<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" xmlns:creativeCommons="http://backend.userland.com/creativeCommonsRssModule" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0"><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-8135479900237513522</atom:id><lastBuildDate>Thu, 04 Aug 2011 10:11:19 +0000</lastBuildDate><category>Biyoteknoloji</category><category>Ders</category><category>Bilinçdışı Söylemleri</category><category>Yaşam</category><category>Deney</category><category>Yalnızlık</category><category>Kültür-Sanat</category><category>Foto-Yazı</category><category>Kendim</category><category>Özgür Yazılım</category><category>İnternet</category><title>Uzak'taki Ülkem</title><description>a plant biotechnologist weblog</description><link>http://uzakulkem.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (Emrah Kırdök)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>12</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/uzakulke" /><feedburner:info uri="uzakulke" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><creativeCommons:license>http://creativecommons.org/licenses/by-sa/3.0/</creativeCommons:license><feedburner:emailServiceId>uzakulke</feedburner:emailServiceId><feedburner:feedburnerHostname>http://feedburner.google.com</feedburner:feedburnerHostname><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8135479900237513522.post-8329429652909811321</guid><pubDate>Mon, 16 Nov 2009 13:58:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-08-29T00:12:10.628+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Foto-Yazı</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Biyoteknoloji</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Deney</category><title>Okulda Bir Gece ve Sentetik Tohumların Yolculuğu Kısım-1</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu aralar tezimde son kalan boşlukları doldurmaya uğraşıyorum. Tabi ki bunu doldurmak da haliyle uykusuz gecelere mal oluyor. Önce amaaan ne var hemencecik bitiririm diye düşünüyorsunuz. Sonra da yetişmeyen işlerin biriktiğini görünce gözünüz korkuyor ardından da sabaha nasıl yetiştireceğim ben bunlarıııı diye panik oluyorsunuz...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İşte benim de akşamım böyle başladı. Aslında daha okula geldiğim ilk saatlerde böyle düşünüyordum. Öğleye doğru 8'e kadar biter işim moduna girmiştim. Ancak saat 3 gibi olayın ciddi olduğunu farkettim. Haftasonumu okulda geçirdiğim yetmezmiş gibi şimdi de sabahlayacaktım....&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Zannedersem artık bu düşünceleri kafamdan atmalıyım...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Neyse gelelim beni okulda sabahlatan deneyime...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Öncelikle çalışma konumdan biraz bahsetmem gerek. Benim konum bitkilerde kriyoprezervasyon. İşin türkçesi, bitki parçalarını sıvı azota daldırıyoruz dondurup çözüyoruz. Haliyle canlı kalmaları gerek bu işlemin ardından. Bu yüzden pvs-2 adlı çözelti bizim en yakın arkadaşımız oluyor. konuyu fazla dağıtfazla uzatmadan şöyle söyleyeyim, su donuğunda buz kristali oluşturuyor ya işte bu pvs-2 bunu engelliyor. Bu sayede buz kristali oluşmuyor ve doku canlı kalıyor. İşte çalışmalarımızda kullandığımız şeker şeyler. Bunlar benim bitkimin tomurcukları.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/Svpa-7v9kgI/AAAAAAAAAdk/00CkwLg8Kvs/s1600-h/IMG_1175.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="168" src="http://1.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/Svpa-7v9kgI/AAAAAAAAAdk/00CkwLg8Kvs/s320/IMG_1175.JPG" width="252" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu anlattığım olaya yönteme vitrifikasyon diyoruz. Temel olan, tomurcukları korumak olduğu için, bu yöntemle birlikte enkapsülasyon adı verilen tomurcukları sodyum ve aljinatla kaplamayı da uyguluyoruz. Bu sayede pvs-2'nin toksik etkilerinden tomurcukları korumuş oluyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Önce bu şeker tomurcukları yıkıyoruz. ardından, sodyum aljinatın içinde belirli bir süre, ki bu süreyi hissetmeniz gerek, bekletiyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/Svpj7b0O0PI/AAAAAAAAAds/b65vLLw1g2c/s1600-h/IMG_1193.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/Svpj7b0O0PI/AAAAAAAAAds/b65vLLw1g2c/s200/IMG_1193.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
Daha sonra bu arkadaşları otomatik bir pipet yardımıyla tek tek çekiyoruz sonra da kalsiyumlu besiyerimize damlatıyoruz. Bu arada söylemeliyim ki, sodyum aljinat kalsiyumlu besiyeri ile birleştiğinde katılaşmaya başlıyor. Ancak burada önemli olan, pipetin ucunu kesmek. Az sonraki fotoğrafta da göreceğiniz üzere, pipetin ucu kesildiğinde damlacıklarımız yuvarlak bir şekil alıyorlar.&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/SwFR-Bi1peI/AAAAAAAAAd0/HeydvMIsBGA/s1600/IMG_1278.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/SwFR-Bi1peI/AAAAAAAAAd0/HeydvMIsBGA/s200/IMG_1278.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;Fotoğrafta da oluşan küçük damlacık ve içindeki tomurcuk rahatlıkla görülüyor. Kalsiyumlu besiyerin düştüğünde bir sonraki fotoğrafta görülebilecek olan katılaşma safhasına geçeceğiz. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/SwFYAfUJrtI/AAAAAAAAAd8/jdxNXIYD9SI/s1600/IMG_1196.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/SwFYAfUJrtI/AAAAAAAAAd8/jdxNXIYD9SI/s200/IMG_1196.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: justify;"&gt;Katılaşma safhasında, Ca ve Na iyon değişimi ile kalsiyum aljinat oluşurken, bizim tatlı tomurcuklar da koruyucu bir kılıf ve besi dokusuna sahip oluyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8135479900237513522-8329429652909811321?l=uzakulkem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uzakulke/~3/VVGxSbAvNTk/okulda-bir-gece-ve-sentetik-tohumlarn.html</link><author>noreply@blogger.com (Emrah Kırdök)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/Svpa-7v9kgI/AAAAAAAAAdk/00CkwLg8Kvs/s72-c/IMG_1175.JPG" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://uzakulkem.blogspot.com/2009/11/okulda-bir-gece-ve-sentetik-tohumlarn.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8135479900237513522.post-8224194370011651002</guid><pubDate>Thu, 19 Feb 2009 21:18:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-09-08T11:40:52.913+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kendim</category><title>Beyaz Yakalı Türkler Kervanına Resmen Giriş Yapmak</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sonunda hayallerime doğru ilk adımı atabildim. 19 ocak 2009 tarihi ile resmen araştırma görevlisi oldum. Akademik kariyerimin başlangıcı da diyebiliriz buna. Sonuçta kapıyı açabildim. Tabi, tahmin edebileceğiniz gibi pek kolay olmadı bu aşamaya kadar gelmek. Hani anam ağladı derler ya, gerçekten öyle oldu. Sonuçlar açıklandığında annem ağlıyordu :D . Çünkü yaklaşık olarak 5 ay süren çetin bir savaş vermiştik. Savaş diyorum, çünkü gerçekten bir savaşa girdik.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Herşey 2008 eylül ayında hocamın "araştırma görevlisi olmak ister misin?" sözüyle başladı. Eee, tahmin edebileceğiniz gibi cevabım evet oldu. Kadro açılacağını duyunca çok heyecanlanmıştım. Eh tabi Türkiye'de kadro açılması ve o kadroya girmek deveye hendek atlatmakla eşdeğer, gerçi artık her meslekte işler çok karışık durumda ya neyse. Kadro lafını duymak beni fena halde gaza getirmişti. O akşamdan ders çalışmaya başlamıştım. Önümdeki ilk engel ALES sınavıydı. Hızın, mantıklı düşünmenin, hatasız 4 işlem yapmanın en önemli şey olduğu fakat benim bu konulardaki beceriksizliğim yüzünden bir türlü çok iyi puanlar alamadığım bu sınavı geçmek zorundaydım. Değişen araştırma görevlisi alım yönetmeliğine göre, şartlar daha da zorlaştığından (lisans ortalaması 2.5/4 ün altında olmayacak, ales 70'in altında olmayacak, üds 50'nin altında olmayacak filan filan)  bu sınavdan 80 in altına inmemem gerekmekteydi. Sonuçta kasım ayına kadar vaktim vardı ve daha eylül ayındaydık. Yaklaşık 3 aylık bir zama dilimi içerisine akıldan 4 işlem yapmak, havuz problemi çözmek, obeb - okek mantığını baştan kavramak gibi ortaokul seviyesindeki konularda 'uzmanlaşarak' ancak 78 puan alabildim - ki bu bile benim için başarıydı emin olun. Tabi ingilizceme güvendiğim için ÜDS sınavına son 1 hafta hazırlandım ve bir 78 puan da ondan yaptım. Lisans ortalamam da 3,19/4 (100 lük sistemde 86,5) olduğundan, kendi bölümümden başvuranların arasında bayağı bir iddalı konuma yerleşmiştim. Tabi kimsenin beni araştırma görevlisi adayı bile olarak düşünmediğini varsayarsak, bu benim için gerçek bir başarıydı. Artık kadroyu alamasam bile yenik sayamazdım kendimi. sonuçta kendi bölümümden başvuranları geride bırakmıştım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tabi herşey bu kadar basit ve kolay değildi.... Geçmem gereken bir de bilim sınavı vardı!!! Okulumda açılan kadrolar moleküler biyolojisi kadrosu olduğundan ve ben moleküler biyolojiyle ilgili dersleri pek almadığım için (bitkilerle uğraştığım için), daha yemem gereken bir fırın ekmek vardı.... Sonuçta kanser biyolojisi, metabolik yolaklar gibi moleküler biyoloji konularına da çalıştım. Çalışmak zorundaydım, çünkü rakiplerimin hepsi bu dersleri almışlardı ve benden çok daha iyi bir altyapıya sahiptiler. Hata yapma lüksüm yoktu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilim sınavı yani mülakat geçirdiğim en zor sınavdı diyebilirim. Heyecanlı bir psikolojiye sahip olduğumdan, metabolik yolaklarla ilgili soruyu bayağı bir karıştırdım. Aslında doğrusunu biliyordum, ama orada karıştırmamam gerekiyordu. soru nispeten kolaydı ama yeterli cevap veremedim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Neyse, sınav sonuçları açıklandığında bir garip olmuştum. çünkü metabolik yolaklarla ilgili soruyu cevaplayamadığım için artık şansımın kalmadığını düşünüyordum. Ama sonuçlar işte oradaydı. Kadroya sahip olan 3 kişi arasındaydım :) . Sonrası ise benim için müthişti. Hedeflerime ulaşmam için açmam gereken kapıyı aralamıştım. İlk adımı atmıştım artık. gerisi elbet gelecek. şimdi önümde bitirmem gereken bir tez var. yakında amerikada bir kongreye katılacağım ve bir poster sunacağım. 2010 yılında bu aylarda ise doktora serüvenim başlamış olacak. Sonrası ise, herhalde arkası gelecek....&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8135479900237513522-8224194370011651002?l=uzakulkem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uzakulke/~3/KXfPuNZDGMI/beyaz-yakal-turkler-kervanna-resmen.html</link><author>noreply@blogger.com (Emrah Kırdök)</author><thr:total>2</thr:total><feedburner:origLink>http://uzakulkem.blogspot.com/2009/02/beyaz-yakal-turkler-kervanna-resmen.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8135479900237513522.post-7460621763901847494</guid><pubDate>Wed, 26 Nov 2008 18:10:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-09-08T12:57:05.381+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Yalnızlık</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kendim</category><title>Biraz Yazamamak, Biraz Kendim, Biraz Hayat...</title><description>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yazı yazmakla aram hiç iyi olmamıştır. Günlüklerim, defterlerim - hatta bu blog bile - bir süre sonra yarım kalmış yazı çöplüğüne dönüşüyor. Her defasında bu sefer yazacağım diyorum, bu sefer gerçekten sona erdirebileceğim bir hikayeye başlayacağım diyorum ama olmuyor. Hep yarım kalıyor yazılarım.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bununla birlikte ne gariptir ki hayatım da yarım kalmışlıklarla dolu hep. Yarım bıraktığım arkadaşlıklar, devamını bir türlü getiremediğim aşklar, sevgiler, fikirler... Hepsi beynimdeki bilinçaltı çöplüğüne tıkılmış durumda.  cesaretim yok bir türlü o çöplüğe girişmeye. Hayır yanlış söyledim. Aslında cesaretim var o kapıları açmaya ancak kendimle baş etmeye cesaretim yok zannedersem. çünkü o kapıları her açışımda hayatımın bütün atık maddeleri üzerime dökülmeye başlıyor. Kurtaramıyorum kendimi bu pislikten. Bir süre sonra da pisliğin içinde yüzmeye başlıyorum. Belki yanaşacak bir liman bulma umuduyla. Ümit Yaşar Oğuzcan' ın acılar denizi şiirinde dediği gibi; dalgalar hergün başka kıyıya atar beni, duyarım yosunların benim için ağladıklarını.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kendinizi bir şiirle özdeşleştirin deseler aklıma gelen ilk şiir bu olurdu. Bu şiir aslında tamamen beni anlatıyor.&amp;nbsp; İşte size bir cümle daha: "Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime/ Gör o içindeki kanlı cam kırıklarını" Bakmayın bana görünürde şen şakrak birisiyimdir ama içimdeki ben hiç de hayattan mutlu değil.  hatta çoğu zaman depresif ve intihara meyilli. Şen şakraklığım aslında sadece sorunlarımı unutmak istememden kaynaklanıyor. Sorunlarımı unutmak istediğim için çocuklar gibi hoplayıp zıplıyorum, amaçsız amaçsız konuşuyorum. Aslında mutlu da oluyorum böyle yaptığım zaman.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte yine oldu. Yine bir yazımı daha sonlandıracak cümleler bulamıyorum. ama bunu kabullenmeliyim. Evet yazılarımın sonunu getiremiyorum. Ama şimdilik demeyi de ihmal etmiyorum. :).&amp;nbsp; Bir gün elbet yazılarımın hepsine güzel sonlar bulacağım...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8135479900237513522-7460621763901847494?l=uzakulkem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uzakulke/~3/SsCc7x9A1aY/biraz-yazamamak-biraz-kendim-biraz.html</link><author>noreply@blogger.com (Emrah Kırdök)</author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://uzakulkem.blogspot.com/2008/11/biraz-yazamamak-biraz-kendim-biraz.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8135479900237513522.post-8871890425304268849</guid><pubDate>Mon, 03 Dec 2007 21:34:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-11-25T12:56:21.073+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kendim</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Ders</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Yaşam</category><title>yapılacak olan 3 sunum ve 2 raporun verdiği gerginlik</title><description>garip bir şekilde boş olduğum zamanlarda değil de, sınavlarımın sunumlarımın ve ödevlerimin üst üste geldiği zamanlarda bloguma yazmak istiyorum. bu sayede boşalıp rahatlıyorum zannedersem. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
şimdi size programımı anlatmak istiyorum&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
çarşamba günü sunum ve rapor&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
haftaya salı  sunum ve rapor&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
haftaya cuma sunum ve ödev raporu&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
salı günkü ödevim nispeten kolay ancak openoffice'le ateşkes imzalayıp sunumumu bitirmem gerekiyor. çünkü anlamadığım bir hatadan dolayı sürekli sunumlarımı yiyor. haftaya salı günü olan sunumun makalesi ise hayli uzun ve daha başlamadım. ancak cuma günkü ödev en zoru olacak. çünkü okumam gereken 10-15 arası makale var ve hepsi de en az 7-8 sayfa. offff baktıkça gözümde büyüyor. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
yarın akşam eve gelmeden önce bi kaç koli redbull ve burn almayı planlıyorum. yoksa bu zorlu 2 hafta geçmez. haftaya gazetelerde şöyle bir manşetle karşılaşmanız olasıdır:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
"yüksek lisans öğrencisi ders çalışırken öldü"&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
şans dileyin bana......&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8135479900237513522-8871890425304268849?l=uzakulkem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uzakulke/~3/LJ0KPXLaMDc/yaplacak-olan-3-sunum-ve-2-raporun.html</link><author>noreply@blogger.com (Emrah Kırdök)</author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://uzakulkem.blogspot.com/2007/12/yaplacak-olan-3-sunum-ve-2-raporun.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8135479900237513522.post-3337209089340439598</guid><pubDate>Mon, 03 Dec 2007 14:26:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-11-25T12:55:46.123+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">İnternet</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Özgür Yazılım</category><title>qgoldengrid ya da altın oran</title><description>&lt;a href="http://gezegen.pardus.org.tr"&gt;pardus gezegeninde&lt;/a&gt; gezinirken geliştiricilerden &lt;a href="http://www.faikuygur.com/blog/"&gt;faik uygurun&lt;/a&gt; yazdığı &lt;a href="http://www.faikuygur.com/blog/2007/11/28/altin-oran-ve-qgoldengrid/"&gt;şu yazı&lt;/a&gt; dikkatimi çekti. faik bey altın oran hakkında küçük bir araştırma yapmış ve bu oranı, tasarım kaygısıyla kullanmak için, bir de program bulmuş(garip bi cümle, ama anlamına bakın sız :)). ancak program ücretli olduğundan (yaşasın özgür ve açık kaynaklı yazılım) demosunda çerçeveler geçirgen olmuyor ve tasarım için kullanamıyorsunuz. ama faik bey boş durmuyor ve kendine bir program yazıyor. ismi qgoldengrid. gerçi daha genç bir program olsa da temel işlevini yerine getirdiğini de ekliyor faik bey. tahmin edebileceğiniz gibi çerçeveler yarı geçirgen ve tasarım için rahatlıkla kullanılabiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;programı derlemek için öncelikle (pardusçular için) pisiden qt4 yüklemelisiniz. sonra &lt;a href="http://cekirdek.pardus.org.tr/~faik/src/qgoldengrid-0.1.tar.bz2"&gt;şuradan indirdiğiniz arşivi&lt;/a&gt; istediğiniz bir yere açın. açtığınız dizinde f4 e basın ve yeni bir konsol açın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;$ qmake-qt4&lt;br /&gt;$ make&lt;br /&gt;$ sudo make install &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;root şifrenizi girin ve programınız hazır. programı konsoldan değer vererek çalıştırmanız gerekiyor. mesela qoldengrid 900 6 değerlerini vererek kullanabilirsiniz. çerçeveler yarı geçirgen olduğu için kırmızı ızgaralardan tutup taşımanız gerek. kırmızı ızgaralara sağ tıkladığınızda tasarım ihtiyacınıza uygun olan ızgara çeşidini seçebilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaşasın özgür yazılım.....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8135479900237513522-3337209089340439598?l=uzakulkem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uzakulke/~3/DXfxA22Zn84/qgoldengrid-ya-da-altn-oran.html</link><author>noreply@blogger.com (Emrah Kırdök)</author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://uzakulkem.blogspot.com/2007/12/qgoldengrid-ya-da-altn-oran.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8135479900237513522.post-4637283778911559732</guid><pubDate>Fri, 09 Nov 2007 19:52:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-11-24T16:20:12.081+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kendim</category><title>derslerden olabildiğince bunalmak....</title><description>kendimi hep maymun iştahlı biri olarak görmüşümdür. ne zaman bir şey yapmaya karar veririm, ve aynı anda bilinç dışım mazeretler üretmeye başlar. dolayısıyla bir süre sonra yaptığım işten sıkılırım, yarım bırakırım. sonra o yarım bıraktığım işler bir dağ gibi bir kenarda birikir ve canımı sıkmaya başlar.... neyse, gerçekten derslerden bunaldım artık. bu hafta beni bekleyen, 2 ödev 1 sunum ve 1 sınav var. ben ise bilgisayar başına geçmiş müzik dinliyorum. evet yapmam gereken bir sürü iş var ama ben sadece müzik dinliyorum. ha bir de blog yazıyorum o ayrı. :)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
müzik demişken son günlerde bir albüm takıntısı başladı bende. açık kaynak dünyasının nimetlerini sonuna kadar kullanmaya çalışan bir linux  - pardus kullanıyorum - kullanıcısı olarak, amarok yardımıyla albüm koleksiyonu yapmaya başladım. tabi evimize  sonunda - türk telekom grevde ama insanın babası telekomcu olunca bir başka oluyor - bağlanan internet sayesinde rapidshare dünyasına daldım. ( &lt;a href="http://www.sharebus.com/"&gt;sharebus&lt;/a&gt; adlı sitede envayi çeşit müzik, video, film ve ıvır zıvır bulmanız mümkün. ) hep albümünü indirmek istediğim kerem görsev'den başladım. fahir atakoğlu, cem köksal ve demir demirkan'la devam ettim. özellikle cem köksal'ı eğer dinlemediyseniz tavsiye ederim. hatta aşağıda izleyin. :)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;object height="355" width="425"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/HzzUTIxeOIs&amp;amp;rel=1"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/HzzUTIxeOIs&amp;amp;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" height="355" width="425"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
winding road gerçekten güzel bir parça. uzun zamandır böyle güzel bir şarkı dinlememiştim. ayrıca demir demirkan'ın ateş yağmurunda çırılçıplak adlı son albümünü de mutlaka dinleyin derim. Ayrıca bu albümün çok önemli bir özelliği var. albümdeki parçaları sırayla dinlerseniz, gerçek anlatılmak istenene ulaşabilirsiniz ancak. çünkü parçalar gelişigüzel yerleştirilmemiş ve sadece baştan sona dinlediğinizde anlam bütünlüğünü anlayabiliyorsunuz. Hadi bir de nafile adlı parçayı koyayım da izleyin. ayrıca şunu da okuyun derim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://www.demirdemirkan.net/demirkafalar.html"&gt;"demirkafalar" &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;object height="355" width="425"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/4fBpjSI-8E8&amp;amp;rel=1"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/4fBpjSI-8E8&amp;amp;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" height="355" width="425"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
neyse. ben derslerime döneyim. zaten sabaha kadar uyuyamicam bu gidişle...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8135479900237513522-4637283778911559732?l=uzakulkem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uzakulke/~3/VW6_0VgutUw/derslerden-olabildiince-bunalmak.html</link><author>noreply@blogger.com (Emrah Kırdök)</author><thr:total>2</thr:total><feedburner:origLink>http://uzakulkem.blogspot.com/2007/11/derslerden-olabildiince-bunalmak.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8135479900237513522.post-7468021733743124597</guid><pubDate>Tue, 25 Sep 2007 19:43:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-11-24T16:20:38.658+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kendim</category><title>evden çıkartılmak - ev aramak ....</title><description>&lt;div align="justify"&gt;bir evden daha çıkartılıyoruz zannedersem. hikayesi de oldukça trajikomik aslında. öncelikle &lt;a href="http://uzakulkem.blogspot.com/2007/04/blog-iin-yaz-araylar-ve-evdeki-kk-bi.html"&gt;şu yazıyı&lt;/a&gt; okumanızı tavsiye ederim ki ev arkadaşlarımı tanıyabilesiniz... &lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;neyse gelelim konumuza. biz pendik/güzelyalı'da oturan 4 tane öğrenciyiz. bilirsiniz öğrenci olunca ( hele ailenizden ayrıysanız ) kalcak yer bakımından oldukça zorlu geçer. tabi aslında bu kaldığınız semt ve apartmanın durumuyla da alakalıdır. tutucu bir bölgede yaşıyorsanız hareketlerinize dikkat etmeniz gerekmektedir. eve girip çıkanlara dikkat etmeniz, çok fazla gürültü yapmamanız gerekir. eeee bizde pendik/güzelyalı'da oturduğumuza göre bayağı zorlanıyoruz diyebilirim. &lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;sorun aslında oldukça komik. biz geçen haziranda oturduğumuz evden "nazikçe kovulduk". bu sıralarda alper work and travel programı için amerikaya gitmişti. biz de 3 kişi olarak ev aramaya koyulduk. sonunda bir emlakçıdan ev bulduk. biraz yıpranmış bir 3+1 ev. çıktığımız evle karşılaştırınca bayağı küçük ve bakımsız kalıyordu ama işimizi de görürdü. hemen evi tuttuk ve sonraki hafta da taşındık. &lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;ancak apartman bayağı sorunluydu... sahil tarafına inmemize rağmen taassup iklimi bayağı sertleşmişti. sonuçta böyle sert bir iklimde 4 tane öğrenci hoş karşılanmadı. oysa bizim kimseye karıştığımız yok ki :) ancak işin komik tarafı da şu. emlakçı şimdi evi 3 kişiye verdiğini iddia ediyor. ve bir kişinin çıkartılmasını istiyor. ne kadar garip bir durum tahmin edin. şimdi kimin çıkacağı hakkında tartışmalar yapıyoruz. &lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;ancak benimle alakalı olan durum daha da vahim. emlakçıyla küçük bir tarrışma yaşadığım için, benim gitme ihtimalim şu anda yüksek gibi görünüyor... acilen ev bulmam lazım... &lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;pendik civarında oturuyorsanız ve yanınıza birisni arıyorsanız lütfen benimle temasa geçin :)&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8135479900237513522-7468021733743124597?l=uzakulkem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uzakulke/~3/H6Usfn9fJQU/evden-kartlmak-ev-aramak.html</link><author>noreply@blogger.com (Emrah Kırdök)</author><thr:total>6</thr:total><feedburner:origLink>http://uzakulkem.blogspot.com/2007/09/evden-kartlmak-ev-aramak.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8135479900237513522.post-8743134769112136445</guid><pubDate>Thu, 20 Sep 2007 09:07:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-11-25T12:56:52.206+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kendim</category><title>ders kayıdı bitti, kısa bi macera..</title><description>&lt;div align="justify"&gt;upuzun bir aranın ( yaklaşık 6 ay ) ardından yeniden okulumdayım.... açıkçası özlemişim okulumu. aslında gece sabaha kadar uyuyamadım, okulun ilk günü olduğu için. saçma ama heyecan benim tabiatımda var, engelliyemiyorum. :) bu yüzden de sabah kalktığımda saat 10 olmuştu. ben alık alık saate bakarken, motor reflekslerim otomatik olarak işlemiş ve üstümü giyinmeye başlamıştım bile. danışman hocam izinde olduğu için, sadece bir kaç saatliğine okula gelecekti. bu yüzden o okula gelmeden önce hangi dersleri seçeceğimi kesinleştirmeliydim. gerçi alacağım 4 dersten 3'ünün açılacağını biliyordum ama tedbiri elden bırakmamak gerekirdi.zaten okula geldiğimde de hocalarla konuştum ve o derslerin açılacağını doğrulamış oldum. geriye 1 ders kalmıştı. programa göre çarşamba sabahı olan "biyoteknolojiye giriş" dersini seçersem, 2 günüm blok halinde olcaktı. böylece 3 gün de bana kalacaktı. hocalarımdaki genel kanı da biyoteknolojiye giriş dersinin açılacağı yönünde olunca, dersi yazmakta bir sakınca görmedim. buradaki sorun şuydu, dersin hocası tatildeydi ve ben de diğer hocalara güvenmek zorunda kalmıştım.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5112222885154103522" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/RvJDoNo7oOI/AAAAAAAAAPk/tbtFMiIrI1E/s320/gyte.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;bu süre zarfında danışman hocam da okula gelmişti. nedendir bilinmez bir anda içimde "biyoteknolojiye giriş" dersinin hocasını aramak isteği doğru. sekreterlikten telefonunu aldım ve hocayı aradım. telefonu kapattığımdaki surat ifademin fotoğrafını çekebilmek isterdim ki buraya koyup sizi güldürebileyim. :) hoca dersi açmıyordu! o andan sonra fellik fellik dolaşarak hocalardan ders aramaya başladım. danışman hocam da kızarak söyleniyordu bana bu arada. e haklı sonuçta. ders bulsam da diğerleriyle çakışıyordu ve bu danışman hocamı daha da kızdırıyordu çünkü kısa bir süre sonra gidecekti. sonunda "özel mikrobiyolojik yönemler" dersinin hocasıyla, ders saatini değiştirmek konusunda uzlaştık ve ders kaydımı yaptım. bu arada danışman hocam da tatlı sert takılıyordu bana. sonuçta sorumluluk bana aitti. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;şimdi dersi çarşambaya aldırmayı planlıyorum. bu sayede yine blok haline getirmek istiyorum derslerimi. umarım başarırım...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8135479900237513522-8743134769112136445?l=uzakulkem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uzakulke/~3/18nZvw8aD0M/ders-kayd-bitti-ksa-bi-macera.html</link><author>noreply@blogger.com (Emrah Kırdök)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/RvJDoNo7oOI/AAAAAAAAAPk/tbtFMiIrI1E/s72-c/gyte.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total><feedburner:origLink>http://uzakulkem.blogspot.com/2007/09/ders-kayd-bitti-ksa-bi-macera.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8135479900237513522.post-5013021544237763869</guid><pubDate>Wed, 12 Sep 2007 19:42:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-11-24T16:20:52.954+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kendim</category><title>başarı ve başarısızlık...</title><description>haftaya yüksek lisans ders kayıtlarım var. pek göstermiyorum ama çok heyecanlıyım. gerçi hayatımın her evresinde heyecanlı bir insandım, hala da öyleyim. ara sıra bunun değişmeyip hep böyle kalacağından endişelenmiyor değilim, ama korkunun ecele faydası yok. hayata bir yerden başlamak zorundayız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
evet bir yerlerden başlayıp başarılı olmak zorundayız. bunun için de başarılı olacağımıza inanmalıyız. bu çok zor bir şey gibi görükse de o kadar zor değil. mesela şimdi bir şey istiyorum sizden. sağ elinizi yumruk yapın ve içinizden "yumruğumu açmayacağım" kelimesini tekrarlayın. sonra elinizi açmaya çalışın. ne oldu? elinizi açamadınız! açamazsınız da! çünkü elinizi açmak istemiyorsunuz. yani ne yapmak isterseniz, onu yaparsınız. çok basit :)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/RuhZ3wc2P3I/AAAAAAAAAO8/YaLRNL6Kk9E/s1600-h/yumruk.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5109432591685402482" src="http://4.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/RuhZ3wc2P3I/AAAAAAAAAO8/YaLRNL6Kk9E/s320/yumruk.jpg" style="cursor: pointer; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
başka bir açıdan bakalım....&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div style="text-align: left;"&gt;hayat aslında öğrenilen bir alışkanlıktan ibarettir. küçükken öğrenmeye başlarsınız. iyi, kötü, doğru, yanlış hepsini yavaş yavaş toplarsınız bilinçaltınıza. en basitinden babanızı, annenizi, öğretmeninizi, arkadaşınızı örnek alırsınız. kimi örnek alırsanız alın eninde sonunda bir modele tabii olacaksınız. aldığınız modellere göre kişiliğinizi "öğrenecek" ve o şekilde yaşamaya "alışacaksınız". işte bu şekilde yaşamımızı yönlendiren &lt;span style="color: #000099;"&gt;önkabullerimizi&lt;/span&gt; oluşturuyoruz ki bunlar değiştirilmesi zor olan temel yargılarımızdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
o zaman hayatın bir tanımını yapmak istiyorum izninizle: "hayat, örnek aldığımız modellerden geliştirdiğimiz &lt;span style="color: #000099;"&gt;önkabullerimizle&lt;/span&gt; birlikte oluşan bir alışkanlık." nasıl bir tanım sizce?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
hayat gerçekten öyle bir alışkanlık ki, bunu geliştirirken farkında bile olmuyorsunuz. mesela ne zaman yürüdüğünü bilen var mı bu dünyada? hatırlamazsınız ama bir şekilde öğrenirsiniz. başka bir örnek vermek istiyorum. elinize bir kağıt alın ve katlayın. sonra hangi yöne katladığınıza dikkat edin. peki neden bu yöne doğru katladınız?  bir kere daha katlayın. bu sefer nasıl katladınız? büyük bir ihtimalle aynı şekilde katladınız. kağıdı ilk katlamaya başladığınızdan beri öğrendiğiniz bir yöntem vardır. ve onu tüm hayatınız boyunca kullanırsınız. ancak kağıdı ilk defa nasıl katladığınızı hatırlamazsınız. şimdi kağıdı açın ve farklı bir şekilde katlayın. sağ elle değil de sol elle katlayın. garip gelecektir belki. işte kağıt katlamanın farkındalığına vardınız. hiç dikkat etmiyordunuz değil mi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/Ruhw6Qc2P4I/AAAAAAAAAPE/FC_xHDsfaXM/s1600-h/yasam.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5109457923402514306" src="http://2.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/Ruhw6Qc2P4I/AAAAAAAAAPE/FC_xHDsfaXM/s320/yasam.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 247px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 195px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style="text-align: center;"&gt;peki, aykırı bir soru, yaşadığınızın farkında mısınız?&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
gelelim konumuz olan başarı ve başarısızlığa.kişiliğimizi oluşturan &lt;span style="color: #000099;"&gt;önkabullerin&lt;/span&gt; içinde başarı varsa başarılı oluruz. yani bir bakıma başarı sadece kazanılmış bir alışkanlıktan ibarettir. başarıyı öğrenen insan nasıl başarılı olacağını bilir ve o yönde gider. başarısızlığı öğrenen insan ise, ne yapar ne eder başarısız olmanın yollarını araştırır ve başarısız olur. ama başarılı olmayı da öğrenebilir. yanlış öğrendiğiniz bir bilgide ısrar eder misiniz? bile bile haksız duruma düşmeyi istemezsiniz herhalde. başarılı olmak varken niye başarısız olasınız değil mi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
aslında bakıldığında başarılı olmak pek de zor görünmüyor. ne dersiniz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8135479900237513522-5013021544237763869?l=uzakulkem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uzakulke/~3/2uKy5WcUgz4/baar-ve-baarszlk.html</link><author>noreply@blogger.com (Emrah Kırdök)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/RuhZ3wc2P3I/AAAAAAAAAO8/YaLRNL6Kk9E/s72-c/yumruk.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>2</thr:total><feedburner:origLink>http://uzakulkem.blogspot.com/2007/09/baar-ve-baarszlk.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8135479900237513522.post-5376403282430780056</guid><pubDate>Mon, 10 Sep 2007 11:51:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-11-25T12:53:50.605+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kültür-Sanat</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Foto-Yazı</category><title>istanbul tasarım haftası</title><description>istanbul her sene bir çok uluslararası etkinliği ev sahipliği yapıyor bildiğiniz gibi. şu sıralarda da iki önemli etkinlik istanbullular'la buluşuyor. bunlardan birisi ,bu sene üçüncüsü düzenlenen, &lt;a href="http://www.istanbuldesignweek.com/"&gt;istanbul tasarım haftası&lt;/a&gt; - ama bitti maalesef - diğeri de &lt;a href="http://www.iksv.org/bienal10/index.html"&gt;10. uluslararası istanbul bienali&lt;/a&gt;. sonuçta böyle önemli etkinlikler yapılırken gitmemek ayıp olur diye düşünerek, kardeşimle birlikte doğru balat'ın yolunu tuttuk.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
öncelikle organizasyonun amacından bahsetmek istiyorum. istanbul tasarım haftası, üretici firmaları-tasarımcıları-genç yetenekleri-profosyonelleri ve tasarım tutkunlarını bir araya getirmeyi hedefliyor. bu sayede de daha geniş bir kitleye ulaşmanın önü açılmış oluyor ki yapılan - modern sanat anlamında - tasarımların sadece belli bir gelir seviyesine sahip kitleye hitap ettiğini düşünürsek, çok önemli bir şey olduğu ortaya çıkıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
eski galata köprüsüne gelirsek... organizasyon sorumluları bu tarihi köprüyü oldukça yaratıcı şekillerde kullanmışlar. onu da tasarmının bir parçası haline getirmişler. bununla ilgili idw sitesinde şöyle bir cümle gözüme çarpmıştı,&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
idw'de mekan yaratıcılığı kısıtlamaz, ancak yaratıcılığınız mekanı sınırlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
bu sözün ne kadar doğru söylendiğini ancak oraya gittiğinizde anlayabiliyorsunuz. çünkü köprü bir tasarım malzemesi olarak kullanılmakla kalmıyor, körünün yapılma nedeni olan su da bununla bütünleştiriliyor ve ortaya suyu tasarım nesnesi olarak kullanan tasarımlar ortaya çıkıyor. bu da su üzeri sergi alanında görülebilmekte. zaten az sonra fotoğrafını da göreceksiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
içeri girdiğimizde o kadar yaratıcı tasarımlarla karşılaştık ki ağzımız açık kaldı desem yeridir. tasarımcılar gerçekten yaratıcılıklarının sınırlarını zorlamışlar. mesela aşağıdaki fotoğrafa iyi bakın. :) kim evin de sadece iki kişi için tasarlanmış bir koltuk istemez. ( altında yazan yazı: sculptured ergonomy for making love )&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/RuVAGAKwQ3I/AAAAAAAAAOE/unae5XGmU4g/s1600-h/makelove.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5108559824190194546" src="http://4.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/RuVAGAKwQ3I/AAAAAAAAAOE/unae5XGmU4g/s320/makelove.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 200px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 267px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
aynı zamanda türk tasarımcıların da bolluğu nedeniyle, kültürümüze özgü bir çok tasarımı da görme şansımız oldu. mesela tavla ile birleştirilmiş bir koltuk nasıl olurdu?  veya şiş kebap yemek için tasarlanmış özel bir tabak?  bunların dışında sadece istanbul'dan esinlenen tasarımlar da var. &lt;a href="http://www.tasarim.itu.edu.tr/5sensesistanbul/about.html"&gt;5 senses of istanbul&lt;/a&gt; adlı projede, tasarımcıların istanbul'dan esinlenerek oluşturduğu tasarımları inceleyebilirsiniz. mesela aşağıdaki fotoğrafa bakın bir. benim favorim olan tasarımlardan birisi aslında. dikkat ederseniz eninde sonunda merkezde birleşen kenarları göreceksiniz. aynı istanbul gibi. :)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/RuVDZQKwQ4I/AAAAAAAAAOM/VDJvkfzUOaI/s1600-h/k%C3%BCp.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5108563453437559682" src="http://1.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/RuVDZQKwQ4I/AAAAAAAAAOM/VDJvkfzUOaI/s320/k%C3%BCp.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 177px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 250px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
tabi gördüklerimiz bunlarla sınırlı değil.  ev dekorasyon tasarımları da gerçekten görülmeye değerdi. bir çok ihtiyaca göre hazırlanmış ve farklı bir bakış açısı getirmeye çalışan tasarımlardı hepsi. en çok kitaplıkları beğendiğimi itiraf etmeliyim. aşağıdaki fotoğrafta ise favorim olan bookworm. yandaki de kardeşim. :)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/RuVMSwKwQ5I/AAAAAAAAAOU/RNaZKnTBWO0/s1600-h/bookworm.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5108573237373059986" src="http://3.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/RuVMSwKwQ5I/AAAAAAAAAOU/RNaZKnTBWO0/s320/bookworm.JPG" style="cursor: pointer; display: block; height: 189px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 265px;" /&gt;&lt;/a&gt;evet fuarımızın amacı tasarım. işte hürriyet de bunu yapmak için fuardaydı. isteyenler, günlük gazeteden kestiği küpürler veya imac'in başında hürriyetin anasayfasını tasarladı. gerçekten çok zevkliydi. baktım küpür kesmekle olmuyor, geçtim imac'in karşısına ve ben de bir anasayfa tasarladım. bu sayfalardan en beğenilenleri hürriyet gazetesinde yayınlanacakmış, haberiniz olsun. :)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
tasarım denilen şey gerçekten sınır tanımıyor. efes pilsen bira kutularından bir şeyler tasarlamak isteyen var mı? efes pilsen gerçekten çok hoş bir çalışmaya ortaya koymuş. hazırlanan masalarda, isteyenler ellerine alet edevat ve boş bira kutuları alıp özgürce tasarım yaptılar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
tasarım bir şeyleri sorgulamak demek aynı zamanda. akbank'ta bunu düşünerek, su kullanma alışkanlıklarımızı sorgulayan bir tasarıma imza atmış. aslında tasarım demek yanlış bir tanımlama, daha çok sosyal bir etkinlik. ama tam bir tasarım ruhu taşıyor. buradaki amaç suyu kumbarada biriktirmek. yani bir su kumbarası oluşturarak, kullanmadığımız fazla suyu saklamak. ben de gittim ve 1 bardak suyu kumbaraya döktüm. aynı zamanda bu etkinlik, yukarıda bahsettiğim suyu tasarım nesnesi olarak kullanan tasarımlardan birisi. suyu tasarım nesnesi olarak kullanan tasarımlardan birisi de aşağıdaki fotoğrafta görülüyor. suyun üzerine gerilen bir file ile çok yaratıcı bir kullanım alanı ortaya çıkıyor. oldukça da rahat. :)&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/RuVuDQKwQ6I/AAAAAAAAAOc/hoYxwj9cEDM/s1600-h/su%C3%BCzeri.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5108610354480432034" src="http://1.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/RuVuDQKwQ6I/AAAAAAAAAOc/hoYxwj9cEDM/s320/su%C3%BCzeri.JPG" style="cursor: pointer; display: block; height: 172px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 230px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
son olarak en başta, tasarımların belli bir kitleye hitap ettiğini yazmıştım. ancak &lt;a href="http://www.designbu.com/"&gt;şu site&lt;/a&gt; de uygun fiyata oldukça güzel tasarımlar satın alabilirsiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
evet şimdi sırada istanbul bienali var. yakında onunla ilgili bir yazı da gelecek, bekleyim..  :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8135479900237513522-5376403282430780056?l=uzakulkem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uzakulke/~3/zMulR9cmFKI/istanbul-tasarm-haftas.html</link><author>noreply@blogger.com (Emrah Kırdök)</author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/_Ea2GoohLxjw/RuVAGAKwQ3I/AAAAAAAAAOE/unae5XGmU4g/s72-c/makelove.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>4</thr:total><feedburner:origLink>http://uzakulkem.blogspot.com/2007/09/istanbul-tasarm-haftas.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8135479900237513522.post-8837521637786078888</guid><pubDate>Fri, 06 Apr 2007 08:54:00 +0000</pubDate><atom:updated>2010-09-06T09:42:09.446+03:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kendim</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Bilinçdışı Söylemleri</category><title>Ağrıyan Dizim, Bilinçdışımın Söylemleri ve EFT</title><description>Son bir haftadır ağrıyan bir dizle uğraşmak zorundaydım. Aslında ağrı demek doğru değil, sanki orada bir boşluk var gibi ve dizimin hareketini engelliyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Baktım dizimdeki bu boşluk hissiyle uğraşamıyacağım, bende uzun zamandır kullanmadığım bir teknik olan EFT (Emotional Freedom Technque-Duygusal Özgürleşme Tekniği diye çevirdim)'ye başvurmaya karar verdim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Emotional_Freedom_Techniques" target="_blank"&gt;EFT&lt;/a&gt;, vücuttaki bazı hassas noktalara vurarak, söylemlerimizin bilinçdışımıza (bu konu hakkında ayrı bir yazı hazırlayacağım) ulaşan kapılardan daha rahat geçmesini sağlıyor. Yani bir yandan o noktalara baskı uygularken bir yandan da bilindışımıza söylemek istediklerimizi tekrarlıyoruz. Biraz saçma geldiğinin farkındayım. Ama işe yaradığını kesinlikle söyleyebilirim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Örnek vermek gerekirse. Belinizin ağrıdığını düşünün. Bu bel ağrısının bir önceki gün taşıdığınız ağır poşetler yüzünden olduğunu da bildiğinizi varsayalım. İşte böyle br durumda EFT kurtarıcınız oluyor. Bir yandan hassas noktalara vururken bir yandan da bilinçdışınızı rahatlatan bir konuşma yapmanız gerekiyor:&lt;br /&gt;
&lt;blockquote&gt;Dün taşıdığım ağır poşetler yüzünden belimin ağrıdığını biliyorum, bunu kabulleniyor, kendimi seviyor ve affediyorum.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;
İşte bu cümleyi birkaç tur boyunca tekrarlamanız bilinçdışınızıda rahatlama olarak kendini gösterecektir. Aslında bilinçdışınız bu şekilde cezalandırdı sizi. Bu arada, cümle size komik gelebilir. Ancak şunu unutmayın, bilinçdışınız çocuk gibidir. İlgiye ve şefkate muhtaçtır. Onunla ne kadar şefkatli konuşursanız o da sizi o kadar çok rahatlatır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Benim ağrıyan dizime gelirsek ise. Geçe hafta -can kişi- Selim'le buluşmuştum. Selim kısa süre önce bir trafik kazası geçirdi, çok ağır acılar atlattı. Bu kazanın hatırası ise ağır aksak işleyen bir diz oldu. Geçen hafta buluştuğumuzda onu o ağır aksak işleyen dizle beşiktaş'a kadar yürütmem, zannedersem bilinçdışım tarafından hoş karşılanmadı. Sonuç olarak da beni bu şekilde cezalandırdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Neyse, sihirli cümleyi hazırlıyorum ve bilinçdışımın kapısını açacak olan vurşları yapıyorum&lt;br /&gt;
&lt;blockquote&gt;Selim'i o haliyle beşiktaş'a kadar  yürüttüğüm için üzgünüm, ancak hatamı kabulleniyor, kendimi seviyor ve affediyorum.&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;
Vee mutlu son! İlk tur sonunda dizimdeki ağrı ve boşluk hissi 4 puan azalarak 10'da 8den , 10'da  4'e düştü...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8135479900237513522-8837521637786078888?l=uzakulkem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uzakulke/~3/Zac_LYgz9F4/aryan-dizim-bilindmn-sylemleri-ve-eft.html</link><author>noreply@blogger.com (Emrah Kırdök)</author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://uzakulkem.blogspot.com/2007/04/aryan-dizim-bilindmn-sylemleri-ve-eft.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-8135479900237513522.post-6898644566988622756</guid><pubDate>Thu, 05 Apr 2007 22:19:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-11-25T12:54:47.843+02:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Kendim</category><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Foto-Yazı</category><title>Blog için yazı arayışları ve evdeki küçük bi akşam</title><description>&lt;div class="MsoNormal"&gt;Blogum için güzel bir açlış yazısı düşünürken, blogun insanların anlatmak istediklerini anlatmak istediği şekilde anlatması olduğu gerçeği aklıma geldi. Gerçi pozitif bilimerle uğraşan birisi olarak anlatmak iseiklerimi anlatmamı istenilen şekilde anlatmaya alıştığım için biraz zor olacağını düşünüyorum bu işin. Ancak yaşamdan birşeyler yazsam belki bu iş biraz daha kolaylatırabilirdim. Zaten fotoğrafa bakılırsa böyle karışık bir masada birşey yazılamayacağı da kolayca görülebilmekte.&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://emrahkirdok.files.wordpress.com/2007/04/100_3465.jpg" title="Dağınık Masa"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://emrahkirdok.files.wordpress.com/2007/04/100_3465.jpg" title="Dağınık Masa"&gt;&lt;img alt="Dağınık Masa" height="364" src="http://emrahkirdok.files.wordpress.com/2007/04/100_3465.jpg" width="483" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;İşte kendime getirdiğim bu özeleştiriden sonra fotoğraf makinemi kaptığım gibi dışarı çıktım. Kadraja giren ilk kurban Rıdvan oldu.&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;Rıdvan kendisiyle sorunları olan birisi. Aşırı baskıcı ve tutucu bir aile yüzünden içindeki özgür ruh baskılanmış, yani aktarım tektipliliği, ve bu baskılanma kendisini psikolojik sorunlar olarak dışarı vurmuş. Bu yüzden bir türlü oluşturamadağı iç huzuru onu boşluğa itmiş, derslerinden ve yaşadığı dünyadan koparmış. Yani mükemmel insan modeli bu şekilde geri tepiyor. Ancak sadece bunlara bakıp rıdvanı yargılamak doğru değil. Rıdvan, içindeki sağlam karkakterli ve iyi niyetli insan sayesinde tüm bu kusurlarını kapatmayı başarıyor.&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div align="left" class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://emrahkirdok.files.wordpress.com/2007/04/100_3485.jpg" title="Rıdvan"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://emrahkirdok.files.wordpress.com/2007/04/100_3485.jpg" title="Rıdvan"&gt;&lt;img alt="Rıdvan" height="286" src="http://emrahkirdok.files.wordpress.com/2007/04/100_3485.jpg" width="379" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div align="left" class="MsoNormal"&gt;Rıdvandan kopup Can'ın odasına dalıyorum. Can evdeki kafama ve düşüncelerime en yakın bulduğum kişi. Eve ilk çıktığımızda biraz asi ve dikbaşlı bulsamda sonraları ısındım ona. Evdeki en güzel vakitleri birlikte geçirdiğimizi düşünüyorum. Gerçi alt komşu pek sevmese de sahip olduğu güzel ses çalınan bir gitarla birleştiğinde zevkli vakitler geçirmemize neden oluyordu.&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div align="left" style="text-align: center;"&gt;&amp;nbsp;&lt;a href="http://emrahkirdok.files.wordpress.com/2007/04/100_3490.jpg" title="Can"&gt;&lt;img alt="Can" height="280" src="http://emrahkirdok.files.wordpress.com/2007/04/100_3490.jpg" width="370" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div align="left"&gt;Ayrıca Can evdeki  en yakışıklı (tabiiki benden sonra :) ) erkektir. Zaten fotoğrafta da görülmekte kendisi. :)&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div align="left"&gt;Derken karşıma Alper çıkıyor. Alper, eve Okan'dan(O, narsisizmin zirvesinde yaşayan birisidir. Homo saipens olarak adlandırdığı biz insanlardan üstün bir varlık olarak ayrı bir yazı içinde anlatılmayı haketmektedir.) sonra geldi. Onu daha yeteri kadar tanıma fırsatı bulamadığım için hakkında yazabileceğim pek fazla birşey yok. Ancak dersleri ile oldukça yakın ilişkiler kuran birisi olduğu hakkında kesin bir kanaat getirebilirim.&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div align="left"&gt;&lt;a href="http://emrahkirdok.files.wordpress.com/2007/04/100_3491.jpg" title="Alper"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://emrahkirdok.files.wordpress.com/2007/04/100_3491.jpg" title="Alper"&gt;&lt;img alt="Alper" height="199" src="http://emrahkirdok.files.wordpress.com/2007/04/100_3491.jpg" width="264" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div align="left"&gt;Oldukça sessiz ve sakin birisi olduğunu da söyleyebilirim. Ayrıca konuşmasında -benimki kadar ağır ve sistemli olmasa da- akıcılık sorunu var. Tabii ki sorun bana nazaran kolaylıkla halledilebilir.&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;a href="http://emrahkirdok.files.wordpress.com/2007/04/100_3432.jpg" title="Ben"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://emrahkirdok.files.wordpress.com/2007/04/100_3432.jpg" title="Ben"&gt; &lt;/a&gt;&lt;a href="http://emrahkirdok.files.wordpress.com/2007/04/100_3432.jpg" title="Ben"&gt; &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div align="left" class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://emrahkirdok.files.wordpress.com/2007/04/100_3432.jpg" title="Ben"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://emrahkirdok.files.wordpress.com/2007/04/100_3432.jpg" title="Ben"&gt;&lt;img alt="Ben" height="217" src="http://emrahkirdok.files.wordpress.com/2007/04/100_3432.jpg" width="285" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
Buradaki ise ben. Evdeki kısa yolculuktan sonra odama geldim. Kara kara düşündüğüm açıkça görülmekte. Gece olunca düşünürum, elimde değil. Kendimi huzursuz hissettiğimi itiraf etmeliyim. Sıkıcı geçen günler, yaklaşan LES sınavı, hala bir çözüme ulaştıramadığım akıcılık sorunu, güzel bi bi blog yazısı yazamama ve çok sevdiği bir arkadaşı tarafından engellenmenin verdiği hüzünle karışık bir halde geçrimekteyim gecemi.&lt;br /&gt;
&lt;div align="left" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div align="left" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8135479900237513522-6898644566988622756?l=uzakulkem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/uzakulke/~3/xMVWZM-8Wek/blog-iin-yaz-araylar-ve-evdeki-kk-bi.html</link><author>noreply@blogger.com (Emrah Kırdök)</author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://uzakulkem.blogspot.com/2007/04/blog-iin-yaz-araylar-ve-evdeki-kk-bi.html</feedburner:origLink></item></channel></rss>

