<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/rss2full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><rss xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" version="2.0"><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888</atom:id><lastBuildDate>Fri, 17 Feb 2012 14:48:45 +0000</lastBuildDate><category>Öykülerim</category><category>Mektuplar</category><category>Bukowski</category><category>%TOPLU ŞİİRLER - 5 (2008-.........)</category><category>Kitaplarım-2 (Gece Metrosu) Düzyazı Şiir-Mensure</category><category>Denemelerim</category><category>Şiir üzerine</category><category>Beat</category><category>Edebiyat teorisi</category><category>Makalelerim</category><category>Kitaplarım-1(Dahiler ve Aşkları) Deneme</category><category>Siyasi Meseleler</category><category>Sanat teorisi</category><category>TOPLU ŞİİRLER - 5 (2008-.........)</category><title>ZATE ZATTURİ</title><description>EDEBİYAT VE GÜNCEL SİYASET ÜZERİNE</description><link>http://zatturi.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>234</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/rss+xml" href="http://feeds.feedburner.com/zatezatturi" /><feedburner:info uri="zatezatturi" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-6685900365334570736</guid><pubDate>Fri, 17 Feb 2012 08:04:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-02-17T06:48:45.086-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">TOPLU ŞİİRLER - 5 (2008-.........)</category><title>tanrı’dan bir çocuk çaldım</title><description>&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;strong&gt;tanrı’dan bir çocuk çaldım&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;adını sen koy. koşuver yanında sesi sen de&lt;br /&gt;ve onunla soluk al yerine sen üzül.&lt;br /&gt;emekle ve yürümeyi öğren&lt;br /&gt;tökezleyip düştüğünde kendinden bil.&lt;br /&gt;büyürken de konuş çoğalalım birlikte.&lt;br /&gt;hadi korkma gözüm bir tanem&lt;br /&gt;bu çocuk tanrı’nın&lt;br /&gt;tanrı’dan bir çocuk çaldım&lt;br /&gt;adını sen koy.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adı: ÖZGÜRLÜK!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;em&gt;(&lt;span style="font-size:78%;"&gt;17 şubat sabah ayinin’den)&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-6685900365334570736?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/ALhtu9RDlW4/tanrdan-bir-cocuk-caldm.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2012/02/tanrdan-bir-cocuk-caldm.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-6827698203014327901</guid><pubDate>Mon, 13 Feb 2012 11:29:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-02-13T03:29:56.871-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">TOPLU ŞİİRLER - 5 (2008-.........)</category><title>sor tanıdık bir duvardan</title><description>&lt;strong&gt;sor tanıdık bir duvardan&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;sığındığın son erguvan gölgesinde&lt;br /&gt;feryadın beklesin. neden&lt;br /&gt;senden yana değil ki zaman&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;senden kalanlar sevgili değil&lt;br /&gt;kırık bir kalp ıstırabıdır elinde&lt;br /&gt;önceden kalkıp adımlayan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir uzaklığa varmıştır çoktan&lt;br /&gt;tanıdık bir duvardan&lt;br /&gt;dönse geri heves&lt;br /&gt;senden yana değildir artık&lt;br /&gt;sor tanıdık bir duvardan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25.01.2012 dönüşe hzırlanırken&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-6827698203014327901?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/CPvY1JQI1wA/sor-tandk-bir-duvardan.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2012/02/sor-tandk-bir-duvardan.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-753313906448729151</guid><pubDate>Sun, 12 Feb 2012 09:38:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-02-12T07:42:04.616-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Siyasi Meseleler</category><title>Kürt sorunu barışçıl yöntemlerle çözülmezse kazanan vesayet rejimi olacaktır</title><description>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Kürt sorunu barışçıl yöntemlerle çözülmezse kazanan vesayet rejimi olacaktır&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül referandumun ardından hızla demokratikleşeceğimiz hızla barış sürecini yaşayacağımız düşünülüyordu. Referandumda değişimden yana tutum alanların genel beklentisi kuşkusuz buydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama gelişmeler ters yönde oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oslo görüşmesi olarak medyaya yansıyan PKK ve MİT görüşmesi barış sürecinin bir aracı olarak düşünülürken sürecin kesintiye uğraması özgürlükten yana muhalefetin (12 Eylül referandumunda 'yetmez ama evet' tutumu alanlar) ve Kürt halkı üzerinde hayal kırıklığı yaratmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa süreç sivil ve demokratik bir anayasa ile taçlandırılacağı bekleniyordu. Bir süre sonra hükümetin ve Meclisin Kürtlerin dışlanacağı bir anayasa hazırlığı sürecinde olunduğu ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt süz bir anayasa!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KCK, DTK soruşturmaları, Öcalan'a uygulanan tecrit ve PKK'ye karşı artırılan şiddet yeni anayasanın Kürtsüz bir anayasa olacağını daha şimdiden ortaya koymuş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oslo görüşmelerinin hükümet tarafından kesilmesi yeni bir savaş konsepti başladığını hükümetin Kürt sorunu karşsında vesayet rejimiyle bir ittifaka girdiği tezlerini güçlendiriyordu. Gerçi futbolda 'Şike Yasası' ve Federasyon Başkanının bizzat vesayet yanlısı kulüpler tarafından istifaya zorlanması (harcanması) bu tezleri güçlendiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti iktidar doğmuş bir parti ve iktidar sürecinde devletin içinde kümelenmiş iktidar ilişkilerine tanık oluyordu. Bürokrasi birkaç yılda yukardan atamalarla hızaya sokullunmayacak kadar direnç gösterdiğine yeni yeni tanık olan hükümet seçimle iktidara gelmenin yeterli olmadığını yine hükümet yaptığı dönemlerde kavrıyacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim yaşadığımz süreç gerilimler ve siyasi hamleler bunun birer göstergeleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oslo görüşmeerine bizzat Başbakan'ın talimatıyla katılan MİT Müsteşarı Fakan Fidan Özel Yetkili Savcı Sadrettin Sarıkaya' tarafında 'şüpheli' olarak ifadeye çağrılması, görüşmelere katılan diğer MİT görevlilerin 'yakalama' emri ile ifadelerine başvurulma isteği bu gerilim ve hamlelere örnek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümetin bu gerilimlere karşı vesayet yanıları ve seçilmişler arasında henüz bitmemiş bir demokarsi davası sonucu olarak yaşandığını kavrayarak yanıt vermesi demokratikleşme açısından anlamlıdır. Oslo görüşmelerine katılan MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadesini çağıran savcının görevden alındığı Müsteşarın ifade vermeyeceğini bunun için gerekirse yasal düzenlemelerin yapılacağı yanıtı bunu ifade eden en açık tutumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümet yani AK Parti her zaman olduğu gibi yeni bir restleşmenin içinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu restleşmenin gösterilmeye çalışıldığı gibi Gülen Cemaat'i ve Erdoğan çevresi arasında yaşanan bir gerilim olmadığı oratada. Çünkü ulusalcıların ve vesayet yanlılarının Gülen Cemaat'in mensubu olarak sunduğu MİT Müsteşarı Hakan Fidan hükümet tarafından sahip çıkıldı. Ayrıca Müsteşarı 'şüpheli' olarak ifadeye çağıran Özel Yetkili Savcı Sadrettin Sarıkaya'ya görevsizlik verildi. Son gelişmelerin Cemaat ve Erdoğan çevrresinde yaşanmadığı aslında vesayet yanlıları ve seçilmiş siyasiler arasında olduğunu kanıtlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vesayet bitti, AK Parti devleti ele geçirdi veya AK Parti'nin reformist karakterini yitirdiği gibi pek çok tez son yaşananlarla bir kez daha çöktü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KCK, DTK soruşturmaları vesayet yanlılarının elini güçlendirdiği hükümet tarafından daha net görülmeye başlandı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve diğer savcılar üzerinden yürütülmeye çalışılan kampanyanın yasal dayanakları darbe yasaların varlığından kaynaklanıyor. Bu yasalar Oslo'da MİT'in PKK ile görüşmesine izin veren Başbakan'ın bile Yüce Divan'da yargılanmasını sağlayabilir. Belki bugün buna siyasi olarak izin verilmez ama AK Parti iktidarı kaybettiğinde bu yargılanmanın olmayacağını kimse inkar edemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti 3. dönem yani 'ustalık' döneminde demokrasiye sivil, demokratik ve özgürlükçü bir anayasaya ne kadar çok ihtiyacı olduğunu zaman kaybetmeden görmek zorunda. Kürt sorununu kendinden başka hiç bir partinin çözemeyeceğinin de farkına varmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti demokrasi mücadelesinin kazanılması için 12 Eylül referandumunda değişimden yana tutum alan milyonları ne kadar ömensiyorsa Kürt halkıını ve temsilcilerini de önemsemek zorunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti vesayet yanlılarıya tek bakşına başaçıkamayacağını artık görmek zorunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü vesayet yanlıları en küçük fırstı değerlendirecekler en küçük fırsatta en ağır bedeli AK Parti'ye ve Hükümete ödeteceklerdir. Bunu Müslümanlara, AK Parti'ye düşman oldukları için değil vesayet rejimine karşı olan milyonları düşman gördükleri için yapacaklardır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-753313906448729151?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/W2O5LoQSEbA/kurt-sorunu-barscl-yontemlerle.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2012/02/kurt-sorunu-barscl-yontemlerle.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-4889501219092213572</guid><pubDate>Thu, 02 Feb 2012 07:22:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-02-01T23:27:38.114-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">TOPLU ŞİİRLER - 5 (2008-.........)</category><title>gideceğin yere götüremezsin kendinden</title><description>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;gideceğin yere götüremezsin kendinden&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir martı kanatlarında saklı gözleri&lt;br /&gt;süzülür kayıp bir kentten&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;martı hangi renk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;seyyah&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;terk ettiği yüzüyle anlatır gideceğin yeri&lt;br /&gt;gideceğin yere götüremezsin kendinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;seyyah yüzü hangi renk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;senden önce&lt;br /&gt;dönenlerin acısı sesinden önce sanadır&lt;br /&gt;anlatılan okunan bir vesika kimden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hangisinin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;haceti kalmadı okunacak&lt;br /&gt;yeri de yok kendinin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gideceğin yere götüremezsin kendinden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her şeyin saklı kendine:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bak işte!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;havada kartopu 02/Şubat/2012&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-4889501219092213572?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/3Rvm3icWxJ0/gidecegin-yere-goturemezsin-kendinden.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2012/02/gidecegin-yere-goturemezsin-kendinden.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-1873877057281486908</guid><pubDate>Fri, 27 Jan 2012 06:57:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-29T01:39:02.343-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Siyasi Meseleler</category><title>AK Parti dost değildir ama düşman da değildir</title><description>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;AK Parti dost değildir ama düşman da değildir&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek çok insan bu kışkırtıcı başlığı gördüğünde hemen “AKP solcusu, AKP yandaşı, liboş” gibi yargılarda bulunacaktır. Evet, durdukları yerden bakınca kendilerini haklı görebilirler ama biraz üzerlerini silkeleseler ne kadar yanıldıklarını göreceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anımsanırsa 12 Eylül referandumunda da buna benzer bir durum vardı. Referandumu ‘AKP’ye karşı güvenoyu’ olarak yorumlayıp ‘Evet ve Yetmez ama evet’ tutumu alanları ‘AKP yandaşlığı’ ile yargılamışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP, MHP ve ulusalcılar bir yandan gündemde olan Ergenekon davasına sahip çıkıyorlar diğer yandan milliyetçi çıkarsamalarla AK Parti’nin referandum karalamaya çalışıyorlardı. Bu yönde ‘memleketi bölmeye yol açacağını, emperyalistlerin kukla gibi yönettiği bir devlet olacağımızı ve AKP’nin derdinin demokrasi olmadığı kendi İslami faşizmi getireceğini’ işleyen kara propagandayla referandum kampanyasını yürütüyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Referandumun onaylanmasını isteyenlerin bir bloğu da referandumda Kürtlerin ‘boykot’ tutumunu haklı bularak ‘hayırcıları’ Ergenekonculukla yargılıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Referandum oylandı ve geçen süre de askeri darbe ile oluşturulan 21 madde değişti. Darbecilerin korumasını sağlayan ve darbe girişimini meşrulaştıran 15. maddenin kaldırılması bugün referandumda ‘hayırcı’ kampanya sahiplerinin haksızlığını ortaya koymuş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Referandum eğer olumsuz sonuçlansaydı Ergenekon örgütüne siyasi destek verenler büyük ihtimalle referandumda başarısız olan hükümetin istifasıyla bir azınlık hükümeti kuracaklardı. Sanırım bu doğrultuda gerçekleşecek bir siyasi sürecin korkunç sonuçlarını kimse düşünmek istemezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Referandumun sonra sivil, özgürlükçü ve barış içeren bir anayasa beklentisi kamuoyunda daha da belirgin hale geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak Kürt halkını dışlayarak 12 Eylül referandumunu hazırlayan AK Parti ‘hayırcılar’ gibi değişmediğini göstermiş olması bu beklentiyi sarsan önemli olgu oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt illerinde ‘boykot’ tutumunun aldığı geniş destek AK Parti’nin Kürt halkının dışlanmasının hata olduğu anlayışını kavratacakken tam tersi bir algıya yol açması AK Parti’yi vesayet yanlılarıyla yakınlaşmasına neden oldu. Bu durum gündeme gelen yeni anayasa tartışmalarında da karşımıza çıkmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her geçen gün Kürtlerden uzaklaşan AK Parti vesayet yanlılarının yanına sürüklenmesine neden oldu. Hükümetin Hrant Dink cinayetini işleyenlerin 5 yılı aşan yargılama sürecinde aldığı tutum, Şike Yasası, Uluder katliamında alınan tutum, Denktaş’ın cenaze töreninde ve Fransa Meclisinin Ermeni soykırımını içeren Soykırım Yasası kabulünde bu savrulmalara tanık olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlar bize neyi gösterir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti’nin Kürtlerin bir partisi olmadığını Batıda yaşayanların bir partisi olduğunu gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu AK Parti’yi Ergenekoncu CHP ve MHP ile siyasi ve ideolojik açıdan bir tutulmasını düşünmemizi gerektirmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veya CHP ve MHP görmezden gelinerek AK Parti’yi düşman bellememizi de sağlamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı aklıselim Marksistler sınıf analizine başvurarak AK Parti’nin bir sermaye partisi olduğu dolaysıyla diğer sermaye partileriyle ittifak içinde olmasını doğal karşılayıp AK Parti’yi düşman göstermektedirler. Bazıları da klasik Marksist reformizm algısına sadık kalınarak AK Parti’nin reformist olmadığı sermayenin çıkarını savunan en katıksız bir burjuva partisi olduğu anlayışına sahip olmalarıdır. Bu iki görüş AK Parti’nin tarihsel sürecini ve kazandığı toplumsal desteği ıskalayan hatta küçümseyen kendini merkeze koyan ikameci bakışın sonucu olarak karşımıza çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28 Şubattan darbesinden buyana gelişen ve her geçen gün siyasetti biçimlendiren demokratik ve özgürlükçü bir kamuoyu var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu muhalefetin içinde en dinamiği hiç kuşkusuz Kürt halkıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun yanında AK Parti’yi iktidara taşıyan, 12 Eylül referandumuna zorlayan bir kamuoyunu da hesaba katmak gerekir. Sol bir birlerini dışlayan gibi duran oysa bir birlerini tamamlayan bu iki muhalefet dinamiğin farkına varmalıdır. Siyasetini bunun üzerine kurgulamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mavi Marmara olayında, Şike Yasasında, H. Dink katillerini yargılayan mahkemenin aldığı kararın karşı gelişen tepki de ve Uludere katliamında özür dilemeyen hükümete karşı gelişen bu kamuoyunun duyarlığı göz ardı edilmemelidir. Bu tepki henüz Arap Baharında olduğu gibi sokağa akmıyor olması küçümsememizi gerektirmez. Sokağa aktığında da AK Parti’yi analiz etmemize de gerek kalmaz. O zaman devrim ve ihtiyaçları üzerine düşünürdük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti’yi Kürt halkının veya siyasetinin düşman görmesi doğaldır. Çünkü Kürt halkı 30 yıllıdır savaşın içindedir. Kürtler açısından Ankara ve hükümeti barış için masaya oturmadığı sürece savaş hükümetidir. Bu algı çok doğaldır. Kavgaya ara verilmediği sürece kavga edenler birbirlerini sürekli düşmen görürler. Kürt halkının AK Parti Hükümetini hasım hane görmesi bu nedenle doğaldır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama Batıdaki Kürt halkının ve Türk halkının AK Parti algısı Batıda geçerli değildir. Eğer öyle bir algı söz konusu olsa savaş Batıya çoktan sıçramış olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolaysıyla AK Parti Batıda ne CHP ne’de MHP’dir. Eğer Türk solu AK Parti’yi CHP ve MHP gibi algılarsa siyasi alternatif olmayı bırakın Ergenekon siyasetinin bir parçası olur. 12 Eylül referandumunda ‘Hayırcıların’ pozisyonuna düşer. Bu da Türk solunun 12 Eylül referandumunda düştüğü sarmalın içinden sıyrılamadığını gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti’nin dost olmadığını ama düşman da olmadığını geç olmadan kavranılmalıdır. Türk solun AK Parti’yi düşman görmekle eleştirmenin farklı şeyler olduğunu kavramalıdır. Solun başka bir seçeneği de yoktur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-1873877057281486908?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/lo8x6NY0KLI/ak-parti-dost-degildir-ama-dusman-da.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2012/01/ak-parti-dost-degildir-ama-dusman-da.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-8440063059130067915</guid><pubDate>Tue, 24 Jan 2012 09:39:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-24T01:40:25.658-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">TOPLU ŞİİRLER - 5 (2008-.........)</category><title>kim bu</title><description>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;kim bu&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;ne çok eksik yüreğimi taşımışım&lt;br /&gt;kadınlardan yaralı ama onsuz&lt;br /&gt;karşıma çıkan her kadını sevdim&lt;br /&gt;güleni de ağlayanı da güzeli de çirkinini de&lt;br /&gt;eksik yüreğimi okşasın&lt;br /&gt;ama incinmişim bir kere&lt;br /&gt;bilmediğim bir derdi edinmişim&lt;br /&gt;bu kadınlardan yana&lt;br /&gt;biri eksik bırakmış beni&lt;br /&gt;duygunun bir dalını kırı vermiş işte&lt;br /&gt;ne eş ne’de bir aşk eli&lt;br /&gt;söyle, göster artık bana&lt;br /&gt;hey hayat!&lt;br /&gt;ne çok eksik bıraktı&lt;br /&gt;ne çok eksildim&lt;br /&gt;şimdi de eksilerek ölüyorum&lt;br /&gt;kim bu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15/11/2011-düşünme seansından&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-8440063059130067915?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/Hq_lsuM9t2o/kim-bu_24.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2012/01/kim-bu_24.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-7210620993113354775</guid><pubDate>Tue, 24 Jan 2012 09:01:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-31T23:09:16.073-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Siyasi Meseleler</category><title>Ergenekon Baharı mı Bizim Baharımız mı</title><description>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Ergenekon Baharı mı&lt;br /&gt;Bizim Baharımız mı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yılı aşkın süredir Kuzey Afrika ve pek çok Ortadoğu halkları kendi ülkelerinde diktatörlerini devirdiklerine tanık oluyoruz. Devrilmeyecek, iktidarı terk etmeyecek denilen diktatörler peşi sıra ya kaçtılar ya da bu değişimin karşısında durmalarını canlarıyla ödediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli ki bu değişim sürecek ve pek çok ülkenin siyasi coğrafyalarını da değiştirecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya bize bu bahar gelmeyecek mi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyamızı felakete sürükleyen iklim değişimi siyasetimize de mi ulaştı. Baharı yaşamadan kanser tehdidi kusan ultraviyole ışınlarından kaçacağımız yaz’ı mı yaşayacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım öyle görünüyor ultraviyole ışınları kadar hatta daha zararlı olduğunu düşündüğüm Ergenekon kendi ‘Baharını’ yaratmaya hazırlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü çok akıllandılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül referandumunda yenildiklerini gördüler ve açık darbe tehdidinin kendilerini güçsüzleştirdiklerini kavradılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten 15. maddenin de kalkmış olması vesayeti darbelerle değil de siyasi araçlarla sürdürmenin elzem olduğunu anlamış oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yargı reformu sayılacak yasal düzenlemeler önümüzdeki günlerde mecliste büyük ihtimalle onaylanacak. Her zaman olduğu gibi bu yasadan da demokratlar, solcular ve Kürt siyasetçilerinden daha çok vesayet yanlılarının silahşorları olan Ergenekoncular yararlanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önümüzdeki kısa dönemde bu kanlı silahşorlar (Ringolar!) peşi sıra serbest kalacak veya tutuksuz yargılanacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süreci kendi lehlerine çevirmek için ellerinden geleni yapacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki bunun adı ‘Ergenekon Baharı’ olacak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa Arap Baharını beklemiştik. Kara Afrika kıtasının değişimden, özgürlükten yana olan baharın bize de gelmesini istemiştik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müslüman’ı, solcusu hepimiz bu bahardan korktuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baharın kapımızı, penceremizi çalmasını istemedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de baharı aldatıcı olduğunu düşündük ve baharın habercisi güvercinleri kovduk, kovaladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt vekillerinin ve siyasetçilerinin tutuklanmaları baharın habercisi güvercinlerin yakalanıp kafese tıkılmaları değil de neydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya Hrant Dink cinayetinde mahkemenin ‘örgüt yok’ kararı baharın habercisi tüm güvercinlerin katledilme fetvası değil de neydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, bir ‘bahar’ yaşayacağız ama kiminle!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahar güvercinlerini katledenlerle mi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir anayasa, sivil, demokratik ve özgürlükçü bir anayasayı bize sunabilecekler mi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt halkı bu anayasa da yeri olacak mı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anayasa bizim ‘baharımız’ olacak mı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Talat Paşa Komitesinin Başkanı, Ergenekon çetesi ile ilişkisi olduğu ve bu çete üyeleriyle sürekli kampanyalara katıldığı ve hayatını Kıbrıslı Türklerin Rum kardeşlerinden ayrılması yönünde kışkırttığı ve nihayetinde bu ayrılığı gerçekleştirdiği bilinen ırkçı R. Denktaş’ın naaşı huzurunda hazır bulunan kadrolar mı bize ‘baharı’ getirecek!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onların baharı milliyetçilikle, Ermeni düşmanlığıyla, Kürt düşmanlığıyla, ötekileştirmeyle, ilhakla, vesayet rejimi sürdürmekle süslüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun adı Ergenekon Baharı’dır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa bizim baharımız gerçek bahardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgürlüğün Baharı'dır. Arap Baharı'dır. Adaletin, eşitliğin, demokrasinin ve barışın baharıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün birkaç güvercindik vurulduk ama bugün Hrant Dink arkasında yürüyen yüz binler olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baharı beklemedik baharın kendisi olduk!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-7210620993113354775?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/COCdhHYj68Q/ergenekon-bahar-m-bizim-baharmz-m.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2012/01/ergenekon-bahar-m-bizim-baharmz-m.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-3024223223139262933</guid><pubDate>Fri, 13 Jan 2012 07:32:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-02-07T01:03:18.447-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Siyasi Meseleler</category><title>Arap Baharı, Ortadoğu, Emperyalistler ve Türkiye</title><description>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Suriye’siz bir Ortadoğu demokratik, sivil ve laik Ortadoğu için ilk adım olacaktır&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortadoğu Arap Baharı ile birlikte yeniden ivme kazanan bir siyasi sürecin içine girmiş bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya, Tunus ve Mısır devrimleri diktatörlükleri devirmenin güveniyle yeni talepleri öne çıkarıyor. Ancak devrimler emperyalist müdahaleler ve İslamcı muhaliflerin uzlaşmacı tutumlarıyla devrim yeni taleplerini kazanımla sonuçlandırmakta zorlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun en tipik örneğine Mısır’da tanık oluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askeri Konsey ve temsilcisi Tantavi halen işbaşında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahrir Meydanında Askerlerin kışlaya dönmesini isteyen kitlelere saldırı Mübarek’in eski silahlı milisleri Baltacılar ve Askeri Konsey askerleri oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nur Parti’si ve Hürriyet ve Adalet Parti’si de bu saldırılara seyirci kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır seçimlerinin 3. turu sonuçlarına kadar siyasi süreç gerilimle geçeceğine benziyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap devrimleri bütün entrika ve müdahalelere karşı canlılığını korurken etkisini çoktan sınırların ötesini sarmakta. Suriye, Yemen pek çok Arap ülkesi bu sürecin aylardır etkisi altında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşar Esat, devrimi bastırmak için aylardır kan döktü katliamda bulundu. Buna rağmen direniş ve devrim geri adım atmadı. Sonunda Arap Birliği gözlemcilerinin Suriye’ye gelmesine izin verildi. Son gelişme de Humus kentinden Esat tanklarını çekmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre daha devrim zamana yayılarak kitlelerin öfkesinin soğuması sağlanmaya çalışılacak belki de uygun bir ortamda devrim ezilmeye çalışılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu olasılıkların önümüzdeki dönemde gerçekleşebileceğini bekleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap devrimleri için Mısır devrimi ne kadar önemliyse Ortadoğu için Suriye devrimi de o kadar önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır devrimi zafere ulaşırsa yani demokratik, sivil ve laik bir iktidar oluşturulursa Arap Baharı tüm kuzey Afrika kıtasında köklü, kalıcı ve derin siyasi değişimlere vesile olacaktır. Suriye de devrim gerçekleşirse yani Esat ve iktidarı devrilirse Ortadoğu yeniden şekillenecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail- Filistin sorunu, Irak ve Irak Kürdistan’ı, İran ve İran Kürdistan’ı ve Türkiye bu süreçten kaçınamayacak ülkelerin başında geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesi için Suriye devriminin zaferi nasıl zorunlu hale geldiyse eskiden birleşik bir Kürdistan Kürt aydın ve entelektüellerin tartıştığı teorik bir olguyken şimdi Ortadoğu için zorunluluğa dönüşmüş pratik bir olgu haline geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki gereklilik Irak için de İran için de Suriye için de geçerlidir. Ne İran ne’de Türkiye’nin bu süreçten uzak kalması ve birlikte yaşadığı Kürtlere baskı ve inkâr dayatmasıyla süreçten kendini yalıtacağı düşüncesi gerçeklikten uzaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksine Türkiye ve İran’ın yapabileceği tek şey Kürt halkının tüm taleplerini karşılamak ve komşu ülkelerin bu doğrultuda davranmasını zorlamaktır. İran şu an böyle bir siyasi tutuma gerek iç dinamikler açısından gerek dış dinamikler açısından direnecek bir tutum sergilerken Türkiye bu siyasi tutuma uluslararası baskıyla yanaşabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer Ortadoğu’da Kürt halkını merkeze koyan bir siyaset benimsenirse Ortadoğu’da yaşayan Kürt halkı birleşik bir Kürdistan mı federal bölünmüş bir Kürdistan mı seçeneği doğrultusunda kararını özgürce verecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun için Suriye’siz bir Ortadoğu öncelikliyken Kürt halkının merkeze alınmadığı bir Ortadoğu ayakları ve bacakları kesik bir gövdeden başka bir anlam taşımaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalist ülkelerin gözetiminde 1946'daki kurulan Suriye devleti 1958 Şubat'ında Mısır ile Birleşik Arap Cumhuriyeti'ni denemiş ancak bu beraberlik 3 yıl sürdürebilmiştir. 1963'ten beri ülke Baas Partisi tarafından yönetilmektedir; devletin başında 1970'ten beri Esat ailesi bulunmaktadır. Şimdi de oğul Esat iktidardadır ve babasının yaptığı katliamları tekrarlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, Suriye suni bir devlettir ama Ortadoğu için gereksiz bir devlettir. Dolaysıyla Suriye devrimi koşulsuz desteklenmesi gerekir. Esat yalnızlaştırılmalı ve iktidardan kovulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun için emperyalist müdahale değil muhaliflerin desteklenmesi ve Baas rejimin yalnızlaştırılması gerekir. Emperyalist müdahale iç savaş sürecini şiddetlendireceği gibi birbirlerinin rakibi olan emperyalistlerin de güçlerini deneyecekleri bir savaş alanı yaratır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bölgesel bir savaş demektir. Bu Ortadoğu ve dünyamız için bir yıkım olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemli olan Ortadoğu’nun kaderini Ortadoğu halkalarına bırakılmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortadoğu’da barış ve kardeşlik isteniyorsa Esad ve Baas rejiminin tüm kalıntılarından temizlenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt halkı merkezli bir siyasi tutum Ortadoğu’nun demokratik, laik ve sivil şekillenmesinin koşullarını oluşturabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun dışındaki tüm seçenekler siyasi çözümsüzlüğün kaynağı olacaktır. Suriye devrimi başarıya ulaşırsa Kürt halkı ve Ortadoğu halkları özgürlüğe ve barışa çok daha yakın olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Batının Güvenlik İdeolojisi Olarak Kemalizm&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı siyasi meşruluğunu yalnız kendi iç dinamikleri üzerinden değil periferisinde gezinen ulusların üzerinden de meşrulaştırmaya çalıştı. Böyle bir çaba merkez-çevre ittifakına sadık olan bir aydın kuşağını da yarattı. Dolaysıyla Batı kendi siyasi meşruluğunu kurgularken pek çok periferi sözcüsü batının siyasi meşruluğunun taşıyıcısı olarak kendini vazifeli olarak addetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak çevredeki ulus devletlerin çoğunluğu sivil katılımını dışlayan küçük bir azınlığın militarist ve totaliter projesi olarak ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemalizm olarak bilinen ulus-devlet pratiği bu sürecin en öne çıkan unsuru oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa durum Batı için çok basit güvenlik önlemiyken Kemalizm kurgulayıcıları tarafından aydınlanma ve modernleşme projesi olarak parlatıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı iki nedenle Türkiye’nin Kemalistleşme sürecini onayladı. Birincisi tehdit olarak gördüğü Bolşevik devrime karşı bir tampon veya güvenlik bariyeri olarak algılanması ikincisiyse bu tehdit algısının geniş bir coğrafyaya yayılarak sürmesi ve bu tehdit algısına 3.Dünya ideolojisi olarak bilinen ulusalcı, milliyetçi ve İslam-i muhalefetin katılması oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemalist devlet Bolşevik devrimine karşı İngiltere ve Fransa’nın desteği ile kurulmuştu. 2. Dünya savaşı ve ‘Soğuk Savaş’ döneminde de bu ülkelere Amerika’nın katılmasıyla destek artırılarak sürdürülmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu tarihsel süreçte Kemalistler gerek Kürt halkına gerek azınlıklara gerek toplumsal muhalefeti sindirmek üzere çok rahat davrandılar. Birçok Kürt isyanı bastırıldığı gibi pek çok darbe, darbe girişimi ve işgal (Kıbrıs) alenen gerçekleşmiş binlerce insan ağır bedeller ödemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Soğuk Savaş’ siyasetin sona ermesiyle birlikte günümüzde Batının bu desteğinden söz etmek artık olanaksız. Hatta Batı devletleri tarafından Kemalist devlet sorunlu olarak algılanır hale gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bu algı hukuksal ve iktisadi nedenle değil tamamen ideolojik ve siyasi nedenledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemalizm yalnız Türkiye halkları için değil Avrupa için de gerici ve kabul edilemez bir devlet ideolojisi durumundadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermeni soykırımı, Kıbrıs sorunu, demokratikleşme ve sivil bir anayasa konusunda geleneksel Kemalist refleksleri gösteren bir iktidar algısı Batı için kabul edilemez bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Kemalist reflekslerden kurtulmadığı sürece Batının siyasi meşruluğuna her geçen gün daha da zarar vermektedir. Bu durumun aşılması için Ermeni soykırımının tanınması, Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu, demokratikleşme ve sivil anayasa gibi temel sorunlar bir an önce çözülmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorunların aşılması için öncelikle Kemalizm’in bir dönem Batı tarafından güvenlik ideolojisi olarak onay verilen bir devlet ideolojisi olduğu kavranmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı artık Kemalistlerin algıladığı siyasi tanımlamaların tamamen dışındadır. Dünya da ‘Soğuk Savaş’ siyasi çelişkilerin dışında bir kutuplaşma içindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlerde Batıda cereyan eden ekonomik kriz nedeniyle Türkiye’nin bölgesinde hâkim aktör olarak çok daha avantajlı duruma geldiği tezi tamamen geleneksel Kemalist siyaset refleksidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de iktidar ve muhalefet eğer Kemalist ideolojinin iç ve dış siyasi versiyonlarından vazgeçmediği takdirde yıllardır beklenen özgürlük ortamı sağlanmayacağı gibi bölgesine ve dünyaya sorun üretecek bir ülke olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha açık söylersek Kemalizm’in tüm siyasi kırıntılarından arınılmadığı sürece içerde iç savaşı bölgede emperyal savaşı kışkırtacak bir iktidar ve devlet anlayışı benimsenmiş olunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir Türkiye’nin ne dünyaya ne bölgesine ne’de kendine hayrı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Sosyalistlerin Etkisiz Kaldığı Devrimler Çağı Nihai Olarak Kapitalizmi Tarihe Gömebilecek mi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadığımız son 25 yıla bakıldığında dünyamızın devrimlerle çalkalandığını görürüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce Sovyetler Birliği 89 yılında yoğun katılımlı kitlesel gösterilerle yıkıldı. Onu Doğu Almanya, Macaristan, Polonya, Çekoslovakya, Bulgaristan ve Romanya'da rejimleri izledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Francis Fukuyama başta olmak üzere pek çok liberal akademisyen bu devrimleri tarihin sonu, liberal kapitalizmin başarısı olarak yorumladılar ve tüm dünyaya ilan ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu liberal vaazlar verilirken 1991’da Çavuşesku Romanya'da sarayından yapacağı konuşmayı dinlemeye gelen binlerce işçinin öfkesi karşısında helikopteriyle kaçmak zorunda kaldı. Öfkeli işçilere ateş emrini verdiğinde de rejim o an yıkıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2000 yılında Arjantin devlet başkanı De la Rua da başkanlık sarayından Çavuşsesku gibi sıvıştığı hala insanların hafızasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2000’li yıllarda Sırbistan ile başlayan süreç hızla Kafkasya ve Orta Asya’ya yayılmış ve Gürcistan’da ‘Gül devrimi’, Ukrayna’da ‘Turuncu Devrim’ ve Kırgızistan’da ‘Lale Devrimi’ yaşandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu devrimler ya tek parti diktatörlüklerin baskısına karşı gelişti ya da gerçekleşen devrimlerin ardından hayata geçirilen liberal kapitalist yaptırımlara karşı bir tepki olarak ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hızlı değişim sürecinde bir başka şeyde oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika’da başlayan ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), Dünya Ekonomik Forumu (DEF), Uluslar arası Para Formu (IMF), G8 gibi uluslararası sermayenin odaklarına karşı gerçekleşen kitlesel eylemler dalgasıyla Aralık 1999, Seattle Nisan 2000 ve Washington, Melbourne, Prag, Nice, Quebec, Davos, Göteborg, Porto Alegre, Cenova, Barselona’da gerçekleşen eylemleriyle ‘tarihin sonu ve liberalizmin zaferini’ ilan edenlerin tezini çürütürken en ağır ideolojik ve siyasi şamar üzerlerine iniyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20011 yılında Avrupa’da ortaya çıkan ‘Borç krizi’ ile birlikte kapitalizme karşı Yunanistan, İtalya, İspanya derken anti-kapitalist gösteriler bütün dünyanın finans kapitalinin simgesi olan Wall Street’e kadar uzandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yılın başından buyana Ortadoğu ve Kuzey Afrika ‘Arap Baharı’ ile birlikte pek çok devrimi ardı ardına yaşadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bin Ali, Mübarek ve Kaddafi gibi diktatörler iktidardan uzaklaştırıldı. Esad son günlerini yaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın bu bölgesinde Sovyet Rusya ve Doğu Bloğun yıkılışının ardından en uzun ve en kapsayıcı devrimleri olarak ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerek S.S.C.B ve Doğu Bloğun yıkılışı gerekse Arap Baharı’nın gerçekleştirdiği devrimlerin ortak karakteri tek tip ideolojiye dayanan tek partili diktatörlerin uyguladığı baskıcı rejime karşı bir tepki olarak gerçekleştiğini gözlemlemekteyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;89 devrimleri Arap halkının üzerinde yarattığı toplumsal değişim algısı ve cesareti Arap devrimlerinin ana belirleyici dinamiği oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap halkları Rus halkı ve diğer totaliter Stalinist rejimlere karşı ayaklanan ve devrimi gerçekleştiren halkların gösterdiği cesareti yaklaşık 20 yıl sonra gösterdi. Bu zaman aralığı toplumsal değişimler ve devrimler açısından uzun bir aralık olmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stalinist rejimlere karşı gerçekleşen devrimleri destekleyenler Arap Baharını da coşkuyla karşıladılar. Bu iki bölgesel devrimlerin kazanımlarını gördüler ve daha ileri doğru hamle yapılması için çabaladılar ve çabalıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak Arap devrimlerinin nereye yöneleceği veya nerede soluklanacağını şimdiden kestirmek olanaksızdır. Hiç kuşkusuz bu devrimler bastırılmadığı (ki bu olanaksız görünüyor) sürece eski rejimleri aratmayacak şekilde siyasi sonuçları olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki kapitalizm yıkılmayacak belki tam demokratik bir cumhuriyetler kurulmayacak ama eskisi gibi asla rejimler işbaşına gelemeyeceklerdir. Gelseler de ömürleri çok ama çok kısa olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halkı eğiten bir gurup aydın veya bir parti veya bir ideoloji değil devrimin kendisidir. Devrim geliştikçe devrimi gerçekleştirenlerin bilinci de gelişir. Arap Devrimlerinde bu değişen bilince her geçen gün tanık olunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap Baharı yaşanırken Batıda küresel kapitalizmin getirdiği olumsuzluklara karşı yoğun kitlesel protestoların, grevlerin yaşadığını ve bu eylemlerin hükümetlerin üzerinde etkili olduğunu görmekteyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uluslararası sermeye kuruluşlarının hedef alındığı gösteriler sayesinde pek çok toplantıların iptal edildiğine tanık olduk. Bu gösterilerin genelinde öne çıkan değişim talebi kapitalizmin yıkılması ve ‘Başka bir dünya mümkün!’ olduğunun öne çıkmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap Baharında ortaya çıkan bilinçten farklı olarak küresel sermayenin ve küresel kapitalizmin sorgulandığı bir bilinç Batıdaki kitlesel gösterilerde belirgin durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap Baharı eskisi gibi yönetilmemek için hamle yapıyor Batıda kapitalizme karşı gelişen muhalefet de kapitalizm altında yaşamak istemediği için sokağa çıkıyor. ‘Yüzde 1’e karşı %99’ sloganında biçimlenen bu olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama Batıdaki eylemlerde ve Arap Baharıyla sokağa çıkan milyonlar arasında ortak özellikler var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisi de aşağıdan örgütlenen toplumsal gösteri ve başkaldırılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisi de her hangi bir ideolojinin veya bir partinin etkisi altında kalmadan hareket ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisi de sermayeden yoksun kapitalizmin saldırdığı emekçiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisi de artık eskisi gibi yaşamak istemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisinde de ‘Yeni bir dünyan mümkün!’ olduğu inancı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisi de birbirlerinin karşıtı değil birbirlerini tamamlayan ve birbirlerine ihtiyacı olarak gelişmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapitalizm merkezinde ve periferisinde gerçekleşen devrimler, isyan hareketleri, protestolar ve grevler birbirlerini tanıdıkları sürece birbirlerine tamamladıkları sürece başarılarına başarı kazanımlarına kazanım katmayı sürdüreceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap Baharı veya kapitalizmin merkezinde gelişen kapitalizm karşıtı hareketler geçici olarak algılanması büyük bir yanılgıdan ibarettir. Kapitalizm her geçen gün ideolojik, siyasi meşruluğunu yitirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düne kadar kapitalizmin refah, güvenli ve özgür bir dünya yaratamamasının gerekçesi olarak sözde sosyalist ülkeler gösteriliyordu. Bu gerekçe ortadan kalktığından beri refah, güvenliğin ve özgürlüğün engeli olarak Arap devletleri ve halkları gösterilmeye başlandı. 11 Eylül İkiz Kule saldırısı bu ideolojinin işlenmesi için kullanıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap Baharı bu gerekçeleri de ortadan kaldırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani dünya kapitalizmin sömürüsünü, hırsızlığını, haydutluğunu ve yarattığı güvensizliği saklayacak artık bir gerekçesi kalmadı. Bu olgu ve algı tüm dünyada tarafından elle tutulur hale geldi. Küresel kapitalizm deşifre olduğu için son 25 yıldır devrimlere, isyanlara ve kitle gösterilere tanık olyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, dünya devrimler çağından geçiyor ama sosyalistler bunu ya anlamak istemiyorlar ya da anlamakta gecikiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu devrimler çağının en tutarlı sorusu sosyalistlerin etkisiz kaldığı devrimler çağı nihai olarak kapitalizmi tarihe gömebilecek mi, olduğudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorunun yanıtını devrim ve isyan için sokağa çıkanlar sosyalistlerin toplumsal devrim defterlerine kanlarıyla yazıyorlar umarız sosyalistler bu süreci doğru okurlar ve üzerlerine düşeni gerçekleştirirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Arap Baharının Kaderini Arap Halkı Belirler&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap halkı protestolara başlayınca hemen hemen herkes şaşkındı. Kitleler oluk oluk sokağa akıyor baskıcı iktidarlar protesto ediliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk ayaklanmalarına ilkesel olarak desteklemeyi bir gelenek kabul eden dünya solu bile şaşkındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek çok yerde varlıkları görülmeyen varoldukları yerde de çok az etkisi olan sol sokağa çıkan kitleleri kendine yakın görmedi ve sürekli arasına mesafe koydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solun bu mesafeli duruşunu 1979 İran Devriminde Mollalara yenilgisine bağlayanlar oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol İran Devrimini karşı devrimle boğan Mollaların çirkin yüzüne bakarak Arap kıtasının İslamcı Suni ve Şii muhalefeti değerlendirmeye koyuldu. Bu bakış Libya’da, Suriye’de ve pek çok Arap devriminde solda hâkim oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol sürekli bu gerekçeyle Arap Baharına kuşkuyla yaklaştı ve yaklaşmaya devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu kuşkucu ve şaşkınlık karşısında ne istediğini bilen Arap halkı 18 Aralık 2010 tarihinde Tunus’da ilk olarak sokağa çıkıyor ve ardından Mısır, Yemen, Cezayir ve Ürdün’de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce 23 yıldır yönetimde olan Zeynel Abidin Bin Ali ardından 30 yıllık yönetici Hüsnü Mübarek bu kararlı kitleler tarafından devrildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İktidarı bırakmayan Kaddafi öfkeli Arap isyancıları tarafından öldürüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer Beşar Esad iktidarı bırakmamakta direnirse kaderinin Kaddafi’den farksız olmayacağını şimdiden söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu süreçte solun küçük bir kısmı işçi sınıfının bu siyasi devrimlere katılarak devrimlerin sosyal dönüşümlere akacağını umut ediyor. Bu sol gelenekler Lenin ‘Nisan tezlerine’ bazıları da Troçki’nin ‘sürekli devrim’ kuramına güveniyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iyimser Marksist görüş utangaç bir dille devrimi yapan halka değil devrime katılmakta geç kalan hatta katılacağı sanılan işçi sınıfına güven duyuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle de Üçüncü Dünyacı sol gelenekler Arap Baharının Batılı emperyalistlerin bir oyunu olarak değerlendirdiler ve halen böyle görmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solun Arap Baharına karşı ortak tavrı Batılı oryantalistlerin bakış açısından hiç farksız değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araplar hele Müslümanlar cahildirler ve kendi başkalarına devrime kalkışamazlar kalkışırlarsa da birilerinin direktifi veya güvencesiyle olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa devrimin düğmesine basanlar emperyalistler değil Arap halkı olmuştur. Enflasyondan, yoksulluktan, işsizlikten, baskıdan bıkan kitleler artık eski diktatörlüklerin altında yaşamak istemediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerinde bir devrim bir iktidar programı yoktu. Ne bir komünist politbüronun bir dönem Stalin’in Başkanlık yaptığı kominter aracılığıyla tüm dünyaya yaydığı ‘aşamalı devrim’ kuramının ültimatomu ne’de pentagon uyarısıyla sokağa döküldüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap devrimlerinden emperyalistler kuşkusuz tedirgin oldular. Devrimi denetimlerinin altına almak için Kaddafi’ye karşı bile savaş açtılar. Kısmen de olsa başardılar ama bilinen bir sömürgecilik veya Kaddafi’nin diktatörlüğüne benzer bir diktatörlük Libya’’yı beklemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrilen diktatörlüklerin yerine halk kendi iktidarını bir biçimde kurmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laiklik bir devlet genel bir eğilim. İran, Arabistan gibi ülkelerin ‘şeriat’ yönetimi hiç mi hiç taraftar bulmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya’da kısa bir süre ortaya çıkan ‘şeriat’ tartışması şimdiden gündemden düştüğünü görebiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm Arap devrimlerinde öne çıkan kitlelerin insanca yaşamı, adalet ve herkesin haklarını koruyan demokratik, sivil bir anayasa oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esad da yakında devrilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitleler kendi kaderlerini belirlemeye devam edecekler. Ama kimse eskisiyle eş değer veya daha kötü yeni rejimler beklemesin. Bekleyenler yaşadıkları ülkelere baksınlar. Ülkelerindeki rejimin emperyalistlerle nasıl bir bağımlılık ilişkisinde yaşıyorsa Arap Devrimlerinde de en kötü ihtimalle o olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitleler devrimi yaptılar, yapıyorlar ve yapmaya devam edecekler. Kimseden direktif almadan yola koyuldular ve kimseden direktif almadan ilerleyecekler. Nereden duracaklarına da kendileri karar vereceklerdir. Durdukları yerde de devrime başladıkları haklılıkla anılacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Mısır’da büyük zaferlerin önü açık&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün devrimin 19. günü ve Mübarek yok. Sanırım şu an kendine güvenli bir liman aramakla meşgul ve bunun için tek başına gayret ettiğini de söylemek zor. Çünkü Mübarek’in suç ortakları hala yönetimdeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsviçre, Mübarek ailesinin tüm mal varlığını dondurduğunu deklere etti. Mübarek olup bitenlerin karşısında sağlığı bozulmuş olacak ki tedavi için Almanya’ya uçmak istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama Alman hükümeti henüz gelebileceğine izin vermiş durumda değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mübarek bu arada ölür mü bilinmez ama Mübarek’i deviren milyonlar şimdiden yargılanması gerektiğini tüm dünya kamuoyuna duyurmuş durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşılan ölse de Mübarek yargılanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haftalardır Tahrir meydanını terk etmeyen milyonlar devrimin ilk günü isteklerini sıraladılar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce Mübarek yargılanacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olağanüstü hal kalkacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhalefetin siyasi özgürlüğü sağlanacak ve bütün partiler legalleşecek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sendikalaşma ve grev özgürlüğü sağlanacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir an önce demokratik seçime gidilecek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni ve demokratik meclis kurulacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu istekler sağlanana kadar her hafta gösteriler devam edileceği duyuruldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Direnişçi halk yeni bir Mısır istiyor. Halksız bir cumhuriyet, militarist bir cumhuriyetle birlikte yönetilmek istemiyor ve bunu Mübarek’in giderayak bıraktığı askeri konseye de bırakmak istemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mübarek gitti ama pisliği hala ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mübarek gitti ama iktidar halka geçmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrimi gerçekleştiren halk henüz iktidarı tümüyle alacak bir örgütlülüğe erişemediğinden Tantavi başında bulunduğu askeri konsey yönetimi devraldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ordu yönetimi elinde tutuyor ama darbe yapmış değil. Halkta buna izin vermeyecek verseydi zaten Mübarek istifa etmeyecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır artık geri dönüşsüz bir sürecin içinde ilerliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır halkı ya demokratik bir Mısır’la yetinecek ya da devrimi sonuna kadar taşıyacak. Bu iki olasılık devrimi gerçekleştiren halkın iradesine bağlıdır. Devrim sürecinde halkın verdiği mücadeleyle yarattığı örgütlenme araçlarının düzeyi devrimin sınırlarını belirleyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır’da büyük zaferlerin önü açıktır ama buna Mısır halkı karar verecektir. Devrim henüz son sözünü söylemiş değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Sokak iktidara ortak oldu&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kralın devrildiği altmış yıl oldu. Ama Mısır’a ne demokrasi ne’de refah geldi. Önce Nasır ardından veliahtları Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek kendi militarist baskı ve diktatörlüklerini uyguladılar. Yalnızca bu militarist diktatörlerden biri Enver Sedat yaptıklarının cezasını canıyla ödedi. Şimdi Mısır halkı 1977’de, 1989’da olduğu gibi sokakta ve bir diktatörünü daha cezalandırmak istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu sokağa çıkan Tunus halkının ardından gerçekleştirdi. Haftalardır diktatörü istifaya zorlamak için ülkenin büyük kentlerinde meydanları doldurdu. Tahrir sokağı kalabalıkların en çok toplandığı simgesel meydanlardan biri oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrim için sokağa çıkan halkın evine dönmesi için yapılmayan, söylenmeyen hiçbir şey kalmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mübarek bu gösterilere karşı önce istifa etmeyeceğini ama reformlar yapacağını söyledi. Halk bunu kabul etmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mübarek bulduğu her fırsatta halkın sokaktan geri çekilmesini istedi. Bunun için elinden geleni yaptı. Obama bile Mübarek’e ve orduya açıktan desteğini sundu. Eylüle kadar iktidarda kalması bile uygun görüldü. Bu da tutmadı. Bütün iktidarların en çok kullandığı pis bir yöntemde denendi. Mübarek beslediği çeteleri halkın üzerine salarak direnişi kırmak istedi ama başaramadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mübarek'in elinde tek bir koz kalmıştı o’da orduydu. Mısır ordusunu darbe için kullanmaktı. Bunu da denedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Ordu darbe yapamayacağını gördü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halkın sokakta olduğu bir yerde darbe olmayacağı çok açıktı. Sonunda ordu halka boyun eğmek zorunda kaldı. Bu saatten sonra Mübarek iktidarda kalamazdı ve istifasını basın aracılığıyla açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık Mısır’da devrim yapan halk iktidara ortaktır. Mısır halkına danışılmadan yeni anaysa, meclis ve hükümet kurulamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır’da devrim ilerliyor. Diktatörün simgesi olan Mübarek gitti ama henüz yargılanmadı, asker kışlasına dönmedi ve Süleyman duruyor. Mübarek’in tüm artıkları hala duruyor. Devrim hepsini temizleyecek. Bundan kimse kuşkusu duymasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır’da açık bir darbe veya 27 Mayıs benzeri bir darbe oldu diyenler feci şekilde yanılıyorlar. Askerler 27 Mayıs’ta darbe yapmışlardı. Boyun eğmemişlerdi. Mısır’da askerler son ana kadar Mübarek’i desteklediler ve darbe yapma fırsatı kolladılar ama kararlı halkı görünce Mübarek’in arkasında durmadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır’ın Kemalistleri kaybetti. Nasıl ‘Yetmez ama evet'çiler karşınında Kemalistler ve ordu yara aldıysa Mübarek’in Kemalist ordusu da öyle yara aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri seçimle diğeri devrimle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın zaferin ilk günü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık sivil hareket iktidara ortaktır. Bakmayı şu an ki askeri konseyin iktidarı devraldığı laflarına. Bu tamamen biçimsel bir süreçtir. Halk iktidara ortak oldu. Orduyu kışlasına gönderecektir. Eğer halk orduyu kışlasına gönderemezse o zaman askeri darbe veya 27 Mayıs benzeri darbe oldu denilebilir. Şu an böyle bir durum yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz devrim son sözünü söylemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iktidarın kurumsal ifadesi yakında tartışılmaya başlayacaktır. Halka boyun eğen ordu bir süre daha pürüz çıkarabilir ama demokratikleşmenin önünü kesemeyecektir. Çünkü Mısır halkı artık dünden daha güçlüdür. Yalnız Mübarek’i devirmedi orduya da boyun eğdirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrim istediğini almadan geri çekilmeyecektir. Zafer direnen halkın olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;22 yıldır devrimleri sindiremeyen sol&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1989 Doğu Avrupa ardından 1991’de S.S.C.B yıkıldığında yirmili yaşlarda genç ve radikal bir sosyalisttim. Gördüklerimin karşısında herkes gibi ben de bir süre afalladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyalist bildiğimiz ülkelerin peşi sıra yıkılışına tanık olduğumda hayatımın en çaresiz ve güvensiz hissettiğim dönemini yaşamıştım. Tartışılmayacak şekilde idealize ettiğim rejimler yıkılıyordu hem de çok kolay yıkılıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum çok geçmeden kuşkuyu beraberinde getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ilk sorumu sordum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bir devrim miydi yoksa karşı devrim miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardından ikinci soru:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer karşı devrimse neden işçiler kendi devletlerine sahip çıkmadılar, devrimse nasıl olur da işçiler kendi devletlerini yıkarlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marksizm'in işçiler ve emekçilerin karşı devrimci olamayacağını hatta devrimci olduklarına vurgu yaptığından emindim. Okuduğum tüm Marksist kitaplarda öne sürülen ana tezlerden biri buydu. Bundan dolayı da sürekli işçi ve emekçi sınıfı temelinde örgütlenmenin öneminden sözeder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten bundan dolayı bende sosyalizme ilgi duymuştum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyalizm işçi sınıfının ideolojisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçi sınıfının kendi iktidarıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu işçiler nedense kendi devletlerini yıkıyordu. Anlaşılması zor bir durumdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne iktidardakilere ne’de işçilere hak veriyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya işçiler ve emekçiler karşı devrimci ya da karşı devrimciler iktidardaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu zor ve ikircikli durumdan bir süre sonra sıyrılmaya başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı yıllar işçiler sosyalist bildiğim ülkelerin dışında da ardı ardına sokağa çıkıyor grevler örgütlüyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neo-liberal dayatmalara karşı kararlı bir direniş sergileyen işçiler beni yeniden heyecanlandırmaya ve işçilere güvenmemi sağlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SSCB ülkelerindeki mücadeleler veya Polonya madenci grevleri bende kuşkuya neden olurken diğer ülkelerdeki grevler heyecan ve umut aşılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Garip bir durumdu bu ama bu gariplikle uzun süre yaşayamayacağımı biliyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin hafızasına yerleşen o büyük ‘Bahar Eylemleri’ 1991 yılında Zonguldak maden işçilerinin Ankara yürüyüşleriyle doruğa ulaştığında tavrım işçilerden yana ağır basmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçiler sosyalizm için sokağa çıkmıyorlardı ama kendilerine saldıran iktidara geri adım attırmak için canhıraş mücadele veriyorlardı. Polis ve jandarmayla korkusuzca karşı karşıya gelmekten çekinmiyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçiler Marks’ın öngördüğü gibi devrimciydiler. Devrim yapmasalar da yapabilecekleri gücü görebiliyordum. Stalinist rejimlere başkaldıran işçilerin devrim yapacak güçteydiler ve yaptılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın tüm ülkelerinde ayrı dil konuştuklarından veya başkaları tarafından ayrı ulus topluluğu olarak yaşamak zorunda bırakılmalarından dolayı çıkarları ve verdikleri mücadelenin meşrulukları sorgulanamazdı. Çünkü, işçilerin vatanı yoktu. Marks işçilerin devrimci olduğunu ileri sürerken vatanı da olmadığını söylemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyalist bildiğim ülkelerin yıkılışına bir kez daha baktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya işçiler ve emekçiler karşı devrimci ya da iktidardakiler karşı devrimciydiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ikincisine inandım ve iktidardakilerin karşı devrimci olduklarına karar verdim. Basit bir akıl yürütmeyle bu ikircillikten sıyrıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marks haklıydı.İşçiler ve emekçiler karşı devrimci olamazlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve 22 yıldır buna inandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve 22 yıldır sol buna inanmadı ve gerçekleşen bunca devrimi devrim olarak sindiremedi. Sindiremediği için bu devrimleri yalnızca izledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlerde Ortadoğu toplumsal devrimlerle çalkalanıyor. Önce Tunus’ta bir devrim gerçekleşiyor. Ardından Mısır. Sıranın kime geleceğini kestirmek artık gündüz güzüyle beklenen misafiri tanımak gibi kolaylaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol yine tereddütte ve temkinli. Böyle oldukça da devrimlerden heyecan duymuyor. Devrimlerle dayanışmaya giremiyor. Hala işçilere, emekçilere yani halka güvenmiyor. Güvenmediği için de özgürlükler için mücadeleye giren milyonları anlayamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün Sovyetler ve Doğu Avrupa’daki Stalininst diktatörlüğe karşı özgürlükler için sokağa çıkan işçiler anlaşılmadı bugünde Ortadoğu Diktatörlüklerine karşı özgürlük ve adalet için sokağa çıkanlar anlaşılmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa gelenek sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşı devrimciler iktidarda ve devrimlerle yıkılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SSCB’yi yıkanlar bugün Tunus ve Mısır devrimlerini gerçekleştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tunus ve Mısır Halkı sayesinde dünyanın tüm özgürlük, demokrasi ve emek mücadelesi veren milyonlar devrimci mücadeleyi yeniden anımsıyor ve yeniden öğreniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, sol bunu becerebilmesi için devrimin içinde mi yerini almalı yoksa 22 yıldır yaptığını mı tekrarlamalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Tripoli 1990–2011&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortadoğu devrimleri ve halk isyanlarıyla önce Tunus ve Bin Ali ardından Mısır ve Mübarek devrildi sanırız pek uzun sürmeyecek sırada Kaddafi’yi de kaçarken göreceğiz. Bu devrimleri görünce insan eğer bu ülkelerde daha önce bulunmuşsa önce kişisel tarihini anımsar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neredeyse 21 yıl oldu Libya’ya ziyaret edeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle turistik amaçlı değildi tesadüf eseri olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalıştığım şilep Libya açıklarında iki gün boyunca fırtınayla boğuşmuştu ve denizde yol bir mil bile alacak durumda değildi. Bizimde dayanacak gücümüz kalmamıştı. Makine dairesinde dalgaların üzerine düşerken koca sac yığınının ortadan yarılmaması için doğa ederdik. Hiçbir şey yemeden uyumadan fırtınaya karşı direnmeye çalışmıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fırtına biraz yumuşadığında en yakın liman Tripoli olduğundan süvari rotayı hemen oraya çevirip acil olarak sığınmıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Limanda tam iki ay beklemek zorunda kaldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süvari önceden Libya hükümetinin keyfi olarak kesilmiş bir ceza borcunun ödenmemiş olduğundan süresiz alıkonulduğumuzu duyurmuştu. Oysa şirket cezaya itiraz ettiğinden dolayı tutulduğumuzu ancak iki ay sonra anladık. Ne zaman yeter artık, diyip tüm mürettebat gemide isyan başlattı o zaman geminin limanda alıkonulmasının gerçek nedenini öğrenmiş olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geminin yönetimini ele geçirdiğimizde süvari bizi ikna etmek için yalvarıyor yakarıyordu ama nafileydi. Cezanın haksız veya keyfi olmasının bizi ilgilendirmediğini bir an önce limandan ayrılmak istediğimizi belirtik. Bugün Libya’da sokağa dökülen milyonlar gibi kararlıydık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir an önce limandan ayrılıp evlerimize, sevdiklerimize kavuşmak istiyorduk. Evden ayrılalı neredeyse bir yıl oluyordu. O liman senin bu liman benim misali savruluyorduk. Canımıza tak demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsyandan Libya liman polisi haberdar olduğunda hemen gemide peydahlandılar. Korkmadık değil kortuk ama polisten değil Kaddafi'den kokrtuk. Albay Kaddafi'nin gelip bizi kurşuna bile dizeceğini düşündük. Bu korkuyu biz yaşadıksa Libya halkının 42 yıl boyunca ne yaşadığını siz düşünün artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bugün bu korku aşılıp diktatör Kaddafi ve ordusuyla karşı karşıya gelen milyonlar sokakta çatışıyor. Biz daha şansıydık. Gemiye gelen Libya polisi önce kan dökmek değildi derdi. Koparabilecekleri dolarları koparmaktı eğer başaramazlarsa muhtemelen gemiye el koyacaklardı. Bundan dolayı öncelik uzlaşmaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıpkı Mısır ordusunun Mısır halkıyla uzlaşması gibi ve uzun pazarlıklar sonucu sabah başlattığımız isyan gece yarısına doğru uzlaşmayla sonuçlandı. Mısır halkı orduyla uzlaşır mı sanmam. Bence Mısır ordusu devrimci halka boyun eğmeye devam edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda Şirket keyfi bulduğu cezayı ödedi ve gemi limandan ayrıldı ama hemen eve dönemedik. Cezalandırılmış gibi önce İtalya’ya uğradık yükümüzü alıp ardından Mersin’e doğru yöneldik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz uzun oldu ama Libya halkının devrim için sokağa çıktığında hemen bu kişisel tarihimi anımsadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatını üç tonluk sacın üzerinde yaşayarak kazanmaya çalışan genç bir denizcinin ve ilk denizci isyanına teşebbüs etmesini anımsaması kadar doğal bir şey olmasa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar benim kişisel tarihim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi diktatörlüğü altında benzer pek çok kişisel tarih yaşanmıştır, bundan şüphem yok. Biz geçirdiğimiz üç ay boyunca bir uzlaşma yolu bulmuştuk kendimize ama bugün diktatör Kaddafi’ye karşı çıkan milyonların savaşmaktan ve istediklerini yaptırmaktan başka yolları yok sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Kaddafi Bahane Hedef Ortadoğu devrimleri&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tunus ve Mısır devrimlerinin olacağı kimsenin akılının ucundan geçmezken oldu. Ardından Ortadoğu ve kuzey Afrika’nın birçok devletinde devrim bir gerçekliğe döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzey yarım kürenin aşağıladığı halklar kendi kaderlerini kendilerinin belirleyebileceklerini gördüler. Libya halkı bu güvenle en gerici diktatör Kaddafi’ye karşı sokağa çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya’da soka çıkmak ölümü göze almaktı ve halk buna karşın sokağa devrim için tereddüt etmeden çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya devrimi ilk haftasında Kaddafi Trablus’ta kendi güçleri ile sıkışmıştı. Diğer birçok şehir muhalif güçlerin eline geçmişti. Yani fiilen devrim başarılmıştı. Artık devrimin tamamlanması için son bir hamle kalmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak ne olduysa Kaddafi yeniden güçlendi ve devrimin ele geçirdiği şehirlere doğru saldırıya geçti. Muhalif gücün elindeki birkaç şehir Kaddafi güçlerini eline geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhalif güçlerin Bingazi’ye sıkıştığı ve Kaddafi’nin muhalif güçleri yok edeceği söylentisi bilinçli olarak çıkartıldı. Kaddafi’nin katliamına seyirci kalınamayacağını söyleyen emperyalistler tüm güçleri ile Libya’ya saldırıya başladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçak gemileri, denizaltıları, uçaklar ve füzelerle aracılığıyla başlatılan saldırılar şuan Kaddafi’nin kalesi görünümünde olan Trablus bölgesinde yoğunlaşmış gözükmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa Libya devrimin ilk haftasında Kıbrıs ve İsrail üzerinden Kaddafi’’ye silah yardımı yapıldığı, Avrupa’dan paralı askerlerin katılmasına göz yumulduğunu biliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya devrimini başlatan halka hiçbir devletin yardım etmediğini de biliyoruz. Hatta Kaddafi’ye karşı isyan edenlerin ‘İslamcı teröristler’ olduğu ileri sürülerek Mısır ve Tunus devrimci halkın dayanışmasının kesilmesi için ellerinden geleni de yaptılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalistler Ortadoğu devrimlerini lokal devrimler olmadığını bölgesel bir devrim olduklarını önceden kavradılar. Dolaysıyla bu devrimlere bir şekilde müdahale etmeleri kaçınılmazdı. Ancak bu müdahalenin nerede ve nasıl olacağını kestiremiyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi emperyalistlere bu olanağı sağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi’nin güçlenmesi emperyalistler için çok önemliydi. Nitekim bunda da başarılı oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık bölgeye müdahalenin gerekçesini sağlamak kaldı. Kaddafi’nin güçlenmesi demek zaten böyle bir gerekçeyi beraberinden getirecekti. Emperyalistlerin beklentileri büyük olasılıkla gerçekleşti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylelikle Kaddafi’nin yapacağı katliam bahane edilerek Libya’ya karşı saldırı başlatıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu saldırı Ortadoğu devriminin durdurulması anlamına geliyor. Libya’ya müdahale demek bölge devrimlerine müdahale anlamına gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak müdahalesinde de Saddam bahane edilmişti. Libya müdahalesinde de Kaddafi bahane edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalist devletler dünyanın pek çok yerine müdahale etmektedir. Kendi çıkarları söz konusu olduğunda müdahaleler kaçınılmaz oluyor. Irak’a yapılan müdahale yüz binlerce insanın ölümüne ve iç savaşın başlamasına neden oldu. Afganistan’da hala iç savaş sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalistler ilk defa bölgesel devrime müdahale ediyorlar. Devrimin en zayıf halkası Libya devrimine müdahale ediyorlar. Bütün senaryo Kaddafi'nin devrilmesi ama devrimin de ezilmesi üzerine kurulu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de işler bu kadar kolay mı olacak, devrimci Ortadoğu ve Afrika halkları buna izin verecekler mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç gün önce Bahreyn’de halk sokağa çıktı yeni bir isyan ateşi yaktı ama emperyalist devletlerin sadık devleti Suudi Krallığı’na bağlı askerler tarafından bastırılmaya çalışıldı. Emperyalistlerin işbirlikçileri her yerde devrimi ezmek için harekete geçmiş gözüküyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Bingazi’ye sıkışmış devrimci halkı da emperyalistlerin işbirlikçisi olarak gösterilmeye çalışılıyor. Emperyalistlerin bu yalan ve yanıltıcı haberleri kendi müdahalelerini meşrulaştırmak için uyduruyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortadoğu devrimci halkı işbirlikçi değildir. Emperyalistlere de ihtiyacı yoktur. Devrimin karşısında hiçbir güç duramaz. Kaddafi’de duramaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalistlerin Libya müdahalesi Ortadoğu devrimlerine karşı bir müdahaledir. Devrimden yana olanlar, özgür Ortadoğu halklarından yana olanlar emperyalist müdahalenin ve işgalin yanında tutum alamaz. Sessiz kalmak işgale ortak olmak anlamına geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;NATO Ve Türkiye Libya’dan Defol!&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya devrim muhaliflerinin silahlandırılmasına karşı çıkan Türkiye Bingazi halkı tarafından tepkiyle karşılanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El altından Kaddafi’yle yani karşı devrimle uzlaşma yolu arayan Türkiye ve NATO'nun gerçek yüzü Bingazi'de kurulan Ulusal Devrim Hükümeti ve halkı teşhir etmeye devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen hemen her gün Türkiye ve NATO aleyhtarı gösteriler bunun için yapılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bingazi halkı günlerdir Türk konsolosluğunun önünde tüm dünyaya emperyalistlerin gerçek yüzünü haykırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan Erdoğan devrim muhaliflerinin sesini bastırmak için karşı propagandayı yürütmekten tereddüt etmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve üç maddelik kısa bir açıklamada ‘insani yardım’ maskesi altında karşı devrimci Kaddafi ile uzlaşmayı önerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan’ın bu çabası Bingazi halkının direnişini bastırmaya dönük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye ve Arap halkları NATO müdahalesinden ve Erdoğan’ın açıklamalarından oldukça rahatsız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan’ın Suriye’deki tavrı da rahatsızlık yaratmıştı. Mısır devriminde Mübarek son ana kadar desteklenmişti. Tüm bunlar Arap halkları karşısında Türkiye’nin bölgede kardeşçe duygulardan ziyade emperyalist çıkar ve Ortadoğu devrimlerini boğmak için bulunduğunu kanıtlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun söylediğinin aksine bölgede Türkiye’ye karşı Arap halklarında güvensizlik ortamı hat safaya çıkmış durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de de buna benzer bir güvensizlik ortamı oluştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail’in, Mavi Marmara gemisine yaptığı saldırının ardından Erdoğan’a destekte bulunan kamuoyunda aynı güvensiz ortam yaşanmıştı. Hükümet Mavi Marmara gemisinin direnişçilerinin ölçüyü kaçırmakla suçlandığında kamuoyunun tepkisini almıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap halkları ve Türkiye’deki Müslüman Hareket ile Türk hükümeti arasındaki bağ artık pamuk ipliğine bağlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu görebiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna karşı Türkiye sürekli darbe tehdidi altında olması, Ergenekon darbesinin sonuçlanmaması Müslüman Hareketin bir süre daha gönülsüz de olsa AK Parti'yi destekleyecek gibi gözüküyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önümüzdeki dönem Arap devrimlerinin kazanımlar elde etmesiyle emperyalistler ve Türk hükümetinin emperyalist emelleri daha da ayyuka çıkacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap halklarının gericici diktatörlüklere karşı verdiği mücadele kazanımlarla ilerledikçe tüm dünyada toplumsal muhalefet güçlenmeye devam edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu süreçten Türkiye’de kaçamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NATO ve Türkiye Libya’dan defol! Yaşın Libya devrimi ve direnişi! Yaşasın Arap Halklarının Devrimi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Kaddafi'ye Sahip Çıkmak Libya Devrimine Ve Ortadoğu Devrimlerine ihanettir&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalistlerin Libya müdahalesinde üç ana neden öne çıkıyor. Birincisi Ortadoğu devrimlerinin önce durdurulması ardından bastırılması ikincisi Ortadoğu’da yıllardır çıbanbaşı olarak görülen Kaddafi’nin defterinin dürülmesi üçüncüsü de Ortadoğu bölgesinde siyasi ve stratejik denetimi sağlamak, pekiştirmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortadoğu’nun eski Ortadoğu olmadığının farkında olanlar bunu gizlemek için ellerinden geleni yapmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski Ortadoğu’nun siyasi coğrafyasının sürdürülmesini yalnızca emperyalistler için değil pek çok ulusalcı anlayışlar için de istenilen bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortadoğu eski Ortadoğu değildir. Yıllardır diktatörlüklerini sürdüren iktidarların devrildiği devrimlerle çalkalandığı bir Ortadoğu var artık. Emperyalistler ve ulusalcılar bu gerçekliğn farkındalar ve örtmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalistler Libya halkını Kaddafi vahşetine karşı koruyacaklarını ileri sürerek işgallerine meşruluk sağlamaya çalışırlarken kendini antiemperyalist sunan ulusalcılar da işgale karşı çıkmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıpkı Kaddafi gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşgale karşı çıkmak önemli ama yeterli bir tutum değildir. İşgale kimin için karşı çıkıldığı işgalin nedeniyle doğrudan bir ilişkisi var. Kaddafi kendi diktatörlüğüne dönük devrimi bastırmak için emperyalist işgale karşı çıkmaktadır. Ulusalcılar bunu görmedikleri sürece 'antiemperyalist' tutumları Kaddafi’nin fedailiğinden öteye geçemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okyanusun ötesinde Chavez Libya petrolleri için emperyalistlere karşı çıkılması gerektiği vaazını veriyor. Kim bilir bu lafazanlığa Castro’da katılacak ve bu iki lider devrimin değil Kaddafi’nin utangaç fedaileri pozisyonuna düşecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya diğer ulusalcılara ne demeli!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazılanları okudukça insan dehşete kapılıyor. Libya halkına 42 yıl kan kusturan diktatör Kaddafi yokmuş gibi emperyalist işgale karşı çıkılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulusalcılar yalnızca sınıf mücadelesine gözlerini kapamıyorlar devrime de gözlerini kapamış gözükmektedirler. Devrime kalkışmış Libya halkının bir ay’ı aşkın mücadelesi yokmuş gibi davranılmakta. Kaddafi’ye meydan okuyan kitleler yokmuş sanki. Tunus, Mısır ve pek çok Arap devletinde devrimci isyanlara kalkışılmamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalistlerin Libya müdahalesi %2’lik dünya ham petrol üretimini kontrol altına almak için yapıldığına yalnız kendilerini inandırmadılar bizleri de inandırmaya çalışmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;42 yıl boyunca yapılmayan Libya müdahalesi Ortadoğu devrimleri başlayınca ve Libya halkı devrim ateşini yakmasıyla mı akıllara geldi. Bu tezlerin elle tutulur hiçbir yanı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşgal başlayalı henüz ikinci gün ve tanesi 1 milyon dolarlık 110 Tomahawk füzesi Trablus semalarından yere çakılmış durumda. Savaşın birkaç gün daha sürmesi demek Libya petrolünün yıllarca getireceği gelirin kat be kat aşacağı görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalistler yalnızca petrol için değil Ortadoğu ve Libya devriminin önünü kesmek için müdahalede bulundular. Mısır, Tunus’ta kurulacak hükümetlere ve bundan sonra sokağa çıkacak devrimci halklara gözdağı vermek için bu işgal gerçekleştiriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açık durum ulusalcılar tarafından görülmek istenmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun bir tek nedeni olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulusalcıların Kadafi’nin utangaç fedailiği ile kendilerini sınırlı tutmalarından kaynaklanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya’da veya dünyanın herhangi bir köşesinde ulusalcı olmak Kaddafi’nin yanında olmayı ve desteklemeyi gerektirir. Oysa Emperyalist işgal meşruluk alanını Kaddafi’nin gerici tutumundan sağlıyor. Kadadfi'nin karşısında zayıf kalan devrimci halk emperyalistler için bir fırsat olarak değerlendirlidi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalistleri Libya halkının başına bela eden Kaddafi’nin iktidar hırsı ve sınıf çıkarından başka bir şey değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi devrimden korktuğu için halka savaş açtı. Emperyalistler de devrimden korktukları için işgale başvuruyorlar. Kaddafi’nin devrime karşı takındığı tutum emperyalistlerin Libya devrimi başta olmak üzere Ortadoğu devrimlerine müdahalenin bahanesi olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi ve temsil ettiği egemen sınıfa karşı mücadele edilmeden gerçek bir antiemperyalist mücadele verilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya halkının emperyalist işgale karşı tek düşmanı vardı. Şimdi iki düşmanları oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi ve emperyalistler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisi de egemen sınıfların çıkarını savunan güçler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisi de çıkarları için yüz binlerce insanı gözlerini kırpmadan öldürebilirler. Bu iki sınıfa bu iki düşmana karşı olmadan Libya’da özgürlüğü düşünmek hayaldir. Gerçek antiemperyalist tutum Kaddafi'ye de karşı olmayı içermelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi'ye sahip çıkmak Libya devrimine ve Ortadoğu devrimlerine ihanettir. Bugün ulusalcı olmak antiemperyalist olmak için yeterli değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Libya Devrimi Bitti mi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya devrimine burun kıvıranlar şimdi de Abdülcelil’in ‘şeriat’ devleti ilanıyla kendilerine haklı bir zemin yaratmaya çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün ‘Allahu Ekber !’ sloganıyla yürüyen kalabalıkları kendilerinden görmeyenler devrimin anlamsızlığından söz ediyorlardı bugün de ‘şeriat’ ilanı bahane göstererek devrime besledikleri kuşkuyu haklı göstermeye çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa devrilmesi hayal bile edilemeyen çöl tiranı Albay Kaddafi yıkıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem de Libya işçi sınıfı, ezilenleri, genci ve azınlıkları tarafından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askeri darbe sonucunda kurduğu 42 yıllık diktatörlük yıkılırken Kaddafi doğduğu kent olan Sirte’de kıstırıldı ve isyancı güçler tarafından öldürüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunlar karşısında Libya halkı mutlu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrime kalkışan halkı küçümseyenler, devrimde İslamcı örgütlerin güçlü olmasından hoşnut olmayanlar önce devrime burun kıvırmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar ABD ve NATO müdahalesiyle devrim gölgelense de devrim hızla ilerledi. Açık bir iç savaş ve beraberinde gelen cephe savaşıyla diktatörlük devrildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşkusuz Kaddafi yargılansa emperyalistlerle nasıl anlaştığını, pis ilişkilerini bir bir itiraf ta bulunmasına izin verilseydi çok daha iyi olurdu. Ama halk Kaddafi’ye o kadar kızgındı ki yargılanmasına bile tahammülü kalmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulusal Geçiş Konseyi Başkanı Mustafa Abdülcelil, ‘şeriat’ devletini ilan ettiğini duyurduğunda devrime baştan kuşkuyla yaklaşanlar gibi artık Libya’yı bir ‘şeriat’ ülkesi olarak mı göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdülcelil’in çok eşliği önermesi, faize karşı olduğunu söyleyip ‘katılım bankacılığı’ olarak bilinen ve körfez ülkelerin kullandığı bankacılık sistemini kabul edeceklerini ve İslami kurallara uygun olmayan yasaların yeni anayasaya girmeyeceğini açıklaması mı Libya’yı ‘şeriat’ devleti yapacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu öneriler Libya’yı bir ‘şeriat’ devleti yapmadığı gibi henüz de öneri boyutundadır ve devrim de henüz bitmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son sözler söylenmedi daha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Ulusal Geçiş Konseyi daha şimdiden emperyalistlerle petrolün denetlenmesi ve paylaşılması üzerine pazarlıklara başlandığı bilinmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya halkı tüm bunların farkındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi’ye karşı halk özgürlükler için devrim gerçekleştirdi. Laik demokratik bir Libya için devrim yapıldı. Çünkü Kaddafi kendi diktatörlüğünü pekiştirmek için hem militarist araçları hem de ‘şeriat’ kurallarını en sıkı biçimde kullanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya’nın kendine özgü sosyal yapısı devrimin siyasi yapısını sosyal bir dönüşümü gerçekleştirmesini geciktiriyor. Bunda en önemli etken Libya işçi sınıfının bir bölümünün yabancı işçilerden olması ve bu işçilerin iç savaşla birlikte ülkeyi terk etmiş olmalarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçilerin göstermelik bir sendikada yıllardır tutsak edilmesi ve başka sivil, demokratik denetim ve katılım aracına sahip olmaması devrimi sosyal dönüşüme uğratacak işçi ve emekçi sınıfının katılımını geciktirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya’da ‘şeriat’ ilan edildi demek Libya devrimini ve halkını anlamamak anlamına gelir. Abdülcelil’in açıklaması Libya devriminin haksızlığını dile getirmez. Devrimin nereye doğru evrilmesi gerektiğini anlamamızı sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya devriminin haklılığını, kaderini Ulusal Geçiş Konseyi Başkanı Mustafa Abdülcelil değil Libya halkı belirleyecektir ve devrim henüz bitmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Kaddafi Kaçacak Hiçbir Yerin Yok&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tunus, Mısır devrimleri dünyaya adım adım devrim nasıl gerçekleştirileceğini öğretti. Libya halkı da devrimi katliamlarla boğmak isteyenlere iyi bir yanıt verdi. Devrim eğer savaşarak kazanılacaksa halkın bu seçeneği kullanmaktan çekinmeyeceğini gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazıları sıkılmadan Kaddafi diktatörlüğüne karşı halkın devrim yapmadığını iddia ediyor. Gerekçe olarak da devrimin sınıfsal karakterini ve gösterilerde Amerikan bayraklarının yakılmadığını ileri sürerek devrimler üzerinde kuşku yaratmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa çaba en çok Kaddafi:'nin işine geliyor. Devrimin olmadığını en açık iddia edenlerin başında Kaddafi gelir. Kaddafi'ye göre; Libya halkının batı ve Amerika devletlerinin kışkırtmasıyla sokağa çıktığını bunun bir devrim değil bir terörist isyan olmasından pervasızca söz eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keza oğlu Seyfülislam’da utanmadan, sıkılmadan bu yalanları savunarak yapar. Seyfülislam, Libya halkına değil ayrıcalıklı büyüten babasına karşı son borcunu ödeme telaşında bir evlat gibi ama o’da Kaddafi kadar suçlu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyfülisman'ın, ordunun ve paralı askerlerin onun emrinde katliamlar yaptığını televizyon ekranlarına çıkarak öğrenmiş olduk. Bu iki Kaddafi ailesi devrime karşı çıkabilir. Çünkü devrim onlara karşı gelişti zaten. Çünkü ikisi de diktatör.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi ailesinin dışında veya bu aile ile hiç bir çıkar ilişkisi olmayan ama aklından zoru olan biri devrimi desteklemez, devrimin yanında durmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tip akıl ağrısı çeken zati muhteremler devrimin yanında olmamak için eleştirilerini bir koşul gibi öne sürüyorlar. Bunlar tipik bir şizoid vakadır. Çünkü bu insanlar bir yandan dikatatöre sesiz kalırlar ama diğer yandan demokrasiden, devrimin meşruluğundan, insan haklarından ve evrensel değerlerden söz ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aslında utangaç olarak Araplar güvenmemek, onları aşağılamaktan başka bir anlam taşımamaktadır. Kuzey yarım kürenin kullandığı oryantalist dilinin tahammül sınırlarının da ötesine geçen bu bakışın Kaddafi ailesinin insanlık suçuna ortak olduğuna tanık oluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi, Libya halkının sırtından elde ettiği sermayesinin büyük bir bölümünü yıllardır Amerika ve İngiltere bankalarında işletti. Parasına para katarken diğer yandan da yıllardır içi boş bir propagandayla batı ve Amerika karşıtlığına sırtını dayadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık buna dur diyen bir devrim Kaddafi’yi iyice köşe sıkıştırmış durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diktatörün rejimi yıkılmış durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu an canını kurtarma telaşında. Bir sıçandan farksız. Arada birkaç saniyeliğine başını kaldırıyor ve güvenli bir delik arayan sıçan gibi etrafını kokluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bin Ali veya Mübarek gibi kaçak, sığınacak bir deliği de yok gibi. Servetini sakladığı ülkelere kaçması çok zor görünüyor. Gittiği yerde ya savaş suçlusu olarak yargılanacak ya da bir asi tarafından vurulacak. Bu kesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya halkının üzerine saldığı paralı askerlerinin ve ordunun yaptığı katliamların cezasız kalmayacağını şimdiden söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya kamuoyu karşısında Kaddafi artık kendi halkına savaş açan ve katliam emrini veren biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi için güvenilir bir ülke yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tunus, Mısır ve Libya devrimlerine eleştirilerini bir koşul gibi sunanlar kendi ülkelerinde değişimden mi yanalar yoksa statükodan yanalar mı, darbelerden mi yanalar demokrasilerden mi yanalar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Referandumda değişimden yana tercihini kullanan ' Evet' diyen % 58 Libya devrimini destekliyor bu çok açık ama referandumda statükodan yana 'Hayır' diyen % 42 bugün Libya devrimine nasıl bakıyorlar acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele bu %42 hayırcılar Seyfülislam' ın CNN ekranının çıkıp Cüneyt Özdemir'e batı kültürüyle yetişmiş bir genç edası ve akıcı İngilizcesiyle devrimi nasıl bastıracağını söylediği röportajını dinledikten sonra devrimi hakkında ne düşünürler acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşkuyla da baksalar, koşulda koysalar Libya devrimi hedefine ulaşacak. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Eğer sağ kalırlarsa Kaddafi ve oğlu Seyfülislam halkı katleden savaş suçlusu diktatörler olarak yargılanacaklar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-3024223223139262933?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/1q_r9gIDfGw/arap-bahar-ortadogu-emperyalistler-ve.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2012/01/arap-bahar-ortadogu-emperyalistler-ve.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-1992858770444412468</guid><pubDate>Wed, 11 Jan 2012 11:26:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-11T03:34:58.675-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Siyasi Meseleler</category><title>Türkiye’nin solu YETMEZ AMA EVET’idir</title><description>&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;strong&gt;Türkiye’nin solu YETMEZ AMA EVET’idir&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasi gelişmeleri izlerken insan kendisini tahterevallinin üzerinde sanıyor. Tahterevallinin bir ucunda olumlu gelişmeler diğerinde iyi gelişmeleri düşürmeye çalışan kötü niyetlilerin kötü gelişmeleri var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümet bu tahterevallinin hangi ucu güçlüyse oraya doğru yuvarlanıveriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irkçılıkla itam edilecek bir İçişleri Bakanı çok rahatça sağa sola ırkçı söylemleriyle sümkürebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan demokratik, yasal ve seçilmiş bir parti olan BDP’yi ve üyelerini açık açık tehdit edebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa AK Parti kurulduğundan beri sivilleşmenin, demokratikleşmenin ve barışın yanında oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iddiaların gerçekleşmesi için sürekli çalıştı ve halktan bu siyasi perspektiften dolayı destek aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazıları AK Parti’nin misyonunun bittiğini, vesayet yanlılarıyla uyum içinde çalıştığını söylüyorlar ve iddia ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, AK Parti’nin yöneticileri belki böyle bir ittifak ve uzlaşmanın içinde olabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki darbeciler ve Kozmik Oda görevlileri Başbakanı ve kurmaylarını tehdit edip korkuttular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki Başbakan ve kurmayları başından beri vesayet yanlıları gibi düşünüyorlardı da bizi aldattılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilemem ne olduğuna ama AK Parti tabanı ve destekleyenler bugünün AK Parti’sinden çok daha ileri düzeyde demokratik, özgürlükçü ve sivil bir anayasa istediklerinden hiç şüphe duymadığımı söyleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu taban demokrasinin, barışın ve özgürlükçü bir anayasanın yanındadır. Dün de böyleydi bugün de böyledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan dolayı AK parti içinde Mavi Marmara, Şike Yasası ve eski Genel Kurmay Başkanının tutuklu veya tutuksuz yargılanması için sert tartışmalar olduğuna tanık olabiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık şu çok açık; AK Parti tabanı ve destekleyenler solun hatta sosyalistlerin yüzünü dönmesi gerektiği, anlaması ve kazanması gerektiği bir toplumsal bloktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum 12 Eylül referandumuyla da pratikte kendini kanıtladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin solu 12 Eylül referandumunda ‘YETMEZ AMA EVET’ tutumu alanlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül referandumunu solun sokakta yani meşru bir alanda yarıldığı andır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet Mitingleri, 28 Şubat, Ergenekon, darbe tutuklamaları gibi pek çok gelişmelerde sol kendi içinde ideolojik ve siyasi açıdan bir yarılmayı yaşamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak 12 Eylül referandumuyla bu yarılma bir daha yan yana gelemeyecek şekilde milyonların nezdinde gerçekleşmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milyonlar 12 Eylül referandumunun kazanımlarını görmekle yetinmiyorlar bizzat bu kazanımlarının sonuçlarını yaşıyorlar. Darbeciler yargılanıyor asker eskisi gibi cüretkar bir şekilde halka ve seçilmişlere saldıramıyor. Halk demokrasinin ve özgürlüğün verilmeyeceğini aksine mücadele edilerek kazanılacağını bu referandum kampanyası ve sonucuyla yaşadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık solun referansı emek-sermaye çelişkisi, ant-emperyalizm referanslarıyla sınırlı değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk solunun siyasi referansı 12 Eylül referandumunda alınan tutumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül referandumunda AK Parti değil demokrasi, özgürlük ve barış referanduma sunuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan dolayı 12 Eylül referandumu sol açısından önemliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solun doğru tutumu dün olduğu gibi bugünde: YETMEZ AMA EVET’tir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YETMEZ AMA MÜCADELEDİR!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-1992858770444412468?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/kkE01Cc-G_w/turkiyenin-solu-yetmez-ama-evetidir.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2012/01/turkiyenin-solu-yetmez-ama-evetidir.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-5146402453094521730</guid><pubDate>Wed, 11 Jan 2012 07:10:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-11T23:00:10.504-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Siyasi Meseleler</category><title>Bazen kavramların da midesi bulanır</title><description>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Bazen kavramların da midesi bulanır&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evet, bir yandan acı diğer yandan sevindirici gelişmeler yaşıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan umutsuzluk diğer yandan umut.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki farklı hatta tezat görülecek duyguları bir arada yaşıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de toplumsal bir intiharın eşiğindeyiz ve şizoit kişiliğimiz toplu intihara kalkışmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu karmaşalığın bu kuşatılmışlığın içinden bir çıkış aramak bu yönde çabalamak gerekirken sürekli yeni düşmanlar yaratıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hegel ve Marks kendi yanılgılarının eseri miydiler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hegel’in diyalektik dediği düşünme yöntemi bu muydu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa Marks’ın başaşağı çevirdiği şey …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir düşünce metodu veya bir tarih anlayışı olarak temel almaya çalıştıkları gerçekten bu muydu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umut ve umutsuzluk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi ve nefret&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşam ve ölüm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgürlük ve kölelik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrasi ve darbe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrasi ve faşizm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış ve savaş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nasıl olur da siyasetin seçenekleri arasında görülür…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir mantık silsilesini Hegel veya Marks’ın mirası olarak görülebilir miyiz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelişim veya ilericilik denilen şey; zıtlığın, inkarcılığın, ötekileştiriciliğin sürtüşmesinden veya çatışmasından veya bir birlerini boğazlamalarının sonucunda ortaya çıkar mı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer çıkarsa burada değişimin ana dayanağı düşünce veya özgürlük bir seçenek olarak kalır mı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bu siyaset anlayışını bu düşünce kavrayışını diyalektiğin içine hapis ederseniz şiddet çözümün kendisi olmadığını kim inkar edebilir. Avrupa'yı yıkan faşizm böyle bir kavrayışın ardından iktidar olmadı mı...Buna diyalektik kavrayış değil fanusa kendini kapatmak denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fanusun oksijensiz bir hapishane olduğunu bilmeyenimiz var mı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fanus içine kim girmek ister ki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyalektik denilen şey bu kadar basit bir fikir aritmetiği midir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hegel veya Marks bunu mu bize anlattı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyaset erbaplarımız koca üniversite kürsülerinden bunu mu öğrettiler siyaset üzerine söz söyleyenlere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence hayır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi okumalarımdan bunun böyle olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyalektik denilen şey; zıtların değil birbirlerinin düşmanını değil, bir birlerini tamamlayan birinin yokluğunun diğerinin yokluğu olduğunu birinin varlığının diğerinin varlığı olduğu ama bir birlerinin başka bir şey olduğunun çekişmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani farklı şeylerin bir birilerini tanıması dolaysıyla bir birlerine ihtiyacı olduklarını görmesi ve geleceğin de ancak bu farklığın sonucu olarak gerçekleşeceğini anlamalarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak bu farklılığın bir parçası olduğumuzun kavranılmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan Uludere’de 35 Kürt yurttaşın ölümüyle sonuçlanan ve insanların vicdanlarında büyük yaralar açan acı olayları yaşarken diğer yandan seçilmiş bir hükümeti devirme suçu işlediği gerekçesiyle eski bir Genel Kurmay Başkanının tutuklanmasına tanık olmamız acılarımızın yüzümüze bir kez daha şarlamasını sağlar. En büyük acımız insan merkezli bir demokrasiye, demokrasi algısına bir türlü geçemeyişimizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bombalar yağdırılarak insanlar katledilirken suçlu olduğuna ve tutuklu yargılanmasının gerekli olduğuna adım gibi emin olduğum bir generalin tutuklanması demokrasi adına ne kadar umut yaratabilir. Bu ikircikli durum demokrasinin, ilericiliğin bir ölçütü olabilir mi....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yandan barış, sivil bir anayasa, özgürlük diğer yandan Ergenekonculara, darbecilere ve Andıçlarla ittifak arayışına girmek ve sahiplenmek böyle bir siyasi farklılaşma siyaseti temsil etmez ve diyalektiğin içinde görülemez. Demokrasi bu arayışın içinden filizlenmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yöntem veya arayış diyalektiğin doğasına aykırıdır. Çünkü diyalektik; birbirlerini dışlamaz, yok etmez. Geleceği ister. Özgürlüğü ister. Sürekli ileriye doğru hamlede bulunmak ister. Bundan dolayı siyaset diyalektik kaygıyla yol alır yani gelecek endişesi ile varolur ve geleceği yaratacak birlikte varolacaklarla temasa geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün vesayet yanlılarını savunan, Ergenekoncuları savunan, Andıçları savunanlar modernliğin kutsal anahtarı olan diyalektiğin bir parçası olamaz. Bu demokrasi ve özgürlük düşmanı muhalefet diyalektik dışıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vesayet yanlıları, Kemalizm yanlıları, Ergenekoncular, Andıçlar, savaş yanlıları, CHP, MHP ve ulusalcı sosyalistlerin ne barışın ne'de sivil ve özgürlükçü anayasanın parçası olmazlar. Çünkü onlar diyalektiğin içinde değiller geçmişin içinden söz alıyorlar dolaysıyla hedefleri ileriye doğru değil geriye, statükoya doğrudur. Yani tarihe karşıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu muhalefet yalnız tarihe karşı değil aynı zamanda tarih dışıdırlar da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, diyalektik bu kadar çirkinliği kaldıramaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyalektik darbeci, ırkçı, ulusalcı ve Ergenekoncu muhalefeti içinde barındırmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen kavramlarında midesi bulanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyalektik buna dayanamaz, kusar!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-5146402453094521730?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/4h_e49-lhIE/bazen-kavramlarn-da-midesi-bulanr_7091.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2012/01/bazen-kavramlarn-da-midesi-bulanr_7091.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-8987720366904395948</guid><pubDate>Sun, 25 Dec 2011 08:50:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-25T00:51:11.276-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Siyasi Meseleler</category><title>Soykırım Yasasına Karşı Çıkmak: AK Parti İçin Milliyetçilik Irkçılar için Faşistlik Sol için Şovenistlik Yapmak Anlamına Gelmektedir</title><description>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Soykırım Yasasına Karşı Çıkmak: AK Parti İçin Milliyetçilik Irkçılar için Faşistlik Sol için Şovenistlik Yapmak Anlamına Gelmektedir&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Fransa Meclisinde onaylanan Soykırım Yasası’na karşı milliyetçi ve ırkçı cenahın başlattığı şovenist kampanyayı bir biçimde anlayabiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü cumhuriyet böyle bir soykırım mirası üzerine kurulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu memlekette ırkçılık o kadar kanık sanmıştır ki ırkçı, faşist fikirlerin savunulması normal karşılanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faşizmi açık açık davetiye çıkaran Kürt halkının topluca imhasını savunan partilerin memlekette bu kadar rahat cirit atması bu mirasın bir sonucudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermenilerin soykırıma uğradığını tüm dünyaya anlatan Hrandt Dink bu mirasa sahip çıkanlar tarafından katledilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolaysıyla Soykırım Yasası’na karşı milliyetçi ve ırkçıların adeta seferberlik ilan eder gibi ırkçı bir kampanya düzenlemeleri beklenen bir olguydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama sol bu kampanyanın nasıl parçası olur, nasıl bu kampanyanın kıyısında köşesinden tutar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanın şaşılacak ve garipsenecek bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soykırım Yasası’na karşı çıkan, soykırımı inkâr eden solun gerekçelerine kısaca bir bakalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- Soykırım Yasası Ermeni lobisinin baskısıyla çıkmış emperyalistlerin yasasıdır. Bütün sorunların müsebbibi emperyalizm ve onun ikircikli siyasetidir dolaysıyla bu yasada bundan çıkmıştır. Sol emperyalizme karşıdır dolaysıyla Soykırım Yasası’na da doğal olarak karşıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Soykırım yapılmadı olan Osmanlı Devletinin son döneminde İttihat ve Terakki Hükümeti’nin tehcir kararının bir sonucu olan bir trajedidir. Çünkü yapılan tehcir 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen ve 1950’de Türkiye’nin onayladığı Soykırım Sözleşmesi tanımına uymadığı öne sürülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Soykırım Yasası bir cezalandırma yasasıdır. Çünkü yasa soykırım inkârını yasaklar. Bu yasak düşünce özgürlüğüne karşı getirilen bir sınırlamadır dolaysıyla bu yasaya karşı çıkılmalıdır. Bu savunmanın temelinde de düşünce özgürlüğünün koşulsuz desteklenmesi vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk olarak Soykırım Yasası emperyalizmin bir yasası olmadığını söylemeliyiz. Evet, Sarkozy bu yasayı yıpranan prestiji tazelemek için desteklemiştir. Ermeni halkından oy almak için bu yasayı bir tüccar gibi kullanmıştır. Bu başka bir meseledir. Ama Sarkozy’i kullandı diye bu yasaya karşı çıkamayız. Çünkü yasanın içeriği anti-ırkçı ve anti- faşist bir yasadır. Bu yasa Avrupa’da verilen anti-ırkçı mücadele sonucunda kazanılmıştır. Yasa çıkmadan Farnsa’nın pek çok belediyesinde Ermeni soykırımını dile getiren anıtlar açılmıştır. Sayısız gösteriler düzenlenmiştir. Bu yasa emperyalistlerin veya Tüccar ve Çingene düşmanı ırkçı Sarkozy’e ait değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci olarak soykırımın yapılmadığı yapılanın bir tehcir olduğunu ve bunun kıstaslarını da 1948 Soykırım Sözleşmesinde yazılanlara bağlayanlar saklanan gerçeklerin üzerinin örtülmesine bilerek veya bilmeyerek yardım ediyorlar. Bu sözleşmeye temel oluşturan çalışmayı yürüten Lemkin soykırım incelemesine Ermeni Soykırımı’nı inceleyerek başladığını, Ermeni Soykırımı’nın Nazilere Yahudi Soykırımı için ilham verdiğini açıkça belirtmesine karşın sözleşmeyi değerlendirenler tarafından görmezden geliniyor. Soykırımı inkar edenler milliyetçi ve ırkçı gözlüklerini çıkarabilirlerse Taner Akçam'ın saklanan Osmanlı arşivleri için "teorik olarak açık, pratik olarak kapalı" dır demecini okusunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak Soykırım Yasası’na karşı çıkanlar düşünce özgürlüğünü bahane ederek soykırım inkârının yasaklanmasının düşünce özgürlüğünü sınırlandırılması anlamına geldiğini ileri sürerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa 2. Dünya savaşından buyana ırkçılık ve katliam savunuculuğun düşünce özgürlüğü sınırlarının dışına itildiğini unutmuşlar gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol ve sosyalistler düşünce özgürlüğü sınırsız olarak savunurlar ama insanlığa katkı sunacak insanlığı daha ileriye taşıyacak düşünce özgürlüğünü savunurlar. İnsanlığa nefret, kin, ayırımcılık aşılayan, katliamları savunan düşünceleri ise insanlık suçu düşünceler olarak görürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol bu ayrımı yap(a)madığından bugün faşist partiler çok rahat hareket ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faşist ve ırkçı fikirlere karşı yasaklarla değil siyasi mücadele savaşmak gerektiğini düşünenlere de yasakların siyasi mücadeleler sonucunda kazanıldığını görmezden gelmemelerini salık veririz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak Soykırım Yasası’na karşı solun ve sosyalistlerin yapması gereken Fransa devletinden değil kendi devletinden hesap sormak olmalıdır. Soykırım Yasası'nın tanınması ve Ermeni halkından özür dilenmesi için mücadele etmek olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi devletini aklayan bir sol ne sol olabilir ne’de Hrand Dink’in bıraktığı mirasa sahip çıkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol neden Hrand Dink’in canı pahasına da olsa çekinmeden soykırım inkârında ısrar edenlere karşı ; “Ankara’ya gelecek Güven Park’ta bir taşın üzerine çıkacağım ve ‘1915’te Ermenilere soykırım yapılmıştır!’ söylediklerini öne çıkarmazlar da Fransa için söylediklerini öne çıkarırlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-8987720366904395948?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/V6425707Erk/soykrm-yasasna-kars-ckmak-ak-parti-icin.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2011/12/soykrm-yasasna-kars-ckmak-ak-parti-icin.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-5689643234813517413</guid><pubDate>Tue, 20 Dec 2011 21:21:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-21T06:23:33.460-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Siyasi Meseleler</category><title>Başbakanım bazen evdeki hesap çarşıya uymaz</title><description>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Başbakanım bazen evdeki hesap çarşıya uymaz&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Cumhurbaşkanlığından dönen Şike Yasasının kabul edilmesi için Erdoğan hasta yatağından partiye balans ayarı yapmaktan çekinmedi ve nihayetinde yasa Çankaya’dan onay aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhurbaşkanı Gül yasanın anayasa aykırı bir sorun taşımadığını dolaysıyla Anayasa Mahkemesine götürmeyeceğinin sinyalini vermişti. Ayrıca referandum yolunu da denemeyeceğini çünkü istikrar bozucu bir Cumhurbaşkanı olarak anılma endişesi taşıdığını ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda beklenen oldu köşke ikinci defa gelen Şike Yasası hiçbir değişikliğe uğramadan Gül tarafından onandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylelikle Ergenekon çetesinin finansal ayağı olan futboldaki şike tutukluları indirilen cezalarla hükümet tarafından af edilmiş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hükümetin Ergenekon çetesi ile ilk yasal uzlaşmasının ifadesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt sorunu karşısında Ergenekon ve darbeci güçlerle aynı yerde duran hükümet Şike Yasasıyla bu ittifakı yasal zemine taşımış oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Mart tezkeresi ve Mavi Marmara olayında AK Parti kendi sınırları içinde tartışılır durumayken Şike Yasasıyla ile birlikte 12 Eylül referandumunda değişim ve özgürlükler yanında tutum alan milyonların AK Parti’ye verdiği desteğin sorgulanır duruma gelmesine neden oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Referandumda tercihini değişim ve özgürlükler yanında kullanan kitle henüz sola güvenmediğinden AK Parti üzerinde bir süre daha baskı oluşturmaya devam edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşanan süreçte AK Parti bölünecek mi Erdoğan olmadan mı yola devam edileceği beklenti durumu bugün itibarıyla zorunlu duruma dönüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu zorunluluğu hükümetin KCK tutuklamalarındaki değişmeyen tutumunun da payı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt halkı ve siyasi temsilcileri üzerinde oluşturulan baskı ortamı yeni anayasanın beklentileri zedelemeye devam etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül referandumunu destekleyen kitleler darbe yasasından kurtulmanın yalnız anayasanın ‘sivilleşmesi’ ile sağlanamayacağının farkındadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül askeri darbesi Kürt halkına karşı da yapılmış bir girişimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askeri darbe ile oluşturan anayasadan ancak darbe koşullarının ortadan kaldırılmasıyla kurtulmanın olanaklı olduğu bilinmektedir. Dolaysıyla Kürt halkının dışlandığı ‘sivil’ bir anayasaya razı gelecek bir kitle 12 Eylül referandumunda ‘Hayır’ tutumu alan kitledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitleye güvenerek ne yeni anayasa ne’de anayasa referandumu yapılabilir. Eğer süreç zorlanırsa kimsenin altından kalkamayacağı siyasi sorunla karşı karşıya kalınabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti içinde bu kaygı görünenden çok daha derin yaşanmaktadır. Asıl önemli olan AK Parti’ye umut besleyen geniş kitlelerin duyduğu kaygıdır ve her geçen gün bu kaygı derinleşmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlerde Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 5 veya 7 yıl mı olacağı tartışılırken Başbakan Erdoğan’ın aklı toplumu anlamaya odaklanacağına Cumhurbaşkanlığı hesabı yapmakla meşgul.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti de 3. dönem vekil seçilmeye getirilen sınırlandırma nedeniyle Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı hesaplarını normal karşılayanlar olabilir ama Cumhurbaşkanını halk seçeceği düşünüldüğünde bu hesapların ev hesabıyla sınırlı kalacağı gözükmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan ve çevresi henüz 12 Eylül referandumunda sağladığı siyasi krediyi tükettiğinin farkında değil. Hatta daha ileri giderek; Erdoğan ve çevresinin siyasi hayatının bittiğini şimdiden duyurabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, Başbakanım bazen ev hesabı çarşıya uymaz ve uymayacak gibi de.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-5689643234813517413?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/Mx08VKJBGVY/basbakanm-bazen-evdeki-hesap-carsya.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2011/12/basbakanm-bazen-evdeki-hesap-carsya.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-3627359223082901930</guid><pubDate>Sat, 17 Dec 2011 12:20:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-17T11:58:47.752-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Siyasi Meseleler</category><title>Batının Güvenlik İdeolojisi Olarak Kemalizm</title><description>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;Batının Güvenlik İdeolojisi Olarak Kemalizm&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Batı siyasi meşruluğunu yalnız kendi iç dinamikleri üzerinden değil periferisinde gezinen ulusların üzerinden de meşrulaştırmaya çalıştı. Böyle bir çaba merkez-çevre ittifakına sadık olan bir aydın kuşağını da yarattı. Dolaysıyla Batı kendi siyasi meşruluğunu kurgularken pek çok periferi sözcüsü batının siyasi meşruluğunun taşıyıcısı olarak kendini vazifeli olarak addetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak çevredeki ulus devletlerin çoğunluğu sivil katılımını dışlayan küçük bir azınlığın militarist ve totaliter projesi olarak ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemalizm olarak bilinen ulus-devlet pratiği bu sürecin en öne çıkan unsuru oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa durum Batı için çok basit güvenlik önlemiyken Kemalizm kurgulayıcıları tarafından aydınlanma ve modernleşme projesi olarak parlatıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı iki nedenle Türkiye’nin Kemalistleşme sürecini onayladı. Birincisi tehdit olarak gördüğü Bolşevik devrime karşı bir tampon veya güvenlik bariyeri olarak algılanması ikincisiyse bu tehdit algısının geniş bir coğrafyaya yayılarak sürmesi ve bu tehdit algısına 3.Dünya ideolojisi olarak bilinen ulusalcı, milliyetçi ve İslam-i muhalefetin katılması oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemalist devlet Bolşevik devrimine karşı İngiltere ve Fransa’nın desteği ile kurulmuştu. 2. Dünya savaşı ve ‘Soğuk Savaş’ döneminde de bu ülkelere Amerika’nın katılmasıyla destek artırılarak sürdürülmüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu tarihsel süreçte Kemalistler gerek Kürt halkına gerek azınlıklara gerek toplumsal muhalefeti sindirmek üzere çok rahat davrandılar. Birçok Kürt isyanı bastırıldığı gibi pek çok darbe, darbe girişimi ve işgal (Kıbrıs) alenen gerçekleşmiş binlerce insan ağır bedeller ödemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Soğuk Savaş’ siyasetin sona ermesiyle birlikte günümüzde Batının bu desteğinden söz etmek artık olanaksız. Hatta Batı devletleri tarafından Kemalist devlet sorunlu olarak algılanır hale gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bu algı hukuksal ve iktisadi nedenle değil tamamen ideolojik ve siyasi nedenledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemalizm yalnız Türkiye halkları için değil Avrupa için de gerici ve kabul edilemez bir devlet ideolojisi durumundadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ermeni soykırımı, Kıbrıs sorunu, demokratikleşme ve sivil bir anayasa konusunda geleneksel Kemalist refleksleri gösteren bir iktidar algısı Batı için kabul edilemez bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Kemalist reflekslerden kurtulmadığı sürece Batının siyasi meşruluğuna her geçen gün daha da zarar vermektedir. Bu durumun aşılması için Ermeni soykırımının tanınması, Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu, demokratikleşme ve sivil anayasa gibi temel sorunlar bir an önce çözülmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorunların aşılması için öncelikle Kemalizm’in bir dönem Batı tarafından güvenlik ideolojisi olarak onay verilen bir devlet ideolojisi olduğu kavranmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı artık Kemalistlerin algıladığı siyasi tanımlamaların tamamen dışındadır. Dünya da ‘Soğuk Savaş’ siyasi çelişkilerin dışında bir kutuplaşma içindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlerde Batıda cereyan eden ekonomik kriz nedeniyle Türkiye’nin bölgesinde hâkim aktör olarak çok daha avantajlı duruma geldiği tezi tamamen geleneksel Kemalist siyaset refleksidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de iktidar ve muhalefet eğer Kemalist ideolojinin iç ve dış siyasi versiyonlarından vazgeçmediği takdirde yıllardır beklenen özgürlük ortamı sağlanmayacağı gibi bölgesine ve dünyaya sorun üretecek bir ülke olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha açık söylersek Kemalizm’in tüm siyasi kırıntılarından arınılmadığı sürece içerde iç savaşı bölgede emperyal savaşı kışkırtacak bir iktidar ve devlet anlayışı benimsenmiş olunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir Türkiye’nin ne dünyaya ne bölgesine ne’de kendine hayrı olur. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-3627359223082901930?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/BL7jLN898ns/batnn-guvenlik-ideolojisi-olarak.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2011/12/batnn-guvenlik-ideolojisi-olarak.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-8308778167926653933</guid><pubDate>Sat, 10 Dec 2011 07:08:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-12T03:20:01.401-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Siyasi Meseleler</category><title>AK Parti Karşısında Vesayet Yanlıları Değil Sol Güçlenmelidir</title><description>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;AK Parti Karşısında Vesayet Yanlıları Değil Sol Güçlenmelidir&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;AK Parti Kürt sorunu karşısında vesayet rejiminin alışkanlıklarına benzer pozisyon belirlemesi 12 Haziran seçimleri öncesine denk gelir. Bu döneme kadar hükümetin yani AK Parti’nin çok belli olan siyasi hedefleri vardı. Vesayet rejiminin önce zayıflatılması ardından etkin olduğu her alandan temizlenmesi hükümetin iddiaları arasındaydı. Kürt sorunun demokratik ve barış temelinde çözülmesi, yeni anayasanın yapılması bu iddiaların içindeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu yapabilmenin bir yolu vardı; geniş halk kitlelerin desteğini ikna yoluyla almaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümet iki dönem bu ikna yöntemiyle destek buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Çıraklık, kalfalık’ dönem olarak tanımlanan süreci ne yazık ki ‘ustalık’ döneminde sürdüğünü iddia etmek pek doğru gözükmüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anımsanırsa AK Parti’nin üçüncü döneminde aldığı toplumsal destek Başbakan Erdoğan’ın son genel seçimde öne çıkardığı milliyetçi söylemin sayesinde olmamıştır. 12 Eylül referandumunda aldığı toplumsal destek ve onay genel seçimlerde tek başına iktidar olmasını sağlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan ne oldu da demokratik, özgürlükçü ve barış söyleminden uzaklaşmıştı ve bugünlere gelen süreci başlatmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık yedi aydır bu konu pek çok aydın ve siyasetçinin tartıştığı bir konu oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir taraf AK Parti’nin ‘sivil’ bir başkaldırı olmadığını vesayet rejimin bir uzantısı olduğu dolaysıyla askerle uzlaşarak yeni bir vesayet rejimi kurduğunu söylemeye çalıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir taraf hükümetin demokratikleşme ve Kürt sorunu karşısında aldığı özgürlükten ve barıştan yana tutumu zedeleyenin Kürt siyasetinin üzerinde ki silahlı mücadelenin vesayeti olduğunu dillendirmeye çalıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Habur karşılaması’ olarak bilinen 12 PKK’liyi coşkuyla Kürt halkının karşılaması dolaysıyla barış sürecinin inisiyatifini elinden kaçıracağı kaygısı ve ‘Arap Baharının’ pekiştireceği mücadele dalgasından çekinilmesinin sonucu olarak hükümetin vesayet yanlılarının yanında yer aldığı tespitinde bulunanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka tutumsa AK Parti’nin vesayet rejimini tamamen etkisizleştirdiği ve yerine ‘şeriatçı, yeşil’ bir vesayet getirme yolunda hızla yol aldığı vurgusu oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu siyasi değerlendirmelerin yanında Hükümeti tamamen Amerika’nın kuklası görüp Ortadoğu’da Amerikan çıkarlarının korunması ve temsil edilmesi için Amerikan karşıtı muhalefetin tavsiyesi olarak gördü. Bu anlamda Ergenekon ve darbe soruşturmalarının tezgâhlandığı referandumla askeri refleksin (darbenin) törpülendiğini anlatan görüşler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durum gerçekten de söylenenler gibi mi gerçekleşmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu değerlendirmelerin içinde hükümetin A.B.D’nin bir kuklası olduğu ve ‘Yeşil vesayet’ rejimi kurduğu gibi saçma sapan görüşleri dışarıda bırakırsak yabana atılmayacak doğru tespitleri içinde barındırır. AK Parti vesayet rejimine karşı 50’li yıllardan beri gelen vesayet karşıtı ‘sivilleşmek’ isteyen bir siyasetin devamı olduğu atlanmamalıdır. Kemalist rejime karşı öfke ve mesafeyi sürekli içinde taşımıştır. Bu ‘sivil’ geleneğin darbeye karşı konumlanması vesayet rejimi arasında en belirgin farktır. Eğer bu atlanırsa yapılan tüm siyasi değerlendirmeler baştan yanlışlaşır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorun AK Parti’den fazlaca beklenti içinde olmakta yatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti liberal, ‘sivil’, darbe karşıtı, Kemalizm’e mesafeli, sınırlı olsa da demokratik ve özgürlükçü bir dünyası olan ve Kürt sorunu yine vesayet yanlılarından daha ılımlı olarak çözme taraftarı bir partidir. Dolaysıyla bu sınırlı demokrasi ve özgürlük algısı yalnızca kendi iç siyasi dinamiğin etkisiyle biçimlendiğini vurgulamak AK Parti’ye yapılan bir haksızlık olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğumuyla iktidar olması arasında çok kısa bir zaman dilimi olan bir parti için eleştirileri yalnız partinin kendi iç dinamiği göz önünde bulundurularak açıklanmamalıdır. Siyasetin genel alanını ve pozisyonunu da işin içine katmak gerekir. Muhalefetin aldığı tutum ve toplum tarafından kazanılan destek gibi pek çok konu bu değerlendirmelerin yapı taşı niteliğindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti’nin, sosyal demokrat, devrimci veya Marksist bir parti olmadığı herkesçe bilinen bir gerçeklik. Zaten bu gerçeklik AK Parti’nin her türlü siyasi baskıya ve tutuma açık olduğunu gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ergenekoncu, darbeci ve ulusalcı cephenin uzun süredir ‘umutla’ sürekli kitle mücadelesi vermesi bu gerçeklikten kaynaklanır. AK Parti’nin toplum karşısında kazandığı meşruluk sopayla kazanılmayacağına göre kitle mücadelesi bu anlamda elzem oluyor. Dolaysıyla HES’ler de Tekel işçilerinin direnişinde Hopa’da gerçekleşen polis terörüne karşı yapılan protestolar ve tutuklamalar karşısında bu muhalefetin boy göstermesi doğal oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunlar AK Parti’nin meşruluk krizini sürekli erozyona uğratan gelişimler. Bunlara bir de Hükümetin PKK ile yatığı gizli barış görüşmelerini bir süreliğine kesmesi ve çatışmaların tırmandırılması, KCK, DTK ve diğer kitle gösterilerine yaklaşımı eklendiğinde AK Parti’nin siyasi geleceğinin ne kadar zora girdiği rahatlıkla söylenebilir. Bazılarının ‘sivil siyasetin kurucu öğesi’ söylediği tutumundan uzaklaşıp statüko yanlısı bir tutumu benimsemesi sanırız AK Parti’nin kendi dışındaki siyasi gelişmelere ne kadar hazırlıksız ve etkilenmeye açık olduğunun kanıtıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, AK Parti bu meşruluk krizinin farkında mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümete destek veren pek çok aydın ve çevreye bakıldığında bu farkındalığın sözkonusu ama şimdilik AK Parti’nin siyasetini belirleyecek etkinlikte değil. Şikecilere af getirecek nitelikte hazırlanan ‘Şike Yasası’ Cumhurbaşkanından dönmesi ve AK Parti’nin önemli kurmayları tarafından eleştirilmesi bu farkındalığın ipuçlarını veriri. KCK ve DTK gözaltlıları ve tutuklamalarda da bu itirazlar duyulmuştu. Önümüzdeki yeni anayasa yapım sürecinde bu itirazlar daha yüksek volümde duyulacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti 12 Haziran genel seçim öncesine kadar vesayet yanlılarına açtığı savaşla, demokrasi, barış ve özgürlüklerden yana aldığı tutumla meşruluğunu kazanıyordu. Başbakan Erdoğan’ın ‘Ustalık’ olarak adlandırdığı dönemin meşruluğuysa 61 ve 12 Eylül darbe anayasasının yasalarında dayanarak sağlanmaya çalışılıyor. Her toplumsal eleştiri her toplumsa gösteri polis terörüyle karşılanması keyfi gözaltılar ve tutuklamalar dizboyu olması bu nedenledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti’nin meşruluğu özgürlük kaygısı değil statükonun korunması olarak beliriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu AK Parti’nin içine girdiği meşruluk krizidir ve sonunda bu kriz hem AK Parti içinde hem de toplum karşısında karşılığı yaşanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti’nin bu meşruluk krizinden Kürt siyasetinin güçlenerek çıkmasını sevindirici bir gelişmeyken Ergenekoncu, darbeci ve ulusalcı vesayet yanlılarının güçlenmesi üzücü bir durum olarak karşılanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü AK Parti karşısında sol güçlenmelidir vesayet yanlıları değil. Bunun formülünü bilmiyorum ama solun ne olursa olsun Ergenekon, darbe ve vesayet yanlılarından bağımsız onlarla yan yana durmaktan kaçınarak toplumsal muhalefeti örmesi gerektiğini ancak söyleyebilirim. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-8308778167926653933?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/Z40Biz6Q710/ak-parti-karssnda-vesayet-yanllar-degil.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2011/12/ak-parti-karssnda-vesayet-yanllar-degil.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-396740590398867689</guid><pubDate>Sun, 27 Nov 2011 08:07:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-11-27T21:16:34.800-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Siyasi Meseleler</category><title>PKK Silah Bırakmaya Hazırken Taraf Gazetesi Merminin Geldiği Yönün Değil Barışın Tarafı Olmalıdır</title><description>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;PKK Silah Bırakmaya Hazırken Taraf Gazetesi Merminin Geldiği Yönün Değil Barışın Tarafı Olmalıdır&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Kürt sorununda barış sürecine girildiğini ve pazarlıkların silahların gölgesinde sürüp giden gizli görüşmelerle yürütüldüğünü her geçen gün çok daha iyi anlıyoruz. Barzani, Talabani gibi bölgede otorite olan pek çok siyasi aktöründe bu pazarlıkların bir tarafı olarak yer aldıklarını da yapılan sürpriz ziyaretler ve kamuoyuna sızan açıklananlardan tahmin edebiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle barış savaşan taraflarla olur ama bir tarafın artık savaşmak istemediğini duyurduğunda bu olanaklıdır ve süreç bir şekilde başlamış demektir. Yani bir taraf savaşı anlamsız bulmaya başladığında barışa adım atılmış olur. Bugün bu süreci yaşıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak savaş istemeyen barışmak isteyen taraf savaşta ısrarlı olan tarafın ‘teslimiyet, yenilgi’ anlayışıyla barışa razı gelmesini istiyor. Bunun için şiddette ısrarlı ve savaşı geleneksel alışkanlıklar içinde algılıyor ve dayatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanık olduğumuz kadarıyla barış en acımasız şekliyle namlunun ucunda sürdürülüyor. Böyle bir durumda şiddetin sorumlusu olarak tarafların birinden diğerini ayırarak eleştirmenin pek bir anlamı yok. ‘Taraf Gazetesinde’ yapılmaya çalışılan ve gereksizlikten de öte safsata olarak algılanacak tartışmaların bir yararı yok.Ortada karşılıklı bir çatışma var ve bu çatışmanın bir an önce durdurulması gerekir. Şiddetin sorumlusu olarak bir tarafı görmek veya diğer tarafı meşru görmek pek bir anlam taşımaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlerde PKK’yi ‘çatışmalı ortamı derinleştirdiğini’ söylemenin de bir anlamı yok. Çünkü taraflar barış istiyorlar, savaşmak istemiyorlar. Ben daha iki taraftan ‘SAVAŞMAK İSTİYORUM’ diyeni değil ‘BARIŞMAK İSTİYORUM’ diyeni duydum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haklının haksızın tarifleneceği bir zaman diliminden geçmiyoruz. Belli ki barış sürecinde karşılıklı verilecek tavizler konusunda çekingenlikler yaşanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Habur gelişleri’ AK Parti hükümetinin PKK’yi ve Kürt sorununu algısını değiştirdiği doğru ama bir savaş konseptine veya ‘barış sürecinden vazgeçildiği’ gibi algılanması eksik bir görüştür. Çünkü sürecin sürdüğünü bugün de sürmekte olan pazarlıkların varlığından anlayabilmekteyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen KCK tutuklamaları, ‘sınır ötesi hareketler’, Öcalan’ın süren tecridi gibi pek çok konu Kürt sorununa geleneksel yaklaşımlarla örtüştüğü haklı olarak söylenecektir. Oysa tüm bunlar eskiye dönüş algısını yaratabilir, hükümetin asker uzlaşması olarak da tariflenebilir ama durum çok daha komplikedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani Hükümet Kemalist siyasetin Kürt sorununa yaklaşımını sürdürdüğü sürece Kemalistlere yem olacağının farkındadır. ‘Dersim’ ile ilgili açıklamalar, polemikler ve özür dileme bunun ipuçlarını vermektedir. Önümüzde ki dönemden anayasa tartışmalarında bu daha belirgin hale gelecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinmesi gereken AK Parti yani hükümetin güveneceği bir askeri gücü yoktur. Bilakis fırsatını bulduğunda arkadan hançerleyecek bir asker sözkonusu. Hükümetin barış sürecinde PKK’den çekinmesi, ayağını sürçmesi ve zaman zaman barış sürecinde askeri önse sürmesinin altında gerçekliğin payı azımsanmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümet eğer barış sürecinde yenilgi yaşarsa bu onun sonu olacaktır. Dolaysıyla barışa hazır ama PKK’nin yenilgiyi kabul etmesini istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, PKK ne istiyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylesi kirli bir savaşın ne kazananı ne’de mağlubu olmak istiyor. Yalnızca genel af, anayasada Kürt kimliğinin tanınması ve sivil, legal siyaset istiyor. Yani savaşın sona ermesini istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dönem silahlı mücadele Kürt sorununu gündeme getirmenin ve örgütlenmenin bir aracıydı ama artık mücadelenin bir aracı olmaktan çıktığı PKK için çok açık. Silahla barışın sağlanmayacağı görüldü. Silah ancak siyasetin değil varolmanın, direnmenin aracı niteliğinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü PKK silahı koşulsuz bıraktığı an teslim olmuş oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve siyasetin değil cezaevinin yolu gözüküyor. Yani 80 askeri darbesiyle başlayan sürece geri dönülmüş olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PKK silahı bırakmaya hazır ve bunun teslimiyet olmadığını da çok iyi kavramış durumda. O zaman bunun için çabalayalım. Neden bunamış adamlar gibi ‘ sen önce devleti eleştir, yok sen önce PKK’yi eleştir’ ikilemiyle tartışarak zaman kaybediyoruz. Oysa gençler, milyonlar merminin geldiği yönü değil barışı tartışıyor ve istiyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-396740590398867689?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/gP5U_m4IWV0/pkk-silah-brakmaya-hazrken-taraf.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2011/11/pkk-silah-brakmaya-hazrken-taraf.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-1986753371472274121</guid><pubDate>Sun, 20 Nov 2011 11:37:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-12-26T03:22:52.738-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Siyasi Meseleler</category><title>Geç Gelen Farkındalık</title><description>&lt;strong&gt;Geç Gelen Farkındalık&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti, 28 Şubat post modern darbesine karşı toplumsal desteğin aktığı ve uzun yıllar Türk siyasetini belirleyecek bir parti oldu. Kuruluşuyla iktidar olan bir parti oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğuşundan itibaren sivil ve resmi ideoloji karşıtı olarak kendini topluma sundu. Ancak iktidarın ilk gününde vesayetçi rejimin tüm gerici yüzüyle ve çözüm bekleyen Kürt sorununu karşısında buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yeni doğan partinin özgürlükçü söylemi Batı’da destek bulurken Kürt halkı üzerinde beklenti yarattı. Beklentiler hem Batı’da hem de Kürt halkı üzerinde umuda dönüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İktidara geldiğinden beri bir yandan iktisadi açıdan neo-liberal ekonomiyi diğer yandan siyasi olarak da demokratik ilkeleri benimsedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İktisadi alanda yapılan uygulamalara bakıldığında kapitalizmin restorasyonu olarak algılanacak düzenlemeler toplumda gelir dağılımı sınıflar arasında uçurumu derinleştirmiş ve toplumda genel bir hoşnutsuzluk yarattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hoşnutsuzluk demokratik ilkelerin toplumda karşılık bulmasını güçleştirdi. Vesayetçi rejim yanlısı partilerin; CHP ve MHP bu durumu kendi siyaseti temelinde varlık güçlerini sürekli perçinlemişler siyasetin alternatifi olarak kendilerini korumayı başarmalarına yol açtı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti’nin toplumda bulduğu % 50’lik destekten ziyade CHP ve MHP’nin yaklaşık 10 yıldır koruyabildiği siyasi gücün nedeni çok daha anlaşılmaya muhtaçtır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açık açık derin devletin bir yapılanması olan Ergenekon suç odağını savunarak darbe ve darbecilere destekte bulunarak ve Kürt halkına karşı düşmanlık besleyerek bu toplumsal desteği korumak güçtür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun iki ana nedeni öne çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlki AK Parti’nin neo-liberal tedbir ve düzenlemelerin yarattığı güvensizlik diğeri de solun toplumda ortaya çıkan demokratik özlemlere yanıt verememesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol demokratik özlemlere yanıt vermesi ancak vesayetçi rejime karşı yürüteceği tutarlı mücadeleyle olanaklıydı. Ama bu gerek Ergenekon ve Balyoz gibi derin devletin yargılandığı davalarda alınan ikircikli tutum, vesayetçi yanlıların sivil siyasete özellikle Müslüman kesme karşı yapılan saldırı ve ilhaklara karşı özgürlüklerden yana alınamayan tutum toplumun sola karşı güvenini sarsmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk solu siyaset sahnesinde kısık sesli ve etkisiz oluşu AK Parti’nin de % 50’lik toplumsal desteğini sürdürmesine katkı sağlamıştır. Bugün solun AK Parti karşıtlığının düşmanca ortaya dökülmesinde de bu siyasi yetersizlik sözkonusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlar AK Parti’yi yaklaşık 10 yıl süren iktidar sürecinde hem avantajlı hem de dezavantajlı duruma soktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avantajı toplumsal dönüşümü, iyileşmeyi hedef alan bir muhalefetin olmayışı dezavantajıysa yıllardır Kemalist devletin biriktirerek taşıdığı demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünde tek bir parti olarak kendini algılaması oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anayasa değişikliği için yapılan 12 Eylül referandumu toplumsal değişim için yeterli desteği göstermesine karşı demokratik özlemler ve barış için gerekli adımların hükümet tarafından atılması için yeterli görülmedi. Bunun nedeni % 42’lik referandum karşıtlığı oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti’nin bir diğer dezavantajı veya siyaseten sıkıştığı alan Kürt sorunu oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül referandumunda Kürt halkının beklentisinin en açık göstergesi ‘boykot’ tutumu oldu. ‘Boykot’ aslında hükümete verilen bir güvendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti Kürt sorununu ve Kürt siyasi hareketi iktidardayken tanıma fırsatı olduğundan bu sorun karşısında attığı tüm adımlar temkinli ve yavaş oldu. AK Parti’nin bu yavaş ve temkinli oluşu yalnızca rakibi gördüğü Kemalizm’le sürekli didişmesinden kaynaklanır. AK Parti Kemalizm’le sivil siyasetin bir karşılaşması veya çarpışması sonucu ortaya çıkmış bir siyasi aksiyon ve Kendini sürekli Kemalizm’e karşı uyanık tutmuş bunun sonucu da Kürt sorununun ciddiyetini yeterince kavrayamamasına neden oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlerde Kürt sorunu devletin geleneksel siyasetiyle örtüşür hale gelmiş gözükmektedir. KCK tutuklamaları, aydınların haksız tutuklanmaları ve savaş ortamının yeniden gündeme gelmesi bu örtüşmenin kanıtı olarak beliriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu durum geçicidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti sonunda Kürt sorunun aslında kendine ait olmayan Kemalizm’in günümüze taşıdığı bir sorun olduğunu kavrayacaktır. Yavaşta kalınsa Kürt siyasetinin siyasal ve sosyal varlığı AK Parti tarafından algılanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti Kemalizm’e karşı mücadelenin Silivri mahkemeleri ile yeterli olmayacağını Kemalizm kalıntılarına karşı mücadelenin sökülüp atılması için Kürt sorunun çözümüyle sağlanacağını yeni fark ediyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-1986753371472274121?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/esbipfaMaY8/gec-gelen-farkndalk.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2011/11/gec-gelen-farkndalk.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-3057359518232377706</guid><pubDate>Sat, 19 Nov 2011 20:33:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-11-19T23:57:21.513-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Denemelerim</category><title>Geleceğe Veda</title><description>&lt;strong&gt;Geleceğe Veda&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlardan uzak tek hücreli bir odada bütün ömrümü tüketebilirim ama beni meşgul edecek olaylardan ve kavramlardan alıkoymayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanın ne sınıflar ne kitleler ne'de beni sevenler umurunda olmadan yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Âdem’in kendi neslini kurtarmak için gemisinde seçilen o şanslıların arasında olsam da hiç kimse umurumda olmazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü bir gelecek düşkünü değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü geleceğe feda edecek hiçbir birikim yok. Gelecek ancak benim ruhumun sökülmüş bir bedeni gibidir ve geleceğe bırakacağım da o’dur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelecek bir hiçliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koca bir hiçlik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim için önemli olan bugün alınan tutumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eline bir kalem al ve beyaz bir sayfayı kirletmek için karala.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızca eline kalemi almadığında delireceğini düşünüyorsan eline kalemi al. Çünkü ben öyle yapıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylelikle beni meşgul eden olaylar ve kavramlar karşısında tutsaklığımı sorgulayabiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek çok düşünür söz etmeye çalıştığım olay ve kavramlar üzerinde yol almaktansa insanı kendi doğasından söküp atmaya çalıştıklarını, o’nu gelecek için kendinin olmayan bir şey için tutsak etmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tutsak edilen insan değil akıldır. Eğer insan tutsak edilseydi doğanın bütün canlılarını tutsak olarak tanımlardık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa insanı hayvandan ayıran tutsaklıktır. İnsanı hayvandan ayıran da akıldır. Tutsak olan insan değil akıldır. İnsanın aklı. Bir nimet olarak bilinen, kendini diğerlerinden ayıran, kutsallık olarak sunulan akıl.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgürlük tutsaklığın kavranılmasıyla anlamlaşır, tanımlanır ve ben bunun için hiç kimseyi düşünmem. Başkaları da beni düşünmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgürlük insanın kendinde başlayan bir şeydir, akıldan sıyrılma doğaya dönüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgürlük hayatın politik ifadesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani kuşatılmışlığa karşı bir çığlık ve isyandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar uzun yaşadığın kiminle kimlerle yaşadığın önemli değildir. Kendini özgür hissettiği sürece hayat en uzun algı ve anlamdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgürlük gelecekte değil yaşadığın anda gömülü bir hazinedir ve gelecekle vedalaştığında karşına çıkar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-3057359518232377706?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/Z_0gq412u0s/gelecege-veda.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2011/11/gelecege-veda.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-5685031687735008223</guid><pubDate>Sat, 19 Nov 2011 15:28:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-01-01T23:01:19.771-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Siyasi Meseleler</category><title>Arap Baharı İle İlgili Diğer Yazılar...</title><description>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Suriye’siz bir Ortadoğu demokratik, sivil ve laik Ortadoğu için ilk adım olacaktır&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortadoğu Arap Baharı ile birlikte yeniden ivme kazanan bir siyasi sürecin içine girmiş bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya, Tunus ve Mısır devrimleri diktatörlükleri devirmenin güveniyle yeni talepleri öne çıkarıyor. Ancak devrimler emperyalist müdahaleler ve İslamcı muhaliflerin uzlaşmacı tutumlarıyla devrim yeni taleplerini kazanımla sonuçlandırmakta zorlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun en tipik örneğine Mısır’da tanık oluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askeri Konsey ve temsilcisi Tantavi halen işbaşında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahrir Meydanında Askerlerin kışlaya dönmesini isteyen kitlelere saldırı Mübarek’in eski silahlı milisleri Baltacılar ve Askeri Konsey askerleri oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nur Parti’si ve Hürriyet ve Adalet Parti’si de bu saldırılara seyirci kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır seçimlerinin 3. turu sonuçlarına kadar siyasi süreç gerilimle geçeceğine benziyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap devrimleri bütün entrika ve müdahalelere karşı canlılığını korurken etkisini çoktan sınırların ötesini sarmakta. Suriye, Yemen pek çok Arap ülkesi bu sürecin aylardır etkisi altında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşar Esat, devrimi bastırmak için aylardır kan döktü katliamda bulundu. Buna rağmen direniş ve devrim geri adım atmadı. Sonunda Arap Birliği gözlemcilerinin Suriye’ye gelmesine izin verildi. Son gelişme de Humus kentinden Esat tanlarını çekmek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre daha devrimi boğmak veya uzun bir zaman dilimine yayarak kitlelerin öfkesinin soğuması sağlanmaya çalışılacak belki de uygun bir ortamda devrim ezilmeye çalışılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu olasılıkların önümüzdeki dönemde gerçekleşebileceğini bekleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap devrimleri için Mısır devrimi ne kadar önemliyse Ortadoğu için Suriye devrimi de o kadar önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır devrimi zafere ulaşırsa yani demokratik, sivil ve laik bir iktidar oluşturulursa Arap Baharı tüm kuzey Afrika kıtasında köklü, kalıcı ve derin siyasi değişimlere vesile olacaktır. Suriye de devrim gerçekleşirse yani Esat ve iktidarı devrilirse Ortadoğu yeniden şekillenecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail- Filistin sorunu, Irak ve Irak Kürdistan’ı, İran ve İran Kürdistan’ı ve Türkiye bu süreçten kaçınamayacak ülkelerin başında geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesi için Suriye devriminin zaferi nasıl zorunlu hale geldiyse eskiden birleşik bir Kürdistan Kürt aydın ve entelektüellerin tartıştığı teorik bir olguyken şimdi Ortadoğu için zorunluluğa dönüşmüş pratik bir olgu haline geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iki gereklilik Irak için de İran için de Suriye için de geçerlidir. Ne İran ne’de Türkiye’nin bu süreçten uzak kalması ve birlikte yaşadığı Kürtlere baskı ve inkâr dayatmasıyla süreçten kendini yalıtacağı düşüncesi gerçeklikten uzaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksine Türkiye ve İran’ın yapabileceği tek şey Kürt halkının tüm taleplerini karşılamak ve komşu ülkelerin bu doğrultuda davranmasını zorlamaktır. İran şu an böyle bir siyasi tutuma gerek iç dinamikler açısından gerek dış dinamikler açısından direnecek bir tutum sergilerken Türkiye bu siyasi tutuma uluslararası baskıyla yanaşabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer Ortadoğu’da Kürt halkını merkeze koyan bir siyaset benimsenirse Ortadoğu’da yaşayan Kürt halkı birleşik bir Kürdistan mı federal bölünmüş bir Kürdistan mı seçeneği doğrultusunda kararını özgürce verecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun için Suriye’siz bir Ortadoğu öncelikliyken Kürt halkının merkeze alınmadığı bir Ortadoğu ayakları be bacakları kesik bir gövdeden başak bir anlam taşımaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalist ülkelerin gözetiminde 1946'daki kurulan Suriye devleti 1958 Şubat'ında Mısır ile Birleşik Arap Cumhuriyeti'ni denemiş ancak bu beraberlik 3 yıl sürdürebilmiştir. 1963'ten beri ülke Baas Partisi tarafından yönetilmektedir; devletin başında 1970'ten beri Esat ailesi bulunmaktadır. Şimdi de oğul Esat iktidardadır ve babasının yaptığı katliamları tekrarlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, Suriye suni bir devlettir ve Ortadoğu için de gereksiz bir devlettir. Dolaysıyla Suriye devrimi koşulsuz desteklenmesi gerekir. Esat yalnızlaştırılmalı ve iktidardan kovulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun için emperyalist müdahale değil muhaliflerin desteklenmesi ve Baas rejimin yalnızlaştırılması gerekir. Emperyalist müdahale iç savaş sürecini şiddetlendireceği gibi birbirlerinin rakibi olan emperyalistlerin de güçlerini deneyecekleri bir savaş alanı yaratır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bölgesel bir savaş demektir. Bu Ortadoğu ve dünyamız için bir yıkım olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemli olan Ortadoğu’nun kaderini Ortadoğu halkalarına bırakılmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortadoğu’da barış ve kardeşlik isteniyorsa Esad ve Baas rejiminin tüm kalıntılarından temizlenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt halkı merkezli bir siyasi tutum Ortadoğu’nun demokratik, laik ve sivil şekillenmesinin koşullarını oluşturabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun dışındaki tüm seçenekler siyasi çözümsüzlüğün kaynağı olacaktır. Suriye devrimi başarıya ulaşırsa Kürt halkı ve Ortadoğu halkları özgürlüğe ve barışa çok daha yakın olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Sosyalistlerin Etkisiz Kaldığı Devrimler Çağı Nihai Olarak Kapitalizmi Tarihe Gömebilecek mi&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yaşadığımız son 25 yıla bakıldığında dünyamızın devrimlerle çalkalandığını görürüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce Sovyetler Birliği 89 yılında yoğun katılımlı kitlesel gösterilerle yıkıldı. Onu Doğu Almanya, Macaristan, Polonya, Çekoslovakya, Bulgaristan ve Romanya'da rejimleri izledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Francis Fukuyama başta olmak üzere pek çok liberal akademisyen bu devrimleri tarihin sonu, liberal kapitalizmin başarısı olarak yorumladılar ve tüm dünyaya ilan ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu liberal vaazlar verilirken 1991’da Çavuşesku Romanya'da sarayından yapacağı konuşmayı dinlemeye gelen binlerce işçinin öfkesi karşısında helikopteriyle kaçmak zorunda kaldı. Öfkeli işçilere ateş emrini verdiğinde de rejim o an yıkıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2000 yılında Arjantin devlet başkanı De la Rua da başkanlık sarayından Çavuşsesku gibi sıvıştığı hala insanların hafızasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2000’li yıllarda Sırbistan ile başlayan süreç hızla Kafkasya ve Orta Asya’ya yayılmış ve Gürcistan’da ‘Gül devrimi’, Ukrayna’da ‘Turuncu Devrim’ ve Kırgızistan’da ‘Lale Devrimi’ yaşandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu devrimler ya tek parti diktatörlüklerin baskısına karşı gelişti ya da gerçekleşen devrimlerin ardından hayata geçirilen liberal kapitalist yaptırımlara karşı bir tepki olarak ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hızlı değişim sürecinde bir başka şeyde oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika’da başlayan ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), Dünya Ekonomik Forumu (DEF), Uluslar arası Para Formu (IMF), G8 gibi uluslararası sermayenin odaklarına karşı gerçekleşen kitlesel eylemler dalgasıyla Aralık 1999, Seattle Nisan 2000 ve Washington, Melbourne, Prag, Nice, Quebec, Davos, Göteborg, Porto Alegre, Cenova, Barselona’da gerçekleşen eylemleriyle ‘tarihin sonu ve liberalizmin zaferini’ ilan edenlerin tezini çürütürken en ağır ideolojik ve siyasi şamar üzerlerine iniyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20011 yılında Avrupa’da ortaya çıkan ‘Borç krizi’ ile birlikte kapitalizme karşı Yunanistan, İtalya, İspanya derken anti-kapitalist gösteriler bütün dünyanın finans kapitalinin simgesi olan Wall Street’e kadar uzandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yılın başından buyana Ortadoğu ve Kuzey Afrika ‘Arap Baharı’ ile birlikte pek çok devrimi ardı ardına yaşadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bin Ali, Mübarek ve Kaddafi gibi diktatörler iktidardan uzaklaştırıldı. Esad son günlerini yaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın bu bölgesinde Sovyet Rusya ve Doğu Bloğun yıkılışının ardından en uzun ve en kapsayıcı devrimleri olarak ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerek S.S.C.B ve Doğu Bloğun yıkılışı gerekse Arap Baharı’nın gerçekleştirdiği devrimlerin ortak karakteri tek tip ideolojiye dayanan tek partili diktatörlerin uyguladığı baskıcı rejime karşı bir tepki olarak gerçekleştiğini gözlemlemekteyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;89 devrimleri Arap halkının üzerinde yarattığı toplumsal değişim algısı ve cesareti Arap devrimlerinin ana belirleyici dinamiği oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap halkları Rus halkı ve diğer totaliter Stalinist rejimlere karşı ayaklanan ve devrimi gerçekleştiren halkların gösterdiği cesareti yaklaşık 20 yıl sonra gösterdi. Bu zaman aralığı toplumsal değişimler ve devrimler açısından uzun bir aralık olmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stalinist rejimlere karşı gerçekleşen devrimleri destekleyenler Arap Baharını da coşkuyla karşıladılar. Bu iki bölgesel devrimlerin kazanımlarını gördüler ve daha ileri doğru hamle yapılması için çabaladılar ve çabalıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak Arap devrimlerinin nereye yöneleceği veya nerede soluklanacağını şimdiden kestirmek olanaksızdır. Hiç kuşkusuz bu devrimler bastırılmadığı (ki bu olanaksız görünüyor) sürece eski rejimleri aratmayacak şekilde siyasi sonuçları olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki kapitalizm yıkılmayacak belki tam demokratik bir cumhuriyetler kurulmayacak ama eskisi gibi asla rejimler işbaşına gelemeyeceklerdir. Gelseler de ömürleri çok ama çok kısa olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halkı eğiten bir gurup aydın veya bir parti veya bir ideoloji değil devrimin kendisidir. Devrim geliştikçe devrimi gerçekleştirenlerin bilinci de gelişir. Arap Devrimlerinde bu değişen bilince her geçen gün tanık olunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap Baharı yaşanırken Batıda küresel kapitalizmin getirdiği olumsuzluklara karşı yoğun kitlesel protestoların, grevlerin yaşadığını ve bu eylemlerin hükümetlerin üzerinde etkili olduğunu görmekteyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uluslararası sermeye kuruluşlarının hedef alındığı gösteriler sayesinde pek çok toplantıların iptal edildiğine tanık olduk. Bu gösterilerin genelinde öne çıkan değişim talebi kapitalizmin yıkılması ve ‘Başka bir dünya mümkün!’ olduğunun öne çıkmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap Baharında ortaya çıkan bilinçten farklı olarak küresel sermayenin ve küresel kapitalizmin sorgulandığı bir bilinç Batıdaki kitlesel gösterilerde belirgin durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap Baharı eskisi gibi yönetilmemek için hamle yapıyor Batıda kapitalizme karşı gelişen muhalefet de kapitalizm altında yaşamak istemediği için sokağa çıkıyor. ‘Yüzde 1’e karşı %99’ sloganında biçimlenen bu olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama Batıdaki eylemlerde ve Arap Baharıyla sokağa çıkan milyonlar arasında ortak özellikler var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisi de aşağıdan örgütlenen toplumsal gösteri ve başkaldırılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisi de her hangi bir ideolojinin veya bir partinin etkisi altında kalmadan hareket ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisi de sermayeden yoksun kapitalizmin saldırdığı emekçiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisi de artık eskisi gibi yaşamak istemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisinde de ‘Yeni bir dünyan mümkün!’ olduğu inancı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisi de birbirlerinin karşıtı değil birbirlerini tamamlayan ve birbirlerine ihtiyacı olarak gelişmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapitalizm merkezinde ve periferisinde gerçekleşen devrimler, isyan hareketleri, protestolar ve grevler birbirlerini tanıdıkları sürece birbirlerine tamamladıkları sürece başarılarına başarı kazanımlarına kazanım katmayı sürdüreceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap Baharı veya kapitalizmin merkezinde gelişen kapitalizm karşıtı hareketler geçici olarak algılanması büyük bir yanılgıdan ibarettir. Kapitalizm her geçen gün ideolojik, siyasi meşruluğunu yitirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düne kadar kapitalizmin refah, güvenli ve özgür bir dünya yaratamamasının gerekçesi olarak sözde sosyalist ülkeler gösteriliyordu. Bu gerekçe ortadan kalktığından beri refah, güvenliğin ve özgürlüğün engeli olarak Arap devletleri ve halkları gösterilmeye başlandı. 11 Eylül İkiz Kule saldırısı bu ideolojinin işlenmesi için kullanıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap Baharı bu gerekçeleri de ortadan kaldırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani dünya kapitalizmin sömürüsünü, hırsızlığını, haydutluğunu ve yarattığı güvensizliği saklayacak artık bir gerekçesi kalmadı. Bu olgu ve algı tüm dünyada tarafından elle tutulur hale geldi. Küresel kapitalizm deşifre olduğu için son 25 yıldır devrimlere, isyanlara ve kitle gösterilere tanık olyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, dünya devrimler çağından geçiyor ama sosyalistler bunu ya anlamak istemiyorlar ya da anlamakta gecikiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu devrimler çağının en tutarlı sorusu sosyalistlerin etkisiz kaldığı devrimler çağı nihai olarak kapitalizmi tarihe gömebilecek mi, olduğudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorunun yanıtını devrim ve isyan için sokağa çıkanlar sosyalistlerin toplumsal devrim defterlerine kanlarıyla yazıyorlar umarız sosyalistler bu süreci doğru okurlar ve üzerlerine düşeni gerçekleştirirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Arap Baharının Kaderini Arap Halkı Belirler&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Arap halkı protestolara başlayınca hemen hemen herkes şaşkındı. Kitleler oluk oluk sokağa akıyor baskıcı iktidarlar protesto ediliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk ayaklanmalarına ilkesel olarak desteklemeyi bir gelenek kabul eden dünya solu bile şaşkındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek çok yerde varlıkları görülmeyen varoldukları yerde de çok az etkisi olan sol sokağa çıkan kitleleri kendine yakın görmedi ve sürekli arasına mesafe koydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solun bu mesafeli duruşunu 1979 İran Devriminde Mollalara yenilgisine bağlayanlar oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol İran Devrimini karşı devrimle boğan Mollaların çirkin yüzüne bakarak Arap kıtasının İslamcı Suni ve Şii muhalefeti değerlendirmeye koyuldu. Bu bakış Libya’da, Suriye’de ve pek çok Arap devriminde solda hâkim oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol sürekli bu gerekçeyle Arap Baharına kuşkuyla yaklaştı ve yaklaşmaya devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu kuşkucu ve şaşkınlık karşısında ne istediğini bilen Arap halkı 18 Aralık 2010 tarihinde Tunus’da ilk olarak sokağa çıkıyor ve ardından Mısır, Yemen, Cezayir ve Ürdün’de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce 23 yıldır yönetimde olan Zeynel Abidin Bin Ali ardından 30 yıllık yönetici Hüsnü Mübarek bu kararlı kitleler tarafından devrildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İktidarı bırakmayan Kaddafi öfkeli Arap isyancıları tarafından öldürüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer Beşar Esad iktidarı bırakmamakta direnirse kaderinin Kaddafi’den farksız olmayacağını şimdiden söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu süreçte solun küçük bir kısmı işçi sınıfının bu siyasi devrimlere katılarak devrimlerin sosyal dönüşümlere akacağını umut ediyor. Bu sol gelenekler Lenin ‘Nisan tezlerine’ bazıları da Troçki’nin ‘sürekli devrim’ kuramına güveniyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iyimser Marksist görüş utangaç bir dille devrimi yapan halka değil devrime katılmakta geç kalan hatta katılacağı sanılan işçi sınıfına güven duyuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle de Üçüncü Dünyacı sol gelenekler Arap Baharının Batılı emperyalistlerin bir oyunu olarak değerlendirdiler ve halen böyle görmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Solun Arap Baharına karşı ortak tavrı Batılı oryantalistlerin bakış açısından hiç farksız değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araplar hele Müslümanlar cahildirler ve kendi başkalarına devrime kalkışamazlar kalkışırlarsa da birilerinin direktifi veya güvencesiyle olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa devrimin düğmesine basanlar emperyalistler değil Arap halkı olmuştur. Enflasyondan, yoksulluktan, işsizlikten, baskıdan bıkan kitleler artık eski diktatörlüklerin altında yaşamak istemediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerinde bir devrim bir iktidar programı yoktu. Ne bir komünist politbüronun bir dönem Stalin’in Başkanlık yaptığı kominter aracılığıyla tüm dünyaya yaydığı ‘aşamalı devrim’ kuramının ültimatomu ne’de pentagon uyarısıyla sokağa döküldüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap devrimlerinden emperyalistler kuşkusuz tedirgin oldular. Devrimi denetimlerinin altına almak için Kaddafi’ye karşı bile savaş açtılar. Kısmen de olsa başardılar ama bilinen bir sömürgecilik veya Kaddafi’nin diktatörlüğüne benzer bir diktatörlük Libya’’yı beklemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrilen diktatörlüklerin yerine halk kendi iktidarını bir biçimde kurmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laiklik bir devlet genel bir eğilim. İran, Arabistan gibi ülkelerin ‘şeriat’ yönetimi hiç mi hiç taraftar bulmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya’da kısa bir süre ortaya çıkan ‘şeriat’ tartışması şimdiden gündemden düştüğünü görebiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm Arap devrimlerinde öne çıkan kitlelerin insanca yaşamı, adalet ve herkesin haklarını koruyan demokratik, sivil bir anayasa oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esad da yakında devrilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitleler kendi kaderlerini belirlemeye devam edecekler. Ama kimse eskisiyle eş değer veya daha kötü yeni rejimler beklemesin. Bekleyenler yaşadıkları ülkelere baksınlar. Ülkelerindeki rejimin emperyalistlerle nasıl bir bağımlılık ilişkisinde yaşıyorsa Arap Devrimlerinde de en kötü ihtimalle o olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitleler devrimi yaptılar, yapıyorlar ve yapmaya devam edecekler. Kimseden direktif almadan yola koyuldular ve kimseden direktif almadan ilerleyecekler. Nereden duracaklarına da kendileri karar vereceklerdir. Durdukları yerde de devrime başladıkları haklılıkla anılacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Mısır’da büyük zaferlerin önü açık&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün devrimin 19. günü ve Mübarek yok. Sanırım şu an kendine güvenli bir liman aramakla meşgul ve bunun için tek başına gayret ettiğini de söylemek zor. Çünkü Mübarek’in suç ortakları hala yönetimdeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsviçre, Mübarek ailesinin tüm mal varlığını dondurduğunu deklere etti. Mübarek olup bitenlerin karşısında sağlığı bozulmuş olacak ki tedavi için Almanya’ya uçmak istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama Alman hükümeti henüz gelebileceğine izin vermiş durumda değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mübarek bu arada ölür mü bilinmez ama Mübarek’i deviren milyonlar şimdiden yargılanması gerektiğini tüm dünya kamuoyuna duyurmuş durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşılan ölse de Mübarek yargılanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haftalardır Tahrir meydanını terk etmeyen milyonlar devrimin ilk günü isteklerini sıraladılar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce Mübarek yargılanacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olağanüstü hal kalkacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhalefetin siyasi özgürlüğü sağlanacak ve bütün partiler legalleşecek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sendikalaşma ve grev özgürlüğü sağlanacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir an önce demokratik seçime gidilecek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni ve demokratik meclis kurulacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu istekler sağlanana kadar her hafta gösteriler devam edileceği duyuruldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Direnişçi halk yeni bir Mısır istiyor. Halksız bir cumhuriyet, militarist bir cumhuriyetle birlikte yönetilmek istemiyor ve bunu Mübarek’in giderayak bıraktığı askeri konseye de bırakmak istemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mübarek gitti ama pisliği hala ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mübarek gitti ama iktidar halka geçmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrimi gerçekleştiren halk henüz iktidarı tümüyle alacak bir örgütlülüğe erişemediğinden Tantavi başında bulunduğu askeri konsey yönetimi devraldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ordu yönetimi elinde tutuyor ama darbe yapmış değil. Halkta buna izin vermeyecek verseydi zaten Mübarek istifa etmeyecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır artık geri dönüşsüz bir sürecin içinde ilerliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır halkı ya demokratik bir Mısır’la yetinecek ya da devrimi sonuna kadar taşıyacak. Bu iki olasılık devrimi gerçekleştiren halkın iradesine bağlıdır. Devrim sürecinde halkın verdiği mücadeleyle yarattığı örgütlenme araçlarının düzeyi devrimin sınırlarını belirleyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır’da büyük zaferlerin önü açıktır ama buna Mısır halkı karar verecektir. Devrim henüz son sözünü söylemiş değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sokak iktidara ortak oldu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kralın devrildiği altmış yıl oldu. Ama Mısır’a ne demokrasi ne’de refah geldi. Önce Nasır ardından veliahtları Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek kendi militarist baskı ve diktatörlüklerini uyguladılar. Yalnızca bu militarist diktatörlerden biri Enver Sedat yaptıklarının cezasını canıyla ödedi. Şimdi Mısır halkı 1977’de, 1989’da olduğu gibi sokakta ve bir diktatörünü daha cezalandırmak istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu sokağa çıkan Tunus halkının ardından gerçekleştirdi. Haftalardır diktatörü istifaya zorlamak için ülkenin büyük kentlerinde meydanları doldurdu. Tahrir sokağı kalabalıkların en çok toplandığı simgesel meydanlardan biri oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrim için sokağa çıkan halkın evine dönmesi için yapılmayan, söylenmeyen hiçbir şey kalmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mübarek bu gösterilere karşı önce istifa etmeyeceğini ama reformlar yapacağını söyledi. Halk bunu kabul etmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mübarek bulduğu her fırsatta halkın sokaktan geri çekilmesini istedi. Bunun için elinden geleni yaptı. Obama bile Mübarek’e ve orduya açıktan desteğini sundu. Eylüle kadar iktidarda kalması bile uygun görüldü. Bu da tutmadı. Bütün iktidarların en çok kullandığı pis bir yöntemde denendi. Mübarek beslediği çeteleri halkın üzerine salarak direnişi kırmak istedi ama başaramadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mübarek'in elinde tek bir koz kalmıştı o’da orduydu. Mısır ordusunu darbe için kullanmaktı. Bunu da denedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Ordu darbe yapamayacağını gördü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halkın sokakta olduğu bir yerde darbe olmayacağı çok açıktı. Sonunda ordu halka boyun eğmek zorunda kaldı. Bu saatten sonra Mübarek iktidarda kalamazdı ve istifasını basın aracılığıyla açıkladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık Mısır’da devrim yapan halk iktidara ortaktır. Mısır halkına danışılmadan yeni anaysa, meclis ve hükümet kurulamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır’da devrim ilerliyor. Diktatörün simgesi olan Mübarek gitti ama henüz yargılanmadı, asker kışlasına dönmedi ve Süleyman duruyor. Mübarek’in tüm artıkları hala duruyor. Devrim hepsini temizleyecek. Bundan kimse kuşkusu duymasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır’da açık bir darbe veya 27 Mayıs benzeri bir darbe oldu diyenler feci şekilde yanılıyorlar. Askerler 27 Mayıs’ta darbe yapmışlardı. Boyun eğmemişlerdi. Mısır’da askerler son ana kadar Mübarek’i desteklediler ve darbe yapma fırsatı kolladılar ama kararlı halkı görünce Mübarek’in arkasında durmadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır’ın Kemalistleri kaybetti. Nasıl ‘Yetmez ama evet'çiler karşınında Kemalistler ve ordu yara aldıysa Mübarek’in Kemalist ordusu da öyle yara aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri seçimle diğeri devrimle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın zaferin ilk günü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık sivil hareket iktidara ortaktır. Bakmayı şu an ki askeri konseyin iktidarı devraldığı laflarına. Bu tamamen biçimsel bir süreçtir. Halk iktidara ortak oldu. Orduyu kışlasına gönderecektir. Eğer halk orduyu kışlasına gönderemezse o zaman askeri darbe veya 27 Mayıs benzeri darbe oldu denilebilir. Şu an böyle bir durum yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz devrim son sözünü söylemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iktidarın kurumsal ifadesi yakında tartışılmaya başlayacaktır. Halka boyun eğen ordu bir süre daha pürüz çıkarabilir ama demokratikleşmenin önünü kesemeyecektir. Çünkü Mısır halkı artık dünden daha güçlüdür. Yalnız Mübarek’i devirmedi orduya da boyun eğdirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrim istediğini almadan geri çekilmeyecektir. Zafer direnen halkın olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;22 yıldır devrimleri sindiremeyen sol&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1989 Doğu Avrupa ardından 1991’de S.S.C.B yıkıldığında yirmili yaşlarda genç ve radikal bir sosyalisttim. Gördüklerimin karşısında herkes gibi ben de bir süre afalladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyalist bildiğimiz ülkelerin peşi sıra yıkılışına tanık olduğumda hayatımın en çaresiz ve güvensiz hissettiğim dönemini yaşamıştım. Tartışılmayacak şekilde idealize ettiğim rejimler yıkılıyordu hem de çok kolay yıkılıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum çok geçmeden kuşkuyu beraberinde getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ilk sorumu sordum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bir devrim miydi yoksa karşı devrim miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ardından ikinci soru:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer karşı devrimse neden işçiler kendi devletlerine sahip çıkmadılar, devrimse nasıl olur da işçiler kendi devletlerini yıkarlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marksizm'in işçiler ve emekçilerin karşı devrimci olamayacağını hatta devrimci olduklarına vurgu yaptığından emindim. Okuduğum tüm Marksist kitaplarda öne sürülen ana tezlerden biri buydu. Bundan dolayı da sürekli işçi ve emekçi sınıfı temelinde örgütlenmenin öneminden sözeder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten bundan dolayı bende sosyalizme ilgi duymuştum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyalizm işçi sınıfının ideolojisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçi sınıfının kendi iktidarıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu işçiler nedense kendi devletlerini yıkıyordu. Anlaşılması zor bir durumdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne iktidardakilere ne’de işçilere hak veriyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya işçiler ve emekçiler karşı devrimci ya da karşı devrimciler iktidardaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu zor ve ikircikli durumdan bir süre sonra sıyrılmaya başladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı yıllar işçiler sosyalist bildiğim ülkelerin dışında da ardı ardına sokağa çıkıyor grevler örgütlüyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neo-liberal dayatmalara karşı kararlı bir direniş sergileyen işçiler beni yeniden heyecanlandırmaya ve işçilere güvenmemi sağlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SSCB ülkelerindeki mücadeleler veya Polonya madenci grevleri bende kuşkuya neden olurken diğer ülkelerdeki grevler heyecan ve umut aşılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Garip bir durumdu bu ama bu gariplikle uzun süre yaşayamayacağımı biliyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin hafızasına yerleşen o büyük ‘Bahar Eylemleri’ 1991 yılında Zonguldak maden işçilerinin Ankara yürüyüşleriyle doruğa ulaştığında tavrım işçilerden yana ağır basmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçiler sosyalizm için sokağa çıkmıyorlardı ama kendilerine saldıran iktidara geri adım attırmak için canhıraş mücadele veriyorlardı. Polis ve jandarmayla korkusuzca karşı karşıya gelmekten çekinmiyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçiler Marks’ın öngördüğü gibi devrimciydiler. Devrim yapmasalar da yapabilecekleri gücü görebiliyordum. Stalinist rejimlere başkaldıran işçilerin devrim yapacak güçteydiler ve yaptılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın tüm ülkelerinde ayrı dil konuştuklarından veya başkaları tarafından ayrı ulus topluluğu olarak yaşamak zorunda bırakılmalarından dolayı çıkarları ve verdikleri mücadelenin meşrulukları sorgulanamazdı. Çünkü, işçilerin vatanı yoktu. Marks işçilerin devrimci olduğunu ileri sürerken vatanı da olmadığını söylemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sosyalist bildiğim ülkelerin yıkılışına bir kez daha baktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya işçiler ve emekçiler karşı devrimci ya da iktidardakiler karşı devrimciydiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ikincisine inandım ve iktidardakilerin karşı devrimci olduklarına karar verdim. Basit bir akıl yürütmeyle bu ikircillikten sıyrıldım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marks haklıydı.İşçiler ve emekçiler karşı devrimci olamazlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve 22 yıldır buna inandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve 22 yıldır sol buna inanmadı ve gerçekleşen bunca devrimi devrim olarak sindiremedi. Sindiremediği için bu devrimleri yalnızca izledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlerde Ortadoğu toplumsal devrimlerle çalkalanıyor. Önce Tunus’ta bir devrim gerçekleşiyor. Ardından Mısır. Sıranın kime geleceğini kestirmek artık gündüz güzüyle beklenen misafiri tanımak gibi kolaylaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sol yine tereddütte ve temkinli. Böyle oldukça da devrimlerden heyecan duymuyor. Devrimlerle dayanışmaya giremiyor. Hala işçilere, emekçilere yani halka güvenmiyor. Güvenmediği için de özgürlükler için mücadeleye giren milyonları anlayamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün Sovyetler ve Doğu Avrupa’daki Stalininst diktatörlüğe karşı özgürlükler için sokağa çıkan işçiler anlaşılmadı bugünde Ortadoğu Diktatörlüklerine karşı özgürlük ve adalet için sokağa çıkanlar anlaşılmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa gelenek sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşı devrimciler iktidarda ve devrimlerle yıkılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SSCB’yi yıkanlar bugün Tunus ve Mısır devrimlerini gerçekleştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tunus ve Mısır Halkı sayesinde dünyanın tüm özgürlük, demokrasi ve emek mücadelesi veren milyonlar devrimci mücadeleyi yeniden anımsıyor ve yeniden öğreniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, sol bunu becerebilmesi için devrimin içinde mi yerini almalı yoksa 22 yıldır yaptığını mı tekrarlamalı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tripoli 1990–2011&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortadoğu devrimleri ve halk isyanlarıyla önce Tunus ve Bin Ali ardından Mısır ve Mübarek devrildi sanırız pek uzun sürmeyecek sırada Kaddafi’yi de kaçarken göreceğiz. Bu devrimleri görünce insan eğer bu ülkelerde daha önce bulunmuşsa önce kişisel tarihini anımsar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neredeyse 21 yıl oldu Libya’ya ziyaret edeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle turistik amaçlı değildi tesadüf eseri olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalıştığım şilep Libya açıklarında iki gün boyunca fırtınayla boğuşmuştu ve denizde yol bir mil bile alacak durumda değildi. Bizimde dayanacak gücümüz kalmamıştı. Makine dairesinde dalgaların üzerine düşerken koca sac yığınının ortadan yarılmaması için doğa ederdik. Hiçbir şey yemeden uyumadan fırtınaya karşı direnmeye çalışmıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fırtına biraz yumuşadığında en yakın liman Tripoli olduğundan süvari rotayı hemen oraya çevirip acil olarak sığınmıştık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Limanda tam iki ay beklemek zorunda kaldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süvari önceden Libya hükümetinin keyfi olarak kesilmiş bir ceza borcunun ödenmemiş olduğundan süresiz alıkonulduğumuzu duyurmuştu. Oysa şirket cezaya itiraz ettiğinden dolayı tutulduğumuzu ancak iki ay sonra anladık. Ne zaman yeter artık, diyip tüm mürettebat gemide isyan başlattı o zaman geminin limanda alıkonulmasının gerçek nedenini öğrenmiş olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geminin yönetimini ele geçirdiğimizde süvari bizi ikna etmek için yalvarıyor yakarıyordu ama nafileydi. Cezanın haksız veya keyfi olmasının bizi ilgilendirmediğini bir an önce limandan ayrılmak istediğimizi belirtik. Bugün Libya’da sokağa dökülen milyonlar gibi kararlıydık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir an önce limandan ayrılıp evlerimize, sevdiklerimize kavuşmak istiyorduk. Evden ayrılalı neredeyse bir yıl oluyordu. O liman senin bu liman benim misali savruluyorduk. Canımıza tak demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsyandan Libya liman polisi haberdar olduğunda hemen gemide peydahlandılar. Korkmadık değil kortuk ama polisten değil Kaddafi'den kokrtuk. Albay Kaddafi'nin gelip bizi kurşuna bile dizeceğini düşündük. Bu korkuyu biz yaşadıksa Libya halkının 42 yıl boyunca ne yaşadığını siz düşünün artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bugün bu korku aşılıp diktatör Kaddafi ve ordusuyla karşı karşıya gelen milyonlar sokakta çatışıyor. Biz daha şansıydık. Gemiye gelen Libya polisi önce kan dökmek değildi derdi. Koparabilecekleri dolarları koparmaktı eğer başaramazlarsa muhtemelen gemiye el koyacaklardı. Bundan dolayı öncelik uzlaşmaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıpkı Mısır ordusunun Mısır halkıyla uzlaşması gibi ve uzun pazarlıklar sonucu sabah başlattığımız isyan gece yarısına doğru uzlaşmayla sonuçlandı. Mısır halkı orduyla uzlaşır mı sanmam. Bence Mısır ordusu devrimci halka boyun eğmeye devam edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda Şirket keyfi bulduğu cezayı ödedi ve gemi limandan ayrıldı ama hemen eve dönemedik. Cezalandırılmış gibi önce İtalya’ya uğradık yükümüzü alıp ardından Mersin’e doğru yöneldik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz uzun oldu ama Libya halkının devrim için sokağa çıktığında hemen bu kişisel tarihimi anımsadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatını üç tonluk sacın üzerinde yaşayarak kazanmaya çalışan genç bir denizcinin ve ilk denizci isyanına teşebbüs etmesini anımsaması kadar doğal bir şey olmasa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar benim kişisel tarihim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi diktatörlüğü altında benzer pek çok kişisel tarih yaşanmıştır, bundan şüphem yok. Biz geçirdiğimiz üç ay boyunca bir uzlaşma yolu bulmuştuk kendimize ama bugün diktatör Kaddafi’ye karşı çıkan milyonların savaşmaktan ve istediklerini yaptırmaktan başka yolları yok sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kaddafi Bahane Hedef Ortadoğu devrimleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tunus ve Mısır devrimlerinin olacağı kimsenin akılının ucundan geçmezken oldu. Ardından Ortadoğu ve kuzey Afrika’nın birçok devletinde devrim bir gerçekliğe döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzey yarım kürenin aşağıladığı halklar kendi kaderlerini kendilerinin belirleyebileceklerini gördüler. Libya halkı bu güvenle en gerici diktatör Kaddafi’ye karşı sokağa çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya’da soka çıkmak ölümü göze almaktı ve halk buna karşın sokağa devrim için tereddüt etmeden çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya devrimi ilk haftasında Kaddafi Trablus’ta kendi güçleri ile sıkışmıştı. Diğer birçok şehir muhalif güçlerin eline geçmişti. Yani fiilen devrim başarılmıştı. Artık devrimin tamamlanması için son bir hamle kalmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak ne olduysa Kaddafi yeniden güçlendi ve devrimin ele geçirdiği şehirlere doğru saldırıya geçti. Muhalif gücün elindeki birkaç şehir Kaddafi güçlerini eline geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhalif güçlerin Bingazi’ye sıkıştığı ve Kaddafi’nin muhalif güçleri yok edeceği söylentisi bilinçli olarak çıkartıldı. Kaddafi’nin katliamına seyirci kalınamayacağını söyleyen emperyalistler tüm güçleri ile Libya’ya saldırıya başladılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçak gemileri, denizaltıları, uçaklar ve füzelerle aracılığıyla başlatılan saldırılar şuan Kaddafi’nin kalesi görünümünde olan Trablus bölgesinde yoğunlaşmış gözükmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa Libya devrimin ilk haftasında Kıbrıs ve İsrail üzerinden Kaddafi’’ye silah yardımı yapıldığı, Avrupa’dan paralı askerlerin katılmasına göz yumulduğunu biliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya devrimini başlatan halka hiçbir devletin yardım etmediğini de biliyoruz. Hatta Kaddafi’ye karşı isyan edenlerin ‘İslamcı teröristler’ olduğu ileri sürülerek Mısır ve Tunus devrimci halkın dayanışmasının kesilmesi için ellerinden geleni de yaptılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalistler Ortadoğu devrimlerini lokal devrimler olmadığını bölgesel bir devrim olduklarını önceden kavradılar. Dolaysıyla bu devrimlere bir şekilde müdahale etmeleri kaçınılmazdı. Ancak bu müdahalenin nerede ve nasıl olacağını kestiremiyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi emperyalistlere bu olanağı sağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi’nin güçlenmesi emperyalistler için çok önemliydi. Nitekim bunda da başarılı oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık bölgeye müdahalenin gerekçesini sağlamak kaldı. Kaddafi’nin güçlenmesi demek zaten böyle bir gerekçeyi beraberinden getirecekti. Emperyalistlerin beklentileri büyük olasılıkla gerçekleşti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylelikle Kaddafi’nin yapacağı katliam bahane edilerek Libya’ya karşı saldırı başlatıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu saldırı Ortadoğu devriminin durdurulması anlamına geliyor. Libya’ya müdahale demek bölge devrimlerine müdahale anlamına gelmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak müdahalesinde de Saddam bahane edilmişti. Libya müdahalesinde de Kaddafi bahane edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalist devletler dünyanın pek çok yerine müdahale etmektedir. Kendi çıkarları söz konusu olduğunda müdahaleler kaçınılmaz oluyor. Irak’a yapılan müdahale yüz binlerce insanın ölümüne ve iç savaşın başlamasına neden oldu. Afganistan’da hala iç savaş sürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalistler ilk defa bölgesel devrime müdahale ediyorlar. Devrimin en zayıf halkası Libya devrimine müdahale ediyorlar. Bütün senaryo Kaddafi'nin devrilmesi ama devrimin de ezilmesi üzerine kurulu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de işler bu kadar kolay mı olacak, devrimci Ortadoğu ve Afrika halkları buna izin verecekler mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç gün önce Bahreyn’de halk sokağa çıktı yeni bir isyan ateşi yaktı ama emperyalist devletlerin sadık devleti Suudi Krallığı’na bağlı askerler tarafından bastırılmaya çalışıldı. Emperyalistlerin işbirlikçileri her yerde devrimi ezmek için harekete geçmiş gözüküyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Bingazi’ye sıkışmış devrimci halkı da emperyalistlerin işbirlikçisi olarak gösterilmeye çalışılıyor. Emperyalistlerin bu yalan ve yanıltıcı haberleri kendi müdahalelerini meşrulaştırmak için uyduruyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortadoğu devrimci halkı işbirlikçi değildir. Emperyalistlere de ihtiyacı yoktur. Devrimin karşısında hiçbir güç duramaz. Kaddafi’de duramaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalistlerin Libya müdahalesi Ortadoğu devrimlerine karşı bir müdahaledir. Devrimden yana olanlar, özgür Ortadoğu halklarından yana olanlar emperyalist müdahalenin ve işgalin yanında tutum alamaz. Sessiz kalmak işgale ortak olmak anlamına geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;NATO Ve Türkiye Libya’dan Defol!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya devrim muhaliflerinin silahlandırılmasına karşı çıkan Türkiye Bingazi halkı tarafından tepkiyle karşılanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El altından Kaddafi’yle yani karşı devrimle uzlaşma yolu arayan Türkiye ve NATO'nun gerçek yüzü Bingazi'de kurulan Ulusal Devrim Hükümeti ve halkı teşhir etmeye devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen hemen her gün Türkiye ve NATO aleyhtarı gösteriler bunun için yapılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bingazi halkı günlerdir Türk konsolosluğunun önünde tüm dünyaya emperyalistlerin gerçek yüzünü haykırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan Erdoğan devrim muhaliflerinin sesini bastırmak için karşı propagandayı yürütmekten tereddüt etmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve üç maddelik kısa bir açıklamada ‘insani yardım’ maskesi altında karşı devrimci Kaddafi ile uzlaşmayı önerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan’ın bu çabası Bingazi halkının direnişini bastırmaya dönük.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye ve Arap halkları NATO müdahalesinden ve Erdoğan’ın açıklamalarından oldukça rahatsız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan’ın Suriye’deki tavrı da rahatsızlık yaratmıştı. Mısır devriminde Mübarek son ana kadar desteklenmişti. Tüm bunlar Arap halkları karşısında Türkiye’nin bölgede kardeşçe duygulardan ziyade emperyalist çıkar ve Ortadoğu devrimlerini boğmak için bulunduğunu kanıtlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun söylediğinin aksine bölgede Türkiye’ye karşı Arap halklarında güvensizlik ortamı hat safaya çıkmış durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de de buna benzer bir güvensizlik ortamı oluştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsrail’in, Mavi Marmara gemisine yaptığı saldırının ardından Erdoğan’a destekte bulunan kamuoyunda aynı güvensiz ortam yaşanmıştı. Hükümet Mavi Marmara gemisinin direnişçilerinin ölçüyü kaçırmakla suçlandığında kamuoyunun tepkisini almıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap halkları ve Türkiye’deki Müslüman Hareket ile Türk hükümeti arasındaki bağ artık pamuk ipliğine bağlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu görebiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna karşı Türkiye sürekli darbe tehdidi altında olması, Ergenekon darbesinin sonuçlanmaması Müslüman Hareketin bir süre daha gönülsüz de olsa AK Parti'yi destekleyecek gibi gözüküyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önümüzdeki dönem Arap devrimlerinin kazanımlar elde etmesiyle emperyalistler ve Türk hükümetinin emperyalist emelleri daha da ayyuka çıkacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap halklarının gericici diktatörlüklere karşı verdiği mücadele kazanımlarla ilerledikçe tüm dünyada toplumsal muhalefet güçlenmeye devam edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu süreçten Türkiye’de kaçamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NATO ve Türkiye Libya’dan defol! Yaşın Libya devrimi ve direnişi! Yaşasın Arap Halklarının Devrimi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi'ye Sahip Çıkmak Libya Devrimine Ve Ortadoğu Devrimlerine ihanettir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalistlerin Libya müdahalesinde üç ana neden öne çıkıyor. Birincisi Ortadoğu devrimlerinin önce durdurulması ardından bastırılması ikincisi Ortadoğu’da yıllardır çıbanbaşı olarak görülen Kaddafi’nin defterinin dürülmesi üçüncüsü de Ortadoğu bölgesinde siyasi ve stratejik denetimi sağlamak, pekiştirmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortadoğu’nun eski Ortadoğu olmadığının farkında olanlar bunu gizlemek için ellerinden geleni yapmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski Ortadoğu’nun siyasi coğrafyasının sürdürülmesini yalnızca emperyalistler için değil pek çok ulusalcı anlayışlar için de istenilen bir durumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortadoğu eski Ortadoğu değildir. Yıllardır diktatörlüklerini sürdüren iktidarların devrildiği devrimlerle çalkalandığı bir Ortadoğu var artık. Emperyalistler ve ulusalcılar bu gerçekliğn farkındalar ve örtmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalistler Libya halkını Kaddafi vahşetine karşı koruyacaklarını ileri sürerek işgallerine meşruluk sağlamaya çalışırlarken kendini antiemperyalist sunan ulusalcılar da işgale karşı çıkmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıpkı Kaddafi gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşgale karşı çıkmak önemli ama yeterli bir tutum değildir. İşgale kimin için karşı çıkıldığı işgalin nedeniyle doğrudan bir ilişkisi var. Kaddafi kendi diktatörlüğüne dönük devrimi bastırmak için emperyalist işgale karşı çıkmaktadır. Ulusalcılar bunu görmedikleri sürece 'antiemperyalist' tutumları Kaddafi’nin fedailiğinden öteye geçemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okyanusun ötesinde Chavez Libya petrolleri için emperyalistlere karşı çıkılması gerektiği vaazını veriyor. Kim bilir bu lafazanlığa Castro’da katılacak ve bu iki lider devrimin değil Kaddafi’nin utangaç fedaileri pozisyonuna düşecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya diğer ulusalcılara ne demeli!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazılanları okudukça insan dehşete kapılıyor. Libya halkına 42 yıl kan kusturan diktatör Kaddafi yokmuş gibi emperyalist işgale karşı çıkılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulusalcılar yalnızca sınıf mücadelesine gözlerini kapamıyorlar devrime de gözlerini kapamış gözükmektedirler. Devrime kalkışmış Libya halkının bir ay’ı aşkın mücadelesi yokmuş gibi davranılmakta. Kaddafi’ye meydan okuyan kitleler yokmuş sanki. Tunus, Mısır ve pek çok Arap devletinde devrimci isyanlara kalkışılmamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalistlerin Libya müdahalesi %2’lik dünya ham petrol üretimini kontrol altına almak için yapıldığına yalnız kendilerini inandırmadılar bizleri de inandırmaya çalışmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;42 yıl boyunca yapılmayan Libya müdahalesi Ortadoğu devrimleri başlayınca ve Libya halkı devrim ateşini yakmasıyla mı akıllara geldi. Bu tezlerin elle tutulur hiçbir yanı yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşgal başlayalı henüz ikinci gün ve tanesi 1 milyon dolarlık 110 Tomahawk füzesi Trablus semalarından yere çakılmış durumda. Savaşın birkaç gün daha sürmesi demek Libya petrolünün yıllarca getireceği gelirin kat be kat aşacağı görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalistler yalnızca petrol için değil Ortadoğu ve Libya devriminin önünü kesmek için müdahalede bulundular. Mısır, Tunus’ta kurulacak hükümetlere ve bundan sonra sokağa çıkacak devrimci halklara gözdağı vermek için bu işgal gerçekleştiriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açık durum ulusalcılar tarafından görülmek istenmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun bir tek nedeni olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulusalcıların Kadafi’nin utangaç fedailiği ile kendilerini sınırlı tutmalarından kaynaklanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya’da veya dünyanın herhangi bir köşesinde ulusalcı olmak Kaddafi’nin yanında olmayı ve desteklemeyi gerektirir. Oysa Emperyalist işgal meşruluk alanını Kaddafi’nin gerici tutumundan sağlıyor. Kadadfi'nin karşısında zayıf kalan devrimci halk emperyalistler için bir fırsat olarak değerlendirlidi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalistleri Libya halkının başına bela eden Kaddafi’nin iktidar hırsı ve sınıf çıkarından başka bir şey değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi devrimden korktuğu için halka savaş açtı. Emperyalistler de devrimden korktukları için işgale başvuruyorlar. Kaddafi’nin devrime karşı takındığı tutum emperyalistlerin Libya devrimi başta olmak üzere Ortadoğu devrimlerine müdahalenin bahanesi olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi ve temsil ettiği egemen sınıfa karşı mücadele edilmeden gerçek bir antiemperyalist mücadele verilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya halkının emperyalist işgale karşı tek düşmanı vardı. Şimdi iki düşmanları oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi ve emperyalistler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisi de egemen sınıfların çıkarını savunan güçler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisi de çıkarları için yüz binlerce insanı gözlerini kırpmadan öldürebilirler. Bu iki sınıfa bu iki düşmana karşı olmadan Libya’da özgürlüğü düşünmek hayaldir. Gerçek antiemperyalist tutum Kaddafi'ye de karşı olmayı içermelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi'ye sahip çıkmak Libya devrimine ve Ortadoğu devrimlerine ihanettir. Bugün ulusalcı olmak antiemperyalist olmak için yeterli değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Libya Devrimi Bitti mi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya devrimine burun kıvıranlar şimdi de Abdülcelil’in ‘şeriat’ devleti ilanıyla kendilerine haklı bir zemin yaratmaya çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün ‘Allahu Ekber !’ sloganıyla yürüyen kalabalıkları kendilerinden görmeyenler devrimin anlamsızlığından söz ediyorlardı bugün de ‘şeriat’ ilanı bahane göstererek devrime besledikleri kuşkuyu haklı göstermeye çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa devrilmesi hayal bile edilemeyen çöl tiranı Albay Kaddafi yıkıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem de Libya işçi sınıfı, ezilenleri, genci ve azınlıkları tarafından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askeri darbe sonucunda kurduğu 42 yıllık diktatörlük yıkılırken Kaddafi doğduğu kent olan Sirte’de kıstırıldı ve isyancı güçler tarafından öldürüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunlar karşısında Libya halkı mutlu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrime kalkışan halkı küçümseyenler, devrimde İslamcı örgütlerin güçlü olmasından hoşnut olmayanlar önce devrime burun kıvırmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar ABD ve NATO müdahalesiyle devrim gölgelense de devrim hızla ilerledi. Açık bir iç savaş ve beraberinde gelen cephe savaşıyla diktatörlük devrildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşkusuz Kaddafi yargılansa emperyalistlerle nasıl anlaştığını, pis ilişkilerini bir bir itiraf ta bulunmasına izin verilseydi çok daha iyi olurdu. Ama halk Kaddafi’ye o kadar kızgındı ki yargılanmasına bile tahammülü kalmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulusal Geçiş Konseyi Başkanı Mustafa Abdülcelil, ‘şeriat’ devletini ilan ettiğini duyurduğunda devrime baştan kuşkuyla yaklaşanlar gibi artık Libya’yı bir ‘şeriat’ ülkesi olarak mı göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdülcelil’in çok eşliği önermesi, faize karşı olduğunu söyleyip ‘katılım bankacılığı’ olarak bilinen ve körfez ülkelerin kullandığı bankacılık sistemini kabul edeceklerini ve İslami kurallara uygun olmayan yasaların yeni anayasaya girmeyeceğini açıklaması mı Libya’yı ‘şeriat’ devleti yapacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu öneriler Libya’yı bir ‘şeriat’ devleti yapmadığı gibi henüz de öneri boyutundadır ve devrim de henüz bitmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son sözler söylenmedi daha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Ulusal Geçiş Konseyi daha şimdiden emperyalistlerle petrolün denetlenmesi ve paylaşılması üzerine pazarlıklara başlandığı bilinmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya halkı tüm bunların farkındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi’ye karşı halk özgürlükler için devrim gerçekleştirdi. Laik demokratik bir Libya için devrim yapıldı. Çünkü Kaddafi kendi diktatörlüğünü pekiştirmek için hem militarist araçları hem de ‘şeriat’ kurallarını en sıkı biçimde kullanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya’nın kendine özgü sosyal yapısı devrimin siyasi yapısını sosyal bir dönüşümü gerçekleştirmesini geciktiriyor. Bunda en önemli etken Libya işçi sınıfının bir bölümünün yabancı işçilerden olması ve bu işçilerin iç savaşla birlikte ülkeyi terk etmiş olmalarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçilerin göstermelik bir sendikada yıllardır tutsak edilmesi ve başka sivil, demokratik denetim ve katılım aracına sahip olmaması devrimi sosyal dönüşüme uğratacak işçi ve emekçi sınıfının katılımını geciktirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya’da ‘şeriat’ ilan edildi demek Libya devrimini ve halkını anlamamak anlamına gelir. Abdülcelil’in açıklaması Libya devriminin haksızlığını dile getirmez. Devrimin nereye doğru evrilmesi gerektiğini anlamamızı sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya devriminin haklılığını, kaderini Ulusal Geçiş Konseyi Başkanı Mustafa Abdülcelil değil Libya halkı belirleyecektir ve devrim henüz bitmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kaddafi Kaçacak Hiçbir Yerin Yok&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tunus, Mısır devrimleri dünyaya adım adım devrim nasıl gerçekleştirileceğini öğretti. Libya halkı da devrimi katliamlarla boğmak isteyenlere iyi bir yanıt verdi. Devrim eğer savaşarak kazanılacaksa halkın bu seçeneği kullanmaktan çekinmeyeceğini gösterdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazıları sıkılmadan Kaddafi diktatörlüğüne karşı halkın devrim yapmadığını iddia ediyor. Gerekçe olarak da devrimin sınıfsal karakterini ve gösterilerde Amerikan bayraklarının yakılmadığını ileri sürerek devrimler üzerinde kuşku yaratmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa çaba en çok Kaddafi:'nin işine geliyor. Devrimin olmadığını en açık iddia edenlerin başında Kaddafi gelir. Kaddafi'ye göre; Libya halkının batı ve Amerika devletlerinin kışkırtmasıyla sokağa çıktığını bunun bir devrim değil bir terörist isyan olmasından pervasızca söz eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keza oğlu Seyfülislam’da utanmadan, sıkılmadan bu yalanları savunarak yapar. Seyfülislam, Libya halkına değil ayrıcalıklı büyüten babasına karşı son borcunu ödeme telaşında bir evlat gibi ama o’da Kaddafi kadar suçlu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyfülisman'ın, ordunun ve paralı askerlerin onun emrinde katliamlar yaptığını televizyon ekranlarına çıkarak öğrenmiş olduk. Bu iki Kaddafi ailesi devrime karşı çıkabilir. Çünkü devrim onlara karşı gelişti zaten. Çünkü ikisi de diktatör.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi ailesinin dışında veya bu aile ile hiç bir çıkar ilişkisi olmayan ama aklından zoru olan biri devrimi desteklemez, devrimin yanında durmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tip akıl ağrısı çeken zati muhteremler devrimin yanında olmamak için eleştirilerini bir koşul gibi öne sürüyorlar. Bunlar tipik bir şizoid vakadır. Çünkü bu insanlar bir yandan dikatatöre sesiz kalırlar ama diğer yandan demokrasiden, devrimin meşruluğundan, insan haklarından ve evrensel değerlerden söz ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aslında utangaç olarak Araplar güvenmemek, onları aşağılamaktan başka bir anlam taşımamaktadır. Kuzey yarım kürenin kullandığı oryantalist dilinin tahammül sınırlarının da ötesine geçen bu bakışın Kaddafi ailesinin insanlık suçuna ortak olduğuna tanık oluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi, Libya halkının sırtından elde ettiği sermayesinin büyük bir bölümünü yıllardır Amerika ve İngiltere bankalarında işletti. Parasına para katarken diğer yandan da yıllardır içi boş bir propagandayla batı ve Amerika karşıtlığına sırtını dayadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık buna dur diyen bir devrim Kaddafi’yi iyice köşe sıkıştırmış durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diktatörün rejimi yıkılmış durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu an canını kurtarma telaşında. Bir sıçandan farksız. Arada birkaç saniyeliğine başını kaldırıyor ve güvenli bir delik arayan sıçan gibi etrafını kokluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bin Ali veya Mübarek gibi kaçak, sığınacak bir deliği de yok gibi. Servetini sakladığı ülkelere kaçması çok zor görünüyor. Gittiği yerde ya savaş suçlusu olarak yargılanacak ya da bir asi tarafından vurulacak. Bu kesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya halkının üzerine saldığı paralı askerlerinin ve ordunun yaptığı katliamların cezasız kalmayacağını şimdiden söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya kamuoyu karşısında Kaddafi artık kendi halkına savaş açan ve katliam emrini veren biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi için güvenilir bir ülke yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tunus, Mısır ve Libya devrimlerine eleştirilerini bir koşul gibi sunanlar kendi ülkelerinde değişimden mi yanalar yoksa statükodan yanalar mı, darbelerden mi yanalar demokrasilerden mi yanalar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Referandumda değişimden yana tercihini kullanan ' Evet' diyen % 58 Libya devrimini destekliyor bu çok açık ama referandumda statükodan yana 'Hayır' diyen % 42 bugün Libya devrimine nasıl bakıyorlar acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele bu %42 hayırcılar Seyfülislam' ın CNN ekranının çıkıp Cüneyt Özdemir'e batı kültürüyle yetişmiş bir genç edası ve akıcı İngilizcesiyle devrimi nasıl bastıracağını söylediği röportajını dinledikten sonra devrimi hakkında ne düşünürler acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşkuyla da baksalar, koşulda koysalar Libya devrimi hedefine ulaşacak. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Eğer sağ kalırlarsa Kaddafi ve oğlu Seyfülislam halkı katleden savaş suçlusu diktatörler olarak yargılanacaklar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-5685031687735008223?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/f0bjFQPqWwg/arap-baharnn-kaderini-arap-halk_19.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2011/11/arap-baharnn-kaderini-arap-halk_19.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-2816233783895832400</guid><pubDate>Fri, 18 Nov 2011 08:04:00 +0000</pubDate><atom:updated>2012-02-10T03:00:33.405-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Siyasi Meseleler</category><title>Ergenekon ve Vesayet Yanlılarının Son Tuzağı:Konuşma, Uzlaşma, Barışma Savaş!</title><description>&lt;strong&gt;Ergenekon ve Vesayet Yanlılarının Son Tuzağı:&lt;br /&gt;Konuşma, Uzlaşma, Barışma Savaş!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti ve hükümeti siyasetin ‘sivilleşmesi’ konusunda samimiydi. Ben rahmetli Menderesi de Erbakan’ı da Erdoğan’ı da bu ‘sivilleşmenin devamı olarak gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan hiç kuşu duymadım ama bu ‘sivilleşme’ süreci sürekli bir yerlere tosladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Menderes yapılan ilk Kemalist darbeye tosladı ve bedelini canıyla ödedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erbakan önceki askeri darbelerden daha çok 28 Şubat darbesine tosladı ve en ağır bedel olan siyasetten düşerek ödedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan da ne yazık ki söylendiği gibi Kürt direnişine değil iktidara toslayarak, ‘derin devletin’ iktidar tuzağına, oyununa kapılarak ödeyecek gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü Türkiye’de iktidar bir duvara benzer ya yıkacaksınız ya da üzerinize devrilecek ve altında ezileceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu duvarın harcı kanla karılmıştır ve ustası da Kemalistlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu harç Ermeni, Kürt, komünist, liberal ve İslam aydının kanıyla karılmıştır. Son olarak Hrand Dink!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan ‘sivilleşme’ sürecini devam ettirecek olsaydı başta Hrand Dink cinayetinin üzerine gitmesi gerekirdi. 12 Eylül Referandumunda ortaya çıkan değişim rüzgarını arkasına alırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürt sorunun demokratik barışçıl temelde çözmesi gerekirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası yeni anayasanın bütün siyasi sorunlara yanıt vereceği sözünü vermesi gerekirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa değişim, demokratikleşme fırsatını Kemalizm’in sürekli yeniden üretildiği iktidarın hizmetine sunmaktadır. Gittikçe vesayet yanlılarına benzemektedir. Yeni anayasa da Kürtlerin olmayacağı şimdiden dillendiriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle tutarsız ve eksik bir anayasa referanduma sunulursa 12 Eylül Referandumunda ‘Hayır’ diyen pek çok çevre ve kişi ‘Evet’ diyecektir. 12 Eylül Referandumunda ‘Yetmez ama evet!’ diyen biri olarak böyle bir referandumda alacağım tutum ‘Hayır!’ olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan ve şurasının en büyük yanılgısı kendi iktidarlarının tek güç olduğu fikriyatının cazibesine, gücüne, sağladığı çıkara aldanmış olmalarında yatar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de iktidar olmak devletle, devletin kurucu ideolojisiyle ve onun geleneksel tüm siyaseti ile Kürt sorunu da dahil hesaplaşmayı gerektirir. O’na benzememek gerekir. Kendini mümkün olduğunca ayrıştırmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açık açık Kemalizm’in döktüğü kanla hesaplaşmayı gerektirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu Erdoğan ve şurası yap(a)mamaktadır veya göze al(a)mamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de iktidara geldiklerinde başka bir iktidarın gücüne, farkına vardılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veya ‘derin devletin’ son oyununa kanıverdiler. Veya ‘tuzağına’ düştüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batıda AK Parti, Kürt illerinde BDP ‘sivilleşmenin’ dinamikleriyken bir birlerine düşman edilmiş durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dalaştan parseli toplayacak olan çok açık ki vesayet yanlılarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan ve şurası er veya geç Kürtlere değil Kemalist duvara tosladığını fark edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama duvarı aşacak mı yoksa altında kalıp can mı vereceği şüphelidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-2816233783895832400?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/Gz-Ho_xnu2w/ergenekon-ve-vesayet-yanllarnn-son_9485.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2011/11/ergenekon-ve-vesayet-yanllarnn-son_9485.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-4608220905787234920</guid><pubDate>Sun, 13 Nov 2011 01:38:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-11-13T01:07:32.493-08:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Siyasi Meseleler</category><title>Avrasya Feribotu ve Kartepe deniz otobüsü</title><description>&lt;strong&gt;Avrasya Feribotu ve Kartepe deniz otobüsü&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam 16 yıl önce Trabzon- Soçi arasında sefer yapan Avrasya Feribotu Türk vatandaşı ama Çerkez ve Abhaz 9 eylemci tarafından Trabzon Limanından 177 yolcu ve 55 mürettebat ile birlikte kaçırılmıştı.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu eylemin amacının Rus işgaline karşı Çeçen direnişini tüm dünyaya duyurmak olduğunu Ergenekon yanlısı ve devletin sadık gazeteci Uğur Dündar’dan öğrenmiştik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uğur Dündar özel seçilmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çerkez ve devletin sadık gazetecisi olması hasebiyle uygun görülmüştü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de eylemciler ile ‘devlet büyükleri’ arasında yapılan telefon görüşmeleri sonucunda Uğur Dündar’ı diyalog için uygun görülmüştü. Belki de bu güvenle helikopterle feribotun güvertesine inmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anımsanırsa uzun saatler televizyon ekranında canlı izlediğimiz görüşmeler bir ikna çabasının göstergesiydi. Sonunda da bu ikna çabasının sonucunu eylemcilerin teslim olmasıyla hep birlikte yaşadık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylemcilerin ikna edilmesi Çeçen direnişinin tüm dünyaya duyurulması güvencesiyle sağlandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka işe de yaradı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu eylemcilerden bir tanesinin yaralanma pahasına Filistin halkına karşı uygulanan ambargonun delinmesi için ‘Mavi Marmara’ gemisinde bulunmasını sağladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrasya Feribotunu kaçıranlar için gösterilen ikna çabası ‘Kartepe’ deniz otobüsünü kaçıran ve öldürülen Diyarbakır nüfusuna kayıtlı Kürt genci Mensur Güzel için gösterilmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık 14 saat oyalanan eylemci Genel Kurmaya bağlı özel eğitimli askerler tarafından çatışma olmadan öldürüldüğünü İçişleri Bakanı tarafından açıklandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşılan eylemcinin öldürülmesi için uzun süre düşünülmüş ve uygun zaman beklenmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylemcinin rehinelere kötü davranmaması hatta gözükmemesi, rehinelerin telefonla görüşmelerine dahi izin vermiş olması ve deniz otobüsünün kapısını askerlere açacak kadar serbest bırakılmasını yine rehinelerin açıklamalarından öğreniyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli ki eylemcinin Kürt sorununu tüm dünyaya duyurmaktan başka bir amacı yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanları öldürecek niyeti olsaydı bu eyleme tek kişi olarak kalkışmazdı. Rehineleri daha sıkı denetim altında tutardı. Telefonlarını denize atar ve rehineleri bir kalkan olarak kullanabilirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmralı’ya gidip Öcalan’ı kaçıracağı öne sürülse bu da çok saçma bir fikir olurdu. Öcalan kaçırılsa nereye gidecekti. Kimse kabul etmezdi ki. Zaten kimse kabul etmediği için Türkiye’ye teslim edilmişti. Dolaysıyla eylem Öcalan’ın kaçırılma girişimi de değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortada ne ikna çabası var ne’de rehinenin tehdidi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylemcinin niyeti, etkinliği ve gücü öğrenildikten sonra operasyon planlanmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Operasyondan sorumlu olanlara ikna değil ölüm emri verilmiş olduğunu eylemcinin çatışma olmadan ölü ele geçirilmesinden anlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrasya Feribotunu kaçıran eylemciler için uzun süre ikna edilme çabası sağlanırken ‘Kartepe’ deniz otobüsünü kaçıran Kürt eylemci öldürülüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki Rusya’nın yerine Türkiye Çeçenlerle savaşsaydı Avrasya feribotunu kaçıran eylemciler ikna çabası gösterilmeden öldürüleceklerdi. Belki de feribot rehineler ile birlikte imha edilecekti ve bunu 16 yıl sonra kavrayabiliyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama kavrayamadığımız, kavramakta zorlandığımız; Avrasya Feribotunu kaçıran silahlı 9 Çeçen ve Abhaz kökenli Türk vatandaşı ikna ediliyor da  ‘Kartepe’ deniz otobüsünü kaçıran ve silahlı olduğu da şüpheli olan Mensur Güzel nasıl ikna edilemiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa sorun komşuda olup bitiyorsa ikna sorun evinde yaşanıyorsa imha yöntemiyle mi çözülüyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-4608220905787234920?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/P_XCqM9My98/avrasya-feribotu-ve-kartepe-deniz.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2011/11/avrasya-feribotu-ve-kartepe-deniz.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-114870278841955179</guid><pubDate>Fri, 04 Nov 2011 11:04:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-11-04T04:11:33.901-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Siyasi Meseleler</category><title>20 Soruya Doğru Yanıt Demokrat Olmak İçin Yeterlidir</title><description>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;20 Soruya Doğru Yanıt Demokrat Olmak İçin Yeterlidir&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünkü karanlık ortamın sorumlusu olarak liberaller ve 12 Eylül referandumunda ‘evet’ ve ‘yetmez ama evet’ tutumunu alanlar gösteriliyor. Memleketteki darbeci, Ergenekoncu, ırkçı muhalefetin Kürt sorununu barışçıl çözeceğini söyleyen ve vesayet rejimine son vereceğini ama yeterli görmediğimiz önemli adımlar atan AK Parti’yi nasıl belirlediğini görmezden gelerek kendilerine siyasi ikbal düşünmektedirler. AK Parti’ye karşı mücadeleyi yalnızca AK Parti ile sınırlandırmaya çalışan CHP, MHP ve ulusalcılar siyasi mücadeleyi körleştirmektedirler. Bu kör noktadan sıyırlmak için aşağıda sunulan soruların acilen yanıtlanması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1- AK Parti vesayet rejimin baskısı karşısında ortaya çıkmış sivil bir parti değil miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Darbeci, diktatör Kemalist hülyaya karşı AK Parti demokrasinin yanında durmadı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- 12 Eylül referandumu vesayetçi rejimle ilk hesaplaşma değil miydi ve bunu büyük oranda AK Parti sağlamadı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Yargının birçok darbe girişimine karşı AK Parti karşı çıkmadı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- Kürt sorunu karşısında pek çok yasağın kalmasında AK Parti’nin payı olmadı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- Kürt sorununda barışçıl çözümü en çok dillendiren ve ikna olan ak parti değil miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- Tüm bunlar karşısında sürekli direnenler CHP, MHP ve ulusalcılar olmadı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8- Bugünkü karanlık dönem en çok darbecilerin, Ergenekoncuların, ulusalcıların, CHP ve MHP’nin işine gelmiyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9- BDP’ye en çok ve en sert muhalefet yine bu CHP, MHP ve ulusalcılardan gelmemiş miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10- Kürt siyasetinin legal alandan dışlanması en çok CHP ve MHP’nin işine gelmiyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11- BDP ana muhalefet partisi niteliğine 12 Haziran seçimleri sonucuyla ulaşmadı mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12- AK Parti kendini bir avuç suda boğmaya çalışan CHP, MHP ve ulusalcı güçlerin yanında görünmesini sağlayan şeyin bu militarist muhalefete karşı dirençsizliği değil midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13- AK Parti bugün karanlık güçlerin yanına savrulmasında liberal bir parti olmasından kaynaklanmıyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14- AK Parti sermaye partisi olma hasebiyle devrimci hareketler karşısında diğer sermaye partileri gibi refleksler geliştirmesi sınıf doğasından kaynaklanmaz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15- AK Parti’nin demokrasi ve Kürt sorunun barışçıl çözümünde Türkiye’deki gelişen demokratikleşme ve barış özlemi duyan kamuoyunun etkisi yok mudur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16- Eğer bu etki varsa Türk solu bu sürece Ergenekoncu ve darbeci muhalefetin yaptığı gibi bir muhalefet yaparak mı etki siyasi ikbal sağlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17- Türk solu 12 eylül referandumunda gerçekleşen demokrasi ve barış güçlerinin birlikteliği üzerinde bir toplumsal muhalefet inşa ederse hem Ergenekoncu hem de AK Parti çizgisi dışında kendi perspektifini yaratamaz mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18- 12 Eylül referandumun onanmasında belirleyici olan bileşenler; dindarlar, liberaller, özgürlükçü sosyalistler ve Kürtler değil miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19- 12 Eylül referandumunda %58’lik bu birlikteliğin bugün AK Parti tarafından parçalanıyor olması AK Parti’den mi kaynaklanıyor yoksa CHP, MHP ve ulusalcıların siyasi baskısından mı kaynaklanıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20- Solun Ergenekoncu, darbeci ve ulusalcı cephenin yanına düşmemesi için bu soruyu doğru yanıtlaması gerekmez mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beğenmekten VazgeçBeğen ·&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-114870278841955179?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/Y6CAiHTOlxQ/20-soruya-dogru-yant-demokrat-olmak.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2011/11/20-soruya-dogru-yant-demokrat-olmak.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-5872316450708176766</guid><pubDate>Sun, 30 Oct 2011 08:38:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-11-01T23:52:45.329-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Siyasi Meseleler</category><title>Yardımlaşmayı Önemseyen Halk Barışa da Açıktır</title><description>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yardımlaşmayı Önemseyen Halk Barışa da Açıktır&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;İstanbul ve Düzce depremlerinden alınması gereken önlemlerin alınmamasının bedelini Van depremiyle yine yoksul halkımızın ödediğine tanık olduk. Son resmi açıklamalara göre 601 insanımızın cesedi moloz yığınına dönüşmüş enkaz altından çıkartıldı. Kurtulanların barınma, ısınma, sağlık ve beslenme sorunları zaten her yıl zor geçen kış koşulları yetersiz önlemlerden dolayı çok daha zorlamış durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enkaz altından mucize kurtuluşları duyduğumuzda sevinirken hayatını kaybedenleri ve hikâyelerini öğrendiğimizde yüreğimiz yeniden yeniden kanadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüreğimizi kanatan bir diğer olayda medyanın bir bölümünün depremi ırkçı değerlendirişi oldu. Milyonlarca izleyicisi olan televizyon program ve haber sunumlarında deprem geçiren Kürt halkına ırkçı söylemlerle saldırıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa bu acı olayı hafifleten Türk ve Kürt halkının depremde bir birlerine duydukları dayanışma ve kardeşlik duyguları oldu. Depremde varını yoğunu ortaya koyan bu iki halkın bir birine düşman gösterme çabaları boşa çıktı. Bu iki halk kendilerini zerre kadar ilgilendirmeyen savaşın anlamsızlığını gösterdikleri dayanışmayla kanıtlamış oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş ve ayrımcılık isteyenlere karşı Türk ve Kürt halkının dayanışması barışa ne kadar istekli olduğunu göstermiş oldu. Yardımlaşmayı bu kadar önemseyen bir halk barışa da o kadar açıktır. Barışı ve kardeşliği bu kadar isteyen halkın önünde ne ırkçı MHP ne vesayet sözcüsü CHP ne Ergenekon yanlısı ulusalcılar ne’de savaş yanlılarına kulak kabartan AK Parti durabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti 7,2 şiddetinde ve 596 insanın öldüğü Van depremine müdahalesi yavaş, eksik ve ayrımcı bir nitelikte olmuştur. Depremin ilk saatlerinde yardım edeceğini açıklayan ülkelerden yardım tekliflerinin geri çevrilmesi kurtarma ve barınma sorunların giderilmesini geciktirmiştir. En önemlisi de deprem bölgesinde BDP’li belediyenin yardım inisiyatifi içinde silikleştirilmesi oldu. Özellikle çadır dağıtımın kolluk güçleri tarafından yapılması bölgede tepkiye yol açtı. Hükümet deprem bölgesinde BDP’yi destekleyen Kürtlerin dışında kalanlarla dost olduğunu gösterir bir konuma düşmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümetin bu ayrımcı tutumu Başbakan’ın ve hükümet sözcülerin deprem öncesi ve sonrası yaptıkları pek çok açıklamada bunu duyduk. AK Parti’nin bu ayrımcı tutumu sürdükçe vesayet yanlılarının yıllardır yapmaya çalıştığı ‘Kürdü Kürde kırdırma’ siyaseti hayata geçmiş olacaktır. Hükümetin bu tutumu CHP ve MHP’nin hayalini gerçekleştirmiş olacaktır. CHP ve MHP yeni anayasayı Ergenekon ve Balyoz sanıklarının serbest bırakılmaları üzerine düşünürken Kürt halkına en küçük bir özgürlük hakkı tanınmasını istemiyor. Dolaysıyla bu iki ırkçı ve Ergenekoncu parti Kürt halkı karşısında AK Parti’yi yanlarında görmekte oldukça memnunlar. Çünkü yapmakta yetersiz olduklarını AK Parti’nin gerçekleştirmekte olduğunu görüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna rağmen AK Parti ve hükümet barıştan vazgeçtiğini söyleyemeyiz. Bunu hükümet sözcülerin bazı açıklamalarından ve yeni anayasa içeriği üzerine yapılmaya başlanan tartışmalardan izleyebiliyoruz. Başbakan Erdoğan’ın barış sözcüğünü yeniden dillendirmesi bu iki halkın deprem karşısında gösterdiği dayanışma bilincinin yarattığı basıncın sonucunda geldi.&lt;br /&gt;Şimdi sıra depremde ortaya çıkan dayanışma bilincinin barışa dönüştürülmesi en önemli siyasi görev olarak herkesin önünde duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hükümeti savaşa CHP, MHP ve ulusalcılar zorluyor barışa da BDP, liberaller, özgürlükçü sosyalistler ve depremde birbirleri ile dayanışma içinde olan halk zorluyor. Önümüzdeki dönem sivil, demokratik, özgürlükçü anayasayı ve barışı kimin zorlayacağını acı ama deprem sayesinde bir kez daha hepimiz görmüş olduk.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-5872316450708176766?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/dZfGWNCm2YY/yardmlasmay-onemseyen-halk-barsa-da.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2011/10/yardmlasmay-onemseyen-halk-barsa-da.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-9128850177991483267</guid><pubDate>Wed, 26 Oct 2011 05:36:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-10-25T22:37:00.990-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Siyasi Meseleler</category><title>Libya Devrimi Bitti mi</title><description>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Libya Devrimi Bitti mi&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya devrimine burun kıvıranlar şimdi de Abdülcelil’in ‘şeriat’ devleti ilanıyla kendilerine haklı bir zemin yaratmaya çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün ‘Allahu Ekber !’ sloganıyla yürüyen kalabalıkları kendilerinden görmeyenler devrimin anlamsızlığından söz ediyorlardı bugün de ‘şeriat’ ilanı bahane göstererek devrime besledikleri kuşkuyu haklı göstermeye çalışıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa devrilmesi hayal bile edilemeyen çöl tiranı Albay Kaddafi yıkıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem de Libya işçi sınıfı, ezilenleri, genci ve azınlıkları tarafından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askeri darbe sonucunda kurduğu 42 yıllık diktatörlük yıkılırken Kaddafi doğduğu kent olan Sirte’de kıstırıldı ve isyancı güçler tarafından öldürüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunlar karşısında Libya halkı mutlu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrime kalkışan halkı küçümseyenler, devrimde İslamcı örgütlerin güçlü olmasından hoşnut olmayanlar önce devrime burun kıvırmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar ABD ve NATO müdahalesiyle devrim gölgelense de devrim hızla ilerledi. Açık bir iç savaş ve beraberinde gelen cephe savaşıyla diktatörlük devrildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşkusuz Kaddafi yargılansa emperyalistlerle nasıl anlaştığını, pis ilişkilerini bir bir itiraf ta bulunmasına izin verilseydi çok daha iyi olurdu. Ama halk Kaddafi’ye o kadar kızgındı ki yargılanmasına bile tahammülü kalmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulusal Geçiş Konseyi Başkanı Mustafa Abdülcelil, ‘şeriat’ devletini ilan ettiğini duyurduğunda devrime baştan kuşkuyla yaklaşanlar gibi artık Libya’yı bir ‘şeriat’ ülkesi olarak mı göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdülcelil’in çok eşliği önermesi, faize karşı olduğunu söyleyip ‘katılım bankacılığı’ olarak bilinen ve körfez ülkelerin kullandığı bankacılık sistemini kabul edeceklerini ve İslami kurallara uygun olmayan yasaların yeni anayasaya girmeyeceğini açıklaması mı Libya’yı ‘şeriat’ devleti yapacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu öneriler Libya’yı bir ‘şeriat’ devleti yapmadığı gibi henüz de öneri boyutundadır ve devrim de henüz bitmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son sözler söylenmedi daha.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Ulusal Geçiş Konseyi daha şimdiden emperyalistlerle petrolün denetlenmesi ve paylaşılması üzerine pazarlıklara başlandığı bilinmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya halkı tüm bunların farkındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaddafi’ye karşı halk özgürlükler için devrim gerçekleştirdi. Laik demokratik bir Libya için devrim yapıldı. Çünkü Kaddafi kendi diktatörlüğünü pekiştirmek için hem militarist araçları hem de ‘şeriat’ kurallarını en sıkı biçimde kullanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya’nın kendine özgü sosyal yapısı devrimin siyasi yapısını sosyal bir dönüşümü gerçekleştirmesini geciktiriyor. Bunda en önemli etken Libya işçi sınıfının bir bölümünün yabancı işçilerden olması ve bu işçilerin iç savaşla birlikte ülkeyi terk etmiş olmalarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşçilerin göstermelik bir sendikada yıllardır tutsak edilmesi ve başka sivil, demokratik denetim ve katılım aracına sahip olmaması devrimi sosyal dönüşüme uğratacak işçi ve emekçi sınıfının katılımını geciktirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya’da ‘şeriat’ ilan edildi demek Libya devrimini ve halkını anlamamak anlamına gelir. Abdülcelil’in açıklaması Libya devriminin haksızlığını dile getirmez. Devrimin nereye doğru evrilmesi gerektiğini anlamamızı sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Libya devriminin haklılığını, kaderini Ulusal Geçiş Konseyi Başkanı Mustafa Abdülcelil değil Libya halkı belirleyecektir ve devrim henüz bitmemiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-9128850177991483267?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/4U7-_SWvV5Y/libya-devrimi-bitti-mi.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2011/10/libya-devrimi-bitti-mi.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-8370271277243701092</guid><pubDate>Sat, 15 Oct 2011 18:44:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-10-15T11:45:52.257-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Siyasi Meseleler</category><title>Vesayet Yanlılarının Altın Günleri</title><description>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Vesayet Yanlılarının Altın Günleri&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Son aylara kadar Türkiye’de en kötü durumda olanlar vesayet yanlılarıydı. Ergenekon, Balyoz tutukluları kaderlerine razı olup yaptıklarını itiraf bile etmeye başlamışlardı.  Dışarı çıkma umutlarını iyice yitirmişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darbe girişimlerinin ve vesayet yanlısı CHP, MHP’nin iktidar mücadelesinin başarısızlıkla sonuçlanması, 12 Eylül referandumun halkın çoğunluğunun desteğiyle onaylanması vesayet yanlılarını sürekli hayal kırıklığına uğratan gelişmeler oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kozmik Odalar, ‘düşünce kuruluşları’ artık entrika üretecek fikriyatları neredeyse kalmamıştı. Hemen hemen her yolu denemişler ve başarısız kalmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama 12 Haziran seçimlerine gelindiğinde bir şeyler değişmeye başladı. Vesayet yanlıları önce pek anlayamadılar. Ama zaman geçtikçe içlerine bir ferahlık yayıldığını hissettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan Erdoğan yıllardır vaat ettiği demokratik ve özgürlüklerden geri atmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtler tüm sorunların kaynağı olarak gösterilmeye başlandı ve Genel Seçimlerde seçilen Kürt vekillerin cezaevinden çıkmaları engellendi. Diğer BDP’nin desteklediği vekillerse ‘boykot’ tutumunu benimsediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meclis tatile girdiğinden tartışılan iki şey vardı. Birinci Kürt halkının AK Parti’ye karşı biriken güvensizlik diğeri de ‘boykot’ tutumu sergileyen vekillerin Meclise dönmeleri oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK parti’nin yaydığı güvensizlik ortamı, operasyonların durulmaması çatışmaların şiddetlenmesine neden oldu. Oysa bu süreçler yaşanırken gizli barış görüşmeleri olarak duyduğumuz ‘Oslo görüşmeleri’ ve ‘protokoller’ yürütüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti kamuoyunda gizlediği barış vaatleri medyaya düşünce bir panik havası yaşadı. Son ‘Kızılcahamam Toplantıları’ olarak bilinen siyasi kampta Erdoğan tarafından barışa ne kadar uzak olduğumuz ilan edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tablodan demokrasi, özgürlük ve barış yanlısı birinin mutlu olması beklenemez. Mutlu olacaklar savaştan beslenenler, statüko yanlısı odaklar olur. Silivri kafesinde çıkma umudunu yitirenler olur. Varoluşlarını Kemalizm’in korunmasına adayan CHP ve MHP’yi mutlu eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kılıçdaroğlu mutludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahçeli mutludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silivri’de yargılanan generaller ve emir kulları mutludur. Yaratmaya çalışıp da bir türlü yaratamadıkları tabloyu Başbakan Erdoğan yarattığı için mutludurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü istedikleri oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AK Parti iktidar tek hasım BDP yani Kürtler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan artık ne Kılıçdaroğlu ne’de Bahçeli’den söz eder oldu. Onlarda pek söz etmez oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa demokratikleşme, özgürleşme ve barış için birbirlerine ihtiyacı olan AK Parti ve BDP sonunda birbirlerini düşman görmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten bu tabloyu Erdoğan mı yarattı yoksa bizim farkında olmadığımız ‘derin eller’ mi yarattı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten bu Erdoğan’ın zokası mı yoksa Erdoğan’ın yediği bir zoka mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiden buna yanıt vermek zor ama vesayet yanlılarının altın günlerini yaşadıklarını söyleyebiliriz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-8370271277243701092?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/ahLNv_VGEyk/vesayet-yanllarnn-altn-gunleri.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2011/10/vesayet-yanllarnn-altn-gunleri.html</feedburner:origLink></item><item><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6742370638261180888.post-2216564365397714605</guid><pubDate>Sat, 15 Oct 2011 08:45:00 +0000</pubDate><atom:updated>2011-10-15T05:46:44.607-07:00</atom:updated><category domain="http://www.blogger.com/atom/ns#">Siyasi Meseleler</category><title>Bir Empati Gaspçısı  Olarak Kemalizm</title><description>&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Bir Empati Gaspçısı  Olarak Kemalizm&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kemalizm’in etkisi altında olan pek çok alan sorgulanmıştır. Bu doğrultuda binlerce kitap ve makale kaleme alınmıştır. Sorgulama süreci bir durum tespitinden ziyade itiraz alanı olarak belirmiştir. Çünkü sorun iktidar ilişkilerini içinde taşıyan siyasi bir nitelik taşır. Olmuş bitmiş değil süregelen bir olgu olması itirazı güçlendirdiği gibi günceliğini de sürekli yenilemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemalizm’in İtiraz alanlarını kısaca anımsarsak: En başta ‘Türk millet’ algısı gelir. Yaşayan dil ve yazı anlayışının karşısına diktiği dil yani ‘yeni Türkçe ve epistemoloji’ anlayışı da en güçlü itiraz alanında kalır. Resmi tarihin çarpıttığı ‘tarih ve tarih bilimi’ anlayışı, varola gelen inançların karşısına devletleştirilmiş ‘din ve teoloji’ anlayışı, totaliter ‘devlet ve demokrasi’ anlayışı, kendi dünya algılayışını eleveren mimari, kentleşme algısı ve kendi modernleşme anlayışına uygun kılı kıyafet algısı Kemalizm’e karşı yapılan itiraz alanlarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemalizm yalnız iktidarı ve toplumu kuşatmakla yetinmemiş kendi muhalefetini de yaratmıştır. CHP, MHP Kemalist ideolojinin yarattığı bir muhalefet odağıdır. Ancak bu muhalefet değişimi değil statükoyu temsil eder. Konumuz ‘Bir Empati Gaspçısı Olarak Kemalizm’ olduğundan Kemalizm’in militarist veya sivil uzantılarını anmakla yetineceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün değişim, özgürlük, adalet ve barış arzusu Kemalizm’in hegemonyası dışında kalan Müslüman kesimin önemini, belirleyiciliğini artırmış durumdadır. Çünkü iktidarda bulunan AK Parti bugüne kadar Müslüman kesimin adalet ve özgürlük arzusunu temsil etmiştir. Ancak AK Parti’nin Kürt halkına ve siyasetine, yeni anayasaya yaklaşımı bu desteğin sorgulanır hale getirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni anayasanın sivil, demokratik ve özgürlükçü nitelikle hazırlanmasına Kürt halkının dışında en güçlü katkı Müslüman çevreden destek gelmektedir. 12 Eylül referandumu bu desteğin açık ifadesi olmuştu. Referandumun aşılması gereken bir eşik olduğu ama sorunları çözmekte yeterli olmadığı Kürt sorunun bugün geldiği boyutuyla gözler önüne serilmiştir. Bu anlaşılırlığın Müslüman kesimde önemsenen şahsiyetler aracılığıyla gündeme taşınması özgürlükler, demokratikleşme, ‘sivilleşme’ ve Kürt sorununu hakkında tartışmaların önünü yeniden açmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemalizm devlet, toplumu ve bireyi şekillendirirken pek çok kez direnişle karşılaşmıştır ve bu direnişler şiddet, anti-demokratik uygulamalarla bastırılmaya çalışılmıştır. Kemalizm’in bu boyun eğdirme siyaseti işe yaramadığında yalnızlaştırma, ‘birbiriyle düşman etme’ veya ‘duyarsızlaştırma’ siyasetini devreye sokmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendine düşman gördüğü her sivil itirazı ve alanı kendi siyasi gettosuna haps ederek diğerleriyle kurması gereken kontak kesilmiş oldu. Toplumsal dayanışma, mücadele empatiden arındırıldı. Böylelikle Kemalizm yalnız kendi iktidarını kendi muhalefetini yaratmakla kalmadı karşıtı olan tüm muhalefet odaklarını da kısmen de olsa etkilemiş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlerde yoğun şekilde tartıştığımız olgu Kemalizm’in yarattığı muhalefet anlayışının Müslüman kesimde sorgulanıyor olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan dolayı Fethullah Gülen cemaatine yakınlığıyla bilinen Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı 2. Başkanı Cemal Uşak'tan ‘özeleştiri’ geldiğinde: ‘Caiz olduğu söylenen Kürtçenin özgürlüğünü savunmak lazımdı ama yapılmadı.’, ‘ Kemalizm öyle bir baskı uyguladı ki Müslümanlar kendilerinden başka mağdurların dertlerini anlayamadılar.’ toplumda güçlü bir yankı buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uşak aslında Kemalistler tarafında gaspa uğrayan empati algısından haklı olarak sözetmeye çalışır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’deki ‘sivilleşme’, demokratikleşme sürecin tüm mağdurların ortak kaygısı olarak belirmesi ve mücadelenin ortaklaştırılması gerekliliği Müslüman kesimde daha önemsenir oldu. Kemalizm’in en büyük tahribatı aslında bu ortaklaşalığın ertelenmesi olmuştu. Bugün bu ertelemeye dindar kesim Uşak aracılığıyla dur, demiş oldu. Uşak’ın itirazının bu kadar güçlü karşılık bulmasında yatan olgu bu olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında Uşak’ın itirazı Müslüman kesimde çok daha önceleri dile getirilmişti. Abdurrahman Dilipak, Ali Bulaç, Mehmet Metiner, Ahmet Tan gibi pek çok şahsiyet bu itirazları dillendirmişti. Ancak İslamcı kesimde bu entelektüellerin azınlıklıkta oluşu etkilerini sınırlı tutmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün durum farklıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık sokaktaki Müslüman ‘sivilleşme’, özgürlük, demokrasi ve barış istiyor. Bu isteklerin yasal güvence altına alınmasını bunun için yeni anayasa sürecinde diğer mağdurlarla birlikte ortaklaşacılığın sağlanması gerekliliğini kavramış durumdadır. Müslüman kesim yeni anayasa sürecini Meclise yani AK Parti’ye, CHP’ye ve MHP’ye bırakmak istemiyor. Bundan dolayı Cemal Uşak’ın bazılarının ‘özeleştiri’ bizim itiraz, dediğimiz söylemi kamuoyunda geniş bir karşılık buluyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6742370638261180888-2216564365397714605?l=zatturi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://feedproxy.google.com/~r/zatezatturi/~3/9vYUWnpQzTA/bir-empati-gaspcs-olarak-kemalizm.html</link><author>noreply@blogger.com (ZATE ZATTURİ)</author><feedburner:origLink>http://zatturi.blogspot.com/2011/10/bir-empati-gaspcs-olarak-kemalizm.html</feedburner:origLink></item></channel></rss>

