<?xml version="1.0" encoding="utf-8" standalone="no"?><rss xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" version="2.0" xml:base="https://haber.sol.org.tr/">
  <channel>
    <title>SOL Haber - HristiyanForum.com</title>
    <link>https://haber.sol.org.tr/</link>
    <description>SOL Haber - HristiyanForum.com</description>
    <language>en</language>
    
    <item>
  <title>AKP’nin kurtarıcı rüzgârı ne âlemde? </title>
  <link>https://haber.sol.org.tr/yazarlar/aydemir-guler/akpnin-kurtarici-ruzgari-ne-alemde-408332</link>
  <description>&lt;div class="tex2jax_process"&gt;&lt;p&gt;AKP uzunca bir süre Yeni-Osmanlıcılığı Batı emperyalizmine mesafelenmeyi kapsayan bir ambalajla sundu. Ambalaj demişsem, ciddiye almadığım sanılmasın. Zaman zaman sert pazarlıklar yaşanmasaydı, mesafenin görüntüsü bile oluşturulamazdı. CAATSA yaptırımları, Halk Bankası davası ve daha nice gerilimin her biri gerçektir...&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Batı ile gerilen Ankara’nın Atlantik ekseninden kopabileceği ise bütün konjonktürlerde fantezinin ötesine geçmemiştir. Ancak bu tartışmanın da maddi bir zemini kesinlikle mevcuttu.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sovyetler Birliği’nin çözülmesiyle birlikte bütün kartlar yeniden dağılmış, Rusya’nın Yeltsin tasfiyeciliğinden kurtulmasıyla birlikte ABD’nin Yeni Dünya Düzeni/Tarihin Sonu hamlelerinin hayli abartılı bir kibre dayandığı açıklık kazanmıştı. Bu koşullarda çok sayıda orta düzey kapitalist ülkenin önünde, emperyalist sistemin jandarması veya düz bağımlı üyesi olmanın dışında ufuklar açılacaktı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;AKP Türkiye’yi bu yola sokan değil, kendince bir istikrara taşıyan iktidar olmuştur. Ancak aynı süreçte kapitalizmin ciddi bir ilerleme kaydettiği açık olsa da, Türkiye’nin eriştiği rekabet gücü Erdoğan’ın iddialarına yetişememiştir. Yeri gelmişken, olay sadece bir yarış olarak da çözümlenemez. Ankara’nın sergilediği cüretkâr ataklığın emperyalist merkezler için gayet kullanışlı olduğu, en bilineni Suriye olan bir dizi örnekte görüldü.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bütün bunların sonuna geçen yıl gelmiş olduk. Erdoğan’ın Trump tarafından Beyaz Saray’da kabul edilmesi, AKP iktidarının, dengelerde sörf yaparak değil Washington’a demir atarak meşruiyetini yeniden üretebileceği yeni bir evrenin açılışıdır. Daha önceleri içeride her zayıf düştüğünde dış dinamiğe başvuran Ankara yine kabaca aynı şeyi yapmakta, dışarıda kurtarıcı rüzgâr aramaktaydı. Ama içerik tamamen değişmiş, Amerikan angajmanı 1950’lileri hatırlatan bir düzeye çıkmış bulunuyordu.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Lakin Soğuk Savaşı Türkiye kapitalizmi açısından “bahara” çeviren o zamanki ortamı bugün bulmak olanaksızdır. Şu anda en beteri ABD olmak üzere Batı’nın bir özgürlük yarımküresi olarak pazarlanmasına kimse ikna olmaz. Oysa Soğuk Savaş ideolojisi komünizmi karalamak için bütünlüklü bir huruç harekâtına çıkmıştı. Başarılı olsun olmasın, hedef tahtası açık seçik ortadaydı. Bugün Batı emperyalizminde herkes başka telden çalıyor, ama genel bir faşizm esintisi her yeri etkiliyor. Üstelik fırsat bu fırsat, Washington’da son derece arkaik ve yapıntı bir dinci gericilik siyasetin tepesine oturmuş durumda. Türkiye egemen güçleri zamanında ABD’nin başını çektiği anti-komünizmden heyecanlanmış ve koşup ateşe odun taşımışlardı. Şimdi ise Batı’da uçuşan Arap, İran veya İslam düşmanlığından Ankara’ya ekmek çıkmaz. Evanjelizm veya Siyonizm Türkçeye olumlu bir anlamla çevrilemez. Batıcılığın içerdiği hoş çağrışımların karşılığı kalmadı dersem abartı sayılabilir, ama gerçekten çok daralmıştır.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu sıkışmışlık ortamında AKP’nin halka uyguladığı yoksullaştırma operasyonunu revizyona sokma olanağı da pek yok. Kuşkusuz neo-liberal çağda Türkiye ölçeğinde bir toplumu bile rahatlıkla ihya edecek uçuşkan ve/veya sanal servetler birikmiş durumdadır. Ancak AKP bu kaynaklara ulaşmak açısından yirmi yıl öncesi gibi şanslı değil. Üstelik içeride sermaye sınıfı deniz aşırı bir toprağı yağmalayan sömürgeciden daha insafsız davranış kalıpları geliştirmiş bulunuyor ve bu yaklaşımdan geri dönmesi, kapitalizmin rekabet yasaları gereği tamamen gündem dışı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Özetin özeti, ABD bandıralı Yeni-Osmanlı her düzeyde toplumsal meşruiyet yoksunudur.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki, AKP çeyrek asırdır onca badireyi atlattığına göre yeni bir icatta daha bulunamaz mı?&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu soru, hemen “Çözüm Sürecini” çağrıştıracaktır. Bana sorarsanız, iktidarın buradan elde ettiği kazanım hafife alınmamalıdır: CHP-DEM seçim ittifakına darbe vurulmuş, Kürt siyaseti bir pazarlık masasına bağlanmış, CHP’nin hem Cumhuriyet’e sahip çıkmak hem radikal bir muhalefet yürütmek açılarından inandırıcılığı aşındırılmıştır. Ancak devletin aynı süreçten, Öcalan’a İmralı’yı terk etmeme koşuluyla bir konut yapma meşruiyeti bile çıkaramadığı bellidir. Öcalan’ın “kültüralist taleplerden” bile vazgeçtiği ise pazarlıkta çoktan unutuldu gitti... &amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İkinci olarak, yine MHP işaret veriyor! ABD patentli Çözüm Süreci’nin taşıyıcısı MHP, herhangi bir siyasi parti gibi iktidar hedefiyle kurulmadığından olsa gerek, deneyselcilikte yüksek kapasiteye sahiptir. Bu aralar MHP’nin, ortağına Türkiye’nin ABD-AB’ye kapıları kapatıp yüzünü Rusya-Çin’e dönmeyi dayattığı yolunda haberler geliyor. Kapitalizm var oldukça bu haberlerin arkasında samimiyet aramayın. Ne de olsa deneyselci MHP, tarihsel olarak bir stepneden ibarettir. Ama bu gelişmeleri, Ankara’daki bir iktidara artık Batı’dan meşruiyet servisi yapılamayacağının kabul edildiğine yorabiliriz. Bahçeli’nin kullandığı TRÇ (Türkiye-Rusya-Çin) kısaltması saçma olsa da, buraya kadarı doğrudur…&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çünkü Türkiye’nin iki yüz yıllık tarihsel derinliği Batı emperyalizminin inşa ettiği esaret ilişkilerini barındırır. Yüz yıl önceki işgal ve Kurtuluş Savaşı, ayağa kalkmanın biricik rotasına dair çok şey söyler. Sonuç olarak “Yurtta sulh, cihanda sulh” sloganının kimilerince sünepelik olarak lanetlenmesi halk tarafından reddedilmiştir.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Egemen güçlerin demir attığı çerçeve ile halk kitlelerinin duyusu arasında kolay kolay kapatılamayacak bir açı oluşmuş bulunuyor. Emperyalizmden kopuşun güçlenerek sürmesi kaçınılmaz. Bu süreç Türkiye’nin sosyalizme giden yolunu açacak ve ancak sosyalizmin zaferiyle mantıksal sonuçlarına ulaşacaktır.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description>
  <pubDate>Sat, 04/11/2026 - 00:01</pubDate>
    <dc:creator>ckuyumcuoglu</dc:creator>
    <guid isPermaLink="true">https://haber.sol.org.tr/yazarlar/aydemir-guler/akpnin-kurtarici-ruzgari-ne-alemde-408332</guid>
    </item>
<item>
  <title>Kutsal şirkete karşı </title>
  <link>https://haber.sol.org.tr/yazarlar/orhan-gokdemir/kutsal-sirkete-karsi-408337</link>
  <description>&lt;div class="tex2jax_process"&gt;&lt;p&gt;Kapitalist şirketler, üretim araçlarına sahip burjuva sınıfının, işçi sınıfının emeğiyle yarattığı artı değere el koyarak semiren kâr odaklı yapılardır. Öyle biliyoruz. Ücret mekanizması aracılığıyla emekçi insanın yaratıcı yeteneğine el koyarlar, esası budur. Ücreti baskılamak ve sürekli büyümek zorundadırlar.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Devlet, buraya dışsal bir baskı yapar. Sermaye sınıfının çıkarlarını korumak, üretim araçlarının mülkiyetini garanti altına almak, işçi sınıfını baskılamak görevleri arsındadır. Yasalar, polis ve ordu o sınıfın baskı aygıtlarıdır. Ama her durumda bunu saklayarak yapar. Tarafsız hakem rolü o nedenle ortaya çıkar.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;170 küsur yıl önce, bugün bildiğimiz anlamda şirket henüz ortada yokken, Marx onda hem kapitalizmin özünü hem de sosyalizmin bir öncülünü görmüştü.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sahibi tarafından yönetilen ve kendi birikmiş kârlarıyla finanse edilen tek bir temsili işletmeye baktığımızda her şey basitti. Kapitalist, paranın sahibi, üretim araçlarının yöneticisi ve üretim sürecinin efendisiydi. Ancak kredi ortaya çıktığında ve kapitalistler kendi paraları yerine ödünç aldıkları sermayeleri kullanmaya başladığında bir dönüşüm de başlıyordu. Üretim sürecinden sorumlu maaşlı yöneticilere sahip “anonim” şirketler ortaya çıkıyordu. Şirketin içindekilerin aralarındaki ilişkilerin ne olduğu veya hangisinin kapitalist olarak göründüğü bulanıklaşıyordu. Karşımızdaki artık kolektif bir yapıydı.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Korsanlar tarlalarınızı yakıp, mallarınıza el koyup, akrabalarınızı kaçırdıktan sonra, ganimeti nasıl paylaştıklarının sizin için bir önemi yoktur tabii. Ama şunu unutmayalım; anonim şirket “&lt;em&gt;kapitalist üretim biçiminin içinde kapitalist üretim biçiminin ortadan kaldırılmasıdır.&lt;/em&gt;” Şirket bir ağ olarak yine ortadır ama artık kiminle ve neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmek imkansızdır. Somut konuşalım; Cengiz Holding kim, Limak Holdingin etkisi nerede başlıyor nerede bitiyor anlamıyoruz. Karşımızda gizli-kollektif bir yapı var artık. İktidar-devlet-şirket bütünleşmesiyle ortaya çıkan tuhaf, aşır beslenmiş, kollarının yanında yeni kollar, ayaklarının yanında yeni ayaklar fışkırmış çok mideli yeni bir yapı bu. Yeni korsanlar böyle girdi hayatımıza; her yeri yağmalıyorlar, tarlalarımızı talan ediyorlar, mallarımıza el koyuyor, akrabalarımızı kaçırıyorlar. Başı kim, kıçı nereye oturuyor anlamak imkânsızdır.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p class="text-align-center"&gt;***&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şirketlerin son korsanlıklarına böyle bakıyoruz. Akbelen’de süren direnişle ilgili bilirkişi keşfi protestosu sonrasında Esra Işık’ı tutukladılar.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yola neden girdiklerini şöyle özetleyeyim; Muğla Milas'taki Akbelen Ormanı çevresinde yer alan 679 parsellik tarım arazisi için acele kamulaştırma kararı verilmişti. Amacı İçtaş ve Limak'ın ortağı olduğu YK Enerji şirketinin kömür sahalarını genişletmesiydi. Bölgede yaşayan köylüler kararı mahkemeye taşıdı. Mahkemeden karar çıkmadan keşfe geldiler. Keşif sırasında köylüler adına açıklama yapan Esra Işık, zeytin ağaçları ve evlerin sayılmasına tepki gösterdi, “&lt;em&gt;Biz bu kamulaşmayı istemiyoruz. Burası bizimdir. Biz sayıdan ibaret değiliz. Bizim burada hayatlarımız var. Sizin '100, 200, 500 tane' diye yazdığınız zeytin ağaçlarına biz ömür verdik ömür&lt;/em&gt;" dedi. Sözleri tutuklanmasına gerekçe yapıldı. İçtaş, Limak ve “acele kamulaştırma” kararı veren makam arasındaki şeytan üçgeninde kayboldu sayabiliriz.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonra Esra Işık’ın tutuklanmasıyla ilgili sosyal medya hesabından paylaşım yapan Umut-Sen Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu’yu da tutukladılar. Aksu, paylaşımında “&lt;em&gt;Nihat Özdemir’in talimatıyla Esra Işık’ı tutuklamak bağımsız yargımızın varacağı en üst level’i temsil ediyor. Tüm Akbelen köylülerini tutuklayın utanmazlar. Size bir milim eğilen alçak olsun&lt;/em&gt;” demişti. Bahsi geçen Nihat Özdemir, malum, Limak’ın görünen patronu.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hakim Başaran Aksu’nun “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçundan tutuklanmasına karar verdi. Gerekçesi doğru olabilir, tutuklama talimatını Nihat Özdemir’in vermemiş olması ihtimal dahilindedir. Emir daha derinlerde bir yerden gelmiş olabilir. Artık, anonim şirket çağında, bunlardan emin olamayız. &amp;nbsp;&lt;br&gt;Bununla birlikte şirket eleştirisini suç, talimatlarına karşı gelmeyi tutuklama nedeni sayma eğilimi teşhis edebiliyoruz. Bu non-kapitalist kolektif yapının “şirketi” bir tabuya dönüştürmek istediği ortaya çıkmıştır. Korsana direnmek artık suçtur.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p class="text-align-center"&gt;***&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öncesinde bir de BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen var. Gaziantep’te mukim Sırma Halı şirketinde 400 işçi, geç ödenen ve zamsız kalan ücretleri için iş bırakmıştı. Mehmet Türkmen o eylemde yaptığı konuşma nedeniyle tutuklandı. Gerekçe, kolunu kaybeden bir işçiyle ilgili “hesap soran olmadı” demesi. Mahkeme "olur mu o olayla ilgili soruşturma başlatıldı" dedi, yanıltıcı bilgi yaymaktan Türkmen’i cezaevine gönderdi. Şaka yaptığımı sanmayın, gerekçeleri budur.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şirket-devlet bütünleşmesinin başka bir örneği de böyle ortaya çıktı. Gaziantep’te iki bin işçinin eylemi valilik kararıyla yasaklanırken Sırma Hali Şirketinin de içinde olduğu birkaç şirkette teşvikler yağdırdılar.&lt;br&gt;Canan Tekstil’e ithalatta gümrük vergisi, KDV, ÖTV ile diğer vergi ve fonlardan muafiyet getirdiler. Bu şirketin temsilcisi Mehmet Türkmen’e parmak sallayarak tehdit etmişti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;AKP Milletvekili İrfan Çelikaslan’ın patronu olduğu Çelikaslan Tekstil de aldığı yatırım teşvikleriyle ihya oldu. Çelikaslan, fabrika önünde “&lt;em&gt;Zengin oldun. İşçinin de hakkını ver demek edepsizlik mi?&lt;/em&gt;“ diyen Türkmen’e “&lt;em&gt;rızkımı Allah verdi”&lt;/em&gt; diye cevap vermişti.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şireci Tekstil’e ise 2023’te 2.9 milyar TL’lik yatırım için faiz desteği verildi. Ayrıca şirkete 10 yıl gelir vergisi stopajı desteği, gümrük vergisi muafiyeti, KDV istisnası, sigorta primi desteği sağlandı, yüzde 90 vergi indirimi yapıldı. Para yağdırdılar ve vergi almaktan imtina ettiler.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yani patronlar yanlış biliyor, rızklarını Allah değil devlet veriyor.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p class="text-align-center"&gt;***&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bizim peşimizde de “fındıkkıran” Cüneyt Zapsu var. AKP’nin kurucusu, Balsu Gıda şirketinin sahibi, aynı zamanda en sadık okuyucularımdan biri. Adının geçtiği her yazıyla zıplıyor, karakola koşuyor, bana, sonra soL haber’in künyesine bakıp gördüğü herkese deva açıyor. Pek mağdur ve pek şikayetçidir.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Konu belli. Geçen yıl Karadeniz’de kuraklığın üzerine don geldi. Arada kokarca istilası yaşandı, fındık verimi yarıya düştü. Yerli tüccarlar kokuyu aldı, fındık az fiyatı yükselecek diye biçare köylünün elindeki fındığı topladı. Bir basamak yukarıda İtalyan tekeli Ferrero ve Zapsu’nun Balsu gıdası bekliyordu. Ferrero fiyatın arttığını görünce “artık Türkiye’den almayacağım, Şili’den alacağım” dedi, Karadenizliye şantaj yaptı. Zapzu ise şirketini halka arz edip topladığı parayla Şili’de fındık plantasyonu açmaya koştu. Fındığın fiyatını aşağıya çekmeye başaramadılar. Biz de bunları halka anlattık. "&lt;em&gt;Köylüyü yerli hırsızlar soydu, çaldıklarını büyük hırsızlara satmak için aportta bekliyorlar. Yancılarını da alsınlar defolup gitsinler Şili’ye. Fındık bizim&lt;/em&gt;" dedik özetle.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zapsu yine şikâyet etmiş, Vatan Emniyete çağırdılar iki gün önce. Hakaret, iftira, suç işlemeye, halkı kin ve düşmanlığa tahrik, aşağılama ne ararsan var dosyada. Çünkü bu fiyat kırma çabaları başarısız oldu ve bir önceki yılın yarısı kadar fındık üretilmesine rağmen devletin kasasına bir önceki yıldan daha fazla para girdi. Kayıpları ve öfkeleri büyüktür.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yağmayı şöyle özetleyeyim; Dünyadaki fındığın yüzde 70’i Türkiye’de üretiliyor. O fındığın yüzde 75’ini de üç şirket satın alıyor. Ferrero önde, Balsu arkada bulduklarını kaldırıyorlar. Fındık ekonomisinin havuzu 120 milyar dolar civarında. Türkiye’nin geliri 2.5 milyar dolar. Yüzde 70’ini üretip yüzde ikisini alıyoruz. Tek başına Ferrero’nun geliri 10 milyar dolar. Fındıkta bütün hesaplar bu yağma düzeninin sürmesi üzerine kurulu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aynı gerekçelerle açtığı bir tazminat davasının reddedildiği haberi biz Emniyet’in kapısındayken geldi. &amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir de açmayı başaramadığı davalar var. Vaktiyle soL’daki bir fındık yazısı nedeniyle fındıkkıran patronun şikâyeti üzerine savcılığa çağrıldım. “Yağmacı demişsin” dedi savcı, “diyecek başka ne var” dedim. Tablo orta. 2.5 milyar dolar yağmadan geriye kalandır.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p class="text-align-center"&gt;***&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cengiz Holding kim, Limak Holdingin etkisi nerede başlıyor bilemiyoruz. Görünen sahiplerinin “komisyoncu” olduğunu iddia edenler var, mümkündür. Anonim şirketlerde patronlar birer komisyoncudan ibarettir. Mahkemeye çıkıyoruz, şirket sahibi “ben AKP kurucusuyum” diyor. Cevap verdiğimiz şirket mi, devlet mi, AKP mi belli değildir. Karşımızda gizli-kollektif bir yapı var. İktidar-devlet-şirket bütünleşmesiyle ortaya çıkan tuhaf bir yapı bu. Temsilcileri girdiği her yeri yağmalıyor, tarlalarınızı yakıp, mallarınıza el koyuyor, akrabalarımızı kaçırıyor. Direnmek suç.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu non-kapitalist kolektif yapının “şirketi” bir tabuya dönüştürmek istediğini teşhis edebiliyoruz. Şirket eleştirisini suç, talimatlarına karşı gelmeyi tutuklama nedeni saymaları hayra alamet değil yalnız.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Saldırı olursa direniş de olur. Korsana direnmek kaçınılmaz bir görevdir. Bu yağmayı durduracağız. Acele kamulaştırma kararlarına acele direniş kararıyla cevap vereceğiz. Niyet meselesi değil, mecburiyettir.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description>
  <pubDate>Sat, 04/11/2026 - 00:01</pubDate>
    <dc:creator>ckuyumcuoglu</dc:creator>
    <guid isPermaLink="true">https://haber.sol.org.tr/yazarlar/orhan-gokdemir/kutsal-sirkete-karsi-408337</guid>
    </item>
<item>
  <title>İran savaşı insanlık tarihine ne getiriyor?</title>
  <link>https://haber.sol.org.tr/yazarlar/erhan-nalcaci/iran-savasi-insanlik-tarihine-ne-getiriyor-408334</link>
  <description>&lt;div class="tex2jax_process"&gt;&lt;p&gt;Başka bir deyiş ile İran Savaşı tarihçilerin aradığı emperyalist hegemonya krizinde makas değişimi için mihenk noktası olabilir mi?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çok kolay değil bunu iddia etmek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir kere üzerinden 50 yıl geçmeden bir olay tarihin konusu olmaz denir. Aradan geçen 50 yıl geçmişin kuşbakışı görülmesine izin verir, daha kolay dönüşüm noktalarını kavrayabiliriz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İkincisi, henüz savaş bitmedi. İran’ın şu anda bir zaferi olarak gözüken ateşkes en küçük vicdani belirti göstermeyen profesyonel katil sürüsü olarak ABD ve İsrail’in tekrar savaşı başlatmak için bir soluk alması için mi verildi, göreceğiz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak anlık olarak bakıldığında ABD’nin henüz müzakere masası kuruluyken ilan etmeden başlattığı ve suikastlarla ilerleyen savaşta ağır bir hezimete uğradığı ortada. O dehşet vererek ilerleyişi bizlere izlettirilen uçak gemileri kaçacak yer aradı. İran’ı çevreleyen ABD askeri üsleri, radar istasyonları perişan oldu. Görülmez uçaklar görüldü, düşürülemez uçaklar düşürüldü, bombalanamaz İsrail’de birçok stratejik hedef vuruldu. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması dünya ekonomisinde etkileri kolay giderilemeyecek bir zafiyeti tetikledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her şeyden önce İran halkının yurtseverliği bu zaferde büyük bir rol oynadı. Bombalanan kentlerde yüz binlerce kişinin katıldığı mitingler, tehdit altındaki enerji tesislerinin etrafındaki insan zincirleri göz yaşartıcıydı.&amp;nbsp;&lt;br&gt;Ayrıca bu saldırıyı uzun yıllardır bekleyen İran’ın balistik füze teknolojisine yaptığı yatırımın stratejik olarak doğru olduğu anlaşıldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öte yandan Şangay İşbirliği Örgütü üyesi olan İran’a Çin ve Rusya’nın verdiği diplomatik desteğin yanı sıra lojistik ve istihbarat desteğinin de etkisi olduğu anlaşılıyor. Psikolojik harp içinde neyin ne kadar gerçek olduğunu anlamamız zaman alacak belki.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uluslararası yaptırımlara rağmen İran petrolünün Çin’in paravan şirketler aracılığı ile satın alması mı, savaşta gerekli bazı malzemelerin temini mi, yoksa İran Genel Kurmayı’nın Çin uydu sisteminden gelen enformasyonla beslenmesi mi, bir vadede nelerin yaşandığını daha iyi anlayacağız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tarihçiler açısından mihenk taşı zaten başlamış ve ilerlemiş bir süreçte nitel dönüşümün çok belirgin hale geldiği bir tarihsel olayı seçmeleri ile kendini gösterir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Örneğin, ABD’nin Birinci Dünya Savaşı’na katılmasıyla savaşın gidişini değiştirmesi emperyalist düzenin tepe ülkesi olan İngiltere’nin düşüşe geçmeye başladığını göstermişti. İkinci Dünya Savaşı’nda ABD’nin üretim gücü, Pasifik Savaşının Japonya’ya karşı kazanılması, nükleer silahların üretimi İngiltere’nin ABD’ye karşı hegemonyasını sürdürmesini imkânsız kılıyordu. Ancak çoğu tarihçi hegemonya makası için 1956’da Süveyş Savaşını mihenk taşı olarak kabul etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mısır Devriminden sonra, Nasır yönetiminin Süveyş Kanalını ulusallaştırmak istemesi üzerine İsrail, İngiltere ve Fransa Mısır’a alçakça saldırdılar. Sovyetler Birliği’nin çok sert ültimatomu ve ABD’nin sessiz kalması ile İngiltere ağır bir hezimete uğradı. Bir daha kendi başına bir emperyalist operasyona imza atamayacak, Sovyetler Birliğine karşı ABD’nin yamağı rolüne indirgenecekti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İran Savaşı da buna denk bir mihenk taşı nitelemesini kazanmaya aday gözüküyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;1970’lerde kapitalist reformlardan geçen Çin 1990’lardan itibaren dev bir sermaye birikimi yaşadı. Şu anda dünyadaki en büyük sanayi üretim kapasitesini temsil ediyor, ayrıca büyük bir mali sermaye gücüne dönüşmüş durumda.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD özellikle 2008 mali çöküşünden sonra Çin’in yükselişini kendi hegemonyası için bir tehdit olarak gördü. 2011 yılında ABD bütün odağını Pasifikte Çin’in askeri olarak kuşatılmasına ayıracağını ilan etti. Gerçekten dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış olan asker sayısını azaltırken Pasifik’te bir yığınak oluşturdu. Güney Kore, Japonya, Tayvan ve Avustralya’yı silahlandırarak askeri bir pakt oluşturmaya çalıştı. Rusya’yı Pasifik’ten uzak tutmak ve hırpalamak için halen devam eden Ukrayna Savaşını kışkırttı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Buna karşılık açık kaynaklardan izleyebildiğimiz, sezebildiğimiz kadarıyla, ABD Pasifikte savaşı Çin’e karşı kazanabileceğine ilişkin inancını kaybetti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Trump’ın ikinci dönemi bu çaresizliğin ürünü gibi gözüküyor. Çin ile Pasifikte karşılaşmak yerine onun kaynaklarını kurutmak ve bu kaynakları ABD’ye yönlendirmek gibi strateji izlediler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Trump yönetime gelir gelmez, Panama Kanalı’ndan Çin’li şirketleri kovaladı. Kuzey Buz Denizi ticaret yolları hegemonyası için, Grönland’ı istedi, Çin’in müttefiki Venezuela’ya operasyon gerçekleştirdi. İran seferi ise hem Çin’in Tek Kuşak Tek Yol projesine bir darbe anlamına gelecek, hem de Çin’in bağımlı olduğu Körfez petrolünü kısabilecekti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Trump ortada gözükmeden çok önce yaşananların 1. Dünya Savaşı öncesine benzediğini yazmıştık. Evet, bir emperyalist paylaşım savaşı olasılığı ile karşı karşıyaydık.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Getireceği büyük yıkımdan ürküyorduk doğal olarak ama aynı zamanda bu yıkıma maruz kalan emekçi halkların iktidara gelerek egemenlerini cezalandırması için de bir dönem açılacağını söylüyorduk.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi eğer İran Savaşı aşağı yukarı bu haliyle sonlanırsa çok önemli sonuçları olacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir kere ABD’nin artık bir Pasifik Savaşı’nı kaldıramayacağı ortaya çıktı. Yani maruz kalacağımız olay bir dünya savaşı olmayabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Pasifik’te diğer müttefik devletler ABD’nin peşinden gitmeyip başlarının çaresine bakabilirler. Tayvan muhalefet partisi liderinin Çin ziyareti bu bağlamda okunabilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;NATO yine de şu anda hazırlandığı bir Rusya savaşına niyet edebilir. Göreceğiz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak ABD ve Avrupa ülkelerinde özellikle Gazze’de katliam ve İran’da yenilgi sonrası büyük bir meşruiyet krizi doğdu. Trump İran ile savaştayken ABD halkı 9 milyon kişi ile sokaklarda süreci protesto ediyordu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bütün uluslarda bu meşruiyet krizini ve onu takip edecek iktisadi krizi emekçilerin iktidar mücadelesinde bir kaldıraç gibi kullanması gerekiyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sermaye sınıfının daha akıllı kesimleri, İspanya’da olduğu gibi, bu meşruiyet krizini hafifletmek için önlemler alıyorlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama nafile.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Örneğin, Türkiye sermayesi İran savaşına balıklama atlamayarak kendini korudu, ama bir Rusya savaşına karşı hiç şerbetli gözükmüyorlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dünyanın içinde bulunduğu bu büyük altüst oluş döneminde bu ülkenin emekçi halkına ülkeyi topyekûn bir felaketten uzak tutmaya çalışırken, egemen sınıfın artık miadını doldurmuş iktidarına son vermek düşüyor.&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description>
  <pubDate>Sat, 04/11/2026 - 00:01</pubDate>
    <dc:creator>ckuyumcuoglu</dc:creator>
    <guid isPermaLink="true">https://haber.sol.org.tr/yazarlar/erhan-nalcaci/iran-savasi-insanlik-tarihine-ne-getiriyor-408334</guid>
    </item>
<item>
  <title>OpenAI CEO'su Altman'ın evine molotofkokteyliyle saldırı düzenlendi, şüpheli gözaltına alındı</title>
  <link>https://haber.sol.org.tr/haber/openai-ceosu-altmanin-evine-molotofkokteyliyle-saldiri-duzenlendi-supheli-gozaltina-alindi</link>
  <description>&lt;div class="tex2jax_process"&gt;&lt;p&gt;ABD'de yapay zeka teknolojileri üreten OpenAI şirketinin CEO'su Sam Altman'ın California eyaletindeki evine molotofkokteyliyle saldırı düzenlendiği, şüphelinin gözaltına alındığı bildirildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yapay zeka sohbet robotu ChatGPT'nin geliştiricisi OpenAI'dan yapılan yazılı açıklamada, Altman'ın evine molotofkokteyli atan zanlının gözaltında olduğu belirtildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Açıklamada, "&lt;em&gt;Bu sabah erken saatlerde bir kişi, Sam Altman'ın evine molotofkokteyli attı ve San Francisco'daki genel merkezimize de tehditler savurdu. Şükürler olsun ki kimse yaralanmadı&lt;/em&gt;" ifadelerine yer verildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;San Francisco polisinin olaya hızlıca müdahale ettiği, şirket çalışanlarının güvenliğinin sağlandığı vurgulandı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Açıklamada kolluk kuvvetlerinin soruşturma başlattığı kaydedildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;San Francisco polisinin açıklamasında da 20 yaşlarındaki şüphelinin fırlattığı yanıcı cismin, Altman'ın evinin dış kapısını yaktığı belirtildi, OpenAI yöneticisinin saldırı sırasında evde olup olmadığına ilişkin bilgi paylaşılmadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;OpenAI, ABD Ordusu'na teknik altyapı sağlayacağını belirtmiş, bunun üzerine birçok kullanıcıdan tepki almıştı.&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description>
  <pubDate>Fri, 04/10/2026 - 23:07</pubDate>
    <dc:creator>ckuyumcuoglu</dc:creator>
    <guid isPermaLink="true">https://haber.sol.org.tr/haber/openai-ceosu-altmanin-evine-molotofkokteyliyle-saldiri-duzenlendi-supheli-gozaltina-alindi</guid>
    </item>
<item>
  <title>Ayhan Bora Kaplan davası: Polis müdüründen 'kanunsuz emir' iddiası</title>
  <link>https://haber.sol.org.tr/haber/ayhan-bora-kaplan-davasi-polis-mudurunden-kanunsuz-emir-iddiasi-408335</link>
  <description>&lt;div class="tex2jax_process"&gt;&lt;p&gt;Ayhan Bora Kaplan suç örgütüne yönelik 17’si tutuklu 61 sanığa verilen bir kısım cezaların istinafta bozulmasının ardından operasyonu düzenleyen polisler, Kaplan’ın avukatları ve "M7" kod adlı gizli tanık Serdar Sertçelik’in bulunduğu dosyaların birleştirilmesi sonucu oluşan 76 sanıklı dosyaya ilişkin açılan davanın ilk duruşmasının dördüncü celsesi görülüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görülen duruşmada, Ayhan Bora Kaplan’ın da aralarında bulunduğu tutuklu sanıklar hazır edildi. Müşteki sanıklar eski Organize Suçlarla Mücadele Müdürü Şevket Demircan, eski Ankara İl Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Çelik, komiserler Metehan İlkyaz, Gökhan Karaca da duruşma salonunda hazır bulundu, Eski Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Şube Müdürü Kerem Gökay Öner ve komiser Ufuk Gültekin, duruşmaya SEGBİS üzerinden katıldı.&lt;/p&gt;&lt;h1&gt;'Medya ve siyasetle koordineli hareket ediyor'&lt;/h1&gt;&lt;p&gt;Duruşmada Murat Çelik’in avukatlarının savunmasına geçildi. İlk olarak avukat Cengiz Varol savunma yaptı. Varol, "&lt;em&gt;Yargının en üst seviyesine, siyasetin bir kesimine, emniyetin içine, medyanın içine sızarak birtakım eylemler yaptığı görülüyor. Medya ve siyasetle koordineli hareket ediyor. Zaten Al Copone’den beri örgütlerin çalışma prensibi budur. Örgütler devletin içine sızdıysa, devletin de örgütün içine sızması tartışılamaz. Gidin bu örgütü çökertin denmiştir, böyle emir almışlardır&lt;/em&gt;" dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Polis memurlarının gözaltına alındığı gün birlikte olduklarını ifade eden Varol, "&lt;em&gt;O gün 'arkadaşlar, eğer bu arkadaşları bir partiye darbe girişiminde bulundukları iddiasıyla yargılarsanız, bu örgütlerle mücadele edecek ne polis bulursunuz ne de savcı bulursunuz' dedim. Nitekim örgüt de başarılı olmuş bu arkadaşlarımız 113 gün hapis yatmıştır&lt;/em&gt;" şeklinde konuştu.&lt;/p&gt;&lt;h1&gt;'Örgüt yargının en üst noktasına kadar sızmış'&lt;/h1&gt;&lt;p&gt;Varol, savunmasına şöyle devam etti:&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;p&gt;Konunun özeti şu; Serdar Sertçelik kendisine isnat edilen bir sürü soruşturmadan kaçınca ve bir de bu çıkınca, gizli tanıklığı seçmiştir. Çünkü ancak böyle kurtulabilir. Örgütün devletin içine sızmasından dolayı deşifre olmuştur ve kaçmak zorunda kalmıştır. Cengiz Haliç, ‘Ayhan Bora Kaplan içerde, çıkamaz. Onun yerini biz dolduralım’ diye hareket ediyor. Cengiz Haliç’in Murat Çelik’le yaptığı konuşmasından da anlaşılacağı üzere, Emniyet’e gelip ne var ne yok ötmüştür.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Serdar Sertçelik’e ait olduğu iddia edilen bu telefon hakkında beş tane bilirkişi raporu var. Savcılık her taraftan teyit ettirmiş. Ayrıca telefon içindeki konuşmaların hemen hepsi neredeyse gerçekleşmiş. Bu yüzden bu telefonun gerçek olduğunu düşünüyoruz. Serdar kardeşim tiyatral yeteneğiyle 'Yüksel Kocaman'dan ne istemiştir' dese de dekont çıktı ortaya. Yüksel Kocaman’a örgütün araba aldığı da belgelerle çıktı. Demek ki bu örgüt yargının en üst noktasına kadar sızmış, ele geçirmiş. Hatta artırıyorum, Yüksel Kocaman’ın bundan haberdar olduğunu düşünmüyorum. Çünkü ilerde Yüksel Kocaman’a da bir tehdit veya şantaj olarak elde tutulmuştur dekontlar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu mahkemede duyduklarımız cılız bir senaryo. Suç ve sorumluluk başkalarına yüklenmeye çalışılarak cezadan kurtulmaya çalışılıyor. Türkiye Cumhuriyeti devletinin ilk kez çökerttiği örgüt değildir bu örgüt ve son da olmayacaktır. Devlet her zaman 18 yaşındadır. Müvekkilimin beraatini ve kamu görevlisi olması nedeniyle, yürüttüğü soruşturmalar olduğu için esas hakkındaki mütalaaya kadar duruşmalardan vareste tutulmasını talep ediyorum.&lt;/p&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;h1&gt;Kerem Gökay Öner: 'Serdar Sertçelik ile hiç görüşmedim'&lt;/h1&gt;&lt;p&gt;Varol’un savunmasının ardından dosyada müşteki sanık olan Eski KOM Şube Müdürü Kerem Gökay Öner’in savunması alındı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Serdar Sertçelik ile daha önce yüz yüze ve internet üzerinden de dahil hiçbir şekilde iletişime geçmediğini vurgulayan Öner, "&lt;em&gt;Serdar Sertelik’in gizli tanık olmasıyla ilgili herhangi bir Cumhuriyet Savcısı ile görüşmedim. Serdar Sertçelik’in çorbacıda yaralanmasına ilişkin olaya dair Murat Çelik Müdürüm bana 'Asayiş Şube Müdürlüğü senin devrendir soruştur araştır, nedeni ne olabilir?' dedi. Ben de araştırdım. Kendisine bilgileri aktardıktan sonra ‘bu işlemleri biz yapalım mı’ dedi Murat Çelik. Ben de 'Sayın Müdürüm bu şahıs hem şüphelimiz hem de gizli tanığımız şimdi de mağdur. Bu yüzden başka bir şube yapsın bence. Çünkü biz tarafıyız' dedim&lt;/em&gt;" dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABK suç örgütüne yönelik ikinci operasyonda Sertçelik de dahil 16 kişi hakkında gözaltı kararı verildiğini hatırlatan Öner, süreci şöyle anlattı:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"&lt;em&gt;Komiser Gökhan Karaca, Sertçelik’in yaralı olmasından dolayı doktorun rapor düzenlediğini ve ifadesinin ikametgahında alınması gerektiğini bildirdi. Ben de evrakların tarafıma getirilmesini istedim. Savcı görüşmesi ıslak imzalı ben de ‘Savcı bu yönde talimat verdiyse uygulayın’ dedim. Sabah oldu ifade alındı. Sonra öğlen 15.00 gibi ulaşılamadı. O sırada diğer şüphelilerin sevklerini gerçekleştiriyorduk. Şüphelinin adresinde bulunmaması nedeniyle yakalanması nedeniyle tekrar talimat geldi. Bunun üzerine İstihbarat Şube Müdürü’nü aradım ve kendisine acil sinyal tespiti talebinde bulundum. O da yazılı şekilde istedi talebi. Ben de hızlıca yazılı şekilde ilettim. Ardından bana ‘sinyal yok’ denildi. Ben de detaylı araştırılmasını rica ettim.&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;h1&gt;'Tanımadığım gizli tanığı, tanımadığım kişilerle nasıl kaçıracağım?'&lt;/h1&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;Sertçelik’in yurt dışına kaçma meselesine geleyim. 23 Kasım 2023’te telefonuma bir mesaj geldi. Serdar Sertçelik’in İstanbul’a gittiğine dair yola çıktığına ilişkin. Ben bu mesajı hemen yardımcım Şevket Demircan’a attım. Bu mesaj da bana iletilmişti, iletildiği de duruyordu. Bunun teyit edilmesini istedim. Bana aracı tespit edemediklerini söylediler.&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;İddianamede, 27 Kasım’dan 1 Aralık’a kadar Sertçelik Ankara ili içerisindedir. Kaçısında 4 farklı araç kullanılmıştır. Yani bana gelen bilginin oluşturulduğu gün içeriğiyle doğru olmadığı ortaya çıkmıştır. Ben bana mesaj atan kişinin de tespit edilmesini talep ettim, ediyorum tekrar. Ben o gün Ankara’daki tüm siyah Audi araçları durdurup arasaydım içinden Sertçelik çıkmayacaktı, çünkü bu aracın içinde değildi. Tüm bunlara rağmen ‘Kaçtıklarını bildiği halde kendi aralarında yazıştıkları’ diye geçiyor iddianamede. Serdar Sertçelik’i kaçıran kişileri de tanımıyorum. Tanımadığım gizli tanığı, tanımadığım kişilerle nasıl kaçıracağım? 20 yıl önce kullandığım ve artık bana ait olmayan hat ile bile baz çalışması yapmışlar ve bazımı şüphelilerle çakıştırmışlar. Ayrıca ben Ankara Emniyet’nde üçüncü katta çalışıyorum. Bu yol üzerinden geçen herkes ile ortak baz verebilirim zaten.&lt;/em&gt;"&lt;/p&gt;&lt;h1&gt;'Amirim Murat Çelik'le aramda uyuşmazlık çıktı'&lt;/h1&gt;&lt;p&gt;Murat Çelik ile aralarında yöntemlerinden dolayı uyuşmazlıkların olduğunu ve bu süreçte görevinden azlini istediğini ifade eden Öner, savunmasında şunları kaydetti:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"&lt;em&gt;14 yaşından beri gönül vererek yaptığım mesleğimde etik kurallar kırmızı çizgimdir. Evet amirimle mesleki etik kural problemim ortaya çıktı ve bu giderek de büyüdü. Ancak benim amirimdir ve bir gün olsa da kendisine saygısızlık etmedim. Benim kendi emrim altındaki hukuki işlemlerle ilgili amirim Murat Çelik’le aramda uyuşmazlık çıktı. Amirim kanunsuz emirler veriyordu kendisi. Bu operasyonun ilk aşamasından bu yana çok hızlı personel değişimi vardı. Kendi personelimi seçemediğim, emir komuta zincirimi seçemediğim ortamda daha fazla durmak istemedim. 8 ayda yaşadığım sıkıntı ve stresi başka yerde yaşamadım ben. Operasyonun büyüklüğünün verdiği stres de vardı tabii ki.&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;Ben de bu sorun büyüyünce görevden affımı istedim. Emniyet Müdürü’nün yanında görüştük bir gün kendisiyle. Bana orada 'sen adliyeye gidip bilgi veriyormuşsun' dedi. Bunu kabul edemedim, çünkü doğru değildi. Burada başladı sorunlar ve daha da büyüdü. O kadar daraldım ki bir gün yazılı talepte bulundum görevi bırakmak için. Bana bir başka müdürümüz 'Organize Şube Müdürü böyle görevden el çekmez. Dilekçeni yırt. Sen kafanı topla. Sonra müdür ile yeniden görüşürsün' dediler.&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;h1&gt;'Evim bir terörist evi gibi arandı'&lt;/h1&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;Benim evim bir terörist evi gibi arandı. Çocuğum, karım perişan olmuşlardır. Hukuki, vicdani, ahlaki şeylere sığmayan şekilde bir aramadan geçirildim. Eşimin, kız çocuklarımın gözyaşları içerisinde sert bir şekilde arandım. Böyle sert şekilde davranılması emrini kim vermiştir? Doğruyu gördüğüm için hep bana iftira atılmıştır ve bununladır mücadelem.&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;Herkes neden benim tutuklanmadığımı söylüyor. Bunu da daha önce hiç söylemedim, söyleyim. Zorla telefon şifremi istediler ev aramamda. Bu söylediğim gerekçeler yüzünden şerh düştüm ve ‘şifremi yazıp savcılığa ben vereceğim’ dedim. Ben ardından Savcılığa giderek verdim kendi şifremi. FETÖ’ye operasyon yaptım ama FETÖ’cü olarak haberlerim çıktı. Bu devlet için ölmek isteyen bir insana bunlar söylendi. Bana ayrı muamele yapılmadı. Her dosyada ben de varım bunlarla birlikte. Üç kez tayin edildim. Geçirdiğim soruşturmanın haddi hesabı yok.&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;Bir gün Müdürüm beni odasına çağırdı ve odada Cengiz Haliç vardı. Müdürüm bana ‘Avukat Cengiz Haliç’i tanıyor musun?’ dedi, ‘Tanımıyorum’ dedim. O da beni tanımadığını söyledi. Müdürüm ‘nasıl tanımazsınız birbirinizi’ dedi. Bir gün de ‘Şahin Turgut’u tanıyor musun?’ dedi. Tanımıyorum dedim. Tanımak zorunda mıyım? Müdürüm burada doğru bir şey söyledi yöntemlerimizin uyuşmadığı hakkında. Evet doğru, uyuşmuyordu. Benim yöntemim de böyle, devletin verdiği donanımla tanıyorum ben. Ben de böyle bir organize müdürüyüm. Suçlularla kişisel bağ kurmuyorum, böyle bir yöntemim yok benim. Bana Murat Müdür, ‘Sanık Bora Kaplan’ın dosyasında bazı isimler geçiyor, tabi sen biraz ayak sürüyorsun galiba bunların isimlerini görünce’ dedi. Ben de ‘Öyle şey mi olur benim görev dışında bir bağım yok’ dedim.&lt;/em&gt;”&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mahkeme Başkanı’nın bu isimleri söylemesini belirtince, "&lt;em&gt;Alp Aslan, Serdar isimli polis memuru, Kürşad isimli müdür&lt;/em&gt;" dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öner, savunmasına şöyle devam etti:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"&lt;em&gt;Artık dayanamadım ve Vali yardımcımız Abdullah Bey ve dönemin KOM Daire Başkanı Şükrü Yaman ile bile görüştüm. Sonra Müdür Murat Çelik, ‘tamam operasyonlar büyüdü, seni alacağım ama bana birkaç ay ver’ dedi. Sonra da zaten ihraç edildim.&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;h1&gt;'Soruşturma dosyası birtakım gazetecilere dün akşam verildi, şikayetçiyim'&lt;/h1&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;Bu soruşturmada adliyeden gelen talimatları harfiyen uygulamak için elimden geleni yaptım. Kayıt alınan konuşmaları ben de soruşturma sırasında gördüm. Halen terör bölgesinde görev yapan bir Emniyet Müdürüyüm. Soruşturma dosyası birtakım gazetecilere dün akşam verildi. Bunu gönderen kişi ve kişilerden şikayetçiyim.&lt;/em&gt;"&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öner’in savunmasının ardından Mahkeme Başkanı sorularını yöneltti. Emniyet’te mülakat odasının olduğu ve burada şüphelilere şiddet uygulandığı iddiaları sorulan Öner, "&lt;em&gt;Şüphelilerin ifadesinin alındığı özel bir mülakat odası yok. Orada Murat Müdürümüz spor aleti koydurdu. Sadece bir defa Ayhan Bora Kaplan’ı gördüm orada 5 dakika. Onda da her yer doluydu ondan oraya götürmüşlerdi&lt;/em&gt;" diye yanıt verdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mahkeme Başkanı’nın Murat Çelik ile yöntem farlılıklarına örnek göstermesi istenen Öner, "&lt;em&gt;Ben adliyedeyken operasyonun gerçekleşmesi, benim operasyonda olmamam örnektir&lt;/em&gt;" dedi.&lt;/p&gt;&lt;h1&gt;'Operasyona müdürüm Murat Çelik'in gideceğini bilmiyordum, haberim yoktu'&lt;/h1&gt;&lt;p&gt;Çapraz sorgusuna geçilen Eski KOM Şube Müdürü Kerem Gökay Öner'e olay günü hakkında operasyona Ankara İl Emniyet Müdür Yardımcısı'nın katılıp katılmayacağına ilişkin bilgisinin olup olmadığı soruldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öner, "&lt;em&gt;Operasyona Müdürüm Murat Çelik'in gideceğini bilmiyordum, haberim yoktu. Bana adliyede kalmam ve giden gelen belgeleri takip etmemi de Murat Müdürüm söyledi. Hatta ben 'ne diyorsunuz Müdürüm' diye sordum. O da 'sen burada kal' dedi&lt;/em&gt;" yanıtını verdi.&lt;/p&gt;&lt;h1&gt;Demircan'a söz verildi&lt;/h1&gt;&lt;p&gt;Avukat savunmalarının ardından dönemin Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdür Yardımcısı müşteki sanık Şevket Demircan'a söz verildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Serdar Sertçelik'in Kıbrıs'tan getirildikten sonra gizli tanık beyanında bulunduğunu ifade eden Demircan, "Biz gizli tanıklık yapması için herhangi baskı ya da zorlamada bulunmadık, şiddet göstermedik. Kimse ona ifadesinde okuması için notlar vermedi" diye konuştu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Demircan, Bora Kaplan operasyonu için Öner'in talimatıyla havaalanına gittiğini, gözaltı esnasındaki görüntüleri kimin çektiğini bilmediğini belirtti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sertçelik ile kendi telefonu üzerinden görüşme yapmadığını söyleyen Demircan, iletişimin Nurullah Kopuk aracılığıyla sağlandığını beyan etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üzerine atılı suçlamaları kabul etmediğini vurgulayan Demircan, "&lt;em&gt;Ben devletimizin bana verdiği görevi ifa ettim. Kimseye cebir veya şiddet uygulamadık. Uygulasaydık bir sürü avukat görüşmeye geliyordu. Eninde sonunda onlar söylerdi. Sizin yönlendirdiğiniz sorular dışında bana yönlendirilecek hiçbir soruyu yanıtlamak istemiyorum başkanım&lt;/em&gt;" ifadelerini kullandı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mahkeme başkanının soruları üzerine Demircan, dosyaya giren ses kayıtlarını kendisini güvence altına almak amacıyla yaptığını, bunları kullanma veya deşifre etme niyetinin olmadığını, tüm görüşmeleri kayıt altına aldığını söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Demircan, Sertçelik ile yaptığı telefon görüşmelerine yönelik de bu konuşmaları Sertçelik'e güven vermek ve dosyaya daha fazla bilgi sağlamak amacıyla yaptığını beyan etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Duruşmaya, sanıklar ve avukatlarının beyanlarıyla 13 Nisan Pazartesi günü devam edilecek.&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description>
  <pubDate>Fri, 04/10/2026 - 22:40</pubDate>
    <dc:creator>ckuyumcuoglu</dc:creator>
    <guid isPermaLink="true">https://haber.sol.org.tr/haber/ayhan-bora-kaplan-davasi-polis-mudurunden-kanunsuz-emir-iddiasi-408335</guid>
    </item>
<item>
  <title>Fransa Başbakanı: Doğalgaz ve petrole bağımlılığımız sürdükçe başkalarının savaşlarının bedelini ödeyeceğiz</title>
  <link>https://haber.sol.org.tr/haber/fransa-basbakani-dogalgaz-ve-petrole-bagimliligimiz-surdukce-baskalarinin-savaslarinin</link>
  <description>&lt;div class="tex2jax_process"&gt;&lt;p&gt;Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu, doğalgaz ve petrole bağımlılıklarını sürdürdükleri takdirde başkalarının savaşlarının bedelini ödeyeceklerini belirterek, elektriğin ülkesinde bu iki fosil enerjinin yerini almasını istediğini ifade etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Lecornu, Başbakanlık ofisinde yaptığı açıklamada, Ortadoğu'daki gelişmelerin enerji üzerindeki etkilerini değerlendirdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ortadoğu'da birkaç haftadır, ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarıyla başlayan bir savaşın yaşandığını belirten Lecornu, son günlerde bir durgunluk döneminin baş göstermeye başladığını söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Lecornu, ABD ve İran arasında geçici ateşkesin ilan edildiğine işaret ederek, "&lt;em&gt;Hürmüz Boğazı'nın nasıl yeniden açılabileceğini göreceğiz&lt;/em&gt;" dedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Piyasaların rahatlamaya başladığına dikkati çeken Lecornu, "yaşananlardan ders çıkarmak" istediklerini vurguladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Lecornu, bunun uzaktaki bir kriz olmadığına, Hürmüz Boğazı'nın tehdit altında olduğunda ülkelerinde de faturaların arttığına işaret ederek, "&lt;em&gt;Bir ülke, yalnızca dünya sarsıldığında kendisi ayakta durabildiğinde özgürdür&lt;/em&gt;" değerlendirmesinde bulundu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Enerjinin yalnızca bir pazar değil, ayrıca ulusal güvenlik meselesi olduğunu söyleyen Lecornu, "&lt;em&gt;Petrol ve doğalgaz ithal ederek başkalarının krizlerini de ithal ediyoruz. Ortadoğu'daki savaş, bizim savaşımız değil ancak bizi doğrudan etkiliyor&lt;/em&gt;" diye konuştu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Lecornu, Fransızların enerji tüketimlerinde değişim yapması gerektiğini kaydederek, elektrik enerjisinin petrol ve doğalgazın yerini almasını istedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fransa'nın bağımsızlığı için elektrik enerjisine yönelimin önemini vurgulayan Lecornu, 2030'a kadar bunun için yılda 10 milyar avroluk bir bütçenin ayrılacağını dile getirdi.&lt;/p&gt;&lt;h1&gt;'Maalesef bu krizler devam edecek'&lt;/h1&gt;&lt;p&gt;Lecornu, "&lt;em&gt;Doğalgaz ve petrole bağımlılığımız sürdükçe, başkalarının savaşlarının bedelini ödeyeceğiz. Maalesef bu krizler devam edecek, bunu biliyoruz; bu krizler bizi fakirleştirecek&lt;/em&gt;" ifadesini kullanarak, bu yılın sonundan itibaren yeni evlere doğalgaz ve petrolle çalışan kazanların takılmasının artık mümkün olmayacağını açıkladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Lecornu, "&lt;em&gt;2030'a kadar, yeni her 3 arabadan 2'sinin elektrikli olması gerekecek&lt;/em&gt;" diyerek, Fransız elektrikli araç üreticilerinin gelecek yılki hedefinin 400 bin ve 2030 için 1 milyon araç üretmek olduğunu aktardı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yıldan itibaren ek 50 bin elektrikli araç için sübvansiyon sağlayacaklarını açıklayan Lecornu, enerji dönüşümünün bir baskı veya ceza değil, çözüm olması gerektiğinin altını çizdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Lecornu, 2030'a kadar yılda evlere 1 milyon ısı pompası döşeneceğini ifade ederek, 2050'ye kadar 2 milyon sosyal konutta artık doğalgaz kullanılmayacağını kaydetti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Akaryakıt fiyatlarının arttığı hızla yeniden düşmesi gerektiğini belirten Lecornu, "&lt;em&gt;Tam olarak savaşta olmasak da, tam olarak barışta da değiliz&lt;/em&gt;" dedi.&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description>
  <pubDate>Fri, 04/10/2026 - 21:54</pubDate>
    <dc:creator>ckuyumcuoglu</dc:creator>
    <guid isPermaLink="true">https://haber.sol.org.tr/haber/fransa-basbakani-dogalgaz-ve-petrole-bagimliligimiz-surdukce-baskalarinin-savaslarinin</guid>
    </item>
<item>
  <title>Bornova Belediye Başkanı Eşki dahil 4 kişinin serbest bırakılmasına ilişkin savcılık itirazını mahkeme reddetti</title>
  <link>https://haber.sol.org.tr/haber/bornova-belediye-baskani-eski-dahil-4-kisinin-serbest-birakilmasina-iliskin-savcilik</link>
  <description>&lt;div class="tex2jax_process"&gt;&lt;p&gt;İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki ve beraberindeki üç kişinin serbest bırakılmasına itiraz etti, tutuklamaya yönelik yakalama emri düzenlenmesini istedi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Başsavcılık, "serbest bırakılan isimlerin delilleri karartma ve soruşturmayı etkileme ihtimali bulunduğunu, verilen adli kontrol tedbirinin yetersiz kaldığını" değerlendirilerek, serbest bırakılma kararlarının kaldırılması ve haklarında tutuklamaya yönelik yakalama emri düzenlenmesini talep etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İtirazı değerlendiren İzmir 7’nci Sulh Ceza Hakimliği tutuklanmaya ilişkin itirazı reddederken, Eşki'nin aralarında bulunduğu şüpheliler için yurtdışı çıkış yasağı konuldu. Çıkarıldıkları mahkemece şüphelilerden A.A. yurtdışı yasağıyla salıverilirken, diğer şüpheliler ise serbest bırakılmıştı.&lt;/p&gt;&lt;h1&gt;Ne olmuştu?&amp;nbsp;&lt;/h1&gt;&lt;p&gt;İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, tutuklanarak görevden uzaklaştırılan ve CHP'den kesin ihraç talebiyle disipline sevk edilen Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım hakkında yürütülen soruşturma sürecinde sosyal medyada yer alan iddiaları ihbar kabul ederek, Bornova Belediyesi’nde fiilen görev yapmadığı halde belediyeden maaş aldığı öne sürülen A.A. ve konuyla bağlantılı belediye yetkilileri hakkında "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına nitelikli dolandırıcılık" ve "resmi belgede sahtecilik" suçuyla 1 Nisan'da soruşturma başlatmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İzmir Cumhuriyet Başsavcılığından dün yapılan açıklamada, Bornova Belediyesi'nde A.A'nın "bankamatik memuru olarak çalıştırıldığına ilişkin" başlatılan soruşturma kapsamında A.A'nın 22 Eylül 2025'te çağrı merkezi müşteri temsilcisi olarak SGK kaydı bulunduğunun ancak fiilen görev yapmadığının tespit edildiği belirtilmişti.&lt;/p&gt;&lt;h1&gt;Savcılık tutuklamayla sevk etmişti&amp;nbsp;&lt;/h1&gt;&lt;p&gt;"Nitelikli dolandırıcılık" ve "Resmi belgede sahtecilik" suçlamasıyla dün sabah saatlerinde gözaltına alınan Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki ile 3 kişi, tutuklama istemiyle sevk edildikleri Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi'nde gece saatlerinde serbest bırakılmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öte yandan A.A.'nın savcılık ifadesinde üzerine atılı suçlamaları kabul ettiğini ve meydana gelen zararı ödeyeceğini belirttiği öğrenilmişti.&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description>
  <pubDate>Fri, 04/10/2026 - 21:25</pubDate>
    <dc:creator>ckuyumcuoglu</dc:creator>
    <guid isPermaLink="true">https://haber.sol.org.tr/haber/bornova-belediye-baskani-eski-dahil-4-kisinin-serbest-birakilmasina-iliskin-savcilik</guid>
    </item>
<item>
  <title>Üsküdar Belediyesi iştiraki Kent A.Ş'ye operasyon: 22 kişi adliyede</title>
  <link>https://haber.sol.org.tr/haber/uskudar-belediyesi-istiraki-kent-asye-operasyon-22-kisi-adliyede-408328</link>
  <description>&lt;div class="tex2jax_process"&gt;&lt;p&gt;İstanbul’da Üsküdar Belediye binası içerisinde bulunan ve Belediye iştiraki olan Kent A.Ş.'ye yönelik "yapı ruhsatı ve iskan süreçlerinde rüşvet ve usulsüzlük" iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve aralarında Belediye Başkan Yardımcısı Filiz Deveci'nin de bulunduğu 21 kişi adliyeye sevk edildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Özel Soruşturma Bürosu koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında düzenlenen operasyonda yakalanan 22 kişinin emniyetteki işlemleri tamamlandı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sağlık kontrolünün ardından 21 kişi, İstanbul Anadolu Adliyesi'ne sevk edildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Savcılıkça ifadesi alınan Belediye Başkan Yardımcısı Filiz Deveci ile Kent AŞ Genel Müdürü N.A'nın aralarında bulunduğu 9 şüpheli tutuklanmaları, 10 zanlı da adli kontrol tedbiri talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi, bir şüpheli savcılıktan serbest bırakıldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu arada soruşturma kapsamında 2 şüpheli daha gözaltına alındı, zanlıların emniyetteki işlemleri sürüyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Böylece soruşturmadaki şüpheli sayısı 22'ye yükseldi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İstanbul ve Yalova'da 7 Nisan'da Üsküdar Belediyesinde yapı ve iskan ruhsatı verilmesindeki belirtilen usulsüzlüklere ilişkin rüşvet suçu iddiasına istinaden 30 adrese eş zamanlı operasyon düzenlenmiş, aralarında Kent AŞ Genel Müdürü N.A. ve Üsküdar Belediye Başkan Yardımcısı Filiz Deveci'nin de bulunduğu 21 kişi gözaltına alınmıştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Operasyon kapsamında gözaltına alınan isimler şu şekilde:&lt;/p&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Filiz Deveci – Belediye Başkan Yardımcısı&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Nazım Akkoyunlu – Kent A.Ş. Genel Müdürü&lt;/li&gt;&lt;li&gt; Barkın Ege Tekkökoğlu – Kent A.Ş. Mimarı&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Özgür Ceylan – Kent A.Ş. Mimarı&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Hakan Yavuz – Yapı Kontrol Saha Şefi&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ahmet İşman – İş takipçisi&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Veysel Köse – İş takipçisi&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ceyhan Han – İş takipçisi&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Burçin Çevik – İş takipçisi&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yasin Karabaş – İş takipçisi&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Engin Araz – Müteahhit&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sinan Sarıoğlu – Müteahhit&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Kadir Karadağ – Müteahhit&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ufuk Gündüz – Müteahhit&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Eyüp Meriç – Müteahhit&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Murat Armağan – Müteahhit&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Hakan Mansız – Müteahhit&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Erdem Alkan – Müteahhit&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yılmaz Kozan – Müteahhit&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Mehmet Atilla Güneri – Müteahhit&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;h1&gt;Sinem Dedetaş açıklama yapmıştı&amp;nbsp;&lt;/h1&gt;&lt;p&gt;Kent A.Ş.’nin belediye içindeki konumuna ilişkin iddiaları Üsküdar Belediyesi Başkanı Sinem Dedetaş, bu konuda şu ifadeleri kullandı:&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;p&gt;Kent A.Ş., tıpkı İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin KİPTAŞ şirketi gibi, onun Üsküdar'daki bir benzeri. Burada kentsel dönüşüm işleri yapmak üzere bizden önce kurulmuş bir şirket. Bu bizden önce zaten belediyenin içindeydi. Biz bunu belediyenin dışına çıkardık. Yani yeni taşınmışlar. İmar Şube'yle Kent A.Ş. işleri birbirine karışmasın, bundan ötürü herhangi bir itham ya da zan meydana gelmesin diye biz Kent A.Ş.'yi alıp başka bir binaya taşıdık. Taşıdık, şu an taşıdık anlamında ifade etti. Dolayısıyla onlara öyle özel bir, imarın içinde özel bir oda tahsisi söz konusu değil. Kendi odası var zaten. Bu bir şirket, belediyenin şirketi. Dolayısıyla bu bilgiyi de doğrulamıyor.&lt;/p&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;</description>
  <pubDate>Fri, 04/10/2026 - 20:19</pubDate>
    <dc:creator>ckuyumcuoglu</dc:creator>
    <guid isPermaLink="true">https://haber.sol.org.tr/haber/uskudar-belediyesi-istiraki-kent-asye-operasyon-22-kisi-adliyede-408328</guid>
    </item>
<item>
  <title>İtalyan Lisesi öğretmenlerinden MEB önünde tepki: 'Grev kırıcılığına son verin'</title>
  <link>https://haber.sol.org.tr/haber/italyan-lisesi-ogretmenlerinden-meb-onunde-tepki-grev-kiriciligina-son-verin-408327</link>
  <description>&lt;div class="tex2jax_process"&gt;&lt;p&gt;İstanbul’da Özel İtalyan Lisesi’nde çalışan öğretmenlerin aylar süren grevi yeni bir aşamaya girdi.&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tez-Koop-İş Sendikası üyesi öğretmenler, Milli Eğitim Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğü önünde yaptıkları açıklamada hem okul yönetimine hem de Bakanlığa sert tepki gösterdi.&lt;/p&gt;&lt;h1&gt;2021’den grev sürecine: Baskı ve mobbing yıllardır sürüyor&lt;/h1&gt;&lt;p&gt;Öğretmenlerin aktardığına göre sorunlar 2021 yılında başladı. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı 14 öğretmen, Nisan 2025’e kadar okul yönetimiyle çok sayıda görüşme yaptı ancak çözüm sağlanamadı. Bu süreçte öğretmenler işten çıkarılmakla tehdit edildiklerini, aşağılayıcı tutumlara maruz kaldıklarını ve sistematik mobbing uygulandığını belirtiyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Nisan 2025’te sendikalaşma kararı alan öğretmenler, Tez-Koop-İş Sendikası çatısı altında örgütlendi. Ancak öğretmenlere göre okul yönetimi sendikayı tanımamak için hukuki süreçleri zorladı, tanıklık baskıları yaptı ve tüm davaları kaybetmesine rağmen geri adım atmadı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uzlaşma sağlanamaması üzerine öğretmenler 2 Şubat 2026’da greve çıktı.&lt;/p&gt;&lt;h1&gt;Anlaşma sağlandı, imza atılmadı&lt;/h1&gt;&lt;p&gt;26 Mart 2026’da İtalya Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı yetkililerinin de katıldığı görüşmelerde taraflar arasında sözlü anlaşma sağlandı. Ertesi gün imza atılması planlandı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak süreç burada tıkandı. Konsolosluk, bağlayıcı toplu iş sözleşmesi yerine “hukuki bağlayıcılığı olmayan” bir metnin imzalanmasını önerdi. Öğretmenler ve sendika bu öneriyi reddetti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gönderilen metinde açıkça, belgenin toplu iş sözleşmesi niteliği taşımadığı ve İtalya’daki onay süreçlerine bağlı olduğu ifade edildi. Öğretmenler ise Türkiye’de faaliyet gösteren bir okulda yapılacak sözleşmenin Türk hukukuna uygun ve bağlayıcı olması gerektiğini vurguladı.&lt;/p&gt;&lt;h1&gt;MEB’den grev kırıcılığı&lt;/h1&gt;&lt;p&gt;Sürecin en sert başlıklarından biri ise Milli Eğitim Bakanlığı'nın karşı hamleleri oldu.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sendika, 5 Mart 2026 tarihli resmi yazıyla greve çıkan öğretmenlerin yerine “ikame öğretmen” görevlendirilmesinin açıkça “grev kırıcılığı” olduğunu vurguladı. Konunun yargıya taşındığı ve mahkeme sürecinin devam ettiği belirtildi.&lt;/p&gt;&lt;h1&gt;Basın açıklaması: 'Bakanlık taraf oldu'&lt;/h1&gt;&lt;p&gt;İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde yapılan açıklamada öğretmenler, mücadelenin yalnızca okul yönetiminin tutumundan ibaret olmadığını, aynı zamanda Bakanlığın da sürece müdahil olarak taraf haline geldiğini ifade etti. Açıklamada, Bakanlığın “ikame öğretmen” uygulamasıyla çözüm üretmek yerine müzakere sürecini zora soktuğu ve işveren lehine bir pozisyon aldığı vurgulandı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öğretmenler, grev süresince işverenin yeni işçi alamayacağına ilişkin hükümlerin açık olduğunu hatırlatarak, yapılan uygulamanın hukuka aykırı olduğunu dile getirdi. Bu tutumun yalnızca mevcut süreci değil, özel sektörde çalışan tüm öğretmenlerin geleceğini etkileyebilecek bir örnek oluşturduğunu belirttiler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Açıklamada ayrıca mücadelenin yalnızca ücret artışı değil, öğretmenlik mesleğinin onuru, eşitlik ve adalet talepleriyle yürütüldüğü ifade edildi. Öğretmenler, onuru zedelenmiş bir eğitim ortamında nitelikli eğitimin sürdürülemeyeceğini vurguladı.&lt;/p&gt;&lt;h1&gt;Öğretmenden çarpıcı sözler: 'Yahu biz sömürge miyiz?'&lt;/h1&gt;&lt;p&gt;Tarih öğretmeni İlhan Gülek yaptığı konuşmada hem İtalyan yetkililere hem de MEB’e sert tepki gösterdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gülek, Türk yasalarının açık olduğunu ve Türkiye’de faaliyet gösteren bir kurumun bu yasalara uymak zorunda olduğunu vurguladı. Toplu iş sözleşmesinin tüm maddelerinde uzlaşma sağlanmasına rağmen imza atılmamasını eleştiren öğretmen, kendilerinden hukuki bağlayıcılığı olmayan bir metinle grevi sonlandırmalarının istendiğini söyledi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;“&lt;strong&gt;Yahu biz sömürge miyiz?&lt;/strong&gt;” sözleriyle tepki gösteren Gülek, sürecin yalnızca bir iş uyuşmazlığı olmadığını, aynı zamanda hukukun tanınıp tanınmaması meselesi olduğunu ifade etti.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Konuşmasında Milli Eğitim Bakanlığı’nın tutumuna da değinen Gülek, daha önce destek sözü veren yetkililerin süreç içinde okul yönetimiyle birlikte hareket ettiğini öne sürdü. Bu durumun öğretmenlerde hayal kırıklığı yarattığını belirtti.&lt;/p&gt;&lt;h1&gt;'Bu sadece bizim mücadelemiz değil'&lt;/h1&gt;&lt;p&gt;Öğretmenler, yürüttükleri mücadelenin yalnızca kendi haklarıyla sınırlı olmadığını, özel sektörde çalışan tüm öğretmenlerin çalışma koşullarını ilgilendirdiğini ifade ediyor. Açıklamalarda, güvencesizlik, düşük ücret ve eşitsiz uygulamaların yaygın olduğuna dikkat çekildi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu nedenle verilen mücadelenin daha geniş bir hak arayışının parçası olduğu, elde edilecek sonucun başka öğretmenler açısından da belirleyici olacağı vurgulandı.&lt;/p&gt;&lt;h1&gt;Grev sürüyor&lt;/h1&gt;&lt;p&gt;27 Mart’tan bu yana okul önünde kurulan grev çadırında bekleyiş devam ediyor. Öğretmenler, resmi ve bağlayıcı bir toplu iş sözleşmesi imzalanmadan greve son vermeyeceklerini belirtiyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description>
  <pubDate>Fri, 04/10/2026 - 19:53</pubDate>
    <dc:creator>ckuyumcuoglu</dc:creator>
    <guid isPermaLink="true">https://haber.sol.org.tr/haber/italyan-lisesi-ogretmenlerinden-meb-onunde-tepki-grev-kiriciligina-son-verin-408327</guid>
    </item>
<item>
  <title>Gaziantep'te 3 kişiyi rehin alan ve bir kişiyi yaralayan hükümlü operasyonla yakalandı</title>
  <link>https://haber.sol.org.tr/haber/gaziantepte-3-kisiyi-rehin-alan-ve-bir-kisiyi-yaralayan-hukumlu-operasyonla-yakalandi-408326</link>
  <description>&lt;div class="tex2jax_process"&gt;&lt;p&gt;Gaziantep'te 3 kişiyi silahla rehin alan ve bir kişiyi yaralayan firari hükümlü düzenlenen operasyonla yakalandı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şehitkamil İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, 20 suç kaydı ile 3 yıl 8 ay kesinleşmiş hapis cezası bulunan Latif U'yu (51) yakalamak için çalışma başlattı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hükümlünün, Türktepe Mahallesi Nazlı Sokak'taki bir evde olduğunu tespit eden ekipler, Latif U'yu yakalamak isterken mukavemetle karşılaştı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evde birlikte yaşandığı kadın G.B'yi (36) rehin alan ve ayağından yaralayan Latif U, daha sonra mahalledeki başka bir ikamete girerek buradaki bir kişiyi sonra da bir iş yerindeki kişiyi rehin aldı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Operasyonla yakalanan hükümlünün, emniyet müdürlüğündeki işlemleri sürüyor.&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;</description>
  <pubDate>Fri, 04/10/2026 - 18:33</pubDate>
    <dc:creator>ckuyumcuoglu</dc:creator>
    <guid isPermaLink="true">https://haber.sol.org.tr/haber/gaziantepte-3-kisiyi-rehin-alan-ve-bir-kisiyi-yaralayan-hukumlu-operasyonla-yakalandi-408326</guid>
    </item>

  </channel>
</rss>