<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2enclosuresfull.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" version="2.0">

<channel>
	<title>*tortu.org</title>
	
	<link>http://www.tortu.org</link>
	<description>kişisel weblog</description>
	<lastBuildDate>Fri, 05 Mar 2010 18:09:11 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/tortu" /><feedburner:info xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" uri="tortu" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><media:copyright>Tortu kere tortu.org</media:copyright><media:keywords>ki?isel,offical,life,design,photoshop</media:keywords><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:keywords>ki?isel,offical,life,design,photoshop</itunes:keywords><itunes:subtitle>ki?isel weblog</itunes:subtitle><item>
		<title>Küfür.</title>
		<link>http://www.tortu.org/kufur.html</link>
		<comments>http://www.tortu.org/kufur.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 18:03:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>scostar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[çocukluk yılları]]></category>
		<category><![CDATA[küfür]]></category>
		<category><![CDATA[lan deme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tortu.org/?p=371</guid>
		<description><![CDATA[Küçük bir çocukken saygıya inanılmaz önem gösterirdim. Sevmediğim uzak akrabamız Arife Abla’nın (zorla elini öptürürdü) çayına suyuna tükürmek dışında kimseye en küçük bir münasebetsizliğim olmamıştır. El bebek gül bebek büyüdükten, belirli bir saatten sonra uyduktan ve yapılacak tek sosyal aktivite benim gibi saksıda yetişmiş arkadaşlarımla çimlerde street fightercılık oynamak olduğundan, belirli zaman aralıklarıyla karşılaştığım “gerçek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter" title="Lan deme!" src="http://depo.tortu.org/kufur.jpg" alt="" width="498" height="266" /><span style="font-family: verdana;">Küçük bir çocukken saygıya inanılmaz önem gösterirdim. Sevmediğim uzak akrabamız Arife Abla’nın (zorla elini öptürürdü) çayına suyuna tükürmek dışında kimseye en küçük bir münasebetsizliğim olmamıştır. El bebek gül bebek büyüdükten, belirli bir saatten sonra uyduktan ve yapılacak tek sosyal aktivite benim gibi saksıda yetişmiş arkadaşlarımla çimlerde street fightercılık oynamak olduğundan, belirli zaman aralıklarıyla karşılaştığım “gerçek dünya”ya dair yaşam fonksiyonları beni her daim şok ederek aslında bu dünyaya ait olmadığımı ta o zamanlar yüzüme vurmuştur.</span><br />
<span style="font-family: verdana;">Hiçbir zaman tam bir insan evladı olduğumu savunmuşluğum yoktur, herkes gibi eksikliklerim ve öne çıktığım alanlar mevcut. Ama hayata istenilenden biraz daha farklı bakıyordum küçüklükten beri, bu durum hala da pek değişmiş değil. Dediğim gibi, küçükken saygıda kusur etmezdim. Ancak, ne zaman okul hayatı başladı, işte o zaman gerçek hayat kara delik misali beni yutmaya başladı yavaş yavaş.<br />
</span><br />
<span style="font-family: verdana;">İlkokulun ilk günü, “bakınız-anlatınız” kitapları, adaptasyon, öğretmen, plastik fasulyeler, beslenme çantaları, leş kokulu suluklar, altına sıçan arkadaşlar, bok temizlemekten boka dönüşmüş hademe suratları… Tıpkı askerlik gibi sancılı bir süreçten geçtikten sonra iyiden iyiye bu dünyayı kabullenmeye başlıyordum ancak yine de bulunduğum bu yabancı ortama saygı göstermeye, arkadaşlarımla sevecen konuşmaların, elimi arkadaşımın omuzuna atıp “hadi top oynayalım” şirinliğinin aslında bu dünyada kabul edilemez bir “yavşaklık” olduğunun şimdi bilincine varıyorum.<br />
</span><br />
<span style="font-family: verdana;">Yine böyle bir okul günü sonunda, evin o klasik akşam saatleri. Bakınız-anlatınız kitaplarındaki “Türk Aile Yaşamı” temalı kısa hikayelerden çok daha farklı ve acımasız bir hayat, dışarda o kitaplardaki gibi yaşıyor tüm arkadaşlarım sanki, kimsenin babası içip kavga çıkarmıyor, herkesin babası masa başında, bir müdür, bir patron gibi harika yaşamlara sahip, anne bütün gün birbirinden güzel yemekler yapıyor, oğlunu-kızını seviyor, onlara masallar anlatıyor. Vay diyorum, yav diyorum. Ama tam olarak o zamanlar ne düşündüğümü hatırlamıyorum. Yine de şimdikinden farklı değildir galiba, hala insanların çok zengin bir hayat sürdürdüklerini ve sevgililerinden ayrılmak dışında pek bir sorunlarının olmadığı fikrindeyim, bencilce evet. Veya ben çok mızmızlanıyorum, bilemem.<br />
</span><br />
<span style="font-family: verdana;">O akşamlardan birinde,  kitaplardan çok daha farklı bir aile içerisinde ağzımdan “lan” şeklinde bir ses çıktı bilinçsizce, 6 yaşına kadar saksıda yetişip meyvesini veren çiçek gibiydim. Annem, sanki ilk defa konuşmayı öğrenip “anne” diyen bir bebekmişim gibi heyecanla, fakat sevinç değil, öfkeyle fırladı burnumun dibine, “ne dedin?.. bir daha duymak istemiyorum o lafı güzel oğlum, lan diy eşeklere denir.”<br />
</span><br />
<span style="font-family: verdana;">Geçirdiğim o şoku hiçbir şekilde size tasvir edemem dostlarım, dalga geçmiyorum. Akranlarım o yaşlarda porno kültürü üzerine master yapmışken, ben evde ilk defa “lan” dediğim için annemden azar işitiyordum. Annemden öğrendiğim bu bilgiyi beynimin “unutulmayacak” klasörlerine kaydederek yatağıma uzandım ve annemin o aklımdan çıkmayan sözlerini tanrının buyruğu gibi ezberledim, bir melek yatağımın başucuna gelerek “sen küfür nedir bilmezdin, daha geçen yaza kadar köydeki deli birgül sana ’seni s*kerim’ dediği zaman ağlayarak annene koşup ‘anneee birgül beni s*ktiii’ diyen bir çocuktun, ayıp, hiç yakıştıramadım” demişti. Durmadan aynı şeyleri düşünmeye başladım, ne demek oluyordu ki? Sik, sikmek, sikerim, sikicem, lan, lun? Neydi tüm bunlar?<br />
</span><br />
<span style="font-family: verdana;">O sabah, sanki yeni piyasaya çıkan bir dinin kutsal misyoneri ve peygamberi gibi içimde kedi kıpırtısıyla çıktım yola. Herkes öğrenmeliydi gerçeği, kimse kimseye hakaret etmemeliydi. Bu zorlu görevi omuzlarıma yükleyerek heyecanla bıcır bıcır koşturmaya başlamıştım, arkadaşlarımı uyarmalıydım, dünya, o “bakınız-anlatınız” kitaplarındaki gibi olmalıydı, gözümdeki resim hala öyledir.<br />
</span><br />
<span style="font-family: verdana;">Bir tenefüs esnasında adını hatırlamadığım, o dönemin Fenerbahçeli sarışın-yabancı kalecinin dün akşamki maçta nasıl kurtarışlar yaptığından bahsediliyor, bense fenerbahçeli olmadığımdan, kibar bir insan olarak sadece arkadaşlarımın o heyecanını izlemekten hoşlanıyordum, aralarına katılabileceğim bir kaç küçük yorum da etkili olabiliyordu. Dışlanma korkusu çok kötü bir şeydi.<br />
</span><br />
<span style="font-family: verdana;">“Amınagoyim nasıl kurtarmıştı di mi lan” sözünü duyduğum an, Hulk gibi yeşererek devleşmiştim, “amınagoyim” sözünü ilk defa duyduğum için anlamını merak etmek için bile kendime zaman tanımamıştım ve “Lan deme!.. Lan diye eşeklere deniyormuş!..”</span><br />
<span style="font-family: verdana;">Kafasına saksı düşmüş kendi halinde bir vatandaş gibi kararmıştı ortalık sanki o an. Arkadaşlarım ve etrafımdaki diğer öğrenciler, tam olarak şu ifadeyle bakıyorlardı yüzüme:</span><br />
<img class="alignnone" title="ohannes" src="http://depo.tortu.org/smiley.png" alt="" width="100" height="100" /><br />
<span style="font-family: verdana;">Tek bir kelime bile etmeden süren bu bakışlar sonrasında, arkadaşlar toplu bir halüsinasyon gördüklerini düşündüklerinden olacak ki, bir anda kendilerine gelerek kaldıkları yerden “amınagoyim” bağlacı ile beraber sohbetlerine karşılıklı olarak devam etmeye başladılar.<br />
</span><br />
<span style="font-family: verdana;">Bense, dünyanın hiçbir zaman kafamda kurduğum o “bakınız-anlatınız” kitaplarındaki gibi olmayacağına kanaat getirdikten sonra önümdeki taşı tekmeleyerek okulun etrafında tur atmaya başladım. Bir kaç turdan sonra okul önündeki öğretmenlerden biri beni yanına çağırarak elindeki fındıkları uzattı “al şunları oğlum”. Heyecandan yüreğim titriyordu ama kibarlıkta ve nezaketten ödün vermemeliydim “hayır teşekkür ederim” diyerek “hıh” diye tabir edilen surat ifadesine büründüm. “Oğlum, alsana şunu” diyerek ısrar edince avuçlarımı açtım ve teşekkür etmek için başımı kaldırdım, öğretmen duvar dibindeki çöp kutusunu işaret ederek “bak ordaki çöpe dök” buyurdu. Arkamı döndüm ve hiç çaktırmamaya çalışarak avucumun içine baktım, tüm fındıkları yiyerek kabuklarını bana döktürüyordu. Öfkeden deliye dönmüştüm ama edecek küfür bilmiyordum.  “Lan… Lan!.. Lan..” diyerek kendi kendime sayıkladım sadece.<br />
</span><br />
<em><strong><span style="font-family: georgia;">Ama şimdi siz de çok iyi biliyorsunuz ki küfür benim her şeyim artık, küfür ve öfke gereklidir, ağız bozukluğu iyidir. Sizlerden, o yaşlarda hayatı “bakınız-anlatınız” kitaplarına dönüştürmeyi başaramadığım için özür diliyorum amına koyim.<br />
</span><br />
<span style="font-family: georgia;">O öğretmene küfür etmek istiyorum ama kendisine uygun bir küfür hala bulamadım, sanırım ona küfür edemeden öleceğim.</span></strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tortu.org/kufur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karbon Şekeri.</title>
		<link>http://www.tortu.org/karbon-sekeri.html</link>
		<comments>http://www.tortu.org/karbon-sekeri.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 18:51:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>scostar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Metin Belgesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tortu.org/?p=365</guid>
		<description><![CDATA[İnternetten uzak kaldığım bu süre zarfında çok garip şeylerle karşılaştım. Bana zamanında &#8220;dava açacağım, yazdığın yazıyı kaldırmazsan&#8221; diyip sonra gtalk&#8217;ta &#8220;hakkını helal eder misin?&#8221; gibi bir söz söyleyerek geri vitesin allahını yapan, düşünce blogunda &#8220;abi&#8221; leri gibi yobazlık yapan bir yavşak vardı. Birparcahuzun adlı blogu boş bulup kendi kayıt altına alıp iyiliğe adadığını söylemiş. Ben [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter" title="Karbon Şekeri" src="http://depo.tortu.org/karbonsekeri.jpg" alt="" width="500" height="346" /><span style="font-family: verdana;">İnternetten uzak kaldığım bu süre zarfında çok garip şeylerle karşılaştım. Bana zamanında &#8220;dava açacağım, yazdığın yazıyı kaldırmazsan&#8221; diyip sonra gtalk&#8217;ta &#8220;hakkını helal eder misin?&#8221; gibi bir söz söyleyerek geri vitesin allahını yapan, düşünce blogunda &#8220;abi&#8221; leri gibi yobazlık yapan bir yavşak vardı. Birparcahuzun adlı blogu boş bulup kendi kayıt altına alıp iyiliğe adadığını söylemiş. Ben buraya yazıyı yazdığımda tehtitler bilmemneler hepsi boş çıkmıştı, blogumdaki yazıyıda kaldıramamıştı, kendi de rezil olmuştu. Şimdi salak salak şeyler yapıyor sosyal medyada. Bi de dergi çıkarıyor, blog/internet dergisi adı altında islam dergisi. <em>ZAMAN</em> reklamları falan, haha çok komik lan. Muhtemelen &#8220;7.4 yetmedi mi?&#8221; diyen zihniyet bu zihniyet, evet kesinlikle. İsmini söylemeyeceğim, zaten yukardaki görselde kim olduğunu tanıdınız. Bu arkadaşın ne yapmaya çalıştığını bilmiyorum, embesil embesil hareketler, eylemler. Bunları geçiyorum ama inceden yaptığı Atatürk düşmanlığı benim sinirimi bozan taraf. Ulan donuna kadar Atatürk&#8217;e borçlusun bugün, haberin yok, bir de inkar ediyorsun&#8230; Gerçi suç bunda değil. Suç bunu böyle yetiştirende. Söylenecek çok şey var ama söylemeyeceğim.</span> <span style="font-family: georgia;"> <strong><em>Tek istediğim blogumu eline geçirip iyiye adaması. Düşünsenize rencide edici sözler yerine &#8220;iyiliğe doğru..&#8221; yazan bir slogan. Pembe yerler olmuş yeşil, sanarsın arabistan. hahah&#8230;</em></strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tortu.org/karbon-sekeri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Falan filan.</title>
		<link>http://www.tortu.org/falan-filan.html</link>
		<comments>http://www.tortu.org/falan-filan.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 22:09:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>scostar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[yd virüsü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tortu.org/?p=363</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Uzun süredir&#8230;&#8221; diye başlayan yazılardan hep nefret etmişimdir. Tatil başladığı günden beri hiç bir şey yapmadığım için kendimden bile nefret etmeye başladım. Yazmak için bir şeyler yaşamam gerek, ama şu sıralar yaşamıyor gibi biriyim. Yani kahve içip bir şeyler çizmekten ve özel bir yere bir şeyler yazmaktan başka hiç bir şeyim yok. Aslında böyle mutlu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: verdana;"><img class="aligncenter" title="Falan filan." src="http://depo.tortu.org/falanfilan.jpg" alt="" width="443" height="106" />&#8220;Uzun süredir&#8230;&#8221; diye başlayan yazılardan hep nefret etmişimdir. Tatil başladığı günden beri hiç bir şey yapmadığım için kendimden bile nefret etmeye başladım. Yazmak için bir şeyler yaşamam gerek, ama şu sıralar yaşamıyor gibi biriyim. Yani kahve içip bir şeyler çizmekten ve özel bir yere bir şeyler yazmaktan başka hiç bir şeyim yok. Aslında böyle mutlu gibiyim. Yani hiç bir şey yapmamaktan. Ama bazı  zamanlar sıkılabiliyorum..</span></p>
<p><span style="font-family: verdana;">Çok sıkıldığım zamanlar genelde film izliyorum. Hani tatil falan ama ben tatil yapmadım daha hiç. Param yok mesela. Yan semte geçecek kadar bile. Bazen oluyor onları da harcıyorum zaten. Mesela soğuk İstanbul&#8217;da dolaşmak çok güzel, cebinde paran olmadan. Montun ve atkın olduktan sonra her şey çok güzel gibi. Ama ben bunu yaparken yanımda birinin eksik olması üzüyor beni..</span></p>
<p><span style="font-family: verdana;">Tribüne gitmemeye karar verdim, hiç bir şekilde. Beşiktaş&#8217;ımı çok özleyeceğim belki ama böyle olması gerek. Böyle olması gerek çünkü bilmediğiniz şeyler var. Yıllar sonra çok farklı şekillerde geleceğiz tabi ki. Geleceğim demiyorum, geleceğiz. Birşeyler anlamışsınızdır, o kadar salak değilsiniz değil mi?</span></p>
<p><span style="font-family: georgia;">Yazıyıda şöyle sonlandırıyorum;<br />
<strong><em>YILDIRIM DEMİRÖREN YEEEEEEEEEEEETEEEEEEEER.</em></strong></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tortu.org/falan-filan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ritüel EP.</title>
		<link>http://www.tortu.org/razielnisroc-rituel.html</link>
		<comments>http://www.tortu.org/razielnisroc-rituel.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 Jan 2010 23:50:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>scostar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[Esperanza]]></category>
		<category><![CDATA[Raziel Nisroc]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe Rap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tortu.org/?p=358</guid>
		<description><![CDATA[Türkçe Rap&#8216;in önemli isimlerinden Raziel Nisroc, çok uzun süreden sonra Ritüel EP ile sessizliğini bozup, karşımıza çıkıyor. Yaptığı tarzıyla, ses tonuyla Underground&#8217;da önemli bir yere sahip olan Raziel, daha önce imza attığı albümlere birini daha eklemiş oluyor. Albüm altı şarkıdan oluşuyor ve kesinlikle hiç bir düet bulunmamakta. Albümün altyapıları Da Poet, Fonetik tarafından hazırlanmış ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter" title="Raziel Nisroc - Ritüel E.P" src="http://depo.tortu.org/rituelep.jpg" alt="" width="500" height="198" /><span style="font-family: verdana;"><strong>Türkçe Rap</strong>&#8216;in önemli isimlerinden <a href="http://www.myspace.com/razielnisroc" target="_blank"><strong>Raziel Nisroc</strong></a>, çok uzun süreden sonra <strong>Ritüel EP</strong> ile sessizliğini bozup, karşımıza çıkıyor. Yaptığı tarzıyla, ses tonuyla Underground&#8217;da önemli bir yere sahip olan Raziel, daha önce imza attığı albümlere birini daha eklemiş oluyor. Albüm altı şarkıdan oluşuyor ve kesinlikle hiç bir düet bulunmamakta. Albümün altyapıları Da Poet, Fonetik tarafından hazırlanmış ve mix Hayki tarafından yapılmış. Albümün ilgi çeken kapak tasarımı ise writer olarak tanıdığımız Cype tarafından yapılmış. <strong>Deneysel bazda altyapılar ve sıklıkla storytelling öğelerin göze çarptığı ve abstract boyutları şiirsel bir çizgide buluşturan vokal stiliyle &#8220;Ritüel EP&#8221;yi siz okuyuculara sunuyoruz. Keyifli dinlemeler&#8230;</strong></span><em><span style="font-family: verdana;"><br />
01. Suikast Notları (Produced by Da Poet)<br />
02. Jargon (Produced by Fonetik)<br />
03. Uzaylı (Produced by Da Poet)<br />
04. Esperanza (Produced by Da Poet)<br />
05. Fünye (Produced by Da Poet)<br />
06. Raylar (Produced by Fonetik)</span></em></p>
<ul>
<li><em><strong><span style="font-family: georgia;">Raziel Nisroc &#8211; Ritüel EP indirmek için <a href="http://depo.tortu.org/razielnisroc-rituel.rar" target="_blank">buradan</a>.</span></strong></em></li>
</ul>
<p><em><span style="font-family: georgia;">*ayrıca albüm hakkında yorumum yakında, önce sindirmeliyim.</span></em><em><span style="font-family: verdana;"><br />
</span></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tortu.org/razielnisroc-rituel.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		<enclosure url="http://depo.tortu.org/razielnisroc-rituel.rar" length="28132206" type="application/x-rar-compressed" /><media:content url="http://depo.tortu.org/razielnisroc-rituel.rar" fileSize="28132206" type="application/x-rar-compressed" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>Türkçe Rap&amp;#8216;in önemli isimlerinden Raziel Nisroc, çok uzun süreden sonra Ritüel EP ile sessizliğini bozup, karşımıza çıkıyor. Yaptığı tarzıyla, ses tonuyla Underground&amp;#8217;da önemli bir yere sahip olan Raziel, daha önce imza attığı albümlere birini</itunes:subtitle><itunes:summary>Türkçe Rap&amp;#8216;in önemli isimlerinden Raziel Nisroc, çok uzun süreden sonra Ritüel EP ile sessizliğini bozup, karşımıza çıkıyor. Yaptığı tarzıyla, ses tonuyla Underground&amp;#8217;da önemli bir yere sahip olan Raziel, daha önce imza attığı albümlere birini daha eklemiş oluyor. Albüm altı şarkıdan oluşuyor ve kesinlikle hiç bir düet bulunmamakta. Albümün altyapıları Da Poet, Fonetik tarafından hazırlanmış ve [...]</itunes:summary><itunes:keywords>ki?isel,offical,life,design,photoshop</itunes:keywords></item>
		<item>
		<title>Street Soul – Sketch Book.</title>
		<link>http://www.tortu.org/streetsoul-sketchbook.html</link>
		<comments>http://www.tortu.org/streetsoul-sketchbook.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2010 15:58:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>scostar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Metin Belgesi]]></category>
		<category><![CDATA[street soul]]></category>
		<category><![CDATA[tunç dindaş]]></category>
		<category><![CDATA[turbo]]></category>
		<category><![CDATA[turboabi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tortu.org/?p=351</guid>
		<description><![CDATA[Tunç “Turbo” Dindaş yönetiminde Türkiye’de ilk grafiti kitabı olarak yayınlanan TURKISH GRAFFITI Vol.1 serüveni geçen senenin sonlarına &#8220;STREET SOUL &#8211; Graffiti from Turkey&#8221; ile devam etmişti. Türkiye’de ki writerların yaptıklarını belgesel bir kitapta bir araya getirmek ve Türk graffitisinin sokaktaki insanlara tanıttığı bu iki kitap yerli yabancı medya ve insanlardan büyük ilgi gördü. Sınırlı sayıda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: verdana;"><img class="aligncenter" title="Street Soul - Sketch Book Vol.1" src="http://depo.tortu.org/sketchbook.jpg" alt="" width="450" height="335" />Tunç “Turbo” Dindaş yönetiminde Türkiye’de ilk grafiti kitabı olarak yayınlanan TURKISH GRAFFITI Vol.1 serüveni geçen senenin sonlarına &#8220;<strong>STREET SOUL &#8211; Graffiti from Turkey</strong>&#8221; ile devam etmişti. Türkiye’de ki writerların yaptıklarını belgesel bir kitapta bir araya getirmek ve Türk graffitisinin sokaktaki insanlara tanıttığı bu iki kitap yerli yabancı medya ve insanlardan büyük ilgi gördü. Sınırlı sayıda satışa sunulan ilk kitap tükenmek üzereyken, ikinci kitap &#8220;<strong>STREET SOUL &#8211; Graffiti from Turkey</strong>&#8221; iyi bir satış grafiği ile kitapçılardaki raflarda yerini almakta. Kitap aynı zamanda D&amp;R, idefix gibi sitelerde satışa sunulmuş durumda.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana;">Serinin üçüncüsü olarak &#8220;<strong>STREET SOUL &#8211; Sketch Book Vol.1</strong>&#8221; hazırlık aşamasında. Dünyadaki tüm writerların sketchlerinden oluşan bu kitap ülkemizdeki graffiticilerinde kendilerini dünyaya tanıtması için bir fırsat niteliğinde. Öteki kitaplarda writerların duvarlarda yapmış oldukları işlerin aksine bu seferde işin mutfağına yani blackbook&#8217;lar ele alınacak.</span></p>
<p><em><span style="font-family: verdana;">Sketchlerinizin &#8220;STREET SOUL &#8211; Sketch Book Vol.1&#8243;de yayınlanmasını istiyorsanız. Detaylı ve üzerinde uğraşılmış sketchlerinizi scanner&#8217;la 300 dpi tarayarak turkishgraffiti@gmail.com adresine gönderebilirsiniz. Son katılım tarihi: 7 Şubat 2010. Gelen çalışmalar arasında ciddi bir eleme ile seçilen sketchler kitapta yer alacaktır&#8230;</span></em></p>
<p><em><strong><span style="font-family: georgia;">Demiş Tunç &#8216;Turbo&#8217; ağabeyimiz. Gerçekten Türkiye&#8217;de hiphop kültürü adına verdiği emekler yok sayılamaz, kesinlikle. Çıkan iki kitap ve çıkacak olan üçüncü kitap arşivlik, herkesin edinmesi gereken. Street Soul kitapları hakkında daha fazla bilgi için <a href="http://www.streetsoulbook.com" target="_self">buradan</a> ya da <a href="http://streetsoulbook.tumblr.com" target="_blank">şuradan</a>.</span></strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tortu.org/streetsoul-sketchbook.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Rakı.</title>
		<link>http://www.tortu.org/yeni-raki-reklami.html</link>
		<comments>http://www.tortu.org/yeni-raki-reklami.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Jan 2010 22:39:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>scostar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Media]]></category>
		<category><![CDATA[rakı]]></category>
		<category><![CDATA[yeni rakı]]></category>
		<category><![CDATA[yeni rakı reklamı]]></category>
		<category><![CDATA[zeki müren]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tortu.org/?p=339</guid>
		<description><![CDATA[
Yeni Rakı&#8216;nın yeni ve harika reklamı. Televizyonlarda yayınlansa bence son zamanların en iyi reklamı olmaya aday. Ancak Tayyeap yüzünden bilindiği üzere alkollü içeceklerin reklamı televizyonlarda yapılamıyor. Olsun biz de buradan sunalım. Zeki Müren ağabeyimizin sözüyle de yazıyı bitiriyorum; 
Gönül hicranla doldu&#8230;
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><object classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" width="500" height="412" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=8314933&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=0&amp;show_byline=0&amp;show_portrait=0&amp;color=ea284b&amp;fullscreen=1" /><embed type="application/x-shockwave-flash" width="500" height="412" src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=8314933&amp;server=vimeo.com&amp;show_title=0&amp;show_byline=0&amp;show_portrait=0&amp;color=ea284b&amp;fullscreen=1" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"></embed></object></p>
<p><span style="font-family: verdana;"><strong>Yeni Rakı</strong>&#8216;nın <strong>yeni</strong> ve harika <strong>reklamı</strong>. Televizyonlarda yayınlansa bence son zamanların en iyi reklamı olmaya aday. Ancak <span style="text-decoration: line-through;">Tayyeap</span> yüzünden bilindiği üzere alkollü içeceklerin reklamı televizyonlarda yapılamıyor. Olsun biz de buradan sunalım. Zeki Müren ağabeyimizin sözüyle de yazıyı bitiriyorum;</span> <em><strong></strong></em><em><strong><span style="font-family: georgia;"><br />
Gönül hicranla doldu&#8230;</span></strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tortu.org/yeni-raki-reklami.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		<enclosure url="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=8314933&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=0&amp;amp;show_byline=0&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=ea284b&amp;amp;fullscreen=1" length="-1" type="application/x-shockwave-flash" /><media:content url="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=8314933&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=0&amp;amp;show_byline=0&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=ea284b&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle> Yeni Rakı&amp;#8216;nın yeni ve harika reklamı. Televizyonlarda yayınlansa bence son zamanların en iyi reklamı olmaya aday. Ancak Tayyeap yüzünden bilindiği üzere alkollü içeceklerin reklamı televizyonlarda yapılamıyor. Olsun biz de buradan sunalım. Zeki Mür</itunes:subtitle><itunes:summary> Yeni Rakı&amp;#8216;nın yeni ve harika reklamı. Televizyonlarda yayınlansa bence son zamanların en iyi reklamı olmaya aday. Ancak Tayyeap yüzünden bilindiği üzere alkollü içeceklerin reklamı televizyonlarda yapılamıyor. Olsun biz de buradan sunalım. Zeki Müren ağabeyimizin sözüyle de yazıyı bitiriyorum; Gönül hicranla doldu&amp;#8230; </itunes:summary><itunes:keywords>ki?isel,offical,life,design,photoshop</itunes:keywords></item>
		<item>
		<title>Siz Hiç Beşiktaşlı Oldunuz mu?</title>
		<link>http://www.tortu.org/siz-hic-besiktasli-oldunuz-mu.html</link>
		<comments>http://www.tortu.org/siz-hic-besiktasli-oldunuz-mu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jan 2010 21:04:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>scostar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beşiktaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tortu.org/?p=334</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul otogarı viyadüklerin çevrelediği bir örümcek ağıdır. Ağlarına yalnız bahtsızlar takılır. Parası olmayanların kaderleri değişmesede yerlerinin değiştiği bir başlangıç, yada sondur burası. Hele öğlen kal&#8230;kan ya da öğlen ulaşan otobüslerin yolcusuysanız bu hayata sarılma direncinizin ilk test yeri yine bu otogardır.
Öğlen ezanı okunuyordu. Nisandı ama hala kaşkollara sarılmış insanlar, ciğerlerinden çıkan havayı kaşkolun içine üfleyerek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter" title="Siz hiçBeşiktaşlı oldunuz mu?" src="http://depo.tortu.org/sizhicbesiktasli.jpg" alt="" width="450" height="207" /><span style="font-family: verdana;">İstanbul otogarı viyadüklerin çevrelediği bir örümcek ağıdır. Ağlarına yalnız bahtsızlar takılır. Parası olmayanların kaderleri değişmesede yerlerinin değiştiği bir başlangıç, yada sondur burası. Hele öğlen kal&#8230;kan ya da öğlen ulaşan otobüslerin yolcusuysanız bu hayata sarılma direncinizin ilk test yeri yine bu otogardır.<br />
Öğlen ezanı okunuyordu. Nisandı ama hala kaşkollara sarılmış insanlar, ciğerlerinden çıkan havayı kaşkolun içine üfleyerek ısınmaya çalışıyorlardı. Artvin’e gidecek otobüs yolcuları sigaralarından son bir fırt çekip, otobüsün basamaklarını çıkıyorlardı. Muavin bagaj kapaklarını kapattı, peron görevlisi içerideki yolcuları sayıp, kafasını arka kapıdan uzatıp bağırdı&#8230;</span><span id="more-334"></span></p>
<p><span style="font-family: verdana;">”22 numara, 22 numara&#8230;”. 22 numara yoktu. Tam o sırada bir ambulans yanaştı yan perona. Ambulanstan gözaltına kadar sakallı bir adam indi. Muavine el kol yapıp otobüsü durdurdu. “Bagaj var mı?” muavin. Adam “yok, ama cenazem var” dedi. Muavin yıkıldı. Çünkü ağzına kadar dolu bagajı indirip, tekrara yerleştirmek demekti bu. Peron zili çalıyor ama Artvin otobüsü hala bagajlarını topluyordu. Tabut orta kısma sürüldü, ambulans sessizce ayrıldı yan perondan. Yolcular cama dayanmış, efkarlı gözlerle izliyordu olan biteni. Terden pembeleşmiş yüzüyle muavin adamı buyur etti içeri, otobüs yola düştü.<br />
22 numara yolcusunu merakla süzdü otobüs. Müsade isteyip yerine oturdu. Yanındaki yolcu merakını kustu hemen,<br />
“ Allah rahmet eylesin, yakının mıydı?”<br />
Adam düşündü uzun uzun,<br />
“Mehdi” benim neyim oluyor diye. İçini çekip,<br />
“ Kardeşimdi” dedi. Otobüs köprü üzerinden geçiyordu. Adam içinden,<br />
“ Mehdi, son kez hisset boğazı” diye geçirdi. Uzun yol başlıyordu.<br />
Adam kitabını açıp okumak istiyordu ama yanındaki yolcu kıpır kıpırdı. Sürekli içleniyor, vah vah çekiyordu.<br />
“ Kaç yaşındaydı” diye sordu yolcu. Adam,<br />
“Tam olarak bilmiyorum, ama ben yaşlarındaydı”<br />
“Yahu kardeşim diyorsun yaşını bilmiyorsun” diye hayret dolu çıkıştı yolcu.<br />
“Kardeşim dediysem, öyle değil” dedi adam.<br />
“Ya nasıl” dedi yolcu.<br />
Uzun bir sohbet başlıyordu, Otobüs İstanbul sınırlarından çıkarken.<br />
Mehdi’yi ilk kez hapishanede gardiyanlarla dövüşürken gördüm. Alt koğuşlarda, fraksiyonunun koğuşlarında kalıyordu. Orada kavga çıkınca bizim koğuşa postaladılar. fraksiyonu ile bizim koğuşun görüşleri ters olduğundan kimse yüzüne bakmadı Mehdi’nin. En dipte benim ranzanın sağ altına yatırdılar onu. Birkaç ay kimseyle konuşmadı. Yemek yaptı, topladı, çay dağıttı. Havalandırmada yalnız dolaşırdı. Koğuş eğitimlerimize katılmazdı, annamam öyle şeylerden der kenara çekıilirdi. Anladım ki fraksiyoncu filan değil. Bir harita metod defterine gazetelerden resimler kesip yapitırırdı geceleri. Her koğuş baskınında Jandarma o defteri bulur yırtardı. Bizim zulayı bilmediğinden her seferinde yeni defter bulur, bir dahaki baskına kadar çalışmasına devam ederdi. Bir sonraki baskın tiyosu geldiğinde haline acıyıp, defterini bizim zulaya attım. Jandarma döşek altını açıp defteri bulamayınca Mehdi hayretler içinde kaldı. Ona aldığımı söylemedim, merak ediyordum çünkü deftere neler yapıştırdığını. Herhalde karı kız resimleridir, hela için malzeme yapıyorudur diye düşünüyordum. Öyle ya Jandarma bulur bulmaz paramparça ediyordu defteri. Işıklar sönünce zuladan çıkardım defteri. Gözlerime inanamamıştım. Koğuşta kimsenin okumayıp bir kenara attığı, ziyaretlerde don, sigara sarılıp getirilen, iaşe sandıklarının üzerinde gelen ne kadar spor sayfası varsa ayıklanmış, içlerinden ne kadar Beşiktaş ile ilgili haber varsa kesilip bu deftere yapıştırılmıştı. Resimlerin kimilerinin üzerinde domates çekirdeği vardı, kimileri sonradan ütü vurulup düzleştirimiş buruşukluktaydı. Ama herbirinin altında tarihi düşülmüş, önemli yerlerinin altı çizilmişti. İlginç gelmişti bana Mehdi.<br />
Bir sabah yoklamasında yanında durdum. Pantolunuma soktuğum defteri arkadan sıkıştırdım eline. Şaşırdı. Çocuk gibi sevindi. Teşekkür etmek istedi, konuşmadım onunla. Ajan damgası yiyebilirdim koğuşta. Havalandırmada yolumu kesti.<br />
“Sağol” dedi. Sigara tuttum ona. Çömeldik.<br />
“Kimsin, necisin, ne arıyorsun siyasilerin mapushanesinde”dedim.<br />
“Vallahi bende bilmiyorum, neci olduğumu ben de bilmiyorum” dedi Mehdi.<br />
“Peki anlat o zaman” dedim.<br />
“Kimseye demek yok ama, söz mü” dedi.<br />
“Söz” dedim.<br />
Eylül 80 yılıydı. Malum stad bir tane. Ülke bir savaş yaşıyor ama bizim derdimiz kapalıyı kaptırmama savaşı. Akşamdan yığıldık, sabahlıyoruz kapalının kapısında. Kimimizin koynunda şarap, kiminde emanet, kiminde yarım somun ekmek. Baskın yemeyelim diye üçer üçer erketeye çıkıyoruz Maçka tarafına, Dolambahçeye, spor sergiye. Ben gece üç gibi Maçkadayım. Motorcular geliyordu aşağıdan. Son seferinde karşıdan grup indirmiş, nümayiş yapacaklarmış dikkat et dediler. Bıçkın delikanlıyız o zamanlar, semtimizde nümayişe tahammülümüz yok elbet. Bir o sokağa dalıyorum, bir bu sokağa derken bir baktım, o grup duvara tezahürat yazıyor. Allah dedim, çektim emaneti üzerlerine yürüdüm. On kişiydiler, dayak yerim ama hiç olmazsa bir ikisini iyileştiririm dedim ama beni görünce öcü görmüş gibi kaçamaya başladılar, bende arkalarından. Meğer benim hemen arkamda Polis varmış, ben onları kovalıyorum, koşuyorum, polis hepimizin arkasından koşuyor. Girdik bir çıkmaz sokağa, çocuklar durdular, elleri havada, ben hala bana teslim oldular diye havalardayım, Polis arkadan ışık tutunca uyandım, elimde emanet, kolum havada, megafondan “at elindeki silahı” diye bağırıyor, ben kala kaldım. İçimden sıçtık şimdi dedim ama yırtarız. Çocuklar bilmem ne örgütünden, ben orada saf saf bir adam, polis minibüsünde Gayrettepe&#8217;ye vardık. Nezarete oturduk, geçmiş olsunlaştık. Çocuklar duvara yazı yazacakalarmış meğer, ben onları ne zannettim, güldüm kendi kendime, bir an önce salsalarda maça yetişsem diyorum hala. Nezarette çocuklardan ayrılıp duvara yaslandım, sabah oluyordu, sigara tuttu arkamdan biri. Uzandım aldım, hırsızmış, basılmış evde salak. Durumu anlattım güldü bana. Rakip takımı tutuyormuş, iyi beklememişsin maçı nasılsa koyacaz size dedi. Ağırıma gitti zırtapoz hırsızın lafı, koyum kafayı burnunun üstüne, dağıldı ağzı burnu. Apar topar çıkardılar dışarı. Tehditler savurdu bana. Hadi lan ikile, kodumun hırsızı dedim arkasından. Sabah dokuz gibi sorguya aldılar teker, teker. Sıra bana geldi. Klasik sorgu odası işte. İçim rahat, ifadeyi verip gideceğim maça. Aaa, bir baktım bizim hırsızıda aldılar odaya, oturdu karşımda. Burnu tamponlu, sargı içinde. Noldu lan yetmedi dedim. Koltuğunun altındaki silahı görünce yıkıldım. Sivilmiş meğer, nezaretten laf almaya karışmış, nasıl yedim bu numarayı diye kendi kendime kızdım. Diğer çocukları salmışlar mahkemeye kadar, ama bizim kırık burun davasından “ memura karşı koyma ve darptan” kalakaldık. Maç gitti, ama asıl giden benim hayatımdı. Asker ertesi gün darbe yaptı. Memurun raporuna göre hala ben örgüt üyesi zanlısıydım. Darbenin ilk günlerinde kurulan mahkemelere çıkartıldım. Konuşturmadılar bile. Sonrası o koğuş senin, bu koğuş benim. Her koğuş derdimi anlattıkça bana ajan muamelesi yaptılar. Bende kimseyle konuşmamaya başladım. Dışarıda hala bizim tribünden avukat çocuklar uğraşıyormış ama yakalandığım grup çok sivriymiş, çok vukuatı varmış, yırtamaz demişler. Bende bir umuttur bekliyorum iki yıldır, ama şu gardiyanlara gıcık oluyorum, ne olduğumu bildiklerinden ne zaman maç kaybetse Beşiktaş abuk subuk hareket yapıyorlar, bende dalıyorum, sonrası jandarma dayağı, bıktım, ağzımda diş kalmadı.<br />
Otobüs otobanı bitirmiş, yola döner dönmez, mola vermişti. Yolcuya kalsa hikayenin devaminı dinlemek için altına işemeye razıydı. İkide bir vah, vah diyor, yorum yapmak istiyordu. Adam aşağı indi, bir sigara yaktı. Hava soğumaya başlamıştı. Bagaj sıcakmıdır, diye düşündü. Ölüler üşümezdi oysa. Çaylarla birlikte üst üste, hızlı, hızlı sigaralar içildi. Ananons yapıldı, otobüs mola yerinden ayrıldı. Meraklı kulaklar dikildi, VCD’de oynayan filmi kimse seyretmez olmuştu. Adam devam etti.<br />
Mehdi’nin bir arkadaşı olmuştu artık. Ben. Okumamıştı, ama hayat onu yetiştirmişti. Bize katıl dedim ona. Anlamam o işlerden, sevmem o işleri dedi. Olsun vakit başka türlü geçmez, gel otur akşamları sende tartış bizimle dedim. Koğuş sorumlumuza durumu anlattım. Ajan olabilir dedi. Ben kefil oldum Mehdi’ye. Oturdu o akşam bizimle. Kısmetsiz Mehdi’nin ilk geceside şanssız başlamıştı aramızda. Okuma yapılacaktı. Zuladan kitaplar çıktı. Herkes harıl harıl okumaya başladı. Yan gözle Mehdi’yi seyrediyordum, okumak ne kelime, kitaba bakmıyordu bile, sonra harita metodunu soktu kitabının arasına, yine kendi dünyasına daldı. Ama onu bekleyen bir süpriz vardı ki, okunan kitabın bölümü hakkında tartışma yapılacaktı geceyarısı. Okuma bitti. Bölüm bölüm herkes koğuş sorumlusunun soruduğu sorulara yanıt veriyordu. Sıra Mehdi’ye geldi. Ben gözlerimi kapadım, çıkacak cümbüşü ve Mehdi’nin sorumluluğunun bende olduğunu düşünerek başıma gelecekleri düşünüyordum. Koğuş sorumlusu sordu “ Mehdi, teoride yenilmek kişi benliğinde ideolojiyi zedelermi?” . Ben yer yarılsada içine girsem diye düşünürken Mehdi gırtlağını temizledi, konuşmaya başladı, kulaklarımı tıkadım.<br />
“ Bir harekete taraf olmak, eğer ona aşk ile bağlanmamışsan sana kaçacak çok fırsat bırakır. İnsanın kendi dünyası bencillik üzerine kuruludur. Benlik, bencillikten türemiştir. Teori diye tanımlanan hareket, insanın bencilliğini beslemezse kaybolur gider. İşte insanoğlu harekete saygını yitirmemek için aşkı doğurmuştur, beyninde aşk olmazsa benlik yada bencillik, teoriyi zorunluluk haline getirir. Teoride yenik düşmek, eğer teorinin insana salgıladığı aşk yoksa yenilmektir. Ben sevdalarıma hiç yenilmedim”<br />
Sessizlik oldu. Kulaklarımı diktim sessizliğe. Felsefenin temel ilkeleri, bir adamın sözleri karşısında yenik düşmüştü. Işıklar söndü, herkes o gece öğretilen teoriyle aşkını koydu teraziye. Birkaç gece geçti. Koğuş sorumlusu Mehdi’yi istedi yanına. Ajan olup olmadığını dışarıdan sorgulamıştı. Hiçbir kayıt yoktu. Direk sorgu yapacaktı. Havalandırma sırasında ben, Mehdi’yi karşısına oturttu, hikayesini onada anlattı Mehdi.<br />
“Peki, sen bunca felsefe kitabıyla boğuşup vardığımız yargıları, bir aşka bağlayıp nasıl sonladın Mehdi “ dedi koğuş sorumlusu.<br />
<strong>Siz hiç Beşiktaşlı oldunuz mu?</strong> diye cevap verdi Mehdi ve devam etti.<br />
“ Yaşadığımız bu hayatı nasıl yaşayacağımızı biz kitaplardan öğrenmedik veya şu doğrudur diye kimse bize destur vermedi. Hayatı eğrisiyle doğrusuyla yaşadık dibine kadar. Ve bizim yaşayışlarımızın bize gösterdiği doğrular oldu, yeri geldi bizim yanlışlarımızı doğru uygulaması için abi olduk. Bir felsefemiz oldu yalnız yaşanmışlıklardan. Şimdi siz başkalarının hayat deneyimlerinden türettiği felsefe ile değil kendinizinkini, bir ülkenin kaderini çizme yarışına giriyorsunuz. Peki kendinizi, yeteneklerinizi ve harekete olan aşkınızı ne kadar biliyorsunuz. Veya bu coğrafyada yaşıyanlar sizin için ne ifade ediyor” diye konuştu Mehdi.<br />
Ben yanılmıştım. Üniversiteler okumuştum, kitaplar yutmuştum, makalelerim çıkmıştı dergilerde ama Mehdi’nin Beşiktaşlılık üzerine yaptığı küçük bir yorum bile felsefemizin ne kadar kitaba ve teoriye bağlı olduğunu bana göstermişti. İleriki günlerde Mehdi o bize biraz sığ ve argo jargonu ile Beşiktaşlılığı anlattı. O zamana kadar sporu, hele hele futbolu küçük burjuva eğlencesi olarak, toplumun afyonu sayan bizler, Beşiktaşlılık felsefesi içinde fanatik bir taraftar olup çıkmıştık. Şimdi anlayabiliyorduk Mehdi’yi, bu kadar bir futbol takımını sevip, maçlardan, seyirden, gazetelerden, radyodan bu kadar uzak kaldığı halde Beşiktaş bu kadar sevebilmesini. Çünkü sahada oynanan oyun değil, taraf olmanın hazzı yakıyordu ve bağlıyordu beynini.<br />
82 yılında duruşmalarımız hızlanmıştı. Kararı çıkan kendi memleketine yakın cezaevine naklini istiyor, orada daha rahat edeceğini düşünüyordu. Mehdi’ye yapışan örgüt davası çok dallanmış, hakkında ağır kararlar çıkar hale gelmişti. Çok idam vardı ve Mehdi hala suçsuzluğunu kanıtlayamıyordu. Bu arada çok uzun yıllardır şampiyon olamayan Beşiktaş şampiyonluğa koşuyordu. Akşam saat yedide herkes haberlere kulak kesmişken Mehdi bir an önce spor haberlerinin gelmesini bekliyordu. Yaza doğru karar çıktı, devlet düzenini değiştirmek amaçlı suç örgütüne üye olmaktan idamı istenmişti Mehdi’nin. Hakim daha önce işlenmiş suçu olmadığından hafifletici sebeblerle cezasını müebbete çevirmişti. Bu tam bir yıkımdı. Mehdi’yi sakinleştirmek için yanına gittim. Zaten sakindi ama hüzünlüydü.<br />
“Şimdi olacak şey mi bu müebbet. Yani ben bir daha hiç Beşiktaş maçı seyredemeyecekmiyim şimdi?” dedi Mehdi ve devam etti.<br />
“Birde benim sevdiğim vardı biliyor musun. O benim sevdiğimin farkında bile değildi ama ben onu çok severdim, bir veda bile edemedim.” Mehdi sevdiği kızı uzun uzun anlattı bana. Yüzünü anlattı, ellerini anlattı, gülüşünü anlattı, evini önünü anlattı, bakışlarını anlattı. Beynimde zehirli bir düşünce, o anlatırken, kızın resmini çizmişti gözümün önüne. Söyleyemedim ama bende aşık olmuştum o kıza, Mehdi’nin kızına.<br />
Karara çıktıktan sonra temyiz istedi ama nafile. Artık buralarda kalmasının anlamı yoktu. Nakil istedi. Hemde kimselerin tahmin edemediği bir yere, Eskişehir’e. Ki en kötü şartlardaki cezaeviydi o dönemin. Ama Beşiktaş orada oynayacaktı, şampiyon olacağı maçı. İdare seve seve kabul etti, bir ilk yaz günü elinde bavul, ardında bizleri bırakıp çekip gitti. Giderken sanki mahpusluğa değil, İstanbuldan Es-es deplasmanına giden çocuklar gibi bir tebessüm vardı yüzünde.<br />
Otobüs gece yarısı Samsun otogarına girdi. Uykudan ağırlaşmış gözlerde bir hüzün vardı. Bütün otobüs bu hikayeyi dinler olmuştu artık. Yemekler yenildi otogarın lokantasında, adam hürmet görüyordu ve şoförlerin masasındaydı artık. Biran önce otobüse dönüp Mehdi’yi dinlemek istiyorlardı.Oysa Mehdi bagajda kendi hikayesinden habersiz, öylesine cansız toprağa doğru seyrine devam ediyordu.<br />
“Sonra ne oldu, görüşebildiniz mi?”diye sordu şoför.Adam kaldığı yerden devam etti.<br />
Bizim koğuş az bir ceza ile yırttı bu işten. Üçer beşer yıl yatıp çıkacaktık. Bu sevince bir de Beşiktaş’ın Eskişehiri 3-0 hükmen yenip şampiyon oluşuda eklenince, o gece hem Mehdi’yi anmak, hemde şampiyonluğu kutlamak için eğlence tertip ettik. Bir hafta sonra bende ayrıldım oradan. Bursa hapisanesinde sevk oldum, iyi bir yerdi. Ama Eskişehir’ den inanılmaz haberler geliyordu. Kıyım vardı, çok zor haber alabiliyorduk. Mehdi gelen sevklerle iyi haberlerini gönderiyordu, birde boncukçuluğa merak sarmış, çakmak kılıfıydı, anahtarlıktı, siyah beyaz hediyeler gönderiyordu bana. Ara sıra mektupta yazıyordu, ama yarısı yırtık, karalanmış ve silinmiş şekilde. Silinmeyen yerlerinde o kızdan bahsediyordu yine. Küçük bir isyan var diye duyduk Eskişehir’de. İçim içimden gitti Mehdi dedim. Birşey olmamış ama sürmüşler doğuda bir yere, heber gelmedi sonraları. Ben tahliye oldum. Mehdi’yi aramaya koyuldum ama nafile. Eskişehir&#8217;deki isyanı o başlatmış. O yüzden gittiği yeri söylemiyorlardı. Avukatlar tuttum, işi kovaladım ama devir bizim devrimiz değildi. Çaresiz İstanbul’a döndüm. İçim içimi yiyordu. Mehdi’yi bulamıyordum. Arkadaşlarını buldum, Beşiktaş’ta. Onlarda kovalıyorlardı işi ama nafile. Birden karşıma o çıktı. O kız. Mehdi’nin sevdiği kız, Mehdi’yi sordu. Büyülenmiştim. Konuşamadım bir süre. Bir muhallebicide oturduk, uzun uzun anlattım ona olup bitenleri. Ama içimin yağları eriyordu ona baktıkça. Sık görüşmeye başladık, bir süre sonra Mehdi’den çok birbirimiz hakkında konuşmaya başlamıştık.<br />
Adam bunları anlatırken bir homurtu oldu otobüste, yapılır mı bu diyordu bir kısmı, diğer yandan niye olmasın diyordu arka taraftakiler. Otobüs Karadenize paralel virajları ala ala, saatler sabaha karşı Vakfıkebire ulaşmışlardı.Adam devam etti,<br />
Onunla evlendim. Beşiktaş’ta ev tuttuk. Mehdi’den haber yoktu. İşsizdim. Zor geçiniyorduk. Özal zamanına çabuk uymuştu koğuş arkadaşlarım. Reklamcı oldular, gazetelerde yazar oldular, hepsi yolunu buldu. Mehdi geliyordu aklıma ve söyledikleri. Hani o benlik bencilliğe dönmesi, aşkı,sevdası. Nerede kalmıştı o yüce teoriler. Hepsini bir çırpıda silmişti mahpus dostlarım. Çocuğumuz da oldu bu sıkışıklıkta, adını koymakta tereddüt etmedik. “ Mehdi”<br />
Onun alışkanlıkları bana geçmişti sanki. Tribün tayfası olmuştum, bir iş buldum sonraları. Kalem katipliği gibi birşey belediyede. Yıllar geçti, Mehdi’den haber yoktu. Kimileri gördüğüne yemin ediyordu, yeni açıkta. Ama ben görmedim. İzini sürmeyi bıraktım. Yıllar geçti aradan. Bu sene bir maçta yeni açıkta bayrağını siyahbeyaza çeviren partililerin arasında görür gibi oldum sanki . Saçları beyazlamış bir adam peşinden koştum, yetişemedim. O muydu, değilmiydi, çok kuşkulandım. Tekrar aklıma düştü Mehdi. Araştırmaya koyuldum ve buldum onu. Dosyasını çabuk çabuk okudum. Mardinde, Antepte, Bingölde yatmış. Hastalanmış. Yaralanmış. Önceden suç işlediği maddeler Avrupa Birliği uyum yasalarıyla ortadan kalkmasıyla suçlarıda ortadan kalkmış, sonrada Rahşan Hanım affından salıverilmiş. Demek doğruymuş, oymuş. Sonra muhtarlıkları dolaşıp kaydını aradım. Bulamadım. Ta ki geçen haftaya kadar.<br />
Uyku çökmüştü otobüse. Artvin gözüküyordu ama viraj, viraj, viraj. Ulaşılamayan bir kartal yuvasını andırıyordu Artvin. Adam yorgunluktan kısılan sesi ile bitiriyordu hikayesini.<br />
Geçen hafta iki polis geldi evime. Polis gelince bir korku aldı beni, mahpusluktan kalma alışkanlıkla. Bir kağıt tutuşturdular elime. İstinye Devlet hastanesinden çağırıyorlardı beni. Ne için diye sordum, tesbit dediler. Ceketimi aldım çıktık. Hastanenin bodrum katına indirdiler beni. Morg odasına bir sürgü açılmış, beyaz bir çarşafın başında bekliyordu morg bekçisi beni. Çarşafı kaldırdı, yatan Mehdi’ydi. Öylesine yaşlanmış, saçları beyaz, mutlu ve ihtiyar ceset yatıyordu sedyede.<br />
“Başınız sağolsun, giriş kaydına sizin isminizi yazmış yakını olarak, kardeşinizmiş, Allah sabırlar versin”<br />
Morg kadar soğumuştu damarlarımdaki kan. Yıllardır aradığım adam karşımdaydı, sarıldım ona çaresiz . Evrakları hazırladılar, işlemleri yaptırdım. Ben ve bir tabut gecenin yarısı başbaşa kalmıştık. Doğum yeri gözüme çarptı Mehdi’nin. Artvin. Ertesi gün onu Artvin’e götürüp gömmeye karar verdim.<br />
“Peki kimi kimsesi kalmamış mı garibin İstanbul’da”dedi muavin.<br />
“Yok, ölmüş hepsi, eniştesi de devlet memuru olduğundan başım belaya girmesin diye bulaşmadı cenazeye” diye cevap verdi adam.<br />
Artvin otogarına girdi otobüs. Omuzlar üzerine alındı Mehdi. Yukarı mahallede bir camiye götürdüler. Otobüs yolcuları cemaat olmuştu. İmam sordu,<br />
“Nasıl bilirdiniz?”<br />
Hepbir ağızdan “iyi bilirdik” sesi yankılandı.<br />
Yalçın bir kayalık gibi mezarlıkta, kartal yuvasında buluştu toprakla Mehdi.<br />
Ama aşkı hiç ölmedi.</span></p>
<p style="text-align: right;"><span style="font-family: verdana;"><em>alıntıdır.</em><br />
</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tortu.org/siz-hic-besiktasli-oldunuz-mu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2010.</title>
		<link>http://www.tortu.org/yeni-yiliniz-kutlu-olsun.html</link>
		<comments>http://www.tortu.org/yeni-yiliniz-kutlu-olsun.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 22:01:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>scostar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Metin Belgesi]]></category>
		<category><![CDATA[2010]]></category>
		<category><![CDATA[tortu]]></category>
		<category><![CDATA[yeni yıl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tortu.org/?p=324</guid>
		<description><![CDATA[
Yeni yılınız kutlu olsun.  
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter" title="Muaaaaaaaaaaav" src="http://depo.tortu.org/2bin10.jpg" alt="" width="500" height="410" /></p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-family: georgia;"><em><strong>Yeni yılınız kutlu olsun.</strong></em> <img src='http://www.tortu.org/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tortu.org/yeni-yiliniz-kutlu-olsun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Palyaço.</title>
		<link>http://www.tortu.org/palyaco.html</link>
		<comments>http://www.tortu.org/palyaco.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Dec 2009 20:25:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>scostar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[yeni yıl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tortu.org/?p=319</guid>
		<description><![CDATA[illustrasyon: berköztürk
&#8220;Palyaço olmak hayatta, hep istediğim şeydi bu. Yüzümü çıkmayan rengarenk boyalarla boyamak ve insanları eğlendirmek&#8221; demek isterdim aslında ama palyaçoluk bu değil. Ve ben aslında her daim palyaço oldum hayatta. İnsanlar hep bana güldü.
O&#8217;nunla tanışmadan önce her yıl yeni bi&#8217;vesveseyle gelirdi. Ama aslında o siyah kansorejen poşetlerin içiydi hep vesvese.
Süslemem gereken bi&#8217;ağacım ve gerçekten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="Palyaco" src="http://depo.tortu.org/palyaco.jpg" alt="" width="450" height="190" /><span style="font-family: Verdana; font-size: xx-small;">illustrasyon: <a href="http://berkozturk.deviantart.com" target="_blank">berköztürk</a></span></p>
<p><span style="font-family: Verdana;"><em><strong><span style="font-family: georgia;">&#8220;Palyaço olmak hayatta, hep istediğim şeydi bu. Yüzümü çıkmayan rengarenk boyalarla boyamak ve insanları eğlendirmek&#8221; demek isterdim aslında ama palyaçoluk bu değil. Ve ben aslında her daim palyaço oldum hayatta. İnsanlar hep bana güldü.</span></strong></em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana;"><span style="font-family: Verdana;">O&#8217;nunla tanışmadan önce her yıl yeni bi&#8217;vesveseyle gelirdi. Ama aslında o siyah kansorejen poşetlerin içiydi hep vesvese.</span></span></p>
<p><span style="font-family: verdana;"><span style="font-family: Verdana;">Süslemem gereken bi&#8217;ağacım ve gerçekten çok büyük bi&#8217;eksiğim vardı. Ağacı süslesem dahi o eksik varken hiç bir anlamı olmazdı. Yine bi&#8217;şeyler oldu ve mutlu oldum, mutlu olduk. Ve bunun sonucunda o eksik kapandığı için ağacı süsledim. Geçen seneki yılbaşını hatırladım, ne de güzeldi değil mi? Sarhoştuk, çok sarhoştuk hem de. Sarhoş olmak bile o akşam farklı bi&#8217;güzeldi. O güzelliği sağlayan şeydi o&#8230;</span></span></p>
<p><span style="font-family: verdana;"><span style="font-family: Verdana;"><strong>Zaman </strong><em>su</em><strong> gibi akıp geçsin bu iki yıl falan.</strong> Sonra dursun, çok yavaş ilerlesin. Çok saçma gelebilir bi&#8217;çoğunuza ama ben böyle istiyorum. Beşiktaş şampiyon olsun istiyorum bu yıl bu arada. Bi&#8217;de umarım gitmek istediğim şehire gidebilirim -ki gideceğim ben ne olursa olsun- ama çok çabuk olsun bu yeni yılda. Okuyucular daha sonra yeni yılınızı farklı bir postla kutlayacağım, valla bak..</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tortu.org/palyaco.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>katlivaciptir #3</title>
		<link>http://www.tortu.org/katli-vaciptir-3.html</link>
		<comments>http://www.tortu.org/katli-vaciptir-3.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Dec 2009 19:00:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>scostar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Media]]></category>
		<category><![CDATA[1071]]></category>
		<category><![CDATA[nihat doğan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.tortu.org/?p=303</guid>
		<description><![CDATA[Bu mahlukatı blogumda afişe etmek istemezdim ama son zamanlarda nette dolaşan bu ses dosyasını blogumda paylaşmam gerektiğini hissettim. Dinleyin ve etkisinden kurtulamayacaksınız, etkisine girmeyenler 8 gün içinde bu arkadaşı iade edebilir ve parasını geri alabilir! Biz öyle yaptık çünkü. Ayrıca katli vacipmiş.

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter" title="Not People!" src="http://depo.tortu.org/ndogan.jpg" alt="" width="157" height="300" /><span style="font-family: verdana;">Bu mahlukatı blogumda afişe etmek istemezdim ama son zamanlarda nette dolaşan bu ses dosyasını blogumda paylaşmam gerektiğini hissettim.</span><span style="font-family: georgia;"> <em><strong>Dinleyin ve etkisinden kurtulamayacaksınız, etkisine girmeyenler 8 gün içinde bu arkadaşı iade edebilir ve parasını geri alabilir! Biz öyle yaptık çünkü. </strong></em><strong>Ayrıca katli vacipmiş.</strong><em><strong><br />
</strong></em></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.tortu.org/katli-vaciptir-3.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
<enclosure url="http://depo.tortu.org/audio/nihatdogan1071.mp3" length="5584383" type="audio/mpeg" />
		<media:content url="http://depo.tortu.org/audio/nihatdogan1071.mp3" fileSize="5584383" type="audio/mpeg" /><itunes:explicit>no</itunes:explicit><itunes:subtitle>Bu mahlukatı blogumda afişe etmek istemezdim ama son zamanlarda nette dolaşan bu ses dosyasını blogumda paylaşmam gerektiğini hissettim. Dinleyin ve etkisinden kurtulamayacaksınız, etkisine girmeyenler 8 gün içinde bu arkadaşı iade edebilir ve parasını ge</itunes:subtitle><itunes:summary>Bu mahlukatı blogumda afişe etmek istemezdim ama son zamanlarda nette dolaşan bu ses dosyasını blogumda paylaşmam gerektiğini hissettim. Dinleyin ve etkisinden kurtulamayacaksınız, etkisine girmeyenler 8 gün içinde bu arkadaşı iade edebilir ve parasını geri alabilir! Biz öyle yaptık çünkü. Ayrıca katli vacipmiş. </itunes:summary><itunes:keywords>ki?isel,offical,life,design,photoshop</itunes:keywords></item>
	<copyright>Tortu kere tortu.org</copyright><media:rating>nonadult</media:rating><media:description type="plain">ki?isel weblog</media:description></channel>
</rss>
