<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>yerbilimleri.com</title>
	<atom:link href="https://yerbilimleri.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://yerbilimleri.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 09 Mar 2026 12:51:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>
	<item>
		<title>Yanardağların (Volkanların) İklim Üzerindeki Etkisi</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/yanardaglarin-volkanlarin-iklim-uzerindeki-etkisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Aug 2025 11:19:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Volkanoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1768</guid>

					<description><![CDATA[Yanardağlar, iklim değişikliğini etkileyebilir. Büyük patlamalı volkanik püskürmeler sırasında, devasa miktarlarda volkanik gaz, aerosol damlacıkları ve kül stratosfere yayılır. Külün büyük bir bölümü hızla zemine düşer ve birkaç gün ila birkaç hafta içinde tamamen atmosferden temizlenir. Külün iklim değişikliği üzerindeki etkisi küçüktür. Ancak kükürtdioksit gibi volkanik gazlar küresel soğumaya yol açabilirken, sera gazı olan karbondioksit...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Yanardağlar, iklim değişikliğini etkileyebilir. Büyük patlamalı volkanik püskürmeler sırasında, devasa miktarlarda volkanik gaz, aerosol damlacıkları ve kül stratosfere yayılır. Külün büyük bir bölümü hızla zemine düşer ve birkaç gün ila birkaç hafta içinde tamamen atmosferden temizlenir. Külün iklim değişikliği üzerindeki etkisi küçüktür. Ancak kükürtdioksit gibi volkanik gazlar küresel soğumaya yol açabilirken, sera gazı olan karbondioksit küresel ısınmaya katkıda bulunabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sülfat Aerosolleri: İklimi Soğutabilir ve Ozon Tabakasını İnceltebilir</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Volkanik püskürmelerle stratosfere yayılan piroklastikler ve volkan gazları, iklim üzerinde en çok kükürtdioksitin sülfürik aside dönüşmesiyle etkili olur. Bu asit, stratosferde hızla yoğunlaşarak ince sülfat aerosolleri oluşturur. Bu aerosoller, Güneş’ten gelen radyasyonun önemli bir kısmını uzaya yansıtarak Dünya&#8217;nın alt atmosferi (troposfer) soğutmasını sağlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son yüzyılda birkaç volkanik püskürme, Dünya yüzeyindeki ortalama sıcaklıkta 1 ila 3 yıl boyunca °F ölçeğinde yaklaşık 0,5° düşüşe yol açmıştır. <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/1991_eruption_of_Mount_Pinatubo" data-type="link" data-id="https://en.wikipedia.org/wiki/1991_eruption_of_Mount_Pinatubo" target="_blank" rel="noreferrer noopener">15 Haziran 1991&#8217;de Pinatubo Dağı&#8217;nda meydana gelen püskürme</a>, 20. yüzyılın en büyüklerinden biriydi. Metrik ölçekte 20 milyon tonluk kükürtdioksit bulutu, 20 milden (yaklaşık 32 km) daha yüksek bir irtifaya ulaşıp stratosfere yayıldı. Bu, 1978’den beri uydularla yapılan gözlemlerden bu yana stratosferde saptanan en büyük kükürtdioksit bulutu olarak kayıtlara geçti. Her ne kadar <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/1815_eruption_of_Mount_Tambora" data-type="link" data-id="1https://en.wikipedia.org/wiki/1815_eruption_of_Mount_Tambora" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Tambora (1815)</a> ve <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/1883_eruption_of_Krakatoa" data-type="link" data-id="https://en.wikipedia.org/wiki/1883_eruption_of_Krakatoa" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Krakatau (1883)</a> kadar büyük olmasa da, 20. yüzyıldaki stratosferik aerosol bozulmaları içinde en kapsamlısıydı. Patlamadan sonraki üç yıl boyunca Dünya yüzeyinde en fazla yaklaşık 0,72°C (1,3 °F) soğumaya neden oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Laki" data-type="link" data-id="https://en.wikipedia.org/wiki/Laki" target="_blank" rel="noreferrer noopener">1783–1784 yıllarında İzlanda’daki Laki çatlağında meydana gelen patlamalar</a>la yaklaşık 120 milyon metrik ton kükürtdioksit atmosfere salındı. Bu miktar, Pinatubo’nun yaklaşık altı katıdır. Her iki patlama süre ve tür bakımından farklı olsa da, atmosfere salınan kükürtdioksit Avrupa ve Kuzey Amerika’da benzer sürelerde ve benzer düzeyde bölgesel soğumaya neden oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yanardağlar İnsan Faaliyetlerinden Daha Fazla Karbondioksit Salıyor mu? -Hayır</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Karbondioksit, iklim değişikliğinin başlıca sorumlusu kabul edilen sera gazıdır. Volkanik püskürmelerde açığa çıkan kükürtdioksitin küresel soğumaya yol açtığı görülse de, aynı süreçte salınan karbondioksitin küresel ısınmaya neden olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2010 yılında insan kaynaklı karbondioksit salımı yaklaşık 35 Gt olarak tahmin edilmiştir. Araştırmalar, günümüzdeki karasal ve denizaltı yanardağlarının CO₂ salımının, insan kaynaklı salımların %1’inden daha az olduğunu göstermektedir. Geçmişte bazı yoğun volkanik CO₂ patlamalarının küresel ısınmaya ve kitlesel yok oluşlara neden olduğu düşünülse de, bu hâlâ bilimsel tartışma konusudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm etkin karasal ve denizaltı yanardağları için yayınlanmış küresel CO₂ salım tahminleri yıllık 0,13 ile 0,44 Gt arasında değişir. Bu, 2010’daki yaklaşık 35 Gt’luk insan kaynaklı salımlara kıyasla 80–270 kat daha düşüktür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyük volkanik püskürmeler gerçekten önemli miktarlarda CO₂ salabilir. <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/1980_eruption_of_Mount_St._Helens" data-type="link" data-id="https://en.wikipedia.org/wiki/1980_eruption_of_Mount_St._Helens" target="_blank" rel="noreferrer noopener">1980’deki Saint Helens patlaması</a>yla yalnızca 9 saatte yaklaşık 10 milyon ton CO₂ yayılmıştır. Buna karşılık, günümüzde insanlık bu miktarı yalnızca 2,5 saatte salmaktadır. Bu tür patlamalar nadir ve her ~10 yılda bir meydana gelirken, insan kaynaklı salımlar sürekli ve artarak sürmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzde, volkanik kaynaklı karbondioksit emisyonlarının belirsizliklerinin azaltılması ve tahminlerin geliştirilmesi için yoğun çalışmalar devam ediyor. Buna rağmen, volkan gazı bilimcileri arasında insan kaynaklı salımların volkanik salımları açık bir şekilde aştığı konusunda neredeyse tam bir görüş birliği bulunuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha fazla bilgi için USGS bilim insanı Terrence M. Gerlach’ın Amerikan Jeofizik Birliği’nin (<em>AGU</em>) <em>Eos</em> dergisindeki &#8220;<a href="https://volcanoes.usgs.gov/vsc/file_mngr/file-154/Gerlach-2011-EOS_AGU.pdf" data-type="link" data-id="https://volcanoes.usgs.gov/vsc/file_mngr/file-154/Gerlach-2011-EOS_AGU.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Volkanik ve Antropojenik Karbondioksit Karşılaştırması</a>&#8221; başlıklı makalesi incelenebilir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img fetchpriority="high" decoding="async" width="800" height="613" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/08/vhp_img3273.jpg" alt="" class="wp-image-1769" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/08/vhp_img3273.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/08/vhp_img3273-300x230.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/08/vhp_img3273-768x588.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Volkanik gazlar, atmosferle çeşitli şekillerde tepkimeye girer; kükürtdioksitin (SO₂) sülfürik aside (H₂SO₄) dönüşümü, iklim üzerinde en önemli etkiye sahiptir. Kaynak: McGee vd. 1997&#8217;den uyarlayan USGS (2025).</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>USGS. 2025.&nbsp;<a href="https://www.usgs.gov/programs/VHP/volcanoes-can-affect-climate" data-type="link" data-id="https://www.usgs.gov/programs/VHP/volcanoes-can-affect-climate" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Volcanoes Can Affect Climate</a>, USGS Volcano Hazards Program</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Atıf</strong><br>USGS. 2025. <a href="https://yerbilimleri.com/yanardaglarin-volkanlarin-iklim-uzerindeki-etkisi/" data-type="link" data-id="https://yerbilimleri.com/yanardaglarin-volkanlarin-iklim-uzerindeki-etkisi/">Yanardağların (Volkanların) İklim Üzerindeki Etkisi</a>, çev. Güler, B.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CEIP: Dünya Çapında Jeotermal Enerjinin Atılımı Konferansı</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/ceip-dunya-capinda-jeotermal-enerjinin-atilimi-konferansi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Aug 2025 20:02:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etkinlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1743</guid>

					<description><![CDATA[10 Temmuz 2025&#8217;te, Vaşington&#8217;da, Carnegie Uluslararası Barış Vakfı (Carnegie Endowment for International Peace, CEIP) tarafından Dünya Çapında Jeotermal Enerjinin Atılımı Konferansı (Geothermal Energy&#8217;s Global Breakthrough) gerçekleştirildi. Jeotermal enerji bir dönüm noktasına geldi. Eskiden yalnızca belirli jeolojik koşullar altında sınırlı alanlarda üretilebilen bu enerji kaynağı, artık yerkabuğunun her yerinden temiz enerji ve ısı üretme potansiyeline sahiptir....]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">10 Temmuz 2025&#8217;te, Vaşington&#8217;da, Carnegie Uluslararası Barış Vakfı (Carnegie Endowment for International Peace, CEIP) tarafından Dünya Çapında Jeotermal Enerjinin Atılımı Konferansı (<a href="https://carnegieendowment.org/events/2025/06/unlocking-geothermal-conference" data-type="link" data-id="https://carnegieendowment.org/events/2025/06/unlocking-geothermal-conference" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Geothermal Energy&#8217;s Global Breakthrough</a>) gerçekleştirildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Jeotermal enerji bir dönüm noktasına geldi. Eskiden yalnızca belirli jeolojik koşullar altında sınırlı alanlarda üretilebilen bu enerji kaynağı, artık yerkabuğunun her yerinden temiz enerji ve ısı üretme potansiyeline sahiptir. Amerikan kaya gazı devrimini mümkün kılan hidrolik çatlatma ve sondaj teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde, jeotermalin küresel enerji talebindeki yeri önemsiz bir düzeyden çıkıp, yenilenebilir enerji potansiyeli bakımından güneş enerjisinin hemen arkasına yerleşti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">CEIP’in Sürdürülebilirlik, İklim ve Jeopolitik Programı, yeni nesil jeotermal teknolojiler ve bu alandaki küresel fırsatların ele alındığı ilk konferansı düzenledi. Konferansta sektör liderleri, devlet yetkilileri, sivil toplum temsilcileri ve <a href="https://www.iea.org/reports/the-future-of-geothermal-energy" data-type="link" data-id="https://www.iea.org/reports/the-future-of-geothermal-energy" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Uluslararası Enerji Ajansı&#8217;ndan</a> uzmanlar görüşlerini paylaştı. Ayrıca, CEIP’in &#8220;<a href="https://carnegieendowment.org/research/2025/07/unlocking-global-geothermal-energy-pathways-to-scaling-international-deployment-of-next-generation-geothermal" data-type="link" data-id="https://carnegieendowment.org/research/2025/07/unlocking-global-geothermal-energy-pathways-to-scaling-international-deployment-of-next-generation-geothermal" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Dünya Çapında Jeotermal Enerjinin Kilidini Açmak</a>&#8221; başlıklı raporunun bulguları da kamuoyuyla paylaşıldı. Raporda kullanılan veriler, Project InnerSpace&#8217;nin <a href="https://geomap.projectinnerspace.org" data-type="link" data-id="https://geomap.projectinnerspace.org" target="_blank" rel="noreferrer noopener">GeoMap</a> adlı jeouzamsal veritabanından alınmıştır.<br><br>CEIP&#8217;in hazırladığı <a href="https://carnegie-production-assets.s3.amazonaws.com/static/files/McBride%20et%20al_Geothermal%20Energy_final-3.pdf" data-type="link" data-id="https://carnegie-production-assets.s3.amazonaws.com/static/files/McBride%20et%20al_Geothermal%20Energy_final-3.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Unlocking Global Geothermal Energy: Pathways to Scaling International Deployment of Next-Generation Geothermal</a> adlı raporu .pdf formatında indirebilirsiniz.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="450" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/08/carnegie_geothermal.jpg" alt="" class="wp-image-1756" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/08/carnegie_geothermal.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/08/carnegie_geothermal-300x169.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/08/carnegie_geothermal-768x432.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">CEIP’in Youtube sayfasında paylaşılan oturumların videolarını izleyebilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">CEIP&#8217;in Araştırma Sunumu ve Bir Sonraki Amerikan Sondajı Devrimi: Yeni Nesil Jeotermal Paneli</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Geothermal Energy&#039;s Global Breakthrough | Session 1" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/xsdVwV8PpAA?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Yerin Derinliklerine Sondaj: Son Derece Tehlikeli Sıcaklığa Sahip Akışkan Kaynakların Uzun Dönem Potansiyeli Paneli</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Geothermal Energy&#039;s Global Breakthrough | Session 2" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/8z_aw_2X-Y8?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Jeotermal Ortaklıklar: İşbirliği İçin Küresel Bir Bakış Açısı Paneli</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Geothermal Energy&#039;s Global Breakthrough | Session 3" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/N0rYUd_Ks1E?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fukuşima’da Radyoaktif Kirlenmeye Maruz Kalan Toprağın Dekontaminasyon Süreci</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/fukusimada-radyoaktif-kirlenmeye-maruz-kalan-topragin-dekontaminasyon-sureci/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jul 2025 08:55:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeokimya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1721</guid>

					<description><![CDATA[11 Mart 2011&#8217;de Mw=9 büyüklüğündeki Tohoku depreminin tetiklediği tsunami, Fukuşima Daiçi Nükleer Santrali&#8216;nde büyük hasara ve ardından yıkıcı bir çekirdek erimesine yol açtı. Bu olayın ardından santralden sızan radyoaktif maddeler çevreye yayıldı. O tarihten bu yana Japon hükümeti, radyoaktif kirliliğin çevre üzerindeki etkilerini azaltmak amacıyla dekontaminasyon ve rehabilitasyon çalışmalarını sürdürmektedir. Bu kapsamda, geri dönüşüm amacıyla...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">11 Mart 2011&#8217;de <a href="https://yerbilimleri.com/11-mart-2011-japonya-depremi-gun-suresini-kisaltmis-olabilir/" data-type="link" data-id="https://yerbilimleri.com/11-mart-2011-japonya-depremi-gun-suresini-kisaltmis-olabilir/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Mw=9 büyüklüğündeki Tohoku depremi</a>nin tetiklediği tsunami, <a href="https://yerbilimleri.com/fukusima-kazasindan-sonra-nukleer-enerji-politikasi/" data-type="link" data-id="https://en.wikipedia.org/wiki/Fukushima_nuclear_accident" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Fukuşima Daiçi Nükleer Santrali</a>&#8216;nde büyük hasara ve ardından yıkıcı bir çekirdek erimesine yol açtı. Bu olayın ardından santralden sızan radyoaktif maddeler çevreye yayıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O tarihten bu yana Japon hükümeti, radyoaktif kirliliğin çevre üzerindeki etkilerini azaltmak amacıyla dekontaminasyon ve rehabilitasyon çalışmalarını sürdürmektedir. Bu kapsamda, geri dönüşüm amacıyla santral yakınındaki açık hava depolama alanlarında 14 milyon metreküp düşük seviyede radyoaktif toprak biriktirilmiştir. Japon halkı ise radyoaktif kirlilikten arındırılmış toprağın yeniden kullanımına ilişkin kaygılarını sürdürmektedir. Hükümete göre, topraktaki radyoaktif sezyum içeriğinin kilogram başına 8.000 bekerel&#8217;i (Bq/kg) geçmemesi, yeniden kullanım için yeterli kabul edilmektedir. Bu sınır, arındırılmış toprağın yakınında bulunan bireylerin maruz kalabileceği yıllık ek radyasyon dozunun 1 milisievert&#8217;i (mSv/yıl) aşmaması amacıyla belirlenmiştir. Bu değer, uluslararası halk sağlığı açısından maruz kalınan radyasyon standardıyla örtüşmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">19 Temmuz 2025’te, Japonya Başbakanlık Ofisi’nin ön bahçesindeki çim alanda ilk deneme gerçekleştirildi. Fukuşima’dan getirilen, dekontamine edilmiş ancak hâlâ düşük düzeyde radyoaktivite içeren iki metreküp toprak, bahçede 60 santimetre derinliğe temel malzeme olarak serilmiş; üzerine ise en az 20 santimetre kalınlığında normal toprak örtülmüştür. Bu uygulama, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından onaylanan <a href="https://josen.env.go.jp/en/recycling/" data-type="link" data-id="https://josen.env.go.jp/en/recycling/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">bakanlık güvenlik yönergeleri</a>ne dayanmaktadır. Ayrıca, kullanılan toprağın santral sahasının içinden alınmadığı belirtilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gömülen topraktaki radyoaktif sezyum yoğunluğu, kilogram başına 6.400 bekerel&#8217;dir ve bu değer hükümetin yeniden kullanım standardı dâhilindedir. Çevre Bakanlığı, ön bahçe çevresindeki radyasyon seviyelerini haftada bir ölçerek sonuçları resmi internet sitesinde yayımlayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hükümet, nihai bertaraf hacmini olabildiğince azaltmak amacıyla düşük seviyede radyoaktif toprakları kamu altyapı projeleri ve benzeri çalışmalarda kullanmayı planlamaktadır. Yasa gereği, Fukuşima Eyaleti’nde dekontaminasyon sırasında kaldırılan toprak, geçici depolamayı takiben 2045 yılına kadar eyalet dışına taşınarak bertaraf edilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bakanlık yetkilileri, ilk kez uygulanan bu yöntem ile kamuoyunda dekontamine toprağın kullanımına yönelik endişelerin azalmasını umduklarını ifade etmiştir. Ancak verilen güvencelere rağmen, kamuoyunda ciddi bir huzursuzluk devam etmektedir. Hükümet, daha önce Tokyo ve çevresindeki bazı kamu parklarında bu toprağın çiçekliklerde denenmesine yönelik planlarını, kamuoyundan gelen tepkiler üzerine iptal etmek zorunda kalmıştı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="450" height="421" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/fukushima_toprak.jpg" alt="" class="wp-image-1724" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/fukushima_toprak.jpg 450w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/fukushima_toprak-300x281.jpg 300w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" /><figcaption class="wp-element-caption">Kontamine toprağın serildiği alan üstte gösterilmiştir. Alttaki çizimde ise, gri renkle gösterilen bahçedeki temiz toprak ile kahverengiyle gösterilen Fukuşima’dan getirilen düşük seviyede kontamine toprağın, geri dönüşüm modeli yer almaktadır. Görüntü: Japon Çevre Bakanlığı</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>AP. 2025. <a href="https://apnews.com/article/japan-fukushima-radioactive-soil-reuse-ishiba-2051abad89c15a5560a9ec06a7ce1282" data-type="link" data-id="https://apnews.com/article/japan-fukushima-radioactive-soil-reuse-ishiba-2051abad89c15a5560a9ec06a7ce1282" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Slightly radioactive Fukushima soil is used at Japanese prime minister’s office to prove safety</a><br>NHK. 2025. <a href="https://www3.nhk.or.jp/nhkworld/en/news/20250719_06/" data-type="link" data-id="https://www3.nhk.or.jp/nhkworld/en/news/20250719_06/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Low-level radioactive soil in Fukushima arrives at PM&#8217;s office grounds for reuse</a><br>JÇB. 2025. <a href="https://josen.env.go.jp/en/news/20250701_01.html" data-type="link" data-id="https://josen.env.go.jp/en/news/20250701_01.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">The Managed Recycling at the Prime Minister&#8217;s Office</a>, Japon Çevre Bakanlığı (環境省, Ministry of the Environment Government of Japan)<br>SCMP. 2025. <a href="https://www.scmp.com/news/asia/east-asia/article/3318855/radioactive-fukushima-soil-sent-japanese-pms-office-bid-ease-radiation-fears" data-type="link" data-id="https://www.scmp.com/news/asia/east-asia/article/3318855/radioactive-fukushima-soil-sent-japanese-pms-office-bid-ease-radiation-fears" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Radioactive Fukushima soil sent to Japanese PM’s office in bid to ease radiation fears</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Atıf<br></strong>Güler, B. 2025. <a href="https://yerbilimleri.com/fukusimada-radyoaktif-kirlenmeye-maruz-kalan-topragin-dekontaminasyon-sureci/" data-type="link" data-id="https://yerbilimleri.com/japonyada-radyoaktif-kirlilige-ugramis-topragin-dekontaminasyon-sureci/">Fukuşima’da Radyoaktif Kirlenmeye Maruz Kalan Toprağın Dekontaminasyon Süreci</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İklim Sözlüğü: İklim Değişikliği İçin Günlük Rehber</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/iklim-sozlugu-iklim-degisikligi-icin-gunluk-rehber/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2025 23:35:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1700</guid>

					<description><![CDATA[İklim değişikliği, içinde bulunduğumuz çağın belirleyici krizi. Her geçen gün daha fazla insan iklim eylemine katılıyor. Bu alandaki deneyimli kişiler, iklim değişikliğiyle ilgili pek çok terim ve kavramı zaten biliyor. Ancak alanda yeniyseniz, her şeyi bir kerede kavramak biraz zor olabilir. Bu nedenle iklim değişikliği terim ve kavramlarına ilişkin bu kaynağı hazırladık. İklim konusundaki tartışmaları...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">İklim değişikliği, içinde bulunduğumuz çağın belirleyici krizi. Her geçen gün daha fazla insan iklim eylemine katılıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu alandaki deneyimli kişiler, iklim değişikliğiyle ilgili pek çok terim ve kavramı zaten biliyor. Ancak alanda yeniyseniz, her şeyi bir kerede kavramak biraz zor olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu nedenle iklim değişikliği terim ve kavramlarına ilişkin bu kaynağı hazırladık. İklim konusundaki tartışmaları takip etmekte zorlanıyorsanız, İklim Sözlüğü* tam size göre.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sizi okumaya, sayfamızı yer işaretlerinize eklemeye ve iklim eylemi çalışmalarınızda kullanmaya davet ediyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca, kolektif iklim eylemi konusunda itici güç oluşturabilmek için İklim Sözlüğü’nü düzenli olarak yeni terimler ile güncelleyeceğimize söz veriyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">*İklim Sözlüğü&#8217;nün orijinal İngilizce versiyonuna <a href="https://climatepromise.undp.org/news-and-stories/climate-dictionary-everyday-guide-climate-change" target="_blank" rel="noreferrer noopener">bu bağlantıyı takip ederek</a> ulaşabilirsiniz. Aşağıdaki Türkçe sürümü UNDP Türkiye&#8217;den değiştirilmeden alınmıştır ve <a href="https://www.undp.org/tr/turkiye/blog/iklim-sozlugu-iklim-degisikligi-icin-gunluk-rehber" target="_blank" rel="noreferrer noopener">bu bağlantıyı takip ederek</a> ulaşabilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hava durumu</strong>, sıcaklık, nem, yağış, bulutluluk, rüzgar ve görüş mesafesi dahil olmak üzere belirli bir yerdeki belirli bir zamana dair atmosferik koşulları ifade eder. Hava koşulları tek başına gerçekleşmez ve dalgalanma etkisi vardır. Bir bölgedeki hava durumu eninde sonunda yüzlerce veya binlerce kilometre ötedeki hava durumunu etkiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İklim</strong>, iklim sisteminin genel durumunu temsil eden, genellikle 30 veya daha fazla yıl gibi uzun bir süre boyunca belirli bir alandaki hava durumu örüntülerinin ortalamasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sanayi çağındaki ve özellikle son yüzyıldaki insan faaliyetleri, zararlı sera gazlarının salımı yoluyla gezegenimizin iklimini önemli ölçüde değiştiriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sera gazları</strong>, ısıyı atmosferde hapsederek küresel ısınmaya ve iklim değişikliğine neden olan gazlardır. İnsan faaliyetleri sonucu salınan başlıca sera gazları karbondioksit, metan ve azot oksit ile soğutma sektöründe kullanılan florlu sera gazlarıdır. İklim değişikliğinin katastrofik etkilerini önlemek için, küresel ölçekte tüm taraflar <strong>sera gazı emisyonları</strong>nı önemli ölçüde azaltmak ve küresel ısınmayı tehlikeli eşik olan 1,5°C&#8217;nin altında tutmak için birlikte çalışmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Küresel ısınma</strong>, atmosferdeki sera gazlarının konsantrasyonu arttığında yeryüzünün ortalama yüzey sıcaklığında meydana gelen artışı ifade eder. Bu gazlar daha fazla güneş radyasyonu emer ve daha fazla ısıyı hapsederek gezegenin daha da ısınmasına neden olur. Fosil yakıtların yanması, ormanların tahribatı ve hayvancılık, sera gazlarına sebep olan ve küresel ısınmaya katkıda bulunan bazı insan faaliyetleridir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İklim değişikliği</strong>, atmosferi, okyanusu ve karayı ısıtan Dünya&#8217;nın iklimindeki uzun vadeli değişiklikleri ifade eder. İklim değişikliği, yaşamı ve biyolojik çeşitliliği destekleyen ekosistemlerin dengesini ve sağlığını etkiliyor. Ayrıca daha yoğun ve/veya sık kasırgalar, seller, sıcak hava dalgaları ve kuraklıklar gibi daha aşırı hava olaylarına neden oluyor. Okyanusların ısınması, buzulların erimesi ve buz tabakalarının kaybolması ise deniz seviyesinin yükselmesine ve kıyı erozyonuna yol açıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İklim krizi</strong>,&nbsp;aşırı hava koşulları ve iklim tehlikeleri, okyanus asitlenmesi ve deniz seviyesinin yükselmesi, biyolojik çeşitlilik kaybı, gıda ve su güvensizliği, sağlık riskleri, ekonomik bozulma, yerinden edilme ve hatta şiddetli çatışmalar dahil olmak üzere gezegenin ikliminde meydana gelen değişikliklerin neden olduğu veya neden olabileceği ciddi sorunları ifade eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İklim&nbsp;<strong>geribildirim döngüsü,</strong>&nbsp;iklimde bir değişikliğin ilave başka değişiklikleri tetiklemesi ve bunların zaman içinde güçlenen bir zincirleme reaksiyon biçiminde sürüp gitmesidir. Geribildirim döngüleri en sonunda, gezegenimizin iklim sistemlerindeki değişikliklerin çok ağır ve geri döndürülemez hale geldiği kritik eşikleri tetikleyebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilim insanları halihazırda küresel ısınmayı artıran birtakım ciddi geribildirim döngüleri hakkında uyarıyor. Örneğin, Kuzey Buz Denizi eridikçe, daha az ışık alan okyanus suları daha fazla ısıyı emerek ısınma sürecini hızlandırıyor, bu da daha fazla buzun erimesine yol açıyor. Benzer şekilde, orman yangınları ormanları tükettikçe sera gazları salıyor ve daha fazla ısınmaya ve daha fazla orman yangınına yol açıyor. Diğer geribildirim döngüleri arasında donmuş toprakların erimesi, ormanlarda ağaç kuruması ve böcek salgınları sayılabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kritik eşik</strong>, iklim değişikliğinin neden olduğu belirli değişikliklerin geri döndürülemez hale geldiği bir eşiktir. Bu değişiklikler, gezegenimizin geleceği üzerinde çok ciddi sonuçları olan ani ve tehlikeli etkilere yol açabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilim insanları ormanların ve mercanların yok olması, donmuş toprakların ve buzulların erimesi, derin okyanusların ısınması ve asitlenmesi gibi endişe verici sorunları çoktan tespit ettiler, ancak daha fazla araştırmaya ihtiyaç var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Paris Anlaşması’na göre ülkelerin küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlamak için gerekli önlemleri almaları bekleniyor. Ancak, en iyi senaryolarda dahi artık bu hedeflerin, geçici süre için de olsa aşılma olasılığının önemli düzeyde olduğu görülüyor.&nbsp;<strong>Limit aşım&nbsp;</strong>dönemi, ısınmanın 1,5°C’yi aştığı geçici süreyi kastediyor. Bu dönem muhtemelen bu yüzyılın ortalarında yaşanacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İklim hedefi limit aşım dönemi ne kadar uzun olursa, tehlikesi de bir o kadar büyük olacak. Küresel sıcaklıkların yüksek seyrettiği uzun bir dönem, özellikle kurak bölgeler, kıyı bölgeleri ve diğer kırılgan bölgelerdeki doğal ekosistemler, biyoçeşitlilik ve insan toplulukları üzerinde yıkıcı ve geri döndürülemez etkiler yaratacak. İçinde yaşadığımız on yılda yapılacak büyük çaplı emisyon azaltımları, iklim hedefi limit aşım döneminin uzunluğunu ve etkilerini sınırlamamız açısından çok büyük önem taşıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Azaltım</strong>, sera gazı emisyonlarını azaltmak veya önlemek için hükümetler, şirketler ve insanlar tarafından alınan her türlü önlemi ifade eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Azaltım örnekleri arasında rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerjilere geçiş, karbonsuz ulaşıma yatırım, sürdürülebilir tarım ve arazi kullanımının teşvik edilmesi, yutak alanların artırılması için ağaçlandırma faaliyetleri ve tüketim alışkanlıkları ile beslenme davranışlarının değiştirilmesi yer alıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><em><strong>Biliyor muydunuz?</strong></em><br>Küresel ısınmayı, bilim insanlarının geri döndürülemez iklim etkileri ortaya çıkmadan önceki eşik olarak belirledikleri 1,5°C ile sınırlandırmak için, dünyada sera gazı emisyonlarını 2030&#8217;dan önce %45 oranında azaltacak ve yüzyılın ortasına kadar net sıfır CO2 emisyonuna ulaşacak azaltım önlemleri alması gerekiyor.</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İklim değişikliğine uyum,&nbsp;</strong>aşırı hava koşulları ve iklim tehlikeleri, deniz seviyesinin yükselmesi, biyolojik çeşitlilik kaybı veya gıda ve su güvensizliği gibi iklim değişikliğinin mevcut veya beklenen etkilerine karşı kırılganlığı azaltmaya yardımcı olan eylemleri ifade eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uyum örnekleri arasında kuraklığa veya değişen koşullara daha dayanıklı ürün çeşitlerinin ekilmesi, orman yangını risklerini azaltmak için arazinin yönetilmesi, daha güçlü sel savunmaları inşa edilmesi, deniz seviyesinin yükselmesinden etkilenen kıyı bölgelerinden alt yapının taşınması ve iklimle ilgili tehditlere özgü sigorta mekanizmalarının geliştirilmesi yer alıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Dirençlilik</strong>, bir topluluğun veya çevrenin tehlikeli iklim olaylarını öngörme ve yönetme ve bu olayların ardından gelen şoklardan sonra, toplumsal refaha, ekonomik faaliyete ve çevreye en az zarar verecek bir biçimde, toparlanma ve dönüşüm kapasitesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir toplumda dirençliliği artırmanın örnekleri arasında uzun vadeli planlama, erken uyarı sistemleri, yeni beceriler için eğitim, hane halkı gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesi, doğa temelli çözümlerin güçlendirilmesi ve etkin toplumsal tepki ve toparlanma kapasitelerinin oluşturulması yer alıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Karbon ayak izi</strong>, belirli bir birey, kurum, ürün veya faaliyet tarafından atmosfere salınan sera gazı emisyonlarının ölçüsünü ifade eder. Daha büyük karbon ayak izi, daha fazla karbondioksit ve metan emisyonu ve bu nedenle iklim krizine daha büyük katkı demektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir birey veya kurumun karbon ayak izinin ölçülmesi, hem enerji üretimi, ısınma, ve kara ve hava seyahati için fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanan doğrudan emisyonlara hem de tükettikleri tüm gıda, mal ve hizmetlerin üretimi ve bertarafından kaynaklanan dolaylı emisyonlara bakmayı içerir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karbon ayak izi, güneş ve rüzgar gibi düşük karbonlu enerji kaynaklarına geçiş; enerji verimliliğini artırma; sanayi politikalarını ve düzenlemelerini güçlendirme; satın alma ve seyahat alışkanlıklarını değiştirme; et tüketimi ve gıda atıklarını azaltma yoluyla azaltılabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İklim adaleti</strong>, iklim değişikliğine ilişkin karar ve eylemlerin merkezine hakkaniyet ve insan haklarını koymak demektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İklim adaletinin önemli bir yönü, iklim krizi bakımından ülkelerin taşıdığı eşit olmayan tarihsel sorumluluğa ilişkindir. Bu kavrama göre, en çok sera gazı emisyonu salan faaliyetlerden zengin olan ülkeler, sektörler ve şirketlerin, başta en kırılgan durumda olan ve genellikle krize en az katkıda bulunanlar olmak üzere, etkilenen ülke ve topluluklar üzerindeki iklim değişikliği etkilerinin azaltılmasına yardım etme sorumluluğu vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aynı ülke sınırları içinde dahi ırk, etnik köken, toplumsal cinsiyet ve sosyo-ekonomik statüye dayalı yapısal eşitsizlikler nedeniyle, iklim değişikliğini ele alma sorumluluklarının adil biçimde paylaşılması, krize en çok katkıda bulunanların ve krizden en çok yararlananların en büyük sorumluluğa sahip olması gerekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İklim adaletinin diğer bir yönü de, nesiller arası adalettir. Bugünün çocukları ve gençleri, iklim krizine önemli bir katkıda bulunmadı, ancak iklim değişikliğinin etkilerinin tüm ağırlığını yaşamlarının ileri aşamalarında hissedecekler. Önceki nesillerin kararları nedeniyle bugünün çocukları ve gençlerinin insan hakları tehlikeye girdiği için, onlar, tüm iklim karar ve eylemlerinde merkezi role sahip olmalı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Doğa temelli çözümler</strong>, ekosistemleri iyileştirmek, biyolojik çeşitliliği korumak ve sürdürülebilir geçim kaynaklarını mümkün kılmak için doğal sistemleri ve süreçleri kullanarak iklim değişikliğine uyumu ve sera gazı emisyonu azaltımını destekler. Bunlar, ekosistemlere ve biyolojik çeşitliliğe öncelik veren ve yerel toplulukların tam katılımı ve rızası ile tasarlanan ve uygulanan eylemlerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Örnekler arasında yeşil çatılar, kentsel parklar ve bahçeler, sulak alanların, savanların ve diğer ekosistemlerin iyileştirilmesi, mangrov ormanlarının korunması veya onarıcı tarım uygulamalarına geçiş sayılabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><em><strong>Biliyor muydunuz?</strong></em>&nbsp;<br>Doğa temelli çözümler, insanlar ve doğa için bir kazan-kazan olarak görülmektedir. Gezegeni korurken aynı zamanda istihdam yaratabilir, yeni ve daha dirençli geçim kaynakları sağlayabilir ve geliri artırabilirler.</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yerli halkların yaşam biçimleri, doğası itibariyle düşük karbonludur ve insanlar ile doğa arasındaki dengeyi vurgular. Yerli halkların geleneksel uygulamalarının çevre üzerindeki etkisi azdır, bu uygulamalar çevreye duyarlıdır ve kendi kendini sürdürebilen ekosistemleri destekler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yerli halklar, iklim değişikliğini ilk fark eden gruplar arasında ve onların bilgi birikimi ve uygulamaları iklim değişikliği karşısında yolumuzu bulmamıza ve etkilerine uyum sağlamamıza yardımcı oluyor.&nbsp;<strong>Yerli halkların bilgi birikimi</strong>&nbsp;nesilden nesile aktarılır ve toplum temellidir, değişikliğin etkilerini azaltma, uyumu iyileştirme ve dirençliliği artırmaya yönelik anlamlı çözümler için büyük bir kaynak oluşturur. Ayrıca, iklim değişikliği senaryolarını değerlendirmede kritik önem taşıyan belirli havza bilgileri ile bilimsel verileri tamamlayabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yerli halklar, gezegenimizde kalan biyoçeşitliliğin yaklaşık yüzde 80’ini korumaktadır, ancak iklim değişikliğine ilişkin tüm karar mekanizmalarından neredeyse tamamen dışlanmış durumdalar. Yerli halkların kolektif bilgi birikimi, değerli içgörüleri, ata yurtları ve geçim kaynakları üzerindeki hakları tanınmalı ve tüm iklim politika ve eylemlerine dahil edilmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası iklim müzakerelerinde henüz &#8220;<strong>kayıp ve zarar</strong>&#8221; kavramı üzerinde uzlaşılmış bir tanım yok. Ancak bu terim,&nbsp;<a href="https://unfccc.int/topics/introduction-to-mitigation" target="_blank" rel="noreferrer noopener">azaltım&nbsp;</a>ve&nbsp;<a href="https://www.un.org/en/climatechange/climate-adaptation" target="_blank" rel="noreferrer noopener">uyuma</a>&nbsp;rağmen veya bunların yokluğunda ortaya çıkan, iklim değişikliğinin kaçınılmaz etkilerini ifade edebilir. Daha da önemlisi, bu kavram iklim değişikliğine uyumun başarabileceklerinin sınırları olduğunun altını çizer; kritik eşik aşıldığında, iklim değişikliğinin etkileri kaçınılmaz hale gelebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kayıp ve zarar, hem ekonomik hem de ekonomik olmayan kayıpları ifade edebilir. Ekonomik kayıp ve zarar, kasırgalar veya seller nedeniyle defalarca zarar gören altyapının yeniden inşa maliyetlerini veya deniz seviyesinin yükselmesi ve kıyı erozyonu nedeniyle kıyı şeridindeki arazinin (ve evlerin ve işyerlerinin) kaybı gibi konuları içerebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ekonomik olmayan kayıp ve zararlar, kolayca parasal bir değer biçilemeyen olumsuz etkileri içerir. Bunlar arasında aşırı hava koşulları ve iklim tehlikelerinin yarattığı travma, can kaybı, toplulukların yerlerinden edilmesi, tarihi ve kültürel kayıp veya biyolojik çeşitlilik kaybı sayılabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İklim değişikliği gıda, su ve geçim kaynakları güvensizliğini daha da artırabilir, kitleler halinde yerinden edilme ve göçü tetikleyebilir, doğal kaynaklar üzerinde rekabeti artırabilir; bunların hepsi bir ülkede veya bölgede gerilim ve istikrarsızlığın artmasına neden olabilir. Dahası, iklim değişikliğinin etkileri halen devam eden silahlı çatışmaları ağırlaştırabilir veya uzatabilir, iklim eylemlerinin uygulanmasını, barışın sağlanmasını ve sürdürülmesini zorlaştırabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İklim güvenliği</strong>, iklim krizinin neden olduğu barış ve istikrarla ilgili risklerin değerlendirilmesi, yönetilmesi ve azaltılmasını ifade eder. İklim değişikliği etkilerini azaltma ve değişikliğe uyumun hiç kimseye zarar vermemesini sağlamanın ötesine geçmek, barış ve istikrara olumlu katkıda bulunmak anlamına gelir. Aynı zamanda, çatışma önleme ve barışı sağlama müdahalelerinin de iklim etkilerini dikkate aldığını gösteriyor. İklim eylemi ve uyumuna ilişkin teknik çözümler, özellikle çatışmalar ve kırılganlıklardan etkilenen ülkelerde barışı sağlama ve sosyal dokuyu onarma fırsatları oluşturur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><em><strong>Biliyor muydunuz?</strong></em>&nbsp;<br>İklim eylemi, çatışma ve kırılganlığın altında yatan faktörlerin azaltılmasına yardım edebilir. Örneğin, yenilenebilir enerjiye erişim, temiz su, aydınlatma, ısınma ve geçimin yanı sıra temel ve acil hizmetleri destekleyen cansuyu olabilir. Aynı zamanda, yerel ekonomik kalkınmayı güçlendirir, ülkeleri toparlanmaya giden sürdürülebilir kalkınma rotasına sokabilir.</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İklim finansmanı</strong>, iklim değişikliğine yönelik eylemleri desteklemek için kullanılan mali kaynaklar ve araçları ifade eder. İklim finansmanı, düşük karbonlu ekonomiye geçiş için gerek duyulan büyük çaplı yatırım ihtiyacı nedeniyle ve toplumların dirençliliğinin ve iklim değişikliğinin etkilerine uyumlarının desteklenmesi için kritik önem taşıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İklim finansmanı, kamu veya özel sektör, ulusal veya uluslararası, iki taraflı veya çok taraflı farklı kaynaklardan gelebilir. Hibe ve bağış, yeşil tahvil, borç takasları, garantiler ve imtiyazlı krediler gibi farklı araçlar kullanılabilir. Azaltım, uyum ve dirençlilik oluşturma dahil farklı faaliyetler için kullanılabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkelerin erişebileceği bazı çok taraflı fonlar arasında Yeşil İklim Fonu (GCF), Küresel Çevre Fonu (GEF) ve Uyum Fonu (AF) bulunuyor. İklim değişikliğinin oluşmasına tarihsel olarak önemli ölçüde katkısı olan yüksek gelirli ülkeler, düşük gelirli ülkelerde iklim eyleminin finanse edilmesi için&nbsp;<a href="https://www.oecd.org/climate-change/finance-usd-100-billion-goal/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">her yıl 100 milyar ABD Doları</a>&nbsp;toplamayı taahhüt etti. Ancak bu hedefe henüz ulaşılamadı ve hem azaltım hem de uyum müdahaleleri için daha fazla finansmana ihtiyaç var.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><em><strong>Biliyor muydunuz?</strong></em>&nbsp;<br>Birçok araştırma ve rapora göre, iklim eylemine yapılan yatırımlar, ilk giderleri kat kat aşan getiriler sağlayabiliyor.&nbsp;<a href="https://www.un.org/en/climatechange/raising-ambition/climate-finance" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Dünya Bankası tarafından yapılan bir çalışmaya göre</a>, 1 ABD Doları tutarında bir yatırım, ortalama olarak 4 ABD Doları düzeyinde fayda sağlıyor.</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Net sıfıra</strong>&nbsp;ulaşmak, insan faaliyetlerinden kaynaklanan karbondioksit emisyonlarının, bu emisyonları ortadan kaldırmaya yönelik çabalarla (örneğin, karbon yutakları oluşturarak karbondioksit tutumunu sağlamak) dengelenmesini sağlamamızı ve böylece atmosferdeki sera gazı konsantrasyonunun daha fazla artmasını durdurmamızı gerektirir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Net sıfıra geçiş, enerji, ulaştırma, üretim ve tüketim sistemlerimizde tam bir dönüşüm gerektiriyor. İklim değişikliğinin en kötü sonuçlarını önlemek için bu şart.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><em><strong>Biliyor muydunuz?</strong></em>&nbsp;<br>Küresel ısınmayı 1,5°C&#8217;nin altında tutmak için dünya hükümetlerinin, tüm sera gazı emisyonlarının 2025 yılına kadar zirve yapmasını ve bu yüzyılın ikinci yarısında net sıfıra ulaşmasını sağlamaları gerekiyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), CO2 emisyonlarının 2030&#8217;dan önce küresel olarak %45 oranında azaltılmasını (2010 seviyelerine kıyasla) ve yüzyılın ortasına kadar net sıfıra ulaşılmasını tavsiye etti.</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Karbonsuzlaştırma</strong>, bir toplumun ürettiği sera gazı miktarını azaltmanın yanı sıra tutulan miktarı da artırmak demektir. Bu amaçla, ekonominin tüm yönlerini olmasa da, enerjinin nasıl üretildiği, mal ve hizmetlerin nasıl üretildiği ve sunulduğu, binaların nasıl inşa edildiği, arazilerin nasıl yönetildiği gibi birçok yönünü değiştirmeyi içerir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Paris Anlaşması hedeflerine ulaşmak ve 1,5°C hedefini canlı tutabilmek için, hükümetler ve şirketler 2030 yılına kadar hızlı bir karbonsuzlaştırmayı hedeflemeli. Karbonsuzlaştırmanın anlamlı olması için, düşük karbonlu altyapı ve ulaşım, yenilenebilir enerji kaynakları, döngüsel ekonomi, kaynak verimliliği, ve arazi ve toprakların eski haline getirilmesi için büyük çaplı yatırımlar gerekiyor. Ayrıca, ne pahasına olursa olsun büyümeye odaklanan halihazırdaki ekonomik modellerin yeni baştan düşünülmesi gerekli.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yenilenebilir enerji</strong>, rüzgar, güneş ışığı, hareket eden suyun akışı ve jeotermal ısı gibi sürekli yenilenen doğal kaynaklardan elde edilen enerjidir. İklim değişikliğine neden olan zararlı sera gazlarının&nbsp;<a href="https://www.un.org/en/climatechange/raising-ambition/renewable-energy" target="_blank" rel="noreferrer noopener">yüzde 75</a>’ini teşkil eden kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtlardan elde edilen enerjinin aksine, yenilenebilir kaynaklardan elde edilen enerji ucuz, temiz ve sürdürülebilir olmakla birlikte daha fazla istihdam yaratır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İklim krizini ele almanın en temel yolu enerji, ısıtma ve soğutma, ulaştırma, sanayi gibi tüm sektörlerde fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçişi sağlamaktır. Küresel ısınmayı 1,5°C’nin altında tutmak için, tüm dünyanın fosil yakıt kullanımını kademeli olarak terk etmesi, hızlı elektrifikasyon ve yenilenebilir kaynaklardan enerji üretme yoluyla enerji sisteminde baştan sona dönüşüm geçirmesi gerekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><em><strong>Biliyor muydunuz?</strong></em>&nbsp;<br>2022 yılında küresel elektriğin yüzde 29’u yenilenebilir kaynaklardan sağlandı. Doğru yatırımlar ile, yenilenebilir kaynaklardan elde edilen ucuz elektrik, 2030 yılına kadar dünya toplam elektrik arzının&nbsp;<a href="https://www.irena.org/publications/2022/mar/world-energy-transitions-outlook-2022" target="_blank" rel="noreferrer noopener">yüzde 65</a>’ini karşılayabilir.</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph"></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Karbon yutağı</strong>, atmosfere saldığı karbondan daha fazlasını absorbe edebilen her şeydir. Ormanlar, sulak alanlar, okyanuslar ve toprak dünyanın en büyük karbon yutaklarıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzde fosil yakıtların yakılması ve ormansızlaşma gibi insan faaliyetleri, Dünya&#8217;nın doğal karbon yutaklarının absorbe edebileceğinden daha fazla karbonun atmosfere salımına neden olarak küresel ısınma ve iklim değişikliğine yol açıyor. Bu nedenle, karbon yutaklarının korunması ve genişletilmesi, iklim değişikliğiyle mücadele ve iklimin istikrara kavuşturulması için kilit bir stratejidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Karbon uzaklaştırma</strong>, ağaç dikme veya biyoyakıt ve biyoenerji tesislerinden karbonu yakalama ve tutma gibi eylemler yoluyla sera gazı emisyonlarının atmosferden uzaklaştırılması sürecidir. Karbon uzaklaştırma, iklim değişikliğini yavaşlatabilir, sınırlayabilir ve hatta tersine çevirebilir &#8211; ancak sera gazı emisyonlarını azaltmanın yerini tutmaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Karbon yakalama</strong>&nbsp;ve depolama, elektrik üretimi ya da endüstriyel faaliyetler sonucu ortaya çıkan emisyonları alıp yeraltının derinliklerinde depolama işlemidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kısacası karbon uzaklaştırma, karbon emisyonlarının atmosferimize girdikten sonra ortadan kaldırılmasıdır. Karbon yakalama ve depolama ise karbon emisyonlarının salımından hemen sonra, ancak atmosferimize girmeden önce hapsedilmesidir. Bu süreçlerin ne kadar etkili olduğu henüz tam olarak test edilmemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Karbon piyasaları</strong>, karbonun alınıp satılabilen bir &#8220;karbon kredisi&#8221; olarak ölçüldüğü ticaret sistemleridir. Şirketler veya bireyler, sera gazı emisyonlarını ortadan kaldıran veya azaltan kuruluşlardan karbon kredileri satın alarak sera gazı emisyonlarını denkleştirmek için karbon piyasalarını kullanabilirler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ticareti yapılabilen bir karbon kredisi, bir ton karbondioksite veya; azaltılan, tutulan veya önlenen farklı bir sera gazının eşdeğer miktarına eşittir. Bir kredi emisyonları azaltmak, tutmak veya önlemek için kullanıldığında, bir dengeleyici unsur haline gelir ve tekrar ticareti yapılamaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Onarıcı tarım</strong>, toprak sağlığını besleyen ve eski haline getiren tarım biçimidir; bu nedenle su kullanımını azaltır, arazi bozulmasını önler, biyoçeşitliliği destekler. Arazinin sürülmesini en aza indirgemek, mahsul nöbeti uygulamak, ve hayvani gübre ve kompost kullanmak suretiyle onarıcı tarım toprağın daha çok karbon depolamasını, daha fazla nem muhafaza etmesini, ve serpilen mantar toplulukları sayesinde daha sağlıklı olmasını sağlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İntansif tarım, küresel sera gazı salımlarının üçte birinden sorumlu, tükettiğimiz tatlı suyun yüzde 70’ini kullanıyor ve ağır makine, kimyasal gübre ve pestisit kullanımı nedeniyle toprak bozulmasına yol açıyor. Ayrıca, biyoçeşitlilik kaybına yol açan en büyük faktör. Bunun aksine, onarıcı tarım ise sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yardım eder, suyu muhafaza eder ve arazileri eski haline getirir. Dahası, sağlıklı toprak daha çok gıda ve daha iyi besin üretir, ekosistemler ve biyoçeşitlilik üzerinde başka olumlu etkileri de bulunur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karbondioksiti ve kirleticileri atmosferden gideren, toprak erozyonunu önleyen, suyu süzen, dünyadaki karasal canlı türleri, bitkiler ve böceklerin yarısını barındıran ormanlar, çok büyük yararlar sağlar. Yeniden ağaçlandırma ve ormanlaştırma, iklim değişikliği ile mücadele ve etkilerini sınırlamada en etkili doğa temelli çözümlerden ikisidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yeniden ağaçlandırma</strong>, daha önce ağaçlı olan ancak orman yangını, kuraklık, hastalık veya tarım için yer açma gibi insan faaliyetleri nedeniyle ormanın kaybedildiği alanlara yeniden ağaç dikme işidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ormanlaştırma&nbsp;</strong>ise, yakın tarihte ormanlık olmayan alanlara ağaç dikme işidir. Ormanlaştırma, terk edilmiş ve bozulmuş tarım arazilerinin eski haline getirilmesi, çölleşmenin önlenmesi, karbon yutaklarının oluşturulması, ve yerel topluluklar için yeni ekonomik fırsatların yaratılmasına yardım eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yeniden yabanlaştırma</strong>, insan faaliyetleri nedeniyle hasar gören ekosistemlerin kitlesel olarak eski haline getirilmesidir. Korumadan daha öte bir kavram olan ve özel insan müdahaleleri yoluyla belirli türlerin kurtarılmasına odaklanan yeniden yabanlaştırma, büyük alanların kendi koşullarıyla yeniden oluşması için doğal yaşama tahsis edilmesi demektir. Bu çaba bazen belirli bir bölgede soyu tükenmiş olan örneğin kunduz, kurt veya büyük etoburlar gibi tüm ekosistemin biçimlenmesine yardım eden kilit türlerin yeniden bölgeye getirilmesini gerektirir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeniden yabanlaştırma, doğal ağaçlık oluşturma gibi sağlıklı doğal süreçler yoluyla atmosferden daha fazla karbondioksit uzaklaştırarak iklim değişikliğiyle mücadeleye yardımcı olabilir. Ayrıca, yaban hayatının iklim değişikliğine uyum sağlamasına ve ısınma yoğunlaştıkça kuzeye doğru hareket etmesine olanak tanıyan, doğa açısından zengin habitatlar yaratarak türlerin yok olmasını önlemeye yardımcı olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu anda, mevcut insan tüketim seviyelerini sürdürmek için yeryüzünün doğal kaynaklarının mevcut miktarından daha fazlasını kullanıyoruz. Tahminler, şimdiki gibi devam edersek, neredeyse üç gezegene eşdeğer doğal kaynağa ihtiyaç duyacağımızı gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Döngüsel bir ekonomiye sahip olmak, ekonomik sistemlerin, malzemelerin veya ürünlerin yeniden kullanımına ve yenilenmesine dayanması, ve üretim ve tüketimin atıkları azaltan ve yeniden kullanan sürdürülebilir veya çevre dostu bir şekilde yapılmasını sağlamak anlamına gelir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Döngüsel ekonomi&nbsp;</strong>yaklaşımları, ülkelerin daha dirençli ve daha düşük karbonlu ekonomilere geçişlerini hızlandırmalarına yardımcı olabilir ve yeni yeşil istihdam alanları yaratabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünyanın okyanusları, sıcaklıkları, kimyaları, akıntıları ve barındırdığı yaşamlar ile yeryüzünü insanlık için yaşanabilir kılan küresel sistemleri yönlendiriyor. Yağmur suyumuz, içme suyumuz, hava durumumuz, iklimimiz, kıyı şeritlerimiz, yiyeceklerimizin çoğu, ilaçlarımız ve hatta soluduğumuz havadaki oksijen bile denizler tarafından sağlanıyor ve düzenleniyor. Ancak iklim değişikliği nedeniyle okyanuslarımızın sağlığı artık ciddi bir risk altında.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;<strong>Mavi ekonomi</strong>&#8221; kavramı, ekonomik kalkınmayı, sosyal kapsayıcılığı ve geçim kaynaklarının korunması ve iyileştirilmesini teşvik ederken aynı zamanda okyanusların ve kıyı alanlarının çevresel sürdürülebilirliğini sağlamayı amaçlıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mavi ekonomi, balıkçılık, turizm ve deniz taşımacılığı gibi geleneksel okyanus endüstrilerinin yanı sıra açık deniz yenilenebilir enerji üretimi, su ürünleri yetiştiriciliği, deniz yatağı çıkarma faaliyetleri ve deniz biyoteknolojisi gibi yeni ve gelişmekte olan faaliyetleri de içeren çeşitli bileşenlere sahiptir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yeşil işler</strong>, çevrenin korunması ve eski haline getirilmesi, ve iklim değişikliğinin ele alınmasına katkıda bulunan insana yakışır işlerdir. Yeşil işler, hem yenilenebilir enerji gibi yeşil ürünler ve hizmetlerin üretilmesinde hem de geri dönüştürme gibi çevre dostu süreçlerde yer alabilir. Yeşil işler, enerji ve hammadde verimliliğinin artırılması, sera gazı emisyonlarının sınırlanması, atık ve kirlenmenin en aza indirgenmesi, ve ekosistemlerin korunması ve iyileştirilmesine katkıda bulunur ve iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlamayı destekler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeşil işler piyasası büyüdükçe, ülkeler, işgücünün yeşil işleri başarıyla yürütmek için gereken özel eğitim ve becerilerle donanmasını sağlamalıdır. Bunu başarmak için gençleri geleceğin yeşil işleri için eğitmeye ve karbon-yoğun sektörlerde işlerini kaybeden işçileri yeniden eğitmeye yatırım yapılabilir. Özellikle ikincisi, ülkelerin kimseyi geride bırakmadan&nbsp;<a href="https://climatepromise.undp.org/news-and-stories/what-just-transition-and-why-it-important" target="_blank" rel="noreferrer noopener">adil dönüşümü gerçekleştirmesi</a>&nbsp;hedefine ulaşmada kilit rol oynar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İklim krizinin ele alınması için halkın baskısı artarken, özel sektör şirketleri, düşük karbonlu küresel ekonomiye geçişe katılıyor. Ancak onların çabaları bazen hakiki ve anlamlı eylem olmaktan çok pazarlama faaliyetine dönüşebiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yeşil aklama</strong>, bir şirketin iklim değişikliği eylemine katıldığı konusunda müşterilerini ikna etmek için, kendi ürün ve hizmetlerinin olumlu çevresel etkisi veya sürdürülebilirliği hakkında yanıltıcı beyanlarda bulunmasıdır. Bazı durumlarda yeşil aklama, çevre konularında bilgisizlik nedeniyle kasıtsız yapılıyor olabilir. Ancak, çevre politikalarına ilişkin halk desteğini kâr amacıyla sömürmek üzere, pazarlama ve halka ilişkiler uygulaması olarak kasıtlı biçimde de yapılıyor olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeşil aklama, sürdürülebilirlik hakkında halkın güvenini aşındırabilir ve olumsuz çevresel etkilerin hiç azalmadan devam etmesine neden olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İklim değişikliği bağlamında, düşük karbonlu veya net sıfır ekonomiye geçiş, ekonomik sistemlerimizde büyük bir dönüşüm gerektiriyor. Bu tür bir dönüşüm, sosyal eşitsizliği, dışlanmayı, itaatsizliği ve daha az rekabetçi şirketler, sektörler ve piyasaları daha da artırma riski taşıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkelerin, iklim hedeflerine ulaşmak için çalışırken, toplumun tamamının &#8211; toplulukların, çalışanların, sosyal grupların &#8211; bu yapısal değişimin bir parçası olmasını sağlamaları hayati önem taşıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Adil bir dönüşümün&nbsp;</strong>sağlanması, ülkelerin, eşitliği ve kapsayıcılığı güçlendiren geçiş yolları ve yaklaşımlar aracılığıyla ekonomilerini yeşillendirmeyi seçmeleri anlamına geliyor. Bu da, dönüşüm sürecinin ekonomi genelindeki farklı çalışan grupları üzerindeki etkilerine bakmak ve insana yakışır işleri destekleyen ve kimseyi geride bırakmamayı amaçlayan eğitim ve yeniden beceri kazandırma fırsatları sunmak anlamına geliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi&nbsp;</strong>(BMİDÇS), iklim sistemine insanların tehlikeli müdahaleleriyle mücadele amacıyla 1992 yılında kabul edilen uluslararası çevre anlaşmasıdır. 1994 yılında yürürlüğe girmiştir ve 199 tarafın imzasıyla hemen hemen evrensel üyelik düzeyine ulaşmıştır. Hem Paris Anlaşması hem de Kyoto Protokolü’nün çerçeve sözleşmesi niteliğindedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://unfccc.int/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">BMİDÇS Sekretaryası</a>, iklim değişikliği tehlikesine küresel yanıtı desteklemekle görevli Birleşmiş Milletler birimidir. Sekretarya, en büyüğü ve en önemlisi Taraflar Konferansı (COP) olmak üzere her yıl iki ila dört müzakere oturumu düzenleyerek hükümetlerarası iklim değişikliği müzakerelerini kolaylaştırıyor. Aynı zamanda, iklim değişikliği bilgilerinin analiz edilmesi ve gözden geçirilmesine teknik uzmanlık ve destek sağlıyor, ve&nbsp;<a href="https://unfccc.int/NDCREG" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ulusal Katkı Beyanı (UKB) kaydını tutuyor.</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8220;<strong>Taraflar Konferansı</strong>&#8221; veya &#8220;<strong>COP</strong>&#8221; olarak adlandırılan iklim değişikliğine adanmış yıllık Birleşmiş Milletler konferansı, 1995 yılından bu yana&nbsp;<a href="https://unfccc.int/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC)</a>&nbsp;kapsamında düzenleniyor. 2015 yılında gerçekleşen 21. COP, diğer adıyla COP21&#8217;de Paris Anlaşması imzalandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konferans, Paris Anlaşması&#8217;na taraf olan tüm ülkeleri iklim değişikliğiyle mücadelede atacakları sonraki adımları görüşmek ve iklim eylemini destekleyecek yasal bağlayıcılığı olan anlaşmalar oluşturmak üzere bir araya getiriyor. Bir sonraki konferans olan COP28, Aralık 2023&#8217;te Birleşik Arap Emirlikleri&#8217;nde düzenlenecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Paris Anlaşması</strong>, küresel ısınmayı sanayi öncesi seviyelere kıyasla 2°C&#8217;nin çok altında tutmayı, tercihen 1,5°C ile sınırlamayı amaçlayan, yasal olarak bağlayıcı bir uluslararası anlaşmadır. Anlaşma, 2015 yılında Paris&#8217;te düzenlenen COP21&#8217;de 196 Taraf tarafından kabul edildi ve 2016 yılında yürürlüğe girdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://unfccc.int/process-and-meetings/the-paris-agreement/the-paris-agreement" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Paris Anlaşması</a>, iklim değişikliği konusunda uluslararası iş birliğinde dönüm noktası niteliğinde bir başarı çünkü tüm taraflar için iklim değişikliğiyle mücadele ve etkilerine uyum sağlama çabalarını artırmaya yönelik bağlayıcı bir anlaşma. Anlaşma aynı zamanda gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere azaltım ve uyum çabalarında yardımcı olmalarını sağlayacak araçları sunarken, sonuçların şeffaf bir şekilde izlenmesi ve raporlanması için de bir çerçeve oluşturuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ulusal Katkı Beyanları (UKB’ler)</strong>, Paris Anlaşması&#8217;nın küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlama hedefi doğrultusunda her ülkenin geliştirmesi gereken iklim taahhütleri ve eylem planlarıdır.&nbsp;<a href="https://unfccc.int/ndc-information/nationally-determined-contributions-ndcs" target="_blank" rel="noreferrer noopener">UKB’ler&nbsp;</a>iklim konusunda her beş yılda bir, öncekinden daha yüksek beklentilerle güncellenen kısa ve orta vadeli planları temsil eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ulusal katkı beyanları, bir ülkenin sera gazı emisyonlarını azaltmak, dirençliliği geliştirmek ve iklim değişikliğine uyum sağlamak için izleyeceği azaltım ve uyum önceliklerinin yanı sıra finansman stratejileri ile izleme ve doğrulama yaklaşımlarını ana hatlarıyla belirtiyor. 2023 yılında, bir dizi küresel durum değerlendirme çalışmasının ilki ile, ulusal katkı beyanlarının ve Paris Anlaşması hedeflerinin uygulanmasındaki ilerleme değerlendirilecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Paris Anlaşması’na göre ülkeler kendi Ulusal Katkı Beyanlarının uygulanması hakkında düzenli olarak rapor vermeli. Bu raporlamanın, küresel toplumun ilerlemeyi doğru biçimde değerlendirmesi ve herkesin üzerine düşeni yaptığına dair güven duymasını sağlamak için şeffaf biçimde yapılması kritik önem taşıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şeffaf raporlama</strong>, hükümetler ve uluslararası organların güvenilir verilere erişmesini ve kanıt temelli kararlar verebilmesini sağlar. İklim değişikliğine, azaltım ve uyuma yönelik eylem ve politikalara ilişkin bilimsel kavrayışımızı genişletir. Sonuç olarak şeffaflık, güven, işbirliği, ve bilgi transferini artırmak, ve iklim hedeflerine ilişkin daha ileri hedefleri teşvik etmek yoluyla, Paris Anlaşması’nın potansiyelinden tam olarak yararlanabilmenin anahtarıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ulusal Uyum Planları (UUP&#8217;ler)</strong>&nbsp;iklim değişikliğinin etkilerine karşı ülkelerin kırılganlığını azaltmak ve uyum kapasitesi ve dirençliliğini güçlendirmek için eylemlerin planlanması ve uygulanmasına yardımcı olur. UUP&#8217;ler, Ulusal Katkı Beyanları (UKB&#8217;ler) ve diğer ulusal ve sektörel politika ve programlarla bağlantılıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">UUP&#8217;lerin başarılı olabilmesi için katılımcı, kapsayıcı, toplumsal cinsiyete duyarlı ve şeffaf olmaları gerekir. Bu da, UUP&#8217;lerin tasarımı aşamasında ülkedeki farklı grupların özel ihtiyaçları ve kırılganlıklarının değerlendirilmesi, iklim değişikliğinin etkilerine karşı en savunmasız olanlara özellikle dikkat edilmesi ve onların strateji ve programların geliştirilmesi ve uygulanmasına dahil edilmeleri gerektiği anlamına gelir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Paris Anlaşması kapsamında ülkeler, birkaç on yıl boyunca, genellikle 2050&#8217;ye kadar, tüm toplumu kapsayan bir dönüşümü öngören emisyon azaltımlarına yönelik uzun vadeli stratejileri bildirmeye davet ediliyor. Uzun dönemli strateji belgeleri, küresel ısınmanın sınırlandırılması ve 2050 yılına kadar net sıfıra ulaşılması yönündeki uzun vadeli hedeflerle uyumlu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Uzun vadeli stratejiler</strong>, daha kısa vadeli ulusal katkı beyanlarının ötesinde ülkelerin düşük karbonlu kalkınmayı sürdürmeleri, inovasyonu artırmaları, sürdürülebilir altyapılar planlamaları, ve işgüçleri için adil ve eşitlikçi dönüşümleri teşvik etmeleri için bir rehber.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://unfccc.int/process/the-paris-agreement/long-term-strategies" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ülkeler uzun dönem stratejilerini UNFCCC&#8217;ye</a>&nbsp;resmi olarak ilettiklerinde bu stratejilere, Uzun Vadeli Düşük Emisyonlu Kalkınma Stratejisi (LT-LEDS) denir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ormanların korunması ve eski haline getirilmesi, iklim değişikliğinin en ağır etkilerinden kaçınmak için gerekli olan sera gazı emisyon azaltımının dörtte birden fazlasını sağlayabilir.&nbsp;<strong>REDD+</strong>&nbsp;<a href="https://unfccc.int/topics/land-use/workstreams/redd/what-is-redd" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ülkelerin uluslararası iklim müzakerelerinde mutabık oldukları</a>, gelişmekte olan ülkelerde ormansızlaşmayı ve ormanların bozulmasını azaltarak, ve ormanları sürdürülebilir biçimde yöneterek ve koruyarak iklim değişikliğinin sınırlanmasını hedefleyen çerçevedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">REDD kısaltması “Ormansızlaşma ve Ormanların Bozulmasından Kaynaklanan Emisyonların Azaltımı” demektir. “+” işareti ise, ormanların korunması, sürdürülebilir yönetimi ve orman karbon stoklarının iyileştirilmesini vurguluyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.ipcc.ch/" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><strong>Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)</strong></a>, Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) himayesinde kurulmuş bağımsız bir organdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">IPCC&#8217;nin temel görevi, iklim değişikliğine ilişkin bilimsel literatür ve bulguları değerlendirmek ve politika yapıcılar ve kamuoyuna önemli bilimsel bilgiler ve kanıta dayalı tavsiyeler sunmaktır. IPCC, iklim değişikliği bilimi, ve etkiler, riskler ve uyum ve azaltım seçeneklerinin karmaşık analizi ile ilgili en güvenilir bilgi kaynağı olarak kabul ediliyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İklim Kanunu ve Emisyon Ticareti Sistemi: Avrupa Birliği’nin İzleri</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/iklim-kanunu-ve-emisyon-ticareti-sistemi-avrupa-birliginin-izleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2025 20:55:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mevzuat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1692</guid>

					<description><![CDATA[Giriş 7552 sayılı İklim Kanunu, Türkiye’yi “Emisyon Ticaret Sistemi (ETS)” ile tanıştırmaktadır. Kanun, 9 Temmuz 2025 tarihli ve 32951 sayılı&#160;Resmî Gazete’de yayımlanarak&#160;yürürlüğe girmiştir (madde 19). Kanunun amacı, “yeşil büyüme vizyonu ve net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda iklim değişikliğiyle mücadele etmek” olarak belirlenmiştir (madde 1). Bu doğrultuda Kanun, diğer hususların yanı sıra, “iklim değişikliği ile mücadelede...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h1 class="wp-block-heading">Giriş</h1>



<p class="wp-block-paragraph">7552 sayılı İklim Kanunu, Türkiye’yi “Emisyon Ticaret Sistemi (ETS)” ile tanıştırmaktadır. Kanun, 9 Temmuz 2025 tarihli ve 32951 sayılı&nbsp;<a href="https://yerbilimleri.com/9-temmuz-2025-tarihli-ve-7552-sayili-iklim-kanunu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Resmî Gazete’de yayımlanarak</a>&nbsp;yürürlüğe girmiştir (madde 19). Kanunun amacı, “yeşil büyüme vizyonu ve net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda iklim değişikliğiyle mücadele etmek” olarak belirlenmiştir (madde 1). Bu doğrultuda Kanun, diğer hususların yanı sıra, “iklim değişikliği ile mücadelede esas olan sera gazı emisyonlarının azaltılması”na odaklanmakta ve bu amaca ulaşmak için ana araç olarak ETS öngörmektedir (madde 9–11).</p>



<p class="wp-block-paragraph">ETS ve onun tamamlayıcısı olarak Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) şu şekilde tanımlanmaktadır. ETS, “sera gazı emisyonlarına, net sıfır emisyon hedefine uygun bir üst sınır belirlenmesi ilkesine dayalı olarak çalışan ve tahsisatların alınıp satılması suretiyle sera gazı emisyonu azaltımını teşvik eden ulusal ve/veya uluslararası piyasa temelli mekanizma”dır (madde 2(1/g)). Buna ek olarak, ETS’yi tamamlayıcı nitelikte olmak üzere, SKDM kurulabileceği öngörülmektedir (madde 8(1/ç)). SKDM ise “gümrük bölgesinde, ithal edilen malların sera gazı emisyonlarının yönetimi mekanizması”dır (madde 2(1/bb)).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y3/T2/DosyaKomisyonRaporunuVerdi/d929e28a-eafd-472b-a1a7-21fc0232ac33.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İklim Kanunu’nun madde gerekçeleri incelendiğinde</a>, gerek ETS gerek SKDM yönünden, Avrupa Birliği’nin (AB’nin) etkisinin belirgin olduğu görülmektedir. ETS bağlamında, 9. maddenin gerekçesinde öncelikle AB’nin “en büyük ticari ortağımız” olduğu vurgulanmaktadır. Devamında ise AB’nin SKDM’sinin, Türkiye’nin ETS’si için temel itici güç olduğu ortaya konmaktadır. Buna göre, AB’nin SKDM’si “üçüncü ülkelerde ödenen karbon maliyetleri ölçüsünde ithalatçıya karbon maliyetinde indirim sağla[yacağı]” için Türkiye’nin ETS’si ile birlikte “AB’ye ödenmesi gereken karbon maliyetinin ülkemizde kalması ve sektörlerin yeşil dönüşümüne katkı sağlanması hedeflenmektedir”. Özetle:&nbsp;</p>



<p class="wp-block-paragraph">“<em>ihracatçımız, AB’de oluşacak bir ton karbondioksit fiyatı karşılığında, ülkemizde bir karbon fiyatı ödememiş ise, AB fiyatının tamamını ödemek durumunda kalacak, eğer ülkemizde ödediği bir karbon fiyatı var ise, AB fiyatı ile ödediği fiyat arasındaki farkı ödeyerek maliyetini azaltma imkânı olacaktır.</em>”</p>



<p class="wp-block-paragraph">SKDM açısından ise, 8. maddenin gerekçesinde öncelikle AB’nin SKDM’sinin “ülkemiz ticareti bakımından öne çıkan hususlardan biri” olduğu vurgulanmaktadır. Devamında ise AB’nin SKDM’sinin amacı ile Türkiye’nin planlanan SKDM’sinin amacının büyük ölçüde örtüştüğü ifade edilmektedir:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“<em>AB, bu mekanizma ile yeşil dönüşümün yaratacağı maliyet karşısında Avrupa’nın rekabetçiliğinin korunması ve AB’deki üretimin, emisyon azaltım hedefi AB’den az olan ülkelere kaymasının önlenmesini hedeflemektedir. Benzer şekilde küresel ölçekte iklim değişikliği ile mücadeleye destek olabilmek ve aynı zamanda ülkemizdeki ticaretin ve sanayicinin korunmasını sağlayabilmek amacıyla ulusal ölçekte SKDM’nin kurulması hedeflenmektedir</em>.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu arka plan ışığında, bu yazının amacı, Türkiye’nin ETS’sini ve olası bir SKDM’sini, AB’deki tarihsel gelişim süreci bağlamında geriye dönük olarak incelemek ve günümüzde ulaşılan noktayı –nasıl ve neden ortaya çıktığıyla birlikte– açıklamaktır. Bu çerçevede, öncelikle AB’nin ETS’sinin ardındaki bazı uluslararası anlaşmalar, ardından AB’nin ETS’si ve nihayetinde AB ile bağlantılı olarak Türkiye’nin ETS’si sırasıyla ele alınacaktır.</p>



<h1 class="wp-block-heading">Avrupa Birliği’nin Emisyon Ticareti Sisteminin Ardındaki Bazı Uluslararası Anlaşmalar</h1>



<p class="wp-block-paragraph">AB’nin ETS’si, ana hatlarıyla, genel olarak&nbsp;<a href="https://ataum.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/209/2017/02/Avrupa-Birliginde-Cevre-Politikasinin-Butunlesmesi-ve-Turkiyede-Doga-Koruma-Acisindan-Onemi.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">AB çevre politikasının</a>, özelde ise&nbsp;<a href="https://climate.ec.europa.eu/system/files/2017-02/eu_climate_policy_explained_en.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">iklim politikasının</a>&nbsp;temel araçlarından biri olup, özellikle bazı uluslararası anlaşmaların etkisiyle şekillenmiştir. Bu bağlamda ilk olarak,&nbsp;<a href="https://unfccc.int/files/essential_background/background_publications_htmlpdf/application/pdf/conveng.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi</a>&nbsp;(<em>United Nations Framework Convention on Climate Change</em>&nbsp;/ UNFCCC), (üyesi devletlerle birlikte)&nbsp;<a href="https://treaties.un.org/Pages/ViewDetailsIII.aspx?src=IND&amp;mtdsg_no=XXVII-7&amp;chapter=27&amp;Temp=mtdsg3&amp;clang=_en" target="_blank" rel="noreferrer noopener">AB tarafından</a>&nbsp;1992 yılında imzalanmış, 1993 yılında onaylanmış ve 1994 yılında da&nbsp;<a href="https://unfccc.int/process-and-meetings/what-is-the-united-nations-framework-convention-on-climate-change#:~:text=The%20UNFCCC%20entered%20into%20force,ultimate%20aim%20of%20the%20UNFCCC." target="_blank" rel="noreferrer noopener">yürürlüğe girmiştir</a>&nbsp;(günümüzde 198 devlet UNFCCC’ye&nbsp;<a href="https://unfccc.int/process-and-meetings/what-is-the-united-nations-framework-convention-on-climate-change#:~:text=The%20UNFCCC%20entered%20into%20force,ultimate%20aim%20of%20the%20UNFCCC." target="_blank" rel="noreferrer noopener">taraftır</a>). UNFCCC’nin amacı, “atmosferdeki sera gazı yoğunluklarını, iklim sistemi üzerinde insan kaynaklı tehlikeli bir müdahalenin önüne geçecek bir düzeyde istikrara kavuşturmak”tır (madde 2). Ayrıca, “bu düzeye, ekosistemlerin iklim değişikliğine doğal biçimde uyum sağlayabilmesine imkân verecek yeterli bir zaman diliminde erişilmelidir” (madde 2). UNFCCC uyarınca taraflar, ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ilkesi çerçevesinde; örneğin, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarını ve yutaklar yoluyla giderimlerini dikkate alarak, iklim değişikliğini azaltmaya yönelik ulusal programlar hazırlamak, uygulamak, yayımlamak ve düzenli olarak güncellemek gibi taahhütler üstlenmektedir (madde 4). UNFCCC, önemli bir başlangıç noktası oluşturmakla birlikte, Kyoto Protokolü’ne kadar herhangi bir bağlayıcı emisyon azaltım hedefi öngörmemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkinci olarak, UNFCCC’ye eklenen&nbsp;<a href="https://unfccc.int/resource/docs/convkp/kpeng.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kyoto Protokolü</a>, (üyesi devletlerle birlikte)&nbsp;<a href="https://unfccc.int/node/61063" target="_blank" rel="noreferrer noopener">AB tarafından</a>&nbsp;1998 yılında imzalanmış, 2002 yılında onaylanmış ve 2005 yılında da&nbsp;<a href="https://unfccc.int/kyoto_protocol" target="_blank" rel="noreferrer noopener">yürürlüğe girmiştir</a>&nbsp;(günümüzde 192 devlet Kyoto Protokolü’ne&nbsp;<a href="https://unfccc.int/kyoto_protocol" target="_blank" rel="noreferrer noopener">taraftır</a>). Kyoto Protokolü’nün amacı, “sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etmek amacıyla”, taraflara sayısal olarak belirlenmiş emisyon sınırlama ve azaltma taahhütleri yüklemektir (bakınız madde 2). Kyoto Protokolü uyarınca taraflar, ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ilkesi temelinde iki gruba ayrılmıştır: Sanayileşmiş devletler ile piyasa ekonomisine geçiş sürecindeki bazı devletler, belirli bir zaman dilimi içinde sera gazı emisyonlarını belirli oranlarda azaltmayı taahhüt etmişken (EK B) geri kalan gelişmekte olan devletler bu türde bağlayıcı yükümlülükler üstlenmemiştir. İklim değişikliğine ilişkin olumsuz gelişmelerin ve bilimsel uyarıların artmasıyla birlikte, uluslararası toplum, sera gazı emisyonlarını azaltma yükümlülüğünü tüm taraf devletleri kapsayacak şekilde düzenleyen, bağlayıcı hedefler içeren yeni bir anlaşma arayışına girmiştir. Paris Anlaşması işte bu çabaların bir sonucudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üçüncü olarak,&nbsp;<a href="https://unfccc.int/sites/default/files/english_paris_agreement.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Paris Anlaşması</a>, (üyesi devletlerle birlikte)&nbsp;<a href="https://unfccc.int/node/61063" target="_blank" rel="noreferrer noopener">AB tarafından</a>&nbsp;2016 yılında imzalanmış ve onaylanmış ve aynı yıl&nbsp;<a href="https://unfccc.int/process-and-meetings/the-paris-agreement" target="_blank" rel="noreferrer noopener">yürürlüğe girmiştir</a>&nbsp;(günümüzde 195 devlet Paris Anlaşması’na&nbsp;<a href="https://unfccc.int/process/the-paris-agreement/status-of-ratification" target="_blank" rel="noreferrer noopener">taraftır</a>). Kyoto Protokolü’nden farklı olarak Paris Anlaşması, UNFCCC’ye ek bir protokol değil,&nbsp;<a href="https://academic.oup.com/oxford-law-pro/book/57184/chapter-abstract/473904497?redirectedFrom=fulltext" target="_blank" rel="noreferrer noopener">kendi başına bağımsız bir uluslararası anlaşmadır</a>. Bununla birlikte, işlevsel ve kurumsal açıdan UNFCCC ile sıkı bir şekilde bağlantılıdır (örneğin bakınız madde 14). Paris Anlaşması’nın amacı, “[UNFCCC’nin] uygulanmasını geliştirerek, sürdürülebilir kalkınma … bağlamında iklim değişikliği tehdidine karşı küresel yanıtı güçlendirmek”tir (madde 2). Paris Anlaşması uyarınca taraflar, ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ilkesi çerçevesinde; örneğin, “küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelere kıyasla 2°C’nin oldukça altında tutma ve sıcaklık artışını 1.5°C ile sınırlama çabalarını sürdürmek” taahhüdünde bulunmaktadır (madde 2). Bu yönden, taraflar, ulusal katkı beyanı ile bağlayıcı emisyon azaltım hedefini belirlemeli, sera gazı yutaklarını ve rezervuarlarını korumak ve geliştirmek için önlem almalı ve uluslararası olarak emisyon azaltım haklarını transfer edebilmelidir (madde 4, 5, 6). Paris Anlaşması, bu yönüyle, UNFCCC süreci kapsamında yalnızca sınırlı sayıda tarafa yükümlülük getiren Kyoto Protokolü’nden farklı olarak, başta emisyon azaltımı olmak üzere temel taahhütleri tüm taraf devletler için geçerli hale getirerek bu rejimi evrenselleştirmektedir.</p>



<h1 class="wp-block-heading">Avrupa Birliği’nin Emisyon Ticareti Sistemi</h1>



<p class="wp-block-paragraph">AB’nin ETS’si, yukarıda anılan uluslararası anlaşmaların arka planında, özellikle de Kyoto Protokolü’nden bu yana geliştirilmektedir. Öncelikle, bir ön tespit olarak belirtmek gerekir ki AB, sera gazı emisyonlarının azaltımı konusunda birbirini tamamlayıcı üç temel eksende ilerlemektedir (<a href="https://www.consilium.europa.eu/en/meetings/european-council/2014/10/23-24/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">örneğin bakınız</a>):</p>



<p class="wp-block-paragraph">(i) sera gazı emisyonlarını azaltmak,</p>



<p class="wp-block-paragraph">(ii) enerji verimliliğini artırmak,</p>



<p class="wp-block-paragraph">(iii) yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını yaygınlaştırmak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AB’nin sera gazı emisyonlarını azaltmaya yönelik düzenlemeleri, tarihsel gelişimleri ve geçirdikleri değişiklikler saklı kalmak kaydıyla, günümüzde üç ana başlık altında incelenebilir:</p>



<p class="wp-block-paragraph">(i) ETS Direktifi (<a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A32003L0087" target="_blank" rel="noreferrer noopener">2003/87 sayılı Direktif</a>),</p>



<p class="wp-block-paragraph">(ii) Yük Paylaşımı Tüzüğü (<a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=uriserv:OJ.L_.2018.156.01.0026.01.ENG" target="_blank" rel="noreferrer noopener">2018/842 sayılı Tüzük</a>),</p>



<p class="wp-block-paragraph">(iii) Arazi Kullanımı, Arazi Kullanım Değişikliği ve Ormancılık Tüzüğü (<a href="https://eur-lex.europa.eu/eli/reg/2018/841/oj/eng" target="_blank" rel="noreferrer noopener">2018/841 sayılı Tüzük</a>).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Ana hatlarıyla</em>;</p>



<p class="wp-block-paragraph">(i)&nbsp;<a href="https://climate.ec.europa.eu/eu-action/eu-emissions-trading-system-eu-ets/about-eu-ets_en" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ETS Direktifi</a>, AB’deki toplam sera gazı emisyonlarının yaklaşık %40’ını oluşturan elektrik ve ısı üretimi, endüstriyel imalat ve havacılık sektörlerinden kaynaklanan emisyonların azaltımını hedeflemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">(ii)&nbsp;<a href="https://climate.ec.europa.eu/eu-action/effort-sharing-member-states-emission-targets/overview_en" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Yük Paylaşımı Tüzüğü</a>, AB’deki toplam sera gazı emisyonlarının neredeyse %60’ını oluşturan yerel ulaşım (havacılık hariç), binalar, tarım, küçük ölçekli sanayi ve atık sektörlerinden kaynaklanan emisyonların azaltımını hedeflemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">(iii)&nbsp;<a href="https://climate.ec.europa.eu/eu-action/land-use-sector_en" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Arazi Kullanımı, Arazi Kullanım Değişikliği ve Ormancılık Tüzüğü</a>&nbsp;ise, bağlayıcı net karbon giderimi ulusal hedefleri aracılığıyla, ormanlar gibi sera gazı yutaklarını ve rezervuarlarını korumayı ve geliştirmeyi esas almaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AB’nin ETS’si, kendi içinde sırasıyla 2005–2007, 2008–2012, 2013–2020 ve 2021–2030 yıllarını kapsayan&nbsp;<a href="https://climate.ec.europa.eu/eu-action/eu-emissions-trading-system-eu-ets/development-eu-ets-2005-2020_en" target="_blank" rel="noreferrer noopener">dört ticari aşamaya ayrılmaktadır</a>. Bu aşamalar dikkate alındığında, sistemin zaman içinde kapsamı ve işleyişi bakımından önemli bir dönüşüm geçirdiği görülmektedir:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Kapsanan sektörler giderek genişletilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Kapsanan sera gazlarının sayısı artırılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Ulusal düzeyde belirlenen emisyon sınırlarının yerine, AB çapında tek bir emisyon tavanı getirilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Başlangıçta ağırlıklı olarak kullanılan ücretsiz tahsisat yöntemi, yerini kademeli olarak açık artırma (ihale) esasına bırakmıştır. Konumuz açısından önemi yönünden, bu geçiş sürecinde, karbon kaçağı riski altındaki sektörler için çeşitli koruyucu önlemler öngörülmüştür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; AB’nin ETS’sinin, uluslararası karbon piyasalarıyla etkileşim kurmasına olanak tanınmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu gelişim süreci, AB’nin ETS’sinin giderek daha geniş kapsamlı, daha merkezi ve piyasa temelli bir yapıya evrildiğini ortaya koymaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AB’nin ETS’si&nbsp;<em>ana hatlarıyla</em>&nbsp;<a href="https://climate.ec.europa.eu/eu-action/eu-emissions-trading-system-eu-ets/about-eu-ets_en#how-does-the-eu-ets-work" target="_blank" rel="noreferrer noopener">şu şekilde işlemektedir</a>. İlk olarak, ETS, “üst limit ve ticaret” prensibine dayanır. Burada “üst limit”, sistem kapsamındaki işletmelerin salabileceği toplam sera gazı miktarını ifade eder ve bu üst limit, AB’nin iklim hedefleri doğrultusunda her yıl azaltılır. İkinci olarak, kapsanan işletmeler, faaliyet gösterebilmek için emisyon izleme ve raporlama kapasitesine sahip olduklarını göstererek yetkili makamlardan sera gazı emisyonu ruhsatı almalıdır. Üçüncü olarak, belirlenen üst limit çerçevesinde emisyon izinleri tahsis edilir; her izin bir ton CO₂ salımı yapma hakkını temsil eder. İzinler, ücretsiz tahsis edilebileceği gibi açık artırma yoluyla da satılabilir. Ayrıca işletmeler, ellerinde kalan izinleri başka işletmelere devredebilir veya ileride kullanmak üzere saklayabilir. Tüm bu işlemler Birlik Sicili’nde kayıt altına alınır. Dördüncü olarak, kapsanan işletmeler, her yıl emisyonlarını izlemek, raporlamak ve yıllık emisyonlarını karşılayacak miktarda izin teslim etmekle yükümlüdür. Bu yükümlülükler yerine getirilmediğinde para cezaları uygulanır. Beşinci olarak, emisyon izni satışlarından elde edilen gelirler, ister üye devlet bütçelerine ister AB bütçesine aktarılsın, ana hatlarıyla yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve düşük karbon teknolojilerine yatırım yapmak amacıyla kullanılmalıdır. Sonuç olarak, AB’nin ETS’si, işletmeleri maliyet etkin bir şekilde emisyon azaltmaya teşvik eden, piyasa temelli bir araç olarak işlev görmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AB’nin ETS’si, özellikle ücretsiz tahsisattan açık artırma yoluyla satışa geçtikçe, bu AB içi karbon fiyatlandırma mekanizmasının AB dışı ticaret boyutundaki tamamlayıcısı olarak SKDM ortaya çıkmıştır (Bkz. SKDM Tüzüğü (<a href="https://eur-lex.europa.eu/eli/reg/2023/956/oj/eng" target="_blank" rel="noreferrer noopener">2023/956 sayılı Tüzük</a>) madde 1(2 ve 3)). Şöyle ki, kapsanan işletmeler uluslararası piyasalarda faaliyet gösteriyor ve iş yaptıkları devletlerde AB’nin ETS’sine benzer bir sistem bulunmuyorsa, karbon kaçağı riski doğmaktadır: Böyle bir durumda işletmeler, ya üretim faaliyetlerini karbon maliyetlerinin bulunmadığı üçüncü devletlere kaydırmak isteyebilir ya da bu devletlerden gelen daha düşük maliyetli ürünlerle rekabet etmekte zorlanabilir. AB, bu karbon kaçağı riskini yönetmek amacıyla başlangıçta kapsanan işletmelere belirli kriterler çerçevesinde ücretsiz emisyon izni tahsisatı sağlamayı tercih etmiştir. Buna karşın, zamanla bu ücretsiz tahsisatların oldukça azaltılmasıyla birlikte, AB, eşdeğer maliyet yükünü AB dışı işletmecilere de yansıtmak amacıyla SKDM uygulamasına geçmeyi tercih etmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu arka planda, AB’nin SKDM’si ile ilgili olarak başlangıcı, geçiş dönemi, planlanan nihai uygulama dönemi, önerilen değişiklikler ve uluslararası düzeydeki itirazlar hakkında bazı bilgiler sunulabilir. İlk olarak, SKDM, AB’ye ithal edilen belirli ürünlerin üretimi sırasında ortaya çıkan gömülü karbon emisyonları için, AB’nin ETS’sine eşdeğer bir karbon fiyatının ödenmesini teyit etmeye yönelik bir mekanizmadır (bakınız SKDM Tüzüğü madde 1). İkinci olarak, SKDM,&nbsp;<a href="https://taxation-customs.ec.europa.eu/carbon-border-adjustment-mechanism_en" target="_blank" rel="noreferrer noopener">2023–2026 yılları arasında</a>&nbsp;geçiş dönemindedir ve bu süre zarfında çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojen gibi karbon yoğun ve karbon kaçağı riski yüksek ürünlerin ithalatçıları yalnızca raporlama yükümlülüğüne tabidir. Üçüncü olarak, SKDM,&nbsp;<a href="https://taxation-customs.ec.europa.eu/carbon-border-adjustment-mechanism_en" target="_blank" rel="noreferrer noopener">2026’dan itibaren</a>&nbsp;nihai uygulama dönemine geçecektir ve şu şekilde işleyecektir: İthalatçılar ulusal yetkili makamlara kayıt yaptıracak ve ithal ettikleri ürünlerin gömülü emisyonlarına karşılık gelen SKDM sertifikalarını, AB’nin ETS’si ile paralel belirlenen bir fiyat üzerinden satın alarak yıllık bazda teslim etmekle yükümlü olacaktır. İthalatçı, köken devlette üretim sırasında zaten bir karbon fiyatı ödendiğini belgeleyebilirse, bu miktar mahsup edilebilecektir. Dördüncü olarak, Komisyon, 2025 yılında, özellikle küçük ithalatçılar üzerindeki idari yükü azaltmak amacıyla yılda 50 tonun altında ithalat gerçekleştiren işletmelere muafiyet getiren bir eşik&nbsp;<a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=celex:52025PC0087" target="_blank" rel="noreferrer noopener">önerisinde</a>&nbsp;bulunmuş olup, ilgili yasama süreci hâlen devam etmektedir. Son olarak, SKDM, uluslararası düzeyde itirazlarla karşılaşmıştır. Örneğin, Rusya, AB’nin SKDM’sine (ve ETS’sine) ilişkin düzenlemelerin, diğerlerinin yanı sıra, Tarifeler ve Ticaret Genel Anlaşması (<a href="https://www.wto.org/english/docs_e/legal_e/gatt94_e.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">GATT 1994</a>) kapsamındaki yükümlülüklerle bağdaşmadığını ileri sürerek Dünya Ticaret Örgütü (<a href="https://www.wto.org/index.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">DTÖ</a>) nezdinde&nbsp;<a href="https://www.wto.org/english/news_e/news25_e/ds639rfc_19may25_e.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">uyuşmazlık çözüm sürecini başlatmıştır</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda, Türkiye’nin İklim Kanunu’nun, dolayısıyla ETS’sinin ve olası SKDM’sinin, AB’deki bu gelişmeler ışığında değerlendirilmesi yerinde olacaktır.</p>



<h1 class="wp-block-heading">Avrupa Birliği ile Bağlantılı Olarak Türkiye’nin Emisyon Ticareti Sistemi</h1>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin İklim Kanunu ile birlikte getirilen ETS’sinin iki temel amaca hizmet ettiği söylenebilir. Bir yandan, Türkiye’nin ETS’si, tıpkı AB’nin ETS’sinde olduğu gibi, özellikle bazı uluslararası anlaşmalar kapsamındaki yükümlülüklerin yerine getirilmesi açısından bir araç işlevi görmektedir. Bu çerçevede Türkiye, UNFCCC’ye&nbsp;<a href="https://treaties.un.org/pages/ViewDetailsIII.aspx?src=TREATY&amp;mtdsg_no=XXVII-7&amp;chapter=27&amp;Temp=mtdsg3&amp;clang=_en" target="_blank" rel="noreferrer noopener">2004 yılında</a>, Kyoto Protokolü’ne&nbsp;<a href="https://treaties.un.org/Pages/ViewDetails.aspx?src=TREATY&amp;mtdsg_no=XXVII-7-a&amp;chapter=27&amp;clang=_en" target="_blank" rel="noreferrer noopener">2009 yılında</a>&nbsp;ve Paris Anlaşması’na 2021 yılında&nbsp;<a href="https://unfccc.int/node/61221" target="_blank" rel="noreferrer noopener">taraf olmuştur</a>. Çalışmanın Giriş bölümünde de belirtildiği üzere, İklim Kanunu’nun amacı, “yeşil büyüme vizyonu ve net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda iklim değişikliğiyle mücadele etmek” olarak tanımlanmıştır (madde 1). Bu kapsamda Kanun, özellikle sera gazı emisyonlarının azaltılmasını esas alan bir yaklaşım benimsemekte; bu doğrultuda ETS’yi temel araç olarak öngörmektedir (madde 9–11). Diğer yandan, yine çalışmanın Giriş kısmında da belirtildiği üzere, Türkiye’nin ETS’si, AB’nin ETS’sinin dış ticaretteki tamamlayıcısı olan SKDM’sine karşılık oluşturulmuş bir politika aracı niteliği de taşımaktadır. Nitekim İklim Kanunu’nun Gerekçesi’nde de belirtildiği üzere, Türkiye’nin ETS’si, “en büyük ticaret ortağımız” olan AB’nin SKDM’si kapsamında, “üçüncü ülkelerde ödenen karbon maliyetleri ölçüsünde ithalatçıya karbon maliyetinde indirim sağlanması”na imkân tanıyan düzenlemelerden yararlanma amacını da yansıtmaktadır (madde 9 gerekçesi).</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte bu ikinci amaç, Türkiye – AB ilişkilerinin hem üyelik hem de ortaklık yönü bağlamında şu şekilde değerlendirilebilir. Üyelik ilişkisi açısından, Türkiye, örneğin&nbsp;<a href="https://www.ab.gov.tr/files/UlusalProgram/UlusalProgram_2008/Tr/pdf/iv_27_cevre.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">2008 yılındaki Ulusal Program</a>&nbsp;ile birlikte, diğerlerinin yanı sıra, 2011 sonrasında ETS Direktifi’ne uyum bağlamında “emisyon ticaretine yönelik usul ve esasların belirlenmesi” hususunda düzenleme yapacağını belirtmiştir. Dolayısıyla, Türkiye’nin İklim Kanunu ile hayata geçirdiği ETS’si AB’ye üyelik sürecinde müktesebata uyum yükümlülüğünün bir uzantısı olarak görülebilir. Öte taraftan, söz konusu taahhüdün 2011 sonrası için öngörülmüş olmasına rağmen ancak 2025 yılı itibarıyla hayata geçirilmiş olması, Türkiye’nin ETS’sinin esasen üyelik perspektifi doğrultusundan çok, AB’nin SKDM’si kapsamında ortaya çıkan dış ticaret kaynaklı maliyetlerden kaçınma yönündeki gereksinimle şekillendiğine işaret etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ortaklık ilişkisi açısından ise konu, Türkiye ile AB arasındaki mevcut gümrük birliğinin güncellenmesi sürecinin parçası olarak ele alınabilir. Türkiye, 1963’te imzalanıp 1964’te yürürlüğe giren <a href="https://eur-lex.europa.eu/resource.html?uri=cellar:f8e2f9f4-75c8-4f62-ae3f-b86ca5842eee.0008.02/DOC_2&amp;format=PDF" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ankara Anlaşması</a>, 1970’te imzalanıp 1973’te yürürlüğe giren <a href="https://eur-lex.europa.eu/eli/prot/1972/2760(1)/oj/eng" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Katma Protokol</a> ve 1995 tarihli <a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/en/TXT/?uri=CELEX:21996D0213(01)" target="_blank" rel="noreferrer noopener">1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı</a> temelinde AB ile bir gümrük birliği kurmuştur. Bu gümrük birliği, ana hatlarıyla, tarım ürünleri hariç tüm malların taraflar arasında serbest dolaşımını sağlamaya yöneliktir. Söz konusu hukuki belgelerin tarihine bakıldığında, gümrük birliği kurulurken mal ticareti ile çevre arasındaki ilişki henüz ön planda bulunmamaktadır. Bu nedenle, ortaklık belgeleri mal ticareti ile çevre arasındaki ilişkiye dair doğrudan bir düzenleme içermemektedir. Buna karşın, Avrupa Komisyonu 2016 yılında gümrük birliğinin güncellenmesi müzakerelerini başlatmak üzere <a href="https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/ip_16_4468" target="_blank" rel="noreferrer noopener">tavsiyede bulunmuştur</a>. Her ne kadar bu tavsiye <a href="https://www.consilium.europa.eu/media/35863/st10555-en18.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Konsey tarafından henüz karara bağlanmamış olsa da</a>, <a href="https://ec.europa.eu/smart-regulation/impact/ia_carried_out/docs/ia_2016/swd_2016_0475_en.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Komisyonun Etki Değerlendirmesi</a> incelendiğinde, olası bir güncelleme kapsamında sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde AB’nin ETS’si ve SKDM’si ile uyumun gündeme gelmesi beklenebilir. Örneğin, 1 Temmuz 2025 tarihinde düzenlenen <a href="https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/statement_25_1704" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Türkiye-AB Yüksek Düzey Ticaret Diyaloğu toplantısında,</a> özellikle AB’nin SKDM’si ve döngüsel ekonomiye odaklanarak yeşil dönüşüm alanında iş birliğinin derinleştirilmesi konuları ana gündem maddeleri arasında yer almıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu arka planda, AB’nin SKDM’si ile bütünüyle karşı karşıya kalmamak bakımından, biri AB hukukuna, diğeri ise uluslararası düzleme ilişkin bazı gelişmelerden söz edilebilir. AB hukuku bakımından, ilk olarak, Avrupa Ekonomik Alanı’nda olan Norveç, İzlanda ve Lihtenştayn, Avrupa Ekonomik Alanı Anlaşması çerçevesinde&nbsp;<a href="https://www.efta.int/sites/default/files/documents/legal-texts/eea/other-legal-documents/adopted-joint-committee-decisions/2007%20-%20English/146-2007.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ortak Komitenin 146/2007 sayılı kararı</a>yla, 2008 yılında AB’nin ETS’sinin bir parçası hâline gelmiştir. Bu nedenle, AB’nin SKDM’si bu devletlere karşı uygulanmayacaktır (bakınız SKDM Tüzüğü madde 2(6)). İkinci olarak,&nbsp;<a href="https://www.bafu.admin.ch/bafu/en/home/topics/climate/info-specialists/reduction-measures/ets/linking-swiss-eu.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İsviçre</a>, ETS Direktifi’nin 25. maddesinde tanınan imkân çerçevesinde ve AB ile akdettiği bir&nbsp;<a href="https://eur-lex.europa.eu/eli/agree_internation/2017/2240/oj/eng" target="_blank" rel="noreferrer noopener">uluslararası anlaşma</a>&nbsp;temelinde, 2020 yılında kendi ETS’sini AB’nin ETS’si ile tam olarak bağlantılandırmıştır. Dolayısıyla, AB’nin SKDM’si bu devlete karşı uygulanmayacaktır (bakınız SKDM Tüzüğü madde 2(6)). Üçüncü olarak, Birleşik Krallık,&nbsp;<a href="https://ec.europa.eu/newsroom/councileu/items/663312/en" target="_blank" rel="noreferrer noopener">2020 yılında AB’den çekilmiş olup</a>, ETS Direktifi’nin 25. maddesinde tanınan imkân çerçevesinde ve AB ile bir akdedeceği bir uluslararası anlaşma temelinde kendi ETS’sini AB’nin ETS’si ile tam olarak bağlantılandırabilsin diye, Temmuz 2025 itibariyle&nbsp;<a href="https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/HTML/?uri=CELEX:52025PC0408" target="_blank" rel="noreferrer noopener">müzakerelerin başlatılması hedeflenmektedir</a>. Böyle bir anlaşma akdedilirse AB’nin SKDM’si bu devlete karşı uygulanmayacaktır (bakınız SKDM Tüzüğü madde 2(6)). Dördüncü olarak, AB’nin SKDM’si, üçüncü bir devletin ETS’sinin ithalat sırasında dikkate alınabileceğini, başka bir deyişle, bu durumda ödenecek SKDM bedelinin azaltılabileceğini öngörmektedir (SKDM Tüzüğü madde 9). İklim Kanunu’nun madde gerekçelerine bakıldığında, Türkiye’nin de ilk aşamada bu ihtimali hayata geçirmek istediği görülmektedir (madde 9 gerekçesi). Bununla birlikte, zaman içinde, Norveç, İzlanda ve Lihtenştayn gibi AB’nin ETS’sinin bir parçası hâline gelmek veya İsviçre ve Birleşik Krallık örneklerinde olduğu gibi kendi ETS’sini AB’nin ETS’si ile bağlantılandırmak gibi alternatiflerin de –belki de gümrük birliğinin güncellenmesi sürecinin bir parçası olarak– tartışılması mümkün olabilecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun yanı sıra, ETS ile ilgili uluslararası düzeydeki çeşitli çalışmaların ve girişimlerin takip edilmesi de önem arz etmektedir. Örneğin Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü (<em>International Institute for Sustainable Development</em>&nbsp;(IISD)), Temmuz 2025’te sınırda karbon düzenleme mekanizmalarına ilişkin&nbsp;<a href="https://www.iisd.org/publications/report/border-carbon-adjustment-guidance" target="_blank" rel="noreferrer noopener">bir rapor yayımlamıştır</a>. Buna ek olarak, Japonya, Kore, Avustralya ve Birleşik Krallık, 4 Temmuz 2025 tarihinde DTÖ’nün Ticaret ve Çevre Komitesi nezdinde “Gömülü Emisyonların Ölçümüne Yönelik Bağlayıcı Olmayan Yöntem Rehberi” başlıklı&nbsp;<a href="https://docs.wto.org/dol2fe/Pages/SS/directdoc.aspx?filename=Q:/WT/CTE/W269R1.pdf&amp;Open=True" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ortak bir bildiri sunmuştur</a>. Bu bildiri, sınır ötesi ticarete konu mallarda yer alan karbon emisyonlarının ölçümünde şeffaflık ve yöntemsel uyumun artırılması hedefini taşımaktadır. Türkiye’nin İklim Kanunu ile birlikte getirilen ETS’si, AB ile ilişkilerin yanı sıra bu tür uluslararası gelişmelerin de yakından izlenmesini gerekli kılmaktadır.</p>



<h1 class="wp-block-heading">Sonuç</h1>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak, Türkiye’nin kendi ETS’sinin ve olası SKDM’sinin geliştirmesinde temel itici gücün, AB’nin önemli bir ticaret ortağı olması ve bu bağlamda SKDM ile karşı karşıya kalmak istememesi olduğu görülmektedir. Bu nedenle,&nbsp;uluslararası düzeydeki gelişmelerin yanı sıra,&nbsp;AB’deki gelişmeleri yakından takip etmek büyük önem taşımaktadır. Zira AB ile Türkiye’nin sistemleri ne kadar uyumlu çalışırsa, bu iki taraf arasındaki uluslararası ticaretin sürdürülebilmesi de o ölçüde kolaylaşacaktır. Artık sırada, bir yandan Türkiye’nin kendi ETS’sinin ve olası SKDM’sinin uygulamaya geçirilmesini beklerken diğer yandan&nbsp;uluslararası düzeydeki gelişmelerin yanı sıra&nbsp;AB’deki gelişmeleri izlemek bulunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yazıya atıf için: İlke Göçmen, “İklim Kanunu ve Emisyon Ticareti Sistemi: Avrupa Birliği’nin İzleri”, Yaşayan Avrupa Birliği Hukuku Blogu, 18/7/2025,&nbsp;Link: &lt;<a href="https://yasayanabhukuku.blogspot.com/2025/07/ETSveSKDM.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://yasayanabhukuku.blogspot.com/2025/07/ETSveSKDM.html</a>&gt;</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="990" height="1024" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/resim_2025-07-18_235351394-990x1024.png" alt="" class="wp-image-1693" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/resim_2025-07-18_235351394-990x1024.png 990w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/resim_2025-07-18_235351394-290x300.png 290w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/resim_2025-07-18_235351394-768x794.png 768w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/resim_2025-07-18_235351394-1486x1536.png 1486w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/resim_2025-07-18_235351394.png 1537w" sizes="(max-width: 990px) 100vw, 990px" /><figcaption class="wp-element-caption">Fotoğraf Bilgileri: Eser Sahibi: <a href="https://www.freepik.com/free-vector/hand-drawn-climate-change-concept-illustrated_18262497.htm#from_element=cross_selling__vector" data-type="link" data-id="https://www.freepik.com/free-vector/hand-drawn-climate-change-concept-illustrated_18262497.htm#from_element=cross_selling__vector" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Freepik</a>.</figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Balkaş Gölü 2040 Sürdürülebilir Ekosistem Girişimi</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/balkas-golu-2040-surdurulebilir-ekosistem-girisimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Jul 2025 11:17:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hidrojeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1672</guid>

					<description><![CDATA[Kazakistan Su Kaynakları ve Sulama Bakanlığı tarafından yayımlanan verilere göre, Balkaş Gölü&#8217;ndeki su seviyesi 2025 yılının ilk yarısında 32 santimetre artarak Baltık yükseklik sistemine göre deniz seviyesinden 341,55 metreden 341,87 metreye yükselmiştir. Eski başkent Almatı’nın yaklaşık 280 kilometre kuzeybatısında yer alan Balqaş kölı (Balkaş Gölü), Asya’nın en büyük kapalı havzalarından biridir ve yüzölçümüne göre dünyanın...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Kazakistan Su Kaynakları ve Sulama Bakanlığı tarafından yayımlanan verilere göre, Balkaş Gölü&#8217;ndeki su seviyesi 2025 yılının ilk yarısında 32 santimetre artarak Baltık yükseklik sistemine göre deniz seviyesinden 341,55 metreden 341,87 metreye yükselmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eski başkent Almatı’nın yaklaşık 280 kilometre kuzeybatısında yer alan <em>Balqaş kölı</em> (Balkaş Gölü), Asya’nın en büyük kapalı havzalarından biridir ve yüzölçümüne göre dünyanın en büyük on beşinci gölü konumundadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2025 yılının başından bu yana, gölün akış yukarısında yer alan Kapçagay Barajı’ndan Balkaş Gölü’ne 8,52 milyar metreküp su salınmıştır. Bu miktar, 2024 yılının aynı döneminde kaydedilen 8 milyar metreküpe kıyasla artış göstermektedir. Yetkililer, yıl sonuna kadar barajdan göle bırakılan toplam su miktarının yaklaşık 12 milyar metreküpe ulaşmasını bekliyor. 2024 yılında ise toplamda 13,5 milyar metreküp su Balkaş Gölü’ne bırakılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1970 yılında İli nehrinin debisini ıslah etmek amacıyla inşaa edilen Kapçagay Baraj Gölü, 100 kilometre uzunluğa ve yer yer 25 kilometre genişliğe ulaşmaktadır. Göletin hacmi 18 milyar metreküpten fazla su depolama kapasitesine sahiptir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Balkaş Gölü’nün hidrolojik sağlığı, kaynağı Çin&#8217;de olan ve sınır aşan İli Nehri ile yakından ilişkilidir. İli Nehri, göldeki toplam su girişinin yaklaşık yüzde 70’ini sağlar. Kazakistan tarafında, Kapçagay Barajı aracılığıyla nehrin debisi kontrol altına alınmaktadır. Barajın tarihinde uzun yıllar sonra önemli bir dönüm noktası yaşanmış; 2024’te baraj haznesi tam kapasiteye ulaşmıştır. 2025 yılında da, üst üste ikinci yıl tam kapasiteye ulaşılmasıyla bir seri elde edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kazakistan’daki üç büyük akarsu olan <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Irtysh" data-type="link" data-id="https://en.wikipedia.org/wiki/Irtysh" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ertis</a> (İrtiş), <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Ili_River" data-type="link" data-id="https://en.wikipedia.org/wiki/Ili_River" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İle</a> (İli) ve <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Emil_(river)" data-type="link" data-id="https://en.wikipedia.org/wiki/Emil_(river)" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emıl</a> (Emil) nehirleri Çin topraklarında doğmaktadır. Bu bağlamda Kazakistan ile Çin arasında sınıraşan sular statüsündeki nehirlerin ortak kullanımına yönelik hükümetlerarası müzakere taslağının hazırlandığı duyurulmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://oneplanetsummit.fr/en/events-16/one-water-summit-287" data-type="page" data-id="766" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Aralık 2024</a>&#8216;te, Balkaş Gölü&#8217;nün uzun dönemli doğal kaynaklarının korunmasını desteklemek amacıyla Fransız Kalkınma Ajansı (AFD), Fransız Yerbilimsel Araştırma Kurumu (BRGM) ve Kazakistan arasında bir işbirliği anlaşması imzalanmıştır. Buna göre Fransız tarafı Kazakistan Su Kaynakları ve Sulama Bakanlığı&#8217;na göl için sürdürülebilir su yönetimi geliştirmek amacıyla 1.350.000 Avro (€) hibe tahsis edecektir. Anlaşma, Orta Asya&#8217;nın ekolojik ve ekonomik açıdan en önemli su havzalarından birini korumayı hedeflemektedir. Bu kapsamda, göl havzasının kapsamlı bir şekilde incelenmesi ve 2040 yılına kadar sürdürülebilirlik stratejisinin geliştirilmesi planlanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>Kwan, S. 2024. <a href="https://timesca.com/kazakhstans-kapchagay-reservoir-fills-up-for-first-time-in-a-decade/" data-type="link" data-id="https://timesca.com/kazakhstans-kapchagay-reservoir-fills-up-for-first-time-in-a-decade/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kazakhstan’s Kapchagay Reservoir Fills Up For First Time In A Decade</a>. TCA<br>Kwan, S. 2024. <a href="https://timesca.com/kazakhstan-and-china-begin-negotiations-on-joint-use-of-transboundary-rivers/" data-type="link" data-id="https://timesca.com/kazakhstan-and-china-begin-negotiations-on-joint-use-of-transboundary-rivers/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kazakhstan and China Begin Negotiations on Joint Use of Transboundary Rivers</a>. TCA<br>Kwan, S. 2024. <a href="http://timesca.com/france-to-help-kazakhstan-preserve-lake-balkhash/" data-type="link" data-id="timesca.com/france-to-help-kazakhstan-preserve-lake-balkhash/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">France to Help Kazakhstan Preserve Lake Balkhash</a>. TCA<br>Kwan, S. 2025. <a href="http://timesca.com/water-level-in-lake-balkhash-continues-to-rise" data-type="link" data-id="timesca.com/water-level-in-lake-balkhash-continues-to-rise" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Water Level in Lake Balkhash Continues to Rise</a>. TCA<br><br><strong>Atıf</strong><br>Güler, B. 2025. <a href="https://yerbilimleri.com/balkas-golu-2040-surdurulebilir-ekosistem-girisimi/" data-type="link" data-id="https://yerbilimleri.com/balkas-golu-2040-surdurulebilir-ekosistem-girisimi/">Balkaş Gölü 2040 Sürdürülebilir Ekosistem Girişimi</a></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="515" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/20230408_LakeBalkhash.jpg" alt="" class="wp-image-1673" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/20230408_LakeBalkhash.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/20230408_LakeBalkhash-300x172.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/20230408_LakeBalkhash-768x439.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Balkaş Gölü, Ramsar Sözleşmesi kapsamına alınmış bir sulak alandır. Su kuşları için önemli bir üreme alanı ve endemik balık türlerine ev sahipliği yapmaktadır. Göl, biyolojik çeşitlilik açısından küresel ölçekte öneme sahiptir ve bölgesel iklim için hayati bir rol oynamaktadır. 4 Nisan 2023 tarihli uydu görüntüsü, buzulların erimesiyle oluşan turkuaz-kahverengi tonlardaki göz alıcı manzarayı göstermektedir. Görüntü: <a href="https://www.copernicus.eu/en/media/image-day-gallery/lake-balkhash-spring-colours" data-type="link" data-id="https://www.copernicus.eu/en/media/image-day-gallery/lake-balkhash-spring-colours" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Copernicus Sentinel-2</a></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Balkaş Gölü, doğudan batıya yaklaşık 605 km uzunluğunda olup, en derin noktası yaklaşık 25 metredir. Balkaş’ın yüzölçümü, yaklaşık 15.000 km² ile 19.000 km² arasında, su dengesine bağlı olarak değişiklik gösterir. Göl, ender görülen bir hidrojeokimyasal olguya da sahiptir. Gölün batı bölümündeki su, tatlıdır ve içme suyu için uygundur. Gölün doğu bölümü ise tuzlu ve acı su havzasıdır. Sarımsek (Saryesik?) Yarımadası&#8217;nda yer alan Uzynaral Boğazı tatlı su ile tuzlu ve acı su karışımının birbirine kavuştuğu bölgedir. Gölün 10 metre çözünürlükteki uydu görüntüsünü incelemek için <a href="https://www.esa.int/ESA_Multimedia/Images/2022/06/Lake_Balkhash_Kazakhastan" data-type="link" data-id="https://www.esa.int/ESA_Multimedia/Images/2022/06/Lake_Balkhash_Kazakhastan" target="_blank" rel="noreferrer noopener">buraya tıklayın</a><em>!</em></p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Earth from Space: Lake Balkhash" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/IhDJsKwFaGw?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>8-13 Temmuz 2025 Arasında Rainier Dağı&#8217;nda Deprem Fırtınası Yaşandı</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/8-13-temmuz-2025-arasinda-rainier-daginda-deprem-firtinasi-yasandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Jul 2025 20:43:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yapısal Jeoloji / Tektonik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1643</guid>

					<description><![CDATA[Rainier Dağı&#8217;nda 8 Temmuz 2025&#8217;te başlayan küçük büyüklükteki depremler, stratovolkanın tarihinde kaydedilen en büyük deprem fırtınası oldu. 8 Temmuz 2025’te Washington Eyaletinde bulunan Rainier Dağı’nda yerel saat ile 01.29’da bir deprem fırtınası başladı. Deprem fırtınası, aynı bölgede kısa sürede meydana gelen çok sayıda depremin oluşturduğu kümelenmeye verilen isimdir. Şu an için bu deprem etkinliğinin endişe...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Rainier Dağı&#8217;nda 8 Temmuz 2025&#8217;te başlayan küçük büyüklükteki depremler, stratovolkanın tarihinde kaydedilen en büyük deprem fırtınası oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">8 Temmuz 2025’te Washington Eyaletinde bulunan Rainier Dağı’nda yerel saat ile 01.29’da bir deprem fırtınası başladı. Deprem fırtınası, aynı bölgede kısa sürede meydana gelen çok sayıda depremin oluşturduğu kümelenmeye verilen isimdir. Şu an için bu deprem etkinliğinin endişe verici bir seviyede olduğuna dair bir belirti bulunmamaktadır. Rainier Dağı için uyarı seviyesi ve renk kodu Yeşil/Normal olarak kalmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pasifik Kuzeybatı Sismik Ağı (PNSN), her bir depremi inceleyerek mümkünse konumunu, derinliğini ve büyüklüğünü belirleme süreci olan “lokasyonlama” işlemini yürütmektedir. Bazı depremler çok küçük olduğundan yerleri tespit edilememektedir. Bu süreci <a href="https://pnsn.org/volcanoes/mount-rainier" target="_blank" rel="noreferrer noopener">pnsn.org/volcanoes/mount-rainier</a> adresinden takip edebilirsiniz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu deprem fırtınası, şu ana kadar en büyüğü 11 Temmuz 2025’te, yerel saatle 12.23’te meydana gelen M=2,4 büyüklüğündeki deprem olmak üzere, yüzlerce çok küçük depremden oluşmaktadır. PNSN, 13 Temmuz sabahı saat 08.00 itibarıyla yaklaşık 500 deprem kaydetmiştir. Bu sayı, sismologların veri analizine devam etmesiyle artacaktır. Deprem sıklığı zamanla azalmış; 8 Temmuz sabahı saatte 33 deprem ile zirveye ulaşmışken, 13 Temmuz sabahına gelindiğinde saatte yalnızca birkaç olaya düşmüştür. Depremler, genellikle dağ zirvesinin 2 ila 6 km altında meydana gelmiştir. Bu depremler yüzeyde hissedilemeyecek kadar küçüktür ve muhtemelen birkaç gün daha sürecektir. Bu tür küçük depremlerin herhangi bir hasara yol açması beklenmemektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yanardağda ayda ortalama 9 deprem kaydedilir. Yılda 1 ila 2 kez deprem fırtınası meydana gelir; ancak bunlar genellikle çok daha az sayıda deprem içerir. Depremler, bir yanardağın durumunu anlamak için izlenen birçok parametreden biridir. Şu anki deprem fırtınası, Rainier Dağı’nın olağan geçmiş etkinliklerinin sınırları içindedir. Geçmişteki deprem fırtınaları, mevcut faylarla etkileşime giren yeraltındaki hidrotermal akışkanın dolaşımıyla ilişkilendirilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rainier Dağı’ndaki son büyük deprem fırtınası 2009 yılında gerçekleşmişti. En büyük deprem M=2,5 büyüklüğündeydi ve üç gün sürmüştü. 2025 yılındaki deprem fırtınası ise toplam olay sayısı, olay oranı ve açığa çıkan enerji bakımından 2009’dakini geride bırakmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güncellemeleri almak için şu bağlantıdan USGS yanardağ bildirim sistemine kayıt olabilirsiniz: <a href="https://volcanoes.usgs.gov/vns/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">volcanoes.usgs.gov/vns</a></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="876" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/dotmap_20250716.jpg" alt="" class="wp-image-1649" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/dotmap_20250716.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/dotmap_20250716-300x292.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/dotmap_20250716-768x748.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">2020-2025 yılları arasında Rainier Dağı’nın altında meydana gelen depremler gösterilmektedir. Temmuz 2025’teki deprem fırtınasına ait olanlar turuncu, diğerleri mavi renkle işaretlenmiştir. Görüntü: USGS.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="630" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/stemPlot_current_20250716.jpg" alt="" class="wp-image-1650" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/stemPlot_current_20250716.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/stemPlot_current_20250716-300x210.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/stemPlot_current_20250716-768x538.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">8-16 Temmuz tarihleri arasındaki deprem fırtınasına ait zaman-serisi grafikleri: üstte deprem büyüklükleri, altta ise aynı dönemde meydana gelen olay sayıları gösterilmektedir. Olay sayısı 8 Temmuz sabahında zirveye ulaşmış, sonraki günlerde ise yavaşça azalmıştır. Görüntü: USGS.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="535" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/time_depth_swarm_20250716.jpg" alt="" class="wp-image-1651" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/time_depth_swarm_20250716.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/time_depth_swarm_20250716-300x178.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/time_depth_swarm_20250716-768x457.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">8-16 Temmuz 2025 tarihleri arasında Rainier Dağı’ndaki deprem fırtınasında meydana gelen depremlerin derinlik dağılımı gösterilmektedir. Görüntü: USGS.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sıkça Sorulan Sorular</strong><br><br><strong>Deprem fırtınası nedir?<br></strong>Deprem fırtınası, aynı bölgede meydana gelen deprem kümelenmesidir. Art arda ve kısa süre içinde gerçekleşen çok sayıda depremden oluşur.<br><br><strong>Rainier Dağı ve çevresi için bu normal mi?</strong><br>Yanardağların altında depremler yaygın bir olgudur; çünkü bu bölgelerde genellikle yüksek miktarda su ve ısı bulunur. Deprem fırtınaları ya da zamansal ve mekânsal olarak birbirine yakın deprem kümelenmeleri, yanardağlarda sıkça gözlemlenir. Rainier Dağı’nda genellikle ayda ortalama 9 deprem kaydedilir. Deprem fırtınaları yılda 1–2 kez meydana gelir; ancak çoğu, olay sayısı açısından çok daha küçüktür. Dağdaki son büyük deprem fırtınası, 2009 yılında gerçekleşmiş; en büyük deprem M=2,5 büyüklüğünde olmuş ve üç gün sürmüştür. Bu süreçte PNSN tarafından resmî olarak 120 deprem kaydedilmiştir. Ancak çok daha fazla sayıda küçük büyüklükte deprem meydana gelmiş olsa da, bunlar ölçülecek kadar kuvvetli değildi. Rainier Dağı’ndaki volkanizma, 1980’lerin sonlarından bu yana izlenmektedir. 2025 Temmuz’undaki deprem fırtınası, şimdiye kadar kaydedilen diğer tüm fırtınalardan daha fazla sayıda deprem içermiştir. Son patlamanın yaklaşık 1.000 yıl önce gerçekleştiği düşünüldüğünde, dağın volkanik döngüsünü tam olarak anlayabilmek için hâlâ uzun süreli gözleme ihtiyaç vardır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="476" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/2009vs2025.jpg" alt="" class="wp-image-1669" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/2009vs2025.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/2009vs2025-300x159.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/2009vs2025-768x406.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">2009&#8217;daki deprem fırtınası ile güncel durumun kıyaslanması. Görüntü: USGS</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bu depremler ne anlama gelebilir?</strong><br>Bu depremler, Rainier Dağı’nın hâlâ etkin bir yanardağ olduğunu hatırlatıyor. Gözlemlere dayanarak, bu depremlerin en olası nedeninin mağma odasının üzerinde ve yerkabuğunun bünyesinde yer alan hidrotermal akışkanların hareketi olduğunu düşünülüyor. Bu yorum, hem Rainier Dağı’ndan hem de diğer yanardağlardan elde edilen önceki deprem fırtınası verilerine dayanmaktadır.<br><br><strong>Bu deprem fırtınasındaki en büyük deprem ne kadar büyüktü?</strong><br>En büyük deprem M=2,4 büyüklüğünde saptandı ve hissedilemeyecek kadar küçük düzeydedir. Ancak gelecekteki olaylar daha büyük olabilir.<br><br><strong>USGS, bu deprem fırtınasında daha fazla deprem bekliyor mu?</strong><br>Rainier Dağı’ndaki son büyük deprem fırtınası 2009 yılında üç gün sürdü. Çoğu deprem fırtınası yılda 1–2 kez meydana gelir ve genellikle bir haftadan az sürer. Ancak bir fırtınanın ne kadar süreceği, şiddetlenip şiddetlenmeyeceği ya da sönümlenip sönümlenmeyeceği konusunda net bir öngörüde bulunmak mümkün değildir.<br><br><strong>Bu depremler, bugün dağda doğa yürüyüşü yapanlar için önemli bir tehdit oluşturuyor mu?</strong><br>Hayır. Bu olaylar hissedilemeyecek kadar küçük olup, yamaç yüzlerinde ya da buzullarda herhangi bir olumsuz durumu tetikleyecek şiddette değildir. Ancak son birkaç gündür bölgede etkili olan sıcak hava nedeniyle, Rainier Dağı Ulusal Parkı yetkilileri kaya yuvarlanması ve buzul çığı olaylarında artış gözlendiğini bildirmiştir. Hava koşulları, dağın altındaki deprem fırtınasıyla ilgili değildir.<br><br><strong>Rainier Dağı’ndaki bu etkinlik hâlâ normal sınırlar içindeyse, olağandışı bir olay olduğu nasıl anlaşılırdı?</strong><br>Şu ana kadar fark edilen tek belirti, depremsellikteki artıştır. Kayda değer bir <em>deformasyon</em> (yamulma), <em>infrases</em> (alçak frekanslı ses dalgaları) ya da ağ kameralarında herhangi bir değişiklik gözlenmemiştir. Olağan dışı bir durumda, depremlerin daha sığ hâle gelmesi ya da niteliklerinin değişmesi beklenirdi. Şu anki depremler klasik volkanotektonik türdedir. Ancak frekans içeriğinde değişiklik —örneğin melez ya da düşük frekanslı depremler— olursa, bu durum etkinliğin doğasında bir değişiklik olduğuna işaret edebilir. Deprem fırtınası bir haftaya kadar sürerse, bu durum da 2009’daki son büyük fırtınaya kıyasla farklılık gösterecektir.<br><br><strong>Yanardağda yakın gelecekte veya tarihsel ölçekte bir patlama bekleniyor mu?</strong><br>Hayır. Rainier Dağı’nda yakın zamanda volkanik bir patlama beklenmemektedir. Şu anda potansiyel bir patlamaya işaret eden herhangi bir belirti bulunmamaktadır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="599" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/mtrainier.jpg" alt="" class="wp-image-1645" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/mtrainier.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/mtrainier-300x200.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/mtrainier-768x511.jpg 768w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/mtrainier-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Rainier Dağı’nın <em>uzaydan dikey bakışla</em> (İng. nadir) görünümü. Görüntü: <a href="https://earthobservatory.nasa.gov/images/145548/mount-rainier" data-type="link" data-id="https://earthobservatory.nasa.gov/images/145548/mount-rainier" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NASA Earth Observatory</a></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>Weiss-Racine, H. 2025. <a href="https://www.usgs.gov/observatories/cvo/news/monitoring-stations-detect-small-magnitude-earthquakes-mount-rainier" data-type="link" data-id="https://www.usgs.gov/observatories/cvo/news/monitoring-stations-detect-small-magnitude-earthquakes-mount-rainier" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Monitoring stations detect small magnitude earthquakes at Mount Rainier during July 2025</a>. USGS Cascades Volcano Observatory</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Atıf</strong><br>Güler, B. 2025. <a href="https://yerbilimleri.com/8-13-temmuz-2025-arasinda-rainier-daginda-deprem-firtinasi-yasandi/" data-type="link" data-id="https://yerbilimleri.com/8-13-temmuz-2025-arasinda-rainier-daginda-deprem-firtinasi-yasandi/">8-13 Temmuz 2025 Arasında Rainier Dağı&#8217;nda Deprem Fırtınası Yaşandı</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Renminbinin Stabil Kripto Para Ekosistemine Stratejik Entegrasyonu</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/renminbinin-stabil-kripto-para-ekosistemine-stratejik-entegrasyonu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Jul 2025 09:42:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emtia]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1577</guid>

					<description><![CDATA[Stabil kripto para dalgası dünya çapında etkisini artırıyor ve ülkeler açısından çözülmesi gereken kritik bir mesele hâline geliyor. Merkeziyetsiz bir ekosisteme sahip bu varlıkların denetimsiz biçimde gelişmesine izin verilmesi, ulusal finans sistemleri üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabilir. Öte yandan, blokzincir teknolojisinin sunduğu yüksek verimli ödeme altyapısını görmezden gelmek, para birimlerinin küreselleşmesinde tarihi bir fırsatın kaçırılması anlamına...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Stablecoin" data-type="link" data-id="https://en.wikipedia.org/wiki/Stablecoin" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Stabil kripto para</a> dalgası dünya çapında etkisini artırıyor ve ülkeler açısından çözülmesi gereken kritik bir mesele hâline geliyor. Merkeziyetsiz bir ekosisteme sahip bu varlıkların denetimsiz biçimde gelişmesine izin verilmesi, ulusal finans sistemleri üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabilir. Öte yandan, blokzincir teknolojisinin sunduğu yüksek verimli ödeme altyapısını görmezden gelmek, para birimlerinin küreselleşmesinde tarihi bir fırsatın kaçırılması anlamına gelir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Renminbinin (RMB) uluslararası statüsünü aktif biçimde destekleyen Çin’in, stabil kripto paraları proaktif biçimde düzenleyerek bu küresel eğilimden stratejik kazanç sağlaması en uygun yol olabilir. Uzmanlar ve sektör temsilcileri, stabil kripto paraların yeni nesil ödeme araçları olarak sunduğu avantajlar ve içerdiği risklerin görmezden gelinemeyeceğini belirtiyor. Yuan destekli stabil kripto paraların gelişiminin ise vakit kaybetmeden desteklenmesi gerektiğinin altını çiziyorlar. Çin, değişen küresel düzende renminbinin rolünü güçlendirmek amacıyla, dijital yuan (e-CNY) ile <em>offshore</em> yuan (CNH) destekli stabil kripto paraların eşgüdümlü biçimde geliştirilmesini ve uluslararası para sistemine entegre edilmesini teşvik etmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kripto Para Göz Ardı Edilemeyecek Bir Ödeme Aracı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Mayıs 2025 itibarıyla, ABD ve Çin’in Hong Kong Özel İdari Bölgesi stabil kripto paralarla ilgili yasal çerçeveyi oluşturdu. İtibari para destekli stabil kripto paralar, bu yasalarda resmi bir ödeme aracı olarak tanımlandı. Ayrıca, bu varlıklar menkul kıymet niteliğindeki <em>tokenize</em> hisse senetleri gibi dijital varlık birimlerinden ayrıştırıldı. <a href="https://www.imf.org/en/Topics/Financial-Integrity/amlcft" data-type="link" data-id="https://www.imf.org/en/Topics/Financial-Integrity/amlcft" target="_blank" rel="noreferrer noopener">AML/CFT</a> (Kara Para Aklanmasının Önlenmesi / Terörizm Finansmanının Önlenmesi) düzenlemeleri güçlendirildi. İngiltere, Güney Kore gibi ülkeler de benzer düzenlemeleri gündeme alacaklarını açıkladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Stabil kripto paraların yasal uyum sürecinin hızlanmasının ardında, küresel ödeme sistemlerindeki rollerinin giderek artması yatıyor. Bu artış, küresel ödeme sistemlerinde üstlendikleri rollerin hızla büyümesinden kaynaklanıyor. Şu anda küresel stabil kripto piyasasının büyüklüğü 250 milyar ABD dolarını aşmış durumda. Finans hizmetleri şirketi Visa’nın verilerine göre, Haziran 2025 itibarıyla ayarlanmış stabil kripto ödeme işlem sayısı 1,6 milyara, toplam işlem hacmi ise 7,3 trilyon ABD dolarına ulaştı. Özel bankacılık kurumu Citibank’ın iyimser senaryosuna göre, 2030 yılına kadar stabil kripto piyasasının, 3,7 trilyon dolara ulaşması bekleniyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yurtdışında “stabil kriptolar mevcut ödeme sistemlerini geride bırakıyor” yönündeki görüşler giderek yaygınlaşıyor. Geleneksel yöntemlere kıyasla, stabil kripto işlemleri daha az aracıyla gerçekleşiyor, süreci kısaltıyor ve anında, uçtan uca transfer imkânı sağlıyor. Özellikle sınır ötesi ödemelerde daha verimli ve düşük maliyetli bir seçenek olarak öne çıkıyor. Uluslararası ticarette mal ödemesi ve mutabakat işlemlerinde stabil kripto kullanımı artık istisna değil.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ulusal Finans ve Kalkınma Laboratuvarı’ndan kıdemli araştırmacı Zhu Taihui’ye göre, geleneksel sınır ötesi banka havaleleri 1 ila 5 iş günü sürebilirken, blokzincir tabanlı stabil kripto transferleri yalnızca birkaç dakikada tamamlanabiliyor. Maliyet açısından da benzer bir fark söz konusu: Geleneksel sistemlerde uluslararası transferin ortalama maliyeti yüzde 6,35 civarındayken, bazı bölgelerde stabil kripto gönderim maliyeti 1 Amerikan dolarının altına kadar inmiş durumdadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak stabil kriptolar uzun süredir gri alanlarda da kullanılıyor. Amerikan dolarına sabitlenmiş <a href="https://tether.to/" data-type="link" data-id="https://tether.to/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">USDT</a> ve <a href="https://www.circle.com/usdc" data-type="link" data-id="https://www.circle.com/usdc" target="_blank" rel="noreferrer noopener">USDC</a> gibi stabil kriptoların yasadışı finansal işlemlerde kullanıldığına dair çeşitli araştırma kuruluşları ve regülasyon otoriteleri tarafından uyarılar yapılıyor. Amerika Birleşik Devletleri hükümeti, özellikle USDT’nin bazı yasadışı finans faaliyetlerinde aracı olarak kullanıldığını defalarca dile getirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şanghay Finans Enstitüsü (SFI) başkan yardımcısı Liu Xiaochun, stabil kriptoların bir yandan sanal varlık ticareti gibi yeni dijital alanlarda kullanıldığını, diğer yandan ise gri ve yasadışı işlemlerde de yer aldığını belirterek şu değerlendirmeyi yapıyor: &#8220;Stabil kriptolara yönelik düzenlemeler, hem finansal güvenlik hem de teknolojik inovasyon açısından artık bir zorunluluktur&#8221;. Aynı zamanda, ödeme ve mutabakatın nihâi amacının yasal para birimi ile temsil edilen değer transferini gerçekleştirmek olduğunu, stabil kripto ödemesinin ise bunun sadece bir aşaması olduğunu belirtti. Ödemenin tamamlanması, yalnızca alıcının yasal para birimini edinmesiyle mümkündür.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ulusal Para Biriminin Egemenliğini Korumak ve Güçlendirmek</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD ve Hong Kong’un getirdiği düzenlemeler, kendi ulusal para birimlerine sabitlenmiş <em>offshore</em> (yurtdışındaki) stabil kriptoları denetim kapsamına alarak para egemenliğini korumayı hedefliyor. Çin Sosyal Bilimler Akademisi Finans Enstitüsü araştırmacısı ve Ödeme ve Takas Araştırma Merkezi direktörü Yang Tao’ya göre, itibari paraya endeksli stabil kriptolar ulusal para birimine yönelik güveni teşvik ederken, aynı zamanda bu güvenin sürdürülebilirliğine dair kaygılar da yaratmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Henüz Çin tarafından resmî bir yuan sabitli stabil kripto geliştirilmemiş olsa da, <em>offshore</em> yuan sabitli stabil kriptolar halihazırda kripto piyasalarında <em>birebir</em> (1:1) oranla işlem görüyor. Son yıllarda, itibari stabil kriptolar birkaç kez finans piyasalarında dalgalanmalara neden oldu. Bu durum, Çin&#8217;in finansal sistemi açısından potansiyel riskler taşıyor. Xiaochun ise bu konuda şöyle diyor: &#8220;Yuanın uluslararası kullanımının yaygınlaşması sürecinde, <em>offshore</em> yuan sabitli stabil kriptoların ortaya çıkması kaçınılmaz bir sonuçtur. Bu nedenle Çin, potansiyel risklere karşı zamanında ve etkin düzenlemeler geliştirmelidir&#8221;.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Stabil kriptoların küresel çapta kullanım özelliği, egemen para birimlerinin farklı ülkelerdeki ticaret, ödeme ve finansal işlemlerdeki etkisini artırma potansiyeli taşıyor. Bugün itibarıyla piyasadaki stabil kriptoların yüzde 95’inden fazlası Amerikan dolarına sabittir. SMY Bulut Teknolojileri baş ekonomisti Zheng Lei, bu durumu şöyle yorumluyor: &#8220;Amerikan dolarına sabitlenmiş stabil kriptolar, doların etkisini yeni alanlara taşıyor ve bu da doların küresel etkinliğini artırıyor&#8221;.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Liu Xiaochun ise farklı bir vurgu yapıyor: &#8220;Amerikan doları hâlâ uluslararası ticaretin rezerv para birimi konumundadır. Stabil kriptolar ile yapılan ödeme ve takas işlemlerinde de doların yaygın kullanımı bu nedenle doğaldır. Çin’in yuan sabitli bir stabil kripto geliştirmesinin amacı, dolar ile rekabet etmek değil; gelişen ekonomik kalkınmaya hizmet ederek yuanın küresel kullanımını desteklemektir&#8221;.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Dijital Yuan (e-CNY) ve Stabil Kriptolar Eşzamanlı Geliştirilmeli</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Çin, uzun süredir dijital merkez bankası parası (<a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Central_bank_digital_currency" data-type="link" data-id="https://en.wikipedia.org/wiki/Central_bank_digital_currency" target="_blank" rel="noreferrer noopener">CBDC</a>) ile uluslararası ödeme sorunlarını çözmeye odaklanmış durumda. Çin&#8217;in merkez bankası olan Çin Halk Bankası&#8217;nın başkanı ve Çin Komünist Partisi komite sekreteri Pan Gongsheng, <a href="https://english.shanghai.gov.cn/en-2025LujiazuiForum/index.html" data-type="link" data-id="https://english.shanghai.gov.cn/en-2025LujiazuiForum/index.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">2025 Lujiazui Forumu</a>’nda şunları dile getirdi: “Blokzincir ve kullanıcılar tarafından bağımsız olarak tutulan ve güncellenen veritabanı olan dağıtık hesap defteri teknolojileri, hem CBDC’lerin hem de stabil kriptoların gelişimini hızlandırdı ve ödeme ile takas işlemlerini eş zamanlı hale getirdi.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dijital yuan da tıpkı stabil kripto gibi verimliliği artırıyor ve maliyetleri düşürüyor. Örneğin, merkez bankası dijital para transfer platformu projesi, tek bir sınır ötesi işlemi 6 ila 9 saniyede tamamlayabiliyor ve yüzde 50’ye yakın maliyet avantajı sağlıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Stabil kriptolar doğrudan ödeme yapısının aksine, merkez bankası dijital paraları (CBDC’ler), uluslararası ödemelerde ikili veya çok taraflı ödeme modellerini benimseyebilir. Lei, dijital yuanın çok taraflı yasal ve finansal altyapı sorunları nedeniyle küresel ölçekte yayılmasının daha yavaş olabileceğini; buna karşılık, <em>offshore</em> yuan stabil kripto parasının Çin dışındaki işlemlerde daha hızlı benimsenme potansiyeli taşıdığını belirtiyor. Bu sayede, renminbinin geleneksel finans araçlarına tamamlayıcı bir unsur olarak uluslararası yayılma sürecinin daha etkin biçimde ilerleyebileceğini vurguluyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uygulama senaryoları açısından, itibari stabil kriptolar ve dijital yuan farklı odak noktalarına sahip olup birbirlerini tamamlamaktadır. İlki ağırlıklı olarak uluslarası ödemelerde, kripto varlık işlemlerinde vb. kullanılırken, ikincisi yurtiçi fatura ödemeleri, alışveriş harcamaları gibi senaryolarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Xiaochun ise, stabil kripto kullanım alanlarının dijital yuan ile büyük ölçüde örtüştüğünü, bu nedenle yuan sabitli stabil kriptoların, dijital yuanın yaygınlaşmasında katalizör rolü üstlenebileceğini ifade ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzun süredir, Çin Halk Bankası gelişimi ve güvenliği koordine ederek, renminbinin uluslararası yaygınlaşmasını temkinli, istikrarlı ve sağlam bir şekilde ilerletmektedir. Taihui, gelecekte renminbi stabil kriptoların geliştirilmesinde aşamalı bir yol izlenmesini önerdi. Zaman seçimi açısından, Hong Kong&#8217;da <em>offshore</em> yuan stabil kriptolarının mümkün olan en kısa sürede piyasaya sürülmesi düşünülebilir. Uygulama yolu açısından ise, Hong Kong&#8217;un sınırlı pazar büyüklüğü ve kullanım senaryoları göz önüne alındığında, &#8220;önce yurtdışı, sonra yurtiçi&#8221; denemesi yapılarak, Hong Kong&#8217;dan yavaş yavaş Çin anakarasındaki serbest ticaret bölgelerine yaygınlaştırılabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><br><strong>Kaynakça</strong><br>Jueyuan, H. 2025. <a href="https://www.stcn.com/article/detail/2194401.html" data-type="link" data-id="https://www.stcn.com/article/detail/2194401.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">顺应稳定币浪潮 主动作为助推人民币国际化</a>. Securities Times, 校对 Qian, T.<br><br><strong>Atıf</strong><br>Güler, B. 2025. <a href="https://yerbilimleri.com/renminbinin-stabil-kripto-para-ekosistemine-stratejik-entegrasyonu/" data-type="link" data-id="https://yerbilimleri.com/proaktif-bir-destege-ihtiyaci-olan-renminbi-stabil-kripto-para-akimini-kacirmamali/">Renminbinin Stabil Kripto Para Ekosistemine Stratejik Entegrasyonu</a><br><br>Bu metin, <a href="https://ddict.me" data-type="link" data-id="https://ddict.me" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ddict</a> ve <a href="https://chatgpt.com" data-type="link" data-id="https://chatgpt.com" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ChatGPT</a> yardımıyla Çince orijinalinden Türkçeye ve ek olarak, ChatGPT, <a href="https://chat.deepseek.com" data-type="link" data-id="https://chat.deepseek.com" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Deepseek</a> ve <a href="https://gemini.google.com" data-type="link" data-id="https://gemini.google.com" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Gemini</a> yardımıyla İngilizceye çevrilmiştir. Bütün çevirilerin kıyaslanması, irdelenmesi, düzeltilmesi ve son ürün olarak Türkçeye uyarlanması Bahadır Güler tarafından yapılmıştır.<br><br>Dipnot: <em>Offshore</em> yuan (CNH) küresel piyasada kabul görmüş ve Çin anakarası dışındaki ticarette hiçbir sınırlama olmaksızın kullanılmaktadır. Bir ikilem oluşturur ve neredeyse yuana (CNY) eşittir. Bu yüzden Türkçe çevirisi yapılmamıştır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küresel Ticarette SWIFT’e Alternatif Yeni Dönem: Dijital Yuan (e-CNY)</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/kuresel-ticarette-swifte-alternatif-yeni-donem-dijital-yuan-e-cny/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Jul 2025 16:25:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emtia]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1554</guid>

					<description><![CDATA[Çin dijital yuan ile merkez bankası dijital para birimini (CBDC) tanıtan ilk büyük ekonomi olmaya çalışıyor. Çin&#8217;in merkez bankası olan Çin Halk Bankası (PBC), uluslararası finansı yeniden tanımlayacak önemli bir adım atarak dijital renminbi (e-CNY, 数字人民币) ile ülkelerarası ödeme sisteminin, Güneydoğu Asya’daki 10 ülke ile Ortadoğu’daki 6 ülkeye tamamen entegre edileceğini duyurdu. Bu hamle, dünya...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Çin dijital yuan ile merkez bankası dijital para birimini (<a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Central_bank_digital_currency" data-type="link" data-id="https://en.wikipedia.org/wiki/Central_bank_digital_currency" target="_blank" rel="noreferrer noopener">CBDC</a>) tanıtan ilk büyük ekonomi olmaya çalışıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çin&#8217;in merkez bankası olan Çin Halk Bankası (<a href="http://www.pbc.gov.cn" data-type="link" data-id="http://www.pbc.gov.cn" target="_blank" rel="noreferrer noopener">PBC</a>), uluslararası finansı yeniden tanımlayacak önemli bir adım atarak dijital renminbi (<a href="https://pilot.app.ecny.pbcdci.cn/download/index.html" data-type="link" data-id="https://pilot.app.ecny.pbcdci.cn/download/index.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">e-CNY</a>, 数字人民币) ile ülkelerarası ödeme sisteminin, Güneydoğu Asya’daki 10 ülke ile Ortadoğu’daki 6 ülkeye tamamen entegre edileceğini duyurdu. Bu hamle, dünya ticaretinin yaklaşık %38’inin ABD doları egemenliğindeki <a href="https://www.swift.com" data-type="link" data-id="https://www.swift.com" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Swift</a> ağına ihtiyaç duymadan gerçekleşebileceği anlamına geliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Swift&#8217;te işlemler genellikle 3 ila 5 gün arasında sürmekte ve birçok aracı kurum içermektedir. Buna karşın Çin’in dijital para birimi bu süreci yalnızca birkaç saniyeye indiriyor. Hong Kong ile Abu Dabi arasında yapılan bir pilot projede, bir ödeme yalnızca 7 saniyede tamamlandı ve işlem ücretleri %98 oranında düştü. Sistemin bu hızı ve şeffaflığı, özellikle gelişmekte olan ülkelerde Amerikan dolarına bağımlı finansal yapıların yeniden gözden geçirilmesine neden oluyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hızın ötesinde, dijital renminbinin entegre uyumluluk araçları küresel çapta dikkat çekiyor. Blokzincir mimarisi, kara para aklamaya karşı protokolleri otomatik olarak uygulayarak dolandırıcılık risklerini azaltıyor ve işlem izlenebilirliğini sağlıyor. Çin ile Endonezya arasında yapılan başka bir test sadece 8 saniye sürdü. Bu transfer yöntemi, ülkelerarası geleneksel ödemeyle karşılaştırıldığında dikkate değer bir zaman tasarrufu sağlamaktadır. Bu verimlilik sayesinde şu ana kadar 23 merkez bankası geçiş testine katıldı. Ortadoğulu enerji tüccarları ise takas masraflarında %75’lik bir düşüş bildirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Amerika Birleşik Devletleri, swift yöntemini Rusya, İran ve diğer ülkelere yönelik yaptırımlar için bir araç olarak kullanırken, Çin uzun süredir küresel ticaret için alternatif bir ödeme ve takas sistemi inşa etmeye çalışıyor. 2024 yılında Güneydoğu Asya Milletler Birliği (ASEAN) ülkeleriyle renminbi (RMB) cinsinden ticaret 5,8 trilyon yuana (CNY) yükseldi. Malezya, Singapur ve diğer <a href="https://asean.org" data-type="link" data-id="https://en.wikipedia.org/wiki/ASEAN" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ASEAN</a> ülkeleri renminbiyi döviz rezervlerine ekledi. Tayland’ın ilk dijital renminbi ile yapılan petrol işlemi, bu sistemin sessiz ama istikrarlı biçimde Amerikan dolarının hakimiyetini aşındırmaya başladığını gösteren başka bir başarı örneği oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çin’in stratejisi ödemelerin ötesine uzanıyor. Dijital renminbi, Çin-Laos Demiryolu ve Cakarta-Bandung Yüksek Hızlı Treni gibi altyapı projelerine entegre edilerek, ticaret koridorları ile para akışlarını birleştiren bir “Dijital İpek Yolu” oluşturuyor. Arktik bölgesinde taşıma ücretleri için bu sistemi kullanan Avrupalı şirketler, %400’lük verimlilik artışı olduğunu gördü. Bu sistemi oluşturan fiziksel ve dijital ağların birleşimi, Batı’nın finansal hegemonyasında yalnızca bir para birimi rekabetinin ötesinde, küresel düzen açısından ciddi bir alternatif oluşturuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün ülkelerin %87’si dijital renminbi ile uyum sağlamış durumda ve ülkelerarası işlem hacmi 1,2 trilyon Amerikan dolarını aştı. Batılı politikacılar hâlâ potansiyel tehditleri tartışırken, Çin halihazırda 200 ülkeyi kapsayan ve işleyen bir alternatif sistemi devreye aldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Analistlere göre, blokzincire dayalı verimlilik, geleneksel bankacılık sistemlerinin hantal ve maliyetli işleyişine doğrudan bir meydan okuma olduğu için bu sistem uluslararası ödeme sistemlerinde bir dönüm noktası olarak tanımlanıyor. Bu gelişme, küresel finans yapısında hem Batı hem de Amerikan doları açısından derin sonuçlar doğurabilecek &#8220;tektonik&#8221; bir değişime işaret ediyor. Swift yönteminin ve Amerikan dolarının hâkimiyetini kırmak için Çin blokzinciri teknolojisini etkili bir silah gibi kullandı ve dijital renminbi, hızlıca küresel ticaretin %38&#8217;ini kapsayan Güneydoğu Asya ile Ortadoğu ekonomilerine konuşlandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşlem sürelerinde ve maliyetlerinde dramatik düşüş, programlanabilir denetim mekanizmaları ve <a href="https://eng.yidaiyilu.gov.cn" data-type="link" data-id="https://en.wikipedia.org/wiki/Belt_and_Road_Initiative" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Bir Kuşak ve Bir Yol gibi stratejik altyapı</a>lara entegrasyon sayesinde bu sistem, geleneksel finans sistemine karşı güvenilir ve ölçeklenebilir bir alternatif sunuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuçta, bu durum Batı için bir uyarı niteliğindedir. Çin yalnızca küresel finansın kurallarını yeniden yazmakla kalmıyor, aynı zamanda dijital altyapı yoluyla jeopolitik güç dengesini de yeniden şekillendiriyor. Eğer Afrika&#8217;da kendi dijital para birimi stratejimizi hızlandırmazsak, ABD’nin onlarca yıldır küresel etkisini dayandırdığı sistemi kaybettiği gibi, biz de bu dönüşümde bir kez daha geride kalma riskiyle karşı karşıyayız; üstelik ABD, artık müttefikleri dâhil herkese gümrük tarifeleriyle savaş açmışken.<br><br><strong>Kaynakça</strong><br>Aggregator, 2025. <a href="https://www.proshare.co/articles/digital-yuan-the-new-era-of-cross-border-payments-in-global-trade" data-type="link" data-id="https://www.proshare.co/articles/digital-yuan-the-new-era-of-cross-border-payments-in-global-trade" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Digital Yuan: The New Era of Cross-Border Payments in Global Trade</a>, Proshare<br><br><strong>Atıf</strong><br>Güler, B. 2025. <a href="https://yerbilimleri.com/kuresel-ticarette-swifte-alternatif-yeni-donem-dijital-yuan-e-cny/" data-type="link" data-id="https://yerbilimleri.com/kuresel-ticarette-swifte-alternatif-yeni-donem-dijital-yuan-e-cny/">Küresel Ticarette SWIFT’e Alternatif Yeni Dönem: Dijital Yuan (e-CNY)</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afetlere ve İklim Krizine Karşı Dirençli Kentler Yaratmak</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/afetlere-ve-iklim-krizine-karsi-direncli-kentler-yaratmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Jul 2025 10:03:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1547</guid>

					<description><![CDATA[Afetler ve iklim krizine karşı dirençli kentler oluşturmak salt bir dizi pratik önlem, teknik yaklaşım gerektiren sorun olmayıp büyük ölçüde siyasal bir sorundur. Tarihin her döneminde deprem, sel, heyelan, kuraklık gibi doğal afetler yaşansa da bu doğa olayları hiçbir dönemde bu denli yıkıcı olmamıştır. Afetlerin bir arada, aynı anda yaşanması durumu hem kapitalizmin plansızlığı/vahşiliği hem...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Afetler ve iklim krizine karşı dirençli kentler oluşturmak salt bir dizi pratik önlem, teknik yaklaşım gerektiren sorun olmayıp büyük ölçüde siyasal bir sorundur. Tarihin her döneminde deprem, sel, heyelan, kuraklık gibi doğal afetler yaşansa da bu doğa olayları hiçbir dönemde bu denli yıkıcı olmamıştır. Afetlerin bir arada, aynı anda yaşanması durumu hem kapitalizmin plansızlığı/vahşiliği hem de iklim krizinin etkisiyle gerçekleşmektedir. Kapitalizmin afetler üzerinde, “büyüteç” etkisi yaratmaktadır. Kapitalizm, iklim krizi olarak nitelendirilen aslında bir bakıma, en büyük afetin de sorumlusudur. İklim değişimi yerkürede milyonlarca yıldır görülen ve kayıtları kayaçlarda, buzullarda tutulan bir fenomen iken yerküre tarihinde ilk kez insan etkisi ile iklim değişikliği gerçekleştiği konusunda bilim dünyası hemfikir olmuştur. İklim Krizi ile ilgili tartışmalarda Holosen olarak adlandırılan jeolojik çağdan Antroposene geçildiği savı öne sürülmüştür. Daha sonra bu çağın kapitalosen olarak adlandırılması gerektiği tartışmaları devam ederken, şimdi de mikro plastik kirliliğinden dolayı, plastik kirliliği çağından söz edilmektedir. İklim krizinde asıl büyük etkinin sanayi devrimi ile başladığı bilindiği ve kabul edildiğinden hareketle, üretim ve paylaşım biçimi olarak kapitalizmin iklim krizinin asıl sorumlusu kapitalizmdir. Paris Antlaşması, Kyoto Protokolü gibi uluslararası mekanizmalar iklim krizini ötelemeye çalışmaktadır. Emperyalist-kapitalist blok baskısına direnmek ve kalkınmak gibi saiklerle de olsa sosyalist ülkelerin geçmişte ve günümüzde iklim krizine etkisi olduğu da bir gerçektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nüfusun önemli bir kısmının kentlerde yaşadığı çağımızda, kentlerin afetlere ve iklim krizine karşı dirençli hale getirilmesi bir zorunluluk haline gelmiştir. Dirençli Kentler yaratmak kapitalizmi yeniden üretecek teknoloji ve yöntemlerden mümkün olduğunca uzak bir şekilde yapılmalıdır. Yapıların zemin koşulları uygun olmayan yerlerde yüksek maliyetlerle yapılması yerine; yer seçiminde ve yapı malzemesi seçiminde jeoloji biliminin olanakları kullanılarak daha az karbon ayak izi oluşturan bir konut-yapı politikası tercih edilmeli, planlama ve mimari açısından geleneksel bilgiden yararlanıp, kamucu bir anlayışla düzenlenmelidir. Yerel kaynaklara dayanan, doğaya uyumlu tercihler kentlerin afetlerden etkilenmesini en aza indirgeyecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&nbsp;Dirençli kentler yaratmanın önemli adımlarından biri de kriz yönetimidir. Yaşanılan afetler yerel yönetimlerin, derneklerin tüm örgütlenmelerin kendi afet planlarını yapması gerektiğini göstermiştir. Afetlerden en çok etkilenen yoksul mahalleler, afet sonrası da yardımlardan en az yararlanan kesim olmaktadır. Faşizm için de bir tehdit olduğu kadar olanak haline gelen afetler, faşizmin otoritesini pekiştirmek için birer araç haline dönüşebilmektedir. Depremden sonra yeniden inşa gerekçesiyle yapılan uygulamalar, sermaye için büyüyebileceği bir alan sağlarken, muhalif grupları da bastırmak için kullanılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Afetlere ve iklim krizine karşı dirençli kentler yaratmak, doğaya uyumlu, adaletli, eşit ve toplumcu bir bakış açısıyla tasarlanan bilim ve mühendislik anlayışıyla, katılımcı ve demokratik bir şekilde gerçekleşmelidir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="400" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/bluemarble0102.jpg" alt="" class="wp-image-1549" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/bluemarble0102.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/bluemarble0102-300x150.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/bluemarble0102-768x384.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Evimiz Dünya&#8217;nın uzaydan çekilmiş ve birleştirilmiş mavi bilya görüntüleri. Görüntü: <a href="https://modis.gsfc.nasa.gov" data-type="link" data-id="https://modis.gsfc.nasa.gov" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NASA Modis</a></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Anahtar Sözcükler: Kent, Afet, İklim Krizi, Dirençli Kentler, Kapitalizm, Antroposen</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çalışmanın ana temayla ilişkisi (tema dışı ise önemi): Kapitalizmin bir aşaması olarak faşizmin afetler ve iklim kriziyle ilişkisi</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çalışmanın temel savı: Deprem gibi doğal fenomenler, kapitalizm ile büyük afetlere dönüşürken, afetler kapitalizmin ve faşizmin iktidarını güçlendirdiği, tahkim ettiği araçlara dönüşmektedir. Özellikle iklim krizi, kapitalizmin kendini ideolojik olarak ve üretim teknolojisi açısından yeniden tahkim etmesinin aracı olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çalışmanın alanındaki tartışmalara katkısı: Dirençli kentler oluşturmanın yöntemlerine dair önerilerde bulunmak.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Temel Kaynakça</strong><br>Bjornerud, M. (2020). Yeryüzünün Zamanı, Metis Yayınları.<br>Angus, I. (2020). Marx-21 Yayınları.<br>Dickson D. (1992). Alternatif Teknoloji.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Atıf</strong><br>Bu metin, ismini vermek istemeyen bir okuyucumuz tarafından gönderilmiştir. Bazı hâkları saklıdır.<br><br>Yazarın izniyle metne mavi bilya görüntüsü ve <a href="https://www.undrr.org/implementing-sendai-framework" data-type="link" data-id="https://www.undrr.org/implementing-sendai-framework" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Sendai Çerçevesi</a>&#8216;nin videosu eklenmiştir.</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="What is the Sendai Framework? | UNDRR" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/t_XcS3qrssM?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Ölçeğinde ve 15 Açısal Saniye Ayrıntısında Denizaltı Yerşekilleri Sınıflandı</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/dunya-olceginde-ve-15-acisal-saniye-ayrintisinda-denizalti-yersekilleri-siniflandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 Jul 2025 21:52:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1529</guid>

					<description><![CDATA[Okyanuslar, Dünya yüzeyinin %71&#8217;ini kaplar ve yaklaşık 362 milyon kilometrekarelik bir alana yayılır. Okyanus tabanında bulunan denizaltı yerşekilleri, görünmeyen yapılar olmalarına rağmen, Dünya&#8217;nın jeomorfolojisinin temel bileşenlerindendir. Bu yerşekilleri; levha tektoniği, tortul birikimi ve yanardağ etkinliği gibi denizaltındaki jeolojik süreçlerin geçmişini ve işleyişini anlamak için büyük önem taşır. Aynı zamanda, okyanus dinamikleri, ekosistemlerin dağılımı ve kaynak...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Okyanuslar, Dünya yüzeyinin %71&#8217;ini kaplar ve yaklaşık 362 milyon kilometrekarelik bir alana yayılır. Okyanus tabanında bulunan denizaltı yerşekilleri, görünmeyen yapılar olmalarına rağmen, Dünya&#8217;nın jeomorfolojisinin temel bileşenlerindendir. Bu yerşekilleri; levha tektoniği, tortul birikimi ve yanardağ etkinliği gibi denizaltındaki jeolojik süreçlerin geçmişini ve işleyişini anlamak için büyük önem taşır. Aynı zamanda, okyanus dinamikleri, ekosistemlerin dağılımı ve kaynak oluşumu üzerinde derin etkiler yaratır. Denizaltı yerşekilleri, deniz tabanı düzlüklerinden sarp yamaçlı okyanus ortası sırtlarına ve çeşitli deniz dağlarına kadar dikkat çekici bir karmaşıklık ve çeşitlilik gösterir. Farklı yerşekilleri yalnızca belirgin morfolojik özellikler göstermekle kalmaz, aynı zamanda belirli kümelenme eğilimleri de sergiler. Benzer morfolojik özellikler konuma bağlı toplanma eğilimindeyken, bölgeler arasında önemli farklılıklar vardır. Bu durum denizaltı yerşekillerinin konuma bağlı ayrıştığını yansıtır. Bu özelliklere dayanarak, denizaltı yerşekilleri bölgelere ayrılarak sınıflandırılabilir. Ek olarak, oluşum mekanizmaları ile evrimsel süreçleri hakkında daha kapsamlı bilgiler elde edilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Denizaltı yerşekilleri, Dünya&#8217;nın jeomorfolojisinde çok önemli bir bileşenidir. Ek olarak, Denizin jeolojik evrimini, okyanusun dinamiklerini ve deniz ekosistemlerini anlamak için de hayati öneme sahiptir. Ancak, yüksek çözünürlüklü verilerin eksikliği ve bütünleşik arazi bilgisinin yetersizliği nedeniyle küresel ölçekte denizaltı yerşekillerinin sınıflandırılması kısıtlı kalmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mevcut durumu irdelemek adına, morfolojik özellikleri, mekânsal ilişkileri ve kıvrım/eğim özelliklerini dikkate alan, aynı zamanda arazi bilgisine de dayalı bir denizaltı yerşekilleri çerçevesi önerildi. <a href="https://www.gebco.net/data-products/gridded-bathymetry-data/gebco-2022" data-type="link" data-id="https://www.gebco.net/data-products/gridded-bathymetry-data/gebco-2022" target="_blank" rel="noreferrer noopener">GEBCO</a>&#8216;ya ait Okyanusların 15 <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Minute_and_second_of_arc" data-type="link" data-id="https://en.wikipedia.org/wiki/Minute_and_second_of_arc" target="_blank" rel="noreferrer noopener">açısal saniye</a> verisine sahip genel su derinliği haritası kullanarak, küresel denizaltı yerşekillerine ait veri kümesi üretilmiştir. 6 yerşekli kuşağı ve 21 yerşekli türü içeren veri kümesi, denizaltı yerşekillerinin çeşitliliğini ve karmaşıklığını ortaya koymaktadır. Bu çalışmada kullanılan 15 açısal saniyelik veri kümesi, mevcut 30 açısal saniye çözünürlüğündeki küresel deniz tabanı haritalarıyla karşılaştırıldığında, deniz tabanı jeomorfolojisindeki bölgesel ayrıntıları daha iyi yansıtmaktadır. Bu veri kümesi, 15 açısal saniye çözünürlüğünde üretilmiş ilk küresel ölçekte denizaltı yerşekilleri çalışmasıdır. Sonuçta, denizaltı yerşekillerine dair yeni bir bakış açısı sunmakta ve deniz tabanı jeolojisi, morfolojisi ve dinamik süreçleri hakkında önemli bilgiler sağlamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Denizaltı yerşekilleri iki geniş kategoriye ayrılır: düz ve eğimli. Veri kümesi ise deniz tabanını altı ana sınıflandırma seviyesine ayırmaktadır: kıta sahanlığı, yükseltilmiş düzlükler, ovalar/düzlükler, tepeler, yükseltilmiş yerşekilleri ve hendekler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu altı ana bölge, ek ölçütler doğrultusunda daha ayrıntılı alt sınıflara ayrılmaktadır. Düzlükler, tepeler, yükselmiş ve çöküntü yerşekilleri için veri kümesi, su derinliği temel alınarak üç batimetrik bölgeye ayrılmıştır: batiyal, abisal ve hadal. Ayrıca, yükselmiş ve çöküntü yerşekilleri batimetrik rölyeflerine göre düşük, orta ve yüksek rölyefli olmak üzere üç sınıfa daha ayrılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kuramsal olarak bu hiyerarşik sınıflandırma çerçevesi 26 farklı yerşekli türünü içermeliydi. Ancak bazı kombinasyonların bulunmaması nedeniyle elde edilen sonuçlar yalnızca 21 türü içermektedir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="572" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/41597_2025_5264_Fig8.jpg" alt="" class="wp-image-1531" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/41597_2025_5264_Fig8.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/41597_2025_5264_Fig8-300x191.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/41597_2025_5264_Fig8-768x488.jpg 768w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/41597_2025_5264_Fig8-150x95.jpg 150w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">21 denizaltı yerşekli türü ile küresel denizaltı yerşekilleri sınıflandırma sonucu. (a) Küresel durum. (b) Güneybatı Hint Sırtı. (c) Peru-Şili Hendeği ve Nasca Sırtı. (d) Orta Pasifik Dağları ve Hawaii Sırtı. (e) Orta Atlantik Sırtı. (f) Carlsberg Sırtı ve Chagos-Laccadive Platosu. (g) Mariana Hendeği. (h) Orta Pasifik Dağları. (i) Campbell Platosu ve Challenger Platosu. Görüntü: Yu vd. (2025).</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Arazi bilgisine dayalı denizaltı yerşekilleri çerçevesi temel alınarak, küresel denizaltı yerşekilleri veri kümesi üretilmiştir ve Zenodo üzerindeki <a href="https://doi.org/10.5281/zenodo.15378203" data-type="link" data-id="https://doi.org/10.5281/zenodo.15378203" target="_blank" rel="noreferrer noopener">veri havuzu</a>nda saklanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>Yu, F., Xiong, L., Wang, H., Tang, G. &amp; Strobl, J. A global scale submarine landform dataset driven by terrain knowledge. Sci Data 12, 870 (2025). <a href="https://doi.org/10.1038/s41597-025-05264-6" target="_blank" rel="noreferrer noopener">doi.org/10.1038/s41597-025-05264-6</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Atıf</strong><br>Güler, B. 2025. <a href="https://yerbilimleri.com/dunya-olceginde-ve-15-acisal-saniye-ayrintisinda-denizalti-yersekilleri-siniflandi" data-type="link" data-id="https://yerbilimleri.com/dunya-olceginde-ve-15-acisal-saniye-ayrintisinda-denizalti-yersekilleri-siniflandi">Dünya Ölçeğinde ve 15 Açısal Saniye Ayrıntısında Denizaltı Yerşekilleri Sınıflandı</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Merkezin Güncesi: Uluslararası Petrol Fiyatlarının Tüketici Fiyatlarına ve Cari Dengeye Yansımaları &#8211; Temmuz 2025</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/merkezin-guncesi-uluslararasi-petrol-fiyatlarinin-tuketici-fiyatlarina-ve-cari-dengeye-yansimalari-temmuz-2025/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Jul 2025 08:25:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emtia]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1501</guid>

					<description><![CDATA[Son dönemde artan jeopolitik gerilimler nedeniyle ham petrol fiyatlarının ülke ekonomilerine etkileri yeniden gündeme geldi. Mayıs ayı başında 60 ABD dolarına kadar gerilemiş olan Brent petrol varil fiyatı yaşanan gelişmelerin ardından hızlı bir şekilde artarak 80 ABD doları seviyelerine yaklaştı. Uluslararası fiyatlar gerginliklerin azalmasıyla birlikte yeniden gerilemiş olsa da önceki döneme kıyasla daha yüksek bir...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Son dönemde artan jeopolitik gerilimler nedeniyle ham petrol fiyatlarının ülke ekonomilerine etkileri yeniden gündeme geldi. Mayıs ayı başında 60 ABD dolarına kadar gerilemiş olan Brent petrol varil fiyatı yaşanan gelişmelerin ardından hızlı bir şekilde artarak 80 ABD doları seviyelerine yaklaştı. Uluslararası fiyatlar gerginliklerin azalmasıyla birlikte yeniden gerilemiş olsa da önceki döneme kıyasla daha yüksek bir seviyeye yerleşmiş görünüyor (Grafik 1). Tedarik sürecinin kesintiye uğrama ihtimali eşliğinde fiyatlarda yaşanan artışın büyüklüğü, ham petrol fiyatlarının olası etkilerini yeniden gözden geçirmeyi gerekli kılıyor. Bu <em>blog* yazısı</em>nda ham petrol fiyatlarında gerçekleşebilecek artışların Türkiye ekonomisi özelinde enflasyon ve cari denge üzerindeki tahminî etkilerini sayısallaştırıyoruz.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="560" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/grafik01.jpg" alt="" class="wp-image-1502" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/grafik01.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/grafik01-300x210.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/grafik01-768x538.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Ham petrol fiyatları gerek arz gerekse talep yönlü gelişmeler kaynaklı olarak yüksek oynaklık sergileyen bir dinamiğe sahip. Yakın geçmişe baktığımızda, ham petrol fiyatlarının sıklıkla ilgili yıllık ortalamadan önemli ölçüde sapabildiği görülüyor. Örneğin, 2022 yılı başında yaklaşık 70 ABD doları seviyesinde olan Brent petrol fiyatları, yaşanan jeopolitik gelişmeler nedeniyle hızla yükselerek 2022 yılı Mart ayında 128 ABD dolarına kadar çıktı. Takip eden dönemde ise fiyatlar, 80 ABD doları seviyesine kadar gerileyerek yıl ortalamasında 99 ABD doları olarak gerçekleşti (Grafik 2).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="1009" height="715" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/grafik02.jpg" alt="" class="wp-image-1503" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/grafik02.jpg 1009w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/grafik02-300x213.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/grafik02-768x544.jpg 768w" sizes="(max-width: 1009px) 100vw, 1009px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Net ham petrol ithalatçısı konumunda olan Türkiye için uluslararası ham petrol fiyatlarındaki gelişmeler önemli makroekonomik etkileri beraberinde getiriyor. Bu bağlamda, cari denge ve enflasyon öne çıkıyor. Nitekim ham petrol fiyatlarındaki artış, akaryakıt üzerinden tüketici enflasyonunu doğrudan etkiliyor.[1]&nbsp;Akaryakıtın temel bir girdi olması nedeniyle, taşımacılık maliyetleri ve ulaştırma hizmetleri fiyatlarında da dolaylı artışlar izlenebiliyor. Ham petrol aynı zamanda tüp gaz, ambalaj ve kimyasallar gibi birçok ürüne de girdi teşkil ediyor. Bunlara ek olarak, petrol fiyatlarında yaşanan bir artış; yükselen enflasyonun yaratabileceği geriye doğru endeksleme davranışı, enflasyon beklentileri ile cari dengede bozulma kaynaklı döviz kuru baskısı gibi kanallarla da enflasyonu dolaylı olarak etkiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ham petrol fiyatlarının manşet enflasyon üzerindeki etkisini ölçmek için Bayesçi yöntemle bir Vektör Ardışık Bağlanım (VAR) model tahmin ediyoruz.[2]&nbsp;Bulgularımız, ham petrol fiyatında yüzde&nbsp;10’luk bir artışın tüketici enflasyonunu nihai olarak 1 puan artırdığına işaret ediyor. Toplam etkinin yaklaşık yarısı ilk çeyrekte gerçekleşirken, bir yılın sonunda yaklaşık 0,8 puanlık bir etki söz konusu (Grafik 3).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="997" height="697" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/grafik03.jpg" alt="" class="wp-image-1504" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/grafik03.jpg 997w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/grafik03-300x210.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/grafik03-768x537.jpg 768w" sizes="(max-width: 997px) 100vw, 997px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Mayıs ayında yayımlanan Enflasyon Raporu’nda 2025 yılı Haziran ayında Brent petrol fiyatının 62 ABD doları olacağı varsayılmıştı. Brent petrol fiyatlarındaki güncel gelişmelerin oluşturacağı enflasyonist baskılar için, basit bir hesaplama ile yukarıda aktarılan esnekliklerin ne ima ettiğini söylemek mümkün. Bunun için, Brent petrol fiyatında temmuz ayında ortalamada 10 ABD dolarlık, yani yaklaşık yüzde 16’lık bir yükseliş senaryosu oluşturuyoruz. Böyle bir senaryoda, 2025 yılı sonunda yıllık enflasyon tahminimiz, doğrudan ve dolaylı etkilerin toplamıyla 1,2 puan yükselirken, bir yıl sonunda toplam artış 1,6 puan oluyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ham petrol fiyatları cari dengeyi de enerji ithalatı ve ihracatı üzerinden doğrudan etkiliyor. Bu etkiyi hesaplamak için ihracat ve ithalatın fiyat esnekliğini sıfır varsayarak petrol fiyatlarındaki artışın dış ticaret rakamlarına doğrudan yansıyacağını varsayıyoruz.[3],[4]&nbsp;Bu durumda, ham petrol fiyatının cari açık üzerindeki 12 aylık net etkisini, her 10 ABD dolarlık artışta 2,6 milyar ABD doları civarında yükseliş olarak hesaplıyoruz. Nitekim ortalama 10 ABD dolarlık ham petrol fiyat artışının, petrol ürünleri ithalatını 5,1 milyar ABD doları, ihracatını da 2,2 milyar ABD doları yukarı çekeceği öngörülüyor. Dolayısıyla ham petrol fiyatındaki artışın ithalatta neden olduğu yükselişin kayda değer bir kısmı ihracat tarafından telafi edilmiş oluyor. Ayrıca cari açık üzerindeki net etkiyi hesaplarken, ilgili artışların ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret uyarlama kalemlerindeki ve net&nbsp;taşımacılık gelirlerindeki yansımalarını da (0,3 milyar ABD doları fazla ve cari açıkta aynı miktar azalış) dikkate alıyoruz. Aynı senaryo çerçevesinde, son iki çeyreklik dönem kapsamında 2025 yılı cari açığı üzerinde 1,2 milyar ABD doları yukarı yönlü risk oluşuyor (Grafik 4).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="568" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/grafik04.jpg" alt="" class="wp-image-1505" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/grafik04.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/grafik04-300x213.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/grafik04-768x545.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Özetle; ham petrol fiyatları oldukça oynak bir yapıya sahip ve yıl içinde sert dalgalanmalar sergileyebiliyor. Son haftalardaki gelişmeler bu durumu teyit etti. Ham petrol fiyatlarında keskin yükselişlere yol açan gelişmeler, kalıcı bir nitelik kazandıkları ölçüde, temel makroekonomik göstergeler üzerinde olumsuz etkilere neden olabiliyor.[5]&nbsp;Brent petrol varil fiyatında gerçekleşebilecek 10 ABD doları tutarında bir artış varsayımıyla yaptığımız hesaplamalar, temel makroekonomik değişkenler üzerindeki etkinin yönetilebilir olduğuna işaret ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">[1]&nbsp;Son yıllarda akaryakıtın tüketici sepeti içindeki ağırlığı azalma eğiliminde. 2022 yılında yüzde 4,9 olan pay 2025 yılında yüzde 3,3’e gerilemiş durumda. Ayrıca, akaryakıt ürünlerinden alınan maktu vergi, ham petrol fiyatlarından yurt içi ürün fiyatlarına geçişi sınırlamakta.</p>



<p class="wp-block-paragraph">[2]&nbsp;Yöntemle ilgili daha detaylı bilgi için: Öğünç, F. (2019), “<a href="https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/TR/TCMB+TR/Main+Menu/Yayinlar/Arastirma+Yayinlari/Calisma+Tebligleri/2019/19-25" target="_blank" rel="noreferrer noopener">A Bayesian VAR Approach to Short Term Inflation Forecasting</a>”, TCMB Çalışma Tebliği (No:19/25). Örneklem dönemimiz 2011 yılı sonrasını kapsıyor. Modelimizde, küresel büyüme, Brent petrol fiyatı, ithalat birim değer endeksi, sepet kur, kredi, çıktı açığı ve manşet enflasyon yer alıyor. Çıktı açığı ve kredi hariç tüm değişkenler çeyreklik logaritmik fark şeklinde modele girmekte. Ayrıca, asgari ücret ile yönetilen fiyat ve vergi etkilerini ölçen bir değişken de dışsal olarak modele eklendi. Modelde dört gecikmeye yer verdik. Küresel büyüme göstergesi ihracat ağırlıklı seridir. Krediler, kur etkisinden arındırılmış ve reelleştirilmiştir; seri standardize edildikten sonra 13 haftalık ortalaması alınmıştır. Çıktı açığı, TCMB bünyesinde üretilen sekiz farklı göstergenin basit ortalamasıdır. Kredi ve çıktı açığı serileri tanım gereği durağandır. Söz konusu iki seri için&nbsp;<a href="https://tcmbblog.org/wps/wcm/connect/2248323f-2e64-4850-9432-548087484aca/enf25_ii_tam.pdf?MOD=AJPERES" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Enflasyon&nbsp;Raporu&nbsp;2025–II</a>, Grafik 2.4.13 ve Grafik 2.4.14 incelenebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">[3]&nbsp;Ham petrol ithalat ve ihracat talebinin fiyat esnekliği sınırlı. Bir diğer ifadeyle petrol fiyatlarında yüksek artış olsa dahi ithalat ve ihracat miktarında önemli oranda gerileme olmuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">[4]&nbsp;Petrol fiyatlarındaki artışın iç talep ve dış talep üzerinden cari açığa dolaylı etkilerini hesaplamalarımızda dikkate almıyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">[5]&nbsp;Petrol fiyatlarındaki şokun jeopolitik gelişmelerle etkileşimi dikkate alındığında, döviz kurları üzerinde bu yazıda öngörülenden daha ciddi bir baskı oluşabilir. Böyle bir durumda, analizlere kur şokunun da ayrıca dâhil edilmesi gerekecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Orijinal metin, Merkezin Güncesi&#8217;nden değiştirilmeden alınmıştır.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Atıf</strong><br>Eren, O., Kalafatcılar, M. K., Ocakverdi, E. ve Özel. O. 2025. <a href="https://tcmbblog.org/wps/wcm/connect/blog/tr/main+menu/analizler/uluslararasi+petrol+fiyatlarinin+tuketici+fiyatlarina+ve+cari+dengeye+yansimalari" data-type="link" data-id="https://tcmbblog.org/wps/wcm/connect/blog/tr/main+menu/analizler/uluslararasi+petrol+fiyatlarinin+tuketici+fiyatlarina+ve+cari+dengeye+yansimalari#dipnot4" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Uluslararası Petrol Fiyatlarının Tüketici Fiyatlarına ve Cari Dengeye Yansımaları</a>, Merkezin Güncesi<br>* <em>Blogda (Merkez Güncesi&#8217;nde) yer verilen görüşler yazarlara aittir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası&#8217;nın resmi görüşlerini temsil etmeyebilir.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>9 Temmuz 2025 tarihli ve 7552 sayılı İklim Kanunu</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/9-temmuz-2025-tarihli-ve-7552-sayili-iklim-kanunu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Jul 2025 08:19:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mevzuat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1433</guid>

					<description><![CDATA[7552 sayılı İklim Kanunu, 2 Temmuz 2025&#8217;te Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde kabul edilmiş ve 9 Temmuz 2025 tarihli Resmî Gazete&#8217;de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun, Türkiye&#8217;nin iklim değişikliğiyle mücadelede ulusal taahhütlerini yasal zemine oturtan ilk çerçeve düzenlemedir ve Paris Anlaşması, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ile Avrupa Yeşil Mutabakatı ile uyumludur. Kanunun amacı, yeşil büyüme vizyonu...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">7552 sayılı İklim Kanunu, 2 Temmuz 2025&#8217;te Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nde kabul edilmiş ve 9 Temmuz 2025 tarihli Resmî Gazete&#8217;de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun, Türkiye&#8217;nin iklim değişikliğiyle mücadelede ulusal taahhütlerini yasal zemine oturtan ilk çerçeve düzenlemedir ve Paris Anlaşması, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ile Avrupa Yeşil Mutabakatı ile uyumludur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kanunun amacı, yeşil büyüme vizyonu ve net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda sera gazı emisyonlarının azaltılması ve iklim değişikliğine uyum faaliyetlerinin planlanması, uygulanması, denetimi ve gelirlerinin düzenlenmesidir. Kanun; çevre, idare/otorite, enerji ve ekonomi hukuku alanlarının kesişiminde yer almakta, kamu yararı ilkesiyle yetki ve sorumlulukları dengeli biçimde yapılandırmakta ve karbon piyasasını hukuk devleti sınırlarında kurumsallaştırmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kanun kapsamında kamu kurumları, özel sektör ve bireyler iklim değişikliğiyle mücadelede ortak sorumluluklar üstlenmekte, sera gazı emisyonlarının azaltımı ve uyum faaliyetleri yıllık olarak İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından izlenmektedir. Başkanlık, kurumlar arası koordinasyonu sağlamak, standartları belirlemek ve karbon fiyatlandırmasına ilişkin piyasa mekanizmalarını düzenlemekle yetkilidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kanun ayrıca, orman, tarım, mera ve sulak alanlarda karbon yutağı kayıplarını engellemeye, su kaynaklarının etkin yönetimine ve korunan alanların artırılmasına yönelik tedbirler öngörmektedir. İlgili kurum ve kuruluşlar, eylem planlarını en geç 31 Aralık 2027 tarihine kadar hazırlamakla yükümlüdür; Cumhurbaşkanı bu süreyi bir yıla kadar uzatabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özetle, 7552 sayılı İklim Kanunu Türkiye&#8217;nin iklim politikalarının hukuki temelini oluşturmakta, yeşil dönüşüm ve net sıfır emisyon hedeflerine ulaşmak için kapsamlı bir çerçeve sunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İKLİM KANUNU</strong> <br><br><strong><u>Kanun No. 7552</u></strong> <br><strong><u>Kabul Tarihi:&nbsp;2/7/2025</u></strong> <br><br><strong>BİRİNCİ KISIM</strong> <br><strong>Genel Hükümler</strong> <br><br><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong> <br><strong>Başlangıç Hükümleri</strong> <br><br><strong>Amaç ve kapsam </strong><br><strong>MADDE 1-&nbsp;</strong>(1) Bu Kanunun amacı; yeşil büyüme vizyonu ve net sıfır&nbsp;emisyon&nbsp;hedefi doğrultusunda iklim değişikliğiyle mücadele etmektir. <br>(2) Bu Kanun; iklim değişikliği ile mücadelede esas olan sera gazı&nbsp;emisyonlarının&nbsp;azaltılması ve iklim değişikliğine uyum faaliyetleri ile planlama ve uygulama araçlarını, gelirleri, izin ve denetimi ve bunlara ilişkin yasal ve kurumsal çerçevenin usul ve esaslarını kapsar. <br><br><strong>Tanımlar</strong> <br><strong>MADDE 2-&nbsp;</strong>(1) Bu Kanunun uygulanmasında; <br>a) Adil geçiş: İklim değişikliğiyle mücadelede ve yeşil büyüme sürecinde; çocuklar, kadınlar, yaşlılar, engelliler gibi süreçten en fazla etkilenebilecek kişiler öncelikli olmak üzere herkesi kapsayacak, istihdam sürecinin uygun tedbirler alınarak yönetildiği ve yeni istihdam alanlarının oluşturulduğu, ekonomik, çevresel ve sosyal kazanımların en üst düzeyde tutulduğu politika ve uygulamaları, <br>b) Bakan: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanını, <br>c) Bakanlık: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını, <br>ç) Başkan: İklim Değişikliği Başkanını, <br>d) Başkanlık: İklim Değişikliği Başkanlığını, <br>e) Birincil piyasa: Tahsisatların piyasa katılımcılarına ihale yöntemiyle dağıtımını sağlamaya yönelik işlemlerin yapıldığı piyasayı, <br>f) Denkleştirme: Karbon kredilerinin Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında veya gönüllü taahhütlerin yerine getirilmesinde kullanılmasını, <br>g) Emisyon Ticaret Sistemi (ETS): Sera gazı emisyonlarına, net sıfır&nbsp;emisyon&nbsp;hedefine uygun bir üst sınır belirlenmesi ilkesine dayalı olarak çalışan ve tahsisatların alınıp satılması suretiyle sera gazı emisyonu&nbsp;azaltımını&nbsp;teşvik eden ulusal ve/veya uluslararası piyasa temelli mekanizmayı, <br>ğ) Emisyon Ticaret Sistemi piyasası (ETS piyasası): Tahsisatların ve/veya&nbsp;emisyon&nbsp;ticaretine ilişkin uygun görülen standartlaştırılmış diğer sözleşmelerin alım satımının gerçekleştirildiği, piyasa işletmecisi tarafından organize edilip işletilen ve düzenli faaliyet gösteren birincil ve ikincil piyasaları, <br>h) Esneklik mekanizmaları:&nbsp;ETS’de&nbsp;yer alan işletmelere tahsisat teslimat yükümlülüklerini yerine getirirken bir önceki veya bir sonraki dönemin tahsisatlarını kullanma hakkı ile denkleştirme kullanımı ve benzeri imkânlar sağlayan süreçleri, <br>ı) Gömülü sera gazı&nbsp;emisyonları: Bir ürünün üretim sürecinde ortaya çıkan doğrudan emisyonları ve ürünün üretim sürecinde elektrik, ısı, buhar, soğutma ve basınçlı hava gibi enerji kullanımından kaynaklanan dolaylı emisyonları, <br>i) Gönüllü karbon piyasaları: Karbon kredilerinin gönüllülük esasına göre alım satımının yapıldığı piyasaları, <br>j) İkincil piyasalar: Tahsisatların, ücretsiz dağıtımı ve/veya birincil piyasada satışı sonrasında işlem gördüğü piyasaları, <br>k) İklim adaleti: İklim değişikliğinin ve iklim değişikliğini önleme ile uyuma yönelik çabaların neden olduğu eşitsizliği ortadan kaldırmayı amaçlayan politika ve uygulamaları, <br>l) İklim değişikliğine uyum: İklim değişikliğinin mevcut veya olası olumsuz etkilerini önlemeye, muhtemel zararları en aza indirmeye ya da ortaya çıkabilecek fırsatlardan yararlanmaya yönelik süreci, <br>m) İklim finansmanı: İklim değişikliği ile mücadele kapsamında sera gazı&nbsp;emisyonlarının&nbsp;azaltımı&nbsp;ve iklim değişikliğine uyum faaliyetlerini desteklemeyi amaçlayan kamu, özel ve alternatif finansman kaynaklarından sağlanan yerel, ulusal,&nbsp;uluslarüstü&nbsp;veya uluslararası finansmanı, <br>n) İklim değişikliğiyle mücadele teşviki: İklim değişikliği ile mücadele kapsamında; planlama ve uygulama araçları ile sera gazı&nbsp;emisyonlarının&nbsp;azaltımı&nbsp;ve iklim değişikliğine uyum faaliyetlerini destekleyen teşvikleri, <br>o) Karbon fiyatlandırma araçları: Sera gazı&nbsp;emisyonlarının&nbsp;azaltımı&nbsp;amacıyla uygulanabilecek ETS ve/veya karbon esaslı vergiler ve benzeri araçları, <br>ö) Karbon kredisi: Sera gazı&nbsp;emisyonlarının&nbsp;azaltım&nbsp;veya giderim faaliyetlerinin bağımsız kuruluşlar tarafından geçerli kılınması, doğrulanması ve standart kuruluşu tarafından belgelendirilmesi sonucu elde edilen ve bir ton karbondioksit eşdeğeri cinsinden ifade edilen krediyi, <br>p) Karbondioksit eşdeğeri: Sera gazlarının miktarlarının ya da küresel ısınma potansiyellerinin karbondioksit gazı cinsinden ifade edildiği metrik ölçümü, <br>r) Merkezî uzlaştırma kuruluşu: Piyasa katılımcıları arasındaki ilgili yönetmelikle belirlenecek olan nakit takas ve teminat yönetimi gibi mali işlemleri yürütmek üzere kullanılan,&nbsp;6/12/2012&nbsp;tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa göre merkezî takas kuruluşu olarak kurulan kuruluşu, <br>s) Net sıfır&nbsp;emisyon: İnsan kaynaklı faaliyetler dolayısıyla atmosfere salınan sera gazı emisyonlarının teknoloji ve diğer yöntemlerle azaltılarak ve/veya yutak alanlar vasıtasıyla dengelenerek sera gazı emisyonlarında net artış olmamasını, <br>ş) Ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ve göreceli kabiliyetler: İklim değişikliği ile mücadelede ülkelerin farklı kapasiteleri ve sorumlulukları olduğunu kabul eden uluslararası anlaşmalarda kabul gören ilkeyi, <br>t) Ozon tabakasını incelten maddeler: Tek başına veya bir karışım hâlinde ozon tabakasını inceltme potansiyeline sahip ve&nbsp;1/8/1990&nbsp;tarihli ve 90/733 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla onaylanan Ozon Tabakasını İncelten Maddelere İlişkin Montreal Protokolü ile kontrol altına alınan kimyasalları ve izomerlerini, <br>u) Piyasa istikrar mekanizması: Tahsisatlara ilişkin fiyat istikrarını sağlamak amacıyla gerçekleştirilen iş ve işlemleri, <br>ü) Piyasa işletmecisi: Enerji Piyasaları İşletme Anonim Şirketini, <br>v) Planlama araçları: Kurum ve kuruluşlarca hazırlanan ve iklim değişikliği ile mücadeleye doğrudan ya da dolaylı olarak katkı sağlayan plan, program, strateji, eylem planı ve sair politika belgelerini, <br>y) Proje sahibi: Karbon kredisi üretecek faaliyeti geliştiren gerçek veya tüzel kişiyi, <br>z) Sera gazı&nbsp;emisyonu: Kızılötesi radyasyon emen ve yeniden salan, hem tabii ve hem de beşeri kaynaklı olabilen karbondioksit, metan,&nbsp;diazotoksit&nbsp;ve&nbsp;hidroflorokarbonlar,&nbsp;perflorokarbonlar, kükürt&nbsp;hekzaflorür&nbsp;gazlarının ve gaz benzeri diğer atmosfer bileşenlerin&nbsp;salımını, <br>aa) Sera gazı&nbsp;emisyonlarının&nbsp;azaltımı: Sera gazı emisyonlarının azaltılması ile yutak alanların korunması, artırılması ve iyileştirilmesi faaliyetlerini, <br>bb) Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM): Gümrük bölgesinde, ithal edilen malların sera gazı&nbsp;emisyonlarının&nbsp;yönetimi mekanizmasını, <br>cc) Tahsisat: Misli nitelikte, devredilebilen,&nbsp;kaydi&nbsp;olarak ihraç edilen ve belirli bir süre boyunca bir ton karbondioksit eşdeğerinde sera gazı&nbsp;emisyon&nbsp;hakkını, <br>çç) Türkiye Yeşil Taksonomisi (Taksonomi): Belirlenen çevresel hedefler doğrultusunda iklim değişikliği ile mücadeleye katkı sağlayan ekonomik faaliyetlere ilişkin ilkeler ve&nbsp;kriterler&nbsp;belirleyerek iklim finansmanının harekete geçirilmesine katkıda bulunan sınıflandırma sistemlerini, <br>dd) Ulusal Katkı Beyanı: Başkanlık koordinasyonunda ilgili kurum ve kuruluşların iş birliğiyle uluslararası anlaşmalar ve standartlar gözetilerek sera gazı&nbsp;emisyonlarının&nbsp;azaltımı&nbsp;ve iklim değişikliğine uyum hedefleri ile taahhütlerini içerecek şekilde dönemsel olarak hazırlanan ve Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryasına sunulan belgeyi, <br>ee) Ulusal tahsisat planı: Belirli bir döneme ilişkin, üst limit çerçevesinde belirlenen toplam tahsisat miktarını, <br>ff) Uluslararası karbon piyasaları: Ülkemizin taraf olduğu uluslararası anlaşmalar kapsamında Ulusal Katkı Beyanı hedeflerine ulaşmak amacıyla oluşturulan mekanizmaları, <br>gg) Uygulama araçları: İklim değişikliği ile mücadeleye yönelik finansman, teknoloji geliştirme ve transferi ile kapasite geliştirme faaliyetlerini, <br>ğğ) Yeşil iş: Çevrenin ve doğal kaynakların korunmasına ve çevre kalitesinin geliştirilmesine katkıda bulunarak sürdürülebilir kalkınmayı ve yeşil büyümeyi destekleyen işleri, <br>hh) Yutak alan: Ormanlar ve diğer ekosistemler vasıtasıyla karbonu emerek atmosferden uzaklaştıran, karbondioksit&nbsp;emisyonlarını&nbsp;dengeleyen süreci, aktiviteyi ve mekanizmayı, ifade&nbsp;eder. <br><br><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong> <br><strong>Genel İlkeler ve Esaslar</strong> <br><br><strong>İlkeler</strong> <br><strong>MADDE 3-&nbsp;</strong>(1) İklim değişikliği ile mücadelede genel ilkeler şunlardır: <br>a) İklim değişikliği ile mücadelede, ülkemizin ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ve göreceli kabiliyetler ilkesi dikkate alınarak, eşitlik, iklim adaleti, ihtiyatlılık, katılım,&nbsp;entegrasyon, sürdürülebilirlik, şeffaflık, adil geçiş ve ilerleme yaklaşımları esas alınır. <br>b) Kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler, bu Kanun doğrultusunda kamu yararı gözetilerek alınacak tedbirlere ve düzenlemelere süresinde uymakla ve bunları uygulamakla yükümlüdür. <br>c) Ulusal Katkı Beyanında, net sıfır&nbsp;emisyon&nbsp;hedefi doğrultusunda ülkenin kalkınma öncelikleri ve özel koşulları göz önünde bulundurulur ve bu çerçevede önlemler alınır. <br><br><strong>Esaslar</strong> <br><strong>MADDE 4-&nbsp;</strong>(1) Sera gazı&nbsp;emisyonlarının&nbsp;azaltımı&nbsp;ve iklim değişikliğine uyum faaliyetlerine ilişkin ilerlemeler yıllık bazda Başkanlıkça izlenir. <br>(2) Bu Kanun kapsamında gerekli görülen tedbirlerin alınması amacıyla görev alanı dâhilinde; kurumlar arası koordinasyonu sağlamak, faaliyetleri ve standartları belirlemek, gelişmeleri izlemek, karbon fiyatlandırmasına ilişkin piyasaya dayalı mekanizmaları düzenlemekle Başkanlık yetkilidir. <br>(3) Kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler; kendi yetki ve sorumlulukları çerçevesinde plan ve projeler yapar, yaptırır, uygular, destekler ve iş birliği yapar. <br>(4)&nbsp;24/3/2016&nbsp;tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu hükümleri saklı kalmak kaydıyla, Başkanlık; bu Kanunun uygulanmasına yönelik olarak gerekli gördüğü bilgi, belge ve veriyi; kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerden doğrudan istemeye yetkilidir. Kendilerinden bilgi ve belge talebinde bulunulanlar; bunları istenilen sürede bedelsiz olarak Başkanlıkla paylaşmakla yükümlüdür. Başkanlık; kendi iş ve işlemleri için ihtiyaç duyduğu verileri de öncelikli olarak Ulusal Coğrafi Bilgi Platformundan temin eder. Temin ettiği veriler ile kendi ürettiği verileri de kamu kurum ve kuruluşları ile paylaşılmak üzere Ulusal Coğrafi Bilgi Platformuna aktarır. Başkanlık, Ulusal Coğrafi Bilgi Platformunda bulunmayan verileri ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile protokol yaparak temin edebilir. Millî savunma ve millî güvenliğe ilişkin bilgi ve belgelerin paylaşılmasına dair usul ve esaslar Bakanlık ve ilgili bakanlık tarafından müşterek olarak belirlenir. <br>(5) Bu Kanunda Bakanlığa verilen yetkiler bakımından Bakanlık, sınırlarını açıkça belirlemek ve yazılı olmak kaydıyla gerektiğinde yetkilerini Başkanlığa devredebilir. <br><br><strong>İKİNCİ KISIM</strong> <br><strong>İklim Değişikliği ile Mücadele</strong> <br><br><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong> <br><strong>İklim Değişikliği ile Mücadele Faaliyetleri</strong> <strong>Sera gazı&nbsp;emisyonlarının&nbsp;azaltım&nbsp;faaliyetleri</strong> <br><br><strong>MADDE 5-&nbsp;</strong>(1) Sera gazı emisyonları; Ulusal Katkı Beyanı, net sıfır&nbsp;emisyon&nbsp;hedefi ve Başkanlık tarafından yayımlanan veya güncellenen strateji ve eylem planları doğrultusunda azaltılır. <br>(2) Ulusal Katkı Beyanında&nbsp;sektörel&nbsp;bazda&nbsp;belirtilen sera gazı emisyonlarının&nbsp;azaltım&nbsp;faaliyetleri, ilgili kurum ve kuruluşlara mevzuatla verilen görev ve sorumluluklar dâhilinde gerçekleştirilir. Ulusal Katkı Beyanında yer alan&nbsp;sektörel&nbsp;politikaların uygulanması ve hedeflere ulaşılması amacıyla ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda bu maddedeki esaslar da dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruluşların mevcut görev ve sorumlulukları gözden geçirilir. Bu kapsamda Bakanlığın ve ilgili kurumların görüşü alınarak Ulusal Katkı Beyanı ve net sıfır&nbsp;emisyon&nbsp;hedefi çerçevesinde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca düzenleme yapılabilir. <br>(3) İlgili kamu kurum ve kuruluşları, orta ve uzun dönemli hedeflerini içeren planlama araçlarını sera gazı&nbsp;emisyonlarının&nbsp;azaltım&nbsp;faaliyetleri çerçevesinde; uyarlamak, hazırlamak, uygulamak, izlemek ve güncellemekle yükümlüdür. <br>(4) Kurum ve kuruluşlar; net sıfır&nbsp;emisyon&nbsp;hedefi ve döngüsel ekonomi yaklaşımı ile uyumlu olacak şekilde, Ulusal Katkı Beyanında yer alan sektörlerde uygulanmak üzere enerji, su ve ham madde verimliliği, kirliliğin kaynağında önlenmesi, yenilenebilir enerji kullanımının artırılması, ürünlerin, işletmelerin, kurum ve kuruluşların karbon ayak izinin azaltılması, alternatif temiz veya düşük karbonlu yakıtların ve ham maddelerin kullanımı, elektrifikasyonun yaygınlaştırılması, temiz teknolojilerin geliştirilmesi ve kullanımının artırılması gibi&nbsp;azaltım&nbsp;önlemlerinin alınması, bu önlemlerin adil geçiş gereklilikleri gözetilerek uygulanması ile sıfır atık sisteminin kurulması, uygulanması ve izlenmesiyle yükümlüdür. <br>(5) Net sıfır&nbsp;emisyon&nbsp;hedefinin sağlanmasına yönelik emisyonların dengelenmesi için orman, tarım, mera ve sulak alanlarda karbon yutağı kayıplarını engellemek üzere ilgili kurum ve kuruluşlarca tedbirler alınır, yutak alanların ve korunan alanların korunarak artırılması sağlanır. <br><br><strong>İklim değişikliğine uyum faaliyetleri</strong> <br><strong>MADDE 6-</strong>&nbsp;(1) Ulusal Katkı Beyanı, net sıfır&nbsp;emisyon&nbsp;hedefi ve Başkanlık tarafından yayımlanan veya güncellenen strateji ve eylem planları doğrultusunda; ilgili kurum ve kuruluşlarca iklim değişikliği ile ilişkili mevcut veya olası kayıp ve zararları önlemeye, riskleri en aza indirmeye veya fırsatlardan yararlanmaya yönelik uyum faaliyetleri gerçekleştirilir. <br>(2) Ulusal Katkı Beyanında yer alan iklim değişikliğine uyum faaliyetleri, kurum ve kuruluşlara mevzuatla verilen görev ve sorumlulukları dâhilinde gerçekleştirilir. Ulusal Katkı Beyanında yer alan&nbsp;sektörel&nbsp;politikaların uygulanması ve hedeflere ulaşılması amacıyla ortaya çıkan ihtiyaçlar doğrultusunda bu maddedeki esaslar da dikkate alınarak ilgili kurum ve kuruluşların mevcut görev ve sorumlulukları gözden geçirilir. Bu kapsamda Bakanlığın ve ilgili kurumların görüşü alınarak Ulusal Katkı Beyanı ve net sıfır&nbsp;emisyon&nbsp;hedefi çerçevesinde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca düzenleme yapılabilir. <br>(3) İlgili kamu kurum ve kuruluşları ulusal ve yerel ölçekte iklim değişikliğine uyumla ilgili planlama araçları ile etkilenebilirlik ve risk analizlerini; hazırlamak, hazırlatmak, hazırlanan bu araçları ve analizleri yatırım ve planlama faaliyetlerinde göz önünde bulundurmak ve bunları uygulamakla yükümlüdür. <br>(4) İklim değişikliğinin etkilerine karşı su kaynaklarının etkin yönetimini sağlamak üzere planlama araçları, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca hazırlanır ve uygulanır. <br>(5) İlgili kamu kurum ve kuruluşları tarafından iklim değişikliğinin ekosistemlere ve biyolojik çeşitliliğe etkilerinin azaltılması ve sürdürülebilir ekosistem yönetimi için tedbirler alınır, denizel ve karasal korunan alanların muhafazası sağlanarak korunan alanların niteliği ve oranı yükseltilir ve iklim değişikliğinden etkilenen veya etkilenmesi muhtemel alanlarda arazi tahribatının dengelenmesi sağlanır. Çölleşme ve erozyonla mücadele ile ağaçlandırma ve toprak muhafaza kapsamında orman dışı alanlarda oluşturulan yutak alanların net sıfır&nbsp;emisyon&nbsp;hedefi doğrultusunda sürdürülebilir yönetimi sağlanır. <br>(6) İlgili kamu kurum ve kuruluşları tarafından; tarım sektörünün sürdürülebilirliğini&nbsp;teminen&nbsp;iklim değişikliğine dirençli ürün deseni ile gıda güvenliğinin sağlanması hedefleri doğrultusunda; doğal kaynakların, ekosistemlerin ve biyolojik çeşitliliğin koruma kullanma dengesinin gözetilmesi ile ihtiyaç duyulan tekniklerin ve teknolojilerin yaygınlaştırılması suretiyle, tarım sektöründe ekosistem temelli uyum yaklaşımını, doğa temelli çözümleri ve su bütçesini dikkate alan planlama araçları geliştirilir ve buna uygun iklim değişikliğine dirençli uygulamalar yaygınlaştırılır. <br>(7) İklim değişikliğine bağlı afetlerin neden olduğu kayıp ve zararların azaltılması amacıyla risk değerlendirme, izleme, bilgilendirme ve erken uyarı sistemleri; bütünleşik afet yönetimi esas alınarak geliştirilir. <br><br><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong> <br><strong>Planlama ve Uygulama Araçları</strong> <br><br><strong>Planlama araçları</strong> <br><strong>MADDE 7-&nbsp;</strong>(1) Kurum ve kuruluşlarca hazırlanan plan, program, strateji, eylem planı ve sair politika belgelerinde; yeşil büyüme vizyonu ve net sıfır&nbsp;emisyon&nbsp;hedefi kapsamında iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik Başkanlık tarafından yayımlanan strateji ve eylem planları ile bu Kanunda belirlenen esaslar dikkate alınır. <br>(2) İklim değişikliği strateji ve eylem planları; sera gazı&nbsp;emisyonlarının&nbsp;azaltımı&nbsp;ve iklim değişikliğine uyum faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi amacıyla Başkanlık koordinasyonunda, ilgili kurum ve kuruluşların iş birliği ile dönemsel olarak ulusal ölçekte hazırlanır, uygulanır, uygulaması izlenir, değerlendirilir ve gerektiğinde ulusal veya bölgesel ölçekte güncellenir. <br>(3) İlin şartlarına uygun olarak strateji, eylem ve uygulama alanlarını belirlemek ve bunların uygulanmasını sağlamak üzere her ilde vali başkanlığında, ilgili kurum ve kuruluşların varsa il veya bölge teşkilat temsilcileri ile yerel yönetimlerin temsilcilerinden oluşan İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu kurulur. Kurulun sekretaryasını Bakanlık taşra teşkilatı yürütür ve Kurulun çalışma usul ve esasları Bakanlık tarafından belirlenir. <br>(4) Yerel iklim değişikliği eylem planları; sera gazı&nbsp;emisyonlarının&nbsp;azaltımı&nbsp;ve iklim değişikliğine uyum amacıyla adil geçiş gereklilikleri gözetilerek her ilin bütüncül bir planı olacak şekilde vali koordinasyonunda; büyükşehirlerde büyükşehir belediyesi, diğer illerde il belediyesi ve il özel idaresi tarafından birlikte, ilgili kurum ve kuruluşların katılımıyla hazırlanır veya hazırlatılır ve karara bağlanmak üzere İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kuruluna sunulur. Yerel iklim değişikliği eylem planlarının hazırlanması veya izlenmesi süreçlerinde, ilgili kurum ve kuruluşlar kendilerinden talep edilen belge, bilgi ve veriyi ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde paylaşır. <br>(5)&nbsp;Sektörel&nbsp;etkilenebilirlik ve risk analizleri; strateji ve eylem planlarına esas teşkil etmek üzere iklim modelleri kullanılarak dönemsel olarak Başkanlık tarafından hazırlanır ve güncellenir. <br><br><strong>Uygulama araçları</strong> <br><strong>MADDE 8-&nbsp;</strong>(1) Bu Kanun kapsamında yer alan finansal araçlara ilişkin esaslar şunlardır: <br>a) Kurum ve kuruluşlarca iklim değişikliği ile mücadele amacıyla yapılacak faaliyetler ve yatırımlar için; iklim finansmanı ve iklim değişikliğiyle mücadele teşviki kaynaklarının geliştirilmesi, kullanılması, sigorta araçlarının geliştirilmesi, yeşil ve sürdürülebilir sermaye piyasası araçlarının, banka finansmanının ve diğer finansman araçlarının teşvik edilmesi esastır. <br>b) Döngüsel ekonomi hedefleri ve sıfır atık uygulamaları çerçevesinde ürünlerin yeniden kullanımı, atıkların yan ürün, alternatif ham madde olarak kullanılması ve geri dönüşüm/geri kazanım ile elde edilen ürünlerin zorunlu kullanım oranlarının belirlenmesine yönelik çalışmalar ilgili bakanlıklarla koordineli olarak Bakanlık tarafından yapılır ve buna dair destek mekanizmaları geliştirilir. <br>c) Bu Kanun kapsamında Başkanlık; ulusal,&nbsp;sektörel&nbsp;ve tematik raporlar hazırlar; finansal kaynakları iklim değişikliği ile mücadele yatırımlarına yönlendirmeyi kolaylaştırmak üzere iklim değişikliği teşvik mekanizmaları geliştirir, Türkiye Yeşil Taksonomisini kurar ve yürütür. <br>ç) Türkiye Gümrük Bölgesinde ithal edilen malların gömülü sera gazı&nbsp;emisyonlarını&nbsp;ele almak için Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kurulabilir.&nbsp;SKDM’ye&nbsp;ilişkin raporlama, kapsam, içerik, usul ve esaslar ilgili bakanlıklarla koordineli olarak Ticaret Bakanlığı tarafından belirlenir. <br>(2) Bu Kanun kapsamında yer alan teknoloji araçlarına ilişkin esaslar şunlardır: <br>a) İlgili kurum ve kuruluşlarca hazırlanan planlama ve uygulama araçlarında teknolojik öz yeterlilik kapasitesinin artırılması öncelikli hedef olarak belirlenerek temiz teknolojilerin geliştirilmesi ve kullanımının yaygınlaştırılması esastır. <br>b) Başkanlık; karbon yakalama ve depolama teknolojileri, hidrojen teknolojisi gibi iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik yeni teknolojik gelişmelerin takibi ile bu alanlardaki projelerin geliştirilmesi için ilgili kurumlarla iş birliği yapmaya, kurumların bu alanlarda çalışmalar yapmasını yönlendirmeye ve ilgili kurumlarla koordinasyon yapmaya yetkilidir. <br>c) Başkanlığa bağlı ilgili kurumlarla koordineli olarak enstitüler ile araştırma ve uygulama merkezleri kurulabilir. <br>(3) Bu Kanun kapsamında yer alan kapasite geliştirme araçlarına ilişkin esaslar şunlardır: <br>a) Kurum ve kuruluşlarca; kamuoyu&nbsp;farkındalığının&nbsp;artırılması ve toplumun iklim değişikliğinin etkileri konusunda duyarlı hâle getirilmesi için eğitim, bilinçlendirme ve kapasite geliştirme faaliyetleri gerçekleştirilir. <br>b) Tüm eğitim düzeylerinde müfredat ve öğretim programlarının güncellenmesi ve yeşil iş gücünün yetiştirilmesi için gerekli çalışmalar ilgili bakanlıklarla koordineli olarak Millî Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulunca yapılır. <br>(4) Bu maddede belirtilen uygulamaların usul ve esasları, Bakanlık görüşü alınarak Ulusal Katkı Beyanı, uzun dönemli iklim değişikliği politika belgeleri ve belirlenen net sıfır&nbsp;emisyon&nbsp;hedefi doğrultusunda sorumlulukları dâhilinde ilgili kamu kurum ve kuruluşları tarafından belirlenir. <br><br><strong>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</strong> <br><strong>Karbon Fiyatlandırma</strong> <br><br><strong>Emisyon Ticaret Sisteminin kurulması ve tahsisatların esasları</strong> <br><strong>MADDE 9-&nbsp;</strong>(1) Başkanlık tarafından ETS kurulur, ulusal tahsisat planlaması hazırlanır ve tahsisatların dağıtımı yapılır. Bu kapsamda esneklik mekanizmaları ile piyasa istikrar mekanizmaları da geliştirilebilir. <br>(2) Piyasa işletmecisi ETS piyasasını işletir. <br>(3) ETS kapsamında esasları yönetmelikle belirlenen doğrudan sera gazı emisyonlarına neden olan faaliyetleri yürüten işletmelerin, bu faaliyetleri gerçekleştirebilmesi için Başkanlıktan sera gazı&nbsp;emisyon&nbsp;izni alması zorunludur. <br>(4) Yönetmelikle belirlenen usul ve esaslar kapsamında, sera gazı&nbsp;emisyon&nbsp;izninin geçerlilik süresi içerisinde tesisin niteliğinde veya işleyişinde gerçekleşen değişiklikler ile sera gazı emisyon izni sahibi gerçek veya tüzel kişilerde meydana gelecek değişiklikler neticesinde sera gazı emisyon izni Başkanlık tarafından güncellenir veya iptal edilir. <br>(5) ETS kapsamına dâhil olan işletmeler tarafından doğrulanmış yıllık sera gazı&nbsp;emisyon&nbsp;değerine karşılık gelecek şekilde yıllık tahsisat tesliminde bulunulması zorunludur. Tahsisat teslim yükümlülüğünü yerine getirmeyen işletme, bir sonraki takvim yılına ilişkin tahsisatlarını teslim ederken 14 üncü maddenin dördüncü fıkrasının (c) bendinde belirtilen yaptırıma esas sera gazı&nbsp;emisyonlarına&nbsp;eşit miktarda tahsisatı da teslim etmekle yükümlüdür. <br>(6) ETS kapsamında ücretsiz tahsisatlar, tarihsel&nbsp;emisyon&nbsp;verileri veya kıyaslama değerleri nispetinde sağlanabilir. <br>(7) Ulusal tahsisat planları Resmî Gazete’de yayımlanır. <br>(8) ETS piyasasında işlem görecek tahsisatlara ilişkin iş ve işlemler&nbsp;8/9/1983&nbsp;tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi değildir. <br>(9) Tahsisatlar, teminat sözleşmelerine konu edilemez. Teslim yükümlülüğüne konu olan ücretsiz tahsisatlar ilk aktarıldığı işlem kayıt sistemindeki hesabından transfer edilmedikçe haczedilemez. Tahsisatların elektronik ortamda&nbsp;kayden&nbsp;ihracı ve bunlara ilişkin hakların hak sahipleri bazında izlenmesi zorunludur. <br>(10) Teslim yükümlülüğünü yerine getirme zamanından önce tesislerin faaliyetine son vermesi, işletmenin tasfiyesi,&nbsp;konkordato&nbsp;kararı alınmış olması teslim yükümlülüğünü yerine getirmesine engel teşkil etmez. <br>(11) Bu Kanun kapsamında, mali uzlaştırma ile diğer mali işlemlere konu olan teminatlar ile oluşturulan temerrüt garanti hesabındaki varlıklar; amaçları dışında kullanılamaz, haczedilemez,&nbsp;rehnedilemez, idari mercilerin tasfiye kararlarından etkilenmez, iflas masasına dâhil edilemez ve üzerlerine ihtiyati tedbir konulamaz. <br><br><strong>Görev, yetki ve sorumluluklar</strong> <br><strong>MADDE 10-</strong>&nbsp;(1) Bu Kanunda ve diğer mevzuatta yer alan yetki ve sorumluluğa ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla; <br>a) Karbon Piyasası Kurulu; <br>1) Bakan başkanlığında; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığını, Hazine ve Maliye Bakanlığını, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığını, Ticaret Bakanlığını, Tarım ve Orman Bakanlığını, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığını temsilen birer bakan yardımcısı, Strateji ve Bütçe başkan yardımcısı, Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu Başkanı ve İklim Değişikliği Başkanından oluşur.&nbsp;Kurulun sekretaryasını Başkanlık yapar. Gerekli görüldüğü durumlarda, diğer kamu kurum ve kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, meslek kuruluşları, üniversite ve özel sektör temsilcileri toplantılara oy hakkı olmaksızın davet edilebilir. <br>2) Ulusal tahsisat planını onaylar, ETS piyasasında ücretsiz tahsisatların dağılımına karar verir, birincil piyasada satışa sunulacak tahsisat miktarını tespit eder, ETS kapsamında hangi oranda denkleştirme işlemlerinin kullanılabileceğine karar verir, ETS ile ilgili plan, politika, strateji ve eylemleri belirler; uluslararası karbon piyasasına konu olacak sektör, proje ve faaliyetleri tespit eder, ilgili sınırlamaları, ithal ve ihraca ilişkin temel politikayı belirler. <br>3) Üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile toplanır. Toplantı kararları açık oylama ve üye tam sayısının salt çoğunluğu ile alınır. Oyların eşit olması durumunda kurul başkanının kullandığı oy yönünde karar verilir. <br>b) Danışma Kurulu; Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı başkanlığında; Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği, Türk Sanayicileri ve&nbsp;İşinsanları&nbsp;Derneği, Uluslararası Yatırımcılar Derneği, Türkiye İhracatçılar Meclisi, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu, Türkiye Bankalar Birliği, Türkiye Sigorta, Reasürans ve Emeklilik Şirketleri Birliği, Finansal Kurumlar Birliği, Türkiye Sermaye Piyasaları Birliği ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Çevre Mühendisleri Odasının karar alıcı düzeyde birer temsilcisi, Başkanlık temsilcisi ile gerektiğinde konusuna göre davet edilecek diğer kamu kurum ve kuruluşlarının, meslek kuruluşlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve üniversitelerin birer temsilcisinden oluşur.&nbsp;Kurulun sekretaryasını Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği yapar. Danışma Kurulu, ETS ve uluslararası karbon piyasası ile ilgili strateji ve eylemlere ilişkin&nbsp;istişari&nbsp;nitelikte kararlar alır. Bu kararları sekretarya, Karbon Piyasası Kuruluna sunulması amacıyla gerekçeleriyle birlikte Başkanlığa gönderir. <br>c) Başkanlık; tahsisat süreçlerini yönetir, sera gazı&nbsp;emisyonlarının&nbsp;izleme, raporlama ve doğrulama sürecini yönetir, denkleştirme faaliyetlerini düzenler, karbon kredilerinin ETS kapsamında kullanımını belirler, uluslararası düzeyde karbon kredisi ithal etme ve ihraç etme konularında politika geliştirmeye ve karar vermeye yönelik iş ve işlemi yapar, diğer piyasalarla iş birliği yapar, ETS kapsamında karşılıklı tanıma anlaşmaları yapılması için plan ve politikaların belirlenmesi amacıyla çalışmalar yürütür. ç) Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu; bu Kanun,&nbsp;14/3/2013&nbsp;tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile 20/2/2001 tarihli ve 4628 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun uyarınca; ETS piyasası kapsamındaki piyasa bozucu davranışlara ilişkin piyasa gözetimi ve denetimine yönelik usul ve esasları Sermaye Piyasası Kurulunun görüşünü alarak belirler. <br>d) Piyasa işletmecisi; piyasalara ilişkin mali uzlaştırma işlemleri ile diğer mali işlemleri yürütür, piyasa bozucu davranışları Başkanlığa ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuna bildirmekle yükümlüdür. Piyasa işletmecisi, tahsisatların ve&nbsp;emisyon&nbsp;ticaretine ilişkin Başkanlıkça ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunca emisyon ticaretine ilişkin uygun görülen standartlaştırılmış diğer sözleşmelerin ETS piyasasında işlem görmesi için gerekli organizasyonu yapar ve piyasa işletmecisi görevlerini yerine getirir. Piyasa işletmecisi, tahsisatların ihracı, elde bulundurulması, transferi, iptali, itfası işlemlerinin yürütülmesi amacıyla işlem kayıt sistemini kurar,&nbsp;kaydi&nbsp;tahsisatları ve bunlara bağlı hakları elektronik ortamda hak sahipleri bazında&nbsp;kayden&nbsp;izler ve saklamasını yapar, kayıtların ilgili mevzuatta öngörülen çerçevede gizliliğini sağlar. <br>e) Merkezî uzlaştırma kuruluşu; ETS piyasasına ilişkin teminat yönetimi ve nakit takas faaliyetlerini yürütür. <br>(2) Piyasa şeffaflığını sağlamak amacıyla ücretsiz tahsisat verileri, doğrulanmış yıllık sera gazı&nbsp;emisyon&nbsp;değerleri ve tesislerin tahsisat teslimat yükümlülüklerine ilişkin bilgiler Karbon Piyasası Kurulu kararı doğrultusunda kamuoyu ile paylaşılabilir. ETS piyasasında gerçekleştirilecek gözetim ve denetim faaliyetleri kapsamında Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu ve piyasa işletmecisi tarafından talep edilecek bilgi ve belgeler bakımından 6446 sayılı Kanunun ilgili hükümleri saklıdır. <br>(3) Bu maddede belirtilen uygulamalara, kapsama ve&nbsp;ETS’ye&nbsp;yönelik usul ve esaslar Başkanlık tarafından, bu usul ve esaslar doğrultusunda ETS piyasasının işleyişine ilişkin esaslar ise Bakanlık, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Sermaye Piyasası Kurulu ile koordineli olarak Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından belirlenir. <br><br><strong>Gönüllü karbon piyasaları ve denkleştirme</strong> <br><strong>MADDE 11-&nbsp;</strong>(1) ETS kapsamında tahsisat yükümlülüklerinin bir bölümünün eşdeğer miktarda karbon kredisi ile karşılanması amacıyla denkleştirme yapılmasına izin verilebilir. <br>(2) ETS ve gönüllü taahhütler kapsamında yapılacak denkleştirme işlemlerinde kullanılmak üzere, sera gazı&nbsp;emisyonlarının&nbsp;azaltımı&nbsp;veya giderim faaliyetleri ile yutak alanların artırılmasına yönelik faaliyetler aracılığıyla karbon kredisi üreten ulusal bir karbon kredilendirme ve denkleştirme sisteminin esasları Başkanlıkça belirlenir. <br>(3) Bu maddenin ikinci fıkrasında yer alan denkleştirme projelerine dair sunulan bilgi, belge ve verilerin hatalı/hileli olduğunun tespiti hâlinde, söz konusu denkleştirme miktarı tahsisat teslim yükümlülüğü için kullanılamaz ve tahsisat teslim yükümlülüğünün yerine getirilmemiş olduğu kabul edilir. Bu durumda proje sahibine 14 üncü maddenin dördüncü fıkrasının (c) bendinde belirtilen yaptırım uygulanır. <br>(4) Bu maddenin ikinci fıkrası kapsamında karbon kredilerinin kullanılması, üretimi ile ulusal karbon kredilendirme sisteminin kurulması ve uygulanmasına ilişkin esaslar Başkanlıkça belirlenir. Bu kapsamda ulusal standart ve&nbsp;metodolojilerin&nbsp;geliştirilmesi için ilgili kuruluşlarla iş birliği yapılır. <br>(5) Yurt içinde herhangi bir gönüllü karbon piyasasında ulusal veya uluslararası standartlarla karbon kredisi üretimine başlamış veya başlayacak olan yurt içinde gerçekleşen projelerin sahipleri; projelerini, Başkanlıkça belirlenen sürede karbon kredisi kayıt sistemine kayıt ettirmekle yükümlüdür. Başkanlık, bu madde kapsamında uluslararası standartları geliştiren kuruluşlarla iş birliği yapabilir. <br><br><strong>ÜÇÜNCÜ KISIM</strong> <br><strong>Gelirler, Yaptırımlar ve Çeşitli Hükümler</strong> <br><br><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong> <br><strong>Gelirler ve Desteklerin Kullanımı</strong> <br><br><strong>Gelirler ve döner sermaye</strong> <br><strong>MADDE 12-&nbsp;</strong>(1) Bu Kanunda belirlenen amaçlarda kullanılmak üzere aşağıda sayılan gelirler genel bütçenin (B) işaretli cetvelinde özel gelir olarak kaydedilir: <br>a) Sera gazı&nbsp;emisyon&nbsp;izni alınması kapsamında elde edilecek gelirler. <br>b) ETS kapsamında birincil piyasadaki tahsisat satış gelirleri, piyasa istikrar mekanizması kaynaklı işlemlerden elde edilen gelirler. <br>c) Piyasa işletmecisinin ETS piyasasından elde ettiği gelirlerin yüzde ellisi. <br>ç) Uluslararası karbon piyasalarında yetki verilen karbon kredileri için alınan katkı payları. <br>d) Bu Kanun kapsamında uygulanan idari para cezalarının yüzde ellisi. <br>(2) Genel bütçenin (B) işaretli cetvelinde kaydedilen ve yukarıda sayılan gelirler karşılığı tutarların tamamı Başkanlık bütçesinde özel ödenek olarak öngörülür ve Başkanlık tarafından kullandırılır. Ödenek tutarını aşan gelir gerçekleşmeleri karşılığında ödenek eklemeye, ödenek kaydedilen tutarlardan yılı içinde harcanmayan kısımları ertesi yıl bütçelerine devren ödenek kaydetmeye Cumhurbaşkanı yetkilidir. Birinci fıkrada sayılan gelirlerin tahsili ve bütçede tahsis edilen ödeneklerin kullanımı ile ilgili usul ve esaslar Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Strateji ve Bütçe Başkanlığının uygun görüşü üzerine Başkanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir. <br>(3) Başkanlık, döner sermaye işletmesi kurmaya yetkilidir. <br>(4) Döner sermaye işletmesinin kuruluş sermayesi 10 milyon Türk lirasıdır. Anılan sermaye miktarını 5 katına kadar artırmaya Cumhurbaşkanı yetkilidir. <br>(5) Döner sermaye işletmesinin faaliyet alanları, görevleri, gelirleri, giderleri, işleyişi, denetimi ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Strateji ve Bütçe Başkanlığının uygun görüşüyle Başkanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. <br>(6) Bu maddede öngörülen gelirler, yeşil dönüşüm ve iklim değişikliğiyle mücadele amacı dışında kullanılamaz. Bu gelirlerin yüzde onuna kadar olan tutarı adil geçiş uygulamaları kapsamında yürütülecek faaliyetler için kullanılabilir. Bu kapsamda Başkanlık bütçesine özel ödenek olarak tahsis edilen kaynaklar münhasıran adil geçiş uygulamalarında kullanılmak üzere genel bütçe kapsamındaki idarelere özel ödenek şeklinde, merkezî yönetim kapsamındaki diğer idarelere ise ilgili mevzuatı çerçevesinde transfer edilebilir. Bu fıkra kapsamında diğer idarelere yapılan aktarmalar&nbsp;10/12/2003&nbsp;tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun 21 inci maddesi ve yılı merkezi yönetim bütçe kanununda düzenlenen ödenek aktarmalarına ilişkin sınırlamalara tabi değildir. Bu fıkra gereğince genel bütçe kapsamındaki idarelere aktarılan tutarlardan yılı içinde harcanmayan kısımları ertesi yıl bütçelerine devren ödenek kaydetmeye Cumhurbaşkanı yetkilidir. <br><br><strong>Yeşil dönüşüm ve iklim değişikliği ile mücadele desteklerinin kullanımı</strong> <br><strong>MADDE 13-&nbsp;</strong>(1) Türkiye’nin yeşil dönüşümünü ve iklim değişikliği ile mücadelesini desteklemek amacıyla; sera gazı&nbsp;emisyonlarının&nbsp;azaltımı&nbsp;veya iklim değişikliğine uyum potansiyeli yüksek olan iklim dostu yatırımlar ile yeşil büyümenin gerektirdiği araştırma, geliştirme ve&nbsp;sektörel&nbsp;teknolojik dönüşüm ihtiyacının karşılanmasına katkı sağlayan faaliyetlerin ve bu kapsamda uygulamaya konulan mekanizmaların desteklenmesi esastır. <br>(2) Karbon Piyasası Kurulu kararları doğrultusunda; ETS kapsamındaki sektörler başta olmak üzere bu Kanunda yer alan uygulamalara yönelik stratejik öncelikli sektörlerde faaliyet gösteren tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşlarının yeşil dönüşüm, iklim değişikliği ile mücadele ve adil geçiş desteklerini kullanması veya kullanımının teşvik edilmesi için uygun mekanizmalar oluşturulur. <br>(3) Kurum ve kuruluşların kendi mevzuatları çerçevesindeki gelirleri; iklim yatırımlarını yapmak, yaptırmak veya teşvik etmek ile iklim yatırımlarının risk algısını ve borçlanma maliyetlerini azaltmaya yönelik olarak sigortacılık araçlarının geliştirilmesini desteklemek, yeşil ve sürdürülebilir sermaye piyasası aracı ihraçlarını teşvik etmek, garanti temini ile hibe ve finansman maliyeti desteği de verebilecek şekilde finansal araçların geliştirilmesi ve bunların uygulanmasını desteklemek amacıyla ilgili kurum ve kuruluşların görevleri dâhilinde kullanılır. <br>(4) Yeşil dönüşüm ve iklim değişikliği ile mücadele desteklerinin kullanımında yıllara&nbsp;sari&nbsp;taahhütlerin stok tutarı; her yıl, bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle hesaplanan kesinleşmiş son dört yıl özel gelir gerçekleşme toplamının iki katını geçemez. <br>(5) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar; Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile ilgili kamu kurum ve kuruluşların görüşü alınarak Bakanlık tarafından belirlenir. <br><br><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong> <br><strong>Cezai Hükümler</strong> <br><br><strong>İdari nitelikteki yaptırımlar</strong> <br><strong>MADDE 14-&nbsp;</strong>(1) Sera gazı&nbsp;emisyonlarının&nbsp;takibine ilişkin yasaklara veya sınırlamalara aykırı olarak; <br>a) Doğrulanmış sera gazı&nbsp;emisyonu&nbsp;raporunu süresi içerisinde sunmayanlara, 500.000 Türk lirasından 5.000.000 Türk lirasına kadar idari para cezası verilir. Bu bendin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, tesislerin kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı olarak hesaplanan yıllık&nbsp;emisyonu&nbsp;göz önünde bulundurularak yönetmelikle belirlenir. <br>b) ETS kapsamında olan işletmelere (a) bendindeki cezalar iki kat olarak uygulanır. <br>(2) Ozon tabakasını incelten maddelere ilişkin mevzuatla belirlenen usul ve esaslara, yasaklara veya sınırlamalara aykırı olarak; <br>a) Ozon tabakasını incelten maddeleri kullanan, ithal eden, ticaretini yapan ve piyasaya arz edenlere 2.500.000 Türk lirası, <br>b) Ozon tabakasını incelten maddeleri içeren ürünlere veya&nbsp;ekipmana&nbsp;bakım, onarım ve servis amaçlı hizmet veren gerçek ve tüzel kişilere 250.000 Türk lirası, <br>c) Ozon tabakasını incelten maddeleri içeren ürünlerin veya&nbsp;ekipmanın&nbsp;etiketlenmesi hükümlerine uymayanlara 120.000 Türk lirası, idari&nbsp;para cezası verilir. <br>(3) Florlu sera gazlarına ilişkin usul ve esaslara, yasaklara veya sınırlamalara aykırı olarak; <br>a) Florlu sera gazlarını kullanan, ticaretini yapan ve piyasaya arz edenlere 2.500.000 Türk lirası idari para cezası verilir ve 3 aydan 6 aya kadar&nbsp;Hidroflorokarbon&nbsp;Kontrol Belgesi verilmez. <br>b)&nbsp;Hidroflorokarbonları&nbsp;kotasız ve kotayı aşan miktarlarda ithal edenlere 1.000.000 Türk lirası idari para cezası verilir ve takip eden yıl, kotayı aşan miktar oranında kotasında kesintiye gidilir. <br>c) Florlu sera gazları içeren kapların ve ürünlerin veya&nbsp;ekipmanların&nbsp;etiketlenmesi hükümlerine uymayanlara 120.000 Türk lirası idari para cezası verilir. <br>ç) Bildirim ve raporları veri tabanına süresi içerisinde girmeyen ya da verileri güncellemeyenlere 120.000 Türk lirası idari para cezası verilir. d) Florlu sera gazı içeren veya çalışması bu gazlara dayanan&nbsp;ekipmana&nbsp;müdahale eden gerçek ve tüzel kişilere 120.000 Türk lirası idari para cezası verilir. <br>(4)&nbsp;ETS’ye&nbsp;ilişkin usul ve esaslara, yasaklara veya sınırlamalara aykırı olarak; <br>a) Sera gazı emisyonlarının takibine ilişkin mevzuat kapsamında doğrulanmış sera gazı&nbsp;emisyon&nbsp;raporunun zamanında sunulmaması durumunda, işlem kayıt sistemindeki hesaplarda yer alan tahsisatlar üzerinden teslim yükümlülüğünün ifası dışında işlem yapılması engellenir. Doğrulanmış sera gazı&nbsp;emisyon&nbsp;raporunun sunulmasıyla birlikte hesaplardaki engel kaldırılır. Raporun sunulması ile hesaplardaki engelin kaldırılması, idari para cezasının uygulanmasına engel teşkil etmez. <br>b) ETS kapsamına dâhil olan işletmelerden sera gazı&nbsp;emisyon&nbsp;izni almadan faaliyet gösteren veya süresi biten veya iptal edilen sera gazı emisyon izni ile faaliyetlerine devam edenlerden; <br>1) Doğrulanmış yıllık sera gazı&nbsp;emisyon&nbsp;raporu bulunan işletmelere, Başkanlığa son beş yıl içerisinde sunulan en yüksek emisyon değerine sahip raporda yer alan her bir ton karbondioksit eşdeğeri emisyon miktarı başına 5 Türk lirası, <br>2) Doğrulanmış yıllık sera gazı&nbsp;emisyon&nbsp;raporu bulunmayan işletmelere ise 1.000.000 Türk lirasından 10.000.000 Türk lirasına kadar idari para cezası verilir. Doğrulanmış sera gazı&nbsp;emisyon&nbsp;raporu bulunmayan işletmelere uygulanacak cezalarda sektör ve kapasite olarak doğrulanmış sera gazı emisyon raporu bulunan eşdeğer işletmelere göre değerlendirme yapılması esastır. Bu alt bendin hangi hâllerde ve hangi kapasitedeki tesise uygulanacağına ilişkin miktar ve esaslar Başkanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. <br>c)&nbsp;ETS’ye&nbsp;ilişkin süresi içerisinde yükümlü olunan miktarda tahsisat tesliminde bulunmayanlara teslim edilmeyen her bir tahsisat için doğrulanmış sera gazı&nbsp;emisyon&nbsp;raporunun ait olduğu yılın son 3 ayına ait birincil piyasa ağırlıklı ortalama tahsisat fiyatı ile son 3 ayına ait ikincil piyasa ağırlıklı ortalama tahsisat fiyatının yüksek olanının 2 katı karşılığına denk gelecek şekilde idari para cezası uygulanır. <br>ç) ETS kapsamındaki tahsisatlarını teslim etme yükümlülüklerini her yıl için en az %80 kadarını süresi içerisinde 3 yıl üst üste yerine getirmeyen işletmelerin sera gazı&nbsp;emisyon&nbsp;izni iptal edilir ve yeni sera gazı emisyon izni 3 aydan 6 aya kadar verilmez. <br>(5) 11 inci maddenin beşinci fıkrasında belirtilen yükümlülüğü yerine getirmeyen proje sahiplerine, 120.000 Türk lirası idari para cezası verilir. İdari para cezası projenin kayıt yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. <br>(6) Bu Kanunda öngörülen bilgi, belge ve veri verme yükümlülüğünü yerine getirmeyen veya yanıltıcı beyanda bulunan gerçek kişilere ve özel hukuk tüzel kişilerine 170.000 Türk lirası idari para cezası verilir. <br>(7) Bu Kanuna tabi faaliyetler kapsamında, elektrik piyasası mevzuatının ilgili maddelerinin ihlali hâlinde Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından 6446 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde idari yaptırım uygulanır. <br>(8) Bu maddenin uygulanmasında&nbsp;26/9/2004&nbsp;tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile diğer kanunların fiilin suç oluşturması hâline ilişkin hükümleri saklıdır. <br>(9) Bu Kanunda belirtilen idari para cezaları, bu cezaların verilmesini gerektiren fiillerin söz konusu cezaların ilgilisine tebliğ edildiği tarihten itibaren üç yıl içinde birinci tekrarında bir kat, ikinci ve müteakip tekrarında iki kat artırılarak verilir. <br>(10) Bu Kanun ve bu Kanun uyarınca yayımlanan yönetmeliklere aykırı davrananlara söz konusu aykırı faaliyeti düzeltmek için Bakanlıkça bir defaya mahsus olmak üzere ve bir yılı aşmamak koşuluyla süre verilebilir. Verilen süre sonunda aykırılık düzeltilmez ise faaliyet, aykırılık düzeltilene kadar Bakanlıkça kısmen veya tamamen durdurulur. Süre verilmesi ve faaliyetin durdurulması, bu Kanunda öngörülen idari para cezalarının uygulanmasına engel teşkil etmez. <br>(11) Bu Kanun kapsamında her bir fiil için uygulanacak idari para cezası miktarı 50.000.000 Türk lirasını geçemez. <br><br><strong>Denetim ve yaptırımlarda yetki</strong> <br><strong>MADDE 15-&nbsp;</strong>(1) 6446 sayılı Kanun hükümleri saklı kalmak kaydıyla, bu Kanunda yer alan yükümlülüklerin yerine getirilmemesinden kaynaklı olarak idari yaptırıma bağlanan fiillere ilişkin denetleme yetkisi Başkanlığa aittir. Yerinde inceleme ve denetim yapılması gereken durumlarda, gerekli görülmesi hâlinde denetleme, Başkanlığın ilgili birimleri ile iş birliği içerisinde Başkanlık adına Bakanlık taşra teşkilatı tarafından yerine getirilir. <br>(2) İlgililer; denetimlerde gerekli ortamın sağlanması ve istenilen tüm bilgi ve belgeler ile iklim değişikliğine neden olabilecek faaliyetlerle ilgili olarak, kullandıkları ham madde, yakıt, çıkardıkları ürün ve atıklar,&nbsp;emisyon&nbsp;miktarları, acil durum planları, izleme sistemleri ve sera gazı emisyon raporları ile diğer bilgi ve belgelerin talep edilmesi hâlinde Başkanlığa veya yetkili denetim birimine vermek, denetim esnasında her türlü kolaylığı göstermek veya yetkililerin yaptıracakları analiz ve ölçümlerin giderlerini karşılamak zorundadırlar. <br>(3) Bu Kanunda öngörülen idari yaptırım kararlarını verme yetkisi Başkanlığa aittir. <br><br><strong>İdari yaptırımların uygulanması, tahsili ve kanun yolları</strong> <br><strong>MADDE 16-&nbsp;</strong>(1) Bu Kanunda öngörülen idari yaptırımların uygulanmasını gerektiren fiillerle ilgili olarak Başkanlıkça nitelikleri ve kapsamı yönetmelikle belirlenerek yetkilendirilen denetim elemanlarınca bir tutanak tanzim edilir. Bu tutanak Başkanlığa intikal ettirilir. Başkanlık, tutanağı değerlendirerek gerekli idari yaptırım kararını verir. İdari yaptırım kararı,&nbsp;11/2/1959&nbsp;tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre Başkanlık tarafından ilgiliye tebliğ edilir. <br>(2) İdari yaptırım kararları hakkında idari yargıda Başkanlığa karşı dava açılabilir. Dava açılması idarece verilen cezanın tahsilini durdurmaz. <br>(3) İdari para cezalarının tahsil usulü hakkında&nbsp;30/3/2005&nbsp;tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanır. <br><br><strong>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</strong> <br><strong>Çeşitli ve Son Hükümler</strong> <br><br><strong>Düzenleyici işlemler ve çeşitli hükümler</strong> <br><strong>MADDE 17-&nbsp;</strong>(1) Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, bu Kanunun uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Başkanlıkça belirlenir. <br>(2) Bu Kanunda hüküm bulunmayan hâllerde,&nbsp;9/8/1983&nbsp;tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanununun, 5326 sayılı Kanunun, 6446 sayılı Kanunun, 4628 sayılı Kanunun ve diğer kanunların ilgili hükümleri niteliğine uygun düştüğü ölçüde uygulanır. <br><br><strong>Değiştirilen ve yürürlükten kaldırılan hükümler</strong> <br><strong>MADDE 18-</strong>&nbsp;(1)&nbsp;9/8/1983&nbsp;tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanununun; <br>a) 12&nbsp;nci&nbsp;maddesinin birinci fıkrasına “Bakanlıkça;” ibaresinden sonra gelmek üzere “İklim Değişikliği Başkanlığına,” ibaresi eklenmiştir. <br>b) 20&nbsp;nci&nbsp;maddesinin birinci fıkrasının (çç) bendi yürürlükten kaldırılmıştır. <br>(2)&nbsp;20/2/2001&nbsp;tarihli ve 4628 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 5 inci maddesinin altıncı fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir. <br>“r) Emisyon Ticaret Sistemine ilişkin olarak&nbsp;14/3/2013&nbsp;tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve diğer kanunlarla Kuruma verilen görevleri yerine getirmek ve yetkileri kullanmak.” <br>(3)&nbsp;14/3/2013&nbsp;tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 16&nbsp;ncı&nbsp;maddesine sekizinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve sonraki fıkra buna göre teselsül ettirilmiştir. <br>“(9) EPİAŞ tarafından işletilen veya mali uzlaştırması gerçekleştirilen Emisyon Ticaret Sistemi piyasası da dâhil tüm piyasalara ve ikili anlaşmalara ilişkin olarak piyasa bozucu davranışta bulunulduğunun veya bu tür bozucu etkilere yol açabilecek girişimlerin saptanması hâlinde, ihlalin ağırlığına göre, Kurum tarafından gerçek kişilere iki milyon Türk lirasına, tüzel kişilere ise yirmi milyon Türk lirasına kadar idari para cezası verilir.&nbsp;Ancak bu fiilin işlenmesi suretiyle bir menfaat temin edilmesi veya zarara sebebiyet verilmesi hâlinde verilecek idari para cezasının tutarı, bu menfaat veya zararın iki katından az olamaz.&nbsp;Piyasa bozucu davranış türleri ile piyasa bozucu davranışların önlenmesi amacıyla, ilgililer hakkında piyasada faaliyet gösterme yetkilerini, geçici olarak kısmen veya tamamen durdurmak dâhil, piyasanın etkin ve sağlıklı işleyişini&nbsp;teminen&nbsp;gerekli her türlü tedbirin alınmasına ve uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar ile idari para cezası tutarının tespitinde dikkate alınacak hususlar Sermaye Piyasası Kurulunun görüşü alınarak Kurum tarafından yönetmelikle düzenlenir.” <br><br><strong>Geçiş hükümleri</strong> <br><strong>GEÇİCİ MADDE 1-&nbsp;</strong>(1) ETS tamamen uygulanmaya başlanmadan önce pilot dönem uygulaması yapılır. Pilot uygulama döneminin kapsamı, süresi ve uygulamaya ilişkin usul ve esaslar ilgili kurum, kuruluş ve sivil toplum kuruluşlarının görüşü alınarak Karbon Piyasası Kurulunca belirlenir. Pilot uygulama döneminde, bu Kanunda belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmemesi sebebiyle tesis edilen idari para cezaları %80 oranında indirilmek suretiyle uygulanır. <br>(2) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 3 yıl içerisinde ETS kapsamı dâhilinde yer alacak işletmeler sera gazı&nbsp;emisyon&nbsp;izni almak zorundadır. Üç yıllık süre içerisinde işletmelerin; ETS kapsamında faaliyetlerine devam edebilmeleri için, bir kereye mahsus olmak üzere sera gazı&nbsp;emisyon&nbsp;izinlerinin olduğu kabul edilir. Gerekli görüldüğü takdirde Karbon Piyasası Kurulu kararı doğrultusunda Başkanlık; bu fıkrada yer alan süreyi, bitim tarihlerinden itibaren iki yıla kadar uzatmaya yetkilidir. <br>(3) Bu Kanunun 14 üncü maddesinin beşinci fıkrasında belirtilen ceza hükmü, Başkanlığın karbon kredisi kayıt sistemini oluşturması ve Kanunun 11 inci maddesinin beşinci fıkrası gereği Başkanlıkça belirlenen sürenin resmî internet sitesinde duyurulmasıyla uygulanmaya başlar. <br><br><strong>GEÇİCİ MADDE 2-&nbsp;</strong>(1) Bu Kanunun 5 inci ve 6&nbsp;ncı&nbsp;maddelerinde belirtilen mevzuata ve planlama araçlarına ilişkin hazırlama ve uyarlama yükümlülükleri ilgili kurum ve kuruluşlarca en geç&nbsp;31/12/2027&nbsp;tarihine kadar yerine getirilir. Cumhurbaşkanı; bu fıkrada yer alan süreyi bir yıla kadar uzatmaya yetkilidir. <br>(2) Bu Kanunun 7&nbsp;nci&nbsp;maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen yerel iklim değişikliği eylem planları, en geç&nbsp;31/12/2027&nbsp;tarihine kadar hazırlanır. Bakanlık; bu fıkrada yer alan süreyi, bir yıla kadar uzatmaya yetkilidir. <br><br><strong>Yürürlük</strong> <br><strong>MADDE 19-&nbsp;</strong>(1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. <br><br><strong>Yürütme</strong> <br><strong>MADDE 20-&nbsp;</strong>(1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür. <br>8/7/2025</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2025/07/20250709-1.htm" data-type="link" data-id="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2025/07/20250709-1.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İklim Kanunu</a>&#8216;nun tam metni, 9 Temmuz 2025 tarihli ve 32951 sayılı Resmî Gazete&#8217;den alınmıştır. Orijinal kaynağı kontrol etmelisiniz.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="603" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/rg20250709.jpg" alt="" class="wp-image-1434" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/rg20250709.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/rg20250709-300x226.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/rg20250709-768x579.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay Zekâ Çağında Bir Jeolog Gibi Düşünmek</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/yapay-zeka-caginda-bir-jeolog-gibi-dusunmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Jul 2025 21:09:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1429</guid>

					<description><![CDATA[Uzun zamandır benzeştirme yöntemini kullanan jeologlar, bir inceleme sürecinde ortak yönlerden anlam çıkarma, bilimsel açıdan sorgulama ve gerçek zamanlı âkıl yürütme eylemlerini gerçekleştiriyorlar; ancak günümüz yapay zekâsı ise hâlâ benzer karar aşamalarını taklit etmekte zorlanıyor. Bunu idrak etmek basit bir avuntu gibi görünse de aslında büyük bir değişime uğrayacak olan çalışma düzeniyle birlikte başarı ve...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Uzun zamandır benzeştirme yöntemini kullanan jeologlar, bir inceleme sürecinde ortak yönlerden anlam çıkarma, bilimsel açıdan sorgulama ve gerçek zamanlı âkıl yürütme eylemlerini gerçekleştiriyorlar; ancak günümüz yapay zekâsı ise hâlâ benzer karar aşamalarını taklit etmekte zorlanıyor. Bunu idrak etmek basit bir avuntu gibi görünse de aslında büyük bir değişime uğrayacak olan çalışma düzeniyle birlikte başarı ve mutluluk da kaçınılmaz olarak yeniden şekillenecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geleneksel çalışma biçimleriyle yapay zekânın hâkim olduğu hızla değişen bir gelecek arasında sıkışan tüm yerbilimciler; endişe, kaygı ve baskı altındalar ve giderek gerilim artıyor. Ortalık yatışınca, yeni bir düşünce öne çıkıyor. Pek çok meslek grubu düşünüldüğünde, ne kod yazmak ne de yeni yazılımları kullanmak fark yaratmayacak olsa bile düşünme yöntemi nedeniyle öne çıkan jeologlar, belki de bu dönemin en uygun ve yegâne seçeneği olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Saha jeologları; karmaşık, kaotik ve gürültülü ortamlarda çalışır. İnce kesitteki tane boyutundan, jeolojik istiflerin mostrasına kadar çok farklı ölçekteki bilgiyi birleştirir. Hatta depremlere yol açan yapıların araştırılması sonucunda da bölgesel tektonik hikâyeyi bilgilerine eklerler. Ne var ki, her bir gözlem geçicidir ve her bir yorumlama düzeltmeye ve gözden geçirmeye açıktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sahada görülen yapıların; eskizi çizilir, ayrıntılı açıklaması yazılır, jeolojik süreçleri hakkında varsayım üretilir ve üretilen veri, sağlaması yapılarak kontrol edilir. Doğası gereği tam bir saptama yapılamaz, hep olasılıklı düşünülür. Benzerlikler fark edilse de yetersiz kalınan noktalar da bilinir. Tamamlanmamış verileri sürekli sentezleme, ön sonuçları sorgulama, kurgusal örneği geliştirme gibi bir tür düşünce felsefesi, bugün çoğu makine öğrenimi örneklerinin işleyişinden temelde farklıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüz yapay zekâsı, eğitim verilerinden elde edilen örüntüleri hatırlamada ve boşlukları doldurmada çok etkilidir. Fakat belirsizliğin mantığını dinamik olarak irdelemede, alternatif varsayımları kıyaslamada veya bir gözlemin uyumlu mu uyumsuz mu olduğunu bilmede hâlâ zorlanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bağlamda jeologlar; kıt veriden çıkarım yapmak ve muğlaklık içinde örnek kurgulama gibi yapay zekânın üstesinden geldiği işleri, daha yapay zekâ terimi bu kadar moda olmamışken de yapıyorlardı.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Yapay Gerçeklik Çağında Gerçekliğin Önemi</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Saha jeolojisinden çıkarılacak ders şu; gerçekliğin yerini hiçbir şey tutamaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pütürlü bir dokuyu algılamak, belli belirsiz bir renk farkını görmek ve tortulların çimentolanma tiplerini tanımak gibi kolay fark edilemeyen değişiklikleri de saptamak için gözleri ve elleri yani duyuları eğitiriz. Çünkü veri setinin detaylarına göre oluşturulan çökelme örneklemesi değişiklik gösterebilir. Litoloji ve çökelme ortamını saptarken laboratuvar ölçümleri, kuyu loglarındaki izler ve hatta sismik genlikler mutlaka fiziksel bir gerçekliğe dayandırılır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yapay loglar, gerçeğimsi sismik kesitler, otomatik oluşturulan yorumlamalar gibi yapay zekâ tarafından üretilen çıktıların gelişmeye başladığı bir dünyada, dijital sonuçları olduğu gibi kabul etme eğilimi karşı konulamaz bir güç olacaktır. Ancak yapay gerçekçilik, gerçek gerçekçilik değildir. İşin içinde fiziksel durumu anlayan ve deneyime sahip bir insan olmadığı sürece, bu çıktıları değerlendirmek mümkün değildir. Aksi hâlde, kumun üzerine kale inşaa etmek gibi önlem almadığımız hatalı sonuçlarla karşılaşırız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tahminleri kontrol etmek, yorumları test etmek, tutarsızlıklara dikkat etmek ve yüzeysel görünümlere karşı sağlıklı bir şüpheciliği sürdürmek gibi eylemlerin sonucunda yapay zekâ araçlarıyla çalışmak da gittikçe artarak saha jeolojisi çalışmasına benzeyecektir.</p>



<h2 class="wp-block-heading">Önümüzdeki Yol</h2>



<p class="wp-block-paragraph">Yapay zekânın ne tamamen olgunlaştığı ne de kolayca göz ardı edilebildiği o tuhaf zaman dilimi yaşanıyor yani, tam olarak melez ya da karma bir dönemin içindeyiz. Ama mevcut durum jeologların atlattığı ne ilk ne de son dönüşüm olacak. Elle çizilen haritaların var olduğu günlerden fotogrametriye, ilk sismik kesitten 3 boyutlu görselleştirmeye kadar jeologlar uyum sağlamıştır. Çünkü temel beceriler herhangi bir araca bağlı değildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gelecekte en iyi iş akışı, insanları ve makineleri karşı karşıya getirmekle ilgili olmayacak. Makine önerileriyle insanın, âkıl yürütme seviyesini artırmakla ilgili olacak ve yerbilimciler güçlü becerilerine odaklanırsa, bu melez alanda da dikkate değer bir şekilde liderlik etmeye hazır olacaklar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuçta, yapay zekâ bir olgunun ana hatlarını daha hızlı çizebilir. Yine de, Dünya’nın anlatmak istediği hikâyeyi kavramak için hâlâ bir jeoloğa ihtiyaç var.<br><br><strong>Kaynakça</strong><br>Austin D., (2025) <a href="https://geoexpro.com/thinking-like-a-geologist-in-the-age-of-ai/" data-type="link" data-id="https://geoexpro.com/thinking-like-a-geologist-in-the-age-of-ai/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Thinking like a geologist in the age of AI</a>. Geoexpro<br>Zhao T., Wang S., Ouyang C., et al., (2024). <a href="https://www.cell.com/the-innovation/fulltext/S2666-6758(24)00129-2" data-type="link" data-id="https://www.cell.com/the-innovation/fulltext/S2666-6758(24)00129-2" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Artificial intelligence for geoscience: Progress, challenges, and perspectives</a>. The Innovation 5(5), 100691.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Atıf</strong><br>Austin, D. 2025. <a href="https://yerbilimleri.com/yapay-zeka-caginda-bir-jeolog-gibi-dusunmek/" data-type="link" data-id="https://yerbilimleri.com/yapay-zeka-caginda-bir-jeolog-gibi-dusunmek/">Yapay Zekâ Çağında Bir Jeolog Gibi Düşünmek</a>, çev. Güler, B. ed. Karagöz, A. H.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="458" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/gr2_lrg.jpg" alt="" class="wp-image-1430" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/gr2_lrg.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/gr2_lrg-300x153.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/gr2_lrg-768x391.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Yapay zekâ (İng. Artificial intelligence, AI) destekli yerbilimleri gözlemleri, varsayımları ve tahminleri. Görüntü: Zhao T., Wang S., Ouyang C., et al., (2024).</figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gaziantep&#8217;te Mw=7,8 ve Kahramanmaraş&#8217;ta Mw=7,5 Büyüklüklerinde Depremler Meydana Geldi &#8211; 6 Şubat 2023</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/gaziantepte-mw78-ve-kahramanmarasta-mw75-buyukluklerinde-depremler-meydana-geldi-6-subat-2023/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Jul 2025 10:56:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yapısal Jeoloji / Tektonik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1400</guid>

					<description><![CDATA[Deprem öncesi 25 Ocak 2023 ve deprem sonrası 9 Şubat 2023 tarihli&#160;Copernicus Sentinel-2&#160;görüntülerine, alt piksel optik korelasyonu uygulanarak, 6 Şubat 2023 depremlerinden sonra oluşan yüzey deformasyonun 2 boyutlu yatay bileşenlerine ait&#160;yerdeğiştirme&#160;hesaplanmıştır. Sonuçta, Doğu-Batı yönünde 3 metreye ve Kuzey-Güney yönünde ise 5 metreye kadar yerdeğiştirmeler saptanmıştır. Bu çözümlemeler,&#160;Geohazards Thematic Exploitation Platform&#160;adlı uluslararası konsorsiyumun ürünüdür. Kurumların detaylı...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Deprem öncesi 25 Ocak 2023 ve deprem sonrası 9 Şubat 2023 tarihli&nbsp;<a href="https://www.esa.int/Applications/Observing_the_Earth/Copernicus/Sentinel-2" target="_blank" rel="noreferrer noopener"><em>Copernicus Sentinel-2</em></a>&nbsp;görüntülerine, alt piksel optik korelasyonu uygulanarak, 6 Şubat 2023 depremlerinden sonra oluşan yüzey deformasyonun 2 boyutlu yatay bileşenlerine ait&nbsp;<a href="https://discuss.terradue.com/t/measuring-horizontal-ground-deformations-of-the-turkey-syria-earthquakes-with-sentinel-2/1162" target="_blank" rel="noreferrer noopener">yerdeğiştirme</a>&nbsp;hesaplanmıştır. Sonuçta, Doğu-Batı yönünde 3 metreye ve Kuzey-Güney yönünde ise 5 metreye kadar yerdeğiştirmeler saptanmıştır. Bu çözümlemeler,&nbsp;<em><a href="https://eo4society.esa.int/projects/geohazards-tep/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Geohazards Thematic Exploitation Platform</a></em>&nbsp;adlı uluslararası konsorsiyumun ürünüdür.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="840" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/westdisplacementeast.jpg" alt="" class="wp-image-1404" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/westdisplacementeast.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/westdisplacementeast-300x280.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/westdisplacementeast-768x717.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="840" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/northdisplacementsouth.jpg" alt="" class="wp-image-1405" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/northdisplacementsouth.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/northdisplacementsouth-300x280.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/northdisplacementsouth-768x717.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Kurumların detaylı deprem raporlarına aşağıdaki adreslerden erişebilirsiniz.</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><a href="https://www.koeri.boun.edu.tr/sismo/2/06-subat-2023-ml7-4-sofalaca-sehitkamil-gaziantep-depremi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">6 Şubat 2023 Mw=7,7 Sofalaca Şehitkamil Gaziantep Depremi</a></li>



<li><a href="https://www.koeri.boun.edu.tr/sismo/2/06-subat-2023-ml7-5-ekinozu-kahramanmaras-depremi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">6 Şubat 2023 Mw=7,6 Ekinözü Kahramanmaraş Depremi</a></li>



<li><a href="https://temblor.net/temblor/preliminary-report-2023-turkey-earthquakes-15027/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">A preliminary report on the February 6, 2023 earthquakes in Türkiye</a></li>



<li><a href="https://isrm.net/news/show/622" target="_blank" rel="noreferrer noopener">A quick report on the M7.8 and M7.6 Pazarcik and Ekinözü earthquakes in Türkiye, on 6 February 2023</a></li>



<li><a href="https://disasterscharter.org/web/guest/activations/-/article/earthquake-in-turkey-activation-797-" target="_blank" rel="noreferrer noopener">06 February 2023 Earthquake in Turkey</a></li>



<li><a href="https://disasterscharter.org/web/guest/activations/-/article/earthquake-in-syrian-arab-republic-activation-798-" target="_blank" rel="noreferrer noopener">06 February 2023 Earthquake in Syrian Arab Republic</a></li>
</ul>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Turkish explanation of 2023 Gaziantep earthquake by Volkan Sevilgen" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/BRx7p7uyJJA?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p class="wp-block-paragraph">6 Şubat’ta 7,8 büyüklüğündeki&nbsp;<a href="https://earthquake.usgs.gov/earthquakes/eventpage/us6000jllz/executive" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Gaziantep-Nurdağı depremi&nbsp;</a>ve 7,5 büyüklüğündeki&nbsp;<a href="https://earthquake.usgs.gov/earthquakes/eventpage/us6000jlqa/executive" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kahramanmaraş-Ekinözü depremi</a>&nbsp;Türkiye’nin güneyi ile Suriye’nin kuzeyini sarstı. Farklı büyüklükteki yüzlerce artçı sarsıntı&nbsp;<a href="https://temblor.net/earthquake-insights/turkey-syria-earthquake-feb-6-2023-14918/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">harap olmuş bölgeyi&nbsp;</a>sallamaya, binalara, yollara, demiryollarına ve diğer altyapıya daha fazla zarar vermeye devam ederken aynı zamanda kurtarma ve yardım çalışmalarını engelliyor. Bu esnada, dünyanın dört bir yanındaki bilim insanları, bu depremleri ve nasıl yardımcı olabileceğimizi anlamaya çalışmak için elde edilen verileri analiz ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ek olarak <a href="https://temblor.net/temblor/insights-stress-changes-mysteries-turkey-earthquakes-2023-15070/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Temblor</a>&nbsp;tarafından, 3 boyutlu&nbsp;<em>Coulomb</em>&nbsp;gerilme aktarımı hesaplanmıştır. Buna göre; Sürgü ve Çardak faylarındaki 7,5 (7,6?) büyüklüğündeki depremin, 110 kilometre güneyde Doğu Anadolu Fay Zonu’nda meydana gelen 7,8 (7,7?) büyüklüğündeki deprem sonrası&nbsp;<a href="https://temblor.net/earthquake-insights/gerilme-degisimi-hesaplamalari-2023-turkiye-depremlerinde-artci-soklar-icin-ipuclari-veriyor-14979/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">tetiklenmiş</a>&nbsp;olabileceği gösterilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">6 Şubat deprem dizisinde gerilme aktarımının (stres transferinin) rolünü anlamak, gelecekteki artçı şokların dağılımını tahmin etmede yardımcı olabilecek ve sonraki ana şok olasılığını değerlendirecek araçlar ve fikirler sağlayabilir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="600" height="815" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/magnitude7.8coulombstress.jpg" alt="" class="wp-image-1408" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/magnitude7.8coulombstress.jpg 600w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/magnitude7.8coulombstress-221x300.jpg 221w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>7,8 büyüklüğündeki Gaziantep-Nurdağı depreminin, aynı doğrultu ve hareket yönüne sahip idealize edilmiş çevreleyen faylara aktardığı gerilmeyi gösteren basit bir hesap.</em></figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="707" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/magnitude7.8calculatedcoulombstress.jpg" alt="" class="wp-image-1411" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/magnitude7.8calculatedcoulombstress.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/magnitude7.8calculatedcoulombstress-300x236.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/magnitude7.8calculatedcoulombstress-768x603.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>7,8 büyüklüğündeki Gaziantep-Nurdağı depreminin Sürgü ve Çardak faylarının idealleştirilmiş bir düzlemsel temsiline aktardığı gerilimi hesabı.</em></figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="600" height="826" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/magnitude7.8and7.5coulombstress.jpg" alt="" class="wp-image-1414" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/magnitude7.8and7.5coulombstress.jpg 600w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/magnitude7.8and7.5coulombstress-218x300.jpg 218w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Hem 7,8 hem de 7,5 büyüklüğündeki iki depremin, 7,8 büyüklüğündeki kaynağa paralel ve dolayısıyla Doğu Anadolu Fay Zonu’nun genel karakterine uygun idealleştirilmiş faylara aktardıkları stresi birleşimi.</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bu içerik, yıkıcı depremlerin oluşum mekanizmalarını detaylı bir şekilde irdelemiş olan Temblor firmasının paylaştığı bilgilerden doğrudan beslenmiştir.</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yellowstone Volkanik Bölgesinin Lityum  Potansiyeli</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/yellowstone-volkanik-bolgesinin-lityum-potansiyeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 03 Jul 2025 11:24:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeokimya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1378</guid>

					<description><![CDATA[Yenilenebilir enerji teknolojileri, lityum gibi tarihsel olarak da yüksek talep görmeyen ve cevher yatağı modelleri tam olarak anlaşılmamış metallerin çıkarılmasına dayanmaktadır. Dünyanın en büyük lityum yataklarından birisi, ABD&#8217;dedir. Bu maden sahası, Yellowstone sıcak nokta volkanizmasının erken evrelerinde oluşan 16,4 milyon yıllık McDermitt kalderasının göl tortularında yer almaktadır. Yellowstone&#8217;daki lityum cevher yatağının oluşumunu açıklamak zordur. En...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Yenilenebilir enerji teknolojileri, lityum gibi tarihsel olarak da yüksek talep görmeyen ve cevher yatağı modelleri tam olarak anlaşılmamış metallerin çıkarılmasına dayanmaktadır. Dünyanın en büyük lityum yataklarından birisi, ABD&#8217;dedir. Bu maden sahası, <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Yellowstone_hotspot" data-type="link" data-id="https://en.wikipedia.org/wiki/Yellowstone_hotspot" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Yellowstone sıcak nokta volkanizması</a>nın erken evrelerinde oluşan 16,4 milyon yıllık <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/McDermitt_Caldera" data-type="link" data-id="https://en.wikipedia.org/wiki/McDermitt_Caldera" target="_blank" rel="noreferrer noopener">McDermitt kalderası</a>nın göl tortularında yer almaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yellowstone&#8217;daki lityum cevher yatağının oluşumunu açıklamak zordur. En büyük zorluksa volkanik patlama ve patlama sonrası oluşan hareketliliktir. Kuvars kristallerinde korunmuş halde saklanan sıvı kapanımları, volkanik püskürme öncesine ait mağmatik lityum içeriğini değerlendirmek için iyi bir araçtır. Bir McDermitt riyolit lavındaki sıvı kapanımında iyon mikroprobu kullanılarak 400-1350 ppm lityum derişimi saptanmıştır. Kıyaslamak gerekirse matris riyolit camlarında bu değer 20-70 ppm&#8217;dir. Bölgedeki diğer sekiz kaldera için sıvı kapanım sentez edilmiştir. Yellowstone sıcak nokta hattının batı kesimi de 200-2000 ppm derişime sahiptir. Bu durum lityum açısından zengin riyolitik mağmaların Yellowstone&#8217;de tekrarlandığını göstermektedir. </p>



<p class="wp-block-paragraph">McDermitt kalderasına odaklanalım. Bu kaldera jeolojik evrimi boyunca kapalı bir hidrolojik sistem olarak kaldı. Kurulan <em>model</em>e (örneklemeye) göre, 100 km³ hacme sahip ve yeniden canlanan mağma eriyiği 25-150 milyon ton lityum üretebilir. Bu sayede, kapalı bir kaldera içindeki göl lityum açısından zengin mağmatik sıvı biriktirebilir. Ardından bu gölde meydana gelecek buharlaşma sonucu kil minerallerinin içindeki lityumun derişimi de artar. Depolanma süreci tamamlandıktan sonraysa lityum derişimi zengin McDermitt yatağını oluşur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuç olarak, Yellowstone&#8217;deki sıcak nokta hattı boyunca, yüksek lityum derişimine sahip riyolitik mağmalar yaygın olmasına rağmen yalnızca McDermitt kalderası işletilebilir lityum cevherleşmesine sahiptir.<em> </em>Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin batısında ve dünya genelinde McDermitt gibi silisik kalderalar bolca bulunmasına rağmen, kaldera kaynaklı volkanik püskürme ile eş zamanlı ve patlamadan sonraki faylanmalar ve dış kaynaklı tektonik olaylara (üst üste binen kaldera çöküntülerinden kaynaklanan faylanma, <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Basin_and_Range_Province#Geology" data-type="link" data-id="https://en.wikipedia.org/wiki/Basin_and_Range_Province#Geology" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Basin and Range genişlemeli fay sistemi</a> gibi) bağlı olarak bu kalderalardaki tortul lityum cevher yataklarının ekonomik potansiyeli azaltmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>Watts, K. E., 2025. Lithium from magma to mine in an early Yellowstone hotspot caldera, Geology, 53 (7), 592–596, <a href="https://doi.org/10.1130/G53140.1" target="_blank" rel="noreferrer noopener">doi.org/10.1130/G53140.1</a><br><br><strong>Atıf</strong><br>Güler. B. 2025. Yellowstone Volkanik Bölgesinin Lityum  Potansiyeli, <a href="https://yerbilimleri.com/yellowstone-volkanik-bolgesinin-lityum-potansiyeli/">yerbilimleri.com/yellowstone-volkanik-bolgesinin-lityum-potansiyeli</a></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="600" height="857" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/g53140.1_f01.jpg" alt="" class="wp-image-1379" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/g53140.1_f01.jpg 600w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/g53140.1_f01-210x300.jpg 210w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /><figcaption class="wp-element-caption">(A) Yellowstone sıcak nokta hattı ve bölgesel jeolojisi harita. Sıcak nokta hattındaki ve hattın güneyindeki kaldera kısaltmaları: HR—High Rock; M—McDermitt; J—Jarbidge; B—Bruneau; T—Twin Falls; P—Picabo; H—Heise; Y—Yellowstone ve CT—Caetano; SW—Stillwater. Yaklaşık yaşlar milyon yıl (Ma) cinsinden belirtilmiştir. (B) McDermitt ve çevresindeki kalderaları gösteren harita. Harita üzerinde McDermitt tüfü ve lavları, lityum içeren kil yatakları ve Mendi Suri&#8217;nin kaldera öncesi riyolitinden örnek alınan konum (42,08918 °K, 117,86262 °B) gösterilmektedir. Arazi haritası ise Google Earth (2025) kaynaklıdır. Görüntü: Watts, 2025</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="600" height="734" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/g53140.1_f03.jpg" alt="" class="wp-image-1380" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/g53140.1_f03.jpg 600w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/g53140.1_f03-245x300.jpg 245w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /><figcaption class="wp-element-caption">(A) Yellowstone sıcak nokta hattı üzerindeki kaldera merkezlerine ait sıvı kapanımı, cam ve tam kaya lityum verilerinin derlenmiş grafiği; veriler, kalderaların boylam merkezlerine göre yerleştirilmiştir. (B) McDermitt sıvı kapanımları, camları ve kayalarındaki lityum ve stronsiyum izotop verileri ile bölgesel temel kaya verileri. (C) McDermitt sıvı kapanımı ve cam örneklerine ait uranyum ve niyobyum iz element verileri; sembol boyutları lityum derişimine göre ölçeklendirilmiştir. Mineral kısaltmaları: Plag—Plajiyoklaz; Cpx—k-Klinopiroksen; Kspar—Potasyum feldispat; Qz—kuvars; Bt—Biyotit. Görüntü: Watts, 2025</figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batı Anadolu Tektonik Kaması’nın Güncel Deformasyonu: Batıya Doğru Kaçıştan Kaynaklanan Blok Hareketleri</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/bati-anadolu-tektonik-kamasinin-guncel-deformasyonu-batiya-dogru-kacistan-kaynaklanan-blok-hareketleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Jul 2025 10:14:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yapısal Jeoloji / Tektonik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1297</guid>

					<description><![CDATA[Giriş Bu makalede, Bursa-Eskişehir-Afyon fay zonu (BEAZ) ile Muğla-Afyon fay zonu (MAZ) arasında yer alan bölüm (Şaroğlu vd. 1987) Batı Anadolu Tektonik Kaması olarak tanımlanmıştır. Her iki fay zonu batıya açılan devrik “V” şeklinde bir geometri ile bölgeyi sınırlamaktadır (Şekil 1). Bu sınırların kuzeyde Ege Denizi’ne, güneyde ise Akdeniz’e kadar devam etmesi olasılıdır. Şekil 1’de...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<h1 class="wp-block-heading">Giriş</h1>



<p class="wp-block-paragraph">Bu makalede, Bursa-Eskişehir-Afyon fay zonu (BEAZ) ile Muğla-Afyon fay zonu (MAZ) arasında yer alan bölüm (Şaroğlu vd. 1987) Batı Anadolu Tektonik Kaması olarak tanımlanmıştır. Her iki fay zonu batıya açılan devrik “V” şeklinde bir geometri ile bölgeyi sınırlamaktadır (Şekil 1). Bu sınırların kuzeyde Ege Denizi’ne, güneyde ise Akdeniz’e kadar devam etmesi olasılıdır. Şekil 1’de görüldüğü gibi MAZ, Muğla’dan güneybatıya doğru olasılı çizilmiştir ve Datça Fay zonuna karşılık gelecek şekilde devam edebilir. Aynı şekilde; Aksu vd. (2009)’un, deniz tabanında ortaya koydukları sol yönlü doğrultu atımlı fayın da, MAZ’ın denizdeki devamı olduğu söylenebilir (Şekil 2).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="595" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil1a.jpg" alt="" class="wp-image-1298" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil1a.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil1a-300x198.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil1a-768x508.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 1. a) Yer bulduru haritası.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="758" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil1b.jpg" alt="" class="wp-image-1299" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil1b.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil1b-300x253.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil1b-768x647.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 1. b) Batı Anadolu Tektonik Kaması’nın sınırı (BEAZ: Bursa-Eskişehir-Afyon Fay Zonu, MAZ: Muğla-Afyon Fay Zonu, GG: Gediz Grabeni, BMG: Büyük Menderes Grabeni, ID:Isparta Dirseği).</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="525" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil2.jpg" alt="" class="wp-image-1300" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil2.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil2-300x175.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil2-768x448.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 2. Rodos ve çevresinin Kuvaterner’deki tektonik evrimini gösteren şematik model (Aksu vd., 2009’dan alınmıştır). − ve + işaretleri sırasıyla çöken ve yükselen yerleri ve dönemleri, beyaz oklar göreceli blok hareketini göstermektedir, (AM: Anaksimander Dağı, BFFZ: Burdur-Fethiye Fay Zonu, FB: Finike Baseni, FR: Florence Yükselimi, HA: Helen Yayı, IA: Isparta Büklümü, PST: Pliny–Strabo Hendekleri, RB: Rodos Baseni).</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Fay zonları olarak tanımlanan bu süreksizlikler tek bir çizgi ile ifade edilemeyecek şekilde farklı yapıların geliştiği bir zon niteliğindedir. Diğer bir değişle, bu zonların farklı noktalarında normal, ters, doğrultu atımlı faylar ve açılma çatlakları gibi çeşitli yapısal şekillerin karmaşası bulunmaktadır. Örneğin, Boray vd. (1985) Muğla-Afyon fay zonunu normal fay bileşenli sol yönlü doğrultu atımlı fay olarak tanımlamışlardır. Daha sonra yapılan çalışmalarda bu zonun bir normal fay özelliğinde olduğu belirtilmiştir (Alçiçek vd., 2006). Ancak tüm araştırmalarda varılan ortak nokta bu zonun birbirinden farklı jeodinamik özelliğe sahip olan Isparta Dirseği ile Batı Anadolu’yu ayıran bir zon olduğudur (Emre vd., 2013 ve 2018; Kaymakçı vd., 2017). Bölgenin kuzeyini sınırlayan Bursa-Eskişehir-Afyon fay zonu üzerinde bu amaçla yapılan çalışmalar sınırlıdır. Konu ile ilgili çalışmaların çoğu Eskişehir’den geçen ve 1953’te bir depremle sınanmış olan Eskişehir Fayı üzerinde odaklanmaktadır. Bu alanda da araştırıcıların çalıştıkları yöredeki gözlemlere göre normal fay (Gözler vd., 1984-1985) veya sağ yönlü doğrultu atımlı bir fay zonu olduğu (Şaroğlu vd., 1987, 1992 ve 2005) belirtilmiştir. Bu gözlemler tanımlanan zonun yapısal karmaşasını göstermektedir (Boray vd., 1985; Kürçer vd., 2016).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bölgenin neotektoniği ile ilgili çok sayıda yayın bulunmaktadır. Tüm bu yayınlarda neotektoniğin başlangıcı belli bir zaman aralığına göre kabul edilerek günümüze kadar yapısal evrim yorumlanmaktadır. Bu tip yaklaşımlarda neotektonik başlangıç için baz alınan bilgilerin hatalı olması evrimi yanlış sonuçlara ulaştırmaktadır. Bu makale, Batı Anadolu’daki güncel deformasyonu arazi gözlemlerine göre tanımlayıp, jeolojik evrimi daha eski deformasyonlara doğru götürmenin doğru olacağı düşüncesiyle yazılmıştır. Amaca sağlıklı bir şekilde yaklaşabilmek için Batı Anadolu’da bulunan kaya toplulukları özet olarak tanımlanıp geçirdikleri jeodinamik süreçler anlatılacaktır. Bölgenin jeodinamik evrimini inceleyen Yılmaz (2017)’de, son yıllarda toplanan yeni verilere rağmen, Batı Anadolu’nun jeolojisi ile ilgili bazı önemli sorunların çözülmediğini vurgulamıştır. Jeodinamik süreçleri açıklayabilmek için olaylara Anadolu ve çevresi boyutuyla bakılacaktır.</p>



<h1 class="wp-block-heading">Batı Anadolu’da Bulunan Kaya Toplulukları</h1>



<p class="wp-block-paragraph">Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü (MTA) tarafından yenilenen 1/500.000 ölçekli jeoloji haritasına bakıldığında (Konak vd., 1987; Konak 2002; Konak ve Şenel 2002) bölgede birbirinden farklı yaş, kaya türü ve tektonik stille ayrılabilen kaya topluluklarının olduğu görülür. Yılmaz (2017)’de, bölgenin jeodinamiğini kapsayacak şekilde kaya topluluklarını ayrıntılı bir şekilde irdelemiştir. Bu makalede, litostratigrafik birimler ayrı ayrı anlatılmamıştır. Birim bazında bölge jeolojisini anlatma yerine, her jeodinamik süreçte bütünlük oluşturan kayalar birer kaya topluluğu olarak alınmıştır. Bu mantık çerçevesinde, bölgede bulunan kaya toplulukları yaşlıdan gence doğru özet olarak şöyle sıralanabilir (Şekil 3).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="600" height="785" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil3.jpg" alt="" class="wp-image-1302" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil3.jpg 600w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil3-229x300.jpg 229w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 3. Batı Anadolu’nun genelleştirilmiş stratigrafik kesiti.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Bölgede bulunan en yaşlı kaya topluluğu metamorfitler olup; gnays, metagranit, şist ve mermerlerden oluşur. Yayınlarda bu paketteki kayalar, yaşlıdan gence doğru azalan metamorfizma derecesine göre alt birimlere ayrılmıştır. Bazı çalışmalarda da kayaların içerdiği mineral topluluklarına göre metamorfik fasiyeslere ayırtlanmıştır (Konak vd., 1987; Candan vd., 1992; Dora vd., 1992; Erdoğan ve Güngör, 1992). Bu birimlerin yaşları Prekambriyen – Geç Paleozoyik olarak kabul edilmektedir. Birim yayınlarda Menderes Masifi olarak adlandırılmaktadır. Özer vd. (2001)’de, Menderes Masifi’nin üst seviyesi olarak kabul ettikleri karbonatların içinde buldukları fosillere göre Üst Kretase yaşından bahsetmektedirler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bölgede bulunan diğer bir kaya topluluğu ofiyolitler ile bunlara eşlik eden pelajik kireçtaşı, çamurtaşı, kırıntılılar ve melanjdan oluşmaktadır. Birimin Triyas (?) – Geç Kretase aralığında gelişmiş olduğu ve İzmir-Ankara Zonu’nu temsil ettiği düşünülmektedir (Erdoğan, 1990; Okay ve Siyako, 1993).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Batı Anadolu’da yaygın olarak gözlenen üçüncü kaya topluluğu kırıntılılar ve karbonatlı kayalardan oluşur (Şekil 4).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="600" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil4a.jpg" alt="" class="wp-image-1305" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil4a.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil4a-300x200.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil4a-768x512.jpg 768w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil4a-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 4. Üçüncü grup ile ilgili kayalar. a) Karbonatlı kayalar, Aşağı Şakran, İzmir.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="606" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil4b.jpg" alt="" class="wp-image-1306" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil4b.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil4b-300x202.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil4b-768x517.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 4. Üçüncü grup ile ilgili kayalar. b) Kırmızı klastik kayalar, Güney Alaşehir, Manisa.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Gölsel ve/veya akarsu fasiyesinde olan bu kayalar eş yaşlı olarak değişik havzalarda çökelmişlerdir. Bu döneme ait bazı kayaların daha önce karstlaşma sonucunda ortaya çıkmış olan polye türü çökelim alanlarında oluştuğu önerilmektedir (Şaroğlu vd., 1987; Şaroğlu ve Yılmaz, 1990; Emre vd., 1998; Şaroğlu vd., 2015). Önerilen bölgenin hem doğusunda hem de güneyinde Torosları ve Anadolu’nun büyük bir kısmını kaplayan Üst Oligosen-Alt Miyosen denizel fasiyesi, bu alanda sadece Kale-Tavas çevresinde yüzeylenmektedir. Bu büyük transgresyon, Menderes Masifi ve çevresine ulaşmamıştır. Bu gibi çökellerin etrafının daha yaşlı kireçtaşıyla sınırlanmış olduğu gözlenebilmektedir. Bölgede çökellerle eş yaşlı olarak asidik karakterde magmatik kayalar bulunmaktadır. Bu paket içinde kabul edilen Oligosen yaşlı asidik volkanizmanın yoğun olduğu yerlerdeki kaya toplulukları çekirdek kompleks özelliği göstermektedir (Okay ve Satır, 2000). Bu kaya toplulukları ile yaşıt geniş alanlarda yüzeylenen granit mostraları bulunmaktadır. Bu kaya topluluklarının diğer bir özelliği Erken Miyosen yaşlı olan istiflerinde yüksek kalorili kömür seviyelerinin varlığıdır (Nebert, 1978). Üçüncü paket olarak tanımlanan bu kaya toplulukları Oligosen-Erken Miyosen yaşlıdır. Bölgenin çok sınırlı alanlarında Geç Eosen ve Geç Miyosen yaşlı kayalar gözlenmiştir (Helvacı ve Yağmurlu, 1995; Helvacı, 1995; Helvacı ve Orti, 1998; Helvacı, 2015; Helvacı, 2019). Bu birimlerin paketlerdeki konumları tartışmalıdır. Candan vd. (1992)’de, Menderes Metamorfiklerini ayrıntılı bir şekilde incelemiştir. Bu yayında, Menderes Masifi’nin naplı yapıya sahip olduğu ve Eosen yaşlı kaya toplulukların da bu metamorfizmaya katıldıkları belirtilmiştir. Bu makalenin amacında önemli bir değişiklik getirmeyeceği için, bu birimlerin konumları tartışılmayacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Batı Anadolu’da bulunan en genç kaya topluluğu Pliyosen’de başlayıp Kuvaterner’e kadar devam eden birimlerden oluşur. Pliyosen yaşlı birimler etkin tektoniği ifade eden kırıntılı kaya toplulukları ile bunlara eşlik eden travertenimsi dokulu kireçtaşlarından meydana gelir. Birimler bölgenin büyük bir bölümünde benzer fasiyes özelliklerinde izlenebilmektedir. Tektoniğin yoğun olduğu yerlerde çökellerin içinde&nbsp;<em>slump</em>&nbsp;yapıları ile sin-sedimanter tektonik yapılar mevcuttur (Şekil 5).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="609" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil5a.jpg" alt="" class="wp-image-1309" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil5a.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil5a-300x203.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil5a-768x520.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 5. a) Dördüncü grup ile ilgili <em>slump</em> yapıları, Söke-Kuşadası arası, Aydın.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="609" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil5b.jpg" alt="" class="wp-image-1311" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil5b.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil5b-300x203.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil5b-768x520.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 5. b) Dördüncü grup ile ilgili <em>slump</em> yapıları, Söke-Kuşadası arası, Aydın.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Sakin çökelim alanlarında ise düşük kalorili kömürler bu seviyelerin arasında bulunmaktadır (Nebert, 1978). Paket içinde bulunan Kuvaterner yaşlı çökeller günümüz morfolojisine yansımış çöküntü alanlarında yerleşmişlerdir. Akarsu çökelleri ile eş yaşlı kolüvyal malzemeden oluşmuşlardır. İçlerinde Erken Kuvaterner’e ait yaş bulguları bulunmaktır (Ünay vd., 1995; Hakyemez vd., 2013).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kuvaterner yaşlı birimler günümüz izole çökelim alanları içinde yer aldıklarından, farklı alanlardaki çökeller ile&nbsp;<em>korele</em>&nbsp;etmek veya birleştirmek söz konusu değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Batı Anadolu’da var olan kaya toplulukları Geç Oligosen’den beri karasal ortamda çökeldikleri, birbirlerine benzer kayalardan oluştukları ve bazı alanlarda&nbsp;<em>sürempoze</em>&nbsp;olduğu görülmektedir. Bu gibi alanlarda Üst Oligosen-günümüz zaman aralığının tektonik evrimini çıkarmakta yanılgılar bulunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Batı Anadolu’ya ait olduğu tanımlanan bu kaya toplulukları güneyde Muğla-Bodrum (Boray vd., 1975 ve 1985), batıda Karaburun yarımadası (Erdoğan, 1990), güneydoğuda Toros Dağları’na (Konak ve Şener, 2002) ve kuzeyde Sakarya Kıtası’na ait (Bingöl vd., 1975; Okay vd., 1991) kaya toplulukları tarafından tektonik dokanaklarla sarılmaktadır. Bu yazının amacı bölgede yaşanmış olan tüm jeodinamik süreçleri aydınlatmak değildir. Amaç, bölgede yaşanan jeodinamik süreçler dikkate alınarak, neotektonik dönem havzalarındaki deformasyonları aydınlatmaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konuya açıklık getirmek, jeolojik süreçlerde meydana gelen deformasyonların neden olduğunu, sebep-sonuç ilişkileri kurarak aydınlatmak ile gerçekleşir. Bu sorulara yanıt bulmak için araştırmanın bölgesi dışına taşıp tüm Anadolu ve yakın çevresini içine alacak şekilde irdelenmesi gerekmektedir.</p>



<h1 class="wp-block-heading">Anadolu’nun Jeodinamiğie Genel Bir Bakış</h1>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye Jeolojisi ile ilgili çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Bunları bu yayında dile getirmek konunun çok dışına çıkar. Ancak MTA, bu çalışmaları değerlendirerek 1/500.000 ölçekli haritalar şeklinde yayımlamıştır. Yayınların çoğunda olduğu gibi MTA’nın bu haritalarında da ayırtlanabilen kaya türleri ve bu kaya türlerinin fasiyeslerini tanımlama ötesinde bilgi içermemektedir. 1981 yılında Şengör ve Yılmaz tarafından yayımlanan makalede Geç Paleoyozik’ten günümüze kadar gelişen jeodinamik süreçler anlatılmıştır. Her iki yayın birbirini tamamlar niteliktedir. Şengör ve Yılmaz (1981)’de, Geç Paleozoyik’ten günümüze kadar geçen zaman içinde, Anadolu ve yakın çevresinin jeodinamiğini Tetis Okyanusu’nun açılması, kapanması ve sonrası meydana gelen kıta-kıta çarpışmalarına bağlamaktadırlar. Tetis’in farklı kollarının açılması, kapanması ve kapanma sonrası çarpışmaları bölgeye farklı tektonik stiller kazandırmıştır. Kıta-kıta çarpışmaları sonrası orojenez olarak tanımlanan dağ oluşumları meydana gelmiştir. İşte bu olaylar zincirinin kendi içinde bir bütünlük sağlayarak Geç Paleozoyik’ten günümüze kadar evrimini anlatmak bu makalenin (Şengör ve Yılmaz, 1981, 1983) içinde yer almaktadır. 1981’de yapılan bu yayından sonra sınırlı alanlarda bazı düzeltmeler önerilmiş ise de önerilen modelde önemli değişiklik henüz olmamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anadolu’da meydana gelen en son tektonik rejim değişikliğinden bir önceki döneme ait jeolojik konum ile neotektonik evrim özet olarak Şengör (1980) ile Şengör ve Yılmaz (1981) makalelerinden alınmıştır. Tetis Okyanusu’nun Geç Paleozoyik’ten beri açılıp kapanması birer rejim değişikliği üretmiştir. Tetis Denizi’nin Orta? – Geç Miyosen’de Güneydoğu Anadolu’da en son kapanması, yeni bir tektonik rejim ortaya çıkarmıştır. İşte günümüze kadar devam ettiği kabul gören bu rejimde kıta-kıta çarpışması gerçekleşmiştir. Arap Levhası ile Avrasya Levhası arasında meydana gelen bu çarpışmadan, Anadolu ve yakın çevresinde yeni bir tektonik rejim ortaya çıkmıştır (Şengör, 1980; Şengör vd., 1985; Şaroğlu, 1985; Şaroğlu ve Yılmaz, 1985). Türkiye’nin neotektoniği ile ilgili yapılmış olan çalışmalar Şengör vd. (1985), Bozkurt (2001) ve Emre vd. (2013) yayınlarında ayrıntılı bir şekilde görülebilir. Bu makalede tanımlayacağımız alandaki güncel deformasyon oluşumuna yanıt bulmaya yarar sağlayacağı için Türkiye’nin neotektoniğine öz olarak bakılacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Erken Miyosen’de Güneydoğu Anadolu’da Lice Baseni diye de tanımlanan denizel bir çökelim alanı bulunmaktadır. Yer yer olistolitleri kapsayan yüksek enerjili çökelimlerin varlığı bu denizin derin olduğunu göstermektedir. Çökellerin altında okyanusal kabuğun varlığı tartışmalıdır. Ancak kayaların çökeldiği denizin Tetis olduğu kesindir. Lice Baseni’nin çökelme ortamının kuzeyinde ve güneyinde karbonatlarla temsil edilen sığ denizel fasiyesli birimler bulunmaktadır (Perinçek, 1980). Geç Miyosen’de güneydeki Arap Levhasıyla kuzeydeki Avrasya Levhası’nın birbirlerine yaklaşması sonucunda Lice Baseni kapanmıştır. Bu kapanma sonucunda kıta-kıta çarpışması gerçekleşmiş ve en son olarak denizin Anadolu’dan çekilmesine neden olmuştur. Olay yorumlanacak olursa, kıta-kıta çarpışması Anadolu ve yakın çevresinde yeni bir rejim değişikliğine neden olmuştur. Bölgede kıta-kıta çarpışması sonucunda sıkıştırma nitelikli yapılar olan kıvrım, bindirme, doğrultu atımlı ana yapıları ile bunlara uyumlu açılma çatlakları ortaya çıkmıştır (Şengör ve Kidd, 1979; Şaroğlu ve Yılmaz, 1985; Şengör vd., 1985; Şaroğlu vd., 1987).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Süreç içinde bu yapılar gelişerek Anadolu’da Doğu Anadolu Sıkışma Bölgesi, Orta Anadolu “Ova” Bölgesi ve Batı Anadolu Genişleme Bölgesi’nde açılmalı rejimin hüküm sürdüğü (Şekil 6) ortaya çıkmıştır (Şengör, 1980; Şengör vd., 1985).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="452" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil6.jpg" alt="" class="wp-image-1316" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil6.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil6-300x151.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil6-768x386.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 6. Türkiye’nin neotektonik bölgeleri. İçi siyah oklar kısalma, içi beyaz oklar ise genişleme yönlerini vermektedir (Şengör vd., 1985’den alınmıştır; KAF: Kuzey Anadolu Fayı, DAF: Doğu Anadolu Fayı).</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Kuzeyde Kuzey Türk Bölgesi’ni oluşturan Karadeniz Dağları, kuzeybatıda Trakya Havzası ile güneydoğuda kıvrımlar bölgesi aynı rejim altında deforme olan ikincil bölgeler olarak görülmektedir. Günümüzde kabul gören bu neotektonik bölge ayrımı, rejimin zaman içinde deformasyonundaki evrimle ortaya çıkmıştır. Şöyle ki, Geç Miyosen sonuna kadar tüm Anadolu sıkışarak deformasyona uğramış ve ona uygun kıvrım, bindirme ve doğrultu atımlı faylar gelişmiştir. Erken Pliyosen’de ise Kuzey Anadolu Fayı ve Doğu Anadolu Fayı birleşerek transform niteliği kazanması sürecinde, bu bölünmeler şekillenmiştir. Her iki fay arasında ortaya çıkan Anadolu Bloğu (veya Levhacığı) batıya doğru kaçmaya başlamıştır (Şekil 6). Anadolu bloğunun batıya kaçışı Batı Anadolu’nun tektonik rejimini değiştirecek kadar etkilemeye başlamıştır. Aynı zaman aralığında Ege’nin güneyinde yer alan dalma batma zonunun, Batı Anadolu’yu etkilemesi de söz konusudur. Neotektonik rejimin başında, Batı Anadolu’nun volkanizması, paleocoğrafyası ve temel kayaları, diğer bölgelerden farklılık göstermektedir. Tüm bu gözlemler, Batı Anadolu’nun neotektoniğinin yorumlanmasında farklı görüşler ortaya çıkarmıştır (Şekil 7).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="606" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil7.jpg" alt="" class="wp-image-1319" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil7.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil7-300x202.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil7-768x517.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 7. Türkiye’nin Erken (A), Orta (B), Geç Miyosen (C), Pliyosen (D) ve Pleyistosen (E) süresince <em>palinspastik</em> olmayan paleocoğrafya haritası (Şengör vd., 1985’den alınmıştır). A’daki kalın çizginin gösterdiği hat boyunca,Türkiye’nin güneydoğusu en son dalma-batma ve yanal atım nedeniyle <em>palinspatik</em> süresince önemli ölçüde sıkışmıştır, (1: Çerkeş-Kurşunlu Havzası, 2: Tosya Havzası, 3: Havza Havzası, 4: Ladik Havzası, 5: Taşova-Erbaa Havzası, 6: Erzincan Havzası, 7: Erzurum Havzası, 8: Kargı Havzası, 9: Hazar Gölü Havzası, AG: Akçakale Grabeni, ÇG: Çapraz Graben).</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>40 yıllık arazi gözlemlerimize göre</strong>;</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>1)</em>&nbsp;Erken Miyosen sonunda, Anadolu’nun büyük bir bölümünde peneplen veya peneplene yakın bir paleocoğrafya mevcuttu ve buralara güneyden gelen büyük bir transgresyon hareketi ile denizaltında bulunmaktaydı. Aynı zamanda Batı Anadolu ise deniz seviyesinden yüksekte kara halindeydi (Şekil 7). Önerilen bölgenin doğusunda ve güneyinde, Kale-Tavas arasında, denizel Oligosen mostraları olmakla beraber, aynı denizel kayaların Menderes Masifi ve çevresinde yüzeylendiğine dair hiçbir veri bulunmamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>2)</em>&nbsp;Anadolu’da sınırlı düzeyde varolan volkanizma bazalt-andezit türü kayalarla temsil edilmekte ve olasılıkla derine doğru daralarak ilerlemekteydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Batı Anadolu’da eş yaşlı olarak asidik karakterde, granit, diyorit ve andezit türü kaya topluluklarından oluşan magmatizma mevcuttur. Bu kaya toplulukları derine doğru genişleyerek devam eden batolitler şeklindeydi. Andezitik çıkışların çoğu dom yapılıydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>3)</em>&nbsp;Bu dönemde Anadolu’nun yaygın kaya topluluğu okyanus ürünü sütur zonları ile bu okyanusların kenar denizlerine ait kayalarından oluşmakta iken, Batı Anadolu’da yaşı Prekambriyen’e kadar uzanan gnayslardan, granitlerden, şistlerden ve mermerlerden oluşan bir kabuk bulunmaktaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu nedenle, Geç Miyosen’de, Andolu’da başlayan kıta-kıta çarpışması ürünü deformasyonda gelişen yapılar, Doğu ve Orta Anadolu’da yalın ve tanımlanabilecek nitelikte olmasına karşın, Batı Anadolu’da daha karmaşık bir deformasyon oluşmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>4)</em>&nbsp;Doğu Anadolu’nun neotektonik dönemi, Arabistan ve Avrasya’nın kıta-kıta çarpışması sonucunda oluşan bir deformasyonla tanımlanmakta ve batıya doğru ise Afrika Levhası’nın dalma-batma etkinliğinin etkisi de söz konusudur. Dolayısıyla, Batı Anadolu’yu etkileyen faktörler daha komplekstir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>5)</em>&nbsp;Erken Miyosen’de Anadolu’nun batısı dışındaki alanlarda büyük bir transgresyon ürünü denizel karbonatlar ile bu transgresyonun ilerisinde yer alan lagüner karakterde (jips, tuz, çamurtaşı) çökellerden ibaret kayalar ile temsil edilirken, Batı Anadolu’da tam tersine Oligosen sonunda hızla ülke yükselmiş, aşınmış ve bir batolit niteliğindeki granitler yerleşmiştir. Daha önceleri kalın bir kabuk ve buna bağlı yerleşen granitlerin hızlı bir şekilde yüzeye çıkması nedeniyle bu yükselimin sonucu olarak farklı alanlarda gölsel çökeller ve kömürlerle temsil edilen havzalar yer almıştır. Erken Miyosen’e doğru Anadolu’nun tümünde sıcak iklim hüküm sürmüştür. Bu süreçte, Anadolu’nun denizlerinde resifler gelişirken Batı Anadolu karasında hızlı bir karstlaşma meydana gelmiştir. Karstik oluşumun sonucunda, ortaya çıkmış olan, olasılıkla büyük polyeler şeklinde çökelim alanları da oluşmuştur. Durgun olan ortam nedeniyle bu alanlarda yüksek kalorili kömürler oluşmuştur. Bunlar için en iyi örnek Soma ve Tire Kömür Havzalarıdır (Helvacı ve Yağmurlu, 1995; Şaroğlu vd., 2015).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda tanımlamaya çalıştığımız nedenlerle&nbsp;<strong>Geç Miyosen’de, Anadolu’da başlayan kıta-kıta çarpışmasının etkileri Anadolu’nun diğer alanlarında olduğu gibi Batı Anadolu’da da, o kadar sade ve sıradan olmamıştır.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Batı Anadolu’da deformasyonu etkileyen faktörlerin en önemlilerinden biri eski kaya toplulukları arasındaki süreksizlikler, deformasyona karşılık farklı dayanım gösteren kayalar ve magmatizmadır. Daha önemlisi ise, yeni dönem çökelleri ile Erken Miyosen dönem çökellerinin sürempoze olduğu alanlarda, çökelim ve deformasyon farklılığı zor açıklanabilmektedir. Bölgede neotektonik dönem jeodinamiğinin kompleks olması nedeniyle çok sayıda araştırmada farklı yorumlar veya sonuçlar ortaya çıkmıştır. Bu konuda yapılan araştırmaların çoğu lokal alanları kapsamaktadır. Söz konusu lokal araştırmalarda elde edilen veriler, bölgenin geneline yorumlanmaktadır. Bu araştırmalarda tanımlanan deformasyon modellerinin çoğunda&nbsp;<em>Basin and Range</em>&nbsp;ile ilgili araştırmalardan yararlanılmıştır (Rojay vd., 2005; Seyitoğlu ve Işık, 2015).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anlaşılmaktadır ki, başlangıç olarak anılan tanımlarda olabilecek hatalar sonuçlara büyük yanlışlıklara neden olmaktadır. Bu makaledeki amaç, farklı yorumlardan ve sonuçlardan yararlanarak Oligosen’den başlayarak günümüze doğru evrimi anlatmak değildir.&nbsp;<strong>O hâlde, önce Batı Anadolu’da süregelen bugünkü deformasyon ortaya çıkarılıp, sonra zamanda geriye doğru giderek zaman içinde gelişmiş olan diğer olayları tanımlamak en doğru yöntemdir.</strong></p>



<h1 class="wp-block-heading">Batı Anadolu’nun Neotektoniği ile İlgili Görüşler</h1>



<p class="wp-block-paragraph">Batı Anadolu neotektoniği ile ilgili yayınların çoğunda iki konu baz alınmaktadır. Birinci konu Doğu-Batı uzun eksenli havzaların varlığı, ikincisi ise bu havzaların tabanlarında var olan çökellerin yaşlarıdır. Konu ile ilgili araştırmalarda bölgenin neotektonik dönemde Kuzey-Güney yönlü genişlediği ve bu genişlemenin sonucunda da&nbsp;<em>Horst</em>–<em>Graben</em>&nbsp;oluştuğu vurgulanmaktadır (Şimşek, 1982; Seyitoğlu ve Işık, 2015). Bu görüşü savunan makalelerin çoğunda gerilmenin detachment faylarla geliştiği anlatılmaktadır. Aynı yayınlarda benzeri alanlarda olduğu gibi tüm bölgeyi etkileyecek boyutta ve kilometrelerce sürüklenimin yer aldığı modellenmektedir. Bölge için yapılan ilk yayınlarda, Bingöl (1976), Dewey ve Şengör (1979), Şengör (1980), Şengör (1982), Şengör vd. (1985) makalelerinde, Batı Anadolu’da var olan Doğu-Batı uzanımlı grabenlerin oluşumuna, Anadolu Bloğu’nun batıya kaçışının neden olduğu anlatılmaktadır. Aynı yayınlarda, batıya doğru kaçan Anadolu Bloğu’nun daha batısında Kuzey Anadolu Fayı’nın devamı kabul edilen bir makaslama zonunun varlığı ifade edilmektedir. Dolayısıyla Anadolu Bloğu’nun batıya kaçışı, bu makaslama zonu tarafından engellenmekte ve sıkışarak Doğu-Batı uzanımlı çoğu açılma çatlaklarının kontrol ettiği grabenlerin geliştiği yorumlanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Grabenlerin, Kuzey-Güney yöndeki genişleme tektoniği ile oluştuğunu savunan diğer makalelerde, grabenlerin yaşını da havza tabanlarında bulunan en yaşlı çökellere göre vermektedirler. Erken Miyosen veya Geç Oligosen’e ait istiflerin havza tabanlarında izlendiği yerlerde grabenlere çökel yaşı verilmektedir (Şimşek, 1982; Seyitoğlu ve Işık, 2015). Batı Anadolu’da yapılan haritalamalarda yukarıda tanımlanan istiflerden Geç Miyosen’e kadar olan düzeylerinin kıvrımlı bir yapıya sahip olduğu, antiklinallerin ve senklinallerin geliştiği belirlenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bölgenin neotektoniği ile ilgili yapılan haritalarda uzun eksenleri Kuzey-Kuzeydoğu veya Kuzey-Kuzeybatı olan ve günümüz morfolojisine göre asılı duran başka havzaların da varlığı görülmüştür. Bu deformasyonlar nedeniyle, Şengör vd. (1985), Şaroğlu vd. (1987), Şaroğlu ve Yılmaz (1990) ve Yılmaz vd. (2000) makalelerinde, Batı Anadolu’da Geç Miyosen’e kadar sıkışma tektonik rejiminin hüküm sürdüğünü savunmuşlardır. Koçyiğit vd. (1999) ve Özkaymak vd. (2013) yayınlarında, Miyosen yaşlı kayalardaki kıvrımları haritalayarak sıkışmalı yapıyı ortaya çıkarmıştır. Ancak açılmalı tektoniği daha erken başlatıp, sıkışmalı deformasyonu ara faz olarak kabul etmiştir. Şaroğlu vd. (1987) ve Şaroğlu ve Yılmaz (1990) makalelerinde, Alt Miyosen’den günümüze kadar gelişen yapıların farklı tektonik etkinliğinde geliştiğini ve günümüzde aktif olabilecek bazı doğrultu atımlı fayların varlığını söylemektedirler. Bu yayınlarda, grabenlerin Kuvaterner yaşlı olduğu belirtilmektedir. Arpat ve Bingöl (1969)’da, 28 Mart 1969 tarihli&nbsp;<em>Ms</em>=6,5 büyüklüğündeki Alaşehir Depremi’nden sonra yaptıkları incelemede Gediz Grabeni’nin Kuvaterner yaşlı olduğunu yıllar önce yazmıştır. Aynı şekilde, Ünay vd. (1995), Büyük Menderes Grabeni’nde buldukları fosil topluluğuna dayanarak, bu grabenin de Kuvaterner yaşlı olduğunu vurgulamışlardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Batı Anadolu’nun neotektoniği ile ilgili deformasyon modelleri ve yaşları hakkında ortaya çıkmış olan bu görüşlerin çoğu, sınırlı bilgilere dayanan ve dar alanlarda yapılan çalışmalardır. Ancak tüm bu çalışmalarda, Doğu-Batı genel gidişli çökelim alanlarının Kuzey-Güney yönlü açılmalar sonucunda ortaya çıktığı vurgulanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İşte bu karışıklığı ortadan kaldırmak için günümüz deformasyonunu belirlemek ve gerisin geriye olayları irdeleyerek neotektonik dönem deformasyonlarını yorumlamak doğru bir çıkış noktasıdır.</strong></p>



<h1 class="wp-block-heading">Batı Anadolu’nun Güncel Deformasyonu</h1>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin aktif tektoniği ile ilgili haritalara bakıldığında, aktif olup çoğu depremlerle sınanmış çok sayıda yapısal unsurların varlığı görülür. Bu haritalara tüm Anadolu boyutunda bakıldığında, Batı Anadolu’nun taşıdığı yapısal unsurlara göre özgün bir bölge olduğu görülebilmektedir. Bölge sınırları batıya açılan devrik “V” şeklinde deformasyon zonları ile tanımlanabilmektedir (Şekil 8). Bu bölge makalede, Batı Anadolu Tektonik Kaması olarak adlandırılmıştır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="758" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil8.jpg" alt="" class="wp-image-1320" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil8.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil8-300x253.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil8-768x647.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 8. Diri faylar (Emre vd., 2013’ten alınmıştır) ve Batı Anadolu Tektonik Kaması’nın sınırı.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sınırlar tek bir çizgi şeklinde olmayıp farklı yapısal unsurları ihtiva eden bir zon niteliğindedir. Batı Anadolu Tektonik Kaması olarak tanımlanan bu alanda normal faylar, doğrultu atımlı faylar ve açılma çatlakları gibi farklı karakterde yapılar gelişmiştir (Şekil 9 ve 10).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="594" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil9a.jpg" alt="" class="wp-image-1323" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil9a.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil9a-300x198.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil9a-768x507.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 9. a) Sağ yönlü doğrultu atımlı fay, fayın genel doğrultusu KD-GB’dir, Aşağı Şakran, İzmir.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="600" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil9b.jpg" alt="" class="wp-image-1324" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil9b.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil9b-300x200.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil9b-768x512.jpg 768w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil9b-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 9. b) Fay düzlemi üzerindeki çizikler yataya yakındır.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="594" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil10a.jpg" alt="" class="wp-image-1325" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil10a.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil10a-300x198.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil10a-768x507.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 10. a) Sağ yönlü doğrultu atımlı fay, Söke Aydın.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="594" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil10b.jpg" alt="" class="wp-image-1326" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil10b.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil10b-300x198.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil10b-768x507.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 10. b) Normal fay, Aydın’ın kuzeyi.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Batı Anadolu’nun orta bölümünde 28 Mart 1969 tarihli <em>Ms</em>=6,5 büyüklüğündeki Alaşehir ve 28 Mart 1970 tarihli <em>Ms</em>=7,2 büyüklüğündeki Gediz depremlerinde meydana gelen yüzey kırılmalarında izlendiği gibi normal faylar egemendir (Arpat ve Bingöl, 1969). Bölgenin kuzeybatısında sağ yönlü doğrultu atımlı faylar mevcuttur. Bu faylardan birinde 1953 yılında meydana gelen Yenice-Gönen depreminde sağ yönlü doğrultu atımlı kırılmalar ortaya çıkmıştır. Ege bölgesinin kuzeyinde bulunan Manyas Fayı’nda 1964’te meydana gelen depremde normal fay hareketi izlenmiştir. Bölgenin batı bölümünde Kuzeydoğu-Güneybatı genel gidişli sağ yönlü doğrultu atımlı faylar yoğundur. 1992 yılında meydana gelen Doğanbey-Seferihisar depreminde kanıtlandığı şekliyle bu faylar da diridir (Emre vd., 2005). Batı Anadolu olarak tanımlanan bölgenin doğu bölümünde ise normal ve/veya doğrultu atım bileşenli açılma çatlaklarının etkinliği dikkati çekmektedir. 1995 Dinar ve 2002 Çay (Afyon) depremlerinde meydana gelen açılma çatlakları birkaç kilometreye kadar sürekli izlenebilmiştir (Şekil 11).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="594" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil11a.jpg" alt="" class="wp-image-1329" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil11a.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil11a-300x198.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil11a-768x507.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 11. a) 1995 Dinar depreminde ortaya çıkan açılma nitelikli kırığın genel görünümü.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="594" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil11b.jpg" alt="" class="wp-image-1330" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil11b.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil11b-300x198.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil11b-768x507.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 11. b) Açılma çatlağı yakından görünümü.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Hüdai kaplıcası (Afyon-Sandıklı), Pamukkale ve Karahayıt kaplıcaları (Denizli) ile Sarıgöl’de (Manisa) (Gürsoy vd., 1997; Koca vd., 2011; Özkaymak vd., 2017) asismik olarak açılmaların varlığı arazi gözlemleri ile rahat bir şekilde görülebilmektedir (Şekil 12, 13 ve 14).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="591" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil12a.jpg" alt="" class="wp-image-1332" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil12a.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil12a-300x197.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil12a-768x504.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 12. a) Sandıklı Hüdai kaplıcasındaki derenin içinden geçen açılma çatlağı ve termal çıkışlar.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="600" height="932" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil12b.jpg" alt="" class="wp-image-1334" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil12b.jpg 600w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil12b-193x300.jpg 193w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 12. b) Derenin içindeki çatlağın genel doğrultusu KB-GD’dur.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="600" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil13a.jpg" alt="" class="wp-image-1335" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil13a.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil13a-300x200.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil13a-768x512.jpg 768w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil13a-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 13. a) Karahayıt-Denizli sıcak su çıkışı.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="600" height="932" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil13b.jpg" alt="" class="wp-image-1336" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil13b.jpg 600w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil13b-193x300.jpg 193w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 13. b) KB-GD gidişli traverten sırtı ve açılma çatlağı.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="417" height="313" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil14a.jpg" alt="" class="wp-image-1339" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil14a.jpg 417w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil14a-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 417px) 100vw, 417px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 14. a) Sarıgöl’deki güncel deformasyon (Koca vd., 2011; Özkaymak vd., 2017).</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="429" height="318" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil14b.jpg" alt="" class="wp-image-1340" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil14b.jpg 429w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil14b-300x222.jpg 300w" sizes="(max-width: 429px) 100vw, 429px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 14. b) Sarıgöl’deki güncel deformasyon (Koca vd., 2011; Özkaymak vd., 2017).</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Batı Anadolu’nun farklı yerlerinde değişik diri yapısal unsurların her biri için deformasyon modellemesi yapıp σ1, σ2 ve σ3 ana eksenlerinin elde edilen konumlarını tüm bölge için genelleştirilerek değerlendirildiğinde birbirlerinden farklı, hatta çelişkili sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Bu çelişkiler bölgede sebep-sonuç ilişkisini ortaya çıkarmak için daha önceki çalışmalarda söylendiği gibi yalın Kuzey-Güney yönlü gerilmelerle açıklanamamaktadır.</strong>&nbsp;Bölgede izlenen tektonik deformasyonları anlatabilmek için daha ayrıntılı güncel bilgilere gereksinim duyulmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">MTA Genel Müdürlüğü tarafından yenilenen 1/500.000 ölçekli jeoloji haritası üzerine günümüz diri fayları yüklendiğinde bu süreksizliklerin büyük bir bölümünün litolojik farklılık (kaya toplulukları anlamında), paleotektonik yapılar, magmatitler ve/veya morfolojik farklılıklara karşılık geldiği görülür (Göncüoğlu vd., 1996; Emre vd., 2013) (Şekil 15). Göncüoğlu vd. (1996) de bölgede bulunan farklı kaya topluluklarını haritalamışlardır. Haritada ayırdıkları kaya toplulukları arasındaki dokanakların tektonik olması ve mostralarının blok görünümünde olmaları dikkat çekicidir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="616" height="665" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil15.jpg" alt="" class="wp-image-1341" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil15.jpg 616w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil15-278x300.jpg 278w" sizes="(max-width: 616px) 100vw, 616px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 15. Batı Anadolu’nun paleotektonik haritası (Göncüoğlu vd., 1996’dan alınmıştır).</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bölgenin, Batı ve Kuzeybatısında egemen olan sağ yönlü doğrultu atımlı fay mekanizması deformasyon modellemesine göre değerlendirildiğinde Kuzey-Güney yönlü uzama yerine Batıya doğru bir uzamayı ifade etmektedir. </strong>Bölgenin doğusunda yer alan Sandıklı, Pamukkale, Karahayıt ve Sarıgöl’de gelişmekte olan açılma çatlakları Kuzey veya Kuzeye yakın doğrultuları nedeniyle açılmanın gerektirdiği genişlemenin Doğu-Batı olması söz konusudur. Bunların içinde Sarıgöl’deki asismik yüzey deformasyonları KB-GD doğrultuludur ve genişleme ekseni is KD-GB olduğu görülmektedir (Gürsoy vd., 1997; Özkaymak vd., 2017). Normal fayların etkin olduğu ve Doğu-Batı uzanımlı olan grabenlerin geliştiği alanlara bakıldığında K-G yönlü uzamayı gerektirmektedir. Ancak bu fayların yoğun olduğu yerlere ayrıntılı bakıldığında yörede var olan süreksizliklerin tek tip olarak alanı kaplamadığı, yer yer birbirinden kopuk normal fayların bütünü olduğu ve bunların arasında doğrultu atımlı fayların varlığı görülür. Bu alanlarda deformasyon modeli ortaya çıkarabilmek için konuya yönelik ayrıntılı araştırmalar gerekmektedir. Gediz Grabeni’nde, Alaşehir ve batısına ait petrol amaçlı yapılan sismik araştırmaların değerlendirmelerinde bu düzensizlikler izlenmiştir (Yazman, 1995). Aynı düzensizliklerin Büyük Menderes Grabeni’nde yapılan rezistivite ve MT araştırmalarında da grabenin boydan boya düzenli uzanımları olan faylar rahatlıkla yorumlanamamaktadır (Bozkurt, 2019). Makalenin ileri aşamasında ayrıntılı anlatılacağı gibi, Menderes Bloğu’nun batıya kaçışında ortaya çıkan genişleme alanlarında normal faylar bulunmaktadır. Ancak, Kuzeyde ve Güneyde saptanabilen bu normal faylar, yüksek açılı olup bu tip açılmaların ürünü olduğunu düşünmekteyiz. Örneğin eldeki GPS verilerine bakıldığında, günümüzde bölgedeki etkin hareketin yılda 2-3 cm arasında değişen Batıya doğru hareketlerin varlığı ortaya çıkmaktadır (Şekil 16).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="908" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil16.jpg" alt="" class="wp-image-1344" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil16.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil16-297x300.jpg 297w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil16-150x150.jpg 150w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil16-768x775.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 16. Avrasya stabil iken Batı Anadolu’nun birleştirilmiş hız alanları. Kalın gri oklar güncel çalışmalardaki araştırma modunda tanımlanan hızları göstermektedir. Kalın beyaz oklar güncel çalışmalardaki CGPS istasyonlarının tanımladığı hızları göstermektedir. Kalın siyah oklar Reilinger vd., (2006) ve Aktuğ vd., (2009) hız verilerinin birleştirilmiş şeklidir. Hata elipsoidleri %95 güvenilirliktedir (Aktuğvd., 2009’dan alınmıştır).</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Bölgenin kabuk kalınlığını gösteren haritaya bakıldığında ise kalınlığın (Akçığ 1998; Komut vd. 2012; Arslan 2012) <strong>Doğudan Batıya doğru inceldiği, kalınlık değişiminin Doğu-Batı uzanımlı çöküntü alanları olan Gediz, Küçük Menderes ve Büyük Menderes Grabenlerine karşılık gelmediği görülüyor</strong> (Şekil 17 ve 18). Farklı parametrelere göre düzenlenmiş olan gravite haritalarında da aynı trend görülmektedir (Arslan vd. 2010) (Şekil 19).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="341" height="378" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil17a.jpg" alt="" class="wp-image-1345" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil17a.jpg 341w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil17a-271x300.jpg 271w" sizes="(max-width: 341px) 100vw, 341px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 17. a) Kabuk kalınlığı için yer bulduru haritası (Akçığ, 1988’den alınmıştır).</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="236" height="378" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil17b.jpg" alt="" class="wp-image-1346" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil17b.jpg 236w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil17b-187x300.jpg 187w" sizes="(max-width: 236px) 100vw, 236px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 17. b) 5. derece trend yüzeyi (Akçığ, 1988’den alınmıştır).</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="464" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil18.jpg" alt="" class="wp-image-1350" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil18.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil18-300x155.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil18-768x396.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 18. Türkiye’nin bölgesel gravite kabuk kalınlığı haritası (Arslan, 2012’den alınmıştır).</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="394" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil19.jpg" alt="" class="wp-image-1348" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil19.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil19-300x131.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil19-768x336.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 19. Türkiye Bouguer gravite haritası (Arslan vd., 2010’dan alınmıştır).</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Bu amaçla Miyosen’den günümüze kadar var olan paleomanyetizma yönelimlerine bakıldığında da düzenli bir yönelimin olmadığı görülür (Şekil 20) (Tapırdamaz vd., 2006; Tapırdamaz, 2008).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="472" height="548" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil20.jpg" alt="" class="wp-image-1352" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil20.jpg 472w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil20-258x300.jpg 258w" sizes="(max-width: 472px) 100vw, 472px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 20. Batı Anadolu’da yapılan paleomanyetizma çalışmalarının sonuçları (Tapırdamaz, 2008; yayımlanmamış). Bu harita, Türkiye Paleomanyetizma Veri Kataloğu’ndan üretilmiştir (Tapırdamaz vd., 2006).</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Aynı yaşta olan kayalardaki ölçümlerin bazıları saat yönünde dönmeler gösterirken diğer bazı alanlarda ise saatin tersi yönünde dönmeler görülmektedir. Bölgenin dikkati çeken bir diğer özelliği de son yüzyılda meydana gelen depremlere ait fay düzlemi çözümlerinde normal, doğrultu ve ters fay hareketini ifade eden sonuçların elde edilmiş olmasıdır (Şekil 21 ve 22) (Pavlides vd., 1990). Kılıç vd. (2017)’de, 1900- 2012 yılları arasındaki Türkiye ve çevresindeki depremlerin moment tensör çözümleri haritasında görülebildiği gibi, bölgede normal fayların dışında doğrultu atımlı ve seyrekte olsa bindirme bileşenli çözümler bulunmaktadır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="667" height="567" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil21a.jpg" alt="" class="wp-image-1354" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil21a.jpg 667w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil21a-300x255.jpg 300w" sizes="(max-width: 667px) 100vw, 667px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 21. a) Ege Denizi’nde (Pavlides vd. 1990’dan alınmıştır) çeşitli araştırıcılar tarafından yapılan odak mekanizması çözümleri.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="394" height="588" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil21b.jpg" alt="" class="wp-image-1355" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil21b.jpg 394w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil21b-201x300.jpg 201w" sizes="(max-width: 394px) 100vw, 394px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 21. b) Batı Anadolu’da (Akçığ, 1988’den alınmıştır) çeşitli araştırıcılar tarafından yapılan odak mekanizması çözümleri.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="551" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil22.jpg" alt="" class="wp-image-1356" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil22.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil22-300x184.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil22-768x470.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 22. 1900-2012 yılları arasındaki Türkiye ve çevresindeki depremlerin moment tensör çözümleri (Kılıç vd., 2017).</figcaption></figure>



<h2 class="wp-block-heading">Verilerin Değerlendirilmesi ve Model Önerisi</h2>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yukarıda tanımlanan somut verilere göre Batı Anadolu daha önce yayımlanmış çoğu makalelerde söylendiği şekliyle Kuzey-Güney yönde bir aktif gerilmeye yorumlanacak yeterli veriler bulunmamaktadır.</strong>&nbsp;Bunun tersine GPS verilerine göre bölge Batıya doğru ilerlemektedir. Devrik “V” şeklindeki sınırın içinde batıya doğru ilerleyen bölümün içlerinde gelişen süreksizliklerle bloklara ayrılmaktadır. Tüm alanı sembolik olarak bir levhacık kabul edecek olursak levha içinde ortaya çıkan bloklar değişik nedenlerle rotasyonal dönmeler yaparak hareket etmektedirler.&nbsp;<strong><em>Şekil 16</em>’da görüldüğü gibi toplam hareket karada Batı-Güneybatıya &nbsp;doğru gidişli olmakla beraber Ege Denizi’ne doğru Güneybatıya yönelmektedir.</strong>&nbsp;Blok dönemlerinin kimi saat yönünde kimi de saatin tersi yönünde olmaktadır. Ayrıca blokların hareket hızları da farklı olmaktadır. Farklı davranış sonucunda bloklar arasında çöküntü alanları ortaya çıkmaktadır. Blokların arasında aynı doğrultuda olmakla beraber farklı hareket yönleri olan doğrultu atımlı faylar da izlenebilmektedir.&nbsp;<strong>Blok hareketinin en iyi tanımlanabileceği, modele dönüştürülebileceği iki alan aşağıda anlatılacaktır.</strong></p>



<h3 class="wp-block-heading">Menderes Bloğu</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Bölgenin jeolojisine bakıldığında farklı kaya topluluklarının çoğunun tektonik dokanaklarla bir araya geldiği görülür. Türkiye Diri Fay Haritası ile söz konusu jeoloji haritaları çakıştırıldığında çoğu aktif fayların bu sınırlara karşılık geldiği görülür. Doğal olarak bazı süreksizliklerin de kaya topluluklarının içlerinde de gelişmiş olduğu görülmektedir. Ana süreksizliklerin iyi izlenemediği alanlarda yorumlar yaparak süreksizlikler birleştirildiğinde bölgede tektonik kontrollü birçok blok ayırtlanabilmektedir. Ayrıntılı çalışma yapmadığımız için bu bloklara özel bir ad verilmemiştir (Şekil 23).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="758" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil23.jpg" alt="" class="wp-image-1358" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil23.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil23-300x253.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil23-768x647.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 23. Batı Anadolu Tektonik Kaması’nın içinde bulunan bloklu yapılar (Diri Fay Haritası Emre vd., 2013’ten alınmıştır).</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Bu blok, ayrımının net yapılabildiği yerlerden biri Menderes Masifi veya Menderes Metamorfitleri olarak belirtilmiş olan alanda yer almaktadır. Blok, Menderes Masifi’nin tüm yayılım alanına karşılık gelmemektedir. Bu yazıda, Menderes Bloğu olarak adlandırılan kısım Menderes Masifi’nde belli süreksizliklerle ayrılmış bir bloktur. Tüm Menderes Masifini kapsamamaktadır. Blok; gnays, granit, şist ve mermerlerden oluşan bir metamorfik komplekstir. Kuzey ve Güney sınırları yaygın Miyo-Pliyosen kaya toplulukları tarafından sarılmaktadır. Süreksizlik düzlemleri sınır kabul edilerek geometrisi ortaya çıkarıldığında Doğu-Batı uzun eksenli elips şeklinde oluğu görülmektedir. Bloğu sınırlayan Kuzey-Güney süreksizlikler Doğuda kesişecek kadar birbirine yaklaşmaktadır. Batıya doğru ise Kuzeydoğu-Güneybatı genel gidişli sağ yönlü doğrultu atımlı faylar tarafından kesilmektedir. Bloğun Kuzeyinde ve Güneyinde bulunan Kuvaterner yaşlı çökellerin havza geometrileri, çökelim cinsi ve tektonik deformasyon tipleri söz konusu havzalarla sınırlıdır. Bu çöküntü alanlarının dışına taşmamaları nedeniyle çöküntü ile eş yaşlı olduğu görülür. Gerek Kuzeydeki Gediz&nbsp;<em>Grabeni’nde</em>&nbsp;(Çöküntüsünde) gerek Güneyde Büyük Menderes Grabeni’nde çöküntülerin içinde geliştiği kesin olan kayalar Kuvaterner yaşlıdır. Bu kaya paketine ait çökellerin aşınım, taşınım ve birikim geometrisiyle havza geometrisini halen korumaktadır. Alüvyonal çökeller ile havza yamaçlarındaki kollüvyal malzemelerle temsil edilirler. Bu çöküntülerdeki kırıntıların yüksek enerjili ortama ait çökellerle temsil edildiği dikkati çekmektedir. Menderes Bloğunun Kuzey ve Güneyinde bulunan havzaların eş yaşlı çökellerinde Kuvaterner yaşlı fosiller saptanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tanımlanan blok Batıya doğru hareket ederek deforme olmaktadır. Bloğun yanlarında bulunan diğer bloklarında Batıya doğru hareket ettiği olasılıdır.&nbsp;<strong>Ortaya çıkmış olan deformasyonlar değerlendirildiğinde Menderes Bloğu’nun Batıya doğru gidişinin etrafındaki bloklara göre daha hızlı olduğu ortaya çıkmaktadır.</strong>&nbsp;Blokların Batıya göçü esnasında hız farkından kaynaklanan nedenlerle aralarında açılma ve daralma olmaktadır. İşte açılmaların büyük boyutlara ulaştığı yerler graben geometrisini kazanmıştırlar. Her iki grabende de Menderes Bloğu’nun güncel deformasyon modeli ile ilişkilendirilebileceği herhangi bir volkanik aktivite bulunmamaktadır. Grabenlerde genelde normal faylar egemen olmakla beraber doğrultu atımlı faylar ve açılma çatlakları da izlenebilmektedir (Şekil 24).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="837" height="616" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil24a.jpg" alt="" class="wp-image-1362" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil24a.jpg 837w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil24a-300x221.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil24a-768x565.jpg 768w" sizes="(max-width: 837px) 100vw, 837px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 24. a) Menderes Bloğu’nun güncel deformasyonu için tasarlanan model. Eskiz: Güvenç Çelebi.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="472" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil24b.jpg" alt="" class="wp-image-1363" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil24b.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil24b-300x157.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil24b-768x403.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 24. b) Menderes Bloğu’nun Batı Anadolu Tektonik Kaması içindeki konumu. Menderes Bloğu’nun sınırları kalın ve mavi renkte çizilmiştir. Blok içindeki kırmızı renkli ok, olasılı hareket yönünü göstermektedir (BMG: Büyük Menderes Grabeni, GG: Gediz Grabeni, KMG ?: Şüpheli Küçük Menderes Grabeni).</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Menderes Bloğu’nun kenarlarında yüksek sıcaklıklı termal kaynaklar bulunmaktadır. Bu termal kaynakların dağılımına bakıldığında Büyük Menderes <em>Grabeni’nin</em> (Çöküntüsünün) Kuzey kenarındaki ve Gediz <em>Grabeni’nin</em> (Çöküntüsünün) Güney kenarındaki yani her iki çöküntüde de Menderes Bloğu kenarındaki sınırda daha fazla yoğunlaştığı görülmektedir (Kaya, 2015) (Şekil 25). Büyük Menderes ve Gediz Çöküntüleri’nin içinde jeotermal ısıtıcıya yorumlanabilecek herhangi bir volkanizma yüzeylenmemektedir. Sınırlı alanda yüzeylenen volkanik kayalar 10 milyon yıldan daha yaşlı olup farklı tektonik rejime aittirler. Bu gözlem Menderes Bloğu’nun sınırlarında termal aktiviteyi sağlayan, süreksizliklerin, dolayısıyla tektonik aktivitenin daha fazla olduğu anlamına gelmektedir. Jeotermal üretimi hedef alan jeofizik ölçümleri sonuçlarıyla sondajlardan elde edilen bilgilere göre yüksek açılı fayların akışkanlar için çıkış yolları olduğu görülmüştür. <strong>Menderes Bloğu ve yakın çevresini kapsayan bölgesel ölçekli kabuk kalınlığı, gravite haritalarında Kuzey-Güney yönünde gerilmeyi ifade eden değişimler bulunmamaktadır</strong> (Yazman, 1995; Bozkurt, 2019). <strong>Haritalarda Doğu-Batı yönünde değerlerde değişim çok net bir şekilde izlenebilmektedir.</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="558" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil25.jpg" alt="" class="wp-image-1364" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil25.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil25-300x186.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil25-768x476.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 25. Büyük Menderes ve Gediz sıyrılma fayları önünde gelişen jeotermal alanların yapısal durumları (Kaya,2015’ten alınmıştır).</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Menderes Bloğu’nun dışına doğru bakıldığında, Kuzeydoğusunda bu deformasyon döneminde yüzeylenmiş ve mantodan beslenen Kula Volkanitleri görülür (Şekil 26).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="600" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil26.jpg" alt="" class="wp-image-1365" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil26.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil26-300x200.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil26-768x512.jpg 768w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil26-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 26. Kula volkanitleri genel görünümü.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Kula Volkanitleri’nin yüzeylendiği alandaki çöküntülerde Gediz ve Menderes Grabenleri’nde daha kalın çökelimler mevcuttur (Ercan, 1981). Bloğun doğusuna denk gelen alanlarda Dinar’da 1995, Afyon-Çay 2002 yılında meydana gelen depremlerde açılma çatlaklarının varlığı izlenmiştir (Şekil 11). Menderes Bloğu’na göre Doğu-Güneydoğuda yer alan Sandıklı ilçesi Hüdai kaplıcasında termal çıkışlara ortam sağlayan açılma çatlakları bulunmaktadır. Bloğun doğusunda Sarıgöl ilçesinde sanat yapılarını bile deforme eden açılma çatlakları aynı şekilde bu alanın KD-GB açıldığının canlı kanıtıdır (Şekil 12 ve 14).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Menderes Bloğu’nun Doğu-Güneydoğusunda bulunan Denizli, Pamukkale ve Karahayıt alanlarında açılma çatlaklarından çıkan yoğun termal akışlar mevcuttur (Altunel ve Hancock, 1993; Altunel ve D’Andria, 2019). Bu alanda yer alan açılma çatlaklarının genel gidişi Kuzey-Kuzeybatı—Güney-Güneydoğudur (Şekil 13 ve 27).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="600" height="725" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil27.jpg" alt="" class="wp-image-1366" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil27.jpg 600w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil27-248x300.jpg 248w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 27. Pamukkale sahasındaki traverten yapı tiplerinin dağılımları ile insan eliyle yapılmış yapıları gösteren harita. Pamukkale sahasındaki ana jeolojik birim, beyaz ile gösterilen, Neojen klastikleridir ve diğer Kuvaterner çökelleridir. Ayrıca, kabul edilen koruma sınırı, 1991 tarihli Pamukkale (Hierapolis) Koruma ve Geliştirme Planı’ndan alınmıştır (Altunel ve D’Andria, 2019’dan alınmıştır).</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Özalp vd. (2018) tanımladıkları Menderes Bloğu’nun doğusunda yer alan Çivril Grabeninin aktif olan kenar fayları da KD-GB, KB-GD ve D-B doğrultuludur. Havzanın uzun ekseninin Kuzey-Kuzeydoğu—Güney-Güneybatı olduğu dikkat çekicidir (Şekil 28).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="834" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil28.jpg" alt="" class="wp-image-1369" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil28.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil28-288x300.jpg 288w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil28-768x801.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 28. Çivril Graben Sistemi, Denizli (Özalp vd.,2018’den alınmıştır). (AG: Acıgöl Grabeni, BaG.Baklan Grabeni, BG: Burdur Grabeni, DG: DinarGrabeni, HG: Honaz Grabeni).</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda yapılan açıklamalarda, Menderes Bloğu’nun Doğusunda kalan alanların Büyük Menderes ve Gediz Çöküntüleri’nde daha fazla açılma olduğuna yorumlanabilecek veriler bulunmaktadır. Örneğin mantodan beslenen Kula volkanizmanın yüzeylenmesi için büyük açılmalar gerekmektedir. Sarıgöl’de, Pamukkale’de ve Sandıklı’da güncel olarak açılmalar devam etmektedir.&nbsp;<strong>Bölgenin jeolojisini Doğuya doğru devam ettirdiğimizde, grabenlerden daha fazla Tersiyer çökel varlığı görülmektedir.</strong>&nbsp;Son 100 yıldaki deprem aktivitelerine baktığımızda, Gediz Çöküntü Alanı’nda, sadece yıkıcı bir deprem olan, 1969 Alaşehir Depremi meydana gelmiştir. Büyük Menderes Çöküntü Alanı’nda yıkıcı bir deprem tanımlanmamıştır.&nbsp;<strong>Bloğun Doğu kenarında ise yoğun deprem etkinliği görülmüştür ve yıkıcı 1995 Dinar, 1970 Gediz, 2002 Çay depremleri meydana gelmiştir.</strong>&nbsp;Bu geometrik ilişkiyi, kamaya geliştirecek olursak benzer açılmalar dikkati çekmektedir. Benzer veriler dikkate alınarak, Batı Anadolu Tektonik Kaması aynı aktivitelere dikkat çekmektedir.&nbsp;<strong>Tüm bu açıklamalar, çalışılan Menderes Bloğu’nun Doğusunda kalanlarında Büyük Menderes ve Gediz Çöküntülerinde daha fazla açılma olduğunu da kanıtlar niteliktedir.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Menderes Bloğu için söylenebilecek özet: Blok, Batıya doğru hareket etmektedir. Bu hareket esnasında çevresinde bulunan bloklarla arasında açılma ortaya çıkmaktadır. Maksimum açılma bloğun Kuzey-Güney sınırından ziyade Doğusunda olmaktadır.</strong>&nbsp;Güncel deformasyonda Menderes Bloğu’nda Kuzey-Güney yönlü ve sıyrılma düzlemleriyle şekillenen büyük gerilmelerin varlığına dair veriler bulunmamaktadır. Gözlemlere göre, sıyrılma düzlemlerinin izlendiği yerlerde yüksek açılı aktif faylar tarafından kesilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Menderes Bloğu’nun açık bir şekilde izlenebilen bu deformasyon modeli, bölgede var olan diğer bloklarda da izlenebilmektedir. Ancak her bloğun deformasyonunu kontrol eden paleojeolojik süreçler nedeniyle farklı geometrik yönelimler göstermektedir. Toplanan verilere göre deformasyonu açık olan Tuzla Bölgesi’nin anlatımından sonra yorum ve sonuçlarla makale bitirilecektir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="609" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil29abcd.jpg" alt="" class="wp-image-1371" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil29abcd.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil29abcd-300x203.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/sekil29abcd-768x520.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 29. a) Tuzla (Çanakkale) jeotermal alanı genel görünümü. Bakış doğuya doğrudur. b) Havzayı sınırlandıran normal fay ile ona dikine kesen doğrultu atımlı fayların kesişme noktalarında termal çıkış. c) Tuzla jeotermal alanı için öneri model. d) Bölge için genelleştirilmiş bir model.</figcaption></figure>



<h3 class="wp-block-heading">Çanakkale Tuzla Jeotermal Sahası</h3>



<p class="wp-block-paragraph">Tuzla Jeotermal Sahası, Batı Anadolu Tektonik Kaması olarak da tanımlanan levhacığın Kuzeybatısında bulunmaktadır (Şekil 1 ve 29). Sahanın bulunduğu alan birbirinden kopuk çok sayıda doğrultu atımlı faylar bulundurmaktadır. Yapılmış olan bazı araştırmalara göre söz konusu süreksizlikler Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun Güney koludur (Barka 1992; Duman vd., 2005; Şengör vd., 2005; Kuşçu vd., 2009; Özalp vd., 2013; Seyitoğlu vd., 2016). Diğer araştırmalarda ise Kuzey Anadolu Fayı ile grabenler bölgesi arasında geçiş zonu olarak kabul edilmektedir. Uzel vd. (2013)’te, bu zonu Balıkesir-İzmir geçiş zonu olarak tanımlamışlardır.&nbsp;<strong>Bu makalede ise tanımladığımız devrik “V” şekilli alanın içinde yer aldığı vurgulanmaktadır. Diğer bir değişle güncel deformasyonlara göre bölge genelinde olduğu şekliyle Batıya kaçışın şekillendirdiği bir alandır.&nbsp;</strong>Tuzla Jeotermal Alanı olarak tanımlanan bu bölgenin, Güneyinde yer alan Edremit Körfezi’nin geometrisi (Şekil 8) ve Kuzey kenarını kontrol eden diri fayı varlığı (Sözbilir vd., 2016) benzeri bir Batıya kaçışın örneğidir. Ancak, bu Batıya devrik “V”nin Güney sınırındaki fay açık bir şekilde izlenemediği için makalemizde detaylandırılmamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tuzla Jeotermal Sahası, Ege kıyısı yakınında Tuzla köyünde yer almaktadır. Saha Miyosen yaşlı volkanik aktivite ürünü kayalarla kaplıdır. Asidik karakterde tüf, aglomera ve riyolotik karakterde oluşan bu volkanitler dom yapılı çıkışlarla temsil edilirler. Paleotektonik dönemin son ürünleri olan bu kaya topluluklarının kesip aktif olan bazı süreksizlikler güncel çöküntü alanlarını oluşturmaktadır. Bu çöküntülerin içinde bulunan çok sınırlı çökeller günümüz akarsu alüvyonları ile bunlara ulaşan etek döküntüleri, yamaç molozları ile yelpazelerden oluşan kollüvyal malzemelerden ibarettir. Termal çıkışların ürünü olan çatlak dolguları da bölgede haritalanabilecek boyutlardadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Saha, her iki tarafı üzerinde jeotermal çıkışlar bulunan Batıya açık devrik “V” şeklinde bir morfotektonik konumu bulunmaktadır.</strong>&nbsp;Havzanın Doğu ucunda 100 °C’de olan su-buhar çıkışı özelliğiyle jeolojik miras niteliğindedir. Havza farklı yönlerde uzanan ve çoğu opal dolgular ihtiva eden çatlaklarla parçalanmıştır. Havzayı sınırlandıran süreksizlikler normal fay, açılma çatlakları ve doğrultu atımlı fayların bileşkeni şeklindedir. Hâkim olan yapının doğrultu atımlı fay bileşenli normal fay olduğu görülmektedir. Bu süreksizlik karmaşasının kesişme yerleri termal çıkış noktalarıdır. Havzayı sınırlandıran ana süreksizlikler Doğuda birleşen ve Batıya açılan devrik “V” şeklinde bir geometrik yönelim göstermektedir. Her iki ana süreksizlik düzlemleri arasında yer alan dilim Batıya hareketiyle alanı genişlemekte bu nedenle açılma çatlakları ile genişleyerek alana yerleşmektedir (Şekil 29b). Bu Batıya kaçış bazı yerlerde kıyıları şekillendirecek boyutta olmaktadır. Edremit ve Gökova Körfezleri, buna örnek verilebilir. Davutlar-Kuşadası arasındaki jeotermal amaçlı çalışmalarda aynı geometrik şekle ulaşılmıştır (Yılmazer vd., 1994).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tuzla bölgesinde izlenen yapısal unsurlara dayanarak yapılan modellemede kullanılan süreksizlikler Menderes Bloğu’nu kontrol eden süreksizliklerin morfotektonik yapısından farklıdır. Bununla beraber jeodinamik açıdan bölgenin deformasyonu için aynı sonuçları ortaya çıkarmaktadır. Dolayısıyla, Tuzla Jeotermal Sahasını, Batı Anadolu Tektonik Kaması içinde yer alan bir morfotektonik şekil olarak kabul etmekteyiz.</strong></p>



<h1 class="wp-block-heading">Tartışma ve Sonuç</h1>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Toplanan verilere göre, Batı Anadolu Tektonik Kaması olarak adlanan alan, kendine özgü deformasyonu ile ayrı bir tektonik bölgedir.&nbsp;</strong>Bu alan, Batıya açılan devrik “V” şeklinde bir geometriye sahiptir. Alan, tümüyle Batı-Güneybatıya doğru hareket etmektedir. Daha kolay tanımlayabilmek için levhacık olarak da adlandırılan alan Batıya hareketi sonucunda kendi içinde parçalanarak bloklara ayrılmaktadır. Blokların hareketleri rotasyonel şekilde olmaktadır. Bu nedenle günümüzde alanlar ağırlıklı olarak normal faylar, açılma çatlakları olmak üzere doğrultu atımlı faylar ve çok sınırlı gözlenen bindirmeler gelişmiştir.&nbsp;<strong>Kabuk kalınlığı, gravite ve paleomanyetizma verileri ile bölgede gelen depremlere ait fay düzlem çözümleri bu hareket modelini desteklemektedir.</strong>&nbsp;Doğuda bulunan Anadolu Levhacığı’nın Batıya kaçışı, Güneybatıda var olan yitim zonu ve Ege Denizi’nde gözlenen morfotektonik yapılar bu modelin açıklanmasını önemli şekilde destekler niteliktedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arazi verilerine göre yapılan bu modelde, bölgesel bazda jeofizik veriler kullanılmıştır. Yapılacak ayrıntılı kabuk kalınlığı, gravite, manyetik haritalamaları yanında derin sismik veriler modelin geçerliliğini daha fazla açıklayacaktır. Arazi verilerinin yorumlanmasında Kuzey-Güney yönlü genişlemeler ve buna dayanan sıyrılma faylarının etkinliği güncel olarak izlenememektedir. Sınırlı boyutta olan bazı verilerin bölge geneline yorumlanması tartışmalıdır. Zira kullanılan bazı verilerin daha yaşlı deformasyonlara ait olduğu kuvvetle muhtemeldir.&nbsp;<strong>Teorik olarak sebep-sonuç ilişkileri değerlendirilerek Kuzey-Güney yönde bölgenin genişlediğini açıklamak söz konusu değildir. Diğer bir değişle, Batı Anadolu’nun bugün Kuzey-Güney genişlediğini gerektiren bir jeodinamik neden bulunmamaktadır</strong>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplanan verilere göre bölgenin Batıya levhacık şeklinde hareketin başlangıç yaşı sınırlı verilere dayanmaktadır. Levhacığın sınırlarını oluşturan süreksizlik zonlarının ayrıntılı bir yapısal analizle gözden geçirilmesi önemli veriler sağlayacaktır. Simav, Söke, Edremit Körfezi gibi alanların önerilen modele göre ayrıntılı çalışılması önerilmektedir. Modelin daha sağlıklı anlatılabilmesi için süreksizliklerden bazılarında sağ yönlü doğrultu atımlı fay bileşenin yanında sol yönlü doğrultu atımlı fay bileşenli olabileceği dikkate alarak blokların rotasyonel hareket ettikleri kabul edilmiştir (Yılmaz vd., 2000). Ancak eldeki çalışmaların çoğunda sol yönlü doğrultu atımlı faylar görülmemektedir. Rotasyonal dönmelerin tasarlandığı alanlarda sol yönlü doğrultu atımlı fay izlerinin ortaya çıkarılması çok önemlidir.&nbsp;<strong>Makalede önerilen model bugüne kadar önerilmiş modelden farklıdır öneri tartışıldıkça daha belirgin şekle kavuşacağını düşünmekteyiz.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tanımlanan bu modelde, ortaya çıkan tektonik kamanın şekillenmesinde 3 ana faktörün etkin olduğu düşünülmektedir. 1) KAF ve DAF arasında ortaya çıkmış olan Anadolu Bloğu’nun Batıya kaçışı, 2) bölgenin Güneybatısında bulunan dalma-batma zonunun üzerlenen bloğundaki çekme ve 3) Isparta Dirseği’nin günümüzde stabil olmasıdır.</strong>&nbsp;Bu etkenler içinde Anadolu Bloğu’nun Batıya kaçışı yaklaşık 1-2 cm olmasına karşın Güneybatıda üzerlenen bloğun çekimi ±3-4 cm’dir. Her iki faktörün etkisiyle Batıya doğru olan hareketin hız farkı, belli süreksizlikler kullanarak ortaya çıkarılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Makale</em></strong><br>Şaroğlu, F., Güler, B., 2020, <em>Batı Anadolu Tektonik Kaması’nın Güncel Deformasyonu: Batıya Doğru Kaçıştan Kaynaklanan Blok Hareketleri</em>. Türkiye Jeoloji Bülteni, S. 63 (2), s. 161-194. DOI: <a href="https://dergipark.org.tr/tr/pub/tjb/issue/53385/593423" target="_blank" rel="noreferrer noopener">10.25288/tjb.593423</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Doğa Manifestosu: Jeoloji Haritaları</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/bir-doga-manifestosu-jeoloji-haritalari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 21:07:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1284</guid>

					<description><![CDATA[MTA uzun yıllara dayanan bir çalışmayla, Türkiye’nin kapsamlı bir jeoloji haritasını yayımladı. Bu haritanın ülkemizde jeoloji (yerbilimi) ve jeoloji mühendisliği açısından önemi nedir? Türkiye Jeoloji Haritası nasıl bir boşluğu doldurdu? Daha önce karşılanamayan hangi ihtiyaçlara cevap verdi? Neolitik devrimden günümüze insanlığın sürekli gelişim gösteren yaşamı, doğayla ilişkisinin sonuçlarıyla doğru orantılıdır. Bu ilişki, doğanın gizini algılayıp...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>MTA uzun yıllara dayanan bir çalışmayla, <a href="https://yerbilimleri.mta.gov.tr/anasayfa.aspx" data-type="link" data-id="https://yerbilimleri.mta.gov.tr/anasayfa.aspx" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Türkiye’nin kapsamlı bir jeoloji haritası</a>nı yayımladı. Bu haritanın ülkemizde jeoloji (yerbilimi) ve jeoloji mühendisliği açısından önemi nedir? Türkiye Jeoloji Haritası nasıl bir boşluğu doldurdu? Daha önce karşılanamayan hangi ihtiyaçlara cevap verdi?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Neolitik devrimden günümüze insanlığın sürekli gelişim gösteren yaşamı, doğayla ilişkisinin sonuçlarıyla doğru orantılıdır. Bu ilişki, doğanın gizini algılayıp onu değiştirme eylemi şeklinde olmuş, bu eyleme de akıl, bilim ve bilimsel düşünce eşlik etmiştir. Bunun için söyleşiye, ülkemizde bilime, bilimsel araştırmaya verilen önemi ve bilimin toplumsal yaşamımızdaki rolünün ne olup ne olmadığını irdeleyerek başlamak daha doğru olsa gerek. Avrupa’da basımı 19. yüzyılın sonlarında tamamlanan jeoloji haritalarının ülkemizdeki 70 yıllık serüvenini anlamak için bu irdelemenin gerekli olduğunu düşünüyorum. Çünkü jeolojinin gelişimi, ülkemizdeki bilimsel düşüncenin de gelişimiyle paralellik göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2.500 yıl önce Batı Anadolu’da Miletli 3 doğa filozofu Tales, Anaksimenes ve Anaksimeandros doğayı akıl yolu ile gözlemişler bilimle anlama çabası içinde olmuşlar ve insan yararına değiştirmeyi, dönüştürmeyi denemişler. Öyle ki, tarihte ilk deprem kuramını ortaya atan Anaksimenes, Sparta’da olacak bir depremi önceden haber verebiliyor, Tales ilk güneş tutulmasının zamanını kestirebiliyordu. Yani bu topraklar bilime, bilimsel düşünceye yabancı değildi. Bilim ve felsefenin anayurdu olan ülkemizde, bugün bilim dışı, dogmatik düşünce <sup>[1]</sup> ve hurafe, düşünsel, toplumsal, yönetsel ve siyasal düzlemde hâkimiyet kuruyor. Örneğin, depremler hala takdir-i ilahi olarak ya da tanrının gazabı olarak açıklanabiliyor. Üstelik bu görüş üniversite öğrencileri arasında bile ağırlıkla benimsenebiliyor. Bu anlayış eğitim sistemimizi olduğu gibi, geleceğimizi de belirleyecek olan siyasal iktidar yönlendiriyor. İşte tüm bu olumsuz durum ve şartlara karşın, akıl ve çekiçle Anadolu’nun, her deresine ve tepesine ulaşarak, güç çalışma koşullarında, ülkemizdeki farklı yaş ve bileşimdeki kayaçların ve yapıların kayıtlandığı jeoloji haritalarının önemi daha da anlam kazanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Her şeyden önce insanı korkularına esir eden kadercilik ve bağnazlığın kırılmasında bu bilimsel çaba önemli rol oynayacaktır. Örneğin, bu haritalara depremleri üreten diri faylar işlenmiştir. Yani yeryüzündeki deprem üreten kırığı bilmek, bilimsel düşüncenin dogmayı, hurafeyi kovması anlamına da gelmektedir. Bu haritaların tamamlanması salt jeoloji mühendisliği açısından değil, ülkemizin geleceği açısından da son derece önemlidir. Bu önemi kavrayabilmenin koşulu da jeoloji haritalarının işlevini anlamaktan geçmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeryüzü çok farklı yaş ve farklı özellikteki kayaçlardan oluşmaktadır. Jeoloji haritaları bu kayaçların yeryüzündeki dağılımını gösterir. Bu haritalar jeoloji mühendisleri için temel araç olup, harita üzerinde yer alan çizgiler ve simgeler kayaçlar arasındaki ilişkiyi yer altında üçboyutlu düzenlemeyi gösterir. Böylece kayaçların yüzeydeki dağılımları belirlenerek, yeraltına yönelik kestirimler yapılır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkemizin jeolojik özelliklerinin ve yeraltı kaynaklarının kuşak ve havza bazında bir bütün olarak görülebilmesi ve izlenebilmesine hizmet edecek olan bu haritalar, aynı zamanda yeni metalik madenler, endüstriyel hammaddeler, kömür, petrol ve doğalgaz, jeotermal enerji vb. yeraltı kaynaklarının aranıp bulunmasına yönelik araştırmalarda; baraj, tünel, otoyol, hava limanı gibi mühendislik projelerinin makro (büyük ölçekteki) planlanmasında, yeni kent alanları ile sanayi tesisleri için yer seçiminde, afete maruz kalabilecek alanların belirlenmesinde, doğal sit alanlarının tespitinde, kayaçların insan sağlığı üzerindeki etkilerinin araştırılmasında ve askeri amaçlarda kullanılan çok önemli bir başvuru kaynağıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Jeoloji haritaları üzerinde deprem üretebilecek nitelikteki diri fayların da belirtilmiş olması, ülkemizin önemli bir deprem kuşağında yer aldığı ve afetlerde yitirdiğimiz can ve mal kayıpları düşünüldüğünde, bu haritaların yaşamsal önemi daha iyi anlaşılır. Bütün bu çalışmalar, jeolojideki gelişmeler yukarıda da değindiğim gibi insanın doğayı dönüştürme çabalarıdır. Bu anlamda jeoloji haritaları, jeoloji mühendislerinin doğayı insan, insanlık lehine değiştirme ve dönüştürme çabasının en temel ögesidir. Öncelikle bu uzun mücadelede emeği geçmiş jeoloji mühendislerine yurttaş olarak bir teşekkür borcumuz olduğu bilinmelidir. Onlar ülke doğal kaynaklarının (maden yatakları, yeraltısuyu araştırmaları, petrol, doğalgaz, kömür vb.) aranması bulunması ve ekonomiye kazandırılmasında, insan yaşamını kolaylaştıran büyük mühendislik projelerinin hayata geçirilmesinde (otoyol, metro, baraj, tünel, hava ve deniz limanları vb.) kentlerimizin ve sanayimizin yer seçiminde, doğa olaylarının (deprem, sel, heyelan, kaya düşmesi, çığ vb.) afete dönüşmemesindeki çalışmalarda altyapıya dönük en önemli materyal olan jeoloji haritalarını ülkemize kazandırmışlardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özetle, jeoloji haritaları insanın üzerinde bulunduğu yeri tanıması ve tanımlamasıdır. Yer’in, yerkabuğunun kitabının yazılmasıdır. Yerkabuğundaki milyonlarca yıllık değişimin günümüzdeki görünümünün resmedilmesidir. Dünya’nın tarihini, geçirdiği değişimleri ancak jeoloji haritalarını okuyarak anlayabiliyoruz. İnsanın gereksinimlerini karşılayacak hammadde kaynaklarını arama, bulma ve işletmenin ilk koşulu jeoloji haritaları. Temel besin ve sağlık maddesi olan su kaynaklarının araştırılması ve su havzalarının korunması ancak bu haritalardaki bilgilerle olanaklı. Enerji, sulama ve kentlerin su ihtiyacını karşılayan barajların yer seçimi ve inşası için ilk elde bu haritaya ihtiyacımız var. Yerleşim yerleri ve sanayi alanlarının zemin ve depremsellik özellikleri ilk aşamada jeoloji haritalarından okunuyor. Deniz ve hava limanları, otoyol ve demiryolları ve büyük mühendislik yapılarının, güvenlik ve ekonomik açıdan yer ve güzergâh seçiminin temel verileri jeoloji haritalarında bulunur. Kentleşme nüfus artışı ve sanayileşme sonucu ortaya çıkan tüm dünyayı tehdit eden kirlilik ve çevre tahribatına karşı alınabilecek önlemleri, katı ve sıvı atıkların depolanma olanaklarına ilişkin seçenekleri, şifreleri bu haritalarda kayıtlanıyor. Sonuçta insanın doğayla ilişkisini düzenleyen başlıca bilim dalı olan jeolojinin, insanın doğayla uyum içinde yaşamasının ilkelerini ortaya koyduğu temel belge, “MANİFESTO”dur<sup>[2]</sup>, jeoloji haritaları..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Jeoloji haritalarının tarihi geçmişine baktığımızda jeolojinin ve jeoloji haritalarının ülkemizdeki öneminin anlaşılması ve gelişimi 1935 yılında MTA Enstitüsünün kurulması ile başlar. Elbette Anadolu’da ilk jeolojik araştırmaların tarihi 1935′den daha da geriye gitmektedir, ancak burada vurgulamak istediğim şey Cumhuriyet Dönemi araştırmalarıdır. 1935 öncesi etütler daha çok yabancılar tarafından yapılan özel amaçlı, genellikle de demiryolu güzergâhları boyunca yapılan çalışmalardır. Bu çalışmaların temel amacı ülkemizin yeraltı kaynaklarına yönelik araştırmalar olduğu bilinmektedir. Çünkü Emperyalist<sup>[3]</sup>&nbsp;güçler sömürge haline getirmeyi hedefledikleri ülkeleri (Genellikle de insani amaçlarla!) işgal etmeden önce o ülkenin özellikle yeraltı ve yerüstü kaynaklarını araştırırlar, nitekim bu denli öneme sahip jeolojik araştırmaların ve jeolojik haritaların yapılması 1839 yılında Gülhane Hattı Hümayunu’ndan sonra başlanılması asla bir rastlantı değildir.<sup>[4]</sup>&nbsp;Anadolu’nun sahip olduğu zengin yeraltı kaynaklarının talan edilmesi amacıyla başlatılan ilk jeolojik araştırmalar tamamen özel amaçlı çalışmalardır. İlk jeolojik araştırmaların zengin bor yataklarımızın yer aldığı Batı Anadolu’da yapılmış olması ise günümüzde dahi süren bor tartışmalarını düşününce çarpıcı, o kadar da düşündürücüdür. Jeoloji haritalarının önemi burada devreye girmektedir..</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Jeoloji haritalarının çalışmalarını yürüten MTA’nın dünü bugünü ve yarını üzerine neler düşünüyorsunuz?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Harita çalışması belirttiğiniz gibi tamamen MTA tarafından yürütülmüştür. Bu çalışmalarda başta TPAO olmak üzere üniversitelerimizin ve diğer kamu kurumlarının arşivlerinden de yararlanıldığını biliyoruz. Yüzlerce MTA’lı jeoloji mühendisinin büyük emeklerle gerçekleştirdiği bu eser MTA Genel Müdürlüğü’nün projesidir. Bu projede çalışan, projeyi gerçekleştiren ve bu dev esere imza atan jeoloji mühendislerinin meslektaşımız olmaları bize onur vermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üyelerimizin anlamlı bir çoğunluğunun çalıştığı MTA Genel Müdürlüğü ile Jeoloji Mühendisleri Odası geçmişten bugüne her dönemde sıcak ilişkiler içinde olmuştur. MTA ile meslek içi eğitim kursları, çeşitli bilimsel teknik etkinlikleri birlikte düzenleme, bilimsel yayın değişimi gibi ilişkilerimiz her dönemde sürdürülmüş ve devam etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle bir esere imza atan ülkenin yüz akı kurumlarının başında gelen ve mensubu olmaktan da onur duyduğum MTA, 1970′li yıllara kadar dünyada sayılı jeoloji kurumlarından biri ve ülke ekonomisine inanılmaz katkılar yapmış. Ancak küreselleşeme rüzgârlarından kurtulamamış, ülkede uygulanan kamuyu küçülte, işlevsizleştirme politikalarından oldukça etkilenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">22.06.1935 tarih ve 2804 sayılı yasayla kurulan Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü (MTA) ülkemizin jeolojisinin aydınlanmasında, çeşitli ölçekli ve amaçlı jeoloji haritalarının yapımında ve basımında, çeşitli yeraltı kaynaklarının ortaya çıkarılmasında ve bunların ekonomiye kazandırılmasında, en önemlisi bu konularda gereksinim duyulan elemanların yetiştirilmesinde görev üstlenmiş ve saygın bir kurum olarak isim yapmıştır. Dünyada eşdeğer ve/veya benzer kuruluşlarla yarışmış ve bu konuda kendisini kabul ettirmiş olmasına karşın 12 Eylül darbecileri tarafından 1983 yılında enstitü<sup>[5]</sup>&nbsp;kimliği elinden alınarak ismi Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü olarak değiştirilmiştir. Böylece bilimsel araştırmalar yapan özerk kamu kurumu bu dönemden sonra politik atamalarla siyasi iktidarların oyuncağı durumuna sokulmuştur. 1985 yılında 3213 sayılı Maden Yasası ile de maden arama alanı daraltılmış, dünyadaki eşdeğeri ve/veya benzeri kurumlar teknolojik donanım ve yönetim anlayışı bakımından kendilerini sürekli yenilerken MTA bırakınız kendisini yenilemesini, geriye götürülmesine adeta çanak tutulmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Son 20-25 yıllık dönemde gittikçe gerileme sürecini yaşayan MTA siyasilerin kadrolarını yerleştirdiği bir kurum haline getirilmiş, deneyimli eleman kadrosu ya emekli olmuş, ya da MTA’dan aradığını bulamayanlar başta üniversiteler olmak üzere diğer kuruluşlara geçmeyi yeğlemiştir. Emekli olanların veya ayrılanların yerine yeterli sayıda genç eleman alamamış, aldıklarını da yeterince yönlendirememiş ve jeolojik çalışmalarda oldukça önemli olan usta-çırak ilişkisi giderek tarihe karışmıştır. Siyasi amaçlı olarak gidilen bölgeleşme sisteminde bölge merkezleri hiçbir plan ve programa dayandırılmadan rastgele seçilmiş ve böylece MTA’nın yapısı hantallaştırılmıştır. Dünyada MTA eşdeğeri ve/veya benzeri kurumların bütçelerinin önemli bir bölümü ülkemizde olduğu gibi devlet tarafından, az bir kısmı da kendi öz kaynaklarından karşılanmaktadır. Özellikle son 15-20 yıldan beri bütçeden MTA’ya ayrılan kaynak neredeyse sadece personel giderlerini karşılayabilmekte, bu kaynaktan araştırmaya ayrılan pay ise %2-3′le sınırlı kalmaktadır. Dolayısıyla 1980 yılı öncesinde yenilikleri izleyen, bilim ve teknolojideki yeni gelişmeler ışığında program yapan ve ülke gereksinimlerini araştırıp bu doğrultuda proje üreten bir kurum olmaktan çıkmış, sıradan işlerle uğraşan, siyasilerden gelen talepleri karşılayan, yeniliklere kapalı bir kuruluş haline getirilmiştir. Yetkinliği tartışılan, hiçbir bilimsel projede görev almamış, tek özellikleri iktidara yakın olmak olan ve hiçbir bilimsel bilgi birikimi olmayan kişilerin siyaseten yönetici olarak atanmaları özellikle son 15-20 yıldan beri vazgeçilmez bir davranış biçimi olmuştur. Bir konuda veya bir dalda bilgi sahibi olmak için bir ömürlük zaman azdır. Ancak ülkemizde mevki sahibi olmak için bir gece veya 1-2 gün, bilemedin 1-2 ay çok uzun bir zaman sayılır. 1-2 günde, bazen bir gecede hiçbir altyapısı olmadan mevki sahibi olanlar, bir ömür boyu süren gayretlerle sahip olunabilen bilgiye bir gecede veya 1-2 günde sahip olduklarını zannederler. Yönetim erkini ellerine alıp yönlendirici ve denetleyici olurlar ve hatta çok önemli kritikler yaparlar. Merhum Uğur Mumcu’nun vurguladığı gibi “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi” olurlar. Bu yaklaşım ve uygulamalar MTA’da geçmişte de yaşanmış ve hala yaşanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1980 sonrası yaşanan olumsuz sürece karşın son birkaç yıldır sürdürülen çabalar MTA’nın eski görkemli günlerine dönme umudunu yaratmıştı. Ancak özellikle son dönemde oluşturulan siyasi müdahalelerle bilimsel ve teknik çalışma ikliminin tahribine yönelik süreç ivme kazanmıştır. Özellikle yönetici atamalarında hakkaniyet ve liyakat gözetmeyen, keyfi yönetim anlayışının kurumun bilimsel birikim ve etkinliğini zaafa uğratması, içini boşaltması ve işlevsizleştirilmesi kaçınılmaz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Halı hazırda deneyimli ve bilgi birikimine sahip, yurtsever az sayıdaki personelin üstün gayretleriyle önceden yapılmış çeşitli jeolojik araştırmalar ve jeolojik haritalar yeniden gözden geçirilerek çeşitli ölçekli ve amaçlı jeolojik haritalar üretilmektedir. Ancak gelecekte, aynı özellikteki haritaların yenilerini üretmek için zaman geçirmeden 1980 öncesi heyecanıyla jeolojik çalışmaların ve 1/25.000 ölçekli detaylı jeolojik harita yapımının sürdürülmesi gerekmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gelecekte basılacak olan 1/100.000 ve daha küçük ölçekli haritalar ile değişik amaçlı jeolojik haritaların üretilmesi için yeni bilgilerle ve yeni teknolojik olanaklarla yapılmış 1/25.000 ölçekli jeoloji haritalarına gereksinim duyulacaktır. Bu nedenle “Jeoloji haritası bir defa yapılır ve bu iş biter” anlayışıyla konuya yaklaşmak oldukça hatalıdır, hatta bu işin önemini anlamamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Son yayımlanan Türkiye Jeoloji Haritası, daha önceki jeoloji haritası çalışmalarının birikimleri üzerinde yükseliyor. Ve belki ileride daha kapsamlı yeni jeoloji haritaları hazırlanacak. Bu bağlamda, son jeoloji haritasının eksiklikleri neler? Ve bu eksiklikler nasıl giderilebilir? Bu alanda atılacak yeni adımlar neler olabilir?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Her jeoloji haritası basıldığı andan itibaren eskimektedir. Bu genel bir kabuldür ve doğrudur. İlk Türkiye jeoloji haritasının basıldığı yıl olan 1961′den günümüze yerbilimciler 42 yıl boyunca, bir yandan bu haritayı kullanmışlar diğer yandan yeni bulgu ve gözlemlerle var olan haritaların güncellenmesine katkıda bulunmuşlardır. Jeoloji mühendisinin laboratuarı doğadır. Dolayısıyla doğadaki yeni verileri sürekli gözlemleyen meslektaşlarımız kuşkusuz ileriki yıllarda bu haritayı da güncelleyeceklerdir. Bunun için ülkemizin yeraltı kaynaklarını aramak, ortaya çıkarmak jeoloji haritalarını yapmakla görevli MTA’nın enstitü kimliğine tekrar döndürülmesi gerekmektedir. 12 Eylülün kapattığı tüm kurumlar -bunlara siyasi partiler de dahil- tekrar yeniden çalışmalarına başlamalarına rağmen MTA’ya, elinden alınan enstitü kimliği hala iade edilmemiştir. Mevcut yapısı ve yönetim anlayışları ile bugün kendisinden çok fazla bir şey beklenmese de, 70 yıllık bilgi birikimi ve yerbilimlerinde üretilmiş bilgilerin arşivlendiği dünya çapındaki kütüphanesi ile yeni teknolojik yatırımlarla ve genç jeoloji mühendislerinin mesleğimizde olmazsa olmaz koşul olan usta-çırak ilişkisi içinde istihdamı sağlanmasıyla bu konuda yine önderlik yapabilecektir. Yönetsel zafiyetlerden arınmış, arama ve araştırma payı gelişmiş ülkelerin düzeyinde seyreden siyaseten değil liyakaten atamaların egemen olduğu bir MTA bunu başaracaktır. Bunun için siyasi iktidarların yani bu ülkenin bilim ve teknoloji politikalarına yön verenlerin bilime, bilimsel düşünceye, 5 temel bilimden biri olan jeoloji’ye (diğerleri matematik-fizik-kimya-biyoloji) ve bu bilimin uygulayıcıları olan jeoloji mühendislerinin önemini kavramaları ya da, Batı Anadolu’daki 2.500 yıl öncesi Milet’i hatırlamaları yeterlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Türkiye Jeoloji Haritası dışında, jeoloji alanında gereksinim duyulan başka temel çalışmalar neler?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kuşkusuz jeoloji haritaları yerbilimcilerin en temel araçlarındandır. Çok değişik kullanım alanlarının olduğunu belirtmiştim. Ülkemiz jeolojik yapısı gereği deprem, sel, heyelan (toprak kayması), çığ, kaya düşmesi gibi doğal olaylara sıkça maruz kalmaktadır. Doğa olaylarının afete dönüştü(rüldü)ğü ülkemizde en temel sorunlardan biri ülkemiz afet haritalarının oluşturulmasıdır. Bunun için öncelikle bu haritalara altlık olan ve yine MTA tarafından üretilen Türkiye Diri Fay Haritası’nın sürekli olarak güncellenmesi gerekmektedir. Bunun yanında, özellikle imar planlarında kullanılan planlama alanını oluşturan kayaçların mühendislik özelliklerinin sayısallaştırıldığı mühendislik jeolojisi haritaları önemli bir eksikliktir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bütün bunlara ilave olarak yeraltı kaynaklarımızın planlamasında önemli olan maden-jeoloji haritaları ise kaynaklarımızın kamu yararı doğrultusunda talan edilmeden ülke ekonomisine sunulmasında önemli bir yeri vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">MTA tarafından yayınlanmış olan genel amaçlı 1/2.500.000, 1/800.000, 1/500.000 (eski ve yeni) küçük ölçekli jeoloji haritaları bir bölgenin jeolojisini genel bir çerçeve içersinde görmek, jeoloji ile ilgili yerel jeoloji bulgularını bu genel çerçeve içinde değerlendirme amacıyla kullanılabildiği gibi doğal kaynaklar (maden, su, petrol, doğalgaz), zemin, doğal afetler, çevre, sağlık, gibi insan yaşamını doğrudan etkileyen doğa olaylarının meydana gelişini açıklamada kullanılabilecek verileri üzerinde barındıran, neyin nerde aranması gerektiği konularında genel bilgi vermeye ve konuyla ilgili çalışanları doğru kaynağa yönlendirmeye yönelik haritalardır. Turizm, ziraat, şehir planlaması, yerleşim, ulaşım ve askeri amaçlarla da jeoloji haritaları yaygın olarak kullanılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küçük ölçekli jeoloji haritaları, geniş alanlar kaplayan kaya çeşitlerini, kayaların yaşlarını ve devamlılığı fazla olan büyük fayları gösterir. Hangi madenin nerede bulunacağı konusunda bu haritalar çok genel anlamda yol gösterici olabilirler. Ancak maden yataklarıyla ilgili ayrıntılı jeoloji verilerinin bu şekildeki küçük ölçekli jeoloji haritalarında gösterilmesi mümkün değildir. Maden yataklarının oluşumunu sağlayan doğa olayları jeolojik olarak boyut itibariyle küçük olaylardır ve bunlarla ilgili jeoloji ayrıntıları ancak büyük ölçekli “Maden-Jeoloji Haritaları” hazırlanarak maden yataklarıyla ilgili sağlıklı değerlendirmede kullanılabilecek haritalar yapılabilmektedir. MTA tarafından 1970 yılında yayınlanan 1/2.500.000 ölçekli ve 2.000 yılında yayınlanan 1/1.000.000 ölçekli “Türkiye Metalojeni Haritaları” maden yataklarının cinsi, boyutu, şekli, kimyası, kökeni, oluşum yaşı ve bulunduğu yerdeki kaya çeşitleriyle ve tektonikle olan ilişkisini gösteren küçük ölçekli haritalardır. Bu haritalar benzer tip maden yataklarının bulunacağı maden havzaları hakkında fikir verirler ama bu haritalardan elde edilen bilgiler o madeni aramak için yeterli olamaz. O nedenle maden-jeoloji haritalarının hazırlanması gerekir. Bir maden yatağının bir yerde veya bir yörede oluşmuş olabilmesi için orada özel jeoloji koşullarının mevcut olması gerekir. Maden yataklarını bulabilmek için madenlerin bulunabileceği yerlerde arama yapmak gerekir. İşte burada sözü edilen küçük ölçekli jeoloji ve metalojeni haritaları bu yerlerin, bu yörelerin belirlenmesine yardımcı olan haritalardır. Genel amaçlı bu küçük ölçekli haritaların yanı sıra özel amaçlı büyük ölçekli jeoloji haritaları da hazırlanmaktadır. Buna örnek olarak maden yataklarıyla ilgili haritalar, “Maden-Jeoloji Haritaları” verilebilir. “Maden-Jeoloji Haritaları” bir maden oluşumunun veya bir maden yatağının bulunduğu yerdeki kaya çeşitleriyle, kayaların kimyasal bozuşmasıyla (alterasyonuyla), kayaların jeoloji yaşıyla, kırık sistemleriyle, olan ilişkisini ortaya koyan, söz konusu madenin aranmasına ve işletilmesine kılavuzluk edecek verilerin üzerine işlendiği büyük ölçekli haritalardır. Bu haritalar maden oluşumunun cinsine ve özelliklerine bağlı olarak genelde 1/25.000 ile 1/500 arasında değişen ölçekli olarak hazırlanmaktadır. Bir maden yatağı ile ilgili bilinmeyenlerin tamamının başlangıçtaki arama çalışmaları sırasında ortaya konulması mümkün değildir, mümkün olsa bile çoğu durumda ekonomik değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Maden işletmeciliği dinamik bir yapıya sahiptir. Maden işletme faaliyetleri sırasında gerek yeraltında ve gerekse yerüstünde çok miktarda malzeme kazılmakta ve yer değiştirmektedir. Her kazılan yer maden yatağıyla ilgili anlamlı jeoloji verilerinin ortaya çıkabileceği bir mostradır<sup>[6]</sup>. Kazı sonucu ortaya çıkan bu kıymetli veriler bir sonraki kazı işlemleriyle tahrip edilebilmekte veya üzerleri örtülerek kaybolmaktadır. Bu jeoloji verilerinin tahrip edilmeden veya kaybolmadan önce jeoloji mühendisince incelenip tekniğine uygun olarak haritalanması, yorumlanması ve bunun işletme faaliyetleriyle başa baş sürdürülerek “Yaşayan Maden Jeoloji Haritalarının” hazırlanması gerekir. Diğer pek çok konuda olduğu gibi jeoloji ilmi de her geçen gün aşama kaydetmekte maden yataklarıyla ilgili bilgiler gelişmekte, maden yatağı ile ilgili oluşum modelleri yenilenmektedir. Bir maden için geçmişte ihmal edilmiş bazı jeoloji verileri yeni geliştirilen modeller ve teknolojiler ışığında daha sonra çok önemli olabilmektedir. Bu nedenle yapılmış olan maden jeoloji haritalarının yeni gelişmeler ve oluşum modelleri ışığında yeniden detaylandırılması ve yeniden yorumlanması gerekmektedir. “Maden-Jeoloji Haritası” madencilik faaliyetleri onsuz yapılamayacak bilimsel temele dayalı teknik bir dokümandır. MTA, Türkiye’deki hemen hemen bütün maden yataklarını etüt etmiş, maden jeoloji haritalarını hazırlamıştır. Bunlar MTA’nın rapor arşivinde bulunan 15.000′den fazla raporun ekini oluşturmaktadır. Bu raporların ekinde bulunan jeoloji ve maden jeoloji haritaları yapıldığı zamandaki bilgiler ışığında hazırlanmış haritalardır. Gelişen bilgiler ve derlenen yeni veriler ışığında “Yaşayan Maden Jeoloji Haritalarının” maden işletmecisi kuruluşlarınca yapılması, yapılıp yapılmadıklarının kontrolünün ise Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nce (MİGEM) yapılması gereken haritalardır. MTA’nın yeni hedefi bu olmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İsmet Cengiz<br>TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı<br>MTA Maden Etüt ve Arama Dairesi</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Notlar</strong><br><sup>[1]</sup>&nbsp;dogma<br>isim Fransızca dogme<br>Belli bir konuda ileri sürülen bir görüşün sorgulanamaz, tartışılamaz gerçek olarak kabul edilmesi. (tdk.gov.tr)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><sup>[2]</sup>&nbsp;manifesto<br>isim, ticaret (manife’sto) İtalyanca manifesto<br>Resmî bir makam, kurum veya resmî olmayan bir örgüt, topluluk tarafından herhangi bir durumu ilgililere duyurmak için yazılan yazı, bildiri, bildirge, tebliğ. (tdk.gov.tr)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><sup>[3]</sup>&nbsp;emperyalist<br>sıfat Fransızca impérialiste<br>Emperyalizm yanlısı olan, yayılmacı, yayılımcı. (tdk.gov.tr)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><sup>[4]</sup>&nbsp;3 Kasım 1839′da okunan Tanzimat Fermanı, Türk tarihinde demokratikleşmenin somut ilk adımıdır. Aslen II. Mahmut döneminde planlanmasına rağmen, II. Mahmut’un ölümünün ardından oğlu Abdülmecit döneminde dışişleri bakanı Mustafa Reşit Paşa tarafından okunmuştur. Gülhane Parkı’nda okunması nedeniyle, Gülhane Hatt-ı Hümayunu veya Tanzimat-ı Hayriye de denir. (tr.wikipedia.org)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><sup>[5]</sup>&nbsp;enstitü<br>isim Fransızca institut<br>Bir üniversiteye bağlı veya bağımsız bir kuruluş olarak genellikle araştırma yapan ve bazı durumlarda öğretime de yer veren eğitim kurumu. (tdk.gov.tr)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><sup>[6]</sup>&nbsp;mostra<br>isim (mo’stra) İtalyanca mostra (tdk.gov.tr)<br>Kayacın yeryüzünde görülebilen parçası veya kısmı. (yerbilimleri.com, TDK’ya bu açıklamayı öneriyor.)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu metin ya da söyleşi, tekrar elden geçirilmiştir. Metnin ilk hali için, Bilim ve Gelecek Dergisi Ekim/2005 sayısına ya da Jeoloji Mühendisleri Odası’nın sayfasına bakınız.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="489" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/tjh.jpg" alt="" class="wp-image-1285" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/tjh.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/tjh-300x163.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/tjh-768x417.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Türkiye Jeoloji Haritası. Kaynak: <a href="https://archives.saltresearch.org/handle/123456789/109044" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Salt Araştırma</a></figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="542" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/tjhjmo.jpg" alt="" class="wp-image-1286" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/tjhjmo.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/tjhjmo-300x181.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/tjhjmo-768x463.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Türkiye Jeoloji Haritası. Kaynak: <a href="https://jmo.org.tr" target="_blank" rel="noreferrer noopener">JMO</a></figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="472" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/mtatjh.jpg" alt="" class="wp-image-1292" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/mtatjh.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/mtatjh-300x157.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/mtatjh-768x403.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Türkiye Jeoloji Haritası. Kaynak: <a href="https://yerbilimleri.mta.gov.tr/anasayfa.aspx" data-type="link" data-id="https://yerbilimleri.mta.gov.tr/anasayfa.aspx" target="_blank" rel="noreferrer noopener">MTA</a></figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="491" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/tjhmta.jpg" alt="" class="wp-image-1289" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/tjhmta.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/tjhmta-300x164.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/07/tjhmta-768x419.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Türkiye Jeoloji Haritası. Kaynak: <a href="https://www.mindat.org/photo-1187573.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">MTA</a></figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem Hakkında Bilgiler</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/deprem-hakkinda-bilgiler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 17:31:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1280</guid>

					<description><![CDATA[Yerkabuğunun derin katmanlarının kırılıp yerdeğiştirmesine ya da yanardağların püskürmesi sırasında olan sarsıntıya, deprem (yersarsıntısı ya da zelzele) denir. Depremin olduğu yerde yer titreşim yapar ve sallanır. Deprem bir doğa olayıdır ve yapay olarak oluşturulan sarsıntılara deprem denmez. Depremler, yerkabuğunun yeni kıvrılmış veya kırılmış bölgelerde, çok engebeli bölgelerde, genç kıvrımlarla vadilerin birleştiği bölgelerde, dağ yamaçlarının denizin...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Yerkabuğunun derin katmanlarının kırılıp yerdeğiştirmesine ya da yanardağların püskürmesi sırasında olan sarsıntıya, deprem (yersarsıntısı ya da zelzele) denir. Depremin olduğu yerde yer titreşim yapar ve sallanır. Deprem bir doğa olayıdır ve yapay olarak oluşturulan sarsıntılara deprem denmez.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Depremler, yerkabuğunun yeni kıvrılmış veya kırılmış bölgelerde, çok engebeli bölgelerde, genç kıvrımlarla vadilerin birleştiği bölgelerde, dağ yamaçlarının denizin derinliklerine kadar indiği bölgelerde meydana gelir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Depremler, volkanik bölgelerde yerkabuğunun altındaki erimiş kayaçların hareket etmesiyle de oluşur. Ancak bu tür depremler yerkabuğundaki kırıklıkların oluşturduğu kırık kuşakları boyunca görülürler. Büyük kütleler halindeki yerkabuğu katmanlarının birbirinden farklı hareketleri, kırık kuşağı boyunca büyük bir gerilim oluşturur: kırık kuşağının her iki yanındaki kayaçlar bir yay gibi gerilir. Sonra aniden kayaçların direnci kırılır ve büyük kütleler halindeki yerkabuğu katmanları harekete geçer; gergin kayalar serbest bırakılmış bir yay gibi titreşir. Aslında yerkabuğunun kırık kuşağı boyunca hareketi en şiddetli depremlerde bile yalnızca birkaç metredir. Ama bu hareket bir dakika kadar bir süreyle yerkabuğunu ileri-geri, aşağı-yukarı şiddetle sarsar. Yeraltında odak denen depremin başlangıç noktasında meydana gelen sarsıntı dalgalar halinde yayılarak yeryüzünde merkez denen bir noktada deprem şoku olarak ortaya çıkar. Burası depremin merkezidir ve buradan uzaklaştıkça şiddet azalır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Deprem merkezinden çevreye doğru muntazaman dalgalar halinde yayılır. Bunlara deprem dalgaları denir. Başlıca üç dalga çeşidi vardır:</p>



<p class="wp-block-paragraph">1) Boylamasına Dalgalar: P dalgaları da denir. Sismografların ilk kaydettikleri dalgalardır. Bu dalgalar katı, sıvı ve gaz halindeki bütün maddeler içinde yayılır. Bu dalgaların hızı saniyede 8 km kadardır. İnsanın kulağına ulaştığında boğuk bir gürleme halindedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2) Enlemesine Dalgalar: S dalgaları da denir. Hızı 4,8 km kadardır. Katı maddeler içinde yayılan bu tip dalgalar daha yavaş hareket ederler. Yayılma yönüne dik titreşimler meydana getirirler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">3) Uzun Dalgalar: L dalgaları da denilen bu tip dalgalar sismografların en son kaydettikleri dalgalardır. Yıkıcı sarsıntıları meydana getirirler. Bu dalgaların yayılma şekli, suya atılan bir taşın meydana getirdiği dalgaların yayılma şekli gibidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Depremler çeşitli derecede olur; özel gözlemevlerindeki sismograflarla tespit edilebilecek zayıf depremler bulunduğu gibi, yerin yarılmasına ve kalabalık bölgelerde büyük felaketlere yol açabilecek derecede şiddetli depremler görülür. Aynı şiddetteki depremler her yerde aynı etkiyi göstermez. Depremlerin yaptıkları hasarların derecesi o yerin coğrafi özelliğine ve toprağın yapısına bağlıdır. Kırık bölgelerde, alüvyonlu ovalarda ve kum, çakıl gibi gevşek topraklı yerlerde meydana gelen depremler daha çok zarar verir. Kayalık alanlarda ve eski kütlelerin bulunduğu sahalarda meydana gelen sarsıntılar ise daha az hasar meydana getirir. Bu durumda, depremin meydana getirdiği zararları en düşük seviyeye indirmek mümkündür. Sert kayalık alanlar üzerine depreme dayanıklı evler yapmak bu önlemlerin ilkidir. Depremin zararlarını en aza indirmek için alınacak diğer tedbirler:</p>



<p class="wp-block-paragraph">– İlk 2-3 saniye içinde depremin şiddetlenip şiddetlenmemesine göre tedbir almalıyız. Eğer şoklar hafif ise deprem uzaktadır ve asıl şok gelmeden tehlikeli yerden uzaklaşmalıyız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">– Kaçarken yanan ocak gibi şeyleri bırakmamaya dikkat etmeliyiz. Deprem sonrası su ve elektrik sistemlerini kontrol edip, önlem almalıyız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">– İki, üç katlı evlerin üst katları daha emniyetlidir. Merdivenler en tehlikeli yerleri teşkil eder. Duvar, kiriş ve devrilebilecek eşyalardan uzak durup masa, sıra gibi altı emin yerlere sığınmalıyız. Dışarıda binalardan uzak durmalıyız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">– Kıyılarda sismik dalgaların tehlikesine karşı sahilden uzak durmalıyız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">– Heyelanlı alanlarda kaya parçalarının yuvarlanabileceğini göz önüne almalıyız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">– Depremin birinci dakikasından sonra tehlikenin çoğu geçmiştir. Yanan bir yer veya bir şey varsa, yangın söndürülmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">– Asıl depremden sonra hafif sarsıntılar olabilir. Bu şokların sağlam yapıları da yıkabileceği unutulmamalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">– Bu önlemlerle birlikte soğukkanlı olmalı ve yersiz telaşlara kapılarak bazı zararlara sebep olmamalıyız.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeryüzünde meydana gelen depremlerin şiddeti Mercalli-Cancani ve Richter ölçeklerine göre tespit edilir. Mercalli ölçeği 12, Richter ölçeği ise 10 derecelidir. Depremler şiddetlerine göre Mercalli-Cancani ölçeğinde şu şekilde derecelenir:</p>



<p class="wp-block-paragraph">1. Derece: Ancak sismograflar kaydeder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2. Derece: Çok hafif geçer. Binaların üst katlarında oturanlar ve çok hassas kişiler tarafından hissedilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">3. Derece: Hafif sarsıntılardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">4. Derece: Orta şiddette sarsıntılardır. Evlerde kolayca hissedilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">5. Derece: Oldukça şiddetlidir. Herkes duyar. Bütün binalar ve eşyalar sallanır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">6. Derece: Şiddetlidir. Herkes duyar. Bazı binaların sıvaları dökülür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">7. Derece: Çok şiddetlidir. Binalarda çatlaklar oluşur. Ev eşyaları devrilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">8. Derece: Tahripkârdır. Bacalar ve anıtlar yıkılır. Binalarda yarıklar oluşur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">9. Derece: Çok tahripkârdır. Taş binalar çöker.</p>



<p class="wp-block-paragraph">10. Derece: Yıkıcı sarsıntılardır. Binalar temellerinden yıkılır. Şehirlerdeki su boruları, kanalizasyon ve hava gazı boruları gibi alt yapı hizmetleri büyük hasarlara uğrar. Demir yolları bozulur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">11. Derece: Afettir, bütün yapılar yıkılır. Yerde büyük çatlaklar, çökmeler olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">12. Derece: Çok büyük afettir. İnsan yapısı olan her şey yıkılır. Yeryüzünün şekli değişir. Yatay yerdeğiştirmeler olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugüne kadar, Richter ölçeğine göre tespit edilen en şiddetli sarsıntı 1960’da Şili’de 8,5 şiddetinde olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Denizin dibinde veya kıyıda meydana gelen depremler, şiddetine göre denizlerde büyük ve hızlı dalgalara sebep olur. Bunların hızları saatte 600-800 km’ye ulaşabilir. Bu tür dalgalara dev dalga (Jap. tsunami) adı verilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Depremleri inceleyen bilim dalına sismoloji, depremle oluşan sismik dalgaların süre ve genlik gibi özelliklerini kaydeden aygıta sismograf denir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sismograf bir çerçeve, ona asılı bir ağırlık ve bunların birbiri karşısındaki konumlarında meydana gelen değişikliği kâğıt üzerine aktaran bir düzenekten oluşur. Sismografın içinde bulunan ayna düzeni bir ışık demetini döner bir silindir üzerindeki fotoğraf kâğıdına yansıtır. Sismik dalgalar sismografın bulunduğu yeri sarstığı zaman sismograf bu sarsıntıyla hareket eder; ama içinde asılı durumda bulunan ağırlık hareket etmez. Böylece ağırlık ile üzerinde asılı olduğu çerçevenin birbiri karşısındaki konumu değişir. Buna bağlı olarak aynadan yansıyan ışık demeti döner silindirin yüzeyindeki fotoğraf kâğıdı üzerinde zikzaklar çizer. Böylece sismik dalgaların özelliklerini gösteren çizgiler fotoğraf kâğıdı üzerine işlenmiş olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeryüzünde ve yeraltında meydana gelen depremlerin etkisi oldukça büyük olabilir. Çoğu zaman toprak kabarmaları, çöküntüler, faylar meydana gelir. 1906’da SanFrancisco depreminde böyle bir fay görülmüştür. Boyu 470 km’yi bulan bu fay önüne çıkan her türlü araziyi hemen hemen doğru bir çizgi üstünde ikiye bölmüştür, yerüstü ve yeraltısularında önemli değişiklikler olmuştur. Bu faylar boyunca birbirinden ayrılan arazilerin dikey veya yatay olarak kaydıkları, eski düzen ve biçiminin kilometrelerce genişliğinde bir alanda değişikliğe uğradığı görülür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir depremde etkilenen bölgelerin genişliği depremin sebebiyle yakından ilgidir. Buna göre depremler şöyle sınıflandırılabilir:</p>



<p class="wp-block-paragraph">1) Çöküntü Depremler: Yeraltındaki bazı boşlukların birdenbire çökmesinden ileri gelir. Bazen çok şiddetli olan bu çeşit depremler, etkisini özellikle dar alanlarda gösterir. 1879’da İsviçre’nin Glaris kantonunun küçük bir kısmında olan deprem buna örnektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2) Volkanik Depremler: Yanardağ püskürmelerinden önce veya püskürmeyle birlikte olur. Bu depremin sebebi kapalı olan yanardağ bacasından çıkmak isteyen gaz veya lavın vuruntusudur. 1883’de İschia adasında meydana gelen deprem bu çeşit bir deprem sayılır. Yalnız birkaç kilometre öteden duyulabilen bu deprem Casamicciola şehrini yıkarak bu küçücük adada 3000 insanın ölümüne yol açmıştır. Oysa eski ağzı adanın ortasında bulunan aynı yanardağ 1302 yılından beri hiçbir faaliyet göstermemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">3) Tektonik Depremler: Depremlerin en önemli olanıdır. Bunların kesin sebebi henüz tartışma konusudur ve sebebinin tek olmadığı da şüphesizdir. Tektonik depremler yerkabuğunun, jeolojik sebeplerle bozulmuş olan izostatik dengesini elde etmesinden doğabileceği gibi, bazı faylar boyunca gelişen ağır ve belirsiz kaymaların sebep olduğu gerilim yığınlarından da ileri gelebilir. Onun için deprem bakımından en tehlikeli bölgeler (deprem bölgeleri) sıradağların ve büyük deniz çökellerinin yanı başında bulunur (Japonya, Şili, Sonda adaları ve küçük ölçüde Akdeniz’in çevresi).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Önemli tektonik depremlerde hemen her zaman ilk sarsıntıdan sonra gittikçe daha az şiddette gelen ve günlerce, hatta aylarca sürebilen bir dizi hafif depremler görülür. Bu ikinci derecedeki sarsıntılar, deprem merkezinin bulunduğu bölgede denge ve gerilimin ayarlanmasıyla açıklanır. Bunun tersine olarak şiddetli bir depremden önce hafif öncü depremlerin görüldüğü daha sıktır. Bununla beraber bu konuda yapılan sayısız incelemelere rağmen bu gibi zayıf depremlerin ardından büyük bir sarsıntının gelip gelmeyeceğini kestirmek çok güçtür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tektonik depremlerin incelenmesi, yerkabuğunun az veya çok derin tabakalarının fizik ve mekanik yapısı bakımından önemli bir rol oynar. Bu çeşit bir incelemede göz önünde bulundurulacak önlemler şunlardır:</p>



<p class="wp-block-paragraph">1) Deprem merkezinin derinliği, bilinen depremlerin çoğunda deprem merkezi, yeryüzüyle 50 km’lik bir derinlik arasında bulunur. Fakat yerin 700 km kadar derinliğinde, derin merkezli depremlerin meydana geldiği yakın zamanlarda anlaşılmıştır. Bu gibi depremlerin etkileri coğrafi bakımdan çok yaygın ve geniş olabilir; fakat genellikle hiçbir yerde büyük zarara yol açmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2) Yayılma Dalgaları: Deprem dalgaları titreşimli dalgalardır. Başlıcaları şunlardır: boylamasına iç dalgalar, enlemesine iç dalgalar ve uzun dalgalar; boylamasına iç dalgalar, uzak bir yerde ilk defa beliren dalgalara denir; enlemesine iç dalgalar ikinci olarak gelen dalgalardır; derin depremler dışında yüzeysel olan çeşitli dalgalara da uzun dalgalar denir; çünkü bunların titreşim devresi ötekilerden daha uzundur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu dalgaların çeşitli sismoloji istasyonlarınca “sismogram” adı verilen grafikler halinde kaydı ve bu kayıtların karşılaştırılmasıyla deprem merkezinin derinliği ve merkez üssü noktası kesinlikle bulunabilir. İç dalgalar geçtikleri çeşitli tabakaların esnekliğiyle belirlenen bir yayılma hızı gösterir; deprem merkezi derinse hız da fazladır. Sürekli kırılma yüzünden bu dalgaların yolağı yukarı doğru hafifçe içbükey biçimdedir, hızları da boylamasına iç dalgalar için 7,5-15 km/s, enlemesine iç dalgalar için 4-7,5 km/s kadardır, yüzeysel dalgalar, 4 km/s’lik bir hızla yayılır. Ayrıca, iç dalgalar, “yerçekirdeği” adı verilen 3.000 km derinliğe ulaştıkları zaman gerçek bir kırılma ve yansımaya uğrar; yeryüzüne geri dönen bütün bu dalgaların tespit edilerek inceden inceye gözden geçirilmesiyle Yer’in iç yapısı hakkında bir fikir edinmek mümkün olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bazı özel deprem olaylarına da değinecek olursak: Deniz kıyısı yakınında veya denizde olan depremler, hava olaylarından ileri gelen kabarmalardan farklı olarak korkunç deniz kabarmalarına yol açabilir. Öte yandan da insanların hayal gücünü işleten çeşitli belirtiler de deprem olacağına birer işaret sayılmıştır. Fakat bunlar daha çok volkan faaliyetleriyle ilgilidir. Aynı şekilde, deprem sırasında topraktan gelen gürültünün kaynağını bulmak ve bunu belirli bir sebebe bağlamak da pek kolay değildir. Geçmişte, bazı şiddetli hava olayları (kasırga, fırtına, siklon) ile depremler arasındaki az veya çok tesadüfî ilintiler üzerinde durulmuştur. Bu olayların bazı hallerde, önceden var olan gizli gerilimlerin boşanması için bir “tetik” rolü oynama ihtimali tahminen inkâr edilemese de günümüzde bilim adamları buna ancak bir istisna olarak bakabilirler. Fakat gene de insan açısından pratik önemi göz önünde tutularak bu konu üzerinde sürekli çalışmalar yapılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca bkz. <a href="https://yerbilimleri.com/depremin-matematigi/" data-type="link" data-id="https://yerbilimleri.com/depremin-matematigi/">Depremin Matematiği</a> ve <a href="https://yerbilimleri.com/depremin-buyuklugu-ml-mb-ms-md-ve-mw/" data-type="link" data-id="https://yerbilimleri.com/depremin-buyuklugu-ml-mb-ms-md-ve-mw/">Depremin Büyüklüğü: ML, mb, Ms, MD ve Mw</a></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="523" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/63026_seismogram.jpg" alt="" class="wp-image-1019" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/63026_seismogram.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/63026_seismogram-300x196.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/63026_seismogram-768x502.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">28 Aralık 1908 Messina depremine ait <em><a href="https://www.ydbe.mam.gov.tr/sismogram/index.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">sismogram</a></em>lardan biri, Almanya’nın Göttingen kentinde kaydedilmiştir. <em>Kaynak: <a href="https://etc.usf.edu/clipart/63000/63026/63026_seismogram.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Amadeus W. Grabau A Textbook of Geology</a> (Boston: D.C. Heath &amp; Co., 1920) 661</em></figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="504" height="523" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/richter-scale.jpg" alt="" class="wp-image-1216" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/richter-scale.jpg 504w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/richter-scale-289x300.jpg 289w" sizes="(max-width: 504px) 100vw, 504px" /><figcaption class="wp-element-caption">Farklı ölçekleri bir arada gösteren diyargam ya da matematik hesaplamasını gözle yapabileceğiniz monogram. Görüntü: <a href="http://crack.seismo.unr.edu/ftp/pub/louie/class/100/magnitude.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NSL</a></figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enerji-Mekan İlişkileri, Zaman Kavramı ve Evrim</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/enerji-mekan-iliskileri-zaman-kavrami-ve-evrim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jun 2025 09:37:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1273</guid>

					<description><![CDATA[Dünyamızın tarihi, yeryuvarı katmanlarına işlenmiş olarak kaydedilmiş bulunmaktadır. Güneş sistemimizin ve evrenimizin tarihi de o sistemler içinde çeşitli şekillerde kaydedilmiştir. Şimdi, tüm bu tarihsel gelişimlerin hepsinin çok genel bir özetini sunmak, nasıl bir evrende ve nasıl bir dünyada yaşadığımızı anlayabilmek için, geçmişe doğru bir geziye çıkalım. Günümüzden 50 yıl geriye gittiğimizde, elektronik teknolojisine ait ürünlerin...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Dünyamızın tarihi, yeryuvarı katmanlarına işlenmiş olarak kaydedilmiş bulunmaktadır. Güneş sistemimizin ve evrenimizin tarihi de o sistemler içinde çeşitli şekillerde kaydedilmiştir. Şimdi, tüm bu tarihsel gelişimlerin hepsinin çok genel bir özetini sunmak, nasıl bir evrende ve nasıl bir dünyada yaşadığımızı anlayabilmek için, geçmişe doğru bir geziye çıkalım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzden 50 yıl geriye gittiğimizde, elektronik teknolojisine ait ürünlerin (bilgisayar sistemleri, uydular ve bunlara dayalı iletişim teknolojisi, sonograf, vs.) yok olduğu bir dünyada yaşıyorduk ve tüm bu güncel teknolojilerden yoksun olduğumuzdan, bir saatte yapılabilecek bir işi bir kaç ayda ancak yapabiliyorduk, hatta bazı işleri hiç yapamıyorduk. Bu nedenle, günümüze oranla çok düşük bir “refah” seviyesindeydik. Ayrıca, yeni bilgilere dayalı olarak oluşturulan bu yeni iş kolları, yeni iş alanları sağlayarak, dünya genelinde işsizliğin azaltılmasında ana faktör olmuştur. Bundan çıkartılacak ilk sonuç: işsizliğe karşı en etkin yol, doğal sistem hakkında yeni bilgiler elde ederek, bu bilgilere dayalı yeni teknolojiler geliştirip, yeni iş kolları sağlamaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">200 yıl geriye gittiğimizde, elektrik bilgisi ve teknolojisinin yok olduğunu görüyoruz ve geceleri mum veya şamdanlarla aydınlatılan mekânlarda yaşadığımız, radyo, televizyon, telgraf, telefon, otomobil, uçak, tren gibi bugün hayatımızı renklendiren ve rahatlatan birçok nesneden yoksun bir dünyaya dönmüş oluyoruz. Refah düzeyimiz daha da düşmüş ve dünyadaki insan sayısı da, motorlu aletlerle ilişkili tüm meslekler de dahil olmak üzere, bir sürü iş kolunun yok olması nedeniyle, bir milyarı ancak bulmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">500 yıl geri gittiğimizde, matbaadan yoksun olduğumuz bir döneme giriyoruz ve yaşam çok monotonlaşıyor, çünkü okuyacak bir kitap bulmak bile çok zor oluyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1.000 yıl geri gittiğimizde, barut gibi patlayıcı maddelerin bilinmediği bir çağa dönmüş oluyoruz ve insanlar her türlü mücadelesini ancak bıçak, kılıç, ok, mızrak gibi basit aletlerle yapıyorlar. Yeryüzündeki meslek sayısı daha da azalmış ve tüm dünyada yaklaşık bir-iki yüz milyon kadar insan ancak yaşıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">10.000 yıl öncelerine gittiğimizde, günümüzdekiyle hiç kıyaslanamayacak bir yaşam dönemine dönmüş oluyoruz: İnsanlar ne bir maden biliyorlar, ne çanak çömlekten haberleri var, ne de doğru dürüst bir barınakları var. Bunun sonucu olarak, ne çivi gibi, maddeleri birbirine bağlayabilen bir nesneye sahipler, ne de bir bardak su veya bir kaşık çorba içebiliyorlar. Her türlü çanak-çömlekten yoksun bu yaşam döneminde, insanlar dere, göl veya pınar şeklinde su kaynaklarına doğrudan bağımlılar ve asla onlardan uzak bir yerde yaşayamıyorlar, çünkü suyu taşıyacak veya saklayacak bir çanak -çömlekten yoksunlar. Henüz tarım ve hayvancılık konusunda da bilgileri yok ve bu nedenle, yabani bitki ve meyvelerle ve de vahşi hayvan avcılığı ile geçinmek zorundalar. Böyle bir yaşam tarzında, nüfus yoğunluğu gittikçe azalmak zorunda, çünkü doğada ancak 100 kilometrekarelik bir alanda yetişen yabani bitki, meyve ve hayvan bir ailenin ihtiyacını karşılayabiliyor. Günümüzde bilinen mesleklerden hiç biri yok, dolayısıyla toplumsal hayat sisteminin temel öğesi olan “karşılıklı hizmet alış veriş sistemi” de oluşturulmamış. Toplumsallaşmanın olmaması ve dere veya diğer su kaynaklarına bağımlı yaşamaya zorunluluk nedeniyle, tüm dünyadaki insan sayısı ancak yaklaşık 10 milyon civarında. Evet, 10.000-15.000 yıl öncelerine gittiğimizde, tüm dünyanın nüfusu, bir “İstanbul” nüfusu kadar ancak var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">30.000 ile100.000 yıl önceleri arasına gittiğimizde, dünya nüfusu yaklaşık bir milyona düşüyor. Bu düşüşün ise iki ana nedeni var. Birincisi ve en önemlisi, dünya ikliminin o zamanlarda çok soğuk bir buzul devrine denk gelmesi ve bu nedenle dünya üzerinde yaşanabilecek ortamların, yüksekliği çok düşük vadiler ve tatlı su kaynakları çevreleri ile sınırlanmasıdır. İkincisi ise, insanlığın bilgi düzeyinin daha da azalarak, ok, mızrak, zıpkın, iğne gibi en basit temel ihtiyaç öğelerini dahi üretemeyecek ilkel bir düzeyde olmasıdır. O zaman insanlarının bilgi düzeyleri, sadece sert taşları seçip, onlardan kopardıkları parçaları, kesici alet olarak kullanmak ve de taşların birbirleriyle çarpışması sırasında çıkan kıvılcımdan ateş yakabilmekten ibarettir!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zaman içinde geriye doğru gittiğimizde, her şeyde bir değişme ve dönüşüm görüyoruz. Örneğin, yaklaşık 2 milyon yıl geri gidildiğinde, insan diyebileceğimiz yaratıklar, çok tıknaz, çok küçük kafataslı, kalın kaşlı, kaba kemikli, daha kısa boylu oluyorlar. Ayrıca belden altı insansı, ama belden üstü maymunsu bir başka “iki ayaklı” yaratık daha var. Yaklaşık 2,5 milyon yıl geriye gittiğimizde, insanların bu eski ataları da yok oluyor. Australopitechus adı verilen diğer iki ayaklı yaratık ise, yeryüzü sahnesinde yaşamına geçmişe doğru bir süre daha devam ediyor ve 5 milyon yıl önceleri film sahnesinden o da kayboluyor; sahnede sadece, filler, aslanlar, atlar, maymunlar, sığırlar, vs. gibi diğer memeliler ve diğer omurgalı ve omurgasız hayvanlar kalıyor. Yaklaşık 70 milyon yıl geriye gittiğimizde, hemen hemen tüm memeli hayvanlar kayboluyor ve onların yerine dinozorlar denilen bambaşka hayvanlar filmde görülüyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filmimizde dünyanın coğrafik görüntüsüne bakarsak, zaman içinde onun da tamamen değiştiğini görüyoruz: Geçmişe doğru gidildikçe Atlantik okyanusu gittikçe daralıp küçülüyor, Kuzey ve Güney Amerika kıtaları Avrupa ve Afrika ya doğru yaklaşmaya başlıyorlar. Hatta bu yaklaşmanın hızını bile saptayabiliyoruz: Yılda yaklaşık 4 cm! Diğer taraftan birçok ülke haritadan kaybolmaya ve denizlere gömülmeye başlıyor: Tüm Alp dağları, tüm balkan ülkeleri, Anadolu, İran, Himalayalar gittikçe denize gömülüyorlar, onların oldukları bölgede Tetis adını verdiğimiz büyük bir okyanus beliriyor; bu arada Afrika çok daha güneylere kayıyor!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Filmi geriye doğru oynatmaya devam edersek, yaklaşık 350 milyon yıl öncelerine ait tamamen değişik bir dünya coğrafyası ve tamamen değişik bir bitki ve hayvan topluluğu ortaya çıkıyor: Atlantik Okyanusu yok, Alp dağları, balkan ülkeleri, Anadolu, İran, Himalaya vs. yok. Afrika, Hindistan, Avustralya, Antarktika hepsi bir birine yapışık haldeler. Avrupa ve Asya ise birbirinden ayrılmış, aralarında Ural Dağlarını doğuracak bir okyanus var! Canlılar âlemi de tamamen değişik. Dinozorlar da yok olmuşlar, karalarda hayvan ve bitki çeşitliliği çok az: sadece böcekler, bazı sürüngenler ve bolca amfibiya (iki yaşamlılar) denilen semender ve kurbağagiller, bataklıklı ortamlarda yaşıyorlar. Meyve ağaçları gibi yapraklı bitkiler yok, çiçekli hiç bir bitki yok, onların yerine dev eğrelti otu ağaçları var. Yaklaşık 450 milyon yıl öncelerini gösteren sahnede ise, hayatın karalardan tamamen çekildiğini, yaşamın sadece denizlerde sürdüğünü görüyoruz. Karalar tamamen çırıl çıplak, ne bir yeşillik göze çarpıyor, ne bir kuş cıvıltısı duyulabiliyor, ne de bir yaprak hışırtısı!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Artık filmin bundan sonraki geçmişe ait sahnelerinde dünyamızdaki yaşamın sadece denizlerde olduğu bir zaman dilimini seyredeceğiz. 600 milyon yıl öncelerine varıldığında, canlılar âleminde tekrar büyük bir geçiş dönemiyle karşılaşıyoruz: Bize aşina olan tüm hayvanlar sahneden kayboluyorlar. Ne bir balık, ne bir denizkestanesi, ne bir midye, ne bir ıstakoz benzeri yaratık, vs. var! Ama denizlerde yine de bazı tuhaf görünüşlü hayvanlar bulunuyor: Günümüzde benzeri olmayan bazı deniz kurtçukları, medüze benzeyen yumuşak gövdeli yaratıklar, vs. Hepsinin ortak özellikleri şu: Bu canlılarda hiç kabuk, iskelet, gibi bir koruyucu veya destekleyici oluşum gelişmemiş. Onun için bu canlılara ilk defa bulundukları yerin ismine atfen Ediacara hayvanları diyoruz. Yaklaşık 700 milyon yıl öncelerine varıldığında, Ediacara hayvanları da yok oluyorlar: artık “hayvan” diye adlandırdığımız hiç bir yaratık dünyamızda görülmüyor. Filmimizin sahnesinde, dünyamızın o zaman ki denizlerinin sahipleri olarak, sadece “mikroplar” var artık. Dünyanın coğrafik görüntüsü de artık günümüzünkiyle en ufak bir benzerlik göstermiyor; tüm kıtalar küçük kıymıklara bölünmüş olarak o zamanın okyanuslarında ya bir ada gibi veyahut deniz içine gömülmüş parçalar olarak dağılmışlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaklaşık 3-3,5 milyar yıl geri gidildiğinde, denizler âlemindeki mikropların çekirdekli olanlarının da (Ökaryota) sahneden silinmiş olduğunu ve dünyanın “bakterilere” (Prokaryota) kaldığını görüyoruz. Yaklaşık 4 milyar yıl geriyi gösteren sahnede ise, dünyamızın bu ilk sakinleri de filmden siliniyorlar ve tamamen “hayatsız” bir zaman dilimine giriliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu film daha da geriye oynatılmaya devam edildiğinde, yaklaşık 5 milyar yıl önceleri dünyamızın ve de enerji kaynağımız olan Güneşin ve de ona ait Mars, Venüs, vs. gibi diğer gezegenlerin sahneden kaybolduğu izleniyor. Tüm gezegenleriyle birlikte Güneş (ve de dünyamız) sahneden silinirken, onların olduğu yerde, büyük bir dev yıldız = süper nova onların yerini alıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaydı yapılabilen filmimizin bundan sonraki eskiye ait sahneleri artık gittikçe bulanıklaşıyor ve net bir görüntü alınamıyor. Saptanabilen tek olay şu oluyor: Tüm galaksileriyle ve yerel guruplarıyla birlikte evrenimiz gittikçe büzüşüp küçülmeye başlıyor (aslında küçülmeye devam ediyor), ve yaklaşık 15 milyar yıl öncesine varıldığında, büzüşebileceği en küçük boyuta sıkışmış, yoğun bir enerjik ortama dönüşmüş, küçük bir kürecik olarak görünüyor. Bu küçük kürecik içinde ise herşey atom altı parçacıkları olarak bulunuyor. Ve filmimiz burada son buluyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Zaman Kavramının Tanımı ve Evrim Kavramıyla İlişkisi</strong><br>Tüm evrenin ve dünyamızın aynı anda bir resminin çekilerek, herşeyin o resimdeki gibi dondurulmuş olduğunu tasarlayın. İnsanlar heykeller gibi donup kalsınlar ve bedenler içindeki hücrelerde her türlü faaliyet durmuş olsun; rüzgâr esmesin, ışık dursun, dünyamız dönmesin, ay-güneş-yıldız sistemleri birbirlerine göre hiç hareket etmesinler, hiçbirinin üzerinde en ufak bir faaliyet olmasın! O zaman, ne yaşam oluşur, ne gün, ne gece, ne ay, ne de yıl! Yani o durumda zaman oluşmaz. Bu nedenle, zaman bir hareketlilik, bir akım-aktarım, vs. basit bir ifadeyle bir değişim-dönüşüm göstergesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğadaki bu değişim-dönüşümlerin nedeni ise: canlı cansız tüm varlıkların “hücreler”, “hücrelerin” moleküller, moleküllerin atomlar, atomların ise, enerji ile maddenin iç-içe olduğu, atom-altı-parçacıkları denilen temel yapı taşlarından oluşmalarıdır. Herşey matruşka bebekleri gibi, içlerindeki bir başka öğe tarafından oluşturulduğundan ve en temeldeki öğe ise sürekli-değişken-akışkan (yani aktif = canlı) olduğundan, halkanın en son ürünleri olan doğa ve dünyamızın nesnelerinin de sürekli bir değişim-dönüşüm içinde olması kaçınılmazdır. Bu nedenle “zaman” denilen değişim-dönüşüm göstergesi ortaya çıkar ve doğadaki herşeyde bir değişim-dönüşüm (yani evrim) vardır ve bireysel ömürler bu evrimin sadece birer adımıdırlar! Değişim-dönüşüm denilen bir sistemin doğa ve dünyamızda var olduğu, 2-3 asır öncesine kadar bilinmez. Dolayısıyla böyle bir terime karşılık gelecek bir sözcük de türetilmemiştir. Darwin 1859’da canlılar arasında değişim-dönüşüm olduğunu gözlemleyince, değişim-dönüşüm anlamında evrim (evolution) diye sözcük türetir ve ondan beri de evrim sözcüğü değişim-dönüşüm anlamında kullanılmaya başlanır. Zaman kavramının da değişim-dönüşümü simgelediği doğa-bilimsel verilerle ispat edildikten sonra, zaman kavramıyla evrim kavramlarının eş anlamlı oldukları ispatlanmış olur. Değişim ve dönüşüm hem canlılar hem de cansızlar âleminde vardır; değişim ve dönüşümün kısa tanımı da evrim olduğuna göre, evrim hem canlılar âleminde, hem de cansızlar âleminde söz konusudur. Yani zaman ve evrim eş-anlamlı olmaktadırlar. Bu saptamayı yaptıktan sonra evrim var mı, yok mu tartışmalarına bir nokta konulmuş olsun: Evrim yoktur demek, zaman yoktur demektir!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm bu anlatılanlardan çıkartılacak sonuç şu olur. Doğa ve dünyada sabit ve değişmez hiçbir şey yoktur; geçmişe gidildikçe, kentlerimiz kayboluyorlar; bilinen mesleklerimiz yok oluyorlar; insanlar ve de tüm diğer canlılar değişikliklere uğrayarak silinip gidiyorlar; dünyamızın görüntüsü sürekli değişiyor, karalar parçalanıp denizlerin altına gömülüyorlar, denizlerdeki biriken çamurlar, sıkışıp yükseliyorlar ve yeni dağlar oluşuyor; dünyamız ve güneş sistemimiz doğup, gelişiyor ve de bir yöne doğru gidiliyor. Güneşin doğup batması sürecinde, bir gün önceki ile bir gün sonraki güneş arasında fark vardır: Bu iki gün arsında, Güneşte bir sürü hidrojen yanarak helyum elementine dönüşmüştür; dolayısıyla, Güneş’imizin ömründen bir parçası eksilmiştir. Bu arada ise, Güneş’teki bu reaksiyonlardan kaynaklanan güneş ışınları dünyamıza gelip, fotosentez yapan canlılarca bağlanarak biyokütleye dönüştürülmüş, böylelikle birçok yeni canlı oluşumuna olanak sağlanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gedik, İ. Aralık, 2002. Enerji-Mekan İlişkileri, Zaman Kavramı ve Evrim, Üniversite ve Toplum, C. 2, S. 4, s. 10-13. (universite-toplum.org/text.php3?id=107 adresinden alınmıştır)</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="533" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/stephen-mabbs-7TzIBKezSDg-unsplash.jpg" alt="" class="wp-image-1274" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/stephen-mabbs-7TzIBKezSDg-unsplash.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/stephen-mabbs-7TzIBKezSDg-unsplash-300x200.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/stephen-mabbs-7TzIBKezSDg-unsplash-768x512.jpg 768w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/stephen-mabbs-7TzIBKezSDg-unsplash-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Pildappa Kayalıkları, Avustralya Görüntü: <a href="https://unsplash.com/photos/a-rocky-outcropping-in-the-middle-of-nowhere-7TzIBKezSDg" data-type="link" data-id="https://unsplash.com/photos/a-rocky-outcropping-in-the-middle-of-nowhere-7TzIBKezSDg" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Stephen Mabbs</a></figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin Neotektoniği</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/turkiyenin-neotektonigi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Jun 2025 06:22:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yapısal Jeoloji / Tektonik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1228</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’de Neotektonik Orta Miyosenden itibaren başlamaktadır. Bundan önceki kısım ise Paleotektoniktir. Neotektonik: Miyosen sonrası yaşlı tektoniğe bu ad verilir. Bu dönemdeki yapılara ise Neotektonik Yapılar adı verilir. Paleotektonik: Miyosen öncesindeki tektonik faaliyete denir. Bu dönemde meydana gelen yapılara ise Paleotektonik Yapılar adı verilir. Tektonik: Genel bir ifadedir. Yerkabuğunu etkileyen gerilmelerin tesiriyle meydana gelen olaylardır. Jeotektonik:...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de Neotektonik Orta Miyosenden itibaren başlamaktadır. Bundan önceki kısım ise Paleotektoniktir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Neotektonik: Miyosen sonrası yaşlı tektoniğe bu ad verilir. Bu dönemdeki yapılara ise Neotektonik Yapılar adı verilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Paleotektonik: Miyosen öncesindeki tektonik faaliyete denir. Bu dönemde meydana gelen yapılara ise Paleotektonik Yapılar adı verilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tektonik: Genel bir ifadedir. Yerkabuğunu etkileyen gerilmelerin tesiriyle meydana gelen olaylardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Jeotektonik: Dünyanın bölgesel ya da kıtasal büyüklükteki yapılarının hareketlerinden bahseden jeoloji dalıdır.</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de oluşmuş volkanizmalardan doğudakiler Kuzey-Güney yönlü sıkışmalar sonucu gerilme çatlaklarından meydana gelmiştir. Batıdaki volkanizma ise graben sistemine bağlı olarak gelişmiş volkanizmadır. Bu volkanizmalardan doğudakiler perlit yataklarını, batıdakiler ise bor cevherlerini oluşturmuşlardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’deki Neotektonik Yapıları şöyle sıralayabiliriz:</p>



<p class="wp-block-paragraph">1. Güneydoğu Anadolu Bindirmesi (çift bindirme)<br>2. Doğu Anadolu Fayı (DAF)<br>3. Kuzey Anadolu Fayı (KAF)<br>4. Kuzeydoğu Anadolu Fayı<br>5. Batı Anadolu Grabenleri<br>6. Güneydoğu Anadolu Kıvrımları<br>7. Ecemiş Çukuru Fayı (Eosen yaşlı)<br>8. Tuz Gölü Fayı<br>9. Isparta Büklümü<br>10. Doğu Anadolu’da ki Doğrultu Atımlı Fayı (Kağızman, Tutak, Çaldıran, Süphan, Malazgirt)<br>11. Doğu ve Orta Anadolu’da ki Dağ Arası Havzalar<br>12. Pull-Apart (Çek-Ayır) Havzalar<br>13. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Açılma Çatlakları</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ege’deki graben sisteminin Kuzey-Güney çekme kuvvetleri sonucu olduğunu bazı yazarlar öne sürmektedirler (K. Erçin KASAPOĞLU). Türkiye’deki neotektoniğin gelişiminde,</p>



<p class="wp-block-paragraph">– Afrika-Anadolu çarpışması ve Afrika’nın kuzeye ilerlemesiyle Doğu Anadolu’da meydana gelen sıkışma,<br>– Günümüzdeki Akdeniz’de dalma-batma sonucu oluşan Ege graben sisteminin oluşumu,</p>



<p class="wp-block-paragraph">etkili olmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’deki neotektonik yapıların en önemlileri ve en baskınları doğrultu atımlı faylardır. Tüm Anadolu sathına yayılmışlardır. Ancak Ege Bölgesi hariç. Bu bölgede doğrultu atımlı faylar az, ancak gravite fayları oldukça fazladır. Anadolu’da ki yapılar genellikle kırıklı yapılardır. Ancak Güneydoğu Anadolu’nun kıvrım kuşağı kıvrımlı yapılar yönünden önemlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KUZEY ANADOLU FAYI (KAF)</strong><br>Saros körfezinden başlayıp, Marmara denizinden geçip, Bolu’ya doğru Kuzeydoğu’ya yönelerek Kastamonu güneyindeki Kargı’ya ulaşmaktadır. Kargı’da Güneydoğu’ya yön değiştirerek Karlıova’ya kadar uzanmaktadır. Karlıova’nın 10 km. kadar doğusunda eşleniği olan Doğu Anadolu Fayı ile kesişmektedir. Bu fay literatürde Kuzey Anadolu Deprem Fayı veya Kuzey Anadolu Transform Fayı olarak da geçer. Transform faylar özellikle kıta kenarında oluşurlar ve litosferi boydan boya keserler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Normalde stres basıncı doğrultusu dar açı olması gerekir. Fakat burada geniş açı durumundadır. Bu da ilk oluştuğu zamanlar dar açı ilerledikçe genişlediği şeklinde yorumlanmaktadır. Doğrudan plaka arası faylara Intraplaying Faylar denir. Kıta içi faylara da Interplaying Faylar denir. Bu ikisi de asıl bildiğimiz transform faylar değildir. Kuzey Anadolu Fayı doğrultu atımlı sağ yönlü bir faydır. Fayın sıçrama yaptığı yelerde önemli çek ayı havzalar oluşmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GÜNEYDOĞU ANADOLU BİNDİRME KUŞAĞI</strong><br>Hakkari’den Kahramanmaraş civarına kadar devam eden ve orada Doğu Anadolu Fayı ile kesilen bir bindirme fayıdır. Kesilme yerinde bindirmenin 25 km. lik bir atımı vardır. Bu bindirme kuşağı aynı zamanda Avrasya ile Gondwana arasındaki Tetis’in kapanması ile oluşmuş bir kenet kuşağıdır. Bu hat gerçekten kıta-kıta çarpışması niteliğindedir. Güney kesim ön ülke durumunda olup kuzeydeki kesim ise kuzeydeki sıradağları meydana getirir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KENAR KIVRIMLARI</strong><br>Genellikle Güneydoğu Anadolu bölgesi kıvrımlar bakımından oldukça yoğun bir şekilde olması bakımından önemlidir. Bu kıvrımların eksenleri genelde Doğu-Batı doğrultuludur. Kıvrımlanma tamamen kuzeyden güneye bindiren orojenik silsilenin etkisiyle ön ülke kayaçları üzerindeki kayaçların sıkışmasıyla meydana gelmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’de oluşan ilk tektonik yapı Orta Miyosen sonunda oluşmuş olan Güneydoğu Anadolu bindirmesidir. Bundan sonra Güneydoğu Anadolu kıvrımları meydana gelmiştir. Kabuğun fayla kalınlaşması sonucu alt kısımda kısmi ergimeler meydana gelmiş ve kabukta kırılmalar oluşmuştur. Bunun en önemli işareti Türkiye’deki volkanik faaliyetler ve kabuk yırtılması (Kuzey Anadolu Fayı ve Doğu Anadolu Fayı) olaylarıdır. Bu olaylar sıkışma neticesinde meydana gelmiştir. Bu fayların oluşumu ve blokların hareket kazanması ile parçalanan Anadolu levhasının doğuya doğru bir koni biçimde daralan Karlıova’da birleşen Kuzey Anadolu Fayı ve Doğu Anadolu Fayı ile oluşmuştur. Bu levhanın batıya doğru kayması ile Batı Anadolu bölgesinde özellikle Üst Miyosen üstü (Mesiniyen) zamanda Doğu-Batı yönlü sıkıştırması ile Ege grabenlerinin oluşumu sağlanmıştır. Bu Kuzey Anadolu Fayı’na ve Doğu Anadolu Fayı’na göre daha geç bir zamanı temsil eder. Bu olayın zamanı birtakım jeolojik verilerden tespit edilebilmektedir. Batı Anadolu’da ki grabenlerin oluşum yaşı Mesiniyendir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>NEOTEKTONİK YAPILARIN OLUŞUMUNA ETKİ EDEN ETKENLER</strong><br>En büyük etken bir kıtasal çarpışma olayıdır. Tetis okyanusunun Miyosen ortasında kapanması ve bunun sonucunda kıtasal çarpışmanın olması neticesinde Türkiye’deki neotektonik yapılar meydana gelmiştir. Ancak bu nedenin doğurduğu sonuçlar diğer yapıların oluşmasını sağlamıştır. Yapılar birbirlerinin sebep ve sonuçları olarak meydana gelmiştir. Ana sebep bu çarpışmadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>TÜRKİYE’NİN NEOTEKTONİK BÖLGELERİ</strong><br>Türkiye doğudan batıya doğru birtakım neotektonik bölgelere ayrılmaktadır. Bu konuda ki ilk bilgileri Şengör (1980) vermektedir. Türkiye’yi neotektonik bölgeler açısından 4 bölgeye ayırmaktadır:</p>



<p class="wp-block-paragraph">1. Doğu Anadolu Sıkışma Provensi<br>2. Kuzey Türkiye Provensi<br>3. Orta Anadolu Ova Provensi<br>4. Batı Anadolu Gerilme Provensi</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu bölgeler kendine has yapı aileleri ile temsil edilirler. Bunlar doğrultu atımlı faylar, bindirmeler, kıvrımlar ve grabenler gibi özellikle kendilerine mahsus özellikleri olan yapılardır. Bu 4 provensten iki tanesi Doğu ve Batı Anadolu’dakiler. Halen tektonik bakımdan kuvvetle aktif bölgeleri meydana getirirken, Kuzey Anadolu bölgesi ile Orta Anadolu Ova bölgesi gerek sismik gerekse tektonik bakımdan az bir aktivite gösterirler. Orta Anadolu Ova bölgesi genç çökellerle örtülü olduğundan belki de mevcut olan tektonik yapı aileleri daha derine gömülmüş vaziyettedir. Bu sebeple durum tam olarak açığa kavuşturulabilmiş değildir. Fakat diğer bölgelerde veriler oldukça açıktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>TÜRKİYE’NİN NEOTEKTONİK EVRİMİ</strong><br>Türkiye arazisi Arabistan platformu ile Asya’nın çarpışması, ardından da bu çarpışmanın neticesi olarak oluşturulan asimetrik tektonik uzaklaşma sisteminin en iyi geliştiği bir bölgeyi temsil eder. Bu tektonik şema içerisinde en önemli ve en büyükleri doğrultu atımlı faylarla temsil edilen bir yapı ailesi ile karakterize edilir. Gerek eldeki deprem verilerinin odak mekanizması çözümleri, gerekse büyüklükleri açısından doğrultu atımlı faylar diğer yapılara daha baskın çıkarlar. Burada Erken Miyosen zamanından beri Doğu Akdeniz bölgesinin tektonik evrimi ve buna tekabül eden paleocoğrafik panorama gözden geçirilecektir. Daha öncede belirtildiği gibi söz konusu edilen bir bölgede son ana tüm tektonik yeniden yapılanmadan beri geçen zaman NEOTEKTONİK DÖNEM olarak tanımlanmıştır. Türkiye için Anadolu levhası ile Arabistan levhasının Orta Miyosendeki çarpışması bu dönemin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Bu değişimler ülkemizin neotektonik gelişmesini paleotektonik gelişmesinden ayırmak için uygun bir dönüm noktasını oluşturur. Doğu Akdeniz sahası ve çevre alanların neotektonik gelişmesi ile ilgili çalışmalarda en inatçı problemlerden birisi denizel Akdeniz Paleotetis ve karasal seriler arasındaki detay korelasyonların eksikliği olmuştur. Erken Miyosen sırasında (Akitiniyen-Landiyen arası) İzmir-Ankara-Erzincan sütunu ile İç Toros sütunu arasında Paleosen Eosen çarpışması ile ilgili kıta içi yaklaşma Anadolu’nun günümüzdeki çoğu alanının büyük bir bölümünü temsil etmektedir. Batıda Menderes Masifi kabarık yükselmesini devam ettirmiş ve günümüzdeki Himalayalarla karakter bakımından pek farklı olmayan yüksek bir bölgeyi temsil etmektedir. Girit’te Lisiyen Torosunda (Batı Torosu) ve o zaman hala Türkiye ile ilişkili olan Kıbrıs’ta kuzeye yönelik bindirmeler, Pontidler de dahil geniş sahalarda görülürken güneye bakan nap hareketleri Serravaliyene kadar devam etmiştir. Bu tektonik görüntü ile uyumlu olan paleocoğrafik görüntü, Orta-batı Anadolu’da doğuya doğru alçalan yüksek bir alan, Pontidler de ise karasal sedimanlarla örtülü dalgalı bir alan şeklindedir. Doğudan ve güneyden zaman zaman gelen deniz istilaları Orta Anadolu’da sadece küçük alanları su ile kapatmış ve sınırlı evaporit alanlar oluşturmuştur. Kalk-alkalen tipte seyrek bir volkanik aktivite Kuzeybatı Anadolu’da görülmektedir. Batı ve Orta Anadolu’da ki bu karasal alanlar kuzeydoğudan ve güneyden sığ denizlerle çevrili durumdaydı. Özellikle güneyde ve doğuda yaygın resifal kireçtaşlarının çökelimi Batı ve Orta Anadolu civarında yığılan karasal sedimanlar üzerinde yapılan çalışmalar sonucu tropikal bir iklimin varlığı bu çalışmalarda ispatlanan önemli bir veridir. Orta ve Batı Anadolu’da ki bu yüksek alanların nasıl yükseldiklerini tespit etmek eldeki veriler çerçevesinde oldukça güçtür. Yükselmeden sonraki kabuk kalınlığı 50 ile 75 km. ekstremleri arasında bulunmuştur. Buna göre Erken Miyosen sırasında Batı Anadolu’nun yaklaşık deniz seviyesinden 3 km. daha yüksekte olabileceği kabul edilmiştir. Erken Miyosen sırasında Arabistan plakasının gerek bu kıtacığın kuzey şelfindeki Midyat kireçtaşlarından gerekse Hakkari civarındaki derin deniz ortamı çökellerin hareketle kuzeydeki Avrasya kıtasıyla çarpışmadığı söylenebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğu Türkiye’nin hemen her tarafında sığ su ortamlarını karakterize eden karbonatların varlığı da bu görüşü desteklemektedir. Kuzey Anadolu Fayı’nın ve Doğu Anadolu Fayı’nın Erken Miyosen sırasında mevcut olmadığını vurgulamak önemlidir. Daha sonradan Kuzey Anadolu Fay Zonu içine dahil edilecek olan Çekeş, Kurşunlu ve Tosya havzaları iç pontid sütunu boyunca çarpışma sonrası fliş-molas havzalarının bir parçası olarak gelişmekteydiler. Bu havzalardaki sedimanlar sıkışmalı dönem sırasında meydana gelen Erken Miyosen sedimanlarıdır. Bu sıkışma pontidlerdeki son geriye bindirme olayları ile yönelim bakımından hem yaşıt hem de paralel bir konumdadırlar ve bu yüzdende genel olarak Türkiye orojenik döneminin devam eden Kuzey-Güney sıkışmasının bir parçası olarak düşünülebilir. Orta Miyosen sırasında (Lankiyen-Serravaliyen) Arabistan ile Avrasya, Güneydoğu Türkiye’de Bitlis süturu boyunca çarpışmışlardır. Bu çarpışma kenet kuşağı boyunca dağların kabarıp yükselmesi neticesini doğurmuş, Doğu Türkiye’de sakin su depolanma ortamlarını, içinde karasal kırmızı tabakaların çökeldikleri molas havzalarına dönüştürmüşlerdir. Bölgedeki bu sığ çökelme ortamlarının zaman zaman kısa süreli deniz baskınlarına uğradıklarını da burada belirtmek gerekir. Bu deniz ilerlemelerinin en sonuncusu Serravaliyende meydana gelmiştir ve bir daha deniz günümüze kadar bu bölgeye ulaşamamıştır. Aynı zaman aralığı sırasında Batı ve Orta Anadolu’da denizel depolanma yoktur ve denilebilir ki bu bölgeler hâlâ yüksek bir bölge durumundadır. Hatta 10 milyon yıllık bir açılma ve sübsidanstan sonra bile Batı Türkiye’de son Pliyosen buzulu sırasında günümüzdekinde en az 200 m. daha yüksekteydi. Orta Miyosen sırasında Anadolu bloğunun batıya doğru harekete başlamasının bol miktarda verilerine rastlanmaktadır. Kuzey Anadolu Fayı boyunca sıralanan havzaların detay stratigrafik ve yapısal çalışmalarıyla elde edilen veriler ve Paratetis ile Akdeniz serileri arasındaki karşılaştırmaların hassasiyeti Kuzey Anadolu Fayı zonunun oluşum zamanı geç Serravaliyende olarak tespitine olanak vermiştir. Bu sırada Alt Pontus formasyonunun en alt birimleri sedimantasyonla eş yaşlı faylanma ve aynı zamanda geniş bir makaslama zonu boyunca havzalara akmaya başlamıştır. Aynı zamanda gelecekteki Marmara Denizi’nin kuzey kıyısı boyunca geniş bir oluk oluşmuş ve bu oluk Saros Grabeni yoluyla Kuzey Ege Denizi ile bağlantı kurmuştur. Bu oluk Kuzey Ege Denizi’nden gelen tekrarlı deniz ilerlemeleri ile limnik ve flüviyatif bir sedimantasyona zemin hazırlamıştır. Ege denizi alanı ilk kez Tortoniyen sırasında Siglad Adaları ile Anadolu karası arasında oluşan dar bir boğaz vasıtası ile deniz basmasına uğramıştır. Bu koridor doğuda daha uzakta İstanbul’a kadar erişmiş fakat henüz yeni oluşmaya başlayan Kuzey Anadolu Fayı’nın geniş bir makaslama zonunun batı bitimiyle ilişkili olan daha güneydeki Yalova karasal havzasıyla ilişki kuramamıştır. Zira fayın yerleşim yeri günümüz çek-ayır havzası niteliğindeki Çınarcık Havzası ile uyum sağlamaktadır. Trakya’daki Ergene Havzası da Tortoniyen sırasında sübsidanal neotektonik bir bölge durumundadır. Tortoniyen aynı zamanda Ege ve Batı Türkiye grabenlerinin oluşmaya başladığı zamandır. Anadolu bloğunun batıya doğru hareket etmeye başladığını gösteren önemli bir delilde Doğu Girit’te ki Lerepatra yarı grabeninden elde edilmiştir. Kuzeydoğu-Güneybatı doğrultulu sol-yanal doğrultu atımla kontrol edilen bu graben Serravaliyende oluşmuşmuş ve adada bulunduğu kesimde Eosen(?)-Erken Miyosen nap kümelerini ayırmaktadır. Bu durum bize gösteriyor ki Hellenik hendek sisteminin daha önce yaklaşan doğu yarısı Anadolu bloğunun batıya doğru olan hareketine cevap olarak büyük bir ihtimalle doğrultu atımlı faylanmaya dönüşmüştür. Orta Miyosen sırasında (Lankiyenden Serravaliyene kadar) ondüleli bir topografya oluşturan kara yüzeylerinin çoğunun düşük ve geniş yükseltilerle ayrılan tatlı su gölleri ile işgal edildiği özellikle Erol (1981) tarafından belirtilmiştir. Daha sonra Tortoniyen sırasında bu yumuşak topografya çok sayıda fay sistemleri ile kırılmaya başlamış göl havzaları daralma ve yoğun üçgen biçimli parçalarla çevrilmiştir. Benzer bir gelişimin güne Ege içinde geçerli olduğunu bazı araştırıcılar göstermiştir. Bu da bize gösteriyor ki Anadolu bloğu batıya doğru hareket ederken iç bünyesel bakımdan da parçalanmalara uğramıştır. Serravaliyen sonunda gerek Ege’de gerekse Anadolu’da ki dalma-batma ile ilişkili volkanların dağılımındaki değişimler Anadolu’nun batıya doğru hareketinin başlangıcını işaret eder gözükmektedir. Türkiye’deki en güney dalma batma zonu ile ilişkili Tortoniyen öncesi volkanizma seyrek olmasına karşın, gelecekteki Anadolu bloğunun tüm uzunluğu boyunca üniform olarak dağılmıştır. Tortoniyenden başlayarak volkanizma da sadece yoğunluk bakımından artma olmamış aynı zamanda belirgin alanda yoğunlaşma olmuştur. Bu bölgeler sırası ile Hellenik ve Kıbrıs dalma-batma zonları arasındaki Güney Ege ve Güneydoğu Orta Anadolu bölgesi, Trakya’dan Yugoslavya’ya kadar aktif Kuzey-Güney gerilme zonunun batıya doğru hareket eden Anadolu bloğunun Doğu Trakya’yı ve Makedonya’yı bu alanların kuzeyindeki sahadan ayırmaya çalışmasının bir sonucu olarak ortaya çıktığı tartışılmıştır. Geç Miyosen sırasında (Messmiyen) Türkiye’nin güncel tektonik rejimi iyice belirgin bir hale gelmiştir. Bu dönemden itibaren ilerleyen deniz suları bir daha asla Türkiye kara alanının herhangi bir önemli kesimini istila etmemiştir. Bu sırada gelecekteki Kuzey Anadolu Fayı’nın yerinde daha önce gelişmiş bir makaslama zonunun varolduğu belirtilmiştir. Fay zonu asıl jeomorfolojik görüntüsünü daha sonra Erken Pliyosen sırasında almıştır. Bu veriler Erken Pliyosen ile Geç Serravaliyen arasında çökelen Pontus formasyonu içerisindeki mezofayların dağılımına dayanmaktadır. Alt Pontus formasyonu (Geç Serravaliyen-Tortoniyen) ile kuşatılan Kuzey Anadolu Fay Zonu ile ilişkili mezofaylar ana faya çaprazvari biçimde uzanan geniş bir kuşakta dağılım sunar. Üst Pontus formasyonu da (Mesiniyen-Erken Pliyosen) bu faylardan etkilenmiş, ancak daha dar bir zonda görülürler. Kuzey Anadolu Fayı boyunca rastlanan doğrultu atımlı havzaların çoğu da Mesiniyen olarak yaşlandırılmaktadır. Kuzey Anadolu Fayı’nın gidişi boyunca doğrultu atımlı havzaların sayısındaki tedrici artış, dünyada bu fayın en iyi benzerlerinden olan San Andreas Fayı boyunca olan Neojen havzalarına çok benzerler. Fay zonunun batı ucunda daha önce sözü edilmiş deniz koridoru neticede Çınarcık baseni olarak bilinen Kuzeybatı uzanımlı bir çöküntü üzerinde fay zonuna kavuşmuştur. Karmaşık graben sistemleri çökmeye devam etmiş ve Mesiniyen sırasında sayıca artmışlardır. Normal faylanmanın Mesiniyen sırasında Kos Adası’nda başladığı belirtilmiştir ve içinde Kos Adası’nın yer aldığı Kezme Grabeni muhtemelen aynı yaşlıdır. Graben tabanlarındaki hızlı çökme sedimantasyonu sınırlamış ve sahasal dağılımı büyük oranda kontrol etmiştir. Tatlı su gölleri Tortoniyen sırasında Orta Anadolu kesiminde geniş sayılabilir alanlar işgal etmesine rağmen Mesiyende bu tatlı su göllerinin sahasal büyüklüğü azalmıştır. Bunun nedeni hem artan faylanmaya bağlı olarak yükselen topografya, hem de Akdeniz’in Mesiyendeki kuruması ile gelişen sıcak iklimdir. Doğu Türkiye’de de karasal sedimanlar Doğu-Batı uzanımlı havzalarda toplanmaktaydı. Bu sahada Serravaliyen ile Erken Pliyosen arasında yüksek potasyumlu kalk-alkalen volkanizma yoğun olarak artmış ve topografik olarak yükselen sahaların çoğalmasını takiben yanal yönde yayılmaya başlamıştır. Pliyosen sırasında Türkiye’deki sedimantasyon alanı Geç Miyosen ve Orta Anadolu’da ki topografik yükseltilerle karşılaştırıldığında bir dereceye kadar azalmıştır. Kuzey Anadolu Fay Zonu boyunca havzalarda artma olmuş ve yeni havzalar meydana gelmiştir. Erken Pliyosen Doğu Anadolu Fayı ve Kuzey Anadolu Fayı boyunca sürekli derin ve dar çöküntülerin ilk işaretlerinin tanınabildiği ilk zamandır. Deniz, Kuzey Anadolu Fayı’nın batı kesiminden geri çekilmiş, buna karşın gelecekteki Ege denizini oluşturacak şekilde büyümüştür. Bu da bize gerilen alanın çöküşünü göstermektedir. Aslında herhangi bir kesin veriyle Kuzey Anadolu Fayı’nın başlangıcını tarihlemek için bu fay zonu boyunca kesin bir delil yoktur. Bununla beraber fayın doğu bitim yerinde ve yine fayın doğrudan etkisi altında gelişen Karlıova Havzasının çökmesi fayın Pliyosende oluştuğunu göstermektedir. Pleistosen sırasında Türkiye bugünkü topografyasını kazanmıştır. Bu sırada deniz Kuzey Anadolu Fayı’nın batı kesimine yeniden dönmüştür. Aynı zamanda deniz Ege Denizi boyunca Türkiye’nin kıyı alanlarını kaplamış ve kısmen de grabenler içerisinde yayılmıştır. Deniz, bu grabenler içerisinden tarihsel zamanlarda tamamen delta ilerlemeleri ile geriye itilmiştir. Türkiye’nin topografik görüntüsü zamanlacOrta Anadolu’da bir eksen etrafında tersine olarak değişmiştir. Anadolu bloğunun batıya doğru kaçmasının başlangıcının, topografik yüzeyin hâlâ batıya doğru eğimli olduğu bir zamanda başladığı belirtilmektedir. Topografik yüzey muhtemelen Pliyosen sırasında hemen hemen yatay bir durumdadır ve bu dönemin sonuna doğru batıya doğru eğimlenmeye başlamıştır. Şimdi (günümüzde) bile Erken Miyosen sırasında doğuya doğru yaptığı eğim kadar batıya eğim yapmamaktadır. Bu zamana kadar yapılan çoğu araştırmalarda bu durum dikkati çekmektedir. Araştırmacılar çalıştıkları alanlarda sınırlı bölgelerden kalkarak birtakım jeotektonik açıklamalar yapmışlar ise de bu hususta kesin bir neticeye gidilememiştir. Bu arada bölgesel manada bir açıklama Şengör ve Yılmaz tarafından yapılmıştır. Şengör, Türkiye’de paleotektonik neotektonik sınırını Orta Miyosen olarak vermiştir (Serravaliyen-Tortoniyen arası) Aynı zamanda yazar neotektonik olayları başlatan mekanizmanın Bitlis kenet kuşağı boyunca Avrasya-Arap kıtası çarpışması olduğunu belirtmiştir. Bu çarpışmaya bağlı olaylar zinciri şöyle sıralanabilir:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pontidler, Geç Kretase sırasında kuzeye eğimli bir dalma-batma zonu üzerinde gelişmekte olan kısmen Hersiniyen kısmen Kimmeriyen yaşlı bir temel üzerinde güneye bakan Pasifik tip bir kıta kenarı idiler. Neotetis’in kuzey kolunu oluşturan Vardar Okyanusunu tahrip eden bu dalma-batma zonu ile ilgili mağmatik yayın ardında Geç Kretase-Eosen açılan bir deniz ise bugünkü Karadeniz’i oluşturmuştur. Anadolu’da Neotetis’in kuzey kolunun güneyinde bugünkü Anatolid ve Toridleri kapsayan Anatolid-Torid platformu mevcuttu. Senoniyende (Üst Kretase) Neotetis’in kuzey kolundan güneye bu platform üzerine büyük ofiyolit napları yerleşmiştir. Batı Anadolu’da, Lütesiyen (Orta Eosen); Orta ve Doğu Anadolu’da, Priskaniyen (Üst Eosen) öncesinde doğuya doğru incelerek ve çatallanarak sona eren Anatolid-Torid platformu ile Pontid adayayı çarpışmıştır. Bu çarpışma sonucu Anatolid-Torid platformu kendi içerisinde kuzeye doğru eğimli büyük ölçekli şaryajlarla dilimlenmeye başlamıştır. Toroslarda ki karmaşık nap sistemleri bu dilimlenmenin doğurduğu napların güney uçlarını temsil ederler. Anatolid-Torid platformunun doğuya doğru çatalları Munzur dağları ve Bitlis-Pötürge kristalin napları ile temsil olunurlar. Bunlarla İran arasında Jura’dan Eosen’e kadar herhangi bir kıtasal bağlantı kurulamamıştır. Aksine Doğu Anadolu’nun önemli bir kısmının Eosen-Oligosen altı temelini Geç Mesozoyik-Erken Tersiyer yaşlı ofiyolitik melanj, fliş, ensimatik veya ensialik adayayı karmaşıklarının oluşturdukları konusunda pek çok veri bulunmuştur. Bu durum Doğu Anadolu’nun Karlıova ekleminin doğusundaki kesimlerinin tabanı en geniş manada bir melanj kamasının oluşturduğu fikri bu bölgelerin neotektonik stilinin ve kalk-alkalen volkanizmasının yorumlanmasında kritik bir rol oynamaktadır. Bu yüzden Anatolid ve Torid paleotektonik bölgeleri Doğu Anadolu’da bireyselliklerini kaybederler ve Doğu Anadolu yığışım karmaşığına geçerler. Gerek Anatolid-Torid platformunu, gerekse Doğu Anadolu yığışım karmaşığını Afrika-Arabistan levhasından ayıran Neotetis’in güney kolu Geç Kretase’de kapanmaya başlamış ve sadece Bitlis-Zagros kesiminde Orta Miyosende Arabistan-Avrasya nihai çarpışması gerçekleşmiştir. Türkiye’de neotektonik devreyi başlatan işte bu kısmi kapanmadır. Buna göre Türkiye’de neotektonik devreyi Anadolu-Arabistan çarpışması başlatmıştır. Doğu Anadolu bölgesi Pliyosen sonlarına doğru önemli derecede yükselmelere uğramıştır. Doğu Anadolu’nun yükselmesinin çok önemli ve yükselmesinin mekanizmasına ışık tutan yönü Bitlis Kenet Kuşağı dağlarının Doğu Anadolu platosundan daha sonra yükselmeye başlamış olmaları veya daha yavaş yükselmekte olmalarıdır. Gerek Kızıldeniz gerekse Atlas Okyanusu’ndan elde edilen magnetik lineasyon verileri hem Türk-İran platosu hem de civar yerlerin yüksek ve dağınık depremselliği ve hem de Türkiye’deki Kenar Kıvrımlarının ve Zagros şelf serilerinin Pliyosenden günümüze dek devam eden kıvrımlanmaları bu bölgede Arabistan-Avrasya yaklaşmasının hala faal olduğunu göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğu Anadolu’da bu yakınlaşma, okyanusal dalmaya imkan bulunmadığından kıtasal yamulmaya dönüşerek iki ana yolla karşılanmaktadır. Bir yandan Anadolu levhası Kuzey ve Doğu Anadolu transform fayları boyunca batıya sürüklenmekte, Karlıova ekleminin doğusunda da önemli bir kısmı bir melanj kamasında ibaret olan kıta kabuğunun kıvrım ve bindirme tektoniği vasıtasıyla kolaylıkla kısalıp kalınlaşmaktadır. Karlıova ekleminin doğusunda gerek Üst Miyosen gerekse Pliyosen tortuları genel olarak Doğu-Batı doğrultulu eksenler etrafında kıvrımlanmışlardır. Doğu Anadolu’da ki bütün yapı aileleri Bölgedeki yamulmanın kısmen Kuzey-Güney sıkışma ve Doğu-Batı genişleme (yanal atımlı faylar ve açılma çatlakları) kısmen de Kuzey-Güney sıkışma ve kabuk kalınlaşması (kıvrımlar ve bindirmeler) şeklinde geliştiğini gösterirler. Doğu Anadolu’da bu yapıların tümünün önemli bir ortak özelliği devamlılıklarıdır. Bu yapıların devamlılığının nedeni yapıların çoğunun kısa mesafede birbirlerine dönüşmelerinin sonucudur ve Doğu Anadolu’nun muntazam fakat homojen olmayan bir şekilde Kuzey-Güney yönünde daraldığını gösterir. Kıvrımlar ve bindirmelerle belgelenen şiddetli bir Kuzey-Güney daralmanın hakim olduğu Doğu Anadolu’daki yüksek ve halen yükselmekte olan topografya ve 150 m.gal’lik Bouger yerçekimi anomalisi burada aynı zamanda kalın ve halen de kalınlaşmakta olan bir kıta kabuğunun bulunduğuna işaret eder. Doğu Anadolu’daki kabuk kalınlığı Doğu Anadolu yığım karmaşığının sıkışıp kalınlaşmasının sonucudur. Yine Doğu Anadolu’da Kuzeybatı İran’la birlikte aynı zamanda yoğun bir Tersiyer volkanizması da etken olmuştur. Üst Miyosen Pliyosende başlayan bu volkanizma çok yakın tarihi zamanlara hatta günümüze kadar diri kalmıştır. Bu volkanizma hem kalk-alkalen hem de alkalen kayaçlarla temsil olunur. Plaka altına halen dalan bir litosfer levhasının bulunması Doğu Anadolu’da ki volkanizmanın kıta kabuğunun kısmi ergimeye uğramasının ve açılma çatlakları boyunca yükselmenin sonucu olduğuna işaret eder. Buradaki kalk-alkalen volkanizma melanj kaması malzemesinden kısmi ergime sonucu oluşmuş volkanizmayı, alkalen volkanikler ise açılan Kuzey-Güney veya buna yakın doğrultulu açılma çatlaklarından yükselerek yüzeye yayılmış manto malzemesini temsil eder. Kabuk kalınlaşması ve açılma çatlaklarının oluşumu Doğu Anadolu’da ki sıkışma tektoniğinin eserleri olduğuna göre buradaki bunlarla ilgili magmatizma da aynı olayın sonucu olması gerekir. Zaman içerisinde alkalen volkanizmanın kalk-alkalen volkanizmaya nispetle artma göstermesi ise artan kabuk kalınlığına bağlı olarak giderek fazlalaşan litostatik basınç etkisiyle platoda sıkışıp kalınlaşma tektoniğine oranla, sıkışıp yanal genişleme (yanal atımlı faylar, açılma çatlakları) tektoniğin fazlalaştığını göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özet olarak Doğu Anadolu’nun neotektoniği tek bir temel kaynaktan Arabistan-Avrasya yakınlaşmasının halen faal olmasından türemektedir. Ancak yukarıda da deyinildiği gibi platoyu devamlı yükseltmek yerçekimine karşı yapılan bir iş olduğundan giderek güçleşir. Bu nedenle Anadolu’nun önemli bir bölümünü yatay olarak kolaylıkla dalıp batabilen Doğu Akdeniz litosferi üzerine itmek bu bölgeyi tümüyle kalınlaştırmaktan daha elverişli görülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu olay iki parmak arasında sıkıştırılan bir limon çekirdeğinin parmakların arasından fırlamasına benzer bir olaydır. Bu olayın mekanik esasları şöyle açıklanabilir:</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir hacmin kıvrım ve bindirmelerle daralıp kalınlaşabilmesi için (s 3) en küçük asal gerilmenin düşey olması gerekir. Ancak artan kabuk kalınlığı (s z) olarak adlandırılan litostatik basıncı arttıracağı için belirli bir kalınlıktan sonra (s 3) + (s z) orijinal (s z) nin değerini geçerek onu düşey duruma getirir. Bu andan itibaren bölgede kıvrım ve bindirme tektoniği yanal atımlı fay tektoniğine dönüşür. Ancak hızlı erozyon durmuş olan yükselme nedeniyle daha önce erişilmiş olan yükseklikleri hızla aşındırır ve böylece (s 3) ü tekrar düşeye iade eder. Böylece yukarıda anlatılanlar tekrarlanmış olur. Avrasya’ya nazaran batıya doğru itilmekte olan Anadolu levhasını doğu yarısında sınırlayan Kuzey Anadolu Fayı ve Doğu Anadolu Fayı işte bu görevi yerine getirmek için oluşmuşlardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bektaş (1981) Kuzey Anadolu Fayı’nın yanal hareketinin doğuda Arabistan plakasının bağıl hareketinden kaynaklanmadığı görüşündedir. Yazar, Arabistan plakasının kuzeye doğru hareketiyle Anadolu ve İran plakaları arasında bulunan Van plakasının kuzeye doğru sıkıştırılması sonucu Anadolu plakasının batıya doğru itilmesine dolayısıyla bunun Kuzey Anadolu Fayı’nın sağ yanal hareketine neden olduğu kararındadır. Diğer taraftan aynı araştırıcı bölgesel ve global ölçekli yatay yöndeki kabuk kalınlığı değişikliklerinin kabuk içi büyük gerilmelere neden olduğu ve Kuzey Anadolu Fay Sistemi fayları ile birlikte dar rift zonları altında manto yükselmesi ihtimali de dikkate alınırsa Kuzey Anadolu Fayı Sistemi mekanizmasında yatay, düşey ve kabuk içi gerilmelerin etkinlik kazandığı belirtilmiştir. Bu nedenle araştırmacı plaka hareketlerinin kuramsal mekaniğinin daha da karmaşık bir durum kazanacağını ve Kuzey Anadolu Fayı Sistemi faylarının labaratuvar deneyi sonuçları ile açıklanmasının güçleşeceğini ileri sürmüştür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin büyük doğrultu atımlı faylarının oluşumunda tartışma konusu yapılan durumlardan birisi de bu fayların oluşumuna neden olan Arabistan plakasının hareket doğrultusudur. Genelde araştırmacılar bu hareket yönünün doğrultusunu yaklaşık Kuzey-Güney kabul etmelerine karşın detaya inildiğinde bazı yazarlar hareketi Kuzeydoğu yönlü olarak kabul ederken, bazıları Kuzeybatı yönlü kabul etmektedir. Bunlardan Arpat ve Şaroğlu (1972); Antakya grabenindeki çekme gerilmesinin meydana getirilebilmesi için Arabistan plakasının bağıl hareketinin Kuzeydoğu yönünde olması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Buna karşın Tatar (1978); bu yönün doğu kesimde Kuzey Anadolu Fayı’na dik, Doğu Anadolu Fayı’na ise paralel olduğunu ileri sürerek mekanik açıdan bu durumun uygun düşmediğini belirtmiştir. Ayrıca yazar gerek kendi bulgularını gerekse Kromberg (1978), Canıtez (1973) ve Alptekin (1973)’in bulgularını delil göstererek Arabistan plakasının hareketinin Kuzey-Kuzeybatı—Güney-Güneydoğu doğrultusunda olması gerektiğini savunmuştur. Diğer taraftan yazar bölgedeki diğer önemli yapısal unsurların duruşlarının böyle bir kuvvet doğrultusuyla uyuştuğunu belirtmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca, Kuzey Anadolu Fayı için başka bir mekanik sorunda bu fayın dış bükey bir yay oluşturması ve bu nedenle fayın batı kesiminin mevcut kuvvet doğrultularına göre sağ yanal bir atım meydana getirmesinin güç olacağı görüşüdür. Bu sorunla ilgili hala makul bir çözüm getirilmiş değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neotektonik dönemde araştırmacıların karşısına çıkan yapılar başlıca üç grupta toplanmaktadır. Bunlar;</p>



<p class="wp-block-paragraph">1. Eski yani paleotektonik yapılardan hiç etkilenmeyen tamamen yeni yapılardır. Buna ülkemiz açısından, Kuzey Anadolu Fayı, Doğu Anadolu Fayı ve Ege Grabenlerinin neotektonik dönemde oluşmuş olan genellikle Doğu-Batı grabenleri örnek verilebilir. (Asi Yapılar)</p>



<p class="wp-block-paragraph">2. Eski yapıları az veya çok izleyen anlamda kısmen ve özellikle konumları açısından etkilenmiş olan yeni yapılar. Örnek olarak; Ecemiş Çukuru Fayı (Kaim Yapılar)</p>



<p class="wp-block-paragraph">3. Konum ve türleri neotektoniğin kinematiğine uygun oldukları için evrimlerini değişikliğe uğramadan sürdüren yapılar. (Hortlak Yapılar)</p>



<p class="wp-block-paragraph">olarak sınıflamak mümkündür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ege’deki neotektonik dönemi başlatan hareketler hakkında başlıca iki görüş öne sürülmüştür. Bunlardan birisi Ege’nin Hellenik dalma-batma zonu etkisinde gelişmiş bir kenar denizi olduğu görüşü, diğeri ise Ege’nin Doğu-Batı daralma sonucu Kuzey-Güney yönde açılmaya başladığı görüşüdür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu iki görüşten birincisi sadece mekanik bir yaklaşım olup çok fazla kabul görmemiş, buna karşın ikinci görüşün daha tutarlı bir görüş olduğu kabul edilmiştir. İkinci görüşe göre Anadolu bloğunun batıya hareketinin Yunan makaslama zonu boyunca frenlenmesi bölgede genel bir Doğu-Batı sıkışmaya neden olmuş ve bu sıkışma Ege bölgesinde Kuzey-Güney açılma ile karşılanmaya çalışılmıştır. Tüm Doğu Anadolu orojenik zonu içerisinde neotektonik rejimin gösterdiği düzenlilik ve özellikle zamanlamadaki uygunluk bu bölgedeki tüm neotektonik evrimin tek bir kaynaktan türemediğini göstermektedir. Bu nedenle Ege’yi bu sistemin diğer parçalarından soyutlamak mümkün değildir. Ege’nin Hellen hendeğinin gerilmesi sonucu gerilmeli bir fay sistemi olarak oluştuğunu ileri süren modellerin karşılaştığı en büyük güçlük Ege’deki neotektonik yamulmanın tamamen Yunan makaslama zonunun güneyi ile sınırlı kalması ve Doğu Akdeniz’in özellikle Anadolu’nun neotektonik evrimi ile gösterdiği mükemmel zamansal uyumudur. Öte yandan ikinci modelin karşılaştığı en önemli güçlük ise sadece Doğu-Batı daralma etkisi ile Ege’de Tortoniyenden beri gelişen en az %30 Kuzey-Güney genişlemeyi gerçekleştirebilmektedir. Gerçi Doğu-Batı daralma aynı yönde uzanan Doğu-Batı serbestleme yapıları oluşturmakla birlikte Ege’de bildiğimiz büyük genişlemeleri temsil eden graben sistemlerini oluşturabilmek için faal bir Kuzey-Güney çekme gerekir. O halde bu çekmenin kökenine göz atıldığında bir makaslama çifti gerilmesi bu soruya en uygun cevabı verir. Anadolu bloğunun batıya doğru kaçışı yalnız Kuzey Anadolu Fayı boyunca hareketli değil özellikle Orta Anadolu’yu bir ağ gibi ören ve buradaki büyük ovaları sınırlayan verev atımlı faylar boyunca meydana gelen hareketle de karşılanmaktadır. Bu faylar değiştirilmiş bir Prandtl hücresi içinde oluşan kayma düzlemlerine benzetilmiştir. Bu benzetmede Kuzeydoğu-Güneybatı doğrultulu sağ yanal atımlı faylar için yeterince bulunmuş, Kuzeybatı-Güneydoğu doğrultulu sol yanal atımlı faylar için tek örnek bulunamamıştır. Buradan hareketle Prandtl hücresi benzerinin Türkiye arazisi için asimetrik geliştiği ve Anadolu’nun Güneydoğu’ya iç bükey dilimler şeklinde Doğu Akdeniz’in okyanusal litosferi üzerine atıldığı ortaya çıkmaktadır. Ege bu dilimlerin en batıda ki ve en büyük alanıdır. Dilimlerin birbirlerine göre yaptıkları hareket sonucu Ege dilimi içerisinde makaslama yamulması oluşmuş ve bu makaslama çifti Ege genişleme alanını doğurmuştur. Ege’nin genişlemesi, genişlemenin en rahat olabileceği yani çevrede en çok okyanusal litosfer olan en batı bölgeden başlamış ve genişleme rejimi Anadolu içlerine kadar gittikçe azalan bir şiddetle ilerlemiştir. Ege graben sistemi doğu ve Kuzeydoğu’da sınırlandırdıkları düşünülen Kuzeybatı-Güneydoğu doğrultulu muhtemel yanal atımlı fay sistemlerine de bu görüş açıklık kazandırmış bulunmaktadır. Bunlar Ege bölgesinde etkili olmuş makaslama sistemine ait antiriddle kesmeleridir. Hellen hendeğine paralel gelişen, hendeğe hem dik hem de paralel genişleme ile kesimin yamulma hareketlerinin Ege’nin diğer bölgelerinden farklı olarak buradaki yamulma elipslerinin her iki ekseni de pozitif uzamaya sahiptir. Güney Ege’de Hellen hendeği ile bunun daha gerisinde ve kuzeyinde kalan bir hat arasındaki bölge Ege’deki hendek gerilmesi sonucu gelişen tek alanı temsil etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>TÜRKİYE’DE Kİ NEOTEKTONİK YAPILARIN KARAKTERİSTİKLERİ</strong><br>Güneydoğu Anadolu bindirmesinin yaşı Orta Miyosen sonrasıdır. Bu bindirme Orta Miyosende başlamıştır ve halen günümüzde de devam etmektedir. Bu bindirme yaklaşık 20 km. kadar güneye ilerlemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kuzey Anadolu Fayı ve Doğu Anadolu Fayı için kesin bir oluşum yaşı verilememektedir. Burada sadece yaklaşımlar vardır. Ancak şunu söyleyebiliriz ki Anadolu-Afrika levhasının çarpışmasından sonra oluşmuş yapılardır. Pavoni (1961) Kuzey Anadolu Fayı için Erken Tersiyer yaşta olabileceğini ileri sürmüş olmakla birlikte daha sonra yapılan detay çalışmalar bu yaş aralığını daha geç zamanlara taşımıştır. Ketin (1976) Kuzey Anadolu Fayı’nın rift zonu içinde Orta Miyosenden daha yaşlı sedimentler bulunmadığını belirtmiştir. Abdusselamoğlu (1959) Mudurnu civarında elde ettiği bulgulara dayanarak faylanmanın en azından Pliyosenden önce hareket etmeye başlamış olduğunu belirtmiştir. Tatar, Erzincan dolaylarında fay kollarından birinin pliyosen çökelleri ile örtüldüğünü belirterek faylanmanın Pliyosenden önce başlamış olması gerektiğini savunmuştur. Seymen Reşadiye dolayında yaptığı çalışmada Pontidlerle Anatolidler arasında ve Burdagaliyende meydana gelen bindirmenin fayla kesildiğini ve ötelendiğini belirterek faylanmanın Burdagaliyen sonrası meydana geldiğini göstermiştir. Seymen ve Aydın Göynük civarında Alt Miyosen yaşlı kayaçların faylanmadan etkilendiğini ve atıldığını belirtmiştir. Ayrıca Canıtez, Arpat ve Şaroğlu fay boyunca yılda 1-2 cm’lik ortalama bir hareketin varlığını belirtmiştir. Eğer bu oranı kabul edip aynı zamanda fay boyunca ortalama 80 km’lik bir atım göz önüne alınırsa bu hızla bu atımın meydana gelmesi yine Burdagaliyen-Pliyosen arasına denk düşmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Barka (1984), Kuzey Anadolu Fayı’nın yaşı ile alakalı şu görüşü ileriye sürmüştür. Yazara, göre fay ilk kez Tortoniyen sırasında oluşmaya başlamış Mesiniyen ile Pliyosenin hemen başında fayın terslenme gösterdiği belirtilmiştir. Yine aynı araştırıcıya göre Pliyosen-Erken Pleistosen döneminde Kuzey Anadolu Fayı’nın ana kırığının oluştuğu ve deformasyonun geniş alanlar yerine yalnız fay düzlemi boyunca yanal hareketler şeklinde ortaya çıktığını belirtmiştir. Doğu Anadolu Fayı üzerinde Kuzey Anadolu Fayı’nda olduğu kadar çok çalışma yapılmamıştır. Bu nedenle faylanmanın yaşı konusunda yeterli oranda veri yoktur. Gölbaşı civarında Erdoğan tarafından yapılan bir çalışmada Güneydoğu Anadolu bindirmesinin faylanmadan etkilendiğini ve 25 km. kadar ötelendiğini belirtmiştir. Buda bize en azından Doğu Anadolu Fayı’nın Güneydoğu Anadolu ana bindirmesinden sonra meydana geldiğini göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Faylanmaların yaşı ile ilgili bütün bu veriler fayları oluşturacak yırtılmaların en azından Orta Miyosen ile Pliyosen arası bir dönemde yani Türkiye için öngörülen neotektonik dönemde meydana geldiğini göstermektedir. Kökeninde yukarıda söz edilen yapılarla ilişkili olan Batı Anadolu grabenlerinin faylarıda yine neotektonik dönemde oluşmuş kırıklardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yapılarla ilgili atımlara gelince Güneydoğu Anadolu bindirmesinin atımı yaklaşık 20 km. kadardır. Doğrultu atımlı faylara gelince bunların toplam atımı üzerinde çok değişik görüşler ileriye sürülmüş durumdadır. 300-400 km’den 15 km’ye kadar değişen değerler verilmektedir. Pavoni Kuzey Anadolu Fayı’nın güneyinde kalan Amasya Jurası ile fayın kuzeyinde kalan Bayburt Jurasını karşılaştırarak Kuzey Anadolu Fayı’nın 400 km. civarında bir toplam atımı olduğunu ileri sürmüştür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu konuda Seymen Amasya-Reşadiye civarında yaptığı gözlemlerde Pontid Anatolid kenet kuşağının faylanmadan etkilenmiş olup ve Kuzey Anadolu Fayı ile atılmış durumdadır. Araştırmacı atımın 85 ± 5 km olduğunu ileri sürmüştür. Bu arada Tatar Erzincan civarında 50 km kadar bir atım belirlemiş ve bunun Seymen’in bulguları ile uyuştuğunu belirtmiştir. Tokay Kuzey Anadolu Fayı’nın 60-80 km kadar bir toplam atım sunduğunu ileri sürmüştür. Bergounan (1975) Erzincan civarında 100-120 km kadar bir atımdan söz etmiştir. Barka ise Havza-Ladik civarında 25 ± 5 km’lik bir atım bulmuştur. Kuzey Anadolu Fayı’nın atımı üzerinde genel olarak kabul gören bir görüş fayın doğu kesimlerdeki atımın batı kesimine göre daha fazla olduğudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğu Anadolu Fayı’nın toplam atımı üzerinde daha az sayıda kaynak bilgi mevcuttur. Üç lokasyonda verilen değerler şu şekildedir: Göynük civarında 22 km, Gölbaşı civarında 20 km, Pötürge civarında Fırat nehrinin fay zonundaki sol yanal atımda 15 km dolayında olduğu belirtilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu metin, Fırat Üniversitesi Jeoloji Bölümü’nde Yard. Doç. Dr. Mehmet TURAN tarafından verilen yüksek lisans dersi Türkiye’nin Neotektoniği’nde, Mehmet ZOR (<a href="https://www.e-cografya.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">e-cografya.com</a>) tarafından ders notu olarak tutulmuştur.</em></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="548" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/turkey_map_tectonic.jpg" alt="" class="wp-image-1229" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/turkey_map_tectonic.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/turkey_map_tectonic-300x206.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/turkey_map_tectonic-768x526.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Türkiye ve çevresinin tektonik haritası. Görüntü: <a href="http://web.itu.edu.tr/~okay/AralOkayMapsAndDiagrams.htm" data-type="link" data-id="http://web.itu.edu.tr/~okay/AralOkayMapsAndDiagrams.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Aral Okay</a></figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="554" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/turkey_map_active_tectonic.jpg" alt="" class="wp-image-1230" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/turkey_map_active_tectonic.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/turkey_map_active_tectonic-300x208.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/turkey_map_active_tectonic-768x532.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Doğu Akdeniz’in aktif tektonik haritası. Görüntü: <a href="http://web.itu.edu.tr/~okay/AralOkayMapsAndDiagrams.htm" data-type="link" data-id="http://web.itu.edu.tr/~okay/AralOkayMapsAndDiagrams.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Aral Okay</a></figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="722" height="455" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/turkey_map_seismic.jpg" alt="" class="wp-image-1231" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/turkey_map_seismic.jpg 722w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/turkey_map_seismic-300x189.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/turkey_map_seismic-150x95.jpg 150w" sizes="(max-width: 722px) 100vw, 722px" /><figcaption class="wp-element-caption">Son yüzyılda Türkiye’deki deprem etkinliği. Görüntü: <a href="http://fanack.com/en/countries/turkey/basic-facts/geography-and-climate/earthquakes/" data-type="link" data-id="http://fanack.com/en/countries/turkey/basic-facts/geography-and-climate/earthquakes/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Fanack</a></figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Küresel Isınma: Gerçekler ve Belirsizlikler</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/kuresel-isinma-gercekler-ve-belirsizlikler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Jun 2025 22:17:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1223</guid>

					<description><![CDATA[Küresel ısınma ya da daha genel bir ifadeyle küresel iklim değişimi şüphesiz son zamanların en popüler gündem maddelerinden birisidir. Yerbilimleri ile uğraşan bilim adamlarının en fazla önem verdikleri araştırma alanlarından olmasının yanısıra kamuoyunu da sıkça meşgul eden konulardan birisi olduğu söylenebilir. Küresel ısınma, hemen her ekstrem[1]&#160;hava olayından sonra çokça tekrarlanan ifadelerin başında gelmektedir. Son aylarda...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Küresel ısınma ya da daha genel bir ifadeyle küresel iklim değişimi şüphesiz son zamanların en popüler gündem maddelerinden birisidir. Yerbilimleri ile uğraşan bilim adamlarının en fazla önem verdikleri araştırma alanlarından olmasının yanısıra kamuoyunu da sıkça meşgul eden konulardan birisi olduğu söylenebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel ısınma, hemen her ekstrem<sup>[1]</sup>&nbsp;hava olayından sonra çokça tekrarlanan ifadelerin başında gelmektedir. Son aylarda ülkemizin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde meydana gelen şiddetli yağış ve sel olayları ile kış aylarının ülkemizin özellikle kuzeybatı kesiminde kurak ve nispeten ılık geçmesi üzerine yapılan tartışmalarda da bu ifadeyi sıklıkla duyduk. Maalesef her ekstrem hava olayının müsebbibi olarak küresel ısınmanın işaret edildiği bir ortama doğru gidilmektedir. Küresel ısınma bu tip olayların adeta “günah keçisi” durumuna sokulmaktadır. Belirsizliklerin çokluğu nedeniyle spekülasyonlara<sup>[2]</sup>&nbsp;açık olan bu konuda maalesef konu ile ilgili bilgi üretenlerin sesi üretmeyenlerinkinin yanında yeterince duyulmamaktadır. Bu durum kamuoyu tarafından cevabı alınamayan pek çok sorunun ortada dolaşmasına sebep olmaktadır: Küresel ısınma nedir, nasıl oluşmaktadır? Hava olaylarının küresel ısınma ile bir ilişkisi var mıdır? İklim hiç değişir mi? Ülkemiz küresel ısınmadan nasıl etkilenmektedir/etkilenecektir?… Bu yazıda bu ve benzeri sorulara küresel ısınma konusunda günümüzde gelinen bilgi birikimi ışığında kısaca cevaplar verilmeye çalışılacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yer-atmosfer sistemine güneşten gelen enerji miktarı bu sistemden uzaya kaçan enerji miktarı ile aynıdır. Gelen ile giden enerji farklı olsaydı dünyamız yeni bir dengeye kadar ya sürekli ısınacak ya da sürekli soğuyacaktı. Dolayısıyla yeryüzeyinde bir enerji dengesi söz konusudur. Bu enerji dengesi kullanılarak yapılan hesaplamalara göre eğer dünyamızın atmosferi olmasaydı ortalama yüzey sıcaklığı -19 °C olacaktı ve bütün yeryüzeyi buz ile kaplı olacaktı. Ama yapılan ölçümler ortalama yüzey sıcaklığının 15 °C civarında olduğunu göstermektedir. İşte dünyayı yaşanabilir hale getiren bu 34 °C lik sıcaklık artışı atmosferde başta su buharı olmak üzere karbondioksit ve metan gibi gazların sera etkisi<sup>[3]</sup>&nbsp;sayesinde gerçekleşmektedir. Buradan şunu anlamak gerekir. Sera gazları olarak adlandırılan bu gazların atmosferdeki miktarı yer-atmosfer sistemindeki enerji dengesi, dolayısıyla yeryüzeyi sıcaklığı, açısından hayati önem arz etmektedir. Bu gazlardaki artış tıpkı bir insanın daha fazla elbise giymesi durumunda “ateşinin yükselmesi” gibi sera etkisini yükselterek dünyamızın ortalama sıcaklığının artmasına sebep olacaktır. Yapılan ölçümler atmosferdeki karbondioksit miktarının sanayileşme öncesindeki 285 ppm (part per million – milyonda bir parça) seviyesinden günümüzdeki 384 ppm seviyesine çıktığını göstermektedir. Elimizde başka bir delil olmasa dahi sırf bu artışın yeryüzeyindeki ortalama sıcaklığı artırdığını söylemek hiç de yanlış olmazdı. Meteorolojik gözlemler, sıcaklığın son yüzyılda 0.7-0.8 °C civarında arttığını göstermektedir (Şekil 1). Sıcaklıktaki bu artışın birinci derecede sorumlusu olarak karbondioksitteki artış gösterilmektedir. Ancak, karbondioksitteki artış ile ortalama sıcaklıktaki artış arasındaki ilişki küresel iklim sisteminin oldukça karmaşık yapısı ve insanoğlunun bu sisteme diğer müdahaleleri yüzünden hala net bir şekilde ortaya konulamamıştır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="400" height="305" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/kuresel-isinma-sicaklik-sapma.jpg" alt="" class="wp-image-1224" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/kuresel-isinma-sicaklik-sapma.jpg 400w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/kuresel-isinma-sicaklik-sapma-300x229.jpg 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 1. 1850-2006 yılları için yıllık küresel ortalama sıcaklıkların 1961-1990 arası ortalamasından olan farkları (mavi noktalı siyah çizgi). Kırmızı çizgi bu farkların beş yıllık ortalamalarını göstermektedir. Kaynak: Climatic Research Unit of the University of East Anglia and the Hadley Centre of the UK Meteorological Office.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanoğlu bir taraftan atmosfere sera gazları ve diğer kirleticileri salarken diğer taraftan yeryüzeyinde de önemli değişiklikler meydana getirmektedir. Zirai alanların hızla genişlemesi, ormanlık alanların hızla yok edilmesi, yarı kurak alanların çölleştirilmesi ve şehirleşme insan eliyle yeryüzeyinde yapılan en önemli değişikliklerdir. Bütün bu değişiklikler küresel iklim sistemi üzerinde önemli etkilere sahiptir, ancak bu etkiler farklı farklı olabilmektedir. Örneğin, ormansızlaştırma faaliyetleri atmosferdeki karbondioksit miktarını, dolayısıyla sera etkisini, artırıcı bir etkiye sahip olurken, çölleştirme atmosfere geçen toz miktarında artışa neden olması dolayısıyla güneşten yeryüzeyine gelen enerjiyi azaltarak küresel ısınmayı yavaşlatan bir etkiye sahip olabilmektedir. Şehirleşme, şehir ısı adalarının yani şehirlerde çevrelerine göre daha sıcak alanların oluşmasına yol açmaktadır. Şehirleşme, küresel iklim üzerindeki sınırlı etkisinden çok küresel ısınma çalışmalarında kullanılan meteorolojik ölçümlerin yapıldığı istasyonları kapsaması nedeniyle önem arz etmektedir. Miktarı üzerinde tam bir mutabakat olmasa da, iklim bilimciler arasında son yüzyıldaki 0.7–0.8 °C lik sıcaklık artışının bir kısmının (bazı bilim adamlarına göre yarısına yakınının) şehirleşmeden dolayı olduğu görüşü hakimdir. Yani, şehirlerde bulunan istasyonlardaki ölçümler, küresel sıcaklık artışının, gerçek değerinden daha fazla hesaplanmasına sebep olmaktadır. Ülkemizde şehirleşmenin sıcaklık üzerindeki etkisine en iyi örnek İstanbul’daki Göztepe istasyonunun ölçümleri gösterilebilir. Göztepe istasyonunda ölçülen minimum sıcaklıkların kırsal kesimdeki (örneğin Bahçeköy ve Kumköy’deki) ölçümlerden olan farkının son 50 yılda 1–1.5 °C arttığı belirlenmiştir. Bu artış tamamen şehirleşmeden kaynaklanmaktadır ve (küresel ısınma hesaplarında olduğu gibi ortalamaya katılarak) hiçbir şekilde genellenmemelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda bahsedilenler, küresel iklim sisteminin insan faaliyetleri dolayısıyla dört bir taraftan tahrip edildiği izlenimine neden olabilir ve kişinin aklına bu sistemin bütün bu tahribata ne kadar dayanabileceğine dair bir soru gelebilir. Aslında bu sorunun cevabı bilinmemektedir. Küresel iklim sisteminin, sistemin bütünü ya da bileşenleri üzerindeki zorlamaları ne kadar tolere edeceği<sup>[4]</sup>&nbsp;ve geri dönülemez eşiklerin olup olmadığı birer muammadır. Bu konularda yapılan açıklamalar spekülasyondan öteye geçememektedir. Ancak bildiğimiz, iklimin de değişken olduğu yani doğal bir değişebilirliğinin olduğu ve bu değişkenlik dışındaki zorlamalarda da bir şekilde geriye dönebildiğidir. Tarihteki büyük volkanik patlamaların, takip eden zamanlarda dünya ikliminde geçici bir süreliğine önemli değişikliklere sebep oldukları bilinmektedir. Örneğin, Endonezya’nın Sumbawa adasında yer alan Tambora volkanının 5–15 Nisan 1815 tarihlerindeki patlaması küresel iklimde önemli sapmalara (anomaly)<sup>[5]</sup>&nbsp;yol açmıştı. Bu patlamanın Kuzey Amerika ve Avrupa’da ki etkisinden dolayı 1816 “yaz mevsimi olmayan yıl” olarak adlandırıldı. O yıl meydana gelen büyük fırtınalar, aşırı yağışlar ve seller, yazın bile meydana gelen (kahverengi ve kırmızı renklerdeki) kar yağışları, Ağustos ayında meydana gelen don ve benzeri anormal hava olayları bu patlamanın atmosfere saldığı küllerin etkileri olarak kabul edilmektedir. Zirai alanlara ekilen tahılların soğuktan gelişememesi sonucu başgösteren kıtlığın binlerce insanın ölümüne neden olduğu da bilinmektedir. Daha yakın zamanda (Haziran 1991), Filipinler’deki Pinatubo volkanında meydana gelen büyük patlama küresel ortalama sıcaklığı yaklaşık 0.5 °C düşürmüştür. Dikkat edilirse, bu değer küresel ısınma değeri (0.7–0.8 °C) ile aynı mertebelerdedir. Bu durum küresel iklim sinyalinin algılanmasının (ölçülmesinin) ne kadar zor olduğuna işaret etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda anlatılan örnekler gösteriyor ki küresel iklim sisteminin, yapılan doğal ya da insan kaynaklı müdahalelere tepkisi sınır tanımamaktadır. Bu nedenle, bugün yapılan araştırmalarda küresel ısınmanın etkilerine dair izler sadece atmosferi en çok kirleten ülkelerde değil dünyanın her köşesinde aranmaktadır. Örneğin, dünya iklim sisteminde önemli bir yere sahip kutup buzulları yakından izlenmektedir. Bu buzullar aynı zamanda geçmiş zamanlara ait kayıtların saklı olduğu bir arşiv niteliği taşıdığından buralarda yapılan incelemeler iklimin binlerce-on binlerce yıllık geçmişine ışık tutabilmektedir. Bu sayede küresel iklim sisteminin hangi badirelerden geçtiği ve zorlamalara nasıl tepkiler verdiği konusunda bilgi birikimimiz artmaktadır. Bu gelişmeler geleceğe yönelik tahmin edebilme yeteneğimize de katkıda bulunmaktadır. Ancak, iklim sisteminin kaotik (/karmaşık) yapısı ve bu sisteme müdahalelerin çeşitliliği belirsizlikleri artırmakta ve sinyallerin hem algılanmasını hem de kaynağının anlaşılmasını zorlaştırmaktadır. Örneğin, 1998 aletsel ölçüm döneminin en sıcak yılı olarak kaydedildi (Şekil 1). Ama 1998 aynı zamanda en güçlü El-Nino yılı olarak da kayıtlara geçti. 1998 yılında meydana gelen ekstrem hava olaylarının ne kadarının El-Nino ne kadarının ise küresel ısınma ile alakalı olduğu bilinmemektedir. Bu kış yaşadığımız kuraklık ile ilgilide benzer şeyler söylenebilir. Acaba kuraklığa küresel ısınmamı sebep oldu? Yoksa Pasifik Okyanusunda geçen yılın sonlarında gelişen orta şiddetteki El Nino mu? Ya da her ikisi birden mi? Bu soruları kolayca cevaplamak mümkün değil. Ancak küresel ısınmanın etkisinin, El Nino olayı da dâhil diğer etkenlerinki yanında çok küçük olması gerektiğini söyleyebiliriz. Çünkü küresel ısınma bir trend<sup>[6]</sup>&nbsp;belirtir ve etkileri bir şekilde her yıl artan oranlarda hissedilmelidir. Ancak önceki kış ve daha önceki kış hiç kuraklık konuşulmuyordu, aksine kar ile nasıl mücadele edilir konusu daha çok gündemdeydi. Küresel ısınmadan ise çok az ya da hiç bahsedilmiyordu. Eğer bu yılki kuraklığı küresel ısınmaya bağlarsak önümüzdeki kışın normal geçmesi durumunda ne diyeceğiz. Kuraklık, iklimin tabii değişkenliği içinde tanımlanır ve tarihte her zaman görülebilen bir iklim olayıdır. Küresel ısınma olgusu yokken de vardı, gelecekte de insanlığı etkilemeye devam edecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkemizde iklim değişimi ile ilgili çalışmaların son dönemlerde yoğunlaştığını söyleyebiliriz. Bu konuda, İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü olarak Devlet Meteoroloji İşleri (DMİ) ile işbirliği içerisinde (UNDP, TÜBİTAK ve DPT destekli) önemli projeler yürütmekteyiz. Bu projelerde iklimin hem geçmişte nasıl değiştiği hem de geleceğe yönelik değişimi araştırılmaktadır. DMİ’ye bağlı meteoroloji istasyonlarında 1951–2004 yılları arasında yapılan ölçümler incelendiğinde istatistiksel açıdan önemli sayılabilecek sıcaklık artışlarının daha çok yaz mevsiminde, yurdumuzun batı bölümünde gerçekleştiği ortaya çıkmaktadır. Yapılan pek çok bilimsel çalışma Akdeniz ülkelerinde şehir ısı adası olayının en etkin olduğu mevsimin de yaz olduğunu göstermiştir. Bu nedenle son 55 yılda ülkemizin batı bölümünde yaz mevsiminde meydana gelen sıcaklık artışlarını vurgularken şehirleşmenin etkisini göz ardı etmemek gerekir. Kış mevsimi için yapılan analizlerde yurdumuzun kuzey ve güney kıyılarındaki pek çok istasyonda soğuma eğilimi tespit edilmiştir. Bu soğumanın nedeni olarak atmosferin toz miktarında meydana gelen artış üzerinde durulmaktadır. Aynı döneme (1951–2004) ait yağış gözlemleri incelendiğinde kış mevsiminde Ege bölgesinde önemli sayılabilecek bir azalma ile sonbahar mevsiminde İç Anadolu bölgesinin kuzey kesimlerinde kayda değer bir artış olduğu gözlenmiştir. Bu analizler sonucu ülkemiz iklimi için genel olarak konuşmak gerekirse henüz küresel ısınmayı yansıtacak bir seviyeye gelinmediğini söylemek mümkündür. Burada, toz gibi diğer bazı faktörlerin bölgemizde küresel ısınmanın sıcaklık üzerindeki etkisini şimdilik bastırmakta olduğu gibi bir yorum da yapılabilir. Şekil 1’deki gibi yıllık ortalama sıcaklıkların 1961–1990 referans dönemi ortalamasından olan farklarına bakıldığında ülkemiz (Şekil 2) ile dünya geneli (Şekil 1) arasında önemli farkların olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin, 1950–1970 arası, referans döneme (1961-1990) göre ülkemizde daha sıcak geçerken dünya genelinde daha soğuk geçmiştir. Dünya genelinde son ısınma dönemi 1970’lerden itibaren başlarken bizde 1990’lardan itibaren başlamıştır. Daha önce belirtildiği gibi bu son ısınma döneminde şehirleşmenin önemli rolü olduğu söylenebilir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="433" height="250" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/kuresel-isinma-sicaklik-sapma2.jpg" alt="" class="wp-image-1225" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/kuresel-isinma-sicaklik-sapma2.jpg 433w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/kuresel-isinma-sicaklik-sapma2-300x173.jpg 300w" sizes="(max-width: 433px) 100vw, 433px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 2. Türkiye için yıllık ortalama sıcaklıkların 1961-1990 ortalama sıcaklığından olan farkları (noktalı mavi çizgi). Kırmızı çizgi bu farkların beş yıllık hareketli ortalamalarını göstermektedir. Kaynak: DMİ verisi kullanılarak enstitümüz doktora öğrencilerinden Ozan M. Göktürk tarafından hazırlanmıştır.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkemizde son zamanlarda görülen bazı ekstrem hava olaylarının nedeni olarak küresel ısınmayı göstermek yanlıştır. Küresel ısınmanın hidrolojik çevrimi hızlandıracağı yönünde görüşler mevcut olmakla birlikte henüz günümüzdeki ekstrem hava olayları ile küresel ısınma arasında bir bağ kurulamamıştır. Devlet Meteoroloji İşleri’nin kayıtlarına göre ülkemizde ekstrem olaylar bazı periyotlarda çok, diğerlerinde ise daha az gözlenmiştir. Örneğin, 1940–2005 dönemini kapsayan kayıtlara bakıldığında 1960’lı yıllar, 1980’li yılların başı ve 2000’li yıllar ekstrem olaylar açısından öne çıkmaktadır. En fazla ekstrem olayın meydana geldiği 1963 yılı ile 2005 yılında yaklaşık aynı sayıda olay meydana gelmiştir. Bu rakamlar, ekstrem doğa olaylarının en azından şimdilik küresel ısınmadan ziyade iklimin değişebilirliği ile alakalı olduğunu göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yine yapılan araştırmalarda iklim modelleri kullanılarak geleceğe yönelik iklim projeksiyonları<sup>[7]</sup>&nbsp;da yapılmaktadır. Bu projeksiyonlarda değişik senaryolar kullanılmaktadır. Maalesef, geleceğe dair kamuoyuna sunulan öngörülerde hangi senaryonun kullanıldığından pek bahsedilmemektedir. Tahminin değeri ancak hangi senaryoya göre yapıldığının bilinmesiyle anlaşılabilir. Bu senaryolar, Dünya Meteoroloji Teşkilatı ile Birleşmiş Milletler Çevre Programının ortaklaşa kurdukları Hükümetlerarası İklim Değişimi Paneli (IPCC) tarafından 2000 yılında hazırlanmıştır. Bu senaryolarda, gelecek için sera gazı emisyonları<sup>[8]</sup>&nbsp;hesaplanırken, değişik demografik[9] gelişme, sosyo-ekonomik gelişme ve teknolojik değişme projeksiyonları kullanılmıştır. Bu senaryoların en çok kullanılanlarından birisi olan A2, bugünküne benzer heterojen bir dünyada kendi kendine yeterlilik ve yerel kimliklerin korunumu temasının işlendiği, nüfusun yüksek bir artış hızına sahip olduğu, ekonomik gelişmenin bölgesel karakterinin (zengin ve fakir ülkeler arasındaki eşitsizliğin) devam ettiği ve küresel ısınma ve çevresel değişim konularında mücadele için herhangi bir özel tedbirin alınmadığı bir hikâye üzerine kurulmuştur. Yine, B2 olarak bilinen ve çok kullanılan bir diğer senaryo ise ekonomik, sosyal ve çevresel sürdürülebilirlikte yerel çözümlerin vurgulandığı, nüfusun makul oranda arttığı, ekonomik gelişmenin orta seviyede olduğu, teknolojik değişimin çok hızlı olmamakla beraber daha yaygın olduğu bir dünya üzerine kurgulanmıştır. Daha az kullanılan senaryolardan A1 ve B1’de ise A2 ve B2’de vurgulanan bölgeselliğin aksine küreselleşme ön plana çıkarılmıştır. Bu 4 ana senaryo da kendi içlerinde farklı senaryolara ayrıştırılarak 40 kadar senaryo üretilmiştir. Aşağıdaki şekilde (Şekil 3) bu dört ana senaryoya göre atmosfere salınacak karbondioksit miktarının yıllık değişimi gösterilmektedir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="410" height="300" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/kuresel-isinma-salinim.jpg" alt="" class="wp-image-1226" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/kuresel-isinma-salinim.jpg 410w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/kuresel-isinma-salinim-300x220.jpg 300w" sizes="(max-width: 410px) 100vw, 410px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 3. Değişik senaryolara göre 1990 yılından 2100 yılına kadar bütün kaynaklardan (enerji, endüstri ve arazi kullanımındaki değişiklik) açığa çıkacak yıllık toplam küresel karbondioksit emisyonu (gigaton karbon olarak, GtC/yıl). Kaynak: IPCC Special Report on Emissions Scenarios</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Geleceğe yönelik iklim projeksiyonları, bu senaryoların küresel iklim modellerine entegre edilmesi ile gerçekleştirilen simülasyonlar<sup>[10]</sup>&nbsp;sayesinde elde edilmektedir. Ülkemiz için A2 ve B2 senaryolarına göre gerçekleştirilen simülasyonlar mevcuttur. Bu simülasyonlardan A2 ile yapılanlara baktığımızda 2070–2100 yıllarını kapsayan dönem için Türkiye’de sıcaklıkların 2 ile 6 derece arasında yükseleceği, en küçük artışın kış mevsiminde ve en yüksek artışın yaz mevsiminde olacağını görebiliriz. Bu durumun Avrupa için de hemen hemen benzer olduğunu söyleyebiliriz. Yağışlardaki değişim ise oldukça farklıdır. Kış ve ilkbahar mevsiminde Akdeniz ve Ege kıyılarında azalma Karadeniz kıyılarında ise artış tahmin edilmektedir. Akdeniz’e kıyısı olan Avrupa ülkeleri de benzer şekilde yağış azlığına maruz kalacaklardır. Yaz mevsiminde önemli bir değişim olmamakla birlikte sonbahar’da bütün ülke çapında yağış artışı olacağı öngörülmektedir. B2 senaryosu ile yapılan simülasyonlar A2 ile karşılaştırıldığında yine kayda değer ama daha küçük değişimler olacağı tahmin edilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bunlara benzer sonuçlar Avrupa ülkeleri için yapılan simülasyonlarda da elde edilmiştir. Bu sonuçların değerlendirilmesi ile küresel ısınmanın zengin kuzey ülkelerini ılıman hale getirerek buralardan Akdeniz ülkelerine olan turist akımını azaltacağı yorumları yapılmaktadır. Ülkemiz için de benzer yorumlar yapılabilir. Bazı uzmanlar sıcaklık artışının turizm sezonunu uzatacağını ve bu yönünün avantaj olacağını belirtseler de, su sıkıntısı dolayısıyla bu avantajın kaybolacağı söylenebilir. Bu senaryolara göre Karadeniz kıyılarının hem sıcaklıktaki hem de yağıştaki artış dolayısıyla turizm açısından oldukça cazip hale gelebileceğini söylemek mümkündür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özetlemek gerekirse, küresel ısınma ya da küresel iklim değişimi günümüzde insanlığın karşı karşıya kaldığı en önemli problemlerden birisidir. Etkileri itibariyle sınır tanımadığı için hepimizi ilgilendiren bir konudur. Belirsizliklerinin çokluğu nedeniyle herkesi ikna edecek şekilde ispatlanamasada ortada bir gerçek vardır; O da insanların hızla çevreyi ve atmosferi kirlettiğidir. Bu durumun bir bedeli olacağını üretirken de tüketirken de aklımızdan çıkarmamalıyız.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bütün hakları <a href="https://atlas.cc.itu.edu.tr/%7Ekaraca/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Mehmet Karaca</a> ve <a href="https://atlas.cc.itu.edu.tr/%7Esenomer/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ömer Lütfi Şen</a>‘e aittir.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">*Notlar<br><sup>[1]</sup>&nbsp;Ekstrem (Fransızca: extrême): sıra dışı, olağan dışı. Aşırı, uç ve sınır anlamlarında da kullanılmaktadır.<br><sup>[2]</sup>&nbsp;Spekülasyon (Fransızca: spéculation): konuyu saptırarak boş konuşma.<br><sup>[3]</sup>&nbsp;Tıpkı seralarda kullanılan camın ya da naylonun güneşten gelen enerjinin geçişine izin verirken çıkışını engellemesi ve içeriyi dışarıya göre daha sıcak hale getirmesi olayındaki gibi…<br><sup>[4]</sup>&nbsp;Tolere etmek (Fransızca: tolérance): sistemin dayanma noktası, müsamaha edebildiği sınır.<br><sup>[5]</sup>&nbsp;Anomali (Fransızca: anomalie): alışılagelen ya da olağandan -normalden- uzaklaşma veya sapma.<br><sup>[6]</sup>&nbsp;Trend (İngilizce: trend): belli bir zaman diliminde oluşan bir yöndeki hareket, eğilim.<br><sup>[7]</sup>&nbsp;Projeksiyon (Fransızca: projection): bilinen verilere dayanarak bir ölçüm değerinin gelecekte ya da geçmişteki değerini kestirme yçöntemiyle bir konuyu aydınlatmak veya açıklığa kavuşturmak.<br><sup>[8]</sup>&nbsp;Emisyon (Fransızca: émission): Salınım, yayım.<br><sup>[9]</sup>&nbsp;Demografik (Fransızca: démographique): Nüfus bilimiyle ilgili.<br><sup>[10]</sup>&nbsp;Simülasyon (Fransızca: simulation): Bir yapının, bir olayın veya bir sürecin muhtemel olasılıkları sonucu tahmin üretmek, benzetim.</p>



<p class="wp-block-paragraph">*Geneli metnin orijinal hâlini bozmayıp, okuma kolaylığı sağlaması için tdk.gov.tr’den derlenmiştir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yerbilimciler Etik Yükümlülüklerini Ne Zaman Tartışacaklar?</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/yerbilimciler-etik-yukumluluklerini-ne-zaman-tartisacaklar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Jun 2025 22:06:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1218</guid>

					<description><![CDATA[Bilimsel kuramların, araştırma sonuçlarının bilim topluluğu içinde dolaşımının dış etkilerden bağımsız olması genellikle kabul edilen bir görüştür. Bu sav bilimin ancak özgür bir ortamda gelişebileceği düşüncesiyle temellendirilmektedir. Ancak bilimsel araştırmalarda ve araştırma sonuçlarının iletişiminde tam özgürlükten vazgeçilemeyeceği kabul edilse bile, aynı yaklaşımın araştırma sonuçlarının doğrudan halka iletilmesinde de geçerli olması gerektiği sorgulanmaksızın kabul edilebilecek bir...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bilimsel kuramların, araştırma sonuçlarının bilim topluluğu içinde dolaşımının dış etkilerden bağımsız olması genellikle kabul edilen bir görüştür. Bu sav bilimin ancak özgür bir ortamda gelişebileceği düşüncesiyle temellendirilmektedir. Ancak bilimsel araştırmalarda ve araştırma sonuçlarının iletişiminde tam özgürlükten vazgeçilemeyeceği kabul edilse bile, aynı yaklaşımın araştırma sonuçlarının doğrudan halka iletilmesinde de geçerli olması gerektiği sorgulanmaksızın kabul edilebilecek bir görüş gibi görünmüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Genel olarak bilimsel araştırma sonuçlarının, özellik de kesinlikten uzak öngörüler içerenlerinin halka iletilmesinin kimi sorunlara yol açabileceği endişesi yersiz değildir. Ülkemizde yaşanan deprem felaketleri sırasında bilimcilerin doğrudan halka seslendiklerinde ortaya çıkan kimi olumsuzluklar bu endişeyi haklı kılıyor. Afetlerden etkilenen halkın yeterli bilimsel bilgi altyapısına sahip olmadığı düşünüldüğünde, doğrudan kendisine yönelen bilimsel söylemi doğru değerlendiremeyeceği ve içinde bulunduğu güç durumda çeşitli etkilere açık duruma düşeceği kaygısı önemsenmelidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşadığımız afetlerin sonrasında yerbilimciler kendilerini daha önce alışık olmadıkları bir iletişim ve tartışma ortamının içinde buldular ve iletişim araçlarını kullanırken kimi zaman kendi bilimsel topluluklarında tartışmalı sayılan bazı savları halka aktarmakta aceleci davrandılar. Bilimciler kamuoyuna seslenirlerken, kendi bilimsel topluluklarının onaylayacağını düşündüklerinden farklı şeylerden söz etmeyi genellikle göze alamazlar. Bu elbette ki bilimcilerin topluluklarının düşünmeyen sözcüleri oldukları anlamına gelmiyor. Biz yalnızca bilimcilerin tartışmalı konuları kamuoyu önünde savunmalarının pek alışık olmadığımız bir şey olduğunu vurgulamak istiyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oysa kimi zaman bilimcilerin kamuoyuyla iletişimi bu olağan yoldan sapabiliyor. Bu olağan dışı duruma bir örnek olarak geçen yıl yaşadığımız deprem felaketleri sırasında karşılaştığımız durum gösterilebilecektir. Yerbilimcilerin çoğu, ağız birliğiyle, Marmara Bölgesi’nde bulunan fay hattının önümüzdeki yıllarda, geçen yıl yaşadığımız depremlere yakın büyüklerdeki depremlere yol açarak kırılacağını söylediler.&nbsp; Bilimsel toplulukta tartışmasız olan bu öndeyiyi kamuoyuna aktaran bilimciler toplumsal sorumluluklarını yerine getirmektedirler. Ancak&nbsp;<strong>beklenen depremin olası yeri, zamanı ve büyüklüğü üzerine tartışmalı savların bilimsel toplulukların sınırlarının dışında, kamu iletişim araçlarında dile getirilmesinde, kanımızca bilimci sorumluluğu ve buna bağlı olarak bilim etiği açısından sorunlu bir durum vardır</strong>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Herhangi bir etkinlikte bulunurken topluma, kişilere zarar vermenin kabul edilemezliği ilkesini, ‘zarar’ kavramının kendi içinde bir ölçüt sorunu barındırdığını aklımızda tutarak, genel bir etik ilke olarak kabul edebiliriz. Bilimin toplumdaki ayrıcalıklı yeri ne olursa olsun, bilimsel etkinliğin hiçbir zaman zarar vermeyeceği elbette söylenemez. Bilimsel etkinliğin kendi başına bütünüyle masum olduğu, etik sorunların ancak bilimsel sonuçların belli amaçlar için kullanılmaya çalışıldığında devreye gireceği kuşkulu bir savdır. Örneğin IQ testlerinin, genetik çözümlemelerin insanlığa önemli zararlar verebileceği sıklıkla dile getiriliyor. Gündemdeki İnsan Genomu Projesi’ne karşı alınan tutumda da ‘zarar’ ilkesinin hemen öne çıkarılacağını görüyoruz. Burada araştırma sonuçlarının genel kullanıma sunulmasının, dahası projenin yürütülmesinin ‘zararları’ tartışmaların odağında yer alıyor. Elbette deprem araştırmalarında benzer sakıncalardan söz edemeyiz, tersine bu araştırmalar doğal tehditlere karşı karşı, olası zararları önlemek amacıyla yapılmaktadırlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilimsel topluluğun üzerinde görüş birliğine vardığı deprem araştırma sonuçlarının kamuya iletilmesi halkın, yöneticilerin, siyasetçilerin duyarlılığını arttırması bakımından hiç kuşkusuz yararlı görünüyor. Ancak bu iletişimin medya yoluyla olması belli bir özeni gerektirmektedir. Bilimsel görüşler ve araştırma sonuçları medyada ele alınırken etkin olan düşünme biçimi ile bu görüş ve sonuçlar bilim topluluğuna sunulurken egemen olan düşünme biçiminin aynı olduğu söylenemez. Günümüzde medya, popüler kültürün yaratıldığı ve yansıtıldığı en önemli araçtır. Bu ortamdan beslenen edilgen düşünsel yapı her tür konuyu aceleyle tüketerek bir sonrakine geçmeye alıştırılmıştır. Medya bilgiye de aynı iştahla yaklaşıyor gibi görünüyor. Türkiye medyasında her konunun art arda yinelenerek, özel dramatik etkilerle sunulmasına hepimiz tanığız. Medyanın izleyicinin tartışma gündemindeki konulara ilgisini ne kadar derinleştirme kaygısı taşıdığı ve bu ilgiyi ne kadar canlı tutabildiği kuşkuludur. Genel olarak sıradan insana seslenen medyada konular yüzeysel çarpıcılıklarıyla sunulmaktadır. Medyanın bilimsel sonuçlara, kuramlara ve savlara da aynı biçimde yaklaşmasını hiç kuşkusuz olumsuz bir durum olarak görmeliyiz. Bilimsel topluluklara özgü iletişim ortamlarında yüzeyin çok altındaki kuramsal ve deneysel bilgi her zaman varsayılmaktaydı ve savlar hep bu zemin üzerinde tartışılmaktadır. Doğrusu bu özel altyapının medyada taşınması çok güç gibi görünüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">***</p>



<p class="wp-block-paragraph">1999 depremlerinin ardından birbirleriyle uyuşmayan bilimsel öngörüler alışılmadık biçimde kamuoyu önünde tartışılırken halk adeta bu savlar arasında bir seçim yapmaya davet ediliyordu. Halkı tartışmalı bilimsel konularda, sözünü ettiğimiz iletişim ortamında hakem konumuna getirmenin etik açıdan sorunsuz olduğu savunulamayacaktır. İstanbul ve çevresi gibi Türkiye’nin birçok bölgesi çok ciddi bir deprem tehdidi altındadır ve sırayla belli önlemlerin alınması için ciddi bir planlama ve eylem gerekmektedir. Bu, hemen hemen tüm yerbilimcilerin tartışmasız kabul ettiği bir öngörü. &nbsp;Böyle bir amaç için deprem tehdidinin vurgulanmasını kimse yadırgayamaz. Oysa bu yalın öndeyinin ötesine geçen ayrıntılı tahminlerin doğrudan kamusal iletişim ortamlarında sürdürülmesinin böyle bir amacın gerçekleşmesinde, fazladan bir katkıda bulunduğunu savunmak güçtür. Üstelik bu tartışmaların kamuoyunun gündemini kısa ve orta vadede çözüm bekleyen sorunlardan adeta bir tahmin ‘propagandasına’ doğru kaydırmakla, ivedi sorunları da ‘taraf tutmaya davet’ alışkanlığıyla sıradanlaştırmakla zarara yol açtıkları bile söylenebilecektir. Kuşkusuz medyanın da kendi etik sorunlarını tartışması gerekmektedir ancak biz bilimcilerin bilinen koşullarda kendi sorumluluklarını ne ölçüde yerine getirdikleriyle ilgileniyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilim topluluğu da, tek tek bilimciler de kamuoyunun parçası olduklarına göre bilimcilerin sözünü ettiğimiz iletişim baskısından etkilendikleri söylenebilir. Ancak&nbsp;<strong>medyanın sunduğu öne çıkma olanaklarının çekiciliğine kapılmak bilimci sorumluluğuyla ne kadar bağdaşabilir?</strong>&nbsp;Kamuoyunun birincil sorunu olduğu düşünülemeyecek tahminler konusunda diretmenin bilimcilerin asıl görevleri olan kamuoyunu uzlaşılmış bilimsel görüşler konusunda aydınlatma görevini yerine getirmek için uygun bir yol olduğu çok kuşkuludur. Elbette bütün kuramsal, deneysel konular gibi tahminler de bilim topluluğunda açıkça tartışılmalıdır. Ancak, bir bilim dergisinde kuramsal altyapısı belirtilmeksizin yayımlanamayacak bir tahminin bağlamından koparılarak medya yoluyla halka aktarılması sorunsuz sayılabilir mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Genel geçer bilim anlayışına göre öndeyide kesinlik önemlidir. Kesinlik bilimin her zaman birinci kaygısı olmayabilir, ancak bilimin ve teknolojinin belirlediği bir dünyada yaşayan insan bilimsel savlarla kesinlik, tek anlamlılık aramakta, özellikle de doğal tehditler karşısındayken, çok haklıdır. Ulaşılamayacak olanı ulaşılabilirmiş gibi sunmanın zarar vermekten kaçınma yükümlülüğüyle çeliştiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bilimcilerin kamuoyuna seslenirken –belki de bilimsel topluluklardaki iletişimden farklı olarak- tartışmalı savları öne sürmekten kaçınmalarını beklemek herkesin hakkı olsa gerek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilimcilerin ‘gerçek’ üzerinde bir uzlaşmaya varmaları bilimde her zaman görülen bir şey değildir, ancak zihinlerde egemen olan bilim kavramını düşünecek olursak halkın böyle bir uzlaşma beklentisi içinde olmasını yadırgamamak gerek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anımsayalım ki medyada yaşanan tahmin karmaşası sırasında katı bir tutum takınılmış, merkezi bir otoritenin devreye sokularak tahminlerde tek sesliliğin sağlanması gerektiği yolundaki görüşler dahi savunulmuştu. Bir Ulusal Deprem Konseyi kurulması önerisi böyle bir tek seslilik beklentisinin egemen olduğu bir ortamda tartışılmıştı. Deprem Konseyi’nin böyle bir sansürcü yaklaşımla çalışacağını sanmıyoruz. Ancak, geçmişteki tartışmalara baktığımızda, bilimcilerin kamuoyuna seslenirken kendilerine tanıdıkları özgürlüğün, neredeyse bilimsel ifade özgürlüğünün kullanılmasının engellenmesi yolundaki girişimlere bile gerekçe yaratabilecek olması üzücü değil midir?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu metnin bütün hakları&nbsp;<a href="https://www.phil.metu.edu.tr/ayhan/index.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ayhan Sol</a>&nbsp;(ODTÜ Felsefe) ve&nbsp;<a href="https://staffroster.metu.edu.tr/my_staff_roster.php?ssn=MTMxMjEx" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Şeref Halil Turan</a>‘a (ODTÜ Felsefe) aittir. Böyle bir yazının varlığından haberdar eden Hüseyin Uytun’a teşekkürler..</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>Sol, A. ve Turan, H., “Yer Bilimciler Etik Yükümlülüklerini Ne Zaman Tartışacaklar?”, Cumhuriyet Bilim Teknik 700, 27-28 (2000).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="300" height="214" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/satlik.jpg" alt="" class="wp-image-1219"/></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="500" height="458" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/deprem_karikatur.jpg" alt="" class="wp-image-1220" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/deprem_karikatur.jpg 500w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/deprem_karikatur-300x275.jpg 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depremin Matematiği</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/depremin-matematigi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Jun 2025 20:42:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeofizik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1215</guid>

					<description><![CDATA[Deprem matematiği üzerinde çalışan jeofizikçiler, deprem tahmini konusunda yanlış varsayımlarda bulunulduğunu söylüyor. Kendi sonuçlarına göre büyük bir depremin bir yerleşimi vurma fırsatı her zaman söylenegeldiği gibi artacağına, azalıyor. Birçok jeofizikçi bir depremin zamanını ve yerini tam olarak tahmin etmekten vazgeçmişlerse de, belli bir zaman içinde bir yerde deprem olup olmayacağı hâlâ araştırılıyor. Varsayım, bir yerde...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Deprem matematiği üzerinde çalışan jeofizikçiler, deprem tahmini konusunda yanlış varsayımlarda bulunulduğunu söylüyor. Kendi sonuçlarına göre büyük bir depremin bir yerleşimi vurma fırsatı her zaman söylenegeldiği gibi artacağına, azalıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Birçok jeofizikçi bir depremin zamanını ve yerini tam olarak tahmin etmekten vazgeçmişlerse de, belli bir zaman içinde bir yerde deprem olup olmayacağı hâlâ araştırılıyor. Varsayım, bir yerde olan son büyük depremden bu yana uzun zaman geçtiyse, yeni bir depremin daha kısa bir süre içinde olacağı doğrultusunda. Aslında mantık çok açık: Depremler oluşur, çünkü dünyanın tektonik plakalarının yavaşça sıkışması kayalar üzerinde gerilme yaratır; kayalar kırılana dek. Böylece, büyük bir deprem olasılığının zamanla nasıl ‘geliştiğinin’ anlaşılması amacıyla yapılan sismik kayıtların analizi, gelecek bir depremin kabaca tahminini mümkün kılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaliforniya Üniversitesi’nden (ABD) <a href="https://www.ess.ucla.edu/faculty/knopoff/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Leon Knopoff</a> ve <a href="https://www.ess.ucla.edu/faculty/sornette/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Didier Sornette</a> yeni çalışmalarında bu yaklaşımla ilgili ciddi kuşkuların bulunduğunu dile getiriyor. Çalışmalarına göre, yeni depremin oluşma şansı zaman içinde artmak yerine aynı kalıyor, hatta azalıyor. Araştırmaları, gelecekteki bir olayın olasılığının geçmişteki olaylardan nasıl etkilendiğini gösteren Bayes’in kuramına dayanıyor. Sornette’ye göre, bir sonraki olayın zamanının tahminini, olaylar arasındaki sürede görülen dalgalanmalar hakkında ne bilindiğine bağlı. Bu dalgalanmaların doğası ise depremler arasındaki zaman aralığı olasılığın yoğunluğuna bağlı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bazı bölgelerde periyodik sayılabilecek bir düzen içinde küçük depremler oluşur. Bu durumda, zaman geçtikçe deprem olasılığının artmasına yol açan basit bir olasılık yoğunluğu vardır. Ancak başka bölgelerdeyse, olasılık yoğunluğu Poisson dağılımını takip ediyor. Sornette’ye ve Knopoff’a göre bu durumda zaman içinde bir başka deprem olma olasılığı sabit kalıyor. Yani en son ne zaman deprem olduğunun hiç bir önemi yok. Daha da garibi, daha başka olasılık yoğunluklarının, uzun bir süre deprem olmazsa deprem oluşma ihtimalinin azalacağını gösterdiğini bulmuşlar. Araştırmacılar bu yapının, birçok fayın birbirini etkilediği bölgelere uygulanabileceğini düşünüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak Sornette ve Knopoff olasılık yoğunluklarının kolaylıkla yanlış hesaplanabileceğini söylüyor. Örnekleme için kullanılan zaman dilimine bağlı olarak, sismik kayıtlar farklı farklı olasılık yoğunlukları verebilir. Sornette’ye göre sonuç, zaman aralıklarındaki dalgalanmalar hakkında yapılan varsayımlara çok duyarlı. O’na göre jeofizikçiler, doğru olasılık yoğunluğunu bulabilmek için geniş bir alan üzerinde olabildiğince çok depremin, zamanlamasını ve merkezini incelemeliler.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu metin, TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi’nden (Maga, M. 1997, Ekim, Depremin Matematiği, S. 359, s. 11)&nbsp;</em>alınmıştır ve derlenmiştir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="504" height="523" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/richter-scale.jpg" alt="" class="wp-image-1216" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/richter-scale.jpg 504w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/richter-scale-289x300.jpg 289w" sizes="(max-width: 504px) 100vw, 504px" /><figcaption class="wp-element-caption">Farklı ölçekleri bir arada gösteren diyargam ya da matematik hesaplamasını gözle yapabileceğiniz monogram. Görüntü: <a href="http://crack.seismo.unr.edu/ftp/pub/louie/class/100/magnitude.html" data-type="link" data-id="http://crack.seismo.unr.edu/ftp/pub/louie/class/100/magnitude.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NSL</a></figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nankai Çukuru: Hedef Depremin Merkezi</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/nankai-cukuru-hedef-depremin-merkezi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Jun 2025 20:28:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yapısal Jeoloji / Tektonik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1211</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa Yerbilimleri Birliği’nin (EGU) yıllık toplantısında, deprem ve tsunami (dev dalga) oluşturan en etkin bölgelerden biri olan, Nankai Çukuru’nda (bkz. Şekil 1) yürütülen çalışmanın ilk aşaması sunuldu. (Black, 2008) Projenin (NanTroSEIZE) hedefi, 6 kilometre derinliğe sensör (alıcı) yerleştirerek, bölgedeki sarsıntıları önceden haber veren bir uyarı sistemi kurmak.&#160;Bu kapsamda şimdilik 1.4 kilometre uzunluğunda sondaj yapılmış durumda....]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Yerbilimleri Birliği’nin (<a href="https://www.egu.eu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">EGU</a>) yıllık toplantısında, deprem ve tsunami (dev dalga) oluşturan en etkin bölgelerden biri olan, Nankai Çukuru’nda (bkz. Şekil 1) yürütülen çalışmanın ilk aşaması sunuldu. (Black, 2008)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Projenin (NanTroSEIZE) hedefi, 6 kilometre derinliğe sensör (alıcı) yerleştirerek, bölgedeki sarsıntıları önceden haber veren bir uyarı sistemi kurmak.&nbsp;Bu kapsamda şimdilik 1.4 kilometre uzunluğunda sondaj yapılmış durumda. 6 kilometreye ise 2010-2012 yıllarında ulaşılması hedefleniyor. (NanTroSEIZE, 2008; Sakai, 2007)</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.jamstec.go.jp/ifree/jp/04member/1-2-001_kinoshita.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Masataka Kinoshita</a>, (JAMSTEC) “Sondajla elde edilen örnekler sanki bir insanmış gibi, bilgisayarlı tomografi ile taranarak 3 boyutlu görüntüleri çıkarılıyor” diyor. Bu yöntemle, dalma-batma bölgelerinin anlaşılması ya da stratigrafik olarak birim değişikliklerinin anlaşılması amaçlanıyor. Verileri daha doğru yorumlamak için, örneklerin özellikle stres (~basınç, yamulma) altındaki bölgeleri gözlemleniyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nankai Çukuru daha önce, <a href="https://earthquake.usgs.gov/regional/world/events/1944_12_07.php" target="_blank" rel="noreferrer noopener">1944 yılında Tonankai’de 8.1 büyüklüğünde</a> ve <a href="https://earthquake.usgs.gov/regional/world/events/1946_12_20.php" target="_blank" rel="noreferrer noopener">1946 yılında Nankaido’da 8.1 büyüklüğünde</a> meydana gelen depremlerin merkez üssünü oluşturmuştu. <a href="https://earthquake.usgs.gov/eqcenter/eqinthenews/2004/usslav/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">2004 yılında Sumatra Adasında meydana gelen 9.1 büyüklüğündeki deprem ve ardından meydana gelen tsunami felaketinin</a> kaynaklandığı Sunda Çukuru’nunda benzer mekanizmaya sahip olduğu belirtiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.geology.wisc.edu/people/display.html?id=627" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Harold J. Tobin</a> (University of Wisconsin-Madison), “Büyüklüğü sekiz ya da dokuzun üzerinde olan depremlerin hemen hepsi, denizde oluyor. Bu yüzden depremlere yol açan plaka sınırlarını; gerçek fay hatlarını incelemek için denizde çalışmamız gerekiyor” diyor. (BBCTürkçe, 2008)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Araştırma, Çikyu (<a href="https://www.jamstec.go.jp/chikyu/eng/CHIKYU/index.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Chikyu</a>) adlı gemi ile yapılıyor. Nankai Çukuru’nda gelecek otuz yıl içinde büyük bir depremin meydana gelme olasılığının yüzde 50′den fazla olduğu belirtiliyor.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">İlk ağızdan haber ve video için <a href="https://www.news.wisc.edu/14202" target="_blank" rel="noreferrer noopener">news.wisc.edu/14202</a> (İngilizce)<br>Nankai Çukuru Deprem Üreten Bölge Deneyi (<a href="https://www.jamstec.go.jp/chikyu/eng/Expedition/NantroSEIZE/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NanTroSEIZE</a>) ile ilgili daha fazla bilgi için. (İngilizce)</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça:</strong><br>BBCTürkçe, 2008, Depremin merkezine yolculuk, bbcturkish.com, 22 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.<br>Black, R. 2008. First contact to earthquake zone, Britanya Radyo Televizyon Kurumu, bbc.co.uk, 22 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.<br>NanTroSEIZE, 2008. First Access to the Megathrust Earthquake Zone, Çikyu Seferleri, Japon Deniz, Yerbilimleri ve Teknoloji Ajansı, Japonya, jamstec.go.jp/chikyu/eng/expedition/nantroseize, 22 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.<br>Sakai, J. 2007. Deep-sea drilling expedition off Japan seeks earthquake, tsunami causes, Viskansın-Medisın Üniversitesi Haber Sayfası, ABD, news.wisc.edu, 22 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.<br><strong><br>Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.</strong><br>Güler, B. 2008. Nankai Çukuru: Hedef Depremin Merkezi, yerbilimleri.com</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="250" height="151" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nankaitroughE.gif" alt="" class="wp-image-1212"/><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 1. Yerbulduru. (NanTroSEIZE, 2008)</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="500" height="161" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nantro_1E.gif" alt="" class="wp-image-1213"/><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 2. Çalışmanın Yol Haritası. Nankai Çukuru, Japonya. (NanTroSEIZE, 2008)</figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Levha Tektoniği Kuramı</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/levha-tektonigi-kurami/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Jun 2025 19:31:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yapısal Jeoloji / Tektonik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1209</guid>

					<description><![CDATA[İnsanoğlu düşünmeye başladığı andan itibaren çevresindeki yerşekillerin nedenlerini merak etmiş, bunların binlerce yıl sabit ve sarsılmaz kabul edilmesinden sonra, aslında sürekli bir hareket ve evrim içinde olduklarını anlayınca da bu hareketi idame ettiren kuvvetin doğasını ve kökenini araştırmaya başlamıştır (Şengör, 1983). Sayıları oldukça kabarık olan jeotektonik hipotezlerin veya teorilerin başlıcaları Kontarksiyon Teorisi, Ekspansiyon Teorisi, Mağmatik...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">İnsanoğlu düşünmeye başladığı andan itibaren çevresindeki yerşekillerin nedenlerini merak etmiş, bunların binlerce yıl sabit ve sarsılmaz kabul edilmesinden sonra, aslında sürekli bir hareket ve evrim içinde olduklarını anlayınca da bu hareketi idame ettiren kuvvetin doğasını ve kökenini araştırmaya başlamıştır (Şengör, 1983). Sayıları oldukça kabarık olan jeotektonik hipotezlerin veya teorilerin başlıcaları Kontarksiyon Teorisi, Ekspansiyon Teorisi, Mağmatik Yükselme -Kabarma Teorisi; Konveksiyon Akımları Teorisi, Kıtaların Kayma Teorisi ve nihayet Levha Tektoniği Teorisi’dir (Ketin, 1983).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kontraksiyon Teorisinin ana fikri, yani yerkürenin başlangıçta sıcak-ergimiş bir kütle halinde bulunduğu, zamanla soğuyarak büzüldüğü, hacminin küçüldüğü ve dış kısmında katı bir kabuğun oluştuğu daha 17. yüzyılda Descartes (1664) ve Newton (1681) tarafından benimsenmiş, ilk kez yer bilimlerine uygulanması ise , James Hall tarafından gerçekleştirilmiştir. Fakat teorinin tüm jeolojik yönleri ile geniş anlamda kurucusu ünlü Fransız yerbilimci Elie de Beamont olmuştur (1829-1852). Özellikle Avusturyalı büyük yerbilimci Ed. Sues (1831-1909) “Yeryuvarının Çehresi” adlı ünlü eserinde teoriyi yerbilimleri alanında “bir dünya görüşü” niteliğine yükseltmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kontraksiyon Teorisi yirminci yüzyılda Jefreys ve Guttenberg gibi ünlü jeofizikçiler tarafından değişik biçimde de olsa desteklenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ekspansiyon veya Genişleme Büyüme Teorisine göre, yeryuvarının hacminin büyüme nedeni esas itibarıyla ısısal genişlemedir. Diğer bir neden yer içindeki yoğunluğu fazla yüksek basınç fazındaki maddelerin yoğunluğu daha az düşük basınç fazındaki türlerine dönüşmesidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Konveksiyon akımları teorisinin dayandığı ana görüş yer içinde kabuk altında cereyan eden ısı değiş tokuşudur. Teoriye göre yerin içi ile yeryüzünün sıcaklığı arasındaki ısı farkı yerin manto kesiminde yılda bir kaç santimetre hızla hareket eden bir konveksiyon akımı oluşturmaktadır ve bu hareket sürtünme dolayısıyla yerkabuğuna intikal etmektedir. Diğer bir değişle derinlerde manto kesiminde çok yavaş akan maddeler yerkabuğundaki hareketlere aktif olarak katılmakta büyük tektonik yapıların meydana gelmesinde katkıda bulunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özetle konveksiyon akımını besleyen onu sürekli olarak hareket halinde tutan enerji kaynağı yerin sıcaklığı (Holmes) ve gravitasyon (van Bemmeln) etkisidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kıtaların kayma teorisi, alman jeofizikçi Alfred Wegener tarafından 1912′de ortaya konmuş ve E. Argand (1922), Du Toit (1921) gibi dönemin ünlü jeologları ile Beniof (1954) Runcorn (1962), Sykes (1968) ve Bullard (1969) gibi yeni zamanların tanınmış jeofizikçileri tarafından benimsenmiş ve desteklenmiştir. Bu teoriye göre;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kıtalar okyanus tabanlarından farklı yapıdadırlar. Onlara sımsıkı bağlı da değillerdir. Aksine buzdağlarının denizde yüzdükleri gibi kıtalar da derin deniz diplerinde-okyanus tabanlarında- açığa çıkan ve yoğunlukları kendilerinkinden fazla olan ağır maddeler üzerinde yüzerler kayarlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Levha Tektoniği, büyük ölçüde okyanuslardan elde edilen veriler üzerine kurulmuş bir teoridir. Bu özelliği ile kendinden önceki teorilerden ayrılır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İkinci dünya savaşı esnasında özellikle denizaltı savaşları için geliştirilen son derece hassas batimetrik harita alma yöntemleri savaştan sonra İngiltere’de Sir Edward Bullard (Cambridge Üniversitesi) ve Amerika’da Hary Hess (Princeton Üniversitesi) ve Maurice Ewing (Colombia Üniversitesi) gibi hükümetler nezdinde söz sahibi ciddi bilim adamları tarafından okyanus tabanlarının ayrıntılı haritalanmasında kullanıldı. Özellikle Ewing’in yönetiminde bulunan Lamont Jeofizik Rasathanesi gemileri sadece batimetrik değil manyetik ve gravite verilerini de topluyordu, deniz tabanlarından tortu örnekleri alıyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu faaliyet okyanuslarda devam ederken, ABD, soğuk savaşın bir sonucu olarak Sovyetler Birliğinin yaptığı zannedilen nükleer silah deneylerini izleyebilmek amacıyla dünyanın dört bir yanına uzanan sağlıklı bir sismograf ağı oluşturdu. <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/World-Wide_Standardized_Seismograph_Network" data-type="link" data-id="https://en.wikipedia.org/wiki/World-Wide_Standardized_Seismograph_Network" target="_blank" rel="noreferrer noopener">WWSSN</a> olarak bilinen bu ağ sayesinde magnitüdü 4 ve yukarısındaki depremler büyük bir hassasiyetle kaydedilmeye başlandı. <em>Episantır</em> (merkez üssü) tayinindeki hataların genellikle bir kaç kilometrenin içine alınması özellikle okyanusal alanlarda depremlerin son derece dar kuşaklarda olması ve bu kuşakların çevrelediği devasa alanların hemen hemen asismik kuşaklar olduğunu gösterdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1940′lı yılların sonlarına doğru Amerikalı jeofizikçi Hugo Benioff derin deniz hendeklerinden manto içine sarkan eğimli deprem zonlarının aslında devasa bindirmeler olduğu ve bu bindirmeler boyunca okyanus tabanının pasifiği çevreleyen kıtaların altına daldığını iddia etti. 1952′de alman tektonikçi Hans Stille, bu eğimli deprem zonlarının hemen üstlerinde Pasifiği adeta kuşatan meşhur “ateş çemberi”ni oluşturan volkanların varlığına dikkati çekti ve bunlar arasında jenetik bir ilişki olması gerektiğini vurguladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu gelişmeler olurken Amerikalı petrolog Harry Hess savaş yıllarında donanmada edindiği deneyimler ışığında okyanusların tarihi ile ilgileniyordu. Özellikle Ewing ekibinin okyanusların sanılanın tersine genç olmaları gerektiğini göstermişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan Hess, Amerikalı jeologların ezici çoğunluğunun tersine, kıtaların kaymasına inanmaktaydı ama o da jeofizikte biraz bilgisi olan herkes gibi; Sir Harold Jefreys’in sial’in sima üzerinde yüzen bir sal gibi hareket edemeyeceğini, sima’nın sial’den daha kuvvetli olduğunu tartışma götürmez bir açıklıkla kanıtlamış olduğunu biliyordu. Sial sima’dan bağımsız hareket etmezdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Acaba sial ile sima birlikte hareket edemez miydi? 1960 yılında yayınlanan makalesinde Hess, mantoda büyük ölçüde konveksiyon akımları olması lazım geldiği varsayımından hareketle, okyanus litosferinin bu konvektif sistemin sınır kondüksiyon tabakası olduğunu ileri sürdü. Aynı yıl Robert Dietz, bu mekanizmaya deniz tabanı yayılması adını verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hess’in ve Dietz’in makalelerinin yayınlanmasının hemen akabinde Kanada’da Morley, İngiltere’de Cambridge’de henüz bir doktora öğrencisi olan Fred Vine, Hess’in düşüncesini kontrol edebilmek için dâhiyane bir yöntem önerdiler. Bu yöntemin esası şuydu: Yer’in jeomanyetik kutuplarının Senezoik esnasında düzensiz aralıklarla terslendiği yapılan paleomanyetik çalışmalardan biliniyordu. Deniz tabanı yayılması yayılma eksenine dik yönde ve bilateral simetrik olarak okyanus tabanı ürettiğine göre jeomanyetik kutuplardaki terslenmeler de yayılma merkezinin her iki yanına simetrik olarak kaydedilmiş olmalılardır, çünkü okyanus tabakalarının üst tabakaları ferromanyetik mineral içeren bazaltlardan oluşur. Yayılma ekseninde sıvı halde bulunan bazalt lavları içerisindeki mineraller püskürdükleri andaki jeomanyetik alanın etkisinde belirli bir yönde dizilirler. Yayılma devam ettikçe yayılma merkezinden uzaklaşan bazalt beraberinde püskürdüğü zamanki jeomanyetik alanın yönünün de sabit bir kaydını taşır. Sürekli jeomanyetik alan terslenmeleri yayılma merkezinin iki yanında ve ona paralel uzanan ters ve normal yönde manyetize olmuş şeritler meydana getirirler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşte Morley ve Fred Vine ile o zamanki tez hocası Drumont Matthews, bu fikri ileri sürerek özellikle Ewing grubu tarafından yıllardır toplanmakta olan Lamont Jeofizik Rasathanesi’nin veri bankalarında birikmiş olan manyetik verilerin bu görüşler ışığı altında tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini önerdiler. Vine ve Matthews’un makalesi 1963 yılında Nature dergisinde yayınlandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kanadalı olan John Tuzo Wilson 1960′lı yılların ilk yarısında o zamana kadar gerek Kanada kalkanı üzerinde ve gerekse Kanada’daki buzullaşma hakkında yaptığı çalışmalarla kendine haklı bir şöhret yapmış bir jeofizikçiydi. Aynı sıralarda Lamont Jeofizik Rasathanesi’nde, New York’ta radyoculuk yapmaktan bıktığı için bir gecikmiş bir doktora öğrencisi olarak gelen Walter C. Pitman ise sadece fizik eğitimi görmüş olup kendi deyimiyle kayaları kaldırım taşından ayıracak kadar dahi jeoloji bilmiyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pitman’ın jeoloji konusundaki bilgisizliği aslında kendisinin en büyük avantajı oldu. Pitman, Vine ve Matews’un makalesini tesadüf eseri okuduğu zaman jeolojide bilgi sahibi arkadaşlarının tersine o makalede ileri sürülen fikirleri son derece akla yatkın buldu. Bunun sonucu olarak Lamont’un veri bankalarında bulunan manyetik verileri kontrol ederek Vine ve Matews’un dolaysıyla Hess’in haklı olduğunu gösterdi. Sadece kıtalar değil okyanus tabanları da küre sathında binlerce ve binlerce kilometrelik mesafeler kat ediyorlar orta okyanus sırtında doğup derin deniz hendekleri boyunca tekrar mantoya dönüyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu arada T. Wilson probleme tamamen değişik bir açıdan yaklaşıyordu. Wilson, Hess’den sonraki en önemli adımı attı ve orta okyanus sırtları ile hendeklerin bittikleri yerlerde aslında hareketin büyük yanal atımlı faylarla başka bir şekle “transforme” edilerek devam ettiğini gösterdi. Böyle sırtları ve hendekleri birbirine bağlayarak hareketin devamını sağlayan yanal atımlı faylara Wilson, hareketi transforme ettikleri için transform fay adını verdi. Wilson 1965′de tüm sırtları ve hendekleri birbirine bağlayan küre üzerindeki hareketli kuşakları ilk defa tam olarak tasvir etti ve bu kuşaklar boyunca birbirlerine göre hareket etmekte olan dâhilî olarak asismik ve yüksek bir burulma rijitidesine sahip olan litosfer parçalarına “Levha” adını verdi. Bu suretle levha tektoniği tüm öğeleriyle ortaya çıkmış oluyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Levha tektoniğinin gelişmesinde, 1967 yılında yayınlanan iki makale çok önemli bir rol oynadı. Bunlardan biri Lamont’un jeofizikçilerinden Lynn R. Sykes tarafından yayınlandı. Sykes, o zamanlar hayli gelişmiş olan depremlerin fay mekanizmalarının çözümleri yönteminden yararlanarak Wilson’un transform fay kavramını ve onunla birlikte Hess’in deniz tabanı yayılması hipotezini kontrol etmek niyetiyle orta Atlantik sırtını öteleyen kırık zonları boyunca bir seri fay düzlemi sonucu elde etti. Sykes yaptığı bütün çözümlerde kesinlikle Wilson’un yorumunun doğru olduğunu buldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Levha tektoniği bu şekilde her tabi tutulduğu testten başarıyla çıkınca bu teoriyi tüm küre üzerinde ve ayrıntılı bir şekilde kontrol etmek lüzumu doğdu. Önce 1967′de genç jeofizikçi Dan McKenzie ile uygulamalı matematikçi Robert Parker levha tektoniğinin küre üzerinde nasıl uygulanması gerektiğini göstererek levha hareketlerinin kinematiğinin türetilmesinde deprem kayma vektörlerinin önemine dikkati çektiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1969 yılında dar anlamda levha tektoniğinin son önemli öğesini oluşturan üçlü eklem sorunu da McKenzie ve Morgan tarafından ortaya atılıp çözülerek bu teorinin kendi içinde tutarlı ve tamamlanmış bir sistem haline gelmesini sağladılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1969 yılından itibaren levha tektoniği, ada yayları, kenar denizleri, orejenik kuşaklar, geçmişteki fauna vefloranın dağılımı, mantonun evrimi ve konveksiyon ve yer bilimleri kapsamına giren pek çok konuda bu prensiplere dayalı veya bu prensiplere dayandığını iddia eden pek çok hipotezin atılmasına neden olmuş ve onlarla birlikte dünya çapında yeni bir tektonik model oluşturmaya başlamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu metin, İstanbul Üniversitesi Yerküre Kulübü’nden (<a href="https://www.istanbul.edu.tr/yerkure/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">istanbul.edu.tr/yerkure</a>) alınmıştır.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Haziran 2025&#8217;de YERBİS Uygulamasında Yapılan Güncellemeler</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/haziran-2025de-yerbis-uygulamasinda-yapilan-guncellemeler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Jun 2025 09:00:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Mevzuat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1198</guid>

					<description><![CDATA[JMO ile Çevre, Şehircilik ve İklim değişikliği Bakanlığı Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü koordinesinde&#160;“Yer Bilimsel Etüt Bilgi Sistemi (YERBİS) Uygulamasında Yapılan Güncellemeler”e ilişkin 27 Haziran 2025 tarihinde çevrimiçi eğitim düzenlendi. Söz konusu eğitimi, tüm jeoloji ve jeofizik mühendislerinin katılımına açık yapıldı. YERBİS nedir? 1 Mayıs 2018 tarihinden beri, Yer Bilimsel Etüt Bilgi Sistemi (YERBİS)&#160;uygulaması, Çevre, Şehircilik...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.jmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=18317" data-type="link" data-id="https://www.jmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=18317" target="_blank" rel="noreferrer noopener">JMO</a> ile Çevre, Şehircilik ve İklim değişikliği Bakanlığı <a href="https://mpgm.csb.gov.tr" data-type="link" data-id="https://mpgm.csb.gov.tr" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü</a> koordinesinde&nbsp;“Yer Bilimsel Etüt Bilgi Sistemi (<a href="https://turkiyeyuzyili.com/proje-yer-bilimsel-etut-bilgi-sistemi-yerbis-uygulamasi" data-type="link" data-id="https://turkiyeyuzyili.com/proje-yer-bilimsel-etut-bilgi-sistemi-yerbis-uygulamasi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">YERBİS</a>) Uygulamasında Yapılan Güncellemeler”e ilişkin 27 Haziran 2025 tarihinde çevrimiçi eğitim düzenlendi. Söz konusu eğitimi, tüm jeoloji ve jeofizik mühendislerinin katılımına açık yapıldı.</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="YERBİS EĞİTİMİ (27 Haziran 2025)" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/ihUd9xvYgN4?start=692&#038;feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Yerbis Eğitimi-25 Şubat 2026" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/x6SSIcqQH4Q?start=890&#038;feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>YERBİS nedir?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">1 Mayıs 2018 tarihinden beri, Yer Bilimsel Etüt Bilgi Sistemi (<a href="https://yerbis.csb.gov.tr" data-type="link" data-id="https://yerbis.csb.gov.tr" target="_blank" rel="noreferrer noopener">YERBİS</a>)&nbsp;uygulaması, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü <a href="https://mpgm.csb.gov.tr/birimler/yer-bilimsel-etut-dairesi-baskanligi/138" data-type="link" data-id="https://mpgm.csb.gov.tr/birimler/yer-bilimsel-etut-dairesi-baskanligi/138" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Yer Bilimsel Etüt Daire Başkanlığı</a>’nın denetimindedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">YERBİS uygulaması, </p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Arazi Kullanımına Esas Jeolojik Etüt Raporu</li>



<li>İmar Planına Esas Jeolojik-Jeoteknik Etüt Raporu</li>



<li>İmar Planına Esas Mikrobölgeleme Etüt Raporu</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">hazırlayan mühendislerce aktif olarak kullanılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rapor onay süreçlerine ilişkin tüm iş/işlemler, kâğıt ortamının yanı sıra eş zamanlı olarak &#8220;Yer Bilimsel Etüt Bilgi Sistemi (YERBİS)&#8221; uygulaması üzerinden de gerçekleştirilmektedir. Rapora ait sayısal veriler ile “Yerleşilebilirlik Haritaları, Yerleşime Uygunluk Haritaları, Mühendislik Jeolojisi Haritaları ve Eğim Haritaları” YERBİS uygulamasında depolanarak ilgili kurum/kuruluşlar ile paylaşılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">YERBİS uygulamasının servis sağladığı&nbsp;“Yerleşime Uygunluk Haritaları”, ilgili kullanıcılara afetlere dirençli yer seçimi çalışmaları ve planlama çalışmaları kapsamında yol gösterici olmakla birlikte&nbsp;“Yerleşime Uygun Alan”,&nbsp;“Önlemli Alan”&nbsp;ve&nbsp;“Yerleşime Uygun Olmayan Alan”&nbsp;tanımlamaları içerisinde önemli fikirler vermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü’nün YERBİS uygulamasının geliştirilmesine yönelik çalışmaları hızla devam etmekte olup bu kapsamda&nbsp;<em>&#8220;Yer Bilimsel Etüt Bilgi Sisteminin (YERBİS) Geliştirilmesi ve Afet Tehlikesi Belirleme Sürecinde Veri Analizi Projesi&#8221;</em>&nbsp;yürütülmektedir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="600" height="415" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/yerbislogo.jpg" alt="" class="wp-image-1199" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/yerbislogo.jpg 600w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/yerbislogo-300x208.jpg 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>USGS: ABD Karasındaki Mevcut Petrol ve Doğalgaz Kaynaklarının 2025 Tahmin Raporu</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/usgs-abd-karasindaki-mevcut-petrol-ve-dogalgaz-kaynaklarinin-2025-tahmin-raporu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jun 2025 15:52:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emtia]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1187</guid>

					<description><![CDATA[Yerbilimine (jeolojiye) dayanarak değerlendirme yapan Amerikan Yerbilimsel İnceleme Kurumu (USGS), Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin deniz hariç karasını oluşturan federal arazilerinin altında keşfedilmemiş ve teknik olarak üretilebilir petrol ve doğalgaz kaynakları için 2025 yılı raporunu yayımlandı. Ortalama tahminlere göre; 29,4 milyar varil petrol, 391,6 trilyon fit küp doğalgaz ve 8,4 milyar varil doğalgaz sıvısı potansiyeli tahmin ediliyor....]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Yerbilimine (jeolojiye) dayanarak değerlendirme yapan Amerikan Yerbilimsel İnceleme Kurumu (USGS), Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin deniz hariç karasını oluşturan federal arazilerinin altında keşfedilmemiş ve teknik olarak üretilebilir <a href="https://pubs.usgs.gov/publication/fs20253032" data-type="link" data-id="https://pubs.usgs.gov/publication/fs20253032" target="_blank" rel="noreferrer noopener">petrol ve doğalgaz kaynakları için 2025 yılı raporu</a>nu yayımlandı. Ortalama tahminlere göre; 29,4 milyar varil petrol, 391,6 trilyon fit küp doğalgaz ve 8,4 milyar varil doğalgaz sıvısı potansiyeli tahmin ediliyor. Ancak bu kaynaklar, mevcut tüketim oranına göre ABD&#8217;nin petrol ihtiyacını 4 yıl boyunca, doğalgaz ihtiyacını ise yaklaşık 12 yıl boyunca karşılamaya yetecek miktarda enerji sağlayabiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tahminler, USGS&#8217;nin keşfedilmemiş ve teknik olarak üretilebilir petrol ve doğalgaz kaynaklarını değerlendirdiği 69 yerbilimsel bölgeye ait 579 değerlendirme birimi içeren önceki raporların derlenmesiyle oluşturuldu. Her değerlendirme birimindeki kamu arazisi oranına göre kaynaklar orantılı biçimde kamu arazilerine dağıtıldı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="536" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/meanoilusa.jpg" alt="" class="wp-image-1190" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/meanoilusa.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/meanoilusa-300x179.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/meanoilusa-768x457.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Amerika Birleşik Devletleri haritası, eyaletlere göre federal yönetim altındaki kamu arazilerinde bulunan keşfedilmemiş ve teknik olarak üretilebilir petrol kaynaklarının tahmini miktarlarını göstermektedir.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="538" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/meangasusa.jpg" alt="" class="wp-image-1191" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/meangasusa.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/meangasusa-300x179.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/meangasusa-768x459.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">Amerika Birleşik Devletleri haritası, eyaletlere göre federal yönetim altındaki kamu arazilerinde bulunan keşfedilmemiş ve teknik olarak üretilebilir doğalgaz kaynaklarının tahmini miktarlarını göstermektedir.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Keşfedilmemiş petrol ve doğalgaz kaynaklarına dair bu tahminler, USGS’nin 1998’deki en son tahminlerine kıyasla önemli artışlar gösteriyor. Bu artışların sebebi, yeraltı yapısında bir değişiklik değil; 1998’deki tahminlerden bu yana yaşanan enerji üretimindeki devrimdir. 1998’de USGS, 7,86 milyar varil petrol ve 201,1 trilyon fit küp doğalgaz olduğunu tahmininde bulunmuştu. Ancak bu önceki tahminler yalnızca <em>konvansiyonel</em> (geleneksel) petrol ve doğalgaz birikimlerine odaklanmıştı. Ancak eski tahmin, kaya petrolü (şeyl petrolü), sıkı petrol (şeyl veya kumtaşında API yüksek petrol) ve sıkı gaz (geçirimsiz kayaçlarda hapsolmuş petrol ile gaz yani hidrokarbonlar) ile kömür yatağındaki gaz gibi geleneksel olmayan kaynakları kapsamıyordu. Günümüzde ise geleneksel olmayan yöntemlerle çıkarılan bu kaynaklar çatlatma teknolojisiyle yaygın olarak üretilmekte ve artık USGS&#8217;nin petrol ve doğalgaz değerlendirmelerine de dâhil edilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>USGS, 2025. <a href="https://www.usgs.gov/news/science-snippet/usgs-releases-report-oil-and-gas-potential-beneath-us-public-lands" data-type="link" data-id="https://www.usgs.gov/news/science-snippet/usgs-releases-report-oil-and-gas-potential-beneath-us-public-lands" target="_blank" rel="noreferrer noopener">USGS Releases Report on Oil &amp; Gas Potential Beneath US Public Lands</a><br>USGS, 2025. Schenk, C.J., Mercier, T.J., and the 1995–2025 National and Global Oil and Gas Assessment Project Federal Lands Resource Allocation Team, 2025, An estimate of undiscovered, technically recoverable oil and gas resources underlying Federal lands of the onshore United States, 2025: U.S. Geological Survey Fact Sheet 2025–3032, 6 p., <a href="https://doi.org/10.3133/fs20253032" target="_blank" rel="noreferrer noopener">doi.org/10.3133/fs20253032</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SAFOD: San Andreas Fayı&#8217;nın Dibindeki Gözlemevi</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/safod-san-andreas-fayinin-dibindeki-gozlemevi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Jun 2025 11:56:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yapısal Jeoloji / Tektonik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1174</guid>

					<description><![CDATA[Depremlerden önce yerkabuğunda meydana gelen özel bir gerilimi ölçmenin, yersarsıntılarının önceden bilinebilmesi ve haber verilebilmesinde kullanılabileceği sanılıyor. ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki San Andreas fayı boyunca yer kabuğunu inceleyen sismologlar, bir kilometre aşağıda depremden önce sismik dalgaların hızının değiştiğini tespit etti. Nature dergisinde&#160;yayınlanacak&#160;araştırmanın (Niu, F., P. G. Silver, T. M. Daley, E. L. Majer, and X. Cheng,...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Depremlerden önce yerkabuğunda meydana gelen özel bir gerilimi ölçmenin, yersarsıntılarının önceden bilinebilmesi ve haber verilebilmesinde kullanılabileceği sanılıyor. ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki San Andreas fayı boyunca yer kabuğunu inceleyen sismologlar, bir kilometre aşağıda depremden önce sismik dalgaların hızının değiştiğini tespit etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nature dergisinde&nbsp;<em>yayınlanacak</em>&nbsp;araştırmanın (Niu, F., P. G. Silver, T. M. Daley, E. L. Majer, and X. Cheng, 2008. Active source monitoring of subsurface stress variations at SAFOD, Parkfield, Nature,&nbsp;<em>submitted.</em>)&nbsp;anlatıldığı makalenin yazarlarından Carnegie Enstitüsü uzmanı Paul Silver, bir depremden önce yer kabuğundaki gerilimde meydana gelen değişiklikleri tespit etmenin sismik araştırmaların merkezini oluşturduğunu, bunun araştırmalarını motive ettiğini kaydetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Araştırmaya katılan Teksas’taki Rice Üniversitesinden Fenglin Niu başkanlığındaki ekibin ölçümlerine göre, kırığın açıklığı ve kapalılığının etkisinden dolayı, sismik dalgaların hızının gerilimin düzeyine bağlı olduğunu belirten Silver, “Sismik dalgaların hızındaki değişikliklerin ölçümü, ilke olarak, olası bir yer sarsıntısını önceden haber vermeyi sağlayabilecek bir gerilim ölçeği şeklinde kullanılabilir” diye konuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sismologlar uzun süredir sismik dalgaların hızlarındaki değişikliği izlemeyi sürdürürken, en son teknolojiler güvenilir ve daha kesin ölçüm yapabilme olanağı sağlıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha fazla bilgi için&nbsp;<a href="https://www.earthscope.org/observatories/safod" target="_blank" rel="noreferrer noopener">earthscope.org/observatories/safod</a>&nbsp;(İngilizce)</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="929" height="555" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/phase2geophysiclog.jpg" alt="" class="wp-image-1179" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/phase2geophysiclog.jpg 929w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/phase2geophysiclog-300x179.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/phase2geophysiclog-768x459.jpg 768w" sizes="(max-width: 929px) 100vw, 929px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">SAFOD (San Andreas Fault Zone Observatory At Depth, <em>Tr.</em> San Andreas Fayı&#8217;nın Dibindeki Gözlemevi), büyük bir levha sınır fayında meydana gelen faylanma alanı ve deprem oluşumunu kontrol eden fiziksel ve kimyasal süreçlere dair temel soruları yanıtlamak amacıyla yürütülen bir projedir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="547" height="304" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/safod.jpg" alt="" class="wp-image-1175" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/safod.jpg 547w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/safod-300x167.jpg 300w" sizes="(max-width: 547px) 100vw, 547px" /><figcaption class="wp-element-caption">2007 yazında gerçekleşen <em>Üçüncü Aşama</em> (Faz III), San Andreas Fay Hattı içinde sürekli karot örnekleri elde etmek amacıyla ana sondajdan çoklu yanal karot alma deliklerinin açılmasını içeriyordu. 2002 yılında SAFOD sahasında, ICDP ve NSF tarafından sağlanan parasal destekle bir deneme sondajı açılmıştı.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Parkfield,_California" data-type="link" data-id="https://en.wikipedia.org/wiki/Parkfield,_California" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Parkfield</a>, Dünya üzerinde en kapsamlı fay çalışmalarının yürütüldüğü ve ölçüm cihazlarıyla donatılmış bir bölgedir. 1996&#8217;dan beri bilimsel çalışmalar yapılmaktadır. San Andreas Fayı&#8217;nın <em>deprem üretebilen</em> (sismojenik) derinliklerinde doğrudan yapılan örnekleme, kuyu içi ölçümler ve uzun dönem izleme sayesinde şu hedefler gerçekleştirilmek istenmektedir:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Fay hattı malzemelerinin bileşimini öğrenmek ve bu malzemelerin davranışını belirleyen temel yasalarını tanımlamak,</li>



<li>Depremleri başlatan ve yayılmalarını kontrol eden gerilmeleri ölçmek,</li>



<li>Yüksek gözenek sıvı basıncı ve kimyasal tepkimelerin fay dayanımı ve depremlerin tekrarı üzerindeki etkilerine dair varsayımları test etmek,</li>



<li>Mikro depremlerin yakın çevresindeki gerinim ve yayılan dalga alanlarını gözlemlemek.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">SAFOD deneme sondajı, SAFOD’un planlandığı yüzey konumunda 2,2 km derinliğinde gerçekleştirilen apayrı bir bilimsel sondaj deneyidir. Bu saha, Kaliforniya&#8217;nın Parkfield kenti yakınlarında, San Andreas Fayı&#8217;nın yaklaşık 1,8 km güneybatısında yer alır. Söz konusu fay segmenti, <em>sismik olmayan</em> (asismik) sürünme ve tekrarlayan mikro depremlerle hareket ediyor. Bölge, 1857&#8217;den bu yana altı kez kırılan fayı kapsayan depremler dizisinin son halkası olan 1966 tarihli ve büyüklüğü 6 olan Parkfield depreminin kırılma alanının hemen kuzeyinde yer almaktadır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="663" height="576" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/safod_local.jpg" alt="" class="wp-image-1177" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/safod_local.jpg 663w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/safod_local-300x261.jpg 300w" sizes="(max-width: 663px) 100vw, 663px" /><figcaption class="wp-element-caption">Parkfield’deki San Andreas Fay Hattı’nın şematik kesiti, SAFOD için açılan sondaj kuyusunu ve 2002 yılında açılmış olan deneme kuyusunu göstermektedir. Sondaj kuyularındaki kırmızı noktalar, izleme cihazlarının yerleştirildiği konumları gösterir. Beyaz noktalar, 2,5 km ile 10 km’nin üzerindeki derinliklerde sürekli olarak meydana gelen küçük ölçekli <em>sismisite</em> (depremsellik) alanlarını temsil eder. Yerin altındaki renkler, yüzeyden yapılan ölçümlerle belirlenen kayaların elektriksel özdirencini göstermektedir; en düşük özdirence sahip olan (kırmızı renkle gösterilen) kayalar, küçük depremlerin meydana geldiği alanın üst kısmında yer almakta olup, sıvı açısından zengin bir zonu temsil ediyor olabilir.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Parkfield bölgesi, Parkfield Deprem Deneyi kapsamında dünyanın en detaylı şekilde izlenen fay kesimidir. Deneme (pilot) sondajı; Uluslararası Kıtalarda Bilimsel Sondaj Programı (<a href="https://www.icdp-online.de" data-type="link" data-id="https://www.icdp-online.org" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ICDP</a>), Amerilan Ulusal Bilim Vakfı (<a href="https://www.nsf.gov" data-type="link" data-id="https://www.nsf.gov" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NSF</a>) ve Amerikan Yerbilimsel İnceleme Kurumu (<a href="http://www.usgs.gov/" data-type="link" data-id="http://www.usgs.gov/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">USGS</a>) ortaklığında yürütülen bir çalışmadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br><em>Bu haber kısmı CNNTÜRK’ten (<a href="https://www.cnnturk.com/BILIM_TEKNOLOJI/BILIM/haber_detay.asp?PID=15&amp;HID=1&amp;haberID=479074" target="_blank" rel="noreferrer noopener">1</a>, <a href="https://www.cnnturk.com/BILIM_TEKNOLOJI/BILIM/haber_detay.asp?PID=15&amp;haberID=479729" target="_blank" rel="noreferrer noopener">2</a>) derlenmiştir.</em><br>ES, 2008. SAFOD, <a href="http://www.earthscope.org/observatories/safod" data-type="link" data-id="www.earthscope.org/observatories/safod" target="_blank" rel="noreferrer noopener">earthscope.org/observatories/safod</a><br>ICDP, 2025. SAFOD, <a href="https://www.icdp-online.org/projects/by-continent/the-americas/north-america/safod-usa/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">icdp-online.org/projects/by-continent/the-americas/north-america/safod-usa</a><br>USGS, 2008. San Andreas Fault Observatory at Depth, <a href="https://earthquake.usgs.gov/learn/parkfield/safod_pbo.php" target="_blank" rel="noreferrer noopener">earthquake.usgs.gov/learn/parkfield/safod_pbo.php</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu metin, 26 Haziran 2025&#8217;te güncellenmiştir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kuzey Anadolu Fayı’nın Keşfi…</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/kuzey-anadolu-fayinin-kesfi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Jun 2025 09:42:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yapısal Jeoloji / Tektonik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1145</guid>

					<description><![CDATA[Hesapta Olmayan Önsöz!Bu yazı, 15 Aralık 1995 Cuma günü bitirildi ve TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi yetkililerine ulaştırıldı. Kuzey Anadolu Deprem Hattının büyük, doğrultulu atımlı bir fay olduğunu ve Anadolu’nun büyük bir kısmının, bu fay boyunca, Karadeniz sahil dağlarına nazaran batıya kaydığını keşfeden, Cumhuriyet tarihimizin yetiştirdiği kuşkusuz en büyük doğa bilimcilerimizden İhsan Ketin, 16 Aralık...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Hesapta Olmayan Önsöz!</em></strong><br><em>Bu yazı, 15 Aralık 1995 Cuma günü bitirildi ve TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi yetkililerine ulaştırıldı. Kuzey Anadolu Deprem Hattının büyük, doğrultulu atımlı bir fay olduğunu ve Anadolu’nun büyük bir kısmının, bu fay boyunca, Karadeniz sahil dağlarına nazaran batıya kaydığını keşfeden, Cumhuriyet tarihimizin yetiştirdiği kuşkusuz en büyük doğa bilimcilerimizden İhsan Ketin, 16 Aralık 1995 Cumartesi günü, sabaha karşı saat 02:00′de İstanbul’daki evinde vefat etti. Bu da, yazı içerisinde yer alan “KAF’ın İhsan Ketin tarafından keşfedildiği konusunda bilimsel literatürde herhangi bir belirsizlik olmadığı halde, bu keşfin ayrıntılı geçmişinin, doyurucu bir belgeleme ışığında henüz yazılmadığı da bir gerçektir. Bu kısa yazının amacı, böyle bir tarihe temel olabilecek KAN ve KAF kavramları arasındaki farkı ve bunların dayandığı belgeleri Türk kamuoyuna duyurmak ve ülkemizde yalnız can ve mal kaybına neden olmakla kalmayıp, Türk yerbilimleri camiasının dış dünya ile de sürekli temasta kalmasının en önemli nedenlerinden biri olan KAF’ın keşfinin tarihçesinin yazılmasına, hele onu keşfeden İhsan Ketin, depremselliğinin en önemli özelliğini ilk farkedenlerden Necdet Egeran, fayın tarihlemesini yapanlardan Sırrı Erinç ve M. Şakir Abüsselâmoğlu, ilk ciddi atım tahmini yapan İhsan Ketin’in doktora öğrencisi İhsan Seymen, KAF ile çeşitli nedenlerle ilgilenerek yurdumuza gelip çalışmalar yapmış Nazario Pavoni, Clarence Allen, Dan McKenzie gibi, aralarında yaşı sekseni aşmış olanlar da bulunan yerbilimciler henüz hayatta iken önayak olmaktır” çağrısının adeta acı bir kehanete dönüşmesine neden oldu. Bu yüzden, yazı hiç değiştirilmeksizin, ilk bitirildiği halinde bırakılmıştır… İhsan Ketin artık yok! Türkiye’nin bilim dünyası, bu yokluğa alışmakta kuşkusuz çok zorlanacaktır. Tek tesellimiz, onun geride bıraktığı eserlerine ve öğretilerine sahip çıkabilme, onlardan yararlanabilme şansıdır. Bu eser ve öğretiler geliştikçe, İhsan Ketin bizlerle yaşamaya devam edecektir. Onun bizlere benimsetmeye çalıştığı çok önemli bir öğreti var: Bilimi, bilim eğitimini ve bilimsel eğitimi ciddiye almak.Goethe’nin dediği gibi “bilimin tarihi, bilimin kendisi” olduğuna göre, şimdi yapılacak işlerden biri, artık yalnızca Kuzey Anadolu Fayı’nın keşfinin değil; ülkemizde tarihi çok eskilere uzanmadığı halde, İhsan Ketin gibi uluslararası bir bilim önderi çıkarabilmiş olan Türkiye yerbilimlerinin tarihini yazmak, bu görkemli başarı ile birlikte başarısızlıklarımızı da büyüteç altında incelemektir. Bu çalışma birçok şekilde yapılabilir. Geçmişin derslerini gelecek nesillere öğretmek, geleceğin şekillenmesine katkıda bulunmak, İhsan Ketin’in arkada bıraktığı bizlerin hiç kuşkusuz önemli bir ödevidir. Meslek yaşamı, âdeta, Türkiye’de yerbilimlerinin gelişim tarihi ile özdeşleşmiş olan Ketin’den geriye, yetiştirebildiği kadarıyla anıları da kalmıştır. Umudumuz, TÜBİTAK tarafından olası en kısa zamanda baskıya hazırlanıp yayımlanacak bu anıların, ülkemizde yerbilimleri tarihinin yazılmasında ilk adımı oluşturması; başta herkesin, elinde bulunan her türlü belgeyi saklamasıdır. Bunlar, TÜBİTAK ve Türkiye Bilimler Akademisi’nin, en kısa zamanda ortaklaşa kuracakları bir “Yerbilimleri Tarihçesi Komisyonu”na gerek oldukça devredilebilir, kopyaları verilebilir ve böylelikle bir “Türkiye Yerbilimleri Tarihçesi Arşivi” oluşturulabilir…</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><em>Kuzey Anadolu Fayı’nın 1948 yılında İhsan Ketin tarafından keşfi, Atatürk’ün bilim ve eğitim seferberliğinin en somut ürünlerinden biridir. Bu keşfin bilim tarihi içerisindeki yerini anlayabilmek için, sık sık onunla karıştırılan Kuzey Anadolu Neo-Tetis Kenet Kuşağı’nın keşfinin tarihçesinin bilinmesi, başka bir deyişle, Kuzey Anadolu’da uzun mesafelerde birbiriyle çakışan iki yapının birbirinden ayrılması gerekir.</em></strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="782" height="514" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/cavskaf.jpg" alt="" class="wp-image-1164" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/cavskaf.jpg 782w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/cavskaf-300x197.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/cavskaf-768x505.jpg 768w" sizes="(max-width: 782px) 100vw, 782px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Sağ yönlü doğrultu atımlı KAF (Kuzey Anadolu Fayı) ile SAF (San Andreas Fayı). Görüntü:&nbsp;<a href="https://earthquake.usgs.gov/research/geology/turkey/images/CA-Tu_comp.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">USGS</a>.</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Kuzey Anadolu Fayı (KAF), doğuda Bingöl ilimizin sınırları içindeki Karlıova çöküntüsünün kuzeyinden başlayıp, batıda Bolu şehir merkezi civarında çatallanır ve önce iki, Geyve’nin batısında da üç ana kol boyunca Ege Denizi’nin kuzeyine kadar uzanır. Yaklaşık 1 500 km. uzunluğundaki genç (oluşum tarihi: geç Miyosen-Pliyosen, yani yaklaşık 11-5 milyon yıl önce) KAF, oluşturduğu dar ve uzun yer şekilleriyle topoğrafyada belirgin ve sık aralıklarla pek çok insanın hayatına mâl olan depremlerinden de gördüğümüz gibi, hâlâ faal, sağ yanal doğrultu atımlı bir faydır. Bu fay, Erzincan-Mürefte (Tekirdağ) arasında Istranca, Bolu, Ilgaz, İsfendiyar ve Doğu Karadeniz sıradağlarının temsil ettiği: İkinci Zaman (Mesozoik sonları: yaklaşık 100-65 milyon yıl öncesi) sonlarında bugünkü Japon Adaları’na benzeyen bir ada yayı olduğu sanılan Rodop-Pontid yapısal birliğinin güncel güney sınırını uzun bir hat boyunca izler. Bolu’nun batısında- güney kol bu sınırdan ayrılır ve Sakarya Zonu adı verilen bir diğer birlik içerisinde devam ederek Ege Denizi’ne ulaşır. Dolayısıyla KAF, büyük mesafelerde bugün Kuzey Anadolu Neo-Tetis Kenet Kuşağı denilen ve yine Mürefte’den Erzincan’a, oradan da Zagros Dağları’na kadar gelen bir kıta-kıta çarpışma hattıyla büyük mesafeler boyunca koşutluk çakışır. Bu eski çarpışma hattı (teknik terimle kenet kuşağı veya sütur zonu), özellikle İkinci Zaman süresince batıda Pireneler ve Alpler’den, doğuda Himalayalar’a kadar uzanan büyük bir okyanusun (teknik adıyla Neo-Tetis [yani Yeni Tetis] Okyanusu’nun) kalıntılarını ve kapandığı yeri temsil eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KAF’ın Keşfinin Tarihçesi İncelenirken Karşılaşılan Temel Sorun</strong><br>KAF’ın keşfinin tarihini doğru olarak saptayabilmek için, sık sık onunla karıştırılan kenet kuşağının keşfinin tarihçesinin bilinmesi gereklidir. Öncelikle, Kuzey Anadolu’da uzun mesafelerde birbiriyle çakışan iki yapı ayırt edilmelidir. KAF’ın, İhsan Ketin’in 1948 yılında yayımlanan klasik makalesinden* önce de bilindiği tezinin savunulduğuna ve KAF ile bir diğer yapının birbirleriyle karıştırıldığına nadiren de olsa, tanık olunuyor. Söz konusu diğer yapı, Yani Kuzey Anadolu Nedbesi (KAN; veya Beresi: KAB), 1928 yılında Nowack tarafından keşfedilmiş, 1937 yılında da ilk kez Salomon-Calvi tarafından, Wegener’in kıtaların kayması teorisi çerçevesinde bir kıta-kıta çarpışma kuşağı olarak baştan yorumlanmıştır ve aslında Kuzey Anadolu’daki Neo-Tetis Kenet Kuşağı’nı temsil eder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">KAF’ın İhsan Ketin tarafından keşfedildiği konusunda bilimsel literatürde herhangi bir belirsizlik olmadığı halde, bu keşfin ayrıntılı geçmeşinin, doyurucu bir belgeleme ışğında henüz yazılmadığı da bir gerçektir. Bu kısa yazının amacı, böyle bir tarihe temel olabilecek KAN ve KAF kavramları arasındaki farkı ve bunların dayandığı belgeleri Türk kamuoyuna duyurmak ve ülkemizde yalnız can ve mal kaybına neden olmakla kalmayıp, Türk yerbilimleri camiasının dış dünya ile de sürekli temasta kalmasının en önemli nedenlerinden biri olan KAF’ın keşfinin tarihçesinin yazılmasına, hele olu keşfeden İhsan Ketin, depremselliğinin en önemli özelliğini ilk farkedenlerden Necdet Egeran, fayın tarihlemesini yapanlardan Sırrı Erinç ve M. Şakir Abüsselâmoğlu, ilk ciddi atım tahminini yapan İhsan Ketin’in doktora öğrencisi İhsan Seymen, KAF ile çeşitli nedenlerle ilgilenerek yurdumuza gelip çalışmalar yapmış Nazario Pavoni, Clarence Allen, Dan McKenzie gibi, aralarında yaşı sekseni aşmış olanlar da bulunan jeologlar henüz hayatta iken önayak olmaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kuzey Anadolu Neo-Tetis Kenet Kuşağı’nın Keşfinin Tarihçesi</strong><br><em>Kober’in Dağoluş Teorisi ve Nedbe Kavramı</em>: Kuzey Anadolu’da bir kenet kuşağının varlığını bilebilmek, herşeyden önce, kıtaların dünya yüzeyinde yatay devinim yaptıklarını kabul etmeyi gerektirir. Bu teori, ciddi olarak ilk kez 1910 yılında, ABD’li glasiyolog (buzulbilimci) Frank Bursley Taylor; 1912 yılında da Alman meteorolog ve jeofizikçi Alfred Lothar Wegener tarafından ortaya atılmıştır. Bundan önce, Türkiye de dahil olmak üzere birçok ülkeyi doğudan batıya kateden büyük dağ silsileleri gibi dağ kuşaklarının, jeosenklinal (=yer teknesi) denilen ince uzun, tekne şekilli denizel havzalardan türediği sanılırdı. Bu varsayımsal ince uzun havzaların, iki kıta arasında, yerkürenin ısı kaybı sonucu kuruyan bir elma gibi büzülerek sıkıştığı ve içlerindeki tortul kayaçların buruşup kıvrılarak, havzayı iki yandan daraltan kıtaların kenarları üzerine yığıldığına inanılırdı (Şekil 1).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="359" height="543" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/jeosenklinal.jpg" alt="" class="wp-image-1148" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/jeosenklinal.jpg 359w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/jeosenklinal-198x300.jpg 198w" sizes="(max-width: 359px) 100vw, 359px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Şekil 1.&nbsp;<strong>A.</strong>&nbsp;Kober’in tasavvuruna göre henüz kıvrımlanmamış, yani dağ oluşumu (=orojenez) geçirmemiş bir jeosenklinali (=yer teknesi) gösteren enine kesit.&nbsp;<strong>B.</strong>&nbsp;Aynı jeosenklinal yanal daralma sonucu kıvrımlandıktan sonra oluşan dağ kuşağından enine kesit. Nedbe, kıvrımlanmışdağ kuşağının birbirinden uzağa devrilmiş iki kanadını ayırmaktadır.&nbsp;<strong>C.</strong>&nbsp;Ara masifli bir dağ kuşağından enine kesit. Bu tiplerde nedbenin adeta genişleyerek bir ara masif (=Zwichengebirge) oluşturduğu düşünülür. Ara masifle kanat arasındaki çizgiye de nedbe denir. Kuzey Anadolu Nedbesi’nin bu ikinci tip nedbelerden olduğu düşünülürdü.</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Jeosenklinali sınırlayan iki kıtaya doğru itilmiş bu kayaç paketlerini, Avusturyalı ünlü jeolog Leopold Kober’in ilk kez 1914 yılında ortaya attığı gibi, ya bir ara masifin (Eduard Suess’ten alınan Almanca bir ifade ile Zwischengebirge) ya da bir nedbenin (Almanca: Narbe veya “doruk hattı”; Scheitelungslinie) ayırdığı zannedilirdi. Bu nedbe, Fransızca literatürde ‘cicatrice’ olarak bilinir. Narbe (=yara izi) ve cicatrice (=yara veya dikiş izi) sözcükleri, dikkat edilirse, birbirinden bir zamanlar ayrı bulunan iki yapının birleştiği çizgi anlamındadırlar. Daha açık bir ifadeyle, nedbe, jeosenklinalin ısıl büzülmenin doğurduğu sıkışma sonucu daralmasıyla meydana gelen dağ kuşaklarının iki kanadını birleştiren çizgiyi betimler.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Ernst Nowack ve Paflagonya Nedbesi</em>: Bu nedbenin Türkiye’de görüldüğü konusunda yine Kober tarafından, 1914 yılında yapılmış olan ilk yayın tamamen kuramsaldır (Şekil 2). Bu yayından çok daha yaygın olarak bilinen, Kober’in, 1921 yılında yayımlanmış ve 1928’de ikinci baskısını yapmış olan ünlü&nbsp;<em>Der Bau der Erde</em>&nbsp;(Arzın Yapısı) adlı tektonik ders kitabındaki Şekil 26, bütün yerbilimleri çevrelerini etkilemiştir. Bu etkinin izleri, Türkiye konulu bölgesel literatürdeki ilk yankısını, 1926-1927 yıllarında T.C. Ticaret Vekâleti’nde demir-çelik sanayii yerbilim uzmanı olan Avusturyalı jeolog Ernst Nowack’ın (Şekil 3) Ankara’dan hareketle Türkiye’nin kuzeybatı bölgelerinde yapmış olduğu jeolojik ve coğrafi araştırma gezilerinin raporlarında bulmuştur. Bunların, hiç şüphesiz en önemlisi ve literatürde en çok ilgi görmüş olanı, 1928’de, Alman Jeoloji Cemiyeti (<em>Deutsche Geologische Gesellschaft</em>) dergisinde ve 1932’de&nbsp;<em>Centralblatt</em>’da yayımlanmış raporlardır. Nowack, kabaca, Ereğli-Sinop Beypazarı-Ankara dörtgeni içinde kalan alanlardaki yapısal jeoloji ve stratigrafik gözlemlerine dayanarak, Çerkeş-Devrez Çayı boyunca uzanan bir ezilme hattı keşfetmiş (Şekil 4); bunu Wilser ve Eduard Suess’ün daha önceki yayınlarında tanımlanmış olan Pontik (Türkiye sınırları içindeki Karadeniz) silsileleri ile Dinarik (Türkiye sınırları içindeki Toroslar ve Orta Anadolu) silsileleri arasındaki ayrım hattı olarak tanımlamıştır (Şekil 5).</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="271" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/kober_alp_dag_sistemi.jpg" alt="" class="wp-image-1149" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/kober_alp_dag_sistemi.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/kober_alp_dag_sistemi-300x148.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Şekil 2. Leopold Kober’in 20. yüzyılın ilk yarısındaki tektonik görüşlere egemen olmuş “çift kanatlı” Alp dağ sistemi tasavvuru. Zwichengebirge ara masifleri (mor), pembe renkli alan kuzeye devrik Alpid (=Alp Dağları’na ilişkin) kanadını, mavi renkli alan da güneye devrik Dinarid (=Dinar Dağları’na ilişkin) kanadını göstermektedir. Kanatların kenarlarındaki küçük oklar dağ kuşağı içindeki kayaçların dağ kuşağını sınırlayan kıtalara göre hareket yönlerini işaret etmektedir. Benim eklediğim N harfi, Kober’in 1914 yılında ara masifi de sınırlayan nedbenin Kuzey Türkiye’de nereden geçtiğini düşündüğünü göstermektedir. Yine benim eklediğim KAF- Kober’in şemasına göre bu yapının bağımsız konumunu vurgulamaktadır. Kober, daha sonra, 1921 tarihli ders kitabının 26. şeklinde bu sınırı daha güneye, Marmara Denizi’nin güney sahillerine çekmiştir.</em></figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="100" height="146" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ernst_nowack.jpg" alt="" class="wp-image-1150"/><figcaption class="wp-element-caption"><em>Şekil 3. Kuzey Anadolu Nedbesi’ni ilk keşfeden Avusturyalı jeolog Ernst Nowack (1891-1946)</em></figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="265" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nowack_paflagonya_nedbesi.jpg" alt="" class="wp-image-1151" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nowack_paflagonya_nedbesi.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nowack_paflagonya_nedbesi-300x145.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Şekil 4. Ernst Nowack’ın ilk Paflagonya Nedbesi haritası (1928’de yayımlanmış olan “Die wictigsten Ergebnisse meiner anatolicshen Reisen” [Anadolu gezilerinin en önemli sonuçları] adlı makalesinin 1. şeklinden). Orijinal şeklinde Almanca metinlerin Türkçeleştirilmesi dışında hiçbir değişiklik yapılmamıştır.</em></figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="300" height="194" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/paflagonya_nedbesinden_once.jpg" alt="" class="wp-image-1152"/><figcaption class="wp-element-caption"><em>Şekil 5. Ernst Nowack’ın geliştirdiği Paflagonya Nedbesi fikrine temel oluşturan Eduard Suess’ün daha önceki Alpid ve Dinarid kavramlarından Rudolf Staub ve Wilser gib ijeologların geliştirdikleri Pontik (siyah) ve Dinarik (düşey çizgili) silsileler kavramları. Bunlar, aynı zamanda kabaca, Kober’in Alpid ve Dinaridleri’ne karşılık gelmektedir (Şekil 2). Nowack, Paflagonya Nedbesi’nin bu iki silsilenin sınırına karşılık geldiğini düşünmüş. Salomon-Calvi de Wegener, Argand ve Staub’u izleyerek, bu nedbenin Lavrasya adı verilen kuzey kıtalar topluluuğ ile Gondwana kıtası adı verilen güney kıtası boyunca çarpıştığı sinafiye tekabül ettiğini farzetmiştir. (Staub’un 40. notta verilen eserinin 5. levhasından kısmen alıntıdır).</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Bu hat üzerinde sıcak su kaynaklarının bulunduğuna da dikkat çeken Nowack, bu çizginin, tüm Kuzey Anadolu’da dağ silsilesini batıdan doğuya kesen devasa bir hat olduğunu belirtmiş ve vatandaşı Kober’in terimini kullanarak, bu çizgiye&nbsp;<em>Paphlagonische Narbe</em>&nbsp;(Paflagonya Nedbesi) adını vermiştir. Dinarik ve Pontik sistemlerini ayırdığı varsayılan bu nedbe, Nowack’a göre, Kober’in narbesinin görevini görmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nowack, 1932 yılındaki yayınında, daha kuzeyde Ereğli-İnebolu hattı arasında benzer bir diğer hat bulunduğunu öne sürmüş, buna da Ereğli çizgisi (<em>Ereğli-Linie</em>) adını vermiştir (Şekil 6). Aynı yayında Nowack, Ereğli çizgisi ile Paflagonya Nedbesi arasında kalan alana, yine Kober’in terminolojisini kullanarak&nbsp;<em>Zwischengebirge</em>&nbsp;(=ara masifi) yorumunu getirmiştir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="315" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nowack_paflagonya_nedbesi_guncelleme.jpg" alt="" class="wp-image-1153" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nowack_paflagonya_nedbesi_guncelleme.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nowack_paflagonya_nedbesi_guncelleme-300x172.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Şekil 6. Ernst Nowack’ın, 1932 yılında yayımladığı Paflagonya Nedbesi konulu ikinci sentezinin haritası.</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Wilhelm Salomon-Calvi ve Tonale Hattı</em>: 1930’lu yıllarda Almanya’da esen Nazi rüzgârları, Musevi kökenli, Heidelbergli büyük üstad Wilhelm Salomon-Calvi’yi, 1934 yılında Türkiye’ye taşımıştır (Şekil 7). Geçen yüzyıl sonunda, Alpler’deki Adamello masifinde doktorasını yapan Salomon-Calvi, burada Kuzey Alpler ile Güney Alpler’i ayıran önemli bir kırık hattı keşfetmiş, buna da, hattın en belirgin olduğu Tonale geçidine atfen (Tonale Hattı =<em>Tonalelinie</em>) adını vermiştir. 1905 yılında Salomon Calvi, Tonale bölgesindeki çalışmalarından hareketle, Tonale Hattı’nın, Eduard Suess’ün Alpid ve Dinarid dağ kuşağı sistemlerini birbirinden ayıran büük bir bölgesel hat olduğunu öne sürmüş (Şekil 5), 1932 yılında, bu hattın Alpler’in batısına da taşarak Korsika Adası’na kadar uzandığını varsaymıştır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="130" height="198" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/wilhelm_salomon-calvi.jpg" alt="" class="wp-image-1154"/><figcaption class="wp-element-caption"><em>Şekil 7. Nowack’ın Paflagonya Nedbesi’ni, bir Kuzey Anadolu kenet kuşağı (kendi terimiyle “sinafisi”) olarak ilk yorumlayan büyük Alman-Türk jeolog Wilhelm Salomon-Calvi (1868-1941)</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Salomon-Calvi, Türkiye’deki çalışmalarına önce Ankara çevresinde başlamış, daha sonra ilgisini kuzeye çevirmiştir. Türkiye’ye gelmeden hemen önce, Kober ve Stille’nin kuramsal çatısının artık geçersiz olduğunu farkeden Salomon-Calvi, Wegener’in kıtaların kayması teorisinin ateşli bir savunucusu olmuş; Korsika’dan Yugoslavya’ya kadar uzattığı Tonale Hattı’na da bu çerçevede bir kıta-kıta çarpılma hattı olarak baştan yorumlamıştır. Bu yeni yoruma göre Kober’in nedbesi, aslında, iki kıtanın birbirleriyle çarpıştıktan sonra kenetlendikleri bir kenet kuşağıdır. Salomon-Calvi, bu yepyeni kavrama bir de yeni terim türetmiş ve&nbsp;<em>synephie</em>(sinafi= eski Yunanca’daki&nbsp;<strong>sunafeia</strong>: birlik, ritm birliği, uyum) adını vermiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Salomon-Calvi 1937 yılında, Ankara&nbsp;<em>Yüksek Ziraat Enstitüsü Çalışmaları</em>&nbsp;serisinde 53 numara olarak yayımladığı&nbsp;<em>Geologische Beobachtungen in der Türkei</em>&nbsp;(Türkiye’de Jeolojik Gözlemler) dizisi makalelerinin, “Tonale Hattı’nın Türkiye’deki Devamı” adını verdiği dokuzuncusunu bu konuya ayırarak, Ernst Nowack’ın tanımladığı, Türkiye’nin kuzeyindeki Paflagonya Nedbesi’nin aslında bir sinafi olduğun vurgulamış, bu hattın doğuda İran içlerine, hatta Güneydoğu Asya’ya kadar izlenebileceğini öne sürmüştür. Onun bu önemli yorumunu, o zamanlar pek az jeolog anlayabilmiş, hele ülkemizde bu önemli yayın ne yazık ki hiçbir yankı yapmamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha sonra MTA Enstitüsü’nde de çalışan Salomon-Calvi’ye, ünlü Rus jeolog Ivan Muşketov’un kendisi gibi ünlü bir jeolog olan oğlu Dimitri Muşketov başvurarak, Türkiye’nin yapısı hakkında derli toplu bir eserin bulunmadığını vurgulamış ve Salomon-Calvi’den bu konuda bir eser yazmasını rica etmiştir. Salomon-Calvi, bu konuda o zamana kadar yapılmış çalışmaların yetersiz olduğunu bildiği halde, bir özet yazmaya karar vermiş ve o yıllarda ülkemiz hakkında kaleme alınmış en önemli tektonik sentezi oluşturan ünlü makalesini MTA dergisinde yayımlamıştır. Burada Paflagonya Nedbesi’ni ilgilendiren kısım, üstâdın, makalesinin 57. ve 61. sayfaları arasında verdiği yorum kısmıdır (<em>Die Deutung der paphlagonischen Narbe</em>: Paflagonya Nedbesi’nin Yorumu). Burada Salomon-Calvi, Wegener teorisine göre Paflagonya Nedbesi’nin veya kendi terimi ile Tonale Hattı’nın (Şekil 8) kuzey kıtaları ile Gondwana kıtaları arasındaki çarpışma kuşağı olduğu yorumunu ayrıntılarıyla tekrarlamış ve bu nedbenin, makalesinde sözü geçen depremlerden de görülebileceği gibi, hâlâ faal olduğu tezini, aynen selefi Nowack gibi tekrar ederek vurgulamıştır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="331" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/salomon-calvi_anadolu.jpg" alt="" class="wp-image-1155" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/salomon-calvi_anadolu.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/salomon-calvi_anadolu-300x181.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Şekil 8. Salomon-Calvi’ye göre Anadolu’nun yer yapısı ve bu yapı içerisinde kendisinin Tonale Hattı adını verdiği Kuzey Anadolu Nedbesi’nin yeri.</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">İhsan Ketin’den Önce Türk jeologların Kuzey Anadolu Deprem Kuşağı Hakkındaki Yayınları: Türkiye’de yerbilimin tanıtılıp örgütlenmesinde kuşkusuz en çok hizmeti geçen kişilerden İstanbul Üniversitesi Jeoloji Ord. Profesörü Hamit Nafiz Pamir’in (Şekil 9)&nbsp;<em>İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Mecmuası</em>’nda, 1944 yılında yaptığı yayın, bir Türk tarafından Kuzey Anadolu deprem hattı üzerine yapılan ilk sentez denemesidir. Ne var ki, bu deneme, Nowack ve Salomon-Calvi’nin (yanlış olduğu İhsan Ketin’in 1948’deki makalesiyle ortaya çıkan) tezlerinin, yeni deprem olaylarıyla sözde desteklenen bir tekrarı olmaktan ileri gidememiştir. Ketin tarafından daha sonra geliştirilen, Kuzey Anadolu’daki depremlerin, bahsi geçen nedbeden tamamen bağımsız yepyeni bir yapının sonucu oldukları görüşü, bu depremler üzerindeki atımların ayrıntılarıyla haritalanarak kinematik-mekanik yorumları yapılmadığından, bu tarihlere kadar hiçbir jeolog tarafından anlaşılamamış, çoğu bu nedbeyi bir sıkışma kuşağı olarak yorumlamıştır. Pamir’in 1944’de tam onaltı yıl sonra, 1960’da&nbsp;<em>Dinamik Jeoloji</em>&nbsp;ders kitabının ikinci baskısının ikinci cildinde, Kuzey Anadolu Deprem Kuşağı’nı aynen 1944’de yaptığı gibi bir “bere” (=cicatrice) olarak yorumlaması, İhsan Ketin’in 1948’deki fikirlerinin, yani sağ yanal doğrultu atımlı KAF savının, kendisine hâlâ ne derece yabancı olduğunu göstermesi bakımından aydınlatıcıdır: “Orta Anadolu sıradağlarıyla Karadeniz sıradağları arasında, Samanyı yarımadasından ve doğurda hemen hemen Erzurum’a kadar takip olunabilen bir dağlık bölge devam etmektedir. Bolu, Ilgaz masifleri, Yeşilırmak ve Kelkit boyunda uzanan dağlar buraya aittirler. Takriben doğu-batı doğrultusunda olan bu dağların çekirdekleri Paleozoik formasyonlardan müteşekkil olup İkinci ve Üçüncü Zaman tabakalarıyla örtülüdürler. Bölge Alp orojenezi ile bir dip antiklinali vücude getirmiş, fakat temellerinin çoktan pekleşmiş olması dolayısı ile kenarları, uzunluğuna faylarla kırılmıştır. Bu suretle batıdan doğuya doğru Düzce, Bolu, Gerede, Niksar, Çerkeş, Ilgaz, Tosya, Kargı, Suluova, Erbaa, Kelkit, Suşehri, Erzincan, Erzurum ve Aras çukurları teşekkül etmiştir. Bütün bu tektonik çöküntü havzalarında eskiden beri şiddetli depremler olduğu gibi 1939’dan beri de âfet şeklinde sarsıntılar vuku bulmuştur. Bu son depremlerde, söylenen bölgelerde, yerde büyük dislokasyon yarıkları hâsıl olmuştur. Hemen hepsi aynı doğrultuda olan bu yarıkların birinin bittiği yerde diğeri başlamıştır. Bu suretle doğuda Sansa boğazından itibaren batıda Abant Gölü’ne kadar takriben 850 km. uzunluğunda bir dislokasyon çizgisi husûle gelmiştir. 1939’dan beri vuku bulan depremler, Kuzey Anadolu’nun önemli bir beresi olan bu büyük fayı bunun yakınınıdaki daha küçük dislokasyonları meydana çıkarmıştır.” Pamir’in o zaman ülkemizde yaygın kullanılan ders kitabında yanal atımlı faylardan çok yüzeysel olarak bahsedip, buna ülkemizden örnek vermemesi ve bu çerçevede KAF’tan hiç bahsetmemesi, 1960’lı yılların başında, Türkiye yerbilimleri çevrelerinin Kuzey Anadolu Deprem Kuşağı’nın karakteri konusundaki fikirlerinin çok yalın bir göstergesidir. Nuriye Pınar-Erdem ile E. İlhan tarafından 1977 yılında yayımlanmış olan ve 4. notta bahsi geçen makale de bu duruma çarpıcı ve bir o kadar da düşündürücü bir örnek teşkil eder. Buna karşılık, Ketin’in 1957 yılında ilk baskısını yapan&nbsp;<em>Umumî Jeoloji</em>&nbsp;ders kitabında aynı konuda yazılanlara bakalım: “Arzkabuğunun hâlen faal durumlu, hareketli bölgelerindeki fayların ekserisi ise doğrultu atımlı faylardır. Bunlar uzun mesafeler boyunca devam ederler ve Arz kabuğunu uzun bloklara ayırırlar. Çanakkale’den Erzincan doğusuna kadar uzanan ‘Kuzey Anadolu Deprem Çizgisi’, büyük ölçüde böyle bir fay olduğu gibi, Kaliforniya’daki San Andreas fayı da aynı karakterdedir.”</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="125" height="187" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/hamit_nafiz_pamir.jpg" alt="" class="wp-image-1156"/><figcaption class="wp-element-caption"><em>Şekil 9. Kuzey Anadolu Deprem Kuşağı’nı “Kuzey Anadolu Beresi” adı altında, Nowack’ın Paflagonya Nedbesi fikri çerçevesinde yorumlamakta ısrar eden jeolog Ord. Prof. Hamit Nafiz Pamir (1893-1976).</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KAF’ın Keşfinin Tarihçesi</strong><br>Kuzey Anadolu’da bir deprem kuşağının varlığı, en azından geçen yüzyılın ortasında sismolojinin (=deprembilim) kurucularından Robert Mallet’in büyük eseri&nbsp;<em>The First Principles of Observational Seismology</em>&nbsp;(Gözlemsel Deprembilimin İlk İlkeleri) adlı kitabının ikinci cildinde bulunan “Akdeniz’in Sismik Şeritleri” adlı haritanın yayımlanmasından beri, yaygın olarak biliniyordu (Şekil 11). Ancak 27-28 Aralık 1939 Erzincan felâketi ve onu izleyen on yıl boyunca Kuzey Anadolu’yu kasıp kavuran, onbinlerce insanın hayatına mâl olan deprem âfetlerine kadar bu deprem hattı, adı geçen birkaç jeolog dışında kimsenin dikkatini çekmemişti. Bu tarihten sonraki âfetler, yalnız Türkiye’de çalışan Türk jeologların değil, buradaki yabancıların da dikkatini çekmiş; Salomon-Calvi ve başta Hamit Nafiz Pamir olmak üzere küçük bir jeolog grubu, bu depremleri haritalayarak yayınlar yapmışlardır. Bu uğraşıda en çok emeği geçenler arasında Coğrafya Ord. Profesörü İbrahim Hakkı Akyol’u, MTA jeologlarından Necdet Egeran’ı (Şekil 12A), o tarihlerde asistan veya doçent olan İstanbul Üniversitesi jeologları İhsan Ketin, Enver Altınlı ve Nuriye Pınar’ı; İstanbul Üniversitesi Yerbilimleri Ord. Profesörü Edouard Paréjas’ı, MTA uzmanı İsviçreli usta jeolog Maurice M. Blumenthal’i ve daha sonra Emin İlhan adıyla Türk vatandaşlığına geçen Avusturyalı jeolog Erwin Lahn’ı (Şekil 12B) saymak, kadirşinaslık gereğidir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="400" height="262" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/mallet_sismik_bolge.jpg" alt="" class="wp-image-1157" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/mallet_sismik_bolge.jpg 400w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/mallet_sismik_bolge-300x197.jpg 300w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Şekil 11. Robert Mallet’in 1862 yılında yayımladığı Akdeniz’in sismik şeritleri haritasının Türkiye’yi de gösteren kesimi. Kuzey anadolu’da işaret edilmiş olan silik sismik bölge, KAF’ın faaliyetini gösterir.</em></figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="298" height="209" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/necdet_egeran_ve_emin_ilhan-erwin_lahn.jpg" alt="" class="wp-image-1158"/><figcaption class="wp-element-caption"><em>Şekil 12. Kuzey Anadolu Deprem Hattı boyunca deprem merkez üslerinin, 1939 Erzincan depreminden sonra aşamalı olarak batıya kaydığını ilk farkedenjeologlar A: Necdet Egeran (1907-) ve B: Emin İlhan ([1907-1990] 24.12.1956′dan önceki adı Erwin Lahn).</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yayınların istisnasız tamamı, yabancı tektonik uzmanlarının eski yorumlarına bağlı kalarak, bu deprem hattını, artık son demlerini yaşamakta olan Alpin dağ oluşumunun son ölüm çığlıkları, Paflagonya Nedbesi’nin son depreşmeleri olarak yorumlamışlardır. Hamit Nafiz Pamir’in 1944 yılındaki yayınının basit bir tekrarı olan ve 1948 yılında Londra’da toplanan Uluslararası Jeologlar Kongresi’ne sunduğu ve orada yayımlanan tebliğ de, daha o zaman bile, geçersiz oldukları artık bazılarınca anlaşılmaya başlamış olan görüşleri tekrarlayan yazılar arasındadır. 1960 yılında yayımladığı ders kitabının ikinci baskısında yer alan ve yukarıda aktarılmış olan ifadeler, Pamir’in 1944’deki düşüncelerinin değişmediğini; Pınar-Erdem ve İlhan tarafından 1977’de yayımlanan makale de, bu bayat görüşlerin, ülkemiz jeologları arasında ne denli uzun ömürlü olduğunu ortaya koymaktadır. Burada, Türkçe eserlerde ve uluslararası literatürde sık tekrarlanan bir yanlışı düzeltmek gerekir: 1939 Erzincan depreminden sonra deprem merkezlerinin (episantr), Kuzey Anadolu deprem bölgesi boyunca, aşama aşama doğudan batıya kaydığı ilk defa Ketin (1948) tarafından değil; Egeran ve Lahn (Şekil 12A ve B) tarafından 1944 yılında vurgulanmıştır: “Bu sahada vuku bulan son sarımlar devresinde, episantrın doğudan batıya doğru tedricen yer değiştirdiği müşahade olunmuştur.” Ketin’in 1948 makalesinde, yaygın olarak yazılanların tersine, bu konuya değinilmemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İhsan Ketin’in (Şekil 14) yayımladığı 1948 tarihli makale ise yepyeni bir yorumun, bir devrimin ilk habercisidir. Ketin, Kuzey Anadolu’daki Paflagonya Nedbesi ile depremlerin ilişkisini bütünüyle reddederek, depremlerin o zaman dünyada pek az bilinen yepyeni bir fay türünün, doğrultu atımlı ve genç bir fayın hareketinden kaynaklandığını saptamasını yapmış; bu fayın eski dağ oluşum yapısının (orojenik yapının) bırakın bir parçasını oluşturmayı, tersine, bu yapıyı parçaladığını, orojenik hızda hareket eden epirojenik bir yapı olduğunu ve eski nedbeyi her yerde izlemediğini göstermiştir (Şekil 13). Ketin, 1948 makalesinde tanımladığı doğrultu atımlı fayın eski yapılarla bir ilişkisi olmadığını, üzerine basarak vurgulamıştır. Burada verilen yorumun, Salomon-Calvi’nin sinafisi ve onu, Nowack’ı ve Blumenthal’i izleyen Hamit Nafiz Pamir’in cicatrice’i ile coğrafi yakınlık (KAF, yer yer nedbeyi izlediği için de coğrafi eşlik) dışında hiçbir ilişkisi yoktur. Bu nedenle, söz konusu yapının gerçek karakteri (bir nedbe veya bere kuşağı değil de doğrultu atımlı bir fay olduğu), İhsan Ketin tarafından keşfedilmiştir. Ancak, bunu anlayabilmek için, kullanılan terimlerin tarihçesini ve arkalarındaki kavram topluluğunu ayrıntılarıyla bilmek gerekir. Hele hele KAF’ın İskoçya’da 1946 yılında, William Q. Kennedy tarafından ilk kez yayımlanan Great Glen fayından sonra ilk farkedilen büyük yanal atımlı fayların ikincisi, büyük faal yanal atımlı fayların da birincisi olduğunu (büyük dâhi Wegener’in 1915 yılında yayımladığı, ancak 1953 yılında kadar birkaç kişi dışında kimsenin inanmadığı Kaliforniya San Andreas Fayı yorumu hariç) ve bunu bir Türk jeologun o zaman hem tüm dünyadaki jeologların çoğunun, hem de kendi çalıştığı üniversitelerdeki hocaların savundukları genel kanıyla çelişen bir şekilde, zamanının en az yirmi yıl ilerisinde bir görüşle yayımladığını bilmek, İhsan Ketin’in yorumuna bambaşka bir çehre kazandırır. Bir çizgi boyunca depremler olduğunu söylemek ile, bu çizginin yanal veya Ketin’in ifadesiyle doğrultu atımlı bir fayın ifadesi olduğunu söylemek arasında büyük fark olduğu açıktır. Ketin, 1948 yılında yayımladığı makalesinde, KAF boyunca bir Anadolu blokunun batıya kaçmakta olduğunu da ilk kez söylemiştir. Aynı yayında Ketin, Anadolu’nun güneyinde bu batıya kaçışı mümkün kılacak, KAF’ın simetriği, fakat sol-yanal bir fay olması gerektiğini de söyleyerek, 24 yıl sonra keşfedilecek olan ve kâşifleri arasında kendi öğrencilerinin de bulunduğu (Prof. Dr. İhsan Seymen ve şimdi Stanford Üniversitesi’nde görevli Dr. Atilla Aydın) Doğu Anadolu Fayı’nın da, bir anlamda kâhinliğini yapmıştır. Ketin’in çizdiği tablo, Doğu Akdeniz faal tektoniği ve depremselliği hakkındaki çağdaş görüşlerin hâlâ temelini oluşturan kuramsal çatıdır ve Ketin’den önce söylenenlerle hiç bir ilgisi yoktur.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="280" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ihsan_ketin_kaf.jpg" alt="" class="wp-image-1159" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ihsan_ketin_kaf.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ihsan_ketin_kaf-300x153.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Şekil 13. İhsan Ketin’in 1948 yılında Geologische Rundschau dergisinde yayımladığı ve doğrultu atımlı Kuzey Anadolu Fayı’nı ilk defa gösteren haritası. Aynı harita, bir yıl sonra Türkiye Jeoloji Kurumu Bülteni’nde, Almanca bilmeyen Türk jeologların yararlanması amacıyla Ketin’in tarihi makalesinin bir Türkçe tercümesiyle birlikte tekrar yayımlanmıştır*. Fayın değişik taramalarla gösterilen tüm orojenik (=dağ oluşum) bölgelerini keyfi bir şekilde kestiği dikkat çekiyor. İşaretler (Zeichen): 1. Palezoik kristalin çekirdekler (Ar Bl: kenar silsilelerini ve kenar volkanlarını da içeren Arap Bloku; AN Bl:Kızılırmak-KM, Menderes-MM, Sakarya ve Konya masiflerini de içeren Anadolu Bloku; AM Ege masifi; PM Pontik altı masifi; RhD: Rodop masifi; Istr: Istranca masifi; IM: İstanbul Masifi); 2. Güney anadolu silsileleri; (Ta: Tauridler, Ir: İranidler); 3. Kuzey Anadolu silsileleri (An: Anatolidler, Po: Pontidler); 4. Eski dislokasyonlar; 5. Yeni deprem hatları ve yer değiştire yönleri; 6. Deprem merkez üsleri veya şiddetle harap olmuş yerler. Diğer kısaltmalar buraya konulmasına gerek görülmemiş olan şehir veya kasaba adlarıdır. Bu tarihi harita, yalnız Türkiye’nin değil, tüm Doğu Akdeniz’in güncel tektoniğinde devrim yapan görüşlerin ilk habercisi olmuştur.</em></figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="150" height="218" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ihsan_ketin.jpg" alt="" class="wp-image-1160"/><figcaption class="wp-element-caption"><em>Şekil 14. Kuzey Anadolu Fayı’nı keşfeden İhsan Ketin (1914-1995).</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KAF’ın Keşfinin Uluslararası Yankıları</strong><br>1960’lı yıllarda levha tektoniği teorisi, Wegener’in görüşlerini tekrar aktüel hale getirince, Nobel ödülüne eşdeğer görülen Japon ödülü sahibi, İngiliz tektonikçi Dan McKenzie, Akdeniz’in güncel tektoniği hakkında kapsamlı ilk yayını hazırlamıştır. Levhal tektoniği teorisinin mimarlarından olan McKenzie’nin yayınının kaynakları arasında, KAF hakkında yalnızca İhsan Ketin’in makalesi verilmiş; Paflagonya Nedbesi hakkındaki yayınlar, bu arada Hamit Nafiz Pamir’in makalesi de, konuyla ilgisiz olmaları ve depremlere neden olan doğrultu atımlı bir faydan bahsetmemeleri nedeniyle kullanılamamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İhsan Ketin’in devrim yapan önemli 1948 makalesi, Türkiye dışında ciddi uluslararası bilim çevrelerinde de hakettiği ilgiyi görmüştür. 1984 yılında, benzerlerinin en eskisi ve en prestijlisi olan Geologica Society of London, ağırlıklı olarak bu nedenle, kendisini şeref üyeliğine seçmiş; 1988 yılında da, yerbilim alanında Avrupa’nın en önemli üç madalyasından biri olan Steinmann Madalyası, büyük ölçüde KAF’ı keşfi nedeniyle, Geologische Vereinigung tarafından kendisine verilmiştir. Aynı yıl Ketin, Geological Society of America’ya da şeref üyesi seçilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KAF’ın Keşfinin Türkiye İçin Önemi</strong><br>Kuzey Anadolu Nedbesi’nin, günümüzün geçerli tektonik kuramı olan levha tektoniği teorisi kapsamındaki yorumu, paleotektonik bir yapı olan Kuzey Anadolu Neo-Tetis Kenedi’dir (yaşı 55-45 milyondur; faaliyetini tatil edeli en az 24 milyon yıl olmuştur). Başka bir deyişle, bu yapı, artık faal olmayan eski, ölmüş bir yapıyı ifade etmektedir. Faal iken (yani en fazla 24 milyon yıl önce) hiç kuşkusuz bugünkü Himalaya veya Alpler’de olduğu gibi, uzun zaman aralıklarıyla görülen sıkışma depremleri ile belirlenen bu yapı, artık hiçbir deprem üretmemektedir. KAF’ın levha tektoniği içindeki yorumu ise bir transform fay olduğudur (oluşum yaşı 11-5 milyon; hâlâ faal). Bu yapı hâlâ hareket etmekte, sık aralıklarla, doğrultu atım depremleri oluşturmaktadır. Genellikle sığ ve orta derinlikteki (nadiren derin odaklı) geniş oval alanlarda kendilerini hissettiren sıkışma depremlerine kıyasla, yanal atım depremleri değişik bir karektere sahiptir. Çünkü hemen her zaman sığı, dar ve uzun alanlar boyunca etkinliklerini hissettirirler. KAF’ın geçmişte Kuzey Anadolu Nedbesi ile karıştırılmasının üzücü bir sonucu, Kuzey Anadolu depremlerinin nedenlerinin ve tabiatlarının uzun yıllar anlaşılamaması olmuştur. İlk kez İhsan Ketin’in çalışmaları, KAF üzerinde ne tür depremlerin beklenmesi gerektiğini belgelemiş, bu konuda hem sismologlara hem de depremle ilgili çalışmalar yapan coğrafyacıdan inşaat mühendisine kadar değişik bir yelpaze içinde yer alan araştırmacılara yol göstermiş; bununla da kalmayarak dünyada tektonik deformasyonların büyük faylarla belirlenen faal yer değiştirme hatları ile çevrilmiş olduğunu ve burulma yamulmalarına dirençli katı blokların birbirlerine göre yaptıkları hareketler açısından betimlenebileceklerini göstermiştir. Ketin ile birlikte o zamanlar dünyada Alman Franz Lotze ve Kanadalı W. Tuzo Wilson gibi bir avuç jeolog tarafından savunulan bu önemli görüş, 1960’lı yıllarda yerbilimlerinde devrim yaratan levha tektoniği teorisinin de temilini oluşturur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak, KAF’ın İhsan Ketin tarafından keşfinin, Türkiye açısındançok daha büyük bir önemi vardır. O da, Atatürk’ün, saptadığı “muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkmak” hedefi çerçevesinde okuyup muasır medeniyeti Türkiye’ye getirmeleri için Avrupa’ya tahsile gönderdiği gençlerden birinin, en az Avrupa ve ABD’de bilimin en ön saflarında ilerleyen meslektaşları kadar bilime, dolayısıyla insan uygarlığına katkı yapabileceğini halkına ve dünyaya kanıtlaması olmuştur. Bu, kuşkusuz, Türk jeologların daima övünecekleri muhteşem bir başarıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Kuzey Anadolu Fayı hakkındaki geniş bilgisiyle bana bu yazının hazırlanmasında yardım eden dostum ve çalışma arkadaşım Aykut Barka’ya, yazıyı okuyup eleştiren Naci Görür ve Aral Okay’a teşekkür ederim…</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ali Mehmet Celâl Şengör</strong><br><em>Prof. Dr. İTÜ Maden Fakültesi, Jeoloji Bölümü</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">*İşte o meşhur makale bu, yalnız Almanca gerekebilir; Ketin, İ., 1948. Uber die tectonisch-mechanischen folgerungen aus den grossen Anato-lischen Erdbeben des letzten Dezenniums, Geologie Rundsh, 36, 77-83. Bu makalenin Türkçesi “<a href="https://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/28ee724157b05d0_ek.pdf?dergi=T%DCRK%DDYE%20JEOLOJ%DD%20B%DCLTEN%DD" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Son On Yılda Türkiyede Vukua Gelen Büyük Depremlerin Tektonik ve Mekanik Neticeleri</a>” adıyla yayımlanmış.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bilim ve Teknik’in&nbsp;<a href="https://www.biltek.tubitak.gov.tr/sandik/deprem/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">deprem</a>e dair yazıları derlediği sayfasında yayınlanan&nbsp;<a href="https://www.biltek.tubitak.gov.tr/sandik/deprem/kaf.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kuzey Anadolu Fayı’nın Keşfi…</a>&nbsp;(Ocak 1996) başlıklı bu metnin tüm hakları Ali Mehmet Celal Şengör’e aittir. Ufak tefek düzeltmeler dışında ilk hâli olduğu gibi korunmuştur.</em></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="714" height="347" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/fig1.jpg" alt="" class="wp-image-1168" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/fig1.jpg 714w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/fig1-300x146.jpg 300w" sizes="(max-width: 714px) 100vw, 714px" /><figcaption class="wp-element-caption">(a) Türkiye&#8217;deki aktif faylar (Barka, 1992; Şaroğlu ve Kuşçu, 1992; Şengör vd., 1985), Kuzey Anadolu Fayı kalın çizgiyle gösterilmiştir. GPS gözlemleri, Kuzey Anadolu Fayı üzerinde derin bir kayma hızının 24±4 mm/yıl olduğunu (1s güven aralığında) ortaya koymakta ve bu sağ yanal doğrultu atımlı fayın, Anadolu-Avrasya dönüş kutbu olan (33,4±0,5°D, 31,1±1,3°K) koordinatlarında küçük bir çember tanımladığını göstermektedir; bu nokta kırmızı kesikli çizgilerin kesişiminde yer alır (Oral, 1994). (b) M≥6.7 büyüklüğündeki depremlerle ilişkili birikimli sağ yanal atım (Barka, 1995; Barka ve Eyidoğan, 1993; Bennett vd., 1996); bu dizilim sıcak renklerden soğuk renklere doğru fayın kırılma sürecini göstermektedir. 1949, 1966 ve 1971 depremlerindeki atım yaklaşık olarak verilmiştir; Ezine ve Kurşunlu fayları için ters atım bileşeni gösterilmemiştir. (c) a şıkkında kırmızı kesiksiz çizgiyle çevrili bölge, Anadolu-Avrasya dönüş kutbuna göre izdüşümlenmiştir; böylece doğrultu atımlı bir fay doğu-batı doğrultusunda uzanacak şekilde yerleştirilmiştir. Bu projeksiyonda, Kuzey Anadolu Fayı’nın basit bir sağ yanal doğrultu atımlı faydan 40 km&#8217;den daha az saptığı görülmektedir. Görüntü: Stein, R.S., Barka, A.A., and Dieterich, J.H.,&nbsp;<a href="https://web.itu.edu.tr/~barka/pubs/anatolia/anatolia.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Progressive failure on the North Anatolian fault since 1939 by earthquake stress triggering</a>, Geophys. J. Int., 128, 594-604, 1997.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="696" height="432" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/fig7.jpg" alt="" class="wp-image-1169" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/fig7.jpg 696w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/fig7-300x186.jpg 300w" sizes="(max-width: 696px) 100vw, 696px" /><figcaption class="wp-element-caption">Kuzey ve Doğu Anadolu fayları boyunca meydana gelen büyük tarihsel depremlere ait fay hatları (Ambraseys ve Finkel, 1988; Ambraseys ve Finkel, 1995; Barka, 1992; Ikeda vd., 1991). 1939 öncesi depremlere ait zonlar büyük ölçüde eşsarsıntı eğrilerine dayanmakta olup bu nedenle yaklaşık olarak verilmiştir. Depremlerin ilerleme yönleri oklarla gösterilmiş olup, bu ilerlemeler üç ayrı dizi hâlinde, ancak farklı yön ve hızlarda gerçekleşmiştir. Görüntü: Stein, R.S., Barka, A.A., and Dieterich, J.H.,&nbsp;<a href="https://web.itu.edu.tr/~barka/pubs/anatolia/anatolia.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Progressive failure on the North Anatolian fault since 1939 by earthquake stress triggering</a>, Geophys. J. Int., 128, . 594-604, 1997.</figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NASA Sürekli Hareket Eden Okyanus Akıntılarını Modelledi</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/nasa-surekli-hareket-eden-okyanus-akintilarini-modelledi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jun 2025 22:04:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1134</guid>

					<description><![CDATA[Denize bakınca dipsiz bir kuyu görenler için okyanus devasa bir sonsuzluğu ifade eder. Ufuk çizgisiyse bu duyguyu perçinler. Hiç bitmeyecekmiş, sonu gelmeyecekmiş gibi gelir insana, yüzmeden korksa bile.. Pekâlâ, okyanus veya denizlerdeki akıntılar nasıl oluşur? Eşitsizlik yüzünden, termodinamik.. Doğada eşitsizlik vardır ve her şey eşit olmaya çalışır; ana ilke budur. Akıntılar: sıcaklık farkı, seviye farkı veya...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Denize bakınca dipsiz bir kuyu görenler için okyanus devasa bir sonsuzluğu ifade eder. Ufuk çizgisiyse bu duyguyu perçinler. Hiç bitmeyecekmiş, sonu gelmeyecekmiş gibi gelir insana, yüzmeden korksa bile.. Pekâlâ, okyanus veya denizlerdeki akıntılar nasıl oluşur?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eşitsizlik yüzünden, <em>termodinamik</em>.. Doğada eşitsizlik vardır ve her şey eşit olmaya çalışır; ana ilke budur. Akıntılar: sıcaklık farkı, seviye farkı veya yoğunluk farkı yüzünden oluşur. Bir de bunu açık bir sistem kabul edersek, bu sisteme rüzgâr ya da gel-git müdahalesi olur. Bu dış çabalarda sistemin istikrarını bozar. Sonuçta içten veya dıştan kaynaklı etmenler yüzünden sisteme dengesiz duruma gelir. Böylece sistemi bir dengeye getirmeye çalışan akıntılar oluşur.</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="NASA | Perpetual Ocean" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/CCmTY0PKGDs?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p class="wp-block-paragraph">ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), okyanusların nasıl hareket ettiğini gösteren görüntülerden bir canlandırma hazırlamış. Sürekli Hareket Eden ya da Sonsuz Okyanus (İng.&nbsp;<em>Perpetual Ocean</em>) adı verilen videonun oluşturulması için, biliminsanları okyanusların hareketine dayanan sayısal modeller (örneklemeler) kullanmış. Haziran 2005 ile Aralık 2007 arasındaki 2,5 yıllık süreyi kapsayan görüntüler, kimilerine göre Vincent van Gogh’un meşhur Yıldızlı Gece tablosuna benzetilmiş.Bu videoda, okyanus akıntılarının nasıl kıvrıldığı, döndüğü, girdap oluşturduğu açıkça görülüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dimitris Menemenlis (Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü İtiş Gücü Laboratuarı), modele kıvrımlı hareketlerini kazandırmak ve sonuçları geliştirebilmek adına, uydular tarafından elde edilen deniz yüzeyinin yüksekliği verilerini kullandıklarını belirtiyor. Deniz yüzeyinin yüksekliğinin yanı sıra, NASA’nın Dünya yörüngesinde gezinen uyduları tarafından kaydedilen okyanusların sıcaklığı, su yoğunluğunun hareketinden kaynaklanan yerçekimsel güçteki değişimler ve suyun üzerinde dalgalar oluşturan rüzgâr gerilmesi gibi veriler de kullanılmış. Ayrıca, Argo adı verilen ve okyanuslardaki sıcaklık ve tuz oranını tespit eden proje kapsamında, sudaki yoğunluk ve suyun hareket etmesini sağlayan yoğunluk değişkenleri değerlendirilmiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Videoda, girdap benzeri oluşumlar Coriolis Kuvveti’nin etkisinden doğuyor. Bu kuvvet, hareket eden yeryüzü üzerindeki havanın kuzey yarım kürede hareket yönünün sağına, güney yarım kürede ise soluna sapmasına sebep oluyor. Havada olduğu gibi, yeryüzünün hareketi suyun yönünü saptırıyor ve akıntılar düz bir çizgi yerine girdap halinde oluşuyor. Ayrıca, Meksika Körfezi’nin sularıyla beslenen ünlü Gulf Stream (<em>Galf sitrim</em>, Tr. Körfez Akıntısı), Kuzey Amerika boyunca kuzeye hareket ediyor ve Avrupa’ya ulaşıyor. Bu esnada, Kuroshio (<em>Kuroşiyo</em>) Akıntısı doğuya yönelmeden önce Japonya’nın kıyısı boyunca yol alıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Araştırmanın temellerini atsa da Sürekli Hareket Eden Okyanus projesinde yer almayan Menemenlis, oluşturulan canlandırmanın biliminsanlarının çalışması için çok önemli olduğuna dikkat çekiyor. Ona göre, okyanusu tanımlamak için kullandıkları sayısal modellerin içerdiği verilerin altından kalkmak çok zor. Çünkü üretilen modellerin sonuçlarını anlamak adına bu tür canlandırmalar büyük önem taşıyor. Buna ek olarak Menemenlis ve meslektaşları, mevcut okyanus modellerini Kuzey Buz Denizi’ni ve Grönland’ı kaplayan buzların erimesine neden olan akıntıların etkisini ve okyanusların atmosferdeki karbondioksiti ne kadar hızlı emdiğini anlamak için de kullanıyormuş.</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="An Ocean in Motion: NASA&#039;s Mesmerizing View of Earth&#039;s Underwater Highways" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/R5-s6O8qyvE?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sonsuz Okyanus: Batı Sınır Akıntılarının Büyüleyici Dünyası</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünyamızın yüzeyinde fark edilmese de, okyanusların derinliklerinde sürekli hareket eden devasa bir su döngüsü var. Bu döngüler sadece suyu değil, ısıyı, tuzluluğu ve hatta yaşamı da taşıyor. NASA’nın geliştirdiği <a href="https://science.nasa.gov/earth/oceans/going-with-the-flow-visualizing-ocean-currents-with-ecco/" data-type="link" data-id="https://science.nasa.gov/earth/oceans/going-with-the-flow-visualizing-ocean-currents-with-ecco/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ECCO</a> (Okyanus Dolaşımı ve İkliminin Tahmin) modeli sayesinde bu görünmeyen dünyayı artık gözler önüne serebiliyoruz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Görselleştirilmiş Bir Okyanus: ECCO-2 ve Sanal Parçacıklar</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">NASA, ECCO modelinin geliştirilmiş sürümü olan ECCO-2 ile 2021–2023 yıllarını kapsayan yepyeni bir okyanus akıntısı görselleştirmesi oluşturdu. Bu model, uydu verileri, okyanus şamandıraları ve yerinde ölçümlerle sürekli olarak besleniyor ve bu sayede oldukça gerçekçi sonuçlar sunuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu projede, sanal parçacıklar okyanusa bırakılıyor ve üç boyutlu su akımları içinde nasıl hareket ettikleri takip ediliyor. Üstelik her parçacığın arkasında bıraktığı iz sayesinde, suyun yönü ve hızı daha net bir şekilde görülebiliyor. Yüzeye yakın olanlar 3 günlük iz bırakırken, derinlerdeki parçacıkların izi 6 güne kadar uzanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Batı Sınır Akıntıları Nedir?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Okyanus havzalarının batı kenarlarında, dar ama çok güçlü akıntı kuşakları bulunur. Bu akıntılar, “batı sınır akıntıları” olarak adlandırılır ve gezegenimizin ısı dengesinde kritik bir rol oynar. Bu akıntılar, bazen dev girdaplar oluşturarak sıcak ya da soğuk suyu yüzlerce kilometre boyunca taşıyabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Japonya’dan Afrika’ya: Akıntıların İzinde</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Görselleştirme, önce Dünya’nın dönen bir görünümüyle başlıyor, ardından Pasifik Okyanusu’nun batısında yer alan Kuroşiyo Akıntısı’na odaklanıyor. Japonya açıklarında büyük kıvrımlar yaparak aylarca sabit kalan bu akıntı, bölgenin iklimi üzerinde derin etkiler yaratıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonrasında kamera, Hint Okyanusu üzerinden Afrika’nın güneyine ilerliyor. Burada yer alan Agulhas Akıntısı, dar bir kıta sahanlığını takip ederek oldukça kararlı bir şekilde ilerliyor. Bu akıntı, Afrika kıtasını geçip Güney Atlantik’e ulaşarak geri dönüyor ve geride sıcak, tuzlu halkalar bırakıyor. Bu halkalara Agulhas Halkaları deniyor ve bazıları Atlantik’i aşarak iki yıl boyunca yol alabiliyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="399" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/gulfstreambyecco.jpg" alt="" class="wp-image-1137" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/gulfstreambyecco.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/gulfstreambyecco-300x150.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/gulfstreambyecco-768x383.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">&#8216;Gulf stream&#8217;den (Körfez akıntısından) bir kare. Görüntü: <a href="https://ecco-group.org" data-type="link" data-id="https://yerbilimleri.com/wp-admin/post.php?post=1134&amp;action=edit" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ECCO</a></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kuzey Amerika’da Dev Bir Akıntı: Gulf Stream</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir başka güçlü Batı Sınır Akıntısı olan Körfez Akıntısı (Gulf Stream), Kuzey Amerika’nın doğu kıyısından başlıyor. Florida Boğazı’ndan çıkan bu devasa akıntı, yüzeyde saniyede 2,5 metreye ulaşabilen hızla ilerliyor. Sıcak suları kuzeye taşırken, derinlerde soğuk kutup suları güneye doğru geri dönüyor. Bu karşılıklı akış, iklimin düzenlenmesinde çok önemli bir rol oynuyor. Ayrıca Meksika Körfezi’nde büyük girdaplar oluşturarak Karayipler’in sıcak ve tuzlu sularını iç kesimlere taşıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Neden Önemli?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tür gelişmiş modeller ve görselleştirmeler, bilim insanlarının okyanus akıntılarını daha iyi anlamasına ve iklim değişikliği gibi küresel sorunlara dair daha doğru öngörülerde bulunmasına yardımcı oluyor. Isının okyanus boyunca nasıl taşındığını anlamak, sadece bilim için değil, tarımdan enerjiye pek çok sektör için de hayati bir konu. Sonuç olarak, okyanuslar sadece su değil, hareketin, enerjinin ve yaşamın kaynağıdır. NASA’nın “Sonsuz Okyanus” projesi, bize bu devasa sistemin güzelliğini ve karmaşıklığını çarpıcı bir şekilde hatırlatıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>ECCO, <a href="https://ecco-group.org/media-more.htm?id=105" data-type="link" data-id="https://ecco-group.org/media-more.htm?id=105" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Perpetual Ocean 2: Western Boundary Currents</a>, 24 Haziran 2025<br>NASA,&nbsp;<a href="https://www.nasa.gov/topics/earth/features/perpetual-ocean.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NASA Views Our Perpetual Ocean</a>, 22 Nisan 2012<br>NTVMSNBC,&nbsp;<a href="https://www.ntvmsnbc.com/id/25340627/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">‘Sonu Gelmeyen Okyanus’</a>, 22 Nisan 2012</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yerbilimlerinde Etik</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/yerbilimlerinde-etik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jun 2025 13:17:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1125</guid>

					<description><![CDATA[Bir yerbilimcinin bir meslek bireyi ve öncesinde bir birey olarak uyması gereken asıl ilkeler nasıl özetlenebilir? Bu konuda vurgulanabilecek ilkeler demeti aşağıda sunulduğu gibi olabilir mi? 1- Bir yerbilimci olarak yeryüzünü, gezegenleri ve bunlara ilişkin süreçleri irdelemek, kavramak ve bunlara ilişkin bilgiyi meslektaşlarına ve kamuya iletmek; 2- Toplum için gerekli olan enerji, mineral ve su...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bir yerbilimcinin bir meslek bireyi ve öncesinde bir birey olarak uyması gereken asıl ilkeler nasıl özetlenebilir? Bu konuda vurgulanabilecek ilkeler demeti aşağıda sunulduğu gibi olabilir mi?</p>



<p class="wp-block-paragraph">1- Bir yerbilimci olarak yeryüzünü, gezegenleri ve bunlara ilişkin süreçleri irdelemek, kavramak ve bunlara ilişkin bilgiyi meslektaşlarına ve kamuya iletmek;</p>



<p class="wp-block-paragraph">2- Toplum için gerekli olan enerji, mineral ve su kaynaklarını, çevresel ve ekonomik sorumluluk içinde, bulmak, geliştirmek ve üretmek; bu kaynakların yağmalanmasını ve bilinçsizce harcanmasını önleme yönünde meslektaşlarını ve kamuyu bilgilendirmek ve motive etmek;</p>



<p class="wp-block-paragraph">3- Yerbilimleri bilgisini çevre, mühendislik ve arazi kullanım planlaması alanlarında uygulamak; çevre tahribatı ile çevre kirliliğini üreten etmenler ve bunların önlenmesi konularında çalışmalar oluşturmak ve sonuçları meslektaşlarına, üyesi bulunduğu tüzel kişiliklere ve kanun koyuculara aktarmak;</p>



<p class="wp-block-paragraph">4- Yersarsıntıları, volkanlar, su taşkınları ve öteki jeolojik tehlikeler konusunda bilgiyi tanımlamak, bütünlemek ve aktarmak; bu tehlikelerin söz konusu olabileceği yöreleri önceden belirlemeye çalışmak; olay öncesi ve sonrasında tüm yaşamın ve üretilmiş değerlerin en az zararla kurtarılması yönünde bilgilenmek ve bilgilendirmek;</p>



<p class="wp-block-paragraph">5- Yerbilimleri alanındaki az gözlenir oluşukların korunması ve topluma mal edilmesi konusunda çalışmalar üretmek;</p>



<p class="wp-block-paragraph">6- Araştırma alanındaki çalışmalarını kendi öz nitelikleri ile desteklemek ve bu anlamda meslektaşlarının ve toplumun bilimsel, kültürel ve etik gelişimini artırıcı yönde etkin katkıda bulunmak;</p>



<p class="wp-block-paragraph">7- Yerbilimleri alanında yükümlendiği çalışmaları ilerletmek, meslektaşlarının çalışmalarını bozucu davranışlara girişmemek; kamuyu, yeni yerbilimcileri ve meslektaşlarını yerbilim bilgileri konusunda donatmak; öz-saygısını çalışmaları nedeni ile ilintide bulunduğu çevreye ve kendine karşı taşımak;</p>



<p class="wp-block-paragraph">8- Kamuya ve üyesi bulunduğu tüzel kişiliklere karşı yükümlülüklerinin sürekli bilincinde olmak; çaba ve olanaklarını, zamanı en ekonomik yönde değerlendirerek, bu yükümlülükler doğrultusunda yönlendirmek;</p>



<p class="wp-block-paragraph">9- Yerbilimleri alanındaki bireyler ve tüzel kişilikler bir meslek sorumluluğu ilkeleri demetini edinmek ya da oluşturmak zorundadır. Bu bağlamda yerbilimleri ile uğraşan özel ve tüzel kişilikleri, kurum ve kuruluşları bu ilkeler çerçevesinde, karşılıklı işbirliği bağ(lar)ı içinde bir ortak platforma taşımaya uğraşmak;</p>



<p class="wp-block-paragraph">10- Bilgiyi zaman, yer ve ölçek bağlamında bütünsel kılmak; dürüst, nesnel, tartışmaya açık/önyargısız, gözlemci, güvenilir, uzmanlaşmış ya da en azından yeterliliğini kanıtlamış, meraklı ve irdeleyici, kendisini sorumluluklarına adamış, işbirliğine yatkın, açık, yaratıcı, direngen, öngörülü, teşvik edici, şevkli olmak zorunda olduğunu bilmek;</p>



<p class="wp-block-paragraph">11- Eleştirilerinde yıkıcı değil yapıcı olmak; gerektiğinde özeleştiriden kaçınmamak;</p>



<p class="wp-block-paragraph">12- Kamu yararına ilişkin olarak ve üyesi bulunduğu tüzel kişiliğin amaçları doğrultusunda gerek tüzel kişiliğin üyelerinin, gerekse de tüzel kişilik üyesi olmayanların özgürce tartışabilecekleri platformlar oluşturmaya çabalamak;</p>



<p class="wp-block-paragraph">13- Tüzel kişilik-üyeler ve üye-üye ilişkileri bağlamında sağlıklı bir işbirliği ve bilgilendirme akışının oluşmasına çabalamak;</p>



<p class="wp-block-paragraph">14- Üyesi olduğu tüzel kişilik üyeleri arasından çalışmaya yatkın bireyler ya da grupların, maddi karşılık beklemeksizin kamuya yararlı olmalarını özendirmek; çalışma disiplinini kurumsallaştırma yönünde çaba harcamak;</p>



<p class="wp-block-paragraph">15- Üye-tüzel kişilik ve üye-üye ilişkilerinde karşılıklı yetki, hak ve sorumlulukları gözetmek; çalışma komisyonları, alt komisyonları ve kurullarında görev almak, görev alınmasını teşvik etmek; yürüttüğü çalışmaları sonuçlandırmak;</p>



<p class="wp-block-paragraph">16- Çalışmalarında ırk, dil, din, mezhep, cinsiyet, yaş ve fiziksel etmenler ayrımlarını göz önünde tutmayıp, salt meslek alanındaki çalışmalar ile kamuya-topluma bakış konularındaki tartışmaları egemen kılmak;</p>



<p class="wp-block-paragraph">17- Çalışma-araştırma yürüttüğü konularda:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li>Getirilmiş bir teoriyi güçlendirme ya da destekleme yönünde gerçek olmayan, düzmece verileri kullanmamak; bir öteki deyişle verileri uydurmamak ve çarpıtmamak;</li>



<li>Diğer meslektaş(lar)ınca üretilmiş çalışmaları ve sonuçlarını ya da bir bölümünü kendi adına yayımlamamak; bir diğer deyişle çalıntı yapmamak, plagiarizme* sapmamak;</li>



<li>Maddi ya da kariyerist kişisel/grupsal çıkarlar için araştırma yürütülen alanda bilinçli yanlış bilgilendirmeye yönelmemek;</li>



<li>Bir alanı ya da konuyu (egemenlik alanı olarak) sahiplenmemek;</li>



<li>Veriyi toplamakta ya da çözümlemekte asıl alınan varsayımlar ve yöntemlerin dayandığı öngörülerde belirsizlik ve karışıklığa düşmemek;</li>



<li>Bilgi ve bulguları bilinçli olarak gizlememek;</li>



<li>Çalışmasını, özen göstermeksizin, birden çok yayımda yayımlamaya yönelmemek;</li>



<li>Edinmiş olduğu bulgular ve varmış olduğu sonuçların diğer bireyler ya da birimlerce daha sağlıklı ölçüde bulgulanmış, edinilmiş ve sınanmış olabildiği gerçeğini kabul etmektir.</li>
</ul>



<p class="wp-block-paragraph">Kuşkusuz bu ilkelerden uygulamada olanaksız olanları düşünülebilir ya da belirtilmesi gözden kaçmış yeni ilkeler söz konusu kılınabilir. Elinizdeki kodifikasyonun <a href="https://www.aapg.org" data-type="link" data-id="https://www.aapg.org" target="_blank" rel="noreferrer noopener">AAPG</a>&#8216;nin yayımlamış olduğu &#8220;Ethics in Geosciences&#8221; adlı yayından ve ODTÜ Su Altı Araştırmaları Derneğinin (<a href="https://sad.org.tr" data-type="link" data-id="https://odtusat.com.tr" target="_blank" rel="noreferrer noopener">SAD</a>) yayımladığı bir broşürdeki &#8220;Törel İlkeler&#8221; bölümünden yararlanılarak oluşturulmuş olduğunun belirtilmesi gerekir. Bu açıdan tartışmaya açacak ya da katkı oluşturacak yazılarınızı Haber Bülteninde görebilmek dileği ile&#8230;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm hakları <strong>Dursun Bayrak</strong>&#8216;a aittir. JMO&#8217;nun 1998 yılı 3. Haber Bülteni&#8217;nde <a href="https://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/b1905b5d4641830_ek.pdf" data-type="link" data-id="https://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/b1905b5d4641830_ek.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">yayım</a>lanmıştır. </p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="534" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/AGU-Stock-Scale-Ethics-themis-statue.jpg" alt="" class="wp-image-1127" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/AGU-Stock-Scale-Ethics-themis-statue.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/AGU-Stock-Scale-Ethics-themis-statue-300x200.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/AGU-Stock-Scale-Ethics-themis-statue-768x513.jpg 768w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/AGU-Stock-Scale-Ethics-themis-statue-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Etimolojik not</strong><br>* &#8220;<a href="https://www.nisanyansozluk.com/kelime/intihal" data-type="link" data-id="https://www.nisanyansozluk.com/kelime/intihal" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İntihal</a>&#8221; kelimesi Arapça kökenlidir. Kelime, Türkçeye Osmanlı döneminde geçmiştir ve özellikle edebi ya da bilimsel eserlerde başkasının fikrini, yazısını kaynak göstermeden kullanma anlamında kullanılır. Modern anlamıyla &#8220;plagiarism&#8221; karşılığıdır. Etimolojik olarak &#8220;neḥl&#8221; (نحل) kökünden türemiştir ve bu kök, &#8220;başkasına ait bir şeyi kendine mal etmek&#8221;, &#8220;aşırmak&#8221;, &#8220;çalmak&#8221; anlamlarına gelir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kökeni<br>Kök fiil: &#8220;neḥala&#8221; (نحل): başkasına ait bir şeyi almak veya sahip çıkmak<br>Arapça &#8220;intiḥāl&#8221; (اِنْتِحال): uydurmak, çarpıtmak, sahiplenmek</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uydu Enkazlarına Kesin Çözüm: Kessler Çöp Vergisi</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/uydu-enkazlarina-kesin-cozum-kessler-cop-vergisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Jun 2025 15:30:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emtia]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1110</guid>

					<description><![CDATA[Yerküre’nin etrafında aylak aylak gezen atıl durumdaki yapay uyduların oluşturduğu görüntü; uzay enkazı, uzay döküntüsü, uzay yıkıntısı, uzay hurdası, uzay atığı ya da uzay çöpü olarak tanımlanıyor. Artık uluslararası bir sorun olan bu kirliliğe pratik ve kesin bir çözüm aranıyor. Aslında bize kalsa çözüm kolay, su faturasına eklenen çevre temizlik vergisi gibi uzay çöp vergisi...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Space debris story (2013)" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/9cd0-4qOvb0?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Yerküre’nin etrafında aylak aylak gezen atıl durumdaki yapay uyduların oluşturduğu görüntü; uzay enkazı, uzay döküntüsü, uzay yıkıntısı, uzay hurdası, uzay atığı ya da uzay çöpü olarak tanımlanıyor. Artık uluslararası bir sorun olan bu kirliliğe pratik ve kesin bir çözüm aranıyor. Aslında bize kalsa çözüm kolay, su faturasına eklenen çevre temizlik vergisi gibi uzay çöp vergisi iyi mi iyi hasılat getirir. Türk işi ve basit bir yol, öyle değil mi.. Kesin çözümse, aynı Mamak Çöplüğü’ndeki çöpler gibi uzay enkazlarını kendi hâline bırakıp hurda uyduların birbirini patlamasını izlemek olur.. Konuya daha ciddi bakanlarsa şunları söylüyor;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biliminsanları, uzayda harcanmış roket artıklarını ve işlevini yitirmiş uydu parçalarından oluşan çöplerin önünü almak için yeni bir yöntem arıyor. Uzaya gönderilecek bir uydunun, uzay yolculuklarından artakalan ve dünyanın yörüngesinde dolaşıp duran nesnelere ulaşması öngörülüyor. Plan uyarınca bu uydu, bir itici yardımıyla çöpleri Dünya’nın atmosferine geri gönderecek ve çöpler atmosfere girdikleri anda yanarak yok olacak.</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-4-3 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Space Debris in Motion" width="640" height="480" src="https://www.youtube.com/embed/IOwv1j-fUbo?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Yeryüzeyinden 2000 kilometre yukarıya uzanan bölgeyi tanımlayan Alçak Dünya Yörüngesi’nde 10 santimetreden büyük 1700′i aşkın nesne bulunuyor. İleri de, bu objelerin her birinin daha binlerce küçük parçaya bölünme potansiyele sahip. Araştırmacılar, bu nesneleri temizlemek için robot kollara sahip küçük uydular üzerine düşünüyor. Kollardan biri roket atığını durdururken, diğeri atığı yörüngeden çıkaracak itici gücü çalıştırmaya yarayacak.&nbsp;<em>Acta Astronautica</em>&nbsp;adlı dergide yayınlanan makaleye göre, böyle uydular kullanılarak ve çok da masraf yapılmadan, yılda 10 dev obje Dünya yörüngesinden temizlenebilir. Çalışmanın&nbsp;<a href="https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0094576511001287" target="_blank" rel="noreferrer noopener">öz</a>ü aşağıda..</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Active space debris removal—A preliminary mission analysis and design<br>The active removal of five to ten large objects per year from the low Earth orbit (LEO) region is the only way to prevent the debris collisions from cascading. Among the three orbital regions near the Earth where most catastrophic collisions are predicted to occur, the one corresponding to a sun-synchronous condition is considered the most relevant. Forty-one large rocket bodies orbiting in this belt have been identified as the priority targets for removal. As part of a more comprehensive system engineering solution, a space mission dedicated to the de-orbiting of five rocket bodies per year from this orbital regime has been designed. The selected concept of operations envisages the launch of a satellite carrying a number of de-orbiting devices, such as solid propellant kits. The satellite performs a rendezvous with an identified object and mates with it by means of a robotic arm. A de-orbiting device is attached to the object by means of a second robotic arm, the object is released and the device is activated. The spacecraft travels then to the next target. The present paper shows that an active debris removal mission capable of de-orbiting 35 large objects in 7 years is technically feasible, and the resulting propellant mass budget is compatible with many existing platforms.</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Öneriyi hazırlayan&nbsp;<a href="https://www.asi.it/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İtalyan Uzay Araştırmaları Merkezi</a>‘nden Marco Castronuovo, “Bu bir hayli güç, ama aynı zamanda acilen çözülmesi gereken bir mesele” diyerek konunun altını çiziyor ve sorunun her geçen gün eklenen yeni çöplerle daha da büyüyeceğine dikkat çekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.agu.org/pubs/crossref/1978/JA083iA06p02637.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">1978′de NASA’dan biliminsanlarının ortaya attığı</a>&nbsp;ve&nbsp;<em>Kessler sendromu</em>&nbsp;(Kessler etksi) denen zincir etkisinin oluşması olasılığı, uzmanları kaygılandırıyor. Buna göre, her bir parça diğerine çarparak dev bir enkaz bulutu oluşturuyor ve Alçak Dünya Yörüngesi’nin bir çok yerini kullanılamaz hale getiriyor. Üstelik bu çöp yığını sadece yörüngedeki uydular için değil, Uluslararası Uzay İstasyonu ve diğer insanlı uzay seyahatleri için de büyük bir risk teşkil ediyor.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Collision Frequency of Artificial Satellites: The Creation of a Debris Belt<br>As the number of artificial satellites in earth orbit increases, the probability of collisions between satellites also increases. Satellite collisions would produce orbiting fragments, each of which would increase the probability of further collisions, leading to the growth of a belt of debris around the earth. This process parallels certain theories concerning the growth of the asteroid belt. The debris flux in such an earth-orbiting belt could exceed the natural meteoroid flux, affecting future spacecraft designs. A mathematical model was used to predict the rate at which such a belt might form. Under certain conditions the belt could begin to form within this century and could be a significant problem during the next century. The possibility that numerous unobserved fragments already exist from spacecraft explosions would decrease this time interval. However, early implementation of specialized launch constraints and operational procedures could significantly delay the formation of the belt.</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Yapılan yeni araştırma kapsamında yerden 850 km yüksekliğinde 60′ı aşkın obje belirlendi. Castronuovo, “Bu objelerin bir çoğu yaşam sürelerinin sonuna yaklaşmış olsalar da, işbirliğine yanaşmayan ülkelere aitler. Uzay çöplerini kimin toplayacağına ilişkin herhangi bir düzenleme de bulunmuyor” diyor. Bunların üçte ikisine bakıldığında, her birinin 3 tondan fazla ağırlığa sahip olduğu ve saatte 7,5 km hızla ilerledikleri görülüyor. Bir çoğunun harcanmış yakıt atıkları olduğunu söyleyen Castronuovo, çalışmalara ilk olarak bu objelerden başlanması gerektiğini savunuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha fazla görüntü için&nbsp;<a href="https://www.esa.int/SPECIALS/ESOC/SEMN2VM5NDF_mg_1_s.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Avrupa Uzay Kurumu</a>&nbsp;ki görseller Amerikan Havacılık ve Uzay Yönetimi’ne kıyasla daha gerçekçi. Ayrıca haberin çeviri hatalarına maruz kalmak istemeyenler&nbsp;<a href="https://www.bbc.co.uk/news/science-environment-14405118" target="_blank" rel="noreferrer noopener">tıklayın</a>..</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>BBCTürkçe,&nbsp;<a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/08/110809_spacejunk.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Uzaydaki çöpleri nasıl toplamalı?</a>, 9 Ağustos 2011 tarihinde ulaşıldı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="550" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/alcak_dunya_yorungesindeki_uydu_enkazlari.jpg" alt="" class="wp-image-1111" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/alcak_dunya_yorungesindeki_uydu_enkazlari.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/alcak_dunya_yorungesindeki_uydu_enkazlari-300x300.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/alcak_dunya_yorungesindeki_uydu_enkazlari-150x150.jpg 150w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption">LEO (Low Earth Orbit), yani Alçak Dünya Yörüngesi, Dünya yüzeyinden 2.000 kilometreye kadar olan uzay bölgesini ifade eder. Bu bölge, yörüngesel enkazın en yoğun şekilde bulunduğu alandır. <em>Kaynak:&nbsp;<a href="https://orbitaldebris.jsc.nasa.gov/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NASA Orbital Debris Program Office</a></em></figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Manyetik Bir Şölen: Aurora Borealis ya da Kuzey Işıkları</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/manyetik-bir-solen-aurora-borealis-ya-da-kuzey-isiklari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Jun 2025 11:35:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeofizik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1106</guid>

					<description><![CDATA[Güneşin ânı ânına uymaz fakat tüm sıcaklığıyla doğduğu an ikiye ayılır. Önce birçok rengin karışımı yani alaca bir karanlık olur, bu an tan veya fecirdir. Daha sonra bir aydınlık belirir, bu an şafaktır. Peşi sıra meydana gelen bu iki olayın cereyan etmesi an meselesidir. İşte Aurora Borealis sözcüğünün, Aurora‘sı antik Roma döneminin şafak veya tan vakti tanrıçasının adından...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Güneşin ânı ânına uymaz fakat tüm sıcaklığıyla doğduğu an ikiye ayılır. Önce birçok rengin karışımı yani alaca bir karanlık olur, bu an tan veya fecirdir. Daha sonra bir aydınlık belirir, bu an şafaktır. Peşi sıra meydana gelen bu iki olayın cereyan etmesi an meselesidir. İşte <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Aurora_(astronomy)" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Aurora Borealis</a> sözcüğünün, <em>Aurora</em>‘sı antik Roma döneminin şafak veya tan vakti tanrıçasının adından gelir. Boreas ise Yunanca veya Latince kuzey <em>rüzgârı</em> (yeli) anlamına gelir. Kuzey kutbunda meydana gelen Aurora Borealis’in güneyde de bir ikiz kardeşi vardır, Aurora Australis.. Tahmin edileceği gibi Australis aynı şeyin güneyde olduğunu belirtmek için kullanılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İster kuzeyde ister güneyde olsun, kutup ışıklarının nasıl oluştuğunu anlamak için Oslo Üniversitesi Fizik Bölümü tarafından hazırlanan aşağıdaki görüntüyü izlemeniz yeterli.. Şiddetle tavsiye ederim derler ya, o cinsten..</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="The Aurora Borealis" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/lT3J6a9p_o8?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu video, Güneş&#8217;in derinliklerinden gelen parçacıkların, Dünya&#8217;da kuzey ışıklarını (aurora borealis olarak da bilinir) nasıl oluşturduğunu açıklamaktadır. Video, forskning.no tarafından Oslo Üniversitesi Fizik Bölümü ile iş birliği içinde hazırlanmıştır. Yapım, animasyon ve müzik: Per Byhring – soundcloud.com/perbyhring<br>Senaryo: Arnfinn Christensen Bilimsel danışmanlar: Jøran Moen, Hanne Sigrun Byhring ve Pål Brekke Kuzey ışıkları videosu: arcticlightphoto.no Taçküre kütle atımı videosu: NASA</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Alaska’da görev yapan biliminsanları, “Aurora Borealis” adıyla da bilinen Kuzey Işıkları’nı anlamak ve insanların yaşamı üzerinde etkilerini incelemek üzere kolları sıvadı. Kutuplarda kurulu özel bir merkezde görev yapan uzmanlar bu gizemli ışık fırtınalarını daha iyi anlamayı ve insan yaşamına etkilerini azaltabilmeyi umuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gökyüzünde tuhaf, değişik renklerde ışımalar halinde görülen Kuzey Işıkları dünyanın kutup bölgelerine pek çok turist çekiyor. Ancak bu ışımalar, bölgede yaşayanların hayatlarına etki edebiliyor, kuzey yarıkürede örneğin güç kaynaklarının azalmasına ya da uydu sistemlerinde arızalar yaşanmasına neden olabiliyor. Petrol boru hatlarında dahi aşınmalara yol açabiliyorlar. Bunlar aynı zamanda dünyanın çevresinde jeomanyetik alanda oluşan fırtınaların göze görünen şekli.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kuzey Kutbu’nda yaşayan ilk insanlar, “Aurora Borealis”, yani Kuzey Işıkları’nın aslında gökyüzünde “danseden ruhlar” olduğuna inanıyorlardı. Bugün, bu ışımalara güneşten gelen ve kutuplardaki manyetik alanlara sürüklenen elektrik yüklü parçacıkların yol açtığı biliniyor. Büyükçe bir Aurora fırtınası, Kuzey yarıküre boyunca, güç kaynaklarını, uydu iletişim sistemlerini bozmaya yeterli. O nedenle Aurora’yı anlamak büyük önem taşıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Alaska’nın merkezinde bulunan <a href="https://www.gi.alaska.edu/facilities/pokerflat" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Poker Flat Araştırma Merkezi</a>, Aurora Borealis’in en iyi filme çekildiği yerlerin başında geliyor. Burası aynı zamanda dünyada bilimsel amaçlı roket fırlatma özelliğine sahip tek akademik merkez. 1969 yılından bu yana atmosferdeki etkileşimlerin anlaşılabilmesi, yeni perspektifler edinilebilmesi için bu merkezden yüzlerce roket fırlatıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dirk Lummerzheim 10 yıldır, Kuzey Işıkları’nı inceliyor. Lummerzheim proje kapsamında gelişmiş teknolojiyle havaya gönderilen ses roketlerinden gelen verileri birleştiriyor. Lummerzheim, üst atmosferin aurora ile nasıl harekete geçtiğini anlamaya çalıştıklarını belirtiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna göre uzmanlar, Kuzey Işıkları’nın oluştuğu noktalara ölçüme uygun ses roketleri fırlatıyor. Bu roketler atmosferde yükselirken, bir tür duman bırakıyor, bu duman gelişmiş film malzemeleriyle kaydedilebiliyor. Araştırmacılar ardından bu duman izlerinin alçalma hızına, dolayısıyla geçtikleri noktalardaki rüzgar hızına bakabiliyor. Uzmanlar bu ölçümleri kullanarak jeomanyetik faaliyetleri daha iyi anlayabilmeyi ve nihayetinde oluşacakları zamanı daha iyi tahmin edebilmeyi ve etkilerinden korunabilmeyi umuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>BBCTürkçe, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/11/111130_arctic_lights.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">‘Kuzey Işıkları’nın sırrı</a>, 2 Aralık 2011, <a href="https://www.bbc.co.uk/nature/15921547" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İngilizce</a><br>BBCTürkçe, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/multimedya/2011/11/111130_vid_lights.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Dünyanın en güzel ışık gösterisi</a>, 5 Aralık 2011</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="1000" height="695" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/jonatan-pie-pidoucW308A-unsplash.jpg" alt="" class="wp-image-1107" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/jonatan-pie-pidoucW308A-unsplash.jpg 1000w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/jonatan-pie-pidoucW308A-unsplash-300x209.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/jonatan-pie-pidoucW308A-unsplash-768x534.jpg 768w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /><figcaption class="wp-element-caption">İzlanda&#8217;da yanardağ patlaması ile kuzey ışıkları. İşlem görmüş bu fotoğraf, iki farklı olaya ait görüntülerin birleştirilmesi ile oluşmuş. Görüntü: <a href="https://unsplash.com/photos/blue-and-brown-sky-with-stars-pidoucW308A" data-type="link" data-id="https://unsplash.com/photos/blue-and-brown-sky-with-stars-pidoucW308A" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Jonatan Pie</a></figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ESA: Dünyanın Bilinen En İyi Çözünürlükteki Karasal Arazi Örtü Haritası</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/esa-dunyanin-bilinen-en-iyi-cozunurlukteki-karasal-arazi-ortu-haritasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Jun 2025 09:19:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1094</guid>

					<description><![CDATA[GlobCover adlı proje sonucu, artık dünyanın doğal örtüsünün öncekilere göre, 10 kat daha net bir fotoğrafı var. Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ortaklaşa yürüttükleri çalışmanın, başlangıç sürümünü, 10 Mart 2008 tarihinde, Roma’da tanıttı. (ESA, 2008; Hanoğlu, 2008) Görüntüler, ESA’nın Envisat uydusunun MERİS (Medium Resolution Imaging Spectrometer) aracı tarafından,...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">GlobCover adlı proje sonucu, artık dünyanın doğal örtüsünün öncekilere göre, 10 kat daha net bir fotoğrafı var. Avrupa Uzay Ajansı (<a href="https://www.esa.int/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ESA</a>) ve Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (<a href="https://www.fao.org/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">FAO</a>) ortaklaşa yürüttükleri çalışmanın, başlangıç sürümünü, 10 Mart 2008 tarihinde, Roma’da tanıttı. (ESA, 2008; Hanoğlu, 2008)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görüntüler, ESA’nın Envisat uydusunun MERİS (Medium Resolution Imaging Spectrometer) aracı tarafından, Mayıs 2005-Nisan 2006 tarihleri arasında çekilmiş. Çekilen her görüntü standart bir işlemden geçmiş. İşleme tekniğini Medias-France/Postel geliştirip, yürütmüş; Catholique de Louvain Üniversitesi ve Brockmann Danışmanlık da çalışmalara destek vermiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeni harita üzerindeki bitki örtüsü, bitki örtüsünün yoğunluğu, verimliliği gibi verilere göre gruplanmış 22 farklı tip karasal alanı gösteriyor. Bu alanlar içerisinde tarlalar, sulak alanlar, ormanlar, yapay alanlar, sular ve geçici olarak karla ve buzla kaplı olan alanlar da var. </p>



<p class="wp-block-paragraph">İklim değişiklikleri, bu değişikliklerin etkileri, ekosistemler ve ekosistemlerdeki değişiklikler üzerinde çalışan bilim insanları bu projeyi bir kilometre taşı olarak görüyorlar.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="1000" height="554" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/globcoverposter_V2_H.jpg" alt="" class="wp-image-1096" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/globcoverposter_V2_H.jpg 1000w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/globcoverposter_V2_H-300x166.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/globcoverposter_V2_H-768x425.jpg 768w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /><figcaption class="wp-element-caption">GlobCover ile oluşturulan harita ve haritanın 22 farklı karasal alan simgeleri (/lejandı). Orijinal görüntü 20 terabayt büyüklüğünde. Telif: MEDIAS-France/Postel öncülüğünde ESA GlobCover Project.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Proje ile ilgili daha fazla bilgi için:&nbsp;<a href="https://dup.esrin.esa.int/news/inews153.asp" target="_blank" rel="noreferrer noopener">dup.esrin.esa.int/news/inews153.asp</a> ve <a href="https://due.esrin.esa.int/files/GLOBCOVER2009_Validation_Report_2.2.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">due.esrin.esa.int/files/GLOBCOVER2009_Validation_Report_2.2.pdf</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Haritanın 2009 sürümü<br></strong>GlobCover, ESA’nın 2005 yılında JRC, EEA, FAO, UNEP, GOFC-GOLD ve IGBP ile ortaklaşa başlattığı bir girişimdir. Projenin amacı, ENVISAT uydu görevinde bulunan 300 m çözünürlüklü MERIS sensöründen elde edilen gözlemleri kullanarak küresel bütünleşik ve arazi örtüsü haritaları sunabilen bir hizmet geliştirmektir. ESA, Aralık 2004 &#8211; Haziran 2006 ve Ocak &#8211; Aralık 2009 olmak üzere iki dönemi kapsayan arazi örtüsü haritalarını erişime sunmaktadır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="1000" height="426" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/GlobCover2009_Preview.jpg" alt="" class="wp-image-1101" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/GlobCover2009_Preview.jpg 1000w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/GlobCover2009_Preview-300x128.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/GlobCover2009_Preview-768x327.jpg 768w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /><figcaption class="wp-element-caption">GlobCover&#8217;ın 2009 sürümü. Görüntü: <a href="https://due.esrin.esa.int/page_globcover.php" data-type="link" data-id="https://due.esrin.esa.int/page_globcover.php" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ESA</a></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça:</strong><br>ESA, 2008.&nbsp;New portrait of Earth shows land cover as never before, esa.int, 3 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.<br>ESA, 2010. Welcome to the European Space Agency GlobCover Portal, esa.int, 21 Mart 2011 tarihinde ulaşılmıştır.<br>Hanoğlu, Ö, 2008. Daha Net Bir Dünya, tubitak.gov.tr, 3 Nisan 2008 tarihinde ulaşılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dehşet İçinde Bırakan Maden Kazası: Çöllolar Kömür Sahası, Şubat 2011</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/dehset-icinde-birakan-maden-kazasi-collolar-komur-sahasi-subat-2011/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Jun 2025 14:09:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1080</guid>

					<description><![CDATA[Çöllolar linyit sahasında bir hafta içinde iki heyelan (toprak kayması) meydana geldi. İlk heyelan, açık ocağın güneybatısında yer alan kalıcı şevlerde gerçekleşti ve bir kişinin hayatını kaybetmesine ve üretim faaliyetlerinin geçici olarak durmasına yol açtı. Dört gün sonra ise aynı ocağın kuzeydoğusundaki geçici üretim şevlerinde, ilkinden daha büyük ikinci bir heyelan meydana geldi. Toplamda yaklaşık...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Çöllolar linyit sahasında bir hafta içinde iki <em>heyelan</em> (toprak kayması) meydana geldi. İlk heyelan, açık ocağın güneybatısında yer alan kalıcı şevlerde gerçekleşti ve bir kişinin hayatını kaybetmesine ve üretim faaliyetlerinin geçici olarak durmasına yol açtı. Dört gün sonra ise aynı ocağın kuzeydoğusundaki geçici üretim şevlerinde, ilkinden daha büyük ikinci bir heyelan meydana geldi. Toplamda yaklaşık <strong>50 milyon metreküp</strong> (Mm³) toprak hacmine sahip bu <strong>ikinci heyelan</strong>, aralarında jeoloji ve maden mühendislerinin de bulunduğu on kişinin ölümüne neden oldu. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplamda 11 kişinin yaşamını yitirdiği bu ciddi boyuttaki iş kazasının ana nedenleri, iş güvenliği ve üretim. Şev <em>stabilitesini</em> (dengesini) bozan yeraltısuyunun <strong>susuzlaştırma veya basınçsızlaştırma</strong> operasyonları ile kontrol altına alınmaması sonucu oluşan yetersiz güvenlik ve güvenli olmayan şevlerde <strong>hızlandırılmış şekilde kömür üretimi</strong>ne devam edilmesi. </p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bu Tür Maden Kazalarının Kök Nedenleri: Madencilik Politikası, Özelleştirme, Taşeron Sistemi, Denetimsizlik, Kuralsızlaştırma ve Kâr Hırsı</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tür kazalar yalnızca teknik hatalar sonucu değil, aynı zamanda kusurlu madencilik politikalarının bir ürünüdür. Özelleştirme, taşeronluk, denetimsizlik ve kuralsızlaştırma ile sermayenin aşırı kâr hırsı bir araya geldiğinde, güvenlik önlemleri göz ardı edilir. Madenciliğin ve mühendisliğinin temel ilkeleri ihlâl edilerek üretim yapılır. </p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kaza özelinde teknik açıdan bakıldığında; kazaların başlıca nedenleri arasında, <em>basamak</em> (şev) yüksekliklerinin iş makineleri için güvenli sınırların üzerinde tutulması, şev açıları ve basamak genişliklerinin mühendislik analizlerinin yetersiz yapılması ve proje sınırlarına yaklaşıldıkça şevlerin daha da dikleştirilmesi yer almaktadır. Bu tür ihmaller, maden sahalarında riskin artmasına neden olmaktadır. Mesleki etikse vicdanidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Benzer kazaların tekrar yaşanmaması için, siyasi otoritenin madencilik politikalarını yeniden gözden geçirmesi gerekmektedir. Maden işletmelerinde insan hayatı ve emeği ön planda tutularak, madencilik ve mühendislik ilkelerine uygun üretim yapılması zorunludur.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="720" height="480" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/collolar-mine.jpg" alt="" class="wp-image-1084" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/collolar-mine.jpg 720w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/collolar-mine-300x200.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/collolar-mine-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /><figcaption class="wp-element-caption">Kazanın meydana geldiği açık ocak ve çevresinin 7 Haziran 2011 tarihli uydu görüntüsü: <a href="https://earthobservatory.nasa.gov/images/78321/mine-collapse-in-turkey" data-type="link" data-id="https://earthobservatory.nasa.gov/images/78321/mine-collapse-in-turkey" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NASA</a></figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="720" height="305" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/collolar-mine_aerial.jpg" alt="" class="wp-image-1082" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/collolar-mine_aerial.jpg 720w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/collolar-mine_aerial-300x127.jpg 300w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /><figcaption class="wp-element-caption">Orijinal dikdörtgen geometrisini kaybeden açık ocağın, karşılıklı şevlerinde meydana gelen heyelan sonrası havadan görüntüsü. Bakış kuzeybatıdan güneydoğuya doğru. Görüntü: <a href="http://sehirelbistan.com/haber/galeri.asp?galeriID=9&amp;sayfa=1" data-type="link" data-id="http://sehirelbistan.com/haber/galeri.asp?galeriID=9&amp;sayfa=1" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ŞehriElbistan.com</a> ve görüntü üstüne işlenmiş bilgi <a href="https://earthobservatory.nasa.gov/blogs/earthmatters/2012/06/20/satellite-puzzler-answer-collolar-coalfield-landslide/" data-type="link" data-id="https://earthobservatory.nasa.gov/blogs/earthmatters/2012/06/20/satellite-puzzler-answer-collolar-coalfield-landslide/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NASA</a></figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="801" height="645" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/landslide_collolar.jpg" alt="" class="wp-image-1089" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/landslide_collolar.jpg 801w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/landslide_collolar-300x242.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/landslide_collolar-768x618.jpg 768w" sizes="(max-width: 801px) 100vw, 801px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="1000" height="689" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/landslidecompare_collolar.jpg" alt="" class="wp-image-1090" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/landslidecompare_collolar.jpg 1000w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/landslidecompare_collolar-300x207.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/landslidecompare_collolar-768x529.jpg 768w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /><figcaption class="wp-element-caption">Çöllolar Kömür Sahası, Kahramanmaraş, Türkiye için heyelan sonrası değerlendirme. 10 Şubat 2011 tarihinde, Afşin-Elbistan Termik Santrali yakınındaki Çöllolar kömür sahasında, şev stabilitesindeki belirgin bir zayıflama nedeniyle büyük bir heyelan meydana geldi. Görüntülerin ayrıntılı incelenmesi, madende iki ayrı heyelanın gerçekleştiğini göstermektedir. Bu sonuçlar, 17 Şubat 2011 ve 16 Aralık 2010 tarihlerinde kaydedilen uydu görüntülerinin değerlendirilmesine dayanmaktadır. Kaynak: <em>WorldView-2 USGS. Erişim tairhi: 17/02/2011. Telif: DigitaGlobe 2011. Harita üretimi: UNITAR/UNOSAT.</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://blogs.agu.org/landslideblog/2011/03/09/the-astonishing-collolar-coalfield-landslide-in-turkey/" data-type="link" data-id="https://blogs.agu.org/landslideblog/2011/03/09/the-astonishing-collolar-coalfield-landslide-in-turkey/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Klasik kaşık tipi kayma mı oldu?</a> sorusu yerine bir uzman yorumu:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Burada dikkat edilmesi gereken birkaç önemli nokta var:</p>



<ul class="wp-block-list">
<li><strong>İki ayrı heyelan mevcut:</strong> İlginç bir şekilde, ocağın karşılıklı duvarlarında yıkılma meydana gelmiş.</li>



<li><strong>Boyut:</strong> Görüntünün altındaki ölçek çubuğuna dikkat edin – ana heyelan, ocağın şevlerinde yaklaşık 300 metre genişliğinde ve neredeyse bir kilometre uzunluğundadır. Görüntüyle birlikte verilen metin, iki heyelanın toplamda yaklaşık 2,73 kilometrekarelik bir alanı kapladığını belirtmektedir.</li>



<li><strong>Görseller şunu gösteriyor:</strong> Heyelan B&#8217;nin önce gerçekleştiği düşünülüyor, çünkü heyelanın topuk kısmı, Heyelan A’nın döküntüsüyle örtülmüş gibi görünüyor. Buradaki olay sıralamasını anlamak gerçekten çok önemli. Acaba Heyelan B bir şekilde Heyelan A’yı mı tetikledi, yoksa her ikisi de aynı olgudan mı kaynaklandı ya da tamamen bağımsız olaylar mıydı, merak konusu.</li>



<li><strong>UNOSAT belgesine eşlik eden metin</strong>, Heyelan A’nın dönel bir kayma olduğunu öne sürüyor. Ancak bunun tam olarak doğru olmadığını düşünüyorum – bana göre bu olay daha çok önemli miktarda akma içeren bir <em>ilerleme kayma</em> gibi görünüyor. Öte yandan, heyelanın üzerinde ocağın duvarına neredeyse paralel şekilde uzanan enine sırtlar, kaymanın <em>gerileyici</em> olduğunu – yani geriden başlayarak kademe kademe çöktüğünü – düşündürüyor. Bu ardışık şev çökmelerinin her biri, dönel hareket de içermiş olabilir.</li>
</ul>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>DC, <a href="https://www.disasterscharter.org/web/charter/activation_details?p_r_p_1415474252" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Landslides in Turkey</a>, 21 Şubat 2011<br>UNOSAT, <a href="https://www.unitar.org/unosat/node/44/1540" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Post-Landslide Assessment for Çöllolar Coalfield Kahramanmaras, Turkey</a>, 21 Şubat 2011</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>NASA ve METI: Dünya’nın Bilinen En Kapsamlı Topoğrafik Haritası</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/nasa-ve-meti-dunyanin-bilinen-en-kapsamli-topografik-haritasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Jun 2025 09:14:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1074</guid>

					<description><![CDATA[Sürüm 1 1.3 milyon görüntüden oluşan veri, Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) ile Japonya Ticaret Bakanlığı’nın (METI) ortak çalışmasıyla toplandı. Fotoğraflar, Terra uydusuna yerleştirilen; Japonya’ya ait ASTER (İng. Advanced Spaceborne Thermal Emission and Reflection Radiometer) adlı özel veri işlemcisiyle çekildi. Küresel Ölçekte Sayısal Yükselti Haritası ile dünya yüzeyinin yüzde 99′u tarandı. Bu zamana kadar...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sürüm 1</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">1.3 milyon görüntüden oluşan veri, Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) ile Japonya Ticaret Bakanlığı’nın (METI) ortak çalışmasıyla toplandı. Fotoğraflar, Terra uydusuna yerleştirilen; Japonya’ya ait ASTER (İng. Advanced Spaceborne Thermal Emission and Reflection Radiometer) adlı özel veri işlemcisiyle çekildi. Küresel Ölçekte Sayısal Yükselti Haritası ile dünya yüzeyinin yüzde 99′u tarandı. Bu zamana kadar yapılabilen dünya yüzeyinin en kapsamlı haritası yayımlandı. Uzmanlar, verileri, internetten ücretsiz olarak halka sunuyor (bkz. <a href="http://asterweb.jpl.nasa.gov" data-type="link" data-id="asterweb.jpl.nasa.gov" target="_blank" rel="noreferrer noopener">asterweb.jpl.nasa.gov</a>, <a href="http://gdem.aster.ersdac.or.jp" data-type="link" data-id="gdem.aster.ersdac.or.jp" target="_blank" rel="noreferrer noopener">gdem.aster.ersdac.or.jp</a>).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünyayı incelemeye adanmış Terra uydusu deniz yosunlarından volkan patlamalarına kadar çok değişik alanlara ışık tutuyor. ASTER ölçümlerinde bir yerin yüksekliği, her biri diğerinden 30 metre uzaklıkta noktalar baz alınarak görüntüleniyor. ASTER projesinde görevli NASA’dan biliminsanı Woody TURNER, “Bu, bugüne kadar ki küresel ölçekte en kapsamlı, en kalıcı sayısal yükselti verisi” diye konuştu ve ekledi “Bu, Dünya için yapılan küresel ölçekte, en eksiksiz ve tutarlı sayısal yükseklik verileridir. Bu verilerle araştırma yapacaklar, yükseklik ve arazi bilgilerine kolayca ulaşabilecek”.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bundan önce dünya topoğrafyasına ilişkin en kapsamlı harita, NASA’nın hazırladığı ve dünya yüzeyinin yüzde 80′ine ilişkin bilgileri görüntüleyen haritaydı. Bununla beraber bazı çöllerde ve sarp kara parçalarında doğruluk oranlarının azaldığı biliniyordu. NASA, şimdi bu bilgilerle, ASTER verilerini karşılaştırarak küresel haritayı daha da geliştirmeye çalışıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">‘Küresel Ölçekte Sayısal Yükseklik Modeli’ adı verilen çalışma, yaklaşık 1.3 milyon görüntüyü NASA’nın uzay gemisi Terra’ya yerleştirilen Japon yapımı kamerayla çekti. Görüntüler toplam 23 bin karodan (mozaikten) oluşuyor. Yükseltiler farklı renklerle gösterilirken düşük yükseltiler mor, ortalar yeşil ve sarı ve yüksek kısımlar ise turuncu, kırmızı ve beyazla gösterilmiş. Harita, İngiltere’nin ve İrlanda’nın aynı düşük yükseltilerde olduğunu, ayrıca iki ülkenin deniz seviyesine yakın Danimarka, Polonya, Kuzey Rusya’nın, Moritanya, Somali, Brezilya, Arjantin, Florida (Amerika Birleşik Devletleri) ve Avustralya’nın bazı bölgeleriyle benzer yükseltiye sahip olduğu gibi ayrıntıları renklerle gösteriyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="892" height="448" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/gdem.jpg" alt="" class="wp-image-1075" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/gdem.jpg 892w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/gdem-300x151.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/gdem-768x386.jpg 768w" sizes="(max-width: 892px) 100vw, 892px" /><figcaption class="wp-element-caption">Bu Küresel Sayısal Yükseklik Modeli (GDEM), NASA ile METI ortak programı olan ASTER projesinin bir ürünüdür. Görsel, 29 Haziran 2009 tarihinde yayımlanmıştır.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sürüm 2</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA), dünyanın en kapsamlı sayısal (dijital) topografik haritalarından birini hazırladı. Haritanın en önemli özelliği 3 boyutlu (3D) olması. NASA, 3D harita görüntülerini kızılötesi bir aygıtla çekti. NASA’ya ait Terra uzay aracına yerleştirilen bu kamerayla dünyadaki dağlar, göller, ırmaklar gibi akla gelebilecek her türlü topografik detay 3 boyutlu olarak haritaya döküldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kimileri NASA’nın son yıllarda giderek geliştirdiği 3D haritanın Google Earth’ü geride bırakabileceğini düşünüyor.&nbsp;NASA, haritayı ilk kez 2009’da duyurmuştu. Ancak son yıllarda haritaya 260 bin görüntü daha eklendi. Böylece Dünya yüzeyinin yüzde 99’unun haritaya döküldüğü belirtiliyor. Haritanın hazırlanması için Terra uzay aracı üzerine yerleştirilen aygıtta Japon imzası var. ASTER kısa adıyla anılan bu aygıt, yüzeydeki ısı, yansıma ve rakım bilgilerini kullanarak resim çekiyor. NASA, 3 boyutlu ve kapsamlı bu harita sayesinde, mühendislerin ön araştırmalarında yolların ve köprülerin nereye ve nasıl yapılacağı konusunda daha iyi bir fikre sahip olabileceğine inanıyor. Uzmanlar haritada şimdilik bazı sıkıntılar olduğunu ancak bunların da zamanla giderileceğini söylüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2. sürüm ile 1. sürüm arasındaki kalite farkını görmek için <a href="https://www.ersdac.or.jp/GDEM/E/4_1.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">tıklayın</a><em>!</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sürüm 3</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">ASTER GDEM 3. Sürümü, yeni özellikler ve daha keskin görüntüler sunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gelişmiş Uzay Tabanlı Termal Yayım ve Yansıma Radyometresi (<a href="https://terra.nasa.gov/about/terra-instruments/aster" data-type="link" data-id="https://terra.nasa.gov/about/terra-instruments/aster" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ASTER</a>) Küresel Sayısal Yükseklik Modeli’nin (GDEM) 3. sürümü artık NASA’nın Kara Süreçlerinin Dağıtılmış Etkin Arşiv Merkezi (<a href="https://www.earthdata.nasa.gov/centers/lp-daac" data-type="link" data-id="https://www.earthdata.nasa.gov/centers/lp-daac" target="_blank" rel="noreferrer noopener">LP DAAC</a>) üzerinden erişime açılmıştır. ASTER GDEM, 83° kuzey ile 83° güney enlemleri arasındaki kara yüzeylerini kapsar ve ASTER arşivindeki 2,3 milyon sahnenin otomatik işlenmesi yoluyla üretilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlk ASTER GDEM, 2009 yılında yayımlanmış, ardından 2011’de 2. sürüm kullanıma sunulmuştur. <a href="https://www.earthdata.nasa.gov/data/catalog/lpcloud-astgtm-003" data-type="link" data-id="https://www.earthdata.nasa.gov/data/catalog/lpcloud-astgtm-003" target="_blank" rel="noreferrer noopener">GDEM’in 3. sürümü</a> de önceki sürümlerde olduğu gibi GeoTIFF formatını, aynı yükseklik verisi ve bölümlenmiş yapısını korur; 30 metrelik mekânsal çözünürlükle ve 1° x 1° döşemeler şeklinde hazırlanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">3. sürüm, aynı zamanda yeni bir küresel ürünü de içermektedir: ASTER Su Kütlesi Veri Kümesi (<a href="https://www.earthdata.nasa.gov/data/catalog/lpdaac-ecs-astwbd-001" data-type="link" data-id="https://www.earthdata.nasa.gov/data/catalog/lpdaac-ecs-astwbd-001" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ASTWBD</a>). Bu raster ürün, tüm su kütlelerini okyanus, nehir ya da göl olarak sınıflandırır ve her GDEM bölümlemesine karşılık gelen bir Su Kütlesi bölümlemesi bulunur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ASTER GDEM ve ASTWBD bölümlemeleri, NASA’nın <a href="https://www.earthdata.nasa.gov/data/tools/lp-daac-data-pool" data-type="link" data-id="https://www.earthdata.nasa.gov/data/tools/lp-daac-data-pool" target="_blank" rel="noreferrer noopener">LP DAAC Veri Havuzu</a> üzerinden doğrudan indirilebilir. Ayrıca, bu verilere, dönüşüm hizmetleri olan LP DAAC’ın Hazır Analiz Örneklerini Çıkartma ve Keşfetme Uygulaması (<a href="https://appeears.earthdatacloud.nasa.gov" data-type="link" data-id="https://appeears.earthdatacloud.nasa.gov" target="_blank" rel="noreferrer noopener">AppEEARS</a>) aracılığıyla da erişilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>Bu haber, BBCTürkçe, <a href="https://www.earthdata.nasa.gov/news/new-version-aster-gdem" data-type="link" data-id="https://www.earthdata.nasa.gov/news/new-version-aster-gdem" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NASA</a>, Radikal VOATürkçe sitelerinden derlenmiştir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="368" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ASTER-Global-DEM.jpg" alt="" class="wp-image-1076" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ASTER-Global-DEM.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ASTER-Global-DEM-300x138.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ASTER-Global-DEM-768x353.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://www.earthdata.nasa.gov/data/catalog/lpcloud-astgtm-003" data-type="link" data-id="https://www.earthdata.nasa.gov/data/catalog/lpcloud-astgtm-003" target="_blank" rel="noreferrer noopener">GDEM’in 3. sürümü</a>. ASTER, NASA tarafından ve 1999 yılında fırlatılan Terra uydusu üzerindeki beş ölçü aletinden biridir ve METI tarafından Japonya’da üretmiştir. Aletin tasarımı, kalibrasyonu ve veri doğrulaması çalışmaları ise Amerikan-Japon ortak bilim ekibinin sorumluluğundadır.</figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Matematik Doğayı Tanımlamada Yeterli Midir?</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/matematik-dogayi-tanimlamada-yeterli-midir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 Jun 2025 06:29:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1067</guid>

					<description><![CDATA[Eski Yunan döneminden Ortaçağa kadar, yaklaşık 16 yüzyıl matematiğin fizikten üstün bir bilim dalı olduğu düşünüldü. Çünkü matematik daha sağlam temeller üzerine inşa edilmişti ve sadece kağıt-kalemle her şey halledilebiliyordu. Halbuki fizik, karışık deneyler yapıyor ve ölçüm hatalarını içeren kesin olmayan cevaplar ortaya koyuyordu. Deney yapmanın önemi anlaşılır anlaşılmaz, matematik ve fizik işbirliği yaparak, tek...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Eski Yunan döneminden Ortaçağa kadar, yaklaşık 16 yüzyıl matematiğin fizikten üstün bir bilim dalı olduğu düşünüldü. Çünkü matematik daha sağlam temeller üzerine inşa edilmişti ve sadece kağıt-kalemle her şey halledilebiliyordu. Halbuki fizik, karışık deneyler yapıyor ve ölçüm hatalarını içeren kesin olmayan cevaplar ortaya koyuyordu. Deney yapmanın önemi anlaşılır anlaşılmaz, matematik ve fizik işbirliği yaparak, tek başına yapabileceklerinden daha fazlasını yapmaya başladı. Matematiğin yaşı 2500 yıl olmasına karşın, bu birliktelikle özellikle son elli yılda bütün dönemlerden daha çok şey yaratıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Galileo “matematik evrensel bir dil gibidir ve ancak bu dil evrenin yazılı olduğu harfleri okumayı sağlayabilir” demişti. Descartes’te aynı türden bir ifade kullanır ama her zaman ki şüpheciliğine bir soru ekleyerek: “Bu dünya bir bilmece gibidir. Matematik bunun anahtarını veriyor bize, ya da dünya şifreli bir yazıda yazılmıştır, bu şifreyi de matematik veriyor. Ancak bu gerçek bir şifre midir?”[1] Bertrand Russel matematiği “kesin kusursuzluk ve yüce bir güzellik” olarak betimler. Çünkü matematik, şairlerin kullandığı mecaz (analoji) diline benzer. Tek farkı, kullandıkları rakamlar ve sembollerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Matematiğin çalışma şekli aslında çok basittir. Örnek vermek gerekirse; gerçek bir dünya parçasını ele alalım. Bu bilimsel olarak anlatmak istediğimiz gerçek dünya probleminin kendisidir. Önce sembolik bir benzeşim (metafor) geliştirilir. Araştırılan gerçek dünya parçası için matematiksel bir model inşa edilerek, gerçek dünyanın parçası artık matematiksel dünyada “soyut bir kopya” haline gelir. Matematiksel modeli meydana getirme süreci, bu soyutlama sürecidir. Artık üzerinde çalışılacak olan bu kopyadır. Mantık ve matematiğin yasaları ile ondan yeni, daha önce bilmediğimiz özellikler çıkarılır. Böylece, matematiksel soyutlanan alan adeta “şişmanlatılır”. Bu arada analiz yolu ile tekrar yeni bilgiler elde edilir. Ancak bu yeni bilgiler gerçek dünyada değil, tamamen matematiksel dünyada yaşar. Bu bilgilerin gerçek dünyada karşılığının olması zorunluluğu yoktur. Bu soyutlama ve şişmanlatma sırasında hatalar yapılabilir. Bu durumda, ortaya çıkan “gerçeklerle”, beklenen gerçekler ve gerçek dünya gözlemleri uyuşmayabilir. Bu nedenle matematiğin kesin sonuçlar vermesini beklememeliyiz. Sadece bir yaklaştırmadır.[2]</p>



<p class="wp-block-paragraph">Matematik temel olarak ikiye ayrılır: saf ve uygulamalı matematik. Saf matematik zihinde oynanan bir oyundur. Çoğu zaman bir kağıt üzerinde birbirine karışmış semboller ve benzetmelerden (metaforlar) oluşur. Bu aşamada yeni düşünsel nesneler yaratır. Başlangıçtaki aksiyomlar (temel önermeler), kabullerin gerçekliğinden uzaklaşılır. Saf matematik matematiğin kendisi için yapılır ve dünyada pratik kullanımı yoktur. Diğeri ise uygulamalı matematikdir ve “başka birşey” için yapılır. Başka birşey, her zaman gerçeğin ve nesnelliğin bir yanıdır. Bununla ilişkili olarak da matematikçiler için, iki ayrı dünya vardır. Birincisi, gerçek veya duyusal deneyimlerin dünyasıdır. Diğeri ise matematiksel dünya ya da ideler (düşünceler) dünyasıdır. Bu dünyayı sayılar, analitik fonksiyonlar, matrisler, diferansiyel denklemler, diziler, topolojik uzaylar gibi matematiksel hayali nesneler oluşturur. Matematiksel dünya matematikçinin kafasının içinde, gerçek dünya ise dışarısındadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Matematiksel bir önermenin gerçekliği yalnızca ve yalnızca düşünceler arasındaki ilişkiler üzerine, belli simgelerin anlamına bağımlıdır; ve deneyimden hiçbir doğrulamaya gerek duymaz. 4+3=7 demek kendinde varolan şeylere ilişkin bir şey söylüyor olmak demek değildir: önermenin gerçekliği yalnızca terimlerin anlamları üzerine bağımlıdır. Ama, “doğada hiçbir zaman bir daire ya da üçgen olmamış olsa bile, Euklides (Öklid) tarafından kanıtlanan gerçeklikler kesinlik ve açıklıklarını sonsuza dek sürdüreceklerdir”. Diğer bilim dallarının tersine matematik hiç bir zaman “deneyerek doğrulayalım” demez. Örneğin sonsuz küme hesapları toplamı konusunda, matematiğin kabul ettiği şu durum nasıl gerçeklik olarak yorumlanabilir (<a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Aleph_number" target="_blank" rel="noreferrer noopener">alef ya da elif À</a>):</p>



<p class="wp-block-paragraph">À0+À0=2À0=À0 ve À0xÀ0=À0^2=À0</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yani sonsuzla sonsuzun toplamı 2 sonsuz (2À0) ve fazladan bir sonsuz daha yapıyor. Çarpımı ise beklenildiği gibi sonsuzun karesine eşit ama aynı zamanda da bir sonsuza eşit oluyor!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Matematikte yeni bir kavram ortaya çıktığında, aşamalı bir evrim geçirir. Başlangıçta fazla soyut bulunan bir kavram reddedilir, doğaya aykırı olarak değerlendirilebilir. Ancak, zamanla uygulamalarda yararlılığı ve kullanılışlığı görülünce kabul edilmeye başlanır. Matematikteki “negatif” ve “kompleks-karmaşık” sayılar buna örnektir. Bu sayısal adlandırmalar ve kullanımlar uzun süre kelime oyunu ya da saçmalık olarak değerlendirilmiştir. Fakat zamanla, kullanılırlıkları görülünce matematikçilerin vazgeçilmezlerinden oldular. Bu yüzyıldaki matematiksel düşgücünün yaratılarının tamamı modern bilime uygulanabilmiş değildir. Belki zaman ihtiyacımız vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Doğa bizden nesnelerin etkilerinin tamamıyla bağlı bulunduğu kuvvetleri ve ilkeleri saklarken bizi bu gizin tümünden oldukça uzakta tutar ve onların sadece bir kaç yüzeysel niteliğinin bilgisini verir.[3] Bazı fizikçilerin görüşüne göre, fizik biliminin görevi, deney ve hesaplamalar ile, nesnel-maddesel fiziksel gerçekliği açıklamak değildir. Fizik yalnızca ampirik olarak mümkün olan deneyleri konu edinerek, sonuçlarını bulmaya çalışır. Ancak bu şekilde, fizikten “metafizik” temizlenebilir. Kuantum mekaniğindeki hal betimlemesi olan ψ-psi, matematiksel özellikleri iyi tanımlanmış bir fonksiyonla temsil edilir. Fiziksel nesnenin dinamik özellikleri, matematiksel soyut bir uzayda, matematiksel nesnelerle temsil edilmektedir. Ancak, ψ-psi’nin fiziksel gerçeklikte neye karşılık geldiği, neyi temsil ettiği açık değildir. Hal terimini “fiziksel nesne” olarak yorumlamak mümkün değildir. Fiziksel nesnenin halinin anlatılması, nesnenin belli bazı dinamik özelliklerinin niceliksel olarak dile getirilmesidir. ψ-psi mikroevrensel dalga olarak yorumlansa bile, fiziksel gerçekliği eksik olarak temsil eder.[4] Bilim ve fiziğin temel amacı, fiziksel gerçekliği ve süreçleri dile getirmektir. Bunu yapabilmek için semboller ve matematiksel nesneler kullanılır. Fiziksel bakımdan var olana, fiziksel gerçeklikte olup-bitene, sembolik karşılıklar matematiksel olarak bulunur. Fiziksel gerçeklikle, onu temsil eden matematiksel semboller arasında tam bir eşleşme olmayabilir. Kuantum mekaniksel işlemler-denklemler sadece matematiksel statüleri olan kavramlardır. Elde edilen özdeğerler (eigenvalue), insandan bağımsız bir evren olduğunun kabul edilmesi durumunda bile, bu evrende gerçekten var olan bir şeye karşılık gelmezler. Dinamik değişkenler (hız, konum, momentum, enerji) maddesel sistemlerin elle tutulur özelliklerinin soyut temsilcileridir. Özdeğerler ise elle tutulur özelliklerin bir ölçme sürecinde alabilecekleri sayısal değerleri gösterirler. Ancak, bunun tersi bir durum da olabilir. Tıpkı Heinrich Hertz’in matematiksel teori olarak varlığını öne sürdüğü, hiç görmediği elektromanyetik dalgaları doğrudan doğruya fiziksel evren içinde bulması (1888) gibi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Matematiksel olarak türetilen mümkün olanın, fiziksel bakımdan da mümkün olma zorunluluğu yoktur. Yani, “matematiksel mümkünlük” ile “fiziksel mümkünlük” ayrı ayrı kavramlardır ve birbirlerine denk değildirler. İfade edilmeleri kolay olan matematik kavramların ispatlarının mutlaka kolay ve anlaşılır olması gerekmez. Buna örnek olarak,&nbsp;<a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Dirac_delta_function" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Dirac δ (delta)-fonksiyonu</a>&nbsp;örnek olarak verilebilir. Bu fonksiyon fiziksel gerçeklikte herhangi bir şeye karşılık gelmez. Oysa, varlığı matematiksel olarak kabul edilmiştir. Yani, matematiksel bir hal betimlemesi olarak Dirac δ (delta)-fonksiyonu vardır, ancak, bu betimlemenin dile getirdiği hali fiziksel gerçeklikte karşılık olarak bulmak mümkün değildir.[5]</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buradan çıkan temel soru şudur: matematik insan zihnince yaratıldı mı, yoksa doğadan keşfedildi mi? Platonik bakış açısı ile matematiksel doğrular ve matematik daima bir yerlerde vardır. Matematikçiler ise onları keşfederler. Yani matematik, insan zihninin bir yaratısı değildir. Diğer yandan, akla daha uygun olanı evrensel düzenin belli ilkeler üzerinde olduğu ve matematiksel ilişkilerin de bu ilkelerin içinde yer aldığıdır. Yani doğada bir kurallar, diziler, ilişkiler zinciri vardır ve bu belli bir bilimsel dille (matematik) ifade edilebilirdir. Örneğin,&nbsp;<a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Fibonacci_number" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Fibonacci dizileri</a>&nbsp;olan 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144….sonsuza giden dizisi matematiksel ilişki zinciridir. Her bir sayı bir önceki ikisinin toplamıdır. Yani matematiksel dille, n’inci sayıyı Fn ile yazacak olursak Fn=Fn-1+Fn-2 ifade edilir. Her Fibonacci sayısını bir sonraki komşusuna bölecek olursak yaklaşık sabit bir altın oran elde edilir: 0.618033989. Fibonacci dizisi matematiksel bir ifade olmasına karşın, doğada bu diziye uyan bir çok fiziksel karşılık vardır: papatya yaprakları, ayçiçekte çekirdek düzenlenişi, çam ağacı kozalakları. Fibonacci ile uyumsuz kozalak bulma şansı çok düşüktür. Evrimsel olarak doğada Fibonacci dizileri hakimdir. Diğer yandan&nbsp;<a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Lucas_number" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Lucas sayıları</a>&nbsp;olan 1, 3, 4, 7, 11, 18, 29, 47, 76, 123, 199, 322… bazen doğada görünürler. Ancak, bizim görmememiz doğada bu ilişkinin bir yerlere olmadığı anlamına gelmez. Demek ki matematik doğada var ve biz bunun sembolik karşılıklarını buluyoruz.</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Nature by Numbers - 4K Remastered" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/W-AHBiU7Ac4?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Fibonacci dizisi (/serisi) ile ilgili kısa bir film</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Matematiğe en büyük darbe, 1931 yılında Kurt Gödel tarafından indirilmiştir. Bu eksiklik (<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%B6del'in_eksiklik_teoremi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">incompleteness</a>) teoremidir. Buna göre matematikte ne doğru ne de yanlış oldukları kanıtlanamayacak ifadeler bulunur. Matematiğin varoluşu için gereken tek ölçütün mantıksal kendi içinde tutarlılık olduğunu ileri süren kuralcı felsefeyi ciddi şekilde eleştirdi. Gödel teoremi, bir çok matematikçi tarafından, matematiğin temellerine indirilmiş bir darbe, paramparça edici, bütün çalışmaların üzerine su akıtma ya da mantığın temellerini sarsma olarak değerlendirildi. Bu teoremdeki zeka ve derinlik çok kişiyi etkilemesine rağmen matematikteki sorunların çözümüne (olumlu ya da olumsuz) hiçbir etkide bulunmadığı da savunulur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kurt Gödel, önce bizim her zamanki matematiğimizi kapsayacak kadar geniş herhangi mantıksal bir sistemin zorunlu olarak eksik olacağını saptadı. Gödel, matematiksel doğruluğun insan aklının yaratısı olmadığını, gerçekten de var olan bir şey hakkındaki nesnel doğruluk olduğuna inanıyorudu. Doğruluğu ya da yanlışlığı asla gösterilemeyecek olan bunun gibi matematiksel ya da mantıksal bir sistemde dile getirilebilecek yargılar her zaman olacaktı. Sonra da, bu sistemin mantıksal olarak kendi içinde tutarlı olduğunun kanıtlanmasının asla mümkün olamayacağını gösterdi. Eğer matematiksel bir sistem tutarlı ise, o zaman doğruluk kavramının sistem içinde tanımlanamayacağını gösterdi. Daha büyük bir sistem kullanılarak bunlar her zaman için tanımlanabilir, ama bu yalnızca daha büyük bir sistem içinde tanımlanması daha güç kavramlar yaratmak pahasına olabilir.[6]</p>



<p class="wp-block-paragraph">[1] Descartes R. Felsefenin İlkeleri. Say Yay. Çev:M.Akın,1998;25-26.<br>[2] King JP. Matematik Sanatı. TÜBİTAK, 1997;83-93.<br>[3] Hume, D. İnsan Zihni Üzerine Bir Araştırma. Çev: S.Öğdüm. İlke yay. 1.Baskı, 1998;37<br>[4] Koç Y. Teorik Fizik Monografileri. Cilt 1. İst Ünv Yay. 1983;55-62.<br>[5] Koç Y. Teorik Fizik Monografileri. Cilt 1. İst Ünv Yay. 1983;118<br>[6] Barrow, JD. Gökteki Pi. Beyaz yay. 2001;162; 172</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu metin bütün hakları Sultan Tarlacı’ya ait olup, www.kuantumbeyin.com adresinden değiştirilmeden alınmıştır. Ancak,metne bağlantı ve resim eklenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tarlacı, S., 2009. Matematik Doğayı Tanımlamada Yeterli midir?, Ölçme Sorunu, Kuantum Fiziği, http://www.kuantumbeyin.com/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=313:matematik-doay-tanmlamada-yeterli-midir&amp;catid=67:oelcme-sorunu, 30 Kasım 2009 tarihinde ulaşılmıştır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="422" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Fgravity.jpg" alt="" class="wp-image-1070" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Fgravity.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Fgravity-300x158.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Fgravity-768x405.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Bu resimleme, evrendeki dört temel kuvvetten biri olan kütleçekim kuvvetini açıklar. Görüntü: <a href="https://science.nasa.gov/resource/gravitational-force/" data-type="link" data-id="https://science.nasa.gov/resource/gravitational-force/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NASA</a></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Keşfedilen Okyanus Tabanının Yüzde 4,7′si Dağlık Yüzde 16,3′ü Tepelik</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/kesfedilen-okyanus-tabaninin-yuzde-47%e2%80%b2si-daglik-yuzde-163%e2%80%b2u-tepelik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Jun 2025 18:10:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1064</guid>

					<description><![CDATA[Yapılan yeni bir araştırma sonucu, deniz yüzeyinde daha önce düşünülenden fazla sayıda deniz dağları ve tepeleri olduğu belirlenmiş. Bu araştırmaya göre, okyanusların yaklaşık yüzde beşinde (%5) deniz dağları var. Bu dağlar da deniz tabanından 1000 metre yukarda yükseliyor. Okyanusların yaklaşık yüzde onaltısında (%16) da, daha küçük tepeler bulunuyor. Bilim insanları deniz dağlarının ve tepelerinin doğal...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Yapılan yeni bir araştırma sonucu, deniz yüzeyinde daha önce düşünülenden fazla sayıda deniz dağları ve tepeleri olduğu belirlenmiş. Bu araştırmaya göre, okyanusların yaklaşık yüzde beşinde (%5) deniz dağları var. Bu dağlar da deniz tabanından 1000 metre yukarda yükseliyor. Okyanusların yaklaşık yüzde onaltısında (%16) da, daha küçük tepeler bulunuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bilim insanları deniz dağlarının ve tepelerinin doğal yaşam için hayati önem taşıdığını ve onlar hakkında şu ana kadar çok az bilimsel çalışma yapıldığını söylüyor. Deniz dağlarının ortaya çıkardığı doğal yaşam, yüzölçümü açısından Rusya’ya ya da dünyanın tüm tropikal ormanlarına eşit. Tüm bu bulguları içeren araştırmanın ayrıntıları ise <em>Deep-Sea Research Part 1: Oceanographic Research Papers</em> (Derin Deniz Araştırmaları Bölüm 1: Okyanusbilimsel Araştırma Bildirileri) adlı derginin son sayısında yayımlandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Araştırma heyetinin başında bulunan, deniz biyoloğu Doktor Chris Yeason (Londra Zooloji Derneği), “Bu çalışma, okyanuslar hakkında ne kadar fazla araştırma yapmamız gerektiğini gösteriyor” dedi. Geçmişte okyanuslardaki deniz dağlarının ve tepelerinin sayısının, birkaç yüz ile birkaç bin arası bir rakam olduğu düşünülüyordu. Ancak araştırmada&nbsp;<strong>okyanuslarda yaklaşık 33.452 deniz dağı ve 138.412 deniz tepesi olduğu saptandı. Bu da okyanusların sırasıyla yüzde 4,7 ile yüzde 16,3′üne tekabül ediyor.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeason, deniz dağlarının bazı çevrelerce çıkarları için kullanılabileceğine dikkat çekti. Özellikle ağla ava çıkan balıkçıların bu bölgeleri hedef alabilecekleri uyarısında bulunan Yeason, deniz dağlarının ve tepelerinin korunması çağrısında bulundu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu konu hakkında daha fazla ayrıntı için <a href="https://news.bbc.co.uk/earth/hi/earth_news/newsid_9409000/9409316.stm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">buraya</a>; yok benim vaktim çok, deniz altındaki yerşekilleri beni cezbediyor hatta epey meraklıyım diyorsanız <a href="https://www.tos.org/oceanography" target="_blank" rel="noreferrer noopener">buraya</a> tıklayın<em>!</em> Araştırmanın <a href="https://dx.doi.org/10.1016/j.dsr.2011.02.004" target="_blank" rel="noreferrer noopener">öz</a>ü aşağıda..</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">The global distribution of seamounts based on 30-second bathymetry data</p>



<p class="wp-block-paragraph">Seamounts and knolls are ‘undersea mountains’, the former rising more than 1000 m from the sea floor. These features provide important habitats for aquatic predators, demersal deep-sea fish and benthic invertebrates. However most seamounts have not been surveyed and their numbers and locations are not well known. Previous efforts to locate and quantify seamounts have used relatively coarse bathymetry grids. Here we use global bathymetric data at 30 arc-second resolution to identify seamounts and knolls. We identify 33,452 seamounts and 138,412 knolls, representing the largest global set of identified seamounts and knolls to date. We compare estimated seamount numbers, locations, and depths with validation sets of seamount data from New Zealand and Azores. This comparison indicates the method we apply finds 94% of seamounts, but may overestimate seamount numbers along ridges and in areas where faulting and seafloor spreading creates highly complex topography. The seamounts and knolls identified herein are significantly geographically biased towards areas surveyed with ship-based soundings. As only 6.5% of the ocean floor has been surveyed with soundings it is likely that new seamounts will be uncovered as surveying improves. Seamount habitats constitute approximately 4.7% of the ocean floor, whilst knolls cover 16.3%. Regional distribution of these features is examined, and we find a disproportionate number of productive knolls, with a summit depth of &lt;1.5 km, located in the Southern Ocean. Less than 2% of seamounts are within marine protected areas and the majority of these are located within exclusive economic zones with few on the High Seas. The database of seamounts and knolls resulting from this study will be a useful resource for researchers and conservation planners.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Research highlights<br>&#8211; The identification of 33,452 seamounts and 138,412 knolls.<br>&#8211; Global seamount habitats represent 4.7% of the ocean floor.<br>&#8211; Knoll habitat covers 16.3% of the ocean floor.<br>&#8211; Seamounts on the high seas are in need of protection</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>BBCTürkçe, 2011. ‘<a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/03/110302_seamount.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Okyanusların yüzde 5′inde deniz dağları var</a>‘, Bilim Teknoloji, Haberler, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 3 Mart 2011 tarihinde ulaşıldı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="618" height="421" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/seamountknoll.jpg" alt="" class="wp-image-1065" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/seamountknoll.jpg 618w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/seamountknoll-300x204.jpg 300w" sizes="(max-width: 618px) 100vw, 618px" /><figcaption class="wp-element-caption">Güney Pasifik&#8217;teki Louisville sıcak noktası tarafından oluşturulmuş yedi denizdağı tasvir edilmiştir. Bu denizdağları, 2006 yılında baş bilim insanı Peter Lonsdale (Scripps Oşinografi Enstitüsü), AMAT02 Seferi sırasında R/V Roger Revelle araştırma gemisiyle incelenmiştir. Entegre Okyanus Sondaj Programı (IODP) kapsamında yürütülen bu saha araştırması, Aralık 2010’da gerçekleştirilen IODP 330. Seferi’ne hazırlık amacıyla temel verileri sağlamıştır. Bu seferde, Louisville denizdağı zincirindeki dört denizdağının sondajla delinmesi hedeflenmiştir. Delinen bazaltlardan elde edilen paleomanyetik ve jeokronolojik veriler kullanılarak, bu proje şu soruya yanıt aramaktadır: Pasifik Okyanusu’ndaki en uzun ömürlü birincil sıcak nokta sistemleri olan Hawaii ve Louisville manto yükselmeleri birlikte mi hareket ettimiştir yoksa birbirinden bağımsız mı?</figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güneş Tutulması ile Depremlerin Meydana Geliş Zamanları Arasında Bir İlişki Var Mı?</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/gunes-tutulmasi-ile-depremlerin-meydana-gelis-zamanlari-arasinda-bir-iliski-var-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Jun 2025 17:12:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yapısal Jeoloji / Tektonik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1059</guid>

					<description><![CDATA[Ay ve Güneş’in birlikte, iki haftada bir, yeniay ve dolunay evrelerinde, neden oldukları güçlü gel-gitlerin Yeryuvarı’ndaki bazı tür depremleri tetikleyebildikleri anlaşılmaktadır. Yeryuvarı, Ay ve Güneş’in bir doğru üzerine gelmeleri sonucunda oluşan güneş tutulmaları da yeniay evresinde gerçekleşmektedir. Bu nedenle Güneş tutulmaları da, deprem tetikleme bakımından, olağan güçlü gel-gitlerin sahip oldukları özellikleri taşımaktadır. Ancak, güneş tutulmalarının,...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Ay ve Güneş’in birlikte, iki haftada bir, yeniay ve dolunay evrelerinde, neden oldukları güçlü gel-gitlerin Yeryuvarı’ndaki bazı tür depremleri tetikleyebildikleri anlaşılmaktadır. Yeryuvarı, Ay ve Güneş’in bir doğru üzerine gelmeleri sonucunda oluşan güneş tutulmaları da yeniay evresinde gerçekleşmektedir. Bu nedenle Güneş tutulmaları da, deprem tetikleme bakımından, olağan güçlü gel-gitlerin sahip oldukları özellikleri taşımaktadır. Ancak, güneş tutulmalarının, depremleri tetikleme bakımından, söz konusu olağan güçlü gel-gitlerinkine ek, farklı bir etkiye sahip olmaları için bir neden görülmemektedir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="412" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/tam_gunes_tutulmalari20012025.jpg" alt="" class="wp-image-1061" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/tam_gunes_tutulmalari20012025.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/tam_gunes_tutulmalari20012025-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="606" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/tam_gunes_tutulmalari20212040.jpg" alt="" class="wp-image-1062" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/tam_gunes_tutulmalari20212040.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/tam_gunes_tutulmalari20212040-300x227.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/tam_gunes_tutulmalari20212040-768x582.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>2001-2040 yılları boyunca gerçekleşecek tam güneş tutulmalarının izleyeceği yollar.</em> <a href="https://science.nasa.gov/eclipses/" data-type="link" data-id="https://science.nasa.gov/eclipses/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Fred Espenak</a></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sorunun ya da, bu anlama gelen benzer soruların güncelliklerini koruyor olmaları onlara verilecek yanıtın günlük yaşamımızdaki öneminden kaynaklanmaktadır. Bu sorular felsefi bir yanıtın değer kazanacağı bir ortamda sorulmamaktadır. Yoksa, “bir kelebeğin kanat çırpmalarının atmosfer koşullarını etkileyebileceği”ne benzer bir yanıt, güneş tutulmasının depremlere etkisi için de geçerli olabilirdi. Bu yaklaşıma göre: madem ki, güneş tutulması yerkabuğunda, çok ufak da olsa, elastik gerinim değişmesine neden olmaktadır, tutulmanın, yerkabuğundaki elastik gerinimlerin sonucunda oluşan depremleri etkilemesi de kaçınılmazdır. Ancak bu türden bir yanıtın, sorunun soruluş amacı göz önüne alındığında, bu amaca bir katkı oluşturmayacağı da açıktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Depremleri tetiklemede bardağı taşıran damla kavramı</strong><br>İnsanları ciddi biçimde etkileyen boyutlardaki depremlerin tümüne yakını yerkabuğundaki bazı faylar boyunca sürtünme direncinin yenilmesi sonucunda oluşmaktadır. Bu direncin yenilmesindeki en önemli etken, en üst kesimlerinde yerkabuğunu da içeren hareketli levhaların, bu hareketleri nedeniyle kazandıkları ve kimi yerde de birbirlerine yükledikleri gerilimdir. Birbirlerine göre farklı hareketlere sahip blokları ayıran faylar, genelde, fay düzlemindeki sürtünme direnci nedeniyle bu hareketlere bir süre direnirler; ama, blokların hareketleri arasındaki fark giderek artacağı için, belirli bir eşik gerilim değerinden sonra birdenbire yenilerek, direnmeleri sürecinde birikmiş olan elastik gerinimin bir bölümünün, yeri kuvvetli bir şekilde sarsmayı da içerecek şekilde, boşanmasına yol açarlar. Buradaki ‘birdenbire’ nitelemesi, fay boyunca hareketin engellenmiş olduğu uzun süreç ile görecelidir. Aslında, yenilme, sözcüğün gerçek anlamında, ‘birdenbire’ olmamaktadır. Sürtünme direncinin yenilebilmesi için yüksek durağan sürtünme direncinden, hareket durumuna uygun göreceli düşük sürtünme direncine geçiş gerekmektedir. Bu geçiş için gerekli olan işlem bir sürece ve dolayısıyla bir süreye yayılmaktadır. Taşmak üzere olup, taşmak için son katkıyı bekleyen ortama eklenen ek gerinim, bardağı taşıran bir özellik taşıyabilmek için, ya bardağı önemli ölçüde taşıracak kadar büyük olmak, ya da yukarıda sözü edilen süreci gerçekleştirmeye yetecek kadar uzun süreli olmak durumundadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Güçlü gel-gitler bazı tür depremleri tetikleyebilir</strong><br>Tüm kütleler gibi, Ay ve Güneş de çevrelerindeki diğer kütlelere, bu arada Yeryuvarı’na da, çekim kuvveti uygulamaktadır. Güneş’in kütlesi Ay’ınkinden milyonlarca kez büyük olmasına karşın, yakınlığı nedeniyle Ay Yeryuvarı üzerinde Güneş’inkinin kabaca iki katı bir çekim etkisine sahiptir. Ay ve Güneş bu çekimleri ile Yeryuvarı üzerinde gel-gitlerin oluşmasına neden olmaktadır. Ay ve Güneş dışındaki diğer gökcisimlerinin Yeryuvarı üzerindeki çekim etkisi ise son derece düşüktür. Öte yandan, yeniay ve dolunay evrelerinde Güneş, Ay ve Yeryuvarı aynı doğrultuda dizilmiş olduklarından Ay ve Güneş’in Yeryuvarı üzerindeki çekim etkisi önemsenecek bir düzeye çıkmakta, ve eğer bu dizilme, Ay’ın elips şeklindeki yörüngesinde Yeryuvarı’na en yakın olduğu döneme rastlarsa, söz konusu çekim etkisi en yüksek değere ulaşmaktadır. Ancak, bu yüksek değer bile, faylar boyunca sürtünmeyi yenebilmek, dolayısıyla deprem oluşturabilmek için, genelde, ufak ve kısa süreli kalmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan, Ay’da, gel-git kuvvetlerinin daha küçük olmasına karşın, meteorit çarpmalarından kaynaklanmakta olanların dışındaki Ay depremlerinin gel-git evreleri ile sıkı bir bağlantı göstermeleri dikkati çekmektedir (Lammlein vd., 1974). Ay, Yeryuvarı’na sürekli olarak aynı yüzünü gösteren bir devinim düzenine sahip olduğu için, Yeryuvarı’nın Ay üzerindeki güçlü çekimi durağan bir nitelik taşımakta, bu nedenle, Ay üzerindeki gel-gitler Güneş’in düşük çekim gücü ile gerçekleşmektedir. Bu düşük gel-git kuvvetlerinin neden olduğu sınırlı gerinimin Ay’da depremleri tetiklemekte olması, Yeryuvarı üzerindeki daha güçlü gel-gitlerin de depremleri tetikleme konusunda bazı etkilerinin olabileceği kuşkusunu güçlendirmiştir. Buna karşın, uzun bir süre, bir bölümü bilimsel nitelikte olan, çok sayıdaki istatistiksel araştırmada, göreceli olarak yüksek çekim kuvvetlerinden etkilenen Yeryuvarı’nda, depremlerin oluş zamanları ile güçlü gel-git evreleri arasında genel bir ilişkinin varlığı belirlenememiştir. Kaliforniya’da, özellikleri iyi bilinen faylarda meydana gelmiş olan 13.000 dolayında depremin verileri kullanılarak, özenli ve ayrıntılı istatistiksel yaklaşımlarla yapılan bir değerlendirme de benzer bir sonuca ulaşmıştır (Vidal vd., 1998). Ancak bu araştırmalar okyanuslardan uzak konumlardaki fayları ele almış oldukları için, varılan bu sonuçlar da o özelliklerdeki bölgeler ile sınırlı kalmıştır. Yerkabuğu, elastik davranabilme özelliği nedeniyle, gel-git düzenine bağlı olarak yükselip, alçalmaktadır. Bu yükselip alçalma genelde birkaç santimetre ile sınırlı kalmakta, ender durumlarda birkaç on santimetreye ulaşmaktadır. Oysa, güçlü gel-gitlerin etkisi okyanuslarda çok belirgin olmakta, bu ortamda dolaylı olarak meydana gelen ek su kütlesi yükü de dolaysız gel-git kuvvetine eklenmektedir. Nitekim, okyanuslarda yer alan fayların ürettiği depremlerin gel-gitlerle ilişkilerini konu alan, ve sayıları giderek artan yeni araştırmalar, o ortamda, gel-gitlerin en büyük değerlere ulaştığı dönemler ile deprem oluş zamanları arasında belirgin bir ilişkinin varlığını ortaya koymaktadır (Tanaka vd., 2002; Cochran vd., 2004).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda değinilen araştırmaların sonuçlarına göre, güçlü gel-git dönemleri ile deprem oluş zamanları arasında belirgin bir ilişkinin varlığı bazı fay türleri ile sınırlı görülmektedir. Düzlemleri yeryüzü ile kabaca 50°’den küçük açılar yapan, ters-fay ve normal-fay olarak adlandırdığımız türden fayların gel-git yüklemelerine özellikle duyarlı oldukları anlaşılmaktadır. Fay düzlemlerinde sürtünmeyi artıran ana kuvvetin bu düzlemlere dik bileşen olduğu göz önüne alınırsa, bu beklenen bir sonuçtur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan, düzlemi düşeye yakın diklikte olan faylarda, yani diğer adı ile doğrultu-atımlı faylarda gel-git dönemleri ile depremler arasında belirgin bir ilişki görülememiştir. Zaten bazı hesaplamalar da yer gel-gitlerinden kaynaklanan gelip-geçici etkinin deprem oluşumu üzerinde belirleyici olabilmesi için, süregelen olağan süreçte etkili olan kalıcı makaslama gerilimi artış hızının yüzlerce katı büyüklüğünde olması gerektiğini ortaya koymaktadır (Gomberg vd, 1998). Bazı laboratuvar deneyleri de (Lockner ve Beeler, 1999) bu değerleri doğrulayan sonuçlar vermiştir. Ancak, yine bazı yeni araştırmalar, bazı özelliklere sahip fay düzlemlerinde sürtünmenin daha önceden düşünülenlerden çok daha ufak gerilimler ile yenilebileceği yönünde veriler sağlamıştır (Johnson ve Xiaoping, 2005).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çok düşük gerilim yüklemelerinin de depremleri tetikleyebileceği yönündeki gelişmelere karşın, gerek okyanuslardan uzak ortamlardaki faylarda, gerekse doğrultu-atımlı faylarda meydana gelen depremlerin gel-git dönemleri ile ilişkilendirilmeleri çabaları olumsuz sonuçlar vermiştir. Yukarıda değinmiş olduğumuz, yaklaşık 13.000 depremi ele almış olan Vidal vd. (1998)’nin çalışmalarına ek olarak, Cochran vd. (2004)’nin çalışmaları da benzer sonuca ulaşmıştır. Cochran vd. nin çalışmasında Kaliforniya’daki, doğrultu-atım özellikli, ünlü San Andreas Fayı sisteminde 27.464 deprem ele alınmış ve depremlerin oluş zamanları ile gel-git dönemleri arasında istatistiksel anlamı olan bir ilişki saptanamamıştır. Bu arada, bizim Kuzey Anadolu Fayı sistemimiz ile Doğu Anadolu Fayı sistemimizin de, başlıca, doğrultu atımlı faylardan oluştuklarını, ve aynı zamanda, güçlü, dolaylı gel-git yüklemelerinin meydana gelmekte olduğu okyanuslardan uzak bulunduklarını da anımsamakta yarar vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Deprem tetikleme bakımından, güneş tutulmalarının, eşlik ettikleri olağan güçlü gel-gitlerinkinden farklı bir özellikleri saptanmamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yazının ana konusu olan güneş tutulması ile depremlerin ilişkisini yukarıdaki kısa açıklamaların ışığında irdelemek gerekir. Çünkü, bilindiği üzere güneş tutulması ancak yeniay evresinde meydana gelebilir. Bu özel durumun, olağan yeniay gel-gitinden, yerçekimi etkisi bakımından belirgin bir farkı yoktur. Güneş tutulmaları sırasında gözlenen,&nbsp;<em>Allais etkisi</em>&nbsp;olarak adlandırılan etkinin yerçekimi değişimine işaret etmediği, güneş tutulması sırasında meydana gelmesi beklenen yerçekimi engellemesinin (gravitational shielding) ise son derece küçük (3×10−¹º cm/s²) olduğu anlaşılmıştır (Van Flandern ve Yang, 2003). Bu durumda, deprem mekanizması açısından önem taşıyan özellikler bakımından, güneş tutulmasının olağan yeniay gel-git döneminden farklı bir etkiye sahip olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sonuç olarak denilebilir ki: bu yazının başında sorulmuş olan sorunun, bilimsel çerçeve içindeki yanıtı, ‘güneş tutulması ile depremlerin oluş zamanları arasında etkin, özel bir ilişkinin var olmadığı’ şeklindedir.</strong>&nbsp;Bu durumda, yeni bilimsel bulgular, yeni bilimsel değerlendirmeler ortaya koymadan böyle bir ilişkinin varlığını öne süren bir görüş belirtmeye&nbsp;<em>“bana öyle geliyor ki”</em>&nbsp;diye başlamak gerekecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Esen Arpat<br>Jeolog</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Değinilen belgeler</strong><br>Cochran, E. S., Vidale, J. E. ve Tanaka, S., 2004. Earth tides can trigger shallow thrust fault earthquakes.&nbsp;<em>Science</em>, 306, 1164-1166.<br>Gomberg, J., Beeler, N. M., Blanpied, M. L. and Bodin, P., 1998. Earthquake triggering by transient and static deformations<em>. J. Geophys. Res. –Solid Earth</em>&nbsp;103, 24411-24426.<br>Johnson, P. A. ve Xiaoping, J., 2005. Nonlinear dynamics, granular media and dynamic earthquake triggering.&nbsp;<em>Nature</em>, 437, 871-874.<br>Lammlein, D. R., Latham, G. V., Dorman, J., Nakamura, Y. ve Ewing, M., 1974. Lunar seismicity, structure, and tectonics.&nbsp;<em>Rev. Geophys.</em>, 12, 1-21.<br>Lockner, D. A. ve Beeler, N. M., 1999. Premonitary slip and tidal triggering of earthquakes.&nbsp;<em>J. Geophys. Res. –Solid Earth</em>&nbsp;104, 20133-20151.<br>Tanaka, S., Ohtake, M. ve Sato, H., 2002, Spatio-temporal variation of the tidal triggering effect on earthquake occurrence associated with the 1982 South Tonga earthquake of Mw 7.5,&nbsp;<em>Geophys. Res. Lett.,</em>&nbsp;29, 16, 10.1029<br>Van Flandern, T. ve Yang, X. S., 2003. Allais gravity and pendulum effect during solar eclipses explained.&nbsp;<em>Phys. Rev. D</em>&nbsp;62, 02202.<br>Vidale, J. E., Agnew, D., Johnston, M. ve Oppenheimer, D., 1998. Absence of earthquake correlation with earth tides: an indication of high preseismic fault stress rate.&nbsp;<em>J. Geophys. Res. –Solid Earth</em>&nbsp;103, 24567-24572.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu metnin, bütün hakları Esen Arpat’a aittir.Yazı JMO’nun makale <a href="https://www.jmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=569" target="_blank" rel="noreferrer noopener">sayfa</a>sından alınmıştır. Ayrıca aynı yazı <a href="https://www.koeri.boun.edu.tr/jeofizik/html/info_tutulma.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">burada</a> da mevcut..</em></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="354" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/joseph-corl-NeMTPo5haBk-unsplash.jpg" alt="" class="wp-image-1060" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/joseph-corl-NeMTPo5haBk-unsplash.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/joseph-corl-NeMTPo5haBk-unsplash-300x133.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/joseph-corl-NeMTPo5haBk-unsplash-768x340.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Güney Carolina&#8217;da 2017&#8217;de gerçekleşen tam güneş tutulmasına ait birleştirilmiş görüntü. <a href="https://unsplash.com/photos/a-solar-eclipse-is-shown-in-the-dark-sky-NeMTPo5haBk" data-type="link" data-id="https://unsplash.com/photos/a-solar-eclipse-is-shown-in-the-dark-sky-NeMTPo5haBk" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Joseph Corl</a></figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Jeotermal Sondajı, Maliyet Faktörleri ve Kontratları</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/jeotermal-sondaji-maliyet-faktorleri-ve-kontratlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Jun 2025 06:00:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Enerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1050</guid>

					<description><![CDATA[Enerji amaçlı bir jeotermal projede&#160;ön araştırmalar&#160;(eskiler prospeksiyon da der) bitince sıra sondaj yeri vermeye gelir. Dolayısıyla sondaj planı ve maliyeti sıradaki hedeftir, problemdir. Bu çalışmaların nasıl yapıldığını öğrenmek bile başlı başına bir iştir ve okulda bunun eğitimini almazsınız. Kurgu çok önemlidir. Hele özel sektöredeyseniz; “mühendsilik” 1 dolarlık işi daha azına mal etmektir.. Aşağıda Sema Tekin...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Enerji amaçlı bir jeotermal projede&nbsp;<em>ön araştırmalar</em>&nbsp;(eskiler prospeksiyon da der) bitince sıra sondaj yeri vermeye gelir. Dolayısıyla sondaj planı ve maliyeti sıradaki hedeftir, problemdir. Bu çalışmaların nasıl yapıldığını öğrenmek bile başlı başına bir iştir ve okulda bunun eğitimini almazsınız. Kurgu çok önemlidir. Hele özel sektöredeyseniz; “mühendsilik” 1 dolarlık işi daha azına mal etmektir..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aşağıda Sema Tekin tarafından hazırlanmış hap bilgiler var, jargon genelde İngilizce ve yapacak birşey yok. Bu işin kuralı bu.. Keşke bu yazıya daha önce ulaşsaydım ya da daha önce yayınlansaydı, benim içinde iyi olurdu. Lafı uzatmayalım, buyrun, ağzınızın tadıyla okuyun..</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="600" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/tommy-kwak-t6u6EPbWNjw-unsplash.jpg" alt="" class="wp-image-1051" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/tommy-kwak-t6u6EPbWNjw-unsplash.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/tommy-kwak-t6u6EPbWNjw-unsplash-300x225.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/tommy-kwak-t6u6EPbWNjw-unsplash-768x576.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">İzlanda&#8217;da bir jeotermal santral. Görüntü: <a href="https://unsplash.com/photos/red-and-white-barn-near-brown-field-under-white-clouds-during-daytime-t6u6EPbWNjw" data-type="link" data-id="https://unsplash.com/photos/red-and-white-barn-near-brown-field-under-white-clouds-during-daytime-t6u6EPbWNjw" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Tommy Kwak</a></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1. Jeotermal Sondajındaki Farklılıklar</strong><br>Jeotermal sondajı ile petrol ve gaz sondajı arasındaki farklılıklar alt başlıklar halinde aşağıda incelenmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.1 Kuyu Dizaynı</strong><br>Kuyu, üretim aşaması düşünülerek, planlanan sistem için gerekli akışın elde edilebileceği en geniş kuyu çapı ile bitirilmektedir. Ayrıca petrol ve gaz sondajında üretimde genellikle tubing dizileri ve packer kullanılırken, jeotermalde üretim muhafaza borusundan gerçekleştirilmektedir. Eğer kuyu içi pompası kullanılacak ise pompanın çapı ve yerleştirileceği derinlik de kuyu dizaynında göz önünde bulundurulmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.2 Muhafaza Borusu</strong><br>Rezervuara soğuk yeraltısularının karışmasını ve bunun kuyunun üretimini etkilemesini engellemek için iyi bir muhafaza borusu programı gereklidir. Yüzey borusu, yüzey sularını korumak için kullanılır. Üretim zonunda kullanılan muhafaza borusu veya liner deliklidir ve genellikle 7 inç çapında olmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Muhafaza borusu tipi seçilirken sıcaklığa ve korozyona karşı olan dayanıklılıkları da göz önüne alınır. Amerika’daki bazı uygulamalarda korozyon sebebiyle titanyum muhafaza boruları kullanılmaktadır ve fiyatları yüksek olmasına rağmen saha özellikleri sebebiyle bu boruların kullanımı ekonomik olarak daha uygun hale gelmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.3 Kuyubaşı Ekipmanları</strong><br>Sıcaklığın etkisi ile muhafaza borularının uzayıp kısalmasından dolayı “expansion spool” kullanılmaktadır. Ayrıca genelde BOP (Blowout preventer) ekipmanlarının üzerinde kullanılan “rotating head” ile kuyudan gelen akışkan başka tarafa yönlendirilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.4 Sıcaklığın Malzeme</strong><br>Üzerindeki Etkileri Çamur sıcaklığının yüksek olması sebebi ile sondaj dizisi, matkaplar, muhafaza boruları, pompa ve sarf malzemeleri daha çabuk yıpranmakta ve çamur özelliklerinde bozulmalar meydana gelmektedir. Ayrıca elektronik ekipmanların kullanımı da kısıtlanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Soğutma kulesi kullanımı ile yüksek sıcaklığın malzeme ve kuyu üzerindeki etkisi azaltılabilir. Etkili çalıştırıldığında soğutma kulesi çamur sıcaklığında 15°C’ye kadar düşme sağlayabilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.5 Formasyon Tipleri ve Matkaplar</strong><br>Geniş kuyu çapı gereksinimi dolayısıyla kullanılan matkap çapları da büyük olmakta ve bu da sondaj hızını azaltabilmektedir. Jeotermalde çokça rastlanan sert kayalar için Roller cone-TCI (Tungsten Carbide Insert) matkaplar kullanılmaktadır. PDC (Poly Diamond Crystalline) matkaplar ise sert kayaçlarda kullanılmamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.6 Kule Seçimi</strong><br>Sondaj kulesinin seçiminde, kuyu programına göre kulenin sondaj yapabileceği maksimum derinlik, kanca yükü ve drawworks kapasitesi; casing programına göre rotary masası genişliği; sağlıklı kuyu temizliği gerçekleştirebilmesi için pompa kapasiteleri; kuyubaşı dizaynına göre platform yüksekliği ve soğutma kulesinin sirkülasyon sistemine dahil edilebilmesi gibi faktörler sıralanabilir. Kaynak [1]’de, kule seçiminde hangi özelliklere dikkat edilmesi gerektiği ayrıntılı bir biçimde anlatılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.7 Çimentolama</strong><br>Muhafaza borusu programı ile yüzey suları herhangi bir yer altı blowout’unu engellemek için iyi izole edilmelidir. Diğer muhafaza borularının çimentolarının çok iyi yapılması sondajda veya üretim aşamasında kuyunun ısınması veya soğuması sırasında muhafaza borularının uzayıp kısalmasını en aza indirgemek açısından çok önemlidir. Bu amaçla çimento yüzeye kadar yapılmaktadır. Dolayısı ile çoğu zaman çimentonun yüzeye geldiğini görene kadar ve açık kuyu hacminin 2-3 katı kadar çimento hazırlanmakta ve kuyuya basılmaktadır. Aynı zamanda, kanallaşmanın engellenmesi ve yüksek sıcaklıklarda daha sağlam bir bağ oluşturması için çimentoya diğer katkı malzemelerinin yanısıra SiF (Silika florür) de katılmaktadır. Çimentolama süresi ve donma süresi yüksek sıcaklıktan etkilenmektedir. Bu açıdan, çimento operasyonunun eksiksiz ve kesintisiz olması büyük önem taşır. Yüksek debide ve türbülanslı akışta daha iyi çimento bağları oluşturulmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Jeotermalde Stab-in de denilen dizi içinden çimentonun basıldığı uygulamalar da yaygındır. Bu yöntemin daha hızlı olması ve daha az öteleme ile tamamlanması gibi avantajları vardır. Ayrıca bu uygulama ile basılan çimento sıcaklığa daha az süre maruz kalmaktadır. Ancak basılan çimento kuyudaki akışkana göre daha soğuk olduğu için muhafaza borusu kısalabilmekte ve dizi yerinden çıkabilmektedir. Liner çimentolamasında ise dizinin sökülmesi esnasında sıkışması problemi ile karşılaşılmaktadır. Köpüklü çimento operasyonunda ise çimentonun özelliklerini geliştirebilmek için çimentoya nitrojen ve yüzey aktif madde eklenmektedir. Zayıf formasyonlarda düşük yoğunluklu çimento için seramik, perlit, jel bentonit ve mikrosilika kullanılabilir [2]. Yüksek sıcaklıklarda çimento yapılabilmesine olanak veren bazı geciktiriciler ise şeker, lignosülfanat, tartarik asit, organik fosfonik asit olarak sıralanabilir [2].</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.8 Sondaj Çamuru</strong><br>Sondajda yüksek sıcaklık sebebiyle bozulan çamur özellikleri takım sıkışmasına yol açabileceği gibi, kaçak olması da bu riski artırmaktadır. Tedirici veya tam kaçağa özellikle üretim zonunda rastlanmaktadır. Kaynak [3]’te, jeotermal kuyularda karşılaşılan kaçağın daha çok yüksek geçirgenlikli çatlaklı zonlarda gerçekleştiği, düşük sıcaklıklı ve üretim zonu olmayan yerlerdeki kaçakların su akiferlerinin korunması ve formasyon akışkanına karışmaması için kapatılması gerektiği, bunun çimento operasyonunda da yarar sağlayacağı belirtilmiştir. Kaynak [4]’te kaçak sırasında en çok kullanılan malzemelerin yer fıstığı kabuğu, mika ve selofan olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, fındık kabuğu ve pamuk çekirdeği de kullanılabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üretim zonundaki kaçarak sondajlarda sondaja su, polimer çamuru veya havalı sondaj ile devam etmek tercih edilebilir. Bu konudaki karar, formasyon karakteristikleri, kaçak miktarı ve gerekli ekipman ve malzemelerin maliyet açısından uygunluğu göz önünde bulundurularak verilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.9 Kuyu Kontrolü</strong><br>Jeotermalde kuyu kontrolüne neden olabilecek bazı durumlar iyi yapılmayan çimentolama, iyi dizayn edilmemiş muhafaza borusu programı ve muhafaza borusu problemleri, düşük rezervuar basınçları, kısmi ve tam çamur kaçakları, yüksek sıcaklıklar ve yetersiz BOP ekipmanı olarak sıralanabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çimento operasyonunun kuyu kontrolündeki önemi çok büyüktür. Eğer muhafaza boruları arasındaki çimentoda sıvı/su kalmış ise, üretim esnasında bu sıvı/su ısınacak ve buhar fazına geçebilecektir. Dolayısıyla daha fazla basınç uygulayacak ve borunun çökmesine neden olabilecektir. Eğer bu su formasyonda ise formasyonu çatlatması olasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kuyu kontrolü açısından, kuyu kontrol ekipmanlarının yüksek sıcaklığa dayanabilecek özelliklerde olması ve operasyonlarda duraksama olmaması da önemlidir. Kuyu kontrolü genellikle kuyunun sirkülasyona alınıp soğutulması ile gerçekleştirilir. Ayrıca kulede bulunan Top Drive sistemi ile sondaj dizisi kuyuya indirilirken aynı zamanda sirkülasyon da yapılabildiğinden kuyunun daha çabuk soğutulması sağlanacaktır. Ancak yinede muhafaza borusu indirme ve çimentolanması gibi operasyonlarda kuyuda sıcaklık artışı ve buna bağlı olarak da kuyu gelişi olabilmektedir. Burada da jeotermal sondajda deneyimli personelin önemi ortaya çıkmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.10 Yönlü Sondaj</strong><br>Jeotermalde yatay veya yönlü sondajlar daha fazla fay/çatlak kesme olasılığından dolayı tercih edilmektedir. Yönlü sondajda rotary steerable tercih edilen bir yöntemdir. Daha düzgün kuyu çapı ve daha yüksek sondaj hızı sağlamaktadır. Volkanik bir formasyonda yönlü sondaj sıcaklığın yanısıra çekim kuvveti ve manyetizmadan da etkilenmektedir [5].</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>1.11 İş Güvenliği</strong><br>Geçmiş tecrübelerde cellar havuzunda biriken <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Hidrojen_s%C3%BClf%C3%BCr" target="_blank" rel="noreferrer noopener">H<sub>2</sub>S</a>’in (hidrojen sülfürün) ölümlere yol açmasından dolayı Amerika’da artık cellar havuzları 3-4 ft derinliğinde yapılmaktadır [5].</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2. Füzyon Sondajı (Thermal Spallation)</strong>&nbsp;[6]<br>Füzyon sondajı jeotermal sondaj teknikleri arasında maliyetlerin düşürülmesi açısından gelecek vaadeden bir teknoloji olarak görülmektedir. Füzyon sondajını (Şekil 1) açık kuyularda düşük yoğunluklu petrol-hava alevi sondajı olarak nitelendirebiliriz. Bu sondajda kaya yüzeyi, parçalanmasına sebep olacak termal stresin oluşması için çok hızlıca ısıtılır. Bu yöntem sığ, açık kuyularda yıllardır kullanılmaktadır. EGS (Enhanced Geothermal Systems) projelerinde sıkça rastlanan granit gibi sert kayaçların sondajında etkili bir yöntem olduğu kanıtlanmıştır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="600" height="706" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/spallation.jpg" alt="" class="wp-image-1055" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/spallation.jpg 600w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/spallation-255x300.jpg 255w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Şekil 1. Füzyon Sondajı [7]. Kaynak:&nbsp;<a href="https://www.netl.doe.gov/technologies/oil-gas/NaturalGas/Projects_n/TDS/Storage/STOR_A_02FE15Spallation.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NETL</a>.</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Bu  sondajda yüksek yoğunluklu sıcaklık, <s>Şekil 2’de görülebileceği gibi</s> yüzeyin, altındaki tabakalara nazaran genişlemesine sebep olur ve mikro çatlaklar oluşur ve formasyon kesintileri taşınır. Bu yöntemdeki sondajda, sondaj, formasyon ile temassız yapıldığı için dizide yıpranma normal sondaja göre daha yavaş gerçekleşir dolayısıyla sondaja ara vermeden devam edilebilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sığ kuyulara kıyasla derin kuyular kuyu stabilitesinin sağlanması için sondaj sıvısına gereksinim duymaktadır. Sondaj sıvısı kuyu dibinde yüksek bir hidrostatik basınç sağlar. Füzyon sondajının derin kuyulara uygulanabilmesi için yüksek yoğunluklu yüksek basınçlı bir ortamda yüksek sıcaklık ve yüksek ısı akışı sağlanması gerekmektedir. Sondaj sıvısı olarak su kullanıldığında hidrotermal alev ya da süperkritik suda üretilen alevler derin kuyuda kayacın parçalanması için kullanılabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yöntemin derin kuyulara uygulanabilmesi için hidrotermal alevin süperkritik özellikteki sudaki davranışı üzerine araştırmalar MIT (Massachusetts Institute of Technology) ve Potter Drilling, Inc. işbirliğiyle sürdürülmektedir. Yakıt olarak hidrojen, metanol ve metan üzerinde durulmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3. Sondaj Maliyet Faktörleri</strong>&nbsp;– AFE (Authorisation for Expenditure)<br>Bir jeotermal kuyu sondajının maliyetinin büyük bölümünü kuyunun derinliği ve formasyon tipine bağlı olarak sondaj süresi ve muhafaza borusu ve çimentolaması oluşturmaktadır. Sondaj ile ilgili diğer maliyet faktörleri de aşağıda detaylı olarak belirtilmiştir:</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Mühendislik çalışmaları, sondaj ve saha danışmanlık hizmetleri<br>&#8211; Malzeme alımı: Muhafaza borusu ve aksesuarları, liner ve aksesuarları, kuyubaşı ekipmanları, matkap, soğutma kulesi<br>&#8211; Sondaj öncesi hazırlıklar: Lokasyon, kondüktör, cellar havuzu ve atık havuzu yapımı, yol yapımı, lokasyon ve yol yapımı ile ilgili izinler<br>&#8211; Lokasyona sondaj için su sağlanması: Su kaynağı bulunması, kuleye su hattı çekilmesi ve bakımı, tanker ile su taşınması<br>&#8211; Lojistik: İletişim, binek araçlar, içme suyu, yiyecek-içecek (catering hizmeti)<br>&#8211; Sondaj servisi: Sondaj kulesi kiralanması, kulenin lokasyona mobilizasyonu, birden fazla sondaj yapılacak ise lokasyonlar arası mobilizasyon (intermobilizasyon) ve kulenin proje sonunda demobilizasyonu, sondaj kulesi için yakıt, vinç ve forklift kira bedelleri<br>&#8211; Ekstra malzeme kiraları: Top drive, elek telleri, jar ve bakımı, stabilizer ve giydirmesi, shock sub, rotating head vb.<br>&#8211; Çamur servisi:&nbsp; Çamur mühendisi günlük ücreti, çamur katkı malzemeleri, mühendis ve malzemelerin lokasyona ulaşımı<br>&#8211; Çimento servisi: Muhafaza borusu çimentoları ve tapa çimento operasyonları, çimento, SiF ve katkı malzemeleri, çimento mühendisi, ekibi ve çimentolama ünitesinin günlük ücretleri ile malzemeler, ekip ve ünitenin lokasyona ulaşımı<br>&#8211; Jeolojik değerlendirme: Sondaj kesintileri toplanması ve incelenmesi, mud logging servisi, log alımı<br>&#8211; Diğer opsiyonel servisler (Personel, ekipman, ulaşım): Liner indirme, yönlü sondaj ve gyro, havalı sondaj, karot alımı, Hidrojen Sülfür (H2S) izlenmesi, testi ve eğitimi, sağlık ve iş güvenliği<br>&#8211; Kuyu testi<br>&#8211; Muhtemel tahlisiye operasyonları<br>&#8211; Atık havuzunun ve sondaj sahasının rehabilitasyonu</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaynak [8]’de jeotermal sondajların maliyetinin petrol ve gaz sondajlarına göre 2-5 kat daha fazla olduğu belirtilmiştir. Bunda üretim borularının daha geniş çaplı olmasının ve çimento hacimlerinin etkili olduğuna dikkat çekilmiştir. Kaynak [4]’te ise çamur sıcaklığı 50-70°C arasında iken çamur maliyetinin %70 oranında arttığı, çamur sıcaklığı 70°C’den&nbsp; fazla iken ise çamur maliyetinin %133 oranında arttığı belirtilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4. Jeotermalde Sondaj Kontratı ve Sigorta Uygulamaları</strong><br>Sondaj kontratlarında en çok tercih edilen uygulamalar günlük ücret bazlı (Day rate/Unit time rate), metre başına ücret bazlı (Unit meter rate/Meterage) ve anahtar teslim (Turnkey/Lump-sum) olarak sayılabilir. Kaynak [9]’a göre Yeni Zelanda, Kenya ve Endonezya’daki jeotermal sondajlarda günlük ücret bazlı, İzlanda’da ise metre başına ücret bazlı ve anahtar teslim kontratlar yapılmaktadır. Metre başına ücret bazlı kontratlar Türkiye’de daha çok su kuyusu sondajlarında tercih edilmektedir. Türkiye’deki jeotermal sondajlarda daha çok günlük ücret bazlı kontratlar, nadir olarak da anahtar teslim kontratlar uygulanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4.1 Günlük Ücret Bazlı Kontratlar</strong><br>Bu tip kontratlarda kule ücretine, kule ve çalıştırılması, sondaj dizisi ve kule ekibi dahildir. Talep edilen bazı ek servisler Müteahhit tarafından ilave ücret ile sağlanır. Müteahhit tarafından sağlanmayan diğer 3. taraf servisler ise Operatör tarafından sağlanır. Bu tip kontratlarda sondaj riski ve sorumluluğu, kuyu sondaj süresi ve harcanan malzemeler gibi riskler Operatör’dedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4.2 Metre Başına Ücret Bazlı Kontratlar</strong><br>Sondaj ilerleme hızı kesin olarak öngörülemediğinden, Müteahhit tarafından çok tercih edilmeyen bir kontrat tipidir. Bu tip kontratlarda Müteahhit, sondaj süresi, sarf malzeme ve kuyuda kalan ekipman konularında risk almaktadır. Genellikle muhafaza borusu ve çimentosu Operatör tarafından karşılanır. Risk ve sorumluluk konularındaki belirsizlik sebebiyle Operatör tarafından da çok tercih edilmeyen bir uygulamadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4.3 Anahtar teslim Kontratlar</strong><br>Müteahhit tarafından kuyunun belirlenen derinlikte sondajının tamamlanması için toplam bir fiyat verilir. Müteahhit tüm ekipman, malzeme ve operasyonlardan sorumlu olur. Kuyunun risk ve sorumluluğu da Müteahhit’tedir. Müteahhit sondajdaki muhtemel problemler ve belirsizliklerden dolayı bu tip kontratları tercih etmemektedir. Operatör’ün tercih etmeme sebepleri arasında ise, karşılaşılabilecek muhtemel sorunlar sebebiyle eklenen ekstra ücret ve operasyonlar üzerinde kontrol yetkisinin istenilen oranda olmaması sayılabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4.4 Hibrit Kontratlar [5]</strong><br>Hibrid kontratlar Amerikalı jeotermal sondaj müteahhiti Thermasource Şirketi’nin uygulamakta olduğu bir tür sondaj kontratıdır. Bu kontratlarda Operatör ve Müteahhit sondajın risk ve sorumluluğunu belirli oranlarda paylaşırlar ve bu iki taraf sondaj sonrası kuyunun başarı ve getirilerini de paylaşırlar. Bu kontratlarda Müteahhit tüm 3. taraf ekipman ve malzemeleri de içeren günlük toplam bir ücret üzerinden çalışır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4.5 Hedef Kontratlar [10]</strong><br>Bu kontratlarda zaman ve malzeme sarfı konularında Operatör ve Müteahhit anlaşarak hedef koyar. Hedef, normal şartlar altındaki beklentiye ek olarak %10-25 arası bir pay konularak oluşturulur. Müteahhit sondajı bu hedefin altında bir sürede gerçekleştirdiğinde belli bir oranla ödüllendirilir. Müteahhit sondajı eğer hedefin üzerinde bir sürede gerçekleştirirse de kendisine bir ceza uygulanır. Bu tür bir kontrat Operatör’ün tüm gereksinimlerini belirlemesini sağlar ve verimli bir kuyu kazılmaya odaklanılmasını ve Müteahhit’in riskinin en aza indirgenmesine çalışılmasını sağlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4.6 Sigorta Uygulamaları</strong><br>Türkiye’de jeotermal saha operatörü olan şirketlerin, kuyuda problem olduğunda ya da kuyu kaybedildiğinde riskin ve sorumluluğun hangi tarafa ait olacağı konusunda sorularının olduğu gözlemlenmiştir. Operatörler bu konuda sondajı üstlenen Müteahhit’in de riskin bir kısmını üstlenmesi gerektiğini düşünmektedirler. Ancak genelde uygulanan günlük ücret bazlı sondaj kontratlarında Sondaj Müteahhitinin ve diğer 3. taraf servis sağlayıcılarının denetiminin Operatör’de olması sebebiyle bu uygulanabilir bir görüş olamamaktadır. Bu soruna çözüm olarak Amerika’da uzun süredir yapılmakta olan kuyu sigortasının Türkiye’de henüz uygulaması bulunmamaktadır. Amerika’daki bir jeotermal kuyu için 2011 yılı sigorta ücreti 3,5 Amerikan doları/ft olarak&nbsp; verilebilir [5].</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynaklar</strong><br>[1] Ndirangu, E.G., 2000. Selection of a Future Geothermal Drilling Rig for Kenya, The United Nations University, Reports 14, 285-302.<br>[2] Najafi, H., Sauter, M. and Ryan, M., 2011. Module 4 Geothermal Cementing Presentation, National Geothermal Academy, University of Nevada, Reno. Basılmamış.<br>[3] Dunn, J.C. and Livesay, B.J., “Geothermal Drilling Technology”, Sandia National Laboratories, SAND–86–2943C, Albuquerque &amp; Livesay Consultants, San Diego.<br>[4] Fabbri, F. and Vidali, M., 1970. Drilling Mud in Geothermal Wells, Geothermics, Special Issue 2, 735-741.<br>[5] Capuano, Jr. L., Livesay, B. and Capuano, III L., 2011. Module 4 Drilling Engineering Lecture, National Geothermal Academy, University of Nevada, Reno. Basılmamış.<br>[6] Tester, J.W., 2011. Module 1 Introduction to Geothermal Energy Utilization Lecture, National Geothermal Academy, University of Nevada, Reno. Basılmamış.<br>[7] Tester, J.W., Potter Drilling Inc., 2011. A Comparison of Geothermal with Oil and Gas Well Drilling Presentation, National Geothermal Academy, University of Nevada, Reno. Basılmamış.<br>[8] Augustine, C., Tester, J.W., Anderson, B., Petty, S. and Livesay, B., 2006. A Comparison of Geothermal with Oil and Gas Well Drilling Costs, 7Proceedings of Thirty-First Workshop on Geothermal Reservoir Engineering, Stanford University, Stanford, California, SGP-TR-179.<br>[9] Hole, H., 2008. Geothermal Well Drilling Services Contracts, Petroleum Engineering Summer School, Workshop #26, Dubrovnik, Croatia.<br>[10] King1, T.R., 1998. Drilling Contracts: Some Options, Proceedings 20th NZ Geothermal Workshop, pp.179-182.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Jeofizik Bülten’inde “<a href="https://www.jeofizik.org.tr/resimler/ekler/328e27acbf29e7f_ek.pdf?dergi=31" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Jeotermal Sondajı, Maliyet Faktörleri ve Kontratları</a>” başlığı adı altında yayımlanan bu metnin bütün hakları Sema Tekine’e aittir ve bu yazı olabildiğince değiştirilmeden yayımlanmıştır.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maden Sektöründe Dev Şirket Evliliği: Glencore ve Xstrata Birleşti</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/maden-sektorunde-dev-sirket-evliligi-glencore-ve-xstrata-birlesti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jun 2025 13:18:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emtia]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1043</guid>

					<description><![CDATA[Xstrata’nın tersine Glencore kendisi madeni toprağın altından çıkarmıyor. Genelde gizliliğe önem veren bir İsviçre firması olan Glencore, metal, tahıl ürünleri ve petrol alıp satan ve madencilik şirketlerine yatırım yapan bir şirket. Xstrata ise Afrika, Güney Amerika ve Orta Asya’da büyük kömür, nikel ve bakır rezervlerine sahip. Şirketin 2011′deki gelirinin büyük bölümünü bakır alanındaki yatırımları oluştururken,...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Xstrata’nın tersine Glencore kendisi madeni toprağın altından çıkarmıyor. Genelde gizliliğe önem veren bir İsviçre firması olan Glencore, metal, tahıl ürünleri ve petrol alıp satan ve madencilik şirketlerine yatırım yapan bir şirket.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Xstrata ise Afrika, Güney Amerika ve Orta Asya’da büyük kömür, nikel ve bakır rezervlerine sahip. Şirketin 2011′deki gelirinin büyük bölümünü bakır alanındaki yatırımları oluştururken, kömür kârlılığının artışında önemli bir katkı sağladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">***</p>



<p class="wp-block-paragraph">Madencilik devi <a href="https://www.xstrata.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Xstrata</a> dünyanın en büyük emtia* şirketlerinden <a href="https://www.glencore.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Glencore</a> ile birleşme planlarınını açıkladı. Glencore, Xstrata’yı hisse değişimi yoluyla almak için anlaştı. İşlemin eşit bir birleşme olacağını açıklayan Glencore, her bir Xstrata hissesi karşılığına yeni yapıdan 2,8 hisse verecek. Bu seviye Xstrata hisselerinin piyasa değerinin % 15 üzerinde. Şirketin yeni ismininse “Glencore Xstrata International Plc” olacağı açıklandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Küresel madencilik sektörünün kontrolünü ele almak için <a href="https://www.riotinto.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Rio Tinto</a> ve <a href="https://www.bhpbilliton.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">BHP Billiton</a> arasında yıllardır kıyasıya bir rekabet yaşanıyordu. Fakat bu iki devin takipçilerinden olan Xstrata ile Glencore’nin birleşmesi, madencilik sektöründeki dengeleri kökünden değiştirecek. Uzmanlar bu adımın, BHP ve Billiton’un 2001’deki birleşmesinden sonra sektörde yaşanan konsolidasyon hareketlerinin bir benzerini tetikleyebileceğini belirtiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Glencore ve Xstrata’nın evlenmesiyle oluşacak yeni şirket, 69 milyar Avro’luk (yaklaşık 90 milyar Dolar) piyasa değerine ulaşacak ve madenlerin çıkarılmasından dünya borsalarına sunulmasına kadar geniş bir yelpazeye yayılan dünyanın en büyük madencilik gruplarından biri haline gelecek.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="423" height="236" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/maden_devleri.jpg" alt="" class="wp-image-1044" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/maden_devleri.jpg 423w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/maden_devleri-300x167.jpg 300w" sizes="(max-width: 423px) 100vw, 423px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Birleşmeden sonraki maden devlerinin sıralaması. Kaynak: Veriler Reuters, görüntü Euronews.</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Glencore’den yapılan açıklamada anlaşmaya varılması halinde birleşmenin tamamen hisse değişimi şeklinde olacağı vurgulandı. Londra borsasına kote olan Glencore’un 1 Mart 2012’ye kadar teklifte bulunması gerekiyor. Glencore’un yönetim kurulu başkanı Ivan Glasenberg birleşmenin “küresel emtia sektöründe yeni bir güç merkezi” yaratacağını söyledi. Xstrata’nın icra kurulu başkanı Mick Davis yeni şirketin de en üst düzey yöneticisi olacak. Glencore’un yöneticisi Glasenberg de Davis’in yardımcılığını üstlenecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anlaşma, değeri 90 milyar Dolar’ı bulabilecek yeni bir şirketin oluşması anlamına gelecek. Xstrata’nın bu yeni şirketteki büyüklüğü 40 milyar Dolar civarında. Xstrata 2011 yılındaki kârlılığında % 20′lik artış olduğunu açıklamıştı. Borsacı Charlse Stanley, Xstrata’nın geçen yılki mali görüntüsünün piyasalarının beklentisinin üzerinde olduğunun altını çizerken, “Performansına bakıldığında Xstrata’nın hissedarları, Glencore hisselerinin yarattığı hayalkırıklığı dikkate alındığında anlaşmanın en uygun seçenek olup olmadığını sorma hakkına sahip” dedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hissedarlar Glencore’un yıllık bilançosunun açıklanacağı 2012′nin Nisan’ında birleşmeyi oylayacak. Glencore halihazırda Xstrata’nın yüzde 34’ünü eline bulunduruyor. Anlaşmanın genel kurulda da kabul edilmesi için Londra Borsası’na kote olan İsviçreli şirketin diğer hissedarları da ikna etmesi gerekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">*<em><a href="https://tr.wiktionary.org/wiki/emtia" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Emtia</a>; Arapça’da mal anlamına gelen <a href="https://tr.wiktionary.org/wiki/meta" target="_blank" rel="noreferrer noopener">meta</a> kelimesinin çoğul halidir. Ticarete konu olan tüm mallar ve ürünlere verilen isim.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>BBC, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/ekonomi/2012/02/120207_glencore.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Madencilik ve emtia devleri birleşiyor</a>, 8 Şubat 2012<br>EN, <a href="https://tr.euronews.net/2012/02/02/madencilikte-dev-birlesme" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Madencilikte dev birleşme</a>, 8 Şubat 2012<br>EN, <a href="https://tr.euronews.net/2012/02/07/dev-birlesmede-anlasmaya-varildi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Dev birleşmede anlaşmaya varıldı</a>, 8 Şubat 2012</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ege Bölgesindeki Derin Sondaj Uygulamaları ve Alınan Dersler</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/ege-bolgesindeki-derin-sondaj-uygulamalari-ve-alinan-dersler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jun 2025 11:07:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Enerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1038</guid>

					<description><![CDATA[Ege’deki derin sondajlarda önemli veriler elde edilmiştir. Sondaj derinlikleri 3000 metrelere, kuyu dibi sıcaklıkları 288 °C derecelere ulaşmıştır. Bu derinlik ve sıcaklıklarda daha önce karşılaşılmayan sorunlar meydana gelmiş ve sorunlar tam olarak çözümlenmediği için kuyuların üretim kalitesini etkilemiştir. Muhtemelen kuyuların ömrünü de etkileyecektir. GİRİŞSondajların düşük maliyetli ve kaliteli olmasınıetkileyen bir çok husus vardır, en önemlileri...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-4-3 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Manisa&#039;da yerkabuğu infilak etti!" width="640" height="480" src="https://www.youtube.com/embed/eY9CKrwvbDI?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-4-3 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="manisa alaşehir alkan  köyü 6.sıcak su patlaması.AVI" width="640" height="480" src="https://www.youtube.com/embed/JFEI48G2FmE?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Jeotermal patlama sonrası verdiği zarar" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/FiKclm1a_Mk?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Ege’deki derin sondajlarda önemli veriler elde edilmiştir. Sondaj derinlikleri 3000 metrelere, kuyu dibi sıcaklıkları 288 °C derecelere ulaşmıştır. Bu derinlik ve sıcaklıklarda daha önce karşılaşılmayan sorunlar meydana gelmiş ve sorunlar tam olarak çözümlenmediği için kuyuların üretim kalitesini etkilemiştir. Muhtemelen kuyuların ömrünü de etkileyecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>GİRİŞ</strong><br>Sondajların düşük maliyetli ve kaliteli olmasınıetkileyen bir çok husus vardır, en önemlileri şöyledir;<br>&#8211; Sondaj sıvısı<br>&#8211; Casing design ve çimentolama<br>&#8211; Sapma kontrolu<br>&#8211; Kuyu bitirme testleri<br>&#8211; Sondaj takibi</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>SONDAJ SIVISI</strong><br>Açılan derin sondaj kuyularının üst kısımlarda uygulanan sondaj sıvı programları genelde başarılıdır. Rezervuar bölümde ise sorunlarla karşılaşılmıştır. Genellikle kaçaklı olan bu bölümde klasik yöntemlerle çalışılmıştır. Kısmi kaçaklı ve tam kaçaklı seviyelerde rezervuara oldukça fazla çamur kaçırılmıştır. Bu çamurla birlikte kesilen kırıntıların bir kısmıda çatlaklara gönderilmiştir. Oysa bu seviyelerde UBD veya NBD (under, near balance drilling) çalışılması gereklidir. Dünyada gittikçe yaygınlaşan bu sistemde rezervuar minimum kirletilmektedir. Under balance drilling ile kısaca bilgi vermek gerekirse;</p>



<p class="wp-block-paragraph">Jeotermal kuyularda su seviyesinin yüzeyden yüzlerce metre derinlerde olduğu durumlara sık rastlanmaktadır. Buralarda su seviyelerin üstündeki formasyon pore pressure (gözenek basıncı) sıfırdır. Su seviyelerinin altında ise bu basınç derinlikle, formasyon sıcaklığına bağlı olarak artar. Kuyudaki sondaj akışkanı ile formasyon basıncı arasındaki dengesizlik kaçağa neden olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaçak, sondaj akışkanına kaçak önleyici katarak veya çimento yaparak önlenmeye çalışılır. Ancak bu durum, sondajın üst seviyelerinde iken yapılabilir. Rezervuarlarda LCM (lost circulation material) veya çimento kullanımı kirlilik yaratacağı ve üretimde ciddi düşüşlere neden olacağı için kullanılmaz. Bu konu batı ülkelerinde özellikle yeni jeotermal yasalarında ve yönetmeliklerinde net olarak belirtilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rezervuarın delinmesi sırasında çamur kullanımı çatlakların tıkanmasına ve sonrasında kuyu inkişafında yeterli temizliğinin neredeyse imkansız hale gelmesine neden olmaktadır (Yüksek basınçlı rezervuara sahip jeotermal alanların bazı kısımlarında kuyu kendini temizleyebilmekte ama burada da kuyudaki transmissivite (kh, iletimlilik) değerinin uygun delinmesi ve inkişafının yapılabilmesi halinde daha yüksek olacağı literatürde takip edilmektedir).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rezervuarın delinmesi sırasında çamur kullanılmasa ve su ile delinse bile yine denge sağlanamayıp kaçakların olması söz konusudur. Bu durumlarda devri daim olmadan kör ilerlenmekte ve kesilen kırıntıların çatlaklara gitmesine neden olunmaktadır. Özellikle derinlerdeki (&gt;2000 metre) rezervuarların delinmesi sırasında kesilen kırıntılar WOB (weight on bit, matkap üzerindeki ağırlık) değerlerinin belirsizliği ve yetersizliği nedeniyle daha ince olmaktadır. Kaçakların kısmi olması halinde kırıntıların bir kısmı dışarı alınabilmektedir ama geri kalan çatlaklara dolmaktadır. Devridaimin hiç olmaması durumunda ise bütün kırıntılar çatlaklara gitmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle bir durumdaki olumsuzluklar şöyle sıralanabilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Kırıntı hiç gelmemesi durumunda kuyudan bilgi alınamamaktadır (formasyon, rezervuar, sıcaklık vs.).</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Zaman zaman bu kırıntılar kuyuya akmakta ve takım sıkışıklığına neden olmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Çatlaklar, kırıntıların kaçak önleyici gibi görev yapması nedeniyle tıkanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Kuyunun inkişafında özellikle güçlü, yeterli tahriklere ihtiyaç duyulmakta ve çoğu zaman bu durum<br>hava paketi (compressor+booster, sıkıştırıcı+güçlendirici) olmadığı için sağlanamamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu nedenle kuyuların bu bölümünde son zamanlarda havalı su (aerated water) kullanılmaktadır. Son yıllarda HGS (hollow glass sphere, cam baloncuk) da kullanılmaya başlanmıştır. Bu şekilde, kullanılan akışkanın yoğunluğu düşürülmekte ve sirkülasyon sağlanmaktadır. Böylece kuyu problemleri ve rezervuar kirliliği engellenmektedir ve kuyu üretime açıldığında kuyu temizliği problemleri yaşanmamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özetle söylemek gerekirse yerin altında mevcut olan çatlak sistemindeki suyu çıkarmak için yapılan delme işleminde rezervuara verilen kirlilik kalıcı olmakta ve örneğin 800 T/H (ton/saat) üretim yapacak kuyu yerine sadece 100-200 T/H debi elde edebilirsiniz (hatta 0 üretim). Yani bir jeotermal sahada daha az maliyetle aynı akışkan elde edilebilir, veya aynı maliyete daha fazla akışkan sağlanabilir. Mevcut durumda ise, firmalar, hedefledikleri enerji için daha fazla harcama yapmaları söz konusudur. ÇOK DAHA ÖNEMLİSİ ARAŞTIRMA VEYA İŞLETME RUHSATINI ALDIKLARI YERALTI KAYNAKLARININ MİNİMUM KAPASİTEDE KULLANIMLARINA NEDEN OLMAKTADIRLAR VE ONBİNLECE YILDIR SUYUN DOLAŞTIĞI ÇATLAKLARIN ÇOĞU ARTIK KALICI OLARAK TIKANMAKTADIR VE YENİLENEBİLİR KAYNAK ARTIK YENİLENEMEZ HALE GELMEKTEDİR.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>CASING DESIGN VE ÇİMENTOLAMA</strong><br>Casing tasarımlarında bölgede birçok sahada hatalı olarak 20″ casing iptal edilmektedir. Bu konuda literatür taraması yapılırsa dünyada böyle uygulamaların yapılmaması için bazı ülkelerde yasa ve yönetmeliklerde bile ilgili maddelerin olduğu görülebilir. Örneğin USA (ABD) ve Kanada’nın birçok eyalet yasasında böyle maddeler vardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">USA da bu maddeler “ten percent” diye adlandırılmaktadır zira çoğu yasada “yüzey borusunun toplam kuyu derinliğinin %10′dan daha az olamaz” diye maddeler mevcuttur. Açılan kuyular uzun vadede daha ekonomik, güvenli, verimli ve çevreyle barışık olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çimentolama konusundaki problemler nedeniyle casing’lerin uzun yıllar dayanıp hizmet verebilmesi son derece kuşkuludur. Nedenleri şöyledir;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Master valfın bağlı olduğu 13 3/8” casing çimentolamalarının çoğunda yüzeyde çimento yoktur ve top-job işlemi yapılmıştır. Top-job işleminde indirilen 1” lik su borusu çimento yüzeyine kadar indiği varsayımıyla buradan çimento basılmaktadır. Ancak su borusunun çimento yüzeyine oturmasının hiçbir garantisi yoktur. Casing manşonu veya kendi manşonu takılabilir. Çimento bazı kuyularda boru içinden yapılmadan önce casing kesilmekte ve anülüse su kaçırılmaktadır. Ayrıca 1” lik su borusunda basılan debi çok düşük olup çimentolama tekniğine uygun değildir. Anülüste çimentosuz kalan kısımlar daha sonra üretim halinde borunun çeşitli deformasyonlarına neden olabilmektedir. Ayrıca burada kalan akışkanın buhar basıncı&nbsp;<del>çok yüksek değerlere çıkıp casing’i içe doğru patlatmaya yetmektedir.</del>&nbsp;casing’in daha fazla gerilimine neden olmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; 9 5/8” üretim casing çimentolamalarında boruların yine büyük çoğunluğunda yüzeyde çimento eksiktir. Su borusuyla olmak yapılmaya çalışılan çimentoların yüzeye kadar yapıldığı kuşkuludur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Dünyadaki uygulamalarda, kuyu bitiminde, casing çimentosu ve casing çeşitli ölçümlerle kontrol<br>edilmektedir. Bunlar örneğin;</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Hot hole corrosion instrument(HHCC)<br>&#8211; Casing inspection caliper survey (CIC)<br>&#8211; Cement bond log (CBL)<br>&#8211; Down hole video camera<br>&#8211; Casing collar locator<br>&#8211; Electro magnetic casing corrosion detection<br>&#8211; Multifinger caliper tool<br>&#8211; Acoustic tool<br>&#8211; Casing potential profile tool<br>&#8211; Cement evaluation log</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bölgede hiçbir kuyuda casing ve çimento için ölçüm yapılmamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>SAPMA KONTROLU</strong><br>Bölgede kullanılan sondaj makineleri petrol ve gaz sondajlarında kullanıldıklarından genellikle sedimanter formasyonlarda çalışan ve özellikle düşük çaplardaki stabilizasyon ekipmanları sert formasyona uygun değildir. Örneğin sleeve tipli stabilizerların 120 °C üzerinde kullanılmaması önerilmektedir (Drillco, Smith). Kulelerde her an eğim ölçümü yapacak wireline vinçleri de çoğunda olmayıp ancak çıkışlarda totco atarak eğim öğrenilebilmektedir. Ama sert ve aşındırıcı formasyon nedeniyle hızla çaptan düşebilen stabilizerin kuyuda eğimin artmasına neden olduğu çok geç anlaşılmaktadır. Aynı yöne sabit açıyla delmeye devam edilmeyip WOB değerini azaltarak açıyı hızla düşürmeye yönelince de dogleg (köpek ayağı) oluşturulmakta ve aşırı sürtünme ve torklara neden olmaktadır. Sürtünme artınca matkaba verilen ağırlık doğru dürüst bilinememekte ve genelde uygun WOB verilememektedir. Bu ise ilerleme hızlarının aşırı yavaşlamasına neden olurken öğütülen kırıntılar adeta un gibi olup zaten kaçaklı ilerlenirken bu kırıntıların çatlaklara girmesine neden olunmaktadır. Özellikle sürtünme ve tork değerleri kuyuların erken bitirilmesine neden olmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KUYU BİTİRME TESTLERİ</strong><br>Sondaj biter bitmez akış temizliği, kuyu temizlenene kadar yapılması gerekirken kuyular kirli kapatılmaktadır. Daha sonraları ise asitleme ile üretim artışları sağlanmaya çalışılmakta ancak ilerleme sırasında oluşan kirlilikler genellikle kalıcı olmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kuyular tam açık ve dikey üretime açılması ideal iken genelde temizlik testinde ilk 100-200 metreden, genellikle 5” lik DP’ler (Drill colar, tij) indirilerek içinden hava basılmaktadır. Bunların tool jointleri 6 3/8” çapındadır. Bu şekilde üretimden sonra kuyu kapatılmaktadır. 9 5/8″ üretim casing’in iç çapı 8,681″ (47 ppf) olmasına rağmen DP’lerin yüzey alanı %33, tool jointler dikkate alındığında %54 daralttığı görülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>SONDAJ TAKİBİ</strong><br>Bu konu en kritik konulardan biri olup öncelikle ele alınması gereken husustur. Derin sondajların takibi, dünyada genelde 2+1 mühendis tarafından yapılmaktadır. 2 mühendis işte iken üçüncüsü izinde olarak çalışılmakta ve sahada 12+12 saat üzerinden sondaj firmasını yönlendirilmektedir. Bizde ise çoğu firmada mühendis 1 tanedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bazılarında ise hiç yoktur ve işler tamamen sondaj firmasının insafına bırakılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bazı firmalar işleri sondör seviyesinde elemanlarla sürdürmeye çalışmaktadırlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu konular genellikle ilgili devlet kurumları tarafından kontrol edilememektedir. Yasa ve yönetmeliklere göre yeni mezun bir mühendis imzasının bile yeterli olması, daha sonra yatırımcıların kayıplarına ve yeraltı kaynaklarının heba olmasına neden olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yatırımcıların daha fazla para kaybetmemeleri için bu konuya önem vermeleri gerekir. İşin anahtar teslimi<br>şeklinde verilmemesi halinde eleman bulunamıyorsa gerekirse yurt dışından temin edilmesi gerekir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>SONUÇ VE ÖNERİLER</strong><br>Kuyuların özellikle rezervuar bölümleri uygun açılmalıdır. Kuyu bitirilmesinin ardından temizlik akışları daha uzun sürelerde yapılmalıdır. Sondaj makinesi henüz sahada çalışırken her kuyu için casing ve çimentolamaların kontrolüne yönelik ölçümler yapılmalıdır. Hasarlı bir casing’in başlarda üretimi etkilemeyebileceği ve hasarın anlaşılmasının imkansız olabildiği literatürden takip edilmektedir. Erken tespit edilebilecek bir hasarın tamirat maliyeti düşük olacaktır, aksi halde sahaya daha sonra getirilecek kulenin mob (mobilizasyon) ve demob (demobilizasyon) ücretleri, beklemelerle oluşacak enerji kayıpları, olası çevreye verilebilecek zararlarla maliyetin boyutları tahminlerin çok ötesinde olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yasa ve yönetmeliklerin eksiklikleri olabilir ancak dünyadaki uygulamalara bakarak çalışmak hem firma için hem de ülkemiz için çok yararlı olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Problemler tartışmaya açılmalı ve firmaların ticari kaygıları nedeniyle gizli tutulan hususlar daha sonra çok daha fazla maliyete neden olacağı için tartışmalardan kaçınılmamalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Metnin bütün hakları Mehmet Tuğran’a (Maden Mühendisi) aittir. Orijinal yazı Derinden E-Dergisi’nin Şubat 2012 tarihli 9. sayısında yer almaktadır. Metnin bir yeri yazarı tarafından değiştirilmiş, birkaç küçük değişiklik yapılmış, birçok görüntü eklenmiştir.</em></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="370" height="550" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/drilling-rig.jpg" alt="" class="wp-image-1039" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/drilling-rig.jpg 370w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/drilling-rig-202x300.jpg 202w" sizes="(max-width: 370px) 100vw, 370px" /><figcaption class="wp-element-caption">Konvansiyonel yöntem sondaj için tipik bir sondaj kulesi. Görüntü:&nbsp;<a href="https://www.conservation.ca.gov/dog/picture_a_well/Pages/qh_drill_rig.aspx" target="_blank" rel="noreferrer noopener">CA</a></figcaption></figure>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Steam bursts out of geothermal well in northern Japan, poisons at least one" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/FumuyMYeHhc?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin Diri Fay Haritası</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/turkiyenin-diri-fay-haritasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jun 2025 09:38:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yapısal Jeoloji / Tektonik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1028</guid>

					<description><![CDATA[Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü, mevcut&#160;Türkiye Diri Fay Haritası‘nı güncelledi, yeniledi.. En dikkat çekici husus şu; fay sınıflaması. Faylar 4 sınıf altında; deprem yüzey kırığı, Holosen fayı, Kuvaterner fayı ile olası Kuvaterner fayı veya çizgisellik olarak tanımlanmış. Sanırım, fayların bu kadar alt dalda tanımlanmasının nedeni, aktif tektonik ya da neotektonik. Bana kalsa deprem yüzey kırığı...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü, mevcut&nbsp;<strong>Türkiye Diri Fay Haritası</strong>‘nı güncelledi, yeniledi.. En dikkat çekici husus şu; fay sınıflaması. Faylar 4 sınıf altında; deprem yüzey kırığı, Holosen fayı, Kuvaterner fayı ile olası Kuvaterner fayı veya çizgisellik olarak tanımlanmış. Sanırım, fayların bu kadar alt dalda tanımlanmasının nedeni, aktif tektonik ya da neotektonik. Bana kalsa deprem yüzey kırığı yerine de&nbsp;Antroposen&nbsp;fayı derdim.. Bir anomali, deprem yüzey kırığı görülmeyen&nbsp;Van Depremi&nbsp;sınıfta kalmış durumda..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yenileme çalışmaları 2004 ile 2011 yılları arasında gerçekleşmiş. Yeni haritalar; 1/25.000, 1/250.000 ve 1/1.250.000 ölçeğinde hazırlanmış. Faylarla ilgili uzunluk, nitelik, geometri ve&nbsp;<em>segment</em>*&nbsp;(parça) yapısı, aktivitesine ilişkin bulgular, oluşum yaşı ve uzun-kısa dönem kayma hızları hakkında bilgiler verilmiş. Buna göre, 1992′deki haritada 150 fay veya fay&nbsp;<em>zonu</em>&nbsp;(hattı, alanı, bölgesi) varken, 2012′de bu sayı 326′ya çıkmış. Ayrıca 5,5 ve üzerindeki büyüklükte deprem üretebilecek 485 fay segmenti saptanmış.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><a href="https://yerbilimleri.mta.gov.tr" target="_blank" rel=" noreferrer noopener"><img decoding="async" width="550" height="320" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/turkiyedirifay2012.jpg" alt="" class="wp-image-1032" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/turkiyedirifay2012.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/turkiyedirifay2012-300x175.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /></a><figcaption class="wp-element-caption"><em>Ömer Emre, Tamer Yiğit Duman ve Selim Özalp tarafından hazırlanan ve 2012′de basılan Türkiye’nin diri fay haritası. Görüntü: MTA.</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Aşağıda pafta pafta MTA tarafından saptanmış diri/etkin/aktif fayların haritaları bulunmaktadır. İndirilemeyen paftalarda, MTA tarafından diri/etkin/aktif fay varlığı saptanamamıştır.&nbsp;<strong>1/250.000 ölçekli paftaları indirmek için görüntüye tıklamanız yeterli!</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><a href="https://www.mta.gov.tr/v3.0/hizmetler/diri-fay-haritalari" target="_blank" rel=" noreferrer noopener"><img decoding="async" width="600" height="252" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/yer_bulduru.jpg" alt="" class="wp-image-1034" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/yer_bulduru.jpg 600w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/yer_bulduru-300x126.jpg 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></a></figure>



<p class="has-white-color has-vivid-red-background-color has-text-color has-background has-link-color wp-elements-ef4ecc83d5a7af97f22c3039be59671c wp-block-paragraph"><strong>Bu çalışmanın bütün hakları MTA’ya aittir. Tüm haritalar, Türkiye diri/etkin/aktif faylarının tanıtımı açısından bir rehber niteliğinde hazırlanmış olup, yer seçimi amaçlı çalışmalarda kullanılabilecek resmî bir belge niteliği taşımaz. Bu tür kullanımlardan doğacak sorumluluk MTA’ya ait değildir.</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="413" height="550" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/mta_hendek.jpg" alt="" class="wp-image-1033" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/mta_hendek.jpg 413w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/mta_hendek-225x300.jpg 225w" sizes="(max-width: 413px) 100vw, 413px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Sıkı (!?) güvenlik önlemleri alınmış MTA fay kazı alanından bir kare, Yeniköy (Simav, Kütahya).</em> Haritalar basıldı; ama çalışmalar durdurak devam ediyor. 2012 sonbaharında, Fuat Hoca ve arkadaşlarla arazide gezerken MTAlılara rastladık, buradan Hasan Abi’ye selam olsun. MTA, hâlâ capcanlı, dipdiri Simav Fayı üzerinde çalışıyor. Yanlış hatırlamıyorsam, Yeniköy (Simav) ve Sofular Mahallesi’nde (Pazarlar) araştırma&nbsp;<em>hendekleri</em>&nbsp;(çukurları) açılmıştı, paleosismolojik çalışmalar.. Fotoğraf: Bahadır Güler</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Unutmadan, 1996′da Bayındırlık ve İskân Bakanlığı’na bağlı Afet İşleri Genel Müdürlüğü Deprem Araştırma Dairesi tarafından yayımlanan&nbsp;<strong>Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası</strong>&nbsp;1992 tarihli MTA’nın Türkiye Diri Fay Haritası’nı temel almıştı. Yeni harita bununda güncellenmesini gerekli kıldı. Yeni deprem bölgeleri haritasını bekliyoruz.. Güncelleme bitmez; ama bu harita ülkemiz için çok büyük bir çalışma, çalışan veya katkı sunan herkesin eline koluna sağlık..</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="277" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/dirifay_1992.jpg" alt="" class="wp-image-1029" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/dirifay_1992.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/dirifay_1992-300x151.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Fuat Şaroğlu, Ömer Emre ve İsmail Kuşçu tarafından hazırlanan ve 1992′de basılan Türkiye’nin diri fay haritası. Görüntü:&nbsp;<a href="https://www.mta.gov.tr/v2.0/daire-baskanliklari/jed/images/Dirifay_1992.jpg" target="_blank" rel="noreferrer noopener">MTA</a>.</em></figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="340" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/deprembolge_1996.jpg" alt="" class="wp-image-1030" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/deprembolge_1996.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/deprembolge_1996-300x185.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Bülent Özmen, Murat Nurlu ve Hüseyin Güler tarafından hazırlanan Türkiye’nin deprem bölgeleri haritası. Görüntü:&nbsp;<a href="https://www.deprem.gov.tr/sarbis/shared/DepremHaritalari.aspx" target="_blank" rel="noreferrer noopener">AFAD</a></em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>MTA,&nbsp;<a href="https://www.mta.gov.tr/v2.0/default.php?id=yenilenmis-diri-fay-haritalari" target="_blank" rel="noreferrer noopener">MTA Tarafından Yenilenen Türkiye Diri Fay Haritası</a>, 22 Haziran 2012<br>MTA,&nbsp;<a href="https://www.mta.gov.tr/v2.0/duyuru/duyurular/yenilenmis_fay_haritalari/Turkiye_diri_fay%20_haritasi_basin_bildirisi_sunusu.ppt" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Yenilenmiş Türkiye Diri Fay Haritaları ve Deprem Tehlikesinin Belirlenmesi Açısından Önemi</a>&nbsp;[.ppt uzantılı&nbsp;<em>sunum</em>], 22 Haziran 2012<br>MTA,&nbsp;<a href="https://www.mta.gov.tr/v2.0/default.php?id=yeni_diri_fay_haritalari-goruntule" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Yenilenmiş Diri Fay Haritaları</a>, 25 Kasım 2012</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Dipnot:</em><br>Segment’i kısaca irdelemek gerekirse; ana fayların tüm uzunluğu, tek seferde büyük bir deprem üretmez. Ana fay, yalnızca belli bir yerden yırtılır. Bu ana faydaki fay yırtılmalarının muhtemel bölümlerine fay&nbsp;<em>parçaları</em>&nbsp;(segmenti) denir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deprem Fırtınaları</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/deprem-firtinalari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jun 2025 08:44:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yapısal Jeoloji / Tektonik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1025</guid>

					<description><![CDATA[Genel AçıklamaÖncü ve artçı depremler, kendilerinden belirgin olarak daha büyük olan bir ana deprem ile zaman ve yer bakımından sıkı bir ilişkiye sahiptir. Oysa bir ana deprem ile sıkı ilişki göstermeyen, yerel, ancak yoğun deprem etkinlikleri de gözlenmektedir. Bu niteliklerdeki etkinliklere “deprem fırtınası” (earthquakeswarm) terimi yakıştırılmaktadır. Bir deprem fırtınası, genellikle birkaç gün&#160;ile,&#160;birkaç hafta arasındaki bir...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Genel Açıklama</strong><br>Öncü ve artçı depremler, kendilerinden belirgin olarak daha büyük olan bir ana deprem ile zaman ve yer bakımından sıkı bir ilişkiye sahiptir. Oysa bir ana deprem ile sıkı ilişki göstermeyen, yerel, ancak yoğun deprem etkinlikleri de gözlenmektedir. Bu niteliklerdeki etkinliklere “deprem fırtınası” (earthquakeswarm) terimi yakıştırılmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir deprem fırtınası, genellikle birkaç gün&nbsp;ile,&nbsp;birkaç hafta arasındaki bir sürede çok sayıda depremden meydana gelmektedir. Bu yerel, kısa bir zaman aralığını kapsayan süreç içinde,&nbsp;herhangi&nbsp;bir deprem, büyüklük bakımından, diğerlerine göre belirgin olarak ön plana çıkmamaktadır. Ancak, genel olarak, bu gelip-geçici, yoğun, yerel deprem etkinliği sürecinin orta kesimlerinde, göreceli olarak daha büyük depremler yer almakta, sürecin başlangıç ve bitiş kesimlerinde enerji boşalımı daha düşük düzeylerde olmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Deprem fırtınalarının, çoğunlukla,&nbsp;volkanizma&nbsp;veya&nbsp;plütonizma&nbsp;ile ilişkili olduğu gözlenmiştir (Sykes, 1970; Nur, 1974;&nbsp;Kisslinger, 1975). Daha geniş kapsamlı bir genelleme&nbsp;ile,&nbsp;deprem fırtınalarının, akışkan hareketliliğinin yüksek olduğu bölgelerde meydana gelmekte olduğu söylenebilir.&nbsp;Jeotermal sahalar ve okyanus ortası sırt bölgeleri deprem fırtınalarının en sık meydana gelmekte olduğu yerlerdir.&nbsp;Deprem fırtınalarının yüksek akışkan hareketliliği bölgeleri ile olan ilişkisinin temelinde, herhangi bir neden ile yükselen gözenek basıncının yer alma olasılığı, günümüzdeki bilgilerimize göre, çok yüksektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ortamdaki gözenek basıncının artmasının, yani kırıkların, çatlakların oluşturduğu boşluklardaki akışkanın basıncının artmasının, düzlemler arasındaki sürtünme direncini düşürdüğü bilinmektedir. Faylar gibi zayıflık&nbsp;düzlemlerine koşut yöndeki gerilim bileşenleri, fay düzlemine dik yöndeki gerilimlerin sağladığı sürtünme direnci ile dizginlenemezse, söz konusu zayıflık düzlemleri boyunca duraysızlık meydana gelmekte, yenilme (failure), yani, deprem veya&nbsp;krip&nbsp;oluşmaktadır. Gözenek basıncı, bu mekanizmada, zayıflık düzlemlerine dik yöndeki gerilimin etkisini düşürerek, etkin olmaktadır.&nbsp;Fırtına sırasında meydana gelmeye başlayan depremlerle, ortamdaki akışkan göçü daha da hızlanmaktadır. Bu akışkan akışı, her depremin, çevresindeki durağan gerilim alanını (static&nbsp;stress&nbsp;field) değiştirmekte olması gerçeği ile de birleşince, sınırlı bir bölgede, birbirini sık aralıklarla izleyen çok sayıda deprem meydana gelebilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Deprem fırtınasının meydana gelmesinde, asıl, yanıtı zor olan soru, bir deprem fırtınasında neden büyük bir ana depremin meydana gelmemekte olduğudur. Bu konuda, kabul gören bir yanıt, fırtınaların meydana gelmekte oldukları bölgelerin olağanın üstünde dirençli bir niteliğe sahip oldukları varsayımına dayanmaktadır. Böyle bir yerel özellik, fırtına etkinliği içinde büyük bir depremin yer almasını engelleyebilir. Öte yandan, yüksek akışkan akışına olanak veren ortamın çok kırıklı&nbsp;ve,&nbsp;dolayısıyla, özellikle zayıf olması beklenir. Bu beklenti ile çelişen sonucun nedeni de, yine, ortamda yüksek hacimde ve özellikle de sıcak akışkanların dolaşımı olabilir. Akışkanların ortamda neden oldukları güçlendirme olayları gözeneklere yeni minerallerin çökelmesi, yani zayıflık düzlemlerinin onarılması şeklinde olabilir. Ancak, özellikle kırıkların uç bölgeleri gibi, ortamdaki gerilimin yoğunlaşabileceği yerlerde, güçlendirmenin tersine bir süreç işlemekte, gerilim korozyonu olarak adlandırılan bir işlem ile minerallerin çözünmesi gündeme gelmektedir. Her zaman değil&nbsp;ama,&nbsp;sonuçta, bu karmaşık&nbsp;tepkileşimlerden, çoğunlukla, ortamın direnç kazanmış olarak çıktığı düşünülmektedir. Deprem fırtınası süreçlerinde, göreceli olarak çok sayıda, ancak ufak deprem oluşması anlamına gelen, yüksek&nbsp;<strong>b</strong>&nbsp;katsayısının gözlenmekte olması (örneğin,&nbsp;Scholz, 1968;&nbsp;Sykes, 1970) bu görüşü güçlendirmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan, bir kaynaktaki bir deprem etkinliğinin süresinin orayı etkilemiş olan gerilim değişmesinin hızına bağlı olduğu (rate/state&nbsp;dependence&nbsp;of&nbsp;fault&nbsp;strength) görüşünden (Dieterich, 1994) hareketle, herhangi bir jeolojik olaya (örneğin, bir&nbsp;dayk&nbsp;yerleşmesine) bağlı olağanüstü hızlı bir gerilim artmasının yol açacağı deprem etkinliğinin de olağanüstü kısa süreli olması öngörülmektedir.&nbsp;Bu niteliklerdeki kısa süreli etkinlikler de birer deprem fırtınası özelliği taşıyabilirler (Toda&nbsp;vd.,&nbsp;2002).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fırtına olarak nitelendirilen diğer bir deprem etkinliği ise, öncü deprem fırtınalarıdır (foreshock&nbsp;swarm). Yukarıda kısaca açıklanmış olan genel deprem fırtınalarının tersine, öncü deprem fırtınaları büyük bir deprem ile yer ve zaman bakımından doğrudan ilişkilidirler. Büyük bir depremden önce meydana gelmekte olma özellikleri nedeniyle&nbsp;‘orta-süreli deprem önceden kestirme’&nbsp;amacı ile kullanılmaya çalışılmışlardır (örneğin,&nbsp;Mogi, 1985).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öncü deprem fırtınalarının, bazı büyük&nbsp;depremlerin odak bölgelerinde veya odakların&nbsp;yakın çevresinde, söz konusu büyük depremden yıllarca önce, meydana gelme eğiliminde oldukları savunulmuş, bu konuda örnekler verilmiştir (Evison, 1977;&nbsp;Tsumura&nbsp;vd.,&nbsp;1978). Ancak bilindiği üzere öncü depremler her büyük depremden önce meydana gelmemektedir. Öncü niteliğindeki deprem fırtınaları daha da ender olaylardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Olağan deprem fırtınalarının tersine öncü deprem fırtınaları, genellikle, küçük&nbsp;<strong>b</strong>&nbsp;katsayılı bir dizi oluşturmaktadır. Bu gözlem, bu iki tür fırtınanın oluş mekanizmalarının da farklı olduğunu düşündürmektedir.&nbsp;Büyük bir deprem öncesinde, fay çevresi, özellikle de, gelecekte odağın yer alacağı bölge ve onun yakın çevresi olağanın üstünde bir gerilim altına girmektedir. Uzun bir sürecin sonuna doğru oluşan bu yüksek gerilim alanı, yaygın kabul gören bir görüşe göre,&nbsp;ortamdaki akışkan göçünü engelleyerek, ortamın yenilmeye karşı direncini büyük ölçüde artırmaktadır. Bu görüşe göre, sürecin ilerleyen bölümünde, gerilimin daha da artması&nbsp;ile,&nbsp;gerilimin yönüne bağlı olarak bazı gözenek sistemleri açılmaya başlamakta, bu sistemlere yönelen akışkanlar da sistemin sürtünme direncinin azalmasına yol açarak, öncü niteliğindeki depremlere neden olabilmektedirler. Büyük bir gerilim ortamında ve ancak sınırlı sayıda düzlemin devreye girebildiği bu koşullarda, küçük depremlerin sayısı göreceli olarak azalmakta ve bu nedenle de deprem dizisinde&nbsp;<strong>b</strong>&nbsp;katsayısı küçülmektedir. Bu yaklaşımın tartışılmakta olduğu, bu görüşün doğruluğu kanıtlansa bile, büyük bir olasılık&nbsp;ile,&nbsp;öncü deprem fırtınalarının oluşmasında başka mekanizmaların da etkili olabileceği gözden uzak tutulmamalıdır. Yukarıda özetlenmiş olan mekanizmanın geçerliliğin kabul edilmesi durumunda, beklenmekte olan bir büyük depremin, çeşitli jeolojik verilere dayanarak önerilebilecek, olası odak bölgelerinde meydana gelecek deprem fırtınalarının öncü niteliğinde olma olasılıklarının yüksek olduğu sonucuna varılır.</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Japan Earthquake Swarm Google Earth Animation" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/xylDxj6-9dY?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><em>9 Mart ile 14 Mart 2011 tarihleri arasında Japonya’da meydana gelen deprem fırtınasını ele alıyor. Hızlandırılmış görüntüye göre her saniye 1 saat olarak ayarlanmış ve 11 Mart 2011 Japonya Depremi 1.17′den sonra geliyor.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Öz Açıklama</strong><br>Birbirlerinden, oluşum mekanizmaları ve yol açacakları deprem tehlikesi yorumları bakımından farklı, en az iki tür deprem fırtınası tanımlamak gerekmektedir.&nbsp;Olağan, sıkça rastlanan deprem fırtınaları yüksek gözenek basıncının kolaylıkla oluşabileceği jeotermal bölgelerde ve volkanizmanın veya&nbsp;plütonizmanınetkin olmasının beklendiği yerlerde meydana gelmektedir. Bu tür fırtınalar için düşünülen oluşum mekanizması, yüksek gözenek basıncının, ortamdaki fay düzlemlerinde sürtünme direncinin azalmasına yol açarak bu düzlemler boyunca duraysızlık oluşturmasını temel neden olarak kabul etmektedir. Bu ortamda oluşan depremler küçük ve orta boylarda yoğunlaşmakta, belirgin, büyük bir depremin bu fırtına ile doğrudan bağlantısı kurulmamaktadır. Bu nitelikteki fırtınalar birkaç gün ile birkaç hafta arasında değişen bir zaman aralığında meydana gelen, göreceli egemen bir deprem içermeyen, yerel deprem etkinlikleridir.&nbsp;Deprem fırtınalarının diğer bir türü, öncü niteliğindeki deprem fırtınalarıdır. Bu fırtınalar bazı büyük depremlerden önce meydana gelmektedir. Oluşumları için düşünülen mekanizma yukarıda, olağan fırtınalar için önerilmiş olandan farklıdır. Bu fırtınalar, büyük bir deprem öncesinde elastik gerilmenin çok yükseldiği bölgelerde, genellikle, beklenen büyük depremin gelecekteki odak bölgesi dolayında, meydana gelmektedir. Bu olası odak bölgelerinin, çeşitli jeolojik veriler değerlendirilerek, önceden belirlenmiş olması durumunda, bir fırtınanın öncü niteliğinde olup olmadığı konusunda bir öngörüde bulunma şansı artmaktadır. Söz konusu iki tür deprem fırtınası arasında gözlenebilecek diğer bir ayırım ise, belirli bir zaman süresi içinde meydana gelen depremlerin toplam sayıları içinde çeşitli büyüklüklerdeki depremlerin göreceli sayısal dağılımıdır. Çok ufak depremleri de izleyebilecek ve onların yer ve büyüklüklerini çok kısa bir sürede belirleyebilecek nitelikteki bir düzenle, söz konusu bu göreceli sayısal dağılım saptanabilir ve elde edilmiş olan bu veriler bir deprem tehlikesi açısından değerlendirilebilir.&nbsp;Ancak, hemen belirtmek gerekir ki, bu amaçla kullanılabilecek bir düzeni oluşturmak parasal yükü ağır bir işlemdir. Örneğin, Marmara bölgesinde bu amaçlı bir sistemin oluşturulması, bu denizin dibine, her biri, kaydettiği bir depremle ilgili veriyi bir kara istasyonuna anında aktaracak düzeneğe sahip, çok sayıda deprem algılayıcısının yerleştirmesini gerektirir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Değinilen Yayınlar</strong><br>Evison, F.,&nbsp;1977,&nbsp;Fluctuations&nbsp;of&nbsp;seismicity&nbsp;before&nbsp;major&nbsp;earthquakes.&nbsp;<em>Nature</em>, 266,&nbsp;710-712.<br>Dieterich, J, 1994, A constitutive law for rate of earthquake production and its application to earthquakeclustering.&nbsp;<em>J. Geophys. Res</em>., 99, 2601-2618.<br>Kisslinger, C., 1975, Processes during the Matsushiro swarm as revealed by leveling, gravity, andspring-flow observations.&nbsp;<em>Geology</em>, 3, 57-62.<br>Mogi, K.,&nbsp;1985,&nbsp;<em>Earthquake</em><em>&nbsp;prediction</em>. Tokyo,&nbsp;Academic&nbsp;Press.<br>Nur, A., 1974, Matsushiro, Japan earthquake swarm: confirmation of the dilatancy-fluid diffusionmodel.<em>Geology</em>, 2, 217-221.<br>Scholz, C. H., 1968, The frequency-magnitude relation of microfracturing in rocks and its relation to earthquakes.&nbsp;<em>Bull. Seismol. Soc. Am</em>., 58, 399-415.<br>Sykes, L. R.,&nbsp;1970,&nbsp;Earthquake&nbsp;swarms&nbsp;and&nbsp;sea&nbsp;floor&nbsp;spreading.&nbsp;<em>J.&nbsp;Geophys.&nbsp;Res</em>.,&nbsp;75, 6598-6611.<br>Toda, S., R.S. Stein, ve T. Sagiya, 2002, Evidence from the AD 2000 Izu islands earthquake swarm thatstressing rate governs seismicity.&nbsp;<em>Nature</em>, 419, 58-61.<br>Tsumura, K.,&nbsp;Karakama, I.,&nbsp;Ogino, I.,&nbsp;and&nbsp;Takahashi, M., 1978,&nbsp;Seismic&nbsp;activities&nbsp;before&nbsp;and&nbsp;after&nbsp;theIzu-Oshima-Kinkai&nbsp;earthquake&nbsp;of 1978.&nbsp;<em>Bull</em><em>.&nbsp;Earthquake&nbsp;Res.&nbsp;Inst.,&nbsp;Univ. Tokyo</em>, 53,&nbsp;309-315.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Esen Arpat<br>Şubat, 2003</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu metnin, bütün hakları Esen Arpat’a aittir. <a href="https://www.koeri.boun.edu.tr/jeofizik/html/info_depremfirtinalari.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Deprem Fırtınaları</a> başlıklı yazıda yapılan birkaç düzenleme dışında, ilk şekli korunmuştur. Ayrıca “<a href="https://www.koeri.boun.edu.tr/bilgi/aktivite.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Bir Yörede Deprem Aktivitesinin Artması Ne İfade Eder?; Deprem Fırtınaları, Öncü ve Artçı Depremler</a>” yazısına bakmanız tavsiye edilir.</em></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="717" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/swarmquake.jpg" alt="" class="wp-image-1026" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/swarmquake.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/swarmquake-300x239.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/swarmquake-768x612.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">26 Aralık 2008 ile 6 Ocak 2009 arasında Sarıtaş Millî Parkı’nda yaşanan deprem fırtınası. Kaynak: <a href="http://earthobservatory.nasa.gov/IOTD/view.php?id=36494" data-type="link" data-id="http://earthobservatory.nasa.gov/IOTD/view.php?id=36494" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NASA</a>.</figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tetiklenmiş Depremler (Genel Bilgilendirme)</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/tetiklenmis-depremler-genel-bilgilendirme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jun 2025 08:27:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yapısal Jeoloji / Tektonik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1022</guid>

					<description><![CDATA[Genel AçıklamaDepremlerin çok büyük bir çoğunluğunun, fayların çevresinde, uzun bir sürede birikmiş olan elastik yamulmanın (elastic deformation, elastic strain) bir bölümünün, ani olarak rahatlamasının ürünü olduğu bilinmektedir. Bu rahatlama sırasında, deprem öncesinde söz konusu yamulmanın yamulan kütleye uygulamakta olduğu durağan gerilim (static stress) alanı önemli ölçüde değişmektedir. Bu değişim bazı bölgelerde gerilimin azalması, bazı bölgelerde...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Genel Açıklama</strong><br>Depremlerin çok büyük bir çoğunluğunun, fayların çevresinde, uzun bir sürede birikmiş olan elastik yamulmanın (elastic deformation, elastic strain) bir bölümünün, ani olarak rahatlamasının ürünü olduğu bilinmektedir. Bu rahatlama sırasında, deprem öncesinde söz konusu yamulmanın yamulan kütleye uygulamakta olduğu durağan gerilim (static stress) alanı önemli ölçüde değişmektedir. Bu değişim bazı bölgelerde gerilimin azalması, bazı bölgelerde ise gerilimin artması şeklinde olmaktadır. Bu azalma ve artmanın yerel dağılımı ve büyüklüğü, depremin meydana gelmesine yol açmış olan fay düzleminin geometrisi, ve deprem sırasında fay boyunca meydana gelmiş olan yerdeğiştirmenin yönü ve miktarı ile bağlantılı olarak, ana çizgileri ile, hesaplanabilmektedir (King vd., 1994). Deprem üretmiş olan fayın kendisinin veya yakın çevresinde bulunan çeşitli büyüklüklerdeki diğer fayların gerilim alanları da söz konusu değişiklikten etkilenmekte, bu alanlarda meydana gelen değişmeler, söz konusu fayları, bu fayların yön ve hareket özelliklerine bağlı olarak, kendilerine özgü ayrı bir deprem üretme noktasına yakınlaştırmakta veya o noktadan uzaklaştırmaktadır. Yakınlaştırma yönünde bir etkileme durumunda, depremi üretmiş olan ana fayın sınırlı kesimlerinden ve yakın çevredeki faylardan, deprem öncesinde kritik düzeyde yamulmuş olanlar veya stres tarihçeleri nedeniyle o an sahip oldukları sürtünme özellikleri bakımından, elverişli konumda olanlar varsa, onlar da yenilerek (failing) deprem üretmektedirler. Bu mekanizma ile meydana gelen depremlere artçı-depremler denilmektedir. Artçı-depremlerin büyüklüklerinin, sayılarının ve meydana geldikleri bölgenin genişliğinin çevredeki fayların stres tarihçelerinin yanı sıra, genel olarak, ana depremin büyüklüğü ile doğru orantılı olduğu, bu konuda bazı önemli ayrıcalıklar ile karşılaşılmakta olmasına karşın, bilinmektedir ve bu değerler sayısal olarak, kabaca, öngörülebilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan, büyük bir depremden sonra, hesaplanan belirgin durağan gerilim değişimi (static stress change) bölgesinin çok dışındaki yerlerde meydana gelen depremlerin bazılarının da, söz konusu büyük deprem ile ilişkili olabileceği yönünde ciddi kuşkular doğmaktadır. Bu tür depremler için de, bazen artçı-deprem deyimi kullanılmakta ise de, bu özelliklerdeki depremleri “<a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Induced_seismicity" data-type="link" data-id="https://en.wikipedia.org/wiki/Induced_seismicity" target="_blank" rel="noreferrer noopener">tetiklenmiş depremler</a>” (triggered earthquakes) olarak niteleme eğilimi ağır basmaktadır. Yakın geçmişe kadar yalnız bir kuşku düzeyinde kalmış olan ‘tetiklenmiş deprem’ yaklaşımı, son yıllarda yapılan çalışmalar ile, giderek güçlü bir olasılık, hatta kesinlik kazanmıştır. Aslında, salt sözcük anlamı göz önüne alındığında, artçı-depremler de birer tetiklenmiş depremdir. Ancak, tetiklenmiş deprem deyimini, artçı-deprem alanı dışında kalan, fakat ana deprem ile bağlantısı olduğu düşünülen, depremler için kullanma eğilimi, giderek, yaygınlaşmaktadır. Öte yandan, bu ayrımı yaparken, artçı-deprem alanının sınırlarının belirlenmesinde hangi kıstasların uygulanacağı da tartışmalıdır. Çok tutucu yaklaşımlar artçı-deprem ortamını depreme neden olmuş olan ana fay ile sınırlamaktadır. Ancak, genelde, bu ortamın daha geniş olmasının gerekliliği savunulmaktadır. Ana depremde yenilmiş olan fay parçasından, bu fay parçasının boyu kadar bir uzaklıkta, ana depremden kaynaklanacak durağan gerilim alanı değişiminin, günlük gel-gitlerin yol açacağı değişimden bile ufak olacağı (Hill vd, 1993) göz önüne alınırsa, bu uzaklık artçı-deprem bölgesinin dış sınırı olarak kabul edilebilir. Bu yaklaşım, belirgin yüzey kırıklarının meydana geldiği, dolayısıyla, yenilmiş fay boyunun yaklaşık olarak bilinebildiği depremlerde kolay uygulanabilir olması nedeniyle çekicidir. Ancak, genelde, bu yaklaşım ile ortaya, anlamlı olandan daha geniş, abartılı büyüklükte bir alan çıkmaktadır. Daha gerçekçi bir yaklaşım için, örneğin, söz konusu depreme bağlı olarak meydana gelmiş olduğu öngörülen durağan gerilim alanı değişiminde 0,1 barlık bir değişim kuşağının dış sınırı ampirik bir yaklaşım ile hesaplanarak, artçı-deprem nitelemesinin uygulanacağı bölge için bir sınır belirlenebilir. Bu yöndeki arayışlar, henüz, genel kabul gören bir sonuca ulaşmamıştır. Ayrıca, artçı-deprem nitelemesi için kullanılacak ölçütlere zaman boyutunu da eklemek gerekmektedir. Çünkü tektonik kökenli gerilim yüklemesinin, örneğin levha hareketlerinden kaynaklanan yüklemelerin, sürekli ve önemli boyutlarda olduğu yerlerde, bu gerilim alanına, depremden sonra eklenecek olan, yeni tektonik yüklenme miktarının bu depreme bağlı durağan gerilim ortamı değişimi miktarına, kabaca ulaşacağı sürenin üzerindeki bir süre, ana depremden olan etkiyi ikinci plana itmiş olacaktır. Bu sürenin ötesinde meydana gelecek olan depremleri artçı olarak nitelemek doğru olmayacaktır. Aslında, fay düzleminin zamanla onarılması (fault-plane healing), dolayısıyla fayın giderek güçlenmesi işi daha da karmaşıklaştırmaktadır. Ayrıca, ana fayın yakın çevresinde meydana gelecek büyük artçı depremlerin, kendilerinin de artçılarının olacağı, bu durumun artçı-deprem sürecini bir ölçüde uzatacağı da unutulmamalıdır. Helmstetter ve Sornette (2003) artçı depremler tarafından tetiklenmiş dolaylı-artçıların (indirect aftershocks) artçı-deprem sürecine, küçümsenmeyecek bir katkılarının olduğunu savunmaktadırlar. Öte yandan, sayıları giderek artan yeni araştırmalar stres yükleme hızının da artçı-deprem süresini çok büyük ölçüde etkilediğini, olağanüstü hızlı yüklemenin artçı deprem süresini olağanüstü kısalttığını belgelemektedir (örneğin: Toda vd., 2002).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kapsamda bir ayrıntı önem kazanmaktadır. Büyük bir depremden sonra ana fay düzleminin çok yakın çevresinde yer alan, dolayısıyla, deprem sırasında elastik kökenli gerilimin büyük ölçüde azalmış olduğu bir bölgede meydana gelen, bu özellikleri ile de durağan gerilim değişimine doğrudan bağlı olmayan depremleri artçı-deprem olarak nitelemenin ne ölçüde doğru olduğu tartışılabilir. Artçı-deprem nitelemesinde duyarlı davranmanın beklenilen bilimsel yararların yanı sıra, bu nitelemeyi kullanırken uygulanabilirlik ölçütü de gözetilmek durumundadır. Dolayısıyla, bu özelliklerdeki depremler de, bu konudaki bilimsel çalışmaların ürünleri bu tür depremleri diğerlerinden kolay bir şekilde ayırt etmeye yetecek düzeye erişinceye kadar, büyük bir olasılık ile, bir süre daha, artçı-deprem olarak adlandırmaya devam edilecektir. Ana depremin neden olduğu, dolayısıyla, genel anlamda onun artçısı niteliğinde olmalarına karşın, bu tür depremlerin, gelecekte özel bir ad ile tanımlanmaları olasıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Öte yandan, artçı-deprem bölgesinin dışında yer almasına karşın, ana deprem ile bağlantısı kurulabilecek olan depremler için, yani tetiklenmiş deyimi kullanılan depremler için, tetikleme işleminin, durağan gerilim alanının değişiminin dışında bir neden ile açıklanması gerekmektedir. Bu amaçla önerilen mekanizma ana depremden yayılan dinamik gerilimin rolünü ön plana çıkartmaktadır. Ancak, viskoelastik ortamlarda, litosferde (alt kabuk ve üst mantoda) veya astenosferde, büyük bir depremden sonra, gerilim ortamının yeniden düzenlenmesi sürecinde, etkili olması beklenen yavaş yamulma yayılımının da uzaklara gerilim aktarabilecek bir mekanizma olarak öne sürülmekte olduğunu hatırdan çıkartmamak gerekir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dinamik gerilimin yeni depremleri tetiklemedeki rolü, yoğun olarak, 1992 Landers M<sub>s</sub>=7,4, Kaliforniya depremi ile gündeme gelmiştir. Bu depremden sonra, Landers kaynağından 590 kilometre uzaklığa kadar olan bir alanda, bazı bölgelerde izlenen yoğun depremsellik, tetikleme ile açıklanmaya çalışılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Anderson vd. (1994) Landers depremini izleyen 24 saat içinde 280 ile 590 kilometre arasındaki uzaklıklarda meydana gelen depremlerin, topluca, şans eseri meydana gelmiş olma olasılığının günde 10−¹² dolayında olduğunu, her bir deprem için, tek tek, Landers’den bağımsız olarak meydana gelmiş olma olasılığının ise %10′u geçmediğini hesaplamışlardır. Bu araştırmacılar Landers depreminin, özel olarak, düşük frekanslarda yüksek yamulma üretmiş olmasının bu uzak bölgelerdeki tetikleme işleminde etkili olduğunu savunmuşlar, 10 saniye ve üzerindeki periyotlardaki dinamik yamulmaların bu konudaki önemini ileri sürmüşlerdir. Bu araştırmacılar, Landers depremini izleyen 80 gün içine yayılmış, Landers kaynağından 700 kilometre uzaklığa kadar bir alanda etkili olmuş olan bu tetikleme işlemindeki temel mekanizmanın, söz konusu uzun periyotlu güçlü dinamik yamulma darbelerinin, odak derinliklerinde krip başlamasına neden olma, ve bu kripin de ivme kazanarak sismik yenilmeye yol açması şeklinde olabileceğini düşünmektedirler. Yeni çalışmalar (Gomberg ve Johnson, 2005; Johnson ve Jia, 2005) ise, dinamik tetikleme mekanizmasının güçlü bir frekans bağımlılığı göstermediğini belirtmektedirler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Landers kaynağına 280 kilometre uzaklıkta, ana depremden 22 saat sonra meydana gelen Little Skull Mountain depremini (M<sub>s</sub>&nbsp;5,4) incelemiş olan Gomberg ve Bodin (1994) bu depreme neden olan fayın Landers’den kaynaklanan dinamik yamulma tensoru ile elverişli konumda bir geometriye sahip olduğunu, ancak dinamik yükün 0,2 MPa dolayında kaldığını hesaplamışlardır. Bu araştırmacılar, bu düşük dinamik yüklemenin tetiklemeye yolaçabilmesi için fayın olağanüstü zayıf olması veya dinamik yükleme öncesinde yenilme noktasına yakın bir konuma ulaşmış olması gerektiği kanısındadırlar. Bu değerlendirmeleri yaparken konuya, sürtünme direncinin gerilim yükleme hızına ve süreç içindeki konuma (rate/state dependence of friction) bağlı olduğunu da gözetmek gerekmektedir. Aynı araştırmacılar başka bir bildirilerinde (Bodin ve Gomberg, 1994) Little Skull Mountain depreminin tetiklenmesinin durağan gerilim alanı değişimi ile de açıklanabileceğini, ancak söz konusu uzaklıklarda çok düşük olması beklenen durağan alan değişimi miktarının bazı mekanizmalar aracılığı ile önemli ölçüde artmış olmasının gerekeceğini ileri sürmüşlerdir. Bu araştırmacılar bu yönde bir mekanizma olarak, Landers’la Little Skull Mountain faylarının arasında, bölgesel ölçekte, çok sayıda fay aracılığı ile bir bağlantının kurulabilmiş olma olsılığını gündeme getirmişler, Landers depreminden kaynaklanan yamulma enerjisinin sempatik etkilenme (sympathetic interaction) ile kurulan bir kanal aracılığı ile uzaklara aktarılmış olabileceği görüşünü savunmuşlardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güney Kaliforniya’daki faylarda kurulu bulunan, çalışır durumdaki altı kripmetrenin beşinde, 1992 Landers gurubu (Joshuha Tree, Landers, ve Big Bear depremleri) depremlere bağlı krip olayı gözlenmiştir. Krip bazı kripmetrelerde üç deprem sırasında da, bazılarında ise tek bir depremde kaydedilmiştir. Bodin vd. (1994) bu krip olaylarını incelemişler, onları tetiklenmiş krip olarak nitelendirmişlerdir. Bu kripler ana şoktan bir dakika sonra başlamış, kimisi birkaç saatde durmuş, kimisi ise haftalarca sürmüştür. Bodin vd.’ne göre ana depremlerden yayılan yüzey dalgaları, büyük bir olasılık ile kalın çökel kütlelerinde genliklerini de artırarak, değişik derinliklerde, tektonik yamulmaların kısmen açığa çıkmasına yol açacak gelip-geçici yerel koşullar oluşturmuş olabilir. Bu sırada fay düzlemlerine dik sıkıştırmalar gözenek basıncının artmasına yol açarak fayları zayıflatmış ve krip olayını tetiklemiş olabilir. Söz konusu araştırmacılar, krip olayının doğrultu-atımlı fayların sıkıştırıcı basınç altındaki (transpressive) bölümlerinde meydan gelmiş olmasını bu görüşlerine kanıt olarak görmektedirler. Yazarlar yıllarca önceki depremlere ait artkayma (afterslip) sürecindeki bölgelerde bu tür tetiklenmiş krip olayının daha kolay meydana gelebileceğini düşünmektedirler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nalbant&nbsp;vd. (1998) kuzeybatı Türkiye ve kuzey Ege’de 1912 ile 1998 arasında meydana gelmiş olan depremlerden 29 tanesini incelemişler, bunlardan 23 tanesinin, durağan gerilim değişmesine bağlı olarak önceki depremlerle ilintili oldukları kanısına varmışlardır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeni çalışmalar tetiklemenin sadece bazı faylara bağlı, özel bir olay olmadığını göstermektedir. Denali, Alaska 2002 (M=7,9) depremini incelemiş olan Gomberg vd. (2004) kaynaktan 3385 kilometre uzaklığa kadar olan bir kuşak boyunca tetiklenmiş depremsellik gözlemişlerdir. Kuşak, yönelim (directivity) güçlenmesine işaret edecek şekilde, kabaca, kaynağı oluşturan Denali fayının doğrultusunda yer almaktadır. Bu kuşağın önemli bir bölümünün yüksek gerilim yükleme bölgeleri veya volkanizma ve jeotermal oluşumların bulunduğu, olası yüksek gözenek basıncı bölgeleri ile bağlantılı olmadığı görülmektedir. Bu durum, kritik düzeyde gerilmiş fayların her ortamda bulunabilecekleri şeklindeki bir yoruma yol açmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rydelek&nbsp;ve&nbsp;Sacks&nbsp;(2001) Güney Kaliforniya’da San&nbsp;Andreas&nbsp;Fayı’nın devamı niteliğindeki San&nbsp;Jacinto&nbsp;Fayı’nda 1899 ile 1987 arasında meydana gelmiş olan depremleri büyük 1857 Fort&nbsp;Tejon&nbsp;depreminin tetiklediğini düşünmektedirler. Bu araştırmacılara göre 1857 depreminin neden olduğu yamulma alanı değişimi alt kabuk ve üst mantoda,&nbsp;viskoelastik&nbsp;ortamda yayılarak uzun bir zaman aralığında San&nbsp;Jacinto&nbsp;fayı üzerindeki deprem göçüne yol açmış olabilir. Bu mekanizma aracılığı ile&nbsp;200 kilometreden uzaklarda bile durağan gerilim alanı, ana depremden onlarca yıl sonra, önemli ölçüde etkilenmiş olabilir.&nbsp;Yazarlar bu göç için 1,72 km/yıl gibi bir hız hesaplamışlardır. Yazarlar, ayrıca, hesaplanan gerilim artışının, düşük olmasına karşın, tüm fay parçasında yaygın ve eşit olarak meydana gelmesinin, yenilme düzeyine ulaşmamış olsa bile, bir fayda depreme yol açabileceğini de savunmaktadırlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zeng (2001) 1999 Hector Mine depreminin 1992 Landers depremi tarafından tetiklenmiş olabileceğini savunmaktadır. Landers depreminin Hector Mine bölgesinde neden olabileceği durağan gerilim değişimi, elastik ortam için hesaplandığında, negatifdir. Buna karşın, Zeng alt kabukta viskoelastik akmanın, Hector Mine depreminin kaynak bölgesinde, iki deprem arasında geçmiş olan yedi yıl sonunda, 1 barlık bir gerilim artmasına yol açmış olabileceğini hesaplamakta ve Hector Mine depreminin bu yoldan tetiklenmiş olabileceğini savunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1999 Kocaeli depreminden hemen sonra, Yunanistan anakarasında, bu depremin kaynağından 400 ile 1000 kilometre arasında değişen uzaklıklarda meydana gelen yoğun sismisite artışını inceleyen Brodsky vd. (2000) bu sismisiteyi Kocaeli depreminin tetiklemiş olduğu sonucuna varmışlardır. Bu araştırmacılara göre Kocaeli depreminin yüzey dalgalarının geçişinden hemen sonra başlamış olan bu deprem etkinliğinin Kocaeli depreminden bağımsız, rastlantısal olma olasılığı %5′den fazla değildir. Bu olay gurubunda, gerek gelip-geçici (transient), gerilimin genliği (bu genlik, hızın genliği ile orantılı bir değerdir), gerekse enerji yoğunluğu olarak ifade edilebilen tetikleyici dalganın gücü (strength of the triggering wave) Kaliforniya Imperial Valley’de incelenmiş olan tetikleme olaylarına göre en az üç kat daha azdır. Tetikleme buna karşın meydana gelebilmiştir. Bu yazarlara göre de, kaynaktan bir fay boyu uzaklıkta bile, durağan gerilimin, bu depreme bağlı değişme miktarı, günlük gel-git olaylarının neden olacağı miktardan bile az olduğu için, tetikleme dinamik gerilim geçişi ile meydana gelmiş olmalıdır. Bu araştırmacılar, tetiklenmenin sismik bakımdan en etkin olan yerlerde değil de, bilinen jeotermal alanlarda veya sıcak sıvıların derinlerde varlığının olası olduğu yerlerde meydana gelmiş olduğunu belirlemişler, buradan hareket ile tetikleme için gerekli fiziksel mekanizmanın da bu özellikler ile ilgili olma olasılığının yüksek olduğu kanısına varmışlardır. Brodsky vd.’lerine göre gelip-geçici gerilimlerin, saatler, günler sonra deprem üretebilecek kalıcı gerilimlere dönüşme mekanizmasının temelinde, ıslak kayalardaki kırıkların uçlarındaki yüksek gerilim bölgelerindeki kimyasal etkileşimin hızlandırılması bulunabilir. Bu kimyasal etkileşimler, kırıkların giderek, ve kısmen spontane olarak, büyümesine ve gerilim korozyonunun ivme kazanmasına yol açabilir, ve eğer kırıklar dinamik gerilim geçişi öncesinde kritik konumda bulunmaktaysalar, bu süreç bir deprem ile sonuçlanabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kayaların gözeneklerindeki akışkanların tetikleme mekanizmasında genellikle çok etkili bir rol oynadıkları anlaşılmaktadır. Elastik kabuğun, büyük ölçüde, geçirimli olduğu görüşü, açılmış olan derin sondaj kuyularından elde edilen bilgilerle de doğrulanmaktadır (Huenges&nbsp;vd., 1997). Bu özelliği nedeniyle,&nbsp;Bosl&nbsp;ve Nur (2000) üst&nbsp;kabuğun&nbsp;&nbsp;elastik değil,&nbsp;poroelastik&nbsp;bir ortam olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunmaktadırlar. Bu yazarlar yeryuvarının kabuğunun oluşturduğu kritik sistemde akışkanların, hiç değilse bazı bölgelerde, depremsellikte çok önemli bir etmen olarak hesaba katılmalarının doğru olacağını ileri sürmektedirler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Miller&nbsp;vd. (2004) yaptıkları bir araştırmada, kabuğun derinliklerinde yüksek basınç altında hapsedilmiş olarak bulunabilen&nbsp;karbondioksitin, büyük bir deprem sırasında başlayan hızlı göçünün, tetikleme mekanizmasındaki önemini vurgulamaktadırlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vidale ve Li (2003) Nature dergisinde yayımlanan bildirilerinde tetikleme mekanizmasının varlığını kesinleştirecek bazı gözlemlere yer vermektedirler. Vidale ve Li bu çalışmalarında 1992 Landers depreminde yenilmiş olan ana fay parçalarından birisinde (Johnson Valley segment) dönemsel olarak ölçmekte oldukları sismik hızlarda 1999 Hector Mine depremi sırasında önemli değişimlerin meydana geldiğini gözlemişlerdir. Bu araştırmacılar Landers depremi sonrasında fay zonunda, bu zonda deprem sırasında meydana gelmiş olan tahribatın onarılmakta olduğu anlamına gelen P ve S hızlarındaki artışın, Hector Mine depremi ile birdenbire onarım öncesi değerlere düştüğünü saptamışlardır. Hector Mine depreminin sarsıntılarının Johnson Valley Fayı’nda meydana getirdikleri hasarı, bu zonda kayaç parçaları arasındaki bağlantıların kuvvetli sarsıntılar sırasında kopmasına bağlayan bu araştırmacılar, bu olayda dinamik gerilimin temel rol oynamış olduğunu düşünmektedirler. Vidale ve Ni’nin hesaplarına göre, Johnson Valley Fayı’nda Hector Mine depremine bağlı olarak meydana gelen durağan gerilim artması yarım megapaskal, gelip-geçici dianamik gerilim ise birkaç megapaskal düzeyinde olmuştur. Düşük dirençteki fay zonları sarsıntılardan hasar görmeye çok duyarlı bir konumdadır. Bu özellikleri, kırıklı olmalarının yanı sıra, düşük empedansları nedeniyle sismik dalgaların genliklerini büyütme eğiliminde olmalarından da kaynaklanmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Laboratuvar&nbsp;araştırmaları üzerine yoğunlaşan bazı yeni çalışmalar (Johnson ve&nbsp;Jia, 2005;&nbsp;Gomberg&nbsp;ve Johnson, 2005) fay çekirdeğindeki taneli ortamdaki gerecin deprem dalgaları ile dinamik yumuşamasının (dynamic&nbsp;softening) fayın yenilmesi ile sonuçlanabileceğini göstermektedir. Yavaş dinamik (slow&nbsp;dynamics) mekanizması olarak tanımlanan bu davranışın yenilme ile sonuçlanabilmesi için (1) fayın zayıf olmasının (fay çekirdeğindeki etkin gerilimin düşük olması),&nbsp;(2) fayın kritik durumda bulunmasının, (3) dinamik&nbsp;gerinimin&nbsp;genliğinin, kabaca 10−6′dan&nbsp;büyük olmasının gerektiği önerilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pollitz vd. (1998) tetikleme mekanizmasında astenosferdeki viskoelastik gerilim iletimini ele almışlar, kuzey Pasifikte meydana gelmiş olan büyük depremlerin 7000×7000 kilometrelik bir alanda, 30 yıl içinde, levha hızlarında önemli değişikliklere neden olduklarını ileri sürmüşlerdir. Bu araştırmacılar litosferden deprem nedeniyle aktarılan gerilimin litosfer altındaki sünek bir kanal boyunca bir darbe niteliğinde, yaklaşık 150 km/yıl dolayında bir hız ile ilerlediğini, astenosferdeki bu yenilmenin, levha hızlarında, doğu Arktik bölgesinde 1 cm’ye, Kaliforniya’da ise 2,6 mm’ye varan değişimlere neden olabileceğini belirtmişlerdir. Pollitz vd.’ne göre güney Kaliforniya’da 1971 San Fernando ve bunu izleyen, San Andreas dışı, deprem etkinliği, zaman bakımından, öngörmüş oldukları astenosfer iletimi modeli ile uyumludur. Araştırmacılar kıtasal makaslama (shear) kuşaklarına aktarılan gelip-geçici hız artışlarının sismojenik zonda gerilim yoğunlaşmalarına yol açabileceğini düşünmektedirler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yukarıda önerilen model ile uyumlu olarak, binlerce kilometre uzaklarda, onlarca yıl sonra meydana gelen depremleri, tetiklenmiş depremlerin özel bir sınıfı olarak nitelemek,&nbsp;ve ayrı bir ad ile belirtmek, düşünülebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Değinilen Yayınlar</strong><br>Anderson, J. G., J.N. Brune, J.N. Louie, Y Zeng, M. Savage, G. Yu, Q. Chen, ve D.dePolo, 1994, Seismicity in the western Great Basin apparently triggered by the Landers, California, earthquake, 28 June 1992,&nbsp;<em>Bull</em><em>. Seism. Soc. Am</em>., 84, 725-734.<br>Bodin, P., R. Bilham, J. Behr, Joan Gomberg, ve K.W. Hudnut, 1994, Slip triggered onsouthern California faults by the 1992 Joshua Tree, Landers, and Big Bearearthquakes.&nbsp;<em>Bull</em><em>. Seism. Soc. Am.</em>, 84, 806-816.<br>Bodin, P., ve J. Gomberg, 1994, Triggered seismicity and deformation between theLanders, California, and Little Skull Mountain, Nevada, earthquakes.&nbsp;<em>Bull</em><em>.</em>&nbsp;<em>Seism</em><em>.Soc. Am.,</em>&nbsp;84, 835-843.<br>Bosl, W.J. ve A. Nur, 2000, Crustal fluides and earthquakes.&nbsp;<em>GeoComplexity</em><em>&nbsp;and thephysics of</em>&nbsp;<em>earthquakes</em>; J. Rundle, D. Turcotte ve W. Klein&nbsp;<em>eds</em><em>.</em>&nbsp;Geophysicalmonograph 120, Am. Geophys. Union, s. 267-284.<br>Brodsky, E., V. Karakostas, ve H. Kanamori, 2000, A new observation of dynamicallytriggered regional seismicity: earthquakes in Greece following the August, 1999Izmit, Turkey earthquake.&nbsp;<em>Geophys</em><em>. Res. Lett</em>. 27, 741-2744.<br>Fialko, Y. vd., 2002, Deformation on nearby faults induced by the 1999 Hector Mineearthquake.&nbsp;<em>Science</em>, 297, 1858-1862.<br>Gomberg, J., ve P. Bodin, 1994, Triggering of the M<sub>s</sub>=5.4 Little Skull Mountain, Nevada,earthquake with dynamic strains.&nbsp;<em>Bull</em><em>. Seism. Soc. Am</em>., 84, 844-853.<br>Gomberg, J., P. A. Reasenberg, P. Bodin, ve R. A. Harris, 2001, Earthquake triggeringby seismic waves following the Landers and Hector Mine earthquakes.<em>&nbsp;Nature,</em>&nbsp;411,462-466.<br>Gomberg, J., P. Bodin, K. Larson, ve H. Dragert, 2004, Earthquake nucleation bytransient deformations caused by the M=7.9 Denali, Alaska, earthquake.&nbsp;<em>Nature</em>, 427, 621-624.<br>Gomberg, J. ve P. A. Johnson, 2005, Dynamic triggering of earthquakes.<em>&nbsp;Nature</em>, 437, 830.<br>Helmstetter, A. ve D. Sornette, 2003, Importance of direct and indirect triggeredseismicity in the ETAS model of seismicity.&nbsp;<em>Geophys</em><em>. Res. Lett</em>., 30(11), 1576,doi:10.1029/ 2003GLO17670.<br>Hill, D. P. vd., 1993, Seismicity remotely triggered by the magnitude 7.3 Landers, California, earthquake.&nbsp;<em>Science</em>, 260, 1617-1623.<br>Huenges, E., J. Erzinger, J. Kück, B. Engeser, ve W.Kessels, 1997, The permeable crust:geohydraulic properties down to 9101 m depth. .&nbsp;<em>J. Geophys. Res</em>., 102, 18255-18265.<br>Johnson, P. A., ve X. Jia, 2005, Nonliner dynamics, granular media and earthquaketriggering.&nbsp;<em>Nature</em>, 437, 871- 874.<br>Kilb, D., J. Gomberg, ve P. Bodin, 2000, Triggering of earthquake aftershocks bydynamic stresses.&nbsp;<em>Nature</em>, 408, 570-574.<br>King, G.C.P., R.S. Stein, ve J. Lin, 1994, Static stress change and the triggering ofearthquakes.&nbsp;<em>Bull</em><em>. Seism. Soc. Am</em>., 84, 935-953.<br>Miller, S.A., C. Collettini, L. Chiaraluce, M. Cocco, M. Barchi, ve B.J.P. Kaus, 2004,Aftershocks driven by a high-pressure CO<sub>2</sub>source at depth.&nbsp;<em>Nature</em>, 427, 724-727.<br>Nalbant, S., A. Hubert, ve G.C.P. King, 1998, Stress coupling between earthquakes innorthwest Turkey and the north Aegean sea.&nbsp;<em>J. Geophys. Res</em>., 103, 24469-24486.<br>Pollitz, F. F., R. Bürgmann, ve B. Romanowicz, 1998, Viscosity of oceanic asthenosphereinferred from remote triggering of earthquakes.&nbsp;<em>Science</em>, 280, 1245-1249.<br>Rydelek, P. A., ve I. S. Sacks, 2001, Migration of large earthquakes along the SanJacinto fault; stress diffusion from the 1857 Fort Tejon earthquake.&nbsp;<em>Geophys</em><em>.Res. Lett.</em>&nbsp;28, 3079-3082.<br>Toda, S., R. Stein ve T. Sagiya, 2002, Evidence from the AD 2000 Izu islandearthquake swarm that stressing rate governs seismicity.&nbsp;<em>Nature</em>, 419, 58-61.<br>Vidale, J. E. ve Y-G. Li, 2003, Damage to the shallow Landers fault from the nearbyHector Mine earthquake.&nbsp;<em>Nature</em>, 421, 524-526.<br>Zeng, Y., 2001, Viscoelastic stress-triggering of the Hector Mine earthquake by the1992 Landers earthquake.&nbsp;<em>Geophys</em><em>. Res. Lett</em>.. 28, 3007-3010.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Esen Arpat<br>Şubat, 2003<br><em>Son güncelleştirme: Nisan, 2006</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu metnin, bütün hakları Esen Arpat’a aittir. <a href="https://www.koeri.boun.edu.tr/jeofizik/html/info_tetiklenmis.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Tetiklenmiş Depremler</a> başlıklı yazıda yapılan birkaç düzenleme dışında, ilk şekli korunmuştur. Ayrıca “<a href="https://www.koeri.boun.edu.tr/bilgi/tetikleme.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Bir Deprem Bir Başka Depremi Tetikleyebilir Mi?</a>” yazısına bakmanız tavsiye edilir.</em></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="530" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/dushyant-kumar-6Kxw8xUoYaI-unsplash.jpg" alt="" class="wp-image-1023" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/dushyant-kumar-6Kxw8xUoYaI-unsplash.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/dushyant-kumar-6Kxw8xUoYaI-unsplash-300x200.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/dushyant-kumar-6Kxw8xUoYaI-unsplash-768x509.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Termodinamiğin 1. yasası &#8220;Enerji, yoktan var olmaz; var olan enerji de yok olmaz; sadece dönüşür.&#8221;<br><br>Düzenli dizilmiş domino taşları. Görüntü: <a href="https://unsplash.com/photos/a-wooden-board-with-a-ball-6Kxw8xUoYaI" data-type="link" data-id="https://unsplash.com/photos/a-wooden-board-with-a-ball-6Kxw8xUoYaI" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Dushyant Kumar</a></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depremin Büyüklüğü: ML, mb, Ms, MD ve Mw</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/depremin-buyuklugu-ml-mb-ms-md-ve-mw/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Jun 2025 18:29:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeofizik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1018</guid>

					<description><![CDATA[Bir depremin boyutu nedir ve nasıl ölçülür sorularına yanıt bulabilmek için&#160;sismologlar&#160;(deprembilimciler) değişik yöntemler geliştirmişlerdir. Depremin şiddeti ve yaptığı zararlar depremin merkezinden uzaklaştıkça azalmakla beraber&#160;büyüklüğünde (magnitünde) bir değişme söz konusu değildir. Bir depremin şiddeti depremin çevreye verdiği zarara göre belirlenmektedir. Depremin yaptığı zarar binaların yapılış şekli, depremin merkez üstünden dış merkezinden uzaklık, binaların üstüne oturduğu yerin...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Bir depremin boyutu nedir ve nasıl ölçülür sorularına yanıt bulabilmek için&nbsp;<em>sismologlar</em>&nbsp;(deprembilimciler) değişik yöntemler geliştirmişlerdir. Depremin şiddeti ve yaptığı zararlar depremin merkezinden uzaklaştıkça azalmakla beraber&nbsp;<em>büyüklüğü</em>nde (magnitünde) bir değişme söz konusu değildir. Bir depremin şiddeti depremin çevreye verdiği zarara göre belirlenmektedir. Depremin yaptığı zarar binaların yapılış şekli, depremin merkez üstünden dış merkezinden uzaklık, binaların üstüne oturduğu yerin zemin yapısına ve sismik dalgaların yayınım yolundaki&nbsp;<em>jeolojik</em>&nbsp;(yerbilimsel) yapıya bağlıdır. Bir binanın sağlam kaya veya zayıf zemin üzerinde olması ortaya çıkacak zararda önemli bir rol oynar. Sağlam kaya zayıf zemine göre daha az sallanacağı için sağlam kaya üzerindeki binada meydana gelecek zarar daha azdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyüklük aletsel bir değerdir ve zemine, uzaklığa ve binanın yapılış şekli ile ilişkili olmayıp tamamen depremden açığa çıkan enerjiye bağlıdır. Büyüklük logaritmik olarak hesaplandığından büyüklükdeki bir birimlik artış 10 misli büyük bir depreme karşılık gelir. Açığa çıkan enerji açısından bakıldığında ise 32 misli bir artış söz konusudur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyüklük ilk olarak 1935 yılında Amerikada Kaliforniya bölgesindeki sığ depremler için Richter tarafından belirlenmiştir. Dünya üzerindeki kayıtçıların artması ve kayıtçıların daha modern hale getirilmesi sonucu yeni büyüklük tayin yöntemlerinin geliştirilmesini beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda cisim dalgası (m<sub>b</sub>), yüzey dalgası (M<sub>s</sub>), süreye dayalı (M<sub>D</sub>) ve moment (M<sub>w</sub>) büyüklük ve daha başka büyüklük tanımlamaları geliştirilmiştir. Her bir büyüklük tayin yönteminin kuvvetli ve zayıf tarafları vardır. Yerel, cisim, süreye dayalı ve yüzey dalgası büyüklüklerinin tayinlerindeki sınırlamalar nedeniyle moment büyüklük tayin yöntemi geliştirilmiştir. Bu yöntem diğer yöntemlerin büyük depremlerdeki hatalı belirlemelere neden olmasından dolayı büyük depremler için en iyi çözümü üretmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Ençok kullanılan büyüklük yöntemleri:</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yerel Büyüklük:</strong><br>M<sub>L</sub>&nbsp;= logA – logA<sub>0</sub></p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada A sismogramlar üzerinde ölçülen mm cinsinden maksimum genlik ve A<sub>0</sub>&nbsp;ise genliğin uzaklıkla soğurulması etkisini giderici parametredir. Bu büyüklük 1935 yılında Richter tarafından WoodAnderson kayıtçı sistemi ve&nbsp;<em>episentır</em>&nbsp;(merkez üssü ya da merkez üstü) uzaklığı 10 ile 600 km arasında ve odak derinliği sığ olan depremler için tanımlanmış ve tanımlanan bu büyüklüğe yerel büyüklük adı verilmiştir. Günümüzde yerel büyüklük bağıntısı farklı kayıtçı sistemleri ve farklı derinlikteki depremleri içerecek şekilde geliştirilmiştir. Richter tarafından önerilen büyüklük tayini belirli frekans aralığı ve uzaklık için geçerli olduğundan başka yöntemlerin kullanılması gereksinimi duyulmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Cisim Dalgası Büyüklüğü:</strong><br>mb = log<sub>10</sub>(A/T) + Q(D,h)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada A genlik (mikron cinsinden), T periyot (saniye), Q ise uzaklık ve derinlikten dolayı gelen düzeltme terimidir. Düzeltme terimi bağıntının kullanıldığı bölgenin jeolojik ve tektonik yapısına göre değişiklik gösterir. Çok büyük depremlerde cisim dalgası büyüklük değerleri gerçek değerinden küçüktür. Hesaplanabilen maksimum cisim dalgası büyüklükleri 6,5 ile 6,8 arasındadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yüzey Dalgası Büyüklüğü:</strong><br>M<sub>s</sub>&nbsp;= log<sub>10</sub>(A/T) + 1,66log<sub>10</sub>(D) + 3,30</p>



<p class="wp-block-paragraph">A maksimum genlik (mikron) ve T bu genliğe karşılık gelen periyot (saniye), D uzaklık (derece cinsinden). Yüzey dalgalarının maksimum genliği genel olarak 18 ile 22 saniye periyot aralığında olmaktadır. Derin depremlerde yüzey dalgalarının iyi gelişmemesi nedeniyle bu bağıntı derin depremler için geçerli değildir. Yukarıdaki bağıntıda kullanılan katsayılar 20° ile 160° uzaklılar için alınan ortalama değerlerdir. Merkez üstü uzaklığına göre bu katsayılar farklı değerler almaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Süreye Bağlı Büyüklük:</strong><br>M<sub>D</sub>&nbsp;= a + blogT +cD</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada T ilk gelen P dalgası ile sismogramdaki genlik seviyesinin belirli bir seviyeye inene kadar olan zamanı; D merkez üssü uzaklığı ve a, b ve c ise deprem istasyonu ve bölgelerin jeolojik yapılarına göre değişen katsayıları ifade etmektedir. Bu yöntemin kuramsal bir tabanı yoktur. Kullanım kolaylığından dolayı sismologlar tarafından tercih edilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Moment Büyüklük:</strong><br>M<sub>w</sub>&nbsp;= 2/3logM<sub>0</sub>&nbsp;– 10,7</p>



<p class="wp-block-paragraph">M<sub>0</sub>&nbsp;sismik momenti göstermektedir. Sismik moment deprem dalgalarının genliğinden hesalanabilir. Sismik moment fayın oluşumu ile ilgili temel parametreler olan kırılmış kayanın kayma kuvveti, faylanma alanı ve fay üzerindeki ortalama yerdeğiştirmeyle ilişkilidir. Sismik momentin belirlenmesinde bir üst sınırın olmaması, kullanılan alet türünden tümüyle bağımsız olması ve depremin büyüklüğünün ölçümünde istikrarlı sonuçlar vermesi nedeniyle en güvenilir deprem büyüklüğü tayin yöntemidir. Geniş bandlı sismik kayıtçıların kullanılmaya başlamasından sonra dahada çok önem kazanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Genel Büyüklük Değerlendirmesi</strong><br>Büyüklük belirlemelerinde dalgaların frekansları önemlidir. Çünkü depremden açığa çıkan enerjinin frekans içeriği depremin büyüklüğüne göre değişmekte ve yaptığı hasarlarda farklı olmaktadır. Depremin boyutu büyüdükçe genlik spektrumunun düşük frekaslara doğru kaymaktadır. Bu nedenle tek bir büyüklük ölçeği belirlemek mümkün olmamıştır. Cisim dalgalarından hesaplanan büyüklük değeri büyük depremlerde (6,0 veya 6,5 değerinden sonra) gerçek değerinden uzaklaşmakta ve olduğundan daha küçük bir değer vermektedir. Benzer şekilde yüzey dalgalarından üretilen büyüklük değeri (yaklaşık 8,0 değerinden sonra) gerçeğinde küçük değerler verir. Ayrıca yüzey dalgası büyüklükleri depremin kaynak özelliği ve derinliğinden etkilenirler. Cisim dalgası ölçümleri ise bu parametrelere daha duyarsızdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geniş bandlı sismik kayıtçı sistemlerinin kullanılmaya başlamasıyla büyüklük tayinlerindeki tutarsızlık ve kargaşa bir ölçüde azaltılmıştır. Bu kayıtçıların geniş bandlı (düşük ve yüksek frekansları birlikte içermesi) olması nedeniyle büyüklük tayinini frekansa bağımlı olmaktan kurtarmıştır. Bu yöntemin özelliği frekansdan bağımsız olarak sismik moment değerinden hesaplanmasıdır. Sismik moment geniş bandlı kayıtlardan hesaplandığı gibi arazi gözlemleri sonucu elde edilen fay boyu, fay atımı ve depremin derinliği gibi parametrelerin belirlenmesiyle de hesaplanabilir. Diğer yöntemlerde belirli büyüklükteki depremlerden sonra doygunluk gelişir ve ölçülen değer gerçek değerinden sapar. Sismik momentin ise bir üst sınırı yoktur ve bu nedenle her büyüklükteki bir depremin büyüklüğünün tayini yapılabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sismograf sistemlerinin gelişimine bağlı olarak çeşitli büyüklük belirleme bağıntıları geliştirilmiştir. Bu bağıntılar farklı dalga türlerine göre yapılmıştır. Yeraltının yapısının heterojen olması nedeniyle büyüklük tayini için üretilen bağıntılarda kullanılan parametrelerde farklılıklar gözlenmektedir. Bu kayıtçının bulunduğu yerin jeolojisine, depremin oluş mekanizmasına, sismik dalgaların yayınım yoluna ve kullanılan sismik kayıtçıların özelliklerine bağlı olarak değişik kurumlar tarafından farklı büyüklükler verilmiştir. Değişik büyüklük yöntemleri 0,2 dolayında farklı değerler verebilir. Doygunluk sonrası bu farklılık 0,5′e kadar varabilir. Sismik momenti de etkileyen faktörler vardır. Özellikle kaynaktaki yapı sismik momentin değerini değiştirebilir. Bu nedenle sismik momenti kullanarak elde edilen büyüklük değerlerinde de 0,2 büyüklüğünde bir farklılık olabilir. Dünyanın neresinde kayıt edilmek istenirse istensin bir depremin büyüklüğü değişmez. Farklı deprem büyüklük değerlerinin verilmesini kullanılan yönteme ve kayıtçıların bulunduğu yerin jeolojisini yeterince hesaba katılmamış olmasına bağlamak gerekir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Yukardaki “<a href="https://www.koeri.boun.edu.tr/jeofizik/html/info_magnitude.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Deprem Büyüklüğü (Magnitude)</a>” adı altında yayımlanan metnin bütün hakları Cemil Gürbüz’e aittir. Unutmadan, küçük değişiklikler dışında yazının ilk hâli korunmuştur. Ayrıca “<a href="https://www.koeri.boun.edu.tr/bilgi/buyukluk.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Depremin Büyüklüğü (Md,Ml,Ms,Mw)</a>” ve “<a href="https://earthquake.usgs.gov/earthquakes/eqarchives/epic/code_magnitude.php" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Magnitudes</a>” yazılarına bakmanız tavsiye edilir.</em></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="523" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/63026_seismogram.jpg" alt="" class="wp-image-1019" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/63026_seismogram.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/63026_seismogram-300x196.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/63026_seismogram-768x502.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">28 Aralık 1908 Messina depremine ait <em><a href="https://www.ydbe.mam.gov.tr/sismogram/index.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">sismogram</a></em>lardan biri, Almanya’nın Göttingen kentinde kaydedilmiştir. <em>Kaynak:&nbsp;<a href="https://etc.usf.edu/clipart/63000/63026/63026_seismogram.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Amadeus W. Grabau A Textbook of Geology</a>&nbsp;(Boston: D.C. Heath &amp; Co., 1920) 661</em></figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="504" height="523" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/richter-scale.jpg" alt="" class="wp-image-1216" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/richter-scale.jpg 504w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/richter-scale-289x300.jpg 289w" sizes="(max-width: 504px) 100vw, 504px" /><figcaption class="wp-element-caption">Farklı ölçekleri bir arada gösteren diyargam ya da matematik hesaplamasını gözle yapabileceğiniz monogram. Görüntü: <a href="http://crack.seismo.unr.edu/ftp/pub/louie/class/100/magnitude.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NSL</a></figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>20 Soruda Türkiye’de Petrol</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/20-soruda-turkiyede-petrol/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 16 Jun 2025 18:02:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emtia]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=1014</guid>

					<description><![CDATA[1. Açılan her kuyudan petrol çıkar mı? Açılan her kuyuda petrol çıkar diye bir şey söz konusu değildir. Kuyular çok değişik amaçlar için&#160;açılabilir. Bazen sadece çalışılan bölgeyi jeolojik olarak daha iyi anlayabilmek için kuyu kazılır.&#160;Bu tip kuyular&#160;parametre kuyusu&#160;olarak isimlendirilir. Bir kuyuda petrol keşfi yapıldıktan sonra, petrolün yayılımını görmek için&#160;tespit kuyuları&#160;açılabilir.&#160;Bu kuyular muhtemel üretim sahasının kenarına...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>1. Açılan her kuyudan petrol çıkar mı?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Açılan her kuyuda petrol çıkar diye bir şey söz konusu değildir. Kuyular çok değişik amaçlar için&nbsp;açılabilir. Bazen sadece çalışılan bölgeyi jeolojik olarak daha iyi anlayabilmek için kuyu kazılır.&nbsp;Bu tip kuyular&nbsp;<strong>parametre kuyusu</strong>&nbsp;olarak isimlendirilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir kuyuda petrol keşfi yapıldıktan sonra, petrolün yayılımını görmek için&nbsp;<strong>tespit kuyuları</strong>&nbsp;açılabilir.&nbsp;Bu kuyular muhtemel üretim sahasının kenarına yakın yerlerde açıldığı için, petrol yerine su alma&nbsp;ihtimali de oldukça yüksek olur. Hatta üretim sahasının içinde bile normal şartlarda görünmeyen&nbsp;küçük bir fay veya içinde petrol barındıran jeolojik birimin ani son bulmaları petrol yerine su&nbsp;alınmasına sebep olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Petrol sisteminin bulunduğu [kaynak kaya, rezervuar (hazne) kaya ve örtü kaya] havzalarda bir&nbsp;yapı tarifi yapılırsa, o yapıyı test etmek için kuyu açılabilir ki bu tip kuyular&nbsp;<strong>arama kuyusu</strong>&nbsp;olarak&nbsp;isimlendirilir. Ancak burada da göç-yapı ilişkisi iyi kurulamadığı takdirde, boş kuyu açma olasılığı&nbsp;ortaya çıkar. Birçok bilinmeyeni olan bir ortamda boş kuyu açmak şaşılacak bir durum değildir.&nbsp;Günümüzde gelişen arama, sondaj ve bilişim teknolojileri ile artan görüntüleme olanakları, açılan&nbsp;boş kuyu oranlarında dramatik bir düşüşe sebep olmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2. Bir kuyu neden açılır?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir yerde kuyu:</p>



<p class="wp-block-paragraph">a) Bilgi eksikliğini gidermek için (<strong>parametre kuyusu</strong>)<br>b) Yeni saha bulmak için (<strong>arama kuyusu</strong>)<br>c) Bulunan sahanın sınırlarını görmek için (<strong>tespit kuyusu</strong>)<br>d) Üretim yapmak ve yapılan üretimi arttırmak için (geliştirme ve üretim kuyuları)</p>



<p class="wp-block-paragraph">açılabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arama kuyuları, petrol sisteminin bulunduğu havzalarda&nbsp;petrolü içinde barındırabilecek bir yapı tarifi yapılırsa o yapıyı test etmek için açılır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>3. Türkiye’nin bütün komşularında petrol çıkıyor da bizde neden çıkmıyor?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin özellikle Güneydoğu komşuları (İran, Irak ve Suriye) petrol zengini iken, Türkiye’nin&nbsp;petrol fakiri olması tesadüf değildir. Bunun altında 1. Dünya Savaşı’nın asıl çıkış sebebi olan petrol&nbsp;ve petrol üreten ülkelerin kontrolü yatmaktadır. Türkiye’nin Güneydoğu sınırının çizilmesinde&nbsp;İngiliz jeologların etkisi yadsınamaz. Petrolün kontrolü için kurulacak olan İngiliz güdümlü Irak&nbsp;Devleti’nin bayrağı, o günlerde Irak’ta İngiltere adına çalışan İngiliz bayan jeoloğun babasına&nbsp;yazdığı mektupta çizilerek gösterilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gelelim işin jeoloji kısmına:</p>



<p class="wp-block-paragraph">İTÜ’de Türkiye Jeolojisi dersini alırken, Hocamız Prof. Dr. Yücel Yılmaz bu soruya şöyle bir&nbsp;cevap vermişti:</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>“Aslında Türkiye’nin Güneydoğusu ile Irak ve Arabistan yarımadası aynı kıta. Bunu şöyle&nbsp;örnekleyebiliriz: ‘Boydan boya halı kaplanmış bir oda düşünelim. Odanın kapısını açtığımızda&nbsp;ne olur? Halının kapıya yakın olan kısmı kapının açılması ile büzülür ve kıvrılır. İşte halının bu&nbsp;kıvrılmış kısmı Türkiye’nin Güneydoğusu’nu oluştururken, kapıdan uzak kısım ise kıvrılmamış&nbsp;olarak duran Arap Yarımadasını oluşturur.’ Dolayısı ile halının düz kısmında petrol aramak ve&nbsp;üretmek, kıvrılmış kısma göre çok daha kolay olacaktır.”</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçekten de tektonik (yer hareketleri) olarak kıvrılmış ve kırılmış olan Güneydoğu Anadolu’da&nbsp;rezervuarlar parçalanmış; zamanında petrol içeren yapıların daha genç yer hareketleri ile&nbsp;parçalanarak, korunaksız hale gelen yapı odaları içerisindeki petrol kaçmıştır. Sonuç olarak petrol&nbsp;içeren yapılar parçalanarak hacimsel olarak daha küçük hale gelmiştir. Bu küçük yapılar aramacılığı daha riskli hale getirmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Irak’ta 1.500-2.000 metre derinlikteki Miyosen yaşlı karbonat kayalarından petrol ve gaz üretimi&nbsp;yapılmaktadır. Türkiye’de ise Miyosen yaşlı kayalar yüzeydedir. Irak ve Arap Yarımadası’nda daha&nbsp;az deforme olmuş Kretase ve Paleozoik yaşlı rezervuarlarından ciddi üretim yapılırken, Türkiye’de&nbsp;ise bu rezervuarlar hem çok deforme olmuş hem de çok derine gitmiştir. Bu durum aramacılığı daha&nbsp;riskli hale getirmiştir. Dolayısı ile bu rezervuarlar Türkiye’de hem hacim olarak küçük miktarda&nbsp;petrol içermekte, hem de üretim maliyeti yüksek olmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4. Güneydoğu fokur fokur petrol kaynıyor mu?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Güneydoğu Anadolu Türkiye’nin petrol bölgesi olmakla beraber, altı fokur fokur petrol kaynamıyor&nbsp;ne yazık ki.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>5. Yabancı petrol şirketleri, aradıkları her yerde petrolü rahatlıkla bulabiliyor mu?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Petrol aramacılığının gizlisi saklısı kalmadı. Tüm şirketler aynı yöntemleri kullanarak petrol&nbsp;arıyorlar. Dolayısı ile yabancı petrol şirketlerinin aramacılıkta daha başarılı olduğu çok da doğru&nbsp;bir ifade değil.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>6. Sismik cihazlar petrolün tam olarak nerede olduğunu gösterir mi?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sismik cihazlar aracılığı ile toplanan sismik veri uygun şekilde işlenirse, özellikle doğalgaz söz&nbsp;konusu olduğunda direk hidrokarbon göstergeleri ile aramacılara yardımcı olur. Petrol konusunda&nbsp;ise bölgede işleyen bir petrol sistemi varsa, sismik veri petrolü içinde barındırabilecek yapıları&nbsp;tariflemek için kullanılır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>7. Uydular ile uzaydan, nerelerde petrol olduğu kesin olarak tespit edilebiliyor mu?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Sadece uydu görüntüsü ile “işte kuyuyu tam buraya açalım” denemez. Uzaktan algılama yöntemleri&nbsp;ile yüzeyde bir petrol sızıntısı veya hidrokarbon emareleri varsa onu görmek mümkün olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Petrol sızıntısı, işleyen bir petrol sisteminin bir göstergesidir ve aramacılara söz konusu bölgeye&nbsp;daha dikkatli bakmalarını söyler.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>8. Türkiye petrol denizi üzerinde mi?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye petrol denizi üzerinde değil. Ancak bu arama yapmayı bırakalım anlamına gelmez. Mevcut&nbsp;arama alanlarında aramacılığa devam ederken, Türkiye’nin aranmamış kısımlarına ve denizlere de&nbsp;ayrı bir önem vermek gerekir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>9. Türkiye de petrol varmış ama yerin 6.000–7.000 metre altındaymış!</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdiye kadar arama yapılan kara alanlarında böyle bir durum ile karşılaşılmadı. Ancak bu uygun petrol sistemi varlığında bu derinlikte hidrokarbona rastlanmayacaktır anlamına gelmez. Burada önemli olan 6-7 bin metreyi geçince her yerin petrol kaynadığı iddiasıdır ki hiçbir bilimsel temele dayanmamakta. İster 700 metre ister 7.000 metre olsun, bir kuyunun açılması bilimsel verilere bağlıdır. Elinizdeki veriler sizi yerin altındaki hangi noktaya yönlendiriyorsa oraya ulaşmaya çalışırsınız. Üstelik <a href="https://www.tpao.gov.tr/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">TPAO</a> 2009 Temmuz’unda Yuvaköy-1 kuyusu ile 7.216 metreye ulaşan sondaj gerçekleştirmiş, bu kuyu dünyanın en derin 46. kuyusu olmuştur. Yani bizde derinlere inebilecek sondaj teknolojisi de mevcuttur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>10. Bir kuyu, petrole rastlansa dahi hangi gerekçelerle terk edilir?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kuyuda petrole rastlansa bile, kuyu ya yapılacak olan üretimin ekonomik olmamasından dolayı ya&nbsp;da rezervuar kısıtlılığından dolayı kapatılabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>11. Kuyulara cıva döküp kapatıyor muyuz?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kuyulara cıva döküp kapatmıyoruz. Ne cıva döküyoruz ne de güvenli ve ekonomik olduğu sürece&nbsp;kapatıyoruz. Üstelik cıva, kuyuya dökmek için çok pahalı bir malzeme. Bir sondaj kuyusuna,&nbsp;çeşitli kimyasallar katılabilir. Bunun amacı sondajın güvenle ilerleyebilmesi veya üretim fazında&nbsp;üretimin sağlıklı yapılabilmesi olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sondaj sırasında kuyunun çökmemesi istenir. Bunun için de muhafaza borusu dediğimiz boru,&nbsp;çimento ile kuyu çeperine sabitlenerek yerleştirilir. Yani her kuyu çimentolanır, ama keşif yapılan&nbsp;petrolü gizlemek için değil!</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kuyudan basınçlı bir geliş (petrol, yanıcı veya yanıcı olmayan gaz) varsa ve normal çamur ağırlığı&nbsp;ile bu geliş engellenemiyorsa, çamur kademeli olarak daha ağdalı hale getirilerek ağırlığı arttırılıp&nbsp;kuyudan geliş engellenir. Bu şekilde kuyu kontrol altına alınmış olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kontrol edilemeyen kuyu daha büyük felaketlere neden olabileceğinden amaç kuyudan gelişi&nbsp;durdurarak tehlikeyi savuşturmaktır. Eğer kuyudan ekonomik miktarda bir petrol veya gaz gelişi&nbsp;olduğu tespit edilirse kuyunun civarında arama faaliyetlerine devam edilir. Uygun sondaj yeri bulunduğunda yeraltındaki yüksek basınca uygun bir sondaj programı ile hedefe yeniden ulaşılır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>12. Sultan 2. Abdülhamid’in yaptırdığı petrol haritasındaki bilgiler doğru mudur?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Haritanın yaptırıldığı dönem göz önüne alındığında, sadece yüzey jeolojisinden bugünkü petrol&nbsp;trendine yaklaşık bir trend yakalanmıştır denebilir. Alman maden mühendisi Paul Groskoph ve&nbsp;Habip Necip Efendi yönetimindeki araştırma ekibinin çalışmaları ile oluşturulduğu iddia edilen bu&nbsp;harita ve tespit edilen hedef noktalar, teknik yönden bugün için bir şey ifade etmese de dönemin idarecilerine ışık tutabilecek bir çalışma olduğu aşikar. Kaldı ki bu tür yüzey jeolojisi çalışmaları&nbsp;o dönemde pek çok batılı devlet tarafından zaten yapıldığı için, Sultan 2. Abdülhamit’in de bu&nbsp;konuda bilgi sahibi olmak için çaba sarf etmesi takdir edilmesi gereken bir durum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Teknik yönden günümüzde bir şey ifade etmemesinin sebebi ise; dünyanın en büyük petrol&nbsp;sahalarının olduğu bu coğrafyanın geçen zaman zarfında pek çok kez, daha çeşitli ve daha yüksek&nbsp;teknik imkanlarla derinlemesine araştırılmış olduğu ve araştırılmaya da devam edildiği gerçeğidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu noktada tarihi olarak büyük değer taşıyan bu haritanın, günümüz petrol şirketleri açısından&nbsp;profesyonel bir değerinin olmadığının altını çizmek lazım.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>13. ABD’li şirketler Güneydoğu’da buldukları petrol kuyularını beton döküp kapattı mı?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Hiç bir şirket ekonomik petrol keşfi yaptığı kuyuyu beton döküp kapatmaz. Kuyular ya ekonomik&nbsp;sebeplerden ya da rezervuar kısıtlılığından dolayı kapatılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>14. Biz petrolü buluyoruz ancak başka ülkelerin baskısıyla kuyuları kapatıyor muyuz?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Zaman zaman kuyuda petrol veya gaz testi yapıp kapattığımız kuyular olmuştur. Ancak bu ya&nbsp;ekonomik sebeplerden ya da rezervuar kısıtlılığından meydana gelmiş bir olaydır. Diyelim ki&nbsp;yeraltında 100 TL’lik petrol var, ancak bunu çıkarmak için 500 TL’lik harcama yapmanız gerekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Böyle bir durumda işin ekonomikliği ortadan kalktığı için bulunan 100 TL’lik petrolü yerinde&nbsp;bırakırsınız. Bu şartlarda yapılan keşif ekonomik bir keşif olmaz. Ya da petrolü keşfedersiniz ancak&nbsp;rezervuar şartları o kadar kötüdür ki, petrolü içinde barındıran kaya içinde ki petrolü bırakmaz&nbsp;ve kuyudan üretim yapılamaz. Sonuç olarak kuyu “petrol emareli” (ekonomik olmayan miktarda&nbsp;petrol içeren) olarak terk edilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>15. Petrolde kalite ne anlama geliyor? Bizdeki petroller yüksek kaliteli mi? (“Kaliteli petrol&nbsp;keşfi!” haberleri zengin olduk anlamına mı gelir ?)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Petrolün kalitesi petrolün akıcılığı ile ilgili bir olaydır ve birimi API dır. Kolay akan petrolün API&nbsp;değeri yüksektir. Ağdalı petrolün API değeri düşüktür. Rafineriler genelde düşük API’lı (düşük&nbsp;kaliteli) petrolü, maliyetleri arttırdığı için almak istemezler. Şirketler de bir sahada elde ettikleri&nbsp;düşük kaliteli petrolü başka bir sahadan ürettikleri yüksek kaliteli petrolle karıştırılarak (paçal&nbsp;yaparak) rafinerilerin kabul edebileceği bir petrol kalitesini tutturmaya çalışırlar. Kalitesine göre&nbsp;ham petrolün satış fiyatı da değişir. Ancak bu çok da ciddiye alınacak bir fark değildir. Bizdeki&nbsp;petroller hem düşük kaliteli hem de orta kalitelidir. Paçal yapılarak satılır. Kaliteli petrolle zengin&nbsp;olmuş sayılmayız. Ancak üretim miktarını arttırmakla zenginleşebiliriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>16. Türkiye’deki tüm petrolü bulup çıkardık mı ki yurt dışında petrol arıyoruz, paramızı harcıyoruz?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu soruya en güzel cevap petrol ülkesi olmayan Fransa’nın <a href="https://www.total.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Total</a>, İtalya’nın <a href="https://www.eni.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Eni</a>, İspanya’nın <a href="https://www.repsol.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Repsol</a> ve Avusturya’nın <a href="https://www.omv.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">OMV</a> şirketleri ile verilebilir. Türkiye gibi petrol ülkesi olmayan bu ülkeler, büyük ölçekli petrol şirketlerine sahiptirler. Petrolün kolayca taşınabilir bir emtia olmasından dolayı yurtdışında ürettikleri petrolü ülkelerine getirerek petrol ihtiyaçlarını karşıladıkları gibi getiremedikleri petrolü ürettikleri yerde satıp, aşağı yukarı aynı fiyattan kendilerine yakın bir petrol üreticisinden petrol satın alma yolu ile yurtdışında ürettikleri petrolü kendi ülkelerine getirmiş olurlar. Hatta, yukarıda ismi zikredilen Total ve Eni gibi şirketler “yurtdışında kendi ülkelerinin petrol ihtiyacından daha fazla üretim yaparak” ülkelerini net petrol ihraç eden ülke konumuna getirmişlerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>17. Sürekli petrol keşifleri oluyor ama neden hala petrol ithalatımız yüksek?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Petrol keşifleri yapıyoruz. Bu TPAO gibi ana faaliyeti arama ve üretim olan şirketler için önemlidir.&nbsp;Bu tür şirketler varlıklarını sürdürebilmek için ürettikleri petrol kadar rezervi, yapılan keşifler ile&nbsp;yerine koymak zorundadır. Yeraltındaki petrol rezervi bu tür şirketlerin sermayesidir. Ürettiği petrol&nbsp;kadar rezervi yapılan keşifler ile yerine konamıyorsa şirket öz sermayesinden kayba uğramış olur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sahalar da zamanla yaşlandığı için üretim düşer. Son yıllarda yapılan keşifler, üretimdeki düşme&nbsp;eğilimini durdurmuş ve bir miktar da artış sağlanmıştır. Tüm bu olumlu gelişmelerin yanında,&nbsp;artan ülke nüfusu ile birlikte petrol talebi de artmaktadır ve yerli üretimin ihtiyacı karşılama oranı&nbsp;%9 civarında kalmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>18. Ne kadar petrol bulursak benzin fiyatı yarıya iner?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Benzin fiyatları bulunan petrol ile alâkalı değildir. Petrolün uluslararası pazarda satış fiyatı dünyadaki&nbsp;petrol borsalarında belirlenir. Bu baz fiyatın üzerine her ülke kendi mali politikalarına uygun bir&nbsp;vergilendirme uygular. Türkiye’deki yüksek akaryakıt fiyatının önemli bir bölümü akaryakıt&nbsp;üzerindeki vergilendirmedir. Akaryakıt temininde ağırlıklı olarak dışa bağımlı olduğumuzdan,&nbsp;yüksek miktarlarda petrol çıkarıp ihraç eden bazı ülkelerdeki gibi, iç piyasada ucuz akaryakıt&nbsp;satışını tercih etmiyor olabiliriz. Çünkü petrol ihraç eden bir ülke ile petrol ithal eden bir ülkedeki&nbsp;akaryakıt tüketimleri ve maliyetlerinin ülke ekonomileri üzerindeki etkileri de farklı olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>19. Bir yerde petrol bulunursa oraya hemen rafineri kurulur mu?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir yerde petrol bulunursa orada hemen rafineri kurulmaz. Rafinerinin kurulması için rafinerinin&nbsp;işletme ömrünce işleyeceği petrolün kolayca temini gerekir. Bunun için rafineri ya uzun süreli&nbsp;olarak çok büyük bir petrol üretiminin gerçekleştiği yerde, ya da petrolün içerden ve/veya dışarıdan&nbsp;kolayca ve kesintisiz olarak getirilebileceği yerlerde kurulur. Petrol en kolay şekilde yüzen&nbsp;tankerlerce taşındığı için, rafinerilerin çoğu deniz kenarında ya da petrol taşıyan boru hatlarının&nbsp;kesişme yerlerinde kurulur.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>20. Arazimde petrol çıkarsa zengin olur muyum?</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Arazinizde petrol çıkarsa zengin olamazsınız. Türkiye’de yeraltı zenginlikleri devlete aittir. Devlet de <a href="https://www.pigm.gov.tr/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">PİGM</a> (Petrol İşleri Genel Müdürlüğü) aracılığı ile petrol ve doğalgaz arama ve üretimi ruhsatlarını belirli şartlarda başvurmuş firmalara verebilir. Bu durumda arazi sahibine, ancak kuyunun üzerine oturduğu arazi parçasının kamulaştırma bedeli ödenir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Enerji ve Hedef Dergisi’nin 2010/Ocak&nbsp;sayısında yayınlanan bu yazının bütün hakları Tayland Efeoğlu’na aittir.</em></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="540" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/documerica-x-EG-R-bUTI-unsplash.jpg" alt="" class="wp-image-1015" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/documerica-x-EG-R-bUTI-unsplash.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/documerica-x-EG-R-bUTI-unsplash-300x203.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/documerica-x-EG-R-bUTI-unsplash-768x518.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Haziran 1973: Wyoming, Teapot Dome yakınlarındaki petrol kuyuları (Boyd Norton / <a href="https://unsplash.com/photos/a-group-of-oil-pumps-sitting-on-top-of-a-field-x-EG-R-bUTI" data-type="link" data-id="https://unsplash.com/photos/a-group-of-oil-pumps-sitting-on-top-of-a-field-x-EG-R-bUTI" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Documerica</a>)</figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İsviçre’deki Jeotermal Sondaj Deprem Nedeniyle Durduruldu</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/isvicredeki-jeotermal-sondaj-deprem-nedeniyle-durduruldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Jun 2025 22:48:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Enerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=959</guid>

					<description><![CDATA[İsviçre’nin&#160;St. Gallen&#160;şehri yakınlarında, jeotermal kaynaklar için yapılan sondaj çalışması depreme neden oldu. 140 santigrat derece sıcaklıktaki termal akışkana ulaşmak için yerin&#160;4.000-4.500 metre derinliğinde yapılan sondaj&#160;sonrası bölge, 3,6 büyüklüğündeki depremle sarsıldı. Bazı binalarda ufak hasarlar oluştuğu bildirildi. Bu yüzden, İsviçre’nin yenilenebilir enerji atağı, meydana gelen deprem nedeniyle duraksamaya girdi.&#160;Deprem sonrası daha fazla araştırma yapılması için jeotermal...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">İsviçre’nin&nbsp;<em>St. Gallen</em>&nbsp;şehri yakınlarında, jeotermal kaynaklar için yapılan sondaj çalışması depreme neden oldu. 140 santigrat derece sıcaklıktaki termal akışkana ulaşmak için yerin&nbsp;<a href="https://www.geothermie.stadt.sg.ch/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">4.000-4.500 metre derinliğinde yapılan sondaj</a>&nbsp;sonrası bölge, 3,6 büyüklüğündeki depremle sarsıldı. Bazı binalarda ufak hasarlar oluştuğu bildirildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden, İsviçre’nin yenilenebilir enerji atağı, meydana gelen deprem nedeniyle duraksamaya girdi.&nbsp;<strong>Deprem sonrası daha fazla araştırma yapılması için jeotermal sondaj projesi geçici bir süre durduruldu.</strong>&nbsp;Sismologların çalışmaları sonucu,&nbsp;<em>St. Gallen</em>&nbsp;bölgesinde jeotermal sondaj yapılırken meydana gelen deprem sonrası artçı sarsıntıların 581 olduğu saptandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Stefan Wiemer (<a href="https://www.seismo.ethz.ch/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İsviçre Sismoloji Servisi</a>): “Düzenli sismik şokların aslında en küçükleri olduğunu kavradık. Buradaki ana problem hasar verici depremlerden uzak kalabilmek. Maalesef bu konuda bir deneyimimiz yok.”&nbsp;Jeotermal sondajlarda ortaya çıkan sismik hareketlenmeler başka ülkelerde de sık gözleniyor. Almanya’nın&nbsp;<em>Staufen</em>&nbsp;şehrinde oluşan çatlaklar da yine bir jeotermal kazı sırasında ortaya çıkmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Almanya’da Münih yakınlarında bulunan yeşil enerji üretim tesisinde çalışmaların fikir babası Erwin Knapek yer altında her türlü riskin bulunduğunun altını çiziyor: “Sismik şok riskiyle yaşamak durumundayız. Bunların çoğu hissedilemeyecek kadar küçükler; ama arada büyük olanlarını da yaşamıyor değiliz. 3,4 veya 3,6 şiddetinde artçılar yaşanabiliyor; ancak çevreye zarar vermiyorlar. Bu her sondajda yüzleştiğimiz bir risk.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Jeotermal enerji kullanımı için yeteri kadar derinliğe inilmesi gerekiyor ve 140 santigrat dereceyi aşkın su veya gazın çıkarılması esas alınıyor. Bu sıcaklıktaki kaynak daha sonra elektriğe çevriliyor. Yerkabuğunun çeşitli derinliklerinde birikmiş ısı kaynaklarının oluşturduğu enerjiden doğrudan yaralanmayı esas alan jeotermal enerji, sismik risklere gebe bir kaynak olarak biliniyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzmanlara göre, İsviçre’nin jeotermalden elektrik üretme potansiyeli çok yüksek.&nbsp;<a href="https://www.popsci.com/science/article/2010-03/does-geothermal-power-cause-earthquakes" target="_blank" rel="noreferrer noopener">2006-2007 yıllarında İsviçre’nin ilk jeotermal enerji santrali projesi iptal edilmişti.</a>&nbsp;Çünkü, sondajların Basel yakınlarında bir dizi depreme sebep olduğu saptanmıştı. Hatta bazı sarsıntıların, 3′ten büyük olduğu ölçülmüştü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2011′de İsviçre meclisi 2034 yılına kadar nükleer santrallerin kapatılmasını onaylamış ve alternatif araştırmalara öncelik kararı almıştı. Jeotermal bu seçeneklerden biriydi; fakat yaşanan jeotermal kökenli depremler, güvenlik-maliyet-fizibilite kaygılarını artıracağa benziyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yenilenebilir, sürdürülebilir, tükenmez, ucuz, güvenilir, çevre dostu, yerli ve yeşil bir enerji türü olan jeotermal enerji; Türkiye’de Aydın, Denizli ve Çanakkale şehirlerinde kullanılıyor.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<h3 class="wp-block-heading">Mikrobeben nahe der Tiefbohrung St. Gallen aufgezeichnet</h3>



<p class="wp-block-paragraph">St Gallen Mikrobeben 14. bis 18. Juli 2013</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beim geplanten Geothermieprojekt St. Gallen werden derzeit Test- und Stimulationsmassnahmen in geothermischen Reservoirgesteinen in einer Tiefe von 4000 &#8211; 4500 Metern durchgeführt. Unter Druck wird dabei für einige Stunden verdünnte Salzsäure in das Gestein in der Nähe des Fusspunkts der Tiefbohrung Sankt Gallen GT-1 eingebracht, um das Bohrloch von Bohr- und Gesteinsresten zu reinigen und dieses hydraulisch besser an das umgebende Gestein anzukoppeln. Der Schweizerische Erdbebendienst (SED)&nbsp;<a href="https://www.seismo.ethz.ch/monitor/temp_net/sg/index" target="_blank" rel="noreferrer noopener">überwacht diese Arbeiten</a>&nbsp;mit einem dichten Netz von sechs Erdbebenstationen, im Rahmen des Projektes&nbsp;<a href="https://www.seismo.ethz.ch/research/groups/spec/projects/ProjectGeoBest/index" target="_blank" rel="noreferrer noopener">GeoBest</a>&nbsp;und in Zusammenarbeit mit den&nbsp;<a href="https://www.geothermie.stadt.sg.ch/aktuell/uebersicht.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Sankt Galler Stadtwerken (sgsw)</a>&nbsp;und dem&nbsp;<a href="https://www.bfe.admin.ch/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Bundesamt für Energie</a>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ziel der Überwachung ist es einerseits, die mechanischen und chemischen Prozesse bei Tiefbohrungen besser zu verstehen. Andererseits kann der SED die sgsw so frühzeitig auf ungewöhnliche seismische Aktivität hinweisen.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Seit dem Beginn des Testprogramms am 14. Juli 2013 hat der SED wie erwartet einige Mikrobeben registriert, die im Bereich des Fusspunktes der Tiefbohrung lokalisiert werden konnten.&nbsp;Die Mikrobeben sind so klein, dass sie nur an den Stationen des speziell für die Überwachung errichteten Netzwerkes aufgezeichnet werden konnten. Für das stärkste Beben, am 14. Juli 2013 um 12:06:35 (UTC), wurde eine von&nbsp;Lokalbebenmagnitude (Richterskala) von ML=0.9 bestimmt. Beben dieser Grösse können von Menschen nicht verspürt werden.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aufgrund der geringen Stärke und der daher recht schwachen Signale ergeben sich Unsicherheiten in der Lokalisierung von ungefähr einem Kilometer. Die sehr grosse Ähnlichkeit der Seismogramme, wie sie z.B. an der Bohrlochstation SGT00 beobachtet werden (siehe Abbildung), deutet darauf hin, dass die Erdbeben in einem Abstand von wenigen 100 Metern voneinander aufgetreten sind.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neben den lokalisierbaren Mikrobeben, die auf den Erdbebenlisten des SED aufgeführt sind, wurden über 40 weitere Kleinsterdbeben an der Bohrlochstation SGT00 aufgezeichnet, die in 205m Tiefe direkt über dem Fusspunkt der Tiefbohrung GT-1 eingerichtet wurde. Diese Erdbeben gehören zu den kleinsten jemals in der Schweiz registrierten Erdbeben. Die von ihnen ausgesandten Erdbebenwellen sind ca. 500 mal kleiner als jene des bisher stärksten Bebens&nbsp;der Sequenz (siehe oben) und haben Lokalmagnituden im negativen Bereich (bis ML ~ -1.0).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Die derzeit beobachtete Seismizität im Bereich der Geothermiebohrung GT-1 entspricht bisher den Erwartungen und stellt somit unserer Einschätzung nach keinen Grund zur Beunruhigung dar. Der SED wird die detailliert seismische Überwachung auch in den nächsten Monaten weiter führen.</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ayrıntılar</strong><br>Euronews, <a href="https://tr.euronews.com/2013/07/20/deprem-etkisi-yaratan-sondaj-calismasi/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">‘Deprem etkisi yaratan sondaj çalışması’</a>, 30 Temmuz 2013<br>Euronews, <a href="https://tr.euronews.com/2013/07/29/jeotermal-enerji-depreme-yol-aciyor/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Jeotermal enerji depreme yol açıyor</a>, 30 Temmuz 2013<br>Euronews, <a href="https://www.euronews.com/2013/07/29/geothermal-plans-halted-after-earthquake/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Geothermal plans halted after earthquake</a>, 5 Ağustos 2013<br>Geni, <a href="https://www.geni.org/globalenergy/library/renewable-energy-resources/world/europe/geo-europe/geo-switzerland.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Geothermal Energy in Switzerland</a>, 5 Ağustos 2013<br>Popsci, <a href="https://www.popsci.com/science/article/2010-03/does-geothermal-power-cause-earthquakes" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Does Geothermal Power Cause Earthquakes?</a>, 5 Ağustos 2013<br>SED, <a href="https://www.seismo.ethz.ch/sed/news/Chronologie_SG/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Chronologie Erdbeben Geothermieprojekt St. Gallen</a>, 5 Ağustos 2013</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="456" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/swissheatflow.jpg" alt="" class="wp-image-960" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/swissheatflow.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/swissheatflow-300x171.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/swissheatflow-768x438.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">İsviçre’nin jeotermal potansiyeli için ısı akısı haritası. Görüntü: Medici F., Rybach L., (1995): Geothermal map of Switzerland 1:500.000 (Heat Flow Density). Beitr. Geol. Schweiz, Ser. Geophys. Nr. 30, 36 p.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="650" height="360" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/swiss_quake_geothermal.jpg" alt="" class="wp-image-961" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/swiss_quake_geothermal.jpg 650w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/swiss_quake_geothermal-300x166.jpg 300w" sizes="(max-width: 650px) 100vw, 650px" /><figcaption class="wp-element-caption">İsviçre’nin 20 Temmuz 2013 tarihli deprem haritası. Görüntü: SED</figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Modern Zemin Mekaniği’nin Kuruluşu: Karl von Terzaghi ve Türkiye</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/modern-zemin-mekaniginin-kurulusu-karl-von-terzaghi-ve-turkiye/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Jun 2025 21:40:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=955</guid>

					<description><![CDATA[“Modern Zemin Mekaniği”nin kurucusu Karl Terzaghi (1883-1963)’dir. Terzaghi’nin ataları bugün İtalya topraklarında bulunan Lombardiya, Ladi’de uzun bir askeri geçmişe sahiptirler. Karl Terzaghi’de 2 Ekim 1883′te Prag’da Albay Anton ve Amalia Terzaghi’nin çocukları olarak dünyaya gelir. Babasının 1890 yılında erken ölümü üzerine Karl Terzaghi’nin vasiliğini annesinin babası Karl Eberle üstlenir. Dedesi Karl Eberle 1846 yılında Viyana...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">“Modern Zemin Mekaniği”nin kurucusu Karl Terzaghi (1883-1963)’dir. Terzaghi’nin ataları bugün İtalya topraklarında bulunan Lombardiya, Ladi’de uzun bir askeri geçmişe sahiptirler. Karl Terzaghi’de 2 Ekim 1883′te Prag’da Albay Anton ve Amalia Terzaghi’nin çocukları olarak dünyaya gelir. Babasının 1890 yılında erken ölümü üzerine Karl Terzaghi’nin vasiliğini annesinin babası Karl Eberle üstlenir. Dedesi Karl Eberle 1846 yılında Viyana Teknik Üniversitesi’nden mezun olmuş deneyimli ve çok enerjik bir mühendistir. Makine Mühendisi olan dedesi uluslararası bir konsorsiyumun genel müdürü olarak Romanya’da tütün fabrikasyonu organize etmiştir. Dedesinin sağlam karakterinin, güçlü ve sade kişiliğinin Terzaghi’nin ergenlik çağına kadarki gelişiminde etkisi büyük olmuştur.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="283" height="434" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/terzaghi_lab.jpg" alt="" class="wp-image-956" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/terzaghi_lab.jpg 283w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/terzaghi_lab-196x300.jpg 196w" sizes="(max-width: 283px) 100vw, 283px" /><figcaption class="wp-element-caption">Karl von Terzaghi laboratuvarda. Görüntü: ?</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Aile geleneğini sürdürmek üzere Karl Terzaghi küçük yaşta henüz dokuz yaşındayken askeri okula yatılı olarak verilir. Güns’teki bu askeri ortaokul Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun Kraliyet Deniz Kuvvetleri’ne subay adayı yetiştirmektedir. Terzaghi’nin çağdaşı ve çağımızın önemli yazarlarından Robert Musil bu okuldaki hayatı “Genç Törless’in Anıları” isimli romanında ayrıntılarıyla anlatır. Okuldaki disiplin Spartalı yaşama biçimi Terzaghi’nin daha sonraki hayatında karşılaştığı güçlüklerle baş edebilmesi açısından yararlı bir temel oluşturmuştur. Subaylardan özellikle Kutup Kaşifi Üsteğmen Julius von Player, keşiflerle ilgili yaptığı konuşmalarla Karl Terzaghi’yi çok etkiler. Terzaghi onun etkisiyle 15 yıl kadar uzunca süren kaşif olma hülyaları kurar. Bu hülyası ancak 1906 yılında Alpler’e tırmanırken geçirdiği bir kaza sonucunda ağır yaralanınca sona erer.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karl Terzaghi’nin 1898 yılında İmparatorluk Kraliyet Deniz Kuvvetleri Akademisi’ne girmek için yaptığı müracaat hafif bir göz arızası nedeniyle reddedilince o yıl askeri okulu terk eder ve Graz’daki fen lisesine geçerek oradan&nbsp;1900 yılında mezun olur. Aynı yıl Graz Teknik Üniversitesi’nin Makine Mühendisliği Fakültesi’ne kaydını yaptırır. Mühendislik derslerine dört yıl boyunca ilk ve son dersin haricinde devam ettiğini söylemek zordur. Terzaghi aslında devamsız bir öğrenci değildir. Sadece, devam etmesi gerekenler, dersler değildir. Yoksa 19. yüzyıl felsefesi, felsefe tarihi, deneysel psikoloji, sanat tarihi, genel jeoloji, petrografi, paleontoloji, teorik astronomi gibi derslerin en devamlı öğrencisidir. Graz Teknik Üniversitesi’ndeki öğrencilik yıllarında kendisini önemli oranda etkileyen, kişiliğinin şekillenmesinde ve hayatının yönlenmesinde rol oynayan iki kişi olmuştur. Bunlar okulun seçkin profesörlerinden dünyaca ünlü hidrolik profesörü Forchheimer ile tatbiki mekanik profesörü Wittenbauer’dir. Terzaghi’ye göre bilimsel yöntemi her türlü bilgiye kuşkuyla bakmayı, doğa olaylarının teorik araştırmalarındaki&nbsp; hata&nbsp;paylarını&nbsp;değerlendirmeyi&nbsp;basit&nbsp;ve açık soru sormayı öğrenmede Forchheimer’in katkısı büyüktür. Önce hocası, sonra arkadaşı olan Wittenbauer’un ölümü nedeniyle Terzaghi, 14 Mart 1922 tarihinde günlüğüne şunları yazar: “Ölüm olayını hiçbir zaman önemsemedim. Savaştan beri ölümle ilgili duygularımı tamamen yitirdim denebilir. Yaşayanlarla mücadele insanı o kadar tüketiyor ki ölüler için kuvvet kalmıyor. Fakat Wittenbauer’ın ölümü beni derinden etkiledi. O bir mücadele adamı ve araştırmacı simgesiydi. Onu daima hatırlayacağım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Terzaghi 1904 Haziranında bitirme sınavını başararak Graz Teknik Üniversitesi’nden makine mühendisi olarak mezun olur. Mezuniyetinden sonra birkaç ay Andritz’teki bir makine fabrikasında gönüllü stajyer olarak çalışır. Bu süre zarfında hayatını makine mühendisi olarak sürdüremeyeceğini iyice anlar. 1904 yılı sonbaharında bir yıl sürecek askerlik görevi başlar. Piyade alayındaki askerlik görevi sırasında o zamanların jeoloji alanında çok ünlü temel bir kitabı olan Geikie’nin İngilizce olarak yazdığı&nbsp;<a href="https://web.archive.org/web/20140615225854/http://archive.org/details/outlinesoffieldg00geikiala" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Arazi Jeolojisi’nin Ana Hatları</a>‘nı Almanca’ya çevirir. Askerlik hizmetini tamamladıktan sonra makine mühendisliğinin onu tatmin etmeyeceğinin farkında olan dedesi, onun istediği alanda bir yıl daha öğrencilik yapmasını destekler. O bir yıl süresinde Terzaghi çalışmalarını Graz Teknik Üniversitesi’nde çok sevdiği jeoloji ve inşaat mühendisliği disiplinlerinde yoğunlaştırır. Köprüler ve demiryolları ile ilgili derslere devam eder. Bundan sonra inşaat mühendisliği alanında çalışmaya karar verecek ve bu suretle jeoloji ile ilgisini hiç kaybetmeyecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Terzaghi 1906 yılının sonbaharında Viyana’da Adolf Pittel Mühendislik ve Müteahhitlik Firması’nda proje mühendisi olarak çalışmaya başlar. Firmada bir yandan teknik bilgilerini arttırırken diğer yandan firmaca kendisine jeoloji alanındaki yeteneği ve bilgisi nedeniyle özel bir değer verildiğini fark eder. Bu sırada görünürde temeli sağlam zemin tabakaları üzerine atılmış bir barajın çökmesi ve Viyana şehir merkezinde inşa edilmekte olan çok katlı, yüksek bir yapıda meydana gelen beklenmeyen aşırı oturmalar, Terzaghi’yi çok etkiler. Olaylar karşısındaki çaresizlik duygusu onu jeoloji ve temel mühendisliği bilimleri arasında olması gereken ilişki üzerine düşündürür. İşte bu sıralarda kendini bu ilişkiyi araştırmak üzere yönlendirmeye karar verir.&nbsp; Bu önemli bir karardır.&nbsp; Artık bundan sonra Terzaghi yolunu seçmiş durumdadır. Bu yolun ne kadar uzun ve zorlu geçeceğinin henüz farklında değildir. Bu yolda yürürken sıkılacak, bunalacak, ümitsizliğe kapılacak fakat yürümekten asla vazgeçmeyecektir. “Evreka” diyebilmesi için sabırla on beş yıl daha beklemesi gerekecektir. Şirkette çalışırken işçi ve ustalarla iletişim kurmayı ve işi disiplinli bir şekilde yürütmeyi öğrenir. İş idaresi ve organizasyondaki başarısı amirlerinin gözünden kaçmaz. İçlerinden biri Terzaghi için “Onun bizim dükkanda fazla kalacağını zannetmiyorum. Şimdiden onu Nil üzerinde dev bir barajın organizasyonunu yönetirken görüyorum.” demiştir. Nitekim kehaneti doğru çıkacak ve Terzaghi ilerde Nil üzerindeki Asvan Barajı’nın danışma kurulu başkanı olarak görev yapacaktır.&nbsp;1909 yılı sonbaharında çalıştığı yerdeki tünel işinin tamamlanmasından sonra Viyana’ya döner. Orada Adriyatik kıyısında, Hırvatistan’ın hidroelektrik güç santrallerinin projesini hazırlamak üzere bir şirketler grubundan aldığı teklifi kabul eder. Terzaghi bu görevde geçirdiği iki yılın çok mutlu geçtiğini söyler. Çünkü yeniden uçsuz bucaksız dağlarına kavuşmuş ve aklını kurcalayan sorunların çözümüne katkıda bulunacağını umduğu faaliyetlerin içine girmiştir. 1911 yılı başlarında proje tamamlanır. Terzaghi bu süre zarfında Hırvatistan’daki karstların oluşumuyla ilgili bir teori geliştirmiştir. Bu teorisinde Terzaghi, Hırvatistan karstlarındaki polyelerin jeomorfolojik evrimini ve mevcut şev eğimlerini açıklar (<em>Polye: Karstlarda rastlanan uzun, dar ve derin, kapak vadiler</em>). MIT jeoloji profesörlerinden Herbert Einstein, Terzaghi’nin jeolog yanıyla ilgili araştırmasında bu teoriyi şöyle dile getirmektedir: “Terzaghi özellikle ormanlık arazideki karbondioksit üretiminin hızıyla ilgili olarak ormanlık alanda ve erozyona uğramış alandaki kireçtaşı erimeleri farkını gözlemiştir. Bunun sonucunda polyelerin, sel basmalarının ormanları yok ettiği yerlerde yüksekte kalmış yerler olduğu kanısına varmıştır. Bu olayın kireçtaşı erimelerinin hızının azalmasına sebep olduğuna karar vermiştir.” Macaristan Devlet Jeoloji Enstitüsü tarafından 1913 yılında yayınlanan ve savaş yüzünden elli yıl sonra uygulanabilen bu teoriyi Karl Terzaghi 1958 yılında yeniden İngilizce olarak yazıp, bastırmıştır. Hırvatistan’daki çalışmasının ardından Terzaghi Sen Petersburg’da Nevski Prospekt Caddesi’nde bir banka binasının temel kazısı ile ilgili ciddi problemlerle uğraşmak üzere arkadaşından aldığı mektubu olumlu cevap vererek Rusya’ya gider. Kentin güzelliği ve ortamın çekiciliği Terzaghi’de hayranlık uyandırır. Orada karşılaştığı kil ve turba zeminde atılmış radye bir temeldir. Temel çukuru yeterli önlemler alınmadan kazıldığı için komşu binalarda önemli oturmalar meydana gelmiş ve bir kısım binalar yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. O sırada Rusya’da paskalya tatili vardır.&nbsp;Terzaghi problemi inceledikten sonra odasına kapanır, son Avusturya sigarasını da tüketir. Üçüncü günün sonunda yeni proje doğmuştur. Terzaghi işin başına geçtikten birkaç hafta sonra da iş süresinde başarıyla biter. Terzaghi 1911 Aralık ayına kadar Rusya’da çalışmaya devam eder. Rusya’daki çalışması sırasında kaleme aldığı “Dairesel Tank Tabanlarının Hesabı” &nbsp;isimli teziyle 16 Ocak 1912 Graz Teknik Üniversitesi’nde doktorasını verir. Şimdi sıra düşlerini gerçekleştirmeyi umduğu seyahati yapmaya gelmiştir. Bu bir bakıma çocukluğundan beri içinde taşıdığı keşif gezisine çıkma arzusunun da gerçekleşmesi olacaktır. Keşfedeceği yer Amerika’dır. Geziye çıkmadan hemen önce daha sonra evleneceği ilk eşi Olga Byloff ile tanışırlar. Bu tanışma Terzaghi’nin kız kardeşi Ella’nın 1911 yılında düğünü sırasında gerçekleşir. Bundan sonra sık sık görüşürler. Terzaghi 1912 yılının başlarında “Hoşçakal, yeşil Steirmark!” diyerek Avusturya’ya veda eder. Amerika’ya onu götürecek gemi 16 Şubat 1912 Cuma günü Cukshaven limanından demir alır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Terzaghi’de çocukluğundan beri var olan uzaklara gitmek isteği, önceleri kutup keşiflerine katılma hevesine dönüşmüş, bu konuda karşılaştığı fiziksel engeller, içindeki bu derin arzuyu yok edememiş fakat Amerika gezisi gibi daha elverişli alanlara yöneltmiştir. Mühendislik öğrenimi sırasında çok sevdiği jeoloji ve mühendislik problemleri arasındaki tariflenebilir ilişki noksanlığı onun böyle bir geziyi gerçekleştirmesinde esas itici gücü teşkil etmiştir. Ondaki bu derin uzaklara gitme ve keşif arzusunun kökenini belki de babasını çok küçük yaşta kaybetmiş olmasından kaynaklanan boşluk duygusuna bağlamak mümkündür. Ve belki de bu nedenle hayatı boyunca en çok sevdiği iki ünlü kişinin Polonya kökenli İngiliz yazar Joseph Conrad ile İngiliz gazeteci ve kaşif Sör Henry Morton Stanley’in aynen kendisi gibi babalarını küçük yaşta kaybedip dedeleri tarafından yetiştirilen kişiler olmaları tesadüf değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Terzaghi’nin Amerika’ya gittiği yıllarda Başkan Roosvelt’in önceki yıllarda yapılması kararlaştırılan “Reform Kararnamesi” sulama programı başlamak üzeredir. Bu program her birinin keşif bedeli yaklaşık 80 milyon dolar civarında olan, yüksekliği 100 metreye yakın 60 kadar baraj ve sulama tesislerinin inşaat ve imalatını kapsamaktadır. Terzaghi bu programdan haberdardır ve uygulama esnasında karşılaşılacak problemlerin çözülmesi esnasında edinilecek deneyimlerin sistematik bir şekilde değerlendirilmesiyle eksikliğini hissettiği jeolojik malzemeyle mühendislik prensipleri arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarabileceğini umar. Amerika’da yapacağı bu bilgi toplama ve keşif gezisi esnasında işe girip çalışmayı düşünmüş olmakla birlikte, her ihtimale karşı maddi bir birikimi mevcuttur. Bu birikimin kaynağını çalışırken biriktirdiği paralarla, varlıklı dedesinden aldığı destek ve Avusturya Mühendisler ve Mimarlar Birliği’nin araştırma bursu teşkil eder. Bu bursa 31 Mart 1912′de Amerika’da sürekli bir iş bulma sıkıntısı ile karşılaştığı zaman başvurmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Terzaghi, Amerika gezisi esnasında gezip gördüğü yerlerin hemen hemen hepsindeki şantiye organizasyonlarını çok beğenir. Şantiyelerde gereksiz hiçbir sarfiyat ve enerji kaybı olmadığı ve şantiyelerin akılcılık ilkesine göre yönetildiği kanısına varır. Buna rağmen akılcılık ilkesinin ve yüksek verim kaygısının bulunmadığı fakat insanlar arasındaki ilişkilerin çok samimi ve sıcak olduğu Rusya’daki şantiyeleri sık sık özler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1912 yılı sonuna yaklaşılmış, Terzaghi hâlâ iş bulamamış ve parası bitmeye yüz tutmuş durumdadır. Mühendis olarak iş bulamayacağını anlar ve Kolumbiya Nehri’nin Big Eddy kesimindeki savakların yapımı esnasında sondör olarak çalışmaya başlar. Esas amacı hem para kazanmak, hem de Amerikan sondaj ve tahrip tekniklerini öğrenmektir. Terzaghi, bu sırada birlikte olduğu sıradan işçilerin duygu ve düşünce dünyalarını yakından tanıma fırsatı bulur. Aralarında birçok kişiyi kişisel cesaret, yardımseverlik ve teşhis yeteneği bakımından iyi okullarda okumuş akranlarından daha üstün bulur. Terzaghi onlarla birliktelikten büyük zevk alır. Yıllar sonra onlardan öğrendiği sondaj ve tahrip tekniğine ait bilgilere, kendi sosyal sınıfındaki kişilerden ve meslektaşlarından hiçbirinde rastlayamadığını itiraf edecektir. Aynı yıl kış sonuna doğru bir tahrip mermisinin vaktinden önce patlamasıyla yaralanır. Portland Oregon’daki hastaneden çıktıktan sonra yeniden iş ararken kenar mahallelerden birindeki bir Kafe’de, bir mimarla tanışır. Mimar ona, Portland’da yapılmakta olan bir kilisenin kubbesini hesaplayacak bir mühendis bulamadığından bahseder. Terzaghi kubbeyi hesaplar. Bu mimarın çok hoşuna gider ve Terzaghi’ye iş bulmakta yardımcı olur. Böylece bir yandan “Portland Gas and Coke Co.” şirketinin temel mühendisliği işlerini yaparken diğer yandan bir yıl boyunca topladığı zengin malzemeyi umduğunu bulma amacıyla tasnif eder ve değerlendirmeye çalışır. Sonuç umut kırıcı olur. Bütün gayretlerine rağmen incelediği jeolojik malzeme ile malzemenin inşaat sırasındaki davranışı arasında belirli bir bağlantı ortaya çıkaramaz. Birşeylerin eksikliğini hisseder, ama bu eksikliğin ne olduğunu henüz teşhis edemez. Çünkü vakit henüz erişmemiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Amerika’da mühendislerin karşı karşıya kaldığı kabul edilemez durum ve bazı ilginç kişilerin teşvikleri onda pamuk ve hurma yetiştirme işine yatırım yapma hevesi uyandırmışsa da gene de parasını Meksika’da inşaat işine yatırmıştır. Fakat Meksika ihtilali sırasında tüm parasını kaybetmiştir. Güney Amerika’da, Arjantin’e gidip iş yapmak üzere hazırlık yaparken, oradan gelen ekonomik krizle ilgili haberler bu seyahati engeller. Bunun üzerine Avusturya’ya dönmeye karar verir. Viyana’da iki meslektaşı ile anlaşıp bir inşaat şirketi kurmaya karar verirler. Yıl 1914′tür. İlk siparişlerini almalarının akabinde, Birinci Dünya Savaşı patlar. Şirket planları suya düşer. Terzaghi’ye 5 Ocak 1914′de Sırp cephesine üsteğmen olarak atandığı emri gelir. Görevi Tuna Nehri’nin Sava Kolu bölgesindeki piyade mevzilerinin genişletilmesi işidir. Emrine vasıflı ve vasıfsız işçilerden oluşan 260 kişi verilir. Terzaghi işi baştan sıkı tutar. Sarhoş ve dik kafalı olanları tespit edip ayıkladıktan sonra adamlarını Vienerberg’de tuğla fabrikasında onlar için hazırlanan koğuşlarına düzenli bir şekilde yerleştirmeyi başarır. Kendi konutunu da askerlere yakın bir yerden seçer. Daha sonra oraya kendisininki gibi üç birlik daha gelir. Onların komutanları Terzaghi’nin gösterdiği performansı gösteremedikleri için askerler arasında disiplinsizlik ve karmaşa baş gösterir. Fakat bu durum uzun sürmez, çok geçmeden her üç birlik de komutanlarıyla birlikte, Terzaghi’nin emrine verilir. Neticede disiplin sağlanır. Görev yerlerine sevk zamanı yaklaşmaktadır. Ancak, askerler arasında sağlık sorunları olanlar, hasta ve zayıflar vardır. Terzaghi’nin onların hekim kontrolü için yaptığı defalarca başvuru sonuçsuz kalır ve sağlık kontrolü yapılmadan sevk edileceklerine dair haberler gelir. Terzaghi’nin vicdanı buna elvermez ve sağlık kontrolünü kendisi yapmaya karar verir.&nbsp; Muayenesi sonunda 16 fıtık, 4 körlük derecesinde görme zayıflığı,&nbsp;4 ağır tüberküloz (verem), 2 frengi,&nbsp;8 ağır varis, 1 ağır egzamalı askerle 14 çok zayıf askeri tespit eder ve onların maaşlarını ödeyerek terhis eder ve karlı bir gecede evlerine uğurlar. Askerlerin ayrılırken Terzaghi’ye ifade ettikleri minnettarlık onu çok duygulandırır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Terzaghi komutasındaki işçi taburu ile güneydoğu cephesinde yollar, tüneller, köprüler gibi inşaat işlerini başarıyla gerçekleştirir. Alman ordusunun yardımıyla 9 Ekim 1915′te Belgrad düşünce işler yavaşlar. Terzaghi daha aktif bir göreve tayinini ister ve Aspern’deki hava filosu birliğine tayini çıkar. Terzaghi’nin taburu Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Askeri İnşaat Amirliği tarafından üstün hizmet belgesiyle ödüllendirilir. Terzaghi 1915 yılları sonlarında Aspern’deki hava filosunun uçaklarının test edilmesinde kullanılan hava alanının komutanı olur. Orada dünyaca ünlü Theodore von Karman ve Richard von Mises ile karşılaşıp tanışırlar. Terzaghi’nin komutanlığının başlangıcında test uçakları sık sık arızalanmaktadır. Ağır yaralanmalar ve ölümler olur. Bu tür kazalar haftada en az iki, üç kez olmaktadır. Terzaghi kendisi de makine mühendisliği eğitimi gördüğü için bunun uçakların tasarım hatası yüzünden olduğunu fark etmekte gecikmez. Düzeltilmesi için yaptığı girişimler fayda vermeyince merkezden emir çıkarttırıp her uçak kalkışında tasarımcılardan birinin de pilotun yanında yer almasını sağlayacak. Böylece kısa sürede kazalar hemen hemen, tamamen ortadan kalkacaktır. Terzaghi’nin Aspern’deki görevi 1916 yılı sonbaharında biter. Viyana’da, Avusturya Dışişleri Bakanlığı’na çağrılır ve kendisine İstanbul’da Yüksek Mühendis Mektebi’nde profesör olarak yol ve temel inşaatı dersleri vermek üzere davet mektubu verilir.&nbsp;Daveti yaptıran Terzaghi’nin Graz Teknik Üniversitesi’nden hocası Forchheimer’dir. Forchheimer o sırada Avusturya Devleti Danışma meclisi üyesidir ve İstanbul Yüksek Mühendis Mektebi’nde [bugünkü&nbsp;<a href="https://web.archive.org/web/20140615225854/http://www.itu.edu.tr/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İstanbul Teknik Üniversitesi</a>&nbsp;(İTÜ)] Osmanlı Devleti’nde mühendislik eğitiminin yeniden organize edilmesi işiyle görevlendirilmiştir. Forchheimer, Terzaghi’deki cevheri önceden fark edenlerden biridir. Bu davetin amacı Avrupa savaşın ortasında çalkanırken hem sevdiği ve beğendiği Terzaghi’ye nisbeten sakin bir akademik ortam sağlamak hem de kendine bildik, güvenilir bir dost temin etmektir. Terzaghi bu daveti kabul eder.&nbsp;Bu arada Terzaghi’nin hayatında önemli bir değişiklik olur. Tanıştıktan sonra ilişkileri sürekli devam eden Olga Byloff ile evlenirler. Bu sırada Olga hamiledir, kızları 13&nbsp;Mayıs 1916′da dünyaya gelir ve onlar haziran ayında evlenirler. Terzaghi ailesiyle birlikte eylül ayı başlarında, İstanbul’a gelir. Gelişini şöyle anlatır: “1916′da güzel bir Eylül akşamı İstanbul’a geldim. Dünyanın en güzel limanlarından birini çevreleyen bu şehri parıldayan güzelliğiyle görür görmez büyülendim ve birçok ulustan birçok insanın daha önce başına geldiği gibi bu büyüyü o gün bu gündür yenemedim.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Terzaghi 12 Eylül 1916′da Mühendis Mekteb-i Alisi’nde (İstanbul Teknik Üniversitesi) görevine başlar. Savaş yıllarıdır. Osmanlı ordusu, ittifak devletleri Almanya ve Avusturya’nın yanında, itilaf devletleri Rusya, İngiltere ve Fransa’ya karşı savaşmaktadır. Savaş dolayısıyla teknik üniversite öğrencilerinin çoğu cepheden gelen genç subaylardır. Bunlar eğitimlerini tamamladıktan sonra tekrar birliklerine katılmak üzere cepheye gideceklerdir. Terzaghi’nin okulda verdiği dersin adı Usul-ü Umumiye-i İnşaat (Genel İnşaat Yöntemleri)’tır. Bu dersler bugünkü adıyla temel inşaatı, yol ve demiryolu derslerinin konularını kapsar. Derslerin haftada 10 saat ve Fransızca olarak verilmesi gerekmektedir. Terzaghi birkaç hafta içinde ders notlarını Fransızca olarak hazırlar. Asistanı İlyas (Cural) Bey sınıfta ona yardımcı olmaktadır. Böylece dünyada ilk kez daha sonra bütün dünyanın modern zemin mekaniğinin kurucusu olarak selamlayacağı Terzaghi tarafından zemin mekaniği ve temel inşaatı dersleri İstanbul Teknik Üniversitesi’nde verilmeye başlanır. Bu derslerin orijinal ders notları 1995 yılında İTÜ tarafından organize edilip yapılan “Zemin Mekaniğinin 70 Yılı” adlı uluslararası sempozyum sırasında tıpkı basımı yapılarak katılımcılara verilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Terzaghi, Tophane ve Tünel arasında eski adıyla Yazıcı Sokağı’nda (şimdiki Serdarı Ekrem Caddesi) Helbig apartmanında (şimdiki Doğan apartmanı) küçük bir daire kiralar, odası Boğaziçi ve Marmara manzaralıdır. Toplam süresi on saatten fazla olan dersleri haftanın iki günü aralıksız beşer saat ve üçüncü gün birkaç saat ders vererek tamamlar. Geri kalan zamanını kafasını öteden beri meşgul eden zeminler için&nbsp;<em>mukavemet</em>&nbsp;(dayanım) bağıntılarını ortaya çıkaracak çalışmalara ayırır. Artık vakit erişmek üzeredir. Bu işin ancak deney yoluyla yapılabileceğine karar verir ve coşkuyla işe koyulur. Deneylerde ilk kullandığı malzeme kumdur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O yıllar deney yapabilmek için okulda gerekli araçlar yoktur. Kurduğu laboratuvarının araçları boş sigara kutuları, okulun mutfak terazisi ve birkaç çelik şeritten ibarettir. Bir istinat duvarı arkasındaki yanal toprak basınçlarına ait ilk öncü çalışmaları bu aletlerle yapar. Elde ettiği sonuçları önce Avusturya’da bir inşaat mühendisliği dergisinde sonra da 1920 yılında Amerika’da çıkmakta olan “Engineering News Record”ta “Eski toprak basıncı teorileri ve yeni deney sonuçları” başlığı altında yayımlar. Bulduğu sonuçlar ileride çok pahalı ve gelişmiş aletle yapacağı deneylerle bulacağı sonuçların aynıdır. İstanbul’da Terzaghi’nin ihtiyacı olan alet edevat, kütüphane gibi olanaklar çok sınırlıdır ama ileride kendisinin sık sık belirteceği gibi İTÜ’deki ortam çalışma özgürlüğü açısından çok avantajlıdır. 1916-1918 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde geçirdiği iki yılını Terzaghi “hayatının en mutlu ve en verimli iki yılı” olarak dile getirir. O sıralar Avusturya Türkiye’nin müttefiki ve dostudur. Bu nedenle Terzaghi’nin itibarı ve sosyal statüsü bir eğitim elçisi olarak imrenilecek düzeydedir. Başlangıçta aldığı maaş ailesiyle birlikte ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılamaktadır. Terzaghi, bu dönemde 1860-1917 yılları arasında basılmış, zemin mekaniği ve temel mühendisliğini ilgilendiren çok sayıda dokümanı, Avusturya’yı ziyaretleri esnasında Viyana’daki kitapçı ve kütüphanelerden temin ederek yüzlerce kitap, makale ve raporu sistematik olarak inceleyip, değerlendirme imkanı bulabilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Terzaghi</em>ler hafta sonlarını genellikle Boğaziçi veya Marmara kıyısında yaptıkları gezilere ayırırlar. İlk yıllar Terzaghi’nin eşiyle olan ilişkilerinin sorunsuz olduğu yıllardır. Sonradan bu ilişkiler bozularak ayrılığa kadar varacaktır. Boğaziçi’nin asma köprü veya tüp geçitle geçilmesi meselesi Terzaghi İstanbul Teknik Üniversitesi’nde çalıştığı yıllarda gündeme gelir. Bu işle bir İngiliz firması ilgilenmektedir. Terzaghi geçiş için önerilen güzergahlardan biri boyunca yapılan zemin araştırmalarına iştirak ederek İngiliz firmasına ön rapor hazırlar. Bir ara bölgede petrol taşıyıcı bitümlü kaya tabakalarının araştırmasıyla da özel olarak ilgilenmiş, Amerikan ve bazı Avrupa firmalarıyla irtibat kurarak konuşmalar yapmıştır. Fakat esas keşfi bölgedeki kil kaynaklarının seramik endüstrisi açısından çok elverişli olduğunun tespitidir. Nitekim Terzaghi’nin bu keşfi fazla zaman geçmeden değerini bulmuş ve bölgede Türkiye’nin en gelişmiş endüstrilerinden biri olan seramik endüstrisi kurulmuştur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1918 yılında Terzaghi’nin ekonomik durumu giderek bozulur. Maaşı yetmemeye başlar. Dışarıya iş yapabilmek için de zamanı yoktur. 6 Haziran 1918′de İstanbul’daki Avusturya Askeri Ateşeliği’ne mektup yazarak maddi destek talebinde bulunur. Çünkü okuldaki Alman öğretim üyelerine Alman Hükümeti yemek desteğine ilaveten % 30 maaş farkı ödemektedir. O yıl aksilikler birbirini kovalar. Osmanlı Devleti 30 Ekim 1918′de Mondros Mütarekesini imzalamış ve İstanbul, İtilaf devletleri ordusu tarafından işgal edilmiştir. İngiliz Yüksek Komiserliği’nin tebliğiyle Terzaghi’nin İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki işine müddet tanımadan ve hazırlıksız olarak son verilir. Terzaghi eşi ve çocuğuyla İstanbul’da parasız kalır. İyi bir tesadüfle o sırada İstanbul, Boğaziçi’nde mühendislik eğitimi veren bir Amerikan kuruluşu olan&nbsp;<a href="https://web.archive.org/web/20140615225854/http://www.robcol.k12.tr/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Robert Kolej</a>‘inin hocaya ihtiyacı vardır. Okulun termodinamik ve gaz makineleri hocası kişisel bir nedenle ani olarak işinden ayrılmıştır. Terzaghi’nin aynı zamanda makine mühendisi oluşu bu dersi vermek üzere teklif almasına neden olur. Şartların ağır olmasına ve ders vereceği konularda kendini yeterli hissetmemesine rağmen kontratı imzalamakta tereddüt etmez, çünkü görünürde başka çaresi yoktur. O sırada Robert Kolej Mühendislik Okulu’nun Başkanı Dr. Caleb F. Gates’dir. Dr. Gates 1881 yılında Türkiye’ye gelmiş ve Robert Kolej’in mühendislik bölümünü kendisi kurmuştur. Dindar ve iyi yürekli bir insandır. Terzaghi’ye iş vermekle aynı zamanda onun sınırdışı edilmesini erteletmiş olacaktır. İşgal kuvvetlerinin kurduğu komisyon Robert Kolej’de iş verildiği için Terzaghi’nin oturma iznini 20 Şubat 1919′a kadar uzatmıştır. 19 Ocak’a kadar ayrılması kesin görülen Terzaghi son an da İsveç Büyükelçisi’nin araya girmesiyle İstanbul’da kalabilmiştir. Fakat bunun bedeli çok ağırdır. Haftada 17 saat ders vermesi gerekmektedir. Bunlar gaz makineleri dersine ilaveten sulama, su kaynakları betonarme ve teorik hidrolik dersleridir. Terzaghi, Robert Kolej’de ders vermeye 10 Aralık 1918′de başlar. Birkaç hafta geçtikten sonra mühendislik okuluna ait bir binada küçük bir zemin mekaniği laboratuvarı kurmaya başlar. Rektör Dr. Gates Terzaghi’ye anlayış gösterir ve onun laboratuvar kurma çabasını 200 dolarlık bir bağışla destekler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Terzaghi’nin az bir ücret karşılığı hemen hemen boğaz tokluğuna çalışıyor olması eşiyle olan ilişkilerinin de bozulmasına neden olmaktadır. Terzaghi’nin bütçesi sınırlı olduğu için eşine en acil gereksinimlerini karşılamak üzere para verebilmektedir. Oysa eşi Olga ailesi ve yetişme şartları itibariyle rahat para harcama alışkanlığında olan bir kişiliğe sahiptir. Paranın Terzaghi’nin planladığı şekilde harcanmıyor olması sık sık tartışmalarına neden olmaktadır. Ayrıca Terzaghi’nin yoğun geçen öğretim faaliyetinden geriye kalan zamanının hemen hemen tümünü laboratuvarında geçirmesi de eşiyle aralarındaki sorunları ağırlaştırmaktadır. Terzaghi’nin hayat tecrübesi ve kişilik yapısı ona her türlü zorluğa ve yoksunluğa karşı sabırlı ve dayanıklı olmayı öğretmiştir. Ancak aynı şeyleri eşi Olga için söylemek mümkün değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Terzaghi, laboratuvarında çabalarını katı zeminlerin mukavemeti ve diğer fiziksel özelliklerinin araştırılması yönünde yoğunlaştırır. Araştırmalarında kullanmayı planladığı kil o sıralarda haydutların kol gezdiği bölgede ve en yakın otomobil yolundan 20 kilometre uzaklıktadır. Yetkililer bu şartlarda oralardan numune almanın son derece riskli olduğunu ve bu sorumluluğun kendisine ait olacağını Terzaghi’ye bildirirler. Terzaghi deneylerini sürdürmek için numune almaya kararlıdır. Önce hurdalıkta duran bir arabayı arkadaşının yardımıyla çalışır hale getirir. Sonra okuldan iki cesur öğrencisini yanına alarak Karadeniz kıyısında kil alacakları bölgeye (Kilyos) giderler. Sırt çantalarına 60 kilogram kadar kil numunesi alırlar. Yolda kendilerini durdurmaya çalışan haydutlara karşı silahlarını iki kez ateşlemek zorunda kalırlar. Sağ salim Robert Kolej’e geri döndükleri için çok sevinmişlerdir. Bu killer Terzaghi’nin 1925 yılında bastıracağı Erdbau mechanik isimli Modern zemin mekaniğinin kuruluş belgesi olarak kabul edilen kitabında adı geçen II ve IV numaralı killerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Artık vakit erişmiştir. Terzaghi 1919 yılı Mart ayında bilimsel temele dayanarak araştırma hazırlıklarına başlar. Bu aynı zamanda modern zemin mekaniğinin kuruluş hazırlıklarıdır. Mutlu bir tesadüfle modern zemin mekaniğinin doğuşu, Türk Kurtuluş Hareketiyle aynı zamanda başlamış ve ürünlerini aynı periyotta vermiştir. Terzaghi 1919 yılı Mart ayı başlarında bir kağıda araştırmaları için gereken her şeyi yazar ve aletlerin şemalarını çizer. Bunlar üç aletten ibarettir. Modern zemin mekaniğinin kuruluşunun ilk belgesi olarak isimlendirilebilecek bu kağıdın orijinali Norveç Geoteknik Enstitüsünde nem yüzdesi kontrol edilen bir odada Terzaghi’nin madalyaları, ödüller ve günlüklerinin orjinalleri ile birlikte çelik bir kasa içinde muhafaza edilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Norveç Geoteknik Enstitüsünün karizmatik yöneticisi Terzaghi’nin dostu Bjerrum &nbsp;(1918-1973) zemin mekaniğinin bu kuruluş hikayesini biraz fantazi katıp renklendirerek Newton’un elma hikayesini andırır bir biçimde anlatır. Bjerrum’un anlattığına göre Terzaghi savaş sonrası İTÜ’den çıkarılmış, yaşamını sürdürebilmek için Robert Kolej’de boğaz tokluğuna çalışmayı kabul etmiş,&nbsp; depresyona girmiş bir ruh hali içinde bahçesinde bir kayaya oturmuş Haliç’e bakarak düşünürken, aklına aniden zemin mekaniğinin kanunlarını keşfetmek için ne yapması gerektiğine ait düşünceler gelir ve bunları kağıda döker. Oysa Robert Kolej’den Haliç’in görülmesinin mümkün olmadığını bilmese bile Arşimet’in ve Newton’un keşifleri gibi, Terzaghi’nin keşfinin de ani olmadığını, uzun ve zahmetli bir sürecin sonunda ortaya çıktığını Bjerrum şüphesiz bilmektedir. Bu anlatımla Bjerrum muhtemelen Terzaghi’nin çok sevdiği ve sık sık ziyaret ettiği haliç manzaralı ‘Pierre Loti Kahvesi’ni de zemin mekaniğinin kuruluş hikayesine katmak istememiş ve akıllarda yer etmesi için hikayeyi renklendirmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şemasını çizdiği aletler imal edildikten sonra 1919 yılı Nisan ayının sonunda Terzaghi ilk deneylerine başlar. Altı hafta boyunca aralıksız günde 12 saat çalışır. Özellikle konsolidasyon deneyleri için sürekli kayıt alması gerekmektedir. Bir süre sonra yatağını laboratuvara taşıyarak orada yatmaya başlar. Terzaghi’nin bu çalışma temposunu gözleyenlerden biri olan okulun doktoru Dr. Post ona eğer böyle devam ederse elli yaşına ulaşamadan onu Boğaziçi’ne gömmelerinin kaçınılmaz olacağını söyler. Terzaghi’nin cevabı ise “Öyleyse elli yaşımdan önce çok şey başarabilirim.” olmuştur. Nitekim Terzaghi’nin bu çalışması sırasında bir başarıyı diğeri izler ve umduğundan çok daha kısa süre içinde işe başlarken aklını kurcalayan soruların hemen hemen hepsini cevaplar. Yani bir yıl içinde amacına ulaşmıştır. Bu süre zarfında yıllardır rüyasını gördüğü hayal gerçekleşmiş, jeolojik malzeme olan zeminlerin mühendislik davranışlarını yöneten bağıntıları ortaya çıkarmaya başlamıştır. Görünen kohezyonun kumların, killerin ve katı cisimlerin davranışındaki rolünü ortaya çıkarmış, sızma basıncının barajların yıkılmasındaki etkisini tespit etmiştir. bu buluşları ona geçmişte çektiği tüm sıkıntıları ve acıları unutturur. Araştırmanın en önemli sonucu ise zeminlerde efektif gerilme ve boşluk suyu basıncı arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmasıdır. Zemini etkileyen toplam basıncın zeminde daneler arasında meydana gelen efektif gerilme ile su basıncının toplamıyla karşılanacağını ifade eden bu ilişki inşaat mühendisliğinde “efektif gerilme” prensibi olarak anılır. Bu prensibin inşaat mühendisliğindeki önemi Newton’un genel çekim konumunun fizikteki önemine benzetilebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1921 yılında Terzaghi’ler Yazıcı Sokağındaki evlerinden Bebek’e taşınırlar. Ancak aralarındaki ilişki çok bozulmuştur. Her ikisi de bu ilişkinin daha fazla yürümeyeceğini anlamışlardır. 29 Eylül 1922 Terzaghi eşi ve kızını Adriya gemisiyle Galata rıhtımından Avusturya’ya gitmek üzere uğurlar. Bu aralarındaki ilişkinin sona erdiği anlamını taşır. 1926 yılında resmen boşanırlar ve 1 Eylül 1926 tarihinde Olga Graz’da eczacı Franz Ructy ile evlenir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Terzaghi, Olga’yı uğurladıktan sonra 29 Eylül 1922′de bugün de Boğaziçi Üniversitesi kampüsünde eski yerini koruyan Theodorus Hall’e taşınır. Odasının Rumelihisarı ve Boğaziçine bakan harika bir manzarası vardır. 1923 yılında Terzaghi’nin araştırma işleri eski hızını kaybeder. Amacı kil zeminlerin sabit basınç altında zaman geçtikçe sıkışmasına ait matematik bağıntıyı elde etmektir. Günlerce gece geç vakitlere kadar bu problemi çözmeye uğraşır. Nihayet 30 Ekim 1923 günü&nbsp; amacına ulaşır. Makine mühendisi olmanın avantajı imdadına yetişmiştir. O gün yarım saatlik yoğun bir düşünmeden sonra malzeme içinde ısı iletimi ile ilave boşluk suyu basıncının sönümlenmesi arasında analoji yapabileceğini keşfeder. Böylece killerin konsolidasyonu problemini bütün yönleriyle çözüme kavuşturmuş olur. Yapıların oturmasını yöneten diferansiyel denklemleri teşkil etmiş, bunları çeşitli sınır ve deformasyon şartlarına göre çözerek yapıların oturma miktarını ve oturma zamanını hesaplayabilir duruma gelmiştir. Bu da önceki gibi olağanüstü bir başarıdır. 1924 yılında Hollanda’nın Delft Kenti’nde yapılan Birinci uluslararası tatbiki Mekanik Kongresi’ne katılan Terzaghi orada “Hidrodinamik Gerilme Olaylarının Teorisi ve Onların Temel Tekniğinde Uygulanma Alanı” isimli araştırmalarının çok önemli sonuçlarını içeren tebliğini okur. Hemen dinleyicilerin coşkulu tepsiyle karşılık görür. Kongrede bulunan Forchheimer Terzaghi’nin yanına gelerek elini sıkar ve “Bu senin bilim dünyasına doğduğun gündür.” diyerek onu tebrik eder. Terzaghi ulaştığı başarıyı, ilk önce teorilerle uğraşmadan evvel inşaat mühendisliği alanında tecrübe birikimine sahip olması sayesinde yeteneklerinin önyargılarla engellenmemesine ikinci olarak Türkiye’de çalışırken kimseye hesap vermeksizin sınırsız bir çalışma özgürlüğüne sahip olmasına ve üçüncü olarak da elindeki araçların basitliği ve kıtlığı yüzünden deneyleri sadece araç olarak kullanabilme özelliğine sahip olmasına bağlar. Bütün araştırmalarına çalışma hipotezlerini teşkil etmekle başlamıştır.&nbsp; Bu&nbsp; hipotezler bazen neden ve sonuç arasındaki bağlantı hakkında sadece hislerine dayanan fikirlerini içermektedir. Bir sonraki adım bu çalışma hipotezlerini doğrulamak veya yanlışlığını ortaya çıkarmak üzere yapılacak deneyleri planlamaktan ibarettir. Terzaghi deneylerde basit ve ucuz aletler kullanmanın önemini vurgular. Pahalı ve gelişmiş aletlerle işe başlanırsa aletlerin esiri olup işin özünü gözden kaçırma ihtimali yüksektir. Ancak hipotez doğrulandıktan sonra gelişmiş aletlerle deneyi tekrarlamak faydalı olacaktır. 1925 yılında Terzaghi Türkiye’de yaptığı araştırmaların sonuçlarını “Zemin Fiziği Temelinde Zemin Mekaniği” isimli Viyana’da Franz Deuticke Yayınevi tarafından basılan kitabıyla yayınlar. Bu kitap Dünya İnşaat Mühendisleri Topluluğu tarafından modern zemin mekaniğinin kuruluş belgesi olarak tanınır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1916 ve 1925 yılları arasında on yıla yakın bir süre Terzaghi’nin Türkiye’de geçen bu dönemi Türkiye’nin tarihi bakımından en önemli ve hareketli dönemlerinden biridir.&nbsp; &nbsp;Geldiğinde Osmanlı yönetimi işbaşındadır. İstanbul’un işgalinin, Kurtuluş Savaşı’nın, 30 Ağustos Zaferi’nin İstanbul’un kurtuluşunun, mübadelenin ve Cumhuriyet’in Kuruluşunun şahidi olur. Bütün bu olaylara ait gözlemlerini 1925 yılında Amerika’ya gittiğinde Boston İnşaat Mühendisleri Odası’nda yaptığı bir konuşmada anlatır. “Tarih ve Toplum” dergisinin 128. sayısında “Türkiye Anıları” başlığı altında yayınlanan konuşmasının çevirisinden anlaşılacağı gibi, gözlemlerindeki derin kavrama gücü ve yorumlarındaki objektiflik hayranlık vericidir. 1924 yılının sonuna doğru Terzaghi yaptığı çalışmaları ve ulaştığı sonuçları mühendislik pratiğine uygulama gereğini kuvvetle hissetmektedir. Bunun için mühendislik faaliyetlerinin çok yönlü yürüdüğü bir ortama ihtiyaç vardır. Bu nedenle Terzaghi o tarihlerde böyle bir ortamın bulunduğu yegane yer olan Amerika’ya gitmeye karar verir. Terzaghi’nin sonraki yaşantısı ile ilgili ayrıntılı bilgi İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nin yayınladığı “Yaşadıkça Öğrenmek” isimli biyografi kitabından edinilebilir. İstanbul’dan ayrılırken çok duygulanan Terzaghi hayatı boyunca her fırsatta Türkiye’nin ikinci vatanı olduğunu tekrarlamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu metnin bütün hakları Kemal Özüdoğru’ya aittir. Yazının özüne müdahale etmeyen, ufak tefek değişiklikler olabilir. Orijinal makale, “<a href="https://itudergi.itu.edu.tr/index.php/itudergisi_d/article/view/816/739" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Modern zemin mekaniğinin kuruluşu: Karl Terzaghi ve Türkiye</a>” (itüdergisi/d, mühendislik, Cilt:2, Sayı:5, 3-11, Ekim 2003) adıyla yayımlanmıştır.</em></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Radyoaktif Sıçramalar</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/radyoaktif-sicramalar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Jun 2025 21:34:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Enerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=952</guid>

					<description><![CDATA[Günümüz dünyasının, birçok gereksinimi var. Bunlardan en önemlisi ise enerji gereksinimidir. Sıkıntının ne kadar büyük olduğunu, etrafımıza bakarak, daha açık söylemek gerekirse Ortadoğu’ya (belki de lanetli topraklara) bakarak rahatça görebiliriz. Enerji üretebilmek için birçok yöntem kullanılmaktadır. Bunların başında fosil yakıtlardan üretilen enerji gelmektedir. Milyonlarca ya da milyarlarca yıl önce çürümüş canlı kalıntılarından (bitkiler ve hayvanlar)...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Günümüz dünyasının, birçok gereksinimi var. Bunlardan en önemlisi ise enerji gereksinimidir. Sıkıntının ne kadar büyük olduğunu, etrafımıza bakarak, daha açık söylemek gerekirse Ortadoğu’ya (belki de lanetli topraklara) bakarak rahatça görebiliriz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Enerji üretebilmek için birçok yöntem kullanılmaktadır. Bunların başında fosil yakıtlardan üretilen enerji gelmektedir. Milyonlarca ya da milyarlarca yıl önce çürümüş canlı kalıntılarından (bitkiler ve hayvanlar) oluşan kömür, petrol (kaya yağı), doğalgaz gibi maddeler fosil yakıtları oluşturur. Ama mevcut rezervlerin (/birikintilerin, yığınların) azalması sonucu her geçen gün enerji üretmek için gerekli olan hammadde fiyatları artmaktadır. Bu yüzden insanoğlu gerekli enerji gereksinimini sağlamak için yeni yöntemler aramaktadır. Bu yöntemler yel, güneş, dalga, jeotermal gibi yenilenebilir enerji türleri ve nükleer (çekirdeksel) enerjidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yaşamın kaynağı olan Güneş, nükleer bir santraldir ve enerjisinin kaynağını atom çekirdeklerinde meydana gelen füzyon (çekirdek birleşmesi) tepkimeleri oluşturur. Kontrol altına alınabilecek füzyon tepkimelerinin, sonsuz enerjinin anahtarı olduğu düşünülmektedir. Kontrol edilemeyen füzyon tepkimeleri ise hidrojen bombasının temelini oluşturur. Güneş’te meydana gelen bu tepkimler, kontrol altında olmadığı için ileride, gerçekleşen tepkimelerin son bulmasıyla birlikte Dünya’daki yaşamın da sona ereceği düşünülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İsterseniz atom çekirdeklerinden elde edilen enerji biraz açalım. Fosil yakıtlarla üretilen enerji ile nükleer enerji arasındaki en büyük fark fisyon (çekirdek parçalanması) tepkimesiyle daha az malzeme harcanmasına rağmen daha fazla enerji üretilebilmesidir. Daha net fotoğraf çekmek için bir örnek vermek gerekirse, yaklaşık üç ton kömürün yanmasıyla açığa çıkan enerjinin, bir gram uranyumdan elde edilen enerjiye eşit olduğunu söyleyebiliriz. (Petrucci vd. 2002) Yalnız nükleer enerji üretiminde kullanılan uranyumun da dünya üzerinde bir miktar rezervi bulunmaktadır. Hammadde fiyatlarındaki artış, uranyum içinde geçerlidir. Ayrıca günümüzde herkesin ağzına dolanan ve insanların sebep olduğu düşünülen; ama doğal bir süreç olan küresel ısınmayı (en doğru cevabı ikimbilimciler verecektir), hızlandıran (tam anlamıyla bir katalizör işlevindeki) fosil yakıtlara göre nükleer enerji, atmosfere daha az miktarda karbondioksit salıverir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlk bölüm gerek teknik, gerek ayrıntı bilgiler, gerekse terim çokluğu nedeniyle sizleri sıkmış olabilir; ama yazının devamı için ön açıcı olacağını düşünüyorum. Şimdi bunları cebimize koyup, yola koyulalım.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Neden nükleer enerjiye karşı çıkılıyor derseniz, bence en büyük neden, bu enerjinin kontrol edilmesinin çok büyük bir sorun olması ve kontrol dışına çıkan enerjinin, bir bomba olarak geri dönmesidir. İnsanın olduğu hiçbir işin yüzde yüz güvenilirliğe sahip olmadığı başka bir değişle mutlaka bir hatanın olacağı göz önünde bulundurulursa ve hata kabul etmeyen bu enerji türünün ne kadar tehlikeli olabileceği düşünülürse ve son olarak geçmişte yaşanan örneklere de bakılırsa bu soru işaretinin yerini bir ünlem işareti almaktadır. Burada demek istenen, sadece nükleer enerji sistemleri değildir; insan yapımı bütün işlerde hata payı mutlaka vardır ve olacaktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Diğer önemli bir nedense, santralde enerji üretimi sonucu meydana gelen tepkimelerin bir ürünü olarak elde edilen atıkların, ayrı bir sorun olmasıdır. Neden sorun oluşturuyor derseniz, radyoaktif (ışınetkin) atıklar, radyasyon (ışınım) yaymaktadır ve tüm canlılar için zararsız radyasyon miktarının sıfır olduğu bilinen bir gerçektir. (Erdoğan, 2005) Günümüz teknolojisiyle nükleer atıkları güvenli bir şekilde yok etmenin imkânsız olduğu gerçekliğiyle denklem tamamlanınca, sonucunu görmek zor olmayacaktır. Tabi ki canlılar belli bir miktar radyasyona sahip; ama burada kastedilen sıfır, mevcut doğal dengedeki değer.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peki, nükleer enerjinin tarihte ki yeri ne derseniz, ilk göze çarpan sonsuz enerjinin umudu olarak ortaya çıkışı, süreç içinde uygulamalı bir şekilde hayata geçirildiği ve daha sonraları nükleer silahlanma için kullanıldığı görülmektedir. Ukrayna’da yaşanan ve büyük bir coğrafyayı etkileyen Çernobil felaketinden sonra çöküş dönemine girmektedir. Bu olaydan sonra kimi ülkeler nükleer programını askıya almış, kimileriyse nükleer santrallerinin çalışmalarını askıya almış veya kapatmış. Günümüzde ise güçlü olanın güçsüz olanın yürüttüğü çalışmaları engellemeye çalıştığı; ama gözünü açan maymunun, ağzının suları akarak baktığı bir teknoloji belki de bir silahlanma aracı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kurduğum cümleler kafanızı karıştırdıysa, kendime göre kısaca özetlemeye çalışayım. Dünya üzerinde bu teknolojiye sahip olsun ya da olmasın kimi ülkeler enerji gücü, kimi ülkeler silah gücü olarak kullanmaya çalışırken, kimileri ise kurtulabilmek için bir yol aramaktadır. Dünya’da nükleer enerjiye sahip olmak isteyen ülkelere bakıldığında, aslında istenilen şeyin gerçekten enerji olmadığı ve nükleer silah gücüne sahip olma arzusu olduğu açık bir şekilde de görülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kadar attın, tuttun da kimlerde var bu teknoloji derseniz. Ülkesinde nükleer santral olanların teknolojinin bütün nimetlerinden yararlandığını ve ilk önce gözümüzü onlara çevirmemizi tavsiye ederim. Altı ülke -Almanya, Birleşik Devletler, Fransa, Güney Kore, Japonya, Rusya- dünyadaki nükleer enerjinin yaklaşık %75’ini üretmektedir. Bildiğim kadarıyla füzyon tepkimelerini gerçekleştiren üç ülke -Birleşik Devletler, Fransa ve Çin- vardır. Kısaca nükleer santrali olan ülkelerin&nbsp;görebildiğimiz&nbsp;yönlerine değinelim. (bkz. Tablo 1)</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="400" height="510" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/radyoaktif-sicramalar.jpg" alt="" class="wp-image-953" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/radyoaktif-sicramalar.jpg 400w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/radyoaktif-sicramalar-235x300.jpg 235w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Almanya Federal Cumhuriyeti, 32 yaşındaki nükleer santralleri kapatma kararını aldı. Bu teknolojiye sahip diğer ülkelerden farklı bir yol izliyor ve görüntü itibariyle kurtulmaya çalışıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arjantin Cumhuriyeti, 1979’dan beri felce uğrayan bir nükleer santral inşaatının sahibidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Amerika Birleşik Devletleri, mevcut enerji gereksinimi göz önüne alındığında ayrı bir kefeye koyulmalıdır. Bu açıdan bakınca mevcut reaktörlerde yapılan iyileştirmeler sonucu elde ettiği nükleer enerjiyi üçe katlamıştır ve Ekim 1973’den beri yeni bir nükleer santral siparişi yoktur. Ama mevcut nükleer santrallerin kapatılma süresini 60 yıla çıkarmak için girişimleri vardır; fakat atık sorununun giderek artması en büyük engeli oluşturmaktadır. Ayrıca sürdürdüğü program içeriğinde hidrojen zenginleştirilmesi yani kontrol altındaki füzyon tepkimeleriyle birlikte sonsuz enerjinin anahtarını aramaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Belçika Krallığı, 40 yaşını doldurduğu için mevcut santrallerini 2014–2025 yılları arasında kapatacaktır. Bilinen herhangi bir yatırımı da bulunmamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Brezilya Federal Cumhuriyeti, hüsranla sonuçlanan bir santral inşaatı geçirmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bulgaristan Cumhuriyeti, mevcut reaktörler aşamalı bir şekilde kapatmaktadır ve iki tane yeni nükleer santral siparişi ya da planı bulunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyük Britanya Krallığı, bir çoğu 30 yaşın üzerinde olan reaktöre sahip (teknolojiye sahip diğer ülkelere göre) verimsiz santralleri bulunmaktadır. Geri kazanılan atıkların (plütonyum gibi) tekrar yakıt olarak kullanılması ve yürüttüğü diğer çalışmalarla bu teknolojiye kapılarını kapatmamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çek Cumhuriyeti, ileriki günlerde nükleer santral sipariş verme olasılığının çok yüksek göründüğü ve planları devamlı değişen; kısaca kararsız bir ülkedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çin Halk Cumhuriyeti, ucuz iş gücü sayesinde üretimin yeni merkezi olmuştur. Nükleer enerji kullanımının çok düşük olduğu görülmektedir ve yeni nükleer santral siparişi veya siparişleri olsa bile enerji gereksiniminin büyük bir bölümünü elindeki mevcut kömür ve doğalgaz kaynaklarından sağlayacağı görülmektedir. Ayrıca 2006 yılında füzyon tepkimeleri denemeleri yaptığını ve başarıyla geçekleştirdiği açıklamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ermenistan Cumhuriyeti, 1988’de yaşadığı deprem sonucu nükleer santralini kapatmıştır. 1993 yılındaki ekonomik kriz sonucu santralin bazı üniteleri tekrar devreye girmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Finlandiya Cumhuriyeti, kişi başına düşen elektrik tüketimi oranıyla dünya beşincisidir. Bunun ana nedeni ısınmak için elektrik kullanılmasıdır. Nükleer santral siparişi olacağı tahmin edilmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fransa Cumhuriyeti, nükleer çalışmalara en fazla önem veren ülkelerden biridir. Elektrik enerjisinin büyük bir bölümü nükleer enerjiden sağladığı gibi, üretim fazlası elektriği ise komşu ülkelere satmaktadır. Hatta kimi zaman enerji fazlalığından dolayı santralleri geçici süre kapatmaktadır. Ayrıca yakıt üretimi ve plütonyum tesisleri ile uranyumun dönüştürülmesi ve zenginleştirilmesi gibi nükleer bir programa sahiptir. Füzyonun sırrını ulaşmayı amaçlamaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güney Afrika Cumhuriyeti, Afrika kıtasındaki tek nükleer reaktörün olduğu yerdir. Bu santral 4. nesil (bilinen son teknoloji) reaktöre sahiptir. Herhangi bir arızanın, insansız çözümlenmesi ve kazalara yol açmasını önlemek için deneme amaçlı kurulmuştur. Kötü bir biçimde tanımlarsak kobay görüntüsündedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hindistan Cumhuriyeti, nükleer enerjiyi askeri amaçlarında kullanmıştır. Şu anda sekiz santral yapım aşamasındadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hollanda Krallığı, nükleere sıcak bakmayan bir ülke görüntüsündedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İran İslam Cumhuriyeti, yeni bir nükleer santral siparişi verme olasılığından çok mevcut nükleer programıyla dünya gündemindeki yerini korumaktadır. Başta Birleşmiş Miletler Güvenlik Konseyi olmak üzere bir çok uluslararası konsey, ajans, kurum ve kuruluş İran’ın uranyum zenginleştirmesi programını durdurmadığı zaman kendisine yaptırımlar uygulayacağını söylemektedir. Tabi ki bu programı sürdüren tek ülke burası değildir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İspanya Krallığı, gelen son hükümetle birlikte nükleer programını bırakma kararı almıştır. Kyoto Protokolü’ne uyarak, sera gazı salınımını azaltmaya yönelik yenilenebilir enerji kaynaklarına geçeceğini açıklanmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İsveç Krallığı, Avrupa’nın en çok enerji tüketen, Dünya’da ise dördüncü sıradaki ülkedir. Ülkenin bu kadar enerjiye gereksiniminin olmasındaki en büyük etken ısınmada elektrik kullanılmasıdır. Buna rağmen mevcut santrallerini kademeli bir şekilde kapatma kararı almıştır ve santral siparişi yoktur.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İsviçre Konfederasyonu, nükleer enerji konusunda defalarca referanduma gitmiştir. Bu referandumlarda kademeli kapatma ile ilgili bir gelişme olmamasına rağmen yeni bir nükleer santral siparişi yakın gelecekte zor görünmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İtalya Cumhuriyeti, 1986 yılında Ukrayna’da yaşanan Çernobil kazasından sonra mevcut bütün santrallerini kapatmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Japonya Krallığı, radyasyonun tehlikesini en iyi bilenlerdendir. 2. Dünya Savaşı sırasında Birleşik Devletler tarafından Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atom bombası atılmıştı ve savaş Japonlar için bitmişti. 1995′te Monju hızlı üreticisinde sodyum sızıntısı meydana gelmiştir. Mart 1997′de Tokai’de yeniden işlenen atıkların patlaması ile Eylül 1999’da yakıt işletme tesisinde meydana tehlikeli bir kaza yaşanmıştır. 9 Ağustos 2004’de Mihama-3′de meydana gelen gaz sızıntısından sonra 5 işçinin ölmesiyle sonuçlanan vahim olayları, Tokyo Elektrik Enerji Şirketi’nin reaktörlerdeki çatlakları gizleyerek yaptığı sahtekârlık süslemektedir. 17 Temmuz 2007 tarihli depremle dünyanın şu an en büyük nükleer enerji santrali olarak kabul edilen Kaşivazaki Kariva’da sızıntı meydana gelmiştir. Yapılan plütonyum ayrıştırma santrali, yeni nükleer santral siparişleri ve nükleer program faaliyetlerin giderek artacağını göstermektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kanada Dominyonu, dünyadaki uranyum rezervinin büyük bir kısmına sahiptir ve nükleer enerjiye yatırım yapan ilk ülkelerdendir. Bu yüzden ağır sulu reaktörlerinde enerji üretmek için doğal uranyum (işlenmemiş) kullanılmaktadır. Bu teknolojiyi Arjantin, Çin, Güney Kore, Hindistan, Pakistan ve Romanya’ya da satmıştır. Nükleer programlarının devam edeceği düşünülmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kazakistan Cumhuriyeti, ülkedeki tek santrali kapatmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kuzey Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, şu günlerde dünyanın gözünü çevirdiği başka bir ülkedir. 2002’de Birleşik Devletler bu ülkeyi “Kore Yarımadası ve Çevresinde Barış ve İstikrar Taahhütü”nü (KEDO) bozmakla suçladı. Böyle olmadığı ortaya çıkınca “Nükleer Silahsızlaşma Antlaşması”ndan (NPT) ayrılan Kuzey Kore, açıkça nükleer silah üretimine geçtiğini belirtti ve nükleer santral projesini askıya aldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Litvanya Cumhuriyeti, dünyadaki elektrik üretiminde nükleer enerjinin en büyük paya sahip olduğu ülkedir. %250 elektrik fazlası bulunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Macaristan Cumhuriyeti, 10 Nisan 2003’te temizleme tankının içinde 30 yakıt çubuğunun (3 ton civarında uranyum ve çeşitli tehlikeli kütleler) bulunduğu soğutma sisteminde oluşan bir kaza sonucunda Kripton–85 gazında ani bir atış olmuş ve tehlikenin bir patlamaya dönüşmemesi için asal gazlar çevreye salınmıştır. Bu vahim olaydan sonra herhangi bir önlem alınmadığı gibi nükleer programa devam edilmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Meksika Federal Cumhuriyeti, 1960’larda araştırmalara (fizibilite) başlanmış, 1970’lerde inşaatları başlamış ve 1990’larda nükleer santrallerini tamamlamıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pakistan İslam Cumhuriyeti, Hindistan’ın askeri amaçla bu işe girmesinden dolayı nükleere bulaşmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Romanya Cumhuriyeti, finansal sorunlar yüzünden bir santral hâlâ inşaat halindedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rusya Federasyonu, 1954 yılında nükleer santrali elektrik şebekesine bağlayan ilk ülke olmuştur. Dünyadaki işlenmiş uranyumun %8,5’ini üretmektedir. Kullanılan uranyumu tekrar işleyerek zenginleştirme ve yüksek zenginleştirmeyle Avrupa Birliği ülkelerinin %35’lik gereksinimini karşılamaktadır. 1986’dan beri yeni bir nükleer santral siparişi yoktur ve mevcut reaktörlerde iyileştirme çalışmaları devam etmektedir. Yapım aşamasında finansal sorunları olan santralleri de vardır ve yeni bir santral konusunda istekli davranılmaktadır. Ayrıca kullandıkları teknoloji Çin, Hindistan ve İran’a satmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Slovakya Cumhuriyeti, iki reaktörünü kapatacaktır ve yeni santral için finansal sorunlarını halletmeye çalışmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Slovenya Cumhuriyeti, dünyada iki ülkenin (Slovenya-Hırvatistan) bir nükleer santrale sahip olduğu tek örnektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tayvan (Çin Cumhuriyeti), birçok ülke tarafından tanınmamaktadır. Ülkenin tüm enerji santralleri Birleşik Devletler tarafından yapılmıştır ve yapım aşamasında olan kaynar su tipli reaktörler bulunmaktadır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ukrayna Cumhuriyeti, altı reaktörlü ilk nükleer santralini Çernobil’de kurdu; ama 4 reaktörü tamamlanabildi. Çünkü 1986’da 4. reaktörde meydana gelen patlama buna izin vermemişti. Daha sonra 4. reaktör dışındaki 3 reaktör işler hale getirildi ve 2 numaralı reaktör Ekim 1990’daki kazaya kadar devredeydi. Bir yandan da Çernobil’i yenileme ve geliştirme çabaları sürüyor başka bir yandan yeni santraller inşaa ediliyor. Sonuç olarak bu ülkenin finansal sıkıntıları altında yeni nükleer santral siparişleri vardır ve nükleer programına devam etmektedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nükleere kesinlikle hayır veya kesinlikle evet demek benim için çok zor. Güneş ile atom bombası aynı; yani nükleer enerji ve nükleer silah arasında çok ince bir çizgi olduğu apaçık ortada, insanoğlu mavi gezegende nefes aldığı sürece, radyoaktif sıçramalar, tepkimenin doğası gereği devam edecektir. Önemli olansa, üstüne sıçratmamak değil kimseye sıçratmamaktır…</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça:</strong><br>Erdoğan, L. T. 2005. Türkiye’nin Nükleer Rönesansı, Ankara, jmo.org.tr, 28 Mart 2008 tarihinde ulaşılmıştır.<br>Petrucci, R. H. Harwood, W. S. Herring, F. G. 2002. General Chemistry Principles and Modern Applications. Prentice Hall. New Jersey.<br>Schneider, M. Froggatt, A. 2004. Dünya Nükleer Endüstrisinin Durum Raporu, çev. Çeviri Grubu, İstanbul, yesiller.org, 28 Mart 2008 tarihinde ulaşılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.</strong><br>Güler, B. 2008. Radyoaktif Sıçramalar, yerbilimleri.com</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>USGS: Venezüella’nın Mevcut Petrol Rezervi 513 Milyar Varil</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/usgs-venezuellanin-mevcut-petrol-rezervi-513-milyar-varil/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Jun 2025 17:25:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emtia]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=935</guid>

					<description><![CDATA[Venezüella, Ortadoğu dışında en büyük petrol rezervlerine sahip ülke. Amerikan Yerbilimsel Araştırmalar Kurumu (İng.&#160;USGS) tarafından hazırlanan bir çalışmada, Venezüella’nın Orinoco Petrol Kuşağı’ndaki mevcut rezervin düşünülenin iki katı olduğu ileri sürülüyor. USGS’nin yeni tahminine göre, bu bölge ortalama 513 milyar varil ham petrol rezervine sahip olabilir. Suudi Arabistan’da 260 milyar varil potansiyel petrol rezervi olduğu tahmin...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Venezüella, Ortadoğu dışında en büyük petrol rezervlerine sahip ülke. Amerikan Yerbilimsel Araştırmalar Kurumu (<em>İng.</em>&nbsp;USGS) tarafından hazırlanan bir çalışmada, Venezüella’nın Orinoco Petrol Kuşağı’ndaki mevcut rezervin düşünülenin iki katı olduğu ileri sürülüyor. USGS’nin yeni tahminine göre, bu bölge ortalama 513 milyar varil ham petrol rezervine sahip olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Suudi Arabistan’da 260 milyar varil potansiyel petrol rezervi olduğu tahmin ediliyor. Eğer Venezüella için tahmin edilen 380 ile 652 milyar varil rezervin gerçekçi olduğu kanıtlanabilirse, bu Venezüella’nın Suudi Arabistan’ın iki katı rezerve sahip olduğu anlamına gelecek ve petrol rezervi açısından dünya sıralamasını değiştirecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Venezüellalı petrol uzmanı ve ülkenin devlet petrol şirketinin eski yönetim kurulu üyelerinden Gustavo Coronel bu iddiaya kuşkuyla yaklaşıyor. Coronel’a göre bu petrolün büyük kısmını çıkarmak ekonomik olmayabilir.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>New Research on How Much is Currently Recoverable</strong><br>An estimated 513 billion barrels of technically recoverable heavy oil are in Venezuela’s Orinoco Oil Belt.</p>



<p class="wp-block-paragraph">This area contains one of the world’s largest recoverable oil accumulations, and this assessment is the first to identify how much is technically recoverable (producible using currently available technology and industry practices).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Worldwide consumption of petroleum was 85.4 million barrels per day in 2008. The three largest consuming countries were United States with 19.5 million barrels per day, China with 7.9 million barrels per day, and Japan with 4.8 million barrels per day.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Knowing the potential for extractable resources from this tremendous oil accumulation, and others like it, is critical to our understanding of the global petroleum potential and informing policy and decision makers,” said USGS Energy Resources Program Coordinator Brenda Pierce. “Accumulations like this one were previously very difficult to produce, but advances in technology and new understandings in geology allow us to assess how much is now technically recoverable.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Heavy oil is a type of oil that is very thick and therefore does not flow very easily,” said USGS scientist Christopher Schenk. “As a result, specialized production and refining processes are needed to generate petroleum products, but it is still oil and can generate many of the same products as other types of oil.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">This is the largest accumulation ever assessed by the USGS. The estimated petroleum resources in the Orinoco Oil Belt range from 380 to 652 billion barrels of oil (at a 95 and 5 percent chance of occurrence, respectively). The Orinoco Oil Belt is located in the East Venezuela Basin Province.</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Kaynakça<br>BBCTürkçe, 2010. Venezüela’nın petrol rezervleri, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/01/100123_venezuela.shtml, 24 Ocak 2010 tarihinde ulaşılmıştır.<br>USGS, 2010. Technical Announcement: Venezuela Holds One of the Largest Oil Accumulations, United States Geological Survey, United States Department of the Interior, Reston, Virginia, United States of America, http://www.usgs.gov/newsroom/article.asp?ID=2386, accessed at 24th January 2010.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="513" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/csorinoco-1024x513.jpg" alt="" class="wp-image-936" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/csorinoco-1024x513.jpg 1024w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/csorinoco-300x150.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/csorinoco-768x385.jpg 768w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/csorinoco.jpg 1358w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption">Doğu Venezuela Havzası&#8217;nın şematik yapısal kesiti, Orinoco Petrol Kuşağı&#8217;nın havzanın daha derin kesimlerine göre yukarı eğimli konumunu göstermektedir. Havzanın derin kısmındaki termal olarak olgunlaşmış Kretase ve muhtemelen daha yaşlı kaynak kayaçlardan üretilen petrol, yukarı eğimli yönde göç ederek Orinoco Petrol Kuşağı&#8217;nda birikim oluşturmuştur (Jacome ve diğerlerine göre, 2003). Kaynak: <a href="http://pubs.usgs.gov/fs/2009/3028/pdf/FS09-3028.pdf" data-type="link" data-id="pubs.usgs.gov/fs/2009/3028/pdf/FS09-3028.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">USGS</a></figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fukuşima Kazasından Sonra Nükleer Enerji Politikası</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/fukusima-kazasindan-sonra-nukleer-enerji-politikasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Jun 2025 12:32:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Enerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=930</guid>

					<description><![CDATA[Çernobil’den sonra yaşanan en büyük nükleer felaket olarak sayılan Fukuşima, Avrupa’nın enerji politikalarında bir dönüm noktası oldu. Avrupa Birliği (AB), nükleer enerjiden vazgeçilmesi konusunda ikiye bölündü. Zira Avrupalı politikacılar, ‘yüksek teknolojiye sahip Japonya gibi bir ülke bile bu risklerin önüne geçemiyorsa, biz de zorlanırız’ diye düşünmeye başladı. Almanya büyük bir adım atıp 2022 yılına kadar...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Fukushima nuclear crisis, six months later" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/zCNFMoe8ASI?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Çernobil’den sonra yaşanan en büyük nükleer felaket olarak sayılan Fukuşima, Avrupa’nın enerji politikalarında bir dönüm noktası oldu. Avrupa Birliği (AB), nükleer enerjiden vazgeçilmesi konusunda ikiye bölündü. Zira Avrupalı politikacılar, ‘yüksek teknolojiye sahip Japonya gibi bir ülke bile bu risklerin önüne geçemiyorsa, biz de zorlanırız’ diye düşünmeye başladı. Almanya büyük bir adım atıp 2022 yılına kadar nükleer enerji santrallerini aşamalı olarak kapatma kararı aldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buna karşın Paris Yönetimi ise nükleer enerjiye sadık kalacağını açıkladı. Fransa Enerji Bakanı Eric Besson’ın, Fukuşima felaketinin patlak vermesinin ardından yaptığı açıklama, ülkenin enerji politikalarında hâlâ geçerliliğini koruyor. Besson “Bizler nükleer enerjide ilerlemede ilk sıradayız. Şeffaflıkta da sistematik olarak en ilerdeyiz. Nükleer enerjinin güvenliği konusunda da yine aynı şekilde ve öyle kalmaya da devam edeceğiz” diye konuşmuştu. Fukuşima felaketi, Avrupa’da sadece santrallerin güvenlik sorununu gündeme getirmekle kalmadı, aynı zamanda Avrupa toplumunda nükleer enerjiye bakışı da kökten değiştirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fransa hükümeti her ne kadar nükleerde diretse de Fransız halkının çoğu artık nükleer enerji istemiyor. Fukuşima felaketi, nükleer güvenlik konusunu Fransa’da gelecek yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminin ana temalarından biri haline getirdi. Halkın tepkisi üzerine ülkenin etkin nükleer lobisi de karşı atağa geçti. Fransa’da iki turlu cumhurbaşkanlığı seçimi gelecek yıl 22 Nisan-6 Mayıs tarihlerinde yapılacak. Fukuşima felaketi ve Almanya, İsviçre ve İtalya gibi ülkelerin nükleerden kademeli olarak vazgeçme kararı almış olmaları, nükleer enerjiye dünya genelinde en bağımlı ülke olan (yüzde 70′in üstünde) Fransa’da nükleer güvenliği seçimin en önemli konularından biri yapmak üzere.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fransız nükleer lobisi de toplumda yükselen nükleer karşıtı akımı ekonomik tezlerle bertaraf etmeye çabalamakla meşgul. Fransız Atom Enerjisi Komiserliği (CEA), nükleerden vazgeçme politikasının Fransa’ya maliyetinin en az 750 milyar Euro olacağını öne sürüyor. Fransa’ya oranla nükleere üç kat daha az bağımlı olan Almanya’da nükleerden vazgeçmenin faturasının 250 milyar Euro olduğuna işaret eden CEA, Fransa’nın 2003 yılında 23 milyar Euro olan enerji ithalatı faturasının 2010 yılında 48 milyar Euro’ya yükseldiğini ve bu rakamın bu yıl için 60 milyar Euro olarak öngörüldüğünü hatırlatıyor. CEA yönetimi, nükleerden vazgeçme senaryosunda bu rakamın bugüne kadar görülmemiş düzeye ulaşağını söylüyor. CEA’ya göre, petrolün varilinin 105 doların üstünde seyrettiği, döviz kurlarının enerji tüketimi fazla olan ülkelerin aleyhinde olduğu ve iklim konusunda alınan önlemlerin yoğunlaştığı bir dönemde nükleerden vazgeçilmesi mümkün değil. Fransa’nın nükleer devi Areva için gerçekleştirilen bir araştırma ise nükleerden vazgeçilmesi halinde ülkede 410 bin kişinin işini kaybedeceğini, 450 şirketin iflas edeceğini ve 12,3 milyar Euro katma değer kaybı olacağını gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AB Komisyonu’nun iklimden sorumlu üyesi Connie Hedegaard da nükleer enerji yanlılarına dolaylı yoldan destek veriyor. Zira Hedegaard, nükleer enerji santrallerinin yerini termik santrallerin almasından endişe ediyor. Termik santraller kömürle çalıştığı için iklim açısından büyük bir tehlike anlamına geliyor. AB Komisyonu ise nükleer enerji kullanımına son verilmesi talebinde bulunamıyor, zira böyle bir yetkisi yok. Bu, ancak birlik ülkelerinin verebilecekleri bir karar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Komisyon’un iklimden sorumlu üyesi Hedegaard, yine de hızlı bir enerji dönüşümünden yana olmadığını dile getirdi ve şunları kaydetti: “Nasıl bir karar alırsak alalım, yanılmıyorsam Avrupa’da toplam 143 nükleer santralimiz var. Bu da demek oluyor ki, ne yaparsak yapalım nükleer enerji bizi bir süre daha idare edecek. O nedenle de bir an önce güvenlik konusunu açıklığa kavuşturmak zorundayız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzun tartışmaların ardından birlik ülkelerinin tamamı, Avrupa genelinde tüm nükleer enerji santrallerine dayanıklılık testi uygulanmasında uzlaşabildi. Hâlihazırda tüm santraller, tehlikelere karşı testten geçiriliyor. Ancak Avrupa Parlamentosu’ndaki Yeşiller Grubu, böyle bir testin doğru sonuçlar vermeyeceğinden endişe ediyor. Zira testler, nükleer santrallerin işletildiği ülkeler tarafından yapılıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">AB Komisyonu’nun enerjiden sorumlu üyesi Günther Oettinger, Avrupa’nın daha çok yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesi için görüşmeler yürütüyor. Kuzey’den Güney’e rüzgâr, Güney’den Kuzey’e güneş enerjisi tedariki fikri, Kuzey Afrika’daki ayaklanmalarla sekteye uğradı. Yine de AB, Afrika’daki Sahra Çölü’nden elektrik tedarikini öngören “Desertec Projesi”ni geliştirmeye devam edip, bir taşla üç kuş vurmayı hedefliyor: Kuzey Afrika’nın istikrarına katkıda bulunmak, Avrupa’nın enerji ihtiyacını güvenceye almak ve iklimi korumak. Fukuşima felaketi, zaten uzun yıllardır mevcut olan bu planlara büyük hız verdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fukuşima felaketi bazı ülkelerin kademeli olarak nükleerden vazgeçmesine neden olsa da dünya genelinde nükleer yarışı frenlemedi. 2030 yılına kadar dünya genelinde 100′ün üzerinde nükleer reaktör inşa edilecek. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu verilerine göre şu anda 62 nükleer reaktörün inşası devam ediyor, 2030 yılına kadar inşası planlanan reaktör sayısı ise 149.</p>



<p class="wp-block-paragraph">En fazla nükleer reaktör inşa eden ve inşası planlayan ülkelerin başını yükselen ekonomiler çekiyor. Bunlar içinde Çin, Rusya ve Hindistan ön plana çıkıyor. Şu an aynı anda 26 nükleer reaktör birden inşa etmekte olan Çin, 52 ek reaktör için de planlar yapmakta. 10 reaktörün inşa halinde olduğu Rusya’da ise yakın gelecekte 14 reaktörün daha inşa edilmesi planlanıyor. Aynı şekilde bugün 5 reaktör inşa etmekte olan Hindistan, yakın gelecekte 17 reaktör daha inşa etmenin hesaplarını yapıyor. Avrupa topraklarında ise Belarus 2, Bulgaristan 2, Çek Cumhuriyeti 2, Fransa 1, Litvanya 1, Polonya 6, Romanya 2, İngiltere 4, Ukrayna da 2 nükleer reaktör inşa etmek için planlar yapmakta.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya genelinde şu anda 440 nükleer santral aktif olarak hizmet veriyor. Nükleer enerjiye en bağımlı ülkeler Litvanya ve Fransa. Bu iki ülkede elektriğin yüzde 70’inden fazlası nükleer enerjiden elde ediliyor. Fukuşima felaketinin ardından nükleere karşı tepkilerin artması bu enerjiyi üreten küresel şirketleri de eylem birliği yapmaya itiyor. Nükleerde “dünya devleri” olarak bilinen Areva (Fransa), Rosatom (Rusya), Candu (Kanada), General Electric-Hitachi (ABD-Japonya), Kepco (Güney Kore), Mitsubishi (Japonya) ve Westinghouse-Toshiba (ABD-Japonya) bir araya gelmiş, emniyet, çevre ve sorumluluk konularında dünya kamuoyunun güvenini “yeniden tesis etmek” amacıyla ortak bir “iyi davranış kodu” imzalamışlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>BBCTürkçe,&nbsp;<a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/multimedya/2011/11/111102_dg_japan_nuclear.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Japonya’daki nükleer felaketten ders alınmadı mı?</a>, 10 Kasım 2010.<br>DWTürkçe,&nbsp;<a href="https://www.dw-world.de/dw/article/0,,15445100,00.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Fukuşima sonrası Avrupa enerji politikaları</a>, 13 Ekim 2010.<br>DWTürkçe,&nbsp;<a href="https://www.dw-world.de/dw/article/0,,15409107,00.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Fransa nükleerden vazgeçebilir mi?</a>, 13 Ekim 2010.<br>DWTürkçe,&nbsp;<a href="https://www.dw-world.de/dw/article/0,,15400137,00.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Dünya nükleere doymuyor</a>, 13 Ekim 2010.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="432" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/fukushima_chernobyl.jpg" alt="" class="wp-image-931" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/fukushima_chernobyl.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/fukushima_chernobyl-300x144.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/fukushima_chernobyl-768x369.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Fukuşima ile Çernobil karşılaştırması. Görüntü:&nbsp;<a href="https://blogs.nature.com/news/2011/09/directly_comparing_fukushima_t.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Nature</a>.</em></figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cehenneme Açılan Kapı</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/cehenneme-acilan-kapi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Jun 2025 10:05:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeokimya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=921</guid>

					<description><![CDATA[Türkmenlerin “Cehenneme Açılan Kapı” adını verdiği, 35 yıldır için için yanan doğalgaz rezervi (/birikintisi, yığını), sondaj yapan yerbilimciler tarafından bulundu. (bkz. Şekil 1, 2) Bu rezerv, kamp alanındaki sondaj malzemelerinin yerin dibine gitmesi sonucu bulundu. Yeraltındaysa, büyük bir mağaranın olduğunu düşünülüyor. Ne kadar doğalgazın yandığıysa bilinmiyor. Dünyada çapında da benzer olaylar yaşanmış. Çin, Hindistan, Rusya,...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Türkmenlerin “Cehenneme Açılan Kapı” adını verdiği, 35 yıldır için için yanan doğalgaz rezervi (/birikintisi, yığını), sondaj yapan yerbilimciler tarafından bulundu. (bkz. Şekil 1, 2) Bu rezerv, kamp alanındaki sondaj malzemelerinin yerin dibine gitmesi sonucu bulundu. Yeraltındaysa, büyük bir mağaranın olduğunu düşünülüyor. Ne kadar doğalgazın yandığıysa bilinmiyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="640" height="427" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/1.jpg" alt="" class="wp-image-922" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/1.jpg 640w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/1-300x200.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/1-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 1. Karakum Çölü&#8217;nde içten içe yanan doğalgaz krateri (Derveze kasabası &#8211; Türkmenistan) Fotoğraf: John H. Bradley</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="640" height="427" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/3.jpg" alt="" class="wp-image-923" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/3.jpg 640w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/3-300x200.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/3-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /><figcaption class="wp-element-caption">Şekil 2. Google Earth kullananlar, 40 15′ 10″ N, 58 26′ 28″ E koordinatlarında yanan bölgeyi görebilir. Fotoğraf: John H. Bradley</figcaption></figure>



<iframe src="https://www.google.com/maps/embed?pb=!1m18!1m12!1m3!1d174.45579039891888!2d58.439513845223956!3d40.25249736711938!2m3!1f0!2f0!3f0!3m2!1i1024!2i768!4f13.1!3m3!1m2!1s0x3f62b30826f44305%3A0x80995b5be672393f!2sCehennem%20Kap%C4%B1s%C4%B1-%20Dervaze!5e1!3m2!1str!2str!4v1749980131951!5m2!1str!2str" width="600" height="450" style="border:0;" allowfullscreen="" loading="lazy" referrerpolicy="no-referrer-when-downgrade"></iframe>



<p class="wp-block-paragraph">Dünyada çapında da benzer olaylar yaşanmış. Çin, Hindistan, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, Endonezya, Venezüella, Avustralya, Güney Afrika, Almanya, Romanya ve Çek Cumhuriyeti’nde büyük ya da küçük çapta yeraltında kömür yangınları meydana gelmiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İçten içe yanan kömür madenlerindeki yangınlar, kömür damarlarında ya da kömür yataklarında yüzeyden veya etraftan emilen oksijenle (oksidasyon) başlıyor. Tepkime sonucu kömürün sıcaklığı giderek artıyor ve yaklaşık 80 °C’ye&nbsp;ulaşan kömür yanmaya başlıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yangınlar, etrafa ölümcül gazlar da salıyor. Hatta yeraltında boşluklar oluşturup, ani çökmelere neden oluyor. Önlem alınmazsa, ciddi yaralanmaların ve ölümcül olayların olmaması içten bile değil. (bkz. Şekil 3)</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="769" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Censign.jpg" alt="" class="wp-image-924" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Censign.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Censign-300x288.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Censign-768x738.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Uyarı tabelası (Centralia/Pensilvanya/ABD)</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Bunun dışında bu&nbsp;yangınlar,&nbsp;insanlar, kömürün bulunduğu yer, kömürün yaşı, karbondioksit (CO<sub>2</sub>), metan (CH<sub>4</sub>), nitrojen oksitler (NO<sub>x</sub>), nitro oksit (N<sub>2</sub>O), karbonmonoksit (CO), sülfür dioksit (SO<sub>2</sub>) gibi gazlar ve diğer tetikleyici etkenlere bağlı olarak da çıkabiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça:</strong><br>Englishrussia.com, 2008. Darvaz: The Door to Hell, englishrussia.com, 27 Mart 2008 tarihinde ulaşılmıştır.<br><br><strong>Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.</strong><br>Güler, B. 2008. Cehenneme Açılan Kapı, yerbilimleri.com</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hidrolik Çatlatma Depremi Tetikler Mi?</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/hidrolik-catlatma-depremi-tetikler-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 Jun 2025 07:34:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Enerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=916</guid>

					<description><![CDATA[Tahliye kuyularının yanı başındaki depremler sismik sükûneti bozuyor mu?&#160;Ohayo’ya İskoçya-İrlanda uyruklu göçmenlerin 18′inci yüzyılda yerleşmesinden beri bu şehir ve çevresinde herhangi bir sismik hareketlilik yaşanmadı. Ancak bu huzur ortamı geçen yıl 17 Mart’ta yaşanan düşük şiddetli iki depremle sona erdi. O günden bu yana çoğunluğu zarara yol açmayacak kadar zayıf olan 9 deprem daha meydana...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><em>Tahliye kuyularının yanı başındaki depremler sismik sükûneti bozuyor mu?</em>&nbsp;Ohayo’ya İskoçya-İrlanda uyruklu göçmenlerin 18′inci yüzyılda yerleşmesinden beri bu şehir ve çevresinde herhangi bir sismik hareketlilik yaşanmadı. Ancak bu huzur ortamı geçen yıl 17 Mart’ta yaşanan düşük şiddetli iki depremle sona erdi. O günden bu yana çoğunluğu zarara yol açmayacak kadar zayıf olan 9 deprem daha meydana geldi. 31 Aralık’ta meydana gelen son deprem 4,0 büyüklüğündeydi ve ufak çaplı zarara neden olacak kadar şiddetliydi. Sismik açıdan faal olmayan bir bölgede 9 ayda görülen 11 depremi olağan karşılamak mümkün değil. Ancak sismologlar (deprembilimciler) bir başka sürprizle daha karşılaştı: Depremlerin önemli bir kısmının merkezi, 2.750 metre derinlikteki bir petrol kuyusuyla çakışıyordu. Rezervin bulunduğu alanda, Amerikalı bir firma doğalgaz kuyularından sıvı tahliye ediyordu. Milyonlarca litrelik bu sıvı, gazın kayaların içindeyken serbest hale getirilmesine yarayan&nbsp;<a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Hydraulic_fracturing" target="_blank" rel="noreferrer noopener">hidrolik çatlatma yöntemi</a>&nbsp;sonucu ortaya çıkıyor. Sarsıntıların yeri ve zamanlaması, tüm bunlardan tahliye kuyusunun sorumlu olduğu şüphesini uyandırıyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Atık sular basınç altındaki kuyulara dolduruluyor ve iddialara göre bu sıvıların bir kısmı kaya oluşumlarının derinlerine gidip eski faylara sızıyordu. 30′dan fazla ülke şu sıralarda hidrolik kırma faaliyetlerini tartışıyor. Ancak uygulama, havayı kirletme ve içme suyunu zehirleme potansiyeli taşıdığı için sert bir şekilde eleştiriliyor. Youngstown’da ve kayagazı üretimi yapılan diğer bölgelerde görülen sarsıntılar, hasarla sonuçlanacak bir depremin meydana gelebileceği yönündeki inanışı pekiştiriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biliminsanları, aradaki bağlantının varlığını olası görmüyor. Ayrıca kuyuların göreli olarak çok derinlere ulaşamaması nedeniyle meydana gelebilecek depremlerin küçük ölçekli olacağını öngörüyorlar. Berlin’de “tetiklenmiş” sismik hareketleri inceleyen Serge Shapiro (Free Üniversitesi), “Yeraltında mevcut kırıkların neden olabileceğinden daha şiddetli bir deprem olmayacağı doğru. Ancak yerleşimin yoğun olduğu bir bölgede meydana gelebilecek bir deprem, büyüklüğü 4 olsa dâhi, istenmeyen bir şeydir” diyor. Ohio’daki eyalet yönetiminin ve Youngstown’da atık tahliyesi işleri yapan&nbsp;<a href="https://www.dandlenergy.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">D&amp;L Enerji</a>&nbsp;şirketinin yetkilileri, kuyularla depremler arasında kanıtlanabilmiş herhangi bir bağlantının bulunmadığını ifade ediyor. Ancak eyalet yönetimi, firmadan kuyunun dibindeki alanı kapatmasını talep etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.ldeo.columbia.edu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Lamont-Doherty Yer Gözlemevi</a>&nbsp;(LDYG) araştırmacıları, kuyunun yakınlarına 4 tane sismik ölçer kurdu. John Armbuster (LDYG), sismik ölçerler sayesinde tahliye kuyusunun deprem tetiklemek konusunda ne kadar etkili olduğunu göreceklerini söylüyor. Amerika Bağımsız Petrol Birliği’nin (<a href="https://www.ipaa.org/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">IPAA</a>) sözcüsü Jeffrey Eshelman, hidrolik kırma uygulaması ile sarsıntıların arasında bir bağlantı olup olmadığını tespit etmenin imkânsız olduğunu, depremlerin ufak çaplı da olsalar ciddiye alınması gerektiğini ifade ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biliminsanları, kuyuların depremleri tetikleyebileceğinin bilinen bir şey olduğunu ancak kesin bir bağlantı kurmanın zor olduğunu söylüyor. Temmuz ayında Arkansas’taki bir kuyu için kapatma kararı alındı. Yeni kuyulara da yasak geldi. 3 kuyu da şirketler tarafından gönüllü olarak kapatıldı. Bölgede halen küçük depremler meydana geliyor ancak artık oluşma sıklığı ciddi biçimde azaldı. İngiltere’nin kuzey batısındaki Blackpool yakınlarında geçen yılın başlarında gerçekleşen 1,5 ve 2,3 büyüklüğündeki iki depremin petrol kuyularındaki kırma faaliyetleri ile ilgili olduğu sonucuna ulaşıldı. Başka bir sismolog da Oklahoma’da Ocak 2011′de gerçekleşen ufak çaplı sarsıntıların, “yakın çevrede yürütülen kırma çalışmaları ile ilgili olabileceğini” ortaya koydu. Kırma faaliyetleri sırasında kaya kitlesine sıvı enjekte edilmesinin küçük ölçekli sarsıntılara yol açtığı biliniyor. Ancak Blackpool’daki daha büyük ölçekli depremler de aynı nedenle, yani sıvının kaya kitlesinin altında kalan katmana doğru inmesiyle meydana gelmiş olabilir. Sismologlar, daha derin ve yaşlı kaya katmanlarında bulunan kırıkların “taban” olarak kabul edildiğini ve yüz milyonlarca yılda ulaşılabilmiş bir dengeye işaret ettiğini söylüyorlar. Deprembilimci Leonardo Seeber (LDYG), “Nerede sondaj yaparsanız yapın, tabanda sarsıntı yaratacak kırıklar oluşacaktır” diyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br><a href="https://www.sabah.com.tr/NewYorkTimes/2012/01/16/petrol-kuyulari-depremi-tetikler-mi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Petrol Kuyuları Depremi Tetikler mi?</a>, 17 Ocak 2011,&nbsp;<a href="https://www.nytimes.com/2011/12/13/science/some-blame-hydraulic-fracturing-for-earthquake-epidemic.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İngilizce</a></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="531" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/hydraulic_fracturing.jpg" alt="" class="wp-image-917" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/hydraulic_fracturing.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/hydraulic_fracturing-300x290.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption">Yönlü ve dikey kuyular ile çok aşamalı hidrolik çatlama. Kaynak: <a href="https://www.neb.gc.ca/clf-nsi/rnrgynfmtn/nrgyrprt/ntrlgs/prmrndrstndngshlgs2009/prmrndrstndngshlgs2009-eng.html" data-type="link" data-id="https://web.archive.org/web/20120202083330/http://www.neb.gc.ca/clf-nsi/rnrgynfmtn/nrgyrprt/ntrlgs/prmrndrstndngshlgs2009/prmrndrstndngshlgs2009-eng.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">JuneWarren Publishing</a>, 2008.</figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güney Afrika Topraklarında Doğalgaz Avı</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/guney-afrika-topraklarinda-dogalgaz-avi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2025 22:52:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emtia]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=913</guid>

					<description><![CDATA[Yohannesburg ile Cape Kenti arasında bulunan, yaklaşık 1.200 kilometre uzunluğundaki Karoo bölgesinin büyük kısmını kaplayan bu çorak arazi (adı yerel dilde “susamış toprak” anlamına geliyor) çok az yağmur alıyor. Buna rağmen Shell ve diğer büyük enerji şirketleri bölgede, kuyu başına 3,7 milyon litre veya daha çok su isteyebilen yeni bir sondaj teknolojisi yardımıyla, binlerce doğalgaz...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Yohannesburg ile Cape Kenti arasında bulunan, yaklaşık 1.200 kilometre uzunluğundaki Karoo bölgesinin büyük kısmını kaplayan bu çorak arazi (adı yerel dilde “susamış toprak” anlamına geliyor) çok az yağmur alıyor. Buna rağmen Shell ve diğer büyük enerji şirketleri bölgede, kuyu başına 3,7 milyon litre veya daha çok su isteyebilen yeni bir sondaj teknolojisi yardımıyla, binlerce doğalgaz kuyusu açmayı umuyor. Şirketler zehirli atık suların tümünü bertaraf etmenin bir yolunu da bulmak zorunda kalacak zira en yakın çöp sahası veya sanayi atığı tesisi yüzlerce kilometre uzakta.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güney Afrika yerin çok altındaki şist kayaçlarına hapsolmuş, daha önceleri erişilemeyen doğalgaz rezervlerini kullanıma açmak isteyen ve sayıları giderek artan ülkelerden biri. Hidrolik çatlatma veya kısaca “çatlatma” denilen kuyu açma teknolojisi, gaz vergileri sayesinde yeni bir gelir kaynağı yaratma, binlerce kişiye iş sağlama ve elektriksiz yaşayan yaklaşık 10 milyon Güney Afrikalıya elektrik üretecek enerji santrallerine yakıt bulma umudu sunuyor. Ama petrol ve gaz şirketleri ile paraya sıkışan hükümetlerin kuyu açmayı düşündüğü, buradaki ve diğer kıtalardaki sahaların çoğu hassas bölgelerde bulunuyor. Buralardaki yetkililer, sondajların emniyetli biçimde yapılmasını sağlayacak kaynaklarla siyasi nüfuz ve deneyimden yoksun. Michael Klare’ye (Massachusetts Hampshire College) göre, şist kayaçlarındaki yeni doğalgaz kaynakları İran, Katar ve Rusya gibi tarihsel açıdan en büyük gaz üreticisi olan ülkelerin jeopolitik önemini azaltabilir. Yeni kuyu açma süreçleri, şist gazı konusunda daha fazla tecrübesi olan ABD şirketleri Halliburton, Chesapeake Energy ve Exxon Mobil’i avantajlı kılıyor. Aralarında Çin, Hindistan ve Pakistan’ın da olduğu 30′u aşkın ülke şu anda, çatlatma tekniğini kullanmayı göz önünde bulunduruyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gaz üretiminde görülen hızlı artış ise boru hattı ile uzak pazarlara nakledilebilmesi için gazı sıvılaştıran terminal inşasına yönelik ilgiyi artırdı. Örnek vermek gerekirse Endonezya hükümeti, Java Adası’nın bir bölgesinde şist gazı çıkarılmasına izin vermeyi düşünüyor. 2006′da bölgedeki kuyu açma faaliyeti bir çamur volkanını patlatarak 13 kişinin ölümüne ve 30.000′den fazla insanın da yaşadığı yeri terk etmesine yol açtı. Avrupa’daki doğalgaz kaynaklarının üçte birinden fazlasına tekabül eden Polonya’daki şist gazı rezervi, ülkenin gaz ihtiyacının % 60′tan çoğunu sağlayan Rusya’ya olan bağımlılığı azaltabilir. Ama pazar araştırma kuruluşu Bernstein Research’ün Nisan 2010 tarihli raporu, şist gazı çıkarmanın maliyeti ve riskleri konusunda kaygılara neden oldu. Raporda, “Avrupa’da ve şist rezervine sahip olan bazı ülkelerdeki yenilenebilir su kaynakları, ABD’ye kıyasla çok daha az miktarda” uyarısı yer alıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir Amerikan girişimi çatlatma.. İşleminde kayaçları kırmak ve gazı serbest bırakmak amacıyla, içine kimyasallar ile kum katılan büyük miktardaki su, çok yüksek basınçla yerin altına gönderiliyor. Çatlatma sonrasında suyun çoğu, içine zehirli kimyasallar karışmış olarak yüzeye geri dönüyor. Yoğun su kullanımı içeren kuyu açma tekniği çatlatmanın keşfedildiği ABD’de hükümet, bu teknolojinin yurtdışında yayılmasını destekleyerek öncü bir rol üstleniyor. Hükümet ayrıca, aralarında sıvı doğalgazı çıkarma ve nakletme projelerinin de olduğu başka enerji projelerine destek veriyor. Başkan Obama son üç yılda Çin, Hindistan ve Polonya’ya yaptığı ziyaretlerde şist gazını teşvik etti. Obama, Varşova’da Mayıs ayındaki konuşmasında, “Şist gazını tamamen güvenli bir yöntemle çıkaracak teknoloji kapasitesinin mevcut olduğuna inanıyoruz” dedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD İhracat-İthalat Bankası son yıllarda, aralarında banka tarihinin en büyük ticari işleminin (Exxon Mobil öncülüğünde Papua Yeni Gine’de yürütülen, yüzlerce kilometrelik gaz boru hattı ile sıvı doğalgaz tesisini de içeren 3 milyar dolarlık anlaşma) de olduğu, en geniş kapsamlı gaz projelerine finansman sağladı. Amerikan Yerbilimsel Araştırma (USGS), Avrupa’da şist gazı araştırması yapan yerbilimcilere (jeologlara) eğitim ve teknoloji sağlamayı önerdi. ABD 2009′da, Çin’in kuzeyindeki İç Moğolistan bölgesinde ve ayrılıkçı bir hareketin olduğu batıdaki Sincan’da büyük şist kaynaklarının hızlı şekilde geliştirilmesini amaçlayan bir anlaşma da imzaladı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın 2010′da başlattığı Küresel Şist Gazı Girişimi, çatlatma tekniği konusunda çok sayıda yabancı ülkeye danışmanlık yapıyor. Bakanlık, yabancı yetkililerin ABD’li enerji uzmanlarıyla görüşmesi ve ABD’deki sondaj sahalarını görmesi amacıyla bu yıl 6 gezi düzenledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bazı ekonomistler ve çevreciler, görece yoksul ülkelerin hükümetlerinin yeni vergi gelirlerinden ve istihdamdan yarar sağlamasına rağmen, kuyu açmanın çevresel risklerine yeterince önem göstermeyebileceğini belirtiyor. Bu çevreler ayrıca, kuyu açmanın yarattığı hava kirliliği, olası sızıntıların yol açacağı su kirlenmesi ve kamyon trafiği gibi olumsuz etkilere maruz kalan yerel halkın, çok az fayda sağlayabileceğini söylüyor. ABD Federal hükümetinin ve şirketlerin yurtdışındaki enerji projelerine sağladığı finansmanı takip eden araştırma ve destek örgütü Pacific Environment’ın politika yöneticisi Doug Norlen, “Bu projeler maliyetlerde, yerel konut ve hizmet fiyatlarında, şimdiden büyük artışa yol açtı. Geçici inşaat işleri bulan bir avuç şanslı kişi haricinde, yerel toplulukların ekonomik durumu aslında daha kötüye gidebilir” diyor. Kuyu açmaya hazırlanan Güney Afrika’da ve diğer ülkelerde, bir arazinin altında bulunan madenler genelde şahıslara değil devlete ait.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karoo sakinlerinin çoğu, hükümetin rüzgâr veya güneş çiftlikleri kurmasını tercih edeceklerini söylüyor. Beslediği 3.000 koyunu ve keçiyi otlattığı yere su getiren, tıkanmış bir boruyu açmaya çalışan 44 yaşındaki Trenly Spence, “Büyük bir sızıntı, sızdıran bir boru veya araştırmaların tespit edemediği bir yeraltı kırığı, ailemin dört kuşaktır işlettiği çiftliği mahvedebilir” diyor. Kimi uzmanlar, ABD’nin çevresel ve diğer etkiler konusunda dikkatli olması gerektiğini belirtiyor. Amerikan Üniversitesi Uluslararası ve Karşılaştırmalı Çevre Hukuku Programı’nın Başkanı David Hunter, “ABD ile ona bağlı finansman sağlayan kuruluşların, yabancı yatırımcılara istikrarlı bir ortam yaratan ancak yerel halka pek fayda getirmeyen politikaları teşvik etmek gibi bir alışkanlığı var” diyor. ABD İhracat-İthalat Bankası 2008′de, Peru’da Amazon yağmur ormanlarındaki Camisea gaz yataklarından gaz ihraç etmek için kurulacak bir sıvılaştırılmış doğalgaz terminaline, 400 milyon dolarlık kredi garantisi sağladı. Camisea projesi sızıntılar, yolsuzluk ve gazın yerli tüketicilere fiyat indirimi için kullanılması yerine ihraç edilmesi konusundaki eleştiriler gibi sorunlarla karşılaştı. Güney Afrika’da daha dikkatli davranılması için baskılar artıyor. Kamuoyu Karoo bölgesinde kuyu açılması konusunda endişelenince, Güney Afrikalı sondaj yetkilileri yeni ruhsat dağıtımını Şubat’a kadar durdurdu. Güney Afrika’nın bağımsız Reklam Standartları Kurumu Temmuz’da, Shell’in reklamlarında öne sürdüğü, çatlatma tekniğinin asla kirlilik yaratmadığı gibi iddiaların yanıltıcı olduğuna hükmetti. Orta Karoo bölgesinin Afet Yönetimi Müdürü Hein Rust, “Hükümete acele etmesi için muazzam bir baskı yapılıyor. Ama bence bu kararlar itimada dayalı olarak veya tüm maliyetler bilinmeden alınmamalı” diyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br><a href="https://www.sabah.com.tr/NewYorkTimes/2012/01/09/dogalgaza-hucum-korkutuyor" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Doğalgaza Hücum Korkutuyor</a>, 17 Ocak 2012, <a href="https://www.nytimes.com/2011/12/31/world/south-african-farmers-see-threat-from-fracking.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İngilizce</a></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="279" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/major_shale_gas_basins.jpg" alt="" class="wp-image-914" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/major_shale_gas_basins.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/major_shale_gas_basins-300x152.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption">Bağımsız bir yüklenicinin yardımıyla, federal enerji yetkilileri dünyanın en büyük kaya (şeyl) gazı kaynaklarından bazılarının yerlerini haritalandırdı. Çalışma, yeterli jeolojik verinin bulunduğu yaklaşık 32 ülkeyle sınırlıydı. Kaynak: <a href="https://www.eia.gov" data-type="link" data-id="https://www.eia.gov" target="_blank" rel="noreferrer noopener">EIA</a></figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kuzey Kutbundaki Petrol ve Doğalgaz Rezervi Kimin Olacak?</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/kuzey-kutbundaki-petrol-ve-dogalgaz-rezervi-kimin-olacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2025 22:15:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emtia]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=906</guid>

					<description><![CDATA[Arktik* Bölge’de çeşitli petrol, doğalgaz ve altın yatakları olduğunun ortaya çıkmasıyla, bölge üzerinde hak iddia eden ülkeler arasında çekişmeler yaşanacağa benziyor. *TDK, arktik (sıfat, coğrafya, Fra. arctique) için, Kuzey Kutbu’yla ilgili, Kuzey Kutbu yakınında olan tanımını kullanıyor. İngiltere’deki Durham Üniversitesi’nin yaptığı harita çalışması, Arktik Bölge üzerinde bir ülkeye ait olan, ülkelerin hak iddia ettiği ya...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Arktik* Bölge’de çeşitli petrol, doğalgaz ve altın yatakları olduğunun ortaya çıkmasıyla, bölge üzerinde hak iddia eden ülkeler arasında çekişmeler yaşanacağa benziyor. </p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">*<a href="https://www.tdk.gov.tr/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">TDK</a>, arktik (sıfat, coğrafya, Fra. arctique) için, Kuzey Kutbu’yla ilgili, Kuzey Kutbu yakınında olan tanımını kullanıyor.</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">İngiltere’deki Durham Üniversitesi’nin yaptığı harita çalışması, Arktik Bölge üzerinde bir ülkeye ait olan, ülkelerin hak iddia ettiği ya da hak iddia edebileceği bölgeleri gösteriyor. 2007 yılının Ağustos ayında Rusya’nın Kuzey Kutbu’na gönderdiği bir araştırma denizaltısı, diğer ülkeler tarafından hoş karşılanmamıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkeler, şu an geçerli olan denizlerle ilgili anlaşmalar çapında, bölgeler üzerinde hak iddia etmek için çalışmalar yapıyor. Ülkelerin kendi kıta sahanlıkları üzerinde ortaya koyduğu görüşler çoğu zaman diğer ülkeler tarafından kabul görmüyor. Kıta sahanlıkları ve buna bağlı olarak ülkelerin hak iddia edeceği bölgelerin belirlenmesi ise zorlu bir iş. Bölgenin jeolojik, jeolmorfoljik açıdan analiz edilmesi gerekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Detaylı haritayı ücretsiz görüntülemek için:&nbsp;<a href="https://www.dur.ac.uk/ibru/resources/arctic" target="_blank" rel="noreferrer noopener">dur.ac.uk</a></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="858" height="900" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/jurisdictionarctic.jpg" alt="" class="wp-image-907" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/jurisdictionarctic.jpg 858w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/jurisdictionarctic-286x300.jpg 286w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/jurisdictionarctic-768x806.jpg 768w" sizes="(max-width: 858px) 100vw, 858px" /><figcaption class="wp-element-caption">Arktik bölgesinde deniz yetki alanları ve sınırlar. Harita: <a href="http://www.durham.ac.uk/ibru" data-type="link" data-id="www.durham.ac.uk/ibru" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ibru</a></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">ABD Jeolojik Araştırma Kurumu (USGS), Kuzey Kutup Dairesi’nin kuzeyinde devasa petrol ve doğalgaz rezervleri bulunduğunu açıkladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bölgedeki enerji kaynaklarıyla ilgili şimdiye kadarki bu en büyük araştırmada, Kuzey Kutup Dairesi’nin kuzeyinde 90 milyar varillik petrol bulunduğu, bölgenin dünyanın ortaya çıkarılmamış doğalgaz rezervlerinin de 3′te 1′ini barındırdığı belirtildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Araştırma raporunda, dünyadaki keşfedilmemiş, teknik olarak çıkarılabilir&nbsp;petrol&nbsp;ve&nbsp;doğalgaz&nbsp;rezervlerinin 5′te 1′inin burada bulunduğu kaydedildi. Buna göre&nbsp;petrolün yüzde 13′ü,&nbsp;doğalgazın yüzde 30′u ve sıvı&nbsp;doğalgazın yüzde 20’si bölgede bulunuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Jeolojik Araştırma Kurumu, ortaya çıkarılmamış&nbsp;petrol&nbsp;ve gaz rezervlerinin yüzde 84′ünün açıklarda bulunduğunu tahmin ediyor. Ancak bunların büyük kısmı, kıyıya yakın yerlerde, karasularında bulunuyor.&nbsp;Petrolün çoğunun Alaska ve Rus kıyıları açıklarında bulunduğu kaydedildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD, Rusya, Kanada, Danimarka ve Norveç’ten oluşan Kuzey kutbu ülkeleri, buzların erimesinden sonra ortaya çıkacak enerji kaynaklarının paylaşımında 28 Mayıs 2008 tarihinde anlaşmaya varmıştı.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>90 Billion Barrels of Oil and 1,670 Trillion Cubic Feet of Natural Gas Assessed in the Arctic</strong><br>(<a href="https://www.usgs.gov/newsroom/article.asp?ID=1980&amp;from=rss_home" target="_blank" rel="noreferrer noopener">USGS</a>) The area north of the Arctic Circle has an estimated 90 billion barrels of undiscovered, technically recoverable oil, 1,670 trillion cubic feet of technically recoverable natural gas, and 44 billion barrels of technically recoverable natural gas liquids in 25 geologically defined areas thought to have potential for petroleum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The U.S. Geological Survey assessment released today is the first publicly available petroleum resource estimate of the entire area north of the Arctic Circle.</p>



<p class="wp-block-paragraph">These resources account for about 22 percent of the undiscovered, technically recoverable resources in the world. The Arctic accounts for about 13 percent of the undiscovered oil, 30 percent of the undiscovered natural gas, and 20 percent of the undiscovered natural gas liquids in the world. About 84 percent of the estimated resources are expected to occur offshore.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Before we can make decisions about our future use of oil and gas and related decisions about protecting endangered species, native communities and the health of our planet, we need to know what’s out there,” said USGS Director Mark Myers. “With this assessment, we’re providing the same information to everyone in the world so that the global community can make those difficult decisions.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Of the estimated totals, more than half of the undiscovered oil resources are estimated to occur in just three geologic provinces – Arctic Alaska, the Amerasia Basin, and the East Greenland Rift Basins. On an oil-equivalency basis, undiscovered natural gas is estimated to be three times more abundant than oil in the Arctic. More than 70 percent of the undiscovered natural gas is estimated to occur in three provinces – the West Siberian Basin, the East Barents Basins, and Arctic Alaska.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The USGS Circum-Arctic Resource Appraisal is part of a project to assess the global petroleum basins using standardized and consistent methodology and protocol. This approach allows for an area’s petroleum potential to be compared to other petroleum basins in the world. The USGS worked with a number of international organizations to conduct the geologic analyses of these Arctic provinces.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Technically recoverable resources are those producible using currently available technology and industry practices. For the purposes of this study, the USGS did not consider economic factors such as the effects of permanent sea ice or oceanic water depth in its assessment of undiscovered oil and gas resources. The USGS is the only provider of publicly available estimates of undiscovered, technically recoverable oil and gas resources.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Exploration for petroleum has already resulted in the discovery of more than 400 oil and gas fields north of the Arctic Circle. These fields account for approximately 40 billion barrels of oil, more than 1,100 trillion cubic feet of gas, and 8.5 billion barrels of natural gas liquids. Nevertheless, the Arctic, especially offshore, is essentially unexplored with respect to petroleum.</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Sinan Erdem’e ait olan giriş bölümü, TÜBİTAK’ın sayfasından değiştirilmeden alınmıştır.<br>Haber, CNNTÜRK, NTVMSNBC ve USGS sitelerinden derlenmiştir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devasa Barajların Getirisi ve Götürüsü</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/devasa-barajlarin-getirisi-ve-goturusu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2025 21:39:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Enerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=902</guid>

					<description><![CDATA[Barajlar; su taşkınlarını önlüyor, kuraklığa çare oluyor, çevreye dost bir enerji üretimi sağlıyor. Aynı zamanda birçok ülkede kalkınmanın bir anahtarı olarak görülüyor. Merkezi Paris’te bulunan Uluslararası Büyük Barajlar Komisyonu’nun (ICOLD) verdiği rakamlara göre, bugün tüm dünyada ortalama 45.000 büyük baraj projesi bulunuyor. Enerji üretimi ve tarım alanlarının sulanması açısından önemli bir alternatif olan hidroelektrik santralleri...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Barajlar; su taşkınlarını önlüyor, kuraklığa çare oluyor, çevreye dost bir enerji üretimi sağlıyor. Aynı zamanda birçok ülkede kalkınmanın bir anahtarı olarak görülüyor. Merkezi Paris’te bulunan Uluslararası Büyük Barajlar Komisyonu’nun (<a href="https://www.icold-cigb.org/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ICOLD</a>) verdiği rakamlara göre, bugün tüm dünyada ortalama 45.000 büyük baraj projesi bulunuyor. Enerji üretimi ve tarım alanlarının sulanması açısından önemli bir alternatif olan hidroelektrik santralleri her zaman iyi sonuç vermiyor. <strong>Uzmanlar, dev hidroelektrik santralleri yerine küçük barajlar kurulmasından yana.</strong></p>



<iframe src="https://www.google.com/maps/embed?pb=!1m18!1m12!1m3!1d3140.7407176403294!2d111.00115277522133!3d30.823307174540584!2m3!1f0!2f0!3f0!3m2!1i1024!2i768!4f13.1!3m3!1m2!1s0x368477f7d8d04299%3A0x2b6b0ad5fddb4a68!2zw5zDpyBCb8SfYXogQmFyYWrEsQ!5e1!3m2!1str!2str!4v1749937089556!5m2!1str!2str" width="600" height="450" style="border:0;" allowfullscreen="" loading="lazy" referrerpolicy="no-referrer-when-downgrade"></iframe>



<p class="wp-block-paragraph">Baraj inşaatında öncü ülke Çin. Dünyadaki baraj projelerinin yarısı bu ülkede. Artan enerji ihtiyacını karşılamak ve tarım için su rezervleri oluşturmak için inşa edilen Üç Boğaz Barajı ise bunların en büyüğü. Barajın yapımında temel amaç Yangtze Nehri’nin sürekli olarak taşması sonucu binlerce insanın ölmesini engellemekti. Enerji üretimi ise ikinci plandaydı.&nbsp;<strong>Ancak barajın yapımından kısa süre sonra, enerji üretimi ile sel taşkınlarını önlemenin birbiriyle bağdaşmadığı anlaşıldı. Enerji üretiminin en üst düzeyde sağlanması için baraj su haznesinin dolu olması gerekirken, nehrin taşmaması için ise burasının boş olması gerekiyor.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Toplam 18.200 megavatlık gücüyle dünyanın en büyük hidroelektrik santrali 17 yıl süren çalışmalar sonucunda ortaya çıktı. Hidroelektrik santral her yıl 9 nükleer santralin ürettiği enerji kadar enerji sağlıyor ve tahminen 160 milyon ton kömürün yakılması sonucu ortaya çıkacak karbondioksit önlenmiş oluyor. Ayrıca geçiş havuzları aracılığıyla yük ve yolcu gemilerinin geçişini ve nehrin akış yönünün tersine bir trafiği mümkün hale getiriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ancak bilançonun bir de olumsuz yanı var.</strong>&nbsp;Barajın inşaatı sırasında 1.300.000-2.000.000 insan evinden taşınmak zorunda kaldı. Ayrıca 2.500 bitki ve 300 balık türü de yaşam alanlarının yok olması tehlikesiyle karşı karşıya hale geldi. 22 hayvan türü de nesli tükenme tehlikesi altında olanlar listesine eklendi. Öte yandan uzmanlar, baraj nedeniyle nehrin doğal akışı içinde kendi kendini temizlemesinin mümkün olmadığını belirtiyorlar. Nehirdeki tortunun baraj duvarında birikmesi sonucu tesisin zarar görmesi ihtimali bulunuyor. Ayrıca çevrede yaşayan halkın başka seçenek bulunmaması nedeniyle nehir suyuna attığı çöpler de büyük bir çevre kirliliği yaratıyor. Yeni kurulan fabrikalar zehirli atıklarını nehre boşaltıyor. Ortaya çıkan sorunlar ve eleştiriler sonrasında Çin yönetimi de tesisi planlayanların ekolojik ve ekonomik sonuçları yeterince dikkate almadığını kabul etmek zorunda kaldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Üç Boğaz Barajı, iklime dost enerji üretiminin dev projelerde nasıl sorunlara yol açabileceğinin tipik bir örneği oldu. Çeşitli ülkeler, tüm dünyada yayılan protesto eylemleri nedeniyle dev baraj projelerinden vazgeçmek zorunda kaldı. ABD, ekolojik maliyetinin yüksekliği nedeniyle bir daha büyük baraj inşa etmeyeceğini açıkladı. Brezilya’da Amazon bölgesini sulayan Şingu Nehri üzerinde yapılması planlanan <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Belo_Monte_Dam" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Belo Monte Hidroelektrik Santrali</a> açılan davalar nedeniyle hâlâ başlayamadı. Myanmar’da hükümet, Irrawaddy Nehri üzerine kurmayı planladığı hidroelektrik santralden vazgeçti. Başbakan Thein Sein “halkın iradesine karşı” olacağı gerekçesiyle Çin tarafından desteklenen projeyi durdurduklarını ilan etti. Şili’de ise halkın yaklaşık yüzde 70′i Patagonya’da kurulacak dev hidroelektrik santrali projesi <a href="https://www.hidroaysen.cl/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">HidroAysen</a>’e karşı çıkıyor. Projede 2.000 kilometrelik bir yüksek gerilim hattıyla başkent Santiago’ya enerji ulaştırılması planlanıyordu. Mısır’da ise bir mühendislik yapıtı olarak sunulan <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Aswan_Dam" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Asvan Barajı</a>‘nın yarattığı sonuçlar bugün ortaya çıkıyor. 1971 yılında yapımı tamamlanan santralde yıllık taşkınlar devam ettiği ve yeraltısuyuna deniz suyu karıştığı için barajın temeli tuzdan olumsuz bir şekilde etkileniyor. <em>Peki <a href="https://www.gap.gov.tr/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">GAP</a>..</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya Barajlar Komisyonu da 2000 yılı sonunda yayımladığı raporda büyük barajların bedelinin ağır olduğunu açıklamıştı. Rapora göre, dünya çapında 40.000.000-80.000.000 insan bu barajlar nedeniyle yurdundan oldu. Ayrıca barajların inşası sırasında çevreye ve iklime olumsuz sonuçları da önemsenmedi. Ancak yine rapora göre, su ve gıda güvenliğini sağlamak ve temiz enerji açısından barajların önemli bir rol oynayabileceği belirtiliyor. Büyük barajlardan ziyade küçük ve yerel projeler denenmesi tavsiyesinde bulunuluyor. Bu projelerin insanlara ve çevreye olumsuz etkilerinin daha az olacağı; yerel ölçekte enerji ve su ihtiyacına katkı sunabileceği ifade ediliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>DWTürkçe, <a href="https://www.dw-world.de/dw/article/0,,15531734,00.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Büyük barajların bedeli ağır</a>, 17 Kasım 2011</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="542" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/threegorgesdam_2001-04-20-2003-03-25.jpg" alt="" class="wp-image-903" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/threegorgesdam_2001-04-20-2003-03-25.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/threegorgesdam_2001-04-20-2003-03-25-300x296.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption">Bu ASTER görüntüleri, Çin’deki Yangtze Nehri’nin, dünyanın en büyük barajı olan Üç Boğaz Barajı’nın hemen batısındaki 60 kilometrelik bir bölümünü göstermektedir. Rezervuar 2012 yılında tamamen doldurulduğunda, su seviyesi 175 metreye yükselecek ve 600 kilometre boyunca uzanacaktır. Rezervuar, dünya çapında ün kazanmış üç boğazdan ikisini sular altında bırakacaktır. Baraj, geçmişte binlerce insanın ölümüne yol açan Yangtze Nehri taşkınlarını kontrol altına almak amacıyla inşa edilmektedir. Üstteki görüntü, barajın inşası sırasında ve rezervuar henüz doldurulmadan önce, 20 Mayıs 2001 tarihinde alınmıştır. Alttaki görüntü ise 25 Mart 2003 tarihine aittir ve rezervuarın kısmen dolmuş hâlini, çok sayıda yan kanyonla birlikte göstermektedir. Görüntü, 31 derece kuzey enlemi ve 110,5 derece doğu boylamı merkezli olarak çekilmiştir. Görüntü kaynağı: NASA/GSFC/METI/ERSDAC/JAROS ve ABD/Japonya ASTER Bilim Ekibi.</figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trans-Sahra Gaz Boru Hattı</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/trans-sahra-gaz-boru-hatti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2025 19:22:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Enerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=894</guid>

					<description><![CDATA[Nijerya’da, 180 trilyon metreküp doğalgaz rezervinin (dünyada 7. sıra) olduğu belirtiliyor. Bu yüzden Nijerya, Nijer ve Cezayir, Avrupa’nın doğalgaz ihtiyacını karşılamak için dünyanın en uzun doğalgaz boru hatlarından birini inşa etmek üzere anlaşmaya vardı. Sahra çölünü aşacak olan 4.550 kilometre uzunluğundaki boru hattının, her yıl Afrika’nın batısından Avrupa’ya 30 milyar metreküp doğalgaz taşıyacak. Boru hattının...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Nijerya’da, 180 trilyon metreküp doğalgaz rezervinin (dünyada 7. sıra) olduğu belirtiliyor. Bu yüzden Nijerya, Nijer ve Cezayir, Avrupa’nın doğalgaz ihtiyacını karşılamak için dünyanın en uzun doğalgaz boru hatlarından birini inşa etmek üzere anlaşmaya vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sahra çölünü aşacak olan 4.550 kilometre uzunluğundaki boru hattının, her yıl Afrika’nın batısından Avrupa’ya 30 milyar metreküp doğalgaz taşıyacak. Boru hattının geçtiği ülkelerdeki dağılımı şu şekilde: 2500 km Cezayir toprakları üzerinden, 750 km Nijer toprakları üzerinden ve 1300 km Nijerya toprakları üzerinden geçecektir. Tamamlandığında dünyanın en büyük mühendislik harikalarından biri olacak olan Trans-Sahra Gaz Boru Hattı (TSGBH), mevcut birçok hattı gölgede bırakacak kadar uzun (BBCTürkçe, 2009; TSGBH, 2009).</p>



<p class="wp-block-paragraph">TSGBH’nin yapımı için ilk imza 14 Ocak 2002 tarihinde Nijeryalı şirket NNPC ve Cezayirli Sonatrach arasında atıldı. Ayrıca 8 Mart 2003 tarihinde fizibilite çalışmaları için anlaşmaya varıldı (TSGBH, 2009). Nijerya’dan Avrupa’ya ilk doğalgazın ise 2015 yılında gönderilmesi hedefleniyor. Hattın inşaatı 10 milyar dolara mal olacak; ama 3 milyar dolar da yoldaki toplama merkezleri diye adlandırılan istasyonlar için harcanacak. Enerji uzmanları böyle bir hattın inşasının yıllardır düşünüldüğünü; ama yatırımın büyüklüğü ve Nijerya’daki hukuki düzenlemelerin ve siyasi ortamın belirsizlikleri nedeniyle planların uzun süre raflarda bekletildiğini söylüyorlar (BBCTürkçe, 2009).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu boru hattı ile ilgilenen firmaların; Hint GAIL, Fransız Total, İtalyan Eni, İngiliz-Hollanda ortaklığı Shell ve Rus Gazprom olduğu söyleniyor. Rus enerji şirketi Gazprom ve Nijerya devlet petrol şirketi NNPC boru hattı inşaatının ilk aşamasını başlatma konusunda anlaşmaya vardıkları biliniyor. Kaygı yaratan konulardan biri boru hattının özellikle Kuzey Afrika’da geçeceği uçsuz bucaksız ve denetimsiz çöl topraklarında, isyancı Tuareg savaşçıları ya da El Kaide’nin saldırılarına hedef olması ihtimali (BBCTürkçe, 2009).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Değinilen Belgeler<br>BBCTürkçe, 2009. 3 Temmuz, En Uzun Doğalgaz Hattı, BBCTürkçe Haberler, BBCTürkçe Haberler, bbcturkish.com, 12 Temmuz 2009′da ulaşılmıştır.<br>TSGBH, 2009. TSGBH Sunumu, Cezayir Demokratik Halk Cumhuriyeti Enerji ve Maden Bakanlığı, mem-algeria.org, 12 Temmuz 2009′da ulaşılmıştır. [Fransızca]</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaynakça<br>Güler, B. 2009. Trans-Sahra Gaz Boru Hattı, yerbilimleri.com</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha fazla bilgi için tsgpipeline.com sitesinden yararlanılabilir. [Çevrimdışı]</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="185" height="300" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/tsgbh.jpg" alt="" class="wp-image-895"/><figcaption class="wp-element-caption"><em>Trans-Sahra Gaz Boru Hattı’nın güzergâhı. Boru hattı Nijerya’nın Varri bölgesinden başlayacak, Nijer’in kuzeyinden Cezayir’deki Hassi R’Mel şehrine kadar devam edecek. Buradan da mevcut boru hatları ile Avrupa’ya geçecek. Ayrıca TSGBH’nin diğer adları, NIGAL Boru Hattı ve Trans-Afrika Gaz Boru Hattı.  (TSGBH, 2009).</em></figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güney Afrika’da 507 Karatlık Elmas Çıkarıldı</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/guney-afrikada-507-karatlik-elmas-cikarildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2025 19:12:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=891</guid>

					<description><![CDATA[Güney Afrika Cumhiriyeti’ndeki Cullinan madeninde 507,55 karatlık bir elmas bulunmuş. Olağandışı denilebilecek kadar pürüzsüz olduğu belirtilen elmas yaklaşık olarak tavuk yumurtası büyüklüğündeymiş. Ağırlığı 100 gramı geçen elmasın, dünyadaki en kıymetli 20 taşın arasında yer alabileceği belirtiliyor. İncelenme aşamasında olan elmasa, henüz paha biçilemiyor. 24 Eylül 2009′da bulunan elmasın, diğer beyaz elmaslara göre benzeri olmayan bir...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Güney Afrika Cumhiriyeti’ndeki Cullinan madeninde 507,55 karatlık bir elmas bulunmuş. Olağandışı denilebilecek kadar pürüzsüz olduğu belirtilen elmas yaklaşık olarak tavuk yumurtası büyüklüğündeymiş. Ağırlığı 100 gramı geçen elmasın, dünyadaki en kıymetli 20 taşın arasında yer alabileceği belirtiliyor. İncelenme aşamasında olan elmasa, henüz paha biçilemiyor. 24 Eylül 2009′da bulunan elmasın, diğer beyaz elmaslara göre benzeri olmayan bir renk ve parlaklığa sahip olduğu belirtiliyor. Aynı madende 1905 yılında 3.106 karat değerinde dünyanın en büyük işlenmemiş elması bulunmuş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Petra Elmaslar şirketinden yapılan açıklada, 507 karatlık elmas dışında üç elmas daha çıkarılmış. Dört beyaz elmasında aynı renge, parlaklığa, saflığa ve berraklığa sahip olduğu belirtiliyor. Diğer üç elmas 168 karat, 58,5 karat ve 53,3 karat değerindeymiş. Bu dört elmasta yukarıdaki fotoğrafta ilginç bir süsleme ile yan yana sunulmuş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Maden ocağını ise bir konsorsiyum işletiyor. Bu konsorsiyum (İng. Petra Diamonds Cullinan Consortium), Birleşik Krallık’tan Petra Elmaslar (%37), Suudi El Rachi Holding (%37), Güney Afrikalı Thembinkosi Madencilik Yatırımları (%14) ve gene Birleşik Krallık’tan Petra Elmaslar Çalışan Fonu (%12) ile oluşuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha fazla bilgi için Petra Elmaslar şirketinin ağ sayfasında</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Spectacular 507 carat white diamond recovered at historic Cullinan mine</strong><br>Petra Diamonds Limited (“<a href="http://www.petradiamonds.com" data-type="link" data-id="www.petradiamonds.com" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Petra</a>” or “the Company”), the international diamond mining group, announces the recovery of an important 507.55 carat white diamond at the Cullinan mine in South Africa.</p>



<p class="wp-block-paragraph">This spectacular gemstone was recovered on Thursday 24 September and is currently with experts for analysis. Initial examinations indicate that it is of exceptional colour and clarity, and most likely to be a Type II diamond. Further details, including colour grading and clarity, will be released once the diamond has undergone appropriate analysis.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The diamond was recovered alongside three other special white stones of similar colour and clarity in the same production run: another very large stone of 168.00 carats and two other stones of 58.50 and 53.30 carats.</p>



<p class="wp-block-paragraph">At 507 carats (just over 100 grams) the diamond, which has yet to be named, is considered to be amongst the top 20 largest high quality rough diamonds ever found worldwide and ranks alongside other illustrious diamonds recovered at the celebrated Cullinan mine. Cullinan has a special place in the history of diamonds as the source of the world’s largest gem diamond ever recovered, the Cullinan, at 3,106 carats rough. It has also produced a further two of the world’s largest diamonds, the Golden Jubilee at 755 carats rough and the Centenary at 599 carats rough, and many other famous gems including the Taylor-Burton (69 carats polished).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Johan Dippenaar, Petra’s Chief Executive Officer, commented on the find, “The Cullinan mine has again given the world a spectacularly beautiful and important diamond. Initial indications are that it is of exceptional colour and clarity, which suggest extraordinary potential for its polished yield. We now eagerly await the findings of the expert analysis.”</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Kaynakça<br>AA, 2009. 507 KARATLIK ELMAS BULUNDU, Yaşam, Anadolu Ajansı, Yohannesburg, Güney Afrika Cumhuriyeti, http://www.aa.com.tr/tr/507-karatlik-elmas-bulundu-2.html, 30 Eylül 2009 tarihinde ulaşıldı.<br>PD, 2009. Spectacular 507 carat white diamond recovered at historic Cullinan mine, 2009 Duyuruları, Londra, İngiltere, http://www.petradiamonds.com/im/press_display.php?Id=2009/29sep09, 30 Eylül 2009 tarihinde ulaşıldı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="212" height="300" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/cullinan-madeninden-cikan-elmaslar.jpg" alt="" class="wp-image-892"/></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Jüpiter’in Uydusu İo’nun Jeoloji Haritası Üretildi</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/jupiterin-uydusu-ionun-jeoloji-haritasi-uretildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2025 18:37:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=888</guid>

					<description><![CDATA[Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeni olan Jüpiter büyük ölçüde hidrojen ve helyumdan oluşuyor ve yapısı itibariyle gaz devi sınıfına giriyor. Jüpiter’in 63 doğal uydusundan dördü olan; İo, Europa, Ganymede ve Callisto’yu, ilk kez gökbilimci Galileo Galilei 1610 yılında kendi yaptığı basit teleskopla keşfetmişti. 1970′lere kadar bilinen uydu sayısı 13 iken Jüpiter’e gönderilen Voyager uzay araçları ve...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeni olan Jüpiter büyük ölçüde hidrojen ve helyumdan oluşuyor ve yapısı itibariyle gaz devi sınıfına giriyor. Jüpiter’in 63 doğal uydusundan dördü olan; <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Io_(moon)" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İo</a>, Europa, Ganymede ve Callisto’yu, ilk kez gökbilimci Galileo Galilei 1610 yılında kendi yaptığı basit teleskopla keşfetmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1970′lere kadar bilinen uydu sayısı 13 iken Jüpiter’e gönderilen Voyager uzay araçları ve 2000 yılından bu yana yeryüzünden yapılan araştırmalarla bu sayı 63’e çıktı. Gökbilimcilere göre İo’daki sürekli yanardağ faaliyetinin kaynağı Jüpiter’in ve en büyük iki ayından Europa ve Ganymede’in çekimi. Gezegenle iki ayın çekimi İo’nun küçülüp büyümesine bu da çekirdeğinde ısının olağanüstü boyutlarda yükselmesine sebep oluyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ay’dan biraz daha büyük ve Dünya’dan 25 kez daha volkanik olan İo’da 425 aktif yanardağ var. Gökbilimciler tarafından hazırlanan haritada dağlar, yanardağ ağızları, ovalar, plato ve lava nehirleri görülüyor. Arizona State Üniversitesi tarafından yayınlanan <a href="https://astrogeology.usgs.gov/products/Io-Voyager-Galileo-Global-Mosaics" target="_blank" rel="noreferrer noopener">renkli harita</a>nın İo’nun içyapısına ışık tutması bekleniyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tamamlanması 6 yıl süren <a href="https://gallery.usgs.gov/photos/03_15_2012_xcs1VIh77P_03_15_2012_0" target="_blank" rel="noreferrer noopener">harita</a>da Ay’daki gibi hiç meteor krateri gözükmüyor. Nedeni yanardağ faaliyeti nedeniyle İo’nun sathının sürekli değişmesi. İki Voyager uzay aracı ve daha sonra Jüpiter’in yörüngesine gönderilen Galileo’nun çektiği resimlerden derlenen <a href="https://pubs.usgs.gov/sim/3168/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">harita</a>yı, Amerikan Yerbilimsel Akaraştırma Kurumu’nun sitesinde görmek mümkün.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>VOA, <a href="https://www.voanews.com/turkish/news/Jupiterin-Aylarndan-onn-Haritas-Ckarld-143581426.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Jüpiter’in Aylarından İo’nun Haritası Çıkarıldı</a>, 21 Mart 2012</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="889" height="900" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Io_figure_press_2xglobal_300dpi.jpg" alt="" class="wp-image-889" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Io_figure_press_2xglobal_300dpi.jpg 889w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Io_figure_press_2xglobal_300dpi-296x300.jpg 296w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Io_figure_press_2xglobal_300dpi-768x778.jpg 768w" sizes="(max-width: 889px) 100vw, 889px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>İo’nun jeoloji haritası. Görüntü: David Williams (Arizona State Üni.)</em></figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ay’da Güncel Jeolojik Etkinlikler Sonucu Horst ve Graben Oluşuyor</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/ayda-guncel-jeolojik-etkinlikler-sonucu-horst-ve-graben-olusuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2025 15:17:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=873</guid>

					<description><![CDATA[Yıllar geçse de Ay aynı görünümünü koruyor mu?.. Her ne kadar milyonlarca yıldır kraterler ve yüzeyindeki diğer oluşumlar olduğu gibi duruyor gözükse de, Ay her zaman bu şekilde değildi. Yüz milyonlarca yıl Ay’a çarpan göktaşları (meteorlar) da Ay’ın yüzündeki kraterleri oluşturmuş. Tamamıyla soğumuş olan Ay, Dünya’ya her zaman ayni yüzünü gösteriyor. Ay’ın başlangıçta nasıl oluştuğu...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="NASA | Recent Geological Activity on the Moon" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/h6_4bXkGAas?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://svs.gsfc.nasa.gov/vis/a010000/a010900/a010930/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Yıllar geçse de Ay aynı görünümünü koruyor mu</a>?.. Her ne kadar milyonlarca yıldır kraterler ve yüzeyindeki diğer oluşumlar olduğu gibi duruyor gözükse de, Ay her zaman bu şekilde değildi. Yüz milyonlarca yıl Ay’a çarpan göktaşları (meteorlar) da Ay’ın yüzündeki kraterleri oluşturmuş. Tamamıyla soğumuş olan Ay, Dünya’ya her zaman ayni yüzünü gösteriyor. Ay’ın başlangıçta nasıl oluştuğu ve deniz sanılan bölgenin neden sadece Dünya’ya bakan yüzünde olduğu halen araştırma konusu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi (NASA), Ay yörüngesindeki insansız aracı Lunar Reconnaissance Orbiter (LRO) aracılığıyla çektiği fotoğraflarda satıhta (yüzeyde) çatlaklar görüldüğünü açıkladı. Bu veri doğrultusunda, araştırmacılara göre Ay’ın yüzünde belirlenen çatlaklar&nbsp;<em>jeolojik</em>&nbsp;(yerbilimsel) sürecin devam ettiğini gösteriyor. Çok yüksek çözünürlükte fotoğraflarda, yüzeyde, fay kırığına benzeyen ve “graben” adı verilen dar ve uzun çatlaklar görülüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">NASA uzmanlarına göre yeni oluşan kanyonlar Ay kabuğunun bu noktalarda gerilerek genişlediğinin kanıtı. Kabuk gerilince oluşan&nbsp;<em>fay kırıkları</em>&nbsp;(açılmayı, genişlemeyi temsil eden normal faylar) zamanla çökerek “grabenleri” oluşturuyor. Gökbilimcilere göre çatlaklar en geç 50 milyon yıl veya muhtemelen daha önce oluştu. Ay’ın çekirdeğindeki jeolojik faaliyetin milyonlarca yıl önce çok yavaşladığı sanıldığından Ay’ın kabuğundaki çatlaklar sürpriz oldu. Ay’ın yaklaşık 4,5 milyar yıl önce Mars büyüklüğündeki bir gökcisminin Dünya’ya çarpmasıyla oluştuğu sanılıyor. Dev çarpma adı verilen bu kurama göre darbe sonucu Dünya’dan kopan küçüklü büyüklü parçalar zamanla birikerek Ay’ı oluşturdu. Yeni oluşan kitlenin yerçekimiyle yoğunlaşması sürecinden sonra, Ay’ın yüzü soğuyup çatlamaya başlamış. Bir kaç milyar yıl içinde Ay’ın sathındaki lava, Dünya tarafındaki yüzüne akarak Kara Mariya (Dark Maria) adıyla bilinen havzayı oluşturmuş. Ay’a baktığımızda eskiden deniz sanılan bu bölgeyi hala görmek mümkün.</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="NASA | Evolution of the Moon" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/UIKmSQqp8wY?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>VOA,&nbsp;<a href="https://www.voanews.com/turkish/news/Ay-Giderek--Buyuyor-mu-140050393.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ay Giderek Büyüyor mu?</a>, 25 Şubat 2012<br>VOA,&nbsp;<a href="https://www.voanews.com/turkish/news/science-technology/Ayn-Milyarlarca-Yldaki-Oluumu-144896645.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ay’ın Milyarlarca Yıldaki Oluşumu</a>, 1 Nisan 2004<br>NASA,&nbsp;<a href="https://www.nasa.gov/mission_pages/LRO/news/lunar-graben.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NASA Spacecraft Reveals Recent Geological Activity on the Moon</a>, 25 Şubat 2012</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="380" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/press_photo_1.jpg" alt="" class="wp-image-874" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/press_photo_1.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/press_photo_1-300x143.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/press_photo_1-768x365.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="http://www.nasm.si.edu/research/ceps/" data-type="link" data-id="http://www.nasm.si.edu/research/ceps/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">CEPS</a>: Graben illüstrasyonu, Ay kabuğu gerilip ayrıldığında oluşan çöküntü alanlarıdır. Bu gerilme, yüzeye yakın malzemelerin iki paralel normal fay boyunca kırılmasına neden olur; bu ikiz faylar arasındaki arazi aşağıya doğru çöker ve bir vadi meydana gelir. <em>Kaynak: Arizona State University/<a href="https://www.si.edu/newsdesk/releases/new-images-show-recent-geologic-activity-moon" data-type="link" data-id="https://www.si.edu/newsdesk/releases/new-images-show-recent-geologic-activity-moon" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Smithsonian Institution</a></em></figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BAS: Antarktika Buzullarının Altındaki Topoğrafya Ortaya Çıkarıldı</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/bas-antarktika-buzullarinin-altindaki-topografya-ortaya-cikarildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 Jun 2025 10:55:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=862</guid>

					<description><![CDATA[Antarktika kıtasının buzullar olmadan nasıl görüneceğine dair kapsamlı çalışmanın sonuçları açıklandı. Britanya Antarktika Araştırmaları Kurumu tarafından yapılan çalışmada kıtanın kaya tabanını 3 boyutlu olarak gösteren bir model ortaya çıkarıldı. Antarktika üzerinde 27 milyon noktadan toplanan verilere dayanılarak oluşturulan modelin adı Bedmap2. Araştırma ekibinden Hamish Pritchard ortaya çıkan model sayesinde dünyanın diğer coğrafi bölgelerinde görülen dağ, vadi,...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Antarktika kıtasının buzullar olmadan nasıl görüneceğine dair kapsamlı çalışmanın sonuçları açıklandı. Britanya Antarktika Araştırmaları Kurumu tarafından yapılan çalışmada kıtanın kaya tabanını 3 boyutlu olarak gösteren bir model ortaya çıkarıldı. Antarktika üzerinde 27 milyon noktadan toplanan verilere dayanılarak oluşturulan modelin adı <a href="https://www.antarctica.ac.uk/bas_research/our_research/az/bedmap2/index.php" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Bedmap2</a>. Araştırma ekibinden Hamish Pritchard ortaya çıkan model sayesinde dünyanın diğer coğrafi bölgelerinde görülen dağ, vadi, ova gibi coğrafi yapıların buzlar altındaki Antarktika’da da var olduklarının bir kez daha anlaşıldığını belirtti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzun yıllardır uçaklar, uydular, gemiler ve kıta üzerinde inceleme yapan biliminsanlarının topladıkları veriler üzerinden oluşturulan modele göre Antarktika’nın kaya yapısını yalnızca % 1′inin deniz seviyesinin üzerinde bulunuyor. Modelde kırmızı ve siyah olarak belirtilmiş alanlar kıtanın en yüksek noktalarını; mavi kısımlar ise kıtadaki düzlük kayaçları gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Araştırma sonucunda ortaya çıkan modelin Antarktika’nın küresel ısınma etkisiyle yaşadığı dönüşümü yansıtma açısından büyük önem taşıdığı belirtiliyor. Kıtanın kıyı kesimlerini oluşturan buzulların eriyerek denize karıştıkları biliniyor, ancak <a href="https://tc.copernicus.org/articles/7/375/2013/tc-7-375-2013.pdf" data-type="link" data-id="https://tc.copernicus.org/articles/7/375/2013/tc-7-375-2013.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Bedmap2</a> modeli sayesinde gelecekte yaşanabilecek erime evrelerine dair öngörüde bulunulabilmesi mümkün olacak. Hamish, model sayesinde kıta civarındaki buzul hareketlerini tespit etmenin mümkün olacağını belirtiyor ve BEDMAP 2 sayesinde ortaya çıkan Antarktika’nın topoğrafyasının gelişmiş fizik yöntemleriyle birlikte kullanılarak buzulların gelecekteki erime sürecinin modellenebileceğini söylüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>BAS, <a href="https://www.antarctica.ac.uk/about_bas/news/news_story.php?id=1667" target="_blank" rel="noreferrer noopener">New map reveals what lies beneath the frozen continent</a>, 10 Aralık 2011<br>BBCTürkçe, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/12/111205_antarctica.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Antarktika’nın gizli yüzü ortaya çıkıyor</a>, 10 Aralık 2011, <a href="https://www.bbc.co.uk/news/science-environment-15735625" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İngilizce</a></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="539" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/bedmap2elevation.jpg" alt="" class="wp-image-863" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/bedmap2elevation.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/bedmap2elevation-300x202.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/bedmap2elevation-768x517.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Bedpmap2&#8217;ye göre, Antarktika&#8217;da buzulların altındaki temel kayalara ait sayısal yükseklik modeli.</figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Antarktika&#8217;daki Sondaj Vostok Gölü’ne Vardı</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/antarktikadaki-sondaj-vostok-golune-vardi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Jun 2025 21:03:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=841</guid>

					<description><![CDATA[Rus biliminsanları Güney Kutbu’nda (Antarktika kıtasında) buz tabakasını 4 kilometre delerek altta gömülü bir göle ulaştıklarını açıkladılar. Saint Petersburg merkezli araştırma enstitüsünden mühendisler, ilk kez bu tip bir tatlı su gölüne sondaj yapmayı başaran ekip olarak tarihe geçti. 1990 yıllarında başlayan sondaj çalışmalarında, kıtada, şimdiye kadar 300’e yakın yeraltı gölü bulundu. Üstündeki Rus araştırma üssüne atfen Vostok...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Rus biliminsanları <em>Güney Kutbu’nda</em> (Antarktika kıtasında) buz tabakasını 4 kilometre delerek altta gömülü bir göle ulaştıklarını açıkladılar. Saint Petersburg merkezli araştırma enstitüsünden mühendisler, ilk kez bu tip bir tatlı su gölüne sondaj yapmayı başaran ekip olarak tarihe geçti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1990 yıllarında başlayan sondaj çalışmalarında, kıtada, şimdiye kadar 300’e yakın yeraltı gölü bulundu. Üstündeki Rus araştırma üssüne atfen <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Lake_Vostok" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Vostok</a> adı takılan gölün varlığı ilk kez 1970’li yıllarda keşfedilmişti. Buzulaltı göl, 50 kilometre genişliğinde ve 250 kilometre uzunluğunda ve 10.000 kilometrekare genişliğindeki göl Marmara Denizi’nden biraz küçük.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rus araştırma ekibinin başkanı Valeri Lukin, Vostok gölü ile ilk temasın 6 Şubat 2012 Pazartesi günü gerçekleştiğini ve basınç altındaki göl suyunun sondaj borusunda hızla yükselmeye başladığını söyledi. Rus bilimciye göre borudaki su hemen donduğu için gölün havayla temas edip kirlenmesini önledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gözlemciler, Rus ekibin başarısını Kutuplar’daki en önemli keşiflerden biri olarak tanımlıyor. Sıcaklığın -90 dereceye dek düştüğü bir ortamda çok zor şartlar altında çalışan Rus mühendisler, kilometrelerce kalınlıktaki buz tabakasının dibinde Lüksemburg’un yaklaşık altı katı büyüklüğünde bir gölün yattığını radarlarla tespit etti. Bu derinlikte suyun sıvı halde bulunması, buz tabakasının ağırlığının oluşturduğu ısı, daha derindeki yerkabuğunun sıcaklığı ve üstteki buz tabakasının uyguladığı muazzam büyüklükteki basınca bağlanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vostok gölünün tahminen 15 (20!) milyon yıldır dünyanın atmosferiyle temasa geçmediği açıklandı. Gölden alınan numunelerin Güney Kutbu’nun geçmişteki yapısı ve iklimi hakkında kilit önemde ipuçları vermesi bekleniyor. Aynı zamanda, buzların altında gömülü sıvı su kütlesinde ne tip canlı organizmalarla karşılaşılacağı da büyük merak konusu. Örneğin, milyonlarca yıldır hiç değişmemiş canlı mikroorganizma bulmak mümkün.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Milyonlarca yıldır atmosferle temasa geçmeyen göldeki mikroorganizmaların bu zaman zarfında dünyadakinden çok daha farklı bir evrim sürecine uğradığı ve yeni şekiller aldığı tahmin ediliyor. Numuneler üzerindeki araştırma, dünya dışında hayatın nasıl şekillenebileceği konusunda ipuçları verebilir. Şayet Vostok Gölü’nde canlı varlıklar bulunursa, Mars’ta, Jüpiter’in buzla kaplı uydusu Europa’da ya da Satürn’ün yörüngesindeki Titan ve Enceladus uydularında da hayat olduğu varsayımı güç kazanacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Ya <a href="https://www.voanews.com/turkish/news/Antartikada-Yeni-Keiflere-Doru-138791204.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İngiliz</a>lere ne demeli..</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>BBC, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2012/02/120208_subglacial_lake.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Güney Kutbu’nda buz altında saklı göle ulaşıldı</a>, 12 Şubat 2012<br>BBC, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/multimedya/2012/01/120117_dg_antarctica.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Buzulların esrarının peşinde</a>, 12 Şubat 2012<br>VOA, <a href="https://www.voanews.com/turkish/news/Antarktikada-15-Milyon-Yllk-Yeralt-Golu-Bulundu-138963369.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Antartika’da 15 Milyon Yıllık Gölde Yaşam İhtimali</a>, 12 Şubat 2012</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="482" height="519" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/vostok.jpg" alt="" class="wp-image-842" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/vostok.jpg 482w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/vostok-279x300.jpg 279w" sizes="(max-width: 482px) 100vw, 482px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Buzulun altındaki Vostok Gölü. Kaynak: <a href="https://www.washingtonpost.com/national/health-science/the-research/2012/01/31/gIQAASqGgQ_graphic.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NOAA, Lamont-Doherty Earth Observatory. Marc Kaufman and Alberto Cuadra/The Washington Post</a>.</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geleceğin Teorik Süper Kıtası: Amasia</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/gelecegin-teorik-super-kitasi-amasia/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jun 2025 16:58:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=797</guid>

					<description><![CDATA[İlk önce Arktik Okyanusu ve Karayipler yok olacak. Ardından Kuzey Kutbu’nda çarpışacak olan Asya ile Avrupa (Avrasya) ve Amerika, yeni bir süper kıtayı meydana getirecek.. Özetle, Avrasya’ya kardeş geliyor, Amasia (Amerika+Asya).. Unutmadan, yeni süper kıta modelinde sadece Antarktika ayrı kalıyor. Yale Üniversitesi’ndeki yerbilimciler (jeologlar), Amerika ve Avrasya kıtalarının 50 ila 200 milyon yıllık bir süre içinde birleşeceğini...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><em>İlk önce Arktik Okyanusu ve Karayipler yok olacak. Ardından Kuzey Kutbu’nda çarpışacak olan Asya ile Avrupa (Avrasya) ve Amerika, yeni bir süper kıtayı meydana getirecek.. Özetle, Avrasya’ya kardeş geliyor, </em><a href="https://news.sciencemag.org/sciencenow/2012/02/meet-amasia-the-next-supercontin.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Amasia</a><em> (<strong>Am</strong>erika+<strong>Asya</strong>).. Unutmadan, yeni süper kıta modelinde sadece Antarktika ayrı kalıyor.</em></p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Amasia the Next Supercontinent Movie 1" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/KG9NG6407a0?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Amasia the Next Supercontinent Movie 2" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/5QLVTOZVAQI?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Yale Üniversitesi’ndeki yerbilimciler (jeologlar), Amerika ve Avrasya kıtalarının 50 ila 200 milyon yıllık bir süre içinde birleşeceğini açıkladı. Birbirine çarpacak diğer iki kıtanın ise Afrika ve Avustralya olacağı tahminini yapan yerbilimciler, bu kıtaların, dünyanın yeni halinin iki önemli kara parçasını oluşturacağını belirtti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tektonik hareketin devamlı olduğu dünyada, kıtalar çok düşük bir hızla da olsa sürekli hareket halinde. Bu kıtaların, 300 milyon yıl önce, Pangae adı verilen bir süper kıta halinde bir arada oldukları tahmin ediliyor. Çalışmada, yeni süper kıtanın adı Amerika ve Asya kıtalarının isimlerinden türetilerek ‘Amasya’ olarak anılıyor. Araştırmanın sonuçları Nature adlı bilim dergisinde yayımlandı (<a href="https://www.nature.com/nature/journal/v482/n7384/full/nature10800.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">öz</a> aşağıda).</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Supercontinent cycles and the calculation of absolute palaeolongitude in deep time<br>Traditional models of the supercontinent cycle predict that the next supercontinent—‘Amasia’—will form either where Pangaea rifted (the ‘introversion’ model) or on the opposite side of the world (the ‘extroversion’ models). Here, by contrast, we develop an ‘orthoversion’ model whereby a succeeding supercontinent forms 90° away, within the great circle of subduction encircling its relict predecessor. A supercontinent aggregates over a mantle downwelling but then influences global-scale mantle convection to create an upwelling under the landmass. We calculate the minimum moment of inertia about which oscillatory true polar wander occurs owing to the prolate shape of the non-hydrostatic Earth. By fitting great circles to each supercontinent’s true polar wander legacy, we determine that the arc distances between successive supercontinent centres (the axes of the respective minimum moments of inertia) are 88° for Nuna to Rodinia and 87° for Rodinia to Pangaea—as predicted by the orthoversion model. Supercontinent centres can be located back into Precambrian time, providing fixed points for the calculation of absolute palaeolongitude over billion-year timescales. Palaeogeographic reconstructions additionally constrained in palaeolongitude will provide increasingly accurate estimates of ancient plate motions and palaeobiogeographic affinities.</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Yerbilimciler, tektonik plakaların milyarlarca yıllık hareketleri sayesinde kıtaların daha önce de birleştiği ve 1,7 milyar yıl önce Nuna süper kıtasının, 1 milyar yıl önce Rodinia süper kıtasının ve 300 milyon yıl önce ise Pangae (Pangaea) süper kıtasının oluştuğunu tahmin ediyor. Araştırmacılar, Amerika ile Asya’nın ve Afrika ile Avustralya’nın birleşeceği sonucuna, bu kıtaların ayrıldıkları noktayı ve hareket yönlerini tahmin ederek vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yale Üniversitesi’nden Ross Mitchell, Pangae kıtasına dair birtakım tahminlere sahip olduklarını ancak şimdiye kadar süper kıtaların nasıl oluştuğuna dair, güvenilir veri elde edilemediğini söyledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>AA, <a href="https://www.aa.com.tr/tr/alt-manset-haberleri/114552-super-kita-geliyor" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Süper kıta “Amasya” geliyor</a>, 9 Şubat 2012<br>BBC, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2012/02/120208_america_asia.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Amerika ve Asya kıtaları ‘Amasya’da birleşecek</a>, 9 Şubat 2012, <a href="https://www.bbc.co.uk/news/science-environment-16934181" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İngilizce</a><br>YU, <a href="https://news.yale.edu/2012/02/08/next-supercontinent-forms-arctic-ocean-caribbean-will-vanish-first" target="_blank" rel="noreferrer noopener">As next supercontinent forms, Arctic Ocean, Caribbean will vanish first</a>, 9 Şubat 2012</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="685" height="362" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Map2.jpg" alt="" class="wp-image-798" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Map2.jpg 685w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Map2-300x159.jpg 300w" sizes="(max-width: 685px) 100vw, 685px" /><figcaption class="wp-element-caption">Yale’den bilim insanları, Kuzey ve Güney Amerika’nın karşılıklı olarak kuzeye göç ederken Avrupa ve Asya ile çarpışması sonucunda günümüz Arktik Okyanusu ve Karayip Denizi’nin yok olacağı yönünde bir teori ortaya attılar.</figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uçak Yakıtları’nın Atmosfere Etkisi</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/ucak-yakitlarinin-atmosfere-etkisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jun 2025 16:28:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=793</guid>

					<description><![CDATA[Hava taşımacılığı&#160;atmosferde&#160;(gazyuvarında, havakürede) derin izler açıyor. Karbondioksitin yanı sıra su buharı ve nitrik asit de bırakan uçaklar, insanların yol açtığı karbondioksit salınımı nedeniyle küresel ısınmaya tuz biber ekiyor. Uçakların neden olduğu gazların iki temel bileşeni bulunuyor. Karbondioksit ve su buharı. Buna bir de ozon oluşumu ya da ayrışımı için nitrik asit ekleniyor. Karbondioksit gibi su...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Hava taşımacılığı&nbsp;<em>atmosferde</em>&nbsp;(gazyuvarında, havakürede) derin izler açıyor. Karbondioksitin yanı sıra su buharı ve nitrik asit de bırakan uçaklar, insanların yol açtığı karbondioksit salınımı nedeniyle küresel ısınmaya tuz biber ekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uçakların neden olduğu gazların iki temel bileşeni bulunuyor. Karbondioksit ve su buharı. Buna bir de ozon oluşumu ya da ayrışımı için nitrik asit ekleniyor. Karbondioksit gibi su baharı ve ozon da kızılötesi gazlar grubuna dahil olup, uçağın yaydığı ısıyı toplayarak yeniden yayma özelliğine sahip. Ulrich Schumann (Alman Havacılık ve Uzay Merkezi Fizik Enstitüsü), bu nedenlerden dolayı hava ulaşımının, atmosferin ısınması üzerinde etkileri olduğunu belirtti. Schumann, hava ulaşımının küresel ısınmada, insanların sorumlu olduğu payda yüzde üçlük bir orana sahip olduğuna dikkat çekti.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="353" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/contrail.jpg" alt="" class="wp-image-794" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/contrail.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/contrail-300x193.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/contrail-150x95.jpg 150w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Fotoğraf: Javier F. Bobadilla</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Uçak yakıtı, diğer adıyla kerosen, yüzde 86 karbon ve yüzde 14 hidrojenden oluşuyor. Karbon yanma sırasında havadaki oksijenle birleştiği için bir uçağın yaktığı her bir kilogram kerosen için türbinlerden 3,15 kilogram karbondioksit atmosfere salınıyor. Schumann, atmosferde uzun ömürlü olan karbondioksitin bu yolla yerkürede eşit olarak dağıldığını belirtti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karbondioksit, atmosferin tüm katmanları arasında rahatça dolaşabildiği için uçuş yüksekliğinin 10.000 metreden yüksek ya da yer yüzeyine daha yakın mesafe olması bir fark yaratmıyor. Sonuçta, hava ulaşımı aracılığı ile insanların yol açtığı karbondioksit salınımının küresel ısınmaya etkisi şöyle özetlenebilir: İnsan yapımı karbondioksitin yaklaşık yüzde 2,2′si yeniden hava trafiğine karışıyor. Karbondioksit salınımında bu oran kara ulaşımında yaklaşık yüzde 14 iken, deniz ve demiryolu taşımacılığında ise toplamda yüzde 3,8′i buluyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karbondioksitin aksine, su buharının iklime verdiği zararı tespit etmek oldukça güç. Bir kilogram kerosenin yanmasıyla 1,23 kilogram su buharı meydana geliyor. Sıcak ve nemli yanıcı gazların, daha soğuk hava ile karışarak yoğunlaşması sonucunda ise su buharı, minik su damlalarına dönüşüyor. Eksi 40 santigrat derece gibi soğuk havalarda oluşan damlalar, buz kristalleri haline geliyor. Bu kristaller, uçakların arkalarında bıraktığı gaz izi olarak da görülebiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peki, bundan sonra ne oluyor? Bu öncelikle uçağın tam olarak nerede, yani atmosferin daha alt katmanındaki <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Troposphere" target="_blank" rel="noreferrer noopener">troposfer</a>de mi yoksa daha yüksekteki stratosferde mi bulunduğuna bağlı. Schumann, troposferin, atmosferde hava hareketlerinin en fazla ve karışımın en iyi olduğu katman sayıldığını belirtirken, stratosferde ise karışımın daha az olduğunu ifade etti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Stratosfer son derece kuru bir katman. Burada havadaki su buharının hacmi 0,01 promilden (‰ 0,01) daha az. Bu nedenle de bu katmanda, uçağın geride bıraktığı gaz izindeki buz kristalleri de kısa sürede buharlaşabiliyor. Ancak su buhar hacminin çok daha yüksek olduğu troposferde bu pek de mümkün değil. Uçağın geride bıraktığı gaz tamamen hava şartlarına göre belirleniyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Havanın çok nemli olduğu durumlarda, buz kristalleri ve gazlar genleşerek, <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Sirr%C3%BCs_bulutlar%C4%B1" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Sirrüs bulutları</a>na dönüşüyor. Schumann gazların nemli hava içinde, bir nevi yoğunlaşma çekirdeği vazifesi görerek, kendi su hacimlerinde genişleme imkanı bulup, kalın bulutlara dönüştüklerini ifade etti. Fizik uzmanı Schumann, hava ulaşımının yaklaşık % 10 ila 20′sinde bu sonucun oluştuğunu ve hava trafiğinin yerkürenin bulutlanmasında etkili olduğunu vurguladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Oluşan bulutların küresel ısınma ve iklimler üzerindeki etkileri konusunda ise çelişkiler mevcut. Bir yanda, gündüzleri kısa süreli gün ışığının bir kısmının uçakların bıraktığı gaz izleriyle yeniden uzaya geri yansıdığı belirtiliyor. Daha açık bir tabirle, uçakların bıraktığı gaz izleri, yerkürede bir gölgenin oluşmasına yol açıyor. Bu gölgede de hava daha soğuk. Diğer yandan, oluşan buz krtistallerinin Sirrüs bulutları içinde uzun dalgalı kızılötesi ışınları emdiği belirtiliyor. Ki bu ışınların bir bölümü de yeniden dünyaya geri yansıyor. Bu iki olasılıktan hangisinin ağır bastığı ise uzmanlar için önemli bir araştırma konusu olmayı sürdürüyor. Schumann, tüm bunların yanında, uçakların geride bıraktığı gazların küresel ısınma üzerindeki etkisinin baskın olduğuna dikkat çekiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uçak atık gazları geride bir de minicik is&nbsp;<em>partikülleri</em>&nbsp;(parçacıkları) bırakıyor. Bu partiküllerin büyüklükleri ancak 5 ile 100 nanometre arasında. Tabii, su buharı uçak türbininde yoğunlaşma sırasında bu partiküllerden de etkileniyor. Üstelik uçak atığı gazlar olmadan da bu partiküllerin uzun bir zaman atmosferde barınması mümkün. Bu nedenle birçok uzman is partiküllerinin, atmosferde dağıldıktan günler ve hatta haftalar sonrasında dahi, yoğunlaşma çekirdekçiği vazifesi görerek, Sirrüs bulutlarının oluşumunda etkili olabilecekleri görüşünü savunuyor. Öte yandan is partikülleri, atmosferdeki buz oluşumuna yol açan çöl tozları ya da asit damlaları gibi diğer partiküllerle yarışır bir durumda ki bu da durumu daha da vahim hale getiriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>DW,&nbsp;<a href="https://www.dw.de/dw/article/0,,15753710,00.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Uçakların geride bıraktığı izler</a>, 26 Şubat 2012</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kuzey Kutbundaki Buzullar Eridikçe Metan Salınımı Artıyor</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/kuzey-kutbundaki-buzullar-eridikce-metan-salinimi-artiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jun 2025 15:56:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=788</guid>

					<description><![CDATA[Biliminsanları Kuzey Kutbu’nda binlerce yıl biriken metan gazının (CH4) fokurdayarak atmosfere karıştığı pek çok yer keşfetti. Buzların altında hapis kalan metan, bunların erimeye başlamasıyla ortaya çıkmaya başladı.&#160;Nature Geoscience&#160;Dergisi’nde&#160;makaleleri yayınlanan (öz aşağıda) araştırmacılar, çok eski zamanlardan kalma bu gazın atmosfere karışmasının&#160;iklim değişimine etkisinin büyük olabileceğini belirtiyor. Geologic methane seeps along boundaries of Arctic permafrost thaw and...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Biliminsanları Kuzey Kutbu’nda binlerce yıl biriken metan gazının (<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Metan" target="_blank" rel="noreferrer noopener">CH4</a>) fokurdayarak atmosfere karıştığı pek çok yer keşfetti. Buzların altında hapis kalan metan, bunların erimeye başlamasıyla ortaya çıkmaya başladı.&nbsp;<a href="https://www.nature.com/ngeo/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Nature Geoscience</a>&nbsp;Dergisi’nde&nbsp;<a href="https://www.nature.com/ngeo/journal/vaop/ncurrent/full/ngeo1480.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">makale</a>leri yayınlanan (öz aşağıda) araştırmacılar, çok eski zamanlardan kalma bu gazın atmosfere karışmasının&nbsp;iklim değişimine etkisinin büyük olabileceğini belirtiyor.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Geologic methane seeps along boundaries of Arctic permafrost thaw and melting glaciers<br>Methane, a potent greenhouse gas, accumulates in subsurface hydrocarbon reservoirs, such as coal beds and natural gas deposits. In the Arctic, permafrost and glaciers form a ‘cryosphere cap’ that traps gas leaking from these reservoirs, restricting flow to the atmosphere. With a carbon store of over 1,200 Pg, the Arctic geologic methane reservoir is large when compared with the global atmospheric methane pool of around 5 Pg. As such, the Earth’s climate is sensitive to the escape of even a small fraction of this methane. Here, we document the release of 14C-depleted methane to the atmosphere from abundant gas seeps concentrated along boundaries of permafrost thaw and receding glaciers in Alaska and Greenland, using aerial and ground surface survey data and in situ measurements of methane isotopes and flux. We mapped over 150,000 seeps, which we identified as bubble-induced open holes in lake ice. These seeps were characterized by anomalously high methane fluxes, and in Alaska by ancient radiocarbon ages and stable isotope values that matched those of coal bed and thermogenic methane accumulations. Younger seeps in Greenland were associated with zones of ice-sheet retreat since the Little Ice Age. Our findings imply that in a warming climate, disintegration of permafrost, glaciers and parts of the polar ice sheets could facilitate the transient expulsion of 14C-depleted methane trapped by the cryosphere cap.</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Karbondioksitten sonra en önemli sera gazı olan metanın seviyeleri, istikrarlı bir dönemden sonra, son zamanlarda yeniden yükselmeye başladı. Metan, doğal ve suni yöntemlerle havaya karışabiliyor.&nbsp;<strong>Çöplükler ve çiftlik hayvanları bu gazın kaynakları arasında.</strong>&nbsp;Metanın hangi kaynaktan geldiğini takip etmek oldukça zor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak Kuzey Kutbu üzerine araştırmalar yapan bir ekip, uzun süre saklanmış metanı, moleküllerdeki değişik karbon izotoplarının oranı sayesinde keşfetti. Katey Walter Anthony (Fairbanks Alaska Üniversitesi) başkanlığındaki ekip, hava ve karadan yapılan araştırmalar aracılığıyla, Alaska ve Grönland’daki buz örtüsünün etrafındaki göllerde 150.000 civarında metan kaçağı buldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bölgeden alınan örnekler, bu kaçaklardan bazılarının göllerin altındaki kömür veya doğalgaz yataklarından kaynaklanan eski zamanlardan kalma metan gazı salımı olabileceğine işaret ediyor. Diğerlerinin de daha yakın dönemde göllerdeki bitkilerin ölüp, çürümesi yoluyla oluşan metan gazı olduğu düşünülüyor. Araştırmacılar, göllerdeki bu&nbsp;<a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Cryosphere" target="_blank" rel="noreferrer noopener">kriyosfer</a>* sızıntılarının çoğunun tiyalin (<em>permofrost</em>) çözülme sınırları ve çekilen buzulların moren ve fiyortları boyunca gözlemlendiğini belirtiyor. Uzun süre hapsedilmiş karbonu açığa çıkaran unsurun da, Kuzey Kutbu’ndaki ısınma olduğunun altını çiziyorlar.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="394" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/metan-salinimi_kuzey-kutbu.jpg" alt="" class="wp-image-790" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/metan-salinimi_kuzey-kutbu.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/metan-salinimi_kuzey-kutbu-300x215.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption">Yüzeyaltı ve yüzey sızıntılarının göl buzunun oluşumu üzerindeki etkisi. Şekil: <em><a href="https://www.nature.com/ngeo/journal/vaop/ncurrent/fig_tab/ngeo1480_ft.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NGeo</a></em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Araştırmacılara göre, tiyal ve buz tabakası veya buzulla kaplı doğalgaz zengini tortul havzalarda benzer gelişmelerin olması durumunda, metan gazı çok kuvvetli bir oranda yükselebilir. Bunun da iklim ısınması üzerinde geri besleme etkisi olacak. Araştırmacılar, zengin doğalgaz kaynaklarına sahip ve kısmen ince bir tiyal tabakasıyla kaplı olan, Batı Sibirya’nın kuzey kesiminin bu tür bir gelişmeye sahne olabileceği kanısında. Bu bölgedeki ince tiyal tabakasının 2100 yılına kadar önemli ölçüde erimesi bekleniyor. Kuzey Kutbu’ndaki metan sızıntısının miktarının belirlenmesi için yoğun çalışmalar yapılıyor. Bunun için pek çok ülke bölgede kara ve deniz ekipleri görevlendirmekte.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bölgedeki tiyal tabakasının içinde ve altında, deniz yatağının üstünde ve altında, ve ayrıca son araştırmalara göre jeolojik (<em>yerbilimsel</em>) tabakalarda metan gazı rezervleri bulunmakta. Konu üzerinde araştırma yapan bir başka bilim adamı olan Euan Nisbet (Londra Üniversitesi), Kuzey Kutbu’nun gezegenin en hızlı ısınan bölgesi olduğunu ve bu bölgede sızıntıların artabileceği bir çok metan yatağı bulunduğunu belirtiyor. Nisbet, “Bu, küresel ısınmanın ısınmayı daha da arttırdığı, ciddi endişe duyulması gereken olayların yeni bir örneği” diyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Bu geri beslemenin ne kadar ciddi veya ne kadar acil bir tehdit olduğu ise tartışmalı bir konu. Bir grup biliminsanı bu olayın etkilerinin on yıllar boyunca hissedilmeyeceğine inanırken, diğerleri ise bir anda ortaya çıkabilecek yüksek bir sızıntının sera etkisini hızlandırabileceğini belirtiyor.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Dipnot</strong><br>* Kriyosfer, yeryüzündeki suyun katı halde bulunduğu yerleri yanımlar. Bunlar deniz buzulu, buzul gölü, buzul nehri, kar örtüsü, buzulları, buz örtüsü, buz tabakası ve donmuş zemini (kalıcı buz tabakası tiyal dâhil) şeklinde sıralanabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>BBC,&nbsp;<a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/ozeldosyalar/2012/05/120521_methane_arctic.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kuzey Kutbu’nda metan sızıntısı</a>, 27 Mayıs 2012</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kripton-81 ile Nübiya Kumtaşı Akiferi’nin Keşfi</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/kripton-81-ile-nubiya-kumtasi-akiferinin-kesfi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jun 2025 12:35:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hidrojeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=763</guid>

					<description><![CDATA[Dünyanın en eski akiferlerinden biri olan Nübiya* Kumtaşı Suvereni** (NKS), Kuzey Afrika’da 2 milyon kilometrekarelik bir alana yayılıyor. Söz konusu alanın neredeyse tümünü kaplayan yeraltısuyu, kayaların ve kumun arasından son derece yavaş bir şekilde Akdeniz’e doğru ilerliyor; neden hidrolik gradyan, darcy.. Mısır ve Libya’daki efsanevi vahaların kaynağı NKS’nin nasıl bir döngüye sahip olduğu yani akiferin nasıl...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Dünyanın en eski akiferlerinden biri olan Nübiya* Kumtaşı Suvereni** (<a href="https://www-naweb.iaea.org/napc/ih/IHS_projects_nubian.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NKS</a>), Kuzey Afrika’da 2 milyon kilometrekarelik bir alana yayılıyor. Söz konusu alanın neredeyse tümünü kaplayan yeraltısuyu, kayaların ve kumun arasından son derece yavaş bir şekilde Akdeniz’e doğru ilerliyor; <em>neden hidrolik gradyan, darcy</em>..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mısır ve Libya’daki efsanevi vahaların kaynağı NKS’nin nasıl bir döngüye sahip olduğu yani akiferin nasıl boşaldığı ve yüzey suyunun nasıl çabucak akan suyun yerini aldığını anlamak şimdiye kadar çok zordu. Gizemi çözmek için Illinois’deki <a href="https://www.anl.gov/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Argonne Ulusal Laboratuarı</a>‘ndaki fizikçiler, yeryüzündeki en nadir partiküllerinden birini takip ediyor. Genellikle havada serbestçe dolaşır halde bulunan radyoaktif bir <a href="https://naturalishisteria.wordpress.com/2010/09/13/izotoplar-ve-paleoenvironment-gecmis-cevre/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">izotop</a>, Kripton-81. Elde ettikleri ilk başarı, Kripton-81 adı verilen bu zor bulunan izotopları, Büyük İskender şerefine yapılmış tapınakların bulunduğu Batı Mısır’da bir vahanın 3 kilometre güneyinde yer alan akiferdeki sudan damıtmalarıydı. İkinci başarı ise söz konusu izotopları sabit tutup en son gün ışığı gördüklerinden bu yana radyoaktif olarak ne kadar bozulduklarını ölçmekti. Böylece suyun ne zamandır yeraltında olduğunu yani yeraltısuyun yaşını, akiferin yüzey suyuyla ne kadar hızlı beslendiğini ve suyun ne kadar hızla hareket ettiği anlaşılacak. Sonuçta daha doğru <em>jeolojik modellere</em> (yerbilimsel örneklemelere) varılacak.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="791" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/NubianSAS-19-03-08-1024x791.jpg" alt="" class="wp-image-764" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/NubianSAS-19-03-08-1024x791.jpg 1024w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/NubianSAS-19-03-08-300x232.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/NubianSAS-19-03-08-768x594.jpg 768w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/NubianSAS-19-03-08.jpg 1294w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Libya, Mısır, Sudan ve Çad sınırları içinde kalan Nübiya Kumtaşı Suveren Sistemi ve Nil Nehri Havzası. Görüntü: <a href="https://gridnairobi.unep.org/chm/waterbasins/NubianSAS-19-03-08.jpg" target="_blank" rel="noreferrer noopener">UNEP</a>. Daha fazlası için <a href="https://www.whymap.org/whymap/EN/Downloads/Global_maps/globalmaps_node_en.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Whymap</a>.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeraltısuları, dünyanın içilebilir su rezervinin giderek hayati önem kazanan bir bileşeni ve bulgular bu su kaynaklarının ne tür süreçlerden geçtiğini anlamak açısından ciddi mesafe kat edilmesini sağlayabilir. NKS’nin 1 milyon yıldır oluşum halinde olduğu açıkça biliniyor. Biliminsanları son zamanlara kadar Karbon-14 yaşlandırma yöntemini kullanıyordu ve akiferin sadece 40.000 yaşında olduğunu düşünüyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kripton-81 izotopu, yeraltısuyunun hareketini takip etmek gibi zorlu bir iş açısından iyi bir araçtır. Çünkü havada bulunan, yeraltında olmayan Kripton-81 izotopu, su havayla temasını kaybettiğinde radyoaktif saat çalışmaya başlıyor. İzotopun yarı ömrü 230.000 yıl ve bu sayede bozulma 2 milyon öncesine kadar ölçülebiliyor. Fakat Kripton-81 izotoplarını izole etmek son derece zor, yakalamak ise daha da zor. Süreç, suyun akiferden havayla hiç temas etmeden alınmasıyla başlıyor. Kripton sudan alınıp bir vakum sistemine aktarılıyor. Lazerler atomların üzerinde salındığı frekansı nokta nokta işaretliyor. Kripton-81 atomları kendilerine göre ayarlanmış bir lazerden geçtiklerinde ışıl ışıl parlıyor ve yavaşlıyorlar, bu da araştırmacılara onları izole etmek için daha kolay bir hedef sağlıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tespit edilip yavaşlatılan Kripton-81 izotopları, pusulanın dört ana yönünden ve yukarıyla aşağıdan üzerlerine odaklanmış 6 lazer ışını tarafından yakalanıyor. Bunun ardından bozulmaları ölçülebiliyor. Fizikçi Zheng-Tian Lu (Argonne Ulusal Laboratuarı), “Elde edilen veriler suyun bugün doğru anlaşılıp kullanılması konusunda da yararlı bilgiler sunuyor” diyor. Kripton-81 tekniği Filipinler ve Avustralya gibi ülkelerdeki başka akiferlere de uygulanıyormuş. Jeolog Neil C. Sturchio (Illinois Üniversitesi), NKS boyunca suyun nasıl aktığına dair en yaygın kabul gören modelle çalışıyor. Sturchio, “Bu modelin geliştirilmesinin sebebi, suyu paylaşan Mısır, Libya, Çad ve Sudan arasındaki uluslararası anlaşma.. Mesele şu: Libya kendi suyunu pompalamaya başlarsa, Mısır da kendi vaha bölgesinde aynı şeyi yaparsa, akiferin geri kalanına ne olur? Eğer yoğun pompalama kıyı bölgesine çok yaklaşırsa, tuzlu su pompalamanın yol açtığı hidrolojik çöküntüyü doldurabilir” uyarısında bulunuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">NKS kuruyacak gibi görünmüyor. Akiferde Nil Nehri’nin en az 500 yıllık debisine denk miktarda su var. Sadece Mısır sınırları içindeki yeraltısuyunun 42.000 kilometreküpün üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Fakat Pradeep Aggarwal (Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu), “Tüketim yüzünden birkaç vahanın suyu tükendi. Libya’da Kufra Gölü’nü kuruttular” diyor. 1920′de National Geographic’in gölün bir fotoğrafını yayınladığını söyleyen Aggarwal, “Şimdi ise kupkuru bir yatak. Çünkü çok fazla su çekiyorlar” diyor. Aggarwal’a göre, akifer muazzam büyüklükte olsa da yeniden dolum oranı, en iyi ihtimalle, her yıl milimetrelerle ölçülüyor. Yani çekilen su ile kıyaslandığında devede kulak. Sturchio’ya göreyse buna ek olarak suyu çekmenin en iyi yolunun ne olduğu sorusu da henüz cevaplanmış değil. “Kuyuları nereye açmalı, ne kadar derin olmalı, birbirlerine ne kadar yakın olmalı? Bunların cevaplarını bilmiyoruz” diyor. “Doğru şekilde tasarlarsanız, sorun yaşamadan çok daha fazla su alabilirsiniz. Fakat bütün kuyuları tek bir noktaya toplarsanız, başınıza büyük dert açılabilir” diye ekliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">***</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eski günlere gittim. <a href="https:///web.sahra.arizona.edu/programs/isotopes/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İzotop hidrolojisi</a> dersi okurken çok zevkliydi, Serdar Hoca’nın kulakları çınlasın. Oksijen-18, trityum (Hidrojen-3), küresel meteorik su çizgisi.. Ama yeraltısuları stratejik bir kaynak ve haberin içinde alttan alta verilmiş sınır aşan su sorunu bir o kadar korkutucu, çünkü bu zıkkım alenen savaş nedeni.. Örneğin, <a href="https://www.anadoluajansi.com.tr/tr/alt-manset-haberleri/100876-manavgat-suyuna-libya-talip" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kaddafi devrildikten sonra Libya’nın su ihtiyacı mı arttı, down down Kaddafi!..</a> Ya bir git onun sebebi petrol demeyin, önce bir dinleyin..</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>Sabah, <a href="https://www.sabah.com.tr/NewYorkTimes/2011/12/05/nadir-izotop-kadim-su-kaynaginin-izinde" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Nadir İzotop Kadim Su Kaynağının İzinde</a>, 8 Aralık 2011, <a href="https://www.nytimes.com/2011/11/22/science/rare-krypton-81-isotope-helps-track-water-in-ancient-nubian-aquifer.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İngilizce</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Dipnot</strong><br>* İngilizcesi&nbsp;<em>Nubian</em>&nbsp;olmakla beraber, Türkçesi için Nubya, Nubiya, Nübiya, Nübi, Nübye gibi karşılıklar var. Hangisi doğrudur artık seçimi size bırakıyorum, sanki kulağa hoş gelen Nübiya.<br>** Akifer, bünyesinde su barındıran ve barındırdığı suyu veren yerbilimsel (jeolojik) yapıdır. Bu tarifi yoldan geçen adamın anlayabileceği Türkçe karşılıksa suverendir. Başlıkta akifer metinde suveren kullanımın yaygınlaşma için tercih edilmiştir.&nbsp;<em>Akiklüd</em>&nbsp;için suvermez,&nbsp;<em>akitard</em>&nbsp;için kısmen suveren ve&nbsp;<em>akifüj</em>&nbsp;için susavan. Bu karşılıklar içinde Mehmet Hoca’nın kulaklarını çınlatalım.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afrika’nın Akifer Haritası</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/afrikanin-akifer-haritasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jun 2025 12:08:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hidrojeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=757</guid>

					<description><![CDATA[Nedir, bu akifer (suveren).. Her jeolojik (yerbilimsel) birim bünyesinde su içermez veya barındırdığı suyu vermez ya da zorluk çıkarır. İşte bu sınıfta: akifüj (susavan), akiklüd (suvermez) ve akitard vardır. Akiferse candır, birkaç türü vardır. Ama hepsi su içerir, taşır ve bu mevcut suyun neredeyse tamamını verir. Neredeyseden kasıt şu; santrifüj, kılcal saçak (kaliper), adhezyon, kohezyon...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="500" height="558" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Fig1Geology.jpg" alt="" class="wp-image-758" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Fig1Geology.jpg 500w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Fig1Geology-269x300.jpg 269w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /><figcaption class="wp-element-caption">Akifer haritasının üretilmesine yardımcı olan altlık jeolojik harita. UNESCO 1:5 milyonluk jeoloji ile the USGS yüzeysel jeoloji verisi.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="898" height="1000" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Fig3a.jpg" alt="" class="wp-image-759" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Fig3a.jpg 898w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Fig3a-269x300.jpg 269w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Fig3a-768x855.jpg 768w" sizes="(max-width: 898px) 100vw, 898px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Afrika’nın akifer (suveren) verimliliği. Kaynak: <a href="https://www.bgs.ac.uk/research/groundwater/international/africanGroundwater/maps.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">BGS</a></em></figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="450" height="466" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/fig3b.jpg" alt="" class="wp-image-760" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/fig3b.jpg 450w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/fig3b-290x300.jpg 290w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Afrika’nın akifer (suveren) yapıları. Kaynak: <a href="https://www.bgs.ac.uk/research/groundwater/international/africanGroundwater/maps.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">BGS</a></em> </figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="450" height="491" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/fig3c.jpg" alt="" class="wp-image-761" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/fig3c.jpg 450w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/fig3c-275x300.jpg 275w" sizes="(max-width: 450px) 100vw, 450px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Afrika’nın doymuş akifer (suveren) kalınlığı. Kaynak: <a href="https://www.bgs.ac.uk/research/groundwater/international/africanGroundwater/maps.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">BGS</a></em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Nedir, bu akifer (suveren).. Her jeolojik (yerbilimsel) birim bünyesinde su içermez veya barındırdığı suyu vermez ya da zorluk çıkarır. İşte bu sınıfta: akifüj (susavan), akiklüd (suvermez) ve akitard vardır. Akiferse candır, birkaç türü vardır. Ama hepsi su içerir, taşır ve bu mevcut suyun neredeyse tamamını verir. Neredeyseden kasıt şu; santrifüj, kılcal saçak (kaliper), adhezyon, kohezyon vs. hariç, ama fizik dâhil.</p>



<p class="wp-block-paragraph">***</p>



<p class="wp-block-paragraph">Afrika’da 300 milyondan fazla insan düzenli olarak temiz içme suyuna ulaşamıyor. Suya ihtiyacın önümüzdeki yıllarda nüfus artışı ile birlikte daha da artması bekleniyor. Biliminsanları aşırı derecede kurak Afrika kıtasında aslında çok büyük bir yeraltısuyu havzası bulunduğunu söylüyor. Araştırmacılara göre kıtada bulunan yeraltısuları yerüstü sularından 100 kat daha fazla.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kıtadaki tatlı su nehirleri ve gölleri mevsimsel olarak taşıp kurudukları için düzenli olarak kullanılamıyorlar. Bu kıtanın tarım potansiyelini de düşürüyor. Şu an da kıtadaki ekilebilir arazinin sadece % 5′i sulanabiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Araştırma ekibi bölgedeki yeraltısularının şimdiye kadar ki en detaylı haritasını çıkardı. Environmental Research Letters adlı dergide yayınlanan araştırmada su bulmak için kazı yapmanın çok da akıllıca olmayacağının da altı çizildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biliminsanları ilk defa kıtanın altında saklı duran su kitlesinin detaylı bir analizini yapmayı başardı. Bu analiz sonucu, İngiltere’deki University College London ve British Geological Survey’den (BGS) biliminsanları Afrika kıtasındaki yeraltısularının haritasını çıkardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Araştırmacılardan biri olan Helen Bonsor göze görünmediği için yeraltısularının unutulduğunu söyledi. Bonsor “Umarım bu araştırma insanlara yeraltısularının sunduğu potansiyeli hatırlatır” dedi. Bonsor, Afrika’daki en büyük yeraltı su rezervinin kuzey Afrika’da olduğunu söyledi. Araştırmacı “Bu bölgede yerin altında 75 metre kalınlığında bir su şeridi var” dedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sahra çölünün oluşmasına neden olan iklim değişiklikleri nedeniyle kıtanın altındaki yeraltı su tabakası en son 5.000 yıl önce dolmuş. Araştırmacılar haritaları için gerekli bilgiyi bölgedeki ülkelerin kamu kurumlarından topladıkları bilgiler ve daha önce yeraltısuları ile ilgili yapılmış 283 araştırmadan almış. Araştırmacılar bölgede kurak kabul edilen birçok ülkenin aslında büyük su rezervleri üzerinde yer aldığını söylüyor. Ancak biliminsanları bu sulara ulaşım konusunda dikkatli olunması gerektiğini de söylüyor. Bir çok sondaj kuyusunun kazılmasının zararlı olabileceğini düşünüyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Araştırmacı Alan MacDonald “Büyük sondaj kuyuları bölgedeki yeraltısuyunun konumu tam anlamıyla anlaşılmadan açılmaya başlanmamalı” diyor. MacDonald “Daha küçük çaplı sondaj kuyuları ve yerel ihtiyacı karşılayacak el pompası ile çalışan kuyular daha etkili olacaktır” diyor. Yağmur eksikliği nedeniyle yeraltı havzalarının büyük bir bölümünün suyla dolu olmadığını söyleyen biliminsanları çok büyük sondaj kuyularının, bu havzaların yok olmasına neden olabileceğini düşünüyor. Bonsor da, yavaş hareket etmenin daha etkili olabileceği görüşünde.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biliminsanları su rezervlerinin iklim değişiklikleri ile baş etmekte yeterli olacağı görüşünde. Bonsor “Güney Afrika’da yeraltısuları görece daha kısıtlı, ancak etkili ve planlı kullanımla burada bulunan suyun kıtanın kuraklık problemini çözmek için yeterli olabileceğini düşünüyoruz” diyor. Bonsor, “Yağmurun neredeyse hiç yağmadığı yarı kurak bölgelerde bile yağan her yağmur 20 ila 70 yıl yeraltı havzalarında depolanıyor. Yani bu rezervler sadece içme suyu ya da küçük çaplı tarım işlerinde kullanılırsa bölgenin iklim değişiklikleri ve kuraklık ile baş etmesine yeterli olabilir” diyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tüm ayrıntıları okumak isteyenler için, <a href="https://iopscience.iop.org/1748-9326/7/2/024009/article" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Quantitative maps of groundwater resources in Africa</a>..</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>BBC, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2012/04/120420_africa_water_resource.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Afrika’da kuraklığa çözüm yerin altında</a>, 24 Nisan 2012, <a href="https://www.bbc.co.uk/news/science-environment-17775211" target="_blank" rel="noreferrer noopener">İngilizce</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanada’da &#8220;Asbest&#8221; Adlı Bir Kasaba Var</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/kanadada-asbest-adli-bir-kasaba-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jun 2025 10:35:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emtia]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=752</guid>

					<description><![CDATA[Asbest (amyant), bir zamanlar mucize maden olarak görülürdü. Sıcağa ve ateşe dayanıklı olduğu için giyim eşyasında ve yapı malzemelerinde kullanılırdı. Ama tabii bütün bunlar asbestin insan sağlığı üzerinde yarattığı olumsuz etkilerin ortaya çıkmasından önceydi. Asbestin kanser ve akciğer hastalığına yol açtığının anlaşılması üzerine, dünyanın birçok yerinde kullanımı yasaklandı. “Eskiden Asbestos kasabasına yılın 12 ayı kar...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Asbest (<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Asbest" target="_blank" rel="noreferrer noopener">amyant</a>), bir zamanlar mucize maden olarak görülürdü. Sıcağa ve ateşe dayanıklı olduğu için giyim eşyasında ve yapı malzemelerinde kullanılırdı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama tabii bütün bunlar asbestin insan sağlığı üzerinde yarattığı olumsuz etkilerin ortaya çıkmasından önceydi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Asbestin kanser ve akciğer hastalığına yol açtığının anlaşılması üzerine, dünyanın birçok yerinde kullanımı yasaklandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Eskiden<a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Val-des-Sources#Name_change" data-type="link" data-id="https://en.wikipedia.org/wiki/Val-des-Sources#Name_change" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> Asbestos kasabası</a>na yılın 12 ayı kar yağardı” diyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yöre halkı, hala çocukların yakındaki asbest işletmelerinden dağılan ince beyaz toz altında oynadığını hatırlıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Asbest karı”, çoktan kaybolmuş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşletme, 1960′larda toz kontrol önlemlerini yürürlüğe sokmuş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak asbest endüstrisi, Endonezya ve Pakistan gibi ülkelere ihracat yapıldığı için eleştiri altında.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burada, Asbestos kasabasında, Endonezya ve Pakistan gibi ülkeler o kadar uzakta görünüyorlar ki, hani başka bir gezegende bile oldukları düşünülebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama buranın yerlisinin Mezotelyoma ve Asbestosis gibi, asbestle ilişkili hastalıklardan haberdar olmaları gerekir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu konuda neler düşündüklerini öğrenmek istiyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Asbestos kasabasında hayat, Jeffrey Madeni çevresinde dönüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Burası, çevresindeki kasaba kadar büyük görünen canavar gibi bir maden.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hastalıklar</strong><br>Burada beyaz asbest diye de bilinen krizotil çıkarılıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şu sıralarda madende üretim can çekişiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama madenin sahibi Bernard Coulombe, madencilerin daha 50 yıl süreyle derinlerdeki krizotili çıkarabilmelerine olanak sağlayacak yatırım olanaklarını araştırıyor büyük bir telaş içinde.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Coulombe, krizotilin kanserojen olduğunu kabul ediyor ama düşük oranda kullanılır ve reçine, çimento ya da katranla karıştırılırsa emniyetli olduğunu savunuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bernard Coulombe, krizotilin yalnızca güvenli olduklarını kanıtlamış şirketlere satıldığını da söylüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Asbestle ilişkili hastalıkları soruyorum.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yılda ortalama 8 madenci akciğer kanseri yüzünden şirketten tazminat istiyormuş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ama Coulombe, bu insanların hastalıklarının gerçekten asbestle ilişkili olduğundan kuşkulu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Herşeyden önce, bu insanlar, sigara tiryakisi” diyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Hemşirenin tepkisi</strong><br>Asbestos kasabasında, hastalık sözcüğü, aslında gayet iyi bilinen ama dışa vurulmayan, görmezden gelinen bir kavram.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanlar, yıllar boyunca aslında aralarından birçoğunu alıp götürmüş olan bu maddenin aleyhinde tek bir söz bile etmek istemiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kasabada 30 yıldır çalışmakta olan bir hemşire, A harfiyle başlayan kelimeyi söylediğimde, gözlerini deviriyor:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Buradaki asbest-ilişkili hastalıklar, başka yerlerden yüksek değil.” diyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başka yerler neresi diye soruyorum. Bir kıyaslama yapamıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peki burada niçin böylesinde ateşli bir şekilde asbest savunması içinde insanlar?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sonuçta, asbest sanayii, çok uzun yıllar madencilere, sağlık durumları konusunda korkunç yalanlar söylemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Görünen o ki, insanların işleri büyük önem taşıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>‘Kutsal maden’</strong><br>Ama bu beyaz maddeye derin bir duygusal bağlılık da sözkonusu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1949 yılında maden işçilerinin giriştiği grev, eyalet tarihinde dönüm noktası olmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İngiliz patronlara karşı girişilen ayaklanma, Quebec ayrılıkçılığının da başlangıcını simgeliyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bugün, asbest madenciliği ufak çaplı ama adeta kutsal bir konuma sahip.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Resmi istatistikler, asbestin insanları hasta ettiğini gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Quebec Halk Sağlığı Enstitüsü, 1981-2004 yılları arasında, asbest madenlerinin bulunduğu Estrie ve Chaudière-Appalaches bölgelerinde, erkekler arasında Asbestosis’den ölümlerde “önemli artışlar olduğunu” saptadı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yakınlardaki Thetford Madeninin bulunduğu Chaudière-Appalaches bölgesinde yaşayan kadın ve erkekler arasında, yüksek oranda habis Mezotelyoma vak’alarına rastlanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Aşırı uçlar</strong><br>Yörede yaşayan serbest gazeteci Stephen McDougall, bu araştırmaların eksik olduğu inancında.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Araştırmalara, kalıtım, çevre, yaşam biçimi ve asbest soluma süresi gibi unsurların dahil edilmediğine işaret ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ise kılı kırk yarmanın aşırı uçlarına götürüyor insanı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Başım çatlayacak gibi oluyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Stephen McDougall, gazetecilerin burayı nadiren ziyaret etmesinden yakınıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Korkuyorlar” diyor ve ekliyor:</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Dış dünya bizi acayip bir yer olarak görüyor. Ama bizim umurumuzda bile değil!”</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="469" height="500" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/asbestos_graphic.jpg" alt="" class="wp-image-753" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/asbestos_graphic.jpg 469w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/asbestos_graphic-281x300.jpg 281w" sizes="(max-width: 469px) 100vw, 469px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Dünya asbest üretimi. Veri: USGS. Görüntü:&nbsp;<a href="https://www.nytimes.com/2011/02/04/business/04asbestos.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NYT</a></em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Youtube <a href="https://www.youtube.com/watch?v=qJeIHtEB9t4" target="_blank" rel="noreferrer noopener">youtube.com/watch?v=qJeIHtEB9t4</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>BBC,&nbsp;<a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/izlenim/2009/12/091211_fooc_asbestos.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Asbestle içiçe yaşamak</a>, 4 Mart 2012<br>Lorraine Mallinder,&nbsp;<a href="https://lorrainemallinder.blogspot.com/2009/12/asbestos.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">A town called Asbestos</a>, 4 Mart 2012</p>



<iframe src="https://www.google.com/maps/embed?pb=!1m18!1m12!1m3!1d60606.711607753874!2d-71.93972907973922!3d45.75880588880006!2m3!1f0!2f0!3f0!3m2!1i1024!2i768!4f13.1!3m3!1m2!1s0x4cb7eec0d99f2fbf%3A0xbef138a46f28e9ed!2sVal-des-Sources%2C%20Qu%C3%A9bec%2C%20Kanada!5e0!3m2!1str!2str!4v1749724305581!5m2!1str!2str" width="400" height="300" style="border:0;" allowfullscreen="" loading="lazy" referrerpolicy="no-referrer-when-downgrade"></iframe>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanada’da 1,5 Milyar Yaşında Su Bulundu</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/kanadada-15-milyar-yasinda-su-bulundu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jun 2025 10:01:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeokimya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=747</guid>

					<description><![CDATA[Kanada’daki bir kurşun-çinko madeninde tarih öncesi dönemden kalma su bulundu. Suyun 1,5 milyar yıllık olduğu belirtiliyor. Sülfür cevherlerinde bulunan suyun daha önce yüzeyde olduğu ve zamanla kayaların arasından sızıp yeraltında biriktiği düşünülüyor. Laboratuvar incelemeleri devam eden suyun şimdiye kadar bulunan en yaşlı su olduğu belirtiliyor. Ayrıca suyun içinde mikroorganizma bulunup bulunmadığını belirlemek için test yapılıyor....]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Kanada’daki bir kurşun-çinko madeninde tarih öncesi dönemden kalma su bulundu. Suyun 1,5 milyar yıllık olduğu belirtiliyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="300" height="200" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/en_yasli_su.jpg" alt="" class="wp-image-748"/><figcaption class="wp-element-caption"><em>Sudaki kabarcık mikrobiyal yaşamın bir göstergesi olabilir. Görüntü: J. Tellling</em></figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="413" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/en_yasli_su_deney.jpg" alt="" class="wp-image-749" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/en_yasli_su_deney.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/en_yasli_su_deney-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Eski döneme ait suyun üzerinde yapılan deneylerden bir kare. Görüntü: Manchester Uni.</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Sülfür cevherlerinde bulunan suyun daha önce yüzeyde olduğu ve zamanla kayaların arasından sızıp yeraltında biriktiği düşünülüyor. Laboratuvar incelemeleri devam eden suyun şimdiye kadar bulunan en yaşlı su olduğu belirtiliyor. Ayrıca suyun içinde mikroorganizma bulunup bulunmadığını belirlemek için test yapılıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Nature</em> (Doğa) dergisinde yayımlanan <a href="https://www.nature.com/nature/journal/v497/n7449/full/nature12127.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">makale</a>ye göre, <em>Ontario</em> eyaleti kenti yakınlarındaki <em>Timmins</em> bölgesindeki madende çalışma yapan biliminsanları, yerin 2,4 kilometre derinliğinde bulunan suyun hâlâ hidrojen ve metan gibi gazlar açısından zengin olduğunu keşfetti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha önce Güney Afrika’da milyonlarca yıl öncesine ait su bulunmuş. Güney Afrika’daki su da bazı mikroplara rastlanmış. Güney Afrika’daki su ile yeni keşfedilen su benzer kimyasal yapıya sahipmiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İzotopik içeriği tuhaf olan suyun içinde bulunacak mikroorganizmalar, tarih öncesi dönemde hakkında bilgi verecek.</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-4-3 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Collecting water samples 2.4km underground" width="640" height="480" src="https://www.youtube.com/embed/4R2ZtCHngl8?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Makale</strong><br><a href="https://www.nature.com/nature/journal/v497/n7449/full/nature12127.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Deep fracture fluids isolated in the crust since the Precambrian era</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Minerallerin içinde kapanım (inklüzyon) olarak hapsolmuş sıvılar milyarlarca yıl öncesine dayanabilir ve mineral oluşumu zamanındaki sıvı kimyası ile çevresel koşulların kaydını koruyabilir. Ancak, minerallerin yüzeylerinde ya da çatlaklarda (çatlak sıvıları) benzer sürede kalmış olan sulu sıvılar daha önce tanımlanmamıştır. Düşük bağlantılılık gösteren temel kayaç (basement) sistemlerinden çatlak sıvılarının dışarı atılması, gevrek kabuğun deformasyonu ve çatlaması yoluyla gerçekleşir. Bu sürecin fraktal (kendi benzeri) doğası, belirli bir ölçekte, kabuğun en eski tarihine ait birbirine bağlı sıvı ceplerini korumak zorundadır. Güney Afrika’daki bir altın madeninde, yüzeyin 2.8 kilometre altında bulunan böyle bir sistemde, onlarca milyon yıl boyunca fotosferden izole kalmış sıvılar içinde mevcut olan kemoototrofik mikroplar tespit edilmiştir. Benzer kimyasal özelliklere sahip derin çatlak sıvıları, Kanada Prekambriyen Kalkanı&#8217;nın Timmins, Ontario bölgesindeki bir madende de bulunmuştur. Burada gösteriyoruz ki, Timmins madenindeki sıvılarda gözlenen 124Xe, 126Xe ve 128Xe fazlalıkları, antik atmosferdeki ksenon izotoplarındaki değişimlerle ilişkilendirilebilir ve bu sıvının ortalama minimum kalma süresi yaklaşık 1.5 milyar yıl olarak hesaplanabilir. Daha eski bir sıvı sistemine dair başka bir kanıt ise 129Xe fazlalıklarıdır. Bu fazlalıkların, belirgin bir manto katkısı olmaması nedeniyle, büyük olasılıkla tortullardan kaynaklandığı ve yaklaşık 2.64 milyar yıl önceki mineralizasyon sırasında ya da hemen sonrasında işleyen sıvı göçü süreçleriyle açığa çıkarıldığı düşünülmektedir. Ayrıca, kapalı sistemde kalmış radyojenik soylu gazların (⁴He, ²¹Ne, ⁴⁰Ar, ¹³⁶Xe) kalış sürelerini de sunuyoruz. Farklı soylu gazların birlikte gösterdiği üzere, antik su cepleri kabukta meydana gelen çatlama süreçlerinden sağ çıkabilir ve milyarlarca yıl boyunca kabuk içinde varlıklarını sürdürebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ayrıntılar</strong><br>BBC, <a href="https://www.bbc.co.uk/news/science-environment-22544761" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Deep Canadian mine yields ancient water</a>, 17 Mayıs 2013<br>Nature, <a href="https://www.nature.com/news/reservoir-deep-under-ontario-holds-billion-year-old-water-1.12995" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Reservoir deep under Ontario holds billion-year-old water</a>, 17 Mayıs 2013<br>Manchester Uni., <a href="https://www.manchester.ac.uk/aboutus/news/display/?id=10045" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Billion-year-old water could hold clues to life on Earth and Mars</a>, 17 Mayıs 2013<br>NTVMSNBC, <a href="https://www.ntvmsnbc.com/id/25443046" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Dünyanın en eski suyu bulundu</a>, 17 Mayıs 2013</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="832" height="643" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ancientwatercomp.jpg" alt="" class="wp-image-750" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ancientwatercomp.jpg 832w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ancientwatercomp-300x232.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ancientwatercomp-768x594.jpg 768w" sizes="(max-width: 832px) 100vw, 832px" /><figcaption class="wp-element-caption">Antik kabuktaki serbest sıvıların ve sıvı kapanımlarının neon izotop bileşiminin karşılaştırılması. Sunulan veriler şunlardır: Timmins serbest sıvıları (dolu kareler, bu çalışma); Witwatersrand havzası çatlak suları (açık elmaslar) ve kuvarsit kütle kayacındaki sıvı kapanımları (açık daire); Güney Afrika’daki Kaapvaal kratondan damar kuvarsı sıvı kapanımları (çarpılar); Batı Avustralya’daki Yilgarn kratondan CH₄ açısından zengin sıvı kapanımları (açık üçgenler) ve uç bileşenler (manto, ASW [atmosferik doygunlukta deniz suyu], Arkeen kabuk ve tipik radyojenik kabuk).</figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karbon Salınımını Hızla Azaltmak İçin Sanal Küresel Karbon Vergisi Şart</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/karbon-salinimini-hizla-azaltmak-icin-sanal-kuresel-karbon-vergisi-sart/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Jun 2025 08:43:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=730</guid>

					<description><![CDATA[Net sıfır 1,5°C hedefine ulaşmak artık bir tür jeolojik doğrudan hava yakalama (DAC) gerektiriyor. ABD’nin iklim eylemleri kuşatma altındayken, kamu kurumları, şirketler ve mühendisler karbonsuzlaşma (net sıfır karbon veya nötr-karbon) yolunda nasıl ilerlemeye devam edebilir? Aşırı hava olayları ve aşırı sıcaklıkların mevcut ve gelecekteki ekonomik etkilerini yansıtan, sanal bir “kayıp ve zarar” temelli karbon fiyatı...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Net sıfır 1,5°C hedefine ulaşmak artık bir tür jeolojik doğrudan hava yakalama (<a href="https://www.iea.org/energy-system/carbon-capture-utilisation-and-storage/direct-air-capture" data-type="link" data-id="https://www.iea.org/energy-system/carbon-capture-utilisation-and-storage/direct-air-capture" target="_blank" rel="noreferrer noopener">DAC</a>) gerektiriyor. ABD’nin iklim eylemleri kuşatma altındayken, kamu kurumları, şirketler ve mühendisler <strong><em>karbonsuzlaşma</em></strong> (net sıfır karbon veya nötr-karbon) yolunda nasıl ilerlemeye devam edebilir? Aşırı hava olayları ve aşırı sıcaklıkların mevcut ve gelecekteki ekonomik etkilerini yansıtan, sanal bir “kayıp ve zarar” temelli karbon fiyatı öneriyoruz. Her projede hem görünen hem de gizli emisyonların etkilerini hesaba katarak mühendisler ve diğer aktörler tasarımlarında etkili tercihler yapabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İklim değişikliğiyle mücadele artık bir altyapı sorunudur.</strong> Ekonomileri rayında tutmak, dünyayı yaşanabilir bir yer kılmak için, önümüzdeki 30 yıl içinde enerji üretimimizi fosil yakıtlardan yenilenebilir kaynaklara dönüştürmeliyiz. Ayrıca, küresel ulaşım ağı ile yapılaşmış alanları da dönüştürmek gerekli.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Mühendisler – değişimin temsilcileri</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Eğer ABD hükümeti ile onu takip edenler, <a href="https://unfccc.int/process-and-meetings/the-paris-agreement" data-type="link" data-id="https://unfccc.int/process-and-meetings/the-paris-agreement" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Paris Anlaşması</a>’ndaki mutabakata uygun hareket etmeyecekse güvenilir dağıtımı kim ya da ne sağlayacak? Elbette birçok alt ulusal kuruluş – çoğu şehir ve ilerici şirketler – bu süreçte yer alıyor. Ancak her gün tasarım, maliyet, güvenlik, mevzuata uygunluk ve çevresel etki gibi unsurları tartmak zorunda olan mühendisler esas değişimin en önemli aktörleridir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Karbon salınımını hızla azaltmak için sanal küresel karbon vergisi şart</strong> adlı makalede (UCL Open Environment, cilt 6), mühendislerden, meslek kuruluşlarından, şehir plancılardan, mimarlardan ve eğitimcilerden, aldıkları her kararda sanal karbon fiyatlandırmasını kullanmalarını istiyoruz. Bunun ise büyük ölçekte yapılması gerekli; dolayısıyla yöntemler şeffaf ve kullanımı kolay olmalıdır. Makalede, değişimi teşvik edecek iyileştirmeler (karbon yoğunluğu ağırlıklandırması) ve her ülkede uygun fiyatlandırmayı garanti edecek bir yöntem öneriyoruz. Çoğu ülkenin hedeflerini artırması gerekiyor, ancak Çin, Hindistan ve Güney Afrika neredeyse yolunda ilerliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Karbon yoğunluğu ağırlıklandırması</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu ağırlıklandırma, enerji firmaları veya sektörün aktör gruplarına uygulandığında, ilerici olanları ödüllendirir. Ülke düzeyindeki fiyatlandırma ise, sanayi devrimi ile kalkınma şansı yakalamış ülkelerin, sömürge sonrası dönemi ıskalamış ülkeleri yani erken sanayileşme fırsatını kaçıranları da cezalandırılmaması gerçeğine dayanır. Yani tek bir fiyat herkese uymaz; piyasaya dayalı fiyatlandırmalar, karbon vergileri ya da Karbonun Sosyal Maliyeti gibi alternatifler tutarsız ve/veya karmaşıktır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaçınılmaz bir gerçek şudur ki, dünya ekonomileri toplu karbon salınımı (emisyonu) yoluyla zenginleşmiştir. Bu “karbon yükümlülükleri” (çevresel borç) ve “karbon mirasları” (uzun vadeli faydalar), ülkelerin ekonomik büyümelerini fosil yakıt emisyonlarından ne ölçüde ayırabildiklerini takip etmek için kullanılabilir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="676" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ucloe-06-1983-g002.jpg" alt="" class="wp-image-734" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ucloe-06-1983-g002.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ucloe-06-1983-g002-300x225.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ucloe-06-1983-g002-768x577.jpg 768w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">GSYİH &#8211; tüketim kaynaklı emisyonlar grafiği: (Dc/Dw × Pw/Pc) ile (GSYİH/kişi)c / (GSYİH/kişi)w karşılaştırması, burada Dc = ülkenin (tüketim bazlı) kümülatif emisyonları, Dw = dünya kümülatif emisyonları, Pw = dünya nüfusu, Pc = ülke nüfusudur. Etkin ülke ağırlığı, Weff, (W × W<em>)^0,5 formülüyle hesaplanır; burada W karbon mirasını, W</em> ise karbon yükümlülüğünü ifade eder. Yalnızca kişi başına GSYİH verisi mevcutsa, Weff = W olarak alınır; eğer ülke ağırlıkları kullanılmayacaksa, Weff = 1 olarak belirlenir. Baloncuklar, bir renk anahtarına göre renklendirilmiştir: örneğin, bir ülkenin W değeri azalırken W* artıyorsa, baloncuk kırmızı tonlarında olur. Bu grafik için kullanılan veriler, Şekil 1’de atıfta bulunulan kaynaklardan ve Our World in Data (OWiD, Oxford) tarafından derlenen nüfus, kişi başına GSYİH ve detaylı ülke bazlı emisyon verilerinden alınmıştır. Diyagramda mümkün olduğu durumlarda 1750–2017 arası kümülatif tüketim emisyonları kullanılmıştır; ülkelerin tüketim bazlı emisyonları, ithal edilen mal ve hizmetlerle ilişkili emisyonları da içerir. Baloncuk renkleri, 2016’dan 2017’ye olan değişimleri yansıtmaktadır.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Karbon mirası ve yükümlülüğü</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Miras ile yükümlülük arasındaki ilişki, fosil yakıtların birçok ülkeyi tarımsal ve verimsiz geçmişlerinden nasıl uzaklaştırdığını çarpıcı biçimde gösteriyor. Ancak hiçbir ülke CO₂ emisyonlarından tamamen bağımsız hale gelmemiştir; geçmişteki emisyonları atmosferden geri çekerek borcunu ödeyen de yoktur – ki bu mümkünse bile.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2025 yılı itibarıyla, ABD için öngördüğümüz “kayıp ve zarar” karbon fiyatı ton başına yaklaşık 100 dolardır. Dünya daha gerçekçi bir 2°C senaryosuna sadık kalırsa, 2050’ye gelindiğinde ABD fiyatı 200 doların üzerine çıkmalı, küresel ortalama ise yaklaşık 60 dolar olmalıdır. Önerdiğimiz sanal karbon fiyatları, enerji geçişinin başarısı konusunda tavsiyelerde bulunan önde gelen ekonomistlerin önerileriyle uyumludur.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu karbon fiyatlarının etkisi büyüktür. Gerçekten de birçok ülke – ABD dâhil – bu maliyeti şimdiden ödüyor. Örneğin <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/January_2025_Southern_California_wildfires" data-type="link" data-id="https://en.wikipedia.org/wiki/January_2025_Southern_California_wildfires" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Los Angeles yangınları</a>nın (tamamı iklim kaynaklı olmasa da) ekonomik etkisi yaklaşık 250 milyar dolardır. Bu, tipik bir yıllık “kayıp ve zarar” bedelidir; başka bir ifadeyle ABD ekonomisinin %1’ine ve 2024’teki ekonomik büyümenin üçte birine eşittir. Yakında, büyük çapta karbonsuzlaşma olmazsa, birçok ülkenin ekonomisi durgunlaşacak ve gerileyecektir. Bu da gerici bir politik-iklimsel yıkım döngüsünü daha da güçlendirecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Geleceği tasarlamak</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Mühendislerin vermesi gereken kararlar çok zordur. Yepyeni tasarım felsefelerine ihtiyaç duyulacaktır. Örneğin çelik üretiminin temel bileşenlerinden biri olan hava ayrıştırma ünitesi (ASU), baz yük elektrik tüketimi üzerinde büyük etkiye sahiptir. Peki, ASU’lar güç kullanımını gerçek zamanlı fiyatlara göre ayarlayabilseydi? Bu tür düşünme biçimi diğer kimyasal süreçlere de uygulanabilir. Ve Birleşik Krallık’taki etkileyici <em>Finch v. Surrey County Council</em> mahkeme kararının ardından yaşam döngüsü emisyonlarının hesaba katılması artık hayati önemdedir. Biz, bunun fiyatlandırılması gerektiğini savunuyoruz. Emisyonların maliyeti, yalnızca çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) raporlamasında değil, bir şirketin mali tablolarında da yer almalıdır. Bu da alternatif bir karbon yoğunluğu türü – İşyeri Karbon Yoğunluğu – yaratır ve bu da KDV ya da kurumlar vergisi politikalarına rehberlik edebilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mühendisler geçişe, karbonsuzlaşmaya daha fazla odaklanmak için güçlendirilirse, bu durum mühendisliğe olan ilgiyi de artıracaktır. Ve bu geçişi mühendislik yoluyla sağlamak için ihtiyaç duyduğumuz genç kuşakları teşvik edecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Görüşleri UCL Open Environment dergisinde yayımlanmak</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Profesör Maslin, Richard Clarke’ı 2022 yılında <em>UCL Open Environment</em> ile tanıştırdı. O dönemde geniş kapsamlı bir karbon fiyatlandırması makalesi üzerine konuşuyorduk ve yıl sonunda “Mühendislerin temel ve hızlı karbonsuzlaşmayı yönlendirmesini sağlayan sanal bir küresel karbon fiyatı” başlıklı makalemizi açık hakem değerlendirmesi için gönderdik. Yöntemler, bazı tanınmış dergeler tarafından radikal veya sıradışı bulunmuştu. Bu yüzden fikirleri açık bilim dergisinde, herkese açık hakem yorumlarıyla geliştirebilmek ferahlatıcıydı. Makale geliştikçe iyi geri dönüşler aldı ve resmi değerlendirme ve düzenleme sürecinden faydalandı. Son gelişmeler ışığında, bu yazının zamanlamasının çok yerinde olduğunu düşünüyoruz.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="729" height="699" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ucloe-06-1983-g001.jpg" alt="" class="wp-image-732" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ucloe-06-1983-g001.jpg 729w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ucloe-06-1983-g001-300x288.jpg 300w" sizes="(max-width: 729px) 100vw, 729px" /><figcaption class="wp-element-caption">1980&#8217;lerden bu yana, karbon emisyonlarının iklim değişikliğine bağlı kümülatif ekonomik etkileri (yeşil/turuncu çizgiler) artış göstermiştir ve mevcut gidişatın sürdüğü (2100’de 2,6 °C) senaryoda, özellikle düşük ve orta gelirli (LMIC) ülkelerde yıkıcı kayıpların yaşanması beklenmektedir. PREDICT-CP karbon fiyatı (yeşil çizgi), 154 ülkede akut fiziksel risklerin (aşırı hava olayları) ve kronik fiziksel risklerin modellenmiş küresel GSYİH etkilerini yansıtmaktadır (1860 kente dayalı çokgenin toplulaştırılmasıyla hesaplanmıştır; afetlerin yaklaşık üçte birinin şehir sınırları içinde gerçekleştiği not edilmiştir). Bu tarihsel ve geleceğe dönük GSYİH etkileri, Ortec Finance’ın PREDICT aracı kullanılarak hesaplanmıştır. PREDICT, RCP8.5 senaryosu altında (2100 yılına kadar 4,3 °C ısınma) akut risklerin küresel GSYİH’de 2100 yılına kadar yaklaşık %60’lık bir baz senaryoya göre azalmaya yol açabileceğini göstermektedir. Bu, Kotz ve ark. [4] ile benzerlik göstermektedir. Kullanılan temel veriler, Dünya Kentselleşme Görünümü (WUP, Birleşmiş Milletler, New York), NOAA yıllık sıcaklık anomalileri, ülke bazında tarihsel ve projeksiyonlu sıcaklık anomali eğilimleri (NASA-GISS) ve Munich Re/EM-DAT (afet ve felaket sıklıkları ile kayıpları, konum ve tehlike türüne göre, 1980–2018) kaynaklarından alınmıştır.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Daha fazla detay için orijinal metin Clarke, R. &amp; Maslin, M., (2024) “A virtual global carbon price is essential to drive rapid decarbonisation”, <em>UCL Open Environment</em> 6(1). doi: <a href="https://doi.org/10.14324/111.444/ucloe.1983" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://doi.org/10.14324/111.444/ucloe.1983</a><br><br><a href="https://journals.uclpress.co.uk/ucloe/news/72/" data-type="link" data-id="https://journals.uclpress.co.uk/ucloe/news/72/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Bu metnin</a> çevirisinde <a href="https://chatgpt.com" data-type="link" data-id="https://chatgpt.com" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ChatGPT</a>&#8216;den ve <a href="https://gemini.google.com" data-type="link" data-id="https://gemini.google.com" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Gemini</a>&#8216;den yararlanılmıştır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="450" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/marija-zaric-oOnc3tIJ21c-unsplash.jpg" alt="" class="wp-image-731" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/marija-zaric-oOnc3tIJ21c-unsplash.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/marija-zaric-oOnc3tIJ21c-unsplash-300x169.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/marija-zaric-oOnc3tIJ21c-unsplash-768x432.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Görüntü: Belgrad/Sırbistan&#8217;da bir duvar çizimi. <a href="https://unsplash.com/photos/co2-e-wall-text-oOnc3tIJ21c" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Marija Zaric</a></figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ozon Tabakasında Eşi Benzeri Görülmemiş Delik Açıldı</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/ozon-tabakasinda-esi-benzeri-gorulmemis-delik-acildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 18:45:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=727</guid>

					<description><![CDATA[Kuzey Kutbu’nda ozon tabakasındaki kayıp rekor düzeye ulaştı. Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Meteoroloji Örgütü (DMÖ), bu kış ozon tabakasının yüzde 40′ının yok olduğunu bildirdi. Daha önce bu oran kış döneminde en fazla yüzde 30 olmuştu. DMÖ’ye göre, ozon tabakasının zarar görmesinin nedeni, endüstriyel kimyasal maddeler. Bu maddeler, atmosferin üst katmanlarında alışılmışın ötesi soğuk havalarda daha...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Kuzey Kutbu’nda ozon tabakasındaki kayıp rekor düzeye ulaştı. Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Meteoroloji Örgütü (<a href="https://www.wmo.int/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">DMÖ</a>), bu kış ozon tabakasının yüzde 40′ının yok olduğunu bildirdi. Daha önce bu oran kış döneminde en fazla yüzde 30 olmuştu. DMÖ’ye göre, ozon tabakasının zarar görmesinin nedeni, endüstriyel kimyasal maddeler. Bu maddeler, atmosferin üst katmanlarında alışılmışın ötesi soğuk havalarda daha da tahrip edici oluyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ozon tabakası, Güneş’ten gelen ve deri kanserine de yol açan tehlikeli mor ötesi ışınları engelleyip bir nevi kalkan görevi görüyor. İskandinav ülkelerinde yetkililere, olası sağlık sorunlarına karşı gelişmeleri dikkatli şekilde izlemeleri çağrısı yapılıyor. Ozon tabakasını tahrip eden endüstriyel kimyasal maddelerinin kullanımını, Birleşmiş Milletler’in girişimiyle 1987 yılında imzalanan Montreal Protokolü ile kademeli olarak azaltılıyor. Ancak, ozon tabakasına verilen zararın tamamen telafi edilmesinin çok uzun süreceğini belirtiliyor. Yapılan hesaplara göre zarar en erken 2045 yılında telafi edilebilir. Bu süreçin 2060 yılına kadar uzaması da mümkün.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Biliminsanları, bu yıl ozon tabakasının Kuzey Kutbu üzerine denk gelen bölümünde güneydeki kadar büyük bir delik oluştuğunu belirtiyor</strong>. Bu nedenle senenin başlarında bir kaç ay süreyle, Avrupa, Rusya ve Moğolistan’ın Kuzey Kutup Dairesi’ne yakın bölgelerinin zararlı ışınlardan daha az korunduğu duyuruldu. Bunun da bu bölgelerde yaşayanların cilt kanseri ve katarakt gibi sorunlara yol açan&nbsp;<em>ultraviyole</em>&nbsp;(mor ötesi) ışınlara maruz kalmasına neden olduğu düşünülüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Deliğe normal değerleri aşan soğuk havanın yol açtığı, insanların ürettiği kimyasal maddelerin de soruna katkıda bulunduğu belirtiliyor. Söz konusu bölgelerde, yüzeyden yaklaşık 20 kilometre irtifada ozon tabakasının yüzde 80 oranında kayba uğradığı açıklandı. Bu gibi bir deliğin aynı bölgede yeniden oluşup oluşmayacağını kestirmenin mümkün olmadığı, değerlerin izlenmesi gerektiği ifade ediliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzmanlar, Nature dergisinde yer alan çalışmalarına dair&nbsp;ilk verileri Nisan ayında kamuoyuna duyurmuştu. Aradan geçen sürede, ellerindeki tüm verileri incelemeyi tamamladılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ozon tabakası ile soğuk havanın bağlantısı uzun süredir biliniyor. NASA’nın Jet İtiş Gücü Laboratuvarı (JPL) uzmanlarından Michelle Santee, son yıllarda kışların soğuk geçtiğini, atmosfere zararlı klorin (Cl) maddesinin yoğun olduğu ortamlarda aşırı soğuk yaşanması halinde, başka yerlerde de benzer şekilde ciddi ozon kayıpları yaşanabileceğini söyledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlk olarak Güney Kutbu’nda tespit edilen ozon deliği, her kış yeniden oluşuyor. Kuzey Kutbu’nda sıcaklıklar ise genellikle Güney Kutbu’nda kaydedilen düzeylere düşmüyor. Aslında bu yıl içinde de Kuzey’de sıcaklıklar rekor düzeye düşmedi. Buna karşılık soğukların alışılmadık kadar uzun süre etkili olduğuna dikkat çekiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ozon tabakasına zarar veren kloroflorokarbon (CFC) gazları, son yüz yılda buzdolabı, deodorant ve yangın söndürücülerde kullanılmaya başlandı, ancak tehlikeleri anlaşılınca hızla yasaklandı. Bununla birlikte klorin içeren bileşikler uzun süre atmosferde kaldığı için ozon tabakasının sanayi devrimi öncesindeki dönemlerine dönebilmesinin en erken 2050′lerde mümkün olabileceği düşünülüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>BBCTürkçe, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/10/111003_ozone_depletion.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Avrupa’nın kuzeyinde rekor ozon deliği</a>, 3 Eylül 2011 tarihinde erişildi.<br>BBCTürkçe, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/04/110405_ozone_depletion.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ozon tabakasında rekor kayıp</a>, 3 Eylül 2011 tarihinde erişildi.<br>NASA, <a href="https://www.nasa.gov/topics/earth/features/arctic20111002.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NASA Leads Study of Unprecedented Arctic Ozone Loss</a>, 3 Eylül 2011 tarihinde erişildi.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="203" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ozon_delik.jpg" alt="" class="wp-image-728" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ozon_delik.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ozon_delik-300x111.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption">Sol: Mart 2011 ortasında, 2011 Arktik ozon kaybının zirvesine yakın bir dönemde, Dünya’nın stratosferinde yaklaşık 20 kilometre (12 mil) yükseklikteki ozon. Sağ: Aynı gün ve yükseklik için, soğuk kutup alt stratosferinde kimyasal ozon tahribatının başlıca etkeni olan klor monoksit. Görsel: NASA/JPL-Caltech</figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Grönland Buzullarının Sakladığı Büyük Kanyon</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/gronland-buzullarinin-sakladigi-buyuk-kanyon/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 18:24:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=724</guid>

					<description><![CDATA[Grönland’ın büyük kısmını örten buz tabakasının altında, dünyanın en büyük kanyonlarından biri keşfedildi. Henüz buzul tabakası yokken, yaklaşık 4 milyon yıl önce, oradan akan büyük bir nehir, en az 750 kilometre uzunluğa ve 800 metreden fazla derinliğe sahip kanyonu şekillendirmiş. Kanyon, iklim değişikliği konusunda çalışma yürüten araştırmacıların radar yoluyla Grönland’ın temel kayalarını haritalarken kazayla ortaya...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Grönland’ın büyük kısmını örten buz tabakasının altında, dünyanın en büyük kanyonlarından biri keşfedildi. Henüz buzul tabakası yokken, yaklaşık 4 milyon yıl önce, oradan akan büyük bir nehir, en az 750 kilometre uzunluğa ve 800 metreden fazla derinliğe sahip kanyonu şekillendirmiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kanyon, iklim değişikliği konusunda çalışma yürüten araştırmacıların radar yoluyla Grönland’ın temel kayalarını haritalarken kazayla ortaya çıkmış. Saklı vadi, Arizona’daki <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Grand_Canyon" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Büyük Kanyon</a>‘dan da daha uzun. Vadi, Grönland’ın ortasından başlayarak yukarı doğru kuzey kıyılarına kadar kıvrıla kıvrıla uzanıyor. Buzul tabakası şekillenmeden önce bu vadi, Kuzey Buz Denizi’ne (Arktik Okyanusu’na) akan coşkun bir nehre sahipmiş. Şu an, vadi buzla dolmuş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Vadiyi kaplayan 3 kilometreden daha kalın buzul tabaka öyle ağır ki, daha önce deniz seviyesinden 500 metre yüksekte olan Grönland’ın ortası çökmüş ve batan ada bugün deniz seviyesinden 200 metre aşağıda yer alıyor. Buzulbilimciler, buzul altındaki erimiş suların temelden okyanusa doğru taşınmasında, kanyonun önemli bir rol oynadığını düşünüyorlar. Ama kanyon hâlâ batıyor, bir su damlası ile seli kıyaslamak gibi görünsede, Kuzey’deki erimiş sular deniz seviyesinin altındaki buz tabakalarından ince ince sızmaya devam ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Eğer öngörüldüğü gibi, sera gazlarındaki artış yüzünden Arktik’teki (Kuzey Kutbu’ndaki) ısınma devam ederse, Grönland’ın buzul tabakaları deniz seviyesinin ne kadar yükselmesine katkı sağlar?” sorusuna yanıt arayan araştırmacılar, büyük bir bilimsel yapbozu çözmeye çalışırken kanyonu keşfetmişler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buz belli frekanstaki radyo dalgalarında geçirgendir. Bunu bilen araştırmacılar, temel kayaların üstünde çok sayıda uçuş yapmış ve gidip gelen radar sinyallerini toplayarak sorularına yanıt aramışlar. Çalışmanın büyük oranı NASA’dan olmak üzere, İngiltere ve Almanya’daki araştırmacıların onlarca yıldır ürettikleri verilerden oluşmuş. Araştırmacılar bir uçtan öbür uca uzanan kanyona rastladıklarında çok şaşırmışlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bulguları kaleme alan başyazar&nbsp;<em>Jonathan Bamber</em>&nbsp;(Bristol Üniversitesi): “Anında uydu görüntülerine ulaşan cep telefonları var. Dünya haritasının tamamlandığı sanılıyor. Ama, daha çok keşfedecek şey var. Biz bu konuda inanılmaz bir heyecan duyuyoruz. Gerçekten de, bu ölçekte bir şey bulmak, ömrünüz boyunca karşınıza çıkabilecek tek fırsat.” diyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>David Vaughan</em>&nbsp;(Britanyalı Güney Kutbu Araştırma Kurumu): “Grönland ve Antarktika buzulları altında çok şey gizli. Bu kanyonu bulmak oldukça şaşırtıcı. Grönland bu boyutta bir kanyon için büyük değil ve kanyonun art arda oluşan buzullara rağmen buzul öncesi şeklini koruması bayağı önemli.” diyor ve ekliyor “Kanyonun bir kısmı, son buzul-arası dönemde (100.000 yıl) açığa çıkmış olabilir. Muhtemelen kanyonda birçok çeşit bakteri bulunabilir. Bunların yaşamı başka bir konudur.”</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4 milyon yıl önce yeryüzünde insan olmadığı için kanyon insan gözüyle görülmüş değil.</strong>&nbsp;Eğer, Grönland’daki buz tabakası tümüyle erirse, küresel deniz seviyesi 7 metre yükselecek ve birçok büyük kent sular altında kalacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Britanyalı Güney Kutbu Araştırma Kurumu (<a href="https://www.antarctica.ac.uk/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">BAS</a>), daha önce böylesi görülmemiş büyük bir coğrafi yapının bulunmasını, kayda değer bir keşif olarak niteledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bakalım, balta girmemiş bu kanyona ne ad verilecek?</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ayrıntılar</strong><br>BBC, <a href="https://www.bbc.co.uk/news/science-environment-23866810" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Huge canyon discovered under Greenland ice</a>, 31 Ağustos 2013<br>BBC, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/08/130830_gronland_kanyon.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Grönland’da şaşırtıcı keşif: buz altında dev kanyon</a>, 31 Ağustos 2013<br>Bristol Uni., <a href="https://www.bristol.ac.uk/news/2013/9688.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Mega-canyon discovered beneath Greenland ice sheet</a>, 31 Ağustos 2013<br>Livescience, <a href="https://www.livescience.com/39289-greenland-longest-canyon-discovered.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">‘Grand Canyon’ of Greenland Discovered Under Ice Sheet</a>, 1 Eylül 2013<br>NASA, <a href="https://www.nasa.gov/content/goddard/nasa-data-reveals-mega-canyon-under-greenland-ice" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NASA Data Reveals Mega-Canyon under Greenland Ice Sheet</a>, 31 Ağustos 2013<br>Youtube, <a href="https://www.youtube.com/watch?v=ENg9Hci9y3M" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Greenland’s Mega Canyon</a><a href="http://savefrom.net/?url=http%3A%2F%2Fwww.youtube.com%2Fwatch%3Fv%3DENg9Hci9y3M&amp;utm_source=opera-chromium&amp;utm_medium=extensions&amp;utm_campaign=link_modifier" target="_blank" rel="noreferrer noopener"></a>, 31 Ağustos 2013<br>Youtube, <a href="https://www.youtube.com/watch?v=usDzh7l5HZw" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NASA | The Bedrock Beneath</a><a href="http://savefrom.net/?url=http%3A%2F%2Fwww.youtube.com%2Fwatch%3Fv%3DusDzh7l5HZw&amp;utm_source=opera-chromium&amp;utm_medium=extensions&amp;utm_campaign=link_modifier" target="_blank" rel="noreferrer noopener"></a>, 31 Ağustos 2013</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="710" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/greenlandtopo.jpg" alt="" class="wp-image-725" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/greenlandtopo.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/greenlandtopo-300x266.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/greenlandtopo-768x682.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /><figcaption class="wp-element-caption">Temel kayaların yükseklik verileriyle üretilen Grönland’ın topoğrafik haritası. Yapım: J. Bamber (Bristol Üniversitesi)</figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kuvars Zengini Kayaçların Kıtasal Kabuk Deformasyonundaki Rölü</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/kuvars-zengini-kayaclarin-kitasal-kabuk-deformasyonundaki-rolu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 17:25:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yapısal Jeoloji / Tektonik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=718</guid>

					<description><![CDATA[Yeni yapılan araştırmaya göre (öz&#160;aşağıda) depremleri önceden tahmin etmek, dağ oluşumlarını ve kıta tektoniğini anlamak için yeraltındaki kuvars yataklarından faydalanılabilir. Yerdoğabilimci Anthony Lowry (Yutah Devlet Üniversitesi) ve Marta Perez-Gussinye’nin (Londra Üniversitesi) ortak araştırması fay hatlarının, dağların, vadi ve düzlüklerin oluşumunun ve konumunun ardındaki gizemi çözmeyi amaçlıyor. The role of crustal quartz in controlling Cordilleran deformationLarge-scale...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Yeni yapılan araştırmaya göre (<a href="https://www.nature.com/nature/journal/v471/n7338/full/nature09912.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">öz</a>&nbsp;aşağıda) depremleri önceden tahmin etmek, dağ oluşumlarını ve kıta tektoniğini anlamak için yeraltındaki kuvars yataklarından faydalanılabilir. Yerdoğabilimci Anthony Lowry (Yutah Devlet Üniversitesi) ve Marta Perez-Gussinye’nin (Londra Üniversitesi) ortak araştırması fay hatlarının, dağların, vadi ve düzlüklerin oluşumunun ve konumunun ardındaki gizemi çözmeyi amaçlıyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="545" height="550" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/quartz_distribution.jpg" alt="" class="wp-image-720" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/quartz_distribution.jpg 545w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/quartz_distribution-297x300.jpg 297w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/quartz_distribution-150x150.jpg 150w" sizes="(max-width: 545px) 100vw, 545px" /><figcaption class="wp-element-caption">EarthScope verilerinden elde edilen yeni kuvars bolluğu ölçümleri, dağların kuvars açısından zengin olduğunu göstermektedir (kırmızı-turuncu renkler). Büyük Ovalar, Columbia Havzası ve Büyük Vadi ise çok az kuvars içerir ya da hiç içermez (mavi-yeşil renkler). Kaynak: Lowry &amp; Perez-Gussinye</figcaption></figure>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">The role of crustal quartz in controlling Cordilleran deformation<br>Large-scale deformation of continents remains poorly understood more than 40 years after the plate tectonic revolution. Rock flow strength and mass density variations both contribute to stress, so both are certain to be important, but these depend (somewhat nebulously) on rock type, temperature and whether or not unbound water is present. Hence, it is unclear precisely how Earth material properties translate to continental deformation zones ranging from tens to thousands of kilometres in width, why deforming zones are sometimes interspersed with non-deforming blocks and why large earthquakes occasionally rupture in otherwise stable continental interiors. An important clue comes from observations that mountain belts and rift zones cyclically form at the same locations despite separation across vast gulfs of time (dubbed the Wilson tectonic cycle), accompanied by inversion of extensional basins and reactivation of faults and other structures formed in previous deformation events. Here we show that the abundance of crustal quartz, the weakest mineral in continental rocks, may strongly condition continental temperature and deformation. We use EarthScope seismic receiver functions, gravity and surface heat flow measurements to estimate thickness and seismic velocity ratio, vP/vS, of continental crust in the western United States. The ratio vP/vS is relatively insensitive to temperature but very sensitive to quartz abundance. Our results demonstrate a surprising correlation of low crustal vP/vS with both higher lithospheric temperature and deformation of the Cordillera, the mountainous region of the western United States. The most plausible explanation for the relationship to temperature is a robust dynamical feedback, in which ductile strain first localizes in relatively weak, quartz-rich crust, and then initiates processes that promote advective warming, hydration and further weakening. The feedback mechanism proposed here would not only explain stationarity and spatial distributions of deformation, but also lend insight into the timing and distribution of thermal uplift and observations of deep-derived fluids in springs.</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">“Zamanın başlangıcından beri dağların neden oluştuğu sorusuna cevap arıyoruz.” diyor Lowry. Lowry ve Perez-Gussinye, yerkabuğunun jeolojik (yerbilimsel) özelliklerini anlamak için sismik araçlarla ölçüm yaparak ABD’nin batısında farklı yerlerdeki ısı ve yer çekimini incelediler. Araştırmacılar Kaliforniya, Aydaho, Nevada ve Yutah eyaletlerinde dağ veya fay hattı oluşumlarının bulunduğu her yerde kuvars yatakları keşfettiler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Lowry, kuvars yataklarıyla jeolojik olaylar arasındaki bu ilişkinin kesinlikle dikkat çekici bir keşif olduğunu vurguluyor.&nbsp;<a href="https://www.earthscope.org/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Earthscope</a>&nbsp;adı verilen yeni geliştirilmiş uzaktan algılama teknolojisini kullanan araştırmacılara göre kuvars, yerkabuğunda deprem ve yanardağlara yol açacak türden zayıflamaları tespit etmeye yarıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kuvars ayrıca levha tektoniği olarak bilinen kıta hareketlerini anlamak için de kullanılabilir. Örneğin, son yaşanan Japonya depremi sonrasında Japonya adasının ABD’ye 2.5 metre kadar yakınlaşmasıyla Asya tektonik tabakasının Kuzey Amerika tabakasının altına kaydığı kaydedildi. Araştırma ekibi kaya özelliklerini dünyanın hareketleriyle ilişkilendirerek şu sonuca vardı: Baskı sonucunda ısınan kuvars yataklarının içinde bulunan su serbest kalıyor. Ardından da Lowry’nin “kısır döngü” olarak nitelendirdiği şekilde kayaların hareket etmesini sağlıyor. Japonya, Güney Kaliforniya, Sarıtaş Milli Parkı gibi yerler bu kısır döngünün aktif durumdayken ABD’nin doğusundaki Appalachian sıradağları pasif durumda bulunuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ortaya atılan kuramın biliminsanları tarafından Arkansas gibi jeolojik olarak pasif durumda olduğu düşünülen yerlerde deprem tahminleri yapmak için kullanılabileceği düşünülüyor. Konuya bir başka örnek de 1812’de Mississippi nehrinin akış yönünü değiştirecek kadar güçlü bir depreme sebep olan ve o zamandan beri pasif halde bulunan St. Louis yakınlarındaki Yeni Madrid Fay Hattı. Araştırmanın nükleer santrallerin güvenli bir şekilde konumlandırılmasından büyük barajların yapısal ihtiyaçlarına kadar birçok konuda önemli ipuçları sağlayabileceği düşünülüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Özetle kuvars, kıtaların hareketini açıklayan plaka tektoniğinde başrol olmasa bile büyük bir rol kapmış gibi görünüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>NSF, 2011.&nbsp;<a href="https://www.nsf.gov/news/news_summ.jsp?cntn_id=118951" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Viscous Cycle: Quartz is Key to Plate Tectonics</a>, 11 Eylül 2011 tarihinde ulaşılmıştır.<br>NTVMSNBC, 2011.&nbsp;<a href="https://www.ntvmsnbc.com/id/25193514/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Depremlerin şifresi kuvarsta mı saklı?</a>, 11 Eylül 2011 tarihinde ulaşılmıştır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="527" height="550" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/quartz.jpg" alt="" class="wp-image-719" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/quartz.jpg 527w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/quartz-287x300.jpg 287w" sizes="(max-width: 527px) 100vw, 527px" /><figcaption class="wp-element-caption">Kayacın sünmesi; sıcaklık, su ve kaya türüne bağlıdır: kuvars en zayıf mineraldir. Kaynak: Lowry &amp; Perez-Gussinye</figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>GPS&#8217;e ile GLONASS&#8217;a Alternatif Compass ve Galileo</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/gpse-ile-glonassa-alternatif-compass-ve-galileo/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 14:39:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emtia]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=708</guid>

					<description><![CDATA[Çin’in Konum Belirleme Sistemi: BDS Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa Birliği (AB) ve Rusya’dan sonra Çin de kendi küresel konumlama sistemini dünyaya açmak için çalışmalara başladı. 2015 yılında tamamlanması planlanan projeyle, 30′dan fazla uydu birbirine bağlanacak. Askeri ve sivil amaçlı kullanılacak BDS (İng. Beidou Navigation System) isimli projenin tamamlanması için iki yıl içinde 10 uydu...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Çin’in Konum Belirleme Sistemi: BDS</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa Birliği (AB) ve Rusya’dan sonra Çin de kendi küresel konumlama sistemini dünyaya açmak için çalışmalara başladı. 2015 yılında tamamlanması planlanan projeyle, 30′dan fazla uydu birbirine bağlanacak. Askeri ve sivil amaçlı kullanılacak BDS (İng. Beidou Navigation System) isimli projenin tamamlanması için iki yıl içinde 10 uydu fırlatılacak. Yeni uydular şu an yörüngede bulunan ve sadece Çin üzerinde navigasyon sağlayan 5 uyduya entegre edilecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Projenin tamamlanması ile Çin, ABD’nin <a href="https://www.gps.gov" data-type="link" data-id="https://www.gps.gov" target="_blank" rel="noreferrer noopener">GPS</a> (İng. Global Positioning System) ismiyle hakim olduğu küresel yer belirleme pazarında, diğer yer belirleme sistemleri AB projesi Galileo ve Rusya menşeli <a href="https://glonass-iac.ru/en" data-type="link" data-id="https://glonass-iac.ru/en" target="_blank" rel="noreferrer noopener">GLONASS</a>’a (İng. GLObal NAvigation Satellite System) alternatif olacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">En az 3 adet uyduyla dünya üzerinde herhangi bir noktanın koordinatları belirlenebiliyor. Ancak atmosfer ve uzay havası etkilerinden dolayı yer belirleme sırasında hatalar oluşabiliyor. Ülkeler bu hatayı engellemek için 4 ve daha fazla uyduyu yer belirleme amacıyla kullanıyor. Yapılan araştırmalara göre en az 8 uydunun kullanıldığı sistemde, el cihazları dünya üzerinde istenilen bir noktayı milimetrik olarak bulabiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ülkelerin kendi küresel yer belirleme uydularına sahip olması özellikle savaş zamanında büyük önem taşıyor. Çünkü bu sisteme sahip olan bir ülke, servis verdiği ülkeye yönelik olarak istediği zaman uyduları tamamen kapatabilirken, istediği zaman da uyduların farklı konumlama yapmasını sağlayabiliyor. Günümüzde tüm dünyada kullanılabilen tek küresel konumlama sistemi ABD tarafından geliştirilen GPS iken, Rusya’nın GLONASS’ı tüm dünyayı kapsama yolunda ilerliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çin’in BDS’nin ilk uydusunu 2000 yılının Ekim ayında fırlattı, bugüne kadar 5&nbsp;uydu&nbsp;fırlatan ülke, 2007 yılının Nisan ayında fırlattığı son uydudan beri <a href="http://en.beidou.gov.cn" data-type="link" data-id="http://en.beidou.gov.cn" target="_blank" rel="noreferrer noopener">COMPASS</a> kod adlı ikinci nesil navigasyon sistemi için çalışıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">BDS sistemi; GPS, GLONASS ve Galileo sistemi gibi dünyadan 2000 ile 35,786 kilometre uzaklıkta bulunan MEO (Medium Earth Orbit – Orta Yörünge Uyduları) yerine 36 bin kilometre yükseklikte, Ekvator düzleminde olan ve dönme periyotları Dünya’nın dönüş periyoduna eşit olan GEO (Geostationary Earth Orbit – Yerdurağan Yörünge Uyduları) kullanılarak oluşturuluyor. Bir GEO uydusunun ortalama kapsama alanı Dünya’nın %40′ına eşit.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Avrupa’nın Konum Belirleme Sistemi: Galileo</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa, küresel konum sistemlerinde Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) bağımlılığını kırma yönünde ilk adımını attı. Dünya’dan 23.000 kilometre yukarıda yörüngeye yerleştirilecek olan IOV-1 PFM ve FM2 uydularını taşıyan Rus Soyuz füzesi, Fransız Guyanası’ndaki üsten yola çıktı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Alternatif uydu yönleyici (konum) sistemi&nbsp;<a href="https://www.esa.int/esaNA/galileo.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Galileo</a>, Avrupa Birliği ve Avrupa Uzay Araştırmaları Dairesi (<a href="https://www.esa.int/esaCP/SEM167GURTG_index_0.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ESA</a>) tarafından güncellenip 5 milyar avroya oluşturuldu. Almanya, Galileo projesinin en büyük finansörü ve uydular en fazla sermayenin geldiği Almanya’da üretiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2005 ve 2008 yıllarında “Giove-A” ile “Giove-B” deneme uyduları fırlatılmıştı. Galileo’nun aslında 2008 yılında devreye girmesi bekleniyordu. Pek çok kez meydana gelen teknik aksaklıklar, sistemin gerekliliğine dair farklı siyasi görüşler ve masrafların beklenenden fazla olması projenin eleştirilmesine yol açtı. Avrupa’nın ilk sivil uydu konumlandırma sistemi projesinin gerçekleştirilmesi konusunda tereddüt yaşanıyordu. Bu yüzden, yapımı yıllardır süren, bürokrasiye takılıp kalan ve özel sektörde finansman bulunamadığı için Avrupalı vergi mükelleflerine yaklaşık 7 milyar dolara mal olan Galileo’nun tamamen bir fiyasko olacağını savunan çevreler de var. Bu çevrelere göre, 30 uydudan oluşacak Galileo sistemini tamamlayıp işletmek yılda 1 milyar dolara, hatta daha fazlasına mal olacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa Birliği,<strong>&nbsp;Galileo sisteminin 1 metre yanılma payı</strong>&nbsp;ile dünyadaki nesnelerin yerini uzaydan saptayabilmesini umuyor. Amaç, Pentagon’un geliştirip kontrol ettiği ve resmi verilere göre&nbsp;<strong>3-8 metre yanılma payı olan GPS</strong>‘ten çok daha hassas bir sistem kurmak. Galileo; denizcilikte, haberleşmede, yer tespitinde, tarlalarda tohum ekiminde, araştırma ve kurtarma operasyonlarında vs. kullanılabilecek, yani rakip olmanın bir gereği olarak GPS nerede ne amaçla kullanılıyorsa oralarda.. Avrupa Birliği, bu tür faaliyetlerden 125 milyar dolar gelir sağlamayı planlıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Galileo projesi kapsamında toplam 30 uydu uzaya fırlatılacak. 2014 yılına kadar 18 uydunun yörüngede yerini alması planlanıyor. Çalışmalar için iki merkez belirlendi. İtalya’da Fucino ve Almanya’da Münih kenti. Tasarının 2012 yılında tamamlanması öngörülürken bu tarih öne alındı. Eğer herşey planladığı gibi giderse, uydu sistemi 2014 hayata geçecek ve kısmi kullanıma geçilmesi planlanıyor. İzleyen 6 yılda -2020′de- tamamıyla kullanıma hazır hale gelecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Astrofizikçi Dirk Frimout’a göre, tek bir sistemin olması iyi değil: “Elbette ABD’nin GPS sistemini kullanıyoruz, ama tek bir sistemin olması iyi değil, birden fazla seçeneğin olması dayanıklılık açısından da iyi. Ayrıca iki sistemin birbirlerini tanımaları da sağlanacak, bu rekabet açısından da iyi olacak.” Belçika Kraliyet Gözlemevi’nden Pascale Defraigne, “Sistemin çalışabilmesi en az 18 uydunun etkin olması gerekiyor. Bu iki uydu ile tam anlamıyla kullanıma hazır hale gelmedi; ama uydudan sinyalleri alabiliyoruz. Şimdi uzun vadeli olması için çalışmalar yapılıyor. Alınan sinyallerin ölçümleri yapılacak ve bundan sonra geçerliliği oluşturulacak.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupalı Galileo’nun rakipleri, ABD Ordusu’nun denetimindeki GPS, Rus GLONASS ve Çinli&nbsp;BDS. GPS (Küresel Konumlandırma Sistemi) yoluna tam gaz devam ediyor ve dünyada bir standart; Rusya kendi küresel konum belirleme sistemi Glonass’ı tamamladığını söylüyor; Çin de Pusula (BDS) adlı bir sistemi kurma çalışmalarını sürdürüyor. Yer saptamada kullanılabilecek seçeneklerin artması iyi, tabi ki son kullanıcıya ücretsiz ve herşeyden önemlisi açık bir kaynak olarak sunulacaksa..</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>BBCTürkçe,&nbsp;<a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/ekonomi/2011/10/111021_galileo_launch.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">GPS’e Avrupa’dan rakip geliyor: Galileo</a>, 22 Ekim 2011.<br>DWTürkçe,&nbsp;<a href="https://www.dw-world.de/dw/article/0,,15478676,00.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Galileo’nun ilk uyduları fırlatıldı</a>, 22 Ekim 2011.<br>ENTürkçe,&nbsp;<a href="https://tr.euronews.net/2011/10/21/galileo-hayata-gecmeye-hazirlaniyor/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Galileo hayata geçmeye hazırlanıyor</a>, 22 Ekim 2011.<br>BDS haberi ise NTVMSNBC sitesinden derlenmiştir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="772" height="774" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/navs.jpg" alt="" class="wp-image-710" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/navs.jpg 772w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/navs-300x300.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/navs-150x150.jpg 150w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/navs-768x770.jpg 768w" sizes="(max-width: 772px) 100vw, 772px" /></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kuzey ve Güney Akım Boru Hattları</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/kuzey-ve-guney-akim-boru-hattlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 10:41:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Enerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=696</guid>

					<description><![CDATA[Finlandiya’da hükümete bağlı çevre kuruluşu, Baltık Denizi altından Rusya’dan Almanya’ya uzanacak Nord Akım Doğalgaz Boru Hattı’nın inşası için Rusya’ya gereken izni verdi. Ama Finlandiya, boru hattı inşasına verdiği izinde, döküntülerin yaratabileceği sorunları önleyebilmek için, boru hattının parçalarını yerleştirecek gemilere, Finlandiya ekonomik bölgesinde demirleme yasağı getirdi. Kuzey (Nord) Akım boru hattı, daha önce Rusya, İsveç, Danimarka...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Finlandiya’da hükümete bağlı çevre kuruluşu, Baltık Denizi altından Rusya’dan Almanya’ya uzanacak Nord Akım Doğalgaz Boru Hattı’nın inşası için Rusya’ya gereken izni verdi. Ama Finlandiya, boru hattı inşasına verdiği izinde, döküntülerin yaratabileceği sorunları önleyebilmek için, boru hattının parçalarını yerleştirecek gemilere, Finlandiya ekonomik bölgesinde demirleme yasağı getirdi. <a href="http://www.nord-stream.com" data-type="link" data-id="www.nord-stream.com" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kuzey (Nord) Akım</a> boru hattı, daha önce Rusya, İsveç, Danimarka ve Almanya’dan gereken izinleri almıştı. Doğalgaz boru hattı projesinin 7,4 milyar Euroya mal olacağı tahmin ediliyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="800" height="529" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/espooconvention.jpg" alt="" class="wp-image-703" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/espooconvention.jpg 800w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/espooconvention-300x198.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/espooconvention-768x508.jpg 768w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Finlandiya’dan beklenen izin, 2012 yılında tamamlanması beklenen 1220 kilometrelik Nord Akım hattının inşasının gerçekleşmesi için aşılması gereken son resmi engeldi. Nord Akım hattından her yıl Almanya ve diğer Avrupa Birliği üyelerine 55 milyar metreküp doğalgaz sevk edilmesi planlanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Rus <a href="https://www.gazprom.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Gazprom</a>, Nord Akım Boru Hattı’ndaki yüzde 51 hissesi ile projede en büyük paya sahip olan şirket konumunda, Alman BASF-<a href="https://www.wintershall.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Wintershall</a> ve <a href="http://www.eon.com/" data-type="link" data-id="http://www.eon.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">E.ON</a> Ruhrgas şirketleri yüzde 20′şer ve Hollanda’nın <a href="http://www.gasunie.nl/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Gasunie</a> şirketi yüzde 9 hisseye sahip.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Baltık Denizi bölgesinde, bu projenin, deniz dibinde yatan zehirli maddeleri, özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan kalma çok sayıdaki cephanenin içindeki maddeleri hareketlendireceği kaygıları dile getirilmekteydi. Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de 10 Şubat 2010 Çarşamba günü düzenlenen toplantıda Rusya başbakanı Vladimir Putin, Nord Akım’ın çevre üzerindeki etkileri konusunda yoğun araştırma yürütüldüğünü ve boru hattının güvenli olduğunu söylemişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kuzey Akım boru hattına ilk gazı pompalamaya başlayan Rusya, Avrupa doğalgaz piyasasına hâkim olma yolunda yeni adımlar atıyor. Rus doğalgazını Kuzey Denizi üzerinden Almanya’ya, oradan da çeşitli komşu ülkelere dağıtacak Kuzey Akım boru hattının ilk ünitesi bu yılın kasım ayında devreye girecek. Rusya’nın Ukrayna’yı devre dışı bırakarak, Karadeniz üzerinden Bulgaristan’a, oradan da Güney Avrupa’ya dağıtmayı planladığı ikinci boru hattı olan <a href="https://www.south-stream-transport.com" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Güney (South) Akım</a> boru hattı için anlaşma imzalandı. Ancak <em>Avrupa Birliği</em> (AB) ülkeleri içinde bu projelere karşı bazı çekinceler de var.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="441" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/south_stream-1024x441.jpg" alt="" class="wp-image-697" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/south_stream-1024x441.jpg 1024w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/south_stream-300x129.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/south_stream-768x331.jpg 768w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/south_stream.jpg 1200w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p class="wp-block-paragraph">İnşaata gelecek yıl başlanması, ilk doğalgaz naklinin ise 2015′te gerçekleşmesi ve yalnızca su altında kalan kısmının inşaatının 10 milyar dolara mal olması bekleniyor. Güney Akım’ın inşası için&nbsp;<a href="https://www.gazprom.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Gazprom</a>‘la anlaşan enerji şirketleri Fransız&nbsp;<a href="https://www.edf.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Edf</a>, İtalyan&nbsp;<a href="https://www.eni.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Eni</a>&nbsp;ve Alman&nbsp;<a href="https://www.wintershall.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Wintershall</a>&nbsp;oldu. Buna göre Rus ortak, proje hisselerinin %50′sine sahip olacak, diğer üç şirket ise kalan yarıyı paylaşacaklar. Boru hattının ilk ayağının Bulgaristan, Sırbistan, Macaristan, Slovenya, Avusturya ve İtalya’ya doğalgaz sağlaması planlanıyor. Güney Akım hattının ikinci ayağının ise Türkiye, Yunanistan, Makedonya ve Hırvatistan’ın doğalgaz taleplerine karşılık vermesi öngörülüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gazprom’un yaptığı son araştırmalar, Avrupa’nın doğalgaz talebinin bir önceki çeyreğe oranla %40 artmış olduğunu ortaya koyuyor. Bu yüzden, her geçen gün birbirine rakip boru hatları planlanıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güney Akımı projesinin ortaklarından Alman Wintershall şirketinden Rainer Seele, Asya ülkelerinin doğal kaynakları için süren küresel rekabet kapsamında Güney Akım projesinin de diğer boru hatları gibi Avrupa ekonomisi için hayati olan enerji kaynaklarına ulaşım sağlamayı hedeflediğini söyledi. Seele’ye göre, Güney Akım boru hattının Nabucco ile bir ilintisi yok. Her iki boru hattının tamamen farklı hedefleri bulunuyor. Güney Akım boru hattı, Avrupa’nın güney doğusunun enerji ihtiyacını karşılamak üzere yeni ve güvenli sevkiyat kapasitelerinin oluşturulmasını amaçlıyor. Nabucco ise ilk elde Avrupa için yepyeni bir sevkiyat hattı hedefliyor. Bu durum iki hattın birbirleri ile rekabet içinde olmadığını gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nabucco projesindeki ana hedef, Rusya’ya bağımlılığı azaltmak, en azından AB’nin aklında bu var. İnşa edilecek Güney Akım boru hattı, Avrupa Birliği’nin desteklediği Nabucco’ya rakip. Gaz pokerinin diğer ilginç yanı da söz konusu rakip projelere Almanya’da iki dönem önce iktidarda bulunan Yeşiller-Sosyal Demokrat Parti koalisyonunun liderleri tarafından danışmanlık yapılıyor olması. Yeşiller Partisi’nin Eski Eşbaşkanı ve eski Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, Nabucco’ya detsek verirken, Güney Akım projesinde eski Başbakan ve Sosyal Demokrat Parti Genel Başkanı Gerhard Schröder yer alıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’den geçerek Kafkaslar ve Ortadoğu ile Avrupa’nın doğusunu birbirine bağlayan Nabucco’nun inşasına ilişkin nihâi kararın bu yılın sonunda alınması bekleniyor. Bundan dolayı, Güney Akım boru hattının hissedarları ise hızlı davranmaya çalışıyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kâğıt üzerinde her şey sorunsuz görünüyor. Rus enerji devi Gazprom, şu sıralarda batılı ortak firmalarla birlikte iki büyük doğalgaz boru hattının çalışmalarıyla meşgul: “Nord Stream” ve “South Stream” diye anılan Kuzey ve Güney Akım boru hatları.. AB Komisyonu’nun Enerjiden Sorumlu Üyesi Günther Oettinger, Kuzey Akım boru hattının çoktan Avrupa’nın altyapısına dâhil olduğuna dikkat çekiyor. Ancak AB içerisinde bu konuda farklı görüşler var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Güney Akım, Brüksel’de açık bir direnişle karşılaşıyor. Hazar Denizi bölgesinde, özellikle Azerbaycan ve Türkmenistan çevresinde dünyanın en büyük doğalgaz rezervlerinin olduğu tahmin ediliyor. Brüksel, bu doğal kaynakları AB’nin ihtiyacı için kullanmak istiyor ve Avrupa’ya bu sevkiyatı Türkiye üzerinden, Rusya’yı devre dışı bırakarak yapmak arzusunda. Sevkiyat için bir olasılığın da, Nabucco boru hattı olduğu belirtiliyor. Bu hat, Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Avusturya’dan geçecek olan Güney Akım boru hattı ile büyük benzerlikler taşıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>BBCTürkçe, 2010. <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/02/100212_baltic_pipeline.shtml" data-type="link" data-id="http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/02/100212_baltic_pipeline.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Baltık Denizi’nden boru hattına yeşil ışık</a>, 13 Şubat 2010 tarihinde ulaşıldı.<br>BBC, 2011.&nbsp;<a href="https://www.bbc.co.uk/news/world-europe-12425614" target="_blank" rel="noreferrer noopener">EU denies Russia-Asia gas pipeline rivalry</a>, 18 Eylül 2011 tarihinde ulaşıldı.<br>BBCTürkçe, 2011.&nbsp;<a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/09/110916_south_stream.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Rusya-Avrupa boru hattı için anlaşma</a>, 18 Eylül 2011 tarihinde ulaşıldı.<br>DWTürkçe, 2011.&nbsp;<a href="https://www.dw-world.de/dw/article/0,,5812195,00.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Doğal gaz savaşları kızıştı</a>, 18 Eylül 2011 tarihinde ulaşıldı.<br>DWTürkçe, 2011.&nbsp;<a href="https://www.dw-world.de/dw/article/0,,15391299,00.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Doğalgaz savaşlarında dönüm noktası</a>, 18 Eylül 2011 tarihinde ulaşıldı.<br>ENTürkçe, 2011.&nbsp;<a href="https://tr.euronews.net/2011/09/16/guney-akim-hayata-geciyor" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Güney Akım, hayata geçiyor</a>, 18 Eylül 2011 tarihinde ulaşıldı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="464" height="452" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nabucco_nord_south_akim_hatlari.jpg" alt="" class="wp-image-698" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nabucco_nord_south_akim_hatlari.jpg 464w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nabucco_nord_south_akim_hatlari-300x292.jpg 300w" sizes="(max-width: 464px) 100vw, 464px" /></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depremlerle Yaşamayı Öğrenen Bir Toplum: Japonlar</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/depremlerle-yasamayi-ogrenen-bir-toplum-japonlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 10:09:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=693</guid>

					<description><![CDATA[Dünyayı tsunami kelimesiyle tanıştıran Japonya oldu. Sözcük anlamı “liman dalgası” olan tsunami, deprem sonrasında meydana geliyor. 1707 yılında gerçekleşen ve Şikoku adasını etkileyen bir açık deniz depreminin binlerce kişinin ölümüne yol açtığı belirtiliyor. Japonya, birden fazla tektonik plakanın üzerinde bulunuyor ve yılda yaklaşık 1000 sarsıntı yaşıyor. Küçük sarsıntıların çoğu kamuya yansımıyor; Japonya’da yaşayanlar da orta...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Dünyayı tsunami kelimesiyle tanıştıran Japonya oldu. Sözcük anlamı “liman dalgası” olan tsunami, deprem sonrasında meydana geliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1707 yılında gerçekleşen ve Şikoku adasını etkileyen bir açık deniz depreminin binlerce kişinin ölümüne yol açtığı belirtiliyor. Japonya, birden fazla tektonik plakanın üzerinde bulunuyor ve yılda yaklaşık 1000 sarsıntı yaşıyor. Küçük sarsıntıların çoğu kamuya yansımıyor; Japonya’da yaşayanlar da orta boy depremleri soğukkanlılıkla karşılıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak bazı depremler hafızalardan silinmiyor. 1923 yılında Tokyo’yu vuran deprem de bunlardan biri. Büyük Kanto Depremi diye anılan 7,9 büyüklüğündeki deprem ve yol açtığı yangınlar, ahşap evleri yerle bir etmiş ve yaklaşık 100 bin kişi ölmüştü. 72 yıl sonra, ülkenin batısındaki liman kenti Kobe, 7,3 büyüklüğünde bir depremle sarsıldı. Yolların çöktüğü ve binlerce binanın zarar gördüğü depremde, 6 bin 400 kişi öldü ve 400 bini aşkın kişi yaralandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tokyo’yu büyük bir depremin daha beklediği düşünülüyor. Dolayısıyla Japonya, deprem müdahale mekanizmaları, altyapı ve vatandaşların olası felaketlere hazırlanması konularında büyük çaba harcıyor. Hükümet, izleme mekanizmalarına yoğun yatırım yaptı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu mekanizmalardan biri de, 1952 yılında kurulan ve <a href="https://www.jma.go.jp/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Japon Meteoroloji Ajansı </a>bünyesinde yer alan Tsunami Uyarı Sistemi. Tsunami Uyarı Sistemi, altı bölgesel merkezde, karada ve denizde gerçekleşen sismik hareketleri inceliyor. Meteoroloji Ajansı, bu sistemi kullanarak herhangi bir depremden sonra 3 dakika içerisinde tsunami uyarısı yapabilmeyi umuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Deprem olduğunda, büyüklük ve merkez bilgileri ulusal televizyonda yayınlanıyor, hemen sonra ise tsunami uyarısı yapılıp yapılmadığı belirtiliyor. Çoğu kent ve kasabada, acil durum bilgilerini duyurmak için kurulmuş hoparlör sistemleri var. Bazı kırsal bölgelerde ise, vatandaşlar yerel idareler tarafından dağıtılmış radyolardan tahliye talimatlarını dinleyebiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çocuklar, okul yılları boyunca deprem sırasında sıralarının altına saklanmayı öğreniyor, yetişkinlere ise en yakın tahliye merkezlerinin neresi olduğu bildiriliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyük şehirlerdeki yüksek binalar, depremde sarsılmak yerine sallanacak şekilde inşa ediliyor ve böylece daha güvenli oluyorlar. Kobe depreminin sonrasında binaları depreme güvenli hale getirmek için yeni bir yönetmelik oluşturuldu. Bazı yerel idareler, vatandaşların evlerini deprem güvenliği açısından denetleme hizmeti veriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kıyı bölgelerinden bazılarında depreme dayanıklı tsunami barınakları var; kimi bölgelerde ise su baskınlarını önlemek için setler inşa edilmiş. Belli bir büyüklüğün üzerindeki depremlerde ise nükleer santraller otomatik olarak çalışmayı durduruyor. Japonya, depreme en hazırlıklı ülkelerden biri; ancak son büyük depremin de gösterdiği gibi, tüm bu önlemlere rağmen, tehlike hala çok büyük.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Aşağıdaki hikâyede, BBC’nin Japonya muhabiri Hugh Levinson, son büyük depremde yaşananları ve etrafı faylarla kuşatılmış takımadada yaşayan Japonları anlatıyor..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Önce bir uğultu duyuldu, sonra her şey zangırdamaya başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tahta raflarda baş aşağı duran yüzlerce bira bardağı birbirine çarpmaya, şıngırdamaya. Konuşmalar yavaş yavaş azaldı ve birden kesildi. Önlerinde tempura ve suşi dolu tabakların ardından birbirine bakmaya başladı herkes. Sonra barmenin sesi duyuldu, “Çabuk olun, doğalgazı kapatalım.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayatımda ilk kez bir deprem yaşıyordum, üstelik Japonya’ya taşınmamdan bir kaç gün sonra… Her şey normaldi aslında – herkes bu depremin ne kadar ciddi olabileceğine dair tahminler yürütüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">“Ne zaman kalkıp dışarı kaçmalıyız? Masalarımızın altına mı saklanmalıyız? Ya da bir kapının altında mı durmalı? – hepimizin bildiği gibi bir odanın en sağlam yeri orasıdır, değil mi?”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir kaç dakika sonra, sarsıntı azaldı, konuşmalar çoğaldı, suşi ahçısı da ağır bıçağıyla doğrama tahtası önünde, işine koyuldu. Bir kaç saniye sonra, köşedeki televizyonda beyaz bir altyazı belirdi – tüm kanallarda aynı mesaj vardı – depremin büyüklüğünü ve merkezini bildiriyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Beklenen büyük deprem değildi bu. Ama herkes, büyük depremin eli kulağında olduğunun da farkındaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peki ama ne zaman olacaktı, bu deprem?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söylenenlere bakılırsa hayvanlar örneğin, balıklar depremi hisseder, sazan balığı sudan çıkmaya çalışır. Öyle ki Japon hükümeti sazan faaliyetlerini takip eden, sarsıntıları önceden hissedip hissetmediklerini inceleyen bir projeye dahi sponsor oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Japonlar, her an bir doğal afet yaşanabileceği beklentisiyle yaşıyorlar. Seller, Kasırgalar, Yangınlar. Ve hepsinden önemlisi depremler ve bu depremlerin yaratacağı dev dalgalar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tsunami kelimesi boşuna Japoncadan gelmiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Japonların geleneksel dini Şinto, bir tür animizmdir, yani her nesnenin bir ruhu olduğuna inanılır. Ağaçların, dağların kutsal ruhundan bahsedilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Japon adaları, devasa bir fay hattının üzerine bulunuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Japonya deyince akla ilk gelenlerden biri, Fuji yanardağının volkanik zirvesi. Kayalardaki çatlaklardan kaynar su buharlaşır. Doğal kaplıcalar, Japonya’nın en hayranlık uyandıran özelliklerinden biridir ve istismar edilegelmişlerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Jigoku, cehennem</strong><br>Beppu kasabasında pis kokulu, sülfürlü suyun yerkabuğundan yüzeye çıktığı yerlere kurulu onlarca havuz görebilirsiniz – ama asıl cazibesi olan; gaddar, ürkütücü gözlü Tanrı heykelleriyle çevrili, koyu kırmızı bir havuzdur. Adı&nbsp;<em>Jigoku</em>dur, cehennem yani.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeryüzünün herhangi bir an, tüm güçlerini kendilerine karşı kullanabileceğini bilmeyen Japon yoktur. 1923 yılında yaşanan Kanto depremi, Tokyo’yu mahvetmişti. Tahta evlerden oluşan kenti, alevler sarmış, 140 bin kişi hayatını kaybetmişti. O tarihten bu yana Kanto vadisinin nüfusu aşırı büyüdü, dağlardan denize doğru birbirine bağlanmış kentler dizisi oluştu. Burada herkes yerkabuğunun derinlerindeki tektonik plakalar arasındaki enerjinin er ya da geç açığa çıkacağını biliyor. Herkes hazırlık yapıyor. Okullar, kamu çalışanları düzenli olarak depreme hazırlık tatbikatlarına katılıyor örneğin.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu tatbikatlar bir hayli de çarpıcı oluyor. Japon yetkililer, koltuk ve yemek masasının bulunduğu göstermelik bir oturma odası hazırlıyorlar. Bir duvarı olmuyor; bu sayede içini görebiliyorsunuz. Oda olduğu gibi bir kamyonun içinde, bir makineye bağlı. Bu mekanizma, yavaş yavaş odayı bir sağa, bir sola sallıyor – bir kaç günde bir hissettiğiniz alışıldık depremleri temsili olarak canlandırıyor. Perdeler dalgalanıyor, masanın üzerindeki tabaklar kaymaya başlıyor. Sarsıntının şiddeti, yavaş yavaş artıyor; giderek daha da şiddetleniyor, tabaklar, çatal bıçaklar etrafa saçılıp kırılıyor, eşyalar bir o yana bir bu yana savruluyor. Bu sahneyi sadece izlerken bile, karnınıza bir ağrı saplanıyor… Ve bu sadece temsili bir deprem… Üstelik gayet orta büyüklükte bir deprem, canlandırılan.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Fanilik ve deprem kültürü</strong><br>Her an yaşanabilecek bir felaket duygusu, Japon geleneksel kültürünün içine işlemiş adeta. Japon kültürü; inceliği, faniliği anlatır, hiçbir şeyin sonsuza dek aynı kalmadığını söyleyegelir, bunu över.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Örneğin kiraz çiçekleri, doğanın en güzel ifade bulduğu örneklerden biri, çünkü en olgun zamanına erişir erişmez yaprakları düşer. Denir ki Samuraylar aynı kiraz çiçekleri gibi, her an ölüme hazır yaşamlar sürerler ve yaşamlarından aynı şekilde feragat edebilirler, çünkü önemli olan onurun korunmasıdır. Bambuya özel esnekliği veren de Zen öğretisidir. Bambu çubuğuna biraz güç uygulayın, eğilip bükülebilir ama kırılmaz. Japonlar bu nedenle evlerini hafif ve tahtadan yaparlar. Derler ki, bunun sebebi bir deprem olduğunda aynı bambu gibi, yıkılmaktan çok sallanması içindir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Tokyo şehri, tarih boyu olağanüstü bir direnç sergileyegeldi. Dev depremden yirmi – yirmi beş yıl sonra, 1945 yılının Mart ayında Amerikan B29 uçakları, kentin tahta evlerini bombaladı. Bunun yol açtığı alev fırtınası, bir gecede 100 bin can aldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyük bir afeti beklemek Japonların yaşamının bir parçası: üstelik sazan balıklarının da depremi tahmin etmekte fazla bir yarar sağlamadığı anlaşıldı. Onca tecrübeye rağmen, bir sarsıntının ne zaman vuracağını ise bizlerden daha fazla bilemiyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Özetle; Japonlar için deprem, yok edilmesi gereken bir düşman değil, anlaşılması ve birlikte yaşanması gereken bir gerçekliktir. Bu nedenle Japonya’da deprem; fiziksel olarak yönetilir, kültürel olarak içselleştirilir ve felsefi olarak kabullenilir.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>BBCTürkçe, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/03/110311_japan_precaution.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Japonya depremlere nasıl hazırlanıyor?</a>, 24 Eylül 2011 tarihinde ulaşıldı.<br>BBCTürkçe, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/izlenim/2011/03/110311_fooc_japan.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Fay hattı üzerinde adalar ülkesi, Japonya</a>, 24 Eylül 2011 tarihinde ulaşıldı.<br>BBCTürkçe, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/multimedya/2011/09/110927_dg_japan_high_rise.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Japonya’da gökdelen korkusu</a>, 27 Eylül 2011 tarihinde ulaşıldı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="500" height="450" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/plate_japan.jpg" alt="" class="wp-image-694" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/plate_japan.jpg 500w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/plate_japan-300x270.jpg 300w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Tektonik plakalarla kapana kısılan Japonya. Görüntü: <a href="https://www.volcanolovers.net/ny-en/statement" target="_blank" rel="noreferrer noopener">volcanolovers.net</a></em></figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>11 Mart 2011 Japonya Depremi Gün Süresini Kısaltmış Olabilir</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/11-mart-2011-japonya-depremi-gun-suresini-kisaltmis-olabilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 09:53:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeofizik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=687</guid>

					<description><![CDATA[9 Mart 2011 Çarşamba günü 7,2 büyüklüğündeki deprem ve ardından gelen artçılar haberci miydi, yoksa bunlar birbirinden bağımsız depremler miydi.. Öncelikle deprembilimciler; sonra da tektonikçiler, yapısalcılar, yerbilimciler, yerdoğabilimciler bunun yanıtını arıyorken, bir hidrojoolog olarak onların pişmiş aşına su katmak, olmaz.. 11 Mart 2011 Cuma günü, yerel saatle 14.46′da&#160;(Türkiye saatiyle 07.46′da),&#160;Japonya’nın kuzeydoğusundaki okyanus açıklarında 9,0 büyüklüğünde bir...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">9 Mart 2011 Çarşamba günü <a href="https://earthquake.usgs.gov/earthquakes/recenteqsww/Quakes/usb0001r57.php" target="_blank" rel="noreferrer noopener">7,2 büyüklüğü</a>ndeki deprem ve ardından gelen artçılar haberci miydi, yoksa bunlar birbirinden bağımsız depremler miydi.. Öncelikle deprembilimciler; sonra da tektonikçiler, yapısalcılar, yerbilimciler, yerdoğabilimciler bunun yanıtını arıyorken, bir hidrojoolog olarak onların pişmiş aşına su katmak, olmaz..</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>11 Mart 2011 Cuma günü, yerel saatle 14.46′da</strong>&nbsp;(Türkiye saatiyle 07.46′da),&nbsp;<strong>Japonya’nın kuzeydoğusundaki okyanus açıklarında 9,0 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi</strong>. Depremin ardından da en yüksek düzeyde tsunami (dev dalga) uyarısı yapıldı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="405" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/japan-8.9-earthquake.jpg" alt="" class="wp-image-689" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/japan-8.9-earthquake.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/japan-8.9-earthquake-300x221.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Avrasya, Kuzey Amerika, Pasifik ve Filipinler; 4 tektonik plakanın kesişim noktasında bulunan Japonya.. Kayıtların başladığı 1900′lerden beri kaydedilen en büyük 5. deprem Japonya’da meydana geldi.</em> (<a href="https://pubs.usgs.gov/of/2010/1083/d" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Seismicity of the Earth 1900 to 2007, Japan and Vicinity Map</a>)</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Kısaca özetlemek gerekirse, Japonya gibi depreme hazırlıklı bir ülke için bile muazzam bir güce sahip olan&nbsp;<strong>bu deprem, 178 tane Gölcük depremi</strong>&nbsp;demektir ya da aynı anda oluşan 178 tane 7,4 büyüklüğündeki deprem de olabilir. Peki nereden uydurdun bu sayıyı diye soranlara, hemen Richter ölçeğine göre açık formülü verelim;&nbsp;<strong>31,6^(8,9-7,4)=177,83</strong>; bu depremin, artçı sarsıntıları da büyük oldu, hâliyle..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Japonya’daki deprem başta başkent Tokyo olmak üzere geniş bir bölgeyi etkiledi. Televizyonların canlı yayınlarına katılan bazı depremzedeler sarsıntının 3-4 dakika sürdüğünü söylemiş. Gene televizyon görüntülerinde, sulardan kaçmış birçok insan ya binaların çatılarında ya da üst katlarında gösterildi. <strong>Klişe olacak; ama söylemek lazım, Japonya’da yaşanan bu olayların, Türkiye’de olduğunu düşünmek bile insanın dehşete kapılması için yeterli..</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Depremin ardından oluşan ilk dev dalgalar Miyagi ve Fukuşima bölgelerini vurdu ve kıyı boyunca çok sayıda yerleşim alanını tahrip etti. Özellikle Sendayi’de çok büyük bir dalganın karanın içlerindeki tarım arazilerine doğru ilerlerken önündeki herşeyi sürüklediği görüldü (aşağıdaki görüntü).. Japon NHK televizyonu, denizden gelen dalgalarla birlikte gemilerin, otomobillerin, kamyonların, elektrik direklerinin, yoğun çamur tabakasıyla birlikte kıyıdan içlere doğru topluca sürüklendiği görüntüleri de yayınladı. Birçok ülke için dev dalga uyarısı yapıldı; ama 8 metreye kadar ulaşan dalgaların Japonya dışında zarar verdiği ülke yok.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Japonya Başbakanı Naoto Kan, ülkede herhangi bir radyasyon sızıntısı olmadığını söylemişti</strong>. Fakat Fukuşima Daiçi nükleer santralinin 2 reaktöründeki soğutma sistemi de bozulmuş. Yedek sistemlerin devreye girmesinde de sorun çıkmış ve ağır suyla soğutmak yerine tesisteki iç ısıyı düşürebilmek için doğrudan deniz suyu pompalanmış. Ayrıca santralda bir de patlama meydana gelmiş. Santralin bir kesimindeki duvarlar ve çatı çökmüş. <strong>Hükümet, halkın paniğe kapılmaması için çağrı yapmış ve radyasyondan etkilenenlere iyodin dağıtılması için hazırlık yapılıyormuş</strong>. 2007′de de aynı sorun olmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Potasyum iyodür (KI) inorganik bir bileşik. Sofralarda tuz olarak kullandığımız sodyum klorür’e (NaCl) oldukça benzer bir yapıya sahip ve nükleer santrallere sahip ülkelerde, acil durumda kullanılacak ilk önlemlerden biri olarak kabul edilmekte. <strong>Peki, neden iyot dağıtılıyor</strong>.. Tiroid bezi hormon üretebilmek için iyota (I) ihtiyaç duyar. Bu yüzden de tiroid bezi, kan dolaşımından düzenli olarak iyot çeker. Kan dolaşımındaki bu iyodun kaynağı ise, tükettiğimiz gıdalardır. Eğer, <strong>radyoaktif sızıntı öncesi, 130 mg KI tüketilirse, tiroid bezi, iyot açısından doyar ve sızıntı yüzünden kan dolaşımına karışan radyoaktif iyot kullanılmaz</strong>. Daha fazlası için <a href="https://biyorss.com/?p=5957" target="_blank" rel="noreferrer noopener">tıklayın</a><em>!</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Nükleer ve Endüstri Güvenliği Ajansı, Fukuşima Nükleer Santralinin 1 numaralı reaktörünün kontrol odasındaki radyasyon düzeyinin olağan değerlerin neredeyse 1000 katına yükseldiğini açıklamıştı. Ancak yetkililer reaktörü çevreleyen çelik bölmenin patlamadan zarar görmediğini ve patlama ardından radyasyon düzeyinin artmadığını açıklamıştı. Bunun üzerine reaktörün çevresinde önce 10 kilometre yarıçapında bir güvenlik alanı oluşturuldu. Daha sonra santralinin etrafındaki tahliye yarıçapının 20 kilometreye çıkarılmasına karar verildi.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tectonic Summary</strong><br>The 03/11/2011 earthquake (preliminary magnitude 8.9) near the east coast of Honshu, Japan, occurred as a result of thrust faulting on or near the subduction zone interface plate boundary between the Pacific and North America plates. At the latitude of this earthquake, the Pacific plate moves approximately westwards with respect to the North America plate at a velocity of 83 mm/yr. The Pacific plate thrusts underneath Japan at the Japan Trench, and dips to the west beneath Eurasia. The location, depth, and focal mechanism of the March 11 earthquake are consistent with the event having occurred as thrust faulting associated with subduction along this plate boundary. Note that some authors divide this region into several microplates that together define the relative motions between the larger Pacific, North America and Eurasia plates; these include the Okhotsk and Amur microplates that are respectively part of North America and Eurasia.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The March 11 earthquake was preceded by a series of large foreshocks over the previous two days, beginning on March 9th with an M 7.2 event approximately 40 km from the March 11 earthquake, and continuing with a further 3 earthquakes greater than M 6 on the same day.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The Japan Trench subduction zone has hosted 9 events of magnitude 7 or greater since 1973. The largest of these was an M 7.8 earthquake approximately 260 km to the north of the March 11 event, in December 1994, which caused 3 fatalities and almost 700 injuries. In June of 1978, an M 7.7 earthquake 35 km to the southwest caused 22 fatalities and over 400 injuries.</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">11 Mart günü Japonya’yı sarsan büyük deprem Dünya’nın dönüş hızını artırdı, gün kısaldı, gezegenin ekseni kaydı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Jeofizikçi (yerdoğabilimci) Richard Gross (NASA) 8,9’luk depremin Dünya’nın dönüş hızını artırarak 24 saatlik bir günü 1,8 mikrosaniye (mikrosaniye, saniyenin milyonda biri) kısalttığını belirtti. Gross, daha önce 1,6 mikro saniye olarak açıklanan rakamın yeni ölçümlerden sonra 1,8 olarak düzeltildiğini; yeni verilere ulaştıkça bu rakamın değişiklikler gösterebileceğini de ekledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uzmanlara göre aslında yaşananlar bir buz patencisinin buzda daha hızlı dönmek için kollarını içe doğru kapatmasından çok da farklı değil. Aynı şekilde bir deprem sırasında kütle kayması ekvatora ne kadar yakın gerçekleşirse bu durum Dünya’nın dönüş hızını o kadar artırıyor. Dünyada bir gün 24 saat, yani 86.400 saniye sürüyor. Yıl boyunca mevsimsel değişikliklerden ötürü 1 milisaniye (1000 mikrosaniye) değişiklik yaşanabiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yerdoğabilimci Kenneth Hudnut (USGS) ilk gelen bilgilere göre depremin Japonya’daki ana adada 2,5 metre kadar kayma yarattığını ayrıca Dünya’nın ekseninde 17 santimetre kayma yaşandığı açıklandı. Uzmanlar, depremin kaya kütlelerini kaydırarak kütle dağılımını değiştirmesi sonucu Dünya’nın ekseninde oluşan kaymayı şöyle açıklıyor: “Bu kayma Dünya’nın dönüşünü birazcık sarsıntılı biçimde etkilese de gezegenimizin uzaydaki eksenine herhangi bir etkisi olmamıştır. Böyle bir değişim ancak Güneş’in, Ay’ın ve gezegenlerin çekim kuvveti gibi dış etkiler sonucunda oluşabilir.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Büyük depremlerin bundan önce de Dünya’nın dönüşünü etkilediği biliniyor. Çok şiddetli depremlerin bir günün kısalmasına sebep oldukları kaydedilmişti. Geçtiğimiz yıl meydana gelen 8,8 büyüklüğündeki Şili depremi de Dünya’nın dönüş hızını artırarak bir günü 1,26 mikro saniye kısaltmıştı. 2004’te Sumatra’da meydana gelen 9,0 büyüklüğündeki depremden sonraysa bir gün 6,8 mikro saniye kısalmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Japonya depreminin etkileri henüz sona ermiş değil. Daha düşük şiddetteki artçıların da az da olsa etki etmeye devam ettiği biliniyor. Bu şimdiye kadar Japonya’da kaydedilen en şiddetli deprem olmakla birlikte 1900’den beri de Dünya’da meydana gelen en büyük 5. deprem. Tokyo’nun kuzeydoğu kıyısından 373 kilometre açıkta ve Sendai şehrinin 130 kilometre doğusunda meydana gelen deprem sonrası oluşan dev tsunami Japonya’nın kuzeydoğu kıyılarını vurdu.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>BBCTürkçe, 2011. <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/03/110311_japan.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Japonya’da 8,9 şiddetinde deprem</a>, Haberler, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 11 Mart 2011 tarihinde ulaşıldı.<br>BBCTürkçe, 2011. <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/03/110311_japan3.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Japonya’da 8,9 büyüklüğündeki deprem ardından tsunami tahribatı</a>, Haberler, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 11 Mart 2011 tarihinde ulaşıldı.<br>BBCTürkçe, 2011. <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/03/110311_japan4.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Japonya’da deprem ve tsunami faciası</a>, Haberler, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 11 Mart 2011 tarihinde ulaşıldı.<br>BBCTürkçe, 2011. <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/03/110311_tsunami.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Yön değiştiren tsunaminin etkileri büyüyor</a>, Haberler, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 11 Mart 2011 tarihinde ulaşıldı.<br>BBCTürkçe, 2011. <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/03/110311_pacific_tsunami.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Tsunami hangi ülkelere ulaşabilir?</a>, Haberler, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 11 Mart 2011 tarihinde ulaşıldı.<br>BBCTürkçe, 2011. <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/03/110311_tsunami_analysis.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Japonya için bile büyük bir deprem…</a>, Haberler, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 13 Mart 2011 tarihinde ulaşıldı.<br>BBCTürkçe, 2011. <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/03/110312_japan_4update.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Japonya’da nükleer santral alarmı</a>, Haberler, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 13 Mart 2011 tarihinde ulaşıldı.<br>BiyoRSS, 2011. <a href="https://biyorss.com/?p=5957" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Radyoaktif Sızıntı Sonrası Neden Potasyum İyodür Veriliyor?</a>, 13 Mart 2011 tarihinde ulaşıldı.<br>Bentley, C. 2011. <a href="https://blogs.agu.org/mountainbeltway/2011/03/11/japan-m8-9-quake-tsunami" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Japan M8.9 quake + tsunami</a>, accessed at March 13th 2011.<br>DLR, 2011. <a href="https://www.dlr.de/en/DesktopDefault.aspx/tabid-1/117_read-29560/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">DLR releases satellite images of Japanese disaster area</a>, German Aerospace Center, accessed at March 11th 2011.<br>NASA, 2011. <a href="https://www.nasa.gov/topics/earth/features/japanquake/earth20110314.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Japan Quake May Have Shortened Earth Days, Moved Axis</a>, 20 Eylül 2011 tarihinde ulaşıldı.<br>NTVMSNBC, 2011. <a href="https://www.ntvmsnbc.com/id/25192697" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Dünya’nın ekseni kaydı!</a>, 20 Eylül 2011 tarihinde ulaşıldı.<br>USGS, 2011. <a href="https://earthquake.usgs.gov/earthquakes/eqinthenews/2011/usc0001xgp" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Magnitude 8.9 – NEAR THE EAST COAST OF HONSHU, JAPAN</a>, United States Geological Survey, Reston, Virginia, United States of America, accessed at March 11th 2011.<br>USGS, 2011. <a href="https://www.usgs.gov/newsroom/article.asp?ID=2727" target="_blank" rel="noreferrer noopener">USGS Updates Magnitude of Japan’s 2011 Tohoku Earthquake to 9.0</a>, United States Geological Survey, Reston, Virginia, United States of America, accessed at March 16th 2011<br>WNN, 2011. <a href="https://www.world-nuclear-news.org/RS_Massive_earthquake_hits_Japan_1103111.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Massive earthquake hits Japan</a>, Regulation &amp; Safety, World Nuclear News, London, United Kingdom, accessed at March 13th 2011.<br>WNN, 2011. <a href="https://www.world-nuclear-news.org/RS_Venting_at_Fukushima_Daiichi_3_1303111.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Efforts to manage Fukushima Daiichi 3</a>, Regulation &amp; Safety, World Nuclear News, London, United Kingdom, accessed at March 13th 2011.<br>WNN, 2011. <a href="https://www.world-nuclear-news.org/RS-Contamination_found_on_evacuated_residents-1303114.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Contamination checks on evacuated residents</a>, Regulation &amp; Safety, World Nuclear News, London, United Kingdom, accessed at March 13th 2011.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="557" height="800" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nathan-dumlao-5Hl5reICevY-unsplash.jpg" alt="" class="wp-image-684" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nathan-dumlao-5Hl5reICevY-unsplash.jpg 557w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nathan-dumlao-5Hl5reICevY-unsplash-209x300.jpg 209w" sizes="(max-width: 557px) 100vw, 557px" /><figcaption class="wp-element-caption">Görüntü: <a href="https://unsplash.com/photos/clear-hour-glass-5Hl5reICevY" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Nathan Dumlao</a></figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>27 Şubat 2010 Şili Depremi Gün Süresini Kısaltmış Olabilir</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/27-subat-2010-sili-depremi-gun-suresini-kisaltmis-olabilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 09:11:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeofizik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=682</guid>

					<description><![CDATA[Şili‘nin orta kesiminde 8,8 büyüklüğünde deprem meydana geldi. USGS’ye göre deprem yerin 35 kilometre altında meydana geldi. Aynı kuruma göre, depremin merkez üssünün, Concepcion’un 115 kilometre kuzeydoğusunda ve başkent Santiago’nun 325 kilometre güneybatısında olduğu belirtildi. Şili Cumhurbaşkanı Verónica Michelle Bachelet Jeria depremden etkilenen çevreleri “felaket bölgesi” ilan etti ve serin kanlı olma çağrısı yaptı. Dünya tarihinin kayıtlara...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şili</strong>‘nin orta kesiminde <strong>8,8 büyüklüğünde deprem</strong> meydana geldi. USGS’ye göre deprem yerin 35 kilometre altında meydana geldi. Aynı kuruma göre, depremin merkez üssünün, Concepcion’un 115 kilometre kuzeydoğusunda ve başkent Santiago’nun 325 kilometre güneybatısında olduğu belirtildi. Şili Cumhurbaşkanı Verónica Michelle Bachelet Jeria depremden etkilenen çevreleri “felaket bölgesi” ilan etti ve serin kanlı olma çağrısı yaptı.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Dünya tarihinin kayıtlara geçen en şiddetli 7. depremi<br>Ölü sayısı şimdilik 700<br>İki milyon kişi etkilendi<br>Çoğu eski 1,5 milyon ev hasar gördü<br>ABD’li bir şirkete göre afetin bilançosu 15-30 milyar dolar<br>Bu rakam Şili’nin gayrısafi yurtiçi hasılasının %10-20’si</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Şili</strong>‘de <strong>22 Mayıs 1960</strong>‘da aynı bölgede meydana gelen <strong>9,5 büyüklüğündeki deprem</strong>de 1655 kişi ölmüş, 2 milyon kişi evsiz kalmıştı. Depremden sonra çıkan tsunamide (~ kıyı dalgasında veya dev dalgada) Havai, Japonya ve Filipinler’de ölenler olmuş, ABD’nin batı kıyıları zarar görmüştü.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Tectonic Summary</strong><br>This earthquake occurred at the boundary between the Nazca and South American tectonic plates. The two plates are converging at a rate of 80 mm per year. The earthquake occurred as thrust-faulting on the interface between the two plates, with the Nazca plate moving down and landward below the South American plate.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Coastal Chile has a history of very large earthquakes. Since 1973, there have been 13 events of magnitude 7.0 or greater. The February 27 shock originated about 230 km north of the source region of the magnitude 9.5 earthquake of May, 1960 – the largest instrumentally recorded earthquake in the world. This magnitude 9.5 earthquake killed 1655 people in southern Chile and unleashed a tsunami that crossed the Pacific, killing 61 people in Hawaii, Japan, and the Philippines. Approximately 870 km to the north of the February 27 earthquake is the source region of the magnitude 8.5 earthquake of November, 1922. This great quake significantly impacted central Chile, killing several hundred people and causing severe property damage. The 1922 quake generated a 9-meter local tsunami that inundated the Chile coast near the town of Coquimbo; the tsunami also crossed the Pacific, washing away boats in Hilo harbor, Hawaii. The magnitude 8.8 earthquake of February 27, 2010 ruptured the portion of the South American subduction zone separating these two massive historical earthquakes.</p>



<p class="wp-block-paragraph">A large vigorous aftershock sequence can be expected from this earthquake.</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Bir deprem, dünyanın mevcut kütlesinin bir bölümünü dünyanın eksenine doğru iterek gezegenin daha hızlı dönmesine yol açabileceği gibi kütleyi eksenden uzaklaştırarak gezegeni yavaşlatabileceği belirtiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şili’de meydana gelen 8,8 büyüklüğündeki deprem, Dünya’nın kendi etrafındaki dönüş süresini, yani bir günü kısaltmış. NASA uzmanlarından Richard Gross ve çalışma arkadaşları tarafından karışık bir modelleme ile yapılan hesaplamalara göre, dünyanın bir günü 1,26 mikrosaniye kadar kısaldı. Saniyenin milyonda biri mikrosaniye olarak adlandırılıyor (1 mikrosaniye=1/1000000 saniye).</p>



<p class="wp-block-paragraph">NASA’nın yaptığı ön araştırma, Şili’deki deprem sonucu dünya ekseninin ne ölçüde kaymış olduğunu ortaya koyuyor. Bu araştırmada dünya ekseninden kasıt, dünyanın Kuzey-Güney doğrultusundan 10 metre ötede ve dünyanın kütlesinin eşitlendiği eksen. Yapılan hesaplar sonucu dünyanın ekseninde 2,7 <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Minute_of_arc" target="_blank" rel="noreferrer noopener">miliarksaniye</a> yani 8 santimetrelik (3 inçlik) bir kayma olduğu belirlendi. Bu kayma bir dünya günü süresindeki kısalmayı da beraberinde getirdi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Araştırmayı yürütenlerden Gross’a göre, aynı hesaplama modeli 2004′teki 9,1′lik Sumatra Depremi’ne uygulanacak olursa, o depremde de bir dünya gününün 6,8 mikrosaniye kısaldığı ortaya çıkıyor. Sumatra depreminin yol açtığı eksen kayması 2,32 <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Minute_of_arc" target="_blank" rel="noreferrer noopener">miliarksaniye</a> yani 7 santimetre (2.76 inç) değerinde.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2010 Şili Depremi’nin, 2004 Sumatra Depremi kadar şiddetli olmamasına rağmen daha büyük bir eksen kaymasına sebep olması iki nedene dayandırılıyor. Birincisi, Sumatra Depremi ekvatora yakın bir noktada meydana gelirken, Şili Depremi’nin güney yarımkürenin orta enlemlerinde oluştu. Bu da son depremin dünyanın ekseni üzerinde daha etkili olması sonucunu doğuruyor. İkinci sebep olarak da, Şili Depremi’nin meydana geldiği fayın, Sumatra Depremi’ni üreten faya göre dünyanın merkezine daha dik bir açıyla yöneliyor olmasını gösteriliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaynakça<br>AA. 2010. ŞİLİ DEPREMİ GÜNÜ KISALTMIŞ OLABİLİR, Bilim Teknoloji, Anadolu Ajansı, Nev York, Amerika Birleşik Devletleri, http://www.aa.com.tr/tr/sili-depremi-gunu-kisaltmis-olabilir-2.html, 4 Mart 2010 tarihinde ulaşılmıştır.<br>Buis, A., 2010. Chilean Quake May Have Shortened Earth Days, Jet Propulsion Laboratory, Pasadena, California, United States of America, http://www.jpl.nasa.gov/news/features.cfm?feature=2504, accessed at March 4th 2009.<br>NTVMSNBC, 2010. Şili depremi günleri kısalttı, Genel, Dünya, NTVMSNBC, İstanbul, Türkiye, http://www.ntvmsnbc.com/id/25064117, 4 Mart 2010 tarihinde ulaşılmıştır.<br>USGS, 2010. Magnitude 8.8 – OFFSHORE MAULE, CHILE, United States Geological Survey, Reston, Virginia, United States of America, http://earthquake.usgs.gov/earthquakes/eqinthenews/2010/us2010tfan, accessed at February 27th 2010.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="557" height="800" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nathan-dumlao-5Hl5reICevY-unsplash.jpg" alt="" class="wp-image-684" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nathan-dumlao-5Hl5reICevY-unsplash.jpg 557w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nathan-dumlao-5Hl5reICevY-unsplash-209x300.jpg 209w" sizes="(max-width: 557px) 100vw, 557px" /><figcaption class="wp-element-caption">Görüntü: <a href="https://unsplash.com/photos/clear-hour-glass-5Hl5reICevY" data-type="link" data-id="https://unsplash.com/photos/clear-hour-glass-5Hl5reICevY" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Nathan Dumlao</a></figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Moho Süreksizliği.. Manto’ya Kadar Sondaj Mümkün Mü?</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/moho-sureksizligi-mantoya-kadar-sondaj-mumkun-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 08:03:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Enerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=675</guid>

					<description><![CDATA[Biliminsanları Kosta Rika açıklarında, okyanus yatağının 2 kilometre derinliklerine inerek kaya örnekleri alacak. Daha önce denizin altından hiç bu kadar derine inilmedi. Uzmanlar, bu örneklerin Apollo uzay aracının, Ay’ın yüzeyinden getirdiği taşlar kadar değerli bir “jeolojik hazine” olacağını söylüyor. Biliminsanları, amaçlarının yerkabuğunun altındaki manto tabakasının mümkün olduğu kadar derinlerine inmek olduğunu belirtiyor. Araştırmaya öncülük eden...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Biliminsanları Kosta Rika açıklarında, okyanus yatağının 2 kilometre derinliklerine inerek kaya örnekleri alacak. Daha önce denizin altından hiç bu kadar derine inilmedi. Uzmanlar, bu örneklerin Apollo uzay aracının, Ay’ın yüzeyinden getirdiği taşlar kadar değerli bir “jeolojik hazine” olacağını söylüyor. Biliminsanları, amaçlarının yerkabuğunun altındaki manto tabakasının mümkün olduğu kadar derinlerine inmek olduğunu belirtiyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="540" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/dunyanin_ic_yapisi.jpg" alt="" class="wp-image-676" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/dunyanin_ic_yapisi.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/dunyanin_ic_yapisi-300x295.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption">Dünyanın iç yapısı. 1. Kıtasal Kabuk, 2. Denizel Kabuk, 3. Üst Manto, 4. Alt Manto, 5. Dış Çekirdek, 6. İç Çekirdek ve A. Mohorovicic Süreksizliği (Yerkabuğu-Manto Sınırı), B. Wiechert-Gutenberg Süreksizliği (Manto-Çekirdek Sınırı), C. Lehman Süreksizliği (Dış Çekirdek-İç Çekirdek Sınırı).</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Araştırmaya öncülük eden uzmanlardan jeolog Damon Teagle (Southampton Üniversitesi), “Dünyanın geçirdiği evrimle ilgili bazı temel sorular var. Bunları ancak manto tabakasının üzerindeki kabuğun (yerkabuğuyla manto arasındaki Moho tabakası) ve manto tabakasının yapısını tam olarak anlayabilirsek yanıtlayabileceğiz” diyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Manto tabakası, yerkürenin önemli bir bölümünü oluşturuyor. Bu tabaka, yerkabuğundan dünyanın demir-nikel çekirdeğine 2900 kilometre derinliğe uzanıyor. Manto tabakasının, kıtaları ve okyanus zeminini oluşturan kayalarınkinden farklı bir yapısı var. Bu tabakanın ağırlıklı olarak peridotit taşlarından oluştuğu düşünülüyor. Peridodit magnezyum açısından zengin, az silikon içeren olivin ve piroksen gibi minerallerden oluşuyor. Bu kayaların içerdiği maddeler ve maruz kaldığı koşullar, manto tabakasının büyük bölümünün hareket halinde olduğuna işaret ediyor. Bu baskın tabakadaki yavaş taşınımın, yüzeyi şekillendiren tektonik süreçte önemli bir rolü var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biliminsanlarının elinde halihazırda dünyanın derinliklerinden gelen kaya örnekleri var. Bunlar dağların oluşumu ya da volkanlarla yüzeye çıkan kaya örnekleri. Ancak bu örnekler yüze ulaşırken bir şekilde değişime uğramış durumdalar. Bu yüzden biliminsanları şimdi “el değmemiş” örneklere ulaşmak istiyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Karadan manto tabakasına ulaşmak zor. Kıtalar, yerkabuğunun en kalın (30-60 km) olduğu yerler. Okyanus dibinde bu kalınlık 6 kilometreye kadar düşüyor. Araştırmayı 10 kilometre <a href="https://www.iodp.org/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">sondaj</a> yapabilme kapasitesi olan Japon Chikyu gemisiyle gerçekleştirilecek. Projeye önümüzdeki haftalarda başlanacak. Uzmanlar manto tabakasına ulaşacak teknoloji ve mali kaynağa 2018′den önce ulaşmayı beklemiyor. Rus uzmanlar daha önce <a href="https://superdeep.pechenga.ru/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">karadan yerin altına, 12 kilometre</a>den fazla inmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yazının devamında 1960′lardan beri hayali kurulan bir olgunun heyecanını duyan Damon Teagle ile yapılan röportaj var.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="276" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/drilling-earth-mantle-possible.jpg" alt="" class="wp-image-677" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/drilling-earth-mantle-possible.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/drilling-earth-mantle-possible-300x151.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption">1960’larda Dünya’nın mantosundan örnek almayı amaçlayan ancak başarısız olan Project Mohole için çalışan gemi personeli. Fotoğraf: Fritz Goro, Time Life Pictures/Getty Images</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Drilling To The Mantle Of The Earth</strong><br><em>Fifty years ago, scientists attempted to drill deep through ocean crust to the Earth’s mantle, an endeavor called “Project Mohole.” That project failed, but scientists are sharpening their drill bits again. Geologist Damon Teagle talks about what boreholes may reveal about the Earth’s formation.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">IRA FLATOW, host:</p>



<p class="wp-block-paragraph">This is SCIENCE FRIDAY. I’m Ira Flatow.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Remember way back in the days of playing in the sandbox, when you were trying to dig a hole to China? Yeah, you know, you thought if you dug long enough, eventually you’d come out the other side. Now, the kids are curious about this stuff. They want to know what’s down there. And as it turns out, scientists want to find out, too.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Some science – some kids just never grow up. They become scientists. And deep under the Pacific Ocean, 500 miles off the coast of Costa Rica, they’re drilling – drilling deep down through the Earth’s crust into hard, crystalline rocks, layers upon layers of solidified magma. They’re headed for the Earth’s mantle.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Everyone know what the mantle is? We’re going to talk about what the mantle is and why they’re headed for that, and what they hope to learn there. They still got a ways to go to reach it. They’re only about a third of the way there. What do they want to find out? If oil rigs, for example, can drill eight, nine, 10 miles into the seafloor for wells, what’s so challenging about drilling a core just a few miles deep? Well, we’re going to find out.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Damon Teagle is a professor at the University of Southampton, based at the National Oceanographic Center in Southampton in the U.K. He joins us by phone.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Welcome to the SCIENCE FRIDAY, Dr. Teagle.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. DAMON TEAGLE (University of Southampton): Yeah. Good afternoon.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: Yeah. Good afternoon to you. What is the mantle?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: The mantle is the next layer down in our planet. We live on the crust, and then the crust encircles our whole planet. But the mantle is a layer that’s about 3,000 kilometers thick – so, you know, 2,000 miles thick – principally made of magnesium silicate. And that’s actually the largest proportion of our planet.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: Is the mantle.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: Yup.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: Wow.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: Yup.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: And so you want to go down there to just sample it?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: Yes. Well, I mean, I don’t think we can actually go and visit it…</p>



<p class="wp-block-paragraph">(Soundbite of laughter)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: …so we’re going to have to do this with a drillship and to drill there. But, yes. I mean, it is – all of the rocks from the crust at one stage were produced by partially melting the mantle. So, actually, it’s the most important chemical reservoir of our planet.</p>



<p class="wp-block-paragraph">So if we really want to understand how our Earth has evolved over its history since its formation, then we sort of need to have a very precise view of the chemical composition of the mantle.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: Mm-hmm. Now, I remember from my childhood – I remember there was Project Mole Hole that they tried to get down there, but they never did. Was that back in the 1960s?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: Yes. Well, I mean, one reason for this article we’ve just published in Nature magazine, which is just a comment, is to mark the 50th anniversary of Project Mole Hole, which was beautifully illustrated by John Steinbeck, actually, in Life magazine, back in 1961.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: The author.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: Yes. Who was – I think a near neighbor in Monterey Bay of Willard Bascom, who was sort of the chief engineer assigned to -scientist involved with the project. And Steinbeck was actually aboard the ship, this drilling barge CUSS I, when they attempted to do the drilling.</p>



<p class="wp-block-paragraph">But back in 1961, you know, this was before plate tectonics was just a little bit nascent theory at that stage – certainly, before it was widely accepted. And they didn’t really have much idea about how this worked, or even understand sort of the layering within the oceans that people had observed from looking at seismic waves, looking at earthquake waves and looking at seismic waves, such as the oil companies do.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: Mm-hmm. 1-800-989-8255 is our number, if you’d like to talk about drilling into the mantle. And, in fact, we have a little mini recreation that Flora Lichtman put together, a little mini mole hole on our website, if you’d like to take a look at our video on our website at sciencefriday.com about how you drill into the mantle.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Is – why is it so difficult, and why is it – as I said before, if oil companies can drill so many miles down, what’s the big deal about drilling into the mantle?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: Yeah. This is the big – the big difference that we’re, you know, because that scientists who are interested in the formation and evolution of the ocean crust and also about the nature of the mole hole – which is this boundary between the crust and the mantle and the mantle itself – is that we’re drilling into very hard, crystalline rocks, rocks that formed from the crystallization of magma. Whereas the oil companies when they’re drilling, they’re drilling into sedimentary rocks that have sort of been laid down in the oceans over the eons and captured organic material that eventually evolved to form petroleum and gas.</p>



<p class="wp-block-paragraph">So actually, the rocks we’re drilling into are the rocks that sit beneath the sedimentary reservoirs that host the oil and gas. So they can drill deeper holes, but they’re not drilling into such hard rocks.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: Mm-hmm. And so what does the core look like that you hope to bring up?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: The core will – when things are going well, we tend to sort of retrieve these effectively long sticks of rock that are about three inches across. And we tend to – we do what’s called wireline drillings. So we will advance the drill bit about, say, about 30 feet or so, and then recover the core after 30 feet of advancement. So, you know, when it’s going well, it all comes out in big, long sticks. When it’s not going so well, it comes out as little sort of crushed up bits of rock.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: Mm-hmm. And so this purely basic research, then. There’s really nothing practical that’s going to come out of this.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: Well, you never know what’s going to be practical, do you? But the – yes, I mean, the fundamental drivers of this are about understanding how the planet works, how plate tectonics work and how our planet has evolved.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: Mm-hmm. Why, if we’re on a plate and there is plate tectonics, why doesn’t the drill shaft shift and shear off that little drill bit that you have on the end?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: Well, because plate tectonics is operating reasonably slowly. You know, we’re talking centimeters a year of movement. And, of course, that’s one of the things we don’t know, because we don’t – if we – we’re – aim as to drill through, you know, the six kilometers of the ocean crust into a, you know, a few hundred meters into the mantle – the mantle itself, of course, is solid. But we don’t actually know the coupling between the mantle rocks and the crust, whether they move together or whether they’ve always moved together, or one has moved faster than the other and dragged the other along. That’s one thing we’d like to find out.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: Let’s go to the phones. 1-800-989-8255. Aladdin(ph) in San Francisco.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hi. Welcome to SCIENCE FRIDAY.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ALADDIN (Caller): Yeah, hi. My question I’ve always wanted to know is why when you – as you dig into the mantle, as you get deeper, it gets hotter. The temperature gets hotter. Yet when you go into the ocean, the deeper you get, the temperatures get colder.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: All right. Good question.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: I’m sorry. So you’re saying why does it get hotter…</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: Yeah. Why does it get hotter as you get deeper into the mantle?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: Well, it gets hotter as we go inside the Earth, as well, doesn’t it? I mean, this is – I mean, the oceans are relatively well mixed compared to the Earth on the sort of timescales. But, you know, suddenly, the crust gets hotter because there’s more radioactive decay, and also there’s a lot of heat coming from very, very deep in the Earth from the operation of the geodynamo, and also, through mantle convection, hot rocks, you know, brought up a very slowly from deeper than the Earth to near the – to the bottom of the crust.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: Mm-hmm. Let’s go to Randy in Tallahassee.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hi, Randy.</p>



<p class="wp-block-paragraph">RANDY (Caller): Hi. My question is: How do you know that the mantle is uniform throughout the perimeter of the Earth? How do you know that when you get a core sample, that you won’t just be getting a snapshot of that particular area where you took the sample?</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: Good question.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: Well, that’s an excellent question. Yes, I know. Of course, you’re completely right. And it is unlikely to be – I think what I was saying before is that this discontinuity, this seismic boundary called the Moho was all around the planet. And it could be that the Moho was not the same everywhere.</p>



<p class="wp-block-paragraph">In terms of getting samples of the mantle, well, we sort of had to start somewhere. It is unlikely that it will – the composition will be identical everywhere. And one of the things we would like to know is the, sort of, the scale of the variations of these chemical heterogeneities, because we can – and we have – you know, scientists have dredged rocks from – along the spreading wedges, particularly where the ocean plates are spreading apart very, very slowly. And they see that there is certainly chemical heterogeneities, you know, chemical variations, but we – but they very rarely get those rocks in any context. So we don’t actually know the scale of those sorts of variations. So that’s, yeah, definitely something we would like to find out.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: Good question, Randy. Thanks for calling.</p>



<p class="wp-block-paragraph">RANDY: Okay. Thank you.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: If you’ve never been down there, how do you know what is down there?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: Well, we have, you know, snippets of information. You know, we know a lot about the nature of the center of the Earth principally from seismic experiments, from the fact that the Earth has a magnetic field. And also, we do get some small chunks of mantle rocks that are brought to the surface and – by volcanoes called mantle xenoliths or mantle nodules.</p>



<p class="wp-block-paragraph">And also, there are parts of – you know, many of your listeners might be familiar with serpentinized rocks, these, sort of, green, slimy rocks that you see in mountain belts and also – they also crop out on the ocean floor, where either through tectonics or through a mixture of tectonics and hydrothermal alteration, such their reactions with seawater would brought mantle rocks into the crust. So, you know, we know the basic structure of the crust. What we don’t know is the really precise details.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: Let’s go to Andrea in Overland Park, Kansas. Hi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ANDREA (Caller): Hi. Good afternoon, Doctor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: Hello.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ANDREA: Hi. I was wondering if you could speak to any advancements or innovations that you’ve made with actually coring this hard, crystalline rock at these depths, and especially at 30-foot length in the wireline system. And I’ll take my answer off the air.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: Yeah.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: Okay.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: Yes, okay. So, you know, there’s two projects that we’ve discussed in our article. One is, you know, a expedition of the Integrated Ocean Drilling Program that’s going back to this relatively deep hole in the Eastern Equatorial Pacific next month. The other is this desire to drill all the way to the mantle. So that second project is going to be far more technologically demanding than our current ability. So our sort of understanding – from discussions with engineers is that this is just no longer, you know, sort of, fantasy, and it could be done given, sort of, investment and, sort of, political and scientific will to do it.</p>



<p class="wp-block-paragraph">So there’s things that would need to be done. We would need to have a -some form of riser-like(ph) system – same as, sort of, the oil petroleum companies use – that would work in very, very deep water. And we’re talking about 4,000 meters or so. We’d also need to have a drilling equipment, muds and lubricants, as well as wireline geophysical tools that will operate at very, very high temperatures, you know, sort of, 300 degrees or – Centigrade or more, and at these very high pressures, which are probably about 2,000 atmospheres, at least.</p>



<p class="wp-block-paragraph">So, you know, the geophysical sorry. The geothermal industry already has equipment and has, you know, have actually somewhat accidentally drilled all the way into magma chambers in Iceland. So this technology can work on land. It would need some significant adaptation to work in the oceans. But it’s, you know, maybe not completely beyond human endeavor to do this.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: We’re talking about drilling into the mantel this hour on SCIENCE FRIDAY, from NPR.</p>



<p class="wp-block-paragraph">I’m Ira Flatow. We’re talking with Damon Teagle. Let’s see if we can get a phone call or we have a question from Second Life, saying: What materials are the drill bits made of? What do you drill with? What is…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: The kind of drill bits are it’s a little bit – actually adapted industry bits, and they are generally made of hardened steel with, sort of, roller cones of tungsten carbide. Ideally, when drilling hard rock, you’d want to have some and if you were doing this on land, you would have your drill bits impregnated with diamonds.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The difficulty with the use of that in the oceans is that the ship that you’re drilling from moves up and down with the waves, and that actually makes the, you know, the motion of the drill bit on where it’s trying to cut, so it keeps on moving the bit up and down off the surface and tends to make diamond coring very difficult. So we’ve have to use these, sort of, industry drill bits. But, certainly, there could be advancement there like, sort of, developing, sort of, substances harder than tungsten carbide.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: One last question for you: How do you know when to stop drilling?</p>



<p class="wp-block-paragraph">(Soundbite of laughter)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: Probably when the money runs out.</p>



<p class="wp-block-paragraph">(Soundbite of laughter)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: Yes, I mean, our aim is to drill, you know, a number of hundred meters into the mantle. And what we would probably try to do is you can kick off the drill holes and direct – you know, do directional drilling, and actually try and penetrate the lowermost crack in the Moho and into the mantle in a number of different places. But, you know, just – but just, you know, one sample would be a revolution.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: It would be. So you don’t have an aim of how far down you can go, what percentage you want to enter and how deep you’ll be satisfied with?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: Well, yes. It’s funny you mention that because, you know, people are already talking, well, if we do this, what’s next? I think the core is some distance away, but…</p>



<p class="wp-block-paragraph">(Soundbite of laughter)</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: You need a different drill bit for that one, I think.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE. That’s right. But also, you know, your earlier caller made a very important point. It’s unlikely that this Moho boundary is going to be the same everywhere on the planet. So if we can do one, why not two, you know?</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: Yeah. As you say, just limited by the amount of money you can get. Who…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: And the desire and, you know, this would also probably require people spending, you know, one to two years of their life above one spot in the ocean. So…</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: So who is funding this?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: Well, it will be, you know – assuming this goes ahead and the planning all works out and technology is developed, it would be under the umbrella of the Integrated Ocean Drilling Program, which is a consortium of 24 or so nations around the world, principally supported by the United States and the Japanese, but with contributions from Europe and – as well as China and India and other places.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: Well, good luck to you.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: Okay, thanks very much. Good to be with you.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: Happy drilling.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dr. TEAGLE: Okay, goodbye.</p>



<p class="wp-block-paragraph">FLATOW: Damon Teagle is a professor at the University of South Hampton, based at the National Oceanographic Center. That’s at South Hampton in the U.K.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>BBCTürkçe, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/03/110324_deep_earth.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Deniz yatağının 2 kilometre altına inilecek</a>, 1 Eylül 2011 tarihinde ulaşılmıştır.<br>NG, <a href="https://http://news.nationalgeographic.com/news/2011/03/110323-earth-mantle-drill-sample-first-science-nature-teagle/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Scientists to Drill Earth’s Mantle, Retrieve First Sample?</a>, 1 Eylül 2011 tarihinde ulaşılmıştır.<br>NPR, <a href="https://www.npr.org/2011/03/25/134855888/Drilling-To-The-Mantle-Of-The-Earth" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Drilling To The Mantle Of The Earth</a>, 1 Eylül 2011 tarihinde ulaşılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ESA: Bilinen En İyi Çözünürlükteki Moho Haritası</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/esa-bilinen-en-iyi-cozunurlukteki-moho-haritasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jun 2025 07:42:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeofizik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=669</guid>

					<description><![CDATA[Moho ya da Moho süreksizliği, yerkabuğu ile manto arasındaki temsili sınırdır. Bu hayalî sınırda, maddenin yoğunluk farkından dolayı sismik dalgaların verdiği tepki değişiklik gösterir. Moho, Yerküre’nin iç hareketliliğini gösterdiği için bunu anlamak, kavramak, çözmek çok önemli, ha, gerçekten önemli mi bilinmez.. Kıtasal veya okyanusal türde olan kabuk (yerkabuğu), mavi gezegenimizin en dış yüzeyini kaplamaktadır. Biz bunun...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Moho ya da Moho süreksizliği, yerkabuğu ile manto arasındaki temsili sınırdır. Bu hayalî sınırda, maddenin yoğunluk farkından dolayı sismik dalgaların verdiği tepki değişiklik gösterir. Moho, Yerküre’nin iç hareketliliğini gösterdiği için bunu anlamak, kavramak, çözmek çok önemli, ha, gerçekten önemli mi bilinmez..</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="529" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Global_Moho_from_GOCE_pillars-1024x529.jpg" alt="" class="wp-image-670" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Global_Moho_from_GOCE_pillars-1024x529.jpg 1024w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Global_Moho_from_GOCE_pillars-300x155.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Global_Moho_from_GOCE_pillars-768x397.jpg 768w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Global_Moho_from_GOCE_pillars-1536x794.jpg 1536w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Global_Moho_from_GOCE_pillars-2048x1058.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption">Bu harita, GOCE uydusundan elde edilen verilere dayanarak küresel Mohorovičić süreksizliğini – bilinen adıyla Moho’yu – göstermektedir. Moho, kabuk ile manto arasındaki sınırdır ve derinliği dağlık bölgelerde, örneğin Himalayalar’da yaklaşık 70 km’ye kadar ulaşırken, okyanus tabanının altında 10 km’ye kadar düşebilir. Kaynak: GEMMA projesi</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Kıtasal veya okyanusal türde olan kabuk (yerkabuğu), mavi gezegenimizin en dış yüzeyini kaplamaktadır. Biz bunun üzerinde yaşıyoruz. Doğalgaz, petrol ya da mineraller, ekonomik değere sahip yeraltı kaynakları, kısaca bütün yerbilimsel (jeolojik) kaynaklar da burada. Gene de bu kısmın hacmi tüm gezegenin %1’inden daha az.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kabuk ve üst manto; deprem (yer sarsıntısı, zelzele), volkanizma (yanardağ etkinliği) ve dağ oluşumu gibi muazzam yerbilimsel süreçlerin meydana geldiği yerdir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1 asır öncesine kadar Dünya’nın bir kabuğa sahip olduğu bilinmiyordu. 1909’da, Hırvat sismolog (deprembilimci, depremci) Andrija Mohorovičić, yeraltında yaklaşık 50 kilometre derinlikte sismik hızın ani bir değişiklik gösterdiğini keşfetti. O günden beri, yerkabuğu ile onun altındaki manto arasındaki bu sınır Moho ya da Moho süreksizliği olarak biliniyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="532" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Improving_Moho_modelling_pillars-1024x532.jpg" alt="" class="wp-image-671" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Improving_Moho_modelling_pillars-1024x532.jpg 1024w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Improving_Moho_modelling_pillars-300x156.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Improving_Moho_modelling_pillars-768x399.jpg 768w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Improving_Moho_modelling_pillars-1536x799.jpg 1536w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Improving_Moho_modelling_pillars-2048x1065.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption">Güney Amerika’daki sismik/yerçekimi verilerine dayalı haliyle eski küresel Moho modeli (solda) ile GOCE verilerine dayalı Moho haritalaması (sağda) arasındaki karşılaştırma. Kaynak: GEMMA projesi</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="561" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Moho_and_gravity_pillars-1024x561.jpg" alt="" class="wp-image-672" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Moho_and_gravity_pillars-1024x561.jpg 1024w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Moho_and_gravity_pillars-300x164.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Moho_and_gravity_pillars-768x420.jpg 768w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Moho_and_gravity_pillars-1536x841.jpg 1536w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Moho_and_gravity_pillars.jpg 1973w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption">Soldaki şekil, GOCE verilerinden elde edilen İtalya Yarımadası altındaki Moho derinliğini gösterirken; sağdaki şekil, Moho’nun etkisi azaltılmış yerçekimi verilerini tasvir etmektedir. Po Ovası’ndaki (Kuzey İtalya) tortulların etkisi ile ana tektonik levha sınırları (beyaz renkte) görülebilmektedir. Kaynak: R. Barzaghi, A. Borghi, M. Reguzzoni, D. Sampietro. AGU 2011 sonbahar toplantısında sunulmuştur.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüzdeyse, yeryuvarının katmanlarını, sismik (depremsel) dalga hızına ve yerçekimi ölçümüne dayalı yöntemlerle belirleniyor. Sismik yöntem de, kabuk ile manto arasında sismik (depremsel) dalganın yayılma hızındaki değişim gözlenir. Gravimetri (yerçekimi ölçümü, gravimetrik) yöntemi de, kabuk ile manto bileşimindeki yoğunluk farkı yüzünden oluşan yerçekimi etkisine bakar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Fakat üretilen Moho modelleri, genellikle sınırlı sismik ya da gravimetrik verilerle kuruluyor ki bu kötü veri içerikli ya da sadece tek hat boyunca geçerli oluyor. Avrupa Uzay Kurumu (ESA), GOCE adlı yerçekimi uydusunun verileriyle tüm Dünya’yı kapsayan ve yüksek çözünürlüğe sahip ilk Moho haritasını üretmiş. Projenin adı, &nbsp;Moho Modelleme ve Uygulamaları için GOCE’den Faydalanma Projesi, İngilizcesi The GOCE Exploitation for Moho Modelling and Applications Project, GEMMA. GEMMA’nın ters çözümü ile üretilen Moho haritası homojen ve iyi dağıtılmış yerçekimsel verilere dayanmaktaymış. Bu sayede, ilk kez eşsiz bir Moho derinliği tahmini yapılmış. Hatta veri olmayan yerlerde bile bu derinliği söylemek mümkünmüş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">GOCE uydusu, Yerküre’nin içindeki süreçler, deniz seviyesindeki değişimler ve küresel enerji alışverişinde önemli bir rol oynayan okyanus akıntıları hakkında mevcut bilgimizi artırmak için yerçekimi alanını ölçüyor ve benzersiz bir doğrulukta yeryuvarının gerçek geometrik şekli olan geoiti modelliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu da ilave olsun, işin gerçeği biraz araştırma yapınca, köre attım topalı vurdum. <a href="https://www.igf.fuw.edu.pl/mohomap2007" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Avrupa plakasının Moho derinliği</a>ni ele alan bir harita daha var. GEMMA kadar hassas olmasa da, bu çalışma Avrupa sınırlarını aşıyor. Unutmayın, jeotermal çalışan biri için kabuk kalınlığı çok önemlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynak</strong><br>ESA, <a href="https://www.esa.int/esaLP/SEMMC68YBZG_LPgoce_0.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Mapping the Moho with GOCE</a>, 21 Nisan 2012</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="667" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Europe_moho_depth_2007_a4_info-1024x667.jpg" alt="" class="wp-image-673" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Europe_moho_depth_2007_a4_info-1024x667.jpg 1024w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Europe_moho_depth_2007_a4_info-300x195.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Europe_moho_depth_2007_a4_info-768x500.jpg 768w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Europe_moho_depth_2007_a4_info-1536x1001.jpg 1536w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Europe_moho_depth_2007_a4_info-2048x1335.jpg 2048w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption">Avrupa bölgesine ait Moho derinliği. Kaynak: Grad, M., Tiira, T. ve ESC Çalışma Grubu, 2009. Avrupa Plakası&#8217;nın Moho derinlik haritası, Geophysical Journal International, 176, 279-292.<a href="http://www3.interscience.wiley.com/cgi-bin/fulltext/121541727/PDFSTART" data-type="link" data-id="http://www3.interscience.wiley.com/cgi-bin/fulltext/121541727/PDFSTART" target="_blank" rel="noreferrer noopener"> doi: 10.1111/j.1365-246X.2008.03919.x</a>.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Çekirdeğinin Manyetik Gizemi</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/dunya-cekirdeginin-manyetik-gizemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Jun 2025 16:32:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeofizik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=654</guid>

					<description><![CDATA[Depremler, volkanik püskürmeler ve Dünya’nın sürekli değişen manyetik alanları üzerinde yapılan gözlemler, uzmanların gezegenimizin merkezine yeni bir kapı açabilmesini sağladı. Jules Verne yüz yılı aşkın süre önce Arzın Merkezine Seyahat (Fr. Voyage au centre de la Terre) romanını yazdığında, ışıldayan kristaller ve çalkantılı bir deniz, tarih öncesinden kalma hayvanlar ve dev mantarlar bulunacağını tasavvur etmişti. Yerkabuğunun altı, aslında tam...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Depremler, volkanik püskürmeler ve Dünya’nın sürekli değişen manyetik alanları üzerinde yapılan gözlemler, uzmanların gezegenimizin merkezine yeni bir kapı açabilmesini sağladı. Jules Verne yüz yılı aşkın süre önce <em>Arzın Merkezine Seyahat</em> (Fr. Voyage au centre de la Terre) romanını yazdığında, ışıldayan kristaller ve çalkantılı bir deniz, tarih öncesinden kalma hayvanlar ve dev mantarlar bulunacağını tasavvur etmişti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yerkabuğunun altı, aslında tam anlamıyla bir sır küpü. Günümüzde bile Satürn’ün halkaları konusunda yerkürenin çekirdeği hakkındakinden daha çok şey biliniyor. Ancak artık bu durum değişmeye başladı. Sismolog (deprembilimci) profesör Rick Aster “Dünyanın derinliklerini gerçek anlamda keşfetmek konusunda altın çağa girdik.” diyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Biliminsanları için Dünya’nın merkezini keşfetmek Ay’ı incelemekten bile zor. Bu merakı kamçılayan unsurların başında, çekirdeğin canlılar için hayati nitelikte olan manyetik alanları yaratıyor olması geliyor. Manyetik alanlar arıların kovanlarını bulmasını, deniz kaplumbağalarının, kuşların ve kelebeklerin göç edebilmesini sağlıyor. Aynı zamanda uzayın tehlikeleri ile bizler arasında koruyucu bir kalkan yaratıyor; güneş rüzgârlarının taşıdığı radyasyonun (ışınımın) dünyaya ulaşmasını önlüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Metal kristallerinden bir orman</strong><br>Uzmanlara göre Verne’nin <em>muhayyelesinde</em> (zihninde tasarlayıp) yarattıkları da gerçekten bütünüyle uzak değil. Dünyanın merkezine seyahat etme düşüncesi ise hayata geçirilebilecek gibi görünmüyor, çünkü derinlere inildikçe ısı ve basınç hızla yükseliyor. Uzaktan kumandayla yapılan sondajlarda bile insanın inebildiği en derin nokta 12 kilometrede. Rekoru elinde tutan Rusya’daki <a href="https://superdeep.pechenga.ru/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kola Süperderin Sondaj Kuyusu</a>, dünyanın merkezine olan uzaklığın sadece binde ikisine dek inebiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ancak sismoloji (deprembilimi) uzmanların çekirdek konusunda fikir sahibi olmasını sağlıyor. Büyük depremlerin yarattığı sismik dalgalar Dünya’nın bir ucundan öbür ucuna iletildiği için uzmanların içeridekilere ilişkin bir tablo oluşturmasını sağlıyor. Sismolojiyi “kilidi kıran uygulama” olarak niteleyen Aster, çekirdeğin dışında eriyik bir tabaka olduğunu gösteriyor; “bu neredeyse su kadar akıcı, akkor halinde metallerden oluşan muazzam bir okyanus” diyor. Bu dış çekirdek, Mars büyüklüğünde. Ancak Rus matruşkaları gibi bunun altında bir çekirdek daha var. Katı metal bir top şeklindeki iç çekirdeğin büyüklüğü Ay’a yakın. Uzmanlar bunun demir-nikel alaşımından oluştuğunu düşünüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Profesör Kei Hirose, Japonya’nın Osaka kenti yakınlarındaki laboratuvarında çekirdeğin koşullarını yaratmaya karar vermiş. 10 yıllık çalışmalarının sonunda da başarıya ulaşmış. Önce iki elmasın uçlarından bir kıskaç yapan Hirose, bunlar arasında bir parça demir-nikeli atmosfer basıncının 3 milyon katı basınca tabi tutup 4500 dereceye ısıtmış. Bu olağanüstü koşullar altında alaşımın kristal yapısı değişip kristaller hızla büyümüş. Hirose, “Dünyanın merkezinde de çok büyük kristaller bulunabilir. Bunlar 10 km bile olabilir.” diyor. Hirose bu kristallerin kutuplara doğru bir orman gibi şekilleneceğini düşünüyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="376" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/manyetosfer.jpg" alt="" class="wp-image-655" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/manyetosfer.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/manyetosfer-300x205.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption">Kaynak: <a href="https://sec.gsfc.nasa.gov/sec_resources_imagegallery.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NASA</a></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Manyetik güç zayıflıyor</strong><br>Dünyanın manyetik alanını yaratan ise iç çekirdek değil, dış çekirdeğin eriyik metalleri. Dünya’nın dönmesi ve milyonlarca yıldır yavaş yavaş soğumasıyla bu tabaka elektromanyetik bir dinamo etkisi yapıyor. Temel ilke bu olsa da, eriyik metalin nasıl hareket ettiği bir sır. Dünya dönerken merkezinden ısı kaybediyor; bu da derinlerdeki kızgın okyanusta karmaşık akış modelleri oluşturuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Jeofizik profesörü Dan Lathrop, “Çekirdeği Dünya’nın atmosferi gibi düşünebilirsiniz; burada da fırtınalar, cepheler ve kötü koşullarla sürekli değişken bir ortam var” diye anlatıyor. Lathrop oluşturduğu büyük model üzerinden manyetik sahanın asla sabit olmadığını, sürekli dalgalandığını gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya’nın manyetik alanı son 180 yıldır sürekli olarak zayıflayageldi. Ancak bir alan var ki her yerden daha büyük hızla zayıflıyor. Atlas Okyanusu’nun güneyi ve Güney Amerika’nın orta kesimlerine denk düşen bu alana ‘Güney Atlantik Anomalisi’ deniyor. Uzay araçları için bu alan yaygın bilinen bir tehlike, çünkü burada oluşan manyetik çukur uyduların yörüngesine yüklü parçacıklar girmesine ve elektronik cihazlarının aksamasına yol açıyor. Uzmanlar, uydu işletmecilerinin başını ağrıtan bu sorunun Dünya’nın manyetik alanında büyük bir değişimin habercisi olabileceği kanısında. Biliminsanları manyetik sahanın dış çekirdek düzeyindeki haritasını oluşturduklarında, Güney Atlantik Anomalisi’nin altında, bildik kuzey-güney yarıküre ayrımının geçerli olmadığını farketti. Burada bazı noktalarda yer yer manyetik saha tersine dönmüştü ve yön güney yerine kuzey olarak görünüyordu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yeraltında olup bitenleri hava olaylarına benzeterek açıklayan Lathrop, eriyik metal tabakasında “sıradışı derecede şiddetli bir cephe oluşmasıyla” sahanın tersine döndüğünü düşünüyor. Lathrop’a göre, bu gibi küçük alanlar derinleşir ve yayılırsa Dünya’nın manyetik sahası alabora olma noktasına gelip tamamen değişebilir. Ancak bu bir gecede olabilecek bir değişim değil. Süreç binlerce yıl alabilir, bu süre içinde de saha hayli karışık bir dağılıma sahip olur. Örneğin manyetik kutuplar ekvatora kayabilir. Bu durumda beraberlerinde harikulade Kuzey Işıkları’nı da götürür.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çekirdekteki akışta meydana gelen değişiklikler Dünya’nın manyetik sahalarını daha önce de yüzlerce kez tersine döndürdüğünden, bu çok da şaşırtıcı bir sonuç olmaz. Lathrop “Mesele Dünya’nın manyetik alanını tersine çevirip çevirmeyeceği değil; bunu ne zaman yapacağı” diyor. Bu değişimin vakti, çekirdeğin sırlarından sadece biri. Yine de yüzyıllarca burada ne olabileceğini kurgulamakla yetinen insanlık, 6000 kilometre altımızdaki bu büyük mucizeyi nihayet kavramaya başlıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Bu konuda daha geniş bilgiye ve Horizon ekibinin hazırladığı programın görüntülerine ulaşmak için <a href="https://www.bbc.co.uk/programmes/b0148vph" target="_blank" rel="noreferrer noopener">program sayfası</a>nı ziyaret edebilirsiniz. Bu metnin tamamı BBCTürkçe’nin <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/08/110831_earth_core.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Arzın Merkezinin Manyetik Sırları</a> başlıklı tanıtıcı haberinden değiştirilmeden aktarılmıştır. İlk ağızdan haber için <a href="https://www.bbc.co.uk/news/uk-14678002" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Magnetic mysteries of Earth’s Core</a>..</em></p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-4-3 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Origin of Earth&#039;s Magnetic Field" width="640" height="480" src="https://www.youtube.com/embed/O-V3yR2RZUE?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çin’in Arsenikli Yeraltısuları</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/cinin-arsenikli-yeraltisulari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Jun 2025 10:55:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hidrojeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=646</guid>

					<description><![CDATA[Çin’de yapılan bir araştırma, neredeyse 20 milyon kişinin arsenikli su içtiğini gösteriyor. Science dergisinde yayınlanan araştırmada biliminsanları, ülkenin jeolojik yapısına bakarak en tehlikeli olabilecek yerleri belirledi. Arsenik doğal olarak yerkabuğunda bulunur. Ama yeraltısuyuna karışması, bu suya uzun süre maruz kalanlarda büyük sağlık sorunlarına yol açabilir. Bunlar cilt (deri) hastalıkları ile cilt, akciğer, mesane (idrar kesesi) ve böbrek kanseridir....]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Çin’de yapılan bir araştırma, neredeyse 20 milyon kişinin arsenikli su içtiğini gösteriyor. <em>Science</em> dergisinde <a href="https://www.sciencemag.org/content/341/6148/866.abstract?sid=0a95270c-73ee-4368-851a-9136dc54627b" target="_blank" rel="noreferrer noopener">yayınlanan araştırma</a>da biliminsanları, ülkenin jeolojik yapısına bakarak en tehlikeli olabilecek yerleri belirledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Arsenik doğal olarak yerkabuğunda bulunur. Ama yeraltısuyuna karışması, bu suya uzun süre maruz kalanlarda büyük sağlık sorunlarına yol açabilir. Bunlar cilt (deri) hastalıkları ile cilt, akciğer, mesane (idrar kesesi) ve böbrek kanseridir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdiye kadar, büyük ülkelerde arsenik zehirlenmesinin boyutlarını tahmin etmek kolay değildi. Çin’de, 10 milyondan fazla içme suyu kuyusunun bulunduğu düşünülüyor. Her bir kuyuda zehirli bileşiklerin olup olmadığına saptamak için izlenmesi gereklidir. Bu süreç onlarca yıl alabilir. Araştırmacılar, bu yöntem yerine yüzünü jeolojik haritalara çevirmiş.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="402" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/china_groundwater_arsenic_map.jpg" alt="" class="wp-image-648" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/china_groundwater_arsenic_map.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/china_groundwater_arsenic_map-300x219.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption">Çin’in muhtemelen arsenikle kirlenmiş yeraltısularının dağılımını gösteren harita [yoğunluk 10 µg/L (ya da ppm) üzerinde]. Toplam riskli alan yaklaşık 580.000 kilometre. Harita: Rodriguez-Lado vd., Eawag, 2013</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="397" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/china_populatin_arsenic_map.jpg" alt="" class="wp-image-649" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/china_populatin_arsenic_map.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/china_populatin_arsenic_map-300x217.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption">Çin’in potansiyel nüfus yoğunluğu ile aşırı seviyede arsenikli suyun dağılımını gösteren harita. Özellikle yeraltısularına bağımlı kurak bölgeler (içme suyu kaynağı ve fazla yoğun nüfusa sahip yüksek riskli alanlar) endişeleri artırıyor. Harita: Rodriguez-Lado vd., Eawag, 2013</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Annette Johnson</em> (İsviçre Federal Su Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü, <a href="https://www.eawag.ch/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">EAWAG</a>): “Son yıllarda, kullanabileceğimiz elektronik haritalarda ve coğrafi verilerde büyük artış oldu. Elimizde iklim verileri, toprak kullanımı ve nehre uzaklık ya da rakım gibi bilgiler var.” diyor. Bu bilgilerden yola çıkıp, ülkedeki taşların türlerine ve belirlenmiş yaşlarına bakan araştırmacılar, zehirli elementlerin en yoğun olduğu yerleri kesin olarak belirledi. Sonuçlara göre, 19,6 milyon Çinlinin tehlikeli düzeyde içme suyuna maruz kalmış olabileceği düşünülüyor. Ayrıca daha önce tahmin edilmeyen yaşama alanlarının risk içerdiği düşünülüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Johnson</em>: “Nehir havzaları boyunca sulama ve tarım yapılan yerler var. Bunlara geçmişte de bilinen İç Moğolistan’daki Huhhot havzası da dâhil. Fakat Orta Siçuan Bölgesi ve doğu kıyı şeridi gibi yeni yerler de keşfettik.” diyor. Araştırmacılar, bulguların Çinli yetkililere kuyu izleme programlarında yardımcı olabileceğini söylüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Johnson</em>: “Önemli olan, o bölgelere gidip, en tehlikeli yerlerin gözlenmesi. Büyük ihtimalle, zehirli su içeren kuyu sayısı daha fazla çıkacaktır. Diğer bölgelerde de arsenik izlenmeli ama o bölgelere öncelik verilmeyebilir.” diye açıklıyor. Ayrıca “Kirli kuyular, ya ıslah edilebilir (temizlenebilir) ya da kullanımını yasaklanabilir.” diye ekliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Araştırmacılar, bu yeni tahmin yönteminin dünyanın başka yerlerinde de kullanılabileceğine inanıyor. Orta Avrupa, Güney Afrika, Asya’nın bir bölümü ve ABD’nin bazı yerlerindeki yeraltısularında arsenik kirliliği var. Bu yerlerden biri de Bangladeş. Dünya Sağlık Örgütü, Bangladeş’teki arsenik zehirlenmesini “acil halk sağlık durumu” olarak tanımlıyor. Bangladeş’te 35-77 milyon arasındaki kişinin kirli su kullanma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu tahmin ediliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Ayrıntılar</strong><br>BBC, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/08/130823_arsenik_cin.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Çin’de 20 milyon kişiye arsenikli su tehdidi</a>, 24 Ağustos 2013<br>BBC, <a href="https://www.bbc.co.uk/news/science-environment-23794644" target="_blank" rel="noreferrer noopener">China’s arsenic contamination risk is assessed</a>, 24 Ağustos 2013<br>EAWAG, <a href="https://www.eawag.ch/medien/bulletin/20130822/index_EN" target="_blank" rel="noreferrer noopener">New Risk Model Sheds Light on Arsenic Risk in China’s Groundwater</a>, 24 Ağustos 2013<br>Science, <a href="https://www.sciencemag.org/content/341/6148/866.abstract?sid=0a95270c-73ee-4368-851a-9136dc54627b" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Groundwater Arsenic Contamination Throughout China</a>, 24 Ağustos 2013</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lesotho’da 478 Karatlık Elmas Bulundu</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/lesothoda-478-karatlik-elmas-bulundu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Jun 2025 10:21:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=639</guid>

					<description><![CDATA[Maden arama şirketi Gem Diamonds Limited, 8 Eylül’de küçük bir Afrika ülkesi olan Lesotho‘daki Letseng Madeni’nde bulunan elmasın uzmanlar tarafından incelendiğini ve yaklaşık 478 karat (95,6 gram) olduğunun saptandığını açıkladı. Letseng Elmas Madeni’nin %70′i Gem Diamonds şirketinin ve %30 Lesotho Krallığı’nın. Şirket, berrak ve göz alıcı bir renge sahip olan taşın, dünyada bu türde bulunan en büyük elmaslardan...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Maden arama şirketi <a href="https://www.gemdiamonds.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Gem Diamonds Limited</a>, 8 Eylül’de küçük bir Afrika ülkesi olan <a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Lesotho" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Lesotho</a>‘daki Letseng Madeni’nde bulunan elmasın uzmanlar tarafından incelendiğini ve yaklaşık 478 karat (95,6 gram) olduğunun saptandığını açıkladı. Letseng Elmas Madeni’nin %70′i Gem Diamonds şirketinin ve %30 Lesotho Krallığı’nın.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şirket, berrak ve göz alıcı bir renge sahip olan taşın, dünyada bu türde bulunan en büyük elmaslardan biri olduğunu bildirdi. Şirket, daha önce benzer ağırlığa, ancak daha düşük renk kalitesi ve berraklığa sahip bir taşın 12 milyon ABD dolarına satıldığını belirtti.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="358" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/light_of_letseng.jpg" alt="" class="wp-image-640" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/light_of_letseng.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/light_of_letseng-300x195.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption">Letseng’in Işığı (Light of Letšeng) 468 karat ve D renkli beyaz elmas. Görüntü: Gem Diamonds</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Letseng’in Işığı adlı elmas, bulunan 20. en büyük işlenmemiş elmas oldu. Aynı madende 1960′ta 601 karatlık Lesotho Kahverengisi, 2006′da 603 karatlık Lesotho’nun Güveni ve 2007′de 493 karatlık Letseng Efsanesi adlı elmaslar çıkarılmıştı. Sıralamaya göre dünyanın en büyük 20 işlenmemiş elmasından 4′ü Letseng Madeni’nden çıkarıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu haber, Gem Diamonds sitesinden derlenmiştir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çin’in Hâkimiyetindeki Nadir Toprak Metalleri Piyasası ve Yeni Arayışlar</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/cinin-hakimiyetindeki-nadir-toprak-metalleri-piyasasi-ve-yeni-arayislar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Jun 2025 08:57:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Emtia]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=620</guid>

					<description><![CDATA[Nadir toprak metalleri dünyanın en büyük sanayi ülkeleri ile Çin arasında bir ticari savaş başlattı.&#160;Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Japonya, Dünya Ticaret Örgütü’ne Çin hakkında şikayet dilekçesi verdi.&#160;Üçlü Pekin’i teknolojik ürünlerde yoğunlukla kullanılan nadir metallere erişimi kısıtlamakla suçluyor: “Amerikalı üreticilerin Çin’den gelen bu nadir materyallere ulaşmaları gerekli. Eğer Çin piyasaların kendi kendilerine çalışmasına izin...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Nadir toprak metalleri dünyanın en büyük sanayi ülkeleri ile Çin arasında bir ticari savaş başlattı.&nbsp;<strong>Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Japonya, Dünya Ticaret Örgütü’ne Çin hakkında şikayet dilekçesi verdi.</strong>&nbsp;Üçlü Pekin’i teknolojik ürünlerde yoğunlukla kullanılan nadir metallere erişimi kısıtlamakla suçluyor:</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">“Amerikalı üreticilerin Çin’den gelen bu nadir materyallere ulaşmaları gerekli. Eğer Çin piyasaların kendi kendilerine çalışmasına izin verirse buna bir itirazımız olmaz. Ama onların şu ana kadarki tutumları bu yönde değildi ve Çin aldığı bir çok kararın da aksine bir politika uyguladı.<br>—Hüseyin Burak Obama (ABD başkanı)</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Çin, 2011’de nadir toprak metallerinin ihracatında büyük bir kesintiye gitti. Son iki yılda dörde katlanan ihracat rakamlarındaki bu gerileme akıllarda soru işaretlerinin oluşmasına yol açtı. Pekin, 2012’de 30.000 tonluk bir ihracat yapmayı planlıyordu. 2011’e oranla biraz daha az olan bu kotanın yarısına bile ulaşılması beklenmiyor. Çin, ihracattaki düşüşün temel nedeninin kaynakları işletmede karşılaşılan çevre sorunları olduğunu belirtiyor.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Nadir metallerin çıkarılması çevreye büyük zarar veriyor. Bu yüzden de çevreyi ve kaynaklarımızı korumak ve sürdürülebilir bir kalkınma yakalamak için Çin bazı politikalar yürürlüğe soktu. Bu uygulamaların Dünya Ticaret Örgütü’nün kuralları ile uyumlu olduğuna inanıyoruz.<br>—Liu Veimin (Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü)</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Gerçekten de madenlerin çıkartılma ve işlenme yöntemleri çok kötü şartlarda gerçekleştiriliyor. Ayrıca bu çalışmalar çevre felaketlerinin yaşanmasına da davetiye çıkarıyor. Öte yandan nadir metallerin önemli bir kısmını kendi topraklarından çıkaran Çin, yeşil ve yüsek teknolojilerin ve savunma sanayinin de iplerini elinde bulunduruyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çin’in bu baskın rolü nadir toprak metal rezervlerinin yüzde 35’ini elinde bulundurmasından kaynaklanıyor. Üstelik bu metallere sahip diğer ülkeler Çin’le rekabet edemiyor ve şantiyelerini kullanmamayı tercih ediyor. Bu durum Çin’in elini daha da kuvvetlendiriyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="332" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ree_production.jpg" alt="" class="wp-image-621" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ree_production.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ree_production-300x181.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption">1950&#8217;den 2000 yılına kadar olan küresel nadir toprak elementi üretimi (1 kt = 10⁶ kg), dört kategoride sunulmuştur: Amerika Birleşik Devletleri – neredeyse tamamen Kaliforniya’daki Mountain Pass madeninden; Çin – çeşitli yataklardan; diğer tüm ülkeler – büyük ölçüde monazit içeren plaserlerden; ve küresel toplam. Üretim açısından dört dönem belirgindir: 1800’lerin sonlarında başlayan ve 1964’te ani bir şekilde sona eren monazit-plaser dönemi; 1965’te başlayıp yaklaşık 1984’te sona eren Mountain Pass dönemi; yaklaşık 1984’ten 1991’e kadar süren geçiş dönemi; ve yaklaşık 1991’de başlayan Çin dönemi. Grafik: <a href="http://pubs.usgs.gov/fs/2002/fs087-02/" data-type="link" data-id="pubs.usgs.gov/fs/2002/fs087-02/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">USGS</a>. plaser = kırıntı yatak</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Yüksek teknoloji çağında, rodyum, tantal, kobalt, koltan gibi nadir elementlerin önemi giderek artıyor. AB, 17 nadir toprak elementinin yüzde 97’sini elinde bulunduran Çin’e bağımlılığı azaltmak için strateji arayışında. Yüksek teknoloji sektörünün can damarı olan nadir elementler, cep telefonundan iPad’e, düz ekrandan elektrikli otomobillere, teknolojik ürünlerin hemen hepsinde kullanılıyor. Ancak Avrupa sanayisi, giderek daha çok ihtiyaç duyulan nadir elementlerde neredeyse tamamen dışa bağımlı. Çin’in kendi artan ihtiyacını karşılamak için ihracatı kısması da Avrupa’da darboğaz korkularını artırıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Avrupa bu nedenle yıllardır bu uluslararası pokerde nasıl rol oynayabileceğini tartışıyor. Avrupa Komisyonu’nun geçtiğimiz yıl Şubat ayında açıkladığı hammadde stratejisi, pek çokları tarafından önemli ayrıntılar üzerine yeterince eğilmediği gerekçesiyle eleştirilmişti. Komisyon bunun üzerine bazı noktaları somutlaştırma yoluna gitti. Buna göre AB üye ülkeleri, şirketler, özel ve kamu araştırmacıları; hammaddelerin keşfi, çıkarılması ve işlenmesinde birlikte çalışacak, geleceğin teknolojilerini geliştirebilmek için güç birliği yapılacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Komisyon’un bu doğrultuda belirlediği somut hedeflere 2020 yılına kadar ulaşılması amaçlanıyor. En önemli adım, ithalata bağımlılığı azaltmak için kendi hammadde kaynaklarına yönelmek. Avrupa Komisyonu bu konuda ümitli. Avrupa’da yaklaşık 100 milyar Avro değerinde yeraltı zenginliği olduğu tahmin ediliyor. Ancak yer ve deniz tabanı altındaki bu hazine 500 ila 1000 metre derinlikte bulunuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Erişilmesi zor elementleri uygun bir maliyetle ve etkili bir şekilde çıkarabilmek için yeni teknolojilere bel bağlıyor. Ayrıca doğal kaynakların yerini alabilecek kaynaklar geliştirilmesi, elektronik aletlerde kullanılan hammaddelerin çevre dostu bir şekilde yeniden dönüştürülmesi, planlar arasında.&nbsp;<strong>Tek bir AB vatandaşının şu an yılda ortalama 17 kilo elektronik çöpe neden olduğu düşünüldüğünde, bu miktarın 2020 yılına kadar 24 kiloya yükseleceği tahmin ediliyor.</strong>&nbsp;AB ülkelerinin araştırma-geliştirmedeki bu güç birliği planının önündeki olası tek engel ise ayrıntılar ve somut uygulamada ulusal çıkarlardan kaynaklanabilecek çatışmalar.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Şu an da maalesef durum bu. Ülkeler tek çizgide ilerleyemiyor. Örneğin elektronik atıklar sorunu. Bunlar aslında çok önemli hammadde kaynakları. Çünkü içlerinde yeniden kullanılabilecek pek çok nadir element bulunuyor. Buna rağmen elektronik atıklar büyük ölçüde kaçak olarak dışarıya ihraç ediliyor, herhangi başka bir yerde yakılıp atılıyor. Bu hem toprağı zehirliyor, hem üçüncü dünya ülkelerindeki çocukların sağlığını bozuyor, hem de hammaddeler büyük ölçüde çarçur edilmiş oluyor.<br>—Reinhard Bütikofer (AP Yeşiller başkan yardımcısı)</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Bütikofer, kendi hammadde kaynakları yeterli olmadığından Afrika ya da Güney Amerika’daki diğer üretici ülkelerle hammadde ortaklıklarının geliştirilmesi gerektiğini belirtiyor. Bazı nadir elementlerde Çin çok dominant konumda olduğunu ekliyor. Bunun nedenini, aslında Avrupa ve ABD’nin buna karşı hiçbir şey yapmamış olmasına bağlıyor. Özetle, konu Çin’in tekel olması değil diyor.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Çin pazarlarını dışa kapıyor ve AB ile ABD’de yapılan üretimi kendine çekmeye çalışıyor. Uluslararası ticaret müzakerelerinde Avrupa’nın buna karşı koyması gerek. AB’nin kendi hammadde kaynaklarını kullanarak bağımlılığını azaltması buna yardımcı olacaktır.<br>—Hubertus Bardt (Alman Ekonomi Enstitüsü hammadde uzmanı)</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Son gelişmeye göre Çin, nadir elementlere getirdiği ihracat sınırlamalarına yönelik protestoların ardından, ‘<strong>Çin Nadir Elementler Sanayi Birliği</strong>‘ni kurmaya karar verdi.</p>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Nadir toprak metalleri ekonomi devlerini birbirine düşürdü" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/rXksrCDyRsM?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="358" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nadir_torpak_metal_oksitler.jpg" alt="" class="wp-image-623" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nadir_torpak_metal_oksitler.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nadir_torpak_metal_oksitler-300x195.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption">Bu nadir toprak oksitleri, bir su havzasının hangi drenaj bölgelerinin erozyona uğradığını belirlemek için izleyici olarak kullanılır. Üst orta noktadan saat yönünde: praseodim, seryum, lantan, neodimyum, samaryum ve gadolinyum. Fotoğraf: <a href="https://www.ars.usda.gov/oc/images/photos/jun05/d115-1/" data-type="link" data-id="https://www.ars.usda.gov/oc/images/photos/jun05/d115-1/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Peggy Greb</a>.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Su ve petrol (<em>kayayağı</em>) yüzünden birçok savaş yaşandı, yaşanıyor ve yaşanacak.. Pekâlâ, bundan sonraki savaş nedenlerine, her geçen gün yüksek teknoloji ürünleri için daha da önemli hale gelen, 17 nadir* metalde eklenir mi.. Elbette, yeni yeni cepheler açılmalı ki savaş bitmesin. Artık sıra&nbsp;<a href="https://www.biltek.tubitak.gov.tr/bilgipaket/periyodik/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">periyodik tablo</a>ya sıkışıp kalan ve yıllarca kimsenin dikkatini çekmeyen&nbsp;<strong>nadir metal savaşları</strong>nda..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Peki, nadir toprak metalleri neden önemlidir.. Plazma ekran, bilgisayar ekranı, dizüstü bilgisayar, tablet bilgisayar, cep telefonu gibi elektronik cihazlar, çevre dostu teknolojiler, hafif pil yapımında ve birçok yüksek teknoloji ürününün üretiminde hayati öneme sahip olan bu tür metallere ihtiyaç duyuluyor. Somut örnekler vermek gerekirse, markası ne olursa olsun televizyonlarda kırmızı rengi onlar veriyor ya da kulaklıkların bu kadar küçük olabilmesini onlar sağlıyor. Yeşil teknolojinin ana unsurlarından biri olan sabit mıknatıslar, nadir metallerin en yaygın kullanıldığı alanlardan biri ki bu mıknatıslar, yeni nesil rüzgâr (yel) türbinlerini daha verimli ve daha güvenilir kılıyor. Manyetik özelliği olan ya da düşük ışıkta parlayan bu metaller; elektrikle çalışan hibrit (<em>melez</em>) arabalarda, füze savunma sistemlerinde, güneş enerjisi panellerinde ve hatta F-16 uçaklarında da var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Canlı alıcı nokta şu;&nbsp;<strong>tüm dünya nadir metal kaynaklarının yüzde 97′sine üreten Çin’e göbekten bağımlı durumda</strong>..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çin’in başlıca nadir element üretim merkezi, İç Moğolistan olarak bilinen özerk bölgesidir. Aslında adının aksine nadir elementler; Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Hindistan, Brezilya gibi dünyanın daha birçok bölgesinde bulunmaktadır. Ancak Çin’de işçiliğin ucuz olması, ayrıca çevre kurallarının sıkı denetim altında olmaması ve Pekin’in bu ürünü çok ucuza satması dünyada tekel haline gelmesini sağladı. Dünyada çok az yerde maden ocağı açılmasına değecek ölçüde rezerv var. Örneğin, ABD’nin tek nadir metal madeni Mojave Çölü’nde bulunuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu yüzden Çin, stratejik bir öneme sahip olan nadir metallerin ihracatını 2011′de % 11 azaltacağını duyurdu. 2011′in ilk çeyreğinde de bu oranın % 35 olduğu görüldü. Bu gelişmelerin ardından başta ABD olmak üzere, bu elementlere ihtiyacı olan ülkeler homurdanmaya başladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu gelişmeden sonra nadir metallerin fiyatı bir yıl içinde % 1000 oranında artmış. Fiyatlar o kadar artmış ki nadir metal madenciliği çok karlı bir iş haline gelmiş ve bu metalleri çıkarmak için Amerikan hükümetinden mali yardım isteyen&nbsp;<a href="https://www.molycorp.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Molycorp</a>&nbsp;şirketi Kaliforniya’daki maden ocağını işletmeye almış.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Pekin, bu söylemden sonra bir adım daha atmış. Sanayi ve Haberleşme Teknolojisi Bakanlığı, Çin’de bulunan 35 nadir element üreticisi şirketin kapatılacağını açıklamış. Çin’deki tüm nadir elementlerin madenciliği, işlenmesi ve ticaretinden&nbsp;<a href="https://www.btsteel.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Batou</a>&nbsp;şirketi sorumlu olmuş. Açıkça görüldüğü gibi Çin hükümeti, reformdan geçirmeye çalıştığı nadir element sektörünün üzerinde daha sıkı kontrol sağlamaya çalışıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eylül 2010′da Çin, aralarındaki sınır anlaşmazlığı nedeniyle Japonya’ya nadir metal ihracatını kısa bir süre durdurunca dünya piyasaları sarsılmıştı.&nbsp;<a href="https://www.cnas.org/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Yeni Bir Amerikan Güvenlik Merkezi</a>&nbsp;adlı düşünce kuruluşundan Christine Parthemore, “Herhangi bir ülkenin hammadde pazarının tek hâkimi olması kaygı verici. Bence burada tek hatalı olan Çin değil. Her ülkenin yapabileceği gibi, pazarın hâkimi olmasının getirdiği siyasi avantajı değerlendiriyor. Eminim Amerika da aynısını yapardı” diyor ve ekliyor “Konunun bir de güvenlik boyutu var. Zira bu maddeler, askeri malzemelerde kullanılıyor var ve bunların muadilleri olup olmadığını henüz bilmiyoruz. Eğer fiyatlar tırmanırsa veya tedarikte sorunlar yaşanmaya başlarsa, uzun vadede askeri malzemelerin fiyatları da artar. Ya da bazı askerli malzemeleri burada üretememeye başlarız.”</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kadar olay cereyan ederken, bilim (<em>!</em>) asla durmaz, buna seyirci kalamaz. Çok yakın zamanda araştırmacılar, Pasifik (Büyük) Okyanusu’ndaki deniz yatağında, bu metallerden önemli miktarda bulduklarını açıkladı. Jeologlar (yerbilimciler), yeni keşfedilen metal rezervinin 100 milyar ton civarında olduğu tahmin ediliyorlar. Oysa, şu ana kadar yeryüzünde bilinen metal rezervinin yaklaşık 110 milyon ton olduğu düşünülüyordu. Tabiî ki açıklanan bu rakamlar, işletilebilir bir rezerv durumunda Çin’in nadir element tekeline son verebilir.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="399" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nadir_toprak_metal_buyuk_okyanus.jpg" alt="" class="wp-image-625" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nadir_toprak_metal_buyuk_okyanus.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nadir_toprak_metal_buyuk_okyanus-300x218.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption">Pasifik Okyanusu’ndaki yüzey sedimanlarında (&lt;2 m derinlikte) ortalama ΣREY (toplam nadir toprak elementleri ve itriyum) içeriğinin dağılımı.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Çalışmanın görüntüsü yukarıda,&nbsp;<a href="https://www.nature.com/ngeo/journal/vaop/ncurrent/full/ngeo1185.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">öz</a>ü aşağıda..</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Deep-sea mud in the Pacific Ocean as a potential resource for rare-earth elements<br>World demand for rare-earth elements and the metal yttrium—which are crucial for novel electronic equipment and green-energy technologies—is increasing rapidly. Several types of seafloor sediment harbour high concentrations of these elements. However, seafloor sediments have not been regarded as a rare-earth element and yttrium resource, because data on the spatial distribution of these deposits are insufficient. Here, we report measurements of the elemental composition of over 2,000 seafloor sediments, sampled at depth intervals of around one metre, at 78 sites that cover a large part of the Pacific Ocean. We show that deep-sea mud contains high concentrations of rare-earth elements and yttrium at numerous sites throughout the eastern South and central North Pacific. We estimate that an area of just one square kilometre, surrounding one of the sampling sites, could provide one-fifth of the current annual world consumption of these elements. Uptake of rare-earth elements and yttrium by mineral phases such as hydrothermal iron-oxyhydroxides and phillipsite seems to be responsible for their high concentration. We show that rare-earth elements and yttrium are readily recovered from the mud by simple acid leaching, and suggest that deep-sea mud constitutes a highly promising huge resource for these elements.</p>
</blockquote>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="257" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nadir-toprak-metalleri.jpg" alt="" class="wp-image-626" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nadir-toprak-metalleri.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/nadir-toprak-metalleri-300x140.jpg 300w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /><figcaption class="wp-element-caption">Perdiyodik cetveldeki nadir toprak metallerinin dağılımı.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Rare_earth_element" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Nadir toprak metalleri</a>&nbsp;ya da nadir toprak elementleri, 17 elementten oluşan bir metal grubudur. Bunlar;<br>1- Skandiyum (<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Skandiyum" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Sc</a>)<br>2- İtriyum (<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0triyum" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Y</a>)<br>3- Lantan (<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Lantan" target="_blank" rel="noreferrer noopener">La</a>)<br>4- Seryum (<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Seryum" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ce</a>)<br>5- Praseodim (<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Praseodim" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Pr</a>)<br>6- Neodimyum (<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Neodimyum" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Nd</a>)<br>7- Prometyum (<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Prometyum" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Pm</a>)<br>8- Samaryum (<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Samaryum" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Sm</a>)<br>9- Evropiyum (<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Evropiyum" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Eu</a>)<br>10- Gadolinyum (<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Gadolinyum" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Gd</a>)<br>11- Terbiyum (<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Terbiyum" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Tb</a>)<br>12- Disprozyum (<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Disprozyum" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Dy</a>)<br>13- Holmiyum (<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Holmiyum" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ho</a>)<br>14- Erbiyum (<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Erbiyum" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Er</a>)<br>15- Tulyum (<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Tulyum" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Tm</a>)<br>16- İterbiyum (<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0terbiyum" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Yb</a>)<br>17- Lutesyum (<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Lutesyum" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Lu</a>)</p>



<p class="wp-block-paragraph">*&nbsp;<em>Ender, çok az, çok seyrek, azrak..</em></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>BBCTürkçe,&nbsp;<a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/ekonomi/2010/10/101027_china_rare_metals.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Nadir metal krizi büyüyor</a>, 23 Temmuz 2011 tarihinde ulaşılmıştır.<br>BBCTürkçe,&nbsp;<a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/ekonomi/2010/12/101229_rare_earths.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Çin nadir metal ihracatını azaltıyor</a>, 23 Temmuz 2011 tarihinde ulaşılmıştır.<br>BBCTürkçe,&nbsp;<a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/ekonomi/2011/06/110608_china_rare_earth.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Çin’de nadir elementler tek şirketin kontrolünde</a>, 23 Temmuz 2011 tarihinde ulaşılmıştır.<br>BBCTürkçe,&nbsp;<a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/ekonomi/2011/07/110704_japan_mineral.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Japonya’dan Çin’i kaygılandırabilecek ‘metal keşfi’</a>, 23 Temmuz 2011 tarihinde ulaşılmıştır.<br>BBCTürkçe,&nbsp;<a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/07/110712_rare_metal.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Nadir metal savaşları</a>, 23 Temmuz 2011 tarihinde ulaşılmıştır.<br>DW,&nbsp;<a href="https://www.dw.de/dw/article/0,,15792712,00.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hammadde mücadelesi kızışıyor</a>, 18 Mart 2012<br>DW,&nbsp;<a href="https://www.dw.de/dw/article/0,,15867021,00.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Nadir elementler tek çatı altında</a>, 9 Nisan 2012<br>EN,&nbsp;<a href="https://tr.euronews.com/2012/03/14/nadir-toprak-metalleri-ekonomi-devlerini-birbirine-dusurdu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Nadir toprak metalleri ekonomi devlerini birbirine düşürdü</a>, 18 Mart 2012</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ay ile Dünya Benzer İç Yapısına Sahipmiş</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/ay-ile-dunya-benzer-ic-yapisina-sahipmis/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Jun 2025 08:22:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=617</guid>

					<description><![CDATA[Uydu fotoğrafları ve çeşitli çalışmalar, Ay’ın sahip olduğu yüzey şekline dair en ince ayrıntıları gözler önüne sererken, iç yapı hakkındaki bilgiler tahminlerin ötesine geçememişti. Yeni araştırma bu konudaki bilinmeyenleri ortaya çıkarıyor. Son teknolojiyi içeren&#160;sismik yöntemler, Ay’ın Dünya’nınkine benzer bir çekirdek yapısına sahip olduğunu gösteriyor. Apollo görevleri sırasında 1969 ile 1972 yılları arasında yerleştirilen ve 1977...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Uydu fotoğrafları ve çeşitli çalışmalar, Ay’ın sahip olduğu yüzey şekline dair en ince ayrıntıları gözler önüne sererken, iç yapı hakkındaki bilgiler tahminlerin ötesine geçememişti. Yeni araştırma bu konudaki bilinmeyenleri ortaya çıkarıyor. Son teknolojiyi içeren&nbsp;<strong>sismik yöntemler, Ay’ın Dünya’nınkine benzer bir çekirdek yapısına sahip olduğunu gösteriyor.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Apollo görevleri sırasında 1969 ile 1972 yılları arasında yerleştirilen ve 1977 yılının sonunda değin aktif olan dört sismometreden elde edilen verilerin yeni teknolojiler ışığında değerlendirilmesi sonucunda uydumuzun, yaklaşık 240 km çapında ve demir açısından zengin bir iç çekirdek ile 330 km çapında akışkan demir içeren bir dış çekirdeğe sahip olduğu anlaşıldı. Bu iç yapının Dünya’dakiyle olan başlıca farkını ise, çekirdeği saran ve 480 km çapa sahip bir kısmen erimiş tabaka meydana getiriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Araştırma, çekirdek çevresinde kükürt gibi hafif elementlerin varlığını da ortaya koyuyor. Bu da bilimcilere benzeri elementlerin aynı şekilde Dünya çekirdeğini de sarabileceğini düşündürtüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">NASA’nın araştırma ekibinden Renee Weber, Ay çekirdeğinin yapısına ait detayları ortaya çıkarmanın, Ay’ın oluşumuna dair gerçekçi modellerin oluşturulabilmesi açısından önemli olduğuna dikkat çekiyor. Bununla birlikte bulgular, uydunun ay dinamosu olarak adlandırılan kendi güçlü manyetik alanının evrimine de ışık tutacak. NASA’nın bu yıl içinde hayata geçirmeyi planladığı projeler ile, Ay’ın iç yapısına dair daha kapsamlı verilere ulaşılabileceği tahmin ediliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sceince’de (<em>Bilim</em>) yayımlanan çalışmanın <a href="https://www.sciencemag.org/content/early/2011/01/05/science.1199375" target="_blank" rel="noreferrer noopener">öz</a>ü aşağıda</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Seismic Detection of the Lunar Core<br>Despite recent insight regarding the history and current state of the Moon from satellite sensing and analyses of limited Apollo-era seismic data, deficiencies remain in our understanding of the deep lunar interior. We reanalyzed Apollo lunar seismograms using array processing methods to search for the presence of reflected and converted seismic energy from the core. Our results suggest the presence of a solid inner and fluid outer core, overlain by a partially molten boundary layer. The relative sizes of the inner and outer core suggest that the core is ~60% liquid by volume. Based on phase diagrams of iron alloys and the presence of partial melt, the core likely contains less than 6 weight % of lighter alloying components, which is consistent with a volatile-depleted interior.</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>NASA, <a href="https://www.nasa.gov/topics/moonmars/features/lunar_core.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NASA Research Team Reveals Moon Has Earth-Like Core</a>, 6 Ağustos 2011 tarihinde ulaşılmıştır.<br>NTVMSNBC, <a href="https://www.ntvmsnbc.com/id/25169573" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Uydumuzun iç yapısı anlaşıldı</a>, 6 Ağustos 2011 tarihinde ulaşılmıştır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="550" height="549" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ayin_ic_yapisi.jpg" alt="" class="wp-image-618" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ayin_ic_yapisi.jpg 550w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ayin_ic_yapisi-300x300.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/ayin_ic_yapisi-150x150.jpg 150w" sizes="(max-width: 550px) 100vw, 550px" /></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’nin En Yüksek 10 Barajı ve Bir Barajın Hikâyesi</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/turkiyenin-en-yuksek-10-baraji-ve-bir-barajin-hikayesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Jun 2025 08:09:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Enerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=610</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’nin en yüksek on barajı hangileri biliyor musunuz? Keban ve Ermenek barajı kaç metre yüksekliğinde? Devlet Su İşleri’nin 18 Mart 2011 tarihli yazısındaki sıralama şöyle.. 1- Ermenek Barajı2009 yılında işletmeye açılan Ermenek Barajı, Türkiye’nin en yüksek barajıdır. Göksu Nehri üzerinde yer alan barajın yüksekliği 210 m’dir. Enerji amaçlı inşa edilen baraj, Karaman ili sınırları içindedir. 2- Keban...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Türkiye’nin en yüksek on barajı hangileri biliyor musunuz? Keban ve Ermenek barajı kaç metre yüksekliğinde? Devlet Su İşleri’nin 18 Mart 2011 tarihli yazısındaki sıralama şöyle..</p>



<p class="wp-block-paragraph">1- <a href="https://www2.dsi.gov.tr/baraj/detay.cfm?BarajID=661" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ermenek Barajı</a><br>2009 yılında işletmeye açılan Ermenek Barajı, Türkiye’nin en yüksek barajıdır. Göksu Nehri üzerinde yer alan barajın yüksekliği 210 m’dir. Enerji amaçlı inşa edilen baraj, Karaman ili sınırları içindedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2- <a href="https://www2.dsi.gov.tr/baraj/detay.cfm?BarajID=54" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Keban Barajı</a><br>Fırat Nehri üzerinde yer alan Keban Barajı Türkiye’nin en yüksek 2. barajıdır. Enerji üretmek amacıyla inşa edilen barajın yüksekliği 207 m’dir. Baraj, 1975 yılında yapılmış olup Elazığ ilinin sınırları içindedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">3- <a href="https://www2.dsi.gov.tr/baraj/detay.cfm?BarajID=200" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Berke Barajı</a><br>1999 yılında Adana’da işletmeye açılan baraj, Ceyhan Nehri üzerinde yer alır. 201 m yüksekliğiyle Türkiye’nin üçüncü büyük barajıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">4- <a href="https://www2.dsi.gov.tr/baraj/detay.cfm?BarajID=112" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Altınkaya Barajı</a><br>Kızılırmak Nehri üzerinde kurulan baraj 1988 yılında işletmeye açılmıştır. 195 m yüksekliğiyle Türkiye’nin dördüncü büyük barajı olan Altınkaya Barajı, enerji amaçlı olup Samsun ilinin sınırları içerisindedir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">5- <a href="https://www2.dsi.gov.tr/baraj/detay.cfm?BarajID=90" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Oymapınar Barajı</a><br>Manavgat Nehri üzerinde yer alan Oymapınar Barajı, 185 m yüksekliğiyle Türkiye’nin beşinci yüksek barajıdır. Antalya ili sınırlarında yer alan baraj, enerji amaçlı olup 1984 yılında işletmeye açılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">6- <a href="https://www2.dsi.gov.tr/baraj/detay.cfm?BarajID=71" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Hasan Uğurlu Barajı</a><br>Baraj, 1981 yılında Yeşilırmak üzerinde kurulmuştur. 175 m yüksekliğiyle Türkiye’nin en yüksek altıncı barajı olan Hasanuğurlu, Samsun ili sınırları içerisinde yer alır. Enerji amaçlıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">7- <a href="https://www2.dsi.gov.tr/baraj/detay.cfm?BarajID=104" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Karakaya Barajı</a><br>Fırat Nehri üzerinde yer alan Karakaya Barajı 173 m yüksekliğiyle Türkiye’nin yedinci yüksek barajıdır. 1987 yılında işletmeye açılan baraj, enerji amaçlı olup Diyarbakır ili sınırları içerisinde yer alır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">8- <a href="https://www2.dsi.gov.tr/baraj/detay.cfm?BarajID=149" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Atatürk Barajı</a><br>Baraj, 1992 yılında Fırat Nehri üzerinde işletmeye açılmıştır. Enerji ve sulama amaçlı inşa edilen baraj, 169 m yüksekliğiyle Türkiye’nin sekizinci en yüksek barajıdır. Şanlıurfa’da yer alır. Sahip olduğu hacimle <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_largest_dams" target="_blank" rel="noreferrer noopener">dünyanın en geniş 5. barajı</a>dır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">9- <a href="https://www2.dsi.gov.tr/baraj/detay.cfm?BarajID=232" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kığı Barajı</a><br>Bingöl’de Peri Nehri üzerinde yer alan baraj, 168 m yüksekliğiyle Türkiye’nin dokuzuncu büyük barajıdır. 2003 yılında işletmeye açılan baraj enerji amaçlıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">10- <a href="https://www2.dsi.gov.tr/baraj/detay.cfm?BarajID=41" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Gökçekaya Barajı</a><br>1972 yılında işletmeye açılan baraj Eskişehir’de bulunmaktadır. 158 m yüksekliğiyle Türkiye’nin onuncu yüksek barajı olan Gökçekaya, enerji amaçlı olup Sakarya Nehri üzerinde yer alır.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="717" height="327" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/havza_haritasi.jpg" alt="" class="wp-image-613" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/havza_haritasi.jpg 717w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/havza_haritasi-300x137.jpg 300w" sizes="(max-width: 717px) 100vw, 717px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Büyük akarsu havzaları haritası. Harita: <a href="https://www.eie.gov.tr/HES/index.aspx" target="_blank" rel="noreferrer noopener">EİEİ</a>.</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Meriç Havzası (01), Müteferrik* Marmara Suları Havzası (02), Susurluk Havzası (03), Müteferrik Ege Suları Havzası (04), Gediz Havzası (05), Küçükmenderes Havzası (06), Büyükmenderes Havzası (07), Mütererrik Batı Akdeniz Suları Havzası (08), Müteferrik Orta Akdeniz Suları Havzası (09), Burdur Gölü Kapalı Havzası (10), Afyon Suları Kapalı Havzası (11), Sakarya Havzası (12), Müteferrik Batı Karadeniz Suları Havzası (13), Yeşilırmak Havzası (14), Kızılırmak Havzası (15), Orta Anadolu Kapalı Havzası (16), Müteferrik Doğu Akdeniz Suları Havzası (17), Seyhan Havzası (18), Hatay Suları Havzası (19), Ceyhan Havzası (20), Fırat-Dicle Havzası [ Fırat Nehri ve kolları (21), Dicle Nehri ve kolları (26)], Müteferrik Doğu Karadeniz Suları Havzası (22), Çoruh Havzası (23), Aras Havzası (24), Van Gölü Kapalı Havzası (25).</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>* Ayrılmış, dağınık.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">***</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu sıralama değişebilir. Nasıl mı.. <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Deriner_Dam" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Deriner Barajı ve Hidroelektrik Santrali</a>, Doğu Karadeniz Bölgesi sınırları içerisinde Çoruh Nehri üzerinde ve Artvin İl Merkezini Erzurum İl Merkezine bağlayan Devlet Karayolu üzerindeki köprünün 5 km membasındadır. Çoruh Projesi’ndeki barajlar mansaptan membaya doğru sıralandığında Deriner Barajı 3. sıradaki barajımızdır. Çoruh Nehri üzerindeki ilk kilit baraj olan Deriner Barajı çift eğrilikli beton kemer baraj kategorisinde ülkemizin en yüksek, <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_world%27s_tallest_dams" target="_blank" rel="noreferrer noopener">dünyanın ise 3. (!) yüksek barajı olacak</a>tır. Türkiye’de birinciliğin el değiştireceği kesin; ama aynı durum dünya sıralamasında geçerli değil..</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www2.dsi.gov.tr/baraj/detay.cfm?BarajID=238" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Deriner Barajı</a>’nın temelden yüksekliği 249 m, uzunluğu 720 m ve genişliği krette 18 metre olacak şekilde planlanmıştır. Toplam gövde hacmi 3,4 milyon m3 olup, bu hacmin 3,15 milyon m3′lük kısmının imalatı tamamlanmış ve fiziki gerçekleşmede % 93 mertebesine ulaşılmıştır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Francis tipi 4 adet türbini bulunan santralin kurulu gücü 670 MW olup, yıllık 2 milyar 118 milyon kWh enerji üretilmesi planlanmaktadır. Yıllık ortalama akım 4,84 milyar m3 olup, regülasyon oranı %94’tür. Çoruh Havzası üzerinde 1,97 milyar m3 depolama hacmi ile 2. büyük rezervuara sahip olan Deriner Barajı bu özelliği ile aynı zamanda mansabında bulunan barajların rezervuar düzenlemesi görevini de üstlenecektir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">***</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="675" height="339" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/khes_harita.jpg" alt="" class="wp-image-615" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/khes_harita.jpg 675w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/khes_harita-300x151.jpg 300w" sizes="(max-width: 675px) 100vw, 675px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Küçük sularda hidroelektrik (KHES) amaçlı su potansiyeli çalışmaları. Harita: <a href="https://www.eie.gov.tr/HES/index.aspx" target="_blank" rel="noreferrer noopener">EİEİ</a>.</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><em><strong>Bir barajın hikâyesi</strong></em>.. Dağlardan gelen nehir suları aşağı doğru akıp gider, bir deniz veya göle ulaşırlar. Ya da yeraltına sızıp kaynakları ve kuyuları beslerler. Seyahatleri esnasında nehirler şehirlere, köylere, fabrikalara ve çiftliklere su sağlarlar. Ancak akarsuların taşıdığı su her yıl ya da yılın her mevsimi aynı miktarda değildir. Bazı kurak geçen yıllarda bazı akarsular tamamen kuruyabilir ya da bazı ıslak yıllarda akarsular yatağına sığmayarak taşabilir. Aynı şekilde yılın farklı mevsimlerinde farklı miktarda su gelebilir. Yazın suya en fazla ihtiyaç duyulan zamanda nehirlerde su miktarı çok azalabilir ve kışın, suya fazla ihtiyaç duyulmayan mevsimde nehirler çok miktarda su taşıyabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">O halde nehirlerin taşıdığı suyu tutmanın bir yolu olmalı. Fakat bu su akıp giderken nasıl tutacaksınız? <a href="https://www2.dsi.gov.tr/baraj/baraj_arama.cfm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Barajlar</a>la…</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu dev bariyerler nehir sularını tutarlar. Arkalarında oluşan gölde tuttukları suyu biriktirirler. İhtiyaç duyulmayan zamanda gelen fazla suyu tutar ve ihtiyaç duyulan zamanda onu insanın hizmetine sunarlar. İnsan bu suyla içme, kullanma ihtiyacını karşılayabilir veya bitkileri sulamak için kullanır. Bitkilerin büyümesi için kökleri ile topraktan su almaları gerekir yoksa solarlar. Bitkinin kök bölgesine ihtiyaç duyduğu suyu, ihtiyaç duyduğu zamanda, ihtiyaç duyduğu miktarda vermeye sulama denir. Barajlar aynı zamanda elektrik üretir ve bizleri taşkından korur. Barajların göllerinde biriken ve yükselerek potansiyel enerji kazanan suların bu enerjisi önce kinetik enerjiye sonra da elektrik enerjisine çevrilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsanlar nehirler üzerine pek çok sebepten baraj inşa ederler: arazilerini taşkından korumak için, sulama yapmak için, enerji üretmek için, nehir yataklarını değiştirmek için, yapay göller oluşturmak için ve su seviyesini yükseltip teknelerle ulaşım sağlamak için… Ne için inşa edildikleri önemli olmaksızın bütün barajlar büyük miktardaki suyu tutacak kadar sağlam olmalıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Baraj yapıldıktan sonra binlerce hektar alan, bu alanda yaşayan bitki ve hayvanlar suların yükselmesinden etkilenirler. Göl alanında yaşayan insanlar başka yerlere taşınmak zorunda kalırlar. Fakat bunun sonucunda insanlar balıkçılık, yüzme, su kayağı, tekne gezileri için bir göle sahip olurlar. Enerji üretirler, içme-kullanma ve sulama suyu sağlarlar. Taşkından korunurlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Barajlar neden önemlidir? Barajlar önemlidir. Çünkü insanlara içme, kullanma ve sanayi suyu sağlar, sulama suyu sağlar, balıkçılık ve rekreasyon olanakları sağlar, hidroelektrik enerji elde edilmesini sağlar, nehirlerde suyun kontrolünü sağlar. Barajlar aynı zamanda insanları taşkın tehlikelerinden korur. Barajlar nehirleri kontrol ederler.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>DSİ, 2011. <a href="https://www.dsi.gov.tr/haberler/2011/03/18/t%C3%BCrkiye'nin-en-y%C3%BCksek-barajlar%C4%B1" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Türkiye’nin En Yüksek Barajları</a>, 24 Temmuz 2011 tarihinde ulaşılmıştır.<br>DSİ, 2011. <a href="https://www.dsi.gov.tr/haberler/2011/03/18/bir-baraj%C4%B1n-hikayesi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Bir Barajın Hikayesi</a>, 24 Temmuz 2011 tarihinde ulaşılmıştır.<br>DSİ, 2011. <a href="https:///www.dsi.gov.tr/haberler/2011/06/02/d%C3%BCnya'n%C4%B1n-en-y%C3%BCksek-3-baraj%C4%B1nda-sona-do%C4%9Fru-" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Dünya’nın en yüksek 3. barajında sona doğru.</a>, 24 Temmuz 2011 tarihinde ulaşılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Derin Deniz Sondajları ve Petrolün Geleceği</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/derin-deniz-sondajlari-ve-petrolun-gelecegi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Jun 2025 16:47:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Enerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=604</guid>

					<description><![CDATA[Petrol şirketleri, dünyada kalan son petrol rezervlerine de ulaşabilmek için açık denizde ve her zamankinden daha derinlerde sondaj yapıyorlar. Derin deniz (derin su) sondajı, eskiden fahiş fiyatlara yapılabiliyordu ama 2007 ve 2008 yıllarında petrol fiyatlarının hayli yüksek olması, açık deniz rezervlerine olan ilginin canlanmasına katkı sağladı. Günümüz Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Burak Hüseyin Obama, Meksika Körfezi’ndeki petrol...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petrol şirketleri, dünyada kalan son petrol rezervlerine de ulaşabilmek için açık denizde ve her zamankinden daha derinlerde sondaj yapıyorlar.</strong> Derin deniz (derin su) sondajı, eskiden fahiş fiyatlara yapılabiliyordu ama 2007 ve 2008 yıllarında petrol fiyatlarının hayli yüksek olması, açık deniz rezervlerine olan ilginin canlanmasına katkı sağladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Günümüz Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Burak Hüseyin Obama, Meksika Körfezi’ndeki petrol kirliliğinin, çevre politikaları üzerinde kalıcı bir etkisi olacağını söyledi ama bu derin deniz sondajlarının geleceği açısından acaba ne anlama gelecek? ABD Doğal Kaynaklar Yönetim Dairesi’nin (US MMS) verilerine göre 2008 yılında Meksika Körfezi açıklarında 31 petrol kuyusu vardı. 1992 yılında ise bu rakam, sadece 3′tü. 2008 yılında Körfez’de yedi yeni derin deniz projesi başlatıldı. Bunlar arasında, Thunder Horse Sahası, bölgedeki en büyük petrol üretim yeri olarak öne çıkıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Keşifler, dünyanın diğer yerlerinde de devam ediyor. Bu yılın başlarında petrolün aşırı derinde olduğu düşünülen Falkland Adaları’nda dahi sondaj çalışmalarına başlandı. Ancak&nbsp;<strong>şimdiye kadar derin deniz petrollerinin büyük bölümü altın üçgen diye de anılan ve Meksika Körfezi, Brezilya ve Batı Afrika’yı kapsayan bölgede bulundu.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Brezilya sahilinin açıklarındaki Tupi ve Jüpiter sahaları, son yıllarda keşfedilen ve en geniş derin deniz rezervlerine sahip sahalar olarak biliniyor. Nijerya ve Angola açıklarındaki büyük sahalardan da istifade ediliyor. Teknoloji ilerledikçe daha derinlerdeki petrol rezervlerine ulaşılabilir oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Petrol şirketleri, artık Deepwater Horizon gibi yüzeyden 500 metre, hatta daha derinlere sondaj yapabilir hale geldiler. Derin denizlerde petrol üretimine ilişkin ayrıntılı bir hesap edinmek ise kolay değil. Bu kısmen derin deniz sondaj çalışmalarının tanımındaki farklılıklardan kaynaklanıyor. US MMS 305 metrenin altındaki kuyuları derin deniz sondaj sahası olarak tanımlıyor. Diğer kuruluşlar, örneğin Petroleum Economist ve Exxonmobil için derin deniz tanımı, 400 metreden başlıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya genelinde petrol tüketimi son iki yılda az da olsa düştü. Bu durum, büyük ölçüde küresel ekonomik krize bağlanıyor. BP’nin enerjiye ilişkin istatistik değerlendirmelerinde 2008′den 2009′a kadar geçen sürede tüketimin yüzde 1,7 oranında düştüğü gözleniyor. Haliyle üretimde de geçen yıl hafif düşüş oldu, günde 2 milyon varil, yani yüzde 2,6′lık bir üretim yapıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">ABD Enerji Enformasyon Dairesi, küresel ekonomi düzelmeye başladıkça enerji talebinin de 2010 yılında yeniden artacağını öngörüyor. Dünyada derin deniz sondajı konusunda en büyük şirket olduğunu öne süren Exxonmobil, bilinen derin deniz sahalarının sadece yarısında keşif çalışmaları yapıldığını söylerken, derin deniz petrollerinin önümüzdeki yıllarda, toplam petrol üretiminde gözle görülür bir yer kaplamaya devam edeceğini öngörüyor. Meksika Körfezi’ndeki çevre felaketi yaşanmadan önce US MMS, Körfez’de derin deniz sondaj çalışmaları için umut veren bir gelecekten bahsediyordu. Ancak Başkan Obama, Meksika Körfezi’ndeki felaketten gereken derslerin çıkarılmasının önemli olduğunu ve bunun, petrole alternatif enerji kaynaklarına yönelmesini de içerdiğinin altını çiziyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>BBCTürkçe, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/multimedya/2010/06/100616_graphics_drilling.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Derin deniz petrollerinin geleceği</a>, 7 Ağustos 2011 tarihinde ulaşıldı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="786" height="505" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/derin_deniz_petrol_sondaji.jpg" alt="" class="wp-image-605" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/derin_deniz_petrol_sondaji.jpg 786w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/derin_deniz_petrol_sondaji-300x193.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/derin_deniz_petrol_sondaji-768x493.jpg 768w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/derin_deniz_petrol_sondaji-150x95.jpg 150w" sizes="(max-width: 786px) 100vw, 786px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="460" height="311" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/petrol_bilgi.jpg" alt="" class="wp-image-606" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/petrol_bilgi.jpg 460w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/petrol_bilgi-300x203.jpg 300w" sizes="(max-width: 460px) 100vw, 460px" /></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeryüzeyinin Geçirgenlik Haritası</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/yeryuzeyinin-gecirgenlik-haritasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Jun 2025 15:47:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hidrojeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=600</guid>

					<description><![CDATA[Hidrojeoloji açısından geçirgenlik önemli bir değişkendir. Haliyle hidrojeolojinin üst konusu olan ve daha kapsamlı bir alana hükmeden hidrolojide (subilimde) de önemlidir. Kulakları çınlasın Mehmet Hocamızın, Gözenekli Ortam Hidroliği dersinde bizlere anlattığı kadarıyla şunu söyleyebilirim. Gözenekli bir ortamdaki akışkanın akışı, o ortamın akışkanı geçirebilme yeteneği ile sınırlıdır. Düz bir hidrojeolog açısından geçirgenlik hem akışkana hem de...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Hidrojeoloji açısından geçirgenlik önemli bir değişkendir. Haliyle hidrojeolojinin üst konusu olan ve daha kapsamlı bir alana hükmeden hidrolojide (subilimde) de önemlidir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kulakları çınlasın Mehmet Hocamızın, Gözenekli Ortam Hidroliği dersinde bizlere anlattığı kadarıyla şunu söyleyebilirim. Gözenekli bir ortamdaki akışkanın akışı, o ortamın akışkanı geçirebilme yeteneği ile sınırlıdır. Düz bir hidrojeolog açısından geçirgenlik hem akışkana hem de akışkanın içinde olduğu ortama -örneğin zemine- bağlıdır.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu kadar sıkıcı bilgiden sonra haberimize dönelim.&nbsp;<strong>İlk kez Dünya çapında bir geçirgenlik haritası oluşturulmuş. Aslında yukardaki tanımı temel alınca tam anlamıyla bir geçirgenlik haritası demek de doğru olmaz.</strong>&nbsp;Aslında bu harita, yeryüzüne düşen yağışın (yağmur, kar vs.), yeryüzeyinde ve yeryüzeyine yakın ortamlarda karşılaştığı direncin dağılımını göstermektedir. Böylece sızıntı dağılımı azdan çoğa (düşükten yükseğe) doğru derecelendirilmiş. Bu harita yardımıyla su döngüsü (ya da su çevrimi) daha kolay ve daha iyi anlaşılabilecek, yorumlanabilecek. Ayrıca, yeraltındaki su kaynaklarının sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasında da bir kestirimde olmadı bir öngörüde gene olmazsa bir tahminde bulunmamıza yardım edecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">En önemli noktaysa, iklim tahminlerinde hesaba katılmayan yeraltındaki donmamış su ve tatlı (ya da içilebilir) su, oluşturulan bilgisayar örneklemelerinde (modellemelerinde) de hesaba katılabilecek ve böylece yeraltındaki suyun hareketi de açığa çıkartılabilecek.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bahsi geçen geçirgenlik haritası <a href="https://www.eos.ubc.ca/about/researcher/T.Gleeson.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Tom Gleeson</a> (Britanya Kolumbiyası Üniversitesi) ve arkadaşları tarafında üretilmiş. Farklı farklı bölgelerdeki birçok kayaçtan (veya kayadan) veri toplayan takım, herbir kayaç çeşidi için bilinen geçirgenlik özellikleri kullanarak bölgelerdeki (alanlardaki) sızıntıyı hesaplamış.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.agu.org/pubs/crossref/2011/2010GL045565.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Yayının özü</a> aşağıda..</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Mapping permeability over the surface of the Earth<br>Permeability, the ease of fluid flow through porous rocks and soils, is a fundamental but often poorly quantified component in the analysis of regional-scale water fluxes. Permeability is difficult to quantify because it varies over more than 13 orders of magnitude and is heterogeneous and dependent on flow direction. Indeed, at the regional scale, maps of permeability only exist for soil to depths of 1–2 m. Here we use an extensive compilation of results from hydrogeologic models to show that regional-scale (&gt;5 km) permeability of consolidated and unconsolidated geologic units below soil horizons (hydrolithologies) can be characterized in a statistically meaningful way. The representative permeabilities of these hydrolithologies are used to map the distribution of near-surface (on the order of 100 m depth) permeability globally and over North America. The distribution of each hydrolithology is generally scale independent. The near-surface mean permeability is of the order of ∼5 × 10−14 m2. The results provide the first global picture of near-surface permeability and will be of particular value for evaluating global water resources and modeling the influence of climate-surface-subsurface interactions on global climate change.</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Richard Taylor (Londra Kolej Üniversitesi) bu haritanın çok iyi bir başlangıç olduğu söylüyor söylemesine; ama şunları da eklemeden edemiyor. Ona göre üretilen harita, yoğun bir çalışma yapıldığı için Kuzey Amerika’da çok gerçekçi iken, Dünya’nın geri kalanı içinse çok yetersiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>Marshall, M., 2011. <a href="https://www.newscientist.com/blogs/shortsharpscience/2011/02/new-map-shows-the-leaks-in-our.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">First water map of Earth’s leaky surface</a>, Short Sharp Science, Blogs, New Scientist, accessed at February 17th 2011.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="839" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/logpermeability-1024x839.jpg" alt="" class="wp-image-601" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/logpermeability-1024x839.jpg 1024w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/logpermeability-300x246.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/logpermeability-768x630.jpg 768w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/logpermeability-1536x1259.jpg 1536w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/logpermeability.jpg 1725w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption">Küresel ve Kuzey Amerika çapında logaritmik geçirgenlik (logk m²) ve belirsizliğin haritalanması.<br>(a) Geçirgenlik ve (b) belirsizlik değerlerinin küresel dağılımı. (c) Geçirgenlik ve (d) belirsizlik değerlerinin Kuzey Amerika’daki (Meksika hariç) dağılımı. Kesikli sürekli donmuş toprak hattının [Brown ve diğ., 2001] kuzeyindeki bölgelerde bölgesel ölçekli geçirgenlik çok daha düşük olacaktır. Dağlık arazilerdeki daha küçük sürekli donmuş toprak alanları gösterilmemiştir.</figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Yanardağın Anatomisi: Eyyafyallayöküll</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/bir-yanardagin-anatomisi-eyyafyallayokull/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Jun 2025 10:12:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Volkanoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=583</guid>

					<description><![CDATA[Ey-yaf-yal-la-yö-kül (İz.&#160;Eyjafjallajökull)..&#160;Yaklaşık 190 yıl sonra 2010′un Mart ve Nisan aylarında,&#160;İzlanda’daki Eyyafyallayöküll Yanardağı patlamıştı.. Ardından da, içindeki bütün kin ve nefreti kusan yanardağdan&#160;yayılan kül bulutu, Avrupa’daki hava ulaşımını felç etmişti.. Çıkan onca patırtıdan sonra&#160;Eyyafyallayöküll Yanardağı’nın vücut hatları ortaya koyulmuş durumda.. Eyyafyallayöküll Yanardağı’nı gözlemleyen yanardağbilimciler (volkanologlar), yanardağın patlamasına neden olan olayları aşama aşama ortaya çıkardıklarını söylüyorlar.&#160;Yanardağ, iki...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><em>Ey-yaf-yal-la-yö-kül (İz.&nbsp;<a href="https://www2.norvol.hi.is/page/ies_EYJO2010_word" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Eyjafjallajökull</a>)..</em>&nbsp;Yaklaşık 190 yıl sonra 2010′un Mart ve Nisan aylarında,&nbsp;İzlanda’daki Eyyafyallayöküll Yanardağı patlamıştı.. Ardından da, içindeki bütün kin ve nefreti kusan yanardağdan&nbsp;yayılan kül bulutu, Avrupa’daki hava ulaşımını felç etmişti.. Çıkan onca patırtıdan sonra&nbsp;<strong>Eyyafyallayöküll Yanardağı’nın vücut hatları ortaya koyulmuş durumda..</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Eyyafyallayöküll Yanardağı’nı gözlemleyen yanardağbilimciler (volkanologlar), yanardağın patlamasına neden olan olayları aşama aşama ortaya çıkardıklarını söylüyorlar.</strong>&nbsp;Yanardağ, iki ana patlama evresi geçirmişti.. Buna göre, ilk olarak 1994 ile 1999 yılları arasında, yanardağın altındaki mağmanın yaptığı sokulumlar sonucu sil yapıları oluşmuş. Mağmanın sokuluma devam etmesi sonucu, sil oluşumu giderek çoğalmış ve aynı zamanda dayk yapısı da oluşmuş. Mağmanın sil ve dayk aracılığıyla yukarı çıkması sonucu dağın şekli de değişmiş.&nbsp;<em>Ve beklenen son, aşağıdan eriyik malzeme geliyor..</em>&nbsp;2010 Mart’ında, daykın yükseldiği bölgede şiddetli püskürmeler meydana gelmiş ve yanal bir patlama oluşmuş. 2010 Nisan’ında, eski mağma ile yeni mağma bir araya gelmiş ve dağın zirvesine giden bacada yol alan mağma çok şiddetli bir şekilde patlamış.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nisan ayındaki patlamayı biraz açmak gerekirse.. Yanardağın altında en son 1820′de meydana gelen patlamadan kalma eski bir mağma odası bulunuyormuş. İşte, patlamanın çok şiddetli olmasının nedeni, mevcut durumdaki eski mağmatik kütle ile yeni mağmanın birbirine karışmasıymış. Sonuçta daha fazla gaz üreten yoğun bir karışım ortaya çıkmış..&nbsp;<em>Yanardağ şiştiği zaman, maden suyu içmez. Ee..e, o zaman biriken gaz nereye gidecek..</em>&nbsp;Bu gaz etkisi dışında patlamanın şiddetini arttıran diğer bir neden de zirvenin buzla kaplı olması ve&nbsp;<strong>hidrovolkanik patlama</strong>&nbsp;(<a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Phreatomagmatic_eruption" target="_blank" rel="noreferrer noopener">phreatomagmatic eruption</a>) yani işin içinde eriyik mağma dışında su da var..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Araştırmaya yürüten takımdan Freysteinn Sigmundsson (İzlanda Üniversitesi), “Her yanardağın altında musluk borularını andıran bir tesisat düzeni vardır. Biz de Eyyafyallayöküll’ün patlama sürecinin tümünü ele alan bir örnekleme ile yerin altındaki tesisatı ortaya çıkarttık.” diyor. Yanardağın altındaki büyük mağmatik sokulumun patlamanın temel nedeni olduğu belirten Sigmundsson’a göre, tesisat borularına benzetilen mekanizma düşünüldüğünden de karışık yerbilimsel mekanzimaya sahip.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Küresel konum sistemi (GPS), titreşimölçer (sismometre) ve radar görüntüsünden oluşan verileri kullanan araştırmacılar, Eyyafyallayöküll Yanardağı’nın altındaki mağmatik mekanizmanın ayrıntılı bir taslağını üretmiş</strong>. Nasıl mı.. İlk olarak GPS teknolojisiyle yanardağın üzerindeki ufak bir şekil değişikliği saptanmış. Bu önemli bir ipucu olarak algılanmış ve yanardağ farklı aygıtlarla da yakın takibe alınmış. Elde edilen tüm verilerin ışığında, eriyik halde bulunan minerallerin doldurduğu çatlak ve boşluk ağı ve bu ağı besleyen mağma odası tanımlanmış.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Eyyafyallayöküll’deki patlamanın, yanardağı bol olan İzlanda’da daha büyük çaptaki Katla Yanardağı’nda da bir patlamayı tetikleyip tetiklemeyeceğinden endişe ediliyordu. Fakat araştırmacılar, her yanadağın altında çatlaklar, boşluklar ve mağmadan oluşan tesisatın, birbirinden çok farklı yapıda olduğunu söylüyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211;&nbsp;<a href="https://dx.doi.org/10.1038/nature09558" target="_blank" rel="noreferrer noopener">The paper</a>, including a complete list of authors, is available from Nature.<br>&#8211;&nbsp;<a href="https://www2.norvol.hi.is/page/ies_Eyjafjallajokull_eruption" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Other data</a>&nbsp;concerning the eruption are available.<br>&#8211; Co-author Páll Einarsson says that&nbsp;<a href="https://www2.norvol.hi.is/page/ies_EYJO2010_word" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Eyjafjallajökull is not a difficult word</a>.<br>&#8211; <a href="https://volcano.si.edu/volcano.cfm?vn=372020" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Eyjafjallajökull / Global Volcanism Program</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>Amos, J., 2010.&nbsp;<a href="https://www.bbc.co.uk/news/science-environment-11784573" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Scientists picture Icelandic volcano’s ‘plumbing’</a>, Science &amp; Environment, News, BBC, London, England, accessed at November 21st 2010.<br>BBCTürkçe, 2010.&nbsp;<a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/11/101119_volcano_plumbing.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Yanardağa musluk tamircisi gibi bakan İzlandalı ekip</a>, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, 20 Kasım 2010 tarihinde ulaşıldı.<br>Sakai, J., Deretsky, Z., Sigmundsson, F. and Feigl, K. L., 2010.&nbsp;<a href="https://www.geoscience.wisc.edu/geoscience/3938/intrusion-triggering-of-the-2010-eyjafjallajokull-explosive-eruption" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Intrusion triggering of the 2010 Eyjafjallajökull explosive eruption</a>, People in the News, Department of Geoscience, University of Wisconsin-Madison, Madison, Wisconsin, USA, accessed at November 20th 2010.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="900" height="566" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/volcanoIllustration-NSF.jpg" alt="" class="wp-image-586" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/volcanoIllustration-NSF.jpg 900w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/volcanoIllustration-NSF-300x189.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/volcanoIllustration-NSF-768x483.jpg 768w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/volcanoIllustration-NSF-150x95.jpg 150w" sizes="(max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption class="wp-element-caption">İzlanda’daki Eyjafjallajökull yanardağında gerçekleşen olayların üç boyutlu geometrisini (solda) ve zamanlamasını (sağ sütunda) göstermektedir. Yanardağın iç yapısı, magmanın Dünya’nın derinliklerinden yükselmesini sağlayan birbirine bağlı bacalar, siller ve dayklardan oluşan karmaşık bir sistemden meydana gelir.<br>Zaman çizelgesindeki ilk üç panel, 1994, 1999 ve 2010’un ilk aylarında gerçekleşen, magmanın yeraltına sızarak yer deformasyonlarına ve sismik olaylara neden olduğu belirgin <em>içsel hareketleri</em> (intrüzyonları) göstermektedir. Bu huzursuzluk döneminde herhangi bir püskürme gerçekleşmemiştir.<br>Dördüncü panel, 20 Mart – 12 Nisan 2010 tarihleri arasında gerçekleşen ilk püskürmeyi göstermektedir. Bu süreçte bazaltik magma (kırmızı renkle gösterilmiş) dağın yamacından yüzeye çıkmıştır.<br>Beşinci panel ise 14 Nisan – 22 Mayıs 2010 tarihleri arasındaki ikinci püskürmeyi göstermektedir. Bu sefer, farklı türde bir magma olan trakiandezit (turuncu ile gösterilmiş), buz örtüsüyle kaplı zirvenin altından patlayıcı şekilde fışkırmıştır. Magmanın buzla etkileşimi, püskürmenin şiddetini başlangıçta artırmış; bunun sonucunda 30.000 fit (9.144m) yüksekliğe ulaşan bir partikül sütunu oluşmuş ve bu durum haftalarca Avrupa’daki hava trafiğini kesintiye uğratmıştır.<br>Kaynak: Zina Deretsky (National Science Foundation)</figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Macaristan’daki Alüminyum Tesisinin Atık Depolama Tesisi Yıkıldı ve Toksik Çamur Etrafa Yayıldı</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/macaristandaki-aluminyum-tesisinin-atik-depolama-tesisi-yikildi-ve-toksik-camur-etrafa-yayildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Jun 2025 08:54:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=575</guid>

					<description><![CDATA[Macaristan’nın Veszprém bölgesinde bulunan Ajka kentindeki çevre felaketinin bilançosu giderek ağırlaşıyor. Balaton gölü yakınındaki bir alüminyüm fabrikasında kimyasal atıkların biriktirildiği göletin iki seti yıkıldı ve yayılan kırmızı çamur nedeniyle 4 kişi hayatını kaybetti, 100′den fazla kişi de yaralandı ve 7 kişinin de kayıp olduğu bildiriliyor. Olayın ardından ülkenin batısında olağanüstü hal (OHAL) ilan edildi. 4 Ekim 2010 Pazartesi...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Macaristan</strong>’nın Veszprém bölgesinde bulunan Ajka kentindeki çevre felaketinin bilançosu giderek ağırlaşıyor. Balaton gölü yakınındaki <strong><a href="https://www.mal.hu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">bir alüminyüm fabrikası</a>nda kimyasal atıkların biriktirildiği göletin iki seti yıkıldı</strong> ve yayılan kırmızı çamur nedeniyle 4 kişi hayatını kaybetti, 100′den fazla kişi de yaralandı ve 7 kişinin de kayıp olduğu bildiriliyor. <strong>Olayın ardından ülkenin batısında olağanüstü hal (OHAL) ilan edildi.</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="720" height="480" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/kimyasal-atik-havuzu.jpg" alt="" class="wp-image-580" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/kimyasal-atik-havuzu.jpg 720w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/kimyasal-atik-havuzu-300x200.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/kimyasal-atik-havuzu-600x400.jpg 600w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /><figcaption class="wp-element-caption">Yıkılan atık depolama tesisinin görünümü.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="1000" height="618" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Ajka_accident_22b5430527_b.jpg" alt="" class="wp-image-581" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Ajka_accident_22b5430527_b.jpg 1000w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Ajka_accident_22b5430527_b-300x185.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Ajka_accident_22b5430527_b-768x475.jpg 768w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /><figcaption class="wp-element-caption">Atık depolama tesisinden geniş bir alana yayılan toksik çamurun verdiği zarar.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>4 Ekim 2010 Pazartesi günü, yerel saatle 12.10′da bölgenin en büyük sanayi birimi olan alüminyum üretim tesisinin, atık maddelerinin toplanıp etkisizleştirildiği dev biriktirme göletinin bentleri yıkılmış ve çok tehlikeli ağır metaller de içeren yaklaşık bir milyon ton balçıklı su dört köyü basmış.</strong>&nbsp;Yer yer iki buçuk metreye yaklaşan zehirli atıklı suların oluşturduğu sel, ölümlere ve yüzlerce insanın da yaralanmasına neden oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Atık sular deriyi yakıcı etkiye de sahip olduğundan, Macaristan’ın birçok bölgesinden itfaiye arabaları köylerdeki temizlik çalışmalarına katılmak üzere bölgeye yardıma gitmiş. Uzmanlar, nehir sularına karışarak çevreye yayılan ağır metal atıkların, bölge akarsularında canlı hayatını tamamen durdurabileceğini dikkat çekiyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Uzmanlara göre asıl büyük felaket, zehirli atıkların Avrupa nehirler sistemine katılmasıyla ortaya çıkabilir.</strong>&nbsp;Uzmanların hesaplamalarına göre önlem alınabilmesi için en geç 8 Ekim 2010 Cuma gününe kadar zaman var. Çünkü bölge nehirlerinin yataklarından akan sular, 2-3 gün içinde Tuna nehrine ulaşacak. Bu nedenle de felaket bölgesinde nehir yataklarına, zehirli atıkları etkisizleştirebişecek maddeler karıştırılmaya başlandı. Yani bölgede zehirli atıkların Avrupa nehir suları ağına girişini engellemek için zamana karşı yarış devam ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Greenpeace çevre örgütünün Macaristan sorumlusu Zsolt Szekfalvi , kısa vadede binalar ve evlerin zarar göreceğini, ancak atığın, deriyle temasının çok tehlikeleri olduğunu söyledi. Szekfalvi, zehirliği atığın hayvanlar ve bitkiler üzerinde de ciddi zararları gözlenebilir ve uzun vadede çevre üzerindeki etkileri yıkıcı olabilir.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Macaristan hükümeti, alüminyum fabrikasından yayılan zehirli atığın temizlenmesinin 1 yılı aşkın bir zaman süreceğini ve temizleme çalışmalarının milyonlarca Amerikan dolarına mal olacağını bildirdi.</strong>&nbsp;Son durumdan henüz etkilenmemiş sanayi atık alanlarını soyutlamak için, çevrelerinin, gece boyunca buldozer ve kamyonlarla toprak yığılarak pekiştirildiğini belirtiyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çevre felaketinden etkilenen köylerden birini ziyaret eden Macaristan Başbakanı Viktor Orban, zehirli atık tabakasından en çok etkilenen bir köyün artık yaşanılamayacak hale geldiğini söyledi ve “Burada ciddi bir çevre felaketi meydana geldi. Henüz boyutlarını bilmiyoruz. Ama durum ciddi ve büyük. Ve çevredeki nehirler yüzünden kirlenmenin etkileri buradan onlarca kilometre ötelere kadar yayılabilir.” dedi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zehirli atık tabakası 40 kilometre karelik bir alana yayılmış ve 6 köyle bir kenti kaplamış durumda. Tuna nehrinin kollarından birine zehirli tabakanın etkisini durdurmak amacıyla çamur da dökülmüş.&nbsp;<strong>Tortulaşmış zehirli atık tabakası Tuna nehrine karıştığı takdirde oluşacak kirlilik nehir boyunca Hirvatistan’dan Romanya’ya dek uzanan 6 ülkeyi ve son durağı olan Karadeniz’i etkileyebilir.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Son haberlere göre, Orta Avrupa’nın en önemli ırmaklarından biri olan Tuna nehrine karışan Raba ırmağında alkalinite düzeyi yükselmiş. Raba ırmağındaki alkalinite oranı pH 9 düzeyine çıkmış. Alkalinite oranı pH 6 ve 8 arasında olması, normal sayılıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıntılar için<br>&#8211; <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Ajka_alumina_plant_accident" target="_blank" rel="noreferrer noopener">http://en.wikipedia.org/wiki/Ajka_alumina_plant_accident</a><br>&#8211; <a href="https://www.bbc.co.uk/news/world-europe-11481740" target="_blank" rel="noreferrer noopener">http://www.bbc.co.uk/news/world-europe-11481740</a><br>&#8211; <a href="https://www.bbc.co.uk/news/world-europe-11491412" target="_blank" rel="noreferrer noopener">http://www.bbc.co.uk/news/world-europe-11491412</a></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="720" height="360" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Devecser_es_Kolontar_tersege_a_vorosiszap_katasztrofa_utan.jpg" alt="" class="wp-image-576" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Devecser_es_Kolontar_tersege_a_vorosiszap_katasztrofa_utan.jpg 720w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Devecser_es_Kolontar_tersege_a_vorosiszap_katasztrofa_utan-300x150.jpg 300w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="720" height="360" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/devecser_ali_2010282_2.jpg" alt="" class="wp-image-577" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/devecser_ali_2010282_2.jpg 720w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/devecser_ali_2010282_2-300x150.jpg 300w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /><figcaption class="wp-element-caption">Atık depolama tesisindeki toksik atık çamuru çok geniş bir alana yayıldı. Görüntü: Jesse Allen / <a href="https://earthobservatory.nasa.gov/images/46360/toxic-sludge-in-hungary" data-type="link" data-id="https://earthobservatory.nasa.gov/images/46360/toxic-sludge-in-hungary" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NASA EO-1</a> team.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Announcement of MAL Hungarian Aluminium</strong><br>As many learnt about it from the media, a natural disaster has happened on the 4th of October, 2010 at 12:10 p.m., when the red mud broke out from the reservoir No.10 at the MAL Alumina Plant in Ajka. This case is without precedent in the history of the alumina production by Bayer process.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The management testifies the deepest regret to the inhabitants who are personally affected and please, receive our honest condolence those families who suffered the most serious tragedy, lost a member of their family.<br>We express our acknowledgements to all of the organisations who directly contributed and contribute to obviate the disaster.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The leadership of the company considers it its duty to continuously inform the public opinion on authentic way.</p>



<p class="wp-block-paragraph">According to our current knowledge – not to go before the investigation of the experts of the authorities – the corner of reservoir No.10 slipped on the clay-base. At the same time it can be seen on the bird-view photos that the red mud has serious self-supporting effect, so according to the first estimations, the 96 – 98 % of the red mud remained in the reservoir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The Company started to avert the damage without losing time, together with its greatest strategic partners, after conciliation with professional authorities and with organisations with country-wide jurisdiction.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The partial cleaning of the road lead to the reservoir is done; the backfilling of reservoir wall has been started to prevent further leakage.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dissecting the situation, the management figures that it would not be able to detect the signs of the natural catastrophe or could be able to do anything to avert it. The last physical daily inspection and laboratory analyses of last the water sample from monitoring system did not show any sign of the disaster.</p>



<p class="wp-block-paragraph">It is important to know that red mud is not a dangerous waste according to the European Waste Catalogue and Hazardous Waste List (code: EWC-010309), the presence of its components is stable and bounded; they are not soluble by water.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The composition of red mud:<br>&#8211; Fe2O3 (iron-oxide) 40-45 % this gives the red colour of the mud<br>&#8211; Al2O3 (aluminium oxide) 10-15 %<br>&#8211; SiO2 (silicon-dioxide) 10-15 % it is present as sodium or calcium-alumino-silicate<br>&#8211; CaO (calcium-oxide) 6-10 %<br>&#8211; TiO2 (titanium-dioxide) 4-5 %<br>&#8211; Na2O (bounded sodium-oxide) 5-6 %</p>



<p class="wp-block-paragraph">After a few days, we are going to inform the public opinion about the advancement of averting works and about the necessary further arrangements.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The Company mobilizes every available implement and will do its best together with competent authorities to relieve the effects of human tragedies – as if it possible at all.</p>



<p class="wp-block-paragraph">The leadership distinctly confutes the news about breaking of the second reservoir.<br><strong>Management of <em>Magyar Alumínium</em> (MAL Hungarian Aluminium)</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>BBCTürkçe, 2010. ‘Çevreyi temizlemek bir yıl alabilir’, Çevre/İklim, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/10/101006_sludge.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/10/101006_sludge.shtml</a>, 6 Ekim2010 tarihinde ulaşıldı.<br>BBCTürkçe, 2010. Zehirli atık tabakası Tuna’yı tehdit ediyor, Çevre/İklim, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/10/101007_hungary.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/10/101007_hungary.shtml</a>, 6 Ekim2010 tarihinde ulaşıldı.<br>Demirkan, T., 2010. Kızıl zehir Tuna yolunda, Çevre/İklim, BBC Türkçe Servisi, Budapeşte, Macaristan, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/10/101005_hungary_poisoning.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/10/101005_hungary_poisoning.shtml</a>, 6 Ekim2010 tarihinde ulaşıldı.<br>MAL, 2010. Announcement of MAL Hungarian Aluminium, Magyar Alumínium, Budapest, Hungary, <a href="https://english.mal.hu/engine.aspx?page=showcontent&amp;content=Vorosiszap_HIR_EN" target="_blank" rel="noreferrer noopener">english.mal.hu/engine.aspx?page=showcontent&amp;content=Vorosiszap_HIR_EN</a>, accessed at October 7th 2010.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Grönland’daki Petermann Buzulu’ndan Dev Bir Parça Koptu</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/gronlanddaki-petermann-buzulundan-dev-bir-parca-koptu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Jun 2025 08:16:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=571</guid>

					<description><![CDATA[Kuzey Kutbu’nun 1000 kilometre (km) güneyinde, Grönland’daki kuzeybatı sahilindeki Petermann Buzulu’ndan, 251-253-260 (!) km² (kilometrekare) büyüklüğünde bir buz tabakası koptu. Delaware Üniversitesi’nden (ABD) Andreas Münchow‘a göre bu parçalanma, 1962 yılından bu yana Kuzey Kutbu’ndan kopan en büyük Arktik buzdağı kütlesini oluşturuyor. arktiksıfat, coğrafya&#160;Fransızca&#160;arctiqueKuzey Kutbu’yla ilgili, Kuzey Kutbu yakınında olan.—TDK Kopan parçanın kışın yeniden donmaması halinde buzdağının Grönland ve Kanada arasındaki denize...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Kuzey Kutbu’nun 1000 kilometre (km) güneyinde, <strong>Grönland’daki kuzeybatı sahilindeki Petermann Buzulu’ndan</strong>, 251-253-<strong>260</strong> (!) <strong>km² (kilometrekare) büyüklüğünde bir buz tabakası koptu.</strong> Delaware Üniversitesi’nden (ABD) <a href="https://muenchow.cms.udel.edu/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Andreas Münchow</a>‘a göre bu parçalanma, 1962 yılından bu yana Kuzey Kutbu’ndan kopan en büyük Arktik buzdağı kütlesini oluşturuyor.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">arktik<br>sıfat, coğrafya&nbsp;<em>Fransızca</em>&nbsp;arctique<br>Kuzey Kutbu’yla ilgili, Kuzey Kutbu yakınında olan.<br>—TDK</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Kopan parçanın kışın yeniden donmaması halinde buzdağının Grönland ve Kanada arasındaki denize kayabileceğini düşünülüyor. <a href="https://earthobservatory.nasa.gov/IOTD/view.php?id=9085" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Petermann Buzulu’nda çatlakların oluştuğu daha önceden belirlenmişti</a>; yakın zaman içinde buzuldan kopmalar olması bekleniyordu. Münchow, buzdağının güneye inmesi hâlinde bölgedeki deniz trafiğini de etkileyebileceğini söylüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Buzuldaki kopmayı, <a href="https://www.ec.gc.ca/glaces-ice/default.asp?lang=En&amp;n=D32C361E-1" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Kanada Buz Hizmetleri</a>‘nden Trudy Wohlleben’in, NASA’nın uydu görüntülerinden belirlediği söyleniyor. <strong>Görüntüler, Petermann Buzulu’nun 70 kilometre (km) uzunluğundaki yüzer buz tabakasının yaklaşık dörtte birini kaybettiğini gösteriyor.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Münchow, kopan buzdağının, ABD’nin 120 günlük gündelik su ihtiyacını karşılayabilecek miktarda içilebilir su içerdiğini belirtiyor. Ayrıca buzuldaki kopmanın küresel ısınmadan kaynaklanıp kaynaklanmadığının henüz netlik kazanmadığını söylüyor. <strong>Her yıl Grönland buzullarından binlerce buzdağı kopuyor; ancak bunların boyutu nadiren son kopmadaki düzeylere ulaşıyor.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">Konu ile ilgili daha fazla bilgi için <em>İngilizce</em> kaynaklar..<br>&#8211; <a href="https://www.nasa.gov/topics/earth/features/petermann-calve.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ice Island Calves off Petermann Glacier</a> @ NASA<br>&#8211; <a href="https://www.esa.int/esaEO/SEMYXY4OJCG_index_0.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Greenland glacier gives birth to giant iceberg</a> @ ESA<br>&#8211; <a href="https://earthobservatory.nasa.gov/IOTD/view.php?id=45112" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Ice Island calves off Petermann Glacier</a> @ NASA<br>&#8211; <a href="https://ice-glaces.ec.gc.ca/App/WsvPageDsp.cfm?ID=11911&amp;Lang=eng" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Petermann Ice Island</a> @ Environment Canada<br>&#8211; <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Petermann_Glacier" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Petermann Glacier</a> @ Wikipedia<br>&#8211; <a href="https://www.natice.noaa.gov/Petermann.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Petermann Ice Island (2010) Spotted in Northwest Greenland</a> @ NOAA</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>BBCTürkçe, 2010. Grönland’daki bir buzuldan dev bir parça koptu, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/08/100807_greenland_iceberg.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/08/100807_greenland_iceberg.shtml</a>, 14 Ağustos 2010 tarihinde ulaşıldı.<br>UDEL, 2010. Greenland glacier calves island 4 times the size of Manhattan, UD scientist reports, UDaily, University of Delaware, Newark, Delaware, USA, <a href="https://www.udel.edu/udaily/2011/aug/greenland080610.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">udel.edu/udaily/2011/aug/greenland080610.html</a>, accessed at August 14th 2010.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="400" height="494" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Petermann20102171020Aqualg.jpg" alt="" class="wp-image-573" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Petermann20102171020Aqualg.jpg 400w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/Petermann20102171020Aqualg-243x300.jpg 243w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /><figcaption class="wp-element-caption">5 Ağustos 2010 tarihli uydu görüntüsü, Grönland’daki Petermann Buzulu’ndan koparak ayrılan devasa buz adasını göstermektedir. Görsel: Andreas Muenchow</figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5 Ağustos 2010 Şili’deki Maden Kazası</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/5-agustos-2010-silideki-maden-kazasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Jun 2025 16:27:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=557</guid>

					<description><![CDATA[Madende bir kaza olduğu zaman herkesin içinde bir umut olur; ama kaza bölgesinden genelde kötü haber gelir ve o kötü habere yenileri eklenir. Bu sefer böyle olmadı, hikâyemiz Şili’den.. 5 Ağustos 2010 Perşembe günü, Şili’de, bakır ve altın çıkarılan bir madenin ana girişinin çökmesiyle 33 madenci göçük altında kalmış.&#160;Olaydan 17 gün sonraysa, kurtarma ekipleri, göçükte...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Madende bir kaza olduğu zaman herkesin içinde bir umut olur; ama kaza bölgesinden genelde kötü haber gelir ve o kötü habere yenileri eklenir. Bu sefer böyle olmadı, hikâyemiz Şili’den..</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>5 Ağustos 2010 Perşembe günü, Şili’de, bakır ve altın çıkarılan bir madenin ana girişinin çökmesiyle 33 madenci göçük altında kalmış.</strong>&nbsp;Olaydan 17 gün sonraysa, kurtarma ekipleri, göçükte mahsur kalan madencilerle bağlantı kurabilmiş.&nbsp;<strong>Madencilerin tümünün hayatta olduğu belirtiliyor. Mahsur kalan madenciler, Copiapo kenti yakınlarındaki San Jose madeninde dikey olarak yerin yaklaşık 700 metre altında çalışıyorlarmış.</strong>&nbsp;Reuters haber ajansın verdiği bilgiye göre, madenciler küçük bir ev büyüklüğündeki bir sığınakta sınırlı miktarda yiyecekle hayatta kalmayı başarmışlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Madencilerin hayatta olduklarına dair ilk işaret, kurtarma ekiplerinin kazılar sırasında çekiç sesleri duymalarıyla alınmış. Ardından, madendeki sığınağa denetlemek için sondaj yoluyla açılan delikten bir çubuk indirilmiş ve madenciler bu çubuğa bir not iliştirerek, hayatta olduklarını yukarıdakilere bildirmiş. Şili Cumhurbaşkanı Sebastian Pinera, notun alınması üzerine, haberi kamuoyuyla paylaşmış.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="300" height="99" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/estamos_bien_los_33.jpg" alt="" class="wp-image-559"/><figcaption class="wp-element-caption"><em>Türkçe: 2010′daki San José maden kazasındaki madencilerin mesajı; “33 kişiyiz, sığınakta iyi durumdayız.”<br>Español: Mensaje de los mineros atrapados tras el Accidente en el yacimiento San José de 2010<br>English: Miners’ message of 2010 Copiapó mining accident. It says “We are fine in the shelter the 33″ [of us].</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Şimdiyse, açılan küçük tünelden madencilere yüksek enerji veren yiyecekler ulaştırılıyor. Ayrıca gıdanın yanı sıra, açılan küçük tünelden madencilerle iletişim kurmak için de cihazlar indiriliyor. 33 madencinin tünelden içeriye sarkıtılan bir video kameraya çekilmiş siyah-beyaz görüntüleri mevcut ve uzatılan telefon hattıyla da hepsinin konuştuğu bildiriliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir miktar su ve yiyecek stokları olan madencilerin, bunları çok sıkı bir rejime göre aralarında paylaştırdıkları belirtiliyor. Madencilerin anlatımlarına göre, 33 madenciden her biri 48 saatlik bir süre boyunca sadece iki çay kaşığı ton balığı, bir yudum süt ve yarım bisküvi ile beslenerek ellerindeki stoğun bitmemesini sağlamış. Şili’nin madencilik bakanı Laurence Golborne maden işçilerinden bazılarının mide kramplarıdan şikayetçi olduğunu; fakat bunun haricinde sağlık durumlarının gayet iyi olduğunu açıkladı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hayatlarından umut kesildikten sonra, tümünün sağ olduğu ve madendeki bir sığınakta olduklarının anlaşılması Şili’de bayram havası yaratmış; ama mahsur kalan madencileri çıkarmak için açılması gereken tüneli kazmanınsa aylar sürebileceğini belirtiyor. Bu sürenin 4 ay olabileceği mahsur kalan madencilere söylenmiş. Bu uzun süreyi iyi yönetmek isteyen yetkililer, madencilerin depresyona girmemeleri için Amerikan Uzay ve Havacılık Yönetimi’nden (NASA), uzun uzay yolculuklarında, astronotların morallerinin nasıl iyi tutulduğuyla ilgili deneyimlerini aktarması istemiş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İşçilerin, çıkmaları için kazılan 66 santimetre genişliğindeki tünelden çıkabilmeleri için ince kalmaları gerekiyor. Bu yüzden, madencilere uzun bekleyiş boyunca uygulayacakları bir egzersiz programı da verilecek. Ayrıca Şilili mühendisler, en az 4 ay sürecek olan kurtarma çalışmalarını hızlandırmak için yeni bir plan üzerinde çalışıyorlar. Yeni planda, sığınağa inen küçük çaplı tünelin genişletilmesi öngörülüyor. Böylece madencilerin düşünülen süreden iki ay önce kurtulabileceği belirtiliyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="1003" height="727" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/san-jose-accident.jpg" alt="" class="wp-image-561" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/san-jose-accident.jpg 1003w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/san-jose-accident-300x217.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/san-jose-accident-768x557.jpg 768w" sizes="(max-width: 1003px) 100vw, 1003px" /><figcaption class="wp-element-caption"><em>Maden kazasını gösteren diyagram.</em></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><em><strong>32′si Şilili ve 1′i Bolivyalı olan 33 kişinin adları şöyle..</strong><br>Claudio Acuña Cortés, Juan Carlos Aguilar Gaete, Osman Isidro Araya Araya, Samuel Ávalos Acuña, Florencio Ávalos Silva, Renán Anselmo Ávalos Silva, Carlos Alberto Barrios Contreras, Jonny Barrios Rojas, Carlos Bugueño Alfaro, Raúl Enrique Bustos Ibáñez, Pedro Cortez Contreras, Jorge Galleguillos Orellana, Mario Gómez Heredia, José Henríquez González, Daniel Herrera Campos, Juan Andrés Illanes Palma, Franklin Lobos Ramírez, Carlos Mamani (Bolivya) José Ojeda Vidal, Edison Peña Villarroel, Omar Orlando Reigada Rojas, Esteban Rojas Carrizo, Pablo Rojas Villacorta, Jimmy Alejandro Sánchez Lagues, Darío Arturo Segovia Rojas, Víctor Segovia Rojas, Mario Sepúlveda Espinaze, Ariel Ticona Yáñez, Luis Alberto Urzúa Irribarren, Alex Richard Vega Salazar, Richard Villarroel Godoy, Claudio Yáñez Lagos, Víctor Zamora Bugueño.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha fazla bilgi için..<br>&#8211; <a href="https://es.wikipedia.org/wiki/Accidente_en_el_yacimiento_San_Jos%C3%A9_de_2010" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Accidente en el yacimiento San José de 2010</a> (<em>İspanyolca</em>)<br>&#8211; <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/2010_Copiap%C3%B3_mining_accident" target="_blank" rel="noreferrer noopener">2010 Copiapó mining accident</a> (<em>İngilizce</em>)</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="640" height="1024" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/chilerescue01-640x1024.jpg" alt="" class="wp-image-568" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/chilerescue01-640x1024.jpg 640w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/chilerescue01-187x300.jpg 187w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/chilerescue01.jpg 734w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /><figcaption class="wp-element-caption">Madencilere erişmek için yapılan kurtarma sondajı ve kuyusu.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="514" height="1024" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/chilerescue02-514x1024.jpg" alt="" class="wp-image-569" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/chilerescue02-514x1024.jpg 514w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/chilerescue02-151x300.jpg 151w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/chilerescue02.jpg 732w" sizes="(max-width: 514px) 100vw, 514px" /><figcaption class="wp-element-caption">Madencileri yeryüzüne çıkaran mekanizma ve sistem.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Durum Güncellemesi</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">5 Ağustos 2010 Perşembe günü, Şili’de, bakır ve altın çıkarılan bir madenin ana girişinin çökmesiyle 33 madenci göçük altında kalmıştı. <strong>69 gündür yeraltında kurtarılmayı bekleyen 33 madenci birer birer 622 metre derinlikten çıkarıtıldı.</strong> 71 santimetre çapındaki kurtarma kuyusuna indirilen çelik kapsülle (Zümrüdüanka Kuşu’yla) çıkarılan her bir madencinin yüzeye ulaşması yaklaşık 45 dakika sürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Madenciler, 69 gün boyunca sıcaklığın 30 derece, nem oranının ise yüzde 85 olduğu bir ortamda yaşamışlardı. Bir ara bu durumun yükünü en aza indirmek isteyen Şilili yetkililer NASA’dan beslenme, tıbbi ve davranışsal sağlık sorunları gibi konularda uzman kişilerden teknik destek almıştı. Ayrıca NASA ekibi, madencileri çıkarmak için tasarlanmış çelik kapsüle (kurtarma kafesine) ilişkin önerilerde de bulunmuştu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şili’deki madencileri kurtarma operasyonu planlama ve işlem aşamasında mühendislilk uzmanlarının büyük çabasını gerektirdi; ama birçokları,&nbsp;<strong>madencilerin öyküsünden eksik olmayan 33 sayısı</strong>nın da kurtarma operasyonunun başarılı gitmesinde payı olduğuna inanıyor.&nbsp;<strong>Şili’de yaygın olan batıl inançlardan biri, 33 sayısına özel bir anlam yüklüyor.</strong>&nbsp;Hz. İsa peygamberin 33 yaşındayken çarmıha gerildiğine inanıldığı için, nüfusun çoğunluğu Katolik olan Şili’de -ve diğer birçok Katolik ülkede- bu sayıyı uğurlu sayanlar var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">&#8211; Yerin altında mahsur kalan madencilerin sayısının tamı tamına 33 olması, Şili’de kimsenin gözünden kaçmadı.<br>&#8211; Sondaj makinasının yerin altına inen kurtarma tünelini açması da ne bir gün fazla, ne bir gün eksikti; tam 33 gün sürdü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Madenci yakınları daha kurtarma operasyonuna girişilmeden, 33 sayısının kendilerine umut verdiğini söylüyordu; ama 33 sayısının hikmetine inananlar sadece madenciler ve aileleri değil. Şili Cumhurbaşkanı Sebastián Piñera’da bu sayının uğurundan bahsetmeyi ihmal etmedi. Piñera, ilk madenci sağ salim yukarı çıkartıldıktan sonra televizyon kameraları önünde yaptığı konuşmada, 33 sayısının sihrine değindi. Madencilerin kurtarıldığı günün tarihini de aynı gözle okuyan çok sayıda kişi var.&nbsp;<strong>13 Ekim 2010 tarihini 13-10-10 olarak yazan Şilililer, üç sayının toplamının 33 etmesini bir rastlantı olarak görmüyor</strong>; ama bu konuda daha şüpheci bir zihniyette olanlar, kurtarma operasyonuna başlanmasını gece yarısını biraz geçtikten sonraya erteleyen yetkililerin bu sihirde bir parmağı olabileceği kanısında.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Onca curcunadan sonra Piñera, Şili’de madencilerin asla insanlık dışı koşullarda çalışmalarına izin verilmeyeceğini söylemiş. San Jose Madeni’ndeki kazanın tekrarlanmasını önleme amacıyla da yeni bir yasa tasarısı hazırlama sözü vermiş ve madencilerin güvenliğinin gelişmiş ülkelerdeki meslektaşlarıyla aynı düzeyde olacağını eklemiş. Umarım bunlar havada kalmaz diyerek kurtulan madencilere Türkiye’den geçmiş olsun dileklerimiz gönderelim. Bu gibi durumlarda bizim ülkemizde “Verilmiş sadakanız varmış..” diye eklenir demeyi de unutmayalım..</p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha fazla ayrıntı için <a href="https://www.bbc.co.uk/news/special_reports/chile_mine" target="_blank" rel="noreferrer noopener">bbc.co.uk/news/special_reports/chile_mine</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kurtarma operasyonunun grafiğini ve görüntüler için <a href="https://www.bbc.co.uk/news/world-latin-america-11527129" target="_blank" rel="noreferrer noopener">bbc.co.uk/news/world-latin-america-11527129</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kaynakça</strong><br>BBCTürkçe, 2010. Şili’de 17 gün göçük altında kalan madenciler hayatta, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, <a href="https:///www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/08/100823_chile_mine.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/08/100823_chile_mine.shtml</a>, 25 Ağustos 2010 tarihinde ulaşıldı.<br>BBCTürkçe, 2010. Şilili madencilere göçük altında aylarca kalabilecekleri söylenmedi, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/08/100824_chile_miners_speak.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/08/100824_chile_miners_speak.shtml</a>, 25 Ağustos 2010 tarihinde ulaşıldı.<br>BBCTürkçe, 2010. Şilili madencilere zor itiraf: Daha haftalarca bekleyeceksiniz, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/08/100826_chile_long_wait.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/08/100826_chile_long_wait.shtml</a>, 26 Ağustos 2010 tarihinde ulaşıldı.<br>BBCTürkçe, 2010. Şilili madenciler için ‘alternatif kurtarma planı’, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/08/100829_chile_miners.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/08/100829_chile_miners.shtml</a>, 29 Ağustos 2010 tarihinde ulaşıldı.<br>BBCTürkçe, 2010. Madenciler ve 33 rakamının sihirli gücü, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/10/101013_chile_superstition.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/10/101013_chile_superstition.shtml</a>, 16 Ekim 2010 tarihinde ulaşıldı.<br>BBCTürkçe, 2010. Şili liderinden ‘maden güvenliği’ sözü, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/10/101015_chile_mine.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/10/101015_chile_mine.shtml</a>, 16 Ekim 2010 tarihinde ulaşıldı.<br>NASA, 2010. NASA Provides Assistance to Trapped Chilean Miners, News &amp; Features, NASA, Washington, USA, <a href="https://www.nasa.gov/news/chile_assistance.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">nasa.gov/news/chile_assistance.html</a>, accessed at October 16th 2010.<br>NTVMSNBC, 2010. İşte mucize kurtuluşun grafiği, Genel, Dünya, NTVMSNBC, Santiago, Şili, <a href="https://www.ntvmsnbc.com/id/25140202" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ntvmsnbc.com/id/25140202</a>, 16 Ekim 2010 tarihinde ulaşıldı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ESA: Dünya’nın Bilinen En Kapsamlı Yerçekimi Haritası</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/esa-dunyanin-bilinen-en-kapsamli-yercekimi-haritasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 Jun 2025 09:10:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeofizik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=551</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa Uzay Kurumu‘nun (ESA) yerküreyi daha iyi gözlemlemek için giriştiği iddialı bir projenin parçası olan yerçekimi haritası, Norveç’te düzenlenen Yaşayan Gezegen Sempozyumu’nda (ESA Living Planet Symposium 2010) sunuldu. Üretilen renkli harita yer çekiminin dünya üzerinde her yerde varolan ama çok ufak farklılıklar da içeren etkisini gözler önüne seriyor. Haritada kırmızı renkler ortalama yerçekimi yüzeyinin üstünde,...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://www.esa.int/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Avrupa Uzay Kurumu</a>‘nun (ESA) yerküreyi daha iyi gözlemlemek için giriştiği iddialı bir projenin parçası olan yerçekimi haritası, Norveç’te düzenlenen Yaşayan Gezegen Sempozyumu’nda (<a href="https://www.esa.int/LivingPlanet2010/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ESA Living Planet Symposium 2010</a>) sunuldu. Üretilen renkli harita yer çekiminin dünya üzerinde her yerde varolan ama çok ufak farklılıklar da içeren etkisini gözler önüne seriyor. Haritada kırmızı renkler ortalama yerçekimi yüzeyinin üstünde, mavi renkler ise altında kalan bölgeleri işaret ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dünya, hafif yassı bir küreye benzeyen elipsoit şekle sahiptir.&nbsp;<strong>Dünya’nın geometrik olmayan gerçek biçimi geoittir/jeoiddir.</strong>&nbsp;İzlanda ve çevresinde bu elipsoidin yaklaşık 80 metre yukarısından geçen yerçekimsel yüzey, Hint Okyanusu’nda da ise 100 metre aşağıya denk düşüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geoit olarak bilinen yer çekimi haritasını, Avrupa’nın uzayda seyreden&nbsp;<strong>Goce uydusu</strong>nun gönderdiği verilere borçluyuz. Bu uydunun özelliği, dünyadan uzaklığından ziyade yakın olması. Şu an yörüngesi dünyaya en yakın olan uydu olarak biliniyor. Goce’nin topladığı yerçekimi verileri birçok yönden araştırmacıların işine yarayacak. Örneğin okyanuslardaki dev su kütlesinin ısıyı nasıl hareket ettirdiğinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak.</p>



<p class="wp-block-paragraph">2009 yılında fırlatılan Goce uydusu, güney ve kuzey kutupları arasında dünyadan sadece 254,9 km irtifada mekik dokuyarak hareket ediyor. İçindeki cihazlar o kadar hassas ki, dünyanın yerçekiminde 1/10.000.000.000.000 oranında bir oynamayı dahi saptayabiliyor. Böylelikle artık araştırmacılar, dev sıradağlardan okyanus altındaki derin çukurlara değin dünyanın değişik bölgelerinde çok ufak da olsa varolan yerçekimi farkını ölçebiliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uydunun topladığı iki aylık veriler, yerbilimcilerin (jeologların) ‘geoit’ olarak adlandırdığı haritaya dönüştürüldü. Söz konusu haritanın her bir noktasında yerçekiminin gücü 90 derecelik dikey bir açıyla kendini gösteriyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Goce uydusu verilerini değerlendiren heyetin başkanı Profesör Reiner Rummel, ”<strong>varsayımsal bir yüzey</strong>” oluşturduklarını söylüyor: ”Bu yüzeyin herhangi bir noktasına bir top bıraktığınızı farzedin, olduğu yerde kalacaktır.” Araştırmacılar, bu en uygun (ideal) yüzeyi belirledikten sonra, dünyanın hangi bölgelerinin ”altta”, hangilerinin ”üstte” kaldığını hesaplıyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Şayet dünyanın denizlerinde yel (rüzgâr), dalga, gelgit olayı veya akıntılar olmasaydı, bu su kütlesinin alacağı ideal şekil geoit yüzey olacaktı. Dolayısıyla okyanusbilimciler, yeni haritayla çok ilgililer.&nbsp;<strong>Okyanusların gezegenin bir ucundan diğer ucuna ısı ve enerjiyi nasıl naklettiğini gösteren iklim modelleri oluştururken, yeni haritanın çok faydalı olacağını söylüyorlar.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Ayrıca yerçekimi haritasının daha birçok kullanım sahası var. Örneğin mühendisler, boru hatlarındaki bir sıvının doğal olarak hangi istikamette ilerlemek isteyeceğini ölçmek için, geoit hesabına başvurabilecek. Yanardağların altındaki magmanın faaliyete geçmesinin, yerçekiminde ufak oynamalara sebep olabildiği biliniyor. <strong>Uzmanlar, yerçekimindeki farklılıkları gösteren verilerin, yanardağ patlamalarına ve depremlere maruz kalan bölgelerde yerin altındaki etkinliği daha iyi anlamamıza yardımcı olacağını söylüyor.</strong> </p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaynakça<br>BBCTürkçe, 2010. Yerçekimini ölçen yeni bir dünya haritası (<a href="https://news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/8767763.stm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Goce satellite views Earth’s gravity in high definition</a>), Bilim ve Teknoloji, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/06/100629_gravity_goce.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/06/100629_gravity_goce.shtml</a>, 4 Temmuz 2010 tarihinde ulaşıldı.<br>ESA, 2010. GOCE giving new insights into Earth’s gravity, News, European Space Agency, Bergen, Norway, <a href="https://www.esa.int/esaCP/SEMY0FOZVAG_index_0.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">esa.int/esaCP/SEMY0FOZVAG_index_0.html</a>, accessed at July 4th 2010.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="972" height="641" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/GOCE-Geoidkarte_mit_Schatten_H.jpg" alt="" class="wp-image-555" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/GOCE-Geoidkarte_mit_Schatten_H.jpg 972w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/GOCE-Geoidkarte_mit_Schatten_H-300x198.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/GOCE-Geoidkarte_mit_Schatten_H-768x506.jpg 768w" sizes="(max-width: 972px) 100vw, 972px" /></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afar Rift Vadisi Yeni Bir Okyanusun Doğuşuna Tanık Oluyor</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/afar-rift-vadisi-yeni-bir-okyanusun-dogusuna-tanik-oluyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Jun 2025 13:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=530</guid>

					<description><![CDATA[Biliminsanları Afrika kıtasında yeni bir okyanusun doğumuna tanık olunduğunu söylüyor.&#160;Etiyopya’da 2005 yılında açılmaya başlayan 60 kilometre uzunluğundaki yarık bu zamandan beri yavaş yavaş genişliyor. Araştırmacılar, ileride Afrika kıtasının bu noktada ikiye bölüneceğini düşünüyor. Ama&#160;bu sürecin yaklaşık 10 milyon yıl alacağı tahmin ediliyor. Yerbilimciler (jeologlar), Etiyopya’nın ücra bir köşesinde yer alan Afar bölgesinde gözlemledikleri karşısında hayrete...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong>Biliminsanları Afrika kıtasında yeni bir okyanusun doğumuna tanık olunduğunu söylüyor.</strong>&nbsp;Etiyopya’da 2005 yılında açılmaya başlayan 60 kilometre uzunluğundaki yarık bu zamandan beri yavaş yavaş genişliyor. Araştırmacılar, ileride Afrika kıtasının bu noktada ikiye bölüneceğini düşünüyor. Ama&nbsp;<strong>bu sürecin yaklaşık 10 milyon yıl alacağı tahmin ediliyor</strong>.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Yerbilimciler (jeologlar), Etiyopya’nın ücra bir köşesinde yer alan Afar bölgesinde gözlemledikleri karşısında hayrete düştüklerini gizlemiyorlar. Gezegendeki değişimi genellikle milyonlarca yıla yayarak inceleyen biliminsanları, Afar bölgesinde beş yıl gibi kısa bir süre içerisinde tanık oldukları sürecin inanılmaz bir hızda ve gözlerinin önünde gerçekleştiğini söylüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>2005 yılında Afar’da on gün gibi gayet kısa bir süre içerisinde 60 kilometre boyunca uzanan ve genişliği 8 metreye ulaşan bir yarık açıldı.</strong>&nbsp;Bu yarıktan dışarı itilen son derece sıcak ve erimiş kaya parçaları yarığın giderek açılmasına sebep oluyor. Yerin altından güç alan bu bölünmenin 10 milyon yıl içinde Doğu Afrika’yı kıtanın geri kalanından kopartacağı ve bölünen mevkide yeni bir okyanusun hayat bulacağı düşünülüyor. Araştırmacılar, Afar’da gerçekleştirdikleri incelemelerin deprem ve yanardağ patlamaları konusunda da kendilerine yeni bulgular sunmasını bekliyor.&nbsp;Yeni doğan okyanusa ilişkin bilgiler, İngiltere’de bilimi desteklemek ve halka tanıtmak için kurulmuş olan Royal Society’de (Tr. Kraliyet Derneği) <a href="https://www.seefurtherfestival.org/" data-type="link" data-id="https://www.seefurtherfestival.org/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">yaz etkinlikleri</a> çerçevesinde açıklandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Afar’daki açılma (rift vadisi) hakkında daha fazla bilgi için&nbsp;<a href="https://www.see.leeds.ac.uk/afar" target="_blank" rel="noreferrer noopener">http://www.see.leeds.ac.uk/afar</a></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="600" height="450" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/pgimage-13.jpg" alt="" class="wp-image-532" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/pgimage-13.jpg 600w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/pgimage-13-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /><figcaption class="wp-element-caption">Eylül 2005 patlamasından sonra oluşan volkanik baca.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="600" height="450" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/pgimage-13a.jpg" alt="" class="wp-image-533" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/pgimage-13a.jpg 600w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/pgimage-13a-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /><figcaption class="wp-element-caption">Eylül 2005&#8217;te yerin nasıl hareket ettiğine dair uydu radar ölçümlerinin 3B görünümü.</figcaption></figure>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="600" height="450" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/pgimage-10b.jpg" alt="" class="wp-image-534" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/pgimage-10b.jpg 600w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/pgimage-10b-300x225.jpg 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /><figcaption class="wp-element-caption"><a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Erta_Ale" data-type="link" data-id="https://en.wikipedia.org/wiki/Erta_Ale" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Erta Ale yanardağı</a>nın ağzı.</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Kaynakça<br>BBCTürkçe, 2010. Afrika kıtasındaki bölünmeden yeni bir okyanus doğuyor, Bilim ve Teknoloji, BBC Türkçe Servisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/06/100625_new_ocean.shtml, 26 Haziran 2010 tarihinde ulaşıldı.<br>McGrath, M., 2010. Africa ‘witnessing birth of a new ocean’, Science and Environment, BBC, London, England, http://news.bbc.co.uk/2/hi/science_and_environment/10415877.stm, accessed at June 26th 2010.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deepwater Horizon Sondaj Platformu Yıkıldı ve Meksika Körfezi’ne Petrol Karıştı</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/deepwater-horizon-sondaj-platformu-yikildi-ve-meksika-korfezine-petrol-karisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Jun 2025 10:54:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Enerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=514</guid>

					<description><![CDATA[Deepwater Horizon&#160;(Derin Deniz Ufku) adlı platform, 20 Nisan 2010′da, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Luisyana eyaleti açıklarında patladı. Deepwater Horizon’da çıkan yangın, tüm denetim altına alma çabalarına rağmen 36 saat boyunca yandı ve 22 Nisan’da Meksika Körfezi’nin sularına gömüldü. Yetkililer, kaçmayı başaramayan 11 petrol işçisinin kayıp olduğunu ve hayatta kalmalarının mümkün görünmediğini bildirdi. Olayda 17 işçi...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><strong><a href="https://www.deepwater.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Deepwater Horizon</a>&nbsp;(Derin Deniz Ufku) adlı platform, 20 Nisan 2010′da, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Luisyana eyaleti açıklarında patladı. Deepwater Horizon’da çıkan yangın, tüm denetim altına alma çabalarına rağmen 36 saat boyunca yandı ve 22 Nisan’da Meksika Körfezi’nin sularına gömüldü</strong>. Yetkililer, kaçmayı başaramayan 11 petrol işçisinin kayıp olduğunu ve hayatta kalmalarının mümkün görünmediğini bildirdi. Olayda 17 işçi yaralanırken 100′den fazlası da tahliye edilerek kurtarıldı.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="505" height="600" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/britishpetroleum-transocean-cameron-halliburton-hyundai-anardarko.jpg" alt="" class="wp-image-597" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/britishpetroleum-transocean-cameron-halliburton-hyundai-anardarko.jpg 505w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/britishpetroleum-transocean-cameron-halliburton-hyundai-anardarko-253x300.jpg 253w" sizes="(max-width: 505px) 100vw, 505px" /><figcaption class="wp-element-caption">Kazadan sorumlu tüm firmalar. Let me be clear: BP is responsible for this leak; BP will be paying the bill.(“Açık açık söylüyorum. Petrol sızıntısının sorumlusu BP, faturayı da o ödeyecek.” şeklinde çevrilebilir.)—<a href="https://www.whitehouse.gov/photos-and-video/video/president-obama-speaks-nyc-incident-and-bp-oil-spill-louisiana" data-type="link" data-id="https://web.archive.org/web/20130529022432/http://www.whitehouse.gov/photos-and-video/video/president-obama-speaks-nyc-incident-and-bp-oil-spill-louisiana" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Burak Hüseyin Obama (ABD Başkanı)</a> </figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">BP şirketinin petrol arama çalışmaları için kiraladığı Deepwater Horizon adlı platformunun, patlamadan önce Luisyana eyaletinin 80 kilometre açığında keşif çalışması yapmakta olduğu öğrenildi. ABD Sahil Güvenlik birimi, petrol kuyusunda 2,6 milyon litreden fazla yakıt bulunduğu ve günde 8 bin varil petrol pompalandığı belirtiliyor. Son bilgilere göre, Amerikan Sahil Muhafaza yetkilisi Tuğgeneral Mary Landry, çöken petrol platformunun kırılan bir borusundan günde 5.000 varil petrolün denize sızdığını düşündüklerini söyledi. Bu değer, daha önceki tahminden beş kat daha fazla oranda petrolün suya karıştığı anlamına geliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Petrol platformunun çökmesi ardından sualtı petrol kaynağından sızan ve denetim altına alınamayan petrolün bir kısmı su yüzeyinde yakılarak yok edilmeye çalışılıyor.</strong>&nbsp;Gözlemciler Amerikan tarihinin en kötü petrol kirliliği vakalarından birinin yaşanabileceğinden korkuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu çevre felaketi ile ilgili yürütülen çalışmaları ilk ağızdan takip etmek için<br>&#8211;&nbsp;<a href="https://www.deepwaterhorizonresponse.com/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">deepwaterhorizonresponse.com</a><br>&#8211; <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Deepwater_Horizon_explosion" target="_blank" rel="noreferrer noopener">en.wikipedia.org/wiki/Deepwater_Horizon_explosion</a><br>&#8211; <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Deepwater_Horizon_oil_spill" target="_blank" rel="noreferrer noopener">en.wikipedia.org/wiki/Deepwater_Horizon_oil_spill</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">BP şirketi çok sayıda deniz ve hava aracının yanı sıra robot bir denizaltıyı da kullanarak sızıntıyı durdurmaya çalışıyor. Ancak&nbsp;<strong>BP’nin yaptığı hesaba göre halen günde 1.000 varil petrol, Meksika Körfezi’ne akıyor.</strong>&nbsp;BP şirketi, 2009′da Texas City’deki bir rafineride 15 kişinin öldüğü büyük bir patlama sonrası tesiste güvenlik önlemlerini artırmadığı için 87 milyon dolar para cezasına çarptırılmıştı. Ancak patlama meydana gelen platformun bu yıl Şubat, Mart ve Nisan aylarında rutin şekilde denetlendiği ve platformda herhangi bir soruna rastlanmadığı açıklandı.&nbsp;<strong>Patlamanın nedeni henüz bilinmiyor.</strong></p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="946" height="709" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/gulfoilspilldwh.jpg" alt="" class="wp-image-521" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/gulfoilspilldwh.jpg 946w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/gulfoilspilldwh-300x225.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/gulfoilspilldwh-768x576.jpg 768w" sizes="(max-width: 946px) 100vw, 946px" /><figcaption class="wp-element-caption">25 Nisan 2010 tarihli bu görüntü ile meydana gelen petrol sızıntısının Meksika Körfezi&#8217;ne yayıldığı saptanmış. Görüntü: <a href="https://www.nasa.gov/image-article/oil-slick-spreads-off-gulf-coast/" data-type="link" data-id="https://www.nasa.gov/image-article/oil-slick-spreads-off-gulf-coast/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NASA/MODIS Rapid Response Team</a></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Petrol platformundan sızan petrolün ABD kıyılarına ulaştı. Bölgede 10 gün süreyle balık avı yasaklandı; Mississippi, Alabama, Luisyana ve Florida’da olağanüstü hal ilan edildi. Sonuç olarak fatura kesildi.&nbsp;<strong>ABD Başkanı Obama, “Büyük, belki de şimdiye kadar görülmedik boyutlara ulaşabilecek bir çevre felaketiyle karşı karşıyayız. Bu felaketten BP sorumludur ve faturayı ödeyecek” dedi.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Öte yandan geçen ay Amerikan karasularını, petrol ve doğalgaz aramalarına açan Obama yönetimi, felaketin ardından kararı askıya aldı.</strong>&nbsp;Petrol platformunda geçen hafta meydana gelen patlamayla ilgili inceleme sonuçlanana kadar, yeni arama ruhsatı verilmeyeceği açıklandı. Peki yaşanan çevre felaketi sonucu, askıya alınan bu kararın arkasında ne yatıyor?</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Lisa Margonelli*: Geçmişte hem denizde, hem de karada daha fazla petrol arama çalışmasının öncülüğünü yapanlar Cumhuriyetçilerdi. Parti olarak sahiplendikleri bir konuydu bu. Demokrat yönetimin 67 milyon hektarlık bir alanı petrol aramalarına açacağını açıklaması, siyasette bir değişime işaret ediyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">BBC: Bu kararın arkasında Amerikan’nın enerji ihticaından ziyade Başkan Obama’nın siyasi hesaplarının bulunduğu söyleniyor. Bir diğer deyişle, iklimle ilgili yasa tasarısını Kongre’ye getirme ihtiyacı gözönüne alınarak hesaplar yapıldığı belirtiliyor. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Lisa Margonelli: Kesinlikle katılıyorum buna. Bu tamamiyle, yerli petrol şiketlerine yeni petrol arama olanakları sağlanmadıkça, iklim yasasına karşı çıkacak Demokrat ve Cumhuriyetçileri çekmenin bir yolu. Bu kararın bir başka yanı da, gelir sağlama potansiyeli içermesi. Dolayısıyla bunu ekleyerek iklim yasasını geçirmekle, yönetimin aslında iflas ettirilmemiş olacağı mesajı veriliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">BBC: Peki Atlas Okyanusu’nda, Meksika Körfezinde derhal sondaj çalışmalarına başlanabileceğini düşünüyor musunuz?</p>



<p class="wp-block-paragraph">Lisa Margonelli: Pek bilmiyorum. Bu bögelerin büyük kısmında neredeyse 30 yıldır inceleme yapılmadı. Herhalde Florida ve Alabama açıklarında büyük miktarda petrol ve doğalgaz bulunmakta… Çünkü burası, uzun yıllardır sondaj yapılan Meksika Körfezindeki petrol alanlarının hemen yanıbaşında. Bu alanda 3,5 milyar varil petrol bulunduğu tahmin ediliyor. Bu çok büyük bir rakam. Ayrıca Alaska’nın kuzeyindeki bölge de çok büyük. Ancak Obama bu kararla, Alaska’nın bir parçası olan ve çok büyük miktarlarda somon balığı, balina barındıran, balıkçılık açısından çok büyük önem taşıyan Bristol Körfezi’ni arama çalışmalarının dışında tuttu. Obama’nın kararı çevreciler arasında huzursuzluk yaratacak yine de. Biz, dünyada üretilen petrolün dörtte birini tüketiyoruz. Bu petrolün başka yerlerden, Nijerya, Çad, Sudan gibi, yasaların sınırlı olduğu, çevre standartlarının düşük tutulduğu ülkelerden gelmesinde ısrar etmemiz de, bence, hakça bir durum değil. Önümüzdeki yıllarda bence bu durumun değiştiğini göreceğiz.</p>



<p class="wp-block-paragraph">*New America Foundation adlı düşünce kuruluşunda petrol uzmanı</p>
</blockquote>



<figure class="wp-block-embed is-type-video is-provider-youtube wp-block-embed-youtube wp-embed-aspect-16-9 wp-has-aspect-ratio"><div class="wp-block-embed__wrapper">
<iframe title="Deepwater Horizon accident - investigation report | bp" width="640" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/zE_uHq36DLU?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe>
</div></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararsı petrol ve gaz şirketi Britanyalı British Petroleum (BP), kendi tarihinin en büyük sanayi kazası ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarihinin en büyük çevre felaketi olan Meksika Körfezi’ndeki sızıntı konusunda hazırlanan <a href="https://www.bp.com/en/global/corporate/news-and-insights/press-releases/bp-releases-report-on-causes-of-gulf-of-mexico-tragedy.html" data-type="link" data-id="https://www.bp.com/en/global/corporate/news-and-insights/press-releases/bp-releases-report-on-causes-of-gulf-of-mexico-tragedy.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">iç soruşturma raporu</a>nu açıkladı. 192 sayfalık raporu indirmek için&nbsp;<a href="https://www.bp.com/content/dam/bp/business-sites/en/global/corporate/pdfs/sustainability/issue-briefings/deepwater-horizon-accident-investigation-report.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">buraya tıklayın</a><em>!</em>&nbsp;(.pdf ve 13.6 mb)</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaynakça<br>BBCTürkçe, 2010. ABD’de petrol platformu çöktü, Çevre/İklim, BBC Türkçe Sevisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/04/100423_oilrig.shtml, 29 Nisan 2010 tarihinde ulaşıldı.<br>BBCTürkçe, 2010. ABD’de dev petrol sızıntısı ‘sanıldığından da kötü’, Çevre/İklim, BBC Türkçe Sevisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/04/100429_oil_environment.shtml, 29 Nisan 2010 tarihinde ulaşıldı.<br>BBCTürkçe, 2010. ABD’de çevre felaketi korkusu, Çevre/İklim, BBC Türkçe Sevisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/04/100426_louisiana_oilspill.shtml, 29 Nisan 2010 tarihinde ulaşıldı.<br>BBCTürkçe, 2010. Obama faturayı BP’ye çıkardı, Çevre/İklim, BBC Türkçe Sevisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/04/100430_oil_spill.shtml, 30 Nisan 2010 tarihinde ulaşıldı.<br>BBCTürkçe, 2010. Obama denizleri petrol ve doğalgaz aramalarına açıyor, Çevre/İklim, BBC Türkçe Sevisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/04/100401_obamadrill.shtml, 30 Nisan 2010 tarihinde ulaşıldı.<br>BBCTürkçe, 2010. BP Petrol sızıntısını temizleyecek, Çevre/İklim, BBC Türkçe Sevisi, Londra, İngiltere, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/05/100503_bp_cleanup.shtml, 4 Mayıs 2010 tarihinde ulaşıldı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya’nın En Yüksek Noktası Olan Everest’in Zirve Yüksekliği 8.848 Metre</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/dunyanin-en-yuksek-noktasi-olan-everestin-zirve-yuksekligi-8-848-metre/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Jun 2025 09:11:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yapısal Jeoloji / Tektonik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=498</guid>

					<description><![CDATA[Uzun süredir Everest’in yüksekliği (yükseltisi, rakımı) konusunda anlaşamayan Çin ile Nepal nihayet bir uzlaşmaya vardı. İki ülkenin sınırları boyunca uzanan dünyanın en yüksek dağının yüksekliğinin&#160;8.848 metre&#160;olduğuna karar verildi. Çinli yetkililer, kaya yüksekliğini ölçmek gerektiğini söylerken, Nepalliler ise Everest’in üzerindeki kar tabakasının da hesaba katılması gerektiğinde ısrar ediyordu. Nepal’in başkenti Katmandu’da bir araya gelen temsilciler, sonuçta...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">Uzun süredir Everest’in yüksekliği (<em>yükseltisi, rakımı</em>) konusunda anlaşamayan Çin ile Nepal nihayet bir uzlaşmaya vardı. İki ülkenin sınırları boyunca uzanan dünyanın en yüksek dağının yüksekliğinin&nbsp;<strong>8.848 metre</strong>&nbsp;olduğuna karar verildi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Çinli yetkililer, kaya yüksekliğini ölçmek gerektiğini söylerken, Nepalliler ise Everest’in üzerindeki kar tabakasının da hesaba katılması gerektiğinde ısrar ediyordu. Nepal’in başkenti Katmandu’da bir araya gelen temsilciler, sonuçta Nepal’in savında karar kıldı. Böylece kar katmanı Çin’in önerdiği 8.844 yüksekliğine dört metre daha kattı ve Everest’in boyunun ölçüsü konusunda Nepal’in önerdiği 8.848 metrede anlaşıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Everest’in yükseliğinin ilk ölçüm girişimi 1856 yılında yapılmıştı. 1953 yılında ise dünyanın en yüksek noktasına ilk kez adım atıldı. Geçen zaman zarfında binlerce kişi Everest’in tepesine ölümü göze alarak tırmandı, fakat dağın yüksekliğinin ne olduğu tartışması dinmedi. Geniş çapta kabul gören 8.848 metre yükseklik ilk defa 1955 yılında Hindistan’dan bir ekip tarafından saptanmıştı. Hintli ekip, Everest’in kar tabakasını da hesaba katmıştı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Fakat jeologlar (<em>yerbilimciler</em>), Çin ile Nepal’in ikisinin de yanlış rakamlar üzerinde tartışıyor olabileceğini düşünüyor. Çünkü dağların boyları sabit değil, hareket halindeki kıtasal plakalar dağların yüksekliğini değiştiriyor.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Everest’in parçası olduğu Himalayalar, Hindistan yarımadasının Asya’nın içine doğru sokulması sonucu ortaya çıktı ve bu jeolojik (<em>yerbilimsel</em>) hareket halen devam ediyor. Dolayısıyla Everest’in boyu zaman içinde devamlı yükseliyor. 1999 yılında küresel konum belirleme sistemini (İng. GPS) kullanan Amerikalı bir ekip, Everest’in yüksekliğini&nbsp;<strong>8.850 metre</strong>&nbsp;olarak hesapladı. Amerikan Ulusal Coğrafya Derneği de haritalarında artık bu rakamı kullanıyor. Fakat Everest’in iki metre boy atmış olduğunu henüz Nepal resmen kabul etmiş değil.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaynakça<br>BBC, 2010. Nepal and China agree on Mount Everest’s height, South Asia, London, England, <a href="http://news.bbc.co.uk/2/hi/south_asia/8608913.stm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">news.bbc.co.uk/2/hi/south_asia/8608913.stm</a>, accessed at April 11th 2010.<br>BBCTürkçe, 2010. Everest’in yüksekliğinde anlaşmaya varıldı, BBC Türkçe Sevisi, Londra, İngiltere, <a href="http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/04/100409_everest_height.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/04/100409_everest_height.shtml</a>, 11 Nisan 2010 tarihinde ulaşıldı.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="678" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/mteverest-1024x678.jpg" alt="" class="wp-image-499" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/mteverest-1024x678.jpg 1024w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/mteverest-300x200.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/mteverest-768x509.jpg 768w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/mteverest.jpg 1250w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption">Himalayaları ve Tibet platosunu gösteren fotoğraf. Kaynak: <a href="https://www.nasa.gov/image-article/mt-everest-from-space/" data-type="link" data-id="https://www.nasa.gov/image-article/mt-everest-from-space/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">NASA</a></figcaption></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Jeolojik Takvimde “Antroposen” Sesleri Yükseliyor</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/jeolojik-takvimde-antroposen-sesleri-yukseliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Jun 2025 08:41:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Jeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=485</guid>

					<description><![CDATA[İnsanoğlunun çevre, iklim kısaca Dünya üzerindeki etkilerinin milyonlarca yıl sürecek değişimlere neden olup olmadığı tartışmaları süre dursun, sanayi devrimi ile yeni bir döneme girdiğimizi savunan kesimin sesi biraz daha gür çıkmaya başladı. Aralarında bir Nobel Ödülü sahibinin de bulunduğu dört bilimci tekrar, dünyanın yeni bir jeolojik (yerbilimsel) döneme girdiğini savunarak, bu çağa&#160;Antroposen&#160;(Yeni İnsan, İnsan Çağı)...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph">İnsanoğlunun çevre, iklim kısaca Dünya üzerindeki etkilerinin milyonlarca yıl sürecek değişimlere neden olup olmadığı tartışmaları süre dursun, sanayi devrimi ile yeni bir döneme girdiğimizi savunan kesimin sesi biraz daha gür çıkmaya başladı. Aralarında bir Nobel Ödülü sahibinin de bulunduğu dört bilimci tekrar, dünyanın yeni bir jeolojik (<em>yerbilimsel</em>) döneme girdiğini savunarak, bu çağa&nbsp;<strong>Antroposen</strong>&nbsp;(<em>Yeni İnsan, İnsan Çağ</em>ı) adının verilmesini önerdi.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Pek çok alanda, ekolojiden, biyogenetiğe, fikri mülkiyete kadar her alanda artık bir sıfır noktasına erişiyoruz. Bir Hint filozof ve kültür eleştirmeni olan Çakrabarti, -ki genellikle kendisiyle hemfikir değilimdir- şu konuda haklıydı. Dünya yeni bir döneme giriyor. Antroposen yani İnsan çağı. Kapitalizmle başlamıştı aslında ama 20. yüzyıldan itibaren biz insanlar ilk kez olarak artık bir jeolojik faktörüz. Sadece doğanın içinde ve onun parametreleriyle yaşadığımızdan değil. Onu etkileyebiliyoruz da. Sadece küresel ısınma da değil. Çin’deki arkadaşlarımın dediğine göre Çinli jeologlar arasında dillendirilmeyen bir anlaşma varmış ve iktidardakiler bunun halka açıklanmasını istemiyormuş. Buna göre bir buçuk yıl önce Çin’de meydana gelen büyük depremin insanlar tarafından üretildiğini söylüyorlar. Bunun nedeni ise yeni inşa ettikleri Üç Boğaz Barajı imiş. Bu barajlar devasa yapay gölleri de beraberinde getiriyor biliyorsunuz. Jeologların iddiasına göre bu yapay göl, yer altındaki fay hatları üzerinde haddinden fazla basınç oluşturuyormuş. Bu da bir depreme veya en azından mevcut bir depremin daha şiddetli olmasına yol açabiliyormuş.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Söyleyeceğim şu: Bu, çok yeni bir durum. İnsanlar artık doğanın güçleri karşısında eli kolu bağlı varlıklar değil. Nasıl olup bittiği hakkında açık bir fikrimiz olmasa da neredeyse herşeye kadir varlıklar olduk. Ama ne yaparsanız yapın sonuçlarını öngöremiyorsunuz.<br>-Sloven felsefeci <a href="https://www.bbc.co.uk/turkce/ozeldosyalar/2010/03/100305_superguc_zizek.shtml" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Slavoj Žižek</a></p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Yer ve iklim bilimci araştırmacılar Environmental Science &amp; Technology adlı bilim dergisinde <a href="https://pubs.acs.org/doi/10.1021/es903118j" data-type="link" data-id="https://pubs.acs.org/doi/10.1021/es903118j" target="_blank" rel="noreferrer noopener">yayım</a>ladıkları taleplerinde, bu yeni dönemin başlangıcının dünyadaki en büyük altıncı kitlesel yokoluşa da tanıklık edeceğini vurguladılar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mainz Üniversitesi’nden (Almanya) Nobel ödüllü atmosfer kimyacısı Paul Crutzen, Leicester Üniversitesi’nden (İngiltere) yerbilimciler Jan Zalasiewicz ve Mark Williams ile Avustralya Ulusal Üniversitesi İklim Değişimi Enstitüsü Başkanı Will Steffen, Amerikan Kimya Derneği’nce çıkarılan dergideki makalelerinde küresel değişimin ölçeği konusunda kanıtlar sundular.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Araştırmacılara göre yalnızca iki yüzyıl içinde insanlar Dünyamızı öylesine geniş ve misli görülmemiş değişimlere uğratmış bulunuyorlar ki, milyonlarca yıl süreyle gezegenimizin çehresini değiştirecek yeni bir jeolojik dönemin başlangıcını yaşıyor olabiliriz.</strong>&nbsp;Dört bilimci, son dönemlerde muazzam nüfus artışı, megakentlerin mantar gibi çoğalması, fosil yakıt kullanımındaki olağanüstü artış gibi insan kaynaklı değişimler nedeniyle önerdikleri yeni jeolojik döneme&nbsp;<strong>Antroposen</strong>&nbsp;dönemi adını uygun görüyorlar.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İlk kez Crutzen tarafından geçtiğimiz yüzyılın sonlarında önerilen Antroposen adı, başlangıçta yerbilim camiasında tartışmalara yol açmıştı. Ancak, küresel iklim değişimi ve bitki ve hayvan türlerinde kitlesel yokoluşlar gibi insan kaynaklı potansiyel değişimlerin işaretlerinin çoğalması, Crutzen’in önerisine olan desteği güçlendirmiş bulunuyor.&nbsp;<strong>Halen Antropesen adının Jura, Kambriyen, Triyas, Tersiyer gibi daha aşina olduğumuz dönem adlarının yanına katılıp katılmayacağı, yerbilim camiasında resmi olarak tartışılıyor.</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Holosen* ile yetinmeyen Crutzen’in önerdiği Antroposen’in bir de rakibi var; Michael Samways tarafından önerilen isimse&nbsp;<strong>Homojenosen</strong>&nbsp;(İng. Homogenocene).</p>



<p class="wp-block-paragraph">*&nbsp;<strong><a href="https://www.biltek.tubitak.gov.tr/bilgipaket/jeolojik/Fanerozoik/Senozoik/Kuaterner/Holosen/index.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Holosen</a></strong>&nbsp;– Günümüz Yaşamı (10.000 yıl öncesi ile günümüz)<br><em>Pleistosende yaşanan son buzul çağının kapanmasıyla başlayan bölüm, 11 bin yıl öncesinden günümüze kadar süren zaman dilimini ifade eder. Gerçek bir jeolojik devir olmaktan çok yaşadığımız zamanı tanımlayan bir terimdir. Buzul çağları arasında sıcak bir dönem olan Holosen, insanlığın tüm kayıtlı tarihini ve uygarlığını içerir. Bu bölüm içinde insanlar yerleşik hayata ve tarım toplumuna geçip, pek çok uygarlık kurdu. Bölümün baskın organizması olan insanlar, Holosen doğasını ciddi biçimde etkileyip, değiştirdi.</em></p>



<p class="wp-block-paragraph">Daha fazla bilgi için<br>&#8211;&nbsp;<a href="https://www.mpch-mainz.mpg.de/~air/anthropocene/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">http://www.mpch-mainz.mpg.de/~air/anthropocene</a><br>&#8211;&nbsp;<a href="https://www.eoearth.org/article/Anthropocene" target="_blank" rel="noreferrer noopener">http://www.eoearth.org/article/Anthropocene</a><br>&#8211;&nbsp;<a href="https://oceanworld.tamu.edu/resources/oceanography-book/anthropocene.htm" target="_blank" rel="noreferrer noopener">http://oceanworld.tamu.edu/resources/oceanography-book/anthropocene.htm</a><br>&#8211;&nbsp;<a href="https://en.wikipedia.org/wiki/Anthropocene" target="_blank" rel="noreferrer noopener">http://en.wikipedia.org/wiki/Anthropocene</a></p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="597" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/globalaccess-1024x597.jpg" alt="" class="wp-image-492" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/globalaccess-1024x597.jpg 1024w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/globalaccess-300x175.jpg 300w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/globalaccess-768x448.jpg 768w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/globalaccess.jpg 1063w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /><figcaption class="wp-element-caption">Küresel Erişilebilirlik Haritası, büyük şehirlere ulaşım süresi. Kaynak: <a href="https://forobs.jrc.ec.europa.eu/gam" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Nelson, A. (2008)</a> </figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Kaynakça<br>NTVMSNBC, 2010. Yeni jeolojik döneme isim aranıyor!, Bilim, NTV Bilim, NTVMSNBC, İstnabul, Türkiye, <a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25075932" target="_blank" rel="noreferrer noopener">ntvmsnbc.com/id/25075932</a>, 3 Nisan 2010 tarihinde ulaşılmıştır.<br>UL, 2010. The dawn of a new epoch?, News – Press Release, Department of Geology, University of Leicester, Leicester, United Kingdom, <a href="http://www2.le.ac.uk/ebulletin/news/press-releases/2010-2019/2010/03/nparticle.2010-03-26.0882152385" target="_blank" rel="noreferrer noopener">www2.le.ac.uk/ebulletin/news/press-releases/2010-2019/2010/03/nparticle.2010-03-26.0882152385</a>, accessed at April 3rd 2010.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batı Bangladeş’i Nasıl Zehirledi?</title>
		<link>https://yerbilimleri.com/bati-bangladesi-nasil-zehirledi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahadır Güler]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 Jun 2025 20:45:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hidrojeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://yerbilimleri.com/?p=458</guid>

					<description><![CDATA[Bangladeş’te&#160;Birleşmiş Milletler&#160;(BM) milyonlarca insana su sağlayacak bir proje ile yardım etmek isterken onlara arsenikle kirlenmiş içme suyu getirdi. Yani BM, kaş yapayım derken göz çıkardı. Bu olay tam anlamıyla bir cinayet. İnanılır gibi değil, sanki BM’nin elinde bir akiferin hidrolojik, hidrojeolojik ve jeolojik modelini yapacak bir uzmanı yok mu? sorusu yanıtsız. Bangladeş’teki akifer sistemini etkileyen...]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="wp-block-paragraph"><a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Banglade%C5%9F" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Bangladeş</a>’te&nbsp;<a href="https://www.un.org/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Birleşmiş Milletler</a>&nbsp;(BM) milyonlarca insana su sağlayacak bir proje ile yardım etmek isterken onlara arsenikle kirlenmiş içme suyu getirdi. Yani BM, kaş yapayım derken göz çıkardı. Bu olay tam anlamıyla bir cinayet. İnanılır gibi değil, sanki BM’nin elinde bir akiferin hidrolojik, hidrojeolojik ve jeolojik modelini yapacak bir uzmanı yok mu? sorusu yanıtsız.</p>



<blockquote class="wp-block-quote is-layout-flow wp-block-quote-is-layout-flow">
<p class="wp-block-paragraph">Bangladeş’teki akifer sistemini etkileyen en önemli kirlenme nedenleri deniz ve muson yağmurlarıdır. Akiferin denizden beslenmesi sonucu, akiferdeki tuzluluk oranı artar. Diğer yandan akiferin muson yağmurlarıyla beslenmesi de akiferdeki arsenik içeriğini arttırır. Bu etkinin temel nedeniyse, Bangladeş’in jeolojisidir. Kayaçların içeriğinde arsenik bulunması yüzünden, yağış sonrası yeraltına süzülen su, arseniği de beraberinde taşıyarak akiferi kirletir. Bu yüzden, sular doğal olarak arsenik içerir.<br>-Levent Pekcan (Hacettepe Üniveritesi Hidrojeoloji Mühendisliği)</p>
</blockquote>



<p class="wp-block-paragraph">Bangladeş’te 20 milyondan fazla insan arsenik zehirlenmesi nedeniyle ağrılı ve acı içinde erken ölüm riski taşıyor. Bu sonuç, iyi niyetli ama kötü planlanmış bir su projesinin mirası, tam anlamıyla bir sağlık felaketi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Uluslararası destekli bir hareketle ülke çapında açılan derin kuyuların 40 yıl sonraki zararlı etkileri ortaya çıktı. Bölgede yaşayan çok sayıda insanın kanser ve kalp hastalıklarına yakalanma riski taşıyor ve bu risk oranı çok yüksek. İçme suyundaki kirlilik, tahmin edilemeyecek sayıdaki çocuğun zihinsel gelişimini engelliyor. Yetersiz beslenme de bu durumu içinden çıkılmaz bir hale sokuyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bangladeş’te yaşanan arsenik sorunu 1970’lere kadar uzanıyor. O zamanlar, dünyanın en çok çocuk ölümlerinin görüldüğü bu ülkede, içme suyunun kalitesinin arttırmak ve ishale karşı çözüm bulmak için uluslararası çok büyük yatırımlarla derin kuyular açıldı. Bu kuyuların ailelerin güvenli su içmesini sağlayacağına inanılıyordu. Bu kuyular açılmadığı takdirde kirli yüzey suyundan dolayı her yıl 250.000’den fazla çocuk yaşamını yitirecekti.</p>



<p class="wp-block-paragraph">BM ve&nbsp;<a href="https://www.worldbank.org/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">Dünya Bankası</a>’nın (DB) başını çektiği yardım hareketi en başından ölümcül bir hataydı. Yeni su kaynağından alınan örneklerde kirlilik denetlemesi yapılmasına rağmen Ganj ve Brahmaputra deltalarının doğal olarak içerdiği arsenik gözden kaçmış ve arsenik içeriğini saptamak için deney de yapılmamıştı. 1990’ların başında 10 milyondan fazla derin kuyuda arseniğe bağlı kirlilik saptanmış ve Bangladeş bu devasa sorunla uğraşmak zorunda kalmıştı. Dünya Sağlık Örgütü bu durumu “<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/Bhopal_felaketi" target="_blank" rel="noreferrer noopener">1984 Bhopal Felaketi</a>&nbsp;ve&nbsp;<a href="https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87ernobil_reakt%C3%B6r_kazas%C4%B1" target="_blank" rel="noreferrer noopener">1986 Çernobil Felaketi</a>‘nin ötesinde, tarihte bir nüfusu etkileyen en geniş zehirlenme olarak tanımlamış ve bu çapta bir çevre felaketinin daha önce görülmediğini” belirtti. (Daha fazlası için&nbsp;<a href="https://www.who.int/inf-pr-2000/en/pr2000-55.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">http://www.who.int/inf-pr-2000/en/pr2000-55.html</a>)</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="688" height="472" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/arsenic-gmb-plain.jpg" alt="" class="wp-image-465" srcset="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/arsenic-gmb-plain.jpg 688w, https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/arsenic-gmb-plain-300x206.jpg 300w" sizes="(max-width: 688px) 100vw, 688px" /><figcaption class="wp-element-caption">Ocak 2007&#8217;de GMB ovasındaki mevcut yeraltısuyunun arsenik durumu. Kaynak: <a href="https://doi.org/10.1016/j.scitotenv.2006.06.015" data-type="link" data-id="https://doi.org/10.1016/j.scitotenv.2006.06.015" target="_blank" rel="noreferrer noopener">doi.org/10.1016/j.scitotenv.2006.06.015</a></figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Bu gelişmelerden sonra yapılan bazı çalışmalar, kuyulardan gelen arsenikli suyu içen her 10 kişiden 1’inin akciğer, mesane ya da deri kanserinden öleceğini öngörüyor. Bu hastalıkların gelişmesi için onlarca yıl gerekse de, 2004’te yılında, yılda yaklaşık 3.000 kişi arseniğe bağlı kanser oluşumundan dolayı öldüğü görüldü.</p>



<p class="wp-block-paragraph">1990’lardan beri Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu (<a href="https://www.unicef.org/" target="_blank" rel="noreferrer noopener">UNICEF</a>) gibi kuruluşlar başka su kaynakları sağlamak amacıyla çaba gösterdi. Bu çalışma doğrultusunda örneğin yağmur suları toplandı ve mevcut yüzey suları süzülme işlemlerinden geçirildi. Bu iyileştirme girişimlerinin sonucu yavaşta olsa kirlenmiş suya maruz kalan ailelerin yüzdesi düştü. Ama UNICEF tarafından geçen sene yapılan bir anket sonucu nüfusun %13’ünün hâlâ kirlenmiş su kullandığı ortaya koydu. Dakka’dan (Bangladeş) UNICEF arsenik uzmanı Yan Zheng, “Bu oranın 20.000.000 insan olduğunu” söylüyor ve ekliyor “Arsenik sağlığı çok değişik şekillerde etkiliyor. Köylülerde arsenik yüzünden deride doku bozukluğunun oluştuğu görüldü. Ama kanser ve kardiyovasküler (kalp ve kan damarları veya dolaşım sistemi) hastalıkları, köylüler ve bazı sağlık uzmanları tarafından hâlâ tam olarak teşhis edilemedi”. Son çalışmaların sonucu, ölüm oranlarının büyük bir bölümü arsenik zehirlenmesine bağlı gerçekleştiğini belirten Zheng “O yüzden karşı karşıya olduğumuz bu durumun etkisi arttıkça, riskinde artmasını bekliyoruz” diye ekledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bangladeş Hükümeti ve BM yetkilileri yarın yeni bir rapor yayınlayacak. Bu raporda devasa kirlilik sorununun çözümü için acil eylem planı açıklanacak. Ayrıca içme suyundaki kirlilik dışında kirlenmiş olan suyla yapılan sulama sonucu üretilen pirinç gibi tarım ürünleri de ele alınacak. Raporada arseniğin nüfusun önemli bir oranının sağlık durumu üzerinden oluşturduğu sorunlar ve özellikle çocukların ilerde karşı karşıya kalacakları kötü tablo, tüm dikkatleri çekmek için Dünya Su Günü’ne rastlayan 22 Mart günü sunulacak.</p>



<figure class="wp-block-image size-full"><img decoding="async" width="300" height="206" src="https://yerbilimleri.com/wp-content/uploads/2025/06/dorsal-keratosis.jpg" alt="" class="wp-image-468"/><figcaption class="wp-element-caption"><em>Dorsal Keratosis</em>&nbsp;(Daha fazla bilgi için&nbsp;<a href="https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/instance/2560840/pdf/11019458.pdf" target="_blank" rel="noreferrer noopener">https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/instance/2560840/pdf/11019458.pdf</a>)</figcaption></figure>



<p class="wp-block-paragraph">Uzun süredir çözüm getirilememiş içme suyundan kaynaklı arsenik zehirlenmesi (<em>arsenicosis</em>) olası birçok ölümcül sağlık sorununa neden olduğu gibi insanların derisinde oluşan doku bozukluğu ile belirgin bir şekilde görülüyor. Bu belirti sosyal açıdan da birçok Bangladeşlinin belası olmuş durumda. Çünkü bölgedeki yaygın inanışa göre birçok insan lanetlendiğini düşünüyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">BM Bangladeş’in en tepesindeki yetkili olan Renata Lok Dessallien, “Acil eylem planında, bütün ulusun dikkatli bir şekilde güvenli arsenik sınırına doğru tekrardan odaklanması gerektiğini” söylüyor. “Bangladeş Hükümeti ve konunun tüm muhatapları ile birlikte ortaya çıkan tehlike üzerinde kapsamlı bir araştırma yapmayı amaçlıyoruz ve bu doğrultuda zararlarını azaltmak için arsenik izleme ağını güçlendirmemiz gerekli” diye ekliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bangladeş’in sularında zaten doğal bir biçimde arsenik bulunuyor. Bu kirlilik, yüz milyonlarca insanın hayatta kalmasını sağlayan nehirler yardımıyla nehirlerin izlediği yol boyunca da yayılıyor. Dünyadaki birçok yeraltısuyunun kaynağı olan akiferler (Tr.&nbsp;<em>suverenler</em>) arsenikle kirleniyor ve bu zehirli sular Arjantin’den Tayvan’a ve oradan da Hindistan’a kadar geniş bir alanda yaşayan insanların sağlıklarında sorun oluyor. Hatta Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) bazı alanlarında de kayda değer ölçüde arsenik kirliliği var.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bangladeş’teki büyük kirliliğin sorumluluğu ile ilgili hararetli kavgalar devam ediyor. Diğer taraftan tartışmalar özellikle bölgenin yerel yerbiliminin (<em>jeolojisinin</em>) ve topoğrafyasının tam olarak anlaşılmadığı üzerinde yoğunlaşırken, hedefteki gruplar ve BM kuyuların açıldığı zamalarda uluslararası standartlara uygun deneyler yaptığında ısrar ediyor. Bu söylenenler gösterdiği gibi hem BM hem de DB bu trajide üstüne düşen sorumluluğu çokta farketmemiş durumda.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Batı Bengal’deki Jadavpur Ünivesitesi’nden başuzman Dipankar Chakraborti, Bangladeş’teki arsenik kirliliğine ait seviyenin Dünya’daki benzerlerinden daha tehlikeli olduğunu söylüyor. Chakraborti’ye göre, uluslararası topluluklar, bu krizdeki sorumluluklarını hiç mi hiç kabul etmiyor. Yıllar sonra bu inkâr politikasını da modası geçecek. Chakraborti “Bu çok büyük bir sorun” diyor ve “15 yıl önce bu konu için görüştüğümüz bölge halkının teninde doku bozukluğu olduğunu gördük ve bu insanların yaklaşık %30 da bir tür kanser hastasıydı” diye ekliyor.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Geçen sene biliminsanları derin kuyulardaki suyun içerdeği arseniğin nereden karıştığını bir sonuca bağladılar. Taşkınlardan korunmak için Bangladeş genelinde kazılan binlerce havuzdan alınan toprak örnekleri bunun fark edilmesini sağladı. Tortul malzemeden süzülerek gelen arseniğin, zemindeki (topraktaki) organik karbon içinde dağılım sergilediğini ortaya koyuldu. Boston’da (ABD) bulunan Masaçusets Teknoloji Enstitüsü’nden biliminsanları bu sorunun tek bir çözümü olacağını belirterek “suyun arsenikten etkilenmemesi için havuzlardan aşağıda, daha derinde içme suyu kuyularının açılması gerektiğini” söylediler.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bu arada, halk arasındaki yaygın inanışlardan zehirlenen kişinin lanetlendiği ya da bu etkinin bulaşıcı olduğu gibi düşüncelerden insanları vazgeçirmek için toplum arsenik zehirlenmesinin tehlikeleri hakkında eğitiliyor. Bangladeş Sağlık Bakanı Dr. A. F. M. Ruhal Haque “İnsanlar arseniğin tehlikeleri hakkında bilinçlendi ve temel tehlikenin farkına varanların oranı giderek artıyor” diyor. Ayrıca Haque, “Bangladeş Hükümeti sağlık taraması ve arsenikten zehirlenen hastaların tedavisi için yatırım yapmaya devam ediyor. Bir yanda da sağlık çalışanları mahallelerde hastalığın etkileri hakkında doğru bilgilendirmelerde bulunuyor” diye ekledi.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>İngiltere’de Zehirli Bira</strong><br>Arsenik, 19 yüzyılda ABD ve Britanya’da yayılan bir kirletici oldu. Arsenik duvar kâğıdında, kumaş boyasında hatta şekerleme imalathanelerinde bile kullanıldı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">İnsan eliyle gerçekleşen en kötü zehirlenme örneği, 1900’lerin sonunda Lancashire’den (İngiltere) yayıldı. Göz yumulan bu durum sonucu, Manchester ve Salford’daki yaşayan çok sayıda insanda bazı belirtiler ortaya çıktı. Ama olayların büyümesi, insanların derilerinde oluşan kararmalar, olasılık dışı diğer işaretler bunun arsenik zehirlenmesi olduğu şüphesini arttırdı. Sonunda arseniğin izi sürüldü ve bir firmada üretilen biranın yapımında kullanılan şekerde arsenik olduğu saptandı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Zehirlenmeden önce sınırı aşan kullanımdan dolayı 6.000’den fazla insan bu zehirli maddeden etkilendi ve zehirlenenlerden 80′i yaşamını yitirdi. Bu olay, gıda güvenliğinde daha sert kanunların çıkarılmasında etkili oldu.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kaynakça<br>Buncombe, A. 2010. How the West poisoned Bangladesh, Asia, World, News, Independent, London, England, <a href="https://www.independent.co.uk/news/world/asia/how-the-west-poisoned-bangladesh-1924631.html" data-type="link" data-id="https://www.independent.co.uk/news/world/asia/how-the-west-poisoned-bangladesh-1924631.html" target="_blank" rel="noreferrer noopener">independent.co.uk/news/world/asia/how-the-west-poisoned-bangladesh-1924631.html</a>, accessed at March 24nd 2010.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><em>Yazar adı ve yayın adı kaynak belirtilerek özgürce kullanılabilir.</em><br>Buncombe, A. 2010. Batı Bangladeş’i Nasıl Zehirledi?, çev. Güler, B.&nbsp;<a href="https://www.yerbilimleri.com/bati-bangladesi-nasil-zehirledi" rel="nofollow">http://www.yerbilimleri.com/bati-bangladesi-nasil-zehirledi</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
