<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2turkishtitles.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemtitles.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0">

<channel>
	<title>Tarih ve Medeniyet</title>
	
	<link>http://tarihvemedeniyet.org</link>
	<description>Tarih ve Medeniyet</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 01:30:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/tarihvemedeniyet" /><feedburner:info uri="tarihvemedeniyet" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><feedburner:emailServiceId>tarihvemedeniyet</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname>http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><feedburner:feedFlare href="http://fusion.google.com/add?feedurl=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Ftarihvemedeniyet" src="http://buttons.googlesyndication.com/fusion/add.gif">Subscribe with Google</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.plusmo.com/add?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Ftarihvemedeniyet" src="http://plusmo.com/res/graphics/fbplusmo.gif">Subscribe with Plusmo</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.thefreedictionary.com/_/hp/AddRSS.aspx?http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Ftarihvemedeniyet" src="http://img.tfd.com/hp/addToTheFreeDictionary.gif">Subscribe with The Free Dictionary</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.bitty.com/manual/?contenttype=rssfeed&amp;contentvalue=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Ftarihvemedeniyet" src="http://www.bitty.com/img/bittychicklet_91x17.gif">Subscribe with Bitty Browser</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.live.com/?add=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Ftarihvemedeniyet" src="http://tkfiles.storage.msn.com/x1piYkpqHC_35nIp1gLE68-wvzLZO8iXl_JMledmJQXP-XTBOLfmQv4zhj4MhcWEJh_GtoBIiAl1Mjh-ndp9k47If7hTaFno0mxW9_i3p_5qQw">Subscribe with Live.com</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://mix.excite.eu/add?feedurl=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Ftarihvemedeniyet" src="http://image.excite.co.uk/mix/addtomix.gif">Subscribe with Excite MIX</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.webwag.com/wwgthis.php?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Ftarihvemedeniyet" src="http://www.webwag.com/images/wwgthis.gif">Subscribe with Webwag</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.podcastready.com/oneclick_bookmark.php?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Ftarihvemedeniyet" src="http://www.podcastready.com/images/podcastready_button.gif">Subscribe with Podcast Ready</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.wikio.com/subscribe?url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Ftarihvemedeniyet" src="http://www.wikio.com/shared/img/add2wikio.gif">Subscribe with Wikio</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.dailyrotation.com/index.php?feed=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Ftarihvemedeniyet" src="http://www.dailyrotation.com/rss-dr2.gif">Subscribe with Daily Rotation</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.flurry.com/pushRssFeed.do?r=fb&amp;url=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Ftarihvemedeniyet" src="http://www.flurry.com/images/flurry_rss_logo2.gif">Subscribe with Flurry</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://www.newsalloy.com/?rss=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Ftarihvemedeniyet" src="http://www.newsalloy.com/subrss3.gif">Subscribe with NewsAlloy</feedburner:feedFlare><feedburner:feedFlare href="http://download.attensa.com/app/get_attensa.html?feedurl=http%3A%2F%2Ffeeds.feedburner.com%2Ftarihvemedeniyet" src="http://www.attensa.com/blogs/attensa/WindowsLiveWriter/BadgeredintoBadges_10C02/attensa_feed_button5.gif">Subscribe with Attensa for Outlook</feedburner:feedFlare><item>
		<title>Eyfel’in Yıkılması Düşünülmüştü!</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/V8m-HCMbN2I/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2012/02/eyfelin-yikilmasi-dusunulmustu/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 21:29:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=16089</guid>
		<description><![CDATA[Paris’in sembolü konumunda olan Eyfel, bütün ihtişamıyla her yıl milyonlarca turisti kendisine çeker. Bu âbidevi eserin yapılış tarihi 1889’lara rastlar. Bu yönüyle tam yüz yıl önce gerçekleşen Fransız İhtilali ile bir ilgilisi olduğu düşünülebilir. Evet ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2012/02/396px-Lightning_striking_the_Eiffel_Tower_-_NOAA.jpg"><img class="alignleft  wp-image-16090" title="éclair sur Eiffel" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2012/02/396px-Lightning_striking_the_Eiffel_Tower_-_NOAA-198x300.jpg" alt="" width="240" height="290" /></a>Paris’in sembolü konumunda olan <strong>Eyfel</strong>, bütün ihtişamıyla her yıl milyonlarca turisti kendisine çeker. Bu âbidevi eserin yapılış tarihi <strong>1889</strong>’lara rastlar. Bu yönüyle tam yüz yıl önce gerçekleşen <strong>Fransız İhtilali</strong> ile bir ilgilisi olduğu düşünülebilir. Evet doğrudur, ihtilalin yüzüncü yılını kutlamak amacıyla böyle bir projeye karar verilmiştir. Ve kule tamamlandığında <strong>329m.lik</strong> <strong>boyu</strong> ile Paris üzerinde arz-ı endam etmeye başlamıştır. Fakat ilk zamanlar bu eserin görsel bakımdan değeri birçok sanatkâr tarafından tartışılmış, hatta Eyfel daha yapılırken kaldırılması için imza kampanyaları düzenlenmişti…</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-16089"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2012/02/606px-Eiffel_Tower_Keychain.jpg"><img class="alignright  wp-image-16093" title="" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2012/02/606px-Eiffel_Tower_Keychain-300x297.jpg" alt="" width="280" height="276" /></a>Eyfel’in inşa müddeti de o devir için oldukça kısadır. Tatil olan pazar günleri de dahil olmak üzere <strong>794</strong> gündür. Fakat hatırlatmak gerekir ki, kuleye ismini veren <strong>Gustave Eiffel</strong> bir inşaat firmasının ismidir. Zannedildiği gibi kulenin mimarı değildir. Mimarı,  Stephen Sauvestre’dir. Bir meslektaşı ile beraber ilk tasarımı o dizayn etmişti. Yapıldıktan sonra Eyfel, gördüğü rağbetle daha ilk sene ziyaretçileri sayesinde inşaat masraflarının çoğunu çıkarmıştı bile&#8230; Bununla beraber söz konusu eserin birçok sanatkâr tarafından bir “<strong>metal yığını</strong>” olarak kabul edildiği bir vâkıadır. 1887’de sergi çalışmaları müdürü <strong>M. Alphand</strong>, Paris basınında da yankı bulan şu cümleleriyle tarihe geçmişti: “<strong>Biz sanatkârlar, halkın Bâbil Kulesi(!) olarak görmeye başladığı bu faydasız ve çirkin Eiffel Kulesi’nden rahatsızız. Paris’in göbeğine diktirilen bu yığını, tehdit altına giren sanat ve Fransız tarihi adına var gücümüzle protesto ediyoruz!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2012/02/638px-Dimensions_tour_Eiffel2.jpg"><img class="alignleft  wp-image-16105" title="Dimensions_tour_Eiffel" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2012/02/638px-Dimensions_tour_Eiffel2-300x282.jpg" alt="" width="212" height="200" /></a>Bu manifestoya ressam, şair ve sanat camiasından <strong>287 kişi</strong> imza atacaktır. Bunlar arasında <strong>A.Dumas</strong>, <strong>Coppée</strong>, <strong>Maupassant</strong> gibi isimleri de görmek mümkündür. Onlar açısından istenilen gerçekleşmedi. Yeterli destek bulunamadı. Fakat ilerleyen senelerde farklı fikirler ileri sürüldü. 1913 senesine gelindiğinde, Eyfel’in yıktırılması ciddi manada düşünüldü. Mesele 1923’te yeniden ele alındı. Hatta yıkımdan çıkarılacak madenle fabrika kurmak istenildiyse de, yıkma masrafları elde edilecek mâdenin değerini aşacağından bundan vazgeçildi.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2012/02/hitlerin-paris-ziyareti-19402.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-16108" title="adolf &amp; tour" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2012/02/hitlerin-paris-ziyareti-19402-253x300.jpg" alt="" width="253" height="300" /></a>Eyfel’in ziyaretçileri arasında farklı isimler göze çarpıyor. İngiltere taht veliahtı VII Edward, Rus aristokratlar, Afrika kralları ve hatta <strong>Hitler</strong>. Haziran 1940’ta Fransa’ya gelen faşist lider, 2. Dünya Savaşı’nın meydana getirdiği elektrik aksaklıkları sebebiyle <strong>kuleye yürüyerek çıkmak</strong> <strong>zorunda kalmıştı.</strong> Son olarak şunu da söylemek gerekecek: Tarih boyunca Eyfel’i farklı amaçlara âlet etmek isteyenler de oldu. Zira burada, ilk kurulduğu zamandan günümüze kadar çok sayıda intihar vakası yaşanmıştır. Daha sonra bunun önüne geçmek için çıkış noktalarına demir parmaklıklar eklendiyse de, söz konusu intihar teşebbüslerinin sayısı azımsanmayacak bir rakama ulaşmıştı. Bu sayı 400’ün üstüdür.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=V8m-HCMbN2I:wqLtA55kSUM:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=V8m-HCMbN2I:wqLtA55kSUM:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/V8m-HCMbN2I" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2012/02/eyfelin-yikilmasi-dusunulmustu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2012/02/eyfelin-yikilmasi-dusunulmustu/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Ermeni’den Daha Nankör Millet Tasavvur Edilemez!</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/YM-F3b1wksk/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/12/ermeniden-daha-nankor-millet-tasavvur-edilemez/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Dec 2011 02:33:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ermeni Meselesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=16006</guid>
		<description><![CDATA[
Not: Bu satırlar Ermeni meselesinin yaşandığı devirlerde Van milletvekili olan İbrahim Arvas Bey’in hatıralarından sadeleştirilerek alınmıştır. O devir için söylenmiş sözlerdir, bugünkü Ermenilere mal edilemez.
***
Ermeni siyasi partileri iki tane idi. Birisi Taşnak, diğeri Hınçak idi. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/12/İbrahim-Arvas4.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-16007" title="İbrahim Arvas" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/12/İbrahim-Arvas4-197x300.jpg" alt="" width="224" height="267" /></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><strong>Not:</strong></span> Bu satırlar Ermeni meselesinin yaşandığı devirlerde Van milletvekili olan <strong>İbrahim Arvas Bey</strong>’in hatıralarından sadeleştirilerek alınmıştır. O devir için söylenmiş sözlerdir, bugünkü Ermenilere mal edilemez.</p>
<p style="text-align: center;">***</p>
<p style="text-align: justify;">Ermeni siyasi partileri iki tane idi. Birisi <strong>Taşnak</strong>, diğeri <strong>Hınçak</strong> idi. En taşkını Taşnak Partisi’ydi. Ermeni tüccarlarından birisinin öldürülmesi icap ederse hemen karar alırlar ve tatbike geçerlerdi. Kur’ayı çeken mahkumun babası ise derhal babasını vurmak zorunda kalırdı. Aksi takdirde kendisini derhal vururlardı. Bunların başı <strong>Avram Paşa</strong> idi…</p>
<p><span style="color: #ffffff;"> .</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><span id="more-16006"></span> .</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"> </span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">..</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>İttihatçıların gözü geç açıldı!</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/12/ittihat_ve_terakki.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-16010" title="ittihat_ve_terakki" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/12/ittihat_ve_terakki-300x232.jpg" alt="" width="300" height="232" /></a>Hınçak, Taşnak’a nispeten daha az zararlıdır. Bunlar da <strong>istiklâl</strong> (bağımsızlık) peşinde idiler, fakat şiddet göstermek suretiyle değil, büyük devletlerin himayelerini kazanmak suretiyle <strong>Büyük Ermenistan</strong>’ı kurmak hayâlindeydiler. Taşnak ise vurup-kırıp, muhitte terör yapmak suretiyle Ermenistan’ı kurmak istiyordu. Ermenilerin devlet kurma hayali çok eskidir. İttihatçılar ise maalesef bundan habersizdi! İttihatçılar, merhum <strong>Sultan II. Abdülhamid</strong>’in açık şekilde düşmanı oldukları için en başta Ermenilerle işbirliği yaptılar. O zaman Ermeniler istiklal fikirlerini gizli tutuyordu. Fakat İttihat ve Terakki’nin gözü çok geç açıldı. Anladılar ki, Ermenilerin kardeşlik teraneleri yalanmış!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>Ermeni Vahşeti!</strong></span></p>
<div id="attachment_16017" class="wp-caption alignleft" style="width: 331px"><img class="size-medium wp-image-16017 " title="Ermeni Tehciri" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/12/tehcir1-300x176.jpg" alt="" width="321" height="194" /><p class="wp-caption-text">Ermenilerin Tehciri (Göç Ettirilmesi)</p></div>
<p style="text-align: justify;">İttihatçılar bunu göremediler. Onların yegâne hedefi muârızları bulunan <strong>Hürriyet ve İ’tilaf Partisi</strong>’ni yok etmek ve kendi icraatına engel olanları her ne suretle olursa olsun ortadan kaldırmaktı. Bunun için birçok cinayeti işlemekte beis görmediler. Bu yüzden de bütün milletin hoşnutsuzluk ve nefretini kazandılar. Zaten İttihatçıların bir iyiliği varsa o da tehcirdir. (Onu da ne kadar iyi yaptıkları tartışılır!<strong>*</strong>) Bu suretle Anadolu’yu Ermeni şerrinden kurtarmışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><strong> Daha Nankörü Tasavvur Edilemez!</strong></span></p>
<div id="attachment_16028" class="wp-caption alignright" style="width: 278px"><span style="font-size: medium;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/12/Ermeni-çeteleri-silahları.jpg"><img class="size-medium wp-image-16028" title="Ermeni çeteleri silahları" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/12/Ermeni-çeteleri-silahları-300x219.jpg" alt="" width="268" height="197" /></a></span><p class="wp-caption-text">Ermeni çetelerinin ele geçirilen silahları</p></div>
<p style="text-align: justify;">1914 ve 1915 senelerinde <strong>Van</strong> ve havalisi ile diğer vilayetlerde Ermeniler çeşitli zulüm ve hakaretleri Müslüman halkımıza reva gördüler. <strong>Başkale</strong> kazasına bağlı <strong>Der</strong> nahiyesinde iki erkeğin boyunlarını, ahırdaki dam bacasına çıkartmış ve çimlerle pekiştirdikten sonra altından kuvvetli ateş yakarak diri diri kül etmişlerdir. Hâmile kadınları öldürmek, çocukları süngülemek vak’aları çok görülmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bu zulümlerden sonra söyleyebiliriz ki, hakikaten dünya milletleri içinde, Ermeniden daha nankör hiçbir millet tasavvur edilemez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<div>
<div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>_________________________</p>
<p><strong>*</strong>Mütercimin notu.</p>
<p><strong>Kaynakça:</strong> İbrahim Arvas, Tarihi Hakikatler, s.17-22.</p>
</div>
</div>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=YM-F3b1wksk:kbN2tnur1OM:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=YM-F3b1wksk:kbN2tnur1OM:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/YM-F3b1wksk" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/12/ermeniden-daha-nankor-millet-tasavvur-edilemez/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/12/ermeniden-daha-nankor-millet-tasavvur-edilemez/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Harem Bahçesine Düşen Cirit</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/JNGbrd_Kk9g/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/12/harem-bahcesine-dusen-cirit/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Dec 2011 10:47:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=15954</guid>
		<description><![CDATA[ Osmanlı padişahlarından bazıları sahip olduğu meziyetler ile ön plana çıkarlar. Bilhassa silahşörlük alanında daha gençlik yıllarından itibaren iyi bir eğitim aldıkları bilinir. Fatih Sultan Mehmed’in Belgrad seferinde, yalın-kılıç düşman ordusunun içerisine daldığı ve pek çok ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/12/cirit1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-15966" title="" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/12/cirit1-230x300.jpg" alt="" width="277" height="226" /></a> Osmanlı padişahlarından bazıları sahip olduğu meziyetler ile ön plana çıkarlar. Bilhassa silahşörlük alanında daha gençlik yıllarından itibaren iyi bir eğitim aldıkları bilinir. <strong>Fatih Sultan Mehmed</strong>’in Belgrad seferinde, <strong>yalın-kılıç</strong> düşman ordusunun içerisine daldığı ve pek çok askeri öldürdüğü tarihi kayıtlarda mevcuttur. <strong>Cem Sultan</strong>’ın gürz sallamada devrinin en önde gelenlerinden olduğu <strong>Cihannümâ</strong> isimli tarih kitabında geçiyor. Bu sultanlar arasında ihtişam ve kudretiyle ayrı bir yere sahip olan <strong>IV. Murad Han</strong>’ı unutmayalım. Zira attığı cirit çok uzaklara ulaşacak ve yaklaşık 30 metreden bir yumurtayı o zamanın tüfeğiyle vuracaktır…</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-15954"></span></p>
<p><span style="background-color: #ffffff; color: #ffffff;">.</span></p>
<p><span style="background-color: #ffffff; color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"> <span style="font-size: medium;"><strong>Camiden Harem Bahçesine</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Sultan IV. Murad devri şairlerinden <strong>Cevrî</strong>, padişahın bu iki şovuna bizzat şahit olmuştur. Yer, bugünkü İstanbul’daki Bayezid Meydanı’dır. Şu an<strong> İstanbul Üniversitesi</strong>’nin bulunduğu söz konusu meydanda Osmanlı devrinde <strong>Eski Saray</strong> mevcut idi. Sultan Murad’ın atış yerinden salladığı cirit, Bayezid Câmi minaresini geçmiş ve Eski Saray’ın haremindeki minarenin önüne düşmüştür. –ki aradaki mesafe epey fazladır-  Ve Cevrî’nin kaleminden bu hâdise şöylece dile gelmiştir:</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Cümleden Eski Sarayı izzi ile teşrîf idüp</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Eyledikde devlet ile ol makâmı müstakar</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Aşdı bâlâ-yı dırahtı oldu gitdikçe bülend</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Ejder-i perrân gibi açdı havâda bâl ü per</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Geçdi Sultan Bâyezid’in câmi-i vâlâsın</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Tâ Haremde ana dâmân-ı menâr oldu makar</strong></p>
<p style="text-align: center;">(<strong>müstakar:</strong> karar edinmek,  <strong>bâlâ-yı dıraht:</strong> ağacın üzeri, <strong>bülend: </strong>yüksek, <strong>perrân:</strong> uçan, <strong>bâl ü per:</strong> kol-kanat, <strong>dâmân-ı menâr: </strong>minârenin eteği)</p>
<p style="text-align: center;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"> <span style="font-size: medium;"><strong>Kurşun ve Yumurta</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/12/Sultan-IV.-Murad1.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-15968" title="Sultan IV. Murad" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/12/Sultan-IV.-Murad1-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Burada şair, padişahın pazu kuvvetine işaret ediyor. IV. Murad Han’ın bu kuvvetine delalet eden çok sayıda tanık, hiç bir vakit hayretlerini gizleyememişlerdir. Saray mensupları, padişahın <strong>iki güçlü adamı iki koltuğunun arasına alarak</strong> koşabildiğini rivayet ediyor. Zira kendisini temsil eden resimde de heybetli duruşu dikkatden kaçmaz. Fırsat bulursak bir diğer yazıda padişahın keskin nişancılığına değinelim. IV. Murad Han’ın yaklaşık <strong>23 metreden bir madeni parayı</strong> ve<strong> 30 metreden de bir yumurtayı</strong> nasıl vurduğu üzerinde konuşalım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=JNGbrd_Kk9g:3fQVIoggxX4:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=JNGbrd_Kk9g:3fQVIoggxX4:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/JNGbrd_Kk9g" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/12/harem-bahcesine-dusen-cirit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/12/harem-bahcesine-dusen-cirit/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Dişi Arslan da Arslandır!</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/VrDRPNMnCNw/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/08/disi-arslan-da-arslandir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Aug 2011 13:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=15911</guid>
		<description><![CDATA[Tabiyat ve yaratılış itibariyle kadın ile erkek farklı alanlarda şüphesiz ki kendilerine has hususiyetlere sahiptir. Her iki tarafı ‘eşitlik’ kavramından yola çıkarak mukayeseye tâbi tutma ve birbirlerine üstünlük yükleme uğraşı fuzuli bir çabadır. Çünki kadın ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/08/asrlan.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-15912" title="" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/08/asrlan-300x231.jpg" alt="" width="300" height="231" /></a>Tabiyat ve yaratılış itibariyle kadın ile erkek farklı alanlarda şüphesiz ki kendilerine has hususiyetlere sahiptir. Her iki tarafı ‘eşitlik’ kavramından yola çıkarak mukayeseye tâbi tutma ve birbirlerine üstünlük yükleme uğraşı fuzuli bir çabadır. Çünki kadın ile erkeğin, farklı sahalarda birbirinden üstün olduğu durumlar olabilir. Genel bir fikir olarak edebiyat ve şiir alanında her zaman erkekler ön planda olmuş, bir hakikat olarak şaheserlerin çoğu erkeklerin kaleminde dile gelmiştir. Fakat bizim şiir tarihimizde az da olsa bu durumun istisnaları göze çarpar. 16. asrın şaire hanımlarından <strong>Ayşe Hubbî Hatun</strong> kabiliyeti ve şiirleri ile bunun müşahhas örneklerindendir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-15911"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><strong style="text-align: justify;">Yahya Efendi’nin Torunu</strong></span></p>
<div id="attachment_15916" class="wp-caption alignright" style="width: 328px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/08/yahya-efendi-t%C3%BCrbesi.jpg"><img class="size-medium wp-image-15916" title="yahya efendi türbesi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/08/yahya-efendi-t%C3%BCrbesi-300x199.jpg" alt="" width="318" height="211" /></a><p class="wp-caption-text">Yahya Efendi&#39;nin Beşiktaş&#39;taki Türbesi</p></div>
<p style="text-align: justify;">Ayşe Hatun, II. Selim Han ve III. Murad Han devirlerinde yaşadı. Dedesi, İstanbul’un tanınmış âlim ve velilerinden olan <strong>Beşiktaşlı Yahya Efendi</strong>’dir. Yahya Efendi aynı zamanda Kanuni Sultan Süleyman ile süt kardeş idi. Ayşe Hubbî Hatun, ilmî bir muhitte dünyaya geldiği için bu fırsatı iyi değerlendirmiş ve bunun yanında küçük yaşta şiirle de ilgilenmeye başlamıştır. Şairlerin hayat hikâyelerinin anlatıldığı <strong>şuara tezkirelerinde</strong>, ender kadın şairlerinin yanında onun ismine de tesadüf ediyoruz. Bilhassa Seyyid Âşık Çelebi, kendisinden bahsederken ve şiirini överken dikkat çekici bir benzetme yaparak “<strong>Erkek arslan arslandır da, dişi arslan arslan değil midir?</strong>” ifadesini kullanılır. Böylelikle Ayşe Hubbî Hatun’un şiirlerini tahlil ederken bir kadın olduğunu düşünerek ön yargılı davranılmaması gerektiğine vurgu yapar.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><strong>Cihadın Direği</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Diğer bazı tezkire yazarları da, onun birçok erkek şairden daha kabiliyetli olduğunu kabul ederler. Dinine bağlı, faziletli bir hanım olan Ayşe Hatun, aldığı terbiye ve yetiştiği çevre dolayısıyla kıymetli eserler kaleme aldı. Bunlardan biri <strong>İmâdü’l-Cihâd</strong> (Cihadın Direği) ismiyle yazdığı ve Allah yolunda mücadele etmenin faziletlerine dair olan eseridir. <strong>Mensur</strong> (düz yazı) ve <strong>manzum</strong> (şiir) karışık bir eser olup, dokuz kısma ayrılır. <strong>Hubbî</strong> mahlasıyla şiirler yazan bu şaire hanım, kahramanlık üzerine kaleme aldığı manzumelerinde kendi ismini kullanmasa, bu tarz şiirleri ancak bir erkeğin yazılabileceği zannı uyanır. Öyle tesirli ve samimidir. Bir misal olması bakımından aşağıdaki şiiri yayınlıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;"> .</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><strong>Gaziler</strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/08/divan.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-15922" title="temsil" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/08/divan-300x225.jpg" alt="" width="300" height="290" /></a><span style="font-family: trebuchet ms,geneva;"><strong>Hak yolunda bezl ider mâl ü dil ü cân gâziler</strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: trebuchet ms,geneva;"><strong>Karşu dergâh-ı Hudâya tuttu meydân gâziler</strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: trebuchet ms,geneva;"><strong>Varlığın bezl eyleyip makbûl-ı hazret oldılar</strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: trebuchet ms,geneva;"><strong>Baş u can meydân-ı Hakda kıldı kurban gâziler</strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: trebuchet ms,geneva;"><strong>Erdiler bezm-i bekâya verdiler canâne can</strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: trebuchet ms,geneva;"><strong>Hakk yolunda aşk ile sekrân u hayran gâziler</strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: trebuchet ms,geneva;"><strong>Birliği aşkında Hakkın gayret-i tevhîd ile</strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: trebuchet ms,geneva;"><strong>Aşk ile râh-ı Hüdâda akıtır kan gâziler</strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: trebuchet ms,geneva;"><strong>Kuhl-ı candır Hubbiyâ hâk-i rehi gâzilerin</strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: trebuchet ms,geneva;"><strong>Buldular Haktan atâ bî-hadd ü pâyan gâziler</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;"> .</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><strong>Açıklaması:</strong></span></p>
<div id="attachment_15925" class="wp-caption alignright" style="width: 310px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/08/Hubbi-Hatun-t%C3%BCrbesi.jpg"><img class="size-medium wp-image-15925" title="Hubbi Hatun türbesi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/08/Hubbi-Hatun-t%C3%BCrbesi-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a><p class="wp-caption-text">Hubbî Hatun&#39;un Eyüp Sultan&#39;daki Türbesi</p></div>
<p style="text-align: justify;">(Gaziler Allah yolunda mal, gönül ve canlarını feda ederler. Ancak böyle Allah’ın huzuruna çıkarlar. Onlar bütün varlıklarını saçarak Cenâb-ı Hakın makbulü oldular. Başlarını ve canlarını Onun yolunda feda ettiler. Hakk yolunda hayran ve sarhoş olarak sevgili için can vererek bekâ âlemine erdiler. Tevhid gayreti ile Allah’ın birliği uğruna aşk ile kanlarını akıtırlar. Ey Hubbî! Gazilerin bastığı toğrağın tozu, can gözünün sürmesidir. Onlar Allahü teâlânın sonsuz ve sayısız ihsanlarına kavuştular.)</p>
<p style="text-align: justify;">Ayşe Hubbî Hatun <strong>1590</strong> senesinde İstanbul’da iken vefat etti. Tarihimiz açısından böyle önemli bir değeri unutmamak dileğiyle… Ruhu şâd olsun!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=VrDRPNMnCNw:uenAb2jULdM:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=VrDRPNMnCNw:uenAb2jULdM:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/VrDRPNMnCNw" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/08/disi-arslan-da-arslandir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/08/disi-arslan-da-arslandir/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>İtalya’ya Sefer Var!</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/Re_9RUeFWSE/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/07/italyaya-sefer-var-gedik-ahmed-pasanin-otranto-yu-fethi-ve-sonrasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Jul 2011 13:30:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hattab</dc:creator>
				<category><![CDATA[Klasik Çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=15880</guid>
		<description><![CDATA[
Otranto ve Apulia’daki Osmanlı hakimiyeti sadece on üç ay sürmüştür. Buna rağmen, hakimiyetten onlarca yıl sonra, XVI. yüzyıl Yunan vakanüvisi, Osmanlıların Adriyatik’in batı kıyısına çıkmasının, Hristiyan Batı Alemi’nde nasıl bir endişeyle karşılandığından bahsederek Fatih Sultan Mehmed ölmeseydi Apulia’ya geçip, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Otranto_by_Piri_Reis.jpg"><img class=" alignleft" title="Pîrî Reis'in Otranto Haritası" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Otranto_by_Piri_Reis-300x210.jpg" alt="" width="300" height="210" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Otranto ve Apulia’daki Osmanlı hakimiyeti sadece on üç ay sürmüştür. Buna rağmen, hakimiyetten onlarca yıl sonra, XVI. yüzyıl Yunan vakanüvisi, Osmanlıların Adriyatik’in batı kıyısına çıkmasının, Hristiyan Batı Alemi’nde nasıl bir endişeyle karşılandığından bahsederek Fatih Sultan Mehmed ölmeseydi Apulia’ya geçip, İtalya’yı işgal edeceğinden bahsetmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-15880"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Otranto ve Apulia seferinin İtalya’da yol açtığı panik havası, Napoli Kralı I. Ferdinand’ın ilk tepkisi ve Sultan Mehmed’in ölümünün bu seferin kaderi üstündeki hayati önemi diğer çağdaş kaynaklarda vurgulanmış ve Batı tarihçiliğince tekrar edilegelmiştir. Arnavut isyanının da şüphesiz hakimiyetin sona ermesinde önemi vardır, ancak bunu kimilerinin iddia ettiği gibi birinci amil olarak göstermek yanlıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Otranto ve Apulia seferlerinin zamanlaması çok iyi ayarlanmıştı. Arnavutluk’ta, İskender Bey’in ölümünden dokuz yıl sonra II. Mehmed’in, Kuzey Arnavutluk’un en güçlü iki kalesinden biri olan Akhisar 1478’de teslim fethetti. Akdeniz’de, Osmanlı deniz gücü eskiye nazaran olağanüstü artmıştı. Venedik, İşkodra ile Sopot ve Himarra kalelerini teslim etmek gibi ağır şartlara razı olarak barış yapmak zorunda kaldı. Bu dönemde İtalyan devletleri ağır ihtilaflar içerisindeydi.</p>
<div id="attachment_15887" class="wp-caption alignleft" style="width: 235px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Gedik_Ahmed_Pasa8_yasamoykusu.jpg"><img class="size-full wp-image-15887" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Gedik_Ahmed_Pasa8_yasamoykusu.jpg" alt="" width="225" height="309" /></a><p class="wp-caption-text">Gedik Ahmed Paşa</p></div>
<p style="text-align: justify;">Gerçekten de Osmanlıların Otranto ve Apulia seferleri tüm ayrıntılarıyla planlanmış ve dikkatle uygulanmıştı. Öncelikle, 1479 yazında, Gedik Ahmed Paşa Avlonya sancakbeyliğine atandı. Hoca Sadeddin ve Solakzade gibi Osmanlı kaynakları Gedik Ahmed Paşa’nın Avlonya’ya, İtalya’nın işgali için hazırlık yapmak üzere gönderildiğini kaydeder. Avlonya Otranto’ya bir çıkarma için en iyi köprübaşıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Gedik Ahmed Paşa’nın hazırlıkları üç bölüme ayrılmıştı. İlk iş olarak, Epir ve Arnavutluk’ta Osmanlı hakimiyetini sağlamlaştırıldı. İkinci aşamaya geçildi ve Kral I. Ferdinand’ın müttefikinin elindeki iki İyonya adası, Leukas ve Zante ele geçirildi. Son hazırlık aşaması askerlerin nakledilmesi ve ordunun savaş alanına taşınmasından ibaretti.</p>
<p style="text-align: justify;">İtalya’ya karşı yapılacak Osmanlı harekatı hazırlıklarının üç aşaması da büyük operasyonlardı ve masrafların karşılanması, teknolojik sınırlamaların aşılması ve İtalyan sahiline gönderilen ordunun ihtiyaçlarının karşılanması için muazzam bir koordinasyon gayreti gerektirmişti. Venedik, Doğu Akdeniz’deki ticari çıkarlarını daha fazla zedeleyecek herhangi bir çatışmaya girmeme yönündeki kararlılıklarıyla, bu seferi engellemek için bir şey de yapmadı. Napolililer çıkarma yapılacağının farkındaydılar ama onlar da hiçbir şey yapmadılar.</p>
<p style="text-align: justify;">28 Temmuz 1480’de Osmanlı ordusu Apulia sahilini çıkarma yaptı ve Otranto şehrini kuşatıldı. Sefere katılan Osmanlı ordusunun büyüklüğü hakkındaki tahminler tartışmalıdır. 15.000 askere yakın bir büyüklükte olduğu düşünülmektedir. Kuşatma sonrası Otranto ve civardaki bazı kaleler zaptedildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan sonra Gedik Ahmed Paşa İtalya’daki Osmanlı fetihlerini büyütmek amacıyla baharda düzenlenecek yeni bir seferin hazırlıkları için Osmanlı ordusunun geri kalanıyla Avlonya’ya döndü.</p>
<div id="attachment_15893" class="wp-caption alignright" style="width: 310px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Otranto_dal_bastione_dei_Pelasgi2.jpg"><img class="size-medium wp-image-15893" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Otranto_dal_bastione_dei_Pelasgi2-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></a><p class="wp-caption-text">Günümüzde Pelasgi Tabyasından Otranto</p></div>
<p style="text-align: justify;">Otranto şehrinin Osmanlılarca cebren ele geçirilmesi sırasında yaşandığı iddia edilen mezalimlerin Hristiyan propagandasının uydurmaları olması pek kuvvetli ihtimaldir.</p>
<p style="text-align: justify;">Napolililerin ilk şaşkınlıklarından sonra etkili bir şekilde karşı koydular. Napoli Kralı I. Ferdinand’ın çağırdığı Alfonso’nun takviye edilmiş ordusu Otranto’dan güvenli bir uzaklıkta konuşlandı ve Osmanlıların daha fazla yayılmalarını önlemeyi amaçladı.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca, Kral Ferdinand yardım için Papa’ya ve Avrupa’daki diğer Hristiyan devletlere müracaat etti. Ama destek veren sadece Papa’ydı. Avrupa devletlerini bir Haçlı seferine çağıran bir tamim yayınladı. Ancak bu çağrı herhangi bir sonuca ulaşmadı.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak Kardinaller Heyeti 50,000 dukanın Macar Kralı Matthias Corvinus’a gönderilmesini ve bunun karşılığında Osmanlılara Balkanların kuzeyinden saldırmasını kararlaştırdılar. Bu İtalyan müttefiklerin Osmanlıları topraklarından atmak için kullanacakları en etkili strateji olacaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sırada Arnavut isyanlarının şiddetlenmesi ve Gedik Ahmed Paşa isyanları bastırmak için yolladığı kuvvetin asiler tarafından yenilgiye uğratılması, asileri iyice azdırdı.</p>
<p>Fatih Sultan Mehmed sefer için yola çıktıktan kısa bir süre sonra vefatı ile iki oğlunun, Bayezid ve Cem’in arasında bir iç savaş meydana geldi.</p>
<div id="attachment_15888" class="wp-caption alignleft" style="width: 395px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/0535A40C052E8EC7-1.jpg"><img src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/0535A40C052E8EC7-1.jpg" alt="" width="385" height="295" /></a><p class="wp-caption-text">Gedik Ahmed Paşa&#39;nın Afyon&#39;da Yaptırdığı İmaret ve Cami</p></div>
<p>Gedik Ahmed Paşa Bayezid’in tarafını tuttu Arnavutluk’tan ayrılmak zorunda kaldı. Bu olaylar asilerin şevkini artırdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bayezid’in kuvvetlerinin başındaki Gedik Ahmed Paşa Cem’in ordusunu mağlup ederek Bayezid’in tahta oturmasına giden yolu açtı. Cem’i yakalayamaması Gedik Ahmed Paşa’nın bir süreliğine hapsedilmesine neden oldu. Böylece Gedik Ahmed Paşa’nın Osmanlıların İtalya seferindeki rolü de sona ermiş oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Gedik Ahmed Paşa’nın yerine Rumeli Beylerbeyi Hadım Süleyman Paşa’yı daha Ahmed Paşa gözden düşmeden tayin etmişti. Bu esnada isyan da şiddetlenmişti. Avlonya’ya vardığında Süleyman Paşa’nın önceliği, Otranto’ya geçmeden önce, Avlonya için bile tehlikeli olmaya başlayan isyanları bastırmaktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Süleyman Paşa’nın ordusu gücünü isyan çıkan bütün merkezlere dağıtmak zorunda kaldı. Hadım Süleyman Paşa kuvvetleri çatışmalarda bir mağlubiyet yaşadılar. Bu mağlubiyet Otranto ve Apulia’daki Osmanlı hakimiyeti için bir dönüm noktasıydı. Zira bu mağlubiyet sonrası Otranto’ya yardım ulaşma ümidi ortadan kalkmıştır ve Otranto teslim olmuştur. Otranto ve Apulia’daki Osmanlı hakimiyeti sadece on üç ay sürmüştü.</p>
<p style="text-align: justify;">Napoli Kralı I. Ferdinand ve Papa’nın daha sonra, Adriyatik’in öteki yakasına bir Haçlı seferi düzenleme çabaları sonuç vermedi ve Arnavutluk’u kurtarma çabaları akamete uğradı.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçekten, Osmanlıların İtalya çıkartması sözkonusu olunca 1481’de Epir ve Arnavutluk’ta patlak veren isyanları gözardı etmek artık mümkün değildir. Bu isyanların, Osmanlıların Otranto ve Apulia’dan atılmalarında önemli rolleri olmuştur. Ancak bu isyanları Osmanlı’nın Otranto’yu terkindeki esas amil görmek doğru değildir.</p>
<div class="mceTemp mceIEcenter" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_15892" class="wp-caption aligncenter" style="width: 829px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Otranto_castello_panorama2.jpg"><img class="size-large wp-image-15892 " src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Otranto_castello_panorama2-1024x182.jpg" alt="" width="819" height="146" /></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd">Otranto Kalesi Panaroması</dd>
</dl>
</div>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=Re_9RUeFWSE:BJgTdof_PJY:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=Re_9RUeFWSE:BJgTdof_PJY:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/Re_9RUeFWSE" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/07/italyaya-sefer-var-gedik-ahmed-pasanin-otranto-yu-fethi-ve-sonrasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/07/italyaya-sefer-var-gedik-ahmed-pasanin-otranto-yu-fethi-ve-sonrasi/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Bizans’a Mektup!</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/syLtnuvGB1k/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/07/bizansa-mektup/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Jul 2011 00:33:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=15842</guid>
		<description><![CDATA[Bizans ismiyle adlandırılan Doğu Roma İmparatorluğu, Roma Devleti&#8217;nin ikiye ayrılmasından sonra başkent İstanbul olarak 1453&#8242;e kadar devamiyetini sürdürdü. Fakat bu tarihten önce İstanbul çok sayıda kuşatmaya şahit olmuş, başta Türkler olmak üzere Araplar, Bulgarlar ve ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/a950813.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-15843" title=" " src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/a950813-300x232.jpg" alt="" width="300" height="232" /></a>Bizans ismiyle adlandırılan Doğu Roma İmparatorluğu, Roma Devleti&#8217;nin ikiye ayrılmasından sonra başkent İstanbul olarak 1453&#8242;e kadar devamiyetini sürdürdü. Fakat bu tarihten önce İstanbul çok sayıda kuşatmaya şahit olmuş, başta Türkler olmak üzere Araplar, Bulgarlar ve Ruslar tarafından defeaten muhasara edilmiştir. 11. asırda yaşayan<strong> Kaffâl</strong> isimli âlimin, Romalılarla yapılan muharebeden önce onlardan gelen bir mektuba yazdığı cevap, tarihî kaynaklara şu şekilde geçecektir:</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-15842"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><strong>Mektup</strong></span></p>
<div class="mceTemp">
<dl id="attachment_15848" class="wp-caption alignright" style="width: 290px;">
<dd class="wp-caption-dd"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Peygamber-Efendimizin-civar-h%C3%BCk%C3%BCmdarlara-g%C3%B6nderdi%C4%9Fi-mektuplardan-bir-tanesi.jpg"><img class="size-medium wp-image-15848 " title="Peygamber Efendimizin civar hükümdarlara gönderdiği mektuplardan bir tanesi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Peygamber-Efendimizin-civar-h%C3%BCk%C3%BCmdarlara-g%C3%B6nderdi%C4%9Fi-mektuplardan-bir-tanesi-300x256.jpg" alt="" width="280" height="236" /></a>Peygamber Efendimizin civar hükümdarlara gönderdiği mektuplardan bir tanesi</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;">11. asırda Müslümanlarla Bizanslılar arasında muharebe olmuş, bu savaşa Horasan ve Mâveraünnehr Müslümanları da katılmıştır. Büyük âlim Kaffâl da bunlar arasında bulunuyordu. Bu sırada, Bizanslıların kumandanı bir şiir yazdırıp, İslâm memleketlerine gönderdi. Bu şiirde, Müslümanlar kötülenmeye çalışılıyor  ve içerisinde bir takım tehditler barındırıyordu. Onun için karşılık olarak esaslı bir cevap gerekiyordu. Orduda Horasan, Medâin ve Şamlı edebiyatçı ve şâirler de bulunuyordu. Yazılan cevabî şiirler arasında en beğenileni Kaffâl’inki oldu. Tercüme olarak aldığımız şiirin en mühim kısımlarında düşmana şöyle hitap ediliyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>Zulüm yapma!</strong></span></p>
<p><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Procope2b3.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-15849" title="Procope2b3" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Procope2b3-193x300.jpg" alt="" width="193" height="300" /></a></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bana münâzara usüllerinden haberi olmayan birinin sözü ulaştı. Kendisine, lâyık olmadığı vasıfları yükleyerek yalanlar söylermiş. Bir de kendisini “temiz kral” diye nitelendiriyor. Halbuki kalbi Allah’a şirk pisliği ve elbiseleri de görünen kirlere bulaşmış bir kimse, nasıl temizlik iddiasında bulunabilir? Bir de “Ben Mesîhîyim” diyor. Halbuki o dediği gibi değildir. Kalbi kaskatı olmuş, çoluk çocuk demeden herkesi öldüren bir kimse, Hazreti Îsa gibi mübârek ve merhametli bir Peygamberin yoluna nasıl tâbi olur? Eğer hakkı bulmak istiyorsan, yavaş hareket et, zulüm yapma! Aslı olmayan elbiseyi giyen gibi, kendinde olmayan şeyle kibirlenme! Biz, sizin bizden aldığınız yerleri fazlasıyla geri aldık. Seni ve askerlerini geldiği gibi kovduk. Biz, sahip olduğumuz Müslümanlık nimetinden dolayı sizden çok üstünüz. Sen, işgal edeceğinizi söylediğin birçok yerler saydın. Halbuki bunlar ancak rüyâ gören kimsenin söyleyebileceği şeylerdir. Kim ki, putperestliği yaymak için şarkı ve garbı almayı dilerse, o kötü ve habîs bir insandır. Hiçbir vakit muvaffak olamayacaktır!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>Aramızda kılıcı hakem yapalım!</strong></span></p>
<div id="attachment_15853" class="wp-caption alignright" style="width: 310px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/60736585jq3ng5.jpg"><img class="size-medium wp-image-15853" title="60736585jq3ng5" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/60736585jq3ng5-300x201.jpg" alt="" width="300" height="201" /></a><p class="wp-caption-text">1453 - Muhasara</p></div>
<p style="text-align: justify;">Öyleyse kim Bizanslılara benim nasîhatimi iletir! Onun üzerine genç-ihtiyar bütün Horasanlılar geliyor, gâzier, şehid olmak için koşuyor. Eğer haktan yüz çevirirlerse, hak her zaman açık ve ortadadır. Onu kimse yok edemez. Geliniz ey Romalılar! Aramızda kılıcı hakem yapalım. Çünkü o, eğer savaş olacaksa en âdil bir hakemdir. Allahü teâlâ bize mükâfatlar ve iyilikler versin. O, bizim için kâfi ve koruyucudur. O ne güzel mevlâdır! Lütuf ve ihsanıyla, feth-i Kostantiniyye’yi (İstanbul’un fethini) Müslümanlara nasip etmesini temenni ediyoruz!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #ffffff;">tarihvemedeniyet.org</span></p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=syLtnuvGB1k:BLSZTgeFj-8:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=syLtnuvGB1k:BLSZTgeFj-8:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/syLtnuvGB1k" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/07/bizansa-mektup/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/07/bizansa-mektup/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Böyle Buyurdu Hakan</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/PHQbF-XM_Sc/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/07/boyle-buyurdu-hakan/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jul 2011 11:21:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Belge-Vesika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=15805</guid>
		<description><![CDATA[Barıdırdığı milyonlarca vesika ile dünya mirasının en önemli hazinelerinden sayılan, sadece Türkiye değil pek çok ülkenin hafıza kaydı mesabesinde olan eski adıyla Hazine-i Evrak, bugünkü tabirle Başbakanlık Olmanlı Arşivi&#8217;den Sultan Abdülhamid&#8217;in buyruklarını, devlet politikalarını yansıtan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Sultan-Hamid.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-15808" title="Sultan Hamid" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Sultan-Hamid.jpg" alt="" width="201" height="212" /></a>Barıdırdığı milyonlarca vesika ile dünya mirasının en önemli hazinelerinden sayılan, sadece Türkiye değil pek çok ülkenin hafıza kaydı mesabesinde olan eski adıyla Hazine-i Evrak, bugünkü tabirle Başbakanlık Olmanlı Arşivi&#8217;den Sultan Abdülhamid&#8217;in buyruklarını, devlet politikalarını yansıtan çeşitli konulara dair bir kaç orjinal belge.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Amerika&#8217;ya Karşı Teşebbüsler<span id="more-15805"></span></strong></p>
<p>Yıldır Saray-ı Hümâyânu</p>
<p>Baş Kitâbet Dâiresi</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/amerikaya-karsi-tesebbüsler.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15809" title="amerikaya karsi tesebbüsler" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/amerikaya-karsi-tesebbüsler.jpg" alt="" width="204" height="207" /></a>Aralık ayının ikinci günü Farsan (Kızıldeniz’de ada) sularına gelip demir atan Amerika bandıralı gambotu gözetim altında tutmak için yeterli vasıtalara sahip olmadığına dair Yemen valiliğinden alınan telgrafı takdim eden 27 Aralık 1903 tarihli hususi sadaret tezkereniz padişah tarafından görüldü. Malumunuz olduğu üzere Amerikalılar’ın, kabul ettikleri Monroe doktrini gereğince Avrupa işlerine müdahale etmedikleri halde Osmanlı devletinin işlerine karışarak, böyle Osmanlı sularına gemi göndermek gibi muameleye yeltenmeleri caiz olmadığından ve devletin yürürlükte olan kanunlarına aykırı bulunduğundan hükümetçe bu tür şeylere mahal bırakmamak neticesini temin edecek tarzda gerekli teşebbüslerin yapılması padişah efendimizin emir ve iradeleri gereğidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Saray Başkatibi 28 Aralık 1903</p>
<p>Tahsin</p>
<p style="text-align: right;">Belge No. BOA. İrade-i Hususi 14,8 L 1321</p>
<p style="text-align: left;"><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Musul-Petrolleri-1.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-15812" title="Musul Petrolleri 1" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Musul-Petrolleri-1.jpg" alt="" width="248" height="167" /></a>Musul Petrolleri</strong></p>
<p style="text-align: left;">Yıldır Saray-ı Hümâyânu</p>
<p>Baş Kitâbet Dâiresi</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Musul-Petrolleri-harita.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15811" title="Musul Petrolleri  harita" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/Musul-Petrolleri-harita.jpg" alt="" width="180" height="160" /></a>Musul vilayetinde bulunan neft ve petrol madeninin arama ve işletme imtiyaz ferman-ı ali ile sadece hazine-i hassaya ait olduğu gibi, Bağdat vilayeti dâhilinde de ehemmiyetli petrol madeni bulunmakta olduğundan ve birbirine bitişik olan bu iki vilayet dâhilindeki maden iradeleri birleştirilmedikçe istifade hâsıl olmayacağından, Bağdat vilayeti dahilinde petrol ve neft madeni arama ve işletme imtiyazının dahi hazine-i hassaya verilmesi, söz konusu hazine nezaretinin teklifi üzerine, padişah efendimiz hazretleri tarafından emir ve irade edilmiştir.</p>
<p>Saray Başkâtibi</p>
<p>Tahsin</p>
<p style="text-align: right;">Belge No. BOA. İrade Hususi, 11,1326 M 6.</p>
<p><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/ihalat-da-ihracat-da-kararinda-olmali.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-15815" title="ihalat da ihracat da kararinda olmali" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/ihalat-da-ihracat-da-kararinda-olmali.jpg" alt="" width="275" height="262" /></a>İhracat da İthalat da Kararında Olmalı</strong></p>
<p>Yıldız Saray-ı Hümâyûnu</p>
<p>Baş Kitâbet Dâiresi</p>
<p style="text-align: justify;">Zahire fiyatlarının yükselmesi ekmek fiyatının da artmasına sebep olmakta ve bundan fukara ahali zaruret ve müşkülata maruz kalmaktadır. Daha önceleri kaime yüzünden meydana gelen fiyat artışlarının ne kadar kötü tesir yaptığı malumdur. Elimizde mükemmel istatistikler olmadığından, memlekette ne kadar zahireye ihtiyaç olduğunu tahmin etmek mümkün değildir. Bu konuda yapılacak bir yanlışlık her zaman zarar vermeye devam edecektir. Başka bir yöredeki fiyat artışından istifade gayesiyle vilayetlerce gerekli zahirenin ihraç edilmesi sonucu kıtlık meydana geldiğini beyana hacet yoktur. Bu sebepten, memleketin gerçek manada zahire ihtiyacının tespit edilerek, ne fazla zahire ihraç edilmesine ne de birçok zahirenin lüzumsuz şekilde içeride kalmasına mahal bırakmayarak ekmek fiyatının artıp halkın zarara uğramasına meydan verilmemelidir. Bu amaçla Divan-ı Muhasebat Reisi Tevfik Paşa’nın başkanlığında, diğer uzman kişilerin de katılacağı bir komisyon kurularak bu işin araştırılması padişah efendimizin iradeleri icabındadır.</p>
<p>Saray Başkâtibi 20 Eylül 1897</p>
<p>Tahsin</p>
<p style="text-align: right;">Belge No. Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Hususi, 72,1315 R 22.</p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: x-small;"><strong>Bibliyografya:</strong></span></p>
<p>Vahdettin Engin, <em>Böyle Buyurdu Hakan</em>, Tarih ve Medeniyet Dergisi, sa.55, yıl 1998 sf. 32</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=PHQbF-XM_Sc:rBUpRit5BlQ:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=PHQbF-XM_Sc:rBUpRit5BlQ:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/PHQbF-XM_Sc" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/07/boyle-buyurdu-hakan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/07/boyle-buyurdu-hakan/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Kedinin Ölümüne Yazılan Bir Mersiye: Ah Pisi Vah Pisi</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/jv_rLJ_i5AE/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/07/kedinin-olumune-yazilan-bir-mersiye-ah-pisi-vah-pisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2011 01:04:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=15711</guid>
		<description><![CDATA[Felidae olarak adlandırılan kedigiller büyük bir famiyadır. Reisleri, aynı zamanda ormanların hâkimi olarak bilinen aslandır. Şark kültüründeki kuvvetli bir rivâyet, bugünkü kedilerin aslanın burnundan çıktığına dâirdir. Ve zamanla dünyanın her tarafına yayılmışlardır. Öyle ki bunlardan bazısı insanlar üzerinde derin tesirler bırakmıştır. Bunlardan biri de 16. asır Osmanlısında yaşayan Meâlî mahlaslı şairimizdir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/chatte22.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-15714" title="chatte2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/chatte22-300x230.jpg" alt="" width="300" height="230" /></a> <span style="font-size: medium;"> </span></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><span style="font-size: medium;">Not</span></strong><span style="font-size: medium;">:</span> Bu yazının konusu tarihte yaşanan bir ölüm vakasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Felidae </strong>olarak adlandırılan kedigiller büyük bir familyadır. Reisleri, aynı zamanda ormanların hâkimi olarak bilinen aslandır. Şark kültüründeki kuvvetli bir rivâyet, bugünkü kedilerin aslanın burnundan çıktığına dâirdir. Ve zamanla dünyanın her tarafına yayılmışlardır. Öyle ki adı geçenlerden bazısı insanlar üzerinde derin tesirler bırakmıştır. Bunlardan biri de 16. asır Osmanlısında yaşayan <strong>Meâlî </strong>mahlaslı şairimizdir. Hislerine tercüman olabilirsek kendimizi mesut ve bahtiyar addedeceğiz : )</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> <span style="color: #ffffff;">.</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span id="more-15711"></span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ffffff;"> </span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: medium;">Şâir Meâlî</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: medium;"> </span></strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/chatte11.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15719" title="chatte1" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/chatte11.jpg" alt="" width="259" height="184" /></a>Meâlî, Kanunî devri şairlerindendir. Babası eski İstanbul hâkimlerinden <strong>Yarhisârî Mustafa Efendi</strong>dir. Meâlî, kaleme aldığı manzumelerle <strong>Muhibbî</strong> mahlasıyla şiirler yazan Kanuni Sultan Süleyman’ın iftifatlarına kavuşmuştur. Hoş-sohbet ve latifeci bir hüviyete sahipti. Çok sevdiği kedisini kaybettiği zaman üzüntüsünü bir şiirle dile getirmiş ve bu şaheserin adını<strong> Kedi Mersiyesi </strong>koymuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;"><strong><span style="font-size: medium;">.</span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;"><strong><span style="font-size: medium;">.</span></strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: medium;">Vah Pisi!</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/chatte6.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-15720" title="chatte6" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/chatte6.jpg" alt="" width="285" height="217" /></a>Uzunca bir şiir olan bu mersiyeden buraya bazı kıtalar alarak sayfamızı renklendirmek istedik. Kedisine “<strong>Vâh Pisi!</strong>” hitâbıyla seslenen nüktedan şairin derin bir teessür içinde olduğu her hâlinden anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>Çıkdın elden nidelüm ansızın eyvâh pisi</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Yandun ölüm oduna derd ile nâgâh pisi</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Hasretâ şîr-i ecel buldu sana râh pisi</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Nidelüm ah pisi neyleyelüm vah pisi</em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>[</strong>Beklenmedik bir anda elden çıktın. Ölüm ateşiyle sen de yandın. Ecel arslanı seni aldı götürdü. Nidelim âh kedi, neyleyeyim vâh kedi<strong>]</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;"> .</span></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/chatte51.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-15726" title="chatte5" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/chatte51-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Kani ol bedr bakışlu kani ol şîr-i zemân</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Kani ol vermeyen aslan ile kaplana emân</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Kani ol oldugu yerde komayan mâr ü çiyân</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Nidelüm ah pisi neyleyelüm vah pisi</em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>[</strong>O ay bakışlı, zamanın kaplanı nerede? Hani o aslana ve kaplana bile eman vermeyen? Hani o tuttuğunda yılan ve çiyana fırsat vermeyen? Nidelim âh kedi, neyleyeyim vah kedi<strong>]</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/chatte8.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-15727" title="chatte8" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/chatte8-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Serçe tutar gibi tutar idi tavukla kazı</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Kendi akran gibi şîr ile ederdi bâzı</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Nice kâfir sıçan öldürmüş idi ol gâzi</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Nidelüm ah pisi neyleyelüm vah pisi</em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>[</strong>Tavuk ile kazı serçe tutar gibi yakalardı. Aslanla kendi akranı gibi oynardı. O gazi kedi nice kâfir fareyi tutup öldürmüştü. Nidelim âh kedi, neyleyeyim vâh kedi<strong>]</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/chatte3.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-15728" title="chatte3" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/chatte3-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Gâh tesbîh geçürürdi gehî banlar idi</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Âhiret korkusını bilür idi anlar idi</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bû Alî görse zekâsını tanlar idi</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Nidelüm âh pisi neyleyelüm vâh pisi</em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>[</strong>Gâh tesbih eder, gâh ses verirdi. Ahiret korkusunun farkında olup, anlardı. Eğer İbn-i Sİna onu görse zekâsına şaşıp kalırdı. Nidelim âh kedi, neyleyeyim vâh kedi<strong>]</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/chatte4.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-15729" title="chatte4" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/chatte4-300x267.jpg" alt="" width="277" height="247" /></a>Şîr-i merd idi bahâdurdı yavuz gürbe idi</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Yaşlu sanman anı genç idi katı körpe idi</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Bıyığı kıllarının her biri bir harbe idi</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Nidelüm âh pisi neyleyelüm vâh pisi</em></p>
<p><strong>[</strong>O, mert bir aslandı, yavuzdu ve yiğitti. Sen onu yaşlı sanma, aksine çok genç ve körpeydi. Zira bıyığının her kılı âdeta kısa bir mızraktı. Nidelim âh kedi, neyleyeyim vâh kedi<strong>]</strong><br />
<span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;"> .</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/chatte7.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-15730" title="chatte7" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/chatte7-300x213.jpg" alt="" width="300" height="213" /></a>Hûb-âvâz ile ol şâm u seher mavlar idi</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Sanarı hic mecâl itmez idi avlar idi</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Ana öykünmez idi şîr abes gavlar idi</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Nidelüm âh pisi neyleyelüm vâh pisi</em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>[</strong>Sabah akşam güzel sesiyle miyavlardı. Sansara hiç mecal vermeyip onu avlardı. Aslan ona benzeyemezdi, boş yere kükrerdi. Nidelim âh kedi, neyleyeyim vâh kedi<strong>]</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/chatte9.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-15731" title="chatte9" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/chatte9-300x254.jpg" alt="" width="300" height="254" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Her seher kalkar elini yüzünü yur idi ol</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Katı pâk idi ve her vech ile ma’mûr idi ol</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Kimse bilmezdi ama anun kadrini bir nûr idi ol</em></p>
<p style="text-align: justify;">Nidelim âh pisi, neyleyeyüm vâh pisi</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>[</strong>Her sabah kalkıp elini yüzünü yıkardı. Çok temizdi her bakımdan mükemmeldi. Fakat onun kıymetini kimse bilmezdi. Nidelim âh kedi, neyleyeyim vâh kedi<strong>]</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em> <span style="color: #ffffff;">.</span></em></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;"> .</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/chatte10.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-15732" title="Little kitten screaming for attention" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/chatte10-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></em></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Rûhı şâd ola ki incitmez idi kimesneyi</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Ne gönindeki biti ne kulağındaki keneyi</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Paça ile bası hoş idi severdi teneyi</em></p>
<p style="text-align: justify;">Nidelim âh pisi, neyleyeyüm vâh pisi</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>[</strong>Ruhu şâd olsun ne derisindeki biti ne de kulağındaki keneyi incitmezdi. Paça ile tahılı gayet çok severdi. Nidelim âh kedi, neyleyeyim vâh kedi<strong>]</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;"><em> .</em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><em><span style="color: #ffffff;">.</span><br />
</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/chattee.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-15755" title="chattee" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/07/chattee-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Şimden girü sıçan duta bütün dünyâyı</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Kemüre heybeyi çuvalı, dele torbayı</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>İnlede yoksuklu ve yoksul ide bayı</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Nidelim âh pisi, neyleyeyüm vâh pisi</em></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>[</strong>Bu saatten sonra bütün âlemi fareler tuta. Heybeleri kemireler ve torbaları deleler. Yoksulları inleteler ve zengini yoksul yapalar. Nidelim âh kedi, neyleyeyüm vâh kedi<strong>]</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">tarihvemedeniyet.org</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong><br />
</strong></p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=jv_rLJ_i5AE:oOnVy0FcIfY:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=jv_rLJ_i5AE:oOnVy0FcIfY:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/jv_rLJ_i5AE" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/07/kedinin-olumune-yazilan-bir-mersiye-ah-pisi-vah-pisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/07/kedinin-olumune-yazilan-bir-mersiye-ah-pisi-vah-pisi/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Deli Taklidi Yaptı, Hâkimlikten Kaçtı</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/xFWfUdhPJdY/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/06/deli-taklidi-yapti-hakimlikten-kacti/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Jun 2011 10:15:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=15634</guid>
		<description><![CDATA[Bugünlerde Anayasa’nın yeniden düzenlenmesine dâir haberlere televizyonda sık sık rastlıyoruz. Eskiler için söyleyecek olursak, onlar değil kanun yapmaktan, hazır kural ve kâideler üzerinden hüküm vermeye bile çekinmişlerdir. Fakat şüphe yok ki, düzenin devam etmesi için birilerinin bu işi illâki yapması gerekmektedir. Fakat tarihi dönem içerisinde adâletle hükmetmenin ve bu işin mesuliyetinin ne kadar ağır olduğunu bilen bazı kimseler yükünün diğerlerine nispeten daha  hafif olmasını ihtiyar etmişler, yine onların tabiriyle müşârün-ileyh yani parmakla gösterilen kişi olmaktan çekinmişlerdir. Adâletiyle meşhur Hazret-i Ömer’e senden sonra oğlun halife olsun dediklerinde “Bir evden, bir kurban yetişir” diyerek tarihî bir cevap vermiştir. İşte geçmişte hem trajik, hem komik, hem de ibret-âmiz bir hâkim mülâkâtı…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/06/law.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-15635" title="law" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/06/law-277x300.jpg" alt="" width="277" height="300" /></a>Bugünlerde Anayasa’nın yeniden düzenlenmesine dâir haberlere televizyonda sık sık rastlıyoruz. Eğer eskiler için söyleyecek olursak; onlar değil kanun yapmaktan, hazır kural ve kâideler üzerinden hüküm vermeye bile çekinirlerdi. Şüphe yok ki, düzenin müdâvemeti için birilerinin bu işi yapması gerekmektedir. Fakat tarihî dönem içerisinde adâletle hükmetmenin ve bu işin mesuliyetinin ne kadar ağır olduğunu bilen bazı kimseler, yükünün diğerlerine nispeten daha  hafif olmasını ihtiyar etmişler, yine onların tabiriyle <strong>müşârün-ileyh</strong> yani parmakla gösterilen kişi olmaktan çekinmişlerdir. Adâletiyle meşhur <strong>Hazret-i Ömer’</strong>e &#8220;Senden sonra oğlun halife olsun&#8221; dediklerinde “<strong>Bir evden, bir kurban yetişir</strong>” sözleriyle tarihî bir cevap vermiştir. İşte geçmişte hem trajik, hem komik, hem de ibret-âmiz bir hâkim mülâkâtı…</p>
<p><span id="more-15634"></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p><strong><span style="font-size: medium;">Kadı Olmak…</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/06/adalet.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-15636" title="adalet" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/06/adalet-300x292.jpg" alt="" width="211" height="206" /></a>Hâkim, yani eski tabirle <strong>kadı</strong> olmak her zaman imtiyâzlı ve maddi bakımdan getirisi çok olan bir meslekti. Fakat bilhassa dini mânâda yanlış bir karar verip, kul hakkına girmek endişesiyle bu işe ehil pek çok kişi söz konusu maslahattan hazer etmiş, kaçınmışlardır. Çünki “<strong>Kadı tayin edilen, bıçaksız boğazlanmış gibidir</strong>” hadis-i şerifi bu işin ne derece zor, âhirette ise hesabın ne denli ağır olacağına işâret etmektedir. İslam tarihinde bu vebâlin altına girmekten sakınanlar arasında meşhur simalar göze çarpar. Bunlar arasında Hanefi mezhebinin kurucusu <strong>İmam-ı Azam Ebû Hanife</strong> daha başka olarak <strong>Süfyân-ı Sevrî</strong>, <strong>Kadı Şüreyk</strong> ve <strong>Mis’ar bin Kedâm</strong> gibi isimler sayılabilir. Zaten söz konusu anekdotun baş kahramanları da adı geçen şahıslar olmuştur.</p>
<p><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong><span style="color: #ffffff;">.</span>Size bir şey söyleyeyim mi?<br />
</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<div id="attachment_15639" class="wp-caption alignleft" style="width: 329px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/06/külliye2.jpg"><img class="size-full wp-image-15639" title="külliye" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/06/külliye2.jpg" alt="" width="319" height="227" /></a><p class="wp-caption-text">Bağdat&#39;taki İmam-ı Azam Külliyesi</p></div>
<p style="text-align: justify;">Bu zevât İslam fıkhını (hukukunu) muazzam derecede bilen büyük âlimlerdir. Her biri zamanlarında mühim işler yapmış, gerek hizmetleri ve gerekse de yaşayış tarzları ile kendisinden sonra gelenlere örnek birer insan olmuşlardır. Zira bugün dünyadaki Sünni Müslümanların yarısından çoğu İmam-ı Azam’ın kurduğu <strong>Hanefî </strong>mezhebine göre amel etmektedir. Onun için bu kişilere sahip oldukları ilim sebebiyle çok kez kâdılık yani hâkim olmaları teklif edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Muteber tarih kitaplarında adı geçen hâdise şöyle anlatılır: Abbasi halifesi olan Mansur, <strong>Kâdı’l-kudât</strong> denen makama bir âlimi getirecektir. Kâdıl-kudât, <strong>baş-kadı</strong> demek olup, o zamanın hâkimlerinin başkanı olarak tarif edilebilir. Bu iş için kendisine yukarıda ismi verilen dört kişi teklif edilir. O da bunları, sarayına mülâkât için davet eder. “Emir, demiri keser” kelâmı gereğince dördü de yola koyulur. Fakat hiç biri bu işi istememektedir. Kerhen (isteksizce) giderlerken, İmam-ı Azam Ebu Hanife yanındakilere dönerek firasetle, biraz da onlara yol gösterircesine şöyle der: <strong>Ben bu gidişimiz hakkında size bir şey söyleyeyim mi..?</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ffffff;">.</span><br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong><span style="font-size: medium;"><strong>Bıçaksız Boğazlanmak</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/06/hukuk6.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15644" title="hukuk6" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/06/hukuk6.jpg" alt="" width="202" height="202" /></a>Onlar da bunu memnuniyetle kabul ederler. Der ki İmam, <strong>Ben bir çaresini bulup, kurtulacağım. Süfyân da bir şekilde kaçacak, Mis’ar kendisini deli gösterecek, Şüreyk ise kâdı’l-kudât olacaktır.</strong> Biraz sonra hâdise İmam-ı Azam&#8217;ın dediği istikâmette cereyan etmeye başlar. Önce aralarından Süfyan-ı Sevrî ayrılır. Dicle sularında bekleyen bir gemiye binerek: “<strong>Çabuk beni saklayın, yoksa başımı kesecekler</strong>” der. Onun bu sözü yukarıda geçen “<strong>Kadı tayin olunan, bıçaksız boğazlanmış gibidir</strong>” hadis-i şerifinin teviline (izâhına) dayanıyordu. Böyle bir istek karşısında gemidekiler onu gizlerler.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><strong>Sen Kadı Olacaksın!</strong></span></p>
<div id="attachment_15647" class="wp-caption alignleft" style="width: 287px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/06/Osmanlı-şeyhülislamı.jpg"><img class="size-full wp-image-15647" title="Osmanlı şeyhülislamı" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/06/Osmanlı-şeyhülislamı.jpg" alt="" width="277" height="257" /></a><p class="wp-caption-text">Osmanlı&#39;da Şeyhülislam</p></div>
<p style="text-align: justify;">Ebu Hanife, Mis’âr bin Kedâm ve Kadı Şüreyk halifenin huzuruna çıkarlar. Halife Mansur önce İmam-ı Azam&#8217;a dönerek: “<strong>Sen kadı olacaksın!</strong>” der. İmam-ı Azam: “<strong>Ey Müminlerin Emiri! Benim verdiğim kararları insanlar kabul etmez. Zaten ben bu işe ehil birisi de değilim</strong>” diyerek cevap verir. Halife de cevâben, “<strong>İnsanların fikri önemli değil. Sen zaten çok büyük bir âlimsin. Merâk etme, herkes kararlarını kabul eder</strong>” der. İmam-ı Azam bu kez, “<strong>Ama ben bu iş için ehil birisi değilim. Eğer bu sözüm doğru ise, bunu bizzat ben söylüyorum ki doğrudur. Eğer yalan söylüyorsam, yalancı birinin hâkim olması zaten uygun olmaz</strong>” der. Sözlerini şu şekilde tamamlar: “<strong>Zaten siz de bu hususta yalancı birini kendinize vekil yapıp, Müslümanların mal, can ve namuslarıyla ilgili meselelerin halledilmesi mevzusunu böyle bir kimseye bırakmazsınız, değil mi?</strong>” Böylece kadı olmaktan kurtulur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><strong>Bu Adam Deli!</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/06/minyaturb3px0.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15673" title="minyaturb3px0" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/06/minyaturb3px0.jpg" alt="" width="187" height="300" /></a>Sıra bu kez Mis’ar bin Kedâm’a gelmiştir. Daha Halife birşey söylemeden doğruca onun elinden tutar ve hiç olmadık bir sepeple Halifeye “<strong>Nasılsın? Çoluk-çocuk ne yapıyor? Hayvanlar otluyor mu?</strong>” diye sorular yöneltir.  Halife hiç beklenmedik bir zamanda bu sözleri duymanın garâbeti bir tarafa, kendi gözlerinin içine tuhaf tuhaf bakan bu kişiden korkar. “<strong>Bu adam deli! Atın bunu çabuk dışarı!</strong>” diyerek Mis’ar bin Kedâm’ı dışarı çıkartırlar. Böylelikle yaptığı bu numara ile Mis’ar da kurtulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong> <span style="font-size: medium;">Kadı Şüreyk</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Son olarak Kadı Şüreyk kalmıştır. Halife Mansur, ona “<strong>Artık sen kadı olacaksın</strong>” der. Şüreyk de “<strong>Ben sevdâvî denen bir hastalığa mübtelâyım. Hem unutkanlığım, hem de anlama yetersizliğim var</strong>” diyerek kurtulmaya bakar. Fakat bu kez Halife “<strong>Olsun,senin için tabiblere ilaç hazırlatırım. Hiç birşeyin kalmaz</strong>” diyerek karşılık verir ve mazaretini kabul etmez. Böylelikle kâdı’l-kudât (baş kadı) Şüreyk olur. Zaten tarih kitaplarına da <strong>Kadı Şüreyk</strong> olarak geçer.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;">Fakat onun bu koltuğa oturduktan sonra değiştiğini zannetmeyin. Zamanında mühim bir vazife yapan devlet ricâlinden suçlu birinin aleyhinde hiç çekinmeden öyle bir karar verir ki, bununla da yetinmez, cezanın infazını bizzat kendi takip eder.</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=xFWfUdhPJdY:gOIMMx2fugw:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=xFWfUdhPJdY:gOIMMx2fugw:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/xFWfUdhPJdY" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/06/deli-taklidi-yapti-hakimlikten-kacti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/06/deli-taklidi-yapti-hakimlikten-kacti/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Yavuz Sultan Selim’in Gördüğü Bir Rüya</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/uZSQT1_WYjw/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/06/yavuz-sultan-selim%e2%80%99in-gordugu-bir-ruya/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Jun 2011 00:03:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Klasik Çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=15579</guid>
		<description><![CDATA[Hayatımızın ayrılmaz bir parçası olarak kabul ettiğimiz rüya, hiç şüphesiz insanoğlu üzerinde bazen müsbet bazen de olumsuz tesirler bırakır. Bunun için bizim geleneğimizde kötü rüyaları kimseye anlatmamak, iyi rüyaları ise “hayra yormak” esastır. Bununla beraber tarih boyunca perde önündeki simaların gördükleri rüyalar meşhur-ı âlem olmuş, herkese ulaşmıştır. Güzelliği ile tanınan Hazret-i Yusuf’un rüya tabir etmede ayrı bir meziyete sahip olduğu kitaplarda geçer. Firavun ise bütün saltanatını kaybedeceğini rüyada görmüş ve tâbircilerin ifadeleri doğrultusunda zalimâne tedbirlere başvurmuştur. Fakat bütün bu önlemler onun gördüğü rüyanın künhünü (özünü) değiştirememiştir. Osmanlı padişahlarından Sultan I. Ahmed’in rüyası ve Aziz Mahmud Hüdâyi’nin tâbiri meşhurdur. Fakat bu kez biraz daha öncesine, yani Yavuz Sultan Selim’in gördüğü bir rüyaya ve ardından yaşananlara göz atalım…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/06/26.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-15585" title="sultan selîm-i evvel fî esnâi'l-şikâr * nevvera'llâhu merkadehû ilâ yevmi'l-kıyâmeh" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/06/26-292x300.jpg" alt="" width="292" height="300" /></a>Hayatımızın ayrılmaz bir parçası olarak kabul ettiğimiz rüya, hiç şüphesiz insanoğlu üzerinde bazen müsbet bazen de olumsuz tesirler bırakır. Bunun için bizim geleneğimizde kötü rüyaları kimseye anlatmamak, iyi rüyaları ise “<strong>hayra yormak</strong>” esastır. Bununla beraber tarih boyunca perde önündeki simaların gördükleri rüyalar meşhur-ı âlem olmuş, herkese ulaşmıştır. Güzelliği ile tanınan <strong>Hazret-i Yusuf</strong>’un rüya tabir etmede ayrı bir meziyete sahip olduğu kitaplarda geçer. <strong>Firavun</strong> ise bütün saltanatını kaybedeceğini rüyada görmüş ve tâbircilerin ifadeleri doğrultusunda zalimâne tedbirlere başvurmuştur. Fakat bütün bu önlemler onun gördüğü rüyanın künhünü (özünü) değiştirememiştir. Osmanlı padişahlarından <strong>Sultan I. Ahmed</strong>’in rüyası ve <strong>Aziz Mahmud Hüdâyi</strong>’nin tâbiri meşhurdur. Fakat bu kez biraz daha öncesine, yani <strong>Yavuz Sultan Selim</strong>’in gördüğü bir rüyaya ve ardından yaşananlara göz atalım…</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span id="more-15579"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><strong>Baba ve Oğul</strong></span></p>
<div id="attachment_15593" class="wp-caption alignright" style="width: 310px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/06/52.jpg"><img class="size-medium wp-image-15593" title="Sultan Selim'in Tuğrası" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/06/52-300x154.jpg" alt="" width="300" height="154" /></a><p class="wp-caption-text">Sultan Selim&#39;in Tuğrası</p></div>
<p style="text-align: justify;">Yavuz Sultan Selim’in seferde ve hazerde (barışta) yanından ayırmadığı bir sohbet arkadaşı vardır. <strong>Hasan Can</strong> ismiyle bilinen bu zât, âlim ve hikmet ehli birisidir. Onun oğlu <strong>Hoca Sadeddin Efendi</strong> ise hem Sultan III. Murad’ın hem de III. Mehmed Han’ın hocalığını yapacaktır. Sonraki yıllarda şeyhülislamlık makâmına kadar yükselecektir. Hoca Sadeddin Efendi’nin Osmanlı tarihini anlattığı <strong>Tâcüt-Tevârih</strong> isimli eseri meşhurdur. Burada babası Hasan Can ile Yavuz Sultan Selim arasında geçen bir rüya tabiri meselesini bizzat babasından duyarak nakletmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: medium;">Şeyh Bedhaşi</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/06/1871.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-15613" title="187" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/06/1871-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a>Yavuz Sultan Selim’ 1517’de Mısır’ı civarındaki birçok bölgeyle beraber Osmanlı topraklarına katar. Şam da bu yerler arasındadır. Padişah bir ara Şam’da iken buranın büyük âlimlerinden <strong>Muhammed Şeyh Bedahşi</strong> ile tanışır. İki kez bizzat ziyaretine gider ve duasını almaya bakar. İlk sohbette hiç konuşmazlar. İkinci sohbette ise Muhammed Bedahşi, padişaha nasihatlerde bulunur. Saltanatla beraber üzerine çok büyük bir yükün bindiğini hatırlatır. O celalli padişah gâyet edebli bir şekilde söylenenleri dinler ve ayrılırken bu zâtın duasını talep eder. Bundan sonra yaşananları Yavuz Sultan Selim’in musâhibi (sohbet arkadaşı) Hasan Can’dan dinleyelim…</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><strong>Vefat Haberi</strong></span></p>
<div id="attachment_15606" class="wp-caption alignright" style="width: 282px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/06/file_668811.jpg"><img class="size-full wp-image-15606 " title="file_66881" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/06/file_668811.jpg" alt="" width="272" height="204" /></a><p class="wp-caption-text">Yavuz Sultan Selim</p></div>
<p style="text-align: justify;">“Mısır feth olunduğu günlerdi. Bir sabah Yavuz Sultan Selim Han bana şöyle buyurdu: <em>“Bu gece rüyada Muhammed Bedahşî’yi gördüm. Yolculuk hazırlığında olup bir beyaz kepenek giymiş, üstüne de bir ip kuşak bağlamıştı. Bu hâlde gelip yolculuğa çıkacağını söyleyip bizimle vedalaştı</em>.” Ben ise gençlik atılganlığı ile hemen rüyayı tabire giriştim ve; <em>“Velilerin görünüşte çıkacakları yolculuk, âhiret seferi olmak gerektir. Eğer vefat etmemiş ise yakında vefat edeceklerine işarettir.”</em> dedim. Padişah hiçbir karşılık vermedi. Ben de rüyayı böyle tabir ettiğim için pişmanlık duydum. Çok geçmeden, Muhammed Bedahşî’nin ölüm döşeğinde olduğu haberi geldi. Yanındakilere; <em>“Harameyn-i Muhteremeyne (Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’ye) hizmetleri ile başlara taç olan Sultan’a benden dua, selâm ve muhabbetlerimi iletirken dünyadan da sefer ettiğimi bildirin.”</em> diye vasiyette bulunmuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><strong>Bu Rüya Tabirinin Cezası Nedir?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/06/132.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-15616" title="13" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/06/132-220x300.jpg" alt="" width="220" height="300" /></a>Şam vâlisi, durumu Sultan’ın kapısına iletmişti. Bu sırada Yavuz Sultan Selim’in hocası Halîmî Çelebi, padişahın yanına geldi. Konuşurlarken Yavuz Sultan Selim Han; <strong>“Şöyle bir rüya görmüştüm. Hasan Can da böyle yorumlamıştı. Çoğunlukla rüyanın gerçekleşmesi, tabirin şekline bağlıdır. Şimdi o veli zât, vefat etmiştir. Böyle olması tabirden ileri gelmiştir. Yani Hasan Can ölüme yorduğu için onun vefatında bu tabirin tesiri vardır. Siz hakem olun. Hasan Can bu yönden cezalandırılmaya lâyık değil mi? Bu şekilde tâbirin cezası da şiddetle bir tazir (azarlama) değil mi?”</strong> dedi. Halimî Efendi ise bana bakıp; <em>“Senden böyle acemi davranış beklemezdim. Atılganlık etmişsin.”</em> dedi. Ben ise utancımdan başımı eğip dedim ki: <strong>“<em>Sultanım, vefat günü ile rüyanın görüldüğü tarih tespit edilsin. Eğer rüya daha önce ise ferman devletlü Padişahımındır. Eğer iş aksi ise gerçek budur ki, gerisi hazretinize kalmış”</em></strong><em> </em>Halimî Efendi, bu sözlerimi doğru bulup dedi ki: “<em>Hasan Can kulunuzun görüşü akla uygundur. Gerçekte de değerli katınızda hoş karşılanmalıdır.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Başlara taç olan Padişah, Şam’dan gelen mektubu gösterdi. Gördüğü rüyanın, Muhammed Bedahşî’nin vefatından sonrasına rastladığı meydana çıkınca Sultanımız bana kıymetli bir hil&#8217;at (elbise) ile tam ayar iki yüz dinar altın ihsan buyurdu. Ben de “Bunca lütuf Muhammed Bedahşî’nin kerameti eseridir” diyerek, aziz ruhuna dualar eyledim.”</p>
<p style="text-align: justify;">
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=uZSQT1_WYjw:VoKv9zpi1F0:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=uZSQT1_WYjw:VoKv9zpi1F0:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/uZSQT1_WYjw" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/06/yavuz-sultan-selim%e2%80%99in-gordugu-bir-ruya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/06/yavuz-sultan-selim%e2%80%99in-gordugu-bir-ruya/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Yehova’nın Şahitleri Belgeseli</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/0C9AQaiyk8M/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/05/didem-yilmaz-yehova-nin-sahitleri-belgeseli/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 May 2011 20:46:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=15565</guid>
		<description><![CDATA[
1.Kısım

2.Kısım

Filmin Adı:  YEHOVA’NIN ŞAHİTLERİ
Filmin Türü: Belgesel
Yapım Tarihi:  2011
Süresi: 27’
Elektronik Posta Adresi:  didemcast@windowslive.com
www. didemyilmaz.blog.com
JENERİK BİLGİLERİ
Hazırlayan ve yöneten: Didem YILMAZ
Müzik &#8211; Watchtower Bible and Tract Society of New York, Inc. Brooklyn, New York, ABD
Seslendiren– ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: center;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/05/yehova-nin-sahitleri-didem-yilmaz.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-15568" title="yehova-nin sahitleri didem yilmaz" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/05/yehova-nin-sahitleri-didem-yilmaz.jpg" alt="yehova-nin sahitleri didem yilmaz" width="404" height="306" /></a></h2>
<h2 style="text-align: center;">1.Kısım</h2>
<p style="text-align: center;"><iframe width="640" height="510" src="http://www.youtube.com/embed/sFMu7NFv03Q" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<h2 style="text-align: center;">2.Kısım</h2>
<p style="text-align: center;"><iframe width="640" height="510" src="http://www.youtube.com/embed/dptCyXvZHPE" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Filmin Adı:  YEHOVA’NIN ŞAHİTLERİ<span id="more-15565"></span></p>
<p>Filmin Türü: Belgesel</p>
<p>Yapım Tarihi:  2011</p>
<p>Süresi: 27’</p>
<p>Elektronik Posta Adresi:  didemcast@windowslive.com</p>
<p>www. didemyilmaz.blog.com</p>
<p><strong>JENERİK BİLGİLERİ</strong><br />
Hazırlayan ve yöneten: Didem YILMAZ</p>
<p>Müzik &#8211; Watchtower Bible and Tract Society of New York, Inc. Brooklyn, New York, ABD</p>
<p>Seslendiren– Nadim Güç</p>
<p>Kurgu – Onur Karıncalı</p>
<p>Konusu: Dünya çapındaki misyoner, Yehova’nın Şahitleri hakkında hazırlanan bir belgeseldir. Yehova’nın Şahitlerinin tarihçesi, inançları, ibadetleri, ayinleri, teşkilatlanması, maddi kaynakları, çalışmaları, karşıt görüşleri, uluslararası ibadetleri, Kapı kapı ziyaretleri, günümüzdeki sayıları ve bekledikleri son…</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=0C9AQaiyk8M:wCgGrtSlg5I:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=0C9AQaiyk8M:wCgGrtSlg5I:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/0C9AQaiyk8M" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/05/didem-yilmaz-yehova-nin-sahitleri-belgeseli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/05/didem-yilmaz-yehova-nin-sahitleri-belgeseli/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Baruthâne Patladı!</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/LkQQNo3Dv80/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/05/baruthane-patladi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 May 2011 03:21:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Klasik Çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=15529</guid>
		<description><![CDATA[Tarihte siyasi hâdiselerin yanında gündelik hayata dair çok sayıda vak’a yaşanmıştır. Fakat bu hususiyet çoğu zaman unutulur ve tarihin daha çok savaşlar ve barışlardan müteşekkil bir bilim dalı olduğuna inanılır. Halbuki tarihî kaynaklarda yer alan sosyal olaylar azımsanacak kadar az değildir. Bu tarz anekdotlara hukukî anlaşmazlıkların tutulduğu kadı  defterlerinde, günlük olayların kaydedildiği rûznâmelerde tesadüf edilebileceği gibi o dönemin şahidi olan tarih kitaplarında da rastlanabilir. 16. yüzyıl sonlarında bir Baruthane’ye düşen yıldırımda olduğu gibi…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/05/toplar.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-15530" title="Classical Age" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/05/toplar-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></a>Tarihte siyasi hâdiselerin yanında gündelik hayata dair çok sayıda vak’a yaşanmıştır. Fakat bu hususiyet çoğu zaman unutulur ve tarihin daha ziyade savaşlar ve barışlardan müteşekkil bir bilim dalı olduğuna inanılır. Halbuki kaynaklarda yer alan sosyal olaylar azımsanmayacak kadar çoktur. Bu tarz anekdotlara hukukî anlaşmazlıkların tutulduğu kadı  defterlerinde, günlük olayların kaydedildiği rûznâmelerde rastlanabileceği gibi o dönemin şahidi konumundaki tarih kitaplarında da tesadüf edilebilir. 16. yüzyıl sonlarında bir Baruthane’ye düşen yıldırımda olduğu gibi…</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span id="more-15529"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;"><span style="background-color: #ffffff;">.</span></span></p>
<div id="attachment_15533" class="wp-caption alignright" style="width: 310px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/05/Bakırköy-Baruthanesi1.jpeg"><img class="size-medium wp-image-15533" title="Bakırköy Baruthanesi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/05/Bakırköy-Baruthanesi1-300x173.jpg" alt="" width="300" height="173" /></a><p class="wp-caption-text">Bakırköy Baruthanesi</p></div>
<p style="text-align: justify;">Bu tarih kitabının yazarı Selanikli Mustafa Efendi’dir. Kaleme aldığı eserden dolayı, söz konusu kronik (olayları tarihî sıraya göre anlatan kitap) <strong>Selânikî Tarihi</strong> olarak bilinir. 17. yüzyılın başlarında yazılmıştır. Dili o devir için değil, fakat zamanımız için söyleyecek olursak pek sâde sayılmaz. Buna binâen içerisinde anlattığı hâdiseler bakımından mühim bir kaynaktır. Bilhassa gündelik hayatta vuku bulan önemli olaylara da yer verir. İşte bunlardan biri, 1590’lı yılların sonlarında Rumeli’ndeki Vardar Kalası demekle bilinen baruthaneye düşen yıldırım ve ardında bıraktığı yıkımdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<div id="attachment_15543" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/05/images2.jpg"><img class="size-medium wp-image-15543" title="baruthane" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/05/images2-300x219.jpg" alt="" width="300" height="219" /></a><p class="wp-caption-text">Baruthâneden bir kesit</p></div>
<p style="text-align: justify;">Bulutlar gittikçe siyahlaşmış ve nihayet ardından muazzam bir yağmur başlamıştır. Bu yağmur esnasında dehşet veren bir sesle yeryüzüne isabet eden yıldırım kaleyi hedef alır. Akabinde kulakları sağır edercesine bir patlama… İçeride barut, fişek -ki bunların 1300 kantar ağırlığında olduğu belirtilir- ve silah nev’inden her ne varsa bir anda infilâk eder.  Baruthane’nin su kenarında bulunması aslında bir bakıma avantajdır. Çünkü çıkan yangın, yağmurun da tesiriyle kontrol altına alınabilecektir. Fakat cepehâneden eser kalmamıştır. Bazı toplar denize düşmüş, kale burçlarıyla beraber paramparça olmuştur. Olayı müteâkip derhal İstanbul’a haber yollanır ve baruthanenin yeniden inşası için yardım talep edilir. Tâbii olarak imparatorluğun payitahtı olan İstanbul’dan en kısa zamanda yardım eli uzanacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;">Takvimler hicrî olarak 1005 senesinin Receb ayını göstermektedir. O da Mart 1597’ye tekâbül eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihi bir vesika olması bakımından söz konusu hadisenin aslî şeklini de paylaşalım<em>:</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Ve bu esnâda evâhir-i şehr-i Receb’de Selânik’de âyin-i saltanat üzre fütûhât-ı celîle ahbârı ile şehr donanması tedârüki mahallinde bir gice nâgehânî kazâu’llâh ile alâmet-i bârân ve berk-i ra’d ve sâi’ka olup, Vardar Kal’ası dimekle meşhûr âfâk rûy-ı zemînde bî-misl ü mânend olan hazâin-i baruta nâzil olup, bin üç yüz kantar top otu kıyâmet-mehîb sadâ ile kal’ayı burc u bârûsıyla ayyûka çıkarup, zerrâta karışdırup ve içinde olan dizdâr ve merdân-ı kal’adan az kimse serâsime-i hayât ile halâs olup leb-i deryâda olmağla toplarun ekseri deryâya düşüp azîm velvele olduğı haberi gelüp, “Kal’anun müceddeden binâ olması lâzım olmışdur” diyü arz olundı.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> Fi selh-i Receb, sene hamse ve elf.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em> </em></p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=LkQQNo3Dv80:8XEP0xYdGYc:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=LkQQNo3Dv80:8XEP0xYdGYc:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/LkQQNo3Dv80" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/05/baruthane-patladi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/05/baruthane-patladi/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Bin Kantar Barut Göze Sürmeye Yetişmez</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/o8T4cACpJHE/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/05/bin-kantar-barut-goze-surmeye-yetismez-2/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 May 2011 01:06:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Belge-Vesika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=15515</guid>
		<description><![CDATA[Barındırığı yüz milyonlarca belge ile Başbakanlık Osmanlı Arşivi insanlığın en önemli hazıfa kayıtları arasında zikredilebilir .  Bu arşivde zaman zaman enteresan, zaman zaman gülünç ve pek çok kere ibretlik belgelere rastlamak da mümkündür.  İşte  bu kavilden olarak  Yemişçi Hasan Paşa'nın padişaha arz ettiği bir telhis örneği.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/05/barut.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-15507" title="barut" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/05/barut.jpg" alt="" width="175" height="126" /></a><span class="cap" title="B">B</span>arındırığı yüz milyonlarca belge ile Başbakanlık Osmanlı Arşivi insanlığın en önemli hazıfa kayıtları arasında zikredilebilir .  Bu arşivde zaman zaman enteresan, zaman zaman gülünç ve pek çok kere ibretlik belgelere rastlamak da mümkündür.  İşte  bu kavilden olarak  Yemişçi Hasan Paşa&#8217;nın dönemin padişahı III.Mehmed&#8217;e arz ettiği bir telhis örneği.<span id="more-15515"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bin Kantar Barut Göze Sürmeye Yetişmez</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/05/Grand-vezir.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15502" title="Grand vezir" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/05/Grand-vezir.jpg" alt="" width="202" height="241" /></a>Saadetli padişahım sefer-i hümayunun rükn-i azamı baruttur, barut olmayınca asla bir vech ile sefer olmaya mecal olmadığı malum-ı hümayunlarıdır ve bu husus defaat ile rikab-ı hümayuna arz olunmuşdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sene gelecek barutun tedariki geçen sene görülmek ve gelecek seneye lazım olacak barutun tedariki bu sene görülmek gerektir. Bu kulları geçen sene Âsitane&#8217;de iken bir kimesneye her yıl 700 kantar barut göndermek şartı ile Oltu sancağın tevcih edip ve Karaman&#8217;dan dahi 2700 kantar barut şartıyla bir kimesneye nezaret verilmişti. Şimdi ol mahallerden barut gelmek ümit olunurken Celali üzerine serdar olan Hasan Paşa mani olup ol sancağı ve nezâreti ahar kimesnelere verilmekle ol caniblerden bir vukıyye barut gelmemiş; barut hususunda böyle tedarik görülecek sır olmak ne vechile mümkün olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/05/osmanli-hat.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-15503" title="osmanli-hat" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/05/osmanli-hat.jpg" alt="" width="233" height="165" /></a>Bu canibde ise asla barut kalmayıp <strong>serhad kalelerinde dahi barut olmamakla her gün &#8216;meded barut&#8217; deyu kalelerden feryadlar gelir</strong>; yanımızda ise barut yoktur ki verevüz. kalelerde ise barut olmayıp lazım olduğu denli barut verilmeyince hemen kafir gelsin alsın demektir,<strong> barut sair nesne gibi değildir vakti ile zamanı ile tedarik görülüp işletmeyince muzayaka mahallinde 100.000 altın verilse faidesi olmaz</strong>. <strong>barut olmayınca dünya dolusu altın akçe olsa barutun yerini tutmaz, kale saklamak ve cenk eylemek barut ile olur</strong>, küffar her hangi mahalle gelse niçe bin kantar barutla ve tedarikle safi ateş olur gelir, bu tarafta barut olmayınca mukabele olmak ne vechile mümkündür; ve barut olmayınca bu kadar zahmet ve meşakkat çekip asker cem olup ve bu kadar hazineler sarf olup sefere geldiklerinin faydası nedir? Hiç barut olmayınca sefer olur mu? Bu kulunuz bu kadar feryatlar edip mübarek başınıza suda&#8217; verip vâki-i hâli ilam ederim amma faydası olmaz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/05/iii-osmanin-hatti-humayunu.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15504" title="iii-osmanin-hatti humayunu" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/05/iii-osmanin-hatti-humayunu.jpg" alt="" width="243" height="350" /></a>Geçen sene Mısır&#8217;dan ancak bin kantar barut gelmiştir, <em>bin kantar barut göze sürmeye yetişmez</em></strong><em>;</em> bu kulunuz bir ehl-i vakf kapıcıbaşıyı barut için Mısır&#8217;a gönderdim. Mısır beylerbeyi barut vermek değil mezburu Mısır&#8217;a bile koymamış&#8230; <strong>Amma emir tutulmaz ve söz eslenmez oldu. Bu kulunuz veziriazam olduğumun faydası nedir k</strong>i? Mısır beylerbeyisi sözümüzü tutmaz. Celâli üzerine serdar olan Hasan Paşa bizim tedarikimizi bozup hilafına hareket eder. Veziriazamlık böyle mi olur?</p>
<p style="text-align: justify;">Devletli padişahım, Mısır beylerbeyisi Malkoç Ali Paşa dahi tazedir, hareminizden gözü bağlı çıkarıp bir uğurdan vezaret ihsan buyurup be kadar iltifat buyurdunuz. <strong>saadetli padişahımın bu mertebe iltifatına tahammül eylemek müşkildir</strong>. Mısır gibi vilayete hâkim olup bu kadar iltifata mazhar oldu, veziriazamın sözüne itibar mı eder? <strong>Amma devletli padişahım, nizam ve intizam-ı alem bununla bozulmuştur. herkes kendinden büyücek olanın sözünü tutmayıp bildiğin eylediği için alem bu şekle girdi. Bu kulunuzun veziriazamlığının faydası nedir?  Sözümüzü kim tutar?&#8230;</strong></p>
<p style="text-align: justify;">C. Orhonlu, <em>Osmanlı Tarihine Aid Belgeler: Telhisler(1597-1607)</em>, İstanbul 1970, s.19-21.</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=o8T4cACpJHE:5N_MWQGb_Po:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=o8T4cACpJHE:5N_MWQGb_Po:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/o8T4cACpJHE" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/05/bin-kantar-barut-goze-surmeye-yetismez-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/05/bin-kantar-barut-goze-surmeye-yetismez-2/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>İran Tarih Atlası</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/Yy6yCb0K4sI/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/05/iran-tarih-atlasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 May 2011 17:08:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[atlas]]></category>
		<category><![CDATA[iran tarih atlası]]></category>
		<category><![CDATA[tarih atlası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=15481</guid>
		<description><![CDATA[Türklerin ve  Farsların tarihi birbirinin ayrılmaz birer parçası gibidir.  Bu iç  içelik  öyle bir sarmal halini almıştır ki asırlar boyunca Türklerin her  fırsatta temas halinde bulundukları Çin, Avrupa veya Arapların  tarihinde ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="aligncenter size-full wp-image-15483" title="iran_tarih_atlasi" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/05/iran_tarih_atlasi.jpg" alt="iran_tarih_atlasi" width="424" height="584" />Türklerin ve  Farsların tarihi birbirinin ayrılmaz birer parçası gibidir.  Bu iç  içelik  öyle bir sarmal halini almıştır ki asırlar boyunca<span id="more-15481"></span> Türklerin her  fırsatta temas halinde bulundukları Çin, Avrupa veya Arapların  tarihinde bu kadar derin izlere rastlanmaz. Oğuz efsaneleri ve “ <strong>Afrasiyab’ın</strong>”  başı çektiği amansız İran-Turan mücadelesi ile başlayan, Türkler’in  İran kültürü üzerinden islamı tanımasıyla evirilen ve nihayet çok yakın  geçmişe kadar Selçukilerden Safevilere Avşarlardan Kaçarlara asırlar  boyu Türk hanedanlarının hakimiyetini taşıyarak bu güne ulaşan bu  coğrafya’da batılıların Turko-İranı dedikleri  yeni bir sentez hayat  bulmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkler  yüzyıllar boyu Araplardan değil Farslardan öğrendikleri  alfabe ile  kendi dillerini okumuş, yazmış eserler vermiş, bu gün bir kısmını rafa  kaldırmış olsak bile halen varlığını ve  canlılığını sürdüren   milyonlarca kelimeyi birbirlerinin dillerine katmıştır. Türkiye’den  sonra aynı dili farklı alfabeyle yazıp konuşması ve mezhebi farklı olsa  da  meşrebi aynı diyebileceğimiz en büyük Türk kitlesine 25 milyondan  fazla bir nüfus ile  İran Coğrafyası (Güney Azerbaycan) ev sahipliği  yapmaktadır.  Yine  bu coğrafyanın bir Türk hanedanının tesiri ile   mezhebini tebdil ettiği de unutulmamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Anlaşılması  Azerbaycan Azericesinden daha basitçe olduğu fark edilen İran Azeri  Türkçesiyle yapılmış ve sayısı on binleri bulan internet sitesini Eski  Türkçe ile yazıldığı için okuyamasak da videolarını, şarklılarını  dinlediğimizde bir Anadolu kasabasından yükselen seda’dan hiçte farklı  olmadığı görülüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Nihayet,  <strong>“Pâymâl eyleyelim kişverini sürhserin</strong>”  naraları ile birbirinin anlında derin çizgiler bırakan, kah savaşan,  kah vuruşan ama daima ortak kültürel membadan beslenen  bu iki milletin  eninde sonunda birbirinin tarihine kapı aralamasının kaçınılamaz olduğu  ise yadsınamaz bir gerçek.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilgisayara indirmek için tıklayınız:</p>
<blockquote>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/ekutuphane374" title="Bu dosya 605 kez indirildi.">İran Tarih Atlası (605)</a></strong></span></p>
</blockquote>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=Yy6yCb0K4sI:AGwn2Qzv-FQ:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=Yy6yCb0K4sI:AGwn2Qzv-FQ:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/Yy6yCb0K4sI" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/05/iran-tarih-atlasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/05/iran-tarih-atlasi/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Yirmili Yaşlarda Padişah Hocası Olmak</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/3o4h9mMTUQk/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/04/yirmili-yaslarda-padisah-hocasi-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Apr 2011 04:50:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyet]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=15393</guid>
		<description><![CDATA[Eskilerin çok güzel bir sözü var: Şerefü’l-insan bi’l-ilmi ve’l-edeb / Lâ bi’l-mâli ve’l-haseb… Yani demek isterler ki, “İnsanın şerefi sahip olduğu ilim ve edep sebebiyledir. Yoksa üstünlük, mal ve soy ile değildir. Bunun içindir ki âlime ve ilme hürmet eden toplumlar her zamanda pâyidar kalmışlar, bu erdemden mahrum kaldıkları gün ise yok olmaya yüz tutmuşlardır. Tarih boyunca nâmlı hükümdarın yanında her zaman işlerini danıştıkları, onların fikirleriyle karar verdikleri bir bilge kişilik göze çarpmaktadır. İstanbul’un fatihi II. Mehmed’in ise çok sayıda hocası vardır. Fakat bunlardan biri, henüz 20’li yaşlarda bu makama ulaşacaktır…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/1790490672_02d99388212.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-15399" title="livresancien" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/1790490672_02d99388212-239x300.jpg" alt="" width="239" height="300" /></a>Eskilerin çok hoş bir sözü var: <strong>Şerefü’l-insan bi’l-ilmi ve’l-edeb</strong> / <strong>Lâ bi’l-mâli ve’l-haseb…</strong> Yani demek isterler ki, “<em>İnsanın şerefi sahip olduğu ilim ve edep sebebiyledir. Yoksa üstünlük, mal ve soy ile değildir.</em>&#8221; Bunun içindir ki âlime ve ilme hürmet eden toplumlar her zamanda pâyidar kalmış, bu erdemden mahrum oldukları gün ise unutulmaya yüz tutmuşlardır. Tarih boyunca nâmlı hükümdarın yanında çok vakit işlerini danıştıkları, onların fikirleriyle karar verdikleri bir bilge kişilik göze çarpar. <strong>Alexandre The Great</strong> olarak bilinen Büyük İskender,<strong> </strong><em>Aristo</em>’dan; Herat bölgesi hükümdarı <strong>Hüseyin Baykara</strong>, <em>Ali Şir Nevâyi</em>’den; Selçuklu hükümdarı <strong>Melikşah</strong> ise şanlı vezir <em>Nizamülmülk</em>’ten her bakımdan istifade etmiştir. İstanbul’un fatihi II. Mehmed’in ise çok sayıda hocası vardır. Fakat bunlardan biri, henüz 20’li yaşlarda bu makama ulaşacaktır…</p>
<p><span id="more-15393"></span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><br />
</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;"><br />
</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>Âlimin oğlu yarım âlimdir</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/444px-Gentile_Bellini_003.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-15403" title="fatih" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/444px-Gentile_Bellini_003-222x300.jpg" alt="" width="170" height="231" /></a>Bahsettiğimiz kişi<strong> Sinan Paşa</strong>’dır. Peki kimdir bu Sinan Paşa&#8230; Kendisi 1453 senesinde İstanbul alınınca bu şehre ilk hâkim olarak tayin edilen <strong>Hızır Bey</strong>’in oğludur. Asıl ismi <strong>Yusuf’</strong>tur. Fakat lakâbı  <strong>Sinaneddin</strong> şekliyle bilinmiş, ardından yalnızca <strong>Sinan</strong> ismiyle şöhret bulmuştur. Öyleyse ondan bahsederken Yusuf Sinan ismini kullanmak yanlış olmayacaktır. “<em>Âlimin oğlu da yarım âlimdir</em>” sözü gereğince kendisinde okumaya dair muazzam bir kâbiliyet vardı. Küçük yaşta önce babasından, sonra bir çok hocadan zamanının din ve fen ilimlerini tahsil etti. Annesi, Fatih Sultan Mehmed’in bir diğer hocası olan Molla Yegan’ın kızıdır. Fâtih’in başta <strong>Akşemseddin </strong>olmak üzere <strong>Molla Hüsrev</strong>, <strong>Molla Yegan</strong>, ayrıca yabancı dil ve Avrupa tarihlerini öğrendiği <strong>Anconal Giriaco</strong> ve <strong>Giovanni Angioello</strong> gibi mürebbileri vardı.  Fatih Sultan Mehmed ilme ve ilim adamına çok kıymet verdiği için ismini duyduğu âlimi nerede olsa İstanbul&#8217;a davet ederdi. Sinan Paşa ise bu halkaya daha sonraları dahil olacaktır.</p>
<p><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong><span style="color: #ffffff;"> </span><span style="color: #ffffff;">.</span>Sahn-ı Semân’da…</strong></span></p>
<p style="text-align: right;">
<div id="attachment_15439" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/sahnıseman2.jpg"><img class="size-medium wp-image-15439 " title="sahnıseman" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/sahnıseman2-300x201.jpg" alt="" width="300" height="201" /></a><p class="wp-caption-text">Fatih&#39;in İstanbul&#39;un fethinin ardından yaptırdığı Sahn-ı Semân Medreseleri. Bu medrese zamanın en önde gelen fakülterini içerisinde barındırmaktaydı.</p></div>
<p style="text-align: right;">
<p style="text-align: justify;">Babasının çevresi sebebiyle mükemmel bir tahsil gören Yusuf Sinaneddin çok küçük yaşta kendini okumaya verir. Yirmili yaşlara ulaştığında medresede talebe okutacak seviyeye ulaşır ve bugünkü mânâda profesörlük derecesini alır. Fatih, bu gençten haberdar olmuştur. Önce onu Edirne’ye tayin eder, bir müddet geçtikten sonra  İstanbul’a çağırır. Devrin en yüksek ilim akademisi olan S<strong>ahn-ı Seman</strong>’da kendisine kürsü verir. Yusuf Sinan 25 yaşına geldiğinde artık hususiyetlerini ispatlamıştır. Üstün zekâsı, çözülemeyen meseleleri ele alışı ve sürat-ı intikali ile dikkatleri üzerinde toplar. Nihayet Fatih, kendisinden yaşca küçük olan bu genci hocaları arasına dahil etmeye karar verir ve sohbetinden istifade etmek ister. Artık padişahın yakınları cümlesindendir. Ayrıca bu gence Fatih tarafından vezirlik de verilecektir.</p>
<p><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>Hâce-i Sultânî</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/38a8d3f68a77daaffe0f13de4619c24d1.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-15416" title="livresdémode" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/38a8d3f68a77daaffe0f13de4619c24d1-271x300.jpg" alt="" width="225" height="250" /></a>Yusuf Sinan Efendi artık vezirdir. Buna binâen paşa ünvanı da ihsan edilmiş ve artık o<strong> Sinan Paşa </strong>olmuştur. Fakat onu bu pâyeden (rütbeden) daha çok memnun eden şey varsa, o da <strong>Hâce-i Sultânî,</strong> yani padişahın hocası ünvanını almasıdır. Bundan dolayı Sinan Paşa, hem hoca, hem de vezir olması sebebiyle daha sonraki devirlerde “<strong>Hoca Paşa</strong>” sıfatıyla da anılır. Fatih Sultan Mehmed Han’ın tedvin ettiği meşhur kanunnâmesinde, <em>Hâce-i Sultanî ünvanına sahip olanların birçok vezirden rütbe olarak üstün olduğu ve bayram tebriklerinde padişahın, hocaları için bizzat ayağa kalkmalarının şart olduğu</em> belirtilmektedir. Bu açıdan düşündüğümüzde yirmili yaşlarda olan böyle bir zâtın kendisinden yaşca büyük ve İstanbul’u fethederek dünyanın dikkatlerini üzerine çekmiş olan haşmetli  hükümdar tarafından ne derece hürmet gördüğü anlaşılabilir. Zaten Osmanlı Devleti&#8217;ni altı asır boyunca ayakta tutan en mühim faktörlerden biri bilgiye verilen değer ve sahip olunan tevazu değil miydi?</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;">Sinan Paşa’nın Sahn-ı Semân’da vazife yaparken ders aralarında kaleme aldığı <strong>Tazarrunâme</strong> adında çok hoş bir eseri vardır. Türkçeyi mükemmel bir şekilde kullanarak düz yazıda şiir üslubunu yakalamıştır. Eğer fırsat bulursak bir başka zaman söz konusu eserden güzel pasajlar alıntılayarak köşemizi kıymetlendiririz…</p>
<p><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=3o4h9mMTUQk:ss4jWbEvyHw:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=3o4h9mMTUQk:ss4jWbEvyHw:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/3o4h9mMTUQk" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/04/yirmili-yaslarda-padisah-hocasi-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/04/yirmili-yaslarda-padisah-hocasi-olmak/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>En Güzel Hediyeyi Verdi</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/itpnhtMybtE/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/04/en-guzel-hediyeyi-verdi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Apr 2011 22:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=15305</guid>
		<description><![CDATA[
Tarihimizde tozlu sayfalar arasında kalmış ve bugün için belki de garip addedebileceğimz satırlar bulunmaktadır. Bu sayfalar karıştırıldığı takdirde karşımıza çıkan bazı anekdotlar kimi zaman heyecan verici olabilmektedir. Bizim kültürümüzde herkesçe beğenilen bir gelenek vardır ki,  ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/Temsil.jpg"><img class="size-medium wp-image-15317 alignleft" title="Temsil" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/Temsil-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></a>Tarihimizde tozlu sayfalar arasında kalmış ve bugün için belki de garip addedebileceğimz satırlar bulunmaktadır. Bu sayfalar karıştırıldığı takdirde karşımıza çıkan bazı anekdotlar kimi zaman heyecan verici olabilmektedir. Bizim kültürümüzde herkesçe beğenilen bir gelenek vardır ki,  uzak bir yolculuktan yahut seyahatten dönüldüğü zaman geride kendisini bekleyenlere hediyeler getirmek ayrı bir letâfet ve nezâket örneğidir. İşte şimdi  beş asır önce yaşanmış bu tarz bir hâdiseye şahit olacağız. Bu hikayenin kahramanları ise astronomi ve matematikte devrin iki büyük âlimi  olan  Ali Kuşçu ile Uluğ Beğ olacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span id="more-15305"></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="font-size: medium;">Asrının Batlemyus&#8217;u</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/19861.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15308" title="minyatur" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/19861.jpg" alt="" width="232" height="226" /></a>Ali Kuşçu İstanbul’un Fatih’i olan II. Mehmed Han zamanının önde gelen bilginlerindendir. Yüzyıllar boyunca Batı dünyası onu Asrının Batlemyus’u (Ptolemy) olarak vasıflandırdı. Asıl ismi <strong>Alâeddin Ali</strong>’dir. Fakat kendisi A<strong>li Kuşçu</strong> ismiyle şöhret bulmuştur. Bunun sebebi, babasının Maveraünnehir bölgesi hükümdarı olan Uluğ Beğ’in av kuşlarını yetiştiricisi olmasıdır. Yani Ali Kuşçu&#8217;nun babası, Uluğ Beğ&#8217;in Doğanbaşısı olduğu için oğlu Ali, babasının bu işine nispeten<strong> Kuşçu</strong> sıfatıyla anılmıştır. Küçük yaşta ilim hayatına başlayan Ali Kuşçu, bu bölgede Uluğ Beğ’in meydana getirdiği ilim çevresinde büyüdü. Akli ve naklî ilimleri bir arada tahsil etti. Zamanın derin âlimlerinden Kadızâde-i Rûmî, Gıyâseddin Cemşîd ve Muîniddin Kâşi’den matematik, fizik ve astronomi ilimlerinin inceleliklerini öğrendi.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><strong> <span style="color: #ffffff;">.</span>Â</strong><strong>lim ilme doymaz</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<div id="attachment_15359" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/rasadhane3.jpg"><img class="size-medium wp-image-15359" title="rasadhane" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/rasadhane3-300x200.jpg" alt="" width="300" height="205" /></a><p class="wp-caption-text">Semerkand&#39;da bulunan bu rasadhanede Ali Kuşçu, Kadızâde-i Rumi ve Uluğ Beğ gibi büyük astronomlar vakitlerini geçirmişlerdir.</p></div>
<p style="text-align: justify;">Fakat bir noktadan sonra darb-ı mesel, yani atasözü hâlini almış bir tâbir âdeta Ali Kuşçu’nun üzerinde tezâhür ediyordu. “Âlim ilme doymaz” demişlerdir. Ali Kuşçu belli bir yaşa geldikten sonra Semerkand’dan çıkıp Kirman’a gitmek ister. Çünkü bu bölge de Semerkand gibi mühim ilim adamlarının bulunduğu bir merkezdir. Fakat söz konusu isteğini bir türlü hocalarına açamaz. Çünkü onlardan bu seyahate dâir izin çıkmayacağından endişeleniyordur. Hocası Kâdızâde ve yaşadığı bölgenin hükümdarı Uluğ Beğ ona değer veriyor ve yetişmesinde ihtimam gösteriyorlardı. Fakat Ali Kuşçu daha fazla dayanamadı ve Kirman’a doğru harekete geçti. Burada kaldığı müddetçe hem öğrendi, hem de öğretti. İlmini arttırdı. Bu süre zarfında <strong>Şerhü’t-Tecrîd&#8217;i </strong>kaleme aldı ki, söz konusu eser kendisinden sonra tam iki asır boyunca yüksek medreselerin ve öğrencilerinin mürâcaat kitabı oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><strong>Bize Ne Hediye Getirdiniz?</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Kirman’da iken işlerini tamamlayan Ali Kuşçu için artık memleketine dönme vakti gelmişti. Fakat epey zamandır ortalarda gözükmüyordu. Döndüğü vakit hocasının ve hükümdarının karşısına tekrar nasıl çıkacağını düşünüyordu. Nihâyet bütün cesaretini toplayarak Uluğ Beğ’in huzuruna vardı. Koltuğunun altına bir şey sıkıştırmıştı. Uluğ Beğ onu uzun bir aradan sonra yeniden görünce çok sevindi, fakat bunu belli etmek istemedi. Çünkü kendisini çok özletmişti. Biraz sitemkâr bir biçimde muhatabına “Ali Kuşçu! Bunca zamandır nerelerdeydiniz?” dedi. Ali Kuşçu mahcup bir şekilde durumu izah etmeye çalıştı. Bir müddet sonra sitemini tebessüme dönüştüren Uluğ Beğ bu kez latifeyle karışık sordu: “Peki…” dedi. “Bilirsiniz seyahatın akabinde hediyelerle dönmek büyüklerimizin güzel âdetlerindendir. Siz bize ne hediye getirdiniz?” diye sordu.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><strong>Hallü Eşkâli&#8217;l-Kamer</strong></span>&#8230;</p>
<div id="attachment_15368" class="wp-caption alignright" style="width: 290px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/Ali-Kuşçu-eserini-Fatih-Sultan-Mehmede-sunarken2-280x3002.jpg"><img class="size-full wp-image-15368" title="Ali Kuşçu ve Fatih" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/Ali-Kuşçu-eserini-Fatih-Sultan-Mehmede-sunarken2-280x3002.jpg" alt="" width="280" height="300" /></a><p class="wp-caption-text">Ali Kuşçu, Fatih Sultan Mehmed&#39;in huzurunda</p></div>
<p style="text-align: justify;">Ali Kuşçu bu kez koltuğunun altında sakladığı şeyi çıkardı ve “Efendim, eğer kabul buyurursanız bu kitabı getirdim” diyerek cevap verdi. Söz konusu kitap yüzyıllardan beri net bir şekilde çözülemeyen Ay’ın hareketlerine dâirdi. İsmi, <strong>Hallü Eşkâli’l-Kamer</strong> (Ay’ın safhalarının açıklanması)  olan bu eser  hatasız olarak Ay’ın hareketlerini ve bir ay içersinde aldığı şekilleri hesap ile gösteriyordu. Devrinde ve sonrasında uzun yıllar otorite olacak olan bu kitabı Uluğ Beğ eline aldı ve dikkatlice inceledi. Okudukça ayrı haz aldı. Nihayet etraflı bir tedkikten sonra ayağa kalktı ve &#8220;<strong>En güzel hediyeyi getirmişsin!</strong>&#8221; diyerek Ali Kuşçu’ya sarıldı ardından onu tebrik etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Ali Kuşçu gerçekten bilim tarihimiz açısından mühim bir şahsiyettir. Daha zamanında onun büyüklüğünü duyan Fatih, kendisini İstanbul’a davet etmiş ve sefer esnasında bu büyük âlimin konakladığı her menzil için 1000 akçe tahsisâtta bulunmuştur. Böylelikle daha İstanbul’a girmeden kendisinin sevgisini kazanmak istemiştir. Nihayet İstanbul’a gelen Ali Kuşçu bu şehirde yüzlerce talebe yetiştirmiş ve yazdığı kitaplar yıllarca medreselerde okutulmuştur. Kabri, İstanbul’un Eyüp Sultan semtindedir.</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=itpnhtMybtE:8XwPvrsXvVI:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=itpnhtMybtE:8XwPvrsXvVI:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/itpnhtMybtE" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/04/en-guzel-hediyeyi-verdi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/04/en-guzel-hediyeyi-verdi/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>İstanbul’un Fethine Hazırlık</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/wKTOGAxoUC0/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/04/istanbul%e2%80%99un-fethine-hazirlik/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Apr 2011 07:57:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Klasik Çağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=15216</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul’un Türklerin eline geçişini dünya tarihinin en mühim hâdiseleri arasında  saymak gerekir. Zîra bu fetihle beraber yalnızca şehir düşmemiş, bunun akabinde bir daha belini doğrultamayacak olan  Doğu Roma İmparatorluğu tarih sahnesinden silinmiştir  Hiç şüphe yok ki tarihte büyük zaferlerin habercisi, her zaman öncesinde yapılan büyük hazırlıklar olmuştur. Bu noktada İstanbul için de aynı şeyi söylemek gerekecektir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/hisar-ı-bogazkesen.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-15267" title="hisar ı bogazkesen" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/hisar-ı-bogazkesen-300x200.jpg" alt="" width="294" height="196" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">İstanbul’un Türklerin eline geçişini dünya tarihinin en mühim hâdiseleri arasında  saymak gerekir. Zîra bu fetihle beraber yalnızca şehir düşmemiş, bunun akabinde bir daha belini doğrultamayacak olan  Doğu Roma İmparatorluğu tarih sahnesinden silinmiştir  Hiç şüphe yok ki tarihte büyük zaferlerin habercisi, her zaman öncesinde yapılan büyük hazırlıklar olmuştur. Bu noktada İstanbul için de aynı şeyi söylemek gerekecektir. Bu kez kutlu fethin hazırlıklarını, bu savaşa katılmış birinin ağzından dinleyelim…</p>
<p><span style="color: #ffffff;"> </span><span id="more-15216"></span></p>
<p><strong><span style="font-size: medium;"><br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: medium;"><br />
</span></strong></p>
<p><strong><span style="font-size: medium;">Tûr-i Sina &#8211; Tursun Beğ</span></strong></p>
<div id="attachment_15228" class="wp-caption alignright" style="width: 213px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/II.Mehmed-259x3001.jpg"><img class="size-full wp-image-15228" title="II.Mehmed Han" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/II.Mehmed-259x3001.jpg" alt="" width="203" height="236" /></a><p class="wp-caption-text">Fatih&#39;in kara kalem tasviri</p></div>
<p style="text-align: justify;">Fatih devrinin önemli simâlarından biri de Tursun Beğ’dir. Asıl adı Tûr-i Sinâ olmasına rağmen, bu isim zamanla galat (hata) olarak Tursun şekline dönüşmüştür. Bu hususu bizzat kendisi söylemektedir. Tursun Beğ tarihî kaynaklar arasında mühim bir mevkiiyi hâizdir. Nitekim kaleme  olduğu <strong>Târih-i Ebu’l-Feth </strong>isimli eseri Fatih Sultan Mehmed&#8217;in yaptığı savaşları konu almaktadır. <strong>Ebu’l-Feth</strong>, kelime anlamı olarak <strong>&#8220;Fethin Babası&#8221;</strong> anlamına gelip, burada Fatih’e bir gönderme vardır. Nitekim bu sıfat, Fatih Sultan Mehmed’in lakâpları arasında yer almaktadır. Otuz küsür yıllık saltanatında otuza yakın sefere çıkması, ona bu ünvânı sonuna kadar hak ettirmektedir. Bu itibarla kendisi Osmanlı sultanları arasında en çok <strong>Sefer-i Hümâyun</strong> düzenleyen, yani bizzat sefere katılan padişahtır. Tarih-i Ebu’l-Feth’i mühim yapan bir diğer taraf, yazarın yaşadığı devri birinci kaynak olarak aktarması ve onun İstanbul’un fethine şâhitlik etmesidir. Yazar, bu eserinde İstanbul’un fethinden önceki hazırlıkları o dönemin üslubuyla şu şekilde anlatmaktadır. Sâdeleştirerek buraya alıyoruz:</p>
<p style="text-align: justify;">
<p><strong> </strong></p>
<p><strong> <span style="font-size: medium;">Şanlı Fethe Hazırlık&#8230;</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em>F</em><em>etihten önce Sultan, Boğazkesen’i (Rumeli Hisarı’nı) inşâ ettirdi. Plan üzerine akan deryânın kenârında düz bir hat şeklinde hisâr yaptılar ki, ucu yerküresinin merkezidir. Burçlarından ayı ve yıldızları seyretmek mümkündür. Denize açılan yirmi kapı konuldu ve her bir kapıdan içeri ateş saçan ejderha gibi toplar kuruldu ki, bunlar atıldıkça sür’atinden ve sesinden yer gök inler</em></p>
<p style="text-align: center;">Beyt:</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: small;"><strong>Deniz üstünde top taşından</strong></span></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: small;"><strong> Köprü yapıldı sanır anı gören</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/Fetih-14531.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-15245" title="Fetih-1453" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/Fetih-14531-300x200.jpg" alt="" width="313" height="223" /></a></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Böylelikle Akdeniz’den Karadeniz’e kuç uçurtmayacak şekilde boğazı kestiler. Çeşitli silah, vâsıtalar ve zâhireyle kale dolduruldu. Saadetli Sultan, saltanat merkezi olan Edirne tarafına göç buyurdu. Göç esnasında Kapu halkından birkaç yiğit İstanbul çobanlarından koyun istediler. Arada kasap savaşı vâki oldu. Göçen sultanın askerlerini seyre çıkan İstanbul halkından ve bazı sarhoş kâfirlerden araya girenlerin tesiriyle, kılıçlar çekildi ve davarlar kovuldu. Vuku bulan bu cengi savaş zuhuru zanneden kale ehli, yağlılık çanlarını çaldırıp, kapılarını kapattılar. Bu esnâda ağırlıklarını önceden orduya gönderen ve İstanbul seyri için kale içinde bulunan askerler esîr oldular. Rûm kayzeri bu hâdiseden gâyet müteessir oldu. Kapanıp kalanları, “Belki sulh (barış) olur” diye tesellî etti.</em></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: medium;"><strong> Vaktine hâzır olsun!</strong></span></p>
<div id="attachment_15271" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/rumeli_hisari2.jpg"><img class="size-medium wp-image-15271" title="rumeli_hisari" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/rumeli_hisari2-300x155.jpg" alt="" width="300" height="155" /></a><p class="wp-caption-text">Fatih&#39;in eseri Rumeli Hisarı (Boğazkesen)</p></div>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><em>Muzaffer pâdişah kalede kalanları hiçe saydı ve onlara iltifat etmedi. Kâfir, kaleden kalan halkı derhal gönderip, pişman oldu. Fakat Pâdişah hazretleri özrü kabul etmeyip, “Bu yapılan düşmanlıktır. Ya kaleyi versin ya da vaktine hâzır olup, başının çâresine baksın” diye cevap gönderdi. Elçi üzgün olarak oradan ayrıldı. Sultan ise saadetle tahtına avdet etti (geri döndü). Artık İstanbul’un fethi için gerekn tedbirin hazır olmasını emretti. O kış, fethin aşkı ve hazzı ile yaşadı.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>1453 baharında Sultan Mehmed Han askerine yeni elbiseler, zırhlar giydirdi ki, bakıp seyretmeye doyum olmaz. Topları ejderha misâli ateş-saçan toplardı. Elburuz Dağı’na dokunsa, birazını havaya, birazını deryâya yollardı</em>.</p>
<p><strong>Kûh-ı Elburuz’a dokunsa bir taşı</strong></p>
<p><strong> Kâg gibi toprağını verir yele</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Sultan bu şekil topları yaylara çektirdi. Gümüş madenden yüz tane taş ustası getirtti. Fermanı gereğince gemiler Gelibolu’da hâzır oldu. Padişah bu gemileri deniz levendleri ve çeşitli silahla donatıp, kendisi karadan, gemiler denizden menzil menzil yürüdü. İstanbul üzerine konacağı gün, dünyaya hâkim olan bir hükümdar tavrı ile askerlerini saf, tertip ve alay hâline soktu. Ardından İstanbul’a müteveccih oldu…</em></p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=wKTOGAxoUC0:7wKfXruPkhw:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=wKTOGAxoUC0:7wKfXruPkhw:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/wKTOGAxoUC0" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/04/istanbul%e2%80%99un-fethine-hazirlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/04/istanbul%e2%80%99un-fethine-hazirlik/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Şair Bir Sultan: I. Ahmed Han (Bahtî)</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/4fbFCK-ZjdE/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/04/sair-bir-sultan-i-ahmed-han-bahti/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Apr 2011 13:12:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=15172</guid>
		<description><![CDATA[Dünya imparatorlukları içindeki hükümdarlar eğer bir tasnife tâbi tutulacak olurlarsa, şurası bir gerçektir ki, hiçbir devletin hükümdarları Osmanlı padişahları kadar edebiyata ve şiire ilgi göstermemişlerdir. Zira Osmanlı sultanlarının hemen hepsi edebiyat ve bilhassa şiirle yakından ilgilenmişler ve bu sebeple Klasik Edebiyatta bir çok usta şairle boy ölçüşebilecek derecede manzumeler kaleme almışlardır. İstanbul’un Fâtih’i (Avnî), oğlu II. Bâyezid (Adlî), Yavuz Sultan Selim (Selîmî), Kanuni Sultan Süleyman (Muhibbî), III. Murad Han (Muradî) ve III. Selim (İlhâmî)  mahlaslarıyla bu meydanda kalem oynatmışlardır. Bu “Şiirin Sultanları” arasında ayrı bir yere sahip olan I. Ahmed  Han ise Bahtî ismiyle şiirlerini söylecektir…]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/Sultan_I_Ahmed_Han-minyatür.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-15177" title="Sultan_I_Ahmed_Han " src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/Sultan_I_Ahmed_Han-minyatür-192x300.jpg" alt="" width="126" height="197" /></a><span style="font-size: small;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;">D</span>ünya imparatorlukları içindeki hükümdarlar eğer bir tasnife tâbi tutulacak olurlarsa, şurası bir gerçek ki, hiçbir devletin hükümdarları Osmanlı padişahları kadar edebiyata ve şiire ilgi göstermemişlerdir. Zira Osmanlı sultanlarının hemen hepsi edebiyat ve bilhassa şiirle yakından ilgilenmişler ve bu sebeple Klasik Edebiyatta bir çok usta şairle boy ölçüşebilecek derecede manzumeler kaleme almışlardır. İstanbul’un Fâtih’i <strong>(Avnî)</strong>, oğlu II. Bâyezid <strong>(Adlî)</strong>, Yavuz Sultan Selim <strong>(Selîmî)</strong>, Kanuni Sultan Süleyman<strong> (Muhibbî)</strong>, III. Murad Han <strong>(Muradî)</strong> ve III. Selim <strong>(İlhâmî)</strong> mahlaslarıyla bu meydanda kalem oynatmışlardır. Bu “Şiirin Sultanları” arasında ayrı bir yere sahip olan I. Ahmed ise <strong>Bahtî </strong>ismiyle şiirlerini söylecektir…</p>
<p style="text-align: justify;">
<p><span id="more-15172"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bilindiği üzere Klasik Edebiyatta “mahlas” tâbiri, şairlerin şiirlerindeki kullandıkları isimleri temsil eder. Hemen her şairin isminden başka, bir mahlası vardı. Hatta birçok şairin sadece mahlası bilinmiş, gerçek isimleri âdetâ unutulmuştur. Örneğin Fuzulî’nin asıl ismi Mehmed’tir. 17. asrın önde gelen isimlerinden Nef’î’nin gerçek ismi Ömer’dir. Fakat şairler, bu gerçek isimlerinden ziyâde, mahlaslarıyla ön plana çıkmışlardır. Yazıda kendisinden bahsedilen Osmanlı padişahı I. Ahmed Han ise <strong>Bahtî</strong> mahlasını şiirlerinde kullanmıştır.</p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>Uranlar kılıcı heybet ile…</strong></span></p>
<p>Sultan I. Ahmed, 1590 senesinde Manisa’da doğdu. Babası III. Mehmed Han’dır. Sultan Ahmed on dört yaşında tahta geçti ve on dört sene padişahlık yaptı. Yani 28 gibi çok genç denebilecek bir yaşta vefat etti. İyi eğitim almış, sanata ve edebiyata düşkün bir padişahtı. Şiirin yanında hatt sanatına da yakın bir ilgi göstermiştir. Şiirlerinde kullandığı dil, dönemine göre sâde ve anlaşılırdır. Devrinde Şeyhülislam Yahya, Nef’i ve Nergisî gibi büyük edebî isimler yetişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Çok güzel şiirler söylemiş, çok zaman hislerine tercüman olan manzûmeler  terennüm etmiştir. Örneğin tahta geçtiği ilk senelerde katılamadığı bir savaş sebebiyle, askeri için yazdığı şu mısralar çok ona âittir:</p>
<p style="text-align: center;"><strong> </strong></p>
<div id="attachment_15181" class="wp-caption alignleft" style="width: 273px"><strong> </strong><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/i-ahmed-han1.jpg"><img class="size-medium wp-image-15181" title="i ahmed han" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/i-ahmed-han1-300x270.jpg" alt="" width="263" height="237" /></a></strong><p class="wp-caption-text">I. Ahmed Han&#39;ın Tuğrası</p></div>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;"><strong>Ey uranlar kılıcı heybet ile küffâra</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Cân u dilden sizi ısmarlamışam Settâra</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Hazret-i Hak’dan umaram ki kral-ı bed-hâl</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Vire hep şehr ü hisârını gelip yalvara</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Ahmedâ hayr duâ ile guzâta her dem</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Diler isen ki mu’în ola Hüdâ anlara</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>[</strong>Kılıcı heybet ile düşman çalan askerlerim! Sizi cân u gönülden Allah’a ısmarladım. Umarım ki o kötü yaradılışlı kral, bu savaştan sonra şehirlerini, kalelerini elinden çıkarıp, gelip yalvarsın. Ey Ahmed! Hüdâ’nın o askerlere yardımcı olmasını dilersen, her dâim onlar için hayr dua etmeye devam et!<strong>]</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<div id="attachment_15188" class="wp-caption aligncenter" style="width: 673px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/ici1.jpg"><img class="size-full wp-image-15188" title="ici" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/ici1.jpg" alt="" width="663" height="129" /></a><p class="wp-caption-text">Yabancıların &quot;Blue Mosque&quot; dedikleri Sultan Ahmed Camii bugün yerli ve yabancı bütün turistlerin uğrak noktasıdır.</p></div>
<p><strong><span style="font-size: medium;">Çok hizmet etti&#8230;</span><br />
</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Padişahın devletine ve milletine çok hizmetleri dokunmuştur. Bugün hâlâ bütün ihtişâmıyla ayakta duran İstanbul’daki Sultan Ahmed Câmii onun eseridir. Temel kazımında kazmayı ilk vuranlar devrin Şeyhülislam’ı Mehmed Efendi, Aziz Mahmud Hüdayi, Kuyucu Murad Paşa ve Sultan Ahmed Han olmuşlardır. Padişah bizzat kaftanının eteği ile toprak taşımış ve terleyinceye kadar kazma vurmuştur. Bu kazmanın sapı, kadifeden olup, bugün Topkapı Sarayı’nda hâlâ mevcuttur. Gerek Anadolu’da ve gerekse de İstanbul’da pek çok yâdigâr bırakmıştır. Kutsal topraklara ayrı bir hürmet gösterirdi. Zaman içinde yıpranan Kâbe duvarlarını İstanbul’dan ustalar göndererek tamir ettirmiş, Kâbe-i Muazzamanın kapısı üzerinde kitâbe ile altın oluğu yeniletmiştir.<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/hatt.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-15199" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/04/hatt.jpg" alt="" width="258" height="243" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Sultan Ahmed, cirit oyununa meraklı olup, bizzat kendisi de oynardı. Davud Paşa Sarayı’nın önüne uzanan sahrada okçuluk talimi yaptığı, adının yazılı olduğu 1606 tarihli menzil taşından anlaşılmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">İlim ehline çok hürmet gösterir, onların iltifatlarına kavuşmak için gayret sarf ederdi. Bunlar arasında en tanınanı hiç şüphesiz Aziz Mahmud Hüdâyi’dir. Nitekim hocası için yazdığı bir şiirde şöyle diyecektir:</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: verdana,geneva;"><span style="font-size: small;"><strong>Vârımı ben Hakk’a verdim gayri vârım kalmadı<br />
Cümlesinden el çekip pes dü cihânım kalmadı<br />
Çünkü hubbullah erişti çekti beni kendine<br />
Açtı gönlüm gözünü gayri gümânım kalmadı </strong></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>[</strong>Varlığım Hakk’a verdim, başka bir şeyim kalmadı. Hepsinden el çekip, âdeta dünyayı da âhireti de unuttum. Çünkü Allah sevgisi beni kendisine çekerek gözlerimi açtı. Öyle ki bu görme sebebiyle hiçbir şüphem kalmadı.<strong>]</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: medium;"><strong>Mahlası ol sebepten aldım</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yukarıda da belirtildiği üzere padişah, şiirlerinde Bahtî mahlasını kullanırdı. Bu kelime bahtı, tâlihi açık anlamına gelmektedir. Ayrıca bu ismin harflerinin ebced hesabıyla toplamı, padişahın tahta geçiş senesine karşılık gelmektedir. Onun hizmetinde bulunan yakınlarından Hasoldalı Yusuf Ağa şöyle bir anekdot anlatır:</p>
<p style="text-align: justify;">Padişah abdest alırken, suyu ben dökerdim. Sultan, en soğuk kış günlerinde bile soğuk su ile abdest almak isterdi. Bir gün suyu dökeceğim sırada padişah, “<em>Ayaklarım hamal ayağı gibi çok büyük değil mi?</em>” diyerek latife yaptı. Ben de bunun üzerine: “<em>Padişâhım! Meşhur meseldir, ayağı büyük olanın bahtı açık olurmuş…</em>” deyince padişah: “<em>Belî, bilirüm. Bahtî mahlasını ol sebepten aldum</em>” diyerek gülerek karşılık verdi.</p>
<p>Bugün İstanbul’un meskûnları ve turistler için en ilgi çekici mekânlarından olan Sultan Ahmet Meydanı’na ismini veren bu büyük padişahı unutmamak temennisiyle…</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=4fbFCK-ZjdE:zhXMMRkyH6U:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=4fbFCK-ZjdE:zhXMMRkyH6U:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/4fbFCK-ZjdE" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/04/sair-bir-sultan-i-ahmed-han-bahti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/04/sair-bir-sultan-i-ahmed-han-bahti/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Mecelle Nedir? – Ahmet Cevdet Paşa Kimdir?</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/k1853FuI2fg/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/mecelle-nedir-ahmet-cevdet-pasa-kimdir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Mar 2011 19:02:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarihin Arka Odası]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=15158</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="more-15158"></span><iframe title="YouTube video player" width="510" height="405" src="http://www.youtube.com/embed/5W_GJac7vNU" frameborder="0" allowfullscreen></iframe><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/mecelle.nedir_.ahmet_.cevdet.pasa_.kimdir.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-15161" title="mecelle.nedir.ahmet.cevdet.pasa.kimdir" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/mecelle.nedir_.ahmet_.cevdet.pasa_.kimdir-150x150.jpg" alt="mecelle.nedir.ahmet.cevdet.pasa.kimdir" width="150" height="150" /></a></p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=k1853FuI2fg:H6pKeY1nN1M:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=k1853FuI2fg:H6pKeY1nN1M:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/k1853FuI2fg" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/mecelle-nedir-ahmet-cevdet-pasa-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/mecelle-nedir-ahmet-cevdet-pasa-kimdir/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>İngiliz Gözüyle Osmanlılar – BBC</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/upRIu1coAZ0/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/ingiliz-gozuyle-osmanlilar-bbc/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Mar 2011 15:42:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düzenlenme Aşamasında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=15002</guid>
		<description><![CDATA[
Bölüm 1: Elizabeth’den 3. Murat’a Mektup
İlk İngiliz büyükelçisi İstanbul’a gizlice, hangi kılıkta girdi? Osmanlı’yla ilişki kurulmasına Londra’da muhalefet: Şeytanın iki bacağı birbirine dolanır mı? Avrupa ve İngiltere’de “Türk” imajının şekillenmesi. “To turn Turk” ne demek? ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="bio_destek">
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/osmanlı-ingiliz.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-15012" title="osmanlı ingiliz" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/osmanlı-ingiliz.jpg" alt="" width="141" height="124" /></a>Bölüm 1: <a href="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans1.ram"><strong>Elizabeth’den 3. Murat’a Mektup</strong></a><br />
İlk İngiliz büyükelçisi İstanbul’a gizlice, hangi kılıkta girdi? Osmanlı’yla ilişki kurulmasına Londra’da muhalefet: Şeytanın iki bacağı birbirine dolanır mı? Avrupa ve İngiltere’de “Türk” imajının şekillenmesi. “To turn Turk” ne demek? İngiltere’deki ilk Osmanlılar.</p>
</div>
<div id="bio_dig">
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans2.ram">Bölüm 2: <strong>Levant Kumpanyası</strong></a><br />
İngiliz tüccar sınıfı gözlerini doğuya çeviriyor. İngiliz-Türk ticaretinin 244 yıl boyunca tek hakimi, Levant Kumpanyası’nın öyküsü. İzmir’deki “İngiliz milleti”nin yaşamı. İngiltere’yle ticaret Osmanlı’ya ne kazandırdı, ne kaybettirdi?</p>
</div>
<div id="bio_destek">
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans3.ram">Bölüm 3: <strong>Seyyahların Gözüyle Osmanlı</strong></a><br />
Lady Mary Wortley Montegu’nün mektupları: “Osmanlı’nın en özgür tebaları kadınlar.” İngiliz sarayında Osmanlı kıyafeti modası. Osmanlı ordusuyla sefere çıkan İngiliz büyükelçi. “Sisli sokaklar, koca binalar&#8221;, Londra’daki ilk Türk seyyahlardan izlenimler..</p>
</div>
<div id="bio_dig">
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans4.ram">Bölüm 4: <strong>İngiliz Edebiyatı ve Mimarisinde Türk İmgesi</strong></a><br />
Ortaçağ’dan Rönesans’a, halk oyunlarında, Shakespeare’de Türkler. İngiltere’de ilk cami ve Türk bahçeleri. Türk Hamamı Şirketi &#8211; Sosyal bir proje olarak Türk hamamları. İngiliz bezeme sanatında Osmanlı motifleri. Namık Kemal ve Ziya Gökalp’in Londra günleri.</p>
</div>
<div id="bio_destek">
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans5.ram">Bölüm 5: <strong>Yarı Sömürge Günleri</strong></a><br />
Siyaset, ilişkilere ne zaman girdi? İngiliz meclisinde Osmanlı tartışmaları. İki başbakanın mücadelesi: Gladstone, D’Israeli’ye karşı. Abdülaziz’in İngiltere ziyareti ve “Aziziye Marşı.”<br />
“İhtiyar aslan’a” İngiliz yardımının bedeli: Kıbrıs ve Mısır’ın kaybı.</p>
</div>
<div id="bio_dig">
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans6.ram">Bölüm 6: <strong>Çağdaş İngiltere’de Türk İmajı</strong></a><br />
Bir proje: Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze Avrupa’da Türk imgesi. Avrupalılar Viyana Kuşatması’nı unuttu mu? İngiltere’deki değişim: Turizmin ve İngiltere’deki Türk toplumunun imaja etkileri. 1950’lerde İstanbul’da bir İngiliz</p>
</div>
<p style="text-align: left;">BBC Türkçe Servisi Hazırlayan ve sunan <strong>Ebru Doğan</strong></p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=upRIu1coAZ0:ixmcV_Khzcw:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=upRIu1coAZ0:ixmcV_Khzcw:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/upRIu1coAZ0" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/ingiliz-gozuyle-osmanlilar-bbc/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans3.ram" length="0" type="audio/x-realaudio" />
<enclosure url="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans2.ram" length="0" type="audio/x-realaudio" />
<enclosure url="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans1.ram" length="0" type="audio/x-realaudio" />
<enclosure url="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans4.ram" length="0" type="audio/x-realaudio" />
<enclosure url="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans5.ram" length="0" type="audio/x-realaudio" />
<enclosure url="http://www.bbc.co.uk/turkish/ottomans6.ram" length="0" type="audio/x-realaudio" />
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/ingiliz-gozuyle-osmanlilar-bbc/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>İlme Gösterilen Hürmet</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/j8mFOVExaD8/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/ilme-gosterilen-hurmet/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Mar 2011 22:09:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>murekkep</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=15114</guid>
		<description><![CDATA[Tarihte çok garip hadiselerle karşılaşmak mümkündür. Bu yaşanan olaylar kimi zaman kendisinden sonraki nesillere ibret-âmiz mesajlar bırakabilir. Bunun için tarih, yaşanan vakalar olarak tekerrür etse de, bu noktada mühim olan, söz konusu anekdotlardan dersler çıkarabilmektir. Nitekim bunlardan biri, 15.asır ilim adamları arasında sayabileceğimiz ve Kâdızâde-i Rûmî ismiyle şöhret bulan âlimin, bir devletin başkanı ve aynı zamanda astronomi-metematik âlimi Uluğ Bey arasında yaşanan bir olay ve aralarında geçen diyalogtur...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/Sovyet-Rusya-zamanında-Uluğ-Beğ-adına-basılmış-bir-posta-pulu1.jpg"><img class="size-medium wp-image-15124 alignright" title="Sovyet Rusya zamanında Uluğ Beğ adına basılmış bir posta pulu" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/Sovyet-Rusya-zamanında-Uluğ-Beğ-adına-basılmış-bir-posta-pulu1-300x214.jpg" alt="" width="309" height="185" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Tarihte çok garip hadiselerle karşılaşmak mümkündür. Bu yaşanan olaylar kimi zaman kendisinden sonraki nesillere ibret-âmiz mesajlar bırakabilir. Bunun için tarih, yaşanan vakalar olarak tekerrür etse de, bu noktada mühim olan, söz konusu anekdotlardan dersler çıkarabilmektir. Nitekim bunlardan biri, 15.yüzyıl ilim adamları arasında sayabileceğimiz ve Kadızâde-i Rûmî ismiyle şöhret bulan âlimin, bir devlet başkanı ve aynı zamanda astronomi-metematik bilgini Uluğ Beğ arasında yaşanan olay ve aralarında geçen diyalogtur&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span id="more-15114"></span></p>
<p><span style="font-size: x-large;"><strong>Vefâkâr Abla</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Kadızâde-i Rûmî, büyük bir İslam ve fen âlimiydi. Dedesi, Murad-ı Hüdâvendigâr devri ulemâsından Kâdı Mahmud Efendi’dir. Dedesinin sahip olduğu Kâdı sıfatından dolayı söz konusu olan bu zât, <strong>Kadızâde </strong>olarak tanınmıştır. Kadızâde-i Rûmî ilme çok heves eder ve her fırsatta bilgisini arttırmak için gayret gösterirdi. Nitekim Bursa’da tahsilini tamamladıktan sonra yirmili yaşlarda Semerkand’a gitmek istemişti. Ailesi onun bu fikrine karşı çıksa da, Kadızâde-i Rûmî’nin ablası, kardeşinin ilim öğrenmeye karşı duyduğu bu hevesi biliyordu. Nitekim sahip olduğu altın-gümüş türünden bütün ziynet eşyalarını kardeşine vererek onun Semerkand’a gitmesini sağlamıştır.</p>
<div id="attachment_15125" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/Kadızâde-i-Rûmî2.jpg"><img class="size-full wp-image-15125 " title="Kadızâde-i Rûmî" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/Kadızâde-i-Rûmî2.jpg" alt="" width="300" height="239" /></a><p class="wp-caption-text">Kadızâde-i Rûmî</p></div>
<p style="text-align: justify;">Semerkand’ta Seyyid Şerif Cürcânî gibi büyük âlimlerden din ve fen ilimlerini öğrenen Kadızâde, daha sonra Timur Han’ın oğlu Şahruh ile tanışmış ve Şahruh, Kadızâde’nin sahip olduğu ilme ve bilhassa matematiğe karşı olan derin bilgisine hayran kalarak, onu kendi oğlunun hocası yapmıştır. İşte onun bu oğlu Uluğ Beğ idi.</p>
<p style="text-align: justify;">Uluğ Beğ büyüyüp babasının tahtına geçtiğinde artık hem bir hükümdar hem de mühim bir astronomi-matematik âlimiydi.  Çünkü Kadızâde-i Rûmî’nin engin ilminde yıllarca istifâde etmişti. Bundan böyle Uluğ Beğ hem Maverâünnehir-Semerkând bölgesinin hâkimi, hem de ilmin ve âlimin hâmisi (koruyucusu) olmuştur. Çok geçmeden Semerkand’da  din ve fen ilimlerinin okutulduğu büyük bir medrese yaptırdı ve buraya hocası Kadızâde-i Rûmî Efendi’yi başmüderris tayin etti. Başmüderris olan Kadızâde Rûmî, medresenin ortasındaki kare şeklindeki sahada hocaları toplar, onlara dersler verirdi. Onlar da bu dinlediklerini kendilerine ayrılan dershanelerinde talebelerine îzâh ederlerdi. Bu müderrislerle beraber, Uluğ Beğ de Kadızâde’nin derslerini dinlerdi. Söz konusu medresede; yüksek din bilgileri, matematik, fizik ve astronomi ilminin incelikleri öğretilirdi.</p>
<p><span style="font-size: x-large;"><strong>Ortaçağ’a Damgasını Vurdu</strong></span></p>
<div id="attachment_15138" class="wp-caption alignright" style="width: 290px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/Ali-Kuşçu-eserini-Fatih-Sultan-Mehmede-sunarken2.jpg"><img class="size-medium wp-image-15138 " title="Ali Kuşçu, eserini Fatih Sultan Mehmed'e sunarken" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/Ali-Kuşçu-eserini-Fatih-Sultan-Mehmede-sunarken2-280x300.jpg" alt="" width="280" height="265" /></a><p class="wp-caption-text">Ali Kuşçu, eserini Fatih Sultan Mehmed&#39;e sunarken</p></div>
<p style="text-align: justify;">Uluğ Beğ, medrese yanında yaptırdığı rasadhânenin müdürlüğüne de meşhur astronomi âlimi Gıyâseddîn Cemşîd’i getirdi. Kadızâde-i Rûmî’ye, orada da vazîfe verdi. Semerkand’da, Uluğ Beğ’den başka daha birçok talebe yetiştiren Kadızâde-i Rûmi, meşhur matematikçi Fethullah Şirvânî ve Fâtih devri âlimlerinden Ali Kuşcu’ya hocalık etti. Nitekim Ali Kuşçu, Fatih Sultan Mehmed’in daveti üzerine İstanbul’a gelecek ve yıllarca burada talebeler yetiştiricektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadızâde ve talebeleri, gök cisimlerinin kendi mihverleri etrafındaki hareketlerini incelerken, zamanında bilinen yüksek matematiğin en son geliştirilen kâidelerini daha da ilerleterek uyguladılar. Astronomi ile ilgili fizik kurallarını da astronomiye ilk olarak tatbik ettiler. Hazırlamış oldukları “Zîc-i Uluğ Beğ” tertîb ve mükemmeliyet yönünden Ortaçağ’ın en üstün astronomi cetveli idi. Uzun seneler, astronomi ile uğraşan ilim adamlarının ilk müracaat kitabı oldu. Bu kıymetli eser ancak 1650’de Londra’da yayınlanan bir makale ile Avrupalılar tarafından tanınabilmiştir. Bu makale 1840’den sonra da Fransızca’ya da tercüme edildi.</p>
<h2><span style="font-size: x-large;"><strong>Azledilmeyen Makam…</strong></span></h2>
<div id="attachment_15139" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/medrese.jpg"><img class="size-medium wp-image-15139 " title="rasadhane" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/medrese-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a><p class="wp-caption-text">Kâdızâde, Uluğ Beğ ve Ali Kuşçu&#39;nun vakitlerini geçirdikleri külliye</p></div>
<p style="text-align: justify;">Söz konusu medresede devamlı sûretde muazzam bir bilgi alşıverişi olurken günün birinde Uluğ Beğ, hocası Kadızâde’den habersiz bir müderrisi görevinden aldı. Bunun üzerine Kadızâde-i Rûmî evine çekilerek ders vermeyi bıraktı. Uluğ Beğ, “Herhalde hocam rahatsızlandı. Evinde istirâhat ediyor, kendisini ziyâret edeyim” diyerek yola koyuldu. Hocasının iyi olduğunu görüp, medereseye niçin gelemediklerini sual etti. Bunun üzerine Kadızâde-i Rûmî, Uluğ Beğ’e şu şekilde cevap verdi: <strong>“Bizler ilim ve hikmet erbâbının hizmetlerinde bulunduk. O zâtlar bana dünyevî makamlar içinde, sadece sâhibinin azledilmediği bir makâmı, yani ilim makâmını kabul etmemi tavsiye etmişlerdi. Bu güne kadar müderrisliği böyle bir makâm sanıyordum. Artık Bu derecenin sahiplerinin de azledildiğini görünce, ben de o makâmı terk etmeyi uygun gördüm.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Emir Uluğ Beğ, hemen yaptığı işin farkına vardı ve hocasından özürler diledi. Bir daha hiçbir ilim adamını görevinden almayacağına söz vererek Kadızâde-i Rûmî’yi tekrar eski görevine binbir tazarru ve niyâz ile davet etti. Kadızâde de  eski vazifesine geri döndü. Böylelikle o, bu hareketiyle ilmin ne derece kıymetli bir değer olduğunu kendisinden sonrakilere de çok güzel bir şekilde göstermiş oluyordu.</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=j8mFOVExaD8:xbWvrblH2dw:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=j8mFOVExaD8:xbWvrblH2dw:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/j8mFOVExaD8" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/ilme-gosterilen-hurmet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/ilme-gosterilen-hurmet/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Bir Osmanlı Kalyonunun Yapımı ve Şehbâz-ı Bahrî</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/drDDD38Joyc/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/bir-osmanli-kalyonunun-yapim-teknolojisi-sehbaz-i-bahri-ornegi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Mar 2011 22:31:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hattab</dc:creator>
				<category><![CDATA[Klasik Çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=15093</guid>
		<description><![CDATA[Bir Osmanlı Kalyonunun Yapım Teknolojisi ve Şehbâz-ı Bahrî Örneği



Şehbaz-ı Bahrî


“XVIII. Yüzyılda Kalyon Teknolojisi ve Osmanlı Kalyonları” adlı teziyle İstanbul Üniversitesi Akdeniz Dünyası Araştırmaları Yüksek Lisans Programı mezunu Sinan Dereli tarafından Osmanlı gemi inşa teknolojisine dair ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Bir Osmanlı Kalyonunun Yapım Teknolojisi ve Şehbâz-ı Bahrî Örneği</strong></p>
<div class="mceTemp" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_15097" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/1545.jpg"><img class="size-medium wp-image-15097" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/1545-300x176.jpg" alt="" width="300" height="176" /></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd">Şehbaz-ı Bahrî</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;">“XVIII. Yüzyılda Kalyon Teknolojisi ve Osmanlı Kalyonları” adlı teziyle İstanbul Üniversitesi Akdeniz Dünyası Araştırmaları Yüksek Lisans Programı mezunu Sinan Dereli tarafından Osmanlı gemi inşa teknolojisine dair bir sunum yapıldı.<span id="more-15093"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Denizcilik Müsteşarlığı İstanbul Bölge Müdürlüğünce düzenlenen ve “Bir Osmanlı Kalyonunun Yapım Teknolojisi: Şehbaz-ı Bahrî Örneği” başlığını taşıyan sunum, Prof. Dr. İdris Bostan’ın açılış konuşmasıyla 15.03.2011 tarihinde saat: 15.00’te Deniz Ticaret Odası Meclis Toplantı Salonunda gerçekleşti.</p>
<p style="text-align: justify;">Programa,  Denizcilik Müsteşarlığı Deniz Ticareti Genel Müdürü Mehdi Gönülalçak, Denizcilik Müsteşarlığı İstanbul Bölge Müdürü Cemalettin Şevli, İstanbul Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi&#8217;nden öğrenciler katıldı.</p>
<p style="text-align: justify;">
<div class="mceTemp" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_15095" class="wp-caption alignright" style="width: 288px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/1331.jpg"><img class="size-medium wp-image-15095" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/1331-300x200.jpg" alt="" width="278" height="185" /></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd">Prof. Dr. İdris Bostan</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Sunumdan Özetler&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bir Osmanlı Kalyonunun Yapım Teknolojisi: <em>Şehbaz-ı Bahrî Örneği</em>.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">XVIII. yüzyıl yelkenli gemilerin, özellikle de kalyonların en parlak dönemlerinden biridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kalyonların donanmanın bel kemiğini oluşturmasına karar verilmesiyle başlayan yeni dönemde bahriyenin bu yeniliğe göre tanzim edilmesi gerekmişti. İlk ciddi düzenleme 1701 tarihli <em>Bahriye Kanunnâmesi</em> ile hayata geçirilmiş oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Binlerce kerestenin ve yüzlerce topun bir arada uyumlu olacak şekilde tasarlanıp denizlerde seyreden Osmanlı kalyonlarının gövde yapılarının nasıl olduğu konusu bugün hala gizemini korumaktadır. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde konuyla ilgili dönemde her hangi bir teknik çizime rastlanmamıştır. Fakat Arşivde kalyonlara ait mevcut kereste listeleri ve boyutlarla ilgili kayıtlar kalyonların gizemine büyük ölçüde ışık tutmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">
<div class="mceTemp" style="text-align: justify;">
<dl id="attachment_15096" class="wp-caption alignleft" style="width: 271px;">
<dt class="wp-caption-dt"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/1333.jpg"><img class="size-medium wp-image-15096" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/1333-300x200.jpg" alt="" width="261" height="174" /></a></dt>
<dd class="wp-caption-dd">M. Sinan Dereli</dd>
</dl>
</div>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Şehbaz-ı Bahrî kalyonunun gövdesinin gerçekte nasıl olduğunu aydınlatacak herhangi bir plan bulunamadığı için gövdenin şekli ve kalyonun özellikleri ancak 1737’de Keyfiyet-i Rusya adlı eserde minyatür şeklinde olan görüntüsünden ve mevcut kereste listelerinden yapılan çıkarımlarla ifade edilebilir. Şehbaz-ı Bahrî kalyonu 1758’de fesh edildiği bilinmektedir. Ortalama kalyon ömrünün yirmi ila yirmi beş sene arası olduğunu kabul edildiğinde geminin yapımına 1733 ya da 1734 tarihinde başlanmış olabileceği düşünülebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kalyonların gövdelerini tasarlayanlar ve planlayanlar Tersâne-i Âmire mimarları adı altında örgütlenen mimarlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">İlk etapta kurulan parça omurgaydı. Omurgada ve gemi yapımında kullanılan en sert kerestelerden biri meşe ağacıydı. Bu ağacı omurga yapımı için elverişli olan karaağaç izlerdi. Baş bodoslama, kıç bodoslama ve omurga bileşimi geminin omurgasını formüle ederdi. Omurganın üzerine binen kaburgalar ıskarmoz olarak adlandırılırdı. Kalyonlarda kullanılan borda keresteleri ortalama 5 ila 7 m arasında değişmekteydi. Kaburgalar bu kerestelerle birbiriyle örtüşecek şekilde montelenirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm kalyonlarda olduğu gibi Şehbaz-ı Bahrî kalyonu da direkleri sağlama almak için sabit donanıma, yelken ve serenlere kumanda edebilmek için hareketli donanıma sahipti.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sabit donanım<strong> </strong>sisteminin direklerin gerilimini emen bir fonksiyonu vardı. Bunlar genel olarak çarmıklar, istralyalar ve patrisalardı. Bu halatlar her zaman gergin ve sabit bir pozisyondaydı. Şehbaz-ı Bahrî’nin toplam 16 çarmığı vardı. Patrisalar tam olarak kestirilmese de 10 tane ana istralyası bulunmaktaydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Hareketli donanım sisteminin fonksiyonu ise seren direkleri ve yelkenler arası kumandayı sağlamaktı. Mevcut liste ve belgelerde bu halat sistemleri hakkında bilgi olmadığı için Şehbaz-ı Bahrî’nin minyatüründen çıkarım yapmak gerekmektedir. Minyatürde iskota yakaları, gradinler ve camadan halatları son derece doğru çizildiği görülmektedir. Bu halatlar 9 yelkene kumanda etmekte olup bu geminin en az 9 yelken açabileceğini göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sonuç olarak Şehbaz-ı Bahrî 44 toplu karavele kalyon sınıfına dahil bir kalyondu. Döneminin en güçlü gemilerinden olmasa da gemi donanmadaki diğer ana harp gemilerinden çok daha hızlı ve kıvraktı. Şehbaz-ı Bahrî’nin yirmi senelik ömrünü 1758 tarihinde tamamlandığı görülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>M.Sinan DERELİ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kaynak: www.aktueldeniz.com</p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=drDDD38Joyc:2HkzkFeZZcc:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=drDDD38Joyc:2HkzkFeZZcc:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/drDDD38Joyc" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/bir-osmanli-kalyonunun-yapim-teknolojisi-sehbaz-i-bahri-ornegi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/bir-osmanli-kalyonunun-yapim-teknolojisi-sehbaz-i-bahri-ornegi/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>8500 Yıl Önceki İstanbullular</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/DlpAClJHo4A/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/8500-yil-onceki-istanbullular/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Mar 2011 09:53:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=14193</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/01/ilk-istanbullular.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-14196" title="ilk istanbullular" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/01/ilk-istanbullular-300x200.jpg" alt="" width="180" height="195" /></a><script type='text/javascript' src='http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/plugins/hana-flv-player/flowplayer3/example/flowplayer-3.2.3.min.js'></script>
<div >
<div id='hana_flv_flow3_1' style='display:block;width:480px;height:392px;' title="*Video:4000 yillik insan beyni bulundu"></div>
</div>

			<script  type='text/javascript'>
		flowplayer('hana_flv_flow3_1', { src: 'http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/plugins/hana-flv-player/flowplayer3/flowplayer-3.2.3.swf', wmode: 'transparent' }, { 
    		clip:  { 
    			url: 'http://video-ntvmsnbc.mncdn.net/FlvFiles/0000011002.flv',
        		scaling: 'scale', autoPlay: false, autoBuffering: true 
				,linkUrl: 'http://tarihvemedeniyet.org' ,linkWindow: '_blank'  , onFinish : function () { this.seek(0); } 
	        }

		}); 
			</script></p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=DlpAClJHo4A:BIPuMbexYnM:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=DlpAClJHo4A:BIPuMbexYnM:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/DlpAClJHo4A" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/8500-yil-onceki-istanbullular/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://video-ntvmsnbc.mncdn.net/FlvFiles/0000011002.flv" length="45483515" type="video/x-flv" />
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/8500-yil-onceki-istanbullular/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Eğrisi Doğrusu: Libya’daki Osmanlılar – Orhan Koloğlu, Soli Özel, Mustafa Özcan</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/oIawZwv1EbQ/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/egrisi-dogrusu-libyadaki-tarihimiz-orhan-kologlu-soli-ozel-mustafa-ozcan/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Mar 2011 06:51:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[CNN Türk Eğrisi Doğrusu]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=14982</guid>
		<description><![CDATA[libya türkler libyadaki türk tarihi Osmanlı yönetiminde libya ve italyan işgali]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/egrisidogrusuprogrami.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-3095" title="egrisidogrusuprogrami" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/egrisidogrusuprogrami.jpg" alt="" width="235" height="175" /></a></p>
<p><embed src="http://blip.tv/play/hbs2gqmeIQA" type="application/x-shockwave-flash" width="680" height="472" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=oIawZwv1EbQ:dt5LPlbkobo:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=oIawZwv1EbQ:dt5LPlbkobo:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/oIawZwv1EbQ" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/egrisi-dogrusu-libyadaki-tarihimiz-orhan-kologlu-soli-ozel-mustafa-ozcan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/egrisi-dogrusu-libyadaki-tarihimiz-orhan-kologlu-soli-ozel-mustafa-ozcan/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Teketek Özel Konuk: Mustafa Küçükaşçı</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/No3d6dLK8Pc/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/teketek-ozel-konuk-mustafa-kucukasci/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Mar 2011 04:59:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Teketek Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=14130</guid>
		<description><![CDATA[

 

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/01/doc_dr_Mustafa_kucukasci1.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-14132" title="doc_dr_Mustafa_kucukasci" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/01/doc_dr_Mustafa_kucukasci1-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="680" height="472" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://blip.tv/play/hbs2gpqeNAA" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="680" height="472" src="http://blip.tv/play/hbs2gpqeNAA" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<blockquote>
<li style="text-align: center;"><span style="font-size: large;"> <a href="http://tarihvemedeniyet.org/ekutuphane364" title="Bu dosya 158 kez indirildi.">Teketek Özel Konuk: Mustafa Küçükaşçı (158)</a></span></li>
</blockquote>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=No3d6dLK8Pc:liTc1snNyOw:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=No3d6dLK8Pc:liTc1snNyOw:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/No3d6dLK8Pc" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/teketek-ozel-konuk-mustafa-kucukasci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/teketek-ozel-konuk-mustafa-kucukasci/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Ortadoğuda İngiliz Parmak İzleri</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/KCSpHVsIlAs/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/ortadoguda-ingiliz-parmak-izleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Mar 2011 04:00:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=14970</guid>
		<description><![CDATA[Ortadoğuda İngiliz Parmak İzleri]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table class="shutter" style="width: 682px; height: 120px;" border="0" cellspacing="5" cellpadding="5" align="left">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/brirish-troops-in-damascus.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-14971" title="brirish troops in damascus" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/brirish-troops-in-damascus.jpg" alt="" width="208" height="138" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><iframe title="YouTube video player" width="640" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/sRb0fnIiiSw" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=KCSpHVsIlAs:PMjlN8empfk:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=KCSpHVsIlAs:PMjlN8empfk:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/KCSpHVsIlAs" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/ortadoguda-ingiliz-parmak-izleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/ortadoguda-ingiliz-parmak-izleri/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Osmanlının Boğazlar Rejimi ve Muhteşem Türk Topları</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/MImufDwAfiU/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/osmanlinin-bogazlar-rejimi-ve-muhtesem-turk-toplari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Mar 2011 03:29:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=14961</guid>
		<description><![CDATA[







]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table class="shutter" style="width: 682px; height: 120px;" border="0" cellspacing="5" cellpadding="5" align="left">
<tbody>
<tr>
<td style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/hisar_eski.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-14965" title="hisar_eski" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/hisar_eski.jpg" alt="" width="203" height="114" /></a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><iframe title="YouTube video player" width="480" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/iQOpDXmc3XQ" frameborder="0" allowfullscreen></iframe></p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=MImufDwAfiU:Apn2CYFftt4:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=MImufDwAfiU:Apn2CYFftt4:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/MImufDwAfiU" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/osmanlinin-bogazlar-rejimi-ve-muhtesem-turk-toplari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/osmanlinin-bogazlar-rejimi-ve-muhtesem-turk-toplari/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Sofrada 15 “Muhteşem” Hata</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/NDK_Mt6WTyk/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/sofrada-15-muhtesem-hata/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Mar 2011 20:47:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Poetika – Polemik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=14945</guid>
		<description><![CDATA[Yayınlandığından beri büyük tartışmalara neden olan Muhteşem Yüzyıl dizisinde Kanuni Sultan Süleyman&#8217;ın &#8220;sultan sofrası&#8221;nın nasıl yansıtıldığı inceleyen uzmanlar 15 hatayı ortaya çıkardı.
 
Dizisideki  bir yemek sahnesinde Kanuni Sultan Süleyman&#8217;ın &#8220;sultan sofrası&#8221; az buçukta olsa konuya ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/Muhteşem-Yüzyıl.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-14949" title="Muhteşem-Yüzyıl" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/Muhteşem-Yüzyıl.jpg" alt="" width="148" height="185" /></a><strong>Yayınlandığından beri büyük tartışmalara neden olan Muhteşem Yüzyıl dizisinde Kanuni Sultan Süleyman&#8217;ın &#8220;sultan sofrası&#8221;nın nasıl yansıtıldığı inceleyen uzmanlar 15 hatayı ortaya çıkardı.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Dizisideki  bir yemek sahnesinde Kanuni Sultan Süleyman&#8217;ın &#8220;sultan sofrası&#8221; az buçukta olsa konuya aşına olanları hayretler içinde bırakırken diziye danışmanlık yaptığı idda edilen tarihçileri zan altında bıraktı.</p>
<p style="text-align: justify;">Habertürk gazetesinde yer alan habera göre Divan üyeleriyle birlikte yiyen Kanuni&#8217;nin sofrasını inceleyen uzmanlar somun ekmek, yeşil elma, peçete, servis tabakları hatta metal kaşıktan servis tabağına kadar 15 hata buldu. <span id="more-14945"></span></p>
<p><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/muhtesem_yuzyil_hata.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-14946" title="muhtesem_yuzyil_hata" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/muhtesem_yuzyil_hata.jpg" alt="" width="637" height="298" /></a></p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=NDK_Mt6WTyk:ZdBT1GIy0XM:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=NDK_Mt6WTyk:ZdBT1GIy0XM:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/NDK_Mt6WTyk" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/sofrada-15-muhtesem-hata/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/sofrada-15-muhtesem-hata/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Damak Tadımızın Jeopolitiği</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/0tj9AQJaisM/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/damak-tadimizin-jeopolitigi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Mar 2011 18:33:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>müteverrih</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medeniyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=14891</guid>
		<description><![CDATA[Türk mutfağı, Fransız, Çin ve Meksika mutfağı ile birlikte dünyanın sayılı lezzetleri arasında yer alır. Ancak Türk mutfağını diğerleriyle kıyaslamak pek de doğru sayılmaz. Zira bu mutfak binlerce yıllık tekâmül ile zenginleşmiş, çeşitli milletlerle olan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/02/ottomam-cuisine2.png"><img class="alignleft size-full wp-image-14897" title="ottomam cuisine2" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/02/ottomam-cuisine2.png" alt="" width="252" height="240" /></a><span class="cap" title="T">T</span>ürk mutfağı, Fransız, Çin ve Meksika mutfağı ile birlikte dünyanın sayılı lezzetleri arasında yer alır. Ancak Türk mutfağını diğerleriyle kıyaslamak pek de doğru sayılmaz. Zira bu mutfak binlerce yıllık tekâmül ile zenginleşmiş, çeşitli milletlerle olan kültürel temasların ve asırlık tecrübelerin birikimi ile damak çatlatan kıvama ulaşmıştır.<span id="more-14891"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Göçerlik Devrinin Türk Mutfağı</strong><br />
Orta Asya göçebelik devrinde Türk mutfağı ve damak tadı şimdiki kadar geniş bir skalaya yayılmış değildi.  Bu gün “kebap” dediğimiz et çevirmeleri, haşlama ve söğüşler, sakatat çeşitleri, kurutulmuş veya konserve edilmiş et ve süt ürünleri başlıca menüleri oluşturuyordu. Bunun dışında ekşi ve sert sütlü içecekler, peynir çeşitleri ve mutlaka ekşi yoğurt geliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/02/Turksihdelight1.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-14902" title="tvg023" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/02/Turksihdelight1.jpg" alt="" width="206" height="266" /></a>Pek çok coğrafya’ya seyahatte bulunan ve bu arada Türk topluluklarını da gözlemleme fırsatı bulan İbni Fadlan yazdığı seyahatnamesinde, Türklerin yemekleri ekseriyetle ekşi yoğurt ile katık ederek yediğini, dahası Türkler arasında tatlı bir şey yemenin “utanaç” addedildiğini ve kesinlikle tatlı yiyecekler tüketilmediğini nakleder. Genellikle kesik sütten mâmül sert sosların konserve edilmiş veya kurutulmuş yiyecekleri yumuşatmakta servis edildiği belirtir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Anadolu’nun Sofrası</strong><br />
Tamamıyla göçebe hayat tarzının tesirindeki bu yemek kültürü Türkler Anadolu’ya geldikten sonra civarındaki kültürlerin etkisiyle ve yavaş yavaş yerleşik düzene geçilmesiyle değişmeye başladı. Bu değişim Osmanlı döneminde en olgun seviyeye ulaştı ve ihtişam çağını yaşadı.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/02/yemek3.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-14904" title="yemek3" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/02/yemek3.jpg" alt="" width="155" height="259" /></a>İmparatorluk Dönemi Türk mutfağına, sebzeli et yemekleri, bastı ve yahniler Arap mutfağından, meyveli et yemekleri, (üzümlü, fıstıklı, ayvalı) İran ve Ermeni mutfağından, neredeyse her çeşidinin adı İtalyanca olan balık yemekleri İtalyan mutfağından (uskumru, çinakop, sardalye)  mutfağımıza dâhil oldular. Bunların yanında Osmanlıların haşarat-ı bahriye dedikleri ve pek itibar etmedikleri (karides, kerevit, pavurya, ıstakoz) Yunan ve İtalyan mutfağından devşirildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bol zeytinyağlı sebze yemekleri, soğuk mezeler, üzümlü şıra ve şerbetler ise Yunan mutfağından hamur işleri, kızartmalar ise Rumeli ve Baklan kökenli olarak mutfağımızdaki yerini aldı. Otsu yemekler, haşlama ve lapalar ise Kafkas coğrafyasından aktarıldılar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/02/matbahı-amire.png"><img class="alignright size-full wp-image-14908" title="matbahı amire" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/02/matbahı-amire.png" alt="" width="257" height="309" /></a>İmparatorluk Mutfağının Laboratuarları</strong><br />
Bütün bu yemeklerin en iyisi ve en lezzetlisi geldikleri coğrafyada değil daima Saray’da yani İstanbul’da pişerdi. Saray’dan sonra onun uzantısı olan devlet ricali ve üst düzey yöneticilerin konaklarında, yani kelli felli ekâbirin, küberâ ve zürefâ taifesinin haneleri gelirdi. Merkez ve şehzade saraylarının, konak ve malikânelerin maharetli matbah (mutfak) ve kiler eminleri ekibiyle bu yemekleri en nefis kıvamda yapmayı iftihar addederdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Akar, kokar malzemenin özenle tasnif edildiği, etin en taze ve kalitelisinin geldiği ve en seçkin usullerin tecrübe edildiği saray ve konak matbahları imparatorluk mutfağının adeta birer laboratuarı gibiydi. İşte bu kanallar vasıtasıyla 72 kültürün harmanladığı imparatorluk mutfağındaki tarifler taşraya ve halka taşınırdı.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Osmanlı Mutfağının Olmazsa Olmazı</strong><br />
<a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/Green_Tomato.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-14924" title="Green_Tomato" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/Green_Tomato.jpg" alt="" width="118" height="93" /></a>Osmanlı döneminde, un, yağ, tuz, zerde, pirinç ve et şehirli halkının temel mutfak maddesi olarak kabul edilirdi. Bu listeye temel ihtiyaç olarak odun da dâhildi. Bunlardan birinin eksikliği yahut fahiş pahalılığı memnuniyetsizliğe ve yer yer yönetime karşı homurtulara, tepkilere, hatta isyanlara sebep olmuştur. Dolayısı bu maddelerin eksiksiz teminine ve fiyatlarına yöneticiler daima özen göstermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Osmanlı Mutfağında Yeşil Domatesi</strong><br />
İlginçtir 19. asra gelinceye kadar Osmanlı mutfağında domates ancak yeşil iken kullanılır, turşusu ve dolması yapılır, doğranarak yemeklere veya salatalara çeşni diye katılırdı. Kızarınca ise bozuldu, tadı uçtu veya faydası zail oldu denilerek atılırdı. Bu teamül ancak 19. asırda değişebildi.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/Ziyafet.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-14931" title="Ziyafet" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/03/Ziyafet.jpg" alt="" width="419" height="210" /></a></p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=0tj9AQJaisM:2n08MtdMmAA:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=0tj9AQJaisM:2n08MtdMmAA:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/0tj9AQJaisM" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/damak-tadimizin-jeopolitigi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/damak-tadimizin-jeopolitigi/</feedburner:origLink></item>
		<item>
		<title>Ayasofya’daki Son Keşif</title>
		<link>http://feedproxy.google.com/~r/tarihvemedeniyet/~3/d2Q8VEphTk0/</link>
		<comments>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/ayasofyadaki-son-kesif/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Mar 2011 05:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihvemedeniyet.org/?p=14231</guid>
		<description><![CDATA[
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/01/ayasofya1.jpg"><img class="alignright size-thumbnail wp-image-14233" title="ayasofya1" src="http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2011/01/ayasofya1-150x150.jpg" alt="" width="170" height="200" /></a>
<div >
<div id='hana_flv_flow3_2' style='display:block;width:480px;height:392px;' title="*Video:4000 yillik insan beyni bulundu"></div>
</div>

			<script  type='text/javascript'>
		flowplayer('hana_flv_flow3_2', { src: 'http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/plugins/hana-flv-player/flowplayer3/flowplayer-3.2.3.swf', wmode: 'transparent' }, { 
    		clip:  { 
    			url: 'http://video-ntvmsnbc.mncdn.net/FlvFiles/0000024164.flv',
        		scaling: 'scale', autoPlay: false, autoBuffering: true 
				,linkUrl: 'http://tarihvemedeniyet.org' ,linkWindow: '_blank'  , onFinish : function () { this.seek(0); } 
	        }

		}); 
			</script>
			 </p>
<div class="feedflare">
<a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=d2Q8VEphTk0:Zf5Yjal4b34:yIl2AUoC8zA"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=yIl2AUoC8zA" border="0"></img></a> <a href="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?a=d2Q8VEphTk0:Zf5Yjal4b34:qj6IDK7rITs"><img src="http://feeds.feedburner.com/~ff/tarihvemedeniyet?d=qj6IDK7rITs" border="0"></img></a>
</div><img src="http://feeds.feedburner.com/~r/tarihvemedeniyet/~4/d2Q8VEphTk0" height="1" width="1"/>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/ayasofyadaki-son-kesif/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://video-ntvmsnbc.mncdn.net/FlvFiles/0000024164.flv" length="23390549" type="video/x-flv" />
		<feedburner:origLink>http://tarihvemedeniyet.org/2011/03/ayasofyadaki-son-kesif/</feedburner:origLink></item>
	</channel>
</rss><!-- Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: http://www.w3-edge.com/wordpress-plugins/

Page Caching using disk: basic

Served from: tarihvemedeniyet.org @ 2012-02-05 03:30:41 -->

