordur (öte yandan iki başka yazı yayınlandı). d-100, şehitlikler, 15 temmuz hepsi çorbaya dönmüş durumda. ocak ayında normalde katılmayacağım bir master workshopuna katılacağım. şubat dava... kışı atlatırsak gerisi sıkıntı olmaz bence... kafam rahatlasın diye yazayım dedim ama pek işe yaramadı. yine milyonlarca bilinmeyenli bir denklemin ortasındayım. hatta bunun bir denklem olup olmadığı bile tartışma konusu ve ancak bunun bir denklem olduğuna karar verildikten sonra çözüm yolları aranmaya başlanacak ama yine de olasılık dahilinde olduğu için bazı çözüm yolları üzerinde çalışıyoruz fakat yarın denklem olmadığı anlaşılırsa tamamen farklı kaçış çizgileri üzerinden gitmek gerekeceğinden bu çizgilerin başlangıç noktasını oluşturmak gerekiyor. gerçi, çizgilerin başlangıcı yoktur, bir aralıkta, orta yerden başlayıverirler. sakince beklemek de fena bir strateji değil amor fati tadında ama hareket etmezsen öleceğin de ortada. baya nasıl yaşamam gerektiğini bilmiyorum :)) tamamen bir bilinmez ve soru işareti: bugün ne yapacağım, yarın ne yapacağım, bunları nasıl ve niye yapacağım, niye birşey yapıyorum da hiçbirşey yapmıyorum? belki de hiçbirşey yapmıyorumdur.. hımm galiba hiçbirşey yapmıyorum ve yapmak istemiyorum ama yapmam gerektiğini düşündüğüm için sürüne sürüne direne direne yaşıyorum. sikerler böyle yaşamı. neyse boşverelim... sanki çok fazla şey yapmışım ve yorulmuşum gibi hissediyorum ama bakınca ortada hiçbirşey yok. sanki hiçbirşey yapmamış gibiyim. gugıla sorup duruyorum, sanki benden habersiz benim bilmediğim bir yarışmayı kazanmış ya da bir kitap çıkarmış olacağımı zannediyorum (emeksiz kazanç). olmayan o linki ya da haberi görünce &quot;aha işte yanılmamışım ben birşeyler başarmışım bakın&quot; diyecekmişim zannediyorum. baya iğrenç bir özneleşme biçimi. beğeni görme ve hayranlık uyandırma isteği. bir hiç olduğunu kabul edememe. egoist arzulardan vazgeçememe, aynı zamanda da kolektif dayanışmanın içine girememe: iki tarafın da ne içindeyim ne dışında. peki bu aralıkta hayalet gibi gezinirken elimizde somut olarak ne var diye bakınca iki haftada bir kan alması gereken, çürük ve yorgun bir makine görüyorum sadece. dün thai chi kursuna gittim denemek için herkes 60 yaş üzeriydi. &quot;vay be&quot; dedim içimden, &quot;sadece yaşlı hissetmiyorum, belki de gerçekten yaşlıyım&quot;.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2018/12/aslnda-buras-sozde-bir-oldugu-icin.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-7729091868225029974</guid><pubDate>Sun, 23 Sep 2018 14:13:00 +0000</pubDate><atom:updated>2018-09-23T17:13:15.909+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kant</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">kaufmann</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">ledoux</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">rousseau</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">sedlmayr</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">vidler</category><title>Emil Kaufmann ve Neo-Klasik Modernizm</title><description>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;&quot;..özerklik iddiası en aşağı 19.yy sonundan itibaren Modernizmin leitmotiv&#39;i olmuştur.&quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaufmann, Ledoux&#39;nun kuşağıyla birlikte ortaya çıktığını kabul ettiği neo-klasisizm&#39;de &quot;yaşayan, organik doğaya sahip mimari biçim tasarlamanın (barok) yerini şaşmaz geometri duygusu alır&quot; demektedir. Ledoux Chaux tuz üretim merkezinin 1771 tarihli ilk projesini değiştirerek 1774 tarihli son projede yarım daire biçimde yerleştirilmiş ve birleşik kare bir avluya açılan ayrı ayrı pavyonları benimsemiştir. Kaufmann bu değişikliği Barok Birlik anlayışından 19.yy pavyon sistemine yönelme belirtisi olarak görür. Kant kaynaklı bireysel bilincin ortaya çıkışına paralel olarak böylece mimarlıkta da yalıtma ilkesi ortaya çıkmaktadır. Barok akışkanlık, dinamizm, parçanın bütünden bağımsız düşünülememesi, gözlemcinin konumuna göre şekillenme iken, bunun karşısında neo-klasizm ya da rasyonalizm duruluk, saflık, bütünden özerklik olarak durmaktadır. Böylece Kant&#39;ın istencin özerkliğine paralel olarak mimarlığın özerkliği doğmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://4.bp.blogspot.com/-k2j4L7hiOss/W6eQL8Ss6xI/AAAAAAAAG8w/lpMh8C3XWwg6AukSh8iPoMYqyeKjaP16wCLcBGAs/s1600/Ledoux-Claude-architecture-275.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; data-original-height=&quot;1524&quot; data-original-width=&quot;1024&quot; height=&quot;640&quot; src=&quot;https://4.bp.blogspot.com/-k2j4L7hiOss/W6eQL8Ss6xI/AAAAAAAAG8w/lpMh8C3XWwg6AukSh8iPoMYqyeKjaP16wCLcBGAs/s640/Ledoux-Claude-architecture-275.jpg&quot; width=&quot;428&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://2.bp.blogspot.com/-DQnycGwVWP4/W6eQLxL6_-I/AAAAAAAAG8s/sjZCnkOxJaUpAHJ463Wj_3zYy_XgJLmmACLcBGAs/s1600/Ledoux-Claude-architecture-283.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; data-original-height=&quot;1024&quot; data-original-width=&quot;1527&quot; height=&quot;428&quot; src=&quot;https://2.bp.blogspot.com/-DQnycGwVWP4/W6eQLxL6_-I/AAAAAAAAG8s/sjZCnkOxJaUpAHJ463Wj_3zYy_XgJLmmACLcBGAs/s640/Ledoux-Claude-architecture-283.jpg&quot; width=&quot;640&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kaufmann&#39;ın, &quot;doğal insan&quot;, &quot;evrensel yurttaşlık&quot; ve &quot;toplumsal uzlaşma&quot; gibi fikirlerinin ardında J.J.Rousseau yatmaktadır. Kant&#39;la olan ilişkisi ise net değildir. Kant&#39;ın saf aklın eleştirisi 20.yy boyunca burjuva liberal siyasetinin düsturu olan &quot;özerklik&quot; fikrinin temeli olduğundan; Adorno Kant&#39;ta özerkliğin burjuva toplumun çok karanlık bir sırrını ortaya koyduğuna inanır... (iki savaş arasında özgürlükten zorlamaya doğru geçiş yaşandığı için). Vidler&#39;e göre Kaufmann, Rousseau&#39;ya Kant&#39;ı da ekleyerek Ledoux&#39;ya bütünsel bir Aydınlanmacı temel sağlamaya çalışmıştır. Vidler bu indirgemeci ve çelişkili (nedense?) birleşimin dönemin faşizan kültür siyasetine karşı aklın ve yasanın egemenliğini kullanarak birleşik bir cephe kurmak için oluşturulduğunu söylemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marksist Karel Teige ve Schapiro Kaufmann&#39;ı eleştiriyorlar (ne diyorlar tam olarak?)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nazi partisi üyesi Hans Sedlmayr Kaufmann&#39;ın tespitleri üzerinden giderek tam tersi bir sonuca varıyor: özerkliğin yarattığı devrim merkez yitimine, geleneksel mimarlığın kökünün sökülmesine, çöküş ve ölüme neden olmaktadır. Özellikle maison des guardes agricole (1770) yapısında Sedlmayr &quot;biliçdışının alanına adım atıldığından&quot; (olumsuz anlamda) bahsetmektedir. Bu soyutlama düzeyi sonunda ölümle sonuçlanacaktır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;a href=&quot;https://4.bp.blogspot.com/-jli5kxkB_S8/W6ebFWeTrhI/AAAAAAAAG9A/TRnJZwHgTuApiJl5HWytksLW2SlmrdsmgCLcBGAs/s1600/tar%25C4%25B1m%2Bmuhaf%25C4%25B1zlar%25C4%25B1%2Bevi.jpg&quot; imageanchor=&quot;1&quot; style=&quot;margin-left: 1em; margin-right: 1em;&quot;&gt;&lt;img border=&quot;0&quot; data-original-height=&quot;712&quot; data-original-width=&quot;501&quot; height=&quot;640&quot; src=&quot;https://4.bp.blogspot.com/-jli5kxkB_S8/W6ebFWeTrhI/AAAAAAAAG9A/TRnJZwHgTuApiJl5HWytksLW2SlmrdsmgCLcBGAs/s640/tar%25C4%25B1m%2Bmuhaf%25C4%25B1zlar%25C4%25B1%2Bevi.jpg&quot; width=&quot;448&quot; /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class=&quot;separator&quot; style=&quot;clear: both; text-align: center;&quot;&gt;&lt;/div&gt;https://thecharnelhouse.org/2011/06/25/revolutionary-precursors-radical-bourgeois-architects-in-the-age-of-reason-and-revolution/ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bülent Tanju ve Sedlmayr:https://www.academia.edu/12392845/Modernlik_ile_Kar%C5%9F%C4%B1la%C5%9Fmalar_%C3%9Czerine_10_K%C4%B1sa_Not_T%C3%BCrkiye_Versiyonu&lt;/div&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2018/09/emil-kaufmann-ve-neo-klasik-modernizm.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="https://4.bp.blogspot.com/-k2j4L7hiOss/W6eQL8Ss6xI/AAAAAAAAG8w/lpMh8C3XWwg6AukSh8iPoMYqyeKjaP16wCLcBGAs/s72-c/Ledoux-Claude-architecture-275.jpg" height="72" width="72"/><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-1282966029918122899</guid><pubDate>Sun, 29 Apr 2018 19:59:00 +0000</pubDate><atom:updated>2018-04-29T22:59:07.064+03:00</atom:updated><title></title><description>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;yaşamı yeniden üretemeyenler için ölüm vazgeçilmez bir arzudur.&lt;/div&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2018/04/yasam-yeniden-uretemeyenler-icin-olum.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-4545187295680866175</guid><pubDate>Sun, 18 Mar 2018 12:36:00 +0000</pubDate><atom:updated>2018-03-18T15:36:34.180+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">post-doc</category><title>yeni yollar, geleceğimiz</title><description>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;bir çılgınlık yapıp evden dışarı çıktım. yine de güvenli bölge olarak kahvenin içerisinde oturdum. pazar günü yoğunluğu, masa numaraları, dereotları.. bar gibi dergi ve kodanın gelişimi. Ö.&#39;yü aramayı düşünürken H. ile buluşma planı ve içe dönüklükten kaçamama, anlamsız bir çeviriye tüm enerjinin harcanması. afrin&#39;in düşüşü ve üniversiteye mümkün olmayan bir dönüş. üniversitede kalmak üzerine çizilecek bir çizgi kaçış çizgisi olabilir mi? mevcut tezimizle akademik kariyer yapabilir miyiz ya da yapmak anlamlı mıdır? mimarlık tarihinde doktora yapmadan bu alanda akademik üretim yapma iddiası ne kadar gerçekçi? öte yandan osmanlıca dersleri de üzerinde gidilmeye çalışılan &quot;araştırma&quot; güzergahları da mimarlık tarihi ve teorisi etrafında dolanıyor. Peki bu alandaki kimseyle iletişime geçmeden, şimdiye kadar olduğu gibi yalnız başıma bunu başarabilir miyim? ortada üzerinde çalışılacak gerçek bir sorun var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;milliyetçilik, biyopolitika ve şehitlikler anlamlı bir tartışmada buluşabilir mi? Bir yıldır buluşmadıysa hala mümkün mü? metrobüs bu hikayeden artık çıkmalı mı? cevap verilmeyen sorular...&lt;/div&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2018/03/yeni-yollar-gelecegimiz.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-3351530670220683978.post-6059811273577337504</guid><pubDate>Wed, 14 Mar 2018 20:41:00 +0000</pubDate><atom:updated>2018-03-14T23:41:14.060+03:00</atom:updated><title></title><description>&lt;div dir=&quot;ltr&quot; style=&quot;text-align: left;&quot; trbidi=&quot;on&quot;&gt;bırak aksın hayat.&lt;/div&gt;</description><link>http://sakinoldostum.blogspot.com/2018/03/brak-aksn-hayat.html</link><author>noreply@blogger.com (olric)</author><thr:total>0</thr:total></item></channel></rss>