<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yedi Pencere</title>
	<atom:link href="http://www.yedipencere.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yedipencere.com</link>
	<description>Sonsuza açılan sanat pencereniz..</description>
	<lastBuildDate>Thu, 08 Jul 2021 13:44:19 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.3</generator>
<site xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">96638958</site>	<item>
		<title>Son yakındır.. Ancak bizim hayal ettiğimiz gibi değil &#8211; Slavoj Žižek</title>
		<link>https://www.yedipencere.com/marx-bugun-son-yakindir-ancak-bizim-hayal-ettigimiz-gibi-degil-slavoj-zizek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2021 13:42:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Karl Marx]]></category>
		<category><![CDATA[marx]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yedipencere.com/?p=860</guid>

					<description><![CDATA[Erivan radyosu hakkında eski ve lezzetli bir Sovyet fıkrası vardır: dinleyici sorar “Rabinoviç’e piyangodan yeni bir araba çıktığı doğru mu?”, radyo da yanıtlar: “İlke olarak evet, doğru, ancak yeni bir araba değil eski bir bisikletti, ve ona çıkmadı ondan çalındı.” Bugün, doğumundan 200 yıl sonra, Marx’ın öğretisinin kaderi için de &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fmarx-bugun-son-yakindir-ancak-bizim-hayal-ettigimiz-gibi-degil-slavoj-zizek%2F&amp;linkname=Son%20yak%C4%B1nd%C4%B1r..%20Ancak%20bizim%20hayal%20etti%C4%9Fimiz%20gibi%20de%C4%9Fil%20%E2%80%93%20Slavoj%20%C5%BDi%C5%BEek" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fmarx-bugun-son-yakindir-ancak-bizim-hayal-ettigimiz-gibi-degil-slavoj-zizek%2F&amp;linkname=Son%20yak%C4%B1nd%C4%B1r..%20Ancak%20bizim%20hayal%20etti%C4%9Fimiz%20gibi%20de%C4%9Fil%20%E2%80%93%20Slavoj%20%C5%BDi%C5%BEek" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fmarx-bugun-son-yakindir-ancak-bizim-hayal-ettigimiz-gibi-degil-slavoj-zizek%2F&amp;linkname=Son%20yak%C4%B1nd%C4%B1r..%20Ancak%20bizim%20hayal%20etti%C4%9Fimiz%20gibi%20de%C4%9Fil%20%E2%80%93%20Slavoj%20%C5%BDi%C5%BEek" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fmarx-bugun-son-yakindir-ancak-bizim-hayal-ettigimiz-gibi-degil-slavoj-zizek%2F&amp;linkname=Son%20yak%C4%B1nd%C4%B1r..%20Ancak%20bizim%20hayal%20etti%C4%9Fimiz%20gibi%20de%C4%9Fil%20%E2%80%93%20Slavoj%20%C5%BDi%C5%BEek" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fmarx-bugun-son-yakindir-ancak-bizim-hayal-ettigimiz-gibi-degil-slavoj-zizek%2F&amp;linkname=Son%20yak%C4%B1nd%C4%B1r..%20Ancak%20bizim%20hayal%20etti%C4%9Fimiz%20gibi%20de%C4%9Fil%20%E2%80%93%20Slavoj%20%C5%BDi%C5%BEek" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p>
<figure class="wp-block-image size-large"><img data-recalc-dims="1" fetchpriority="high" decoding="async" width="700" height="346" data-attachment-id="861" data-permalink="https://www.yedipencere.com/marx-bugun-son-yakindir-ancak-bizim-hayal-ettigimiz-gibi-degil-slavoj-zizek/4157_5/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/4157_5.jpg?fit=718%2C355&amp;ssl=1" data-orig-size="718,355" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="4157_5" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/4157_5.jpg?fit=300%2C148&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/4157_5.jpg?fit=700%2C346&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/4157_5.jpg?resize=700%2C346&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-861" srcset="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/4157_5.jpg?w=718&amp;ssl=1 718w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/4157_5.jpg?resize=300%2C148&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/4157_5.jpg?resize=700%2C346&amp;ssl=1 700w" sizes="(max-width: 700px) 100vw, 700px" /></figure>



<p>Erivan radyosu hakkında eski ve lezzetli bir Sovyet fıkrası vardır: dinleyici sorar “Rabinoviç’e piyangodan yeni bir araba çıktığı doğru mu?”, radyo da yanıtlar: “İlke olarak evet, doğru, ancak yeni bir araba değil eski bir bisikletti, ve ona çıkmadı ondan çalındı.” Bugün, doğumundan 200 yıl sonra, Marx’ın öğretisinin kaderi için de aynısı geçerli değil mi?<br>Erivan radyosuna soralım: “Marx bugün hâlâ gerçeli [actual] midir?” Yanıtı tahmin edebiliriz: ilke olarak evet, kapitalist dinamiklerin onun çok iyi tarif ettiği çılgın dansı ancak bugün doruk noktasına ulaşmıştır, aradan geçen bir buçuk yüzyıl sonra, fakat… Gerald A. Cohen klasik Marksist işçi sınıfı mefhumunun dört özelliğini saymıştır: (1) toplumun çoğunluğunu teşkil eder; (2) toplumun zenginliğini üretir; (3) toplumun sömürülen üyelerinden oluşur; (4) üyeleri toplumdaki muhtaç insanlardır. Bu dört özellik bileştiği zaman iki özellik daha çıkar: (5) işçi sınıfının devrim ile kaybedeceği hiçbir şeyi yoktur; (6) işçi sınıfı toplumun devrimci dönüşümüne kalkışabilir ve kalkışacaktır. [1] </p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignright size-large"><img data-recalc-dims="1" decoding="async" width="300" height="168" data-attachment-id="862" data-permalink="https://www.yedipencere.com/marx-bugun-son-yakindir-ancak-bizim-hayal-ettigimiz-gibi-degil-slavoj-zizek/indir/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/indir.jpg?fit=300%2C168&amp;ssl=1" data-orig-size="300,168" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="indir" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/indir.jpg?fit=300%2C168&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/indir.jpg?fit=300%2C168&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/indir.jpg?resize=300%2C168&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-862"/></figure></div>



<p>İlk dört özelliğin hiçbiri bugünkü işçi sınıfına uymaz, o yüzden 5. ve 6. özellikler de çıkamaz. (Kimi özellikler bugünkü topluma kısmen uymaya devam etse bile artık tek bir failde toplanmazlar: toplumdaki muhtaç insanlar artık işçiler değildir, vb.)</p>



<p><br>Marksizmin tarihsel çıkmazı, kapitalizmin sonuncu krizi ihtimaline yaslanmasından, o yüzden kapitalizmin her krizden nasıl güçlenerek çıktığını anlayamamasından kaynaklanmadı sadece. Klasik Marksizmde çok daha trajik bir hata bulunur, bu hatayı Wolfgang Streeck çok uygun terimlerle tarif etmiştir: Marksizm kapitalizmin “sonuncu krizi” konusunda haklıydı; bugün o krize girdiğimiz açıktır, ama bu kriz krizden ibarettir, uzatılmış bir bozunma ve dezentegrasyon sürecidir, hiçbir kolay Hegelci Aufhebung [kapsayarak aşma] ufukta gözükmez, bu bozunmaya olumlu bir dönüş yaptıracak, onu yüksek bir toplumsal örgütlenme düzeyine geçiş hâline sokacak hiçbir fail yoktur:<br>“Tarihsel bir çağ olarak kapitalizmin sona ermesinin ancak yeni ve daha iyi bir toplumun ufukta gözükmesiyle, insanlığın ilerleyişi için bu toplumu gerçekleştirecek devrimci öznenin ufukta gözükmesiyle olacağı, Marksist –aslında modernist– bir önyargıdır. Ortak kaderimiz üzerinde bir nebze politik denetimimiz olduğunu varsayar, oysa neoliberal-küreselci devrimin kolektif failliği (hatta umudunu dahi) yıkmasından sonra bunu hayal bile edemeyiz.” [2]<br>Marx’ın vizyonu, sonuncu krizine adım adım yaklaşan bir toplumdu, toplumsal hayattaki karmaşanın kapitalistlerle proleter çoğunluk arasındaki tek büyük çatışkı hâlinde sadeleştiği durumdu. Fakat 20. yüzyılın Komünist devrimlerine hızlı bir bakış bile bu sadeleşmenin asla gerçekleşmediğini gösterir: radikal Komünist hareketler her zaman öncü bir azınlıkla kısıtlanmıştı, hegemonya edinebileceği dar bir fırsat aralığı için sabırla kriz (genelde savaş) beklemesi gerekiyordu. Böyle anlarda sahici bir öncü anı yakalayabilir, (salt çoğunluğu değilse de) halkı harekete geçirebilir ve iktidarı ele geçirebilir. Komünistler bu konuda her zaman gayet “dogmatizme karşı”, başka bir meseleye parazit olmaya hazır oldular: Rusya’da toprak ve barış, Çin’de ulusal özgürleşme ve yozlaşmaya karşı birlik… Hareketin kısa zamanda biteceğini hep çok iyi biliyorlardı ve o anda kendilerini iktidarda tutmak için iktidar aygıtını dikkatle hazırlıyorlardı. (Köylüleri alenen ikincil müttefik sayan Ekim Devrimi’nin aksine Çin devrimi proleter görünmeye çalışmadı bile: kendi tabanı olarak doğrudan çiftçileri muhatap aldı.)</p>



<p><br>Batı Marksizminin (hatta bizzat Marksizmin) sorunu devrimci öznenin yokluğuydu: işçi sınıfı nasıl olur da kendinde’den kendi-için’e geçişi tamamlayamaz ve devrimci bir fail olarak kendini teşkil edemez? Bu sorun psikanalize müracaatın ana raison d’être‘i oldu, işçi sınıfının oluşuna (toplumsal durumuna) işlenmiş sınıf bilincinin çıkışını önleyen bilinçdışı libidinal mekanizmaları açıklamak için psikanalize başvuruldu. Böylece Marksist toplumsal-ekonomik tahlilin hakikati korundu; orta sınıfların yükselişi vb. üstüne “revizyonist” kuramlara alan açmak için hiçbir neden yoktu. Bu aynı nedenle, Batı Marksizmi devrimci fail rolünü oynayabilecek başka toplumsal aktörler de aradı sürekli, isteksiz işçi sınıfının yerine geçen yardımcı oyuncu gibi: Üçüncü Dünya köylüleri, öğrenciler ve entelektüeller, dışlanan marjinaller… Bu fikrin son versiyonu mültecilerle ilgili: ancak çok sayıda mültecinin akın etmesi Avrupalı radikal Sol’u yeniden canlandırabilir. Bu düşünce yolu basbayağı ayıp ve siniktir. Öyle bir gelişmenin mutlaka göçmen karşıtı acımasızlığa büyük bir çıkış verecek olması bir yana, bu fikrin iyice çılgınca yanı eksik proleterlerin boşluğunu yurtdışından ithal ederek doldurma projesidir, öyle ki vekaleten devrim yapılır, devrimci fail “outsource” edilir.</p>



<p><br>Devrimci özne olarak işçi sınıfının başarısızlığı ta Bolşevik devriminin tam kalbinde yatar. Lenin’in sanatı memnuniyetsiz köylülerin “öfke olasılığını” (Sloterdijk) tespit etmekti. Ekim Devrimi büyük köylü çoğunluğu muhatap alan “toprak ve barış” sloganı sayesinde başarıya ulaştı, onların radikal tatminsizliğinin kısa anını yakaladı. On yıl önce de Lenin bu yolu düşünüyordu, o yüzden bağımsız çiftçilerden yeni ve güçlü bir sınıf yaratmayı amaçlayan Stolypin toprak reformlarının başarı ihtimali onu çok korkutmuştu. Lenin, Stolypin başarılı olursa devrim şansının onlarca yıl kaybedileceğini yazmıştı. Tüm başarılı devrimler, Küba’dan Yugoslavya’ya, bu modeli takip etti, uç bir kritik durumda fırsatı yakaladı, ulusal kurtuluş veya başka “öfke sermayelerini” kendine yedekledi. Elbette burada bir hegemonik mantık partizanı bunun devrimin “normal” mantığı olduğuna işaret edecektir: “kritik kütle”ye ulaşmak tam olarak ve ancak çok sayıda talep arasında bir dizi eşdeğerlik yoluyla olur, radikal anlamda olumsaldır, özgül, hatta biricik şartlara bağlıdır. Devrim asla tüm çatışkılar büyük Bir Tek içine çöktüğü zaman olmaz, sinerjik olarak güçlerini bileştirdikleri zaman olur.<br>Mesele sadece devrimin artık Tarihin trenine binmemesi, onun Kanunlarını takip etmemesi, çünkü Tarih diye bir şey olmaması, tarihin olumsal açık bir süreç olması değildir. Sorun daha farklıdır: adeta bir Tarih Kanunu vardır, tarihsel gelişimin aşağı yukarı netleşmiş egemen bir ana çizgisi vardır, ve devrim ancak onun aralıklarında, “akıntıya karşı” olabilir. Devrimcilerin sistemin açıkça işlevini yitirdiği ya da çöktüğü (genelde çok kısa) zaman dönemini sabırla beklemeleri gerekir, fırsat aralığını yakalamaları, o anda sokakta kalan, ortada kalan iktidarı ele geçirmeleri, sonra da iktidarlarını pekiştirmeleri, baskı aygıtları kurmaları vb. gerekir, öyle ki karışıklık anı bittiğinde ve çoğunluk kendine gelip yeni rejimden memnunsuz olduğunda, ondan kurtulmak için çok geç olacaktır, çünkü iktidar yerleşmiştir.<br>Komünistler halk hareketini durdurmak için doğru anı da hep dikkatle hesaplamışlardır. Kuşku yok ki sahnelenen ütopya öğeleri de içeren Çin Kültür Devrimi vakasını ele alalım. En sonunda, ajitasyonu bizzat Mao engellemeden önce (çünkü nomenklatura‘nın tepesindeki rakiplerinden kurtulma ve tam iktidarını yeniden kurma hedefine zaten ulaşmıştı), “Şangay Komünü” oldu: resmî sloganları ciddiye alıveren bir milyon işçi Devlet’in ve hatta Parti’nin feshini talep etti ve doğrudan komünal bir toplumsal örgütlenme istedi. Tam bu noktada Mao’nun orduya müdahale etme ve düzeni sağlama emri vermiş olması önemlidir. Paradoks, kendi tam kişisel iktidarını uygulamaya çalışırken denetimsiz kalkışmayı tetikleyen bir liderdir – aşırı diktatörlükle aşırı kitle özgürleşmesinin örtüşmesidir.<br>Küresel kapitalizm çağımızda Marx’ın politik ekonomi eleştirisinin güncelliğinin devamı sorusu o zaman düzgün diyalektik bir şekilde yanıtlanmalıdır: sadece Marx’ın politik ekonomi eleştirisi değil, kapitalist dinamiklere dair anlatımı da hâlâ tamamen gerçeldir, ama bir adım daha atmak, ve ancak bugün, küresel kapitalizmle birlikte, Hegelce söylersek, gerçekliğin kendi mefhumuna ulaştığını iddia etmek gerekir. Fakat düzgün diyalektik bir tersine dönüş burada müdahale eder: işte bu tam gerçellik anında sınırlamanın belirmesi gerekir, galibiyet anı yenilgi anıdır. Dış engelleri aştıktan sonra, yeni tehdit içeriden gelir, içkin bağdaşmazlığa işaret eder. Gerçeklik tam olarak kendi mefhumuna ulaştığı zaman, bu mefhumun kendisini dönüştürmek gerekir. Düzgün diyalektik paradoks buradadır: Marx haksız değildi, çoğu zaman haklıydı, ama kendisinin beklediğinden daha harfiyen haklıydı.</p>



<p><br>Peki sonucumuz nedir? Marx’ın metinlerini geçmişe dair ilginç bir belgeden ibaret sayarak kenara mı atmalıyız? Diyalektik bir paradoks olarak, 20’nci yüzyıl Komünizminin çıkmazları ve başarısızlıkları, açıkça Marx’ın vizyonundaki sınırlamalara dayanan bu çıkmazlar, aynı zamanda onun gerçelliğine de tanıklık eder: klasik Marksist çözüm başarısız oldu, ama sorun kaldı. Komünizm bugün bir çözümün adı değil, bir sorunun adıdır, tüm boyutlarıyla müşterekler sorunudur – hayatımızın tözü olan doğanın müşterekleri, biyogenetik müşterekler sorunu, kültürel müştereklerimiz sorunu (“entelektüel mülkiyet”), ve sonuncusu, bir o kadar önemli olan, kimsenin dışlanmaması gereken insanlığın evrensel uzamı olarak müşterekler. Çözüm ne olursa olsun, bu sorunları ele almak zorunda kalacaktır.<br>Sovyet tercümelerinde Marx’ın Paul Lafargue’a bilindik “Ce qu’il y a de certain, c’est que moi je ne suis pas marxiste,” sözü, “Marksizm buysa ben Marksist değilim” diye çevrilmiştir. Bu yanlış çeviri Marksizm’in üniversite söylemine dönüşümünü kusursuzca gösterir: Sovyet Marksizminde Marx’ın kendisi bile bir Marksisttir, Marksizmi oluşturan aynı evrensel bilgiye katılır. Sonradan “Marksizm” olarak bilinen öğretiyi onun yaratmış olması bir istisna getirmez, ve onun yaptığı yadsıma sadece kendini folca “Marksist” sayan özgül bir yanlış versiyona müracaat eder. Marx’ın kastettiği daha radikal bir şeydi: Marx’ın kendisi, kendi öğretisiyle tözsel ilişkisi olan yaratıcı, onun öğretisini takip eden “Marksistler”den ayrı tutulur. Bu ayırı bilindik Marx kardeşler şakasıyla da gösterilebilir: “Sen Emmanuel Ravelli’ye benziyorsun. – Ama ben Emmanuel Ravelli’yim. – O zaman ona benzemene şaşmamalı.” Ravelli olan adam Ravelli’ye benzemez; o sadece Ravelli’dir. Ve aynı şekilde, Marx’ın kendisi bir Marksist değildir (Marksistlerden biri değildir); o bu diziden muaf müracaat noktasıdır. Ona yapılan müracaat diğerlerini Marksist kılar. Ve bugün Marx’a sadık kalmanın tek yolu artık “Marksist” olmamak ve Marx’ın temelleyici jestini yeni bir şekilde tekrar etmektir.</p>



<p><br>[1] G.A.Cohen, If You’re an Egalitarian, How Come You’re So Rich? [Eşitlikçiysen Niye Bu Kadar Zenginsin?], Cambridge (MA): Harvard University Press 2001.<br>[2] Wolfgang Streeck, How Will Capitalism End? [Kapitalizm Nasıl Son Bulacak?], London: Verso Books 2016, p. 57.<br>Türkçesi: Işık Barış Fidaner</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fmarx-bugun-son-yakindir-ancak-bizim-hayal-ettigimiz-gibi-degil-slavoj-zizek%2F&amp;linkname=Son%20yak%C4%B1nd%C4%B1r..%20Ancak%20bizim%20hayal%20etti%C4%9Fimiz%20gibi%20de%C4%9Fil%20%E2%80%93%20Slavoj%20%C5%BDi%C5%BEek" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fmarx-bugun-son-yakindir-ancak-bizim-hayal-ettigimiz-gibi-degil-slavoj-zizek%2F&amp;linkname=Son%20yak%C4%B1nd%C4%B1r..%20Ancak%20bizim%20hayal%20etti%C4%9Fimiz%20gibi%20de%C4%9Fil%20%E2%80%93%20Slavoj%20%C5%BDi%C5%BEek" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fmarx-bugun-son-yakindir-ancak-bizim-hayal-ettigimiz-gibi-degil-slavoj-zizek%2F&amp;linkname=Son%20yak%C4%B1nd%C4%B1r..%20Ancak%20bizim%20hayal%20etti%C4%9Fimiz%20gibi%20de%C4%9Fil%20%E2%80%93%20Slavoj%20%C5%BDi%C5%BEek" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fmarx-bugun-son-yakindir-ancak-bizim-hayal-ettigimiz-gibi-degil-slavoj-zizek%2F&amp;linkname=Son%20yak%C4%B1nd%C4%B1r..%20Ancak%20bizim%20hayal%20etti%C4%9Fimiz%20gibi%20de%C4%9Fil%20%E2%80%93%20Slavoj%20%C5%BDi%C5%BEek" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fmarx-bugun-son-yakindir-ancak-bizim-hayal-ettigimiz-gibi-degil-slavoj-zizek%2F&amp;linkname=Son%20yak%C4%B1nd%C4%B1r..%20Ancak%20bizim%20hayal%20etti%C4%9Fimiz%20gibi%20de%C4%9Fil%20%E2%80%93%20Slavoj%20%C5%BDi%C5%BEek" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p>]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">860</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Çığlıklar ve Fısıltılar Filmi Üzerine</title>
		<link>https://www.yedipencere.com/cigliklar-ve-fisiltilar-filmi-uzerine/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Apr 2020 11:02:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Film Eleştirileri]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetmenler]]></category>
		<category><![CDATA[çığlıklar ve fısıltılar]]></category>
		<category><![CDATA[cries and whispers]]></category>
		<category><![CDATA[ingmar bergman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yedipencere.com/?p=818</guid>

					<description><![CDATA[Kimse yüzleşmek istemiyor, herkes affedilmek istiyor&#8230; Kimse yüzleşmek istemiyor, herkes affedilmek istiyor.Modern zamanlarda mıdır yoksa ezelden beri böyle midir bilemiyorum ama kimsenin iyi ya da dürüst olmak gibi bir derdi yok. Bu çok zahmetli bir süreç. Çok fazla fedakarlık gerekiyor. Çok fazla acı çekmek lazım. İnsanoğlu için iyi olmanın bedeli &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fcigliklar-ve-fisiltilar-filmi-uzerine%2F&amp;linkname=%C3%87%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1klar%20ve%20F%C4%B1s%C4%B1lt%C4%B1lar%20Filmi%20%C3%9Czerine" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fcigliklar-ve-fisiltilar-filmi-uzerine%2F&amp;linkname=%C3%87%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1klar%20ve%20F%C4%B1s%C4%B1lt%C4%B1lar%20Filmi%20%C3%9Czerine" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fcigliklar-ve-fisiltilar-filmi-uzerine%2F&amp;linkname=%C3%87%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1klar%20ve%20F%C4%B1s%C4%B1lt%C4%B1lar%20Filmi%20%C3%9Czerine" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fcigliklar-ve-fisiltilar-filmi-uzerine%2F&amp;linkname=%C3%87%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1klar%20ve%20F%C4%B1s%C4%B1lt%C4%B1lar%20Filmi%20%C3%9Czerine" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fcigliklar-ve-fisiltilar-filmi-uzerine%2F&amp;linkname=%C3%87%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1klar%20ve%20F%C4%B1s%C4%B1lt%C4%B1lar%20Filmi%20%C3%9Czerine" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p>
<p>Kimse yüzleşmek istemiyor, herkes affedilmek istiyor&#8230;</p>



<div class="wp-block-image"><figure class="alignleft size-large"><img data-recalc-dims="1" decoding="async" width="354" height="500" data-attachment-id="824" data-permalink="https://www.yedipencere.com/cigliklar-ve-fisiltilar-filmi-uzerine/41ye0lalbhl/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/41YE0LAlBhL.jpg?fit=354%2C500&amp;ssl=1" data-orig-size="354,500" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="41YE0LAlBhL" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/41YE0LAlBhL.jpg?fit=212%2C300&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/41YE0LAlBhL.jpg?fit=354%2C500&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/41YE0LAlBhL.jpg?resize=354%2C500&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-824" srcset="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/41YE0LAlBhL.jpg?w=354&amp;ssl=1 354w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/41YE0LAlBhL.jpg?resize=212%2C300&amp;ssl=1 212w" sizes="(max-width: 354px) 100vw, 354px" /></figure></div>



<p>Kimse yüzleşmek istemiyor, herkes affedilmek istiyor.<br>Modern zamanlarda mıdır yoksa ezelden beri böyle midir bilemiyorum ama kimsenin iyi ya da dürüst olmak gibi bir derdi yok. Bu çok zahmetli bir süreç. Çok fazla fedakarlık gerekiyor. Çok fazla acı çekmek lazım. İnsanoğlu için iyi olmanın bedeli çok yüksek. Fakat vicdanlarımızı rahatlatmak kolay, affedilmek yeterli. Biraz yakınlaşma, birkaç dokunuş ve huzur… Üstelik bunu sık yapmaya da gerek yok, sadece hayatın bize zaman zaman sorduğu ve bizi muazzam rahatsız eden sorulara yanıt vermek zorunda kaldığımız zamanlar, saçlarımızda bir el olsun yeter okşanmak için. Birden kan kırmızıdan beyaza dönüyoruz.</p>



<p>Bergman bu bağışlayıcı ele sahip olamadığı için midir, bu bilinen en temel el olan ailenin foyasını meydana çıkarması? Bitmek bilmeyen bir soğuk savaş sanki. Tarafının bilgilerini sızdırması yetmedi, karşıt propagandasının sonu gelmiyor. Başka hiçbir kurum bunun altından kalkamazdı. Ama aile ‘iktidar’, ‘devlet’, ‘norm’, en ararsınız o iken, bütün doğruların temelindeyken sarsılması beklenemezdi. Umutsuz bir meydan okuyuş bu, ya da canı yanmış bir çocuğun çığlığı, ailenin gür sesinin yanında fısıltı kalan.&nbsp;</p>



<p><br>1970’lerin başında sonuçları kuşku götürür birkaç film yaptım ama epeyce para kazandım. Farö’nün doğal dikili taşlarının dekoru içinde Liv Ullman’la benim başrolleri oynadığımız çok büyük düşünülmüş ama başarısız yapımdan sonra kişisel durumum kötüydü. Başrol oyuncularımdan birisi kaçıp gitmişti, bense sahnede bir başıma bırakılmıştım. Bir Düş Oyunu’nun iyi bir uygulamasını gerçekleştirdim. Genç bir aktrisitin aşkına aşık oldum, yineleme mekanizması karşısında dehşete düştüm. Adama çekildim ve uzun süren bir melankoli krizi içinde ‘Çığlıklar ve Fısıltılar’ adlı bir senaryo yazdım (Bergman, 1990)<br>İşte Bergman ‘Çığlıklar ve Fısıltılar’ı böyle bir melankoli içinde yazıyor. Zaten ne gelirse başımıza melankoli yüzünden gelmiyor mu? Onunla da olmuyor onsuz da. İlham olarak bakarsak doğumumuz da ondan, İsveç ve intihar olarak düşünürsek ölümümüz de…</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" width="640" height="446" data-attachment-id="820" data-permalink="https://www.yedipencere.com/cigliklar-ve-fisiltilar-filmi-uzerine/mv5bmtq1ntcyntg5nv5bml5banbnxkftztcwnzm0mje5ng-_v1_sx1432_cr001432999_al_/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/MV5BMTQ1NTcyNTg5NV5BMl5BanBnXkFtZTcwNzM0MjE5Ng%40%40._V1_SX1432_CR001432999_AL_.jpg?fit=640%2C446&amp;ssl=1" data-orig-size="640,446" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="MV5BMTQ1NTcyNTg5NV5BMl5BanBnXkFtZTcwNzM0MjE5Ng@@._V1_SX1432_CR001432999_AL_" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/MV5BMTQ1NTcyNTg5NV5BMl5BanBnXkFtZTcwNzM0MjE5Ng%40%40._V1_SX1432_CR001432999_AL_.jpg?fit=300%2C209&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/MV5BMTQ1NTcyNTg5NV5BMl5BanBnXkFtZTcwNzM0MjE5Ng%40%40._V1_SX1432_CR001432999_AL_.jpg?fit=640%2C446&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/MV5BMTQ1NTcyNTg5NV5BMl5BanBnXkFtZTcwNzM0MjE5Ng%40%40._V1_SX1432_CR001432999_AL_.jpg?resize=640%2C446&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-820" srcset="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/MV5BMTQ1NTcyNTg5NV5BMl5BanBnXkFtZTcwNzM0MjE5Ng%40%40._V1_SX1432_CR001432999_AL_.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/MV5BMTQ1NTcyNTg5NV5BMl5BanBnXkFtZTcwNzM0MjE5Ng%40%40._V1_SX1432_CR001432999_AL_.jpg?resize=300%2C209&amp;ssl=1 300w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure>



<p>Film üzerine yazılmış birçok şey okudum. Yazıların çoğu yüzleşmeden bahsediyordu, kız kardeşlerin geçmişleri ve kendileriyle yüzleşmelerinden. Ama bana daha çok Bergman yine kendiyle yüzleşmiş gibi geliyor. Ayrıca rahatsız olduğumuz, çünkü bizde de var olduğunu bildiğimiz her insanlık halini neden yüzleşme sayıyoruz. Kaçan bir ben varım sanıyordum. Halbuki sayıca ne de çokmuşuz.<br>Çığlıklar ve Fısıltılar’da en büyük hesaplaşmayı yine Bergman yaşıyor, yine ve yeniden annesiyle hesaplaşarak. Belki terk edilmemiş Bergman ama hayran olduğu annesiyle hiç de istediği kadar yakınlaşamamış. Ailenin en çok sevilen ferdi, küçük kız kardeşiymiş. Hatta bu yüzden çocukluğunda onu öldürmeye bile kalkışmış. Ona sürekli eziyet eden abisi kızıl hastalığına yakalandığında ise günlerce ölsün diye dua etmiş. Bu ayrıntıları hatırladığım zaman, 3 kız kardeşle Bergman’ın kendi kardeşlerini özdeşleştirdim. Her zaman sevimli, neşeli ve güler yüzlü kız kardeşi Margareta, akılcı ve ağırbaşlı abisi Ernst ve hayalci ve kendine özgü Ingmar. Bu durumda Agnes’i Ingmar Bergman’la eşleştirdiğimi söylememe gerek yok sanırım. Bir tarafta her zaman annesinden ilgi, daha da çok ilgi bekleyen, bu uğurda yalanlar söyleyen, hastalıklar geçiren fanteziyle gerçeği ayıramayan bir Ingmar Bergman var. Diğer tarafta anne ve babası tarafından çok sevilen, yumuşak Margareta.<br>Aile albümündeki bir fotoğrafta kül sarısı saçları, korkudan faltaşı açılmış gözleriyle yuvarlak, küçük bir insan görüyorum. Yumuşak ağzından güvensiz ellerine kadar bir duyarlılık abidesi. Margareta hem annem hem de babam tarafından çok sevilmişti. Biraz birinin biraz ötekinin gönlünü hoş etmeye uğraşmış, çetin ve söz dinlemez iki erkek çocuğun yarattığı sorunları gidermek için yumuşak başlı bir çocuk olmaya çalışmıştı (Bergman, 1990).<br>Bergman’ın kendi anlatımıyla Margareta Liv Ullman’a ne kadar benziyor değil mi? Hem de canlandırdığı Marie karakterine…</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" width="640" height="258" data-attachment-id="821" data-permalink="https://www.yedipencere.com/cigliklar-ve-fisiltilar-filmi-uzerine/2108_1_216_banner_10/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/2108_1_216_banner_10.jpg?fit=640%2C258&amp;ssl=1" data-orig-size="640,258" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="2108_1_216_banner_10" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/2108_1_216_banner_10.jpg?fit=300%2C121&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/2108_1_216_banner_10.jpg?fit=640%2C258&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/2108_1_216_banner_10.jpg?resize=640%2C258&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-821" srcset="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/2108_1_216_banner_10.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/2108_1_216_banner_10.jpg?resize=300%2C121&amp;ssl=1 300w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure>



<p>Karin ise Ernst Bergman. Her zaman mesafeli ve akılcı. Yedi dil bilen, başkonsolos.<br>Acımasızdı, bencildi, şakacıydı, babamdan nefret etmesine karşın her zaman ona yaranmaya çalışmış, yorucu iç çatışmalarına, kendini koparıp özgür kılma çabalarına karşın anneme her zaman bağlı kalmıştı (Bergman, 1990).<br>Aslında Bergman ne Agnes kadar inançlı ne de sevecen. Ama onun diğerlerinden daha çok Anna’nın gösterdiği türden bir şefkate ihtiyacı var.<br>Bergman bu filminde de genelde anne-oğul ilişkisi olarak ele alınan konuyu anne-kız olarak işlemiş. Böylece birçok benzerinden de ayrılıyor. Annelerinin sevgisini daha da ötesi annelerini paylaşmak zorunda olan 3 kardeş birbirlerini sevebilir mi? Ölümcül bir rekabetle başlayan bu yarış berabere bitebilir mi ve en iyi ihtimalle böyle olsa bile kardeşler birbirini gerçekten sevebilir mi? Özellikle anne demek hayatta kalmak demekken… Mesela Bergman bir kardeşini öldürmeye çalışırken, diğeri ölsün diye dua ederken, yaşları ilerlediğinde birini umursamazken ve diğerinin hayallerini yıkarken bu dünyada korkunç şeyler yapan caninin teki miydi? Yoksa aslında hepimiz birer cani miyiz? Bu soruların cevabı yok. Yani var ama, herkesin içinde. O yüzden ben ancak kendi cevabımı paylaşabilirim burada. Kardeş olmak zor, bileğimizde altın künye biçiminde bir prangayla doğuyoruz. Kardeş sevilmez mi diye zaman zaman ben de soruyorum ama bu soruya yanıtım açık değil, çünkü hala öğretilenlerden kurtulamıyorum. Zihnim cavap verecek kadar berrak değil. Ama şunu biliyorum. Bileğimizdeki bu pranga aile olmanın, kardeş olmanın bir bedeli. Hayatta verdiğimiz sınavlardan, katlandıklarımızdan biri. Haşmet Babaoğlu’nun çok güzel bir Pazar notu vardı; kardeşini sevmek kaderini sevmektir. İşte tam da bu yüzden kader gibi. Kaderimizi sevmeliyiz ve belki de buradan yola çıkarak kardeşimizi de. Ama yine de çok sıkı fıkı bir kardeş ilişkisine sahip olmanın yolu kardeş olmasan bile geçinebileceğin insanlarla kardeş olma talihi ya da inançlı olmak. Bundan mıdır kardeşlerini en çok seven ve onlara bir çeşit mükemmellik atfeden kişi Agnes, yani hepsinden daha çok inançlı olan.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" width="589" height="420" data-attachment-id="828" data-permalink="https://www.yedipencere.com/cigliklar-ve-fisiltilar-filmi-uzerine/mv5bnzhiymrmytatnza0mi00mjzmlwfmmgqtzdgwywexyznjzmm1xkeyxkfqcgdeqxvynjawoda4mw-_v1_-2/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/MV5BNzhiYmRmYTAtNzA0Mi00MjZmLWFmMGQtZDgwYWExYzNjZmM1XkEyXkFqcGdeQXVyNjAwODA4Mw%40%40._V1_-2.jpg?fit=589%2C420&amp;ssl=1" data-orig-size="589,420" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;1&quot;}" data-image-title="MV5BNzhiYmRmYTAtNzA0Mi00MjZmLWFmMGQtZDgwYWExYzNjZmM1XkEyXkFqcGdeQXVyNjAwODA4Mw@@._V1_-2" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/MV5BNzhiYmRmYTAtNzA0Mi00MjZmLWFmMGQtZDgwYWExYzNjZmM1XkEyXkFqcGdeQXVyNjAwODA4Mw%40%40._V1_-2.jpg?fit=300%2C214&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/MV5BNzhiYmRmYTAtNzA0Mi00MjZmLWFmMGQtZDgwYWExYzNjZmM1XkEyXkFqcGdeQXVyNjAwODA4Mw%40%40._V1_-2.jpg?fit=589%2C420&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/MV5BNzhiYmRmYTAtNzA0Mi00MjZmLWFmMGQtZDgwYWExYzNjZmM1XkEyXkFqcGdeQXVyNjAwODA4Mw%40%40._V1_-2.jpg?resize=589%2C420&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-828" srcset="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/MV5BNzhiYmRmYTAtNzA0Mi00MjZmLWFmMGQtZDgwYWExYzNjZmM1XkEyXkFqcGdeQXVyNjAwODA4Mw%40%40._V1_-2.jpg?w=589&amp;ssl=1 589w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/MV5BNzhiYmRmYTAtNzA0Mi00MjZmLWFmMGQtZDgwYWExYzNjZmM1XkEyXkFqcGdeQXVyNjAwODA4Mw%40%40._V1_-2.jpg?resize=300%2C214&amp;ssl=1 300w" sizes="auto, (max-width: 589px) 100vw, 589px" /></figure>



<p><br>Daha önce de değindim bence bir yüzleşme filmi değil bu, Bergman’ın yaşadığının dışında. Bu bir bağışlanma filmi. Bu yüzden Karin ve Marie, Agnes’in yanındalar. Aslında gerçekten yardımları dokunduğu da tartışılır. En ihtiyaç duyduğu anda yanında Anna var. Yeniden diriliş sahnesinde bile Agnes’in elini tutan Anna oluyor. Diğerleri bir görevi yerine getirmek üzere yerlerini alıyorlar, bir tiyatro sahnesi misali. İşte bazen kader sevilmiyor, sadece tahammül ediliyor. O zaman da sonuç böyle oluyor. Maske takıp, rol yapan kardeşcikler. Neden en samimi Anna peki? Yeri geldiğinde kardeş, yeri geldiğinde anne, yeri geldiğinde ise arkadaş. Çünkü o inanıyor. Tanrı’ya inanıyor, kadere inanıyor. Belki de maske takmamasının bir diğer nedeni alt sınıftan olması. Mutlak Töz adlı sitede okuduğum yazının verdiği ilhamla filmde sınıfsal ayrımları düşündüm. Zaten maskelere en çok ihtiyaç duyanlar orta-sınıf değil midir? Tasasız olmak için fazla zengin, umursamaz olmak için fazla fakirler. İpi kavrayamıyorlar ama bırakamıyorlar da ucu kaçsın. Arada, maskeleriyle başıboş ruhlar gibi dolanıyorlar. İyi olmak zorundalar, doğru olmak zorundalar, normal olmak zorundalar, normlara uymak zorundalar. Çünkü bütün gözler onların üstünde. Bu gerilim çoğu zaman kalan iyilik kırıntılarını da yok ediyor. Elimizde ‘doğru’ insanın bir karikatürüne benzeyen maskeler kalıyor. Oysa Anna… Sakin, sevecen ve anaç Anna… Maskesiz Anna… Sen kimsin ki maskeye ihtiyacın olsun. Sen yokken, bir kimliğin bir yüzün bile yokken maske senin neyine. Boşver Anna, bırak dağınık kalsın sen böyle çok daha güzelsin.<br>Kırmızı… Daha önce ‘Yüz Yüze’ (Ansikte Mot Ansikte) filmi hakkında da yazmıştım. Orada yine bilinçdışı rüyalarında ya da arafta gezinen kızın kırmızı başlığının psikanaliz okumalara açık olduğunu söylemiştim. Bu sefer o kadar kolay kurtulamayacakmışım gibi görünüyor. Daha ilk sahnede kıpkırmızı bir odada beyazlar içinde uyuyan Marie öylesine etkileyici ki… Sonraki sabah yine kırmızıya muazzam bir kontrast oluşturan beyazlı kadınlar, evden çıkarken son olarak simsiyahlar. Okuduğum yazılarda odak noktası kırmızı rengiydi. Oysa ben burada kırmızı-beyaz- siyah üçgenini ele almak istiyorum.<br>Görüntüler isimli kitabında İngmar Bergman şöyle yazar: “Çığlıklar ve Fısıltılar dışındaki bütün filmlerim siyah ve beyaz şeklinde düşünülebilir. Senaryoda, kırmızı, benim için ruhun içini temsil etmektedir. Çocukken ruhun bir ejderha, mavi bir duman-yarı kuş yarı balık geniş kanatlı bir yaratık &#8211; gibi gökyüzünde hareket eden bir gölge olduğunu hayal ederdim. Fakat ejderhanın içindeki her şey kırmızıydı” (Akdoğan, 2010).</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" width="640" height="258" data-attachment-id="822" data-permalink="https://www.yedipencere.com/cigliklar-ve-fisiltilar-filmi-uzerine/2108_1_216_banner_5/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/2108_1_216_banner_5.jpg?fit=640%2C258&amp;ssl=1" data-orig-size="640,258" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="2108_1_216_banner_5" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/2108_1_216_banner_5.jpg?fit=300%2C121&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/2108_1_216_banner_5.jpg?fit=640%2C258&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/2108_1_216_banner_5.jpg?resize=640%2C258&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-822" srcset="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/2108_1_216_banner_5.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/2108_1_216_banner_5.jpg?resize=300%2C121&amp;ssl=1 300w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /></figure>



<p>Kırmızıyı birçok şeyle açıklayabilirdim. Ama işte Bergman bu. ‘Ruh’ diyor ve geriye pek de fazla söylenecek söz kalmıyor. Evet kırmızı aynı zamanda duygular, tutku, şehvet, öfke, nefret, insanın elinde olmadan oldukları aslında. Bu yanıyla ruha ne kadar yakın. Onun kadar karmaşık ve tehlikeli.<br>Kırmızının psikanalizi ateşin psikanalizine benzer bu noktada; tutkuların ve düşlerin olduğu kadar, arzu ve korkuların da rengidir. Utancın ve ne kadar derine gömülürse gömülsün yok edilemez olanın. Şevhetin ve şiddetin, hatıraların ve ateşin rengidir kırmızı, tarihe bakacak olursak bir anımsayış ve unutuş eylemi olarak devrimin de (Mutlak Töz, 2012).<br>Beyaz ise bir maske bu filmde, kadınların giydiği. Vicdan, iyilik, doğruluk, kişinin olması gerektiğini düşündüğü her şey, toplumun ol dediği her şey. Temizliğin de beyazla özdeşleştirildiğini hatırlayın. Temizlik, aslında bütün izleri siler, bütün yaşanmışlıkları. Bir de siyah var tabii ki, bir kendilik hali, karanlık, gerçek, yalnız, hoşa gitmeyen ama var olan. Kadınlar siyah aslında, herkes siyah. O hikaye öyle değil, yanılıyorsunuz. Beyaz kuğuların arasında bir siyah kuğu yok. Bütün siyah kuğular beyaz maske takıyor. Birileri bizi kandırıyor. İnsan olmanın dışında bir şey olduğumuza inandırmaya çalışıyorlar bizi. Karanlığımızı kabullenmemizi önlüyorlar.<br>Filmin daha en başında beyazlar içindeki kadınlar kırmızı duvarlara gerçekten baksalar, ne olduklarını hatırlayıp daha en başında siyah elbiselerini geçirecekler kollarından. Ama hayır illa bir ‘şey’ gerekiyor. Belki bir trajedi, bizi yüzleşmeye zorlamasına bile gerek yok. Bir soru sorsa bile yeter. O cevapları hiç bilmiyoruz çünkü.<br>Bergman, hemen her filminde beni bu sorularla başbaşa bırakır. Bütün büyük sanatçılar gibi soru sordurur. Cevabını vermesi şart değildir, hatta cevabını bilmesi de şart değildir. Bütün büyük sanatçılar gibi dinsel, geleneksel kaynaklarından filizlenir Bergman da. Bu filizlerle ilişkisi her zaman doğru bir ilişki olmasa da kaynağa saygı gösterir ve o kaynaktan susuzluğunu giderir (Derin Düşünce, 2008).</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1280" height="720" data-attachment-id="823" data-permalink="https://www.yedipencere.com/cigliklar-ve-fisiltilar-filmi-uzerine/image-w1280/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/image-w1280.jpg?fit=1280%2C720&amp;ssl=1" data-orig-size="1280,720" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="image-w1280" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/image-w1280.jpg?fit=300%2C169&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/image-w1280.jpg?fit=700%2C394&amp;ssl=1" src="https://i2.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/image-w1280.jpg?fit=700%2C394&amp;ssl=1" alt="" class="wp-image-823" srcset="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/image-w1280.jpg?w=1280&amp;ssl=1 1280w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/image-w1280.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/image-w1280.jpg?resize=1024%2C576&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/image-w1280.jpg?resize=700%2C394&amp;ssl=1 700w" sizes="auto, (max-width: 700px) 100vw, 700px" /></figure>



<p><br>Çoğu zaman bu ‘şey’ ölüm oluyor. Ölüm bize daima yaşamı hatırlatıyor. Ölenden çok kendimize mi ağlıyoruz bazen merak ediyorum. Özlem bir yana, cevaplarını bilmediğimiz sorular soran ölüm yüzünden mi ağlıyoruz cenazelerde, yoksa cevapları bulamadan ölmekten mi korkuyoruz. Bu bir yüzleşme değil demiştim. Yüzleşme cesaret ister, emek ister. Kız kardeşlerin aslında bir yüzleşme yaşamaya hiç de niyetleri yok. Onlar hasta kardeşlerine karşı olan sorumluluklarını bir an önce yerine getirmek istiyorlar. Ama ölüm bu, soruları durur mu? Cevap arayan kardeşlerin flashbacklerle gittiğimiz geçmişlerini, yalnızlıklarını, yanlışlarını hatırlamaları bundan. Sonra çözülmelerin başlaması da. Aslında umursamaz olan Marie’nin ablası Karin’e yaklaşması da, Karin’in zırhını aralayıp ruhuna dokunulmasına az da olsa izin vermesi de, Marie ve Karin’in Agnes’e olan ilgileri de hep bundan. Bu yüzleşme değil, bağışlanma arzusu, hayat tarafından. Ama ölümün etkisi çabuk geçiyor. Ölüm Agnes’i alıp gittiği andan itibaren, sorular da unutuluyor. Çünkü herkes üstüne düşen vazifeyi sonuna kadar yerine getirdi. Agnes öldü ve defter kapandı. Belki de bu yüzden Agnes’in dirilişi kardeşleri bu kadar rahatsız ediyor. Çünkü hesabı tekrar açmak istemiyorlar. Kendilerini kandırmaya devam edecekler çünkü, ne de olsa bağışlandılar, temizlendiler, yeniden doğdular, ikinci bir şansları daha var artık. Ahh ölüm sen nereden çıktın? Tanrım ne münasebetsiz bir şeysin. Biz kefaretimizi ödedik yine niye geldin?<br>Sonunda herkes özüne döner, siyahlar giyilir. Hayat kaldığı yerden devam eder. Yine herkes kendini kandırmaya devam eder. Gerçekten vaftiz edildik sanırız, bunu gerçek bir yüzleşme sandığımız gibi.</p>



<p class="has-text-align-right">Kaynak</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fcigliklar-ve-fisiltilar-filmi-uzerine%2F&amp;linkname=%C3%87%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1klar%20ve%20F%C4%B1s%C4%B1lt%C4%B1lar%20Filmi%20%C3%9Czerine" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fcigliklar-ve-fisiltilar-filmi-uzerine%2F&amp;linkname=%C3%87%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1klar%20ve%20F%C4%B1s%C4%B1lt%C4%B1lar%20Filmi%20%C3%9Czerine" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fcigliklar-ve-fisiltilar-filmi-uzerine%2F&amp;linkname=%C3%87%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1klar%20ve%20F%C4%B1s%C4%B1lt%C4%B1lar%20Filmi%20%C3%9Czerine" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fcigliklar-ve-fisiltilar-filmi-uzerine%2F&amp;linkname=%C3%87%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1klar%20ve%20F%C4%B1s%C4%B1lt%C4%B1lar%20Filmi%20%C3%9Czerine" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fcigliklar-ve-fisiltilar-filmi-uzerine%2F&amp;linkname=%C3%87%C4%B1%C4%9Fl%C4%B1klar%20ve%20F%C4%B1s%C4%B1lt%C4%B1lar%20Filmi%20%C3%9Czerine" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p>]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">818</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Kuantum Alan Teorisi</title>
		<link>https://www.yedipencere.com/kuantum-alan-teorisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 02 Dec 2019 12:43:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Einstetin]]></category>
		<category><![CDATA[Kuantum Alan Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum fiziği]]></category>
		<category><![CDATA[paul dirac]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yedipencere.com/?p=808</guid>

					<description><![CDATA[20. yüzyılın başlarında fizik ciddi bir değişime uğradı.&#160;Görelilik&#160;ve Kuantum diye alışılagelmişin çok dışında iki büyük alan ortaya çıktı ve bunların etkileri klasik fiziğe çok&#160;yabancıydı. Parçacık-Dalga ikililiği’ni hatırlayın; foton’un ve elektron’un bazı durumlarda dalga özelliği göstermesi fakat bazı durumlarda da parçacık gibi hareket etmesi oldukça şaşırtıcı değil mi? Onu artık bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fkuantum-alan-teorisi%2F&amp;linkname=Kuantum%20Alan%20Teorisi" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fkuantum-alan-teorisi%2F&amp;linkname=Kuantum%20Alan%20Teorisi" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fkuantum-alan-teorisi%2F&amp;linkname=Kuantum%20Alan%20Teorisi" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fkuantum-alan-teorisi%2F&amp;linkname=Kuantum%20Alan%20Teorisi" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fkuantum-alan-teorisi%2F&amp;linkname=Kuantum%20Alan%20Teorisi" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p>
<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow"><p>20. yüzyılın başlarında fizik ciddi bir değişime uğradı.&nbsp;Görelilik&nbsp;ve Kuantum diye alışılagelmişin çok dışında iki büyük alan ortaya çıktı ve bunların etkileri klasik fiziğe çok&nbsp;yabancıydı.</p></blockquote>



<p><strong>Parçacık-Dalga ikililiği’</strong>ni hatırlayın; foton’un ve elektron’un bazı durumlarda dalga özelliği göstermesi fakat bazı durumlarda da parçacık gibi hareket etmesi oldukça şaşırtıcı değil mi? Onu artık bir kenara bırakabilirsiniz. Aslında parçacıklar veya dalgalar yok; sadece bütün evreni kaplayan&nbsp;<strong>alanlar</strong>&nbsp;var. Parçacıklar da dalgalar da aslında aslında bu kuantum alanların belli noktalarda bize gösterdiği farklı yüzlerden ibaret.</p>



<p>Kuantum Alan Teorisi; fizikteki quarklar, fotonlar, elektronlar, bozonlar gibi&nbsp;<strong>temel parçacıkların</strong>&nbsp;tanımlanıp analiz edilebilmesi için oluşturulmuş, teorik fizikteki matematiksel bir çalışma alanı. Fizikçiler arasında da öğrenilip uzmanlaşmasının oldukça zor olmasıyla ünlü.</p>



<p><em>Kuantum Alan Teorisi’ni yazının bazı yerlerinde&nbsp;<strong>QFT</strong>&nbsp;(Quantum Field Theory) olarak kısaltacağız.</em></p>



<p>Bu alandaki çalışmalar fotonlar veya elektronlar gibi parçacıklar üzerinde denenemiyor fakat bizim bu parçacıkların doğası ve birbirleriyle ilişkileri hakkında fikirler edinmemizi sağlıyor. Böylece somut fizik çalışmalarına da etkileri yansıyabiliyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" width="640" height="444" data-attachment-id="810" data-permalink="https://www.yedipencere.com/kuantum-alan-teorisi/dirac_4/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/dirac_4.jpg?fit=640%2C444&amp;ssl=1" data-orig-size="640,444" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;Picasa&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;1437598025&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="dirac_4" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/dirac_4.jpg?fit=300%2C208&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/dirac_4.jpg?fit=640%2C444&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/dirac_4.jpg?resize=640%2C444&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-810" srcset="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/dirac_4.jpg?w=640&amp;ssl=1 640w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/dirac_4.jpg?resize=300%2C208&amp;ssl=1 300w" sizes="auto, (max-width: 640px) 100vw, 640px" /><figcaption>Paul Dirac</figcaption></figure>



<p><strong>Paul Dirac</strong>‘ın 1927 yılında yazdığı “Radyasyonun emisyon ve absorbsiyonunun kuantum teorisi” adlı ünlü makalesi, Kuantum Alan Teorisi’nin başlangıcı olarak kabul edilir. Dirac bu makalede Kuantum Elektrodinamiği diye bir şeyden bahseder ki QFT’nin geliştirilen ilk kısmındandır. Fotonların elektromanyetik alanda nasıl kuantize olduğuna dair teorik bir açıklama yapar ve Dirac’ın bu prosedürü diğer alanların da kuantize olmalarıyla ilgili kullanılacak bir model halini alır. Ardından&nbsp;<strong>Pascual Jordan</strong>&nbsp;alanlar için üretici operatörleri ortaya atar ve 1929 yılında&nbsp;<strong>Heinsenberg</strong>&nbsp;ve&nbsp;<strong>Pauli</strong>&nbsp;de QFT’nin ana yapısını oluştururlar. Bu metodlar kuantum mekaniğindeki elektron gibi temel parçacıklara ait denklemlere uygulanabilir bir haldedirler.</p>



<p><strong>Peki nedir bu Kuantum Alan Teorisi?</strong></p>



<p>Kuantum mekaniğinin bütün postülalarına (<em>ilkelerine</em>) uyan, spesifik bir kuantum mekaniği teorisidir. Esas avantajı<strong>&nbsp;temel bileşen</strong>ler olarak&nbsp;parçacıklar&nbsp;<strong>yerine</strong>&nbsp;bu parçacıkları ortaya çıkaran alanların&nbsp;olduğunu söylemesidir.</p>



<p>Her parçacık tipi için bir alan mevcut. Yani evrendeki bütün fotonlar için aslında tek bir alan (<em>foton alanı</em>) var, evrendeki bütün elektronlar için de yine hepsini kapsayan farklı bir alan (<em>elektron alanı</em>) var… ve bu alanlar her yerdeler. Parçacıklar sadece evrenin belirli noktalarında bulunurken, örneğin boşlukta bulunmazlarken,&nbsp;<strong>bu alanlar evrenin her bir noktasına yayılmış durumdalar.</strong></p>



<p>Bu alanlar&nbsp;<strong>en düşük enerji seviyelerini</strong>&nbsp;temsil etmekteler. Nasıl bir atomun yörüngesindeki elektronlar için belirli enerji seviyeleri varsa, en düşük enerji seviyesi 1.yörünge ise ve o elektrona enerji verdiğimizde daha üst yörüngelere çıkabiliyorsa, Kuantum Alan Teorisi’nde aslında en düşük enerji seviyeleri alanların kendisini, yani parçacığın olmadığı durumu, temsil etmekte.</p>



<p>Örneğin evrende seçtiğimiz bir noktada elektron yoksa, orası elektroniçin en düşük enerji seviyesi oluyor. Eğer elektron alanı o noktada yeterince enerjiye sahip olursa alan o noktada bir üst enerji seviyesine geçiş yapıyor ve biz buna parçacık (<em>bu örnekte, elektron</em>) diyoruz. Alanın içinde enerjiyi verdiğimiz nokta parçacık gibi görünüyor ve bu enerji alanın içinde gezdikçe, biz bu parçacığı hareket ediyor olarak görüyoruz. Yani parçacıklar, Alanların özel bir durumu.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" width="700" height="425" data-attachment-id="811" data-permalink="https://www.yedipencere.com/kuantum-alan-teorisi/tumblr_kzzgf63bcd1qbn5m1o1_1280-1024x622/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_kzzgf63BCD1qbn5m1o1_1280-1024x622.jpg?fit=1024%2C622&amp;ssl=1" data-orig-size="1024,622" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="tumblr_kzzgf63BCD1qbn5m1o1_1280-1024&#215;622" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_kzzgf63BCD1qbn5m1o1_1280-1024x622.jpg?fit=300%2C182&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_kzzgf63BCD1qbn5m1o1_1280-1024x622.jpg?fit=700%2C425&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_kzzgf63BCD1qbn5m1o1_1280-1024x622.jpg?resize=700%2C425&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-811" srcset="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_kzzgf63BCD1qbn5m1o1_1280-1024x622.jpg?resize=1024%2C622&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_kzzgf63BCD1qbn5m1o1_1280-1024x622.jpg?resize=300%2C182&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_kzzgf63BCD1qbn5m1o1_1280-1024x622.jpg?resize=700%2C425&amp;ssl=1 700w" sizes="auto, (max-width: 700px) 100vw, 700px" /></figure>



<p>Bazı alanlar parçacık ortaya çıkarmak için diğerlerine göre daha fazla enerjiye ihtiyaç duyuyorlar. Parçacığın ortaya çıkması için gereken&nbsp;<strong>enerji miktarını</strong>&nbsp;biz o parçacığın&nbsp;<strong>kütlesiyle</strong>&nbsp;ilişkilendiriyoruz. Yani parçacık ne kadar kütleye sahipse, ortaya çıkması için gereken enerji o.</p>



<p>Higgs Bozonu’nu örnek verecek olursak; bu parçacığın kütlesi&nbsp;<strong>125</strong>GeV (<em>Giga Elektronvolt</em>) gibi oldukça yüksek bir değerde. Dolayısıyla bu parçacığı ortaya çıkarmak elektron gibi&nbsp;<strong>0.51</strong>MeV (<em>Mega Elektronvolt</em>) kütleye sahip bir parçacığı ortaya çıkarmaktan çok daha zor.</p>



<p>Elektron alanından ortaya elektron-pozitron parçacık çifti çıkarmak için elektron’un&nbsp;<strong>en az 2 katı enerjiye</strong>&nbsp;sahip olan yani 1.02MeV gibi yüksek enerjili bir fotonu bir atom çekirdeğinin yanından geçecek şekilde ona doğru doğrultmak gerekiyor. Bu foton atomun çekirdeğinin yanından geçerken onun etkisiyle birlikte elektron alanı ile etkileşime girip ortaya 0.51MeV kütleye sahip&nbsp;<strong>bir elektron ve bir pozitron</strong>&nbsp;çıkarıyor. Foton ise bu enerjisini kaybediyor. Bu sürece<strong>&nbsp;çift oluşum</strong>&nbsp;denilir ve&nbsp;<strong>enerjinin kütleye dönüşmesine</strong>&nbsp;bir örnektir.</p>



<p>Bu dönüşümü 1920’li yıllarda Dirac ortaya atmıştır ve içerisinde&nbsp;<a href="https://www.kozmikanafor.com/antimadde/" target="_blank" rel="noopener"><strong>antimadde</strong></a>&nbsp;diye bir kavramın olması,&nbsp;<a href="https://www.kozmikanafor.com/esir-eter-hipotezi/" target="_blank" rel="noopener"><strong>eter hipotezinin</strong></a>&nbsp;çürütülmesinin devamındaki bu yıllarda bir çok fizikçiyi kızdırmayı başarmıştır.&nbsp;<em>Fakat 1932 yılında Carl Anderson bir antimadde olan pozitronun doğruluğunu kanıtlayan bir deney yapmış ve 1936’da bunun için Nobel Ödülü almıştır.</em></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" width="700" height="342" data-attachment-id="812" data-permalink="https://www.yedipencere.com/kuantum-alan-teorisi/at_7e_figure_27_02-1024x500/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/AT_7e_Figure_27_02-1024x500.jpg?fit=1024%2C500&amp;ssl=1" data-orig-size="1024,500" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="AT_7e_Figure_27_02-1024&#215;500" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/AT_7e_Figure_27_02-1024x500.jpg?fit=300%2C146&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/AT_7e_Figure_27_02-1024x500.jpg?fit=700%2C342&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/AT_7e_Figure_27_02-1024x500.jpg?resize=700%2C342&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-812" srcset="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/AT_7e_Figure_27_02-1024x500.jpg?resize=1024%2C500&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/AT_7e_Figure_27_02-1024x500.jpg?resize=300%2C146&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/AT_7e_Figure_27_02-1024x500.jpg?resize=700%2C342&amp;ssl=1 700w" sizes="auto, (max-width: 700px) 100vw, 700px" /></figure>



<p>Görüldüğü üzere, elektron gibi çok ufak kütleye sahip bir parçacığı, elektron alanına enerji vererek ortaya çıkarmak çok da zor değil. Fakat yine&nbsp;<strong>temel parçacıklardan olan Higgs Bozonu</strong>‘nun kütlesi,&nbsp;<strong>karmaşık bir parçacık olan proton</strong>‘un kütlesinden bile çok daha büyüktür. Higgs Bozonu&nbsp;<strong>125</strong>GeV kütleye sahipken proton&nbsp;<strong>0.938</strong>GeV kütleye sahiptir. Higgs, elektron’dan binlerce kat daha çok kütleye sahiptir.</p>



<p>İşte bu nedenle Higgs Bozonu’nun bulunması bu kadar uzun sürdü. Büyük Hadron Çarpıştırıcısı adında oldukça büyük bir parçacık hızlandırıcısı inşa edilmek zorunda kalındı ki yüksek enerjili parçacık çarpıştırmaları sırasında Higgs alanına gerekli enerji verilip Higgs Bozonu ortaya çıkarılabilsin.</p>



<p>Enerji kütle dönüşümü denilince akla gelen ilk şey tabi ki özel görelilikte karşımıza çıkan&nbsp;<strong>E=mc²</strong>&nbsp;formülü olmakta. Kuantum Alan Teorisi, şimdilik kuantum fiziği ve özel göreliliği tutarlı bir şekilde birleştirebileceği düşünülen bir yol. QFT’nin ilkelerine baktığımızda onları kapsadığını görüyoruz.</p>



<p>Kuantum fiziği enerji ve momentum ayrı ayrı, uzay-zamandaki ufak değişimlerle dalgalanabilirler demekte. Özel görelilik ise enerjinin maddeye dönüşebildiğini söylemekte. Bu ikisini birleştirdiğimiz zaman, yeterince büyük dalgalanmalar, belirli bir eşiği aştıklarında ortaya kuantum parçacıkları çıkarabilirler, ayrıca bu işlemin tersi de mümkün, varolan kuantum parçacıkları yokolabilir sonucu çıkıyor ki bunlar QFT’ye paralellik gösteriyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" width="700" height="525" data-attachment-id="813" data-permalink="https://www.yedipencere.com/kuantum-alan-teorisi/wormhole/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/wormhole.png?fit=1024%2C768&amp;ssl=1" data-orig-size="1024,768" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="wormhole" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/wormhole.png?fit=300%2C225&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/wormhole.png?fit=700%2C525&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/wormhole.png?resize=700%2C525&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-813" srcset="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/wormhole.png?w=1024&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/wormhole.png?resize=300%2C225&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/wormhole.png?resize=268%2C200&amp;ssl=1 268w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/wormhole.png?resize=700%2C525&amp;ssl=1 700w" sizes="auto, (max-width: 700px) 100vw, 700px" /></figure>



<p>1950’lerden itibaren QFT bir taslak&nbsp;olmaktan çıkıp teorik fizikteki üstünde durulan, güvenilen teorilerden biri oldu ve ilginç fizik problemlerinde kullanılmaya başlandı. Yeni parçacıklar ve yeni etkileşimler üzerinde denenmeye başlandı. Sadece&nbsp;<strong>elektromanyetik kuvvet</strong>&nbsp;ile değil&nbsp;<strong>zayıf kuvvet ve güçlü nükleer kuvveti</strong>&nbsp;de kapsayacak şekilde genişletildi ve bu sayede yeni parçacık sınıfları da bulundu. Fizikteki bütün parçacıkları ve kuvvetleri kapsayacak olan herşeyin teorisine doğru atılan adımlardan biri oldu.</p>



<p>Diğer 3 kuvvet ve bunlarla etkileşen parçacıklar arasındaki ilişkiyi ortaya koymak konusunda iyi olsa da, genel görelilik ve kuantum fiziğinin birleşmesi önündeki büyük problemimiz olan&nbsp;<strong>kütleçekim kuvveti</strong>,&nbsp;<em>veya başka bir tanımla uzay-zaman</em>, hala bilinmezliğini korumakta ve kuantum yerçekimi adı altındaki bu kuvvet de uzun yıllardır QFT’nin araştırma alanları arasında.</p>



<p>Kuantum yerçekimi altında uğraşılan alanların en önemlilerini ise&nbsp;<strong>standart kuantum yerçekimi, kuantum loop yerçekimi ve sicim teorisi</strong>&nbsp;oluşturmakta. Standart kuantum yerçekiminde izlenilen yaklaşım kısaca QFT’nin ana yapısını koruyarak buna yerçekimini de kuantize ederek katmaya çalışmak. Diğer ikisi yani kuantum loop yerçekimi ve sicim teorisi ise kuantum teorisini ve genel göreliliği QFT’ye ulaşmaya çalışarak birleştirmeye değil QFT’nin kendisini de değiştirecek biçimde birleştirmeye çalışmaktalar.</p>



<p><strong>Taylan Kasar</strong></p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fkuantum-alan-teorisi%2F&amp;linkname=Kuantum%20Alan%20Teorisi" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fkuantum-alan-teorisi%2F&amp;linkname=Kuantum%20Alan%20Teorisi" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fkuantum-alan-teorisi%2F&amp;linkname=Kuantum%20Alan%20Teorisi" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fkuantum-alan-teorisi%2F&amp;linkname=Kuantum%20Alan%20Teorisi" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fkuantum-alan-teorisi%2F&amp;linkname=Kuantum%20Alan%20Teorisi" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p>]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">808</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Quentin Tarantino’nun Favori 12 Filmi</title>
		<link>https://www.yedipencere.com/quentin-tarantinonun-favori-12-filmi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Nov 2019 19:42:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetmenler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yedipencere.com/?p=785</guid>

					<description><![CDATA[The Good, The Bad &#38; The Ugly&#160;(1966, Sergio Leone) Ortak bir hedefe doğru değişik nedenlerle yol almakta olan üç silah arkadaşı aslında kader açısından yolları kesişmiş insanlardır. İsimleri İyi, Kötü ve Çirkin olan bu kişiler için o dönemdeki Amerikan İç Savaşı bir araçtır. İyi ile Çirkin’in risk barındıran ancak iyi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fquentin-tarantinonun-favori-12-filmi%2F&amp;linkname=Quentin%20Tarantino%E2%80%99nun%20Favori%2012%20Filmi" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fquentin-tarantinonun-favori-12-filmi%2F&amp;linkname=Quentin%20Tarantino%E2%80%99nun%20Favori%2012%20Filmi" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fquentin-tarantinonun-favori-12-filmi%2F&amp;linkname=Quentin%20Tarantino%E2%80%99nun%20Favori%2012%20Filmi" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fquentin-tarantinonun-favori-12-filmi%2F&amp;linkname=Quentin%20Tarantino%E2%80%99nun%20Favori%2012%20Filmi" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fquentin-tarantinonun-favori-12-filmi%2F&amp;linkname=Quentin%20Tarantino%E2%80%99nun%20Favori%2012%20Filmi" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p>
<h3 class="wp-block-heading"><em>The Good, The Bad &amp; The Ugly</em>&nbsp;(1966, Sergio Leone)</h3>



<figure class="wp-block-image"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" width="500" height="212" data-attachment-id="796" data-permalink="https://www.yedipencere.com/quentin-tarantinonun-favori-12-filmi/tumblr_mmm8frdov81qmc8cfo1_500-1/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_mmm8frDOV81qmc8cfo1_500-1.gif?fit=500%2C212&amp;ssl=1" data-orig-size="500,212" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="tumblr_mmm8frDOV81qmc8cfo1_500-1" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_mmm8frDOV81qmc8cfo1_500-1.gif?fit=300%2C127&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_mmm8frDOV81qmc8cfo1_500-1.gif?fit=500%2C212&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_mmm8frDOV81qmc8cfo1_500-1.gif?resize=500%2C212&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-796"/></figure>



<p>Ortak bir hedefe doğru değişik nedenlerle yol almakta olan üç silah arkadaşı aslında kader açısından yolları kesişmiş insanlardır. İsimleri İyi, Kötü ve Çirkin olan bu kişiler için o dönemdeki Amerikan İç Savaşı bir araçtır. İyi ile Çirkin’in risk barındıran ancak iyi para getiren işleri mevcuttur. Çirkin, aranan azılı bir suçlu olduğu için İyi onu adalete teslim edip önce ödülünü alıyor sonra da darağacından riskli bir metot ile kurtarıp bir sonraki işe kadar sağ kalmasını sağlamaktadır. Bir gün gizli bir hazinenin ortaya çıkmasıyla ikilinin araları bozulur. Onlar birbirleriyle didişirken ortaya üçüncü bir hazine avcısı çıkar; o da Kötü adındaki kişidir. Artık her şeyin başka türlü yaşanma zamanıdır…</p>



<p>_____</p>



<h4 class="wp-block-heading"><br><em>Apocalypse Now</em>&nbsp;(1979, Francis Ford Coppola)</h4>



<figure class="wp-block-image"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" width="500" height="230" data-attachment-id="797" data-permalink="https://www.yedipencere.com/quentin-tarantinonun-favori-12-filmi/tumblr_meblomxdka1qf1aoao1_500-1/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_meblomXDkA1qf1aoao1_500-1.gif?fit=500%2C230&amp;ssl=1" data-orig-size="500,230" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="tumblr_meblomXDkA1qf1aoao1_500-1" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_meblomXDkA1qf1aoao1_500-1.gif?fit=300%2C138&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_meblomXDkA1qf1aoao1_500-1.gif?fit=500%2C230&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_meblomXDkA1qf1aoao1_500-1.gif?resize=500%2C230&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-797"/></figure>



<p>Gerçeğin arayışıdır, uzun, karanlık ve ıssız bir yolda mistik bir yolculuktur Apocalypse Now. The Doors’un The End parçası ve katliamla başlar film. Yalnız bir odada beynini yemekte olan Yüzbaşı Willard’ın çılgın, kendinden geçmiş dansı ile devam eder. Sonra göreve çağrılır Yüzbaşı. Albay Kurtz’u yok etme görevidir bu. Onu yok etmek, görevin tebliğ edilmesi haliyle ilgili olarak ta tanrısal bir gücü yok etmekle eş değer sunulur. Hatta görevi veren herkeste tanrısal figüre aşıktır. ‘ sistemin koruması altında bir yıdız olarak sistemden çıkmış Harison Ford’un, Merlin Brando’yu yok etme emrini vermesi bence manidardır. – Amerikanın alt tabakasından oluşan ekiple yola çıkılır. Sanki bir hac yolculuğu gibidir. Haca gidilirken yaşananlar ya imanımızı güçlendirir ya da imanımızı yok eder. Film de hep bu gerilim üzerine kuruludur.</p>



<p>_____</p>



<h4 class="wp-block-heading"><br><em>The Bad News Bears</em>&nbsp;(1976, Michael Ritchie)</h4>



<p>_____</p>



<figure class="wp-block-image"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" width="450" height="253" data-attachment-id="798" data-permalink="https://www.yedipencere.com/quentin-tarantinonun-favori-12-filmi/tumblr_m4wwxhvqme1qzjzyyo2_500/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_m4wwxhVQMe1qzjzyyo2_500.gif?fit=450%2C253&amp;ssl=1" data-orig-size="450,253" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="tumblr_m4wwxhVQMe1qzjzyyo2_500" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_m4wwxhVQMe1qzjzyyo2_500.gif?fit=300%2C169&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_m4wwxhVQMe1qzjzyyo2_500.gif?fit=450%2C253&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_m4wwxhVQMe1qzjzyyo2_500.gif?resize=450%2C253&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-798"/></figure>



<h4 class="wp-block-heading"><br><em>Carrie</em>&nbsp;(1976, Brian DePalma)</h4>



<figure class="wp-block-image"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" width="500" height="271" data-attachment-id="799" data-permalink="https://www.yedipencere.com/quentin-tarantinonun-favori-12-filmi/tumblr_miwretn2hp1qa70eyo1_500-1/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_miwretn2HP1qa70eyo1_500-1.gif?fit=500%2C271&amp;ssl=1" data-orig-size="500,271" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="tumblr_miwretn2HP1qa70eyo1_500-1" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_miwretn2HP1qa70eyo1_500-1.gif?fit=300%2C163&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_miwretn2HP1qa70eyo1_500-1.gif?fit=500%2C271&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_miwretn2HP1qa70eyo1_500-1.gif?resize=500%2C271&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-799"/></figure>



<p>Herkesin bir kırılma noktası vardır. Carrie White ında ise o noktaya gelmemesi için dua etseniz iyi olur. Angela Bettis Stephen&nbsp;King’in bu ilikleri donduran efsanevi dehşet ve ceza verme hikayesinde gözleri yuvalarından çıkartan özel efektler ve şok edici yepyeni bir sonla sizlerle.&nbsp;Carrie yalnız garip ve topluma uyum problemleri olan bir genç kızdır.&nbsp;Okulda sınıf arkadaşlarının sürekli alayları evde ise fanatik derecede dinci annesinin psikolojik eziyetleri altında ezilmektedir.&nbsp;Ama Carrie’nin bir sırrı vardır. Korkunç telekinezi gücü ona bahşedilmiştir. Ve işkenceleri mezuniyet balosunda onu affedilmeyecek derecede acımasızca küçük düşürdüklerinde ölümcül bir ders öğreneceklerdir. Eğer ateşle oynarsan mutlaka yanarsın.</p>



<p>______</p>



<h4 class="wp-block-heading"><br><em>Dazed And Confused</em>&nbsp;(1993, Richard Linklater)</h4>



<figure class="wp-block-image"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" width="500" height="269" data-attachment-id="804" data-permalink="https://www.yedipencere.com/quentin-tarantinonun-favori-12-filmi/4-dazed-and-confused-quotes-1/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/4-Dazed-and-Confused-quotes-1.gif?fit=500%2C269&amp;ssl=1" data-orig-size="500,269" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="4-Dazed-and-Confused-quotes-1" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/4-Dazed-and-Confused-quotes-1.gif?fit=300%2C161&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/4-Dazed-and-Confused-quotes-1.gif?fit=500%2C269&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/4-Dazed-and-Confused-quotes-1.gif?resize=500%2C269&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-804"/></figure>



<p>Rock’n Roll, partiler, polyester ve makrome… Biz 70’li yılların gençleriydik! Dans ettik, eğlendik, çok bitkin ve masumduk. Fakat hepsinden öte ne yapacağımız bilmiyorduk ve kafamız karışıktı. Aerosmith, Alice Cooper, Black Sabbath, Deep Purple, ZZ Top, Bob Dylan, Kiss ve Peter Frampton’ın eşsiz müziklerine muhteşem bir oyuncu kadrosu eşlik ediyor. ‘Şimdiye kadar yapılmış en muzip ve en kusursuz tiplemeleriyle bir Amerikan gençlik filmi.</p>



<p>_____</p>



<h4 class="wp-block-heading"><br><em>The Great Escape</em>&nbsp;(1963, John Sturges)</h4>



<figure class="wp-block-image"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" width="500" height="270" data-attachment-id="801" data-permalink="https://www.yedipencere.com/quentin-tarantinonun-favori-12-filmi/tumblr_mvtkhidxle1rnm1ldo2_500-1/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_mvtkhidXle1rnm1ldo2_500-1.gif?fit=500%2C270&amp;ssl=1" data-orig-size="500,270" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="tumblr_mvtkhidXle1rnm1ldo2_500-1" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_mvtkhidXle1rnm1ldo2_500-1.gif?fit=300%2C162&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_mvtkhidXle1rnm1ldo2_500-1.gif?fit=500%2C270&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_mvtkhidXle1rnm1ldo2_500-1.gif?resize=500%2C270&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-801"/></figure>



<p>Stalag Luft III, 2. Dünya Savaşı döneminde Alman Hava Kuvvetleri’ne verilmiş bir savaş tutsakları kampıydı. Bu kampın en önemli özelliği firar etmeye çalışmış kişilerden oluşuyor olması ve firarı önlemek için yüksek güvenlikli olmasıydı. Kaçmaları önlemek amacıyla kampın yapıldığı yer bile tünel kazmaya elverişsiz zemine sahip Polonya yakınlarında bir yerdi.</p>



<p>Fakat, iki mahkum için bu zemin çok iyi biliniyordu ve kaçış vuku buluyordu. Kaçış Gestapo (Geheime Staatspolizei – Secret State Police) ajanlarının avı olmak demekti ve Gestapo tarafından Hitler’in doğrudan emri üzerine 50 kaçak yakalanıp öldürülmüştü.</p>



<p>İşte böyle tarihsel bir olay, hapishanede yer alan fakat toplu kaçışa katılmamış biri, Paul Brickhill, tarafından kaydedilmiş, “The Great Escape” kitabında yer bulmuş.</p>



<p>Büyük Kaçış’ın kitaptan da esinlenilerek 1963 yılında filmi çekilmiş. Amerikan yapımı filmin süresi üç saate yakın (172 dakika). Bir hayli eski olan filmde harcanan emeğin büyük olduğu göze çarpıyor.</p>



<p>____</p>



<h4 class="wp-block-heading"><em>His Girl Friday</em>&nbsp;(1940, &nbsp;Howard Hawks)</h4>



<figure class="wp-block-image"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" width="676" height="380" data-attachment-id="800" data-permalink="https://www.yedipencere.com/quentin-tarantinonun-favori-12-filmi/67200eb80c3f7b574d1bbbadf93e8bee-1/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/67200eb80c3f7b574d1bbbadf93e8bee-1.jpg?fit=676%2C380&amp;ssl=1" data-orig-size="676,380" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="67200eb80c3f7b574d1bbbadf93e8bee-1" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/67200eb80c3f7b574d1bbbadf93e8bee-1.jpg?fit=300%2C169&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/67200eb80c3f7b574d1bbbadf93e8bee-1.jpg?fit=676%2C380&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/67200eb80c3f7b574d1bbbadf93e8bee-1.jpg?resize=676%2C380&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-800" srcset="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/67200eb80c3f7b574d1bbbadf93e8bee-1.jpg?w=676&amp;ssl=1 676w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/67200eb80c3f7b574d1bbbadf93e8bee-1.jpg?resize=300%2C169&amp;ssl=1 300w" sizes="auto, (max-width: 676px) 100vw, 676px" /></figure>



<p>1977 yılında hayatını kaybeden senarist/yönetmen Howard Hawks’ın, Ben Hecht ve Charles MacArthur’un “The Frontpage” adlı yapımından beyazperdeye aktarılan “His Girl Friday”, 1940 çıkışlı başarılı bir dramatik komedi. 1976 yılında kansere yenik düşen Amerikalı aktris Rosalind Russell, İngiliz aktör Cary Grant ve 1991 yılında akciğer rahatsızlığından hayatını kaybeden Amerikalı aktör Ralph Bellamy’nin başrollerini paylaştığı film, ikinci evliliğine hazırlanan bir kadının eski kocasına yaptığı ziyaretin yarattığı karışıklığını traji komik bir şekilde sunarken, medya camiasına da ince göndermelerde bulunuyor.</p>



<p>____</p>



<h4 class="wp-block-heading"><br><em>Jaws</em>&nbsp;(1975, Steven Spielberg)</h4>



<figure class="wp-block-image"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" width="500" height="205" data-attachment-id="805" data-permalink="https://www.yedipencere.com/quentin-tarantinonun-favori-12-filmi/tumblr_n31v57ccg11tu7965o1_500-1/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_n31v57cCG11tu7965o1_500-1.gif?fit=500%2C205&amp;ssl=1" data-orig-size="500,205" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="tumblr_n31v57cCG11tu7965o1_500-1" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_n31v57cCG11tu7965o1_500-1.gif?fit=300%2C123&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_n31v57cCG11tu7965o1_500-1.gif?fit=500%2C205&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_n31v57cCG11tu7965o1_500-1.gif?resize=500%2C205&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-805"/></figure>



<p>Peter Benchley’in çok satan romanından uyarlanan filmi Steven Spielberg yönetmiş, başıca rollerinde Roy Scheider, Richard Dreyfuss ve Robert Shaw oynamışlardır.</p>



<p>“Jaws”, 2001 yılında Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi tarafından “kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli” filmler arasına seçilerek ABD Ulusal Film Arşivi’nde muhafaza edilmesine karar verilmiştir.</p>



<p>_____</p>



<h4 class="wp-block-heading"><br><em>Pretty Maids All In A Row</em>&nbsp;(1971, Roger Vadim)</h4>



<p>______</p>



<figure class="wp-block-image"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" width="500" height="275" data-attachment-id="802" data-permalink="https://www.yedipencere.com/quentin-tarantinonun-favori-12-filmi/tumblr_mt93xvdiji1qedb29o1_500-1/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_mt93xvDIjI1qedb29o1_500-1.gif?fit=500%2C275&amp;ssl=1" data-orig-size="500,275" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="tumblr_mt93xvDIjI1qedb29o1_500-1" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_mt93xvDIjI1qedb29o1_500-1.gif?fit=300%2C165&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_mt93xvDIjI1qedb29o1_500-1.gif?fit=500%2C275&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_mt93xvDIjI1qedb29o1_500-1.gif?resize=500%2C275&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-802"/></figure>



<h4 class="wp-block-heading"><br><em>Rolling Thunder</em>&nbsp;(1977, John Flynn)</h4>



<figure class="wp-block-image"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" width="620" height="388" data-attachment-id="803" data-permalink="https://www.yedipencere.com/quentin-tarantinonun-favori-12-filmi/rollingthunder_2128663b-1/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/rollingthunder_2128663b-1.jpg?fit=620%2C388&amp;ssl=1" data-orig-size="620,388" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="rollingthunder_2128663b-1" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/rollingthunder_2128663b-1.jpg?fit=300%2C188&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/rollingthunder_2128663b-1.jpg?fit=620%2C388&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/rollingthunder_2128663b-1.jpg?resize=620%2C388&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-803" srcset="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/rollingthunder_2128663b-1.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/rollingthunder_2128663b-1.jpg?resize=300%2C188&amp;ssl=1 300w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></figure>



<p>Savaştan evine dönen binbaşı Charles’ın karısı ve oğlu öldürülür. O da cepheden arkadaşını yardıma çağırarak, intikam peşine düşer.</p>



<p>______</p>



<h4 class="wp-block-heading"><br><em>Sorcerer</em>&nbsp;(1977, William Friedkin)</h4>



<figure class="wp-block-image"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" width="350" height="264" data-attachment-id="806" data-permalink="https://www.yedipencere.com/quentin-tarantinonun-favori-12-filmi/tumblr_mn6vkiq8ej1sn9zl4o1_400/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_mn6vkiQ8eJ1sn9zl4o1_400.gif?fit=350%2C264&amp;ssl=1" data-orig-size="350,264" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="tumblr_mn6vkiQ8eJ1sn9zl4o1_400" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_mn6vkiQ8eJ1sn9zl4o1_400.gif?fit=300%2C226&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_mn6vkiQ8eJ1sn9zl4o1_400.gif?fit=350%2C264&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_mn6vkiQ8eJ1sn9zl4o1_400.gif?resize=350%2C264&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-806"/></figure>



<p>Film, Le Salaire de la Peur / Wages of Fear (1953) filminin bir yeniden çevrimi. Le Salaire de la Peur, uyarlandığı eserle aynı ismi taşıyor.</p>



<p>_____</p>



<h4 class="wp-block-heading"><br><em>Taxi Driver</em>&nbsp;(1976, Martin Scorsese)</h4>



<figure class="wp-block-image"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" width="500" height="281" data-attachment-id="795" data-permalink="https://www.yedipencere.com/quentin-tarantinonun-favori-12-filmi/tumblr_o10uatjijg1s64g7qo1_500/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_o10uatjijG1s64g7qo1_500.gif?fit=500%2C281&amp;ssl=1" data-orig-size="500,281" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="tumblr_o10uatjijG1s64g7qo1_500" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_o10uatjijG1s64g7qo1_500.gif?fit=300%2C169&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_o10uatjijG1s64g7qo1_500.gif?fit=500%2C281&amp;ssl=1" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/tumblr_o10uatjijG1s64g7qo1_500.gif?resize=500%2C281&#038;ssl=1" alt="" class="wp-image-795"/></figure>



<p>Hem Martin Scorsese’nin hem de Robert De Niro’nun filmografilerindeki belki de bu en çarpıcı filmde, 70’lerin Manhattan gecelerinde taksicilik yapan Vietnam gazisi Travis’le birlikte sokaklardayız.</p>



<p>Hikaye boyunca etrafındaki hayatla ve yolunun kesişeceği ‘toplumun pisliğiyle’ (bir çocuk fahişe, güzel bir sarışın, başkan adayı bir senatör, gözü dönmüş bir kadın satıcısı) bir türlü iletişim kuramayacak olan Travis, en nihayetinde ipleri eline alacaktır. Üstelik gündüzleri izlemeye gittiği belden aşağı filmlerdeki ‘vahşi’ bir stilde…</p>



<p>Sadece eşsiz senaryosu ve oyunculuklarıyla değil, sıra dışı sinematografisiyle de tüm zamanların en etkili filmlerinden biri…</p>



<p>_____</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fquentin-tarantinonun-favori-12-filmi%2F&amp;linkname=Quentin%20Tarantino%E2%80%99nun%20Favori%2012%20Filmi" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fquentin-tarantinonun-favori-12-filmi%2F&amp;linkname=Quentin%20Tarantino%E2%80%99nun%20Favori%2012%20Filmi" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fquentin-tarantinonun-favori-12-filmi%2F&amp;linkname=Quentin%20Tarantino%E2%80%99nun%20Favori%2012%20Filmi" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fquentin-tarantinonun-favori-12-filmi%2F&amp;linkname=Quentin%20Tarantino%E2%80%99nun%20Favori%2012%20Filmi" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fquentin-tarantinonun-favori-12-filmi%2F&amp;linkname=Quentin%20Tarantino%E2%80%99nun%20Favori%2012%20Filmi" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p>]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">785</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Sinemanın Dostoyevski&#8217;si Mike Leigh ve Destansı Filmi: Naked</title>
		<link>https://www.yedipencere.com/sinemanin-dostoyevskisi-mike-leigh-ve-destansi-filmi-naked/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Nov 2018 19:28:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirileri]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Mike Leigh]]></category>
		<category><![CDATA[Naked]]></category>
		<category><![CDATA[Sinemanın Dostoyevski'si Mike Leigh ve Destansı Filmi: Naked]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yedipencere.com/?p=693</guid>

					<description><![CDATA[İngiliz sinemasının şahsına münhasır yönetmenlerinden Mike Leigh’i daha çok İngiliz işçi ailelerinin sınıfsal/sosyal/psikolojik dramlarıyla tanıyoruz. Aslında Mike Leigh, sinemasının dramatik yapısını sıradan insanların sıra dışı hikâyeleri üzerine bina ediyor. Karakter yaratmadaki ustalığı, öyküyü mizansenleştirmedeki derinliği onun sinemasını özgün kılan yanlardan sadece bazıları&#8230; Mike Leigh, karakter odaklı bir sinema çizgisine sahip. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fsinemanin-dostoyevskisi-mike-leigh-ve-destansi-filmi-naked%2F&amp;linkname=Sineman%C4%B1n%20Dostoyevski%E2%80%99si%20Mike%20Leigh%20ve%20Destans%C4%B1%20Filmi%3A%20Naked" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fsinemanin-dostoyevskisi-mike-leigh-ve-destansi-filmi-naked%2F&amp;linkname=Sineman%C4%B1n%20Dostoyevski%E2%80%99si%20Mike%20Leigh%20ve%20Destans%C4%B1%20Filmi%3A%20Naked" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fsinemanin-dostoyevskisi-mike-leigh-ve-destansi-filmi-naked%2F&amp;linkname=Sineman%C4%B1n%20Dostoyevski%E2%80%99si%20Mike%20Leigh%20ve%20Destans%C4%B1%20Filmi%3A%20Naked" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fsinemanin-dostoyevskisi-mike-leigh-ve-destansi-filmi-naked%2F&amp;linkname=Sineman%C4%B1n%20Dostoyevski%E2%80%99si%20Mike%20Leigh%20ve%20Destans%C4%B1%20Filmi%3A%20Naked" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fsinemanin-dostoyevskisi-mike-leigh-ve-destansi-filmi-naked%2F&amp;linkname=Sineman%C4%B1n%20Dostoyevski%E2%80%99si%20Mike%20Leigh%20ve%20Destans%C4%B1%20Filmi%3A%20Naked" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p><div><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="694" data-permalink="https://www.yedipencere.com/sinemanin-dostoyevskisi-mike-leigh-ve-destansi-filmi-naked/mv5bn2m4ztbhodytnthizi00ogu0lwjinmqtztcwzmu4ntazota4xkeyxkfqcgdeqxvyntayodkwoq-_v1_/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/MV5BN2M4ZTBhODYtNThiZi00OGU0LWJiNmQtZTcwZmU4NTAzOTA4XkEyXkFqcGdeQXVyNTAyODkwOQ%40%40._V1_.jpg?fit=1200%2C780&amp;ssl=1" data-orig-size="1200,780" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="MV5BN2M4ZTBhODYtNThiZi00OGU0LWJiNmQtZTcwZmU4NTAzOTA4XkEyXkFqcGdeQXVyNTAyODkwOQ@@._V1_" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/MV5BN2M4ZTBhODYtNThiZi00OGU0LWJiNmQtZTcwZmU4NTAzOTA4XkEyXkFqcGdeQXVyNTAyODkwOQ%40%40._V1_.jpg?fit=300%2C195&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/MV5BN2M4ZTBhODYtNThiZi00OGU0LWJiNmQtZTcwZmU4NTAzOTA4XkEyXkFqcGdeQXVyNTAyODkwOQ%40%40._V1_.jpg?fit=700%2C455&amp;ssl=1" class="alignleft size-full wp-image-694" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/MV5BN2M4ZTBhODYtNThiZi00OGU0LWJiNmQtZTcwZmU4NTAzOTA4XkEyXkFqcGdeQXVyNTAyODkwOQ%40%40._V1_.jpg?resize=700%2C455&#038;ssl=1" alt="" width="700" height="455" srcset="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/MV5BN2M4ZTBhODYtNThiZi00OGU0LWJiNmQtZTcwZmU4NTAzOTA4XkEyXkFqcGdeQXVyNTAyODkwOQ%40%40._V1_.jpg?w=1200&amp;ssl=1 1200w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/MV5BN2M4ZTBhODYtNThiZi00OGU0LWJiNmQtZTcwZmU4NTAzOTA4XkEyXkFqcGdeQXVyNTAyODkwOQ%40%40._V1_.jpg?resize=300%2C195&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/MV5BN2M4ZTBhODYtNThiZi00OGU0LWJiNmQtZTcwZmU4NTAzOTA4XkEyXkFqcGdeQXVyNTAyODkwOQ%40%40._V1_.jpg?resize=1024%2C666&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/MV5BN2M4ZTBhODYtNThiZi00OGU0LWJiNmQtZTcwZmU4NTAzOTA4XkEyXkFqcGdeQXVyNTAyODkwOQ%40%40._V1_.jpg?resize=700%2C455&amp;ssl=1 700w" sizes="auto, (max-width: 700px) 100vw, 700px" />İngiliz sinemasının şahsına münhasır yönetmenlerinden Mike Leigh’i daha çok İngiliz işçi ailelerinin sınıfsal/sosyal/psikolojik dramlarıyla tanıyoruz. Aslında Mike Leigh, sinemasının dramatik yapısını sıradan insanların sıra dışı hikâyeleri üzerine bina ediyor. Karakter yaratmadaki ustalığı, öyküyü mizansenleştirmedeki derinliği onun sinemasını özgün kılan yanlardan sadece bazıları&#8230; Mike Leigh, karakter odaklı bir sinema çizgisine sahip. Modern hayatın sınırlarında anlam ve varoluş ufkunu zorlayan fakat günlük hayatlarına da &#8216;devam etmek&#8217; zorunda olan insanları onun filmlerinde bolca görürüz. Onlar bazen taksi şoförü, bazen ev kadını, bazen garson ve bazen de eski bir okul arkadaşı olarak karşımıza çıkarlar. Kısacası hayatın kırbaçladığı, ötelediği ve zorladığı insanlardır. Mike Leigh&#8217;in 1992 yapımı Naked adlı filmi ise onun filmografisinde farklı yere sahip. Mike Leigh&#8217;in diğer filmlerine oranla Naked felsefi çapı ile başka bir anlam dünyası yaratıyor. Naked bir anti-kahraman güzellemesi, kaldırımlarda kitap okuyan bir adamın, bir “flaneur”ün öyküsü… Naked 1993 yılında Cannes Film Festivali’nde Mike Leigh&#8217;e en iyi yönetmen, David Thewlis’e (Johnny) de en iyi erkek oyuncu dalında Altın Palmiye kazandırdı.</div>
<blockquote class="tr_bq">
<div class="blockquote-icon"></div>
<div class="blockquote-content">&#8220;Vazifem değil ama senin bir geleceğin bile yok, benim bir geleceğim yok, kimsenin bir geleceği yok.&#8221;</div>
<div></div>
</blockquote>
<div class="separator"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone" src="https://i0.wp.com/4.bp.blogspot.com/-JKjfFyJdDWA/WnMn8KVdMOI/AAAAAAAAFqo/5QPoU7lWPvUgjN_PfK6-TQx5eL1ZTTXRgCLcBGAs/s640/MV5BOWJlYWQ3MTctMDJhZS00MTg5LTlhOGYtM2E0MDYyNDk2ZGNmXkEyXkFqcGdeQXVyNTAyODkwOQ%2540%2540._V1_.jpg?resize=640%2C346&#038;ssl=1" alt="" width="640" height="346" border="0" data-original-height="694" data-original-width="1280" /></div>
<div></div>
<div>Filmin konusunu kısaca özetlersek, esas adam Johnny, Manchester’da suçlandığı bir tecavüz meselesinden (tecavüz mü, bir kadın tarafından tecavüzle suçlanmak mı olduğu net olmamakla birlikte)  yırtmak için Londra’ya eski kız arkadaşının yanına gider. Johnny, Manchester&#8217;dan kaçtığı esnada küçük çaplı bir suç işler. Sokakta rastlantı sonucu gördüğü bir arabayı çalar. Ve uzun bir yolculuktan sonra (Yolculuk filmin başlangıç jeneriğini oluşturuyor. Burada gece ve yol görüntüsüne eşlik eden Andrew Dickson imzalı müzik ise filme dair gizem ve merak duygusunu arttırıyor.) Johnny Londra&#8217;ya, eski kız arkadaşının evine varır. Eski kız arkadaşı evde yoktur, fakat onun ev arkadaşı evdedir. Johnny kıza karşı cazibesini kullanıp eve girer ve hikâyemiz böylece başlamış olur. Johnny eski kız arkadaşının evinde kalmadığı zamanlarda Londra caddelerinde aylaklık yaparak vaktini öldürür. Johnny garip bir şekilde sürekli konuşur, konuşmadığı zamanlarda ise insanlarla tanışır. Bazen dayak yer, bazen kitap okur, bazen kadınlarla sevişir ve bazen de sevişmemeyi tercih eder. Yine herhangi bir Londra gecesinde Johnny, herhangi bir binanın önünde çökmüş &#8220;İncil&#8221; okurken, sanat galerisinin (Johnny’e göre “post modern gaz odası”) güvenlikçisi Brian ile tanışır. Johnny&#8217;nin Brian ile girdiği ve kutsal kitaptaki 666 sayısından hareketle dünyanın ya da insanlığın sonunu getirdiği tartışma akıllardan çıkacak gibi değil. Bu tartışmada Johnny, insanlığın madde dışı (saf düşünce olabilir, tartışmaya açık) bir şeye evrimleşeceğini iddia eder. Johnny bu soyutlamasına Brian&#8217;ın karşı çıkması üzerine ise şöyle konuşur: &#8220;İlk kurbağa kendini sudan dışarı atıp bir eş bulmak ya da bir yırtıcıyı duraksatmak için ses tellerini görevlendirdiğinde o ilk vıraklamasının dünyadaki bütün lisanlara ve edebiyata doğru evrimleşeceğini hiç hayal etmiş midir? Elbette hayır. Ve nasıl ki o kurbağa Shakespeare&#8217;i hiç tasavvur edemediyse biz de bu kaderimizi asla tasavvur edemeyiz.&#8221;</div>
<blockquote class="tr_bq">
<div class="blockquote-icon"></div>
<div class="blockquote-content">&#8220;İçeride olmak komik, değil mi? Çünkü içerideyken aslında hâlâ dışarıdasın. Ve dışarıdayken de içeridesin çünkü her zaman kendi kafanın içindesin.&#8221;</div>
<div></div>
</blockquote>
<div>Brian belki acıyarak belki de kendisi yalnızlık çektiği için yasak olmasına rağmen Johnny’i sanat galerisinin içine alır. Bunun öncesinde kapının önünde Brian ve Johnny arasında geçen tartışma sinema tarihinin en ilginç diyaloglarından biri olmaya aday.  Brian, Johnny’nin kapının önünde kitap okuduğunu gördüğü anda kapının camına vurur. Johnny de &#8216;dışarıda olan kişi&#8217; olmasına rağmen Brian&#8217;ın bu hareketini taklit ederek kapının camına vurur. Sonrasında Brian dışarı çıkarak Johnny&#8217;e &#8220;Gidecek bir yerin yok mu?&#8221; diye sorar. Johnny ise Brian&#8217;a &#8220;Sonsuz sayıda gidecek yerim var benim. Sorun nerede kalınacağı.&#8221; diye cevap verir. Sanat galerisinin içinde Brian Johnny&#8217;e pencereden gizli bir şekilde gözetlediği kadını gösterir. Kadın sanat galerisinin karşı tarafında bulunan apartmanda yaşıyordur. Brian&#8217;ın onu gözetlediği yerden bakıldığında (üçüncü kişi olarak seyirci Brian&#8217;ın bakışı ile özdeşleşiyor) kadının eğlenceli ve mutlu olduğunu görürüz.  Aslında o kadın Brian için arzu nesnesidir. Ya da daha Freudyen bir teori ile okuyacak olursak, o kadın Brian&#8217;ın id&#8217;i (ilkel benlik) için arzu nesnesi ve ana rahmidir. Tabii bu sahnede alt metin olarak da modern insanın hem gözetleyen hem de gözetlenen bir varlık olmasına da çeşitli göndermeler vardır. Kadını Brian&#8217;ın bakışından gördüğümüz an, sarı ışıklarla aydınlanan bir pencerenin kenarında kadının dans eden, eğlenceli halini görürüz. Bu durumun uyandırdığı ilk izlenim kadının mutlu, eğlenceli ve güvenli bir hayat sürdürdüğüdür. Daha sonra ise Johnny devreye girer ve Brian&#8217;ın gözetlediği kadının evine gitmeye karar verir. Johnny kadının evine gidip kapıyı çalar, kadın kapıyı açtıktan sonra Johnny içeri girer. Diğer bir açıdan bakılacak olursa Brian&#8217;ın sadece gözetlemekle yetindiği, Johnny’nin ise evine gittiği kadın varoluş olarak dünyada Brian&#8217;la aynı &#8216;şeyi&#8217; temsil etmektedir. Durumu soyutlarsak belki seyirci de bu &#8216;şeye&#8217; ortaktır. Burada sistemin dışına çıkan Johnny oluyor. Bu durumda -tartışmaya açık olmakla birlikte- Johnny burada boşlukta, &#8216;dışarıda olan&#8217;, havada salınan yapraktır.</div>
<blockquote class="tr_bq">
<div class="blockquote-icon"></div>
<div class="blockquote-content">&#8220;Sen aslında var olmuş ve var olacak herkessin. Ya da her şeysin.&#8221;</div>
<div></div>
</blockquote>
<div class="separator"><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone" src="https://i0.wp.com/2.bp.blogspot.com/-f_1-dOfIxTk/WnMn7fhC1GI/AAAAAAAAFqk/TVptCuLxk6sGCUt6UTuak_8qD83zoRHfACLcBGAs/s640/MV5BNWE4NGQ1OGQtMjZmYS00NTgyLTkwMGQtY2IwMGRjNGRlNTI3XkEyXkFqcGdeQXVyNTAyODkwOQ%2540%2540._V1_.jpg?resize=640%2C358&#038;ssl=1" alt="" width="640" height="358" border="0" data-original-height="675" data-original-width="1200" /></div>
<div></div>
<div>Johnny kadının evine girdiğinde Brian&#8217;ın bakışından gördüğümüz ev bir anda başka bir şey olarak karşımıza çıkar. Brian&#8217;ın bakışından/pencereden gördüğümüz dünyanın tam tersi bir dünya… Kadın sarhoştur ve aşırı bir mutsuzluk denizinde yüzmektedir. Özünde bir nesneye olan uzaklığınız ve o nesneyi gözlemlerken kullandığınız bakışa göre o nesne anlam değişimine uğrayabilir. Brian bunu hiç bilmeyecek. Fakat seyirci olarak bizler Brian&#8217;ın arzu nesnesinin &#8216;ne halde&#8217; olduğuna tanık oluruz. Yönetmen seyirciyi (Johnny herhangi bir beklentiye sahip değil) Johnny üzerinden kadının evine taşıyarak, Brian&#8217;ın yerine seyirciyi hayal kırıklığına uğratır (Kişi olarak ben hayal kırıklığına uğradım). Johnny kadının evinde biraz vakit geçirir. Kadın Johnny&#8217;in kendisi ile sevişmesi için acı ile yalvarır. Johnny’nin kadını reddetmesi ise ilginçtir. Çünkü Brian&#8217;ın &#8216;id&#8217;i (ilkel benlik) için o kadın arzu nesnesidir. Fakat Johnny kadını &#8220;Anneme benziyorsun&#8221; diyerek reddeder. Burada tersten bir Freud okuması da söz konusu olabilir. Bireyin &#8216;id&#8217;i için ilk arzu nesnesi annedir. Büyük ihtimalle yönetmen burada Johnny&#8217;nin çocukluğuna ve annesi ile olan ilişkisine bir gönderme de yapmıştır. Ya da kadın fiziksel olarak yaşlandığı için Johnny&#8217;nin imgeleminde annesinin son, yaşlı halini de hatırlatmış olabilir.</div>
<blockquote class="tr_bq">
<div class="blockquote-icon"></div>
<div class="blockquote-content">&#8220;Temelde benim söylemek istediğim, birkaç yumurta kırmadan omlet yapılamayacağı ve insanoğlu sadece kırık bir yumurta.&#8221;</div>
<div></div>
</blockquote>
<div>Bütün bu olayların sabahında Johnny ve Brian bir kafede karşılaşırlar. Brian, Johnny&#8217;ye kötü davranır,  çünkü Brian bilinçaltında Johnny&#8217;nin kendi arzu nesnesine saldırdığını, büyüsünü bozduğunu, onu kirlettiğini düşünür. Brian&#8217;ın gece boyunca davranışlarına hâkim olan &#8216;id&#8217; havanın aydınlanmasıyla &#8216;ben&#8217;e (ego) dönüşmüştür. Brian&#8217;ın kendi imgeleminde arzu nesnesini elinden alan kişi olarak (gerçekte böyle değildir) Johnny,  &#8216;baba&#8217;ya (süper ego) dönüşmüştür. Brian&#8217;ın imgeleminde şekillenen durum böyle özetlenebilir. Yalnızlık ve gece bireyin &#8216;id&#8217;ini açığa çıkaran bir işlev görmektedir. Bireyin &#8216;id&#8217;i yani bilinç dışındaki benliği gece/karanlıkta daha aktiftir. Karanlık rasyonaliteyi örter. Birey, aydınlıkta daha rasyonel davranmaktadır. Ayrıca davranış ve dil üzerinden ortaya çıkan durum ise bireyin bilinçaltını yansıtır.  Brian&#8217;ın en derinde Johnny&#8217;e kötü davranmasının temelinde bu bilinç dışılığın yattığını söyleyebiliriz.  Lacancı bir okuma ile çocuğun ilk arzu nesnesi olan annesi ile olan ilişkisinde babanın (simgesel, babanın düzeni) ortaya çıkması ile çocuğa ait arzunun (imgesel düzen, çocuğun anne ile olan ilişkisi) bastırılması kuralında olduğu gibi&#8230;</div>
<blockquote class="tr_bq">
<div class="blockquote-icon"></div>
<div class="blockquote-content">&#8220;Buradan anlaşılıyor ki kaç tane kitap okumuş olursan ol bu dünyada, asla, asla ama asla anlayamayacağın bazı şeyler vardır.&#8221;</div>
</blockquote>
<div></div>
<div>Johnny, Brian ile kahvaltı yaptığı kafede tanıştığı bir kadınla bir süre amaçsızca takılır. Kadının evine, biraz da zorlayarak, gider. Kadın sessiz bir karakterdir. Daha çok Johnny konuşur. Kadın dinlemeyi tercih eder. Kadın silik bir mizaca sahiptir. Geçici olarak başka birine ait bir evde yaşamaktadır. Johnny’nin evde gördüğü ve Yunanlıların çok övündüğü Townley Discobolus (Disk Atan Yunanlı) heykeli için, “Merhaba, bu da pizzacı çocuk oluyor&#8221; ya da evin esas sahibi için “Bu herif bir &#8216;homoseksüel&#8217; mi?” demesi üzerine kadın, Johnny&#8217;i evden kovar. Evde bulunan mitolojik semboller bir noktada Batı Edebiyatı&#8217;nın başka bir açıdan ise Batı medeniyetinin temelini oluşturan unsurlardır. Johnny eleştiri oklarını bu sembollere yöneltir. Kadın evin esas sahibi olmasa da bütün bu mitolojik sembollerle bir ilişki geliştirmiştir. Johnny özünde kadının bu mitolojik semboller üzerinden kurduğu anlam dünyasına saldırır. Kadın, bunu belki bilinçli belki de sadece duygu düzeyinde algılayıp Johnny&#8217;e kapıyı gösterir. Evden kovulma olayı farklı bir okuma ile Johnny&#8217;nin Batı medeniyetinin anlam evreninden kovulması anlamını da taşır. Bu soyutlama daha da derinlere inersek &#8216;Adem ile Havva&#8217;nın işledikleri ilk günah nedeniyle Tanrı tarafından cennetten kovulmalarına kadar götürülebilir. Filmin evden kovulma olayını takip eden sekanslarında ise Johnny krize girer. Johnny için bu kriz katarsistir (arınma), sonrası tekrar kaçmak/gitmektir ve sonuç olarak öyle de olur.</div>
<blockquote class="tr_bq">
<div class="blockquote-icon"></div>
<div class="blockquote-content">&#8220;Hakkımda ne söylersen söyle ama ben hiç de sıkılmıyorum.”</div>
</blockquote>
<div><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone" src="https://i0.wp.com/3.bp.blogspot.com/--UJQnLuCrak/WnMn7Zzfa_I/AAAAAAAAFqg/ct5j7nGjLd4gAYW984G9covh8xguTwK1ACLcBGAs/s640/MV5BM2FjYjk5ZDYtMzEzYi00ZGJiLWFkOTgtOWQwYWI2NTY2MDVmXkEyXkFqcGdeQXVyNTAyODkwOQ%2540%2540._V1_.jpg?resize=640%2C424&#038;ssl=1" alt="" width="640" height="424" border="0" data-original-height="797" data-original-width="1200" />Filmde dikkat çeken bir diğer karakter ise Greg Cruttwell tarafından canlandırılan bedenine tapan, seks manyağı Jeremy rolüdür. Greg Cruttwell, bu rolde inanılmaz bir performans sergiliyor. Jeremy bazı tesadüfler sonucu, Johnny&#8217;nin eski kız arkadaşının yaşadığı evde takılıyor. Jeremy karakteri, Johnny&#8217;nin temsil ettiği dünyanın tam tersi bir dünyayı temsil ediyor. Bu temsil görecelidir. Her iki karakter de &#8216;doğrusal&#8217; bir çizginin iki ucu gibidir. Johnny düşüncelerini yüceltip onlara taparken, Jeremy ise bedenine (burada Antik Yunan’da bulunan erkek Tanrı heykellerine bir gönderme var gibi) tapmaktadır. Johnny &#8216;yaşayan bir ceset&#8217; olduğunu düşünürken, Jeremy ise ölümden nefret ettiğini söyler. Elias Canetti bir kitabında sporun insanoğlu için ölüme karşı bir nevi direnç noktası olduğunu yazar. Jeremy&#8217;nin spor ve bedeni ile olan ilişkisi bu tespiti doğrular niteliktedir. Jeremy ve Johnny aynı mekânı kısa süreliğine paylaşmak dışında herhangi bir temas geliştirmezler. Başka bir açı ile Jeremy ve Johnny görünürde birbirine uzak iki karakter gibi görünse de özünde her ikisi de aynı &#8216;ben&#8217;in (ego) bölünmüş iki farklı parçası gibidir. &#8216;Ego&#8217;nun birinci parçası (Johnny) sadece zihinsel bir varoluşa inanırken, diğer parça ise (Jeremy) bedensel bir varoluş ufkuna sahiptir. Bu bölünmeyi yaratan ise toplumsal mekanizmaların uyguladığı baskıdır. Çünkü Jeremy sahip olduğu mülkiyet/para/statüye rağmen sadizme varan bir tatminsizlik yaşamaktadır. Johnny&#8217;nin tatminsizliği daha çok zihinsel düzlemdedir. Fakat her ikisinde de benzerlikler taşımaktadır. İki karakter zıt kutupları temsil etse de (zıt kutuplar aynı değerde enerjiye sahip oldukları için hem benzerlik taşırlar hem de birbirlerine itme kuvveti uygularlar) sosyolojik ve hatta psikolojik açıdan &#8216;dışarıdalar&#8217;. Jeremy, burjuva toplumunun temsil ettiği tüm değerlerin üstüne sahip olduğu mülkiyet aracılığı ile çıkmıştır ve sonuç olarak bir tüketici insan tipine dönüşmüştür. Johnny ise bu değerlerin üstüne zihni ile çıkmıştır. Hem Johnny hem de Jeremy bu nedenle tüketicidir. Fakat yine de her ikisi de toplumsal dairenin dışında kalmışlar ya da orayı tercih etmişler. Onların hikâyelerinde tek gerçek kural dışarıda olmanın kuralıdır. Zaten filmin adı da ilhamını buradan almaktadır. Naked… Çünkü Jeremy görüldüğü sahnelerin büyük bir bölümünde bedensel olarak çıplaktır. Burada Johnny’nin çıplaklığı ise daha çok zihinseldir.</div>
<div class="separator"></div>
<div>Ve böylece film biter. Johnny kız arkadaşının evinde Jeremy’e ait olan parayı alarak gitmek için sokağa çıkar. Aksaya aksaya (Johnny kriz esnasında ayağını yaralamıştır) yürümeye başlar. Andrew Dickson imzalı müzik devreye girer, güneş batmak üzeredir, görüntü giderek Johnny&#8217;den uzaklaşmaya başlar ve cast akar&#8230;</div>
<blockquote class="tr_bq">
<div class="blockquote-icon"></div>
<div class="blockquote-content">&#8220;Kadeh gibi bir şeyin var mı, çünkü kalbim kanıyor.&#8221;</div>
</blockquote>
<div></div>
<div><b>Mike Leigh&#8217;in oyunculuk ve senaryo geliştirme yöntemi.</b></div>
<div></div>
<div>Mike Leigh, aynı zamanda bir tiyatro yönetmenidir. Bundan kaynaklı olarak yarattığı karakter üzerine oyuncularıyla uzun uzun düşünür, konuşur. Oyunculara çekim başlamadan ve hatta çekim başladıktan sonra bile senaryoya müdahale ve sınırsız doğaçlama hakkı tanır. Naked filmi de dâhil Mike Leigh&#8217;in bütün yapımlarında izlediğimiz diyalogların oyuncular tarafından yapılan doğaçlamalar sonucu ortaya çıktığı rivayet edilmektedir. Sonuç olarak Mike Leigh ortaya çıkardığı yapımlarla “dünya sinemasının Dostoyevski&#8217;si” olmaya adaydır.</div>
<div></div>
<div style="text-align: right;">Yılmaz Tekin</div>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fsinemanin-dostoyevskisi-mike-leigh-ve-destansi-filmi-naked%2F&amp;linkname=Sineman%C4%B1n%20Dostoyevski%E2%80%99si%20Mike%20Leigh%20ve%20Destans%C4%B1%20Filmi%3A%20Naked" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fsinemanin-dostoyevskisi-mike-leigh-ve-destansi-filmi-naked%2F&amp;linkname=Sineman%C4%B1n%20Dostoyevski%E2%80%99si%20Mike%20Leigh%20ve%20Destans%C4%B1%20Filmi%3A%20Naked" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fsinemanin-dostoyevskisi-mike-leigh-ve-destansi-filmi-naked%2F&amp;linkname=Sineman%C4%B1n%20Dostoyevski%E2%80%99si%20Mike%20Leigh%20ve%20Destans%C4%B1%20Filmi%3A%20Naked" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fsinemanin-dostoyevskisi-mike-leigh-ve-destansi-filmi-naked%2F&amp;linkname=Sineman%C4%B1n%20Dostoyevski%E2%80%99si%20Mike%20Leigh%20ve%20Destans%C4%B1%20Filmi%3A%20Naked" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fsinemanin-dostoyevskisi-mike-leigh-ve-destansi-filmi-naked%2F&amp;linkname=Sineman%C4%B1n%20Dostoyevski%E2%80%99si%20Mike%20Leigh%20ve%20Destans%C4%B1%20Filmi%3A%20Naked" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p>]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">693</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Savaş ve Savaşçılar Üstüne &#8211; Friedrich Nietzsche</title>
		<link>https://www.yedipencere.com/savas-savascilar-ustune-friedrich-nietzsche/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Sep 2017 11:25:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Böyle buyurdu Zerdüşt]]></category>
		<category><![CDATA[Friedrich Nietzsche]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş ve savaşçılar üstüne]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yedipencere.com/?p=684</guid>

					<description><![CDATA[Ne en iyi düşmanlarımız esirgesin isteriz bizi, ne de can­dan yürekten sevdiklerimiz, öyleyse doğruyu söyliyeyim size! Savaş kardeşlerim benim! Sizi candan yürekten severim, ben öteden beri sizdenim. Ve sizin en iyi düşmanınızım. öy­leyse doğruyu söyliyeyim size! Yüreklerinizdeki nefreti ve kıskançlığı bilirim. Nefreti ve kıskançlığı tanımıyacak kadar büyük değilsinizdir. Bunlardan utanmıyacak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fsavas-savascilar-ustune-friedrich-nietzsche%2F&amp;linkname=Sava%C5%9F%20ve%20Sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1lar%20%C3%9Cst%C3%BCne%20%E2%80%93%20Friedrich%20Nietzsche" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fsavas-savascilar-ustune-friedrich-nietzsche%2F&amp;linkname=Sava%C5%9F%20ve%20Sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1lar%20%C3%9Cst%C3%BCne%20%E2%80%93%20Friedrich%20Nietzsche" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fsavas-savascilar-ustune-friedrich-nietzsche%2F&amp;linkname=Sava%C5%9F%20ve%20Sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1lar%20%C3%9Cst%C3%BCne%20%E2%80%93%20Friedrich%20Nietzsche" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fsavas-savascilar-ustune-friedrich-nietzsche%2F&amp;linkname=Sava%C5%9F%20ve%20Sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1lar%20%C3%9Cst%C3%BCne%20%E2%80%93%20Friedrich%20Nietzsche" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fsavas-savascilar-ustune-friedrich-nietzsche%2F&amp;linkname=Sava%C5%9F%20ve%20Sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1lar%20%C3%9Cst%C3%BCne%20%E2%80%93%20Friedrich%20Nietzsche" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p><p><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="685" data-permalink="https://www.yedipencere.com/savas-savascilar-ustune-friedrich-nietzsche/nietzsche/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/Nietzsche.jpg?fit=1199%2C1600&amp;ssl=1" data-orig-size="1199,1600" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="Nietzsche" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/Nietzsche.jpg?fit=225%2C300&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/Nietzsche.jpg?fit=700%2C935&amp;ssl=1" class="alignleft wp-image-685" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/Nietzsche.jpg?resize=476%2C635&#038;ssl=1" alt="" width="476" height="635" srcset="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/Nietzsche.jpg?w=1199&amp;ssl=1 1199w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/Nietzsche.jpg?resize=225%2C300&amp;ssl=1 225w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/Nietzsche.jpg?resize=767%2C1024&amp;ssl=1 767w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/Nietzsche.jpg?resize=700%2C934&amp;ssl=1 700w" sizes="auto, (max-width: 476px) 100vw, 476px" />Ne en iyi düşmanlarımız esirgesin isteriz bizi, ne de can­dan yürekten sevdiklerimiz, öyleyse doğruyu söyliyeyim size!</p>
<p>Savaş kardeşlerim benim! Sizi candan yürekten severim, ben öteden beri sizdenim. Ve sizin en iyi düşmanınızım. öy­leyse doğruyu söyliyeyim size!</p>
<p>Yüreklerinizdeki nefreti ve kıskançlığı bilirim. Nefreti ve kıskançlığı tanımıyacak kadar büyük değilsinizdir. Bunlardan utanmıyacak kadar büyük olun bari!</p>
<p>Bilgi ermişleri olmak elinizden gelmiyorsa, hiç değilse bil­gi savaşçıları olun. Onlar, bu türlü ermişliğin yoldaşları ve ön­cüleridirler.</p>
<p>Pek çok asker görüyorum: pek çok savaşçı görebilsem keşke! «Üniforma» diyorlar giydiklerine: bari üniformanın giz­lediği üniform olmasa!</p>
<p>Gözü hep düşman ariyan kişiler olmalısınız, &nbsp;kendi düş­manınızı. Ve kiminiz ilk bakışta nefret eder.</p>
<p>Kendi düşmanınızı aramalısınız, kendi savaşınızı açmalı­sınız, ve kendi düşünceleriniz uğruna!</p>
<p>Düşünceleriniz yenilse bile, dürüstlüğünüz zafer çığlığı atmalıdır bunun için!</p>
<p>Siz barışı, yeni savaşların aracı olarak sevmelisiniz, &nbsp;ve kısa barışı, uzunundan daha çok sevmelisiniz.<br />
işi değil, savaşmayı salık veririm size. Barışı değil, zaferi salık veririm size. İşiniz savaş olsun, barışınız zafer olsun!</p>
<p>Kişi, ancak ok ve yayı olduğu zaman susar ve sessiz otu­rabilir: yoksa gevezelik eder ve çekişir. Barışınız zafer olsun!</p>
<p>Savaşı bile kutsayan iyi davadır mı diyorsunuz? Size de­rim: her davayı kutsayan iyi savaştır.<br />
Savaş ve yüreklilik, komşu sevgisinden daha büyük şey­ler başarmıştır. Umarsızları, acımanız değil, yürekliliğiniz kur­tarmıştır şimdiye dek.</p>
<p>«İyi nedir?» diye soruyorsunuz. Gözüpek olmak iyidir. Kü­çük kızlar desinler: «İyi olmak, hem güzel, hem dokunaklı ol­maktır.»</p>
<p>Size katı yürekli diyorlar: ama yüreğiniz katıksızdır ve ben sizin içtenliğinizdeki utangaçlığı seviyorum. Siz yükselişinizden utanıyorsunuz, başkalarıysa inişlerinden utanıyorlar.</p>
<p>Çirkin misiniz? Öyleyse, kardeşlerim, yüceye bürünün, çir­kinlerin örtüsüne!</p>
<p>Gönlünüz büyüdü mü, kendini beğenir, ve yüceliğinizde kötülük vardır. Sizi bilirim.<br />
Kötülükte, kendini beğenmiş kişiyle güçsüz kişi buluşur. Fakat birbiri yanlış anlarlar. Sizi bilirim.<br />
Sizin ancak nefret edilesi düşmanlarınız olmalı, horgörülesi değil. Düşmanlarınızdan kıvanç duymalısınız: o zaman düş­manınızın başarısı, sizin dahi başarınız olur.</p>
<p>Karşı koymak, bu, kölenin soyluluğudur. Sizin soylulu­ğunuz, sözdinlerlik olmalı. Sizin buyurmanız dahi sözdinlerlik olmalı!</p>
<p>«Yapmalısın», «istiyorumdan daha tatlı geiir savaşçının kulağına. Ve sevgili bildiğiniz her şeyi, önce kendinize buyurtmalısınız.</p>
<p>Hayat sevginiz, en yüksek umudunuza beslediğiniz sevgi olsun; en yüksek umudunuz da, en yüksek hayat düşünceniz olsun!</p>
<p>Fakat en yüksek düşüncenizi ben buyurmalıyım size, o da şudur: insan altedilmesi gereken bir şeydir.</p>
<p>Böyle yaşayın sözdinlerlik ve savaş hayatınızı! Uzun ömür de neymiş! Hangi savaşçı esirgensin ister ki!</p>
<p>Ben esirgemem sizi, ben sizi candan yürekten severim, savaş kardeşlerim benim!</p>
<div style="text-align: right;">&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Böyle buyurdu Zerdüşt, Friedrich Nietzsche</div>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fsavas-savascilar-ustune-friedrich-nietzsche%2F&amp;linkname=Sava%C5%9F%20ve%20Sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1lar%20%C3%9Cst%C3%BCne%20%E2%80%93%20Friedrich%20Nietzsche" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fsavas-savascilar-ustune-friedrich-nietzsche%2F&amp;linkname=Sava%C5%9F%20ve%20Sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1lar%20%C3%9Cst%C3%BCne%20%E2%80%93%20Friedrich%20Nietzsche" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fsavas-savascilar-ustune-friedrich-nietzsche%2F&amp;linkname=Sava%C5%9F%20ve%20Sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1lar%20%C3%9Cst%C3%BCne%20%E2%80%93%20Friedrich%20Nietzsche" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fsavas-savascilar-ustune-friedrich-nietzsche%2F&amp;linkname=Sava%C5%9F%20ve%20Sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1lar%20%C3%9Cst%C3%BCne%20%E2%80%93%20Friedrich%20Nietzsche" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fsavas-savascilar-ustune-friedrich-nietzsche%2F&amp;linkname=Sava%C5%9F%20ve%20Sava%C5%9F%C3%A7%C4%B1lar%20%C3%9Cst%C3%BCne%20%E2%80%93%20Friedrich%20Nietzsche" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p>]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">684</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Denetim Toplumu Nedir? (Gilles Deleuze)</title>
		<link>https://www.yedipencere.com/denetim-toplumu-nedir-gilles-deleuze/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Apr 2017 21:28:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[deleuze]]></category>
		<category><![CDATA[Denetim Toplumu Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Gilles Deleuze]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yedipencere.com/?p=669</guid>

					<description><![CDATA[Tarihsel Bakımdan Denetim Toplumları Nedir? Foucault “disiplin toplumları”nı Onsekizinci ve Ondokuzuncu yüzyıllara yerleştirmişti. Bu toplumlar doruk noktalarına Yirminci Yüzyıl başlarında varmışlardı. Bu toplumlar, geniş ve yaygın kapatıp-kuşatma mekânları düzenlemeleriyle ayırdedilirler. Birey hiç durmadan, her biri kendi yasalarına sahip olan bir kuşatma mekânından öbürüne geçer; önce aile; sonra okul (“artık ailende &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fdenetim-toplumu-nedir-gilles-deleuze%2F&amp;linkname=Denetim%20Toplumu%20Nedir%3F%20%28Gilles%20Deleuze%29" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fdenetim-toplumu-nedir-gilles-deleuze%2F&amp;linkname=Denetim%20Toplumu%20Nedir%3F%20%28Gilles%20Deleuze%29" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fdenetim-toplumu-nedir-gilles-deleuze%2F&amp;linkname=Denetim%20Toplumu%20Nedir%3F%20%28Gilles%20Deleuze%29" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fdenetim-toplumu-nedir-gilles-deleuze%2F&amp;linkname=Denetim%20Toplumu%20Nedir%3F%20%28Gilles%20Deleuze%29" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fdenetim-toplumu-nedir-gilles-deleuze%2F&amp;linkname=Denetim%20Toplumu%20Nedir%3F%20%28Gilles%20Deleuze%29" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p><p><strong>Tarihsel Bakımdan Denetim Toplumları Nedir?</strong></p>
<p><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="670" data-permalink="https://www.yedipencere.com/denetim-toplumu-nedir-gilles-deleuze/gilles-deleuze/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/Gilles-Deleuze.jpg?fit=1200%2C600&amp;ssl=1" data-orig-size="1200,600" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;\u00a9 G\u00e9rard UFERAS \/ RAPHO&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;\u00a9 G\u00e9rard UFERAS \/ RAPHO&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;1&quot;}" data-image-title="Gilles-Deleuze" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/Gilles-Deleuze.jpg?fit=300%2C150&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/Gilles-Deleuze.jpg?fit=700%2C350&amp;ssl=1" class="alignleft size-full wp-image-670" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/Gilles-Deleuze.jpg?resize=700%2C350&#038;ssl=1" alt="" width="700" height="350" srcset="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/Gilles-Deleuze.jpg?w=1200&amp;ssl=1 1200w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/Gilles-Deleuze.jpg?resize=300%2C150&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/Gilles-Deleuze.jpg?resize=1024%2C512&amp;ssl=1 1024w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/Gilles-Deleuze.jpg?resize=700%2C350&amp;ssl=1 700w" sizes="auto, (max-width: 700px) 100vw, 700px" /></p>
<p>Foucault “disiplin toplumları”nı Onsekizinci ve Ondokuzuncu yüzyıllara yerleştirmişti. Bu toplumlar doruk noktalarına Yirminci Yüzyıl başlarında varmışlardı. Bu toplumlar, geniş ve yaygın kapatıp-kuşatma mekânları düzenlemeleriyle ayırdedilirler. Birey hiç durmadan, her biri kendi yasalarına sahip olan bir kuşatma mekânından öbürüne geçer; önce aile; sonra okul (“artık ailende değilsin“); ardından kışla (“artık okulda değilsin”); en sonunda da fabrika; arasıra hastane; olasılıkla hapishane, yani kapatılmış-kuşatılmış çevrenin en önde gelen örneği. Analojik bir model oluşturan hapishanedir burada; Rossellini’nin “Europa 51” filminin kadın kahramanlarından biri bazı işçileri işbaşında gördüğünde “mahkumlarla karşı karşıya olduğumu sandım” diye haykırabilir.</p>
<p>Foucault bu kapatıp-kuşatma çevrelerine ilişkin ideal projeyi parlak bir şekilde inceledi; özellikle fabrikalarda görüldüğü haliyle; yoğunlaştırma; mekân içinde dağıtım; zaman içinde sıralama; etkisi, parça parça kuvvetlerin toplamından daha büyük olacak bir üretken kuvveti zaman-mekân içinde kurmak… Ancak Foucault, bu modelin geçiciliğini de tanımıştı. Bu model, amaç ve işlevleri son derece farklı olan, üretimi örgütlemektense vergilendiren, hayatı idare etmektense ölümü yöneten “hükümranlık toplumları” modelini takip etmişti; geçiş zaman içinde gerçekleşti ve Napolyon, görüldüğü kadarıyla, bu modelin bir toplumdan başka bir topluma yayılarak geniş bir ölçek kazanmasını sağladı. Ama disiplinler de, sıraları gelince kendi bunalımlarıyla karşılaştılar ve bu hal, zamanla kurulan ve İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ivme kazanan yeni kuvvetlerin kârınaydı; bir disiplin toplumu, artık içinde olmadığımız, artık olmayı bıraktığımız şeydir.</p>
<p>Kapatıp-kuşatma mekânlarına ilişkin genelleşmiş bir bunalımın ortasındayız -hapishanede, hastanede, fabrikada, okulda ve ailede.- Aile de, diğer bütün “içeriler” -eğitsel, mesleki vs.- gibi kriz içinde bulunan bir “içerisi”dir. Görev ve yetki üstlenen idari mekanizmalar zorunlu olduğunu varsaydıkları reformları ilan etmeyi bir an olsun bırakmazlar: Eğitim kurumlarında reform, sanayide reform, hastanelerde reform, silahlı kuvvetlerde reform, hapishanelerde reform. Ama herkes, tam tükenişleri ne zaman gerçekleşecek olursa olsun, bu kurumların işlerinin bitik olduğunu biliyor. Yapılan aslında son ayinleri ifa etmek ve bu alanlarda istihdam edilen insanları, kapıyı çalacak yeni güçler yerlerine yerleşene dek beslemeyi sürdürmekten ibarettir. Bu yeni kuvvetler, disiplin toplumlarının yerini almakta olan “denetim toplumları“dır. “Denetim”, Foucault’nun pek yakın geleceğimiz olarak teşhis ettiği bu yeni canavara Burroughs’un taktığı addır. Paul Virilio da devamlı olarak kapalı bir sistemin zaman çerçevesinde işleyen eski disiplinlerin yerini daha şimdiden almış olan “serbestçe-kayan” denetimin ultra-hızlı biçimlerini incelemeyi sürdürüyor. Bu meyanda olağanüstü ecza ürünlerini, moleküler mühendisliği, genetik müdahaleleri anmaya bile gerek yok; ama bunlar bile yepyeni bir sürecin içine girdiğimizi işaretliyorlar. Hangi rejimin daha berbat olduğunu kendimize sorup durmanın pek bir anlamı yok, çünkü herbiri kendilerine özgü özgürleştirici ve köleleştirici güçlerin karşı karşıya geldikleri durumlardır. Sözgelimi, bir kapatıp-kuşatma mekanı olarak hastanenin bunalımında, “mahalle klinikleri”, “sağlıkevleri” ve “gündüz bakım” kuruluşları ilk başlarda biraz özgürlük tattırsalar da, kapatmanın en sertine bile taş çıkaracak denetim mekanizmalarına da katılabilirler. Korku ya da umut çare değildir; yeni silahlar bulmaya girişmek gerekir.</p>
<p><strong>Mantıksal Bakımdan Denetim Toplumları Nedir?</strong></p>
<p>Bireyin içinden geçtiği farklı kapatıp-kuşatma mekânlarında geçen mahpusluklar bağımsız değişkenlerdir: Her defasında sıfırdan başlandığı farzedilir ve bütün bu yerlerde ortak bir dil olsa da birbirlerine oranlanmaları analojiktir. Diğer taraftan, farklı denetim mekanizmaları birbirinden ayrılamaz çeşitlenmeler halindedirler ve dili sayısal olan (ikili olması gerekmez) değişken bir geometri sistemi oluştururlar. Kapatıp-kuşatmalar “öbek”ler, ayrı ayrı düzenlemeler halindedirler; oysa denetimler bir modülasyondur: Bir andan sonrakine sürekli olarak değişen kendini-bozup duran bir yığın, ya da bir noktadan ötekine sıçrayan cıva taneciklerinin oluşturduğu bir kütle gibi.</p>
<p>Bu durum, ücretler konusuna bakıldığında apaçıktır: Fabrika kendi iç güçlerini belli bir denge düzeyinde tutarak kuşatıp kapsayan bir gövdedir -üretimde azami, ücretlerdeyse asgari… Ama bir denetim toplumunda, korporasyon fabrikanın yerini almıştır. Korporasyon ise bir ruh, bir gazdır. Kuşkusuz fabrika da ödüllendirme ve teşvik sistemiyle tanışıktı, ama korporasyon her bireysel ücret üzerine bir modülasyon dayatma konusunda çok daha derinden işlemektedir; orada hüküm süren, meydan okumalarla, sürekli uyarılarla, yarışmalarla ve son derece gülünç grup ya da ekip seanslarıyla işleyen sürekli bir metastaz durumudur bu. Eğer en budalaca televizyon oyun şovları bile o kadar başarı kazanıyorsa, bunun nedeni korporasyondaki durumu büyük bir kesinlikle dışavurmalarıdır. Fabrika, bireyleri hem kitle içindeki herbir unsuru gözetim altında tutan patronun, hem de kitlesel bir direnişi seferber eden işçi sendikalarının lehine tek bir gövde olarak teşkil ediyordu; oysa korporasyon en sert tavırlı rekabeti ve karşıtlığı sağlıklı bir emülasyon biçimi, bireyleri birbirleriyle karşıtlaştıran ve herbirini katedip taa içlerinden bölen harika bir motivasyon gücü olarak sunmaktadır. “Yeteneğe göre ücret” adı verilen motivasyon prensibi milli eğitimleri kendine çekmekten geri kalmamıştır. Gerçekten de, nasıl korporasyon fabrikanın yerini alıyorsa, “sürekli eğitim” de “okul”un, denetimin sürekliliği ise sınavın yerini almaktadır. Okulu korporasyonun eline teslim etmenin en emin yolu da zaten budur.</p>
<p>Disiplin toplumlarında birey her zaman yeniden, hep yeniden başlamaktadır (okuldan kışlaya, kışladan fabrikaya), oysa denetim toplumlarında kimse herhangi bir şeyi bitirecek durumda değildir -korporasyon, eğitim sistemi, askeri hizmet, hepsi, evrensel bir deformasyon sistemine benzer tek ve aynı modülasyon içinde birarada varolan metastaz konumları gibidirler. Kendini daha o zamanlardan iki toplumsal oluşum tipi arasındaki odak noktasına yerleştirmiş olan Kafka, “Dava”da hukuki biçimlerin en korkutucusunu tasvir etmişti. Disiplin toplumlarının “görünüşte beraat”i (iki hapis arasındaki hal) ve denetim toplumlarının “sınırsız erteleme”si (sürekli değişim halinde). Bu ikisi, birbirinden çok farklı hukuki yaşam tarzlarıdır ve eğer hukukumuzun bizzat kendisi kriz içindeyse, tereddüt halindeyse bunun nedeni bir tarzı bırakıp ötekine dahil olmaya gitmemizdir. Disiplin toplumlarının iki kutbu vardır: Bireye işaret eden “imza” ve bireyin bir “kitle” içindeki konumunu işaretleyen sayı ya da idari rakam. Bunun nedeni disiplinlerin hiçbir zaman bu ikisi arasında bir uyumsuzluk görmemesi ve iktidarın hem bireyleştirmesi hem de biraraya massetmesidir. Yani iktidar, üzerinde iktidar icra ettiklerini bir gövde halinde oluşturmakta ve bu gövdenin her üyesinin bireyliğini öbeklemektedir. (Foucault bu ikili yükün kökenini rahibin çobanıl iktidarında -sürü ile hayvanların herbiri- görmüştü; ama sivil iktidar da kendi hesabına harekete geçmekte ve başka araçlardan faydalanarak kendini gündelik hayat “rahibi” kılmaktadır.) Oysa denetim toplumlarında, önemli olan artık bir imza ya da sayı değil, bir koddur: Kod bir “şifredir”; öte taraftan disiplin toplumları “parolalar” tarafından düzenlenirler (hem uyum sağlama hem de direniş açısından). Denetimin sayısal dili enformasyona erişimi onaylayan ya da reddeden kodlardan imal edilmiştir. Kendimizi artık kitle/birey çiftiyle uğraşır görmüyoruz. Bireyler bölünür hale gelirken, kitleler örneklemlere, verilere, piyasalara ya da “banka”lara dönüşmüşlerdir. İki toplum arasındaki farkı en iyi ifade eden şey belki de paradır, çünkü disiplin hep altını sayısal standart olarak kilitleyen yığılmış paraya başvurur geriye dönüp; oysa denetim bir standart kurlar toplamınca kurulan bir orana bağlı olarak değişip duran yüzergezer mübadele oranlarına bağlanmaktadır. Eski para midyedir, yani kapatıp-kuşatan bir ortamın hayvanı; oysa denetim toplumlarının hayvanı yılandır. Bir hayvandan diğerine, midyeden yılana geçmişiz. Yalnızca içinde yaşadığımız sistem açısından değil, yaşam tarzlarımız ve başkalarıyla ilişkilerimiz açısından da. Disiplin insanı, sürekli olmayan bir enerji üreticisiydi; denetim insanı ise dalgalıdır, yörüngededir, sürekli bir şebekenin içindedir. “Sörf” her yerde eski bildik “spor”ların yerini almıştır bile.</p>
<p>Her toplum tipiyle bir makina tipi kolayca eşleştirilebilir -makinalar belirleyici olduklarından değil, kendilerini üretip kullanabilen toplumsal biçimleri ifade ettikleri için. Eski hükümranlık toplumları basit makinalar kullanıyorlardı -kaldıraçlar, bucurgatlar, saatler; yakın zamanların disiplin toplumlarıysa enerjiyle çalışan makinalarla teçhizatlandılar -edilgin entropi, etkin sabotaj riskleriyle birlikte; denetim toplumlarıysa üçüncü türden makinalarla işliyorlar -bilgisayarlarla – ve tıkanma türünden edilgin, korsanlık ya da virüs bulaştırma türünden etkin tehlikelerle. Böyle bir teknolojik evrim, daha da derin bir açıdan, kapitalizmin bir mutasyonu olmalı; daha şimdiden iyi bilinen ya da tanıdık bir mutasyondur bu ve şöyle özetlenebilir: Ondokuzuncu yüzyıl kapitalizmi üretime ve mülkiyete yönelik bir yoğunlaşma, bir konsantrasyon kapitalizmiydi. Bu yüzden fabrikayı bir kapatıp-kuşatma ortamı olarak dikiyordu; kapitalist ise üretim araçlarının sahibiydi, ama giderek, analojiyle kavranabilecek öteki mekânların da sahibine dönüşecekti (işçinin aile evi, okul). Pazarlar ise kâh uzmanlaşmayla, kâh kolonileştirmeyle, kâh üretim maliyetlerini düşürme yoluyla fethedilecekti. Ama şu andaki durumda kapitalizm artık üretimle filan uğraşmamakta, onu sıklıkla Üçüncü Dünya’ya devretmektedir -karmaşık tekstil, metalürji ya da petrol üretimi de dahil olmak üzere. Bu bir üstün-düzey üretim kapitalizmidir. Artık hammadde satın alıp tamamlanmış ürünler satmamaktadır: Tamamlanmış ürünler satın almakta ve parçalarını monte etmektedir. Satmak istediği şey hizmetlerdir; almak istediği şey ise stoklar. Bu artık üretim için kapitalizm değil, ürün için kapitalizmdir; yani satılmak ve pazarlanmak için olan ürünün kapitalizmi. Bu yüzden, bu kapitalizm dağılımsaldır ve fabrika da yerini korporasyona devreder. Aile, okul, ordu, fabrika ise artık bir mülksahibine -devlet ya da özel güç- doğru çeken birbirlerinden ayrı ve analojiyle benzeşen mekânlar değildirler. Şimdi artık yalnız stok paylaşımcıları bulunan tek bir korporasyonun -deforme edilebilir ve dönüştürülebilir- kodlanmış figürleridirler. Sanat bile artık kapatıp-kuşatma mekânlarını bırakarak bankanın açık uçlu devrelerine dahil olmaktadır. Pazar fetihleri ise artık disiplinli eğitimle değil, tarayıcı denetimle, maliyetlerin düşürülmesinden çok mübadele oranlarının sabitleştirilmesiyle, üretimde uzmanlaşmadan çok ürünün dönüştürülmesiyle gerçekleştirilmektedir. Böylece çürüme ve yozlaşma yepyeni bir güç kazanır. Pazarlama, korporasyonun merkezi, hatta “ruhu” olmuştur. Bize korporasyonların bir ruhu olduğu öğretiliyor; bu dünyanın en dehşet verici haberi. Piyasaların işlemleri şimdi artık bir toplumsal denetim aracıdır ve efendilerimizin şerefsiz ekmeğidir. Denetim kısa-vadelidir ve devir adedi hızlıdır; ama aynı zamanda sürekli ve sınırsızdır; oysa disiplin süre bakımından kalıcı, sonsuz ve süreksizdir. İnsan artık kapatılmış insan değildir. Borç içindeki insandır. Kapitalizmin insanlığın, borçlanmak için çok yoksul, kapatmak içinse çok kalabalık dörtte üçünün aşırı sefaletini bir değişmez veri olarak tuttuğu ve sürdürdüğü doğrudur: Denetim sınırların aşınmasıyla ilgilenmemektedir yalnızca; gecekondulardaki ve gettolardaki patlamalarla da uğraşacaktır.</p>
<p><strong>Program Açısından Denetim Toplumu Nedir?</strong></p>
<p><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="671" data-permalink="https://www.yedipencere.com/denetim-toplumu-nedir-gilles-deleuze/deleuze/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/deleuze.jpg?fit=666%2C369&amp;ssl=1" data-orig-size="666,369" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="deleuze" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/deleuze.jpg?fit=300%2C166&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/deleuze.jpg?fit=666%2C369&amp;ssl=1" class="size-full wp-image-671 aligncenter" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/deleuze.jpg?resize=666%2C369&#038;ssl=1" alt="" width="666" height="369" srcset="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/deleuze.jpg?w=666&amp;ssl=1 666w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/deleuze.jpg?resize=300%2C166&amp;ssl=1 300w" sizes="auto, (max-width: 666px) 100vw, 666px" /></p>
<p>Açık bir ortamda ve herhangi bir anda her unsurun konumunu veren (rezervde bir hayvan, korporasyonda bir insan, elektronik bir kemer aracılığıyla) bir denetim mekanizması düşüncesi yalnızca bir bilim kurgu fikri değildir. Félix Guattari şöyle bir kent düşleyebiliyordu: Evinizi, sokağınızı, mahallenizi (bireye ait) elektronik kartınızla bariyerleri aşıp terkedebilirdiniz; ama aynı kart, belli bir gün, ya da belirli birkaç saat için çalışmaz durumda da olabilir; burada önemli olan bariyer değil, her kişinin konumunu -uygun mu uygunsuz mu- düzenleyen ve evrensel bir modülasyonu gerçekleştiren bilgisayardır.</p>
<p>İş başındayken denetim mekanizmalarının sosyo-teknolojik incelenmesi kategorik olmalı ve bunalımları her yerde ilan edilen disipliner kapatım-kuşatım yerlerinin yerine daha şimdiden geçmekte olan yenilikleri anlatmalıdır. Önceki hükümranlık toplumlarından ödünç alınacak eski yöntemlerin geri dönüp ön plana çıkmaları mümkündür -ama zorunlu değişikliklerle. Önemli olan bir şeylerin henüz başlangıcında olmamızdır. “Hapishane sistemi”nde, hiç değilse küçük suçlar için, “yerine geçen” cezalar bulma ve mahkum edilen kişiyi, belli saatlerde elektronik bir kemer aracılığıyla evinde tutma girişimleri. “Okul sistemi”nde, sürekli denetim biçimleri, sürekli eğitimin okul üzerindeki etkisi, buna bağlı olarak bütün üniversite araştırma faaliyetinin ortadan kaldırılarak, “korporasyon”un bütün okullaşma düzeylerine hakim kılınması. “Hastane sistemi”nde, hasta insanları tekilleştiren ve risklere maruz bırakan, bunu yaparken hiç de bireyleştirmeye başvurmayacak –şimdiden önerenlerin söylemeye başladıkları gibi-, aksine bireyin ya da sayısal gövdenin yerine denetimde tutulacak “bölünebilir” bir materyelin kodunu yerleştirecek, “doktorsuz ve hastasız” yeni tıp. “Korporasyon sistemi”nde ise: Eski fabrika biçimini katetmeden para, kâr ve insan dolaştırmanın yeni yolları. Bunlar çok ufak örnekler; ama kurumların bunalımı denince ne anlaşılması gerektiğini daha iyi anlayabilmeyi sağlıyorlar: Yeni bir tahakküm sisteminin ilerleyici ve yaygın kuruluş süreci. En önemli sorulardan biri birlik ve sendikaların etkisizliği ile ilgili olacaktır: Bunlar disiplinlere ve kapatıp-kuşatma mekânlarına karşı verdikleri mücadelenin tarihinin bütününe bağlılar; acaba uyum mu sağlayacaklar yoksa denetim toplumlarına karşı yeni direniş biçimlerine mi bırakacaklar yerlerini? Gelmekte olan, pazarlamanın keyiflerini tehdit edebilecek direniş biçimlerini kaba çizgileriyle daha şimdiden kavrayabilir miyiz? Çok sayıda genç insan “motive” edilmekten gururlanmakta, çıraklık ve sürekli eğitim talep etmektedir. Neye hizmet etmekte olduklarını keşfetmek onlara düşer; disiplinlerin amacını, zorluklarla da olsa, keşfetmiş olan büyükleri gibi. Bir yılanın kıvrımları, bir midyenin yuımuşak ipliklerinden bile daha karmaşıktır.</p>
<p>Gilles Deleuze<br />
Sociétés de controle L’Autre Journal, 1992, Paris. English.<br />
Türkçesi: Ulus Baker</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fdenetim-toplumu-nedir-gilles-deleuze%2F&amp;linkname=Denetim%20Toplumu%20Nedir%3F%20%28Gilles%20Deleuze%29" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fdenetim-toplumu-nedir-gilles-deleuze%2F&amp;linkname=Denetim%20Toplumu%20Nedir%3F%20%28Gilles%20Deleuze%29" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fdenetim-toplumu-nedir-gilles-deleuze%2F&amp;linkname=Denetim%20Toplumu%20Nedir%3F%20%28Gilles%20Deleuze%29" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fdenetim-toplumu-nedir-gilles-deleuze%2F&amp;linkname=Denetim%20Toplumu%20Nedir%3F%20%28Gilles%20Deleuze%29" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fdenetim-toplumu-nedir-gilles-deleuze%2F&amp;linkname=Denetim%20Toplumu%20Nedir%3F%20%28Gilles%20Deleuze%29" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p>]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">669</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Beklenen Çocuklar</title>
		<link>https://www.yedipencere.com/beklenen-cocuklar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Kübra Karaca]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2017 19:14:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Yasinler]]></category>
		<category><![CDATA[beklenen çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih`i olsunlar. İstenirdi. Şeyh Şamiller]]></category>
		<category><![CDATA[İzzetbegoviçler]]></category>
		<category><![CDATA[Mursiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yedipencere.com/?p=653</guid>

					<description><![CDATA[Medine çocukları vardı birde. Peygamberin yanı başında koşuşturan cennetteki meleklerdi onlar. Rüzgar esintilerinin arasında Mescid-i Nebi yolcularıydılar. Ellerinde seccade, başlarında takke, gözleri yerde, elleri kalplerinde yürürlerdi. Girdiler mi cennet bahçesine, kokusunu almadan çıkmazlardı. Hani yeşil kubbede taş olmaya razı gibi, hani mescidin kapısına çarpan taş olacakmış gibi, hani kıyafetindeki yama &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fbeklenen-cocuklar%2F&amp;linkname=Beklenen%20%C3%87ocuklar" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fbeklenen-cocuklar%2F&amp;linkname=Beklenen%20%C3%87ocuklar" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fbeklenen-cocuklar%2F&amp;linkname=Beklenen%20%C3%87ocuklar" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fbeklenen-cocuklar%2F&amp;linkname=Beklenen%20%C3%87ocuklar" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fbeklenen-cocuklar%2F&amp;linkname=Beklenen%20%C3%87ocuklar" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p><h1></h1>
<p style="text-align: left;">Medine çocukları vardı birde. Peygamberin yanı başında koşuşturan cennetteki meleklerdi onlar. Rüzgar esintilerinin arasında Mescid-i Nebi yolcularıydılar. Ellerinde seccade, başlarında takke, gözleri yerde, elleri kalplerinde yürürlerdi. Girdiler mi cennet bahçesine, kokusunu almadan çıkmazlardı.</p>
<p>Hani yeşil kubbede taş olmaya razı gibi, hani mescidin kapısına çarpan taş olacakmış gibi, hani kıyafetindeki yama olmak ister gibiydi sevgileri. Yağmur damlalarınca tane tane inen nurlar çıkardı gökyüzünde. Ayrı bir huzurdu, ayrı bir umuttu.</p>
<p>Evet ümidin adıydı Medine çocukları. Temizdi duyguları. Saftı beklentileri. Cihad için hurma dağıtırlardı. Su verirlerdi. Filizleri ağaç olurdu belki. Ağızlarının kenarındaki tebessümle içlerine çekerlerdi havayı. Huzur dolardı göğüsleri. Öyle bakarlardıki ileriye Mescid-i Haramı görürlerdi sanki.</p>
<p>Çocuktular. İstenirdi ki ibret makamınca durulu Uhud dağının haykırışlarında birer Hamza olsunlar. İstenirdiki geleceğin Selahaddin`i Fatih`i olsunlar. İstenirdi. Şeyh Şamiller, İzzetbegoviçler, Ahmet Yasinler, Mursiler tükendikçe yenilerinin gelmesi beklenirdi.</p>
<p>Özellerdi, güzellerdi. Öyleki şeytan taşlamasında birer çakıl taşıydılar. Mekke`ye giden yolda ihram inceliğindeydiler.</p>
<p>Ve belki, Kudüs muhafızı olmaya hazır ve nazırdılar.</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fbeklenen-cocuklar%2F&amp;linkname=Beklenen%20%C3%87ocuklar" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fbeklenen-cocuklar%2F&amp;linkname=Beklenen%20%C3%87ocuklar" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fbeklenen-cocuklar%2F&amp;linkname=Beklenen%20%C3%87ocuklar" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fbeklenen-cocuklar%2F&amp;linkname=Beklenen%20%C3%87ocuklar" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fbeklenen-cocuklar%2F&amp;linkname=Beklenen%20%C3%87ocuklar" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p>]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">653</post-id>	</item>
		<item>
		<title>&#8220;Filmime Porno’dan Daha Zararlı Gibi Davranıldı&#8221;</title>
		<link>https://www.yedipencere.com/filmime-pornodan-daha-zararli-gibi-davranildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Dec 2016 19:57:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Film Eleştirileri]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetmenler]]></category>
		<category><![CDATA[Allah’ın Elçisi: Muhammed]]></category>
		<category><![CDATA[Mecid Mecidi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yedipencere.com/?p=641</guid>

					<description><![CDATA[Geçtiğimiz ay vizyona giren “Allah’ın Elçisi: Muhammed” filminin yönetmeni Mecid Mecidi filmin vizyondan kalkmasına bir hafta kala Türkiye’ye geldi. Filmin Türkiye’de vizyona girmesinin ardından Yedi Pencere’ye konuşan Mecid Mecidi tartışma yaratan Hz. Muhammed filminin devamını çekip çekmeyeceğini, yapılan eleştirileri ve Türk seyircisinin ilgilisini Yedi Pencere’ye değerlendirdi. Mecidi, “Filmimle ilgili Türkiye’de &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Ffilmime-pornodan-daha-zararli-gibi-davranildi%2F&amp;linkname=%E2%80%9CFilmime%20Porno%E2%80%99dan%20Daha%20Zararl%C4%B1%20Gibi%20Davran%C4%B1ld%C4%B1%E2%80%9D" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Ffilmime-pornodan-daha-zararli-gibi-davranildi%2F&amp;linkname=%E2%80%9CFilmime%20Porno%E2%80%99dan%20Daha%20Zararl%C4%B1%20Gibi%20Davran%C4%B1ld%C4%B1%E2%80%9D" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Ffilmime-pornodan-daha-zararli-gibi-davranildi%2F&amp;linkname=%E2%80%9CFilmime%20Porno%E2%80%99dan%20Daha%20Zararl%C4%B1%20Gibi%20Davran%C4%B1ld%C4%B1%E2%80%9D" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Ffilmime-pornodan-daha-zararli-gibi-davranildi%2F&amp;linkname=%E2%80%9CFilmime%20Porno%E2%80%99dan%20Daha%20Zararl%C4%B1%20Gibi%20Davran%C4%B1ld%C4%B1%E2%80%9D" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Ffilmime-pornodan-daha-zararli-gibi-davranildi%2F&amp;linkname=%E2%80%9CFilmime%20Porno%E2%80%99dan%20Daha%20Zararl%C4%B1%20Gibi%20Davran%C4%B1ld%C4%B1%E2%80%9D" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p><p>Geçtiğimiz ay vizyona giren “Allah’ın Elçisi: Muhammed” filminin yönetmeni Mecid Mecidi filmin vizyondan kalkmasına bir hafta kala Türkiye’ye geldi. Filmin Türkiye’de vizyona girmesinin ardından Yedi Pencere’ye konuşan Mecid Mecidi tartışma yaratan Hz. Muhammed filminin devamını çekip çekmeyeceğini, yapılan eleştirileri ve Türk seyircisinin ilgilisini Yedi Pencere’ye değerlendirdi. Mecidi, “Filmimle ilgili Türkiye’de iki türlü eleştiri vardı. İlki sanatsal, ikincisi siyasiydi. Siyasi eleştiriler Sünni-Şii çatışmasını tetikleyen çizgideydi. <b>Hatta eleştirmenlerden biri, porno filmlerinden beter film çekmişim gibi davrandı ve izlenmemesi gerektiğini duyurdu</b>” dedi ve ekledi. “Filmin Türkiye dışındaki gösterimlerinde Hz. Muhammed’in sesi vardı. Burada sadece altyazıda verilmiş” dedi.</p>
<p><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="642" data-permalink="https://www.yedipencere.com/filmime-pornodan-daha-zararli-gibi-davranildi/1237753_620x410/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/1237753_620x410.jpg?fit=620%2C410&amp;ssl=1" data-orig-size="620,410" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="1237753_620x410" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/1237753_620x410.jpg?fit=300%2C198&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/1237753_620x410.jpg?fit=620%2C410&amp;ssl=1" class="aligncenter wp-image-642 size-full" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/1237753_620x410.jpg?resize=620%2C410" width="620" height="410" srcset="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/1237753_620x410.jpg?w=620&amp;ssl=1 620w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/1237753_620x410.jpg?resize=300%2C198&amp;ssl=1 300w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sami AKBIYIK / İSTANBUL</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Öncelikle Türkiye’ye hoş geldiniz. </b><b>Filmin gişesinden memnun musunuz?</b></p>
<p>Değilim. İran’da 5 milyon izlendi. Türkiye’de de 2 milyonun üzerinde izlenmesi bekliyordum. Yaklaşık 500 bin izleyiciye ulaşmasına şaşırdım. Ama bu bir dönem için çekilmiş film değil, Mustafa Akad’ın Çağrı filmi gibi yıllar sonra da izlenmeye devam edilecek. Filmi Mısır ve Suudi Arabistan’ın yasaklaması Müslümanlarda ön yargı oluşturdu. Türkiye’deki tartışmalar Sünni-Şii ayrımı çizgisindeydi. Bunlar gişeyi büyük oranda etkiledi.</p>
<p><b>&nbsp; <img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="644" data-permalink="https://www.yedipencere.com/filmime-pornodan-daha-zararli-gibi-davranildi/1_d/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/1_d.jpg?fit=700%2C1000&amp;ssl=1" data-orig-size="700,1000" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="1_d" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/1_d.jpg?fit=210%2C300&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/1_d.jpg?fit=700%2C1000&amp;ssl=1" class="alignleft size-full wp-image-644" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/1_d.jpg?resize=700%2C1000" alt="" width="700" height="1000" srcset="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/1_d.jpg?w=700&amp;ssl=1 700w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/1_d.jpg?resize=210%2C300&amp;ssl=1 210w" sizes="auto, (max-width: 700px) 100vw, 700px" /></b></p>
<p><b>Vizyona girdiği yerlerde toplam gişesi kaçtı?</b></p>
<p>Film Dünya’nın birçok ülkesinde yeni vizyona girmeye başladı. Türkiye’de 4 haftadır vizyonda, Irak’ta 10 gündür. Bu hafta Azerbaycan’da girecek. Gişelerle ilgili yorum yapmak için çok erken.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Filmle ilgili yapılan eleştirileri takip ettiniz mi? </b></p>
<p>Türkiye’de iki türlü eleştiri vardı. İlki sanatsal, ikincisi siyasiydi. Siyasi eleştiriler Sünni-Şii çatışmasını tetikleyen çizgideydi. Hatta eleştirmenlerden biri, porno filmlerinden beter film çekmişim gibi davrandı ve izlenmemesi gerektiğini duyurdu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Filmin </b><b>Sünni-Şii çerçevesinde tartışılmasından rahatsız olduğunuza göre filmi bir mezhep için değil, tüm Müslümanlar için çektiğinizi söyleyebilir miyiz?</b></p>
<p>Hayır. Hz. Muhammed alemlere gönderilen bir peygamberdi. Filmi ne Sünniler için, ne Şiiler için ne de sadece Müslümanlar için çektim. Bu film, insanlığı gönderilmiş bir önderin çocukluğundan merhamet dolu olan hikayesi. Ben de bütün insanlığa Hz. Muhammed’i tanıtmak için çektim.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Filmi çekmeden önce alimlerden oluşan bir ekiple 10 ciltlik kitap hazırlandığınız ve o kaynak kitaptaki bilgilerle filmi çektiğiniz doğru mu?&nbsp; </b></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hayır, Hz. Muhammed filmiyle ilgili araştırmayı bizzat ben yaptım. Tabii alimlere danıştım. Sünni ve Şii kaynakları inceleyerek yaptım. Sünni kaynaklardan İbn-i Hişam Ve Taberi’nin siyerlerinden yararlandım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Diyanet İşleri Başkanlığı filminizi gösterime girmeden önce izleyip onayladı mı?</b></p>
<p>Filmim vizyona girmeden Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’le görüştüm. Birikimli ve Aydın olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de vizyona girmeden önce dağıtımcı firma filmi, Diyanet yetkililerine izlettiğini ve onayını aldıklarını söylüyor.</p>
<p><b>&nbsp;</b></p>
<p><b>Peki neden onaylamadıklarını belirten bir açıklama yaptılar?</b></p>
<p>Ben Diyanet’in filme soğuk baktığını düşünmüyorum. Eleştirmenlerin yaptıkları sert eleştirilerin ardından olaya politik yaklaşmak durumunda kaldılar ve mesafeli olduklarını anlatan bir açıklama yaptılar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Filmin üçleme olduğu ve önümüzdeki günlerde devamını da çekeceğiniz konuşuluyor, doğru mu? </b></p>
<p>Hayır. Tek filmdi. Devamı olmayacak. Ancak İran’da bu film için platoya tarihi bir set kurdum. Bunun sadece Hz. Muhammed filmi için kurmadım. Bütün İslam sineması filmlerini gelsinler burada çeksinler diye kurdum. İslami film sektörünün gelişmesi için kurdum. Buradan bütün Müslüman yönetmenleri filmlerini çekmeye bu sete davet ediyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Eleştirmenlerden bazıları Hz. Muhammed filmi İran devletinin projesiydi dedi. Hakikaten proje miydi? Devlet mi çektirdi size?</b></p>
<p>Hayır. Filmi sipariş üzerine değil, Hz. Muhammed’e karşı yapılan karikatürle karşı çektim. Kimseden teklif almadım. Kendi isteğimle yaptım.</p>
<p><b>&nbsp;<img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" data-attachment-id="643" data-permalink="https://www.yedipencere.com/filmime-pornodan-daha-zararli-gibi-davranildi/mecid-mecidi-filmloverss/" data-orig-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/mecid-mecidi-filmloverss.jpg?fit=720%2C400&amp;ssl=1" data-orig-size="720,400" data-comments-opened="1" data-image-meta="{&quot;aperture&quot;:&quot;0&quot;,&quot;credit&quot;:&quot;&quot;,&quot;camera&quot;:&quot;&quot;,&quot;caption&quot;:&quot;&quot;,&quot;created_timestamp&quot;:&quot;0&quot;,&quot;copyright&quot;:&quot;&quot;,&quot;focal_length&quot;:&quot;0&quot;,&quot;iso&quot;:&quot;0&quot;,&quot;shutter_speed&quot;:&quot;0&quot;,&quot;title&quot;:&quot;&quot;,&quot;orientation&quot;:&quot;0&quot;}" data-image-title="mecid-mecidi-filmloverss" data-image-description="" data-image-caption="" data-medium-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/mecid-mecidi-filmloverss.jpg?fit=300%2C167&amp;ssl=1" data-large-file="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/mecid-mecidi-filmloverss.jpg?fit=700%2C389&amp;ssl=1" class="alignleft size-full wp-image-643" src="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/mecid-mecidi-filmloverss.jpg?resize=700%2C389" alt="" width="700" height="389" srcset="https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/mecid-mecidi-filmloverss.jpg?w=720&amp;ssl=1 720w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/mecid-mecidi-filmloverss.jpg?resize=300%2C167&amp;ssl=1 300w, https://i0.wp.com/www.yedipencere.com/wp-content/uploads/mecid-mecidi-filmloverss.jpg?resize=700%2C389&amp;ssl=1 700w" sizes="auto, (max-width: 700px) 100vw, 700px" /></b></p>
<p><b>Peki filmin bütçesi olan 30 milyonu nasıl karşıladınız?</b></p>
<p>Ezilenler Vakfı olarak bilinen Mustazaflar Vakfı’nı bütçesiyle çektim. O vakıf sadece sivillerden oluşan bir vakıf. Devletle hiçbir yakınlığı bulunmuyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Türkiye’de peygamberin sesini duymadık. Konuşmaları altyazıyla verildi. Her yerde böyle miydi?</b></p>
<p>Hayır, İran ve diğer ülkelerdeki gösterimlerde Hz. Muhammed’in sesi ve konuşmaları duyuluyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Eleştirmenlere cevap vermek istediğiniz var mı?</b></p>
<p>Hz. Muhammed filmimin tarihi ve teknik kusurları olabilir.<b> </b>Filmimi yasaklayan ve gidilmemesini önerenlere 3 sorum var.<b></b></p>
<p>1- Dünya’da İslam denince inanmayan birçok kişinin aklına DEAŞ gelirken doğru İslam’ı anlatmak için ne yapmalıydım?</p>
<p>2- Filmimi acımasızca eleştirenlere soruyorum, doğru İslam’ı ve doğru örneği Hz. Muhammed filmiyle değil de neyle anlatabilirdim?</p>
<p>3- Filmi yasaklayanlar ve izlemeyin diyenler merhamet dini İslam’ın tanıtılması için ne yaptılar?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><b>Teşekkürler. </b></p>
<p>Ben teşekkür ederim.</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Ffilmime-pornodan-daha-zararli-gibi-davranildi%2F&amp;linkname=%E2%80%9CFilmime%20Porno%E2%80%99dan%20Daha%20Zararl%C4%B1%20Gibi%20Davran%C4%B1ld%C4%B1%E2%80%9D" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Ffilmime-pornodan-daha-zararli-gibi-davranildi%2F&amp;linkname=%E2%80%9CFilmime%20Porno%E2%80%99dan%20Daha%20Zararl%C4%B1%20Gibi%20Davran%C4%B1ld%C4%B1%E2%80%9D" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Ffilmime-pornodan-daha-zararli-gibi-davranildi%2F&amp;linkname=%E2%80%9CFilmime%20Porno%E2%80%99dan%20Daha%20Zararl%C4%B1%20Gibi%20Davran%C4%B1ld%C4%B1%E2%80%9D" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Ffilmime-pornodan-daha-zararli-gibi-davranildi%2F&amp;linkname=%E2%80%9CFilmime%20Porno%E2%80%99dan%20Daha%20Zararl%C4%B1%20Gibi%20Davran%C4%B1ld%C4%B1%E2%80%9D" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Ffilmime-pornodan-daha-zararli-gibi-davranildi%2F&amp;linkname=%E2%80%9CFilmime%20Porno%E2%80%99dan%20Daha%20Zararl%C4%B1%20Gibi%20Davran%C4%B1ld%C4%B1%E2%80%9D" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p>]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">641</post-id>	</item>
		<item>
		<title>Nietzsche’nin Kadınları</title>
		<link>https://www.yedipencere.com/nietzschenin-kadinlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Nov 2016 22:02:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[Friedrich Nietzsche’yle Anılar]]></category>
		<category><![CDATA[Mario Leis]]></category>
		<category><![CDATA[Nietzsche]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yedipencere.com/?p=634</guid>

					<description><![CDATA[Bir kadın bir erkekten daha iyi anlar çocukları; ama bir erkek daha çocuksudur “Çocukluğumun ilk yıllarını kapsayan dönemi çok az biliyorum; bu dönemle ilgili bana anlatılmış olanları ise burada aktarmak istemiyorum. Muhakkak ki fevkalade birer anne babaya sahiptim, özellikle de bu kadar mükemmel bir babanın, ölümüyle, bir yandan beni baba &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fnietzschenin-kadinlari%2F&amp;linkname=Nietzsche%E2%80%99nin%20Kad%C4%B1nlar%C4%B1" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fnietzschenin-kadinlari%2F&amp;linkname=Nietzsche%E2%80%99nin%20Kad%C4%B1nlar%C4%B1" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fnietzschenin-kadinlari%2F&amp;linkname=Nietzsche%E2%80%99nin%20Kad%C4%B1nlar%C4%B1" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fnietzschenin-kadinlari%2F&amp;linkname=Nietzsche%E2%80%99nin%20Kad%C4%B1nlar%C4%B1" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fnietzschenin-kadinlari%2F&amp;linkname=Nietzsche%E2%80%99nin%20Kad%C4%B1nlar%C4%B1" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p><blockquote><p>Bir kadın bir erkekten daha iyi anlar çocukları; ama bir erkek daha çocuksudur</p></blockquote>
<blockquote class="tr_bq"><p>“Çocukluğumun ilk yıllarını kapsayan dönemi çok az biliyorum; bu dönemle ilgili bana anlatılmış olanları ise burada aktarmak istemiyorum. Muhakkak ki fevkalade birer anne babaya sahiptim, özellikle de bu kadar mükemmel bir babanın, ölümüyle, bir yandan beni baba desteğinden ve aile yaşantımızı idare etmesinden bizi mahrum bıraktığına, diğer yandan ise ruhuma ciddi ve gözlemci kişiliğimin ilk tohumlarım ektiğine hiç kuşkum yok, Belki de babamın ölümü ile birlikte gelişme dönemim boyunca hiç erkek gözetiminde bulunamayışımın bana zararları olmuştur.</p></blockquote>
<p>&nbsp;</p>
<div>Nietzsche gerçekten bir kadın düşmanı mıydı? Yoksa aslında kadınlara nasıl yaklaşacağını bir türlü bilemeyen utangaç bir adam mı? En büyük aşkından annesine kadar yaşamında dönüm noktası olmuş tüm kadınlar… Nietzsche’ nin kişisel mektuplarıyla özel hayatına açılan bu pencere, kadınlara olan bakış açısını, onların karşısındaki duruşunu ve çektiği aşk acılarını açığa çıkarıyor.</div>
<div></div>
<table class="tr-caption-container" cellspacing="0" cellpadding="0" align="center">
<tbody>
<tr>
<td><img data-recalc-dims="1" loading="lazy" decoding="async" class="alignnone" src="https://i0.wp.com/4.bp.blogspot.com/-scbzbL6Am_k/WCzo5DcDjNI/AAAAAAAAE04/4U2aQUiypRsKxkhXMC_kld0Etgu1BQVBgCLcB/s640/1055.jpg?resize=640%2C382&#038;ssl=1" width="640" height="382" border="0"></td>
</tr>
<tr>
<td class="tr-caption">FRIEDRICH NIETZSCHE</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<div>“Beni Hepsi Seviyor”</div>
<div></div>
<div>“Kadınlara mı gidiyorsun? Kırbacını unutma!” Friedrieh Nietzsche ve kadınlar söz konusu olduğunda hiç tereddütsüz kötü ün salmış bu iki cümle akla gelir ki, ünlü filozof Böyle Buyurdu Zerdüşt adlı eserinde bu sözleri yaşlı bir kadının ağzından söylemektedir. Filozof, yüzyıldan fazla bir zamandır kadın düşmanı olarak damgalanmakta ve Böyle Buyurdu Zerdüşt’ün başka bölümlerinde de kadın kimliği benzer biçimlerde aşağılanmaktadır: Her şeye rağmen Nietzsche’yi tek bir bakış açısından değerlendirmek ona büyük haksızlık olacaktır; nitekim düşünür, aynı eserinde, bambaşka ifadelerle kadın olgusunu tanrısallaştırmaktadır da. Filozofun kadın dünyasıyla olan gergin ilişkisi ile ilgili ilk anlamlı izlenim, yıllarca dostu olan Paul Deusscn’in anlattıklarıdır: Friedrich Nietzsche’yle Anılar (1901) adlı kitabında, birlikte öğrenim gördükleri Bonn’da yaşadıkları bir olayı şöyle aktarmaktadır: “Nietzsche, Şubat 1865’de bir gün tek başına Köln’e gitmişti. Oradaki bir görevli rehberliğinde kentin önemli mekânlarını gezmiş, daha sonra da rehberine, bir restorana gitmek istediğini söylemiş: Fakat rehber onu pek de hoş gözle bakılmayan bir eve götürmüş. Ertesi gün Nietzsche bana orada gördüklerini şöyle anlatmıştı: “Kendimi birdenbire yaldızlı kıyafetlere ve tüllere bürünmüş, bana işveli gözlerle bakan onca yaratığın arasında buldum. Afallamış bir halde bir süre durdum, sonra içgüdüsel olarak doğruca, çevremdeki ruhu olan tek varlıkmış gibi görünen piyanonun başına koştum ve tuşlarına basmaya başladım. Bana bakmayı bıraktılar ve ben de özgürlüğüme kavuştum.”</div>
<div></div>
<div>Klasik Filoloji ve İlahiyat öğrenimi gören yirmi bir yaşındaki bu genç öğrenci, istemeden bir geneleve gitmiş, erotik ve baştan çıkartıcı olan bu yaldızlı dünyaya tek kelime bile etmeden sırlını dönmüştür, iç güdüleriyle hareket etmiş ve sanata sığınmıştır. Yalnızca sanat, bu hayasız “yaratıkların” tehdidinden genç adamı koruyabilecektir. Nicizschc’nin sanatı tercih etmesi küçümsenmemelidir. Müziğin Ruhundan Tragedya’mu Doğuşu adlı eserinde, yaşam felsefesini önemle vurgulamaktadır: (…) Evren ve varoluş yalnızca estetik fenomenler olarak varlıklarını sonsuza kadar haklı çıkarırlar. Friedrich Nictzsche’nin acı bir Şekilde tecrübe edeceği gibi estetiğe dair bu önemli şartını hiçbir kadın yerine getiremeyecektir; buna karşın sanat vazgeçilmez olduğunu ispatlayacaktır.</div>
<div></div>
<div>Nietzsche her defasında kadınlardan kaçıp “sanatçının” ve “filozofun” Fildişi kulesine sığınmaktadır. Şen Bilin adlı eserinde ve “Kadınlar ve Uzağa Olan Etkileri” adlı aforizmasında kaçışının amaçlarına değinmektedir: Ben erkek kendi gürültüsünün ve yarattığı eserlerin yangınlarının tam ortasında durduğunda, yanından kayıp giden sessiz ve mucizevi varlıklar görecek, onların sahip olduğu huzur ve sükunete gıpta edecektir, onlar kadınlardır. Bu kadınların varlıklarında, kendisinin neredeyse daha iyi bir suretinin yaşadığım düşünecektir: sükûnetin hu mekânlarında, en gürültülü deniz yangınları bile hır ölüm sesizliğine bürünecek ve yaşamın kendisi, yaşamla ilgili bir rüyaya dönüşecektir, Ancak! Ancak! Benim aziz hayalperestim, en güzel yelkenlide bile ne kadar çok ses ve gürültü vardır ve maalesef ne de sefil gürültülerdir bunlar. Kadınların sihri ve en güçlü etkileri, filozofların dilinden konuşmak gerekirse, “actio in distans,” yani uzun mesafeden etki sağlayabilmeleridir. Ve bu kavramın içinde ilk önde gelen ve en önemli olan şe mesafedir!</div>
<div></div>
<div>Nietzsche’ye bu sözleri söyleten tecrübedir; çünkü yaşam mekanizmasının işleyişinin ve temel estetik ihtiyacını karşılamasının, kız kardeşi gibi kavgacı kadınların sefilane kuru gürültülerinin tehdidi altında bulunduğunu biliyordu. Belki de Nietzsche gerçek yaşamda kadınlara kendini ifade edemeyecek kadar çaresiz ve özgüvenden yoksun olduğunun farkındaydı.</div>
<div></div>
<div>Bunu özellikle kadıncıklar çok iyi bilmektedir: Özgüvenden yoksun ve yüzeysel erkekler onların umurlarında bile olmaz.</div>
<div></div>
<div>Ancak gerçekle, Nietzsche’nin konuya yaklaşımı böylesi tarafsız ve salt felsefi bir tutumda değildir. Zaman zaman gerçek yaşamda varlığını sürdüren şehvet duygusunun şeytani tuzakları karşısında, nefsine yenik düşmektedir. Filozof, kadınlardan ve hatta erkeklerden bile uzak durmamıştır. Kadınlarla yakın temasa geçmiş olduğu kuşku götürmez. 1865 yılının Ekim ayından itibaren öğrenim gördüğü Lcipzig’de de aynı olayın olduğu tahmin edilmekle birlikte, Cenova ya da Nizza’daki genelevlerden birinde frengi hastalığını kaptığı bilinmektedir. Nietzsche eserinde, fuhuşun resmi bir kimlik kazanması gerektiğini sık sık vurgulmaktadır; bu savın temelinde ise erotik düşüncelerin olduğu kuşku götürmez.</div>
<div></div>
<div>Cinselliğe karşı dini bir yaklaşımının olduğunu düşünmek yanlış olur. Tam tersine cinsellik konusunda daha aydınca bir anlayışı savunmaktadır. Bunu yaparak kendisine de zarar vermiş olan toplumsal baskıların ve kısıtlamaların tümüne tepkisini göstermektedir. Örneğin Deccal adlı eserinde, erotik özgürlüğe olan inancını dile getirmiştir: İffet üzerine verilen vaaz, tabiata aykırı olmaya yönelik açıkça yapılan toplumsal bir kışkırtmadır. Cinsel yaşama yönelik her kınama, bu kavramın “kirli” tanımıyla her defasında kirletilmesi, yaşamın kutsal ruhuna karşı işlenen asıl günahtır. Nietzsche, yaşamı boyunca Hıristiyanlığın toplumu empoze ettiği bu “insan doğasına aykırı olma” olgusuna karşı mücadele vermiştir. Ancak sonunda, 19. yüzyıl aşk anlayışını alt edemeyeceğini anlamıştır. Bunu “Kadınlık iffetinden” başlıklı aforizması açıklar. Nietzsche burada “terbiyeli kadınların yetiştirilme tarzını” eleştirmektedir: Bütün dünya onların şehvetle ilgili konularda mümkün olduğunca bilgisiz yetiştirilmeleri ve benzer kavramları ima eden her şeye karşı derin bir utancın, tahammülsüzlüğün ve bunlardan her zaman kaçma arzusunun, ruhlarına işlenmesi gerektiği konusunda hemfikirdir. Ya sonra! Her şeyin üstünde tuttukları, en çok özledikleri evlilik olgusu ile re onun aracılığıyla korkunç bir yıldırımın çarpması gibi hakikatin ve bilginin içine savrulacak, aşkın ve utancın çelişkisini göreceklerdir. Hazzı, teslimiyeti, görev sorumluluğunu, merhameti. Tanrı’yla hayvanın beklenmedik alakalarım fark etmekten dolayı duydukları korkuyu ve kimbilir daha neferi aynı anda hissetmek zorunda kalacaklar!</div>
<div></div>
<div>Hakikatte oluşan ise, kendi dengini arayan bir ruhun kördüğüm olmasıdır. Kadınların böyle bir bilmecenin çözümüne, ya da böyle bir çözümün bilmecesine nasıl ulaştıklarını ve bu sırada zıvanadan çıkmış zavallı ruhlarında ne kadar ürkütücü ve derinlere uzanan şüphelerin canlandığını en bilge insan sarrafının merhametli merakı bile tahmin etmeye yetmez.(…) Ardından gelen, tıpkı daha önceki gibi aynı derin sessizlik: Çoğunlukla kendine karşı bir suskunluk ve kendi gözlerinin içine bakamamazlık.</div>
<div></div>
<div>Bu ruh düğümlenmesini Friedrich Nietzsche de çözümleyemez; çünkü içinde bulunduğu çağın cinselliğe karşı düşmanlığı felsefi eleştirilere karşı dokunulmazdır. Nietzsche için bunun anlamı, en mahrem ihtiraslarını ancak gizlice yaşayabilecek olmasıdır; tabii beraberlerinde getirecekleri karmaşayla birlikte. Friedrich Nietzsche’nin kadınlara karşı tutuk tavrının temelleri, çağının toplumsal ahlâk yapısının içinde ve de çocukluğunda oluşmuştur. Filozof, 15 Ekim 1844’te, Lcipzig yakınlarında küçük bir köy olan Röcken’de dünyaya gelmiştir. Bir protestan papazı olan babası Cari Ludvvig Nietzsche’nin 3 Temmuz 1849’daki ölümünün ardından, 1850 yılında ailece Naumburg’a göç ederler. Friedrich orada, tam altı kadın tarafından sıkı bir gözetim altına alınır: Annesi Franziska Nietzsche. kızkardeşi Elisabeth, babaannesi Erdmuthe Nietzsche, iki bekâr halası Rosalie ve Augustc Nietzsche ayrıca Mine diye çağırdıkları ev hizmetkârları Wilhelmine Arnold ile altılı grup tamamlanmaktadır.</div>
<div></div>
<div>Kadınların evdeki hakimiyetleri ve babasının erken Ölümü, delikanlıyı derinden etkiler. 1858 yılından itibaren ünlü bir yatılı okul olan Pforla Koleji’nde okuyan Nietzsche 1864 yazında, henüz yetersiz ama son derece anlamlı olan Benim Hayatım başlıklı bir otobiyografi yazar. Kitabında kendi değerlendirmesini yapmıştır: Çocukluğumun ilk yıllarını kapsayan dönemi çok az biliyorum; bu dönemle ilgili bana anlatılmış olanları ise burada aktarmak istemiyorum. Muhakkak ki fevkalade birer anne babaya sahiptim, özellikle de bu kadar mükemmel bir babanın, ölümüyle, bir yandan beni baba desteğinden ve aile yaşantımızı idare etmesinden bizi mahrum bıraktığına, diğer yandan ise ruhuma ciddi ve gözlemci kişiliğimin ilk tohumlarım ektiğine hiç kuşkum yok, Belki de babamın ölümü ile birlikte gelişme dönemim boyunca hiç erkek gözetiminde bulunamayışımın bana zararları olmuştur.</div>
<div></div>
<div>Fricdrieh, babasını hayranlıkla savunurken, kadınlardan oluşan ev halkını eleştirmektedir. Evde hüküm süren son derece disiplinli ve muhafazakâr yönetim düşünüldüğünde, bu durum pek de şaşırtıcı değildir. Nietzsche on dört yaşına basıp Pforta Koleji’ne gittiğinde bile Naumburg’un sofuluk derecesindeki erdem anlayışına bağlılığı sıkı gözetim altında tutuluyordu. Halası Rosalie’dcn 1863’te aldığı bir mektup bunu ispatlar nitelikledir: “(…) ve iraden insani ve Tanrısal düzene ne çok kez boyun eğmek zorunda kalacaktır (gerçi bu bütün yaşamın boyunca böyle olmalı ama öğrenciyken bu daha da zordur, değil mi?) ve şehvetin gücünü, Tanrı’nın sana bahşettiği diyanetti kalbinin ve de ruhunun gücüyle yenmelisin! Sevgili Fritz! Sana bunun için Tanrı’nın yardımını diliyorum! Tanrı’nın varlığını her zaman içinde hisset ve mücadelende zafer kazanıp itaat edebildiğinde ve derslerinde başarılı olduğunda, yüce Tanrı’nın her zaman seninle olduğunu ve sana yardım etliğini daima söylemelisin!”</div>
<div></div>
<div>Nietzsche, iyi bir dindar olabilmesi için kendisine dayatılan bu öğretileri, gittikçe daha gönülsüz bir şekilde yerine getirmektedir. Sonraları yazdıklarıyla, “İnsani ve Tanrısal düzeni” yerle bir edecektir. Bütün bunların sonucunda, “şehvetin gücü”nü bastırmasının sebebi artık salt dini nedenler değildir. Ünlü filozof, cl sürülmemiş cinselerotik duygularını başka alanlara yünlendirmiştir. Nietzsche’nin bu teşebbüslerinde kullandığı maskeler çok yönlüdür. Böylece yaşamı boyunca tabiri caizse “hevesi kursağında kalmışlığın” çeşitli hallerini tecrübe edecektir.</div>
<div></div>
<div>Yetiştirilme tarzından gelen Naumburg’un katı davranış kurallarıyla, cinsel dürtülerini dengelemek zorunda olduğu için Nietzsche’nin erotik patlamalarını anlamak doğrusu zaman zaman güçleşmektedir. İçindeki çatışmaları akılcı bir şekilde aşması her zaman mümkün olmamaktadır. Nietzsche, aldığı katı ve muhafazakâr terbiyeden hiçbir zaman kurtulamamıştır. Matta yetişkin bir erkekken bile özellikle annesi ve kız-kardeşi işin içindelerse, öğrendiği kalıplara girmesi gerektiğini düşünmekledir. Hiç kuşku yok ki, ilahi ahlâkın bütün kısıtlamaları. Nietzsche’nin içine kazınmıştır. Onlardan kurtulamamakta ve bunu her denediğinde sonuç tam bir felaket olmaktadır.</div>
<div></div>
<div>Psikanalitik anlamda bir katarsisin bu durumda asla mümkün olamayacağı tanısını koyan da bizzat Nietzsche’den başkası değildir. 1862’nin Paskalya tatilinde on yedi yaşındaki bir Pforta Öğrencisiyken yazdığı Kader ve Tarih başlıklı kompozisyonunda, bu ikilemi kesin bir dille teşhis eder: (…) çocukluğumuzda edindiğimiz izlenimler, ebeveynlerimizin üzerimizdeki etkileri ve yetiştirilme tarzlarımızın kökleri içimizde o kadar derinlere kök satmıştır ki, sahip olduğumuz bazı katı ön yargılarımızı mantıksal nedenlerle ya da salt istediğimiz için içimizden söküp atmak o kadar da kolay değildir. (…) bireysel yürekliliğimizin ve cüretkârlığımızın hisleri: bütün bunlar, sonucu belirsiz bir mücadele içinde savaşırlar ancak acı tecrübeler ve hüzün dolu hadiseler, en sonunda kalbimizi o eski çocuk inancımıza geri götürür. Öğrenci, geleceği görürcesine kesin bir problemin tanımım yapmıştır: mantığın ve iradenin, “yetiştirilme tarzı” ve “alışkanlığın gücü” karşısında hiçbir şansı yoktur.</div>
<div></div>
<div>Genç öğrenci her şeye rağmen bu ahlâk hapishanesinden kurtulmanın yollarını arar; çünkü içinde duyduğu vicdan azabı artık neredeyse dayanılmaz boyutlara ulaşmıştır:</div>
<div></div>
<div></div>
<blockquote><p>Bilmiyorum neyi sevdiğimi, Huzurum hiç kalmadı Bilmiyorum neye inandığımı Ya da niye yaşadığımı?</p></blockquote>
<div>Artık kendisi için hayati önem taşıyan bir strateji uygulayarak, içinde bulunduğu bu krizi az çok başarılı bir şekilde atlatabilmiştir: İnanılmaz bir iştahla Antik Edebiyata merak sarmıştır; çünkü orada şehvet birçok yönüyle yaşanmaktadır. Genç öğrenci, yazarak ve çeviriler yaparak Naumburg’unkine taban tabana zıt bir dünyaya yakınlaşmaktadır. Edinmeye başladığı bu kültürün olgunlaşmasıyla ilgili serüvenlerini şöyle betimlemiştir: Klasik araştırmalara yönelik zaafım da giderek arıyordu. Başta Platon ve en sevdiğim eseri Syntposion olmak üzere Sofokles, Eşil ve diğer Yunanlı şairlerin bende bıraktıkları ilk izlenimleri, her zaman en hoş hatıralarım arasında yad ediyorum. Bu arada dinle uzaktan yakından hiç alakası olmayan bir tanrıyla tanışır: Dionysos, şarabın, zevkin ve eğlencenin tanrısı, Nietzsche zaman zaman ondan kopsa da bu tanrı onu bir gölge gibi takip eder. Nietzsche, Dionysos aracılığıyla, gerçekte yaşayamamakla birlikte, bütün şehvetini yazmak suretiyle gün ışığına çıkarabiliyordu. 1889 yılındaki ruhsal çöküşünden kısa bir süre Önce de tekrar Dionysos’un müridleri arasına girmiştir: Dionysos adlı filozofun çırağıyım ben, kutsal biri olmaktansa satir olmayı tercih ederim.</div>
<div></div>
<div>Nietzsche felsefe yaparak, şiir yazarak ve müzikle uğraşarak, cinsel ihtiraslarını yıllar boyunca kontrol altında tutmayı başarmıştır. Yazmak, onun için artık hayati bir önem taşımaktadır. 1 Temmuz 1877’de Mahvida von Meysenburg’a yazdığı bir mektupta varoluşuyla ilgili bu ön koşula şöyle işaret eder: Bu mürekkep denilen madde iğrenç bir şey ve kendi rızamla hayatıma girdi. Ona da hile katmışlar ve dünyadaki bütün yiyecekler sahte, ama mürekkep bizim için yine de iyi bir gıdadır.</div>
<div></div>
<div>Neredeyse 18 yaşına gelen lise öğrencisi, artık Yunanlı idollerinden arınmış olarak yazı masasında harikalar yaratmaya başlamıştır. Nietzsche, 28 Temmuz 1862’de sınıf arkadaşı Raimund Granier’e mektup yoluyla bir hikâye taslağım gönderir. Hikâyenin başlığı iLitphorion’dur. Ancak burada söz konusu olan, Goethe’nin Faust’ta betimlediği gibi hayalperest bir Euphorion değildir. Tam tersine, edebi yazıları hiçbir değer içermedikleri için, Nietzsche ağır bir krizin pençesine düşmüştür:</div>
<div></div>
<div></div>
<blockquote class="tr_bq"><p>Odamda ölüm sessizliği var sadece kalemimin kâğıt üstündeki hışırtısını duyuyorum çünkü yazarak düşünmeyi çok seviyorum. (…) önümde, kara kalbimi içinde boğabileceğim bir mürekkep kutusu, boğazımı kesmeye alışabileceğim bir makas, kendimi temizleyebileceğim müsveddeler ve bir de lazımlık var. Karşı dairede zaman zaman ziyaret ettiğim ve iffetli halinde huzur bulduğum bir rahibe oturuyor. Onu çok iyi tanıyorum, baştan aşağı bütün ayrıntılarıyla, hatla kendimden daha iyi. Eskiden zayıf ve güçsüz rahibeydi o bense doktordum ve onun kısa zamanda şişmanlamasını sağladım.</p></blockquote>
<div></div>
<div>Okur burada, hiçbir antik maske, aldatmaca ya da engel olmaksızın, Nietzsche’nin karanlık iç dünyasını tüm çıplaklığıyla görebilir. Evine kapanmış, intiharın eşiğindeki bu depresif genç, uydurma bir tıp kılıfına gizlenmiş olarak, bir rahibeyi kötü emellerine alet etmektedir. Bir papazın iyi terbiye görmüş oğlu için böylesi bir fantezi tam bir fiyaskodur. Fakat hepsi bu kadarla bitmiyor. Rahibenin erkek kardeşi de aynı biçimde, sonunda elden ayaktan düşünceye kadar, hayali bir tecavüze uğramaktadır. Erkek kardeşi de onunla birlikte oturuyor ve ikisi geçici bir evlilik yaşıyorlar. Delikanlı benim için fazla şişman ve fazla küçüklü; onu zayıflattım, sonunda tam bir cesede döndü. Bugünlerde ölecek ki bu bana büyük keyif veriyor çünkü onu en ince ayrıntısına kadar inceleyebileceğim. Nietzsche, eşcinsel aşkı sık sık konu edinmiştir. Platon’un Synıposion adlı eserini yere göğe sığdıramaması boş yere değildir.</div>
<div></div>
<div>Ancak Friedrich Nietzsche. kendi eseri Etiphoriona, Platon’dan esinlendiği “Aşk İdolü”ne, hatırı sayılır miktarda sadist eğilimli fantezilerini de katmıştır. Bu taslak, iç dünyasına ilişkin daha birçok ipucu yakalamaya olanak sağlar. Euphorion acılar içinde kıvranıyordu ve inliyordu çünkü omuriliği kuruluğu hastalığından muzdaripti. O zamanki yaygın inanışa göre, omuriliğinin kuruması, haddinden fazla yapılan mastürbasyonun işaretiydi.</div>
<div></div>
<div>Ancak Nietzsche’nin tehlikeli cinsel teşebbüsleri, protestan vicdanı tarafından zaptediliyordu. Mektubunda Granier’e, ilk bölümü tamamladıktan sonra iğrendiğini ve bütün yazdıklarım imha ettiğini bildiriyordu. Bunun yerine arkadaşına bambaşka şeyleri iki tane ilahiyi sunuyordu. İlahilerden birinin ilk kıtası, boyunca günaha girmiş vc tekrar Tann’ya dönmek arzusunda olan genç öğrencinin ruh haliyle ilgili olarak aydınlatıcıdır:</div>
<div></div>
<div></div>
<blockquote class="tr_bq"><p>Korkuyorum günahlardan<br />
Gecenin dipsiz karanlığından<br />
Ve bakmak istemem geri<br />
Bırakamam seni<br />
Gecelerde korkmuş ve üzgün<br />
Sana bakarım ve tutmak isterim<br />
Seni…</p></blockquote>
<div></div>
<div>Lâkin Friedrich Nietzsche sonraki yıllarda hep yeniden yenilecektir. Belki de bunun sebebi, sözkonusu karşı cins olunca, kendini zaman zaman aşağılamasıdır, örneğin Ecce Homo’ta şu oldukça tuhaf pasaj gibi: Kadıncıkları tanıdığımı burada söylemeye cüret edebilir miyim? Bu, Dionysos’ım bana bahşettiği drahomanın içinde bir yetenektir. Kimbilir? Belki de ben, sonsuz dişiliğin ilk psikoloğuyumdur. Beni hepsi seviyor eski bir hikâye: kaile alınmayan “bahtsız” kadınlar, doğurganlık becerilerini kaybetmiş olan “eşitlikçi” olanlar… Kendimi parçalatmak istemediğim için şanslıyım: her şeyiyle dişi olan kadın severse, parçalar… Ben bu sevimli azgınları tanıyorum… Ah, ne tehlikeli, ne sinsi küçük bir yırtıcı hayvan! Ve bununla beraber ne kadar da hoş!”</div>
<div></div>
<div>Mario Leis</div>
<div>Nietzsche’nin Kadınları</div>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fnietzschenin-kadinlari%2F&amp;linkname=Nietzsche%E2%80%99nin%20Kad%C4%B1nlar%C4%B1" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fnietzschenin-kadinlari%2F&amp;linkname=Nietzsche%E2%80%99nin%20Kad%C4%B1nlar%C4%B1" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fnietzschenin-kadinlari%2F&amp;linkname=Nietzsche%E2%80%99nin%20Kad%C4%B1nlar%C4%B1" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fnietzschenin-kadinlari%2F&amp;linkname=Nietzsche%E2%80%99nin%20Kad%C4%B1nlar%C4%B1" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=https%3A%2F%2Fwww.yedipencere.com%2Fnietzschenin-kadinlari%2F&amp;linkname=Nietzsche%E2%80%99nin%20Kad%C4%B1nlar%C4%B1" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a></p>]]></content:encoded>
					
		
		
		<post-id xmlns="com-wordpress:feed-additions:1">634</post-id>	</item>
	</channel>
</rss>
