<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" version="2.0">

<channel>
	<title>www.sarapci.com</title>
	
	<link>http://sarapci.com</link>
	<description>Geziler...Fikirler...Anılar...Kitaplar...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 05 Aug 2011 06:01:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/sarapci" /><feedburner:info xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" uri="sarapci" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><feedburner:emailServiceId xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0">sarapci</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0">http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><item>
		<title>Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami</title>
		<link>http://sarapci.com/2011/08/04/norwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami</link>
		<comments>http://sarapci.com/2011/08/04/norwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Aug 2011 19:56:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[FİLMLER]]></category>
		<category><![CDATA[KITAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Beatles]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Murakami]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Cemiyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=667</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/norwegian_norwegian.jpg" alt="Norwegian Wood, Haruki Murakami"/></div>Norwegian Wood (dilimize Fransızca ismindeki gibi "İmkansızın Şarkısı" olarak çevrilmiş) 1960'ların Tokyo'sunda ailesinden uzak, garip oda arkadaşıyla beraber bir üniversite yatakhanesinde yaşayan Toru Watanabe isimli bir talebe ve etrafındaki iki kadından müteşekkil aşk üçgeni hakkında bir kitap.  Tabii zaman 60'lar olunca işin içine Beatles, cinsel bağımsızlığını kazanmış kadınlar, ucundan azıcık anti-emperyalist öğrenci hareketleri ve bol miktarda aşk de giriyor. Watanabe birçok Murakami karakteri gibi müziğe, edebiyata ve biraya meraklı yanlız bir delikanlı, birçok ergen gibi kafası karışık ve depresif.  (Murakami okurken favori aktivitemin müzik dinlerken soğuk bir bira içmek olduğunu söylemiş miydim?)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2011%2F08%2F04%2Fnorwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2011%2F08%2F04%2Fnorwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Okuma Cemiyeti&#8217;nin durumu pek iyi değil.  İlk başladığımızda her azanın iyi tanımadığı en az bir başka aza olduğundan herkes sorumluluk duygusu içerisinde okur ve toplantıları aksatmazdı. Hikmet Bey gibi edebiyatperverler söz konusu kitabın ekolünden 3 tane daha kitap okurdu, Banu kitapların arkasına post-it&#8217;lere notlar alırdı, Seha kitapları bitirirdi, Başak&#8217;ın son dakikada işi çıkmazdı, Güldem ve Burcu toplantı boyunca hararetli bir şekilde kitabı tartışırlardı.</p>
<p>Aradan geçen 3 sene sonunda (1 Mayıs 2011&#8242;de 3. sene bitti) iyice samimileştik.  Artık toplantılar her seferinde en az 3 kere erteleniyor, sonunda toplandığımızda 7 kişinin 5 tanesi geliyor, gelenlerin de 3 tanesi kitabı bitirmiş oluyor. Toplantının başlangıcında herkes ailesi, sevgilisi ve işi hakkında şikayet ediyor.  Tam dertleşme bitip de konuya girerken bir anda birisi &#8220;Ayol duydunuz mu?  Muzaffer Beylerin Amerikadaki büyük oğlu karısından boşanıyormuş!&#8221; diyor ve bir anda tekrar kitabımızla alakası olmayan başka bir muhabbet başlıyor.</p>
<p>İşin kötüsü arada ben de (blog yazarı Şarapçı kimliğimdeki) disiplinimi kaybettim.  Önceleri 1-2 kitap geriden geliyordum, şimdi ise neredeyse 1 sene öncenin kitaplarını yazıyorum.  Hatta bakınca son okuduğumuz kitaplardan gerçekten yazmak istediğim sadece 2 tane olduğunu görüyorum. Ötekileri hakkında hararetli bir yazı yazacak kadar hissim yok. Bütün tersanelerimize girildi, seçimlerimiz kötü oldu, toplantılarımız zayıf geçti&#8230;</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesnorwegian_kapak.jpg" border="0" alt="Norwegian Wood kapak" width="175" height="275" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Kapaktaki Hanımefendi Daha Çok Midori Gibi</em></p>
<p style="text-align: left;">Bu seferki kitap (<span style="text-decoration: underline;">Norwegian Wood</span>) aslında yazmak istediklerimden birisi idi, ama bu toplantıyı birimizin evinde yapma hatasına düştüğümüzden tartışması çok zayıf geçti. Serin ve güneşli bir pazar günü çoluk çocuk (9 kusurlu hareketten birisi) eve doluştuk. Güldem&#8217;in evi çok güzel olduğu için muhabbet hemen ev ve evler, yavru kedi ve kediler, köpek ırkları ve çocuk cinsleri üzerine yoğunlaştı, Güldem&#8217;in kitaplarına, CD&#8217;lerine, DVD&#8217;lerine baktık ve hepsi üzerinde ayrı konuşmalar oldu. Aslında evde yapmamızın tek bir faydası da oldu, Beatles&#8217;ın sevdiğim ender şarkılarından birisi olan <a title="Norwegian Wood (Youtube)" href="http://www.youtube.com/watch?v=teUvq02YOuc" target="_blank">Norwegian Wood</a>&#8216;u anında Güldem&#8217;in süper müzik sisteminde tekrar tekrar dinleyebildik.  (Diğer sevdiğim 2 Beatles şarkısının <em>Help! </em>ve <em>Helter Skelter</em>, hadi bir de Yalın&#8217;ın hatrına <em>Come Together </em>olduğunu söylemiş miydim?)</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Norwegian Wood</span> (dilimize Fransızca ismindeki gibi &#8220;İmkansızın Şarkısı&#8221; olarak çevrilmiş) 1960&#8242;ların Tokyo&#8217;sunda ailesinden uzak, garip oda arkadaşıyla beraber bir üniversite yatakhanesinde yaşayan Toru Watanabe isimli bir talebe ve etrafındaki iki kadından müteşekkil aşk üçgeni hakkında bir kitap.  Tabii zaman 60&#8242;lar olunca işin içine Beatles, cinsel bağımsızlığını kazanmış kadınlar, ucundan azıcık anti-emperyalist öğrenci hareketleri ve bol miktarda aşk de giriyor. Watanabe birçok Murakami karakteri gibi müziğe, edebiyata ve biraya meraklı yanlız bir delikanlı, birçok ergen gibi kafası karışık ve depresif.  (Murakami okurken favori aktivitemin müzik dinlerken soğuk bir bira içmek olduğunu söylemiş miydim?)</p>
<p>Watanabe en yakın arkadaşı Kizuki 17. yaş gününde intihar edince Watanebe ve Kizuki&#8217;nin kız arkadaşı Naoko birbirlerinden bağımsız olarak üniversite için Tokyo&#8217;ya kaçarak yeni bir hayat kurmaya karar veriyorlar.  Watanabe ve Naoko insanların birbirine mesafeli olduğu büyük şehirde kendilerini teselli ederken yavaş yavaş aşık oluyorlar.  Çocukluğundan beri sevgilisi ve en yakını olan Kizuki&#8217;nin kendisini bırakıp &#8220;kaçmasını&#8221; kabullenemeyen Naoko, Watanabe&#8217;nin desteğine rağmen bir süre sonra kendisini yarı açık bir cezaevi gibi olan akıl hastanesinde buluyor. Tokyo&#8217;da kalan ve uzak bir orman içerisindeki akıl hastanesine ara ara ziyarete giden Watanabe ise, Naoko&#8217;nun antitezi durumundaki eğlenceli bir kız olan <a href="http://www.kiko-m.net/">Midori</a> ile Tokyo&#8217;da tanışıp, yakınlaşınca işler karışıyor.</p>
<p>Naoko ne kadar negatiflik, melankoli ve Watanabe&#8217;nin uzaklaşmak istediği eski hayatını sembolize ediyorsa Midori de yaşadığı birçok depresif olay karşısında tek başına da olsa dünyaya tutunmak ve iyimserlik demek.  Zaten Naoko Tokyo&#8217;dan ayrıldıktan sonra kitap ruhen ikiye bölünüyor: Watanabe Tokyo&#8217;da Midori ile beraberken hafif ve eğlenceli, Naoko&#8217;nun yanına uzak ormana gidince ise ağır ve depresif.  Öyle ki ne zaman Naoki (ve akıl hastanesindeki müzisyen arkadaşı Reiko) bölümleri gelse içim karararak okurken Watanabe tekrar Midori&#8217;ye dönse diye bekledim durdum.  <span style="text-decoration: underline;">Norwegian Wood </span>dışında okuduğum bir diğer Murakami romanı olan <span style="text-decoration: underline;"><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Hard-Boiled_Wonderland_and_the_End_of_the_World">Hard Boiled Wonderland and The End of The World</a></span>&#8216;de (<a href="http://www.idefix.com/kitap/haslanmis-harikalar-diyari-ve-dunyanin-sonu-haruki-murakami/tanim.asp?sid=K1Y4MVP1LH6H52AE5H07">Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu</a>) de bir dikotomi (çatallanma?) söz konusuydu.  Kitabın yarısı normalimsi bir dünyada geçerken diğer yarısı ana karakterin bilinçaltındaki garip bir ülkede geçmekteydi. Normalimsi dünyayı çok severken garip ülkede üzerime Naoko ve Reiko gibi bir ağırlık çöküyordu.</p>
<p>Bu arada Norwegian Wood&#8217;u okurken de bütün yollar The Great Gatsby&#8217;ye çıkmaya devam etti.  Bir önceki kitabımız olan <a href="http://sarapci.com/2011/02/10/netherland-hollanda-joseph-oneill">Netherland</a>&#8216;ın yazarı Joseph O&#8217;Neill&#8217;ın en etkilendiği kitap <span style="text-decoration: underline;"><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Great_Gatsby">The Great Gatsby</a></span> (Muhteşem Gatsby) idi.  Norwegian Wood&#8217;daki çapkın, karizmatik ve hayatta ne istediğini bilmeyen üst sınıf öğrecisi Nagasawa ve Watanabe&#8217;nin ortak yanları da <span style="text-decoration: underline;">The Great Gatsby</span>&#8216;ye olan hayranlıkları.  <span style="text-decoration: underline;">The Great Gatsby</span>&#8216;deki insanları sevmeme Amerikan rüyasının yanlış yönlere gitmesi temaları Watanabe ve Norwegian Wood için de geçerli.  Sırası gelince yazacağım, 2010 yılındaki en güzel Okuma Cemiyeti kitabımız <span style="text-decoration: underline;">The Great Gatsby</span> oldu, ama şimdi konuyu dağıtmayalım.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesnorwegian_film.jpg" border="0" alt="Norwegian film" width="350" height="235" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Watanabe ve Naoki (Profilden Hoşmuş Aslında)</em></p>
<p>Bu esnada ben Norwegian Wood yazısını bir yıl geciktirirken <a href="http://www.imdb.com/title/tt1270842/">kitabın filmini</a> çektiler.  Geçenlerde de filmi nihayet izledim.  Filmin kitaptan en önemli farkı kitabın olayların üzerinden yıllar geçtikten sonra Watanabe tarafından uçakta Norwegian Wood şarkısını dinlemesi çerçevesi içine yazılmış olması.  Bu sayede Murakami herşeyi hatırlamayabiliyor veya olaylara bir yabancı gibi bakma hakkına sahip.  Filmde ise herşey gerçek zamanda cereyan etmekte.  Ayrıca benim sevmediğim depresif sahneler filmde uzatılmış; filmin yarısı Naoki&#8217;nin ağlaması ile geçiyor &#8211; herhalde yönetmen akıl hastanesinin olduğu ormanda karlar arasındaki mükemmel çekimleri uzatabilmek için özellikle yaptı diye düşündüm! Üstelik zaten sevmediğim Naoki filmde daha antipatik iken Midori de pek şeker. Paranoyak ve kendime güvensiz bir kişi olsaydım özellikle bendeniz gibi yüzeysel izleyicileri tuzağa düşürmek için kadınların kastingini bu şekilde yaptılar diye düşünürdüm, neyse ki sadece paranoyağım.</p>
<p>Norwegian Wood Murakami&#8217;nin hem Japonya hem de dünyada ünlenmesini sağlayan kitabıymış ve anladığım kadarıyla Japon gençliği için bir nevi <span style="text-decoration: underline;">Gönülçelen</span> (<span style="text-decoration: underline;">The Catcher In The Rye</span>) olmuş.  Oldukça realist olduğundan ve gençliğin ikircikli zamanlarını mükemmel Murakami stiliyle (<em>stayla</em>) anlattığı içindir herhalde.  Ama yine de siz siz olun kitabı Seha&#8217;nın yaptığı gibi kızını Japonya&#8217;ya okumaya yollayan bir anneye ülkeyi tanısın diye tavsiye etmeyin.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/08/19/the-mysteries-of-pittsburgh-michael-chabon" title="The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon (August 19, 2008)">The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon</a> (2)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/06/02/puslu-kitalar-atlasi-ihsan-oktay-anar" title="Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar (June 2, 2008)">Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar</a> (9)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2011/02/10/netherland-hollanda-joseph-oneill" title="Netherland (Hollanda), Joseph O&#8217;Neill (February 10, 2011)">Netherland (Hollanda), Joseph O&#8217;Neill</a> (5)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/07/13/mrs-dalloway-virgina-woolf" title="Mrs. Dalloway, Virginia Woolf (July 13, 2008)">Mrs. Dalloway, Virginia Woolf</a> (8)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/11/18/masumiyet-muzesi-orhan-pamuk" title="Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (November 18, 2008)">Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk</a> (6)</li>
</ul>

<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/sarapci/~4/tCFnOzZApnU" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2011/08/04/norwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Netherland (Hollanda), Joseph O’Neill</title>
		<link>http://sarapci.com/2011/02/10/netherland-hollanda-joseph-oneill</link>
		<comments>http://sarapci.com/2011/02/10/netherland-hollanda-joseph-oneill#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Feb 2011 19:57:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[KITAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Amerikan Ruyasi]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Kriket]]></category>
		<category><![CDATA[New York]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Cemiyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=644</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/netherland_kapak_kapak.jpg" alt="Netherland, Joseph O'Neill"/></div>Hans eşofmanı ve kocaman güneş gözlükleri ile Monika Lewisnky'yi görüyorsa biz de o zaman evli olan Ethan Hawke ve Uma Therman ile karşılaşırdık.  Hans'ın kaldığı Chelsea Hotel'de bir komşusu Kuruçeşme'deki konserlerindeki Martin Gore gibi kanatlar takmış gelinlikli Türk Mehmet Taşpınar ise bizim de alt komşumuz olan gey çift kar yağınca teraslarında kardan kadın yaparlardı.  Hans'ın çevresinde yanlızlığına ilaç olan kriket arkadaşları Amerika'daki yeni hayatlarında sürekli garip bir işlerin peşinde koşarken bizim birçok arkadaşımız kendilerine New York'a getiren havalı işlerini bırakıp o zaman dotcom denilen yeni internet şirketlerine veya hızla yükselen Nasdaq borsasına bodoslama dalmışlardı.  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2011%2F02%2F10%2Fnetherland-hollanda-joseph-oneill"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2011%2F02%2F10%2Fnetherland-hollanda-joseph-oneill&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p><a href="http://sarapci.com/2010/10/07/a-bend-in-the-river-nehrin-donemeci-v-s-naipaul">Nehrin Dönemeci (A Bend in the River)</a> kitabının yazısında da bahsettiğim gibi Okuma Cemiyeti&#8217;ndeki en heyecanla beklediğim kitaplardan birisi Joseph O&#8217;Neill&#8217;ın <a href="http://www.penfaulkner.org/">Pen/Faulkner</a> ödüllü kitabı <span style="text-decoration: underline;">Netherland</span> oldu.  Pen/Faulkner ödülünün önemi seçenlerin yazarlar olması.  İnsanın meslektaşları tarafından ödüllendirilmesinin çok gurur verici olduğunu düşünmekle beraber diğer ödüllü kitaplar arasından da sevdiğim ikinci bir kitap bulamadım.  Öte yandan <span style="text-decoration: underline;">Netherland</span>&#8216;ı da bana birisi &#8220;kriket ve 11 Eylül sonrası New York&#8217;un psikolojisi hakkında hüzünlü bir roman&#8221; diye tarif etse seveceğimi hiç düşünmezdim.</p>
<p>Kitap Türkçe&#8217;ye <span style="text-decoration: underline;">Hollanda</span> ismiyle çevrilmiş.  Bu gibi durumlarda ne çeviri içime siniyor ne de doğru düzgün bir alternatif önerebiliyorum.  Netherland&#8217;ın akla gelen ilk çevirisi &#8220;Alçak Ülke&#8221; manasından dolayı Hollanda tabii ki, ama &#8220;<em>nether</em>&#8221; aynı zamanda Şeytan&#8217;ın ve benzerlerinin yaşadığı cehennem veya uzak yerler demek.  Ayrıca New York&#8217;a ilk gelenler Hollandalı göçmenler olduğu için New York civarının eski ismi New Netherland (veya New Amsterdam).</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesnetherland_kapak.jpg" border="0" alt="Netherland (Hollanda), Joseph O'Neill" width="175" height="270" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Normalde Kendi Okuduğum Baskının Kapağı Koyarım </em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Ama Bu Resim Durumu Daha Güzel Anlatıyor</em></p>
<p>Kitabın ana karakteri Hans van den Broek, (Joseph O&#8217;Neill&#8217;ın kendisi gibi New York&#8217;ta meşhur Leonard Cohen <a href="http://www.youtube.com/watch?v=pGfgMYfdBFc">şarkısındaki</a> meşhur <a href="http://www.guardian.co.uk/culture/gallery/2010/dec/19/10-best-chelsea-hotel-moments">Chelsea Hotel</a>&#8216;de yaşayan) bir Hollandalı-Amerikalı yatırım bankacısı.  İngiliz karısı Rachel 11 Eylül saldırıları sonrasında küçük oğullarını da alıp Londra&#8217;ya döndükten sonra Hans New York&#8217;ta bir nevi gönüllü sürgünde kalıyor. Rachel ile arası limoni olduğu için kendisine bir meşgale ararken Staten Island&#8217;da kriket oynayan bir grup göçmenle tanışıyor.  Bir süre sonra 7 sıfırlı maaşlı bir bankacıdan oldukça farklı bir sosyo-ekonomik gruptan gelen kriket arkadaşlarından bir tanesi olan Chuck ile samimileşiyor.  Chuck Hans&#8217;ın tam tersi: girişken, enerjik, hayallerinin peşinde koşan, ağzı laf yapan bir düzenbaz &#8211; biraz Amsterdam&#8217;ın tam tersi olan New York şehri gibi.</p>
<p>Kitap Chuck ölü bulunduktan sonra ileri-geri dönüşler ile anlatılmış &#8211; ki bu da zaten bütün kitabı sarmalayan yağmurlu bir kış günü açık deniz kenarında oturma hissini veriyor.  Üzgün kitaplardan, filmlerden hatta şarkılardan bile hoşlanan bir kişi değilim; ortaokul-lise yıllarımda bile kendimi en fazla Guns&#8217;n Roses <a href="http://www.dailymotion.com/video/xb3ql_guns-n-roses-dont-cry_music">balladlarından</a> müteşekkil depresif sanata maruz bırakmışımdır.  Öte yandan (belki de yaşlanma belirtisi) Netherland&#8217;dan müthiş bir zevk aldım. Hans&#8217;ın Londra&#8217;ya ayda iki haftasonu görebildiği küçük oğlunu ziyarete gidip de karısının ve kayınpederinin gösterdiği yapmacık sevgiye kibarca karşılık vermeye çalıştığı sahnelerde kendimi jiletlemek istedim ama yine de mutsuzluğundan mutlu olan ergenler gibi okudum.</p>
<p>Kitabı Okuma Cemiyeti&#8217;nde tartışmadan önceki gece Hikmet ile karşılıklı eleştirileri incelemeye başladık.  Her okuduğum eleştiriden sonra fikrim depresif denizde gidip gelen dalgalar gibi bir daha değişti.  Önce bu kitabın uzun zamandır okuduğum en iyi kitap olduğunu düşünüyordum.  Bir sonraki eleştiriden sonra kitabın gereksiz detaycı ve herşeyi yapmak isteyen ilk romanlar gibi gerçekçiliğini kaybedecek kadar ağır olduğuna emin oldum.  Sonraki eleştiride yine bir edebi şaheserle karşı karşıya olduğuma ikna olmuştum.  Bütün gece bir taraftan bir sürü eleştiri okuduk bir taraftan da aramızda yazıştık.</p>
<p>Okuma Cemiyeti&#8217;nde tartışırken konu tabii ki <span style="text-decoration: underline;">The Great Gatsby</span>&#8216;ye (Muhteşem Gatsby) geldi.  Robert mezunu azaların hepsi lisede okumuştu zaten, ama artık unutmuş olduklarından bir kez daha okumaya ikna oldular. Bazılarımız <span style="text-decoration: underline;">Netherland</span>&#8216;ı daha iyi anlamak için, Başak Hanım gibi bazılarımız ise kitap bahanesiyle meşhur filmi izleyip Robert Redford&#8217;u Atatürk mayosunun içinde havuzda güneşlenirken tekrar görebilmek için heyecanlandık.</p>
<p>New Yorker&#8217;dan <a href="http://www.newyorker.com/arts/critics/books/2008/05/26/080526crbo_books_wood">James Wood,</a> New York Times&#8217;dan <a href="http://www.nytimes.com/2008/05/16/books/16book.html?ref=bookreviews">Michiko Kakutani</a> gibi bazı ağır toplar <span style="text-decoration: underline;">Netherland</span>&#8216;ın <span style="text-decoration: underline;">The Great Gatsby</span>&#8216;ye gönderme olduğuna eminler; bir söyleşide Joseph O&#8217;Neill da en sevdiği kitaplardan birisi olduğunu söylemiş.  İki kitap da amerikan rüyası ve bu rüyanın kabusa dönüşmesi hakkında.  <span style="text-decoration: underline;">The Great Gatsby</span> konusuna birkaç yazı sonra geleceğim zaten ama <span style="text-decoration: underline;">Netherland</span>&#8216;da kriket kulübündeki oyuncuların tamamı amerikan rüyası peşinde New York&#8217;a gelmek suretiyle yeni bir başlangıç yapan umutlu insanlar.  Kakutani benzetmeyi bir adım daha ileri götürüp iki romanın da anlatıcı karakterinin Jay Gatsby veya Chuck Ramkissoon gibi iki hayalperesti yandan izlemekte olduklarını eklemiş.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesnetherland_oneill.jpg" border="0" alt="Joseph O'Neill, Cricket" width="175" height="225" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Joseph O&#8217;Neill Abimizin Annesinden Gelen Baskın Türk Genlerini Görüyorsunuz</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Öte Yandan Çilli Kızıl Saçlı İrlandalıların da Türk Oldukları Argümanı İçin Bkz: </em><a href="http://sarapci.com/2010/01/09/dubliners-dublinliler-james-joyce"><em>Dubliners</em></a><em> Yazım</em></p>
<p>Kitabı bana en çok övenlerden birisi üniversite ev arkadaşım Sinan idi, kitabın bizim 1990&#8242;ların sonundaki New York hayatımızı anlattığını söyledi.  Üniversite sonrası New York&#8217;ta iken her Cumartesi sabahı Hans ve arkadaşları gibi biz de başka bir göçmen sporu olan futbol için Central Park&#8217;ta buluşurduk.  Genelde aynı takımlarla oynasak da ara sıra tanımadığımız başka göçmenler gelip Amerikan usulü usulca bir takıma girerlerdi. Birçok maç polisin veya park görevlilerinin gelip bizi &#8220;burada kramponla oynamak yasak&#8221; diye kovmasıyla biterdi. Çantalarımızı bulduğumuz başka bir dikdörtgen alana koyup bir daha sürgün edilene kadar devam ederdik. Maçtan sonra o civarlarda bir Hintli bakkaldan su, bazen de hispaniklerin işlettiği bagelcıdan krem peynirli bagel alır eve dönerdik.  Hans&#8217;ın Chuck ile en uzak köşelerine gittiği New York&#8217;tan biraz farklı da olsa bizim New York&#8217;umuz da kaotik, heyecanlı, depresif ve stresli bir yerdi.</p>
<p>Hans eşofmanı ve kocaman güneş gözlükleri ile Monika Lewisnky&#8217;yi görüyorsa biz de o zaman evli olan Ethan Hawke ve Uma Thurman ile karşılaşırdık.  Hans&#8217;ın kaldığı Chelsea Hotel&#8217;de bir komşusu Kuruçeşme&#8217;deki konserlerindeki Martin Gore gibi kanatlar takmış gelinlikli Türk Mehmet Taşpınar ise bizim de alt komşumuz olan gey çift kar yağınca teraslarında kardan kadın yaparlardı.  Hans&#8217;ın çevresinde yanlızlığına ilaç olan kriket arkadaşları Amerika&#8217;daki yeni hayatlarında sürekli garip bir işlerin peşinde koşarken bizim birçok arkadaşımız kendilerine New York&#8217;a getiren havalı işlerini bırakıp o zaman dotcom denilen yeni internet şirketlerine veya hızla yükselen Nasdaq borsasına bodoslama dalmışlardı.</p>
<p>Şimdi dönüp o günleri düşündükçe ben de Hans gibi garip bir nostaljiye bürünüyorum. New York, dünyanın en kalabalık olmasına rağmen en çok yanlız insan barından şehri.  Uzun süredir gitmedim, şehri ve oradaki hayatımı, heyecanımı hem özlüyorum hem de hiç özlemiyorum. Böyle bir şehrin hissettirdiği duygular da kendisi gibi garip tabii ki.</p>
<p>Yukarıda yaşlanma belirtileri gösterdiğimden bahsetmiştim.  Bu yazıyı yazarken de elemanlarının Netherland&#8217;ı okumuş olduğunu tahmin ettiğim yine Sinan&#8217;ın tavsiyesi Brooklyn&#8217;li grup <a href="http://www.last.fm/music/The+National">The National&#8217;</a>ın High Violet albümünü dinliyorum. The National da <span style="text-decoration: underline;">Netherland</span> gibi depresif bir grup ama onları da <span style="text-decoration: underline;">Netherland</span> gibi şiddetle tavsiye ederim.  Soğuk ve yağmurlu bir kış günü açık denizin kenarında hüzünlenen ergenler gibi olmak isteyenler için ikisi de ideal.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/08/19/the-mysteries-of-pittsburgh-michael-chabon" title="The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon (August 19, 2008)">The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon</a> (2)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/06/02/puslu-kitalar-atlasi-ihsan-oktay-anar" title="Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar (June 2, 2008)">Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar</a> (9)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2011/08/04/norwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami" title="Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami (August 4, 2011)">Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/07/13/mrs-dalloway-virgina-woolf" title="Mrs. Dalloway, Virginia Woolf (July 13, 2008)">Mrs. Dalloway, Virginia Woolf</a> (8)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/11/18/masumiyet-muzesi-orhan-pamuk" title="Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (November 18, 2008)">Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk</a> (6)</li>
</ul>

<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/sarapci/~4/0K0z4L1GJ5g" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2011/02/10/netherland-hollanda-joseph-oneill/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mardin, Midyat ve Hasankeyf</title>
		<link>http://sarapci.com/2010/12/26/mardin-midyat-ve-hasankeyf</link>
		<comments>http://sarapci.com/2010/12/26/mardin-midyat-ve-hasankeyf#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Dec 2010 19:45:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[GEZİLER]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Kilise]]></category>
		<category><![CDATA[Romalılar]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yemek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=622</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/urfamardin_kapak2.jpg" alt="Rumkale, Halfeti"/></div>Yemek sonrasında aramızdan bir çifti lokantaya kurban verdik ve garsonlar onların üzerinden bize bir Mardin kına gecesi gösterdiler.  Olayın kahramanları bizim karı koca idi ama figüranların garsonlar olacağını önce anlamadık.  Arka planda nasılsa hepsi akraba olan 6-7 kişilik bir müzik grubu Türkçe ve Arapça şarkılar çalarken garsonlarımız müzikle birlikte metamorfoz geçirmeye başladılar.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F12%2F26%2Fmardin-midyat-ve-hasankeyf"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F12%2F26%2Fmardin-midyat-ve-hasankeyf&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>4 günlük Halfeti-Urfa-Midyat-Harran-Mardin-Midyat-Hasankeyf gezimizin ikinci yazısı ile devam ediyorum.  İlk yazıyı şuradan (<a href="http://sarapci.com/2010/11/09/halfeti-urfa-harran-ve-gobekli-tepe">Halfeti, Urfa ve Harran</a>) okuyabilirsiniz.</p>
<h4 style="font-size: 1em;">﻿Dara Harabeleri</h4>
<p>Göbekli Tepe&#8217;den Mardin&#8217;e giderken yolda Büyük İskender&#8217;in meşhur rakibi Pers İmparatoru Dara&#8217;nın (<a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Darius_III">Darius III</a>) adıyla bilinen antik şehre uğradık.  Şehir Perslerin Nusaybin&#8217;ine karşın Romalılar tarafından civardaki savaşlar esnasında soluklanmak amacıyla kurulmuş olduğundan bir mezarlık ve bir sarnıçtan başka turistik birşey yoktu.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_dara1.jpg" border="0" alt="Dara" width="350" height="517" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Romalı Müteahitler Yapmış, Hala Ayakta (Fotoğraf İzi K.)</em></p>
<p>Dara sarnıcı da aynı Göbekli Tepe gibi tamamen şans eseri bahçeyi kazarken bulunmuş etkileyici bir yapı.  Şimdi temizlenmiş ve yolunuzun üstündeyse görmeye değer.</p>
<p>Etrafınızdaki nesnelere ait Wikipedia maddelerini gösteren <a href="http://itunes.apple.com/us/app/wikihood/id317776221?mt=8">Wikihood</a> adlı iPad programını bütün gezginlere şiddetle tavsiye ediyorum.  Onun sayesinde, İstanbul&#8217;u yıkan meşhur Romalı İmparator Septemius Severus&#8217;un büyük evladı <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Caracalla">Karakalla</a>&#8216;nın (ki babasının ardından şehri yeniden yapmış) tam burada &#8211; afedersiniz def-i hacet ederken &#8211; koruma subaylarından biri tarafından öldürüldüğünü öğrendim.</p>
<h4 style="font-size: 1em;">Mardin</h4>
<p>İstanbul&#8217;u tamir ettirmesi dışında pek sevilesi özelliği olmayan Karakalla&#8217;nın ölüm mekanını ardımızda bırakarak Mardin&#8217;e devam ettik.  Otelde (Erdoba Konakları) birkaç bina olduğundan çekilen kurada bana ana bina çıktı ama asıl güzel olan diğer konaktı, ayarlayabilene şiddetle tavsiye ederim.  Mükemmel bir eski Mardin konağında kalmak bir yana, ana binaya gidiş geliş için otelin eşeklerinden istifade etmek de işin bonusu. Mardin&#8217;deki dar sokaklara motorlu vasıta girmediği için birçok meslek erbabının (postacı, çöpçü, inşaat malzemecisi, manav vs.) eşek kullandığını eklemek isterim.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_esek2.jpg" border="0" alt="Mardin ve Eşek" width="350" height="311" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Mardin&#8217;in Kovboyları&#8230; </em><em>(Fotoğraf Stef K.)</em></p>
<p style="text-align: justify;">Kısa bir dinlenme sonrası İstanbul, Bostancı&#8217;da da bir şubesi bulunan Cercis Murat Konağı&#8217;na vardık.  Sahil manzaralı terastaki yerimize Ekim serinliğine rağmen yerleştik.  Önce aşağıda resmini göreceğimiz tadım tabağı geldi.  Bu her kaşık için bir çukur yer bulunan tabakların ve kaşıklarının tescilli olduğunu ve şehirde bu yüzden davalık olan esnaf olduğunu şaşırarak öğrendik.</p>
<p style="text-align: justify;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_cercis1.jpg" border="0" alt="Cercis Murat Konagi Mardin" width="350" height="261" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Sağdaki Tepsideki Herşeyin Bir Anlamı Var. </em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Diğerlerini Hatırlamıyorum Ama Galiba Nar Üç Çocuk Yapın Demek</em></p>
<p style="text-align: justify;">Yemek sonrasında aramızdan bir çifti lokantaya kurban verdik ve garsonlar onların üzerinden bize bir Mardin kına gecesi gösterdiler.  Olayın kahramanları bizim karı koca idi ama figüranların garsonlar olacağını önce anlamadık. Arka planda nasılsa hepsi akraba olan 6-7 kişilik bir müzik grubu Türkçe ve Arapça şarkılar çalarken garsonlarımız müzikle birlikte metamorfoz geçirmeye başladılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Quentin Tarantino&#8217;nun yakın arkadaşı olarak bilinen Robert Rodriguez&#8217;in <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/From_Dusk_till_Dawn">From Dusk Till Dawn</a> diye bir filmi vardı. Bu filmde Meksika sınırındaki bir barda gece belli bir saatten sonra barmenler vampire dönerler ve ortalığı dağıtırlar. Bizim Cercis Murat Konağı garsonları da hava kararırken ufak ufak danslara başladılar. Sonra yan masamızda oturan masum çift alındı ve ortaya getirildi, gelin olanın başına kırmızı bir tül geçirildi ve onu orada unuttular. Damat önce bir güzel traş edildi &#8211; ama traş dediysem arada elde açık ustura ile bir Tarantino filmi olan <a href="http://www.imdb.com/title/tt0105236/">Rezervuar Köpekleri</a>&#8216;ndeki gibi <a href="http://www.youtube.com/watch?v=LLTqecGbdCc&amp;has_verified=1" target="_blank">göbek atılarak</a>.</p>
<p style="text-align: justify;">Traş bitince garsonlar iyice delirdiler ve damadı ortalarına alıp zorla dansettirerek (Red Kit&#8217;te ayaklara ateş etmek suretiyle yaptırılan dansları hatırlayınız) itip kakmaya başladılar. Ardından o da yetmezmiş gibi &#8220;Hadi, 1-2-3!&#8221; dedikten sonra pataküte giriştiler.  Damat ne olduğunu anlayamadan tekrar göbek atma seansı başladı.  Bir süre bu şekilde dayak, dans, dayak, dans devam edildi.  Sonlara doğru artık bizim gruptaki sadistlerden de dayağa katılanlar oldu, hatta damat yerdeyken sırtından tekmelendiğini görenler var. Arada izleyenler de iki üç tokat yediler ama ben bu esnada ıslık çalaraktan terasın öteki ucuna sahil manzarasını izlemeye kaçmış olduğumdan pek iyi göremedim.</p>
<p style="text-align: justify;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_uyduantenleri1.jpg" border="0" alt="urfamardin_uyduantenleri.jpg" width="350" height="233" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Mardin ve Uydu Antenleri (Fotoğraf: İzi K.)</em></p>
<p style="text-align: justify;">Ertesi sabah haliyle dayak yemiş gibi uyanmamıza rağmen yılmadık ve kahvaltı sonrası Mardin sokaklarında yürüyüşe çıktık. Mardin&#8217;in diğer tarihi şehirlerimizden en büyük farkı, şehir eski binaların yıkılıp yenilerinin dikilmesiyle çirkinleşmiş olsa da yeni binalar da aynı renklerde olduğundan bu durumun çok fazla göze batmaması. Her çatıda 6 tane uydu anteni de olmasa aslında <em>kitsch</em> bir uyum var bile diyebiliriz.  Rehberimiz Ali Bey Mardin Valisinin şehrin tarihi dokusunun korunması için iyi çalıştığını anlattı, ki biz de Cumartesi sabahı Mardin Müzesi&#8217;ne giderken makam arabasından çok çevik bir şekilde inip teftişe giden Vali Bey&#8217;i gördük.</p>
<p style="text-align: justify;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_mardin1.jpg" border="0" alt="urfamardin_mardin.jpg" width="350" height="233" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Umudumuz Mardin&#8217;in 5-10 Sene Sonra Kapadokya Gibi Revaçta Olması</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>(Fotoğraf: İzi K.)</em></p>
<p style="text-align: justify;">Mardin sokakları yürümeye değer, zaten başka türlü anlamak mümkün değil.  Özellikle Hacı Kermo Ailesi&#8217;nin (Murathan Mungan&#8217;ın mensubu olduğu aile imiş) mahallesini tavsiye ederim. Burası Birinci Cadde&#8217;den (bir ikincisi zaten yok) aşağı doğru giderken içinden geçilen mahalle.  Taş sokaklar, <em>abbara</em> denilen sokakları birleştiren kemerli geçitler, güzel binalar, sokaklarda yarı Arapça yarı Türkçe konuşan çocuklar, eşekler, küçük dükkanlar ile Türkiye&#8217;de artık çok göremediğimiz kadar şehrin eski halini hissetiren bir atmosfer var.</p>
<p style="text-align: justify;">İtalya&#8217;da Roma&#8217;dan kuzeye giderken tepelerin üstünde kurulmuş eski şehirler vardır, Mardin civarındaki şehirler ve kasabalar bana oraları hatırlattı.  Aynen o şekilde düzlükte birden bire çıkan bir yükselti ve üstüne hiç boş yer bırakılmamacasına yerleştirilmiş evler.  Mardin civarında bu taş binalar genellikle köşeli ve düz çatılı, etrafta bitki de olmadığından bütün şehir tek renkten oluşuyor, adeta toprağın bir uzantısı gibi.</p>
<p style="text-align: justify;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_mardinsokak3.jpg" border="0" alt="urfamardin_mardinsokak.jpg" width="350" height="393" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Montegue&#8217;gillere Buradan Mı Gidilir Sinyore?</em></p>
<p>Mardinliler gece olunca kuruyemişlerini alır, şehirden önlerinde Suriye&#8217;ye doğru uzanan ovaya bakmaya çıkarlarmış; bu işe de &#8220;sahile gitmek&#8221; denirmiş.  Gerçekten de gece bakınca karanlık ova bir deniz, aralardaki yerleşim yerleri de birer ada gibi duruyor.  Hem gece hem gündüz çok dinlendirici, tarifsiz bir manzara.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_mardinmuzesi1.jpg" border="0" alt="Mardin Müzesi" width="350" height="185" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Mardin Müzesi (Süryani Katolik Patrikhanesi)</em></p>
<p>Sokaklarda dolaştıktan sonra çok fazla görecek şey olmayan Mardin Müzesi&#8217;ne, ordan sonra da Kırklar Süryani Kilisesi&#8217;ne uğradık.  <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C4%B1rk_%C5%9Eehitler_Olay%C4%B1">Kırk Şehitler</a>&#8216;in hikayesini Londra&#8217;daki Turks sergisindeki bir rölyefte görmüştüm, Sivas&#8217;ta hristiyan oldukları için Romalılar tarafından kışın gölde dondurulup sonra da yakılan 40 şehit meğersem Süryani Kilisesi&#8217;nde de çok önemliymiş.</p>
<p>Kilise restore ediliyordu ama yine de Papaz (Abuna) Gabriel Bey bizleri gezdirdi ve yukarıdaki odasında Süryaniler ve Mardin&#8217;deki hayat hakkında birazcık sohbet ettik.  Kilisenin hemen arkasında çocukluk arkadaşım Cenk&#8217;in dedesinin evi varmış, gidip baktık ve fotoğraflarını çektik ama şimdiki kiracı biraz huysuzca bir teyze olduğundan bir fazla dolanmadan kaçtık.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_ova1.jpg" border="0" alt="Mardin Ovasi" width="350" height="263" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Otelimizden Sahil Manzarası</em></p>
<h4 style="font-size: 1em;">Deyrülzaferan Manastırı</h4>
<p>Mardin&#8217;e 5km mesafede Süryanilerin en önemli mekanlarından birisi olan Deyrülzaferan Manastırı bir kayanın üstüne kondurulmuş.  Temeli 493 yılında atılan bina 1926&#8242;ya kadar (Patriğin Suriye&#8217;ye gidiş tarihi) Süryani Patrikhanesi imiş. Güneydeki ovaya hakim olduğundan bir ara Bizanslılar tarafından kale olarak da kullanılmış. Tahmin edeceğiniz üzere Timur burayı da yağmalayıp kilisenin tavanındaki altın mozaikleri eritip götürmüş.</p>
<p>Manastırın etrafındaki dağlarda da mağaralarda keşişlerin inzivaya çekildikleri mağaralar var.  Bir proje bu mağaralara teleferik yaparak gezilmesini sağlamakmış, umarım kısa zamanda yapılır zira hem mağaralar enteresan hem de manzaranın müthiş olduğunu tahmin ederim.  ﻿</p>
<p>Manastırın en alt katında bina henüz bir pagan tapınağı iken güneş tanrısına tapmak için yapılan ve tavanı taştan yapılma enteresan bir oda var. Tek penceresi güneşin doğuşunu görmek için doğuya bakıyor.  Bütün manastır bu güneş tapınağının üstüne yapılmış.</p>
<p>Deyrülzaferan ve etrafındaki 380 dönüm arazi dünyanın her tarafındaki Süryanilerden gelen bağışlar sayesinde çok iyi durumda.  Burada bizi Ali Bey değil manastırda çalışan ve işini çok severek yapan bilgili bir delikanlı gezdirdi.  Bir ara kendisi gibi Süryani gençlerine evlenecek gelin bulmakta artık zorlandıklarını dolayısıyla Suriye&#8217;li Süryanilerden gelin gelmesinin söz konusu olduğunu anlattı.  Burada yediğimiz güzel öğle yemeğini de bir Suriyeli Süryani gelin hazırlamıştı zaten.</p>
<p>Menüde ezogelin çorbası sonrasında, fettuş (kısıra benzer) salata, haşlanmış mardin usulu basık içli köfte, yaprak sarma, firik pilavı, iç pilavlı tandır ve tatlı olarak kahiye (Antep katmerine benzeri şişmanlatıcı bir tatlı) vardı.  Sonunda sağolsun Süryani gelin yaptığı süryani kahvesini (kakuleli, mırra benzeri bir kahve idi) elleriyle servis etti.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_deyrulzaferan1.jpg" border="0" alt="Dayrülzaferan" width="350" height="233" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Deyrülzaferan&#8217;da Zamansız Bir An (Fotoğraf: İzi K.)</em></p>
<p>Dönüşte öğleden sonra sükunetini bozmak pahasına Mardin Çarşısına daldık.  Daldık dediysem o saatlerde üstüne bir ağırlık çökmüş olan çarşı Timur&#8217;un istilasına uğramış gibi oldu. Gümüşçüler, bakırcılar, manifaturacılar, şapkacılar vs. vardı.  Gümüşler ile <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eahmeran">Şahmeran</a> desenli ıvırzıvır çok rağbet görse de alışveriş havamda olmadığımdan içim sıkıldı ve uzaklaştım.  Öte yandan çarşının arasında ova manzaralı harika kafeler var, çok tavsiye ederim.</p>
<p>Akşamki (yine Cerciş Murat tarafından hazırlanan) mükellef yemek ve eğlence sonrasında ertesi sabah erkenden yollara düştük.  Sabah Mardin&#8217;den çıkarken Kasımiye Medresesi&#8217;ne uğradık.  Burası son zamanlarda Cemil İpekçi havuzun kenarında defile yapmak isteyince galeyana gelen halk sayesinde gazetelere düşmüştü.  Bu sefer ertesi gün Cumhurbaşkanı geleceği için hummalı bir çalışmayla çirkince restore edilmekteydi.</p>
<p>Şu anda hiçbir dini önemi bulunmayan ve zamanında bütün eğitim dini olduğu için dini eğitim de veren bir okul olan binada defile yapılmasına neden karşı çıkıldığını anlamasam da Cerciş Murat Konağı lokantasının (artık gelirinin çoğu turizmden gelen) Mardin&#8217;deki ilk içkili lokanta olduğu gerçeğiyle beraber düşününce çok da şaşırmamam gerekiyor zannedersem.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_kasimiye1.jpg" border="0" alt="Kasımiye Medresesi" width="350" height="451" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Cemil İpekçi&#8217;nin Defile Mekanı</em></p>
<h4 style="font-size: 1em;">Midyat</h4>
<p><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Tur_Abdin">Tur Abdin</a> (Tanrı&#8217;nın Hizmetkarlarının Dağı) denilen ve  Süryaniler için çok önemli olan bölgenin en önemli yerlerinden birisi olan Midyat&#8217;ta otobüsümüz bizi şehrin ortasında bıraktı. Burada gölgelik bir avludaki kahvede mırra &#8211; yani içine kakule (<em>cardamom</em>) konulan bir kahve &#8211; içtikten sonra ara sokaklardan Sıla dizisinin de çekildiği binaya uğradık.</p>
<p>Burası şimdi Midyat Çevre Kültür Evi olmuş, eskiden ise Midyat&#8217;ın ileri gelenlerinden olan Cenk&#8217;in büyük dayısının kayınpederinin eviymiş.  Yukarısından bütün Midyat&#8217;ı görmek, hatta uydu antenlerini görmezden gelebilirseniz eski halini göz önüne getirmek mümkün.</p>
<p>Sıla dizisi bana fazla birşey ifade etmediği için gruptaki diziciler kadar heyecanlanmadım ama sevenleri için Sıla&#8217;nın böğrü deşildikten sonra kanlar içinde süründüğü merdiven, ağlarken burnunu sildiği perdeler, duş alırken yere oturup ağladığı opak perdeli banyo (böyle bir sahne vardır herhalde) falan hep bu binadaymış.  Bütün seyahatte gördüğümüz en güzel bina herhalde buydu; keşke içi de dışı gibi gezilebilir olsaydı ve orijinal halinde kalsaydı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_sila.jpg" border="0" alt="urfamardin_sila.jpg" width="350" height="467" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Şu Balkon Sıla&#8217;nın Çıkıp Uzaklara Bakarak Ağladığı Balkon Mu? </em></p>
<p>Çıkışta Midyat&#8217;ın herhalde en güzel oteli olan <a href="http://www.hotelnehroz.com/web_en/index.html">Kasr-ı Nehroz</a> Oteli&#8217;nde öğle yemeğimizi yedik. Midyat&#8217;ta kalmayı planlayanlara tavsiye edebilirim, çok özenli restore edilmiş güzel bir bina. Servis de mükemmeldi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_manastir.jpg" border="0" alt="urfamardin_manastir.jpg" width="350" height="284" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Mor Hobel &#8211; Mor Abraham Manastırı&#8217;na Tırmanan Mü&#8217;minler</em></p>
<p>Sonra bir grup otelde kahve içerken daha küçük bir grup olaraktan yürüyerek 10 dakika mesafedeki Mor Hobel Manastır&#8217;ına gittik. Yolda 4-5 yaşlarındaki oğlunu manastıra götüren bir papaz ile sohbet ettik, son zamanlarda Mardin ve Midyat&#8217;ta birçok önemli binanın restore edildiğini, özellikle İsveç ve Almanya&#8217;ya göçmüş Süryanilerin bölgeye çok yardım ettiklerini anlattı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_hasankeyf.jpg" border="0" alt="Hasankeyf" width="350" height="237" /></p>
<p>Dönüşte Sıla dizisinde karakterlerin intihar etmek için koşarak gittikleri Hasankeyf&#8217;ten geçecektik.  Maraton mesafesine yakın mesafeyi (e intihar etmek o kadar kolay olmamalı) yoldaki ufak bir heyelan sonrasında tamir olan kısımdan stresli bir geçiş yüzünden yaklaşık 3 saatte aldık.  Yol yavaş yavaş yumuşadı ve Dicle Nehri&#8217;nin kenarından usulca gitmeye başladık.  Güneş batarken Hasankeyf&#8217;e vardık.</p>
<p>Hasankeyf yukarıda da gördüğünüz gibi çok etkileyici bir yapı ama sanki yıkmadan önce halkı hazırlamak istercesine bir çökme sonrasında tehlikeli diyerekten kale ve civarına girişi yasaklamışlar.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_cocuklar.jpg" border="0" alt="urfamardin_cocuklar.jpg" width="350" height="233" /></p>
<p>Burada bütün tatil gördüğümüz çocuk gruplarının en büyüğü ve organizesi önceki yazının başında anlattığım gibi etrafımızı sardı.  Birden bire seyahatin gündüz temalarından birisi olan sessizlik ve sonsuzluk hissinden uzaklaştık. Batan güneşle birlikte bir cuma akşamı ilkokul bahçesindeymişim gibi sesler kulağımda, uzaktaki ıssız Hasankeyf kalesine ve caminin zorlukta ayakta kalan minaresine baktım.  Kuşdili konuşan rehber kıza evyallah dedikten sonra Diyarbakır&#8217;a gitmek üzere otobüse bindim.</p>
<p>Diyarbakır&#8217;a karanlıkta vardığımızdan fazla birşey anlamadık.  Rehberimiz Ali Bey dediğine göre içinden geçtiğimiz mahalleye 10 sene önce olsaydı hiç giremeyecektik.  Otobüsümüz koyu renkli bazalt taşından yapılan oldukça sağlam görünümlü surların dibinde durdu.</p>
<p>Keçiburcu isimli burcun altındaki sarnıçta Fenerbahçe &#8211; Galatasaray maçını acılı yemeklerimiz eşliğinde izlerken yanımdaki Diyarbakırlı delikanlıya Diyarbakır&#8217;daki Galatasaraylıların durumunu sordum.  &#8221;Abi, biz burada hepimiz Galatasaraylıyızdır&#8221; cevabını alınca keyifle maçı izlemek üzere arkama yaslandım.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2010/11/09/halfeti-urfa-harran-ve-gobekli-tepe" title="Halfeti, Urfa, Harran ve Gobekli Tepe (November 9, 2010)">Halfeti, Urfa, Harran ve Gobekli Tepe</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2010/06/06/denizlide-bir-ogleden-sonra-laodikeia" title="Denizli&#8217;de Bir Öğleden Sonra (Laodikeia) (June 6, 2010)">Denizli&#8217;de Bir Öğleden Sonra (Laodikeia)</a> (2)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/05/07/tel-aviv-zugurdun-riosu" title="Tel Aviv &#8211; Züğürdün Rio&#8217;su (May 7, 2008)">Tel Aviv &#8211; Züğürdün Rio&#8217;su</a> (3)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/06/14/turkiye-izmir-olsun" title="Türkiye İzmir Olsun (June 14, 2008)">Türkiye İzmir Olsun</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/03/02/shanghai-beijing-xi%e2%80%99an-hong-kong-notlari-yalin" title="Shanghai, Beijing, Xi’an, Hong Kong Notları (Yalın) (March 2, 2008)">Shanghai, Beijing, Xi’an, Hong Kong Notları (Yalın)</a> (3)</li>
</ul>

<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/sarapci/~4/MqrLuuqZpog" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2010/12/26/mardin-midyat-ve-hasankeyf/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Halfeti, Urfa, Harran ve Gobekli Tepe</title>
		<link>http://sarapci.com/2010/11/09/halfeti-urfa-harran-ve-gobekli-tepe</link>
		<comments>http://sarapci.com/2010/11/09/halfeti-urfa-harran-ve-gobekli-tepe#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Nov 2010 20:54:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[GEZİLER]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Cami]]></category>
		<category><![CDATA[Kilise]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yemek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=589</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/urfamardin_kapak.jpg" alt="Rumkale, Halfeti"/></div>Otelden çıkarken bir baktık ki davul zurna ekibi önden gelmiş ve dambadadumbada çalmaya başlamış.  O esnada otelin yanında duvarın dibinde birilerini bekleyen dört vatandaş müziğin etkisiyle ufak ufak hareketlenmeye başladı Hareket dediysem de göbek atmak için yanıp tutuştuklarından değil de bir görev ifa ediyor gibi, gayet ciddi ifadelerle gökyüzüne bakaraktan yerlerinde hafif hafif zıplıyor arada da birden çömelmek gibi daha majör figürler yapıyorlardı.  Biz yanlarından geçerken de hiç istiflerini bozmadan devam ettiler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F11%2F09%2Fhalfeti-urfa-harran-ve-gobekli-tepe"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F11%2F09%2Fhalfeti-urfa-harran-ve-gobekli-tepe&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p style="text-align: justify;">Otobüsten inmemizle birlikte etrafımızı &#8220;Hello, hello!&#8221; diye bağıran çocuklar sardı. Her biri içimizden bir tanesini gözüne kestirdi ve kurulmuş gibi konuşmaya başladılar: &#8220;Abi, anlatayım mı?  4 dilde anlatırım abi.  Kürtçe, Türkçe, İngilizce, Kuşdili!&#8221;.  &#8221;Kuşdili mi?&#8221; diye sorunca beni sahiplenen kız hemen başladı, &#8220;Hagasagankeyf kagelegesigi&#8230;&#8221;, aklıma rehberimiz Ali Bey&#8217;in çocuklara para vermememiz zira para yüzünden birbirlerini yemeleri ve ufak boyutta mafyalar oluşması konularındaki tembihi gelince kızcağızı susturdum.  Ama yine de peşimi bırakmadığı gibi yaklaşan diğer çocukları &#8220;Bu abiye ben anlatıyorum&#8221; diye kovaladı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_kiz.jpg" border="0" alt="Kiz" width="350" height="467" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Kuguşdigiligi Kogunuguşagan Kigiz</em></p>
<p style="text-align: justify;">Rehberimiz Hasankeyf taşınacaksa da taşınmayacaksa da hemen karar verilmesi gerektiğini, en kötü durumun şimdiliki belirsizlik olduğunu söyledi.  Ben ise Devlet Su İşleri müdürlüğünden gelme Çevre Bakanı&#8217;nın elinde çekiç olana herşeyin çivi gözükmesi gibi her dereye hidroelektrik santral diye baktığını düşünüyorum.  &#8221;Önünü tıkayan&#8221; kanunları değiştirmeye çalışacağına memleketteki her akarsuya üçer beşer (<a href="www.guardian.co.uk/environment/2010/oct/04/biodiversity-100-actions-europe">2023 yılına kadar toplam 1500 adet!)</a> baraj yapmanın ne fayda sağlayacağını anlatsa belki ikna olacağım ama ortada öyle bir niyet de göremiyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ve benzeri düşünceler (zira barajın altında kalan <a href="http://www.zeugmaarchproject.com/">Zeugma</a> ve <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Neval%C4%B1_%C3%87ori">Nevalı Çori</a> de bu bölgede), etrafımızı saran çocuklar, bitmeyen ağır ama mükemmel yemekler, akşamları göbek atmalar, kaleler, camiler, kiliseler ve her gördüğümüz kaleyi, camiyi, kiliseyi yağmalayan Moğol-Türk hükümdarı Aksak Timur gibi temalar Urfa&#8217;dan başlayıp, Mardin, Midyat, Hasankeyf üzerinden Diyarbakır&#8217;da sona eren 4 gün boyunca devam etti.</p>
<h4 style="font-size: 1em;"><strong>﻿Halfeti</strong></h4>
<p style="text-align: justify;">Seyahatimiz bir Perşembe sabahı erkenden tertemiz ve düzenli Urfa havaalanda başladı. Havaalanı binasından kuru ve sarı sıcağa çıktık.  Etraftaki çorak toprak ve kayalar üstünde herhangi bir yaşam görünmemesine rağmen sükuneti, bir polis arabasından gelen &#8220;Pffft, pffffft, MK plaka, duraksama yapma.  Pfffft, ilerle!&#8221; diye uyarması bozdu; polis heryerde polis.  Duraksama yapan otobüsümüze ivedilikle yerleşip Halfeti&#8217;ye doğru yola çıktık.</p>
<p style="text-align: justify;">Gaziantep &#8211; Urfa karayolu Birecik&#8217;te Fırat Nehri&#8217;nin (<em>Euphrates</em>) üzerinden geçiyor. Göremediğimiz Birecik&#8217;in az kuzeyine yapılmış olan Birecik Barajı muhteşem bir kanyon içinde akmakta olan Fırat Nehri&#8217;ni üzerinde yelkenlilerin yüzdüğü sakin bir göle çevirmiş.</p>
<p style="text-align: justify;">﻿Yıllar önce sinir bozucu bir film izlemiştim: Leman&#8217;daki Sıkılhan&#8217;ın <a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=%C3%B6m%C3%BCr%20day%C4%B1">Ömür Dayı</a>&#8216;sının hayallerindeki gibi kızlı erkekli İstanbul&#8217;dan gelen bir grup, vahşi bir kanyonda akan vahşi bir nehirde rafting yaparlarken kim olduğunu anlamadıkları vahşi bir adamın silahlı tacizine maruz kalırlar.  Bütün film adamın nerede olduğunu bile göremeden ufak ufak delirirler. Filmin adını bir türlü bulamadım ama film bu vadide baraj öncesinde çekilmiş olabilirdi. Şimdiki sakin halinde ise en fazla Sevimli Aile Tatilde filmi çekilebilir.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_gol1.jpg" border="0" alt="Halfeti" width="350" height="189" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Bir Kanyon Sapığımız Eksikti</em></p>
<p style="text-align: justify;">Baraj sonrasında Halfeti&#8217;nin kendisi de turist teknelerinin kalktığı, salların üstüne kurulmuş lokantaların ve çay bahçelerinin olduğu gelişmekte olan bir köy olmuş.  Ben Halfeti&#8217;yi Apo&#8217;nun doğumyeri olarak biliyordum ama orası da meğersem Halfeti&#8217;ye yakın başka bir köymüş.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_halfeti.jpg" border="0" alt="urfamardin_halfeti.jpg" width="350" height="239" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Karşı Köye Bir At Bir De Traktör Lazım Olmuş</em></p>
<p style="text-align: justify;">İskeleden kalkan ve içinde bir canlı bir de modern at olan teknenin ardından biz de kendi teknemize bindik ve çiseleyen yağmura rağmen üst kata çıktık.  Tekne önce güneye baraja doğru biraz ilerledi, sonra kuzeye döndü.  Sağda solda çorak tepelerde otlayan koyun ve keçi sürüleri, bol miktarda kuş (bir kelaynak? ve bir kartal?) dağların arasında insan eliyle düzeltilmişe benzeyen mağaralar gördük.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">﻿Kısa sürede Rumkale&#8217;ye vardık.  Burası eskiden dağın tepesinde olan, şimdi de neyse ki hala suyun üstünde kalmış bir kale.  İlk yerleşenler Hitiler ve Asurlular olsa da kaleyi Helenler ve Romalılar yapmış, Ermeniler oturmuş, Selçuklular onarmış, tabii Timur da yıkmış.  Kalenin neresi doğal neresi insan yapımı anlaması zor, zaten uzaktan bakınca delikli bir kaya parçası gibi duruyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Tepede görülen binada İncil&#8217;deki 4 gospelin yazarından birisi olan Aziz Yuhanna&#8217;nın (<em><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/John_the_Apostle">St. John</a></em>) İncil&#8217;ini yazdığı söyleniyor.  Yuhanna&#8217;nın İncili Hz. İsa&#8217;nın hayatını anlatan bölümlerin sonuncusu ve en filozofça olanı.  Fakat belirtmek isterim ki Aziz Yuhanna&#8217;nın burada yazdığını ecnebi kaynaklardan bulmakta zorlandım.  Wikipedia&#8217;ya göre hayatının çoğunu İzmir ve Efes civarlarında geçirmiş (bkz. <a href="http://sarapci.com/2010/06/06/denizlide-bir-ogleden-sonra-laodikeia">Denizli&#8217;de Bir Öğleden Sonra</a> yazısındaki mektuplar).</p>
<p style="text-align: justify;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_rumkale1.jpg" border="0" alt="Rumkale, Halfeti" width="350" height="253" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Ben Olsam Ben De Yazar Olurum</em></p>
<p style="text-align: justify;">Yine de resimlerden de göreceğiniz gibi Rumkale sükuneti, manzarası ve ilham veren vahşi doğası sayesinde herhangi birşey yazmak için çok uygun bir yer.  Muhtemelen karşıdaki evlerin üstüne 500 punto ile &#8220;ÇAY EVİ&#8221; yazan abi de öyle düşünmüş.</p>
<p style="text-align: justify;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_koy1.jpg" border="0" alt="Halfeti Köy" width="350" height="263" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Hocam, Evi Baraj Bastı Çalışamadım</em></p>
<p style="text-align: justify;">Rumkale&#8217;nin karşısında yolu ve camisinin tamamı, minaresinin de bir kısmı gölün altında kalmış bir köy var.  Köyün karşısındaki mağara kiliselerinin duvarlarında freskler görülüyor. Köyde sadece 2 aile kalmış, onların da ne yaptığı meçhul zira köye sadece gölden ulaşılıyor. Eskiden pek özelliği olmasa da şimdi çok etkileyici.  Oralarda oturan insanların şimdi sarı-kahverengi renkli askeri lojman gibi her ilde aynı stilsizlikte yapılan ﻿TOKİ evlerinde oturduklarını bilmek bize üzücü ama belki de onlar memnundur.</p>
<h4><strong>Urfa</strong></h4>
<p style="text-align: justify;">Halfeti&#8217;de davul zurna ve Hadi Hadi şarkısı eşliğinde teknemizden inip kebaplarımızı yedikten sonra otobüsümüze binip Peygamberler Şehri Şanlıurfa&#8217;ya doğru devam ettik.  Urfa&#8217;ya boşuna Peygamberler Şehri denmiyor.  <a href="http://sarapci.com/2008/06/02/puslu-kitalar-atlasi-ihsan-oktay-anar">Puslu Kıtalar Atlası</a> yazısında bahsettiğim Hz. Eyüp Urfa doğumlu.  Hz. İbrahim&#8217;in burada doğduğu, (bazıları Ur şehrinde doğduğunu iddia ediyorlar, ayrı) Nemrut tarafından Urfa Kalesi&#8217;nden aşağı ateşe atıldığı ve ateşteki odunların şimdiki asabi, şişman balıkları oluşturduğu söyleniyor.  Hristiyan ikonografisinde zaman zaman karşılaştığımız ilk ikon olarak da bilinen Hz İsa&#8217;nın yüzüne benzeyen mendil (<a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Image_of_Edessa">mandylion</a>) de Ulu Cami&#8217;nin kuyusuna atılmış.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_balikligol1.jpg" border="0" alt="Balıklı Göl, Urfa" width="350" height="467" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Sağ Alt Köşede Asabi Şişman Balıklar (bkz. <a href="http://www.imdb.com/title/tt0118655/quotes">Austin Powers</a>)</em></p>
<p style="text-align: justify;">Urfa&#8217;nın kendisini çocukken yaptığımız aile seyahatinden pek hatırlamasam da Balıklı Göl&#8217;ü hatırlıyorum.  Sebebi de göldeki balıkların şişkoluğu ve bolluğu kadar yanıma gelen bir adamın niyeyse bana bu balıkları yersem çarpılacağımı söyledikten sonra köşedeki sakat dilenciyi göstermesiydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Zamanında başka bir şakacı vatandaş Balıklı Göl&#8217;de beyaz balık görenin cennete gideceğini iddia etmiş.  Tabii garip bir mutasyon olmazsa beyaz balık görmek imkansız olduğundan buraya gelen insanlar cennete daha bildik ama uzun yollardan gitmek için kendilerini ibadete vermiş durumdalar.  Dolayısıyla Balıklı Göl civarında günün ve gecenin her anında dua dinlemek mümkün.  Sabah namazından sonra hoparlörlerden günün erken saatlerine kadar naklen dinlediğim duaları otelimizin resepsiyonundaki kız günlerden cuma olmasıyla açıklayabildi.</p>
<p style="text-align: justify;">﻿Göl ve çevresini hatırladığımdan çok daha güzel ve düzenli buldum.  Balıklar ise hatırladığım kadar şişko, asabi ve açgözlülerdi.  Yanda satılan yemlerle zaten semirmiş olan balıkları çatlayacak kadar doyurduktan sonra Hz. İbrahim&#8217;in doğduğu yer olduğu iddia edilen mağaraya doğru yürüdük.  Mağara önünde yapılan ekler yüzünden çok ufak kalmış ve pek birşey anlaşılmıyor ama etrafındaki camiler güzeldi.  Nedense bu bölgede bol miktarda İranlı turist vardı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_bakırcı.jpg" border="0" alt="Bakırcı" width="350" height="467" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Urfa Çarşısında Bakırcı Amca ve Çırağı</em></p>
<p style="text-align: justify;">Daha sonra Urfa&#8217;nın çarşılarına girdik ve manavların, elektirikçilerin, bakırcıların, bol miktarda mor başörtüsü ve poşi satan manifaturacıların, baharatçıların, çin malı bilimum eşya satıcılarının, kebapçıların, tamir edilen boş dükkan ve hanların arasından geçip bir meydan kahvesine vardık.  Burada grubun hemcinslerimden oluşan kısmı metal dominoları çat çat vurarak oynayan amcaların yanında tavlaya otururken ben daha enteresan olur diye kafama aşağıdaki amcanınki gibi bir mor eşarp bağlamak suretiyle karşı cinsin arasına karıştım ve onlarla bakırcılara gittim.</p>
<p style="text-align: justify;">Bakırcılarda çok enteresan birşey yoktu: meyhanelerde kullanılan ehlikeyfler, yumurta sahanları, kahve takımları, nargileler satılıyordu.  Dolandıktan ve birkaç pazarlık yaptıktan sonra sıkıldım, ciğer kebabı yenilen sokak lokantalarının arasından yürüyerek otelimize döndüm.</p>
<p style="text-align: center;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_kahve.jpg" border="0" alt="urfamardin_kahve.jpg" width="350" height="290" /></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-weight: normal;"><em>Çarşıdaki Kahvede Morlu Bir Amca</em></span></p>
<h4>Sıra Gecesi</h4>
<p style="text-align: justify;">Akşam Urfa&#8217;nın meşhur sıra gecelerinden birisi vardı.  Göbek atarken daha rahat olmak için yerel kıyafetlerimize büründük.  Urfa&#8217;daki destekçi rehberimiz Miniskül Bilal &#8211; ki kendisi 14 yaşında durmasına rağmen üniversitede birinci sınıftaymış &#8211; benim gibi cahillere poşiyi bele bağlamasını gösterdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Otelden çıkarken bir baktık ki davul zurna ekibi önden gelmiş ve dambadadumbada çalmaya başlamış.  O esnada otelin yanında duvarın dibinde birilerini bekleyen dört vatandaş müziğin etkisiyle ufak ufak hareketlenmeye başladı. Hareket dediysem de göbek atmak için yanıp tutuştuklarından değil de bir görev ifa ediyor gibi, gayet ciddi ifadelerle gökyüzüne bakaraktan yerlerinde hafif hafif zıplıyor arada da birden çömelmek gibi daha majör figürler yapıyorlardı.  Biz yanlarından geçerken de hiç istiflerini bozmadan devam ettiler.</p>
<p style="text-align: justify;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_urfa.jpg" border="0" alt="urfamardin_urfa.jpg" width="350" height="233" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Hz. İbrahim&#8217;in Doğduğu Mağaranın Yanıdaki Cami (Fotoğraf: İzi K.)</em></p>
<p style="text-align: justify;">Otelimizin (Urfa&#8217;nın eski ismi olan Edessa) çok güzel bir avlusu vardı, oraya kurulduk. Karşımıza da saz heyeti kuruldu. Önce acıklı şarkılardan başladılar, sonra bol miktarda İbrahim Tatlıses ile yavaş yavaş hareketlendiler.  Bir saz, bir tanbur, bir darbuka, bir davul, bir keman, bir solist dışında bir de öyle duran daha bıyıklı bir abimiz vardı. Sonradan anladım ki bu abi uzunhavacı.  Asıl solistin yetişemediği bir anda sakince oturduğu koltuğunda hafifçe yana kaykıldı ve gözlerini kapatıp uzun havasına başladı.  Sesi çok güzel olduğundan bütün bu zaman orada durmasına da değdi aslında.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonra bir ara şarkı enstrümental olduğunda birden çiğköfte takımı geldi ve hızlı hareketlerle ortada çiğköfte yoğurmaya başladılar.  Onlar yoğururken müzik grubunun reisi pozisyonundaki tanburi amca çiğköftenin icadını anlattı: acımasız İmparator Nemrut&#8217;a hasımlarını yakabilmek için bol miktarda odun gerekir, dolayısıyla halkına odunları yemek gibi gereksiz şeylerle harcamasınlar diye ateşte yemek pişirmeyi yasaklar.  Bunun üzerine hamarat bir ev hanımı ceylan etini bulgurla karıştırmak suretiyle çiğ bir köfte yapar.</p>
<p style="text-align: justify;">20 dakika kadar süren yoğurma işlemi sonucunda kıvam tuttu ve başçiğköfteci elindeki tepsiyi gururla havaya kaldırıp ters çevirerek eriştiği mükemmel viskoziteyi gösterdi.  Bu arada Urfa&#8217;da çiğköfteye bol miktarda isot biberi konulduğunu söylememe gerek yok zannedersem.  Öte yandan ben lahmacunları ve kebapları pek acı bulmadım.</p>
<p style="text-align: justify;">Gecenin sonunda doğru davulcu şovuna başladı ve davulunun kasnağının etrafındaki gerili iplerin içi para dolana kadar hoplayıp zıplayarak çalmaya devam etti.  Sonlarda cebimizde bahşişlik para kalmayınca bitik bir halde odalarımıza döndük.</p>
<p style="text-align: justify;">Ertesi sabah isot reçelinin bile eksik olmadığı mükellef kahvaltımızı eder etmez Harran&#8217;a doğru yola çıktık.</p>
<h4 style="text-align: justify;">Harran</h4>
<p style="text-align: justify;">Urfa, Harran Ovası&#8217;nın kuzeybatı köşesinde türküde lafı geçen dumanlı dağların dibinde kurulmuş.  5000 yıldır aynı ismi koruyan <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Harran">Harran﻿</a> ise Harran Ovası&#8217;nın tam ortasında, Google Earth&#8217;de yemyeşil duruyor. GAP Projesi öncesinde nasıl görünüyordu merak ettim doğrusu.</p>
<p style="text-align: justify;">Keçi, koyun ve atın ilk evcilleştirildiği yer olduğu zannedilen Harran kutsal kitaplarda da yerini almış. Sümerlilerin dininde Sin&#8217;e (Ay Tanrısı)﻿ tapmak için Harran önemli bir merkezmiş.  Şu anda hala ayakta olan sekizgen bir Sin Tapınağı var, ama durumu pek parlak değil maalesef.  Meşhur Kadeş anlaşması öncesinde burada adak kesildiğini düşünürsek önemi daha iyi anlaşılır.</p>
<p>Tevrat&#8217;ta Hz. İbrahim ve anturajı Ur şehrinden Kenan Diyarı&#8217;na giderken Harran&#8217;dan geçiyorlar.  Bu da nerede olduğu tartışılan Ur şehrinin Irak&#8217;taki Ur&#8217;dan ziyade bizim Urfa olması olasılığını güçlendiriyor zira Kenan bugünkü İsrail sayılır, Irak&#8217;tan oradan çıkıp Harran&#8217;dan geçerek Kenan&#8217;a gitmek, hele o sıcakta olacak şey değil.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto; border: 0px initial initial;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfarmardin_harranuniversitesi.jpg" border="0" alt="Harran Universitesi" width="350" height="263" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Harran Üniversitesinin Etrafı İlim ve İrfan&#8217;a Meraklı</em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Turistlerden Korumak Maksadıyla Çevrilmiş</em></p>
<p>Harran eski zamanlardan beri ticaret yollarının üstünde olduğundan Hititliler, Asurlular, Persler, Helenler yani tarih dersinde okuduğumuz Frigler hariç hemen hemen her medeniyet tarafından kullanılmış.  Tabii ki daha sonra Timur alışkanlığı olduğu üzere şehri yerle bir etmiş.</p>
<p>8. ve 9. yüzyıllarda ise Harran&#8217;da Harran Üniversitesi veya &#8220;Dünyanın En Eski Üniversitesi&#8221; olarak bilinen okul Asurlular tarafından kurulmuş.  Burada, o zamanlar bilinen bütün ilimler Yunanca&#8217;dan Süryaniceye tercüme edilmiş.  Bu ilim ve irfan yuvasının kalıntılarını hala görmek mümkün.</p>
<p>Sin Tapınağı&#8217;nın hemen yanında ise eski Harran evlerinden bir örnek görebileceğiniz ufak bir yer var.  Bu ailenin reisi amca modern evinin yanında arı kovanına benzeyen bu eski evlerden yaklaşık 10 tanesini birbirine bağlamak suretiyle bir nevi AVM yaratmış.  Bütün kızlarını ve gelinlerini de tezgahtar olarak yetiştirmiş, içeride bilimum hediyelik eşya (mor eşarp, sürme, entari, arap kıyafetleri, incik-boncuk) dışarıda da çay ikramı ve evin reisinin yanık sesiyle söylediği Arapça türküler var.  Reklamlara meraklı olanlarınız evin kızlardan bir tanesini Türksel reklamlarında Türksel&#8217;in çekim gücünü ispat ederken görmüş olabilir (reklamlardaki sürmeli, mor başörtülü kız).</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_harranevi.jpg" border="0" alt="Harran Evi " width="350" height="467" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>&#8220;Hanım, Arı Kovanı Evin Duvarından Tüfengimi Ver, Yine Reklamcılar Gelmiş&#8221;</em></p>
<p>Bu evlerin içi, doğal yalıtımdan dolayı serin, tepedeki baca sisteminden de içeri dışarıda hissedilmeyen bir esinti geliyor. Tam &#8220;eski insanlar bu işi biliyormuş mirim&#8221; dedirtecek cinsten.  Şimdi bu evlerin sadece depo olarak kullanıldığını ve Harran&#8217;ın Türkiye&#8217;nin her tarafında gördüğümüz standart binalarla çevrili olduğunu söylememe gerek yok herhalde.</p>
<p>Harran dönüşünde öğle yemeğimizi Urfa&#8217;da Cevahir Konuk Evi&#8217;nde yedik.  Burası eski Urfa kiliselerinden birisinin lojmanı olarak yapılmış bir bina imiş, hala hafif müze havası var.  Sonradan bu yazıyı yazarken baktığım web sitelerinde kiliseden hiç bahsedilmemesi üzücü neden çekindilerse artık&#8230;  Menümüzde pazılı <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Boran%C4%B1" target="_blank">boranı</a>, sulu bir salata olan <a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=bostana" target="_blank">bostana</a>, yoğurtlu ve nohutlu bir yemek olan <a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=lebeni" target="_blank">lebeni</a>, ekşili isot dolması, <a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=semsek" target="_blank">semsek</a>, patlıcanlı/domatesli/fıstıklı karışık kebap, çiğ köfte üstüne künefe ve sınırsız mırra vardı.</p>
<h4>Göbekli Tepe</h4>
<p>Mardin&#8217;den önce <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%B6beklitepe">Göbekli Tepe&#8217;</a>ye uğradık.  Burası bütün seyahatte en merak ettiğim yerlerden biriydi zira <a href="http://www.milliyet.com.tr/Yasam/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&amp;ArticleID=1065577&amp;Date=01.03.2009&amp;Kategori=yasam&amp;b=Ademle%20Havva%20elmayi%20Sanliurfada%20yemis">gazetelerde haberlerini</a> okurken bayağı etkilenmiştim.</p>
<p>Göbekli Tepe&#8217;nin önemi şu: Göbekli Tepe bulunana kadar (ki şu anda bekçilik yapan Mahmut Amca buradaki tarlasını sürerken sabanı bir taşa takılınca keşfedilmiş) insanların organize dine yerleşik hayata geçtikten sonra başladığı zannedilirken Göbekli Tepe&#8217;nin tarihi insanların hala avcı-toplayıcı olduğu zamanlarına denk geliyor. Takriben 11.500 sene önce!</p>
<p>Göbekli Tepe öncesinde, &#8220;<a href="http://www.stonepages.com/news/archives/003061.html">önce şehir kuruldu sonra tapınak</a>&#8221; denirken Göbekli Tepe&#8217;nin buradan gelip geçen avcılar tarafından ibadet için kullanıldığı zannediliyor.  Başka bir gariplik de yaklaşık MÖ 8000 yılında anlaşılamayan bir sebepten tapınağın üstünün kumla örtülmesi. Herhalde Asurluların Çevre Bakanı burada bir baraj gölü yapmak istedi ama daha önce yaptıkları barajlar yüzünden su kalmadığından iş yarım kaldı.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_gobeklitepe.jpg" border="0" alt="Göbekli Tepe" width="350" height="227" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Mahmut Amca&#8217;nın Tarlası</em></p>
<p>Burada bulunan koca taşların üstünde aslan, boğa, ceylan, koç, akbaba ve turna gibi hayvanlar çizilmiş.  Bu da buzul çağı sonrasında bölgenin ikliminin ve bitki örtüsünün farklı olduğunu gösteriyor.  Ayrıca çizili insan figürlerinden buradaki insanların şimdi Hindistan&#8217;daki Zerdüştler (<a href="http://sarapci.com/2000/04/23/13">bkz. sarapci.com Hindistan yazısı</a>) gibi ölülerini akbabalara bıraktıkları anlaşılıyor. Tek fark buradaki resimlerde vücutlar kafadan ayrılmış.</p>
<h4><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesurfamardin_kabartma1.jpg" border="0" alt="Gobekli Tepe" width="350" height="267" /></h4>
<p style="text-align: center;"><em>Aha, Kelaynak!</em></p>
<p>Göbekli Tepe&#8217;nin varlığı bu bölgenin tarihi olarak ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Buralar  yeni tekniklerle iyice araştırılsa daha neler çıkacak diye düşünerekten otobüsümüze geri binip Mardin&#8217;e doğru yola çıktık.</p>
<p>Yazının devamını şurada bulabilirsiniz: <a title="Mardin, Midyat" href="http://sarapci.com/2010/12/26/mardin-midyat-ve-hasankeyf" target="_blank">http://sarapci.com/2010/12/26/mardin-midyat-ve-hasankeyf </a></p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2010/12/26/mardin-midyat-ve-hasankeyf" title="Mardin, Midyat ve Hasankeyf (December 26, 2010)">Mardin, Midyat ve Hasankeyf</a> (0)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2010/06/06/denizlide-bir-ogleden-sonra-laodikeia" title="Denizli&#8217;de Bir Öğleden Sonra (Laodikeia) (June 6, 2010)">Denizli&#8217;de Bir Öğleden Sonra (Laodikeia)</a> (2)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/05/07/tel-aviv-zugurdun-riosu" title="Tel Aviv &#8211; Züğürdün Rio&#8217;su (May 7, 2008)">Tel Aviv &#8211; Züğürdün Rio&#8217;su</a> (3)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/06/14/turkiye-izmir-olsun" title="Türkiye İzmir Olsun (June 14, 2008)">Türkiye İzmir Olsun</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/03/02/shanghai-beijing-xi%e2%80%99an-hong-kong-notlari-yalin" title="Shanghai, Beijing, Xi’an, Hong Kong Notları (Yalın) (March 2, 2008)">Shanghai, Beijing, Xi’an, Hong Kong Notları (Yalın)</a> (3)</li>
</ul>

<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/sarapci/~4/TTv9BplVcP0" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2010/11/09/halfeti-urfa-harran-ve-gobekli-tepe/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>47 Numaralı Kamara, Hikmet Hükümenoğlu</title>
		<link>http://sarapci.com/2010/11/01/47-numarali-kamara-hikmet-hukumenoglu</link>
		<comments>http://sarapci.com/2010/11/01/47-numarali-kamara-hikmet-hukumenoglu#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Nov 2010 20:08:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[KITAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Cemiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Roland Barthes]]></category>
		<category><![CDATA[Top Secret]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=552</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/47numara_47numara.jpg" alt="47 Numaralı Kamara, Hikmet Hükümenoğlu"/></div>Roman başladıktan sonra bir DNA sarmalı gibi yavaş yavaş iç içe geçen iki ayrı hikayeden oluşmakta. Birinci hikaye şimdiki zamanda birinci şahıs tarafından anlatılıyor. Anlatıcı Murat son yolcuğunu yapan, cinayet romanı yazmaya oldukça müsait bir gemide İtalya'dan İstanbul'a giderken Hikmet Bey'in film haklarını satmış olduğu romanı Hikmet Bey ile birlikte yazmakta, aralarda da ufak ufak Merve'ye asılmakta. Üçüncü tekil şahıs veya herşeyi bilen tanrı/yazar stilindeki ikinci hikayede ise geçmiş zamanda 80'lerde bir sahil kasabasında Ali ve Ayşe isimli iki gencin yeni filizlenen aşkı anlatılıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F11%2F01%2F47-numarali-kamara-hikmet-hukumenoglu"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F11%2F01%2F47-numarali-kamara-hikmet-hukumenoglu&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Okuma Cemiyeti&#8217;mizde VS Naipaul&#8217;un <span style="text-decoration: underline;">Nehrin Dönemeci</span> kitabını okurken Cemiyet&#8217;te cinsiyetimizin benim haricimdeki tek temsilcisi olan <a href="http://www.hikmethukumenoglu.com/">Hikmet</a>&#8216;in üçüncü kitabı piyasaya çıktı.  Daha önceki kitaplarını tartışmamızı istemeyen Hikmet&#8217;i üstüne varmama taktiğini başarı ile kullanmak marifetiyle ikna ettik.  Hatta daha önce <a href="http://sarapci.com/2009/04/16/kara-istanbul">Kara İstanbul</a> kitabını okurken kendi hikayesini konuşmamızı istemeyen Hikmet o kadar heveslendi ki, &#8220;Seni eleştirilerimizle yerden yere vuracağız, eline Moleskin defterini aldığına pişman edeceğiz&#8221; tehditlerimden bile çekinmedi.</p>
<p>Aslında kitabı yaklaşık bir sene önce taslak halindeyken fasikül fasikül okumuştum ama tabii hem çok zaman geçtiğinden hem de okumam sonrasında defalarca değiştirildiği için toplantıdan önceki hafta bir kez daha okudum.  Son halini daha da sevdim.</p>
<p>Bu sefer bebek uyutma sorunlarından dolayı bizim evde yapılan toplantıda herkes heyecanlıydı; normalde hep kitapları son dakika bitiren ve toplantılardan 2 gün önce hala okuyacağı 200 sayfa kaldığından şikayet eden Banu bile kitabı erkenden bitirip yerini almıştı.</p>
<p>Hikmet&#8217;in üçüncü kitabı <span style="text-decoration: underline;">47 Numaralı Kamara</span> roman içinde roman biçiminde bir kitap.  Ana karakterlerden ikisi yazar.  Birisi son kitabıyla çoksatar mertebesine ulaşmış, eskinin ağır roman yazarı ukala ve kibirli Hikmet Bey, ötekisi ise Hikmet Bey&#8217;in &#8220;hayalet&#8221; yazarı olan içine kapanık kompleksli genç Murat.  İkisinin arasında ise aşk üçgeninin tamamlayıcısı Hikmet Bey&#8217;in &#8220;zarif eşi&#8221; Merve var.</p>
<p>Elini sakatlayan Hikmet Bey karısının da önerisiyle yazılarını temize çekmesi için eskiden yazar olmak isteyen ama sınıf atlama hırsıyla daha çok para kazanacağı işlere yönelen Murat isimli bir genci işe alıyor.  Bir süre sonra Murat, yazıları sadece temize çekmekle yetinmeyip ufak ufak düzeltmeye de başlıyor; ta ki okuduğumuz kitabı Hikmet Bey mi Murat mı yazıyor anlaşılmaz hale gelene kadar.</p>
<div style="text-align: center;"><img src="http://sarapci.com/images/47numara_dna.jpg" alt="DNA" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Yuvarlanarak Giden Hikmet Bey&#8217;in Romanı, Ötekisi Murat&#8217;ın<br />
Kaynak: treehugger.com</em></p>
<p>Roman başladıktan sonra bir DNA sarmalı gibi yavaş yavaş iç içe geçen iki ayrı hikayeden oluşuyor.  Birinci hikaye şimdiki zamanda birinci şahıs tarafından anlatılmış.  Anlatıcı Murat, son yolcuğunu yapan, cinayet romanı yazmaya oldukça müsait bir gemide İtalya&#8217;dan İstanbul&#8217;a giderken Hikmet Bey&#8217;in film haklarını satmış olduğu romanı Hikmet Bey ile birlikte yazmakta, aralarda da ufak ufak Merve&#8217;ye asılmakta.  Üçüncü tekil şahıs veya herşeyi bilen tanrı/yazar stilindeki ikinci hikayede ise geçmiş zamanda 80&#8242;lerde bir sahil kasabasında Ali ve Ayşe isimli iki gencin yeni filizlenen aşkı anlatılıyor.</p>
<p>Bir açıdan bakacak olursanız (ki bu açıyı <a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&amp;CategoryID=40&amp;ArticleID=985096">Radikal Kitap&#8217;taki güzel yazısında</a> Asuman Kafaoğlu sistematik bir şekilde incelemiş) kitabın ana meselesi tanrı-yazar diyebileceğimiz kitabın tek hakimi hakkında.  47 Numaralı Kamara&#8217;yı okudukça &#8220;Bu kitabın yazarı hangisi, Hikmet Bey mi yoksa Murat mı?&#8221; diye düşünen okurun kafası gittikçe karışıyor.  Burada Hikmet Hükümenoğlu (kitaptaki yazar Hikmet Bey ile karışmasın diye bizim Okuma Cemiyeti&#8217;mizin azası olan yazardan Hikmet Hükümenoğlu olarak bahsetmek durumundayım) aralarda stili değiştirerek bazı ipuçları da verse sonuçta neyi kimin yazdığını anlamamız oldukça güç.</p>
<p>Tanrı-yazar (veya daha anlamlı olan ingilizcesi ile <em>author-authority</em>) konusunu incelemek için Fransız düşünür Roland Barthes&#8217;in &#8220;yazar ve yazıcı&#8221; (<em>author </em>/ <em>scriptor</em>) hakkındaki denemesine bakmanızı öneririm (<a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Death_of_the_Author">Death of the Author</a>).  Burada Barthes artık yazar diye birşey kalmadığını, yazıcıların daha önceki yazılanları derleyerek yeniden şekillendiren kişiler olduklarını ve bu yeni stilin okurlar açısından çok daha heyecan verici olduğunu savunmuş.  Her eser okuyana göre farklı bir anlam taşıyacağı için edebiyatı yazara göre değil, yazarın da içinde olduğu bir bütün olan edebi mirasa göre, hatta bu mirasın okurun da paylaştığı kısmına göre okumak gerekir demiş.</p>
<div style="text-align: center;"><img src="http://sarapci.com/images/47numara_kapak.jpg" alt="47 Numaralı Kamara" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Tanrı-Kitapçı Idefix İse Kitabın Kapağını<br />
Sanki Kendisi Tasarlamış Gibi Damgalamış</em></p>
<p>Barthes&#8217;i dinleyip okur şarapçı olarak okuyunca, 47 Numaralı Kamara&#8217;nın meselesi 80&#8242;ler sonrası Türkiye&#8217;sinde sınıf atlamaktır.  Hikmet Bey&#8217;in romanındaki karakter Ali, 80&#8242;lerde küçük bir turistik sahil kasabasında oturan zeki bir delikanlıdır.  Lisenin son yıllarında İstanbul&#8217;dan gelerek bu sahil kasabasına yerleşen şehirli entellektüel ailenin kızı Ayşe ile flört etmeye başlar.  (Dikkat: 80&#8242;ler temasından devam etmek için <em>flört etmek</em> fiilini kullandım.) Ali&#8217;nin amacı sevmediği bu kasabanın kasvetinden ve baskılarından kurtulmak için İstanbul&#8217;a gidip orada köşeyi dönmektir, Ayşe ise birçok kadın gibi elindeki ham erkeği işleyerek istediği şekle getirmek ister.  Ali, köşeyi dönmek için önce okul ve standart iş ikilisini dener ve üniversite sonrası itibarlı bir şirkette genç bir mühendis olarak işe başlar.  Bir süre sonra da sabrı kafi gelmediğinden, biraz da şehirli kız arkadaşının burjuva ailesine inatla, daha kestirme yollara yönelir.</p>
<p>Kitabın sarmalları birbirine yaklaşıp iki hikaye birbirine dolandıkça ikinci hikayenin birinci hikayedeki iki erkek olan Hikmet Bey ve Murat&#8217;tan ziyade iki sosyal sınıf arasındaki mücadele ile şekillendiğini düşündüm.  Hikayeyi bir Hikmet Bey, bir Murat kendine göre çekiştirdi durdu.  Hikmet Bey&#8217;in Murat&#8217;ın elinden çıkan romanı değiştirerek hasmını küçümseme stili favori viskisi Talisker&#8217;in anavatanı olan Batı Avrupa ülkelerindeki üst sınıf erkekleri gibi ince iken; Murat, romanın omurgasını oluştururken insanlık tarihi kadar eski bir yöntem olan karşısındaki erkeğin karısını elde etmek yöntemini kullanarak üst sınıftan hıncını aldı.</p>
<p>İki erkeğin hem kadın karakter hem de ben okur üzerindeki güç gösterisi sonlara doğru şirazesinden çıkıp kabalaştığında Hikmet Bey Murat&#8217;ı elinden geldiğince yaralamaya çalışırken Hikmet Hükümenoğlu da verdiği ipuçlarının dozunu kaçırdı ve bir önceki kitabı <a href="http://sarapci.com/2008/02/18/kucuk-yalanlar-kitabi-hikmet-hukumenoglu">Küçük Yalanlar Kitabı</a>&#8216;ındaki gibi çok fazla izahat yaparak hem benden hem de Sayın Roland Barthes&#8217;den eksi puan aldı.  Kitabın sonlarındaki 47 numaralı kamaradaki kapışma kesin bir galibi olmadan bırakılsaydı ben de bu cümlede Ali yerine Murat yazabilecektim, okurlar da 80&#8242;lerin hakim sınıflarının mücadelesi konusunda kendi fikirlerini daha rahat verebileceklerdi.</p>
<p>Ama Okuma Cemiyeti toplantımızda bu eleştirim dışında Hikmet Hükümenoğlu&#8217;nu fazla rahatsız edemedim çünkü <span style="text-decoration: underline;">47 Numaralı Kamara</span>&#8216;nın diğerlerine göre daha olgun ve Hikmet Bey&#8217;in tek başına yazacağı cinsten ince düşünülmüş bir roman olduğunu düşündüm.  İki yazar arasında gidip gelen stil ve DNA sarmalı kurgu çok başarılı olmuştu.  Karakterler tam dozundaydı, hiçbirisini rahatça sevemedim veya nefret edemedim.  Zaten iki yazar olunca tıpkı <span style="text-decoration: underline;">Küçük Yalanlar Kitabı</span>&#8216;ndaki gibi kime güveneceğimi bilmem mümkün değildi.</p>
<div style="text-align: center;"><img src="http://sarapci.com/images/47numara_arsivci.jpg" alt="Top Secret Swedish Bookstore" /></div>
<div style="text-align: center;"><span style="font-style: italic;">Hikmet Hükümenoğlu&#8217;nun Arşivcisi</span></div>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em></p>
<div style="text-align: center;">Kaynak: 80&#8242;lerin Unutulmaz Filmi, Top Secret</div>
<p></em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em> </em></p>
<p>Artık her Hikmet Hükümenoğlu romanında görmeyi beklediğimiz insanüstü öğeler <span style="text-decoration: underline;">47 Numaralı Kamara</span>&#8216;da da yerlerini almışlardı.  Ama bu sefer farklı olarak insanüstü sandığım şeyler gerçek, gerçek sandıklarım da insanüstü çıktı.  En hoşuma giden detaylardan birisi de Hikmet Hükümenoğlu&#8217;nun önceki iki kitabını okuduysanız tanıyacağınız (bana Top Secret filmindeki <a href="http://www.craigerscinemacorner.com/Reviews/top_secret.htm">İsveçli Kitapçı</a>&#8216;yı hatırlatan) arşivcinin yine bir <em><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cameo_g%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC">cameo</a></em> rol ile karşıma çıkması oldu.  Umarım arşivci diğer romanlarda daha da öne çıkan bir karakter olur diye düşündüm.</p>
<p>Bu sefer Okuma Cemiyeti toplantımızın en sevdiğim kısmı olan kitap seçimini yapamadık çünkü daha önceden seçtiğimiz kitaplardan (Hikmet Hükümenoğlu&#8217;nun favori yazarlarından) Murakami&#8217;nin <span style="text-decoration: underline;">Norwegian Wood</span> kitabı zaten sıradaydı.</p>
<p>Vakit kalırsa arada bir de ufak Murakami kitabı okumak istiyorum, bu sefer edebiyat dışı ve konu benim favori konularımdan uzun mesafe koşu!</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/08/19/the-mysteries-of-pittsburgh-michael-chabon" title="The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon (August 19, 2008)">The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon</a> (2)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/06/02/puslu-kitalar-atlasi-ihsan-oktay-anar" title="Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar (June 2, 2008)">Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar</a> (9)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2011/08/04/norwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami" title="Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami (August 4, 2011)">Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2011/02/10/netherland-hollanda-joseph-oneill" title="Netherland (Hollanda), Joseph O&#8217;Neill (February 10, 2011)">Netherland (Hollanda), Joseph O&#8217;Neill</a> (5)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/07/13/mrs-dalloway-virgina-woolf" title="Mrs. Dalloway, Virginia Woolf (July 13, 2008)">Mrs. Dalloway, Virginia Woolf</a> (8)</li>
</ul>

<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/sarapci/~4/vSahXGf-OSs" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2010/11/01/47-numarali-kamara-hikmet-hukumenoglu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>A Bend In The River (Nehrin Dönemeci), V.S. Naipaul</title>
		<link>http://sarapci.com/2010/10/07/a-bend-in-the-river-nehrin-donemeci-v-s-naipaul</link>
		<comments>http://sarapci.com/2010/10/07/a-bend-in-the-river-nehrin-donemeci-v-s-naipaul#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Oct 2010 19:25:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[KITAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Koloniyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Cemiyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=547</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/bend_bend.jpg" alt="Nehrin Donemeci (Bend in the River)"/></div>Naipaul'un Nehrin Dönemeci'nde ilgilendiği ﻿insanın acımasızlığı, vefasızlığı ve kadirbilmezliği; azınlık veya yersiz yurtsuz olmak; azınlık olarak yaşadığı ülkeden kopuk ayrı bir hayat sürmek; şahken şahbaz olmak gibi konular aslında ilgimi çekerdi ama kitabın tarzı o kadar ruhsuz ve ağır ki sabırlı bir okur olsam da birçok yerde zor dayandım.  Artık son sayfalarda ise ilkokul günlerimdeki yağmurlu Pazar akşamlarını defalarca yaşar gibi oldum.  Karakterlerin hiçbirini sevmedim, başlarına gelenleri umursamadım,﻿ politik kısımlar bile beni heyecanlandırmadı. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F10%2F07%2Fa-bend-in-the-river-nehrin-donemeci-v-s-naipaul"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F10%2F07%2Fa-bend-in-the-river-nehrin-donemeci-v-s-naipaul&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p><a href="http://sarapci.com/2010/08/10/diary-of-a-bad-year-kotu-bir-yilin-guncesi-j-m-coetzee">Kötü Bir Yılın Güncesi</a> yazısında da bahsettiğim gibi Okuma Cemiyeti toplantımızda benim özellikle istediğim iki yazar art arda seçildi; önce <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/John_Maxwell_Coetzee">J.M. Coetzee</a> sonra da <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/John_Maxwell_Coetzee">V.S. Naipau</a>l &#8216;un kitaplarını okuduk &#8211; ama ikisini de pek sevmedim.</p>
<p>V.S. Naipaul hakkında oradan buradan okuduklarımdan sevimsiz bir adam olduğu gibi bir fikrim vardı.  Hangi kitabı seçelim diye araştırırken bilimum huysuzluklarını, kibrini, eski karısını dövdüğünü, aşağılık kompleksini, hazımsızlığını okudukça iyice rahatsız oldum.  New Yorker dergisinden James Wood&#8217;un yazısından sonra (<a href="http://www.newyorker.com/arts/critics/books/2008/12/01/081201crbo_books_wood">Wounder and the Wounded</a> &#8211; Yaralayıcı ve Yaralı) kendisini biraz daha iyi anladım ama fikrim fazla değişmedi.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" title="bend_kapak.jpg" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesbend_kapak.jpg" border="0" alt="bend_kapak.jpg" width="150" height="222" /></p>
<p>Kitaba başlarken kafamdaki sorulardan birisi de insanın hoşlanmadığı bir sanatçının eserlerini sevebilip sevememesiydi.  Ben sevebildiğimi zannediyorum.  Misal, Noir Desir&#8217;in solisti <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Bertrand_Cantat">Bernard Cantat</a> karısını dövüp öldürdü ama gelmiş geçmiş en iyi rock solistlerinden birisi olduğunu düşünüyorum.  Kenan Doğulu&#8217;dan Galatasaraylı olması dışında pek hazzetmiyorum ama bir gün olur da güzel bir şarkı yaparsa dinleyebilirim.  Serdar Ortaç ise über-gıcık bir adam da olsa ecnebilerin <em><a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=guilty%20pleasure">guilty pleasure</a></em> dediği hoşlanmaktan dolayı utanç duyduğum bir şahıs, televizyonda klibini görürsem bilgiç danslarını, gerdan kırmalarını, göz süzmelerini kaçıramam.</p>
<p><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" title="bend_serdar.jpg" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesbend_serdar.jpg" border="0" alt="bend_serdar.jpg" width="350" height="166" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>V.S. Naipaul Karşılaştırıldığını Duysa Pek Hoşlanmaz Ama </em></p>
<p style="text-align: center;"><em>Yırtıcı Kedilerle Böyle Pozlar Veren Birisini Sevmemek Mümkün Mü?</em></p>
<p style="text-align: left;">﻿Naipaul&#8217;a da gıcık olduğumdandır belki, <span style="text-decoration: underline;">Nehrin Dönemeci</span>&#8216;ni okurken hafif otobiyografik özellikleri olan ana karakterde aşağılık kompleksi belirtileri ve neo-kolonyalizm aradım durdum. Naipaul da Uganda, Kenya, Tanzanya ve bir süre sonra Zaire gibi ülkelerde dolaşmış ve yaşamış.  Oralar hakkında pek hoş şeyler yazmadığı edebiyat dışı kitapları da var.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="text-decoration: underline;">Nehrin Dönemec</span>i ise Salim isimli Doğu Afrika&#8217;daki Hint diasporasından bir delikanlının bulduğu bir fırsatı değerlendirmek için gelişmekte olan bir Orta Afrika ülkesine gitmesini ve orada bir dükkanı devralıp kasabanın kolonizasyon, post-kolonizasyon karmaşa, karmaşa sonrası dikta altındaki genç ülke aşamalarında bir yabancı iş adamı olarak tutunmaya çalışmasını anlatıyor.</p>
<p style="text-align: left;">Salim esnaflığı sırasında biraz karakterinden biraz da kendini farklı görme isteğinden dolayı yerel halk ile kaynaşmıyor ve başlarda küçük gördüğü yerlilerin zaman içerisinde kabiliyet veya çalışkanlıklarından ziyade ülkenin sahibi addedilmelerinden dolayı yukarılara çıkmalarını haset ve çaresizlik içerisinde izliyor.  Türkçe bilse &#8220;ayakların baş olması&#8221; tabiriyle anlatacağı bu durum Salim&#8217;in ataleti yüzünden bir süre sonra içinden çıkılamaz bir hale gelmişken ülkenin diktatörünün ülkede yabancıların da yardımıyla bir üniversite kurma planı söz konusu olunca vaziyet (ve Salim&#8217;in kıskançlıkları) farklı bir hal alıyor.</p>
<p style="text-align: left;"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://sarapci.com/wp-content/uploads/imagesbend_naipaul.jpg" border="0" alt="V.S. Naipaul" width="175" height="254" /></p>
<p style="text-align: center;"><em>Yazımı Görsa Bana Da &#8220;Okumamış, Cahil, Bilgisiz&#8221; Derdi</em></p>
<p style="text-align: left;"><em></em>Naipaul&#8217;un <span style="text-decoration: underline;">Nehrin Dönemeci</span>&#8216;nde ilgilendiği ﻿insanın acımasızlığı, vefasızlığı ve kadirbilmezliği; azınlık veya yersiz yurtsuz olmak; azınlık olarak yaşadığı ülkeden kopuk ayrı bir hayat sürmek; şahken şahbaz olmak gibi konular aslında ilgimi çekerdi ama kitabın tarzı o kadar ruhsuz ve ağır ki sabırlı bir okur olsam da birçok yerde zor dayandım.  Artık son sayfalarda ise ilkokul günlerimdeki yağmurlu Pazar akşamlarını defalarca yaşar gibi oldum.  Karakterlerin hiçbirini sevmedim, başlarına gelenleri umursamadım,﻿ politik kısımlar bile beni heyecanlandırmadı.</p>
<p>Kitap hakkındaki yazıları okurken bir web sitesinde Amerikalı bir okurun yazdığı, &#8220;Bu kitabı okuduktan sonra ülkemdeki demokrasiden gurur ve mutluluk duydum&#8221; yorumu herhalde Naipaul&#8217;un bu kitabı yazma sebeplerinden birisiydi diye bile düşündüm.</p>
<p>Kitap kulübümüzde de <span style="text-decoration: underline;">Nehrin Dönemeci</span>&#8216;ni beğenen pek çıkmadı, tartışma da oldukça kısa sürdü &#8211; birbirimize daha çok nesini sevmediğimizi anlattık.  Toplantının başında da her zaman uzun bir merasimle yaptığımız kitap seçme oylaması bir sonraki kitabımız Hikmet&#8217;in kitabı olacağı için iki sonraki için yapıldı﻿: yarı Türk Joseph O&#8217;Connor&#8217;ın <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Netherland">Netherland</a>&#8216;ı (Hollanda).</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Netherland</span>&#8216;ı heyecanla bekliyorum çünkü hem çok iyi eleştiriler okudum, hem edebi zevkine saygı duyduğum Obama çok sevmiş; ama en önemlisi hala New York&#8217;ta kalanlarımızdan Sinan &#8220;muhakkak okuman lazım, bizim 90&#8242;ların sonu Cumartesi sabahı futbol oynama çabalarımızı hatırlatıyor, ayrıca nefis kitap&#8221; taviyesini yaptı.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2010/08/10/diary-of-a-bad-year-kotu-bir-yilin-guncesi-j-m-coetzee" title="Diary of a Bad Year (Kötü Bir Yılın Güncesi), J.M. Coetzee (August 10, 2010)">Diary of a Bad Year (Kötü Bir Yılın Güncesi), J.M. Coetzee</a> (0)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/08/19/the-mysteries-of-pittsburgh-michael-chabon" title="The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon (August 19, 2008)">The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon</a> (2)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/06/02/puslu-kitalar-atlasi-ihsan-oktay-anar" title="Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar (June 2, 2008)">Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar</a> (9)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2011/08/04/norwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami" title="Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami (August 4, 2011)">Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2011/02/10/netherland-hollanda-joseph-oneill" title="Netherland (Hollanda), Joseph O&#8217;Neill (February 10, 2011)">Netherland (Hollanda), Joseph O&#8217;Neill</a> (5)</li>
</ul>

<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/sarapci/~4/x1u9AapV_Bk" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2010/10/07/a-bend-in-the-river-nehrin-donemeci-v-s-naipaul/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Diary of a Bad Year (Kötü Bir Yılın Güncesi), J.M. Coetzee</title>
		<link>http://sarapci.com/2010/08/10/diary-of-a-bad-year-kotu-bir-yilin-guncesi-j-m-coetzee</link>
		<comments>http://sarapci.com/2010/08/10/diary-of-a-bad-year-kotu-bir-yilin-guncesi-j-m-coetzee#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Aug 2010 20:26:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[KITAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Cemiyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=536</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/diary_diary.jpg" alt="Kötü Bir Yılın Güncesi (Diary of a Bad Year)"/></div>Asuman Kafaoğlu-Büke'nin kibarca parmak bastığı önemli bir şey kitabın önemli bir artısı:  biz Türk okurlar ekseriyetle edebiyat okumayı boş insanların yaptığı gereksiz bir iş olarak gördüğümüzden "Edebiyat Dışı" olarak kategorize edilen kitapları almayı tercih ederiz.  Coetzee'nın kitabı da yarısı edebiyat olsa da diğer yarısıyla boş vakitlerinde "belgesel izleyip kitap okuyan" Türk okuru için öğretici olabilecek denemelerden oluşuyor.  ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F08%2F10%2Fdiary-of-a-bad-year-kotu-bir-yilin-guncesi-j-m-coetzee"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F08%2F10%2Fdiary-of-a-bad-year-kotu-bir-yilin-guncesi-j-m-coetzee&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Okuma Cemiyeti&#8217;nde okuduğumuz en komik kitap olan <a href="http://sarapci.com/2010/04/13/aliklar-birligi-a-confederacy-of-dunces-john-kennedy-toole">Alıklar Birliği</a>&#8216;nde sonra gülmemesiyle ünlü Güney Afrikalı (Nobelli) yazar J.M. Coetzee&#8217;nın Türkçe&#8217;ye yeni tercüme edilen kitabı <span style="text-decoration: underline;">Kötü Bir Yılın Güncesi</span>&#8216;ni okuduk.</p>
<div style="text-align: center;"><img src="http://sarapci.com/images/diary_kapak.jpg" alt="Diary of a Bad Year, Kötü Bir Yılın Güncesi" /></div>
<p>En meşhur iki Güney Afrikalı yazar olan Coetzee (<em>Kıtziya</em> okunuyor bkz: <a href="http://inogolo.com/query.php?qstr=coetzee&amp;search=Search+Names">Coetzee</a>) ve Nordimer ne zamandır aklımdaydılar; Türkiye&#8217;yi bazı bakımlardan Güney Afrika Cumhuriyeti&#8217;ne benzettiğim için ikisini de merak ediyordum.  Lisede nefret ettiğim <a href="http://www.amazon.co.uk/Too-Late-Phalarope-Alan-Paton/dp/0140032169/ref=sr_1_1?ie=UTF8&amp;s=books&amp;qid=1278789905&amp;sr=8-1-spell">Too Late the Phalarope</a> ve <a href="http://www.amazon.co.uk/Cry-Beloved-Country-Comfort-Desolation/dp/0099766817/ref=ntt_at_ep_dpt_1">Cry, the Beloved Country</a> kitaplarından dolayı Güney Afrika romanları hakkında pek iyi bir intibam yoktu ama modern yazarlar konusunda daha umutluydum.</p>
<p>Radikal Kitap&#8217;taki <a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&amp;ArticleID=950676&amp;Date=13.05.2010&amp;CategoryID=40">Asuman Kafaoğlu-Büke&#8217;nin yazısından</a> sonra çok heveslendim ve Okuma Cemiyeti&#8217;nde şiddetli bir Coetzee lobisi yaptım.  Cemiyette benim gibi kitapları araştırıp ne istediğini bilen bilinçli seçmenlerle dağdaki çobanın oyu aynı sayıldığından kitleleri ikna etmek çok zor olmadı.</p>
<p>Söz konusu toplantıyı Etiler&#8217;deki (artık kapanmış olan) Fischer&#8217;de yaptık.  Normalde iki kitap aynı oyu alınca ikisi arasında ikinci tur seçimi yapmamıza rağmen bu sefer ikisini de sırayla okumaya karar verdik.  Dolayısıyla isimleri yerine ilk isimleri ve göbekadlarının baş harflerini kullanmayı tercih eden J.M. Coetzee ve V.S. Naipaul&#8217;u art arda geldiler.  İkisini de ben önermiştim ama sonradan düşününce ikisini de çok sevmediğime karar verdim.</p>
<p>Coetzee&#8217;nın kitabı aslında Naipaul&#8217;unkinden çok daha enteresan bir kitap.  Bir kere yazılış şeklinden dolayı; zira kitabın yarısı edebiyat, yarısı ise denemelerden oluşuyor.  Kitapta Coetzee&#8217;ya çok benzeyen (ama o olmayan) Güney Afrikalı bir yazar, mümkün mertebe ortalığı karıştırıcı cinsten denemelerden oluşan bir kitap yazması için teklif alıyor.  O da parkinsonundan dolayı elle yazdıklarını Anya isimli boş vakitlerinde alışveriş yapmak ve erkekleri delirtmekten hoşlanan küçük kırmızı elbiseli Filipinli komşusuna daktilo ettirmeye karar veriyor.  İkinci enteresan şey  ise kitabın sayfalarının önce ikiye sonra da üçe bölünmüş olması.  Bir kısmı denemelerin kendileri, bir kısmı denemelerin yazılışı sırasında yazarın (Senyor C), bir kısmı ise Anya ve sevgilisi Alan&#8217;ın bakış açısı.  Coetzee bazen hikayeler ve denemeler arasındaki senkronizasyonu da bozarak yazdığı için kitap iyice oyuncaklı olmuş.</p>
<div style="text-align: center;"><img src="http://sarapci.com/images/diary_aquino.jpg" alt="Corazon Aquino, Anya" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Google&#8217;da Seksi Kırmızılı Filipinli Kadın Diye Arayınca<br />
Karşıma Marcos&#8217;un Korkulu Rüyası Rahmetli Başkan Corazon Aquino Çıktı!</em></p>
<p>Asuman Kafaoğlu-Büke&#8217;nin kibarca parmak bastığı önemli bir şey kitabın önemli bir artısı:  biz Türk okurlar ekseriyetle edebiyat okumayı boş insanların yaptığı gereksiz bir iş olarak gördüğümüzden &#8220;Edebiyat Dışı&#8221; olarak kategorize edilen kitapları almayı tercih ederiz.  Coetzee&#8217;nın kitabı da yarısı edebiyat olsa da diğer yarısıyla boş vakitlerinde &#8220;belgesel izleyip kitap okuyan&#8221; Türk okuru için öğretici olabilecek denemelerden oluşuyor.  Bu denemeler ilk başlarda anarşi, demokrasi, Makyavelli ve milletlerin utancı derken ağır başlıyorlar ama kitap ilerledikçe Anya Senyor C&#8217;yi bu sıkıcı konulardan uzaklaşması konusunda ikna ediyor da sonlardaki denemeler çocuklar, kuşlar, erotik hayat gibi daha &#8220;enteresan&#8221; yönlere gidiyor.  Tabii bu denemeler Türk okurunun ne kadar ilgisini çeker tartışılır zira Türk okuru ekseriyetle zaten belli olan fikrini destekleyecek kitaplar okur &#8211; Senor C&#8217;nin fikirleri ise pek bize gelmeyecek cinsten oldukça sivri fikirler.</p>
<p>Denemelerin arasına serpiştirilen olaylar sonucunda okudukça birbirini tamamlayan üç karakterin (entellektüel ve sıkıcı Senyor C, hayat dolu ve amaçsız Anya, materyalist ve utanmaz Alan) yakınlaşması ile hayatın aslında çok daha karmaşık ve çok yönlü olduğu sonucuna varıyoruz.  Yazar Senyor C, Tolstoy&#8217;un da cevabını aradığı &#8220;Nasıl yaşamalı?&#8221; sorusunun cevabını Dostoyevski gibi değişik fikirleri çarpıştırarak ararken antitezi Anya ve Alan sayesinde biraz daha dünyaya bizlerin arasına dönüyor.</p>
<div style="text-align: center;"><img src="http://sarapci.com/images/diary_coetzee.jpg" alt="J. M. Coetzee" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Coetzee&#8217;nın Neşeli Bir Anı</em></p>
<p>Kitabı üç ayrı yoldan okurken Senyor C&#8217;nin müzik hakkındaki denemesinde Wagner ve Strauss hakkında yazdıklarını düşündüm:</p>
<blockquote><p>&#8220;Onların müziği harmonik ve amaçsal değişim ve ruhani değişim arasındaki paralelliklere dayanıyor.&#8221;</p></blockquote>
<p>Coetzee de bu kitabı yazarken duygusuz denemelerle duygusal değişimleri üst üste yerleştirmiş.  Teknik olarak mükemmel gibi gelse de okurken kitabın edebiyat olan kısımlarında &#8211; belki de benim çok ilgimi çekmeyen temaları yüzünden &#8211; biraz ayak sürüdüm.  Ne Senyor C&#8217;nin depresiv ve pasif sinizmi ne de Senyor C&#8217;nin bütün uğraşılarına rağmen hiç seksi olamayan Anya&#8217;nın umursamaz cehaleti beni pek çekmedi.  Coetzee Alan karakterine nefret ettiği çok fazla özelliği yükleyerek aslında ilginç olabilecek adamı karikatürize edince kimseden umudum kalmadı.  Anya&#8217;nın &#8220;kirlilikle savaşılmaz, ona alışsan iyi olur&#8221; demesi gibi kitabı alışmaya çalışarak bitirdim.</p>
<p><span style="text-decoration: underline;">Kötü Bir Yılın Güncesi</span>&#8216;ni Etiler&#8217;deki vasat Amerikan lokantası Chili&#8217;s de tartışırken konu Senyor C&#8217;nin sağda mı solda mı olduğunu çözemediğimiz fikirlerinden İzmirli sosyal demokrat mı, ortanın sağı mı, sağın ortası mı olduklarını bilmeyen seçmenlere kaydı.   Sonuçta bir yere de varamadık ama fikirlerin çarpışmasından bazı şimşekler çaktı zannedersem, darısı J.S. Naipaul&#8217;a diyerekten evlerimize dağıldık.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2010/10/07/a-bend-in-the-river-nehrin-donemeci-v-s-naipaul" title="A Bend In The River (Nehrin Dönemeci), V.S. Naipaul (October 7, 2010)">A Bend In The River (Nehrin Dönemeci), V.S. Naipaul</a> (3)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/08/19/the-mysteries-of-pittsburgh-michael-chabon" title="The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon (August 19, 2008)">The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon</a> (2)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/06/02/puslu-kitalar-atlasi-ihsan-oktay-anar" title="Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar (June 2, 2008)">Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar</a> (9)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2011/08/04/norwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami" title="Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami (August 4, 2011)">Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2011/02/10/netherland-hollanda-joseph-oneill" title="Netherland (Hollanda), Joseph O&#8217;Neill (February 10, 2011)">Netherland (Hollanda), Joseph O&#8217;Neill</a> (5)</li>
</ul>

<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/sarapci/~4/bZimBq2TDes" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2010/08/10/diary-of-a-bad-year-kotu-bir-yilin-guncesi-j-m-coetzee/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Denizli’de Bir Öğleden Sonra (Laodikeia)</title>
		<link>http://sarapci.com/2010/06/06/denizlide-bir-ogleden-sonra-laodikeia</link>
		<comments>http://sarapci.com/2010/06/06/denizlide-bir-ogleden-sonra-laodikeia#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Jun 2010 18:59:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[GEZİLER]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yemek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=520</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/denizli_denizli.jpg" alt="Laodikeia"/></div>İlk tabaktaki tandırın ağızda ufalanan parçalarını yağlı ekmeklere soğan ve pul biber ile sararak löplöp götürdükten sonra "Tamam doydum artık, hayvanlığın lüzumu yok" diye düşündüm.  Fakat daha düşünce cümlem bitmeden ortaya gelen ikinci tabağa saldırdım.  Bu sefer daha seçici davranıp dışı biraz sertleşecek kadar iyi pişmiş ama içi hala kırmızıya çalan kahverengi ve sulu parçalardan devam ettim.  İkinci tabak bitince aklıma dahiyane bir fikir geldi, açgözlülüğüm üşengeçliğimden baskın olamaz diye masadan kalkıp elimi yıkamaya gittim ki tekrar masadan kalkmaya üşenip üçüncüyü tabağa başlamayayım. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F06%2F06%2Fdenizlide-bir-ogleden-sonra-laodikeia"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F06%2F06%2Fdenizlide-bir-ogleden-sonra-laodikeia&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Denizli&#8217;ye İzmir&#8217;den arabayla takribi 2 saatte gittik.  Gayet güzel bir yoldu; önce güneye sonra da Kuşadası&#8217;nın karşısından doğuya dönüp İzmir-Aydın Otoyolu&#8217;ndan yolun sonuna Aydın&#8217;a vardık.  Aydın&#8217;dan daha da doğuya İzmir&#8217;den gelenlere dik dik bakan vahşi dağlar solda kalacak şekilde vadinin içinden Denizli&#8217;ye kadar devam ettik.</p>
<p>Denizli vadinin güney tarafına kurulmuş.  Karşısındaki yamaçta uzaktan beyaz bir yamaç şeklinde Pamukkale görünüyor.  Civarın Hierapolis&#8217;e göre daha az meşhur olan asıl antik şehri Laodikea ise vadinin ortalarında bir tepede.    </p>
<p><strong>Kebapçı Enver</strong><br />
Sabahı fabrika gezerek geçirdikten sonra öğle yemeğini yemek için Denizli&#8217;nin şu anda birçok şehrimiz gibi haldır haldır kazılmakta olan çarşısında, Eski Sarayköy Caddesi&#8217;ndeki Kebapçı Enver&#8217;deki yerimizi aldık.  </p>
<p>Saat öğle yemeği için biraz geç olduğundan bütün lokanta bize kalmıştı.  Üst kattaki salonun tam ortasına yerleştik.  Daha diyet kola mı yoksa zero mu içsem diye düşünmeye fırsat kalmadan hayatımda yediğim en güzel kuzu tandırla doldurulmuş tabak masanın ortasına yerleştirildi.  </p>
<p>İlk tabaktaki tandırın ağızda ufalanan parçalarını yağlı ekmeklere soğan ve pul biber ile sararak löplöp götürdükten sonra &#8220;Tamam doydum artık, hayvanlığın lüzumu yok&#8221; diye düşündüm.  Fakat daha düşünce cümlem bitmeden ortaya gelen ikinci tabağa saldırdım.  Bu sefer daha seçici davranıp dışı biraz sertleşecek kadar iyi pişmiş ama içi hala kırmızıya çalan kahverengi ve sulu parçalardan devam ettim.  İkinci tabak bitince aklıma dahiyane bir fikir geldi, açgözlülüğüm üşengeçliğimden baskın olamaz diye masadan kalkıp elimi yıkamaya gittim ki tekrar masadan kalkmaya üşenip üçüncüyü tabağa başlamayayım.  </p>
<p>Ancak elimi yıkayıp masaya henüz dönmüştüm ki yan masadaki tandırın bitmediğini üzülerek farkettim.  O sırada yetişen acar garson delikanlı ıslak mendili de verince masadan tekrar kalkmama gerek kalmadı ve bir sonraki probleme odaklandım: hangi parçayı yesem diye uzaktan tandır tabağını çaktırmadan incelemeye başladım.  Ortadan yediğimiz için yan masanın payına saldırmak ayıp olacaktı.  Lakin üşengeçliğimi bastıran açgözlülüğüm utangaçlığımı da bastırdı.  Tam yan masaya, &#8220;Yazık arkadaşlar, yemezseniz soğuyacak&#8221; diye hamle yapacaktım ki &#8220;Yazık&#8230;. Duydunuz mu toz bulutu varmış, İzlanda&#8217;dan çıkmış&#8221; diye lafı çevirip bizim masaya gelen üçüncü tabağa konsantre oldum ve tekrar kaldığım yerden (dışı sert ama içi sulu parçalar) yemeğe devam ettim. </p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/denizli_enver.jpg" alt="Kebapçı Enver"/></div>
<p><center><em>Yan Masadaki Tabak Elimden Zor Kurtulduğu İçin Resmini Çekmekle Yetindim</em></center></p>
<p>İzmir&#8217;e dönünce sabah erken kalkıp koşuya çıkmaya karar verdikten sonra biraz rahatlayıp vicdan azabı çekmeden üçüncü tabaktan sonra gelen helva ve daha önce Antakya&#8217;da yediğim sert kabak tatlısı ile devam ettim.  Yediğime dikkat eden bir kişi olduğumdan fazla kalorili olmasın diye şekersiz içmeyi tercih ettiğim bir fincan Türk kahvesi ile ziyafetimiz sona erdi.  </p>
<p><strong>Laodikeia</strong><br />
Yemek sonrasında günün en enteresan ziyaretlerinden biri olan Laodikeia&#8217;ya (<em>Laodicea ad Lycum</em>) doğru yola çıktık.  Şehir merkezinden 10 dakika mesafede hem Denizli&#8217;yi hem de Pamukkale&#8217;yi gören bir tepeye vardık.  Bizi kazı ekibinin başındaki Profesör Celal Şimşek karşıladı.  </p>
<p>Türkiye&#8217;de onlarca antik şehir gezdim (toplamda 200 kadar varmış) ama hiçbirinde sorularımı cevaplayacak birisiyle gezme şansım olmamıştı.  Celal Hoca ile gezmek şehri anlamak ve o zamanki hayatı gözümde canlandırmak açısından muazzam faydalı oldu.  Kendisi 1843&#8242;te (tabii ki bir Alman arkeolog olan) G. Weber tarafından &#8220;keşfedilen&#8221; şehrin ilk ciddi kazılarını 2002 yılında başlatmış ve devam eden kazının da hala başında.  Ayrıca bu yazıyı yazarken çok yararlandığım, antik şehirlerin genel yapıları hakkında da çok şey öğrendiğim içinde bol miktarda resim, harita, hatta yapıların 3 boyutlu canlandırmaları da olan <u>Laodikeia (Laodikeia Ad Lycum)</u>  isimli güzel bir kitabı da var.   </p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/denizli_manzara.jpg" alt="Laodikeia"/></div>
<p><center><em>Arkadaki Beyazlık Pamukkale</em></center></p>
<p>Laodikeia&#8217;nın ismi Antiokhos&#8217;tan (Antiochus II Theos) geliyor.  Antiokhos şehri MÖ 250 yılı civarında büyüttükten sonra şehre karısının ismini (<a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Laodice_I">Laodice</a>) vermiş.  Laodikeia&#8217;nın isminin İncil&#8217;deki yedi kiliseden birisi olarak geçmesi şehrin o zamanlarda ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.  Burada kiliseden kasıt kilise binası değil, hristiyan halk.  Diğer 6 şehir ise Efes, Bergama, Tiyatira (Akhisar), İzmir, Sart ve Filadelfiya (Alaşehir).  İsa&#8217;nın havarilerinden Yuhanna (St. John) rüyasında Hz. İsa&#8217;nın kendisine bu 7 şehre mektup yazmasını istediğini gördükten sonra şehirlere ayrı ayrı mektuplar yazmış.  Laodikeia&#8217;ya yazılan mektupta hem şehrin ılık sularına atfen &#8220;ılık su olmayınız, ya soğuk ya sıcak olunuz&#8221; (bu kadar kayıtsız kalmayınız, kendinize bir taraf seçiniz) hem de Laodikeia&#8217;daki meşhur okuldaki göz mütehassısına atfen, &#8220;kör olmayınız&#8221; (kafanızı kullanınız, doğru tarafı seçiniz) demiş.  Bu mektuplardan sonra İngilizce&#8217;de Laodikeia bir kelime bile (<em><a href="http://www.merriam-webster.com/dictionary/laodicean">laodicean</a></em>) olmuş.  Manası da din konusunda ne kokan ne bulaşan kişi!   </p>
<p>Birden fazla Laodikeia olduğundan Denizli&#8217;dekini (Eskihisar Köyü&#8217;nde) Lycus nehri (Çürüksu) üzerindeki Laodikeia veya Frig Şehri Laodikeia olarak bulabilirsiniz.  </p>
<p>Gereksiz bilgi: Lycus Yunanca kurt demek ve nehirlere genel olarak verilen bir isim.  İstanbul&#8217;da da surların altından geçen ve zaman zaman yağmurlarla taşan bir Lycus (Bayrampaşa Deresi) var.</p>
<p>Antiokhos&#8217;un şehre karısının ismini vermiş olması kulağa çok romantik gelse de Mısır kralı 2. Ptolemi ile barış yaptıktan sonra karısı Laodike&#8217;yi bir çırpıda boşayıp Ptolemi&#8217;nin kızı Berenis ile evlendiğini de söylemek gerekir.  Ardından (Dallas&#8217;ı &#8211; veya yeni jenerasyon için Gossip Girl&#8217;ü &#8211; aratmayan bir şekilde) Efes&#8217;e sürülen Laodike&#8217;nin bilimum numaralarla Antiokhos&#8217;u Berenis&#8217;ten ayırıp eski kocasıyla tekrar evlendiğini, daha sonra da hıncını çıkaramayıp adamcağızı zehirleyerek bertaraf ettiğini okuyoruz.  Bununla da yetinmeyen Laodike, iktidarı garantilemek maksadıyla hem Berenis&#8217;i hem de kundaktaki oğlunu öldürttürüyor.  Sonunda ülkeyi iki oğlu arasında bölüştürmek istese de oğlanlar birbirine düşüp de iç savaş çıkınca işler iyice karışıyor.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/denizli_antiyokus.jpg" alt="Antiokhos"/></div>
<p><center><em>Antiokhos Bu Sikkedeki İfadesinden De Görüldüğü Gibi <br />Şehre Karısının İsmini Verdiğinden Dolayı Pişman Olmuş</em></center></p>
<p>Şehir MÖ 240 yılından depremden ilk yıkılışı olan MÖ 27 yılına kadar ticaret yolları ve kral yolu üzerinde olduğundan iyice zenginleşmiş.  Daha sonra MS 200&#8242;lü yıllarda bir daha önem kazanmış.  Antik çağlarda bile Laodikeia siyah yünü ve kumaşları ile ünlüymüş.  Laodikeia&#8217;da üretilen tekstil ve mermer ürünleri sallarla Milet&#8217;e taşınır, ordan da ihrac olurmuş.  Yani Denizli&#8217;nin tekstil ve doğaltaş konusunda geçmişi oldukça eski.  Nazik evsahibimiz mükemmel organizatör Oğuz&#8217;un bizlere hediye ettiği bornozlardan da gördüğümüz gibi bu haklı ün hala devam ediyor.  Daha sonra ard arda gelen depremler ve saldırılar sonucunda şehir defalarca yıkılmış.  Hatta bir defasında paraları bol olduğundan Lykos Vadisi&#8217;ndeki diğer şehirlerin aksine devlet yardımı almadan kendi kendilerine tamir ettikleri de olmuş.  Varlıklı zamanlarda birçok sanat eseri ve Amasyalı tarihçi ve coğrafyacı <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Strabo">Strabo</a>&#8216;nun söylediğine göre bir adet de meşhur tıp okulu varmış.  </p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/denizli_cadde.jpg" alt="Suriye Caddesi, Laodikeia"/></div>
<p><center><em>Suriye Caddesi&#8217;nin Belediye Tarafından Kazılmadan Önceki Hali</em></center></p>
<p>Celal Hoca bize antik şehri gezdirirken halkın sonunda depremlerden ve işgal edilmekten bıkıp 600&#8242;lü yılların başında koruması daha kolay diye sırtını dağlara vermiş bugünkü Denizli&#8217;ye taşınarak sorunu kökten çözdüklerini de anlattı.  Şehrin terkedilmesi bir bakıma üzücü de olsa terkedilmeseydi şimdiye hiçbirşey kalmayacağından hayırlı olduğunu da düşünebiliriz.  Sonuçta yıllarca Bizans ve Roma&#8217;nın en önemli şehirlerinden birisi olmuş İstanbul&#8217;da yaşıyoruz ama bu şehrin zamanındaki görkemini anlamamız artık imkansız.  En azından Efes, Laodikeia gibi şehirlerde restorasyonlar sonrasında şehrin eski hali tahayyül edebilir hale geliyor.  </p>
<p>Biraz acelemiz olduğundan harabeler arasında hızlı bir tur atmak zorunda kaldık.  Çok görmek istediğim 20,000 kişilik stadyumu ve ilkinin kapasitesi yetmediğinden ikincisi de yapılan amfiteatrları göremedik.  Malesef 1990′a kadar Laodikeia taşları (recycle edilerek) çevredeki yapılarda yeniden kullanılmak için söküldüğünden artık boşalmış olan, bir zamanlar yanında sporcuların yıkanmaları için bir hamamı bile oldugu söylenen stadyumu görmediğimize üzüldük.   Artık bir dahaki sefere diyerekten ana cadde ve tapınağı gezdik.  </p>
<p>Suriye Caddesi diye de bilinen ana cadde, sağlı sollu kolonlar olan ve Efes&#8217;teki caddeyi hatırlatan bir düz yol.  Yağmur suları ortada toplandıktan sonra yolun aşağı döşenen 180 santimetre yüksekliğindeki kanalizasyon sisteminden dışarı atılıyor.  Bebek-Tarabya arasındaki her yağmurda taşan yolu ve kaldırımı yapan mühendislerin gelip bir incelemeleri faydalı olabilir.  </p>
<p>Ana cadde, üzerindeki Agora ile de birlikte şehrin çarşısıymış ve kolonların üstünde kiremitli çatının altında bir portiko ve dükkanlar varmış.  Dükkanların bir tanesinin içinde irice bir şarap veya zeytinyağı deposu gördük.  Ama en enteresanı o zamanki esnafların da şimdi iki dükkan arasında tavla atan esnaflar gibi müşteri beklerken oynamak için taştan tavlayı andıran bir oyun masası yaptırmaları.  </p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/denizli_tavla.jpg" alt="Antik Tavla"/></div>
<p><center><em>Birol Abi, O Zar Öyle Oynanmaz Ama!</em></center></p>
<p>Başka bir enteresan detay da Laodikeia&#8217;da nedense su kemeri yerine toprak borularla su taşımaları.  Bu boruları evlerin sırasında yan yana dizmişler ve hepsine ayrı hat çekmişler ki ödemesini yapmayanın suyunu kesmesi kolay olsun.  Aşağıdaki resimde su dağıtım binasındaki 3 borunun geçeceği su kesme aparatını ve 2 tanesine takılmış olan filtreyi görüyorsunuz.  Ayrıca Pamukkale&#8217;den de tahmin edileceği gibi Laodikeia&#8217;nın suyu çok sertmiş (kalkerli) ve bu borularda bol miktarda tıkanıklık bulunmuş.  </p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/denizli_boru.jpg" alt="Antik Su Dağıtma Aparatı"/></div>
<p><center><em>Antik Su Saati (Laodikeia Belediye Başkanı Su Saatlerini <br />Akrabasının Şirketine Yaptırdığı İçin Kalite Biraz Kötü)</em></center></p>
<p>Turumuzu ana tapınakta bitirdik.  Oldukça büyük olan tapınak aynı günümüzdeki büyük camiler gibi bir avludan sonra girilen dev bir yapıydı, şimdi büyüklüğünü ancak kalan kolonlardan anlıyoruz.  Celal Hoca bize tapınak duvarlarındaki kabartmalarda Denizli horozu ve bir adet sazan balığı kabartmasını da gösterdi.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/denizli_horoz.jpg" alt="Antik Denizli Horozu"/></div>
<p><center><em>Antik Denizli Horozu.  Yandaki Antik Denizli Bornozu Kabartmasını Çekmeyi Unutmuşum</em></center></p>
<p>Tapınağın Pamukkale&#8217;ye bakan tarafında ise daha sonraları fırın olarak kullanılan bir kısım vardı.  Burasının restorasyonu hızla devam ediliyordu.  Celal Hoca ileride bu kısmın camla kaplanacağı ve ziyaretçilerin üstünden yürüyerek gezebileceğini anlattı.  </p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/denizli_tapinak.jpg" alt="Laodikeia Tapınak"/></div>
<p><center><em>Tapınaktan Kalanlar Umarım Kalmaya Devam Ederler</em></center></p>
<p>Yukarıda restorasyonlar sonrasında şehrin antik çağlardaki halini gözümüzün önüne getirebildiğimizi yazmıştım.  Laodikeia&#8217;da Celal Hoca&#8217;yı dinleyip kitabını da okuduktan sonra bunu yapmak mümkün oldu.  Öte yandan şehri gezerken Hakan da önemli bir konuya değindi.  Şu anda toprak altındaki kalıntıları toprak üstüne çıkararak belki de onların tamamen yok olmalarına sebep veriyoruz &#8211; ne de olsa çıkartılan parçaları koruyacak teknoloji de yok güvenlik de.  Umarım Hakan&#8217;ın dediği gibi olmaz da gelecek nesiller hem bizim gibi Kebapçı Enver&#8217;de tandır yer hem de Laodikeia gibi bu topraklarda yaşamış hemşehrilerimizi tanımamızı ve anlamamızı sağlayacak yerleri gezebilirler.  </p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2010/12/26/mardin-midyat-ve-hasankeyf" title="Mardin, Midyat ve Hasankeyf (December 26, 2010)">Mardin, Midyat ve Hasankeyf</a> (0)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2010/11/09/halfeti-urfa-harran-ve-gobekli-tepe" title="Halfeti, Urfa, Harran ve Gobekli Tepe (November 9, 2010)">Halfeti, Urfa, Harran ve Gobekli Tepe</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/05/07/tel-aviv-zugurdun-riosu" title="Tel Aviv &#8211; Züğürdün Rio&#8217;su (May 7, 2008)">Tel Aviv &#8211; Züğürdün Rio&#8217;su</a> (3)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/06/14/turkiye-izmir-olsun" title="Türkiye İzmir Olsun (June 14, 2008)">Türkiye İzmir Olsun</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/03/02/shanghai-beijing-xi%e2%80%99an-hong-kong-notlari-yalin" title="Shanghai, Beijing, Xi’an, Hong Kong Notları (Yalın) (March 2, 2008)">Shanghai, Beijing, Xi’an, Hong Kong Notları (Yalın)</a> (3)</li>
</ul>

<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/sarapci/~4/5rUnfYpynR0" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2010/06/06/denizlide-bir-ogleden-sonra-laodikeia/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sosyete Monopoly Temalı Bira Turu (Mızmız Organizatör)</title>
		<link>http://sarapci.com/2010/05/22/sosyete-monopoly-temali-bira-turu-mizmiz-organizator</link>
		<comments>http://sarapci.com/2010/05/22/sosyete-monopoly-temali-bira-turu-mizmiz-organizator#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 May 2010 17:38:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[GEZİLER]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Bira Turu]]></category>
		<category><![CDATA[Londra]]></category>
		<category><![CDATA[İçki]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=516</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/sosyete_sosyete.jpg" alt="The Sopranos"/></div>Daha once vurguladigimiz uzere, bizde malesef 22 sokak/semt + 4 tren istasyonuna esdeger sayida birahane ziyaret edip, her birinde yarimsar pint’lik bira icecek ne zaman var, ne sabir, ne de kondüsyon. Her ne kadar ilk bira turumuzda her duragimizda yarim pint yerine bir tam pint icmis olsak ve bazi istirakciler biralarini votka shot’larla takviye etmekte israrci davranmis olsalar da (bkz. Ailebabası Organizatör) o bira turunda takriben 5 saat zarfinda hepi topu 7 birahane ziyaret edebildigimiz dusunulunce, Monopoly bira turunu kendi gerceklerimize uyarlamamiz gerektigi asikardir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F05%2F22%2Fsosyete-monopoly-temali-bira-turu-mizmiz-organizator"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F05%2F22%2Fsosyete-monopoly-temali-bira-turu-mizmiz-organizator&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p>Şarapçı&#8217;nın notu: 1. Geleneksel Londra Bira Turu çok sevilince ikincisini yapmaya karar verdik.  Bu sefer organizasyonu Sayın Mızmız Organizatör yaptı.  Aşağıda tarafımdan hafifçe edit edilmiş mükemmel yazısını bulacaksınız:</p>
<p>2. Geleneksel Londra Bira Turu’na hosgeldiniz (ben Mızmız Organizatör).  Bu ikinci turumuzda Sarapci Bey yine bizlerle.  Cocuklarının ve karısının Londra’ya varmadan önceki son gunu ve kendisine layikiyla bir bira turu daha tamamlatmak oncelikli hedefimiz.  Bugun aramizda baska dostlarimiz da var. Kendilerini Sarapci Bey munasip kodadlariyla sizlere vakti ve yeri gelince tanitacaktir.</p>
<p>Hemen cok kisa bira turumuzun temasini anlatalim.  Bu sefer Londra’yi biraz daha hakkini vererek gezmek ve bira turu gelenegine damgasini vurmus onemli bir stili kendi gucumuzun yettigi olcude hayata gecirmek istedik.  Oyunumuzun adi Monopoly Bira Turu.  Monopoly oyununu hepimiz biliyoruz ama yine de once kisaca hafizalarimizi tazeleyip biraz da bilgilenelim. </p>
<p>Geleneksellesmis Monopoly bira turu konseptini kendi zaman, yas, alkol dayanikliligi ve tembellik parametrelerimize uygun olarak nasil rotusleyecegimiz konusunu da ilerleyen sayfalarda aydinlatacagiz.</p>
<p><strong>Monopoly Hakkinda</strong><br />
Monopoly, 20. yuzyilin baslarinda Amerika’da “evsahibi oyunu” diye icat edilen, zamanla degisik kisiler tarafindan gelistirilen, modern haline en yakin versiyonu ise 1930’lu yillarda patentlenip Parker Brothers’a satilan bir oyun.  Ana amac hizla daha pahali semtlere dogru yol alip, daha az vergi odeyip, hapse duserek vakit kaybetmeyip, mumkun mertebe daha cok mal mulk sahibi olup, gayrimenkulunuza adimini atan rakip oyunculardan daha yuksek kiralar elde ederek onlari iflas ettirmek.</p>
<p>Oyun tahtasinda satin alinabilecek ve uzerlerine apartman ve/veya otel insa ederek rant elde edilebilecek 22 adet sokak/semt ismi olan oyun karesi yer almaktadir.  Bu 22 kare 8 ayri renk grubu altinda kumelenmistir ve apartman/otel insasina ancak ve ancak bir renk grubundaki tum karelerin sahibi oldugunuz vakit yani monopol/tekel oldugunuz zaman izin verilmektedir.  Bunlara ek olarak 4 tren istasyonu, 3 şans, 2 yardim sandigi, (biri gelir digeri luks esya olmak uzere) 2 vergi, 1 elektrik idaresi, 1 su isleri, 1 hapse gir, 1 hapis ziyaret ve 1 ucretsiz park yeri kareleri bulunmaktadir. </p>
<p>Oyun icin gerekli techizat, altta gordugunuz oyun tahtasina ek olarak, oyuncularin secebilecegi 12 adet piyon, 22 adet arsanin ve 4 tren istasyonunun satin alindiktan sonra rakip oyunculardan alinabilecek kira gelirlerini gosteren tapu kartlari, tapusu alinan arsalarda insa edilebilecek olan 32 adet yesil apartman ve 12 adet kirmizi otel binasi, sans veya yardim sandigi karelerine dusuldugu vakit uygulanmasi gereken kosullari anlatan 16’sar kart ve 2 adet zardan oluşmaktadır.  </p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/sosyete_monopoly.jpg" alt="Monopoly Board"/></div>
<p><center><em>O Zar Öyle Oynanmaz!</em></center></p>
<p>12 adet piyon aslinda bizim bildigimiz piyonlardan ziyade, gumus renkli degisik sekilli taslardir.  Oyunun orijinalinde el arabasi, savas gemisi, saha kalkmis bir at ve binicisi, yaris arabasi, yuksuk, top (askeri anlamda), iskarpin, iskoc kopegi, utu ve fotr sapka sekilli piyonlar mevcuttu.  Daha sonraki yillarda bunlara ek olarak para kesesi ve lokomotif sekilli piyonlar da eklenmistir.  Tabii bu piyonlar Amerikan versiyonuna hastır.  Turk versiyonunu benim gibi 1980’lerde oynayanlar degisik renkli, plastik satranc piyonlarini hatirlayacaklardir.  Bu piyonlar da yine Parker Brothers’in bir oyunu olan &#8220;Sorry&#8221; menseilidir (Turkce’de kizmabirader olarak bildigimiz oyun).</p>
<p>Hayir, tabii ki ticari islemleri gerceklestirebilmek icin gerekli olan sahte Monopoly banknotlarini unutmadim.  Zira bu banknotlara ayri bir paragraf acmak gerekir.  Oyunun Amerikan versiyonunda $1, $5, $10, $20, $50, $100 ve $500’luk banknotlar olmak uzere toplam $15,140’lik nakit bulunurdu.  Her oyuncu oyuna $1,500 ile baslar ve paranin geri kalani bankada tutulurdu. Bankada para bitmesi veya oyunla birlikte gelen paralarin dikkatsizce odanizin halilarinin elektrikli supurgeyle supurulmesi esnasi kaybolmasi halinde oyuncularin kagittan “sahte” sahte para yapmalari icab ederdi.  Bu sorunu Parker Brothers da gormus olacak ki, 2008’den itibaren oyunla birlikte gelen banknotlarin toplam degeri $20,580’e cikarildi.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/sosyete_500.jpg" alt=""/></div>
<p><center><em>Bozdurunuz Bozdurunuz Harcayınız</em></center></p>
<p>Toplamdaki $15,140 miktarinin (daha dogrusu, yeni duzenlemeyle $20,580 miktarinin) bir diger onemi ise 4 senede bir duzenlenen Dunya Monopoly Sampiyonasi’nda birinci gelen kisiye ayni miktardaki gercek dolarlarin odul olarak verilmesi gelenegi.  Son sampiyon, 19 yasindaki Oslo’lu Bjørn Halvard Knappskog’a merhaba deyin isterseniz.  Kendisi, Las Vegas’ta duzenlenen son sampiyonada birinci gelerek, 1973’ten beri duzenlenen bu musabakada hem en genc sampiyon unvanini kazandi, hem de su ana kadar oynanan en hizli final oyunu istatistigini de hanesine yazmayi basardi.  Kendisini bilahare tebrik ediyor, bir sonraki Monopoly Bira Turumuza bekliyoruz.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/sosyete_champ.jpg" alt=""/></div>
<p><center><em>Norveç&#8217;ten Petrol ve Somon Dışında Monopoly Şampiyonu Da Çıkarmış</em></center></p>
<p>Oyundaki banknotlarin buyuklukleri haliyle ulkeden ulkeye degismektedir.  Turk versiyonlarinda da tahmin edebileceginiz gibi zamaninin yuksek enflasyonu sebebiyle cikan her yeni versiyonla birlikte en buyuk banknottaki sifirlarin sayisi da artmistir.  Argoda degersiz paralar hakkinda yapilan “monopoly money” benzetmesi biraz da acaba o yillarin Turk Lirasi dusunulerek mi yapildi diyesimiz geliyor.</p>
<p>Orijinal versiyonundaki sokak/semt isimleri Amerika’nin ikinci en buyuk kumar cenneti olan Atlantic City’den gelmektedir.  Oyunun Britanya’ya ulasmasi da cok uzun zaman almamis ve basit birkac kozmetik degisiklikle Atlantik’in bu tarafinda da gelmis gecmis en populer oyunlardan biri olmustur.</p>
<p>Toplam 103 ulkede ve 37 degisik dilde lisansli olarak uretilen Monopoly oyunu haliyle ulkemizde de yillardir cok sevilerek oynanir.  Buyuklerimiz ilk defa 1960’li yillarda Borsa adi altinda tanimislar bu oyunu.  Ben sahsen ilk defa 1980’lerde Monopoly adini aldiktan sonra oynamistim.  Cogumuz da Siraselviler Caddesi’ni, Simsek Demiryollari’ni, Bagdat Caddesi’ni hatirlariz, &#8220;Ah Barbaros Bulvari’na 4. oteli yapsam da geleni geceni soguslesem&#8221; dedigimiz gunleri unutmayiz.  Daha sonra Banker Kacti, Milyarder gibi turevleri ciksa da, hele hele ayni seneler televizyonlarimizda izleyerek tanistigimiz Alex P. Keaton (Michael J. Fox – Aile Baglari) karakterinin de en sevdigi oyun olan Monopoly’nin yeri ayridir.</p>
<p>Uzun lafin kisasi, Monopoly denince nostaljik duygulara kapilmamak zor.  Son yillarda artik bu tip aile oyunları gitgide popularitelerini kaybediyor ve yerlerini internete baglanarak, tanimadiginiz milyonlarca oyuncunun oldugu bir ortamda bir baska karaktere burunup enfes grafikler esliginde oynanan MMORPG (Massively Multiplayer Online Roleplaying Game &#8211; Aklınızın Alacağından Fazla Oyunculu Intenet Oyunu) furyasina birakiyor.  Bira turumuzu bu temaya uygun sekilde planlamak bir bakima bu akima da minik bir isyan.  Cok sukur McDonald’s gibi saglikli bir nesil yetistirmek icin kendini harap eden firmalar Monopoly gibi demirbas oyunlari koruyorlar ve hamburger menulerine bu oyunu entegre etmeyi basariyorlar (<a href="">http://www.playatmcd.com</a> – hay allah, en son promosyonu yeni kacirmisiz).  </p>
<p>Yine son yillarin bir baska marifeti ise Parker Brothers’in isin cilkini cikarmis olmasi ve akliniza gelebilecek her turlu temayi kullanarak (James Bond, Disney, American Idol temalarindan Almanya’nin güzide Ingolstaldt yoresi temasina kadar) degisik oyun tahtalari gelistirip satisa sunmalari.  Buyrun, listenin tamami burada: <a href="">http://en.wikipedia.org/wiki/Licensed_and_localized_editions_of_Monopoly</a></p>
<p><strong>Bira Turu Detaylari</strong><br />
Şimdi gelelim esas projemize… Eminim bu kadar hikayeyi niye anlattigimizi merak ediyorsunuz.</p>
<p>Bizler gibi içki içmek için bahane arayan kişilerin bira turlarını düzenlemekte kullandıkları araçlardan birisi de Monopoly teması altinda yapilan bira turları.  Bunlarda (içki içmek dışındaki) amac, oyun tahtasindaki butun sokak/semt isimlerine ugrayip, oradaki daha onceden secilmis bir birahanede yarim pint (bkz. <a href="">http://sarapci.com/londra-bira-turu)</a> icip yola devam etmektir. Bu işe ciddiyetle yaklasan biracilar, ozellikle koktengelenekselbiraturcular, birahanelerin sirasinin da cok onemli oldugunu, guzergahin oyun tahtasindaki siraya gore duzenlenmesi gerektigini ve de bu guzergahta tren istasyonlarinin ihmal edilmemesi gerektigini de onemle vurgularlar. Hatta hatta bu isin esas duayenleri, cizdikleri rota uzerinde yakindaki bir elektrik idaresi, su isletmesi ve hatta emekli sandigi ile piyango gisesi yakinlarindaki birahanelere de ugrayarak bu isi layikiyla yapmayi neredeyse Everest’e cikmaktan daha zor kilmayi gorev edinmis sahislardir.</p>
<p>Daha once vurguladigimiz uzere, bizde malesef 22 sokak/semt + 4 tren istasyonuna esdeger sayida birahane ziyaret edip, her birinde yarimsar pint’lik bira icecek ne zaman var, ne sabir, ne de kondüsyon. Her ne kadar ilk bira turumuzda her duragimizda yarim pint yerine bir tam pint icmis olsak ve bazi istirakciler biralarini votka shot’larla takviye etmekte israrci davranmis olsalar da (bkz. Ailebabası Organizatör) o bira turunda takriben 5 saat zarfinda hepi topu 7 birahane ziyaret edebildigimiz dusunulunce, Monopoly bira turunu kendi gerceklerimize uyarlamamiz gerektigi asikardir.</p>
<p>Bu nedenledir ki, bira turumuzu Sosyete Monopoly Bira Turu olarak adlandiriyor ve yukardaki oyun tahtasinda da goreceginiz uzere, kirmizi, sari, yesil ve lacivert renkli sokak/semtlere odaklanmaya karar veriyoruz.  Bu sokak/semtlerin goreceli olarak daha pahali emlak fiyatlari olan yerler olduğunu farketmiş olabilirsiniz zaten Old Kent Road’da, Euston Road’da bol alkollü olaraktan yol aramakla isimiz olmaz.  Hele hele tren istasyonlari ziyadesiyle tehlikeli olabilir.  Birahaneler arasi yuruyecek olmamiz ve son birahanemizden sonra aksam yemegimizi yiyecegimiz ve derbi macimizi izleyecegimiz lokantaya metroyla gidecek olmamiz konuyla alakasizdir.</p>
<p>Bir ufak not daha: yukaridaki oyun tahtasinda da goreceginiz uzere, oyunumuzu orijinal Londra adreslerini kullanarak kurguladik.  2006’da Parker Brothers sirketi Londra’daki emlak fiyatlarinin ucup gitmesi sonucu Oxford Street haricindeki tum sokak/cadde isimlerini degistirerek, zamanin fiyatlarina ve prestij kiyaslamalarina daha uygun olan bircok yeni sokak/semt ismi getirdi oyuna.  Bunlarin arasinda Kensington Palace Gardens, Primrose Hill, Bishopsgate, Knightsbridge gibi mekanlar var.  Bu adreslerdeki birahanelerin gerek sayi, gerek otantiklik acisindan bizleri hayal kirikligina ugratacagini da hesaba katarak orijinal mekan isimlerine sadik kaldik.</p>
<p>Asagida bu guzergah uzerinde gidilebilecek birahaneler, hangi sirada gitmemizin en optimal olacagi, Google Maps araciligiyla olusturdugumuz ve bira turumuzu okuyucularin da gozlerinde canlandirmalarina yardimci olacak temsili bir guzergah haritasi ile birahaneler arasindaki takribi uzaklik ve yuruyus mesafeleri yer almaktadir.  Dikkat edeceginiz uzere, su an itibariyle oyun tahtasindaki siralamadan saptigimiz sadece iki enstantane var. Ilk duragimizda Strand yerine Fleet Street ile basliyoruz.  Son duragimizda ise Mayfair ile bitirmek yerine Park Lane ile bitiriyoruz.  Bunun sebebi tahmin edilecegi uzere rotamizi optimize etmek.  Tabii ki bu birahanelere alternatif olabilecek muesseseler konusunda onerilere acigiz.  Degisiklik yaparken uygulayacagimiz ana kriterler guzergahi kolaylastiran ve/veya otantikligi goz onune alindiginda guzergahi zorlastirsa dahi kacirilmamasi gerekmekte olan birahanelerdir.</p>
<p>Amacimiz bu 11 birahaneyi asagidaki sirayla ziyaret edip, her birinde diledigimiz bir bira cesidinden yarimsar pint tatmak vesilesiyle hedefimize ulasmak.  Dilersek ve vaktimiz kalirsa, elbette ki son duragimiz olan Park Lane’de (dikkatli okuyucularimiz bu birahaneyi Sarapci Bey’in son yazisindan da hatirlayacaklardir) susuzlugumuzu giderme amacli tuketimleri sadece bir yarim pint ile sinirli tutmak yukumlulugunde degiliz.  Gel gelelim bira turunun hemen akabinde, derbi mac ve kebaplar esliginde devirecegimiz Efes’ler de hesaba katildiginda, esegin kulagina su kacirmanin da alemi olmadigini dusunuyoruz.</p>
<p><strong>Bira Turu Duraklari</strong></p>
<p><strong>1. Fleet Street</strong></p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/sosyete_1fleet.jpg" alt=""/></div>
<p>Ye Olde Cheshire Cheese (145 Fleet Street)<br />
<a href="">http://www.pubs.com/pub_details.cfm?ID=216</a> <br />
Sonraki durağa 1.1 km (14 dakika)</p>
<p><strong>2. Strand</strong> </p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/sosyete_2strand.jpg" alt=""/></div>
</p>
<p>The Coal Hole on the Strand (91-92 Strand)<br /><a href="">http://www.classicpubs.co.uk/thecoalholestrandlondon</a> <br />
Sonraki durağa 0.5 km (6 dakika)</p>
<p><strong>3. Trafalgar Square</strong></p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/sosyete_3trafalgar.jpg" alt=""/></div>
</p>
<p>The Chandos (29 St. Martins Lane) <a href="">http://ultimatepubguide.com/pubs/info.phtml?pub_id=78</a> <br />Sonraki durağa 0.3 km (4 dakika)</p>
<p><strong>4. Leicester Square</strong></p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/sosyete_4leicester.jpg" alt=""/></div>
</p>
<p> The Moon Under Water (28 Leicester Square)<br /><a href="">http://www.fancyapint.com/pubs/pub1063.php</a><br /> (Sonraki durağa 0.3 km (3 dakika)</p>
<p><strong>5. Coventry Street</strong> </p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/sosyete_5coventry.jpg" alt=""/></div>
</p>
<p>Waxy O&#8217;Connor&#8217;s (14-16 Rupert Street)<br /><a href="">http://www.waxyoconnors.co.uk/london/index.asp </a><br />Sonraki durağa 0.3 km (3 dakika)</p>
<p><strong>6. Picadilly</strong></p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/sosyete_6picadilly.jpg" alt=""/></div>
</p>
<p>The Captain&#8217;s Cabin 4-7 Norris Street<br /><a href=""> http://www.waxyoconnors.co.uk/london/index.asp</a><br />
Sonraki durağa 0.4 km (5 dakika)</p>
<p><strong>7. Regent Street</strong><br />The Glassblower (42 Glasshouse Street) </p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/sosyete_7regent.jpg" alt=""/></div>
</p>
<p><a href="">http://www.fancyapint.com/pubs/pub717.php</a> <br />Sonraki durağa 0.7 km (8 dakika)</p>
<p><strong>8. Oxford Street</strong></p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/sosyete_8oxford.jpg" alt=""/></div>
</p>
<p>The Argyll Arms (18 Argyll Street) <br /><a href="">http://www.pubs.com/pub_details.cfm?ID=149</a> <br />Sonraki durağa 0.6 km (6 dakika)</p>
<p><strong>9. Bond Street</strong></p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/sosyete_9bond.jpg" alt=""/></div>
</p>
<p>Coach &#038; Horses (5 Bruton Street)<br /><a href="">http://www.fancyapint.com/pubs/pub401.php</a> <br />Sonraki durağa 0.4 km (4 dakika)</p>
<p><strong>10. Mayfair</strong></p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/sosyete_10mayfair.jpg" alt=""/></div>
</p>
<p>The Only Running Footman (5 Charles Street) <a href="">http://www.fancyapint.com/pubs/pub393.php</a> <br />Sonraki durağa 0.7 km (8 dakika)</p>
<p><strong>11. Park Lane</strong></p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/sosyete_11parklane.jpg" alt=""/></div>
</p>
<p> The Rose and Crown (2 Old Park Lane) <br /><a href="">http://www.visitlondon.com/attractions/detail/59730</a> <br />Best Mangal&#8217;a 30 dakika (metro ile).</p>
<p>Bira turu oncesi yaptigimiz takribi hesaplamalara gore, her birahanede 15 dakika gecirsek, duraklar arasi seyahat sureleri de goz onune alindiginda, bu bira turu toplamda asgari 4 saat surecektir.  Londra saati ile saat 18:00’de Best Mangal (nam-i diger, Londra-Develi) adli lokantada Besiktas-Fenerbahce derbi maci icin hazir bulunabilmemiz icin bira turuna yine Londra saati ile en gec saat 13:00’te ilk duragimiz olan Ye Olde Cheshire Cheese’den baslamamiz akillicadir.  Evvelinde herkes birseyler atistirip tabir-i caizse “altlik yaparak” basinin caresine bakmalidir.</p>
<div style="text-align:center;"><img src="http://sarapci.com/images/sosyete_harita.jpg" alt="Monopoly Pub Crawl"/></div>
<p><center><em>Yürüdüğümüz Uzun Yolda Aldığımız 2002 Kalorinin 202&#8242;sini Yakmayı Planlamaktayız (Cips Kalorileri Hariçtir)</em></center><br />
Bu bira turunu da alnimizin akiyla tamamlayacagimizdan muessesemizin suphesi yoktur.  Bu plan ve program oncesi ilgili istirakcilerin gorus ve sorularini Mizmiz Organizator ile bizzat temasa gecerek muessesemize iletmeleri onemle rica olunur.  Her zaman oldugu gibi, bira turumuzun akabindeki degerlendirmeleri, sayin Sarapci Bey’in kaleminden, <a href="">http://www.sarapci.com</a> adresinden okumaya nail olacaksiniz.</p>
<p>Saygilar, sevgiler&#8230;</p>
<p>Turkiye Bira Turu Federasyonu, Londra Temsilciligi adina,<br />
Mizmiz Organizator</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2009/09/01/londra-bira-turu" title="1. Geleneksel Londra Bira Turu (September 1, 2009)">1. Geleneksel Londra Bira Turu</a> (14)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2001/06/25/white-teeth-inci-gibi-disler-zadie-smith" title="White Teeth (İnci Gibi Dişler), Zadie Smith (June 25, 2001)">White Teeth (İnci Gibi Dişler), Zadie Smith</a> (4)</li>
</ul>

<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/sarapci/~4/iCsyVoZ0CmU" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2010/05/22/sosyete-monopoly-temali-bira-turu-mizmiz-organizator/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alıklar Birliği (A Confederacy of Dunces), John Kennedy Toole</title>
		<link>http://sarapci.com/2010/04/13/aliklar-birligi-a-confederacy-of-dunces-john-kennedy-toole</link>
		<comments>http://sarapci.com/2010/04/13/aliklar-birligi-a-confederacy-of-dunces-john-kennedy-toole#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Apr 2010 19:32:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sarapci</dc:creator>
				<category><![CDATA[KITAPLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Anti-Kahramanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Big Lebowski]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[New Orleans]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Cemiyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sarapci.com/?p=505</guid>
		<description><![CDATA[<div style="float:left;margin-right:10px;""><img src="http://sarapci.com/images/confederacy_confederacy.jpg" alt="The Sopranos"/></div>Kitaptaki başarılı ana karakterlerden birisi de dekadan bir üçüncü dünya başkenti havasındaki New Orleans şehri.  (Şehrin 90'lardaki hali için: <a href="http://sarapci.com/1996/05/03/gunah-sehri-new-orleans">Günah Şehri New Orleans</a> isimli sarapci.com yazısına bakınız.) <u>Alıklar Birliği</u>, New Orleans'ı James Joyce'un Dublin'i gibi detaylarıyla realist bir şekilde portre ettiği için orada (ve daha sonra bütün Amerika'da) kült statüsüne ulaşmış, hatta Ignatius'un kitabın en başında ufak bir isyan çıkardığı D.H. Holmes isimli dükkanın olduğu yerde bir heykelini dikmişler. ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="tweetmeme_button" style="float: right; margin-left: 10px;">
			<a href="http://api.tweetmeme.com/share?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F04%2F13%2Faliklar-birligi-a-confederacy-of-dunces-john-kennedy-toole"><br />
				<img src="http://api.tweetmeme.com/imagebutton.gif?url=http%3A%2F%2Fsarapci.com%2F2010%2F04%2F13%2Faliklar-birligi-a-confederacy-of-dunces-john-kennedy-toole&amp;style=normal" height="61" width="50" /><br />
			</a>
		</div>
<p><a href="http://sarapci.com/dubliners-dublinliler-james-joyce/">Dubliners</a> yazımda <span style="text-decoration: underline;">A Confederacy of Dunces</span>&#8216;dan (Alıklar Birliği) biraz bahsetmiştim.  Kitaba başlarken biraz tedirgindim zira birden fazla kişiden çok komik olduğunu duymuştum.  Ne zaman bir kitap komik diye övülse hayal kırıklığına uğradığımdan okumaya hafif bir önyargı ile başladım.</p>
<p>Aslında mekan da kitap okumaya pek uygun değildi.  Bir türlü yazısını yazamadığım Güney İtalya seyahatimizin dönüş uçağındaydık.  Bari havaalanına hız sınırlarını zorlayarak yetiştikten sonra son dakika aldığımız şarabı kırılmasın diye bavula koymayıp yanıma almıştım.  Bavullarımızı verip üstbaş kontrolünden geçerken yanımda güvenlik kurallarını ihlal edecek şekilde 100 ml&#8217;den fazla şarap taşıdığım için şişeme el koymaya kalktılar.  Ben isyan edince, aksi kadın polis şişeyi sırt çantama koyup geri gitmemi çantamı da bagaja vermemi tavsiye etti.  Yapacak başka birşey olmadığından çantamdaki gerekli eşyaları Türk usulü birsürü plastik torbaya aktardım ve çantamı &#8220;<em>çekin</em>&#8221; ettim.  Kan ter içinde geri gelip uçağın kapısı kapanayazdığı sırada THY uçağına geç kalmış da bütün uçağı beklettirmiş milletvekili gibi herkes yerine yerleştikten sonra pişkin bir şekilde yerime oturdum.  Kısa süre sonra 2.5 yaşında bir bebekle seyahat etmenin zorluklarını yaşamaya başladık.  Ama nasılsa bir süre sonra ortalık duruldu da <span style="text-decoration: underline;">Alıklar Birliği</span>&#8216;ne başlayabildim.</p>
<div style="text-align: center;"><img src="http://sarapci.com/images/confederacy_kapak.jpg" alt="A Confederacy of Duncesi, Alıklar Birliği" /></div>
<p>Benim için bir kitapta herhalde diyaloglardan sonra en önemli şey olan karakterlerden başlamak gerekirse daha kitabın ilk sayfalarında anti-kahramanımız Ignatius J. Reilly ufaktan gülümsetmeye, sonra kıkırdatmaya, sonra da gözlerimden yaşlar getirecek şekilde katılarak güldürmeye başladı.</p>
<p>Ignatius New Orleans&#8217;ın sıcağında kulaklarını kapatan bir av şapkası ve kalın avcı gömleğiyle gezen, hastalık hastası, 30&#8242;lu yaşlarında hala her işini yapan annesiyle oturan, yüzsüz, bencil, ukala ve en önemlisi hayatımda okuduğum en eğlenceli roman karakteri.</p>
<p>Kısa süre sonra yan karakterlerin en iyisi (muhtemelen Eddie Murphy&#8217;nin ilham kaynağı) dünyaya sürekli kapkara gözlüklerin ve sigara dumanının ardından bakan sarkastik zenci Burma Jones ve Ignatius&#8217;un <em>nemesis</em>&#8216;i zavallı polis Mancuso piyasaya çıktı.  Ignatius&#8217;un köylü kurnazı annesi Irine Reilly&#8217;yi hem sevmedim hem de kadıncağıza acıdım.  Big Lebowski filmindeki beceriksiz dedektifi hatırlatan Levy Pants fabrikasında Ignatius&#8217;un müdürü Mr. Gonzales, aynı ofisteki bunak memure Miss Trixie, Ignatius&#8217;la nefret-aşk ilişkisiyle bağlı abaza sevgilisi Myrna Minkoff gibi karakterler de kitabı iyice komikleştirdiler.</p>
<p>Yavaş yavaş karakterleri tanıyıp konunun Recep İvedik benzeri bir başarısız iş aramaları serisi olduğunu anladıktan sonra kitabın keyfine varmaya başladım.  35. sayfada aşağıdaki paragrafı okurken artık engelleyemediğim bir gülme krizine tutuldum (tercüme bendenize aittir):</p>
<blockquote><p>Bayan Reilly Devriye Mancuso&#8217;ya sabah İgnatius için aldığı iki düzine çöreğin kalanlarından ikram etti.  Yağlı kutu sanki birisi içindeki bütün çörekleri aceleyle aynı anda almaya kalkmışçasına eciş bücüştü.  Mancuso biraz uğraştıktan sonra açabildiği kutunun dibindeki iki tane pörsümüş çöreğe ulaştı.  Çöreklerin kenarlarındaki nem ve ufak delik kısa süre önce içlerindeki reçelin çaktırmadan emildiğini gösteriyordu.  Mancuso kibarca &#8220;Teşekkürler Bayan Reilly, zaten öğlen biraz fazla yemiştim&#8221; diyerek çörek kutusunu Bayan Reilly&#8217;ye uzattı.  Bayan Reilly Mancuso&#8217;ya ağzına kadar doldurduğu için taşırken dökülmeye başlayan kahve fincanını &#8220;Keşke bir tane alsaydınız Bay Mancuso, Ignatius bu çörekleri çok sever.  Daha bu sabah bana &#8216;Anne bu çörekleri çok seviyorum&#8217; dedi diyerek uzattı.&#8221;</p></blockquote>
<p>Şu anda bana &#8220;Allah canımı alsın, iki gözüm önüme aksın ki bu kitap çok komik&#8221; diye kitap tavsiye edenlerin yaptığının aynısını siz sayın okurlara yaptığımın farkındayım ama yukarıdaki paragrafı benim gibi karakterleri tanıyarak okusaydınız, uçağınıza geç kalmışken bir de yeni aldığınız nadide şarabınızı kırılma riskini göze alarak bagaja verseydiniz, yanınızda oğlunuz ikide bir yere düşürdüğü boya kalemlerini size daracık koltukların arasından kafanızı vurdura vurdura aldırsaydı eminim siz de solunuzda oturan kolormatik gözlüklü çenesine kadar favorili İtalyan amcanın garip bakışlarına aldırmadan gözünüzden yaşlar gelerek gülerdiniz.</p>
<p>Ignatius&#8217;u komik bir dehanın en önemli ürünü yapan şeylerden birisi de kendisinden başka herkesin aptal ve cahil olduğunu düşünürken yaptıkları.  Yaşamak için tek iyi zamanın Ortaçağ olduğunu düşünen Ignatius&#8217;a göre kitabın geçtiği 1950&#8242;lerde dünyada kafi miktarda estetik, dürüstlük, düzen ve din kalmamış.  Tabii bütün bu soyu tükenen erdemler herşeyi bilen Ignatius&#8217;un kendi <em>weltanschauung</em>&#8216;una (spesifik dünya görüşü) göre tarif edilmekte.  Ignatius bu fikirlerini sadece düşünmekle kalmıyor mümkün mertebe önüne gelen herkese de empoze ediyor.  Ama yazar <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/John_Kennedy_Toole">John Kennedy Toole</a> İgnatius&#8217;u o kadar güzel anlatmış ki, kitabı okuduğum günlerde metrobüste arkamda yeni tanıştığı kızlara yazarken &#8220;Güzel Allahımız iyi ki dört mevsimi yaratmış, şu kış olmasaydı mikroplar nasıl ölürdü?&#8221; gibi salakça bir soru soran delikanlıya dönüp bir Ignatius tepkisi vermemek için zor tuttum.  Muhtemelen böylece temiz bir dayaktan kurtuldum, ayrı.  (Zaten böyle sevdiğim karakterlerden çok etkilendiğim için evde Larry David&#8217;in mükemmel dizisi <span style="text-decoration: underline;">Curb Your Enthusiasm</span>&#8216;i izlemem yasaklandı.)</p>
<p>Ignatius kitap boyunca ağdalı İngilizcesiyle hayattaki zorlukları kabullenmeyi öneren kaderci Romalı düşünür <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Boethius">Boethius</a>, monist felsefesi Mevlana&#8217;yı hatırlatan İngiliz şair <a href="http://en.wikipedia.org/wiki/John_Milton">Milton</a> gibi favori yazarlarına atıflarda bulunuyor.  Tabii bunlara kendi yorumunu da katıp işine gelen kısımlarını cımbızla seçerek.  Ignatius&#8217;un sorunlarla karşılaşınca Boethius&#8217;un çark-ı feleğini örnek göstererek tepki vermemesi biraz Trainspotting&#8217;deki komik karakter Spud&#8217;ın gittiği iş mülakatında &#8220;En güçsüz yanım idealistliğimdir, bir problemle karşılaştığımda hiç umurumda olmaz&#8221; demesine benziyor.</p>
<div style="text-align: center;"><img src="http://sarapci.com/images/confederacy_float.jpg" alt="" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>New Orleans&#8217;ta Mardi Gras Kutlamalarında Bir Ignatius Reilly Heykeli</em></p>
<p>Ignatius&#8217;un pasifizimini ve tembelleğini haklı çıkarırcasına zenci elemanlarını köle gibi çalıştıran Mr. Levy bütün parasına ve gücüne rağmen kitaptaki en dertli karakter.  Öte yandan polis tarafından tehdit edildiğinden asgari ücretin altında eşek gibi çalışmak zorunda kalan Jones hayatından memnun denemese de en azından mutlu.  Ve kitap boyunca kaderin (veya <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Minerva">Minerva</a>&#8216;nın) cilveleri sayesinde fatalist Ignatius çevresindeki herkesin hayatını bir şekilde değiştirmeyi başarıyor.</p>
<p>Kitaptaki başarılı ana karakterlerden birisi de dekadan bir üçüncü dünya başkenti havasındaki New Orleans şehri.  (Şehrin 90&#8242;lardaki hali için: <a href="http://sarapci.com/1996/05/03/gunah-sehri-new-orleans">Günah Şehri New Orleans</a> isimli sarapci.com yazısına bakınız.) <span style="text-decoration: underline;">Alıklar Birliği</span>, New Orleans&#8217;ı James Joyce&#8217;un Dublin&#8217;i gibi detaylarıyla realist bir şekilde portre ettiği için orada (ve daha sonra bütün Amerika&#8217;da) kült statüsüne ulaşmış, hatta Ignatius&#8217;un kitabın en başında ufak bir isyan çıkardığı D.H. Holmes isimli dükkanın olduğu yerde bir heykelini dikmişler.  Kitabın bir hayranı da çok takdir ettiğim bir hareketle kitaptaki mekanlara tek tek gidip şu mükemmel web sitesini hazırlamış: <a href="http://ignatiusghost.blogspot.com/">http://ignatiusghost.blogspot.com/</a>.  Detaylara meraklıysanız bu sitede kitapta bol bol bahsi geçen Big Chief Tablets (bir cins bloknot), Dr. Nut (bir gazlı içecek) gibi şeylerin resimlerini de bulabilirsiniz.</p>
<div style="text-align: center;"><img src="http://sarapci.com/images/confederacy_ignatius.jpg" alt="Ignatius J. Reilly" /></div>
<p style="text-align: center;"><em>Ignatius J. Reilly&#8217;nin D.H. Holmes Önüne Dikilmiş Heykeli</em></p>
<p>Alıklar Birliği&#8217;ni tartıştığımız <a href="http://sarapci.com/tag/okuma-cemiyeti">Okuma Cemiyeti</a> toplantısını aslında New Orleans&#8217;ın havasını taşıyan Beyoğlu&#8217;nun arka sokaklarında yapmamız yakışırdı ama kader (Minerva) Kuruçeşme Balıkçısı&#8217;nı daha uygun gördü.  Adeta kitaptan bir sahne gibi, arka masamızda 3 tane über-dedikoducu kadın bağıra çağıra bir ortak ardaşlarının gelininin ne kadar da terbiyesiz olduğunu tartışmaktalardı.  İşin kötüsü anlattıklarını mecburen dinlediğimiz için haklı olduklarını düşünmeye başladım; gelin gercekten de tam sopalıktı.   Seha&#8217;dan engelleyici pis bakışlar gelmese kadınlara (bu sefer dayak yeme riski de yokken) esaslı bir Ignatius tepkisi verecektim ama yapamadım.  Zaten ne zaman boyle bir durumda olsam şartlar şahit olduğum olaylara mudahalemi engeller, sonra gunlerce &#8220;keske karışsaydım, bu pasifizmin kimseye faydası yok&#8221; ile &#8220;ulan işim ne iyi ki karışmadım, ne halleri varsa görsünler&#8221; arasinda gider gelirim.</p>
<p>Aslında Okuma Cemiyeti&#8217;nde kitabı benim kadar beğenen kimse çıkmadığı için hayal kırıklığına uğramış olduğumdan pek hevesim de kalmamıştı.  Banu, Ignatius terbiyesizliğinin hiç sevmediği bir herifi hatılattığını dolayısıyla Ignatius&#8217;tan da  tiksindiğini ve okumaya dayanamadığını anlattı.  Seha zaten benim çok sevdiğim şeyleri ekseriyetle sevmez, kitabı bitirmemişti bile, sonunu ben anlattım.  <span style="text-decoration: underline;">Alıklar Birliği</span> <a href="http://gulunesiasklar.blogspot.com/">Ludmila</a>&#8216;nın da favori kitaplarından birisi olmasına rağmen cemiyetteki kadınlara &#8220;Siz bu kitabı sevemediniz zira bu bir erkek kitabıdır ve siz kadınlar mizahtan anlamazsınız&#8221; gibi Ignatius cinsi bir genelleme yapmak suretiyle saldıracaktım ki Hikmet de benim bayılmış olduğum karakterlerin fazla karikatürize olduğundan şikayet edince pes ettim.</p>
<p>Aslında sayın azalarımız bu kitabın değerini bilemediler zira bir sonraki kitabımız hem ağır hem de ziyadesiyle ciddi yazar olarak tanınan J. M. Coetzee&#8217;nın (kat-Zİ-ya okunuyormuş, <a href="http://inogolo.com/query.php?qstr=coetzee&amp;search=Search+Names">inanmayan bakabilir</a>) <span style="text-decoration: underline;">Kötü Bir Yılın Güncesi</span> (<span style="text-decoration: underline;">Diary of a Bad Year</span>) isimli kitabı oldu.  Ben de bu fırsat bir daha elime geçmez diye kendimi Minerva&#8217;ya teslim edip arka masadaki kadınlara ne kadar beyinsiz ve zavallı yaratıklar olduklarını anlatmaya gittim.</p>

	<h4>İlgili Yazılar / Related posts</h4>
	<ul class="st-related-posts">
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/08/19/the-mysteries-of-pittsburgh-michael-chabon" title="The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon (August 19, 2008)">The Mysteries of Pittsburgh, Michael Chabon</a> (2)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/06/02/puslu-kitalar-atlasi-ihsan-oktay-anar" title="Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar (June 2, 2008)">Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar</a> (9)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2011/08/04/norwegian-wood-imkansizligin-sarkisi-haruki-murakami" title="Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami (August 4, 2011)">Norwegian Wood (Imkansizin Sarkisi), Haruki Murakami</a> (4)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2011/02/10/netherland-hollanda-joseph-oneill" title="Netherland (Hollanda), Joseph O&#8217;Neill (February 10, 2011)">Netherland (Hollanda), Joseph O&#8217;Neill</a> (5)</li>
	<li><a href="http://sarapci.com/2008/07/13/mrs-dalloway-virgina-woolf" title="Mrs. Dalloway, Virginia Woolf (July 13, 2008)">Mrs. Dalloway, Virginia Woolf</a> (8)</li>
</ul>

<img src="http://feeds.feedburner.com/~r/sarapci/~4/v6Xltbc2XOY" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sarapci.com/2010/04/13/aliklar-birligi-a-confederacy-of-dunces-john-kennedy-toole/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

