<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0"><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434</atom:id><lastBuildDate>Fri, 10 Feb 2012 11:23:11 +0000</lastBuildDate><category>kitap</category><category>sinema</category><category>gündelik hayat problemleri</category><category>grey's anatomy</category><category>fotoğraf</category><category>tatil</category><category>canım sıkılır</category><category>hikayemsi saçmalamalar</category><category>bir filmin hissettirdikleri</category><category>haftanın favori şarkıları</category><category>sevdim</category><category>mutsuz</category><category>how i met your mother</category><category>aklıma geldi yazdım</category><category>müzik</category><category>sinirli</category><category>ne demek istemiş ki</category><category>öykü</category><category>öylesine</category><category>amaçsız</category><category>six feet under</category><category>etiketsiz</category><category>seinfeld</category><category>şiir</category><category>tv</category><category>geyik</category><category>Jeff Buckley</category><category>rüya</category><category>house md</category><category>mutlu</category><title>Uyandım,Saçmaladım</title><description>"feel no shame for what you are, feel no shame for what you are, feel no shame for what you are, feel no shame for what you are, feel no shame for what you are." J.B.</description><link>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (gokciii)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>381</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/uyandim" /><feedburner:info uri="uyandim" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-6105106852518984185</guid><pubDate>Tue, 07 Feb 2012 16:38:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-02-07T20:13:12.790+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">aklıma geldi yazdım</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">öylesine</category><title>Rüyalar Filmi</title><description>böyle bir filmin var olup olmadığı hakkında bir fikrim yok ama eğer yoksa bir gün birileri sadece rüyalardan oluşan bir film çeksin istiyorum ben. tamamı rüya olsun, gerçek hayatla da hiçbir bağlantısı olmasın. sadece tek bir insanın rüyalarını da değil bir sürü farklı insanın en renkli en garip rüyalarını bir rüya filmi altında toplasınlar. konu bütünlüğü, rüyaların benzerliği gibi kriterleri tamamen göz ardı ederek yapsınlar bunu. yok bir rüyadan diğerine yumuşak geçişler yapalım, yok her şeyi bir şekilde bağlayalım gibi dertleri olmasın, sadece üst üste bir çok rüya olsun, hatta o kadar absürt olsun ki rüyalar, hangi rüya bitti hangisi başladı tam olarak anlayamayalım.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; insanın kendi rüyasını film olarak izlemesi mükemmel bir şey olurmuş gibi geliyor bana. tüm renkler, tüm olaylar, gariplikler, şekiller, tüm sesler aynı olacak. uyurken gördüğün rüyayı uyanıkken izlemiş olacaksın.,tabii başka birçok insanın rüyasını da. bundan daha güzel bir şey olabilir mi? sıkıcı rüyalar değil bahsettiğim kesinlikle, en uçlardaki, en &lt;i&gt;uyanınca vay be neler döndü uykumda &lt;/i&gt;dediğimiz türden rüyalar. flashbackli, mitolojik kahramanların bir anda belirdiği, normalde yapamadığımız şeyleri dünyanın en kolay şeyiymiş gibi yaptığımız anlarla ilgili rüyalar... mesela herkesin kendini uçarken gördüğü bir rüyası vardır ve ben o rüyaları çok merak ederim, onları izlemek isterim. alakasız diyalogları, her yere açılabilen kapıları, başka hayatları gösteren kameraları, su altındaki evleri, karnavalları, konuşabilen hayvan arkadaşları da izlemek isterim. bu tarz rüyaları dinlemeyi de seviyorum ama görsel olarak bir arada olmaları fikri çok heyecanlı bir şeymiş gibi geliyor bana. eğer böyle bir şeyi yaptılarsa ve bundan haberdarsanız lütfen benimle de paylaşın da en azından ufak tefek bir isteğimin gerçekleşmiş olduğunu görüp mini mini sevineyim kendi çapımda. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-6105106852518984185?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/L_BmcLe6blo/ruyalar-filmi.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><thr:total>7</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2012/02/ruyalar-filmi.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-4818281996552708631</guid><pubDate>Mon, 06 Feb 2012 12:59:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-02-06T15:06:48.955+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">müzik</category><title>Song for You</title><description>&lt;iframe width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/WB4dAdPu_lg" frameborder="0" allowfullscreen=""&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span &gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;And I see you hiding your face in your hands &lt;/span&gt;&lt;br style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;&lt;span style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;Talking bout far-away lands &lt;/span&gt;&lt;br style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;&lt;span style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;You think no one understands &lt;/span&gt;&lt;br style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;&lt;span style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;Listen to my hands &lt;/span&gt;&lt;br style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;&lt;br style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;&lt;span style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;And all of this life &lt;/span&gt;&lt;br style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;&lt;span style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;Moves around you &lt;/span&gt;&lt;br style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;&lt;span style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;For all that you claim &lt;/span&gt;&lt;br style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;&lt;span style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;Youre standing still &lt;/span&gt;&lt;br style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;&lt;span style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;You are moving too &lt;/span&gt;&lt;br style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;&lt;span style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;You are moving too &lt;/span&gt;&lt;br style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;&lt;span style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;You are moving too &lt;/span&gt;&lt;br style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;&lt;span style="font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;I will move you&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: 13px; line-height: 18px; background-color: rgb(235, 235, 235); "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="font-size: 13px; line-height: 18px; background-color: rgb(235, 235, 235); "&gt;Bir insanın başka bir insana söyleyebileceği en güzel sözler bu şarkıda.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-4818281996552708631?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/QFELR9MIlnM/song-for-you.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://img.youtube.com/vi/WB4dAdPu_lg/default.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2012/02/song-for-you.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-6691851837516463881</guid><pubDate>Sat, 04 Feb 2012 19:31:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-02-05T01:27:55.292+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">aklıma geldi yazdım</category><title>Pesimizm</title><description>when harry met sally'de harry, aldığı her kitabın önce sonunu okuduğunu söylüyordu çünkü eğer kitabı bitirmeden ölürse kitabın sonunu öğrenememiş olacaktı. sally'e bunun gerçek dark side, gerçek pesimizm olduğunundan bahsediyordu. sürekli kendi ölümü üzerine düşündüğünü ama sally'nin bunu hiç aklına getirmediğini hayret ederek vurguluyordu. nasıl oluyordu da sally ölüm üzerine düşünmüyordu, gerçek pesimizmi anlamıyordu.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir nedeni yok, öyle aklıma geldi. ben kitapların önce sonunu okumanın gerçek pesimizm olduğuna inanmıyorum. alakası bile yok hatta. bence gerçek pesimizm öldüğünde sonunu öğrenemeyeceğin şeylerin var olacağı bilgisiyle ölümü düşünmektir, öyle ölmektir. her şeyi ölmeden önce bitirme çabası daha optimistik bir şey hatta. çok hayat dolu.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-6691851837516463881?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/XrVsxKVCJ5s/pesimizm.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2012/02/pesimizm.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-1316235117881064339</guid><pubDate>Wed, 01 Feb 2012 14:18:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-02-02T00:34:22.862+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">müzik</category><title>Fall Creek Boys Choir</title><description>&lt;iframe width="560" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/5aqKA_2UUy4" frameborder="0" allowfullscreen=""&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ne güzelmişsin sen.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-1316235117881064339?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/-XHc0k59u1o/fall-creek-boys-choir.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://img.youtube.com/vi/5aqKA_2UUy4/default.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2012/02/fall-creek-boys-choir.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-3908332674204143986</guid><pubDate>Mon, 30 Jan 2012 18:58:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-31T22:46:06.207+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">aklıma geldi yazdım</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hikayemsi saçmalamalar</category><title>Bu bir mektupmuş gibi yapalım. Yeniden.</title><description>merhaba okur,&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;uzun zamandır sana mektup yazmıyordum. nereden başlarsam başlayayım sonuç hep aynı olacak ama sen yine de oku sonuna kadar. bilmem biliyor musun, buralarda her şey eskisi gibi. tüm mektuplarıma bu şekilde başlıyorum değil mi? şikayet etme lütfen, gerçekten farklı bir şey olsa ben sana söylemez miyim? ben de istemez miyim çok ilginç olay hikayeleri anlatmayı. lisede aklımıza sokmuşlar bi kere durum hikayesi ve olay hikayesi diye bir ayrımı. şimdi benim tüm hikayelerim durum hikayesiyse bunun suçlusu ben miyim yoksa 15 yaşımda böyle ayrımları kafama sokan eğitim sistemi mi? tamam kabul ediyorum burada biraz abarttım okur, ama sen anlarsın beni, azıcık abartıdan kimseye zarar gelmez ki. zaten hayatta öyle çok şey var ki kimseye zararı olmayan. tabii bir de zararlı şeyler var. herkes sağlığa zararlı şeyleri düşünüyor zararlı diyince, o da gereksiz bir ayrım aslına bakarsan. belki de sağlığa zararlı her şeyin ruhum için yararlı olduğunu düşündüğümden böyle rasyonalize ediyorum. tamam hadi bir anlaşma noktası bulalım, sağlığa zararlı her şey ruhum için iyi değil kabul ediyorum ama zararlı şeyleri sevdiğim gerçeğini değiştirmeyecek bu kabul ediş. ne güzel bir anlaşma noktası buldum değil mi? eminim içten içe beni takdir ediyorsundur. merak etme tüm anlaşma noktalarım böyle değildir, rahat ol.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bugün gözlerimi düşündüm. işte sana garip bir cümle. neden kendi gözlerimi düşünüyorum değil mi? bu tarzda cümleler kuracaksam aslında insanlar romantik laflara bayıldığı için "bugün gözlerini düşündüm" şeklinde kurmalıyım ki daha çok dikkat çeksin, bilmem sen ne dersin?sahip olmadıkları şeyler neden bu kadar romantik geliyor insanlara, hiç bilmiyorum; tek harfle romantizmi kaçırıyorum o yüzden ama zaten romantik saçmalıklar ve daha çok dikkat çekmek benim başarılı olduğum alanlar değil. anlamışsındır belki bunları şimdiye kadar ama olur ya belki anlamamışsındır diye ben yine de söyleyeyim. ne diyordum, evet kendi gözlerimi düşündüm. benim gözlerimden biri daha büyük, sağ gözüm. bazı fotoğraflarda komik bir gariplik yaratıyor bu durum. aslında fotoğraflarda çok da fark edilen bir şey değil, ben bildiğim için görüyorum sağ gözümün büyüklüğünü, garip komikliğini. gerçek hayatta daha göz önünde tabii  gözlerim. eskiden gözlük takıyordum ve çok dikkatli bakmayan insanlar bu durumu anlayamazlardı. şimdiyse azıcık dikkatli insanlar rahatlıkla görebilir bu garipliği. böyle olmamdan dolayı bir üzüntü duymuyorum yanlış anlama, nasıl göründüğüme dair kavgalarımı çok gerilerde bıraktım. neysem oyum, değiştiremeyeceğim şeyler üzerine dertlenmenin bi yararını ne zaman gördüm ki zaten. her neyse neden gözlerimi düşündüğüme gelelim, bugün izlediğim filmdeki kız ölünce vücudunu bilime bağışlamak istediğine söyledi çocuğa. çocuk da &lt;i&gt;seni parçalara bölüp inceleyecekler, bu çok kötü bir şey&lt;/i&gt; dedi. kızsa &lt;i&gt;gözlerimi bir kavanozda görmeyi çok isterdim, sen gözlerimi ziyaret etmeye gelmez miydin&lt;/i&gt; diye sordu. &lt;i&gt;gelirim&lt;/i&gt; dedi çocuk, &lt;i&gt;gelirim, kavanozdaki gözlerini görmeye&lt;/i&gt;. bu diyalog yüzünden düşündüm gözlerimi, yamuk gözlerim acaba bir kavanozda nasıl görünürlerdi ve kimse onları ziyaret etmeye gelir miydi? acaba insanlar yamuk gözleri de yamuk olmayan gözler kadar seviyorlar mıydı? kavanozda dururken onların eşit olmadığı anlaşılır mıydı yoksa sadece yüzümde mi gözlerin eşitsizliği bir anlam ifade ediyordu. düşündüm düşünmesine ama cevabını hiçbir zaman öğrenmeyeceğim çıkmaz yol sorular işte, klasik sorularım, yararsız ve cevapsız. bi keresinde bir adam &lt;i&gt;gözlerimizi değişelim&lt;/i&gt; demişti bana. &lt;i&gt;senin gözlerin benim olsun&lt;/i&gt;. bunu bir iltifat olarak mı algılamalıydım bilmiyorum. ama istememiştim gözlerimi kimseyle değişmek, neden değişeyim ki. yamuk falan ama gözlerimi verirsem dünyamı da verecektim ona. ben ona kavanozdaki yamuk gözlerimi bile vermezdim ki. bazı cümleler vardır, söylendiği anda beklenenden farklı bir tepki veremezsiniz. insanlar size herkes tarafından güzel olduğu düşünülen bir şey söylediklerinde gülümseyip başınızı sallamanız gerekir. çünkü diğer türlü davranırsanız dünyanın en beter insanı olursunuz. böyle cümlelere herhangi ters bi tepki vereceğimden de değil aslında, zaten o tepkileri hayal edebiliyorum, yazabiliyorum, göstermeme ne gerek var değil mi? yine de bazı şeyler değişse, muhteşem olduğu düşünülen şeylerin aslında o kadar da muhteşem olmadıkları bir çeşit dünyada yaşayan insanlarla birlikte olsam mesela, o zaman her şey daha muhteşem olabilirdi. muhteşemlik benim işim değil ki, bakma sen bu laflara. neyse sen yine de boşver bunları okur, kimsenin gerçekten umrunda olmayan dertler, tasalar bunlar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir de her şeyi aniden özetleyen cümleler var. çok garip zamanlarda kafamın içinde dolaşmaya başlıyorlar, sonra günlerce aynı cümleleri tekrarlıyorum içimden. o kadar manalı ki bu cümleler, neredeyse benim tüm varlığımdan daha değerliler. o cümlelerin esiri olmak beni üzmüyor o yüzden. mesela&lt;i&gt; "yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık, bir ovanın düz oluşu gibi bir şey"&lt;/i&gt; diyor cemal süreya. ben bu cümleyi günlerce içimden tekrarlamışım ne gam ne keder. her şeyi bu kadar az kelimeyle nasıl bu kadar aşık olunacak şekilde anlatıyorsunuz be adamlar diye sitem bile ediyorum bazen, ne haddime şairlere sitem etmek değil mi? yapıyorum işte böyle şeyler ara sıra okur, boşver sen beni. şairleri düşün. şairler, ah şairler... öyle minicik şeyleri sanki aslında devlermiş gibi gösterebiliyorlar ki bu onların neredeyse tanrılar olduklarının kanıtı. birinin uzağa bakmasını, bir insanın çay içmesini 5 kelimeyle sanat haline getirebiliyorlar. şimdi ben şairlere tanrı demişim çok mu? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;söyleyecek daha çok şey var, biliyorsun bu durum hikayesi hiç bitmiyor, her saniye akmaya devam ediyor. aklım yerinde olduğu sürece de devam edecek ama aklımın hep yerinde olacağına kim garanti verebilir ki? ben garanti veremeyeceğime inanıyorum mesela. hiçbir şey için garanti veremem ve hayatta inandığım tek şey bu olabilir, ha pardon bir de şairler ve tanrılık durumu var. belki düşünürsem birkaç şey daha bulabilirim inanabileceğim. ama ben pek de inanç insanı sayılmam hani, inanılan şeyleri önce düşünmeyi tercih ettiğimden. düşünmeyi seviyorum yapacak bir şey yok. sadece merak ediyorum acaba inanmak, dedikleri gibi boşlukları dolduran, bizi daha bütün varlıklar yapan bir şey mi? sanmıyorum ama bunu kesin olarak bilmemin de imkanı yok değil mi okur? o zaman ben susayım ve şairlerde kalayım. &lt;b&gt;&lt;i&gt;"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;saat kaç? yıldızlar evet diyor uzaklarda."&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-3908332674204143986?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/bm6swmhT0ug/bu-bir-mektupmus-gibi-yapalm-yeniden.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><thr:total>1</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2012/01/bu-bir-mektupmus-gibi-yapalm-yeniden.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-3717542405358958667</guid><pubDate>Fri, 27 Jan 2012 17:41:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-27T22:39:14.191+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">sinema</category><title>Third Star</title><description>&lt;object height="81" width="100%"&gt; &lt;param name="movie" value="https://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F3350180&amp;amp;show_comments=true&amp;amp;auto_play=false&amp;amp;color=001dff"&gt; &lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt; &lt;embed allowscriptaccess="always" height="81" src="https://player.soundcloud.com/player.swf?url=http%3A%2F%2Fapi.soundcloud.com%2Ftracks%2F3350180&amp;amp;show_comments=true&amp;amp;auto_play=false&amp;amp;color=001dff" type="application/x-shockwave-flash" width="100%"&gt;&lt;/embed&gt; &lt;/object&gt;   &lt;span&gt;&lt;a href="http://soundcloud.com/jvmcmorrow/07-follow-you-down-to-the-red-oak-tree"&gt;07 Follow You Down to the Red Oak Tree&lt;/a&gt; by &lt;a href="http://soundcloud.com/jvmcmorrow"&gt;jamesvmcmorrow&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="line-height: 18px; word-spacing: 1px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;n&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;i style="font-family: georgia; "&gt;&lt;span style="line-height: 18px; word-spacing: 1px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;ames get carved in the red oak tree&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="line-height: 18px; word-spacing: 1px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;of the ones who stay and the ones who leave&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="line-height: 18px; word-spacing: 1px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;br /&gt;i will wait for you there with these cindered bones&lt;/span&gt;&lt;br style="line-height: 18px; word-spacing: 1px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;span style="line-height: 18px; word-spacing: 1px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;so follow me follow me down&lt;/span&gt;&lt;br style="line-height: 18px; word-spacing: 1px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;span style="line-height: 18px; word-spacing: 1px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;follow me follow me down&lt;/span&gt;&lt;br style="line-height: 18px; word-spacing: 1px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;span style="line-height: 18px; word-spacing: 1px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;follow me follow me down&lt;/span&gt;&lt;br style="line-height: 18px; word-spacing: 1px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;span style="line-height: 18px; word-spacing: 1px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;follow me follow me down&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="line-height: 18px; word-spacing: 1px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="line-height: 18px; word-spacing: 1px;"&gt;Ölümü neden hep bir yarım kalmışlık olarak gördüğümü bilmiyorum. Her zaman öyle olmak zorunda değil sanki. Belki de hiçbir zaman öyle değil. Ölüm tamamlayıcı olabilir, net bir son olabilir. Bir insanın son başarısı bile olabilir. Bir film izledim, adı Third Star, bir daha izlemeyi çok istediğim ama çok acı verdiği için bir daha asla izleyemeyeceğim filmlerden. Nefessiz kaldım, iç çekip duruyorum. Sanki yeterince oksijen kalmadı odamda. Ölüm, bir trajedi değil, trajedi olan hayat. Trajedi hep zihnimizin içinde, ölülerse huzurlular, hissetmiyorlar. Acı duymuyorlar. Son bir nefesi içlerine &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="line-height: 18px; word-spacing: 1px; "&gt;çekip sonsuza kadar suyun altında o nefesi tutuyorlar. Sabit, kıpırdamadan. Hissetmeden. Belki de ölüm tüm yarım kalmışlıkları sonlandıran bir kurtarıcıdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-family: georgia; font-size: medium; line-height: 18px; word-spacing: 1px; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 219px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-33xOhs0IMAg/TyLohcy-CoI/AAAAAAAABIQ/re1Bxgtkyjs/s400/1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5702375739567770242" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="line-height: 18px; word-spacing: 1px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-40xRAKzNhjM/TyLoXPvzU2I/AAAAAAAABIE/beAqxYokZvU/s400/2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5702375564266132322" style="color: rgb(0, 0, 238); text-decoration: underline; float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 400px; height: 218px; " /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="line-height: 18px; word-spacing: 1px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="line-height: 18px; word-spacing: 1px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="line-height: 18px; word-spacing: 1px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="line-height: 18px; word-spacing: 1px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="line-height: 18px; word-spacing: 1px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="line-height: 18px; word-spacing: 1px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/-Q9Hg5MuHzis/TyLoEE-aK6I/AAAAAAAABH4/nRcydeB9RfY/s400/3.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5702375234957093794" style="float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 400px; height: 220px; " /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-3717542405358958667?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/Z8uuuzIPiJI/third-star.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-33xOhs0IMAg/TyLohcy-CoI/AAAAAAAABIQ/re1Bxgtkyjs/s72-c/1.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>4</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2012/01/third-star.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-765826307921846986</guid><pubDate>Thu, 26 Jan 2012 13:18:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-26T21:06:41.081+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">tv</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">sevdim</category><title>Sherlocked</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-5jo_9wv3o48/TyGjvRLc6II/AAAAAAAABHs/7hArZTdUqV0/s1600/tumblr_lycqifqzRC1qgv28no1_400.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 254px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-5jo_9wv3o48/TyGjvRLc6II/AAAAAAAABHs/7hArZTdUqV0/s400/tumblr_lycqifqzRC1qgv28no1_400.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5702018635688372354" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-iKmsXWDTK_c/TyGh7HXdvpI/AAAAAAAABHg/zXtpkCM3iGA/s1600/we__re_the_same_by_dramatisecho-d4n6zpy.png"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 286px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-iKmsXWDTK_c/TyGh7HXdvpI/AAAAAAAABHg/zXtpkCM3iGA/s400/we__re_the_same_by_dramatisecho-d4n6zpy.png" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5702016640189578898" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sherlock Holmes ve Jim Moriarty'nin eş zamanlı tanrılar oldukları bir dine inanabilirdim, gerçekten. Bu kadar fazla geniuslık beni bozuyor, dengem alt üst oluyor, hayran hayran ekrana kitleniyorum. Şimdi işin yoksa bir yıl bekle yeni sezon gelsin diye. Neyse ki bu arada Sherlock Holmes kitaplarım ve ben mutlu günler geçireceğiz de aşırı yoksunluk hissetmeyeceğim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ikinci resim &lt;a href="http://dramatisecho.deviantart.com/art/We-re-The-Same-280822102"&gt;şurdan.&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-765826307921846986?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/y2vk9IO35PA/sherlocked.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-5jo_9wv3o48/TyGjvRLc6II/AAAAAAAABHs/7hArZTdUqV0/s72-c/tumblr_lycqifqzRC1qgv28no1_400.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2012/01/sherlocked.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-1962923437238011435</guid><pubDate>Mon, 23 Jan 2012 22:57:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-24T02:06:11.792+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">mutlu</category><title>I'm so much older than I can take</title><description>Bu blogu ilk açtığımda 20 yaşımı bitiriyor olmamla ilgili bir yazı yazmışım, bugün açıp onu okudum da hiç şaşırmadım yazdıklarıma. 4 yıl önce de büyümeye aynı tepkiyi veriyormuşum şimdi de aynı tepkiyi veriyorum. &lt;b&gt;Ben büyümek istemiyorum&lt;/b&gt; ama o yazıyı yazdığım günün üzerinden bile 4 yıl geçmiş. 4 yıl... Az gibi geliyor sayı olarak düşününce belki gerçekten de az ama bu 4 yılı sanki on gün içinde yaşamışım gibi hissettiğimden, bazı şeylerin hızına bir türlü yetişemediğimi düşündüğümden bu durumdan çok korkuyorum. Yıllar basit sayılar gibi gelmiyor bana hiçbir zaman. 24 yaşımda bu düşünce tarzından kurtulmayı planlıyorum; biliyorum, ben bile inanmadım yazarken bunu yapabileceğime ama biz umudu elden bırakmayalım. Bu yıl tam bir kutlu doğum haftası gibi geçti doğum günü olayı, Begümle birlikte bu hafta doğum günü haftamızı kutluyoruz; o da 22 ocak'ta doğan ve kutlu doğum haftası uygulamasını başlatan biricik arkadaşım. Kutlamalar 27'sine kadar da devam edecek. Kutlama dediysem öyle havai fişekler patlatmıyoruz tabi ki, kendi çapımızda sevdiğimiz mekanlara gidiyor, yiyoruz, içiyoruz.&lt;i&gt; &lt;/i&gt;Hayatta en çok başarılı olduğumuz şeyleri yapıyoruz yani. Hayattan başka şeyler beklemiyoruz zaten, bundan öte ne olacak yani. Sevdiğin insanlarla birliktesin kebap yiyip tekila içiyorsun. Tabi bunları aynı anda yapmıyoruz, gerçi elbet bir gün onu da yaparız bu performansla. En çok doğum günlerimde yalnız olmadığımı hissediyorum, çevremdeki insanları ne kadar sevdiğimi bir kez daha anlıyorum. Onlar da sağolsunlar beni hediye manyağı yapıp çok güzel cümleler kuruyorlar. Hayatta çok bir şeyim yok ama çok güzel insanlar biriktirmişim kendime, bu da bana yeter zaten. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hediyelerimi burada anlatıp görgüsüzlük yapmayacağım, sadece bir tanesini söyleyeceğim ona aşırı heyecanlandım zira son zamanlarda aklım fikrim hep orada. Sherlock! Bir sürü Sherlock Holmes kitabım oldu. Tüm romanlar ve hikayeler. İki ciltte toplamışlar ve ben bu doğum günümde o mükemmelliğe sahip oldum. Nasıl mutluyum belli değil. Diğer tüm hediyelerimi de deli gibi sevdim deli gibi. Çok mutluyum yani, son zamanlarda hissetmediğim kadar iyi hissediyorum. Doğum günü hediyeleri diyince geçen yıl aldığım mükemmel br hediyeden de bahsetmeden geçemeyeceğim.O hediyenin yeri çok ayrı, bir yıldır ne zaman kendimi kötü hissetsem onu açıp okuyorum. Geçen yıl Bengisu'nun &lt;a href="http://bengisujuk.blogspot.com/2011/01/dogum-gunu.html"&gt;benim için blogunda yazdığı yazı&lt;/a&gt;. Cümleler her zaman en güzel hediyeler oluyorlar zaten. Hayat bana hala istediğim gibi davranmıyor, kırıp dökmeye devam ediyor ama bu kırılıp dökülmeleri tek başıma atlatmak zorunda kalmadığım için çok şanslıyım. Zaten hangimiz kırılıp dökülmüyoruz ki. Mühim olan dökülürken birkaç parçanı kurtarabilecek insanlar, gerçekten öyle.  Bir de 6 yıl önce, hayatımın tek sürpriz doğum günü partisini ayarlayan dershane arkadaşlarıma da burdan selam ederim. 2006 çok unutulmaz bir yıldı birçok açıdan. En güzel hediyeler listesi gibi oldu böyle ama tüm hediyeler birbirinden güzel, ne diyim iyi ki var bu insanlar. Benim insanlarım.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-1962923437238011435?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/Kop8cz9of_Q/im-so-much-older-than-i-can-take.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2012/01/im-so-much-older-than-i-can-take.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-8770407697892932694</guid><pubDate>Sun, 22 Jan 2012 12:53:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-23T01:43:10.771+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">öykü</category><title>Gelecek</title><description>Önce yavaş yavaş kilo almaya başlayacak. İş yerinde tüm gün oturduğu için böyle olduğunu söyleyecek soranlara. "Sabahtan akşama oturuyorum ya, bir de canım sıkıldıkça ıvır zıvır şeyler yiyorum o yüzden." diyecek yarı utangaç bir ifadeyle. Günden güne büyüyecek göbeği, zayıf kolları giderek irileşecek. Uzun boylu cılız çocuk olamayacak artık, o hayatını kazanan, hayatını kazanırken kendini kaybeden erkeklerden olacak. Yavaş yavaş kaybolacak. Her gün yorgun argın işten gelip annesinin yemeklerini yiyecek, o yemekleri hiçbir zaman sevemediği halde "eline sağlık anne, sen bir tanesin" diyecek. Belki sonra annesi ona zorla meyve yedirmeye çalışacak. Onun kendi hayatını kazanan kocaman bir erkek olduğunu annesi hiçbir zaman anlayamayacak. Kilo almasını yaptığı yemeklerinin güzelliğine bağlayacak belki. Gizli gizli gurur duyacak anneliğiyle, komşulara anlatacak zayıf oğlunun kilo almasını ve işteki başarısını ama " oğlum hala benim gözümün nuru, minicik bebeğim" diye de ekleyecek. "Ne kadar büyüseler de bizim için hep çocuk kalıyorlar" diyecek dost meclislerinde, bu cümle dünyada ilk defa kuruluyormuş gibi. Sonra bir gün adam, o kadınla tanışacak. Uzun  boylu, dümdüz saçlı, dünyanın dengesini varolarak sağladığını düşünen kadınlardan herhangi biri. Her tavrı önceden programlanmış gibi mükemmel, çantasıyla kıyafetleri hep uyumlu, uzun boyunlu ve yerli yersiz gülümseyen o kadınla evlenecek. Annesi bayılacak gelinine, uzun uzun sohbet edecekler pazar öğleden sonraları. Karısı onu çok sevecek, bildiği gibi, kendi yöntemiyle. İşten dönmesini heyecanla bekleyecek, kocasına yaptığı yemeklerin kayınvalidesininkilerden daha güzel olmasını umut edecek, kendi yaptığı yemeklerin kocasının favorisi olmasını dileyecek içten içe. O eve gelince beraber sofraya oturacaklar, iştahla yemeğini yiyecek, "eline sağlık aşkım" diyecek kadına, o kadına aşık olduğunu zannedecek, onun dümdüz saçlarına dokunacak, alnına bir öpücük konduracak. Beraber türk kahvesi içecekler televizyon izlerken. Önce o, işte başından geçenleri anlatacak sonra karısı iş yerinden bir arkadaşının başından geçen çok komik bir hikayeyi anlatacak, gülecekler birbirlerine bakıp. Birbirlerine bakacaklar, göz kulak olacaklar. Önce annesi ölecek hiç beklemediği bir anda. Çok ağlayacak, babasına sarılacak saatlerce. Karısında arayacak teselliyi, kadın hep doğru cümleleri söyleyecek, "acını paylaşıyorum" diyecek, böyle bir şeyin mümkün olduğuna inandıracak onu. Saçlarını okşayacak, yaşlanmaya başlamış ellerini tutacak, ona sarılacak, ellerini hiç bırakmayacak. Yavaş yavaş azalacak üzüntüsü, annesini her gün biraz daha az düşünmeye başlayacak. Yine her gün işine gidecek, elleri yaşlanmaya devam edecek, göbeği biraz daha büyüyecek, günden güne unutacak acının nasıl bir şey olduğunu. Bir gün eve gittiğinde karısı ona güzel haberi verecek. Bir bebekleri olacak, bir oğlan. Kocaman elleriyle tutacak bebeğini hastanenin soğuk bir odasında. Elleri bebeğin kafasını tamamen kapatacak, bebeğinin kafasını değil kendi ellerini görecek. Yıllar içinde yabancılaştığı ellerini, iri kollarını. Bir zamanlar sahip olduğu cılız kolları oğlu asla bilmeyecek, hiç görmeyecek. Oğlu için o hep hayatını kazanan kocaman bir adam olacak. Çok sevecek bebeğini, karısını biraz daha sevecek ona bir çocuk verdiği için, bir aile oldukları için... Kendi ailesi, çocukluğu, gençliği çok uzaklardaki birkaç anıda, birkaç fotoğrafta ona gülümserken, o dünyada bir tek karısı ve oğlu varmış gibi yaşamaya devam edecek. Sonra babası ölecek, bir pazar günü oğluyla parkta futbol oynarken öğrenecek babasının öldüğünü. Ağlamayacak, artık ağlayamaz çünkü. Güçlü duracak oğlunun önünde. Hayatını kazanan bir erkekten çocuğuna hayatı öğretebileceğini zanneden bir babaya evrilecek tam o an. Kendi ölümünü düşünecek hayatında ilk defa, oğlunun gözlerinden görmeye çalışacak kendi cenazesini. Haline üzülecek, babasını özleyecek, annesini özleyecek ama elinden hiçbir şey gelmeyecek. Oğluna daha sıkı sarılacak, karısıyla daha çok sevişecek yaşadığını hatırlamak için. Henüz yaşıyorken yaşamaya çalışacak, yaşama konusunda yeteneksiz olduğunu unutmaya gayret ederek. Elleriyle kurup büyüttüğü yanılsamalarına daha çok kaptıracak kendisini. Onları yıkmanın artık çok zor olduğunu, dünyayı yeniden döndürmek için zaman kalmadığını içten içe bilecek ama bilmiyor gibi yapacak. Başka türlüsü elinden gelmeyecek. İşine gidip gelmeye devam edecek, kazanacağı hayatın belki yarısını kazanmış olacak hayatının yarısı çoktan geride kalmışken. Oğluna hayatın onda birini öğretebilecek, belki o kadarını bile değil. Oğulları okula başladıktan iki yıl sonra canı sıkılan karısı bir çocuk daha yapmak isteyecek, hayatta bir amacı daha olsun diye, gerçekte kim olduğunu sorgulamaktan kendini uzak tutsun diye belki de hayatındaki tek başarısı çocuk doğurabilmek olduğu için, kim bilir. Bir kızları olacak. Elleri babasının elleri gibi büyük. Hastanede kucağına alacak bebeğini, mutlu olacak onun ellerini tutarken, küçücük kafası kendi elleri arası kaybolurken. Gözleri dolacak bir anda, karısı onu daha çok sevecek, gözyaşlarını elleriyle silecek, onun mutluluktan ağladığını düşünüp kocasıyla gurur duyacak, neden bilinmez. O zaten her zaman kocasıyla gurur duyacak, dost meclislerinde "gözümün nuru, bir tanem" diye bahsedecek adamdan, çocuklarını nasıl sevdiğini, ne kadar iyi bir baba olduğunu anlatacak. Kendini çok şanslı olduğuna inandıracak ona sahip olduğu için. Ona sahip olduğunu zannedecek. Adam hayatını kazanmaya devam edecek, çocuklarının kahramanı olmak isteyecek. Büyüdüklerinde beni ne çok takdir edecekler diye düşünecek, büyüdüğünde kendi babasını takdir falan etmediğini unutacak. Elinde kalan birkaç umuda tutunacak. Elleri yaşlanmaya devam ederken adam günden güne yalnızlaşacak. Eski arkadaşlarıyla görüşmez olacak. Karısının erkek kardeşlerini kendine arkadaş belleyecek, hafta sonları beraber maç izleyecek, ayda bir de halı sahada maç yapacaklar. "Çok yorulduk be abi, bu sigara da insanı fena yapıyor, koşamaz olduk" diye birbirlerine dert yanacaklar. Oğlu büyüyecek, kızı büyüyecek. Babalarını sevecekler herkes babasını nasıl severse öyle, ne daha fazla ne daha az. Saçları dökülecek sonra, hayatını kazanırken farkına bile varamayacak azalan saçlarının. Bir gün uyanıp aynaya bakınca fark edecek kendinden kopup gidenleri. İnanamayacak gördüğü şeye. Ne ara oldu tüm bunlar diye düşünecek, hayatımı kazanırken saçlarımı kaybetmişim diye fısıldayacak kendi kendine, kaybettiğinin sadece saç olmadığını bilerek. Yaşlı elleriyle saçlarına dokunacak, ellerine bakacak sonra, eskimiş kocaman ellerine. Cılız günlerini düşünecek, çocukluğunu, gençliğini, karısını, annesini, takdir etmediği babasını, kendisini. Aynaya bakacak tekrar , aynaya dokunacak. Kendini göremeyecek aynada, sadece yaşlı elleri görünecek parlak camda. Ellerinden başka hiçbir şeyi kalmayacak, kocaman yaşlı ellerinden başka.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-8770407697892932694?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/fwQl4DKwzjk/gelecek.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><thr:total>3</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2012/01/gelecek.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-3965839295432846916</guid><pubDate>Mon, 16 Jan 2012 19:45:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-16T22:00:01.844+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">aklıma geldi yazdım</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">öylesine</category><title>Saniyeler</title><description>Çok mutlu anlardaki problemin ne olduğunu buldum. -&lt;span&gt;&lt;i&gt;Ben zaten her şeydeki problemi bulurum.-&lt;/i&gt;&lt;/span&gt; O an o kadar çok mutlu oluyorum ki o mutluluğu aslında ne kadar az yaşadığımı ve nasılsa onu kaybedeceğimi, belki bir saat sonra aynı şekilde hissedemeyeceğimi düşünüp mutlu anımın tam ortasında üzülmeye başlıyorum. Tam en güzel yerinde. Bundan daha büyük bir lanet var mıdır bilemiyorum ama yine de çok mutlu &lt;i&gt;anları &lt;/i&gt;seviyorum. Zaten genel bir mutluluk haline inanmadığım için mutluluğun değil de mutlu anların varlığı bana çok daha mantıklı geliyor. O denli kısa süren bir şeyi bile mahvedebiliyorum tabi, orası bambaşka bir mevzu ama yine de mahvetmeden önceki kısacık vay be mutluyum saniyeleri hayattaki en değerli şeylerden benim için. Saniyeler, saniyeler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-3965839295432846916?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/DrTUsAhfijI/saniyeler.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><thr:total>4</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2012/01/saniyeler.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-8658347073225957313</guid><pubDate>Sun, 15 Jan 2012 17:55:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-15T20:00:47.582+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">müzik</category><title>I've never gotten used to it, I've just learned to turn it off</title><description>&lt;iframe width="560" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/I4Osr2qt6mc" frameborder="0" allowfullscreen=""&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Well, either I'am too sensetive or else I'am just gettin' soft.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-8658347073225957313?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/QIV7P7xQyOs/ive-never-gotten-used-to-it-ive-just.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://img.youtube.com/vi/I4Osr2qt6mc/default.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2012/01/ive-never-gotten-used-to-it-ive-just.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-8721612772619534143</guid><pubDate>Fri, 13 Jan 2012 18:48:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-14T15:08:41.432+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">hikayemsi saçmalamalar</category><title>Bütün Hikaye</title><description>&lt;i&gt;napıyorum ben burada?&lt;/i&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;gittiğim en manasız yerlerde, hayattaki en anlamsız olayları yaşarken, uyumaya çalışırken, uyanırken ve hatta genel olarak &lt;i&gt;bu hayatta&lt;/i&gt; ne olduğuna dair düşüncelerimle kavga ederken her zaman kendime sorduğum yegane soru bu. mütemadiyen soruyorum ancak çok nadir olarak cevap verebiliyorum. belki de soru sorma aktivitemdeki bahsedilmeye en değer kısım da bu cevapsızlık. yoksa bir insanın kendine soru sormasında öyle olağanüstü bir durum yok. zaten genel olarak benim yaptığım veya düşündüğüm hiçbir şeyde olağanüstü bir durum yok, çoğumuz gibiyim ben de. bence ben her zaman herkes gibiyim, öyle arkamdan şiirler yazılacak bi halim de yok, zaten hayatımda bir nazım da yok. bu da her zaman herkes gibi olduğumun en güzel kanıtlarından biri ama her neyse. bugün okuldan çıkınca, okula çok yakın bir alışveriş merkezine gittim. kapıdan içeri girip biraz yürüdükten sonra napıyorum ben burada? diye sordum. neden orada olduğumu hatırlayamadım iki dakika boyunca. sonra sinemaya gitmek amacıyla orada bulunduğum aklıma geldi. yukarı çıktım filmlere baktım, dandik bir romantik komedi filmi vardı, bilet alma aparatlarından seanslara baktım. 13.50 tl ye bir bilet alabiliyordum, dedim ki yavan romantik komedileri tek başıma izlemeyi sevmiyorum bile neden bu parayı şimdi bu filme vereyim. zaten film çok yüksek ihtimal berbat çıkacak o parayla sevdiğim bir filmin dvdsini alırım, en azından on kere izlerim, güvenli alanıma bir film daha eklerim gider gelir ona sığınırım. alışveriş merkezinde sinemaya gidip yapayalnız dandik bir filmi izleyeceğime bir arkadaş alırım kendime. başka film de almadım gerçi ama olsun. sinemadan koşar adım uzaklaşıp manasızca yürümeye başladım. birkaç mağazaya bakayım dedim ama her yerde indirim vardı. indirim zamanları alışveriş yapmaktan nefret ederim, bu size bir züppelik gibi gelebilir, haklısınız da belki ama indirime girmiş mağazalar bana nedense çok hüzünlü ve mide bulandırıcı geliyor. sanırım temelde indirimleri sevmeme nedenim bu. kimsenin normal değerini vermeyi istemediği bir sürü kazak, pantolon, tişört; üst üste atılmış, onlarca kere denenip çıkarılmaktan buruşmuş yorulmuşlar.  kimse, normalde durdukları yerlerine asmaya bile uğraşmamış onları. öylece bırakmışlar. bu görüntüde çok hüzünlü bir şeyler var. bazı insanların da indirimli satışlardaki kazaklar gibi olduğunu düşündüğümden belki de. herkesin çok isteyip parasına bakmadan aldığı kazaklar &lt;i&gt;olamayan&lt;/i&gt;, yüzde yetmiş indirime girdiğinde bile insanların sadece deneyip kabinde bıraktıkları kazaklar. sadece giyilip çıkartılan, o derece ucuzken bile kimsenin kendine yakıştıramadığı... o insanlar var, aramızdalar, hepimiz gibiler. bir de o insanların zihinlerinin içinin indirimdeki mağazalar gibi olması ironisi var. o mağazalar gibi karman çorman, üst üste atılmış tişörtlerin arasından hiç bulunmayacak bir şeyi arayan teyzeler var içlerinde. her şey buruşmuş ve pis görünüyor. hepimiz gibiler. ben gibi. ben napıyorum burada? diye soruyorlar kendilerine belki her gün. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;indirimli mağazaların önünden midem bulanarak geçtikten sonra &lt;i&gt;ben burada gerçekten ne yapıyorum?&lt;/i&gt; sorusu artık kafamın içindeki tek şey haline gelmeye başladı ve hızlı bir şekilde mağazalardan uzaklaştım. bazen göz görmeyince gönül gerçekten de katlanıyor. bazı şeylere yeterince uzak olmak bile çok güzel bir şey, en azından bir süreliğine. boşuna demiyorum uzaklığa ihtiyacım var diye, tam da böyle durumlarda uzak olmaktan tatlısı var mıdır? sonra kahve dedim, kahve içmeli. son bir aydır içtiğim bardaklarca sade kahve yüzünden midem eski alışkanlıklarına dönmeye çalışıyor bu sıralar, belki annemin kehanetleri gerçek oldu ve midemi deldim bilemiyorum ama beni kahve içmekten vazgeçirebilecek kadar büyük bir hasar olamaz, olsa da kabul edemem. oturdum, kitabımı çıkarıp masaya koydum ama okumadım. kahvemi içtim sadece, kıpırdama isteğimi tamamen kaybederek. yine hiçbir şey hissedemediğim o boşluk anlarından birine yakalanmıştım, öylece durdum bir süre. sonra buradan çıkmam lazım dedim, napıyorum ben burada? böyle durumlarda hep yaptığım şeyi yaparak montumu giymeden dışarı çıktım, biraz yürüdüm. hiçbir şey hissedemediğim zamanlar kendimi üşümeye mahkum ediyorum, bir şeyler hissedebilmek için, ellerim karıncalanıyor mesela, yüzüm kesiliyor ve ben o hisleri o kadar çok seviyorum ki. yaşıyorum diyorum, ben yaşıyorum, ama neden. ben burada ne yapıyorum? yine cevap veremiyorum kendime, sadece üşüyorum. eve kadar da üşüdüm. işin kötüsü kendimi buna o kadar alıştırdım ki artık eskisi kadar üşüyemiyorum bile, herkesin montla donduğu havalarda üzerimde tek bir hırka hiçbir şey hissetmeden duruyorum, sonra sen nasıl bir insansın, neden üşümüyorsun diye soruyorlar, onlara tüm hikayeyi anlatamıyorum, nasıl anlatırım zaten, sen napıyorsun burada derler sonra bana. ben ankaralıyım, kış çocuğuyum diyorum, yalan da değil  öyleyim ama bilmiyorlar ki ben iki yıldır kendimi üşütüyorum sırf yaşamak olsun diye. belki de üşürken ben neden üşüyorum diye sormak zorunda olmadığım için. temel fiziksel tepkilerin en sevdiğim özelliklerinden biri de bu; onları sorgulayamıyoruz. yaşadığımıza dair ipuçları olarak görüp geçiyoruz, analiz etmiyoruz onları. çünkü bu doğamız. peki doğamız sürekli ben burada ne yapıyorum? sorusu sormanın da doğal bir şey olduğunu mu düşünüyor? yoksa bu soruyu soranlar değil de ona cevap veremeyenler mi hayattan bir şekilde eleniyor? belki de çok fazla üşümekten, farkında olmadan eleniyorlardır, tam o sırada, üşümenin tam ortasında, sorgulayamadan. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;napıyoruz biz burada?&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-8721612772619534143?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/uIneukL7CdY/butun-hikaye.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><thr:total>2</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2012/01/butun-hikaye.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-1496474496973962722</guid><pubDate>Sat, 07 Jan 2012 16:31:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-07T20:19:25.517+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">müzik</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">öylesine</category><title>You might find your small soul</title><description>&lt;iframe width="560" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/8qyoxYEM3mI" frameborder="0" allowfullscreen=""&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Blind Pilot'ın dediği gibi &lt;b&gt;"maybe some things are better left unsaid"&lt;/b&gt; Şu hayatta gerçekten öğrendiğim en önemli şeylerden biri bu. Uygulayamıyorum ama biliyorum. Hayatımın ilerleyen zamanlarında uygulamayı da öğreneceğim umarım.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-1496474496973962722?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/nuZQd8wQ7LU/you-might-find-your-small-soul.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://img.youtube.com/vi/8qyoxYEM3mI/default.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2012/01/you-might-find-your-small-soul.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-4376288886809922915</guid><pubDate>Wed, 04 Jan 2012 15:49:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-09T23:36:28.544+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">sinema</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">sevdim</category><title>La piel que habito</title><description>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-ZtwHwlx_1Ow/TwtdyUdgaeI/AAAAAAAABHI/rybhhxOFQvs/s1600/la-piel-que-habito-afiche-3.png"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 264px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-ZtwHwlx_1Ow/TwtdyUdgaeI/AAAAAAAABHI/rybhhxOFQvs/s400/la-piel-que-habito-afiche-3.png" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5695749272807434722" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-fbA-aEj8GDw/Twtdrm2kFWI/AAAAAAAABG8/O9OIOyW6f1U/s1600/la-piel-que-habito-fin.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 280px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-fbA-aEj8GDw/Twtdrm2kFWI/AAAAAAAABG8/O9OIOyW6f1U/s400/la-piel-que-habito-fin.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5695749157485286754" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir Almodovar filmini beğenmediğim henüz görülmüş şey değil, hepsine bayılıyorum, izlediğim tüm filmlerini sevdiğim birkaç yönetmenden biridir kendisi zaten.  İçinde Yaşadığım Deri'yi de çok sevdim tabi ki. Almodovar'ın alışkın ve hayran olduğum sinema dili, hunharca kullandığı renkler, az ama yerli yerinde müzikler, filmin sonlarına doğru artan heyecan, araya serpiştirilmiş mükemmel espriler, hiç yorulmayacakmış gibi hareket eden karakterler; bunlar benim için Almodovar filmlerinin klasikleridir. Bir de tabi genel olarak cinsiyetlerle ilgili gözlemleri, eşcinselliğe bambaşka bir yerden bakması, kadın olmak-erkek olmak  üzerine yorumları ile kadınlara ve kadınlığa olan hayranlığı beni her zaman büyüler.İçinde Yaşadığım Deri genel Almodovar resminin biraz dışında kalıyor, biraz farklı. Bu filmin diğerlerinden farkı öncelikle bir erkek filmi olması, bir de diğer filmlerinden daha ağır bir tempoda ve daha karanlık şekilde ilerlemesi ve karakterlerin alışılmış konuşkan hareketli Almodovar karakterlerine pek benzememeleri. Ama bu durum kesinlikle rahatsız edici bir şey değil hatta belki filmi sindirmeyi kolaylaştıran bir etmen. Filmde hikaye erkek karakterler etrafında dönüyor, kadınlar yan rollerde kalmış bu sefer ama kadınların erkeklerin hayatını nasıl bir anda değiştirebileceklerini, kadınların gizil kalmış gücünü, erkeklerin (ve de kendisinin) kadınlara olan belki hastalıklı denebilecek hayranlığını yine göstermekten geri de kalmamış İçinde Yaşadığım Deri'de. Başka türlüsü beklenemez zaten Almodovar'dan. Aslında çok başka meseleler de var ama çok büyük spoiler olur endişesiyle burada bahsedemiyorum. Güzel film, vizyondayken mutlaka gidin izleyin derim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-4376288886809922915?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/t7R7s11g_HU/la-piel-que-habito.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-ZtwHwlx_1Ow/TwtdyUdgaeI/AAAAAAAABHI/rybhhxOFQvs/s72-c/la-piel-que-habito-afiche-3.png" height="72" width="72" /><thr:total>1</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2012/01/la-piel-que-habito.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-4793344580380022369</guid><pubDate>Sun, 01 Jan 2012 22:30:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-02T00:34:40.188+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">müzik</category><title>Graveyard</title><description>&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;iframe width="560" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/INtvoVTYeGc" frameborder="0" allowfullscreen=""&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;çok güzel şarkı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="font-size: 12px; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: -webkit-auto;"&gt;&lt;p style="text-align: left; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 12px; line-height: 20px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;span &gt;Roots and lies, roots and lies, our family tree is old&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: left; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 12px; line-height: 20px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;span &gt;From there we climb the golden hill, calmly will eternity&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: left; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 12px; line-height: 20px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;span &gt;I held your heart, a giant wand; all tell of sorrow&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: left; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 12px; line-height: 20px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;span &gt;And history begins to be blue and brown eyes&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: left; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 12px; line-height: 20px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;span &gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="text-align: left; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-size: 12px; line-height: 20px; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;span &gt;Whoa-ah-ah-ah ah-ah, bring `em all back to life&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-4793344580380022369?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/S8yA6F_syoM/graveyard.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://img.youtube.com/vi/INtvoVTYeGc/default.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2012/01/graveyard.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-3893265164185355922</guid><pubDate>Sat, 31 Dec 2011 17:59:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-31T20:13:33.290+02:00</atom:updated><title /><description>tam bir yıl sonra bile tek bir günün anısı çok kötü hissettirebiliyormuş. koskoca bir yıl geçmiş olmasına rağmen hala dünmüş gibi midem bulanıyor, gözlerim doluyor düşündükçe. yılbaşı günleri benim için chandler'in thanksgivingleri gibi olacak bence, sadece bir kötü anı yüzünden tüm konseptten nefret edeceğim. neyse ki bu akşam gerçekten çok sevdiğim, tüm hayatım boyunca yanımda olmalarını istediğim 2 mükemmel arkadaşımla gireceğim yeni yıla, aslında planım evde oturup ders çalışmaktı belki bir iki bölüm de six feet under izleyecektim ama kandırdılar beni, benim de kanasım varmış belli ki. keşke geçen yıla da onlarla girseydim o zaman hayatım boyunca yılbaşı günlerinden nefret etmek zorunda kalmazdım. gerçi hala zorunda değilim ama en azından şimdilik 1 ocak dünyanın en lanet günü.  &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;neyse artık. &lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-3893265164185355922?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/FFP4mwoEO9k/tam-bir-yl-sonra-bile-tek-bir-gunun-ans.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><thr:total>2</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2011/12/tam-bir-yl-sonra-bile-tek-bir-gunun-ans.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-6233495657053171205</guid><pubDate>Fri, 30 Dec 2011 18:25:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-31T01:15:58.339+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">müzik</category><title>What Are You Doing New Years Eve?</title><description>&lt;iframe width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/aSq1cez_flQ" frameborder="0" allowfullscreen=""&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yok böyle bi şirinlik, şu tiplere bakın yaa. sevgi patlaması yaşıyorum şu an, biri beni durdursun.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ama çok sevimliler. kedi gibiler.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-6233495657053171205?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/jSp1D1JxqDg/what-are-you-doing-new-years-eve.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://img.youtube.com/vi/aSq1cez_flQ/default.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2011/12/what-are-you-doing-new-years-eve.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-1982077496900454339</guid><pubDate>Wed, 28 Dec 2011 21:54:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-29T00:16:18.010+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">aklıma geldi yazdım</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">öylesine</category><title>Oyuncak Dünya*</title><description>çok ciddi dikkat dağınıklığı problemim var. evde hiç ders çalışamıyorum. mesela biraz önce ders çalışmamak için önce türk kahvesi yaptım, türk kahvesi içerken ders çalışılmaz diyip (böyle bi kural var bilmiyor musunuz?) bi bölüm friends izledim. şimdi de makarna yapıyorum birazdan da makarna yerken ders çalışılmaz diyip bir bölüm daha friends izleyeceğim. arada bu yazıyı yazıyorum bir de. beni mahvedecek şeyin procrastitation olacağını biliyorum. ben tez falan yazamam, o işleri unut sen leyla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ders çalışmam gereken haftalar boyunca hep kitap okudum. bu arada 2 kitap bitirdim birine devam ediyorum, sanırım yüksek lisansın bana en büyük katkısı daha çok roman okumamı sağlaması oldu. en son john fante'nin toza sor'unu okudum, bitti. gerçekten beni çok etkiledi, en sevdiğim kitaplar listeme de ekledim. üzerine uzun uzun yazmak gerek tabi ama şöyle söyleyeyim kısaca; ambivalansı yazmış fante. okuyucu da okurken aynı şeyi hissediyor zaten. sevip nefret etmek arasında gidip geldim bazen aynı anda severken bi yandan nefret ettim. ne hissettiğimi bilemedim ve bariz bir şekilde rahatsız oldum. bir kitap okuyucuyu rahatsız etmeyi başarabiliyorsa bir de kitabı okurken ve bitirdikten sonra sürekli üzerine düşünme isteği yaratıyorsa o zaman ben o kitabı çok seviyorum. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sevgili dost &lt;a href="http://geowyns.blogspot.com/"&gt;Sinem&lt;/a&gt;'in bana "okuduğum hikayedeki Derya senmişsin gibi hissettim" demesi üzerine bugün hemen gidip aldım Suzan Defter'i. öyle hoşuma gitti ki bir hikayedeki karaktere benzetilmek anlatamam. herkesin bir hikayesi vardır elbet ama başka birinin yazdığı hikayedeki insana yakın olmak, ona benzemek çok farklı bir şey. çok sevdim hayali bir karaktere benzetilmeyi.  sanırım bu akşam da ona başlar belki bitiririm bile. nasılsa ders çalışmak benim için geçerli bir seçenek değil, kitap okumak daha mantıklı bu durumda. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sonra bugün bir diğer sevgili dost &lt;a href="http://rerorerokoltuk.blogspot.com/"&gt;Sinem&lt;/a&gt; (hepimiz sinemiz) bana Barış Bıçakçı'nın bende olmayan ve okumadığım tek kitabı Aramızdaki En Kısa Mesafe'yi hediye etti. dünyadaki en mükemmel hediyenin aslında kitap olduğunu ama insanların kendilerine kitap hediye edildiğinde mutlu olmadıklarını, alacak bir şey bulamamış o yüzden kitap almış diye düşündüklerini konuşmuştukk, üzüldük tabi bu duruma. ama bu durum bizim için hiç geçerli değil tabii, ikimiz de bize kitap hediye edildiğinde aşırı derecede mutlu olan insanlarız. aşırı derecede mutlu oldum tabi ben de bu hediyeye. en kısa zamanda da okuyup bitireceğim. gerçi Barış Bıçakçı'nın tüm kitaplarını okumuş bitirmiş olacağım o zaman ve bunu düşünmek bile kalbimi kırıyor. kim bilir bi daha ne zamana kitabı çıkar, o zamana kadar ben nasıl deli gibi özlerim. neyse şimdilik geleceği çok düşünmüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu sıralar hugh laurie manyaklığım hortladı, youtube'dan sürekli hugh laurie videoları izliyorum, adam adeta bir ilah. hem komik hem beyefendi hem ingiliz aksanlı hem çok yetenekli falan ne bileyim bazen bir insanda bu kadar çok iyi özelliğin toplanması insanlık açısından çok adaletsizmiş gibi geliyor. ama bu tarz insanlar olmasa da kimseye hayran olamazdık, birilerine de hayran olmak lazım yani. şu videoyu da lütfen bi izleyin, dev bir kedisin hugh laurie. house da başlasa da izlesek artık yeter bu kadar ara &lt;a href="http://youtu.be/OzmbJPMN8yA"&gt;http://youtu.be/OzmbJPMN8yA&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;me and you and everyone we know ve the future'ı izlenecek filmler listeme ekledim. özellikle the future'ın fragmanı çok etkiledi beni. final dönemi film dönemi olduğundan listeme çok rahat uyacağımı düşünüyorum. şu da fragman &lt;a href="http://youtu.be/u2FuwJh8DSs"&gt;http://youtu.be/u2FuwJh8DSs&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;son olarak tarçınlı türk kahvesi diyorum başka bir şey demeyeceğim. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;*şu anda dinlediğim şarkı, eğer cennet varsa benim cennetimde her gün yavuz çetin gitar çalacak, şarkı söyleyecek.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-1982077496900454339?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/_oPm17IM2Qs/oyuncak-dunya.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><thr:total>11</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2011/12/oyuncak-dunya.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-192918517894866239</guid><pubDate>Wed, 28 Dec 2011 09:33:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-28T11:56:54.278+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">müzik</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">sevdim</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">mutlu</category><title>Hiç bıkmadığım mutlu şarkı</title><description>&lt;iframe width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/U0cyxVMSxCs" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mutlu şarkıları seviyorum ama bir süre sonra onlardan mutlaka sıkılıyorum. genelde mutlu şarkılar benim için bir süre boyunca sürekli ama sürekli dinlediğim sonra da çok fazla dinlemekten sıkıldığım için tekrar dinleyemediğim şarkılar oluyorlar. bunun tek istisnası da flowers in the window. 10 yıldır bu şarkıyı dinlemekten hiç sıkılmadım. bir kere bile shuffleda çıktığında ee geçeyim ben bunu demedim. her dinlediğimde de gerçekten 4 dakikalığına çok mutlu, çok huzurlu hissettim. sadece travis konserinde bu şarkıyı dinlerken gözlerim azıcık doldu o da mutluluktan, sahnenin önüne gelip şarkıyı hep beraber söylemelerindeki şirinlikten. konserden sonra da artık flowers in the window'u ne zaman dinlesem o görüntü gelip beni ziyaret ettiğinden sırıtmamı engelleyemiyorum, mutluluğumu içimde tutamaz oldum. gidip bu güzel insanların yanaklarını mıncırmak istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir de ben bu şarkının içinde yaşamak istiyorum. bunca zaman sıkılmadıysam bundan sonra da sıkılmam. ne mutlu, ne korunaklı bir dünya olur bana flowers in the window. neden böyle imkanlarımız yok ki, bir şarkının içinde yaşamanın mümkün olacağı günlerin özlemindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style:italic;"&gt;there is no reason to feel bad&lt;br /&gt;but there are many seasons to feel glad, sad, mad&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-192918517894866239?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/XFXYmUzLYIA/hic-bkmadgm-mutlu-sark.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://img.youtube.com/vi/U0cyxVMSxCs/default.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2011/12/hic-bkmadgm-mutlu-sark.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-5807083352090234506</guid><pubDate>Mon, 26 Dec 2011 19:35:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-26T22:14:59.968+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">geyik</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">gündelik hayat problemleri</category><title>Acayip hayvanlara benziyirsen!</title><description>bugün metroda adamın biri yanımdan geçerken ".......'a benzüyürsün, gerçekten" dedi. neye benziyormuşum duyamadım. adamın peşinden gidip pardon acaba neye/kime benzüyürmüşüm? diye sorma isteği geldi bi an. bi an şöyle gideyim de sorayım be nolcak dedim içimden. sonra beni sarsacak kimse olmadığından kendime bir cimcik attım napıyosun gökçe dedim, napıyosun? bi dur hele bi soluklan. laf atılmasından rahatsız olma evrelerini çoktan aşmışım, duymadığım kelimeyi sormaya gideceğim. olaya gel. işte bundan çıkarmamız gereken ders şudur ki; insanı merakta bırakmamak lazım. merak kediyi falan değil insanı öldürür. o yüzden buradan laf atmayı seven erkek arkadaşlara sesleniyorum, karşı tarafın tam anlamayacağı bir şey söyleyin ama ses tonunuzu iyi ayarlayın, şöyle merak uyandıracak bi tonda anlaşılmaz laflar edin özenle, sonra kız deli gibi merak etsin neymiş diye belki bi anlık merakla gelip sizinle konuşabilir. bence denemeye değer, zaten metroda tanımadığınız kadınlara laf atabilecek yapıda insanlarsanız bu size çocuk oyuncağı gelir. ama ben kime benzüyürmüşüm hem de gerçekten benzüyürmüşüm çok merak ettim ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu şarkı da benden neye benzediğini merak edip duranlara, laf atmayı seven, bir kız görünce şarkı söylemeye başlayan ve en önemlisi yoldan geçen kadınlara korna çalmaya bayılan erkeklere gelsin hahahha&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe width="420" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/vb3J_nlA96U" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;klorak satanlara benzeyirsen kısmında gülmekten nefessiz kalıyorum. çok güzel şarkı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-5807083352090234506?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/YazMGnQ7Rf0/acayip-hayvanlara-benziyirsen.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://img.youtube.com/vi/vb3J_nlA96U/default.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>5</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2011/12/acayip-hayvanlara-benziyirsen.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-6544356282144491385</guid><pubDate>Mon, 26 Dec 2011 08:55:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-26T21:06:22.544+02:00</atom:updated><title>Köpek</title><description>bazen karşıdan karşıya geçmek için insanlarla birlikte yeşilin yanmasını bekleyen köpekler görüyorum, hatta bi keresinde ışığın altında tek başına bekleyen bir köpek görmüştüm, yeşil yanınca rahat rahat karşıya geçmişti. sanırım ben o köpeklere aşığım. eğer o köpekler insan olsalar gidip yanaklarını sıkardım, köpeklerin yanakları sıkılmaz tabi. başlarını okşayabilirim belki ama onlar yola koyuluyorlar beni mi bekleyecekler. zaten en az bi otuz saniye ışık beklemiş, ne olduğunu anlamadığı halde bir şekilde öğrenmiş arabaların herkese ve her şeye zararlı olduğunu, insanlardan da bunalmış belki, beni mi bekleyecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-6544356282144491385?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/DozuU9rMOXc/kopek.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><thr:total>4</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2011/12/kopek.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-7436093357635628857</guid><pubDate>Tue, 20 Dec 2011 17:20:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-21T00:45:38.201+02:00</atom:updated><title>Yeni Yılda Tey Tey</title><description>Sevgili dostum &lt;a href="http://whereugonnasleeptonight.blogspot.com/"&gt;Sam&lt;/a&gt; bana mim yollamış, yeni yıldan ne istiyorsun, şöyle bir sırala hatta 12 tane olsun demiş. Ben de oturdum yeni yıldan neler beklediğimi, nelerin değişmesini, nelerin aynı kalmasını istediğimi düşündüm ve 12 tane isteğim ve temennim olmadığını fark ettim. Yıllardan pek bir şey beklemiyorum zaten de genel olarak da hayatla ilgili çok bir isteğim yokmuş yani. Ne çıkarsa bahtıma şeklinde yaşıyorum herhalde, bilemedim. Neyse tabi ki istediğim, hayal ettiğim birkaç şey var ben onları yazayım bari. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Eylül ayında lisansta yapamadığımı yapıp erasmusa gitmek istiyorum. Özellikle İngiltere'ye gidebilme şansım olduğunu öğrendiğimden beri en çok istediğim şey bu. Beni ders çalışmaya motive eden en önemli etken bu. Cardiff'e gideyim ben bence, sevgili yeni yıl tanrıları bunu gerçekleştirirseniz efsane olursunuz nazarımda. Gitmeliyim yani bence, sonra gitmişken 10 gün Londra'da kalmalıyım, iskoçya'ya gitmeliyim hatta türkiye'ye dönmeden önce de portekiz'de erasmus yapacak arkadaşımla buluşup Portekiz'i de görmeliyim. Bunlar kesinlikle olmalı. Gerçi bu hayallerin bir kısmı 2013'e sarkıyor ama eylül'de ilk adımı gerçekleşsin diğerlerini de bir sonraki yıl için dileriz artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Yanlarındayken kendimi kötü hissettiğim insanlardan mümkün oldukça uzak durmak istiyorum. Yeni yılda değersiz hissetmek istemiyorum ve kendimi sabote eden davranışlarımdan tamamen kurtulmak istiyorum. Beni üzen insanlara "sen beni üzdün" diyebilecek bir insana evrilmek istiyorum. Çok zor bir şey bu ama olmayacak bir şey değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Çok ders çalışmama gerek kalmadan derslerden rahatça geçeyim ve ÖSYM'nin yapacağı her türlü yavan sınavdan yüksek puan alayım da önümüzdeki 2-3 yıl rahat edeyim. Yeter lan sınav sınav sınav bu da bünye neticede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Yeni yılda daha çok kahve içip daha çok yemek yemek istiyorum. Başka türlü zaten yaşamanın ne anlamı var. Bir de daha çok bitter çikolata yemeye karar verdim, mutluluk sebebi bitter çikolata.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-İnsanlar hakkında kesinlikle dedikodu yapmamaya da karar verdim zira kimin hakkında konuşsam sağda solda bi yerde bitiyorlar, gereksiz yere strese giriyorum. Paranoyak olup çıkacağım sonunda o hiç iyi olmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-Benim maddeler istekten çok resolution tarzı oldu ama neyse artık idare edin çünkü gerçekten çok bi isteğim yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7-Bir de yeni yılda daha çok kitap okumak ve daha çok film izlemek istiyorum. Belki de izlediğim dizi sayısnı azaltıp yerine yıllardır izlenecek filmler listemde duran filmleri izlemeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8-Hayatımda heyecanlı bir şeyler olsun. Ne olduklarını bilmiyorum ama şöyle arada sırada vay be diyeceğim hadiseler yaşasam pek güzel olabilir. Herhangi bir şey de kazansam güzel olur. Şöyle havadan para yağsa mesela sevmediğim hiçbir işte çalışmak zorunda kalmasam. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9-Böyle yani daha da çıkmıyor.Üzüntüsüz bir yıl olsun en önemlisi kimse ölmesin herkes sağlıklı olsun. Herkes sevdikleriyle birlikte olsun. Zaten gerisi bir şekilde gelir herhalde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-7436093357635628857?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/1LpQIld7DJQ/yeni-ylda-tey-tey.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2011/12/yeni-ylda-tey-tey.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-2529275847082123772</guid><pubDate>Sun, 18 Dec 2011 19:20:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-18T21:21:48.067+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">müzik</category><title>Ho Hey</title><description>&lt;iframe width="560" height="315" src="http://www.youtube.com/embed/AmZJUfcxrvc" frameborder="0" allowfullscreen&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;böyle şarkılara çok ihtiyacımız var. ne mutlu ne şirin. ho hey diye bağırmanın eğlencesi de bambaşka.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-2529275847082123772?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/1Ez39Bqw1E4/ho-hey.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://img.youtube.com/vi/AmZJUfcxrvc/default.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>6</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2011/12/ho-hey.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-2675459100466032383</guid><pubDate>Fri, 16 Dec 2011 20:48:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-16T23:27:56.703+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">canım sıkılır</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">aklıma geldi yazdım</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">mutsuz</category><title>Tren</title><description>çoğu zaman bitirmenin başlamaktan daha zor olduğunu düşünüyorum ama bazı zamanlar başlamak öyle zor ki, bir yazıya bile başlayamıyor insan. ilk cümleyi bulamıyor mesela son cümlesi aklındayken. içinde bulunduğum durum tam olarak bu. bir şeyler yapmak istiyorum ama başlayamıyorum. sanki sürekli görünmez bir duvara tosluyorum. gün içinde tek istediğim eve gelip bilgisayar ekranına bakmak, mümkün olan en az seviyede hareket etmek ve mandalina yemek. ekranda birileri hareket ediyor, birileri şarkı söylüyor ve ben onlara bakıyorum. çok az tepki veriyorum, tepki vermeyi bile başlatamıyorum. gülmüyorum mesela çok komik hadiselere. çok komik olduğunu fark edebiliyorum ama gülmeyi başlatamıyorum. bilgisayarın renginden, şeklinden, arka planda oynayanlardan sıkıldığımda masamın üzerinde bir yığın halinde duran kitaplarıma bakıyorum. okusam diyorum, herhangi birini, hangisi olduğu da fark etmez. kitabı elime alıyorum, kapağına bakıyorum sonra yavaşça masaya bırakıyorum. okumaya başlayamıyorum. oysa eminim ki o kitaplarda benim gibi karakterleri anlatacak yazarlar, belki de bana hiç benzemeyen insanları. en azından bir hikayeye başlamış olacağım, bir hikayeye tanık olacağım. olamıyorum. bu yazıyı bile yazmaya başlamam saatlerimi aldı. yazmak istiyorum, inan istemediğimden değil blog , neden bu haldeyim bilmiyorum. bazen başka şeyler de istiyorum. hiç olmayacak şeyler. herhangi bir insana saatlerce sarılmak istiyorum mesela, hiç konuşmadan, sadece saatlerce sarılmak, sarılarak uyumak. dünya yıkılsa bana bir şey olmazmış gibi hissetmek, canımı acıtacak kadar sıkı sarılmak istiyorum. bazen inanılmaz bir fiziksel izolasyon içinde olduğumu hissediyorum, o kadar zor ki bunu anlatmak, sanki buharlaşmak üzereyim, sanki etten kemikten değilim, sanki yokum. sanki hiç olmamışım. bu sıralar eksikliğini hissettiğim şeyler var, ne olduklarını bilmiyorum. anlayamıyorum ama çok yanlış bir şeyler var. sanki olmaması gereken bir şey oldu sanki bir şey birden bire ortadan kayboldu veya zaten hep kayıptı, ben yeni yeni anladım yokluğunu. bazen herhangi bir canlıyla iletişim kurmak istiyorum, anlaşılmak istiyorum. söylediklerim o canlı için anlamlı olsun, hatta konuşmamam bile anlamlı olsun istiyorum. insanların duygularını görebilmek istiyorum.onların duygularını sevmek istiyorum. sevilmek istiyorum, nedensiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-2675459100466032383?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/Z5R8q_0dRVo/tren.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2011/12/tren.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-2988904403055501434.post-6621317293539156485</guid><pubDate>Mon, 12 Dec 2011 19:53:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-14T00:11:26.406+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">müzik</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">aklıma geldi yazdım</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">amaçsız</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">öylesine</category><title>"too much change is not a good thing. ask the climate."*</title><description>bence en kötü şey arayış içinde olmak. bir şeylerin eksikliğini hissedip hatta neyin eksikliğini hissettiğini bile anlamadan öyle durmadan aramak çok yorucu. her şey tam olsun da demiyorum, sadece eksik olduğunu hissetmeyeyim diyorum. çok şey mi istiyorum ne bileyim.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;eskiden yolda yürürken kimsenin yüzüne bakamazdım, şimdilerde neredeyse herkese tek tek bakıyorum, hiç çekinmeden. baktıkça bakasım geliyor üstelik. eskiden neden korkuyormuşum acaba insanların suratına bakmaktan, hiç anlayamıyorum. hatta metroda karşımda oturan insanlara bile baktığım oluyor. yürürken baktığım kadar değil tabi. yürürken geçip gidiyorlar neticede, karşımda uzun süre oturuyor olmaları hala biraz stres faktörü. ama insanları izlemek güzel. yürürken kafamın içinde hikayeler yazmamı kolaylaştırıyor insan yüzleri. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ders çalışmam lazım sanırım. anne benim çok çalışmam lazım. eğer seneye cardiff'e gitmek istiyorsam şimdi bu bir ay ciddi ciddi çalışmalıyım. sorun şu ki çoook sıkılıyorum ya. inanılmaz sıkılıyorum. hiçbir zaman uzun süreler boyunca ders çalışmadım zaten ama yüksek lisans bambaşkaymış, keyfimin kahyasına sabah akşam işkence etsem az gelir yani. artık ankara'nın çeşitli kütüphanelerine yayılırım. tebdili mekanda ferahlık ararım. bir gün bir kütüphane ertesi gün bir başkası. böyle böyle geçer zaman. bir de istatistik olmasaydı, hoca bugün sınıfın tamamı kalıcak galiba demeseydi. böyle böyle şeyler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;okunacak da ne çok kitap var, zaten ne zaman ders kitabı okumam gerekse sanki zamanımı gereksiz bir şekilde harcıyormuşum gibi hissediyorum. öyle mükemmel romanlar okunmayı beklerken siyasetmiş, kamuoyuymuş, istatistik kitabıymış falan, ne saçma. sahilde kafka bitmeyi bekliyor mesela. sanırım yarı yıl tatilini bekleyecek, biraz daha dayan sahilde kafka.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;zooey deschanel ve ben gibbard ayrıldı ya şimdi, üzüldüm be (bana ne oluyosa), ne de güzel uyumlu çift falan diyordum. bu dünyada öyle bir şey yok galiba. sonra aklıma şu geldi, bundan sonraki albümlerinde ayrılıkla ve birbirleriyle ilgili şarkılar yapacaklar mı? ben onların şarkılarını dinlerken psikopatça birbirlerine söylemiş olabilecekleri cümleleri bulup anlamaya çalışacak mıyım? zooey kimle çıkmaya başlayacak, kim olacak o şanslı adam. böyle de magazinsel bir insan olurum anında. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;günlük yazmaya mı başlasam. yaşlanıyorum artık hatırlayamıyorum birçok şeyi. gerçi hayatımın eğlenceli kısmının yavaş yavaş bitip sıkıcı ve yaşlanmalı kısmının başladığı bu günlerde günlük yazmaya başlamak saçma olabilir. bence insanlar çocukken kesinlikle günlük yazmalı. eh be aptal çocuk gökçe, neden hiç aklına gelmedi bu. neyse belki yazarım günlük bundan sonra. 23 yaşından sonra başımıza bi de günlük çıkardı derler hakkımda. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yine friends izlemeye başladım. sanırım mutsuzum. mutsuzluğumun derecesini friends izleme isteğimdeki artışın miktarına bakarak anlayabiliyorum. son günlerdeki durum; vahim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;en sevdiğim müzik blogu fuel/friends bir &lt;a href="http://www.fuelfriendsblog.com/2011/10/26/nothing-gold-can-stay-the-fuelfriends-autumn-mix-2011/"&gt;sonbahar mixi&lt;/a&gt; paylaşmıştı geçenlerde. yani geçenler dediysem o kadar da yakın bi zaman değil, artık ciddi kış geldi tabi ama öyle güzel bir mix olmuş ki sonbahar-kış-ilkbahar boyunca durmadan dinlemek lazım. bence bi dinleyin. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* bir michael scott cümlesi. evet kendisiyle kafayı bozdum. çok seviyorum. dizi karakterlerine bağlanmaktan vazgeçtiğim gün büyümüş olacağım sanırım.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2988904403055501434-6621317293539156485?l=jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uyandim/~3/kxdH-3QVSnQ/too-much-change-is-not-good-thing-ask.html</link><author>noreply@blogger.com (gokciii)</author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://jeffbuckleyismyelvis.blogspot.com/2011/12/too-much-change-is-not-good-thing-ask.html</feedburner:origLink></item></channel></rss>

