<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<?xml-stylesheet type="text/xsl" media="screen" href="/~d/styles/atom10full.xsl"?><?xml-stylesheet type="text/css" media="screen" href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css"?><feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearch/1.1/" xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:gd="http://schemas.google.com/g/2005" xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0" xmlns:feedburner="http://rssnamespace.org/feedburner/ext/1.0" gd:etag="W/&quot;CkQHRHw8cSp7ImA9WhRRFEk.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242</id><updated>2011-11-27T16:32:15.279-08:00</updated><category term="Çümbüş Cemaat" /><category term="Brunch yazıları" /><category term="Yavuz Çetin" /><category term="Bandits of The Acoustic Revolution" /><category term="Tuncay Korkmaz" /><category term="Volume Dergisi" /><category term="Marsis" /><category term="Foça Rock Tatili" /><category term="Esma Redzepova" /><category term="Alla Pugacheva" /><category term="ahibba" /><category term="Livane" /><category term="Kadıköy" /><category term="Luxus" /><category term="Kadıköy Sound" /><category term="Kilit" /><category term="Funk Alaturka" /><category term="Locomondo" /><category term="Ceyhun Kaya" /><category term="gary burton" /><category term="Ahmet Yürür" /><category term="Haymatlos" /><category term="Aktüel yazılar" /><category term="moğollar" /><category term="Alper Maral" /><category term="Bozuk ÇALAR günlükler" /><category term="Rock-Zen" /><category term="Edith Piaf" /><category term="Kadıköy dergisi" /><category term="enzo ikah" /><category term="Nogu Svelo" /><category term="Engin Yörükoğlu" /><category term="Özge Müzikten Ne Anlar Yazıları Zeytinli Rock Festivali" /><category term="Je Veux" /><category term="Akşam Gazetesi Yazıları" /><category term="çiğdem erken" /><category term="Last fm" /><category term="Shudi Movida" /><category term="Bandista" /><category term="barış bölükbaşı" /><category term="chick corea" /><category term="zaz" /><category term="Seth Lakeman" /><category term="halil turhanlı" /><category term="Blues Staff" /><category term="Los Fastidios" /><category term="Özge Müzikten Ne Anlar Yazıları" /><category term="Nokta Yazılar" /><category term="Aydilge" /><category term="Amjad Ali Khan" /><title>Özge Ç. Denİzcİ</title><subtitle type="html" /><link rel="http://schemas.google.com/g/2005#feed" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/posts/default" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/" /><link rel="next" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default?start-index=26&amp;max-results=25&amp;redirect=false&amp;v=2" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><generator version="7.00" uri="http://www.blogger.com">Blogger</generator><openSearch:totalResults>90</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="self" type="application/atom+xml" href="http://feeds.feedburner.com/zgeDenizci" /><feedburner:info uri="zgedenizci" /><atom10:link xmlns:atom10="http://www.w3.org/2005/Atom" rel="hub" href="http://pubsubhubbub.appspot.com/" /><entry gd:etag="W/&quot;DEQCQXs-cSp7ImA9WhdRFkU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-6001589015733424490</id><published>2011-08-06T20:06:00.001-07:00</published><updated>2011-08-06T20:06:00.559-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-08-06T20:06:00.559-07:00</app:edited><title>Müzikle sosyal değişimin adı: ‘El Sistema’ Türkiye’de!</title><content type="html">Müzikle sosyal değişimin temellerini atan El Sistema’nın kurucusu Jose Antonio Abreu, o sistemin içinden çıkan dünyaca ünlü şef Gustavo Dudamel ve Simon Bolivar Senfoni Orkestrası Türkiye’de.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Özge Ç. Denizci&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2006 yılında Andante dergisi yayın yönetmeni Serhan Bali’nin yazılarından okumanın yanı sıra, internette en çok tıklanan videolara sahip oluşuyla da büyük bir şöhret sahibi olan dünyaca ünlü şef Gustavo Dudamel Türkiye’ye geldi. Kendisi de ‘El Sistema’ hareketi içinde doğan Dudamel, Simon Bolivar Senfoni Orkestrası’yla birlikte Haliç Kongre Merkzi’nde pazartesi ve Salı günleri iki farklı konser verecek. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sadece müzik alanında değil sosyal alanda da büyük bir başarı sağlamış olan Venezüellalı ‘El Sistema’ hareketi, yankıları ve benzerleri dünyanın çeşitli ülkelerinde kurulmaya başlanan bir oluşum. Oluşumun en önemli özelliği, her biri birbirinden farklı hikayelere sahip çocukların müzik yoluyla hayatlarının değiştirmesi yani bir yerde müziğin gücü. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
DÜNYANIN HER YANINDA ‘EL SİSTEMA’&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bundan 33 yıl önce 1975 yılında Venezüella’nın başkenti, Caracas’ta bir otoparkta Jose Antonio Abreu tarafından kurulan 11 kişilik orkestra, artık bugünlerde 300 bin Venezuellalı fakir çocuğa müzik öğrenimi sağlıyor ve onların hayatını değiştiriyor. Felsefesi ve öğretim biçimleri dünyanın dört bir yanına yayılan sistem doğudan batıya pek çok farklı ülkede mucizeler yaratıyor. Kuşkusuz bu mucizelerden biri de dünyanın en ünlü şeflerinden Gustavo Dudamel. Dudamel de ‘El Sistema’da yetişmiş bir müzisyen. Trombonist ve ses eğitmeninin oğlu olarak dünyaya gelen Dudamel, 10 yaşında bu sistem içinde keman çalmaya başlar ve ardından şeflik öğrenimi görür. Dudamel’in orkestra şefliği alanında yolculuğu ona dünya çapında birçok ödülü de getirir. Derken şef kısa sürede adını dünyaya duyurur. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
 Tüm dünya için ilham verici bir örnek oluşturan El Sistema’nın kurucusu José Antonio Abreu da İKSV’nin ‘El Sistema’ etkinlikleri kapsamında İstanbul’da. Abreu, 8 Ağustos Pazartesi günü saat 16.00’da The Marmara Taksim’de bir söyleşi gerçekleştirecek. Söyleşide de kuşkusuz ‘El Sistema’ hakkında bilinen ve bilinmeyen farklı konular hakkında bilgi verecek Abreu’ya soru sormak da mümkün olacak.  Edirnekapı Barış İçin Müzik Projesi temsilcilerinden, akademisyen Yeliz Yalın Baki, keman virtüözü Cihat Aşkın, piyano virtüözü Süher Pekinel’in katılımıyla, gerçekleştirilecek söyleşinin moderatörlüğünü İstanbul Müzik Festivali Danışma Kurulu üyesi Feyzi Erçin yapacak.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SAHNEDE TÜRKİYE’NİN ‘EL SİSTEMA’LARI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Asıl can alıcı etkinliklerden biriyse bu akşam (7 Ağustos Pazar) günü gerçekleşecek Galata Meydanı’nda gerçekleşecek. Saat 21.00’de Simon Bolivar Orkestrası’nın müzik gruplarından Caracas Brass Ensemble ve perküsyon ekibi Atalaya Percussion Ensemble’ın vereceği iki farklı konserin yanı sıra, Türkiye’nin ‘El Sistema’sı diyebileceğimiz ve Edirnekapı’da binlerce çocuğa müzik öğrenimi sağlayan 2009 yılında Urban Age Ödül’ünün sahibi olan ‘Barış İçin Müzik’’den çocukların yanı sıra, ve  Sulukule Kentsel Yıkım ve Yenileme Bölgesi’ndeki çocukları, içinde bulundukları zorluklara rağmen yetenek ve potansiyelleri değerlendirilerek yaşama kazandırmayı amaçlayan Sulukule Çocuk Sanat Atölyesi de sahneye çıkacak.&lt;br /&gt;
 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
MERAKLILARINA KONSER REPERTUARI&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şef Gustavo Dudamel yönetimindeki Venezüella Simon Bolivar Senfoni Orkestrası, 8 Ağustos Pazartesi akşamı saat 21.00’de gerçekleştirilecek ilk konserde Tchaikovsky’nin Hamlet, Orkestra İçin Fa minör Fantezi Uvertür, Op.67, Romeo Juliet, Fantezi Uvertür, Fırtına, Fa minör Senfonik Fantezi, Op.18 ve Francesca Rimini, Dante'den Esinli Senfonik Fantezi, Op.32 eserlerini seslendirecek. Orkestra, 9 Ağustos Perşembe akşamı ise, Ravel’in Daphnis ve Chloë, Süit No. 2, Castellanos’un Santa Cruz de Pacairigua, Senfonik Süit, Chavez’in 2. Senfoni, "Sinfonia India" ve Stravinsky’nin Ateşkuşu Bale Süiti (1919) adlı eserlerini seslendirilecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-6001589015733424490?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/gMKxWet2NylY2TTyUtZuO7_Hwi8/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/gMKxWet2NylY2TTyUtZuO7_Hwi8/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/gMKxWet2NylY2TTyUtZuO7_Hwi8/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/gMKxWet2NylY2TTyUtZuO7_Hwi8/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/PrcjO25_NHA" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/6001589015733424490/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=6001589015733424490" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/6001589015733424490?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/6001589015733424490?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/PrcjO25_NHA/muzikle-sosyal-degisimin-ad-el-sistema.html" title="Müzikle sosyal değişimin adı: ‘El Sistema’ Türkiye’de!" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2011/08/muzikle-sosyal-degisimin-ad-el-sistema.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkINQXY6eCp7ImA9WhdTEEg.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-381795607930810156</id><published>2011-07-07T10:09:00.000-07:00</published><updated>2011-07-07T10:09:50.810-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-07-07T10:09:50.810-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="çiğdem erken" /><title>'Kız Kafası' herkesin dilinde</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-1sjWvsk_HTA/ThXoNB1T4yI/AAAAAAAACOI/gSPirBoYP6I/s1600/_MG_0231.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="132" src="http://3.bp.blogspot.com/-1sjWvsk_HTA/ThXoNB1T4yI/AAAAAAAACOI/gSPirBoYP6I/s200/_MG_0231.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Tiyatro müzikleri yapan, film müziği bestelemeyi 'yapılacaklar  listesi'nin en başına koyan Çiğdem Erken, ilk albümü 'Kız Kafası'nı  yayınladı. Özellikle sosyal medyada büyük yankı bulan şarkıların  yaratıcısıyla konuştuk.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Babasının bağlamasının sapını ısırarak müzikle tanışan Çiğdem Erken,  çocukken her akşam yemeğinden sonra babası ve annesinden şarkılar  dinleyerek büyümüş. Küçük şehir çocuklarının başına gelen her türlü  zorlukla başa çıktıktan sonra Ankara Devlet Konservatuarı'na girip orada  müziğin inceliklerini öğrenmiş. Ardından Bilkent Üniversitesi Müzik ve  Sahne Sanatları Fakültesi'nde master ve doktora programlarını bitirmiş.  Şimdiyse Çiğdem Erken, tiyatro müzisyeni olarak ülkenin çeşitli  kurumlarında çalışıyor. Şarkı söylemenin yanı sıra piyanist de olan  Erken, 6 yaşındayken ilk kez gördüğü piyanoya o anda aşık olmuş. 7  yaşında ilk piyanosuna sahip olan Erken'in şu anda 4 tane piyanosu var.  Sanatçı aynı zamanda Ayşegül Sarıca'yla da 8 yıl piyano çalışmış.  Geçtiğimiz günlerde ilk albümü 'Kız Kafası'nı Ada Müzik etiketiyle  çıkaran Erken'in albümünde viyolonsel sanatçısı Çağ Erçağ da var Demet  Sağıroğlu da.&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;FAZIL SAY'I İLK BEN DİNLİYORUM&lt;br /&gt;
- Tiyatro müziklerinizle tanınıyorsunuz. Tiyatro müziği yapmaya nasıl başladınız?&lt;br /&gt;
&lt;/strong&gt;Mezuniyetim  sonrası birkaç farklı kurumda çalıştıktan sonra tiyatro müziğine olan  ilgimi ve yatkınlığımı keşfettim. 1995 yılından bu yana aralıksız olarak  tiyatro müziği yaptım. Bugüne kadar 35 farklı projenin içinde yer  aldım. Genelde Yücel Erten ile çalışırım. Ustam ve sıkı dostumdur. Büyük  bir Brecht hayranıyım. Shakespeare olmasaydı yeryüzündeki hiçbir aşk  hikayesinin bugünle benzerlik taşıyamayacağına da inanırım ayrıca.  Vaktim oldukça dizi müziğiyle de ilgileniyorum. Film müziği yapmak ise  mutlaka gerçekleştirilecekler listemin en başında. 'Güvercin' parçamı  Cem Tuncer'in aranjmanıyla 'Sinekli Bakkal' dizisinde kullanmıştık.  Zaten o günlerde yazmış olduğum bir şarkıydı. Ortaköy'de aşktan kafası  karışmış bir halde didişen 2 güvercinin hikayesidir. Senaryo ve hayat  öyle paralellikler kurdu ki ben o şarkıyı özellikle o diziye yazmışım  gibi oldu. Senarist dostum Gökhan Aktemur ile hayretler içerisinde  kalmıştık.&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;- Fazıl Say albümünüz hakkında güzel şeyler yazmış. Aynı zamanda siz de onunla oldukça yakın arkadaşsınız...&lt;br /&gt;
&lt;/strong&gt;Fazıl  ile çocukluk yıllarından beri arkadaşız. 84 senesinde tanıştık. Dile  kolay 27 sene. 8 senedir de komşuyuz. Benim piyanomun altında onun yatak  odası, onun piyanosunun üstünde de benim yatak odam var. İster istemez  birbirimizin çaldığı ve yazdığı her notanın, her sözün canlı şahidi  oluyoruz. Şarkı yazınca ilk ona çalarım genelde. Yaşıtız ama müzikal  olarak büyüğümdür. Fikrini sorarım ve dinlerim. Yazdığı büyük eserleri  ilk dinleyen kişi olmaktan çok mutluyum. Dostluğumuzun yanı sıra onun  müziğinin büyük bir hayranıyım. Onun da benim şarkılarımla arası oldukça  iyi. Müziğim hakkındaki yorumları beni gönendiriyor.&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;- Demet Sağıroğlu 'Küçük Prens'te vokal yapmış. Bu birliktelik nasıl doğdu?&lt;br /&gt;
&lt;/strong&gt;Demet  dostumdur. Müzikal olarak da güvendiğim ve şarkılarından zevk aldığım  bir kadın. Rica ettim, kırmadı; geldi şarkımı söyledi. Unutulmaz bir anı  bıraktı bana. Albümde yer alan bir diğer isim olan Borusan Quartet'ten  Çağ Erçağ da konservatuarda birlikte büyüdüğüm, çok eski ve güvenilir  bir arkadaşım. Dünya çapında bir viyolonselcidir. 2 şarkıda bana eşlik  etti ve şarkıların kaderini değiştirecek kadar güzel sololar armağan  etti.&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;- Şarkıların hepsinin sözü ve müziği size ait. Ne  kadar zamanda ve nasıl çıktı bu şarkılar? Birine ithaf söz konusu  olabilir mi acaba? &lt;br /&gt;
&lt;/strong&gt;Tam senesini hatırlamamakla beraber  aşağı-yukarı 20 yıldır şarkı yazıyorum. Başlangıçta ağır geçen piyano  çalışmalarının teneffüsü görevi görüyorlardı. İlk şarkılarım genel pop  esaslarının etkisinde yazılmış çocuksu dizelerdi. Konservatuarda  arkadaşlarımla söyler eğlenirdik. Yaşam ilerledikçe şarkıların tonu,  türü, rengi, dili değişti ve sanki içimde hatırlamaya dair yeni bir  organ oluştu. 'Aşk hafızam' diyorum şarkılarıma. Yaşadıklarımla  hesaplaşmalar yığınım biraz da. İthaflar ise bir ömür boyu bende gizli. &lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;- Peki, 'Kız Kafası' nasıl bir şey?&lt;br /&gt;
&lt;/strong&gt;Kadın-erkek  ayrımı genel itibarıyla bana suni görünür. Kız kafası deyimi ile  erkeklere bir uzlaşma güvercini yollamak istedim galiba. 'Anlamaya  çalışın, niyet kötü değil de kafa kız kafası işte!' demenin müzik hali. &lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;- Önümüzdeki günler için ne gibi projeleriniz var?&lt;br /&gt;
&lt;/strong&gt;Her  zamanki gibi tiyatro müziği yapacak, konserler verecek, şarkılar  yazacak ve İstanbul'un güzel havasıyla dans etmeye devam edeceğim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-381795607930810156?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ZrrKBJsCr8i3bJzpnGjNhLWeZd0/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ZrrKBJsCr8i3bJzpnGjNhLWeZd0/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ZrrKBJsCr8i3bJzpnGjNhLWeZd0/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ZrrKBJsCr8i3bJzpnGjNhLWeZd0/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/7FY2y88OZyc" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/381795607930810156/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=381795607930810156" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/381795607930810156?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/381795607930810156?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/7FY2y88OZyc/kz-kafas-herkesin-dilinde.html" title="'Kız Kafası' herkesin dilinde" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-1sjWvsk_HTA/ThXoNB1T4yI/AAAAAAAACOI/gSPirBoYP6I/s72-c/_MG_0231.JPG" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2011/07/kz-kafas-herkesin-dilinde.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkQCRns-fCp7ImA9WhdTEEg.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-3813756463945495423</id><published>2011-07-07T10:06:00.000-07:00</published><updated>2011-07-07T10:06:07.554-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-07-07T10:06:07.554-07:00</app:edited><title>Edirnekapı'da çocuklar, 'barış'ı çalıyor</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-BsewNQ5_pjI/ThXnV6ec_mI/AAAAAAAACOE/CmZdFEtJdr4/s1600/BARIS+ICIN+MUZIK+1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/-BsewNQ5_pjI/ThXnV6ec_mI/AAAAAAAACOE/CmZdFEtJdr4/s200/BARIS+ICIN+MUZIK+1.jpg" width="133" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;'Barış İçin Müzik', yüzlerce çocuğun müzik sayesinde önce kendisi  ardından da etrafıyla barıştığı bir yer. Urban Age Ödüllü 'Barış İçin  Müzik'te Edirnekapılı çocuklar enstrüman çalmayı, müziği en çok da başka  bir yaşamı öğreniyorlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müzikle uğraşmak kendini tanımaya başlamak demek. Birlikte müzik  yapmaksa hem kendini hem de diğerlerini anlamak ve hatta aynı dili  konuşmaya başlamak demek. Yani 'barışmak' için oldukça iyi bir yol.  Boşuna da denmemiştir 'Müzisyen adamdan zarar gelmez' diye. 6 sene önce  Fatih Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulu'nda derslerden sonra çocuklara  müzik öğretmeye başlayan 'Barış İçin Müzik' ekibi, ilk başta 10-15  kişiye akordeon dersi vermiş, daha sonra orada bulunan kömürlüğü atölye  haline dönüştürmüşler. Derken başka bir okul gelip onlara da ders  vermelerini istemiş. Ekip bu kez akordeonun yanına yan flüt derslerini  de eklemiş. &lt;br /&gt;
1,5 yıl önceyse şu anda içinde 300'den fazla öğrenciye  müzik dersi verdikleri binalarını kurmuşlar. 2 binada çalışmalarını  sürdüren 'Barış İçin Müzik'in 3. binası da henüz inşaat şamasında. 6 ay  önce yaylı çalgı (viyola, çello, keman) derslerine de başladılar ve  şimdiye kadar binlerce öğrenciye ulaştılar. Bu işin finansmanı Mimar  Mehmet Baki tarafından karşılanıyor. Ama bunun telaffuz edilmesi Mehmet  Baki'nin pek de hoşuna gitmiyor. Çünkü bu onun gençlik hayali. 'Paradan  daha önemli şeyler var' diyor Baki. &lt;br /&gt;
Hedeflerinde daha fazla çocuğa  ulaşmak var. Bulundukları ve 'Barış İçin Müzik'i hayata geçirdikleri yer  Edirnekapı. Dolaysıyla bu sosyal ortamdaki çocukların 'Müzik dersi  alalım da ufkumuz gelişsin' gibi bir dertleri olamıyor. Aslında buradaki  müzik de bir sembol, dahası sosyalleştirici bir araç... 'Barış İçin  Müzik'ten Yeliz Baki, yakında vakıflaşmayı düşündüklerini söylüyor.  Amaçlarıysa, sanatsal yaşama, çocukların katılma hakkını sağlamak bunu  da çocuklara karşılıksız müzik eğitimi vererek yapmak. Bu yolla müziği  araç olarak kullanarak barışı tesis etmeye çalışıyorlar. Üstelik buna  insanın kendisiyle barışık olması da dahil. Mehmet Baki, Yeliz Baki ve  'Barış İçin Müzik'in başından beri öğretmenlerinden olan Turgay Özdemir,  Urban Age Ödüllü 'Barış İçin Müzik hakkındaki sorularımızı yanıtladı. &lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;- Bu oluşumun Edirnekapı'da kurulmasının sebebi nedir?&lt;br /&gt;
Yeliz Baki:&lt;/strong&gt;  Aslında bu süreç 6 yıldan daha uzun. Mehmet Hoca hep bunu yapmak  istiyordu. Edirnekapı da bunun için en uygun bölge oldu. Çünkü buradaki  çocukların daha çok ihtiyacı vardı. Umut Çocukları Derneği Başkanı Yusuf  Kulca bizi buraya getirdi. Fatih Ulubatlı Hasan İlköğretim Okulu o  zaman onların kardeş okuluydu ve oranın müdürlüğünü yapan Kadir Daloğlu  idealist biriydi. Bize bütün kapılarını açtı. Hatta pazar günleri  bile... Biz çocukları tek tek evlerinden aldık, getirdik. Daloğlu,  velilerle konuşmamızda ve çocuklarla iletişim kurmamızda önemli yollar  açtı.&lt;br /&gt;
Burada başlamamız da doğru oldu. Çünkü buradaki çocuklar  sevgilerini bile şiddetle ifade ediyorlar. İlk başta onları bundan  vazgeçirmek konusunda zorlandık ama 'Barış İçin Müzik'te çalarak  değiştiler. &lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;- Hedefiniz nelerdir?&lt;br /&gt;
Y. B.:&lt;/strong&gt;  Hedefimiz bütün Anadolu'ya bunu taşıyabilmek. Bunun için çeşitli  arayışlara girdik. Sahip olduğumuz güçle her yere ulaşamıyoruz. Ekim  ayında ilk Anadolu girişimimizi başlatacağız. Iğdır ve Diyarbakır'a  atanan tanıdıklarımız var. Onlar da çok idealistler ve 'Acaba orada bir  kıvılcım yakabilir miyiz?' diye düşünüyorlar.&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;BURADA BAŞARI YA DA BAŞARISIZLIK YOK&lt;br /&gt;
- Bu işi diğer sanat dalları yerine müzikle yapmanızın sebebi nedir? &lt;br /&gt;
Mehmet Baki:&lt;/strong&gt;  Diğer sanat dalları da olabilirdi ama birisinin bir ıslığı dünyanın  diğer tarafına ulaşabiliyor ve oradaki bir şeyi değiştirebiliyor. Böyle  müthiş bir gücü var müziğin. &lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;- 'Barış İçin Müzik' ismi nasıl ortaya çıktı?&lt;br /&gt;
M. B.:&lt;/strong&gt;  Müziğin gücü ve barışın zorunluluğuna olan inancımızdan bu isim çıktı  diyebiliriz. Öte taraftan bu ülkenin de imzacısı olduğu BM Çocuk Hakları  Sözleşmesi var. O sözleşmede, 'çocukların kültürel ve sanatsal yaşama  tam olarak katılma haklarıyla bu konuda uygun ve eşit fırsatlar  yaratılmasının teşviki' ayrıca da 'çocukların barış, hoşgörü, cinsler  arasında eşitlik duygularıyla, etnik, ulusal veya dini ayrımcılıktan  uzak, dostluk ruhuyla yaşam sorumluluğu almaya hazırlanmaları'yla ilgili  maddeler bulunuyor. Biz bu maddeleri önemsiyor ve gerçekleştirmeye  çalışıyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;- İşin maddi kısmını tamamen üstlenmiş bulunuyorsunuz?&lt;br /&gt;
M.B: &lt;/strong&gt;Evet. Kimseden hiçbir yardım almıyoruz. Her şeyi kendimiz karşılıyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Y.B.:&lt;/strong&gt;  Biz bunu yaparken, bir yandan da bizi görenler dayanışmayı da  örgütlüyorlar. Örneğin bir öğrencinin velisi kendi çocuğuna kalem  alırken buradaki çocuklara da alıyor. Bizi mutlu eden de bu. &lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;- Çocuklar nasıl bir değişimin içine giriyor?&lt;br /&gt;
Turgay Özdemir: &lt;/strong&gt;Biz  onlara klasik eğitimin dışında bir şeyler veriyoruz. Ne olursa olsun  kapıdan dönmüyorlar. Biz onları yetenekleri üzerinden  değerlendirmiyoruz. Başarı ve başarısızlık burada yok. Onları yok  saymıyor ve ötekileştirmiyoruz. Bir defasında çocuğun birine dişi ve  dudağı uygun olmadığı için 'Flüt değil akordeon çalmalısın' dedim, o da  15 dakika ağladı. Ben de ona flütü hazırlayıp verdim. Şu anda çalıyor.  Burada biz de öğreniyoruz. Eğitim sisteminin dayattığı kalıpçı ve  birbirini ezme üzerine kurulu sistemin dışına çıkıyor, demokratik yaşamı  öğretiyoruz. &lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;- Çocukların zor olduğundan bahsetmiştiniz...&lt;br /&gt;
M. B.: &lt;/strong&gt;14  yaşında çok iyi akordeon çalan bir kızı evlendirdiler. Şu anda 15  yaşında ve çocuğu var. Başka sebeplerle dersleri bırakmak zorunda kalan  çocuklar... Ama umudumuz var. Çünkü aileler artık bizi tanıyor ve  güveniyor.&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Öğretmenler de öğreniyor&lt;br /&gt;
&lt;/strong&gt;Turgay  Özdemir, işin başından beri; 6 yıldır burada. Özdemir'in dışında  başkaları da var. Örneğin, konservatuar öğrencileri gelip ders  veriyorlar. İlk başta 4 öğrenciden fazla öğrenciye ders yapma fikrinin  ne olduğunu bilmediği için bundan çekinen öğretmenler şimdi artık daha  fazla öğrenciyle çalışmak istiyormuş. Özdemir, 'Bu da buranın ruhundan  kaynaklanıyor. Cem Mansur burada ders veren gençlere 'Şef olsanız ne  olur, orkestra şefi olsanız ne olur... Asıl burada yaptığınız iş önemli'  demişti. Onlar da yaşamadıkları tecrübeleri yaşıyorlar. Burada verdim  dersimi gittim durumu yok'.&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Sınıf öğretmeni öğrencisinden ders alıyor&lt;br /&gt;
&lt;/strong&gt;'Barış  İçin Müzik'te 15 öğretmen, 5 personel var. Ayrıca belli bir seviyeye  gelen öğrenciler, yeni gelenlere ders veriyor. Yeliz Baki, 'Biz onlara  asistan öğretmen diyoruz. Burada interaktif bir eğitim sürüyor. Hatta  ilkokul öğretmeni gelip kendi okuma- yazmayı öğrettiği öğrencisinden  ders alıyor ve ona 'Öğretmenim' diye hitap ediyor. Bunu yaparken son  derece ciddi ve saygılı'.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-3813756463945495423?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/azm3-uFcvcf3OSOhuvrfeVO2HhA/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/azm3-uFcvcf3OSOhuvrfeVO2HhA/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/azm3-uFcvcf3OSOhuvrfeVO2HhA/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/azm3-uFcvcf3OSOhuvrfeVO2HhA/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/0pY2t5zTTmw" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/3813756463945495423/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=3813756463945495423" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/3813756463945495423?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/3813756463945495423?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/0pY2t5zTTmw/edirnekapda-cocuklar-bars-calyor.html" title="Edirnekapı'da çocuklar, 'barış'ı çalıyor" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-BsewNQ5_pjI/ThXnV6ec_mI/AAAAAAAACOE/CmZdFEtJdr4/s72-c/BARIS+ICIN+MUZIK+1.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2011/07/edirnekapda-cocuklar-bars-calyor.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CEYNRHY8fCp7ImA9WhZbGU4.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-7205768655118827866</id><published>2011-06-24T09:12:00.000-07:00</published><updated>2011-06-24T09:16:35.874-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-24T09:16:35.874-07:00</app:edited><title>‘Rüya Gibi Bir Hayat’</title><content type="html">&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Geçtiğimiz günlerde, Coco Chanel’in renkli hayatını konu alan  ‘Chanel, Rüya Gibi Bir Hayat’, Alfonso Signorini’nin kaleminden Eren  Yücesan Cendey’in çevirisiyle yayınlandı. Turkuvaz Kitap tarafından  yayınlanan kitap raflardaki yerini aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-lCNBnl4GP4Q/TgS36PxEDSI/AAAAAAAACOA/zvAJ2qHJV0I/s1600/CocoChanel_Kapak.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-lCNBnl4GP4Q/TgS36PxEDSI/AAAAAAAACOA/zvAJ2qHJV0I/s320/CocoChanel_Kapak.jpg" width="203" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çekilen filmler, yazılan makale ve kitaplar, yayınlanan fotoğraflarla aslında Chanel’in hayatı hakkında olukça fazla bilgiye sahip olmuştuk. Coco Chanel’in yaşamı 2009 yılında moda tasarımcısı oluşunun 100. yılı dolayısıyla yeteri kadar beyaz perdeye aktarılmıştı.&amp;nbsp; Shirley McLaine'in oynadığı ‘Coco Chanel’, Chanel ve Stravinsky’nin aşkının konu edildiği ‘Coco Chanel &amp;amp; Igor Stravinsky’, Audrey Tautou'nun oyunculuğuyla Chanel olmadan önceki Coco’nun anlatıldığı ‘Coco Chanel’. Hepsi de Chanel hakkında birçok detaya tanıklık etmemizi sağladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Söz konusu stil ikonu ve dahi bir modacı olunca, hakkında bir şeyler okumak ve izlemek kimseyi sıkmıyor, aksine daha da meraklandırıyor, heyecanlandırıyor. Alfonso Signorini’nin yazdığı ‘Chanel, Rüya Gibi Bir Hayat’ta Chanel’e dair pek çok farklı unsuru bir arada öyküsel bir dille okuyabiliyoruz. Chanel’in Courpiére günleri, Brive’a yolculuğu annesinin astım hastalığı, yetimhanenin sıkıntılı yılları, yoksulluğu…&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chanel’in biyografisi okumayı hep sevdiğimiz peri masallarından pek de farklı değil. Asıl ismi Gabrielle olan Chanel’in&amp;nbsp; sonradan tamamen onunla anılacağı&amp;nbsp; ‘Coco’ lakabı söylediği bir şarkıdan sonra Etienne Balsan tarafından takılıyor. Elbette at yetiştiricisi ve Fransa’nın önde gelen zenginlerinden Balsan’la ilişkisi kitabın konuları arasında. Ve ardından Boy Capel’le yaşadıkları büyük aşk. Kitapta, neredeyse Coco’nun tasarımları kadar iyi bilinen ve hayatını renklendiren aşk dolu yıllarına da tanıklık ediyoruz. Zaten peri masalı olan Chanel’in hayatını bu biçimde anıyor olmamızın temel sebeplerinden biri kesinlikle Chanel’in aşkları.&amp;nbsp; Aşkı okumak her zaman keyifli olmuştur. Binici ve aynı zamanda yüklü bir servetin sahibi Boy Capel kuşkusuz Coco’nun en büyük aşklarındandı. Boy Capel yani ‘Kasırga’.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
‘KÜÇÜK SİYAH ELBİSE’&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ablası Julia’nın, Boy’un ve Balsan’ın ölümleriyle yaşadığı acılar. Kim bir cenaz sonrası elbisenin başarı getireceini bilebilirdi ki? Ama öyle oldu. 1926 yılında ölen Balsan’ın cenazesinde giydiği yas giysisi, ‘küçük siyah elbise’ daha sonra efsane oyuncu Audrey Hepburn’un üzerinde ‘Tifanny’de Kahvaltı’da karşımıza çıkıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Derken, meşhur Coco Chanel parfümünün hikayesi…&lt;br /&gt;
Daha önce kimsenin aklına gelmeyen tasarımların yaratıcısı Coco Chanel hakkında bilmek istediğimiz her şeyi Alfonso Signorini’nin kaleminden akıcı bir dille okuyoruz. Kitapla birlikte, “Chanel olmasaydı belki kadınlar hala pantolonsuz ve eteklere mahkum&amp;nbsp; gezecekti”yi bir kez daha düşünmeden edemiyoruz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Soğuk yetimhane koridorlarından, Paris sosyetesinin en üst düzeyine tırmanışın hikayesi, Gabrielli’nin Coco’ya dönüşümü. Terzilikten gelip modaya şekil veren, stil ikonu Coco’ya dönüşüm. Dönemin modasını yerle bir eden devrimci tasarımların sahibi Coco’ya. Ünlü besteci Igor Stravinsky ve Westminster Dükü ile yaşadığı ateşli aşklar, Picasso ve Cocteau gibi önde gelen isimlerle kurduğu dostluklar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chanel’in korkusuzluğu, inadı, aşkları, acıları, kısacası hayatına dair her bir detayı kitapta bulmak mümkün. Coco Chanel, sadece moda algımızı, kıyafetlerimizi değil, aynı zamanda hayatımıza dair pek çok farklı stili de değiştiren bir isim olarak 20. yüzyıla damgasını vurdu.&amp;nbsp; Chanel’in rüya gibi hayatını okudukça ve izledikçe hayatımızda yarattığı değişimlerin sadece moda olmadığını da görebileceğiz. Çünkü o aynı zamanda erkeklerin dünyasında, kadınların var olabileceğini de gösteren bir ikon oldu. Patroniçe kavramı belki ilk kez Chanel’le birlikte anıldı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Alfonso Signorini’nin&amp;nbsp; “Burası Cambon Caddesi 31 numara, 1. kat. Bütün dünyanın Coco adıyla tanıdığı Matmazel Gabrielle Chanel ve senelerden beri herkesin Manon diye seslendiği Madam Ligeour, 5 Şubat 1954 gününe ait sahneleri geri sarıyorlar. Gabrielle mankenlerin adımlarını, tasarladığı ve defilede sunduğu giysilerin kalıplarını kumaşların rengini ve belirginliğini yeniden görür gibi oluyor”&amp;nbsp; diye başlangıç yaptığı kitap, Coco Chanel hakkında daha önce düşünmediğiniz ayrıntıları da düşündürtecek, soluksuz okuyabileceğiniz, sürükleyici bir kitap olacak.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-lCNBnl4GP4Q/TgS36PxEDSI/AAAAAAAACOA/zvAJ2qHJV0I/s1600/CocoChanel_Kapak.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-7205768655118827866?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/4_fvIq2k_6B2wkMdm4_0XN_ukC0/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/4_fvIq2k_6B2wkMdm4_0XN_ukC0/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/4_fvIq2k_6B2wkMdm4_0XN_ukC0/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/4_fvIq2k_6B2wkMdm4_0XN_ukC0/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/JK2-68SPJiA" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/7205768655118827866/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=7205768655118827866" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/7205768655118827866?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/7205768655118827866?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/JK2-68SPJiA/ruya-gibi-bir-hayat.html" title="‘Rüya Gibi Bir Hayat’" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-lCNBnl4GP4Q/TgS36PxEDSI/AAAAAAAACOA/zvAJ2qHJV0I/s72-c/CocoChanel_Kapak.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2011/06/ruya-gibi-bir-hayat.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0QMQHc7cSp7ImA9WhZbGU4.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-995223181636923959</id><published>2011-06-24T09:03:00.000-07:00</published><updated>2011-06-24T09:03:01.909-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-24T09:03:01.909-07:00</app:edited><title>İki yazar bir efsane</title><content type="html">&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-cbHlcGu3_PU/TgS1J6XjzUI/AAAAAAAACN4/XlFIzZgqZrI/s1600/Marilyn+Monroe+Wallpaper.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://4.bp.blogspot.com/-cbHlcGu3_PU/TgS1J6XjzUI/AAAAAAAACN4/XlFIzZgqZrI/s320/Marilyn+Monroe+Wallpaper.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Fırtınalı bir yaşam ve şaibeli bir ölüm... Hayatına Norma Jeane olarak başlayan ve Marilyn Monroe olarak milyonların kalbine taht kuran aktristin hayatı, iki farklı yazar tarafından kaleme alındı ve Türkçeye çevrildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Güzel bir kadın olmanın adıyla aynı anlama geldiği, sayılı dünya starlarından biri olan Marilyn Monroe özellikle fırtınalı hayatı ve şaibeli ölümüyle pek çok yazarın ilgisini çekmiş sanatçılardan. Biyografi yazarları, Alfonso Signori ve J. Randy Taraborrelli'nin Marilyn Monroe'nun hayatını konu edinen kitapları kaleme almalarının da sebebi bu fırtınalı hayat olsa gerek. Daha önce Türkçeye çevrilmiş Coco Chanel'in hayatını anlatan 'Chanel: Rüya Gibi Bir Hayat' ve 'Çok Gururlu Çok Kırılgan: Maria Callas'ın Hayatı' kitaplarıyla okuyucunun ilgisini çeken Alfonso Signorini imzalı 'Marilyn Aşk... Ölene Dek', Turkuvaz Kitap; New York Times çoksatarlarının yazarı, daha önce Türkçede de basılmış 'Michael Jackson: Büyülü ve Çılgınca Bir Yaşam'ın yazarı J. Randy Taraborrelli elinden çıkmış 'Marilyn Monroe ve Bilinmeyen Hayatı' Artemis Yayınları'ndan basıldı. Her iki kitapta da Marilyn Monroe'nun hayatına dair her türlü detayı hatta biraz fazlasını bile bulmak mümkün.&lt;br /&gt;
Her iki kitapta da asıl adı Norma Jeane olan Marilyn Monroe'nun, daha küçük bir çocukken yaşadığı travmalar ve aldığı yaralar en ince ayrıntılarıyla işlenmiş. Marilyn Monroe'nun annesi de büyükannesi de akli dengesini yitirmiş ve hayatlarının önemli bir kısmını akıl hastanesinde geçirmişlerdi. Bu da Norma Jeane'in hayatında hep kendi başına gelmesinden korktuğu bir durum olmuştu. Signorini'nin kullandığı dil, küçük Norma'nın başından geçenlere bazen şaşırmamıza bazense üzülmemize neden oluyor. Hatta zaman zaman, 'Zavallı küçük güleç yüzlü Norma Jeane'nin başına acaba şimdi ne gelecek' diye düşünmeden edemiyorsunuz. Eğer dizi seyretmeyi seviyor ve sürekli 'şimdi ne olacak' sorusunu sormak istiyorsanız, Signorini'nin Marilyn'i tam size göre.&amp;nbsp; Anlatımları birbirinden farklı olsa da her iki kitapta da Norma Jeane'in ruh haline ve çocukluğuna tanıklık ediyorsunuz. Annesinin sürekli Norma Jeanne'i dövmesi, onun huzuru Bolender ailesinden bulması, Ida Bolender'a olan sevgisi ve bir gece ansızın öldürülen çok sevdiği köpeği Tippy... Zoraki müzik derslerinin keyfe dönüşmesi, annesinin giderek aklını yitirmesi ve Norma Jeane'in yetimhane hayatı...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ACIMASIZ HOLLYWOOD&lt;br /&gt;
Her şeyin bir bedeli olduğunu genç yaşta fark eden Norma Jeane'in kendi güzelliğinin de farkına varması pek uzun sürmüyor. Annesi Gladys'in arkadaşı, Grace Mckee tarafından evlat edinilen Norma'nın hayatı bir anda değişiyor. Signori'nin anlatımına göre Norma Jeane annesinin adını kötü anılar dışında anmıyorken, Taraborrelli'nin kitabında küçük Norma annesini ziyarete de gidiyor hatta onun için üzülüyor da. Taraborrelli'nin kitabının bilgiye, Signori'ninkininse kurguya dayalı olduğunu düşünürsek hangisinin daha gerçekçi olduğunu düşünmeye gerek kalmıyor. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlk evliliğini Jim adında bir gençle yapan Norma Jeane, Marilyn Monroe olma yolunda adımlarını da yine Jim'le birlikteyken atmaya başladı. Başından beri kendisini Hollywood yıldızlarının içinde hayal eden Norma Jeane'in bu yolculukta ödediği bedeller, en az aşkları kadar kitaplarda yer bulmuş. Jim'le başlayan aşk hayatı ve aşık olmaktan aldığı keyif zaman zaman sadece eğlenmek ya da kariyerinde mihenk taşlarını yerine koymak için girdiği küçük oyunlarla hayatının parçası olacaktı. Hatta bu durum Norma Jeane'in Marilyn Monroe olduktan sonraki hayatının da vazgeçilmezi olacaktı. Frank Sinatra'yla flört, Joe DiMaggio, Arthur Miller'la olan evlilikleri ve yasak aşkları... Ve elbette Monroe'nun kolay gibi görünen ama her iki yazarın da anlatımında pek de kolay olmadığını gördüğümüz Hollywood yolu... Monroe için modellik ve figüranlıkla başlayan macera 1953 yılında oynadığı 'Niagara' filmindeki başarısıyla zirveye ulaşmıştı.&amp;nbsp; Monroe'nun Arthur Miller'la olan ilişkisi, düşük ameliyatları, Clark Gable'la rol arkadaşlığı, Başkan John F. Kennedy'ye doğum gününde söylediği ve akıllardan hiçbir zaman silinmeyecek 'Happy Birthday to You' şarkısı, Kennedy'lerle olan ilişkisi, sürprizlerle dolu bir hayat ve dahası her iki kitapta da okuyucuya sunulmuş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
http://www.aksam.com.tr/iki-yazar-bir-efsane--48555h.html &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-995223181636923959?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/xv6sn4b0DfsXcOJlZNJyZ3yqLOI/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/xv6sn4b0DfsXcOJlZNJyZ3yqLOI/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/xv6sn4b0DfsXcOJlZNJyZ3yqLOI/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/xv6sn4b0DfsXcOJlZNJyZ3yqLOI/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/A0KOq3CbKSA" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/995223181636923959/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=995223181636923959" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/995223181636923959?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/995223181636923959?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/A0KOq3CbKSA/iki-yazar-bir-efsane.html" title="İki yazar bir efsane" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-cbHlcGu3_PU/TgS1J6XjzUI/AAAAAAAACN4/XlFIzZgqZrI/s72-c/Marilyn+Monroe+Wallpaper.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2011/06/iki-yazar-bir-efsane.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;A0EHRX09fSp7ImA9WhZbE0w.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-1101446035442387462</id><published>2011-06-17T07:04:00.000-07:00</published><updated>2011-06-17T07:07:14.365-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-17T07:07:14.365-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Je Veux" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Edith Piaf" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="zaz" /><title>En sevilen Fransız: ZAZ geliyor diye...</title><content type="html">&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-dAMAXajVPEE/TftfNRj-L-I/AAAAAAAACN0/Za8-4nDphB0/s1600/Zaz-%25C3%25A0-Montmarte.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="http://2.bp.blogspot.com/-dAMAXajVPEE/TftfNRj-L-I/AAAAAAAACN0/Za8-4nDphB0/s320/Zaz-%25C3%25A0-Montmarte.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;h1 class="news_title"&gt;&lt;/h1&gt;&lt;div class="news_spot"&gt;İnternette  tıklama rekorları kıran Zaz'ın aynı isimli albümü 'Zaz', Sony Müzik  tarafından Türkiye'de de dağıtılmaya başlandı. Ülkesinde ve Avrupa'da  'En Beğenilen Fransız Şarkıcı' unvanını alan Zaz, Edith Piaf'ın tahtına  aday gösteriliyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="news_spot"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Biz onu ilk kez, Montmartre'da bir sokakta, bir gitar ve bir  kontrbas eşliğinde çıplak sesiyle 'Je Veux' isimli parçayı  seslendirirken görmüş, çok sevmiştik. İlk gördüğümüz yer sokak olduğu  için de onun sokak müzisyeni olduğunu düşünmüştük. Zaman zaman  sokaklarda söylese de Zaz, sahnelerde olmaya alışık bir müzisyen. Gerçek  ismi Isabelle Geffroy olan Zaz, 1 Mayıs 1980 Fransa doğumlu ve öğretmen  bir annenin kızı. &lt;br /&gt;
5 yaşındayken kardeşleriyle birlikte gittiği  konservatuarda kurslara katılan Zaz, bunu 11 yaşına kadar devam ettirir.  Müzik teorisi, keman, piyano, gitar ve koro şarkıcılığı dersleri alarak  müziğe başlar. Bordeaux'ya taşındığında 'Fifty Fingers' isimli blues  grubuyla, sahne hayatına adım atar. Müzikal ve caz ağırlıklı olmak üzere  çeşitli türlerde şarkılar söyler. 2009'da Paris'te gerçekleştirilen,  'GŽnŽration RŽservoir' isimli yarışmada birincilik kazanır. 10 Mayıs  2010'da da kendi yazdığı ve söylediği dillerden düşmeyen şarkılardan  oluşan ilk albümünü piyasaya sürer. Derken televizyon, radyo  programları, gazete haberleri ve en önemlisi internet... İnternete düşen  videoları dünyanın her yanında tıklanma rekorları kıran Zaz, çok  değişik tür müzik dinleyebilen, her profilden insan tarafından sevilip  kabul gördü ve sanal ortamlarda paylaşıldı. Bu sayede albümleri dünyanın  dört bir yanına dağıldı, turne ayakları Montreal'den Milano'ya kadar  uzandı. Zaz'ın albümü geçtiğimiz hafta da Türkiye'de yayınlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;PIAF'IN TAHTINA ADAY&lt;br /&gt;
&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Zaz'ın  hafif dumanlı sesi 'Je Veux' gibi şarkılarda coşkuyu taşısa da albümde  bulunan 'Dans Ma Rue', 'Eblouie Par La Nuit' gibi daha az hareketli  parçalarda ağlamaklı bir üslup takınıp hüznü dinleyiciye hakkıyla  ulaştırıyor. Zaz, müzik hayatı boyunca etkilendiğini söylediği Ella  Fitzgerald, Enrico Macias, Bobby McFerrin, Richard Bona'yı müziğine  oldukça iyi yedirmiş. Fransız şarkılarının ruhunu, cazı, blues'u, Afro,  Latin ve Küba müziklerinin ritmik etkilerini Zaz'ın müziğinde rahatça  duymak mümkün. Doğaçlamaysa, onun müziğinin doğasında var. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısa  özgeçmişine baktığımızda Zaz'ın müzik kariyerinin hiç de boş olmadığını  görüyoruz. O Edith Piaf gibi sokaklardan gelmiyor ama müzik  eleştirmenlerince Piaf'ın tahtına aday gösteriliyor. Bunun da  etmenlerinden biri kuşkusuz Piaf'tan sonra dünyada en çok tanınan  Fransız müzisyen olmasından kaynaklanıyor. Zaz, geçtiğimiz yıl, Fransız  olup Fransa'nın dışında en çok dinlenen sanatçı oldu. Fransa için de  yine 2010 yılının en iyi müzisyeni olarak belirlendi. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müzikle pek  içli dışlı olmayanların bile internette paylaştığı Zaz'ın yaptığı en  önemli şey belki de bizi birbirimize yaklaştırmak oldu. Hepimiz  sıkılmadan Zaz'ın hiçbir elektronik işleme maruz kalmamış sesini keyifle  dinliyoruz. Belki de artık doğal ürünler tüketmek istediğimiz gibi  doğal sesler ve el değmemiş müzikler dinlemek istiyoruzdur.&amp;nbsp; Kim bilir  belki de Zaz'ı sokağa yakıştırıyor olmamızın en büyük sebebi de budur.  Aynı bizi kendisine aşık eden şarkısı 'Je Veux'de de geçtiği gibi  'doğallık, özgürlük, açık sözlülük...' Belki bu yüzden hepimiz Zaz'ı çok  sevdik. Keşke Türkiye'ye konsere de gelse!&lt;br /&gt;
Gerçek ismi Isabelle  Geffroy olan Zaz'ı ilk gördüğümüz yer sokak olduğu için onun sokak  müzisyeni olduğunu düşünmüştük. Zaman zaman sokaklarda söylese de Zaz,  sahnelerde olmaya alışık bir müzisyen.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;ÖZGE Ç. DENİZCİ&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="middle_page_title"&gt;&lt;div class="news_date"&gt;20 Mart 2011 &lt;/div&gt;&lt;div class="news_category"&gt;Akşam | PAZAR&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="news_spot"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-1101446035442387462?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ZfYk9VjQy-FQUWn0M409Fzh6O-E/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ZfYk9VjQy-FQUWn0M409Fzh6O-E/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ZfYk9VjQy-FQUWn0M409Fzh6O-E/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/ZfYk9VjQy-FQUWn0M409Fzh6O-E/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/CPKAcHbE36A" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/1101446035442387462/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=1101446035442387462" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/1101446035442387462?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/1101446035442387462?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/CPKAcHbE36A/en-sevilen-fransz-zaz.html" title="En sevilen Fransız: ZAZ geliyor diye..." /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-dAMAXajVPEE/TftfNRj-L-I/AAAAAAAACN0/Za8-4nDphB0/s72-c/Zaz-%25C3%25A0-Montmarte.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2011/06/en-sevilen-fransz-zaz.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;C0UCQH49fSp7ImA9WhZbEkg.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-8378589400703268906</id><published>2011-06-16T12:06:00.000-07:00</published><updated>2011-06-16T12:07:41.065-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-16T12:07:41.065-07:00</app:edited><title>'Doğal' direnişin eylemcileri</title><content type="html">&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-2SH23b7BP3Q/TfpT8JVSdnI/AAAAAAAACNw/XjUi9WnyLuw/s1600/nukleer.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-2SH23b7BP3Q/TfpT8JVSdnI/AAAAAAAACNw/XjUi9WnyLuw/s200/nukleer.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnsan sağlığını tehdit eden, tarihi dokuyu bozan, doğayı tahrip eden ve yaşamın önüne geçen her türlü çevre sorununa karşı örgütleenlerin sayısı giderek artıyor. Biz de halen eylemlerini sürdüren çevre örgütleri, oluşumlar ve kampanyalardan bazılarını 5 Haziran Dünya Çevre Günü'nde hatırlayalım istedik.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bazısı uzun zamandır faaliyette, bazısıysa ihtiyaçlar doğrultusunda yeni kuruldu. Hepsinin dileği, isteği ve isyanı farklı gibi görünüyor. Oysa bütün bu platformlar tek bir dilek içinde: 'Doğa tahribatını önlemek'. Hem küresel hem de yerel düzeyde eylemlerini devam ettiren ve çoğu sivil toplum kuruluşlarından oluşan bu çatı örgütlenmeleri bir şeyin de çok farkında: 'Dünyayı babalarımızdan miras değil çocuklarımızdan emanet aldık'. Bütün bu örgütlenmeler insan sağlığını tehdit eden, tarihi dokuyu bozan, doğayı tahrip eden ve yaşamın önüne geçen ne varsa ona karşı eylemlerini sürdürüyor. Biz de halen eylemlerini sürdüren çevre örgütleri, oluşumlar ve kampanyalardan bazılarını 5 Haziran Dünya Çevre Günü'nde hatırlayalım istedik.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
NÜKLEER KARŞITI PLATFORM&lt;br /&gt;
Nükleere inat yaşasın hayat&lt;br /&gt;
Nükleer Karşıtı Platform, 10 yılı aşkın süredir mücadele veren bağımsız çevre hareketlerinden biri. Farklı STK ve odaları tek bir çatı altında toplayan platformun en büyük hedefi yapılması tasarlanan nükleer santral projelerini durdurmak. Bunun için de dur durak bilmeden eylemlerini sürdürüyorlar. Geçtiğimiz aylarda yaşanan Japonya depremi sonrasında bir kez daha gündem konusu haline gelen nükleer platformlarla ilgili eylemler sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada yapılmıştı. En son geçtiğimiz günlerde Almanya'nın nükleer santrallarla ilgili attığı geri adım bütün nükleer karşıtlarını da sevindirdi. 2006 yılından beri eylemlerini sürdüren NKP, nükleer santrallara inat hayatı savunmaya devam ediyor. www.nukleerkarsitiplatform.org&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
KARADENİZ İSYANDADIR PLATFORMU&lt;br /&gt;
Horon, direnmektir&lt;br /&gt;
'Karadeniz sahil yolunun durdurulması için hukuksal mücadele verirken öldürülen Av. Cihan Eren'i, Fındıklı'da vadileri başında nöbet tutan köylüleri, Senoz'da şantiyeye taş atan yaşlı kadınları, Zonguldak'ta termik santral istemeyenleri, yeni bir Çernobil olmasın diyen Sinopluları görmezden, isyan çığlıklarını duymazdan gelemezdik' diyor Karadeniz İsyandadır Platformu aktivistleri. Doğa tahribatına neden olan santralların son taşı sökülene kadar uzlaşmacı olmayacaklarını da haykırıyorlar. Onların sloganı 'Horon direnmektir!' Direniş ise platformun eylemleriyle sürüyor. Örneğin, bugün saat 16.00'da Selamiçeşme Özgürlük Parkı'nda Bajar, Marsis ve Luxus gibi grupların katılımıyla bir dayanışma konseri düzenliyorlar.&amp;nbsp; www.karadenizisyandadir.org&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
SUYUN TİCARİLEŞMESİNE HAYIR PLATFORMU&lt;br /&gt;
Su yaşamdır, satılamaz&lt;br /&gt;
Suyun Ticarileşmesine Hayır Platformu, doğayı talan edecek yasalara karşı meslek odaları, çiftçi sendikaları, su mücadele platformları, demokratik kitle örgütleri ve siyasi partilerin katılımıyla oluşturulmuş platformlardan biri. Adından da anlaşıldığı gibi suyun alınıp satılmasına daha doğrusu metalaşmasına karşı. Amaçlarıysa suyu ve dereleri kapitalizmin kıskacından kurtarmak. Doğadaki tüm canlılara ait olan suyun, şirketlerin eline geçmesine engel olmak için mücadelelerine devam ediyorlar.&amp;nbsp; www.suplatformu.net&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
FİKİR SAHİBİ DAMAKLAR&lt;br /&gt;
Lüfer Koruma Timi kurdular&lt;br /&gt;
Lüfer Koruma Timi. aynı Greenpeace'in yaptığı gibi denizlerdeki balıkların korunması ve gelecek nesillerce de tanınmasını hedefliyor. Onlar eylemlerinin çıkış noktasını, 'Biz İstanbul'u seven, Boğaziçi'ne aşık, lüfere hasret şefler, aşçılar, işletmeciler, gıda sektörü çalışanları ve İstanbullu lokanta, restoran müşterileri olarak endişeliyiz. Avlanma alt limiti 14 cm olan lüferin, bu boyunun, henüz yumurta bırakmamış çinekop boyu olduğunu biliyoruz. Bir lüfer, ancak 24-26 cm boyunda, erişkin bir balık olduğunda yumurta bırakabiliyor' şeklinde ifade ediyor&amp;nbsp;&amp;nbsp; ve internet üzerinden yürüttükleri kampanyalarına destek bekliyorlar.&amp;nbsp; www.fikirsahibidamaklar.org.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
GREENPEACE&lt;br /&gt;
Seninki kaç santim?&lt;br /&gt;
Türkiye'de birçok standardın olduğu gibi balık avlamanın da standartlarının belirlenmesi gerektiğini düşünen Greenpeace, 200 bin kişinin katılmasını hedeflediği kampanyasını bir süredir devam ettiriyor. Denizlerdeki balıkların neslinin tükenebileceğini vurgulayan kampanya, lüfer, kalkan, orfoz, orkinos gibi balıkların yok olmaması ve denizlerdeki balık çeşitliliğinin azalmaması için yürütülüyor. Esprili bir üslupla başlatılan kampanyada aktivistler tarafından balıkların ölçülerek satın alınması için 'balık cetveli' bile yapıldı. Yavru balıkların rahat nefes alması için harekete devam eden kampanya gönüllüleri, sanal ortamda da eylemlerini sürdürüyor.&lt;br /&gt;
www.kacsantim.org&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ANADOLU'YU VERMEYECEĞİZ&lt;br /&gt;
Büyük Anadolu yürüyüşü&lt;br /&gt;
Büyük Anadolu Yürüyüşü eylemcileri, yollarına 'Son elli yılda yok edilen sulak alanlarımızın büyüklüğü Marmara Denizi'nin büyüklüğünü geçti. Yani 60'lı yıllardan bu yana sulak alanlarımızın yüzde 40'ını kaybettik' diyerek başladılar. Günlerce, Anadolu'yu nehir, orman,&amp;nbsp; vadi, dere, tepe demeden dolaştılar.&amp;nbsp;&amp;nbsp; 21 Mayıs günü Ankara'ya vardılar ama durduruldular. Halen durduruldukları yerde bekliyorlar. 'Artık bir seçim yapmak zorundayız: Ya sınır tanımayan tüketim alışkanlıklarımızı sürdürerek, doğayla birlikte kendimizi de yok edeceğiz ya da onunla uyumlu bir yaşamı seçeceğiz' diyorlar, eylemleriniyse doğa üzerindeki tahribata karşı sürdürüyorlar.&lt;br /&gt;
http://vermeyoz.net&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
NÜKLEERE KARŞI ANNELER GİRİŞİMİ&lt;br /&gt;
Anneler nükleere karşı&lt;br /&gt;
Kuşkusuz nükleer santrallerden sızan radyasyon en fazla anne karnındakileri, bebekleri ve çocukları etkiliyor. Bunun farkında olan anneler de temiz enerji kullanımını yaygınlaştırmak için birkaç gün önce Nükleere Karşı&amp;nbsp; Anneler Girişimi'ni başlattı. İnisiyatifin üyeleri arasında Onkolog Prof. Dr. Nil Molinas Mandel, Gazeteci Oya Ayman, Radyocu - Yazar Ayça Şen, Matematik Mühendisi Deniz Çalışkan, Sinoplu aktivist Hale Oğuz, İş Kadını - Danışman Nilüfer Arıak, Patoloji Uzmanı Prof. Dr. Figen Doran ve Çevreci - Aktivist Pınar Aksoğan yer alıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Akşam Gazetesi 5 Haziran 2011 Özge Ç. Denizci &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-8378589400703268906?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/5cr0tpNas0OLBJCcVZ4KL9pPu7M/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/5cr0tpNas0OLBJCcVZ4KL9pPu7M/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/5cr0tpNas0OLBJCcVZ4KL9pPu7M/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/5cr0tpNas0OLBJCcVZ4KL9pPu7M/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/Boe6YiPXX1Q" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/8378589400703268906/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=8378589400703268906" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/8378589400703268906?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/8378589400703268906?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/Boe6YiPXX1Q/dogal-direnisin-eylemcileri.html" title="'Doğal' direnişin eylemcileri" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-2SH23b7BP3Q/TfpT8JVSdnI/AAAAAAAACNw/XjUi9WnyLuw/s72-c/nukleer.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2011/06/dogal-direnisin-eylemcileri.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;Ck4ASX8zeyp7ImA9WhZbEkg.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-7341715804108398158</id><published>2011-06-16T12:02:00.000-07:00</published><updated>2011-06-16T12:02:28.183-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-06-16T12:02:28.183-07:00</app:edited><title>Siz hala Mabel Matiz'le tanışmadınız mı yoksa?</title><content type="html">&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-dS5WNFrWu1g/TfpS-uuZo0I/AAAAAAAACNs/5poAkR_a1Ww/s1600/IMG_5705+copy.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="133" src="http://1.bp.blogspot.com/-dS5WNFrWu1g/TfpS-uuZo0I/AAAAAAAACNs/5poAkR_a1Ww/s200/IMG_5705+copy.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Sesinin farklı rengi ve şarkı söyleme tarzıyla sosyal paylaşım siteleri sayesinde çok önceden müzikseverler tarafından keşfedilen Mabel Matiz'in aynı adlı ilk albümü, raflardaki yerini aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mabel Matiz'in müziğinden ya nefret edersiniz ya da onu çok seversiniz. Bunun da sebebi, müzisyenin kendine özgü söyleme biçimi ve sesinin rengi. Sesi kadar ismi de ilgi çekici olan Mabel Matiz'in asıl adı Fatih Karaca. Buket Uzuner'in 'Kumral Ada Mavi Tuna' adlı kitabındaki Tuna karakterinden oldukça etkilenen müzisyen, Tuna'nın Mabel lakabını kullanmaya başlamış. Matiz ise müzisyenin hayatını ve müziğini iyi ifade ettiğini düşündüğü bir kelime: Eski Yunancada 'düşkün kimse, sarhoş' anlamına geliyor.&lt;br /&gt;
Çocukluğu Mersin'de geçen Mabel Matiz, üniversite okumak için Mersin'den İstanbul'a gelmiş ve burada müzikle olan ilişkisini pekiştirmiş. Birkaç cover grubu denemesi bir yana evde ufak tefek kendi şarkılarını da kaydetmiş. Ardından da kayıtlarını bir bir internette yayınlamaya başlamış. Yapımcı Engin Akıncı'yla da şarkıları sayesinde internet üzerinden tanışmış. İki yıldır süren albüm yapma aşamasıysa, geçtiğimiz hafta albümün raflardaki yerini almasıyla noktalanmış. Fatih Karaca, nam-ı diğer Mabel Matiz, aynı adlı albümüyle müzikseverlerin şimdiden ilgi odağı oldu. Onu daha önce internetten takip edenlerin yakından tanıdığı, müzisyen ve müzik yazarlarının hakkında inanılmaz benzetmeler yaptığı ve yüreklendirdiği hayat dolu müzisyenle, içe kapanık şarkılarını konuştuk. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
BOB DYLAN'A BENZETİLİYOR&lt;br /&gt;
- Müziğinizi önce internet üzerinden yaydınız. Oradan sizi dinleyenlerin özellikle sesinize tepkisi nasıldı?&lt;br /&gt;
Garip buluyorlardı. Dinlediğim müzisyenlere de internet üzerinden şarkılarımın linkini yolladım. Herkesten güzel şeyler duydum ve bu da beni yüreklendirdi. Sesimi&amp;nbsp; Cem Adrian, Murat Yılmaz Yıldırım, Nejat Yavaşoğulları gibi isimlere benzetenler oluyor.&lt;br /&gt;
- Naim Dilmener, Göksel gibi isimler de sizin hakkınızda yorum yaptı. Hatta Dilmener, sizin için Bob Dylan benzetmesi yapmış...&lt;br /&gt;
Naim Dilmener, benim için çok kıymetli bir insan. Gerçekçi eleştirilerde bulunabilen birinin bu müziğe ve şarkılara kıymet vermesi çok güzel. Benim de kendime inanmamı sağladı. Öte yandan Teoman ve Göksel'le tanıştık, onlar parçaları dinleyip çok sevdiler. &lt;br /&gt;
- Şarkılarınızı zaten internet üzerinden paylaşıyordunuz. Albümü oluşturmaya nasıl karar verdiniz?&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
Engin Akıncı'yla tanıştık. O şarkıları yeniden kaydedip yayınlamamız gerektiğini söyledi. Bir süre sonra Alper Erinç'le tanıştım ve onun stüdyosunda da albümü yaptık. Albümün hem aranjörü hem de prodüktörü oldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ÇÜNKÜ POPUN SÖYLEYECEK SÖZÜ VAR&lt;br /&gt;
- Tarzınızı adlandırmak isterseniz...&lt;br /&gt;
Tarzımla ilgili birçok şey söylüyorlar. Kendi sayfamda 'melodramatik pop' olarak seçmiştim yaptığım türü. Ben pop yaptığımı, daha doğrusu bu şarkıların popun bir yüzü olabileceğini iddia ediyorum. Çünkü popun söyleyecek sözü var. Bu zamana kadar dinlediğim Türkçe sözlü şarkılar kendimi de böyle tanımlamamı sağlıyor.&lt;br /&gt;
- Albüm kapağı oldukça dikkat çekici...&lt;br /&gt;
Albüm kapağındaki çizim Mehmet Fatih Öz'e ait. 2008 yılında, daha şarkıları yayınlamadan önce benim bir fotoğrafıma bakarken alelacele çizip bana İzmir'den yolladı. Şarkıları yayınlamaya karar verdiğimde, çizimi sayfamda kullandım. Böylelikle insanların benim ben olduğumu bilmeden bu şarkılara nasıl tepki verdiğini de görmüş oldum. Aslında bu çizim hem renkleri hem de çizgileriyle beni ve albümü oldukça iyi anlatıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
'Peruk Gibi Hüzünlü' Aysel Gürel'e yazıldı&lt;br /&gt;
Albümde 12 tane şarkı var.&amp;nbsp; 10 tanesinin sözü ve bestesi Mabel Matiz'e ait. 2 tanesininse besteleri müzisyene ait. Şiirlerden biri şair Birhan Keskin'e diğeriyse Yalçın Tosun'a ait. Tosun'un şiiri Aysel Gürel için yazılmış: 'Peruk Gibi Hüzünlü'. Mabel Matiz de şarkıyı Aysel Gürel için bestelemiş ve ona ithaf etmiş. Müzisyen, Gürel için 'Hiç tanışmadık ama bana hep ışık tuttu' diyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kekemeliğimi şarkı söyleyerek aştım&lt;br /&gt;
Mabel Matiz'in şarkıları hep içine kapanık. O, 'Oysa ilişkilerim oldukça iyidir. 'Arafta' şarkısıyla beni uzaktan tanıyıp daha sonra fiilen tanıştığım insanlar 'Aslında şarkıdaki gibi değilmişsin, çok eğlenceliymişsin' diyorlar. İçime dönüklüğüm de çocukluğumdan kalan bir şey olabilir. Çünkü çocukken kekemeydim. Lisede bir tiyatro grubuna girdim ve başrol oynadım. Bu süreçte kekemeliğimi kontrol edebildiğimi fark ettim. Zaman zaman çok kızdığımda, heyecanlandığımda ya da hızlı bir biçimde bir şeyler anlatırken kekeliyorum ama bunu büyük oranda aştım. İçe dönüklüğüm kekemelik zamanlarımdan kalma olabilir. Çünkü çocuklar acımasızdır biraz bilirsiniz. Benimle dalga geçtikleri zamanlar olmuştu. Ama hep şarkı söyledim. Şarkı söylerken kekelemezdim. Belki de şarkı söylemeyi bu yüzden hep çok sevdim. Diğer taraftan şarkı söyleyerek de dışa açılmış oldum. Müzik benim dışa dönmem için çok iyi bir araç oldu.'&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Akşam Gazetesi / 4 Haziran 2011&amp;nbsp; Özge Ç. Denizci &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-7341715804108398158?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/rcnX6maoioy5AjjqssIQAslYqwo/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/rcnX6maoioy5AjjqssIQAslYqwo/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/rcnX6maoioy5AjjqssIQAslYqwo/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/rcnX6maoioy5AjjqssIQAslYqwo/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/-ii4B1EcfHw" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/7341715804108398158/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=7341715804108398158" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/7341715804108398158?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/7341715804108398158?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/-ii4B1EcfHw/siz-hala-mabel-matizle-tansmadnz-m.html" title="Siz hala Mabel Matiz'le tanışmadınız mı yoksa?" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-dS5WNFrWu1g/TfpS-uuZo0I/AAAAAAAACNs/5poAkR_a1Ww/s72-c/IMG_5705+copy.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2011/06/siz-hala-mabel-matizle-tansmadnz-m.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUUGSXs-fyp7ImA9WhZVF0g.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-4159139489529358390</id><published>2011-05-30T05:05:00.000-07:00</published><updated>2011-05-30T05:07:08.557-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-05-30T05:07:08.557-07:00</app:edited><title>Zaga Band: Aile içinde olur böyle şeyler birbirimizin değerini anladık</title><content type="html">&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-TkGJNEVR3pY/TeOHndqAg-I/AAAAAAAACNk/_0WZF7isPOY/s1600/ZAGABAND%2B4.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="169" src="http://3.bp.blogspot.com/-TkGJNEVR3pY/TeOHndqAg-I/AAAAAAAACNk/_0WZF7isPOY/s320/ZAGABAND%2B4.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fotograf: Mustafa Seven &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Okan Bayülgen'in programlarındaki performanslarıyla yakından tanıdığımız Zaga Band, ilk albümleri 'Z Raporu'nu yayınladı. Grup elemanları 10 yıldır birlikte çalıştıkları Bayülgen için 'Zaga Band'in dördüncü kişisi' diyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Okan Bayülgen'in programlarından tanıdığımız Zaga Band, beklenen albümleri 'Z Raporu'nu Bayülgen'in de desteğiyle tamamladı. Balad'tan Funk'a, Hard Rock'tan Soft Rock'a birçok farklı türün bulunduğu albümdeki şarkıların her biri sanki farklı bir grubun elinden çıkmış gibi. Her biri yıllarca birbirinden farklı gruplarda çalan Murat Çopur, Tuncer Tunceli ve Yusuf Tunceli'nin müzikal anlayışlarının ve icralarının bir özeti gibi olan albümün ismi bu sebeple 'Z Raporu', yani yılların özeti. Grup elemanları, müzikal yolculuklarını, televizyonda çalmayı, en çok da yeni albümlerini anlattı. &lt;br /&gt;
- Zaga Band nasıl kuruldu?&lt;br /&gt;
Tuncer Tunceli: Zaga programından çok önce bu proje vardı. Daha önce farklı gruplarda Yusuf'la çalmıştık. 10 yıl önceyse Okan'ın programında Yusuf'la yollarımız kesişti. Biz de Okan'ın bize hediye ettiği 'Zaga Band' ismiyle başladık. Okan'ın da desteğiyle son noktaya ulaştık. 2006'nın yılbaşı gecesi, Murat gruba katıldı.&lt;br /&gt;
Murat Çopur: Aslında albümün süreci o noktada başlamış oldu. Benim program ve grup içerisindeki uyumum bir yıl sürdü ama bir sonraki yıl Alp Turaç eşliğinde kayıtlara başladık. Ondan önceyse Tuncer yaptığı şarkıları bizimle paylaştı. Biz de parçaları çalıştık. Parçaların aranjeleriniyse birlikte yaptık. Bu işler kolay olmadığından, bir süre şarkıların kayıtları beklemek zorunda kaldı.&lt;br /&gt;
- Okan Bayülgen'in albümle ilişkisi nedir?&lt;br /&gt;
Tuncer: Okan, grubun ayrılmaz bir parçası; 4. kişisi. Hemen her ailede de sıkıntılar oluyor ama et tırnaktan ayrılmıyor. Okan'sız zaten bu iş olmazdı. Çünkü Okan bu grubun bir parçası ve sonuçta grubun adı da Zaga Band. 'Bu kadar yıllık adamsınız, bir albüm yapamıyor musunuz da Okan'a ihtiyaç duyuyorsunuz' şeklinde yorumlar var. Ben zaten jingle da yapıyorum, yarışma müziği de... Söz yazan ve beste yapan bir adamım ve biz grup olarak hepsini kaydediyoruz. Ama bu albümde Okan'ın olmaması doğru olmazdı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
BİRBİRİMİZİN DEĞERİNİ ANLADIK&lt;br /&gt;
- İnternette hakkınızda 'Zaga Band için bardağı taşıran son damla Okan'ın 'Nahide Ekengil' (Nihal Yalçın) için bir şirketle albüm anlaşması imzalaması olmuştur' şeklinde haberler dolaşıyor...&lt;br /&gt;
Tuncer: Zaten o yazılanlarda plak şirketinin de adının geçiyor olması büyük bir yanlış. Çünkü bizim o şirketle ilgili bir sıkıntımız olmadı. Evet, Nihal'e böyle bir albüm yapılacaktı. Nihal'in oynadığı Nahide Ekengil karakterinin şarkılarının ikisini de ben yaptım.&lt;br /&gt;
Yusuf: Biz 10 senedir Okan'la çalışıyoruz. Benim ailemden küsüp sekiz sene görüşmediğim insan var. Yani aile içinde de böyle şeyler oluyor. 4 aylık bir dinlenme süreciydi bu, iyi oldu. Biz de albümü tamamlamış olduk, birbirimizi özledik. Üzüldük, birbirimizin değerini anladık. Bu programda çalışmak hayatının büyük bir kısmını oradaki insanlarla geçirmek anlamına geliyor. Bu da albüm sürecinin uzamasına sebep oldu. Çünkü program çok yoğun. Biz de bu sürede albüme tam konsantre olduk ve çıkardık. &lt;br /&gt;
Tuncer: Bir de Nihal'in bu konuda hiç suçu yok. Hatta en son oynadığı reklamın da jingle'ını ben yaptım. Bizim aramızda hiç sorun yok. Biz onunla eğlene eğlene iki şarkı yaptık, Okan'la da öyle bir dönem geçirdik ve sonra insanlar bu iki olayı birbirine bağladı. Nihal'in konuyla uzaktan yakından bir ilgisi yok. Halen onunla çalışıyoruz da, görüşüyoruz da. Bizim hakkımızda sürekli bir yerlerde haberler çıkıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
YERİMİZE GRUP KOYABİLİRDİ&lt;br /&gt;
- Zaga'ya geri dönecek misiniz?&lt;br /&gt;
Tuncer: Bu sene zaten sezon bitti. Önümüzdeki sene bakacağız. Şu anda orada çalan 'Incredible Disco Dancers'dan Aziz Kedi ve Feyyaz Yiğit çok yakın arkadaşlarımız. Onlar her zaman profesyonel müzisyen olmadıklarını da söylüyorlar. Kimsenin onları bizimle karşılaştırmasını hoş görmüyorum ve üzülüyorum. Aziz, Türkiye'nin bence en iyi kalemlerinden biri. Feyyaz, nevi şahsına münhasır biri. Müziği hobi olarak yapıyorken Okan onlara görev verdi ve onlar da çalıyor. Okan bizim yerimize başka bir grup da koyabilirdi ama hatıramıza saygı duyarak başka bir grup kurmak yerine, ekibin içinden bir grup çıkardı. Aziz zaten albümümüze müthiş destek oldu. Şarkı sözlerinin düzeltmelerini bile yaptı.&lt;br /&gt;
- Televizyonda çalmak nasıl bir şey?&lt;br /&gt;
Yusuf: 2002 yılında ilk kez programda çalmaya başladığımızda 'Ne yapacağım?' diye düşünmüştüm. Çünkü ben kulüplerde çalan bir müzisyendim. Kısa bir süre sonra Okan'ın da kalitesiyle bu durum değişti. O, olaya çok hakim ve birçok de şey öğretiyor. Bir zaman sonra her şey çok pratikleşti ve nerede ne yapılması gerektiğini öğrendik. Şimdi nerede ne yapılacağına aynı anda grupla birlikte karar veriyoruz.&lt;br /&gt;
- Siz artık tek bir insana dönüşmüşsünüzdür...&lt;br /&gt;
Tuncer: Bir televizyon şovunda çalmak tiyatroda canlı müzik yapmaya çok benziyor. Emprovize canlı müzik yapıyorsun ve o andaki ruh hali o kadar önemli ki. Çünkü komik sandığın şey aslında dramatik olabilir ve sen bunu yanlış anlayıp yanlış bir şey yaparsan konuk demoralize olabilir ya da Okan zor durumda kalabilir.&lt;br /&gt;
- Canlı çalmak da zor elbette...&lt;br /&gt;
Yusuf: Okan'ın programına çıkacağız. Orada bir şarkıyı playback mi yapsak diyorum. Çünkü albümde sound'u ortaya çıkarmak için çok çalışıyorsun. Ama televizyonda canlı çaldığında şarkı bir anda mahvoluyor.&lt;br /&gt;
Tuncer: Çıkış şarkısını Türk televizyonlarında playback yapanlara ben bir şey diyemem.&lt;br /&gt;
- Albümde kimlerle çalıştınız?&lt;br /&gt;
Murat: Alp Turaç, Berk Kula'yla ilk kayıtlarımızı yaptık ve bu konuda bize destek oldular. Fotoğrafları Mehmet Turgut çekti.Okan'ın bir 'Rock Antolojisi' var ve bizim de orada bir sayfamız var. Okan'dan ayrı kaldığımız süre zarfında bize birçok insan destek oldu. Piyasa kötü olduğu için herkes birbirine destek olmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;
Tuncer: Bizimle çalışan hiç kimse bir kuruş almadı. Biz de onların ihtiyacı olduğunda yanlarında olacağız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eve teyp girmesi yasaktı&lt;br /&gt;
Albümün öne çıkan şarkılarından biri 'Müzisyen'. Şarkı, kardeş olan Tuncer ve Yusuf Tunceli'yi anlatıyor. Aslında kendi işini yapmak, istediği bölümü okumak isteyen herkesi anlatıyor. Aileleri onların müziğe ilgi duyduklarını anladıktan sonra eve kaset ve teyp girmesini yasaklamış. Yusuf Tunceli, yaşadıkları yasağı 'Ben üniversite diplomamı aldım, çerçeveletip çekmeceye koydum. Evde kötü teyplerle müzik dinliyorduk. Babam işteyken onu sakladığım yatağın altından çıkarıyordum, o gelince yine gizliyordum. Bir çift bagetimi de yine şiltenin altında saklıyordum. Anne babalar da çocuklarının motosiklete binmelerini, bir de sanatla uğraşmasını istemezler çünkü ikisi de risklidir. Hepimiz müzisyeniz hepimiz de motorcuyuz' diye anlatıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Okan Bayülgen'in gruba interaktif bir klip önerisi olmuş. Grup, klibin görüntülerini dinleyiciden almış. Eline gitarı, süpürgeyi alıp ya da elinde hiçbir şey olmadan çalıyormuş gibi yaparak görüntüsünü kaydedip gruba gönderen Zaga Band severlerin görüntülerinden bir klip oluşturulmuş ve Disco Kralı'nda yayınlanmış. Klip şarkısı da 'Machine in My Head'. Şimdiden birçok farklı videoya sahip olan şarkının klibinin son haliyse yakın bir zamanda kolajlanıp hazırlanacak. Grup, 2. klibi de 'Eylül Akşamı'na çekmeyi düşünüyor. Çünkü internette en çok dinlenilen şarkıları o.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gitarda Tuncer Tunceli, bas gitarda Murat Çopur ve davulda Yusuf Tunceli'den oluşan Zaga Band'i Facebook ve Twitter üzerinden takip edebilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-4159139489529358390?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/BssOUQWGLLoXPiwh4Oe7uYO3DJ4/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/BssOUQWGLLoXPiwh4Oe7uYO3DJ4/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/BssOUQWGLLoXPiwh4Oe7uYO3DJ4/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/BssOUQWGLLoXPiwh4Oe7uYO3DJ4/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/B-2S3g7oHHk" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/4159139489529358390/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=4159139489529358390" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/4159139489529358390?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/4159139489529358390?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/B-2S3g7oHHk/zaga-band-aile-icinde-olur-boyle-seyler.html" title="Zaga Band: Aile içinde olur böyle şeyler birbirimizin değerini anladık" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-TkGJNEVR3pY/TeOHndqAg-I/AAAAAAAACNk/_0WZF7isPOY/s72-c/ZAGABAND%2B4.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2011/05/zaga-band-aile-icinde-olur-boyle-seyler.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEUMR388fip7ImA9WhZVF0g.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-3795693679074328456</id><published>2011-05-30T04:50:00.001-07:00</published><updated>2011-05-30T04:51:26.176-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-05-30T04:51:26.176-07:00</app:edited><title>‘Bir Aşk Söyleminden Parçalar’ parçalar</title><content type="html">&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;link href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CEKLER%7E1.TUR%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt;
&lt;!--
 /* Style Definitions */
 p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal
	{mso-style-parent:"";
	margin:0cm;
	margin-bottom:.0001pt;
	mso-pagination:widow-orphan;
	font-size:12.0pt;
	font-family:"Times New Roman";
	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";}
h2
	{mso-margin-top-alt:auto;
	margin-right:0cm;
	mso-margin-bottom-alt:auto;
	margin-left:0cm;
	mso-pagination:widow-orphan;
	mso-outline-level:2;
	font-size:18.0pt;
	font-family:"Times New Roman";}
@page Section1
	{size:595.3pt 841.9pt;
	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;
	mso-header-margin:35.4pt;
	mso-footer-margin:35.4pt;
	mso-paper-source:0;}
div.Section1
	{page:Section1;}
--&gt;
&lt;/style&gt;  &lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-cTE8nK_4Bjk/TeODceTmBvI/AAAAAAAACNg/x7iPhDvBYjo/s1600/butterfly.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-cTE8nK_4Bjk/TeODceTmBvI/AAAAAAAACNg/x7iPhDvBYjo/s320/butterfly.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h2&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Saturday, 07 November 2009 at 12:52&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;Giden Erkek (fallus) sanılır. Oysa hep ben gittim şimdiye kadar. Gereksinimler, duruşlar, kopuşlar. Yalana tahammül zordur. Bu yüzden dedim kendi kendime "bu sefer farklı olacak". Oysa ne de aptalca; hep öyle diyoruz her şeyin başlangıcında. Hiç birimiz kendi derimizden ve derdimizden sıyrılmadığımızdan, ‘küçük tekrar an’lar yaşıyoruz. Önceden başkasıyla dinlediğimiz şarkıların tadının değiştiğini düşünüyor yeni manitamıza ithafen çalıyoruz, dinliyoruz. Oysa hissi hep aynı… Çünkü her ikisinde de sadece biz varız. Hepsi biziz. Ne yaşıyor ne görüyor, paylaşıyorsak… Kızgınlığının içinde bile içten içe kendi kızgınlığın vardır. Her zaman! İşte bunu fark ettiğinde döner kızmaktan vazgeçersin. Tabi önce kendinden vazgeçmediysen… &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;İnsan kendinden de çabuk vazgeçmez ya… &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;Giden erkek sanılır. Ve “Bir Aşk Söyleminden Parçalar Kalır”. Giden erkek sanılır. Kadın acizdir bekler durur. “bir erkek cins değiştirdiği için değil, âşık olduğu için dişileşir”. Karşısındakini de o biçim korkutur. Akıllıysa karşısındaki ya da giden sadece gitmesi gerektiği için gidiyorsa, gönül katlanır. Aşk da öyle somut değildir hani. Somutlaştırma eylemi ilişki içinde belirginleşir. Dokunuşu hissedersin ama sadece bu da değildir. Kendine ait dünyanın kapıları açılır önüne… Onun ve öteki sandığın aslında pencereden günışığına karışmış yansıman yani bir yerde senin kendinle olan hesaplaşman. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;Aşk ve ilişkiler! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;İkisi bambaşka… &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;Werther, “aşkın bende açık bıraktığı tek şey enerji’dir” der ve çoğumuzda da bu böyledir. Ta ki aşk seni dizginleyene “hey dur hele bi’ ne iş?” diye sorana kadar. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;Aşk bizi yavaş yavaş kemirir de… &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;Hayaller kemirir, birlikte de kursan hayalleri “erkek” gittiğinde ve dişi kaldığında kemirgen bir yaratık gibi görünür her şey. Ama bu onun sen olduğunu fark etmediğinde olur bütün bunlar. Hayallerini kendin de gerçekleştirebilirsin. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;Hatta kendinleysen aslında hayatta kimseyi beklemek zorunda da değilsindir. Dolayısıyla ıskaladığın hiçbir şeyden başkasını da sorumlu tutamazsın. Beklemene gerek yoktur. Beraberken beklersin ya işte o en büyük yanlışın olur. Ama karşındaki sana “bekle” dediği için de bekliyor değilsindir. Beklemenin hissi hoşuna gidiyordur içten içe. Beklerken en çok da sofra başında geceleri belki baban erken gelir umuduyla bekliyormuş gibi hissedersin ki oysa o âlemlerdedir. Uykun gelir sofrada sonra. O his seni daha da bağlar karşındakine. Bilirsin ve dersin “gelecek biliyorum” gelmediğinde hayal kırıklığı mıdır? Pek de değil. Bekleme hissiyle barışmak gerekir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;Dünyanı onun dünyası yaptığında çözüm olacağını sanırsın. Çünkü zaten sıkılmışsındır. Bu da seninle ilgili bir sorundur. Yapmasaydın. Ama sen istedin. Sonra gidildiğinde başka yönlere, canın yanar, boşluk, uyuma hissi, ya da tamamen uykusuz günler geceler. Çünkü için boşalmıştır ve artık elinde o sevmediğin hayat da yoktur. Çünkü baştan yanılmışsındır. Hayatını itip onu merkeze koymuş, her şeyi onun üzerinden kurgulamışsındır. Kahveyle beslenmek artık sana yetiyordur. Çünkü yediğin yemeğin tadını bile alamazsın. Oysa beraber yaptığınız kahvaltılarda, sucuklu yumurtanın ekmeğe bandırılmış sarımsı rengi ve tuzsuzluğunda bile sen varsındır. Hadi ya bugün de kendin için kendine yap sucuğunu ayrı, yumurtanı ayrı… Aslında hep kendine yaptığın gibi… &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;Farz edelim beklemedin ve gittin; gidişin bile beklemenin ta kendisidir. Kafan onunladır, aslında o sandığın seninle; kendinle. Gittiğin yer neresi olursa olsun beklemenin kendisi seninledir. Buradaki bekleyiş bir nevi beklemeyi kabul edememedir. Oysa âşıksındır ve beklesen de kabul etsen de etmesen de bekleyensindir. Ne muhabbet tatlıdır, ne insanlar. Uzaklara dalarsın ama içine gömülür “ne yapıyor, nerede, neden gelmedi, niye aramadı” diye düşünürken bulursun kendini. Winnicott’un da dediği gibi “sıyrılın artık bu kaygıdan, onu çoktan yitirdiniz”. Her zaman yitirilmese de beklemek yitirilmişlik hissinin yarısıdır. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;Ve işte yitirmişlik hissi… Kendini sokaklara vurursun. Tek tek bütün alanları gözden geçirirsin. Beraber daha önce gittiğiniz yerlere bakarsın, sağdan sola savrulursun. Bunun için ilişkinin bitmiş olması da gerekmez üstelik. Peşindesindir işte… Takipte. Çünkü hayatında ondan başka hiçbir şey olmadığı hissi seninledir. Oysa o hissin kendisi de senden çıkar, döner yine sana girer. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;Sen belki de acılara bağımlısındır. Barhes’in çeyrek sayfada topladığı gibi “çileci…” Çaresizliği seversin. Onu hatta bazen kullanırsın bile: “ geri dön geriii döööön ne olur geriii dön”. Ya da arabesk herhangi bir şarkı olursun. Böğrüne böğrüne saplanır ettiği her güzel söz bile. En sevdiği şeyi gömüp, üzerine bir şişe şarap döktükten sonra ortamdan giden ama mezara beraber giren insana dönüşürsün. Oysa farkında değilsindir ki güneş doğuyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;Aşkın en iyi yaptığı şey yaratma edimini geliştirir. “İşte öteki aşkın altında hiçlenmiştir: bu hiçlemeden kesinlikle bir çıkar sağlarım; herhangi bir incinme tehlikesiyle karşı karşıya kalınca, aşk duygusunun yücelik ve soyutluğunda eritirim onu; yanımda olmadığı için beni kırmayacak olanı arzulayarak rahatlarım” der Cortezia. Onun da dediğini pratikte karşılarsan, biraz daha rahat edersin çünkü karşındakinden çok duygunun kendisi tutar seni ilişkide. Ya da sadece gidersin. O zaman da işte “erkek” olursun. Nihayetinde birilerinin “dişi” kalması gerekmez mi? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;Gizlenmek vardır bir de. Gizlenip kalmak. “Giz” kelimesinin bile kendine has bir çekiciliği olur her zaman. Hissi budur! Benim eril ne kadar hissim varsa hepsini ayağa kaldırır. Aynı zamanda cinselliği mi çağrıştırıyor ne? Ama bu giz başka giz… Karşındakine “giz”. Kendini koruma altına almak istediğinden midir yoksa kendinden korktuğundan mı bilinmez, sevgini saklarsın. Sevgiye dair kuşkuların vardır. Aslında aşıksındır da hem de kusura bakmayın ama köpek gibi. Aslında sakladığın bir şey vardır evet ama sakladığın şeyi saklamak hoşuna gittiğinden saklarsın. Bir de başkalarından gizlenmek vardır. Başkalarından saklanmak. Aslında kendine bile itiraf edemediğinden yanındakinden utandığından belki de ya da sadece, başın beladadır. İkisi aynı yerde ve önüm arkam sağım solum sobe. Gizlenirsen kaybedersin oysa. İkilemlerinin içinde boğulursun. Oysa ikisini de seviyorsundur, aşıksındır. Git ve ikisine de aynı anda “ikinizi de seviyorum” de.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;Sonra mesela ilişkide olduğun insanla değil, az ileride gözüne takılanı istedi. Hukukunu oluşturursun ilişkinle önceden “ben hem öyle hem de böyleyim, sana da aşığım ama bekleme” dersin. Eğer bunu yapmıyorsan başka bir insana dönüşürsün. Samimiyet! Nedense bu “anneeee bitttiiiii!!!” hissi verir bana, gidip çocuğun altını yıkama zamanıdır şimdi. Çünkü açıklıktır aslolan. “Ben bu gece buradan bununla gidiyorum” diyebilmektir karşındakine. Kuytuda saklanmak değildir. Başka gizlenmelere yönelik de “tutku özü nedeniyle saklanamaz bir şeydir” der Descartes. Ama taktiksel olarak giz hep tutar! &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;Karşındakiyle ilişkin ne zaman adam olur bilir misin? Eşitlenince, egolarınızı yıkınca ve birbirinize koşulsuz sarılınca… Bu da hep birlikte mücadele yolundadır. Zorluk gerekir masallardaki gibi; ya da filmlerdeki. Ya da: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;Aşk yücedir, ilişki aşkı öldürür. Üstelik ilişki geğirdiğinde çıkardığın sese bile benzeyebilir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;Bu yazının şarkısı: “aşk eski bir yalaaaan ademle Havva’dan kalaaaaaan”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;Özge Ç. Denizci&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;ozgedenizci@gmail.com&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-3795693679074328456?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/i4nwzB6xsby10ipwHsQuYZmnhMg/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/i4nwzB6xsby10ipwHsQuYZmnhMg/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/i4nwzB6xsby10ipwHsQuYZmnhMg/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/i4nwzB6xsby10ipwHsQuYZmnhMg/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/hTvvIm7xZvw" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/3795693679074328456/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=3795693679074328456" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/3795693679074328456?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/3795693679074328456?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/hTvvIm7xZvw/bir-ask-soyleminden-parcalar-parcalar.html" title="‘Bir Aşk Söyleminden Parçalar’ parçalar" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-cTE8nK_4Bjk/TeODceTmBvI/AAAAAAAACNg/x7iPhDvBYjo/s72-c/butterfly.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2011/05/bir-ask-soyleminden-parcalar-parcalar.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;A0EBRX05fyp7ImA9WhZXEEU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-4440420676361087327</id><published>2011-04-29T08:07:00.000-07:00</published><updated>2011-04-29T08:07:34.327-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-29T08:07:34.327-07:00</app:edited><title>Kardeş Türküler çocukların öykülerini anlattı</title><content type="html">&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;Kardeş Türküler, Arto Tunçboyacıyan'la birlikte bir albüme imza attı.  Albümün adı, 'Çocuk (H)Aklı'. Albümde, farklı kimliklere ve farklı  kültürlere mensup çocukların hikayelerinden korkularına, ortak  olduklarımız ve olamadıklarımız var.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Ww6aqZFZxRQ/TbrUAidnNFI/AAAAAAAACNU/uDLhFueDYak/s1600/on+kapak.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="179" src="http://3.bp.blogspot.com/-Ww6aqZFZxRQ/TbrUAidnNFI/AAAAAAAACNU/uDLhFueDYak/s200/on+kapak.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;Kardeş Türküler'i dinlemek, 15 yılı aşkın süre zarfında, sadece  onların müziğine değil, Türkiye mozaiğini oluşturan kimliklere de hakim  olmak anlamına geliyor. Çünkü onlar bütün bu zaman içinde yaşadığımız  coğrafyanın ezgilerini dinleyicilerine ulaştırdı. Bu albümle Kardeş  Türküler, kendi tarihinde bir ilki gerçekleştiriyor ve albümlerinde  anonim halk şarkılarından çok, bestecisi belli şarkılara ağırlık  veriyor. Bunu da Arto Tunçboyacıyan'la birlikte yapıyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;Çocuklar,  bizim soramadığımız soruları sorar ve bazen o sorular, 'Çocuk aklı'  dememizin ötesine geçer. Üstelik bu soruların cevabını vermediğimiz  sürece çocuklar &amp;nbsp;ısrarla sormaya devam eder. Bu albümde de Kardeş  Türküler, sıkılmadan sormaya ve sordurmaya teşvik ediyor. Bu yüzden de  albümün adı 'Çocuk (H)Aklı'. Büyüklerin düşüncelerine akıl sır  erdirememeye, gerçeği rüyalardaki gibi yorumlamaya, hayallere gem  vurmamaya kararlı bir albüm bu. Üstelik Kardeş Türküler bunu sadece  sözlerle değil, kullandıkları müzikal kalıplarla da ortaya &amp;nbsp;koyuyor.  Bildiğimiz, aşina olduğumuz dillerin yanı sıra, 'Artoca' gibi  müzisyenlerin kendilerine &amp;nbsp;özgü çocuksu dilleri de albümde yerini almış.  Hatta Eskimolara özgü şarkı söyleme teknikleri bile var.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;b&gt;ZAMANINDA BİR ALBÜM&lt;br /&gt;
&lt;/b&gt;Arto  Tunçboyacıyan ile Hrant Dink'in ölümünün 40'ıncı gününde bir araya  gelen Kardeş Türküler, ilk kez aynı sahneyi 2009'da paylaşmıştı. Onlar  tanışmadan önce bile birbirlerinin müziklerinden haberdarlardı. Kardeş  Türküler'in bu işi severek yapıyor olması Tunçboyacıyan'ın onlarla  birlikte müzik yapmasını tetikleyen önemli unsurlardan olmuş. Grup ve  Arto Tunçboyacıyan'ın bir araya gelişi ve albümün oluşumu, &amp;nbsp;ağabeyi Onno  Tunç'un da bir defasında kardeşine dediği gibi 'zorlamadan, zamanında  olmuş' bir çalışma.&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;Feryal Öney'in, Vedat Yıldırım'ın ve Fehmiye  Çelik'in aşina olduğumuz karakteristik seslerine Arto Tunçboyacıyan'ın  kendine özgü üslubu ve sesi de eklenince albüm alışıldık Kardeş Türküler  albümlerinden çok daha renkli olmuş. Besteleri yapan, sözleri yazan  hatta derleyen &amp;nbsp;ve icra eden müzisyenlerin çocukluklarına dair pek çok  unsur da bu albümde kulaklarımıza çalınıp içimize işliyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;b&gt;HER ŞARKININ HİKAYESİ AYRI&lt;br /&gt;
&lt;/b&gt;Albüm,  en çok 'çocuk nedir'i sorguluyor. Sniper'la başından vurulan, tanka  karşı taş atan, Hrant Dink'i vuran, dağa çıkıp su getirmeye çalışırken  vurulan ve sokaklarda dilenen çocukları... Sokaklarda dayak yemiş, midye  dolma ve çakmak satmaya çalışmış Derdo'nun da, babası Kürt, annesi  Çingene olan ve büyükannesi tarafından büyütülen, bütün arkadaşları  taşındıktan sonra Sulukule'de boynu bükük kalan Nazar'ın da hikayesi bu  albümde. Arto Tunçboyacıyan'ın söz ve müziğini gerçek bir hikayeden yola  çıkarak yazdığı 'Haydo'ya ağıt ise, Ermeni bir çocuğun hikayesini konu  alıyor. Ayrıca albümde bir de Çeçence şarkı bulunuyor. O şarkıyı ilk  duyduğunda repertuarına almaya karar veren Kardeş Türküler, şarkının  sözlerinin deşifresi ve çevirisi konusunda, Fenerbahçe Çeçen Mülteci  Kampı'nda yaşayan bir gençten yardım almış.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;b&gt;'Öcü' şarkısının hikayesi&lt;br /&gt;
&lt;/b&gt;Arto  Tunçboyacıyan, projeyi yaptıkları günlerden birinde sabah saat 4  sularında televizyonu açmış. Duyduğu ilk kelimeyse daha önce o güne  kadar hiç işitmediği 'ucube' olmuş. Birisinin 'öcü' demeye çalıştığını  düşünmüş. Sonradan 'ucube' sözünü ve anlamını öğrenmiş. Türkçe lugatına  yeni bir kelimeyi daha ekleyen Arto, böylece 'Öcü' isimli bu şarkıyı  yapmış.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;b&gt;15 yılın öyküsü kitap oldu&lt;br /&gt;
&lt;/b&gt;Kardeş  Türküler'in 'Kardeş Türküler 15 Yılın Öyküsü' isimli bir de kitabı var.  Aslında bir ansiklopedi kadar büyük ve bilgi dolu olduğu için ona kitap  demek haksızlık bile olabilir. '15 Yılın Öyküsü'nde Kardeş Türküler  grubunun üyelerinin deneyimlerinden müzisyenler ve müzik  eleştirmenleriyle yapılmış röportajlara kadar yerli yabancı pek çok  makale ve röportajı okumak mümkün. Üstelik bazıları iki dilli. Örneğin,  Türkiye'de Gürcü müziği denilince akla gelen isimlerden İberya Özkan  Melaşvili ve Kanan Yaşar'la yapılan röportajı hem Gürcüce, hem Türkçe,  Laz müziği denilince akla gelen ilk isim Birol Topaloğlu'yla yapılan  röportajı hem Lazca hem de Türkçe okumak mümkün. Martin Stokes'ten Orhan  Kahyaoğlu'na birçok müzik adamının yazısı da yine kitapta mevcut. Kitap  Kardeş Türküler'in 15 yıllık hikayesini anlatırken aynı zamanda  90'lardan günümüze taşınan tartışmalara da ışık tutuyor. Meraklılarının  kitaplıklarında mutlaka bulundurması gereken bir kaynak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;b&gt;Albümün misafirleri&lt;br /&gt;
&lt;/b&gt;Kardeş  Türküler, oldukça kalabalık bir kadroya sahip. Bu albümde de diğer  albümlerinde yaptıkları gibi alanının eniyileriyle çalışmayı ihmal  etmemişler. Tebrizli müzisyen Aslan Hazreti kamançesiyle (Azeri  kemençesi), Koçani Orkestar brass'larıyla (bakır üflemeli), Ermeni  müzisyen Ara Dinkjian uduyla albüme renk vermiş. Onlarca başka müzisyen  de yine albümün konukları arasında. Albüme sesleriyle katkı sağlayan  minik müzisyenler de var.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: large;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-4440420676361087327?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/wlojN8xAIY1koJCHHhLFBmkysC8/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/wlojN8xAIY1koJCHHhLFBmkysC8/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/wlojN8xAIY1koJCHHhLFBmkysC8/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/wlojN8xAIY1koJCHHhLFBmkysC8/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/uRr_9udm0gA" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/4440420676361087327/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=4440420676361087327" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/4440420676361087327?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/4440420676361087327?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/uRr_9udm0gA/kardes-turkuler-cocuklarn-oykulerini.html" title="Kardeş Türküler çocukların öykülerini anlattı" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-Ww6aqZFZxRQ/TbrUAidnNFI/AAAAAAAACNU/uDLhFueDYak/s72-c/on+kapak.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2011/04/kardes-turkuler-cocuklarn-oykulerini.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CkECRnc-fyp7ImA9WhZQFU0.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-6183578431944601874</id><published>2011-04-22T12:29:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T12:31:07.957-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-22T12:31:07.957-07:00</app:edited><title>Hip hop da değişti Cartel de</title><content type="html">&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-LN2B-ixV8nQ/TbHWooOTsmI/AAAAAAAACNQ/FpqmN_4Np58/s1600/cartel3.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/-LN2B-ixV8nQ/TbHWooOTsmI/AAAAAAAACNQ/FpqmN_4Np58/s200/cartel3.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;fotoğraf: Alper Ceylan&lt;/td&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="news_spot"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="news_spot"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="news_spot"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="news_spot"&gt;Almanya'dan gelen 'çocuklar' artık büyüdü,  eşofmanlarını çıkarıp, takım elbiselere büründü. Alper Ağa, Erci E.,  Ichi Baba, M. Ali ve Ole Peter'lı tanıdık ama yeni Cartel 'Bugünkü Neşen  Cartel'den' albümüyle tekrar aramızda.&lt;/div&gt;&lt;div class="news_spot"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="news_spot"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="news_spot"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="news_spot"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="news_spot"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="news_spot"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="news_spot"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="news_spot"&gt;&lt;br /&gt;
16 yıl önce onlarla ilk tanıştığımızda Cartel, üç farklı gruptan  oluşuyordu: Karakan, Erci E. Cinayi Şebeke... Şimdi onlar tek isimle  Cartel olarak yeniden dönüş yaptılar. Geçen bunca zamandan sonra  birlikte yaptıkları ilk albümleri 'Bugünkü Neşen Cartel'den', Grgdn  Müzik etiketiyle yayınlandı. Hem giyimleri hem de müzikleri değişen,  zamana ayak uyduran tanıdık ama yepyeni Cartel bir kez daha  gündemimizde. &lt;/div&gt;&lt;b&gt;- Aradan çok uzun bir zaman geçti. Bütün bu zamanda neler yaptınız?&lt;br /&gt;
Alper Ağa: &lt;/b&gt;Cartel'in  albümünün çıktığı 95 yılı bizim için yoğun bir dönemdi. 95-96  konserlerle geçti ve 97 yılına kadar böyle devam etti. Sonra Erci E. ve  Karakan solo albümler çıkardı. 97'den itibaren menajerimizle isim  hakkımızla ilgili olarak sorunlar yaşadık. Mahkemeye başvurduk; 2001  yılına kadar sürdü. İsim haklarının geri dönmesiyle birlikte biz de  çalışmalarımıza devam etmeye başladık. Altyapı toplanması, söz yazma,  fikir yürütme bunlar da birkaç sene sürdü. Çünkü Cartel'in en büyük  sorunlarından biri hepimizin ayrı şehirlerde hatta ülkelerde olmamız.  Dolayısıyla bu da bizi yavaşlattı. Türkiye'de yeni bir şirket arayışı  içindeydik, Manga sayesinde Grgdn'la tanıştık ve anlaştık, onlarla  birlikte 1 yıldır da bu albümü hazırlıyoruz. &lt;br /&gt;
&lt;b&gt;- 16 yıl sonra neden albüm yapma gereksinimi duydunuz?&lt;br /&gt;
Erci E.: &lt;/b&gt;Müzik  yapmayı seviyoruz en başta. Bu proje bitmiştir hayatına bak diye  ayrılmadık biz hiçbir zaman. Bize hep 'Ne güzeldi Cartel. Neden 2.  albümü yapmadınız?' diyenler oluyordu. Bir araya geldiğimizde de bunun  zorlama bir iş olmayacağını gördük. Albümün şu anki haline bakınca da  bunun doğru bir karar olduğunu görüyoruz. Şimdiki durum farklı; Cartel  de değişti, zaman da...&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Alper Ağa: &lt;/b&gt;95'te biz birdenbire durduk ve bitmemiş bir işi tamamlamamız gerekiyordu. Elbette bu son albüm de olmayacak.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;ESKİ RUHUMUZ KAYBOLMADI&lt;br /&gt;
- Bomba gibi döndünüz ve patlamaya hazır mısınız?&lt;br /&gt;
Erci E.:&lt;/b&gt;  Bu albümü hazırlamak uzun zaman aldı. Eski Cartel atmosferinden hiçbir  şey kaybolmadığını gördük. Böylelikle de bu albümü hazırlamaya başladık.  Zaman içinde herkesin karakteri oturuyor, zevki daha belli oluyor. Bu  albümde dinlediğimiz şeyler olsun istedik. Yeni fikirler çıkıyor. Bu  fikirleri özgür bıraktık. Eski Cartel'in kopyası olmasın istedik. Bugün  dinleyici olarak ne dinlemek istiyorsak onu yaptık. Bu sebeple evet,  bomba gibi bir dönüş.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;- Sizin dinlediğiniz şeyler nelerdir ve albümde bu anlamda neler var?&lt;br /&gt;
Erci E.: &lt;/b&gt;Hip  hop çerçevesi içinde bir albüm olsun diye diretmedik. Elbette hip  hoptan geldiğimiz belli ve bu içimizde var. Bunu da atmak istemiyoruz.  Ama bugünkü yeni etkilerle birlikte daha müzikal bir albüm oldu. Eskiden  rap ya da hip hop kuru bir ritim, sample üstüne sözdü. Bu hip hopun  genel anlamında da bir değişiklik ve bizim zevkimizde de o değişiklik  oldu. Kendimizi sınırlamadık. &lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Alper Ağa:&lt;/b&gt; Dünyadaki hip hop değişti zaten. ABD ve Avrupa'da da bu müzik değişti. &lt;br /&gt;
&lt;b&gt;- Cartel bugün nereden bildiriyor?&lt;br /&gt;
Alper Ağa:&lt;/b&gt;  Cartel 95'te çıktığında biz Almanya'dan gelen gurbetçi çocuklardık.  Almanya'yı tanıyor Türkiye'yi tanımıyorduk. Cartel nasıl ki bir şeyleri  değiştirdiyse, biz de Türkiye'den ve başka şeylerden etkilendik. Burada  daha fazla zaman geçirdik. Yeni albümde Almanya'nın sokaklarından değil  Beyoğlu'nun barlarından da bildiriyor olabiliriz.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;b&gt;- Rap aslında 'zenci' müziği. Sizin Almanya'da 'zenci' hissettiğiniz zamanlar oldu mu?&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
Erci&amp;nbsp; E.: &lt;/b&gt;Dışlanmış bir azınlık durumuysa bu, evet. Hip hopu bu yüzden belki de çabuk özümsedik. Kendi yorumumuzu yaptık.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Alper Ağa: &lt;/b&gt;Ama  bu da geride kaldı. 70'lerin, 80'lerin hatta 90'ların fenomeniydi.  Çünkü o zaman Almanya'da yaşayan azınlıklar kendilerini azınlık gibi  hissediyordu. Çünkü izole haldeydiniz ve kendi kültürünüzle iletişiminiz  yoktu. Ne Türk televizyonu ne de gazetesi orada yoktu. Sürgündeymiş  gibi bir hayat yaşanıyordu ki bu da sadece Türkler için değil bütün  azınlıklar için böyleydi. Dünya global bir köy olduktan sonra bunların  hepsi değişti. Alman toplumu da değişti. Orada artık multi-kültürel bir  durum var.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Almanya'da çok daha iyi anlaşıldık&lt;br /&gt;
- O dönem ilk çıkış yaptığınızda bir kısmımız sizi yanlış anladı. Sizin için nasıl bir süreçti o? &lt;br /&gt;
Alper Ağa: &lt;/b&gt;Bazı  gazeteler ve yayın organları bize 'milliyetçi' damgasını vurdu. Ama  Almanya'da böyle olmadı. Orada biz daha iyi anlaşıldık. Şu anda halen  Türkiye'de bizim için milliyetçi diyen birilerinin olduğunu düşünüyorum.  &lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Erci&amp;nbsp; E.: &lt;/b&gt;Çoğumuz Almanya'da doğup büyüdüğümüz  için Türkiye bizim için anavatan ve büyük bir sıcaklık demekti. 1995  yılında albümü yaparken Türkiye'de çıkacağını bile düşünmüyorduk.  Hesapta yoktu böyle bir şey. Bizim gibi düşünen gençler için underground  hip hop bir albüm olacaktı. Klibin, böyle düşünülmesinde büyük bir payı  var. Komik olan o klibi de Alman bir şirket çekti. Amblemimiz de bir  Alman tarafından yapıldı. Türkçe sözlü rap'e uygun olanın Türkiye  sembolleri olduğu düşünüldü o dönemde. Albüm burada çıkınca farklı  düşülmesine sebep oldu. Yurtdışında Türk olmak başka bir şey oysa. O  dönemki albüm ırkçı saldırılara karşı bir isyandı. O albümde de 12  parçadan sadece 4'ü isyan ve politik temalı. Milliyetçi olsak aramıza  neden Alman ve Kübalı alalım ki?&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Eşofmanları artık evde giyiyoruz&lt;br /&gt;
- Eskiden eşofman vardı şimdi takım elbise...&lt;br /&gt;
Alper Ağa: &lt;/b&gt;Biz  artık o eşofmanları evde giyiyoruz. Dışarı çıkarken işe gider gibi  giyiniyoruz. Şaka bir yana artık eşofmanın kendimize yakışmayacağını  düşünüyoruz. Bu, yaşını kabul etmekle ilgili bir şey insan kendini nasıl  rahat hissediyorsa öyle giyinmeli. &lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Erci E.: &lt;/b&gt;'Cartel  albümü yapacağız hadi üstümüzdekileri çıkarıp eşofman giyelim'  diyemezdik. İş kıyafeti gibi olurdu. Normal hayatımızda nasıl geziyorsak  öyle giyinelim dedik. Tabii ki her gün böyle gezmiyoruz ama şimdiki  yaşantımıza biraz daha yakın kıyafetler içindeyiz.&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Ichi Baba Trabzon'u seviyor&lt;br /&gt;
&lt;/b&gt;Cartel,  önümüzdeki süreçte turneye çıkıp konser verecek. Turnede uğrayacakları  yerlerden biri de Trabzon. Çünkü Ichi Baba Trabzon'a aşık. Hamsiye ise  bayılıyor. 'Türkiye'de yaşayacak olsam orada yaşarım' diyor; 'İstanbul  New York gibi. Ama orası çok farklı... Bir de Sezen Aksu'yla düet yapmak  isterim' diye ekliyor. Grubun Alman üyesi Ole Peter ise Barış Manço'nun  müziğini, müzikteki oryantal öğeleri ve Mevlevi müziğini seviyor.  Mercimek başta olmak üzere Türk yemeklerinin hepsini çok lezzetli  buluyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-6183578431944601874?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/q2bGkg6tWniERF5T3RAqDvfWlu4/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/q2bGkg6tWniERF5T3RAqDvfWlu4/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/q2bGkg6tWniERF5T3RAqDvfWlu4/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/q2bGkg6tWniERF5T3RAqDvfWlu4/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/xEZK3t1fCZ8" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="related" href="http://www.aksam.com.tr/hip-hop-da-degisti-cartel-de--24216h.html" title="Hip hop da değişti Cartel de" /><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/6183578431944601874/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=6183578431944601874" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/6183578431944601874?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/6183578431944601874?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/xEZK3t1fCZ8/hip-hop-da-degisti-cartel-de.html" title="Hip hop da değişti Cartel de" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-LN2B-ixV8nQ/TbHWooOTsmI/AAAAAAAACNQ/FpqmN_4Np58/s72-c/cartel3.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2011/04/hip-hop-da-degisti-cartel-de.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkQFRX4-eip7ImA9WhZQFEQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-6493230319295333463</id><published>2011-04-22T11:51:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T11:51:54.052-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-22T11:51:54.052-07:00</app:edited><title>'Asi çocuklar' albümde buluştu</title><content type="html">&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;br /&gt;
‘Gitarın Asi Çocukları’ Ütopya Müzik Yapım tarafından tek albümde toplandı ve geçtiğimiz günlerde müzik mağazalarındaki yerini aldı. Albümü, prodüktörü Ayhan Orhuntaş’la konuştuk ve ‘asi gitaristler’inden bazılarına sorduk. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
‘Gitarın Asi Çocukları’ isimli ilk albüm Türkiye’de 90’lı yıllarda çıkmıştı. O zaman, çıkan albümde dönemin asi duruşlu müzisyenlerinin şarkıları derlenmiş ve albümde toplanmıştı. İçinde, Cem Karaca, Kazım Koyuncu, Yaşar Kurt, Vedat Sakman, Yırtık Uçurtma, Nejat Yavaşoğulları, Jehat, Cahit Berkay, Taner Öngür, Serdar Öztop, Tarkan Mumkale, Armağan Sönmez ve H.Cihat Örter isimleri yer alıyordu. Bugün çıkan albümde de bir önceki albümden tanıdık isimler var. Ama bu seferki kadro daha da geniş. Türkiye’de müzisyenler tek başlarına hareket etmek konusunda oldukça başarılar. Tam da bu yüzden böyle bir albümün çıkmış olması oldukça sevindirici. Üstelik kayıtlar kulağımıza oldukları gibi yani hiçbir işlemden geçmeksizin ilk kayıt edildikleri haliyle ulaşıyor. Ütopya Müzik tarafından basılan ‘Gitarın Asi Çocukları’ albümünün elebaşı aslında Akın Ok. Onun düzenlediği ‘Gitarın Asi Çocukları’ konserlerine katılan müzisyenler onun çağrısıyla bir albümde buluştular. Albümün prodüktörü Ayhan Orhuntaş ve projeye dahil olmuş müzisyenlerin hepsi bu işin geç kalınmış bir başlangıç ve önemli bir arşiv çalışması olduğu konusunda hem fikir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Proje nasıl ortaya çıktı?&lt;br /&gt;
Ben uzun zamandır Beyoğlu’nda ‘Gitarın Asi Çocukları’nın etkinlik afişlerini görüyor ve “Kim bu gitarcılar?” diye merak ediyordum. Sonra gittim ve konserleri izledim. Hatta ben de konuk oldum. Prodüktör Akın Ok’un projesi olan bu albüm üzerine çalışma gerekliliği duydum. Gitarda imza olmuş ya da imza olmaya aday isimlerin bir arada olduğu bir albümü ortaya çıkarmak istedik ve bunu yaptık. Herkes çok severek katıldı projeye. Hareket noktamız, Türkiye’de çok sayıda iyi gitaristin olmasıydı. Biz bu gitaristleri, ‘gitar çalan müzisyenler’ olarak lanse etmek ve yurtdışında da tanıtmak istedik. Albüm kapağında birkaç dil kullanmamızın sebebi. “Türkiye’de kimse görmese de biz varız” demek ve dünyaya da bunu duyurmak istedik.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ekip nasıl bir araya geldi, hepsinden teker teker parçalar mı istendi?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu albüme girememiş, Aptülika’nın da çiziminde olmayan isimler var. Gitar deyince Türkiye’de belli başlı isimler akla geliyor. Hatta buradaki herkesten izin aldık ama bazı isimler plak şirketiyle yaşadığı zorluklar gibi teknik sorunlardan dolayı albüme girmedi. Hepsine teker teker ulaştık ve bize parçalarını vermelerini istedik.&lt;br /&gt;
Yeniden kayıt yapıldı mı?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hayır, yeniden kayıt yapılmadı. Çünkü çoğu kayıt evde, müzisyenlerin kendileri tarafından yapılmıştı ve onları bozmak istemedik. Hatta o kayıtlara mastering bile yapmadık ki kendi yaklaşımlarını duyabilelim. Hatta albümde ses seviyeleri arasında bu sebeple oluşmuş farklılıklar var. Müzisyenlerin, öyle duyduklarını ve bu yüzden de öyle mikslendiklerini düşündüm, buna da saygı duydum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Albümde gitarın en asi çocuğu kim?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu albümde çok güzel albümler yapmış gitaristler var. Kişisel olarak soruyorsanız eğer, ayırmam mümkün değil. Murat Net içlerinde en asi isim. Hepsi asi! Hatta asi olmasına rağmen daha önce plak şirketleriyle imzaladıkları anlaşmalar yüzünden albüme alamadığımız isimler var. &lt;br /&gt;
Albümde çok köklü gitaristler var…&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evet. Mesela Taner Öngür. Kendisini Türkiye gitar tarihiyle birlikte anmak lazım. O anlamda köklü hakikatten. Taner Abi Türkiye’ye elektrik gitarı anlattığında kimse onun ne olduğunu anlamıyormuş. Büyük bir ihtimalle Nejat Abi de öyle… Burada birinci amacımız gitar ikincisi müzisyenlerin o gitarı hayata bakışında ve sahneye uzatışında dünya görüşü olarak vermeleri. Biz “Asi” dedik. Karşı duran, muhalif, yeni bir şey yaratmaya hazır, gitarı metafor olarak kullanan insanların bu albümde olması bizim için önemliydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
KEMANCI’YA GİDİP GİTARİST DİNLERDİK &lt;br /&gt;
Albüm’de Kemancı Bar’dan bahsediliyor…&lt;br /&gt;
Kemancı bir dönem bu projeye destek olmuş ve ev sahipli yapmış bir mekan. Bu yüzden ilk gitarcıların bir araya geldiği gece Kemancı’da düzenlenmiş. Daha sonra davulcular gecesi de yapıldı. Belki önümüzdeki sürçte bas gitaristlere de bir gece yapılacak. Hatta bunun albümünü de düşünüyoruz. Bu süreç Kemancı’nın da içinde olduğu bir süreç. Ben de İstanbul’a ilk geldiğimde bir gitarist olarak kimlerin çaldığını görmek için kemancıya gidiyordum. Bir anlamda Türkiye’de o dönemde nabız Kemancı’da atıyordu. Sonradan diğer barlara sıçradı bu ateş. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Albümün kapağında, Shaft ve Mojo’nun da İsimleri geçiyor…&lt;br /&gt;
Mojo ve Shaft böyle müzisyenleri destekliyor. Biz de bu desteklerinden dolayı logolarını koyduk. &lt;br /&gt;
İkinci bir ‘Gitarın Asi Çocukları’ albümü çıkacak mı?&lt;br /&gt;
Bunu kafamda sınıflandıramadım. Yani birçok gitaristin daha bu albümde olması gerekiyordu. Bunu aslında 6–7 CD’lik bir koleksiyon halinde yapmak gerekiyor diye düşünüyorum. Bu çalışmaya girdiğimizde çok fazla gitaristin olduğunu gördük. Ve yüzlercesi de çıkacak. Biz de Ütopya Müzik olarak hepsini desteklemek istiyorum. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu albümde sorunlar yaşadınız mı? &lt;br /&gt;
Türkiye’de müzik endüstrisinin birçok sorunu var. En net gördüğümüz de birçok müzisyen arkadaşımızın sektör içinde sıkıntılı ilişkilere girmiş olduğu. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türkiye’de albüm yapmak kartvizit çıkarmaya dönmüşken, böyle bir albümün getirisi ne olacak?&lt;br /&gt;
Albümün ticari getirisi yok. Ama hayata böyle bakıyor olsaydık çoktan hayatımızı başka bir iş sektöründe başlamış olmamız gerekiyordu. Ben müzisyenlik yaparak para kazanıyor ama oradan kazandığım parayı da buraya aktarıyorum. Bunu da kendime görev biliyorum. Benim için batmak ya da çıkmak önemli değil. Türk Rock tarihine böyle bir şey katmış olmak benim için en büyük getiri.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-w7CwRYv7vwo/TbHJQVVy00I/AAAAAAAACNM/4tOxbw65QZM/s1600/gitarasicocuklarigrafik.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/-w7CwRYv7vwo/TbHJQVVy00I/AAAAAAAACNM/4tOxbw65QZM/s200/gitarasicocuklarigrafik.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-w7CwRYv7vwo/TbHJQVVy00I/AAAAAAAACNM/4tOxbw65QZM/s1600/gitarasicocuklarigrafik.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;I&lt;br /&gt;
Gitarın Asi Çocukları’nın albüm kapağında Aptülika’nın çizimleri kullanılmış. Ayhan Orhuntaş Aptülika’yı da gitarın asi çocuklarından biri olarak görüyor. “Albümde olmayan isimler kapakta var. Onlar da Aptülika’nın asi gitaristleri. Hiçbir biçimde çizgisine dokunmak istemedik. Kapakta resmi olmayıp albümde olan isimler de var. Kapak bir yanıltmaca olmamalı. Özetle, üstadın çizimini değiştirmek istemedik”.&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Emekçileri bir araya topladı / Ergin Altınel &lt;br /&gt;
Projeye Akın Ok ve Ayhan Orhuntaş’ın çağrısıyla katıldım. Daha önce konserlere katılıyordum. ‘Gitarın Asi Çocukları’ bu işe baş koymuş sanatçıları unutmamak için önemli bir iş. Geri dönüşü zor olan sektörün için de bunu yapmak da… Projenin desteklenmesi gerekiyordu, ben de destek verdim. Emekçileri bir araya toplayan bir proje olduğu için destekledim. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Albümde adım geçtiği için çok memnunum / Yaşar Kurt &lt;br /&gt;
Akın Ok’un davetiyle katıldım. Gayet iyi bir proje. Albümde bir şarkımın bulunmasından ve ‘Gitar’ın Asi Çocukları’ başlığı altında adımın geçmesinden çok memnunum. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Akın OK Dostumdur / Murat Net&lt;br /&gt;
Akın Ok’u çok severim. Dostum ve benimle çok ilgilenmiştir. Hatırımı sormuştur ve destek vermiştir. Sağ olsun albüme layık gördüğü bir şarkımı seve seve verdim. ‘Selamiçeşme Blues’ adlı parçamın adı yanlış yazılmış olsa da kapakta resmim olmasa da albüm çok güzel.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Orhan Atasoy ve Kerim Çaplı da var / Taner Öngür&lt;br /&gt;
Akın Ok çok insan tanıyor ve bunları bir şekilde bir araya getirmek konusunda da çok başarılı. Albüm de ilginç olmuş. İçinde çok çok iyi müzisyenler var. Orhan Atasoy ve Kerim Çaplı da var; Taner de Nejat da… Rock piyasasında bayağı çita yükselmiş ve bunu görebiliyoruz. Albüm kapağındaki yazılar dışında albüm oldukça da başarılı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kayıt kalitesi de insanlar da çeşitli / Nejat Yavaşoğulları&lt;br /&gt;
Albüme Akın Ok’un aramasıyla dahil oldum. “Harran Ovası’nı istiyorum verir misin?” dedi ben de verdim. Bu akşamüstü arabada Burhan ve Gökhan Şeşen’le birlikte dinledik. Kayıt kalitesi de insanlar da çeşitli. Bunların bir arada olması çok güzel. Bu periyoda uygun önemli bir çalışma. Güzel ama bazı isimlerle anılan parçaları kimin çaldığını bilmiyoruz. Enstrüman çalanların listesi eksik kalmış. Bunu dışında güzel bir çalışma.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zengin bir albüm / Cem Köksal &lt;br /&gt;
Sevgili Akın Ok bu projeyi gündeme getirdiğinde severek şarkımı dahil ettim. Ülkemizde bu tarz projelerin çoğalmasını dilerim ve kendisini çabalarından dolayı tebrik ederim. Albüm birçok değerli müzisyenden şarkılarla büyük bir zenginliğe sahip. Böyle bir projede yer almak sevindirici. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ticari değil protest / Melih Güzel&lt;br /&gt;
‘Gitarın Asi Çocukları’ uzun zamandır var. Kemancı’da Mojo gibi yerlerde çaldık. Bu albüm tamamen müzik sanatının ticari olmayan protest kanadını temsil ediyor. Albümde daha çok rock tarzına yakın müzisyenler olsa da benim gibi akademisyenler de var. Ayrıca albüm piyasaya karşı bir duruş. Akın güzel bir birleştirici oldu. Tamamen mevcut müzik endüstrisinin içinde olan müzisyenler birleşti. Albüm üstelik tamamen siyasi de değil. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-6493230319295333463?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/gNiAexT_kTMykrjWvhMbjQ11hgw/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/gNiAexT_kTMykrjWvhMbjQ11hgw/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/gNiAexT_kTMykrjWvhMbjQ11hgw/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/gNiAexT_kTMykrjWvhMbjQ11hgw/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/6BhakbMZcfY" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="related" href="http://www.aksam.com.tr/asi-cocuklar-albumde-bulustu--29266h.html" title="'Asi çocuklar' albümde buluştu" /><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/6493230319295333463/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=6493230319295333463" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/6493230319295333463?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/6493230319295333463?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/6BhakbMZcfY/asi-cocuklar-albumde-bulustu.html" title="'Asi çocuklar' albümde buluştu" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-w7CwRYv7vwo/TbHJQVVy00I/AAAAAAAACNM/4tOxbw65QZM/s72-c/gitarasicocuklarigrafik.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2011/04/asi-cocuklar-albumde-bulustu.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DE8ARnYyeip7ImA9WhZQFEQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-2215956777347676495</id><published>2011-04-22T11:27:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T11:27:27.892-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-22T11:27:27.892-07:00</app:edited><title>İnsanların gözlerine bakarak içini görmek lazım</title><content type="html">&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-qZaANjzlz9c/TbHIAEsDdWI/AAAAAAAACNI/RH7yFkvU0Bg/s1600/vedatsakman2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="132" src="http://4.bp.blogspot.com/-qZaANjzlz9c/TbHIAEsDdWI/AAAAAAAACNI/RH7yFkvU0Bg/s200/vedatsakman2.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Fotoğraf: Alper Ceylan&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Vedat Sakman’ın yeni albümü ‘Yaşamın Gözlerin Kadar Güzel Olsun’ isimli albümü geçtiğimiz günlerde raflardaki yerini aldı. Vedat Sakman’la albümü, kayıt edildiği yerde, Sakman Club’te konuştuk.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Vedat Sakman’ın son albümü, adını dünyanın en güzel temennilerinden birinden almış: ‘Yaşamın Gözlerin Kadar Güzel Olsun’. Albümün ismi kadar içindeki parçalar da dikkat çekici. Hemen hemen hepsi birbirinden farklı türlerdeymişçesine duyulan albümdeki şarkıların hiçbiri bir diğerini yadsımıyor. Vedat Sakman tınılarına, melodilerine, şarkılarına ve tavrına alışık olanlar için albüm vazgeçilmez. Vedat Sakman’la Sakman Club’te buluşup müziği, aşkı, hayatı, dostlukları, albümde en çok geçen gözleri ve Vedat Sakman’ı konuştuk. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şarkılarınız hep dillerde ama bu şarkıların nasıl ortaya çıktığını bilmiyoruz. Bir ilham kaynağı var mı?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlham perileri hiçbir zaman gökten kanatlanıp uçup gelmiyor. Bu ancak masallarda oluyor. Ama duygusal penceremizin, gözlerimizin açık olması gerekiyor. Albümde de en çok gözlerden bahsediyoruz. İnsanın içini yalnızca gözlerinden görebiliyoruz. Aynı zamanda duygusal kapının açık olması gerekiyor ve bir o kadar da mantığın oturtulması... Üç dakikalık şarkıda belki bir romanı bile anlatabilirsiniz. Şarkı da böyle bir şeydir zaten. Çok sade ve öz ama içi dolu. İnsana çok kolay ulaşılabilecek bir tınıyı ve sözü bulmak için de uzun çalışmalar yapmak gerekiyor. Biz albümü bir buçuk senede yaptık mesela. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sözler ve şarkılar birisi ya da birileri için mi yoksa hayata dair mi yazılıyor?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu birileri için tabii ki ama ‘benim birilerim’ değil. Tamamen yaşadıklarımı yazmıyorum, yaşadıklarımla yazıyorum ama başkalarının yaşadıklarını da gözlemlemek gerekiyor. İnsanların gözlerine bakarak içini görmek lazım. Karşıdan gördüğünüz bir olayı, ikili ilişkilerden ve insani boyutlarından yola çıkarak değerlendirmeli. Gözlemlediğimiz insanların yaşadıkları duyguları resmetmeye çalıştık. Sanatın temel kurallarından biri söylediklerinizin samimi olmasıdır. Biz de bunu yaptık. Bir filmi ya da oyunu izlerken eğer oyuncu rol kesiyorsa, sanatsal değerinden kaybediyor demektir. Biz abartılı sesler de kullanmadık. Mesela arabaya binersiniz arabayı kullanırken hız sizi rahatsız etmez ama yanınızdaki insan bundan rahatsız olabilir. Eğer şarkı rahatsız ediyorsa, siz o şarkıyı yapamamışsınız demektir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ÇOK ZENGİN BİR ALBÜM&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müziklerinizde çok sık rastladığımız bir durum var: geniş bir müzik skalası. Bu albümde de blues’dan arabeske uzanan bir yelpaze var. Büyük bir zenginlik. Bu zenginlik normalde rahatsızlık verebilir ama siz yapınca öyle olmuyor…&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hatta varoş ve Orient de diyebilirsiniz. Evet, zenginlik de diyebilirsiniz. Çünkü demin bahsettiğim gibi frene basmayı biliyoruz. Arabesk bir yaşam şekli ama bir duyguyu bu türle anlatabiliyorsunuz ancak. Ki bu müziğin oluşmasının en temelinde yatan sebep de budur. O müziğin içinde ‘macun’ vardır, birçok farklı ‘gırtlak’ vardır… ‘Sözleri macunlu söylemeyince daha güzel oluyor’ mesajını da vermek istedik. Evet, bu ülkede varoşlar ve oralarda yaşanan duygular var. 8 kişi bir odada yatıyor ve onların da müziği, sesi var. “Baharda yeniden açabilmek için ölmek lazım belki” diyenler var. Bunu derken ‘macun’ yaparsak durum vahim olur. Arkasından da blues kalıplarına sahip bir şarkıyı çalınca “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” denir. Albümde şarkılar arka arkaya duruyor ve birbirlerinden rahatsız olmuyor. Onlar rahatsız olmuyorsa, kimse rahatsız olmuyor demektir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Albümün kayıtlarından biraz bahsedebilir misiniz?&lt;br /&gt;
Albüm kayıtlarını Sakman Club’te yaptık. Burası aynı zamanda bir stüdyo. Burada bütün enstrümanların kanal kaydını alabiliyoruz. Bu albümdeki kayıtlar, yüzlerce gece çaldıklarımız içinden en beğendiklerimizi biraz miksleyerek ve rötuşlayarak yaptığımız şarkıların toplamından oluşuyor. Bir şarkıyı 10 ya da 20 sefer çalmışızdır, onları dinleyerek hangisinin daha doğru mesajı verdiğini ve yüreği titrettiğini bularak onu alıp buraya koyarak bu albümü yaptık. Yani albüm aslında bir ‘unplugged’. Biz burada grup çalışması yapıyoruz. Ben parçayı çalarken grubum bunun daha ne kadar güzel olabileceğini biliyor, hissediyor ve ona göre çalıyor. Her seferinde parçalar farklılaşıyor. Yani hiçbir zaman aynı olmuyor. Mesela davulcu hissettiği bir yere atak koyabiliyor. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ercan Saatçi, hem yapımcı, hem de fotoğrafçı…&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Klibi de o çekti. Hakikaten albüme inandı ve meseleyle halen uğraşıyor. Bir de İnci Rezaki tabii ki. Herkes işin bir tarafından tutuyor. Ben hariç (gülüyor). Ben albümü bitirdim, kenara çekildim. Şimdi sadece gelen soruları cevaplıyorum. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir süredir albüm yapmıyordunuz. İki albüm arasında neler oldu?&lt;br /&gt;
‘Atları da Vururlar’ müzikalini yaptım. Dizi ve film müzikleriyle uğraştım. Bunlar benim için profesyonel işler. Burada her hafta performanslarımız oldu. Cuma ve cumartesi günleri çalmaya da devam ediyoruz. Çok birikmiş şarkı oldu ve bunları da bir albümde toplamak istedik. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Albümde Mehmet Teoman’ın sözleri var. Onunla yeniden mi çalışmaya başladınız?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mehmet Teoman’la bizim çalışmalarımız hep sürer. Birlikte yaptığımız çalışmalardan 4 tanesini de albüme koydum. Bu şarkıları sahnede de söylüyordum. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başka isimler de var albümde…&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Atilla Birkiye, Tomris Sakman ve Fredorico Garcia Lorca’dan sözler var.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Baba kız bu albümün içindesiniz. Tomris Sakman’ın sözlerini yazdığı ‘Anlıyor Olmak Sizi’ adlı şarkı da var. Bu size nasıl hissettiriyor?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu şarkının sözlerini kızım şiir olarak yıllar önce benim için yazmış. Onu da bana çerçeveletip doğum günümde hediye etti. Halen de onu saklarım. Bir gün gitarı alarak bunu besteledim. “Anlıyor olmak ne güzel sizi, üzülmek kelimelerinize…” diye. Albümde en çok beğenilen şarkı olarak görünüyor. Bu Tomris için de sürpriz oldu. Hiç beklemiyordu. Onun yeteneğinin olduğunu düşünüyorum. O elbette böyle söylemiyor ve söylememesi de normal. Sözleri kendisine ait olan şarkı içinse “Müzik güzel baba ama sözler hiç olmamış” demişti. Önümüzdeki zamanlarda da elime geçirdiğim şiirlerini bestelemeyi sürdüreceğim. Kızım olduğu için değil. Ama cidden heyecan verici işleri var.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Duygu Asena’nın da sözleri var…&lt;br /&gt;
Evet, Duygu ‘Kahramanlar Hep Erkek’&amp;nbsp; isimli bir tiyatro oyunu yazmıştı ve ben de müziklerini yaptım. Oradaki şarkılarından biri de bu ‘Bebeğim’ şarkısıydı. Böylelikle Duygu’yu da anmış olduk. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
KADINLARA BU SÖZÜ SÖYLEMENİZ LAZIM&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
‘Yaşamın Gözlerin Kadar Güzel Olsun’ inanılmaz bir söz…&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böyle bir temenniye ihtiyacımız varmış demek ki… Ama biz bu ismi koyup koymamak konusunda kararsız kaldık. Çok mu uzun olacak diye tereddüde düştük. Ama uzun değilmiş. İnsanların birbirine bunu söylemeye cidden ihtiyacı varmış demek ki. Bu albümü alıp sevgilisine götürüp hiçbir şey söylemeden vermesi bile çok anlam ifade edebilir. Ben olsam böyle yapardım. Belki bu albüm dile getirilemeyen aşklara da mesaj olabilir. Ben olsam böyle bir şey almak isterdim. Siz istemez misiniz? Birkaç sene önce Zuhal’le (Olcay) bir programdaydık. Bu şarkıyı orkestrayla çaldım. Zuhal sonra tümü erkeklerden oluşan orkestraya dönüp “Bu sözü unutmayın. Kadınlara bu sözü söylemeniz lazım. Bütün yollar açılır” dedi.&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zuhal Olcay’la bir şeyler yapıyor musunuz, ya da yapacak mısınız?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şu anda o Bülent’le (Ortaçgil) çalışıyor. Ama belki ileride bir şeyler yapabiliriz. Leman Sam’la bir albüme başladık. Henüz karakalem çalışmasını yapıyoruz. O da güzel şeyler seçmiş. Çünkü müzikal olgunluk döneminde. Çok güzel bir albüm olacağını düşünüyorum. Tam bir Leman Sam albümü ve dillere düşecek şarkılar olacak bu albümde. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Siz bu gibi ikili projeler yapıyorsunuz ve bunu seviyorsunuz. Oysa özellikle müzikte ikili işlerde kimyanın tutması çok önemli değil mi? &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı dili konuştuğumuz insanlar olunca doku tutuyor ve doğru bir şeyler ortaya çıkıyor. Ama evet, bu evlilik gibi bir şey… Diğer türlüsü yapılan işe mutlaka yansır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başka projeler var mı?&lt;br /&gt;
Ömer Hayyam müzikalini hazırlıyorum şu anda. Sahnede de o parçaların birçoğunu çalıyoruz. Bu oyun devlet tiyatrolarında da oynanacak. Ayrıca klasik rock temelli bir sountrack’i de olacak. Daha sonra aynı anlayışla, Mevlana, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve Karacaoğlan’dan oluşan bir beşleme yapmayı düşünüyoruz. Bunlar büyük projeler. Gitarı elime alıp Mevlana’ya “Ne söylerim” diye düşünüyorum. Onların uhrevi yönleri değil de, insani yönlerini anlatmak istiyoruz. Şimdi bunların belge ve bilgilerini toplama aşamasındayız. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hafta sonları başka olur Sakman Club’te&lt;br /&gt;
Sakman Club’teki her konserin çok keyifli geçtiğini söylüyor Sakman ve ekliyor, “Bizim bir de mutfağımız var: Sakman Mutfak. Orada lezzetli yemekler, burada da iyi bir müzik dinletebilmek amacıyla yola çıktık ve yedinci seneye geldik. Burası insanların gerçekten mutlu oldukları bir yer. Sahnede çalanlar da çok mutlu oluyor. Özetle burada insani ve duygusal bir alışveriş oluyor. Mutluluk verici bir yer. Ben de hafta sonları çalıyorum burada ve o zamanı da iple çekiyorum. Hafta sonu gelip bizimle yaşamanız lazım. Her cuma, cumartesinin şekli birbirinden farklı. Çünkü insanlar değişik. Sahneyi de bu şekillendiriyor. Buraya gelip onu yaşamak bu yüzden önemli. Biz sahnede mutluyuz”. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-2215956777347676495?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uGXPV2CUvMbzntKGkjMBUfIOHAk/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uGXPV2CUvMbzntKGkjMBUfIOHAk/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uGXPV2CUvMbzntKGkjMBUfIOHAk/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/uGXPV2CUvMbzntKGkjMBUfIOHAk/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/7invYu-9vME" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/2215956777347676495/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=2215956777347676495" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/2215956777347676495?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/2215956777347676495?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/7invYu-9vME/insanlarn-gozlerine-bakarak-icini.html" title="İnsanların gözlerine bakarak içini görmek lazım" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-qZaANjzlz9c/TbHIAEsDdWI/AAAAAAAACNI/RH7yFkvU0Bg/s72-c/vedatsakman2.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2011/04/insanlarn-gozlerine-bakarak-icini.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;D0UHQ3oyeip7ImA9WhZQFEQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-4046004812898330545</id><published>2011-04-22T11:00:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T11:00:32.492-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-22T11:00:32.492-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="barış bölükbaşı" /><title>Dinleyin, 'Keyfiniz Güzel Olsun'</title><content type="html">&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-zztPdfdfb6U/TbHB5VxxVGI/AAAAAAAACNE/E2VCITLxiwI/s1600/muzik.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="178" src="http://4.bp.blogspot.com/-zztPdfdfb6U/TbHB5VxxVGI/AAAAAAAACNE/E2VCITLxiwI/s200/muzik.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;Hayatını müzikle iç içe sürdüren gitarist Barış Bölükbaşı, 'Keyfimiz Güzel Olsun' adlı solo albümüyle ilk kez dinleyicisinin karşısında. &lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;br /&gt;
Barış Bölükbaşı müziğe ortaokul yıllarında org çalarak başlamış, ilk kez Beatles'ın 'Revolver' albümünden etkilenmiş ve gitar çalmaya karar vermiş. Gitarı ilk eline aldığı andan itibarense beste yapmaya başlamış. Lise yıllarında 'Bekarlar' isimli bir grup kurmuş, 10 yıl kadar birlikte müzik yapmışlar. Daha sonra grup, çoğumuzun bir dönem yakından takip ettiği, bildiği ve iki albüme imza atan 'Kim Bunlar' olarak adını değiştirmiş.&lt;br /&gt;
Bölükbaşı, halen birlikte çalıştığı Kıraç'la 2001 yılında Marmara Üniversitesi Müzik Bölümü'nde okurken tanışıyor. 'Yaptığı televizyon programlarında, yurtiçi-yurtdışı konserlerinde hep onunla birlikte çalıştım. Bu sayede pek çok farklı müzisyenle tanışma ve birlikte çalma imkanı buldum. 2003 yılından itibaren İsmail Soyberk, Mert Topel, Bülent Ay ve Ümit Onartan'la birlikte kurduğumuz Fenomen isimli grubumuzla caz yapmaya başladık ve 2006 yılında da bir albüm yayınladık'. Barış'ın birlikte çalıştığı bir diğer grup ise 'Acayip Şeyler' albümüyle tanıdığımız Luxus.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Barış, 20 yılı aşkın süredir birikimi olan ve deneyimlerini katarak oluşturduğu parçalarını toparladığı albümünün prodüktörlüğünü de kendi üstlenmiş. 'Bekarlar' grubu zamanından tanıştığı MFÖ'nün Fuat'ı Fuat Güner'den müziğe dair çok şey öğrendiğini söylüyor. Aynı zamanda 'Alternatif Gitar Etüdleri' isimli bir kitabı da bulunan Barış Bölükbaşı'nın 'Keyfimiz Güzel Olsun' albümünde 8 Türkçe, 2 İngilizce toplam 10 şarkı bulunuyor. Barış'ın ilk klibi İngilizce şarkılardan biri olan 'In Pictures'a çekildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sanatçı, albümde İngilizce şarkı olmasının sebebiniyse 'Henüz başka bir dil bilmiyorum ama öğrenirsem diğer albümlerimde başka dillerden de şarkılar koyarım' sözleriyle açıklıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-4046004812898330545?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/vm6BlO0rLjYFGaX9Dd3RGIoococ/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/vm6BlO0rLjYFGaX9Dd3RGIoococ/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/vm6BlO0rLjYFGaX9Dd3RGIoococ/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/vm6BlO0rLjYFGaX9Dd3RGIoococ/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/QFu4qkg95FA" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="related" href="http://aksam.medyator.com/2010/09/05/haber/cumartesi/947/dinleyin___keyfiniz_guzel_olsun_.html" title="Dinleyin, 'Keyfiniz Güzel Olsun'" /><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/4046004812898330545/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=4046004812898330545" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/4046004812898330545?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/4046004812898330545?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/QFu4qkg95FA/dinleyin-keyfiniz-guzel-olsun.html" title="Dinleyin, 'Keyfiniz Güzel Olsun'" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://4.bp.blogspot.com/-zztPdfdfb6U/TbHB5VxxVGI/AAAAAAAACNE/E2VCITLxiwI/s72-c/muzik.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2011/04/dinleyin-keyfiniz-guzel-olsun.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CkICR3wycSp7ImA9WhZQFEQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-990251803248115837</id><published>2011-04-22T09:42:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:42:46.299-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-22T09:42:46.299-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="chick corea" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="gary burton" /><title>Dahi Piyanist Chick Corea, İstanbul’u çok seviyor</title><content type="html">&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/--1tP43FShxQ/TbGvzjfbOvI/AAAAAAAACNA/9P1IYV_-DLs/s1600/burton_corea_.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://2.bp.blogspot.com/--1tP43FShxQ/TbGvzjfbOvI/AAAAAAAACNA/9P1IYV_-DLs/s200/burton_corea_.JPG" width="175" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Piyanonun Efendisi, Chick Corea bu hafta dünyanın en önemli vibarafon sanatçısı Gary Burton’la birlikte CRR’de sahneye çıkacak. Corea’ya Burton’la olan müzikal ilişkisini, yeni müziklerle ilişkisini ve çok sık gelip konserler verdiği İstanbul’u sorduk. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Chick Corea, uzaktan da olsa cazla ilgilenenlerin mutlaka bildiği bir isim. 1941 doğumlu piyanist ve besteci Corea, birçok müzisyenin önünde saygıyla eğildiği başta 16 adet Grammy olmak üzere birçok ödüle sahip, dillerden düşmeyen caz standartlarının yaratıcısı bir müzisyen. Corea, özetle cazın üstadı, piyanonun duayeni. Daha önce de Türkiye’de defalarca konser veren sanatçıyı İstanbullular Perşembe günü bir kez daha izleme fırsatı yakalayacak. Üstelik dünyanın en ünlü vibrafon sanatçısı Gary Burton’la birlikte. Chick Corea ve Gary Burton ikilisi, 1972 yılında ‘Crsytal Silence’ adlı bir albüm yapmış ve büyük yankı uyandırmıştı. Derken, ‘Duet’ ve ‘Like Minds’ albümleri ikilinin birlikte yaptığı ve caz dünyasının en önemli albümleri oldu. 2007 yılında ‘Crsytal Silence’ albümünün 35 yılı vesilesiyle bir araya gelip konserler vermiş ve albümün ‘ hali olan ‘New Crystal Silence’ı çıkarmıştı. Bu albümle ikili, 2008 yılında Grammy almış ödüllerine bir yenisini daha eklemişlerdi. 31 Mart Perşembe akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda izlenebilecek konser öncesinde Chick Corea’ya sorularımızı yönelttik. Söz konusu Chick Corea ve müziği olunca insanın kalemi titremiyor da değil. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
16 tane grammy ödülüne sahip olmak nasıl bir şey?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sadece Grammy ile ilgili konuşmak hata olur. Bu duygularım tüm ödüller için geçerli. Aldığınız her ödül diğer albümler için cesaretlendirici, destekleyici ve kesinlikle umut verici. Tıpkı konser sonrası aldığınız alkışların bir diğer konserinizi heyecanla beklemenize sebep olduğu gibi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çok isimle, pek çok farklı konser verdiniz. Müzik sizin için değişti mi? &lt;br /&gt;
Her kimle sahneye çıkarsanız çıkın, -müzikte çok daha az tecrübeye sahip biri- mutlaka müziğinize bir şeyler katıyorsunuz. Bir şekilde sahne aldığınız kişinin enerji alanına giriyorsunuz. Bir konser sonrası konserin başındaki benle sonundaki ben kesinlikle aynı kişi olmuyor. Değişim kaçınılmaz. Bu kadar bir zaman içinde bile değişim varsa yıllar yıllar içinde aynı kalabilmek, bir şeye aynı bakabilmek, aynı çalabilmek mümkün mü? Öncelikle takıntılarınız ortadan kalkıyor, yani sınırlarınız daha da genişliyor, keskin çizgiler ve kurallar daha yumuşak hale geliyor. Ama bugüne kadar değişmeyen kurallarınız varsa, kaldıysa işte o sınırlar daha da keskin hale geliyor. Bunlar tarzınızın ana hatları, onlar değişmemeli. Yoksa kim nereye derse oraya gidersiniz ki bu o kişi adına acı olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Peki, müzik eskiden nasıldı şimdi nasıl?&lt;br /&gt;
Müzik eskiden sanki daha değerliydi, özeldi. Çünkü müziği dinlemek için çaba sarf ederdiniz. Şimdi ise her an yanınızda, belki bu açıdan bakıldığında kolay ve ucuz olması iyi. Ancak çok kolay tüketiliyor. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gary Burton’la birlikte çalacaksınız. 1972 yılından itibaren de defalarca birlikte çaldınız. Birlikte çaldıkça zaman içinde mutlaka bir şeyler değişiyordur. Bu değişim size nasıl yansıyor?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Öncelikle sürekli bir arada değiliz, Gary’nin kendine özel çalışmaları var, aynı zamanda bir eğitmen… Bir araya geldiğimiz zamanlarda farklı kişilerle farklı alanlarla ilgili yoğun müzikal paylaşımlarımız oluyor. Bu paylaşımlardan ister istemez etkileniyor ve değişiyorsunuz. Bir zaman sonra farklı bir Corea ve farklı bir Burton olarak tekrar bir araya geldiğimizde yaşadığımız değişiklikleri paylaşıyoruz. Bunu mutlaka denemeliyiz dediğimiz şeyler oluyor. Bu süreç oldukça keyifli! &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Birlikte çalmak isteyip de her hangi bir sebeple çalamadığınız kimse oldu mu? Anlatır mısınız?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kesinlikle Bud Powell. Daha uzun yaşasaydı… Belki birlikte çalamadım ama onun için çok şey yaptım. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türkiye’de takip ettiğiniz müzisyenler var mı?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yılda ortalama 150 konser veriyorum. Buna yolu da eklerseniz, diğer çalışmalara, kayıtlara,&amp;nbsp; ve kendime en fazla 3 ay ayırabiliyorum. Bu da pek çok şeyi engelliyor. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
TÜRK DİNLEYİCİSİNİN KARŞISINDA HEYECANLANIYORUM&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha önce defalarca İstanbul’da bulundunuz. Sizin için İstanbul’da olmak nasıl bir şey? &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evet, İstanbul’u mesken edindim denebilir. Buraya geldiğimde çoğu zaman otel yerine arkadaşlarımın evinde kalmayı tercih ediyorum. Her uçaktan indiğimde şunu söylüyorum “Bu şehrin çok farklı bir büyüsü var”. Kesinlikle bu doğru! Ve İstanbul bu büyüsünü hiçbir zaman kaybetmiyor. Doğu ile batının bir araya geldiği en önemli ve en güzel şehir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstanbullu seyirciyi nasıl buluyorsunuz?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kesinlikle derin bir müzik algısına sahipsiniz. Bu sadece eğitimle olacak bir şey değil, genlerinizde var sanırım. Ülkenizde konser vermek, Türk dinleyicisinin karşısında sahne almak beni her zaman heyecanlandırıyor. Konser sonrasında da her zaman mutlu ayrılıyorum. Bu şehri ve insanlarını seviyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-990251803248115837?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/WhRFN3RgxtOgWif_Wysp-ONiYe8/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/WhRFN3RgxtOgWif_Wysp-ONiYe8/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/WhRFN3RgxtOgWif_Wysp-ONiYe8/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/WhRFN3RgxtOgWif_Wysp-ONiYe8/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/We7AkcQwisw" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="related" href="http://www.aksam.com.tr/dahi-piyanist-chick-corea-istanbulu-cok-seviyor--29057h.html" title="Dahi Piyanist Chick Corea, İstanbul’u çok seviyor" /><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/990251803248115837/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=990251803248115837" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/990251803248115837?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/990251803248115837?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/We7AkcQwisw/dahi-piyanist-chick-corea-istanbulu-cok.html" title="Dahi Piyanist Chick Corea, İstanbul’u çok seviyor" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/--1tP43FShxQ/TbGvzjfbOvI/AAAAAAAACNA/9P1IYV_-DLs/s72-c/burton_corea_.JPG" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2011/04/dahi-piyanist-chick-corea-istanbulu-cok.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CkUCR38zeip7ImA9WhZQFEQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-3777587814396788016</id><published>2011-04-22T09:36:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T09:37:46.182-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-22T09:37:46.182-07:00</app:edited><title>Bu Quartet dünya birincisi!</title><content type="html">&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-jNRXxL7WeKk/TbGuhsru42I/AAAAAAAACM8/OUatiFXbi-I/s1600/buquaric.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;1. kemanda Eser Kıvrak, 2. kemanda Olgu Kızılay, viyolada Efdal Altun ve viyolonselde Çağ Erçağ... Ve karşınızda sadece Türkiye'nin değil, dünyanın bir numaralı Quartet'i.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-jNRXxL7WeKk/TbGuhsru42I/AAAAAAAACM8/OUatiFXbi-I/s1600/buquaric.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-jNRXxL7WeKk/TbGuhsru42I/AAAAAAAACM8/OUatiFXbi-I/s1600/buquaric.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Borusan Quartet, Türkiye'de klasik Avrupa müziği icra edip de haberi en fazla yapılan gruptur herhalde. Gürer Aykal'ın çocuğu gibi olan Borusan Quartet, Türkiye'yi dünyanın dört bir yanında temsil ediyor. Kostümlerinden aldıkları ödüllere onlar hep gündemde. Borusan Quartet elemanlarını bir arada yakalamak zor olduğundan, grubun viyolacısı Efdal Altun'la konuştuk.&lt;br /&gt;
- Quartet'in müzik danışmanlığını klasik Avrupa müziği, oda müziği ve yaylı sazlar dörtlüleri içinde efsane olarak bilinen Alben Berg Quartet üyelerinden, Gerhard Schulz yapıyor. Birlikte çalışma süreci nasıl gelişti?&lt;br /&gt;
Alben Berg Quartet artık bir arada değil ama Gerard Schulz, Esen Kıvrak vasıtasıyla grubun danışmanlığı yapmaya başladı. Schulz ile daha çok Beethoven, Mozart ve Schubert gibi bestecilerin yapıtlarını çalışıyoruz. Schulz'un sunduğu repertuar üzerinde uzmanlaşmak üzereyiz. &lt;br /&gt;
- Başka kimlerle çalıştınız?&lt;br /&gt;
İcracılıkta, öğrenme süreci hiç bitmiyor ve üstelik sürekli kendini ilerletmek zorunlu. Maxim Vengerov, Jashua Epstein ve Juilliard Quartet gibi kişi ve grupların çalışmalarına katılabildiğimiz için şanlıyız. &lt;br /&gt;
- Türkiye'de Quartet olmak zor mu?&lt;br /&gt;
Daha önce kurulan oda müziği gruplarının çoğu imkansızlıklar yüzünden dağıldı. Gürer Aykal bize bol bol tembih etti ve hala da ediyor; 'sakın kavga etmeyin ve kimsenin sözüne bakmayın, sadece yolunuza bakın...' &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
TÜRK BESTECİLERLE GELEN BAŞARI&lt;br /&gt;
- New England Oda Müziği Vakfı'nın düzenlediği yarışmada birinci oldunuz. Yarışmadan ve sonraki süreçten bahseder misiniz?&lt;br /&gt;
Geçtiğimiz Mayıs ayında New York, Carnegie Hall'da finali gerçekleştirilen ve 88 topluluğun katıldığı 2010 ICMEC Uluslararası Oda Müziği Topluluğu Yarışması'nda birinci olup altın madalya aldık. Bu yarışmadan önce hiçbirimiz daha önce bireysel olarak bile yarışmaya katılmamıştık. Yarışmaya katılmamızdaki motivasyonlarımızdan biri Amerika'ya gitmek istememizdi! Yarışmanın yaş sınırının olmaması da cabası oldu. Ön elemeyi Ulvi Cemal Erkin'in, finaliyse, Fazıl Say'ın bir bestesiyle geçtik. Amerika'da, oda müziğinin kilometre taşı eserleri çalan, yine kilometre taşı gruplara karşı Türk bestecileriyle birincilik kazandık.&lt;br /&gt;
- Yurtdışı konserlerinizde ne gibi deneyimler yaşıyorsunuz?&lt;br /&gt;
Bu konserler sayesinde ünlü isimlerle bir araya gelebilme olanağı buluyoruz. Ünlü keman virtüözü Maxim Vengerov artık sahneye çıkmayacağından birlikte çalamayacağız belki ama dünyaca ünlü çellist Yo-Yo Ma'yla aynı sahneyi paylaşma ihtimalimiz var.&lt;br /&gt;
- Bir albüm çalışması mı var?&lt;br /&gt;
İlk albüm çalışması olarak geçen Şubat ayında Borusan Müzik Evi'nde bir kayıt yaptık. Gürer Aykal'ın oğlu Can Aykal kayıt masasının, Gürer Aykal da Quartet'in başındaydı. A. Adnan Saygun'un ve U. Cemal Erkin'in yapıtlarının yanı sıra, Gürer Aykal'ın Saygun'un öğrencisiyken yazdığı 'Gürer Aykal Quartet' isimli yapıtını da çaldık ve albüme koyduk. Bu albüm yakında piyasada olacak.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ENSTRÜMANLAR BÜYÜLÜ GİBİ!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
- Kullandığınız enstrümanlar da en az Quartet'in kendisi kadar konuşulmaya değer. Biraz&amp;nbsp; enstrümanlardan bahsedebilir misiniz?&lt;br /&gt;
Quartet'te 1590 yapımı A&amp;amp;H Amati 'Baron Knoop' keman, 1662 yapımı Nicolo Amati keman, 1742 yapımı Testore viyola ve 1740 yapımı Petrus Guarneri viyolonsel var. Oda müziğinde entonasyon yani enstrümanların birbiriyle uyumu son derece önemli. Enstrümanın kalitesi bir kenara dursun, eğer tınıları birbirine uyum göstermezse o müziğin dinlenilmesi zor olabilir. Bu çalgıların en büyük özelliği aynı dönemde ve aynı ekolde yapılmış olmaları. Dünyanın en ünlü keman yapımcısı Stradivarius'un ustası, Amati... Testore ve Guarneri de aynı ekolden geliyor. Hepsi İtalyan ve sesleri de birbirinin aynı. Sanki biri onlara büyü yapmış da onlar aynı sese sahip olmuş gibi. Hepsi de salon enstrümanları. Yani salonda çalındıklarında orijinal tınılarını veriyorlar. Eğer bu sazları dinleyecekseniz dibine girmememizi tavsiye ediyoruz. Çünkü en güzel tınıyı salonda ama uzaktan veriyorlar. Bir çalgının cilası bile onun tınısına etki ediyor. &lt;br /&gt;
- Nasıl kiralandılar?&lt;br /&gt;
Borusan Quartet'in 2. kemancısı Olgu Kızılay'ın önerisiyle enstrümanların kiralanması düşünüldü, ardından İsviçre'de enstrüman kiralayan Maggini Vakfı'yla iletişime geçildi. Elbette her önüne gelen müzisyen gidip bu enstrümanları kiralayamıyor. Özgeçmişiniz ve enstrümanı nasıl çaldığınız son derece önemli. Bunlar önce araştırılıyor. Vakfın başkanı İstanbul'a gelip Müzik Festivali'nde bizi dinledi, sonra önümüze son derece değerli bu enstrümanları koydu. Vakıfla, Borusan Kültür Sanat'ın işbirliği sonucunda da enstrümanlar kiralandı.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
- 18. yüzyıl yapımı, Testore'yle çalmak nasıl bir his?&lt;br /&gt;
Enstrümanınızı iyi bir seviyede çalıyor olmanız gerekiyor. Elinizdeki enstrümanın kalitesi, icranızı çok değiştiriyor. Bazı enstrümanların teknik zorlukları var. Böyle bir enstrümanla performans gerçekleştirdikten sonra da başka bir enstrümanla çalmak, çok kolay olmayacak. Herhalde bu enstrümanların kiralama süresi bittikten sonra başka enstrüman kiralama yoluna da gidilecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-3777587814396788016?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/_GysqkPPUMXMrzQ3uBJfj-vNBOA/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/_GysqkPPUMXMrzQ3uBJfj-vNBOA/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/_GysqkPPUMXMrzQ3uBJfj-vNBOA/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/_GysqkPPUMXMrzQ3uBJfj-vNBOA/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/KSk5VI5AZnk" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="related" href="http://aksam.medyator.com/2010/11/26/haber/pazar/1078/bu_quartet_dunya_birincisi_.html" title="Bu Quartet dünya birincisi!" /><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/3777587814396788016/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=3777587814396788016" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/3777587814396788016?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/3777587814396788016?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/KSk5VI5AZnk/bu-quartet-dunya-birincisi.html" title="Bu Quartet dünya birincisi!" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-jNRXxL7WeKk/TbGuhsru42I/AAAAAAAACM8/OUatiFXbi-I/s72-c/buquaric.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2011/04/bu-quartet-dunya-birincisi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DUIFQHY8eyp7ImA9WhZQFEU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-3535194266106325271</id><published>2011-04-22T08:51:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T08:51:51.873-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-22T08:51:51.873-07:00</app:edited><title>Kalipso Kralı'nın oğlu artık Salsa Kralı</title><content type="html">&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;table cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="float: left; margin-right: 1em; text-align: left;"&gt;&lt;tbody&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-AxwnS-Htmm4/TbGgGmZqbwI/AAAAAAAACM4/lJc2UJing6k/s1600/metin%252Cemirersoy.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/-AxwnS-Htmm4/TbGgGmZqbwI/AAAAAAAACM4/lJc2UJing6k/s200/metin%252Cemirersoy.jpg" width="132" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;Fotoğraf: Alper Ceylan&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;
&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kalipso Kralı Metin Ersoy, yılların eskitemediği bir müzisyen. Oğlu da onun yolunda hızlı adımlarla ilerliyor ama tek farkla. Emir Ersoy, kalabalık orkestrası Projecto Cubano'yla ve pop müziğin önde gelen isimleriyle birlikte yaptığı '10 Şarkı 10 Şarkıcı' isimli albümüyle adından daha da sık söz ettirecek gibi görünüyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Metin Ersoy 60'lı yıllardan beridir Kalipsoyla iç içe. Yedek subaylığını yaptığı Kore'de bu müzikle tanışan ve Türkiye'de kalipsoyla ilgili çalışmalar yapmayı kafasına koyan Ersoy, zorlu yollardan geçtikten sonra bunu başarmış bir müzisyen.&amp;nbsp; 'Gemi'de şarkısını 7'den 70'e hepimizin ezbere biliyor olması da bu başarının en büyük göstergesi olsa gerek. 'Kalipso Kralı' lakabıyla daha çok bilinen ve şarkıları dillerden düşmeyen Metin Ersoy'un oğlu da kendi gibi müzisyen. Küçük yaşlardan beri müzikle iç içe olan Emir Ersoy ise gönlünü Latin müziğine kaptırmış. 1997 yılından itibaren birçok farklı müzisyenle birlikte çalışan ve müzik hayatı boyunca başarıdan başarıya koşan Emir Ersoy da babasının yolunda. Yakında onun için de 'Latin müzik kralı' denirse şaşırmamak gerekir. Çünkü o, bu işi Türkiye'de hakkıyla yapan sayılı müzisyenlerden. Her iki müzisyenin de başarılarını, müziklerini ve anılarını konuştuk.&lt;br /&gt;
- Nasıl Kalipso Kralı oldunuz?&lt;br /&gt;
Metin Ersoy: Bu ismi bana İlham Gencer abim taktı. 60'lı yıllarda onunla radyo programları yaptım, beraber çalıştık. Lakap takıldı mı gidiyor.&lt;br /&gt;
- İlham Gencer dışında, Şevket Uğurluer, Erol Pekcanlar'la da birlikte çalıştınız.&lt;br /&gt;
M.E.: Tabii! İlhan Feyman orkestrası... Onlar çaldılar bana. Ben İsmet Siral'la İskandinav ülkelerinde dans müziği şarkıcılığı da yaptım. Ama genelde şov yapardım. Ankara konserlerim büyük olay yarattı. Gişe kırıldı. Bütün okullar hücum etmişti. Artık klasikleştik.&lt;br /&gt;
- Ardınızdan da oğlunuz yetişti...&lt;br /&gt;
M.E.: Evet, o ilk piyanonun başına oturduğunda 'Arkadaşım Eşek'i çalmıştı. Bol bol müzik dinler, söylemediğim şarkıları bulup çıkarıp önüme koyardı. O da Latin müziğin güzelliğine kapıldı. Ben 'Kalipso Kralı'ydım, oğlum 'Salsa Kralı' oldu. Küba tarzını seviyor. &lt;br /&gt;
- Oğlunuzla pek çok kere aynı sahneyi paylaştınız ve halen de paylaşıyorsunuz...&lt;br /&gt;
M.E.: En son 26 Mart'ta birlikte sahnedeydik. Benim için çok keyifliydi. Oğlum nefesimi ve ne yapacağımı biliyor ve sahnemiz de çok keyifli geçiyor. Çok güzel bir orkestrası var. Kübalı çocuklar var.&amp;nbsp; Emir'in Amerikalı arkadaşları da konserde çaldılar.&lt;br /&gt;
- Birlikte sahneye çıkmaya devam edecek misiniz?&lt;br /&gt;
M.E.: Yeni gençlik de beni tutmaya başladı. Daha ne kadar sahnede olacağım bilmiyorum. Yaşımı aldım bayağı ama demek ki müzik insanı genç bırakıyor. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ÇOCUKKEN ÇOK UTANGAÇTIM&lt;br /&gt;
- Kral ilan edilmiş bir müzisyenin oğlu olmak nasıl bir şey?&lt;br /&gt;
Emir Ersoy: Babam eski sanatçıların arkadaşı. Beraber çalışılacağı zaman diyaloglar daha çabuk ilerliyor.&lt;br /&gt;
- Çocukluktan beri hep sahnedeydiniz, bundan biraz bahseder misiniz?&lt;br /&gt;
E. E.: Utanırdım. Kimse beni sahnede çalarken görmesin isterdim. Önümde perde olmalıydı.&lt;br /&gt;
M. E.: Sıkılgandı. Ama sonradan açıldı.&lt;br /&gt;
- Sizin şu anda devam ettiğiniz birçok çalışmanız var...&lt;br /&gt;
E. E.: Biri 'Projecto Cubano' adını verdiğimiz büyük bir salsa orkestrası. Şu anda en aktif projemiz o. Yabancı müzisyenlerin katılımıyla sürekli konserler veriyoruz. Bazıları featuring konserler oluyor. Daha önce yaptığım enstrümantal albümümle de caz festivallerine katılıyorum.&amp;nbsp; Ankara, İstanbul festivallerinde çaldık. Amerika'da küçük bir turne yaptık. Ama en aktif projemiz bu albümü yaptığımız, 'Projecto Cubano'.&lt;br /&gt;
- Yaptığınız ilk iş, Alpay'la çalışmaktı...&lt;br /&gt;
E. E.: Evet, 1997-2000 yılları arasında birlikte çalıştık. Benim yaptığım ilk pop projesiydi. O zamana kadar kendi gruplarımla çalıyordum ve onlarla konserler yapıyorduk. Pop müzik alanında piyasaya girmem Alpay'la oldu. Ona piyano çalan arkadaşın ayrılması sonucu, onun orkestrasına katıldım. 2 gün evinde kaldım. 2 günde bütün parçalarını ezberlemem gerekiyordu. Çünkü konser vardı. Alpay Abi'yle 3 sene kadar çalıştık. Sonra onun 'Best of Alpay' albümünün aranjörlüğünü yaptım. Ardından diğer müzisyenlerle çalıştım. Keremcem, Yaşar, Sibel Tüzün, Bengü, Tarkan, Gülşen ve daha birçok sanatçıyla.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ALBÜMÜ SOKAK HAYVANLARINA ADADIK&lt;br /&gt;
- Albümden biraz bahseder misiniz?&lt;br /&gt;
E. E.: Meşhur olmuş pop şarkıcılarının meşhur olmuş şarkılarını aldık ve Latin müziğine uyarladık.&amp;nbsp; Ajda Pekkan'dan Yaşar'a, Kenan Doğulu'dan Deniz Seki'ye müzisyenlerin parçaları var albümde. Albümden önce ben Latin olabilecek 15-20 parça seçtim, onların 10 tanesini albüme koymaya karar verdim. Dolayısıyla da önce albümün adı belirlendi: '10 Şarkı 10 Şarkıcı'. O şarkıların sahiplerini stüdyoya davet edip benim için tekrar şarkıları söylemelerini rica ettim. Albümde birkaç şarkı dışında şarkıları orijinal sahipleri söyledi. Daha sonra da albümü sokak hayvanlarına adadık.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Neşeli müzik çalınca herkes dans ediyor&lt;br /&gt;
- Sizce Türkiye'de Salsa'ya olan ilgi nasıl?&lt;br /&gt;
E. E.: Salsa oldukça yaygın aslında. Neredeyse her köşe başında bir Latin dans okulu var. Nereye gidip çalsak dans eden birileri oluyor.&lt;br /&gt;
- Birlikte sahneye çıkıyorsunuz. Hiç zorlandığınız zamanlar oldu mu?&lt;br /&gt;
E. E.: Hayır. Ben ne zaman nerede ne olacağını artık ezbere biliyorum.&lt;br /&gt;
- ilginç anılarınız oldu mu?&lt;br /&gt;
M. E.:&amp;nbsp; Emir daha çok ufaktı ama piyano çalıyordu. Gittiğimiz tatil yerinde oranın animatörleriyle anlaşma yapmış ve sahneye çıkmıştım. Müzisyen lazım olmuştu ve orada bana uygun bir biçimde eşlik edecek birileri bulunamamıştı.&amp;nbsp; Emir'den bir parçada bana eşlik etmesini istemiştim. Ama onun aklı top oynamaktaydı. Geldi, çaldı ve arkasını dönüp gitmeye yeltendi. 'Oğlum hani selam verecektin' dedim. Tersi döndü herhalde, seyirciye arkası dönük bir biçimde selam verdi. Komik bir görüntüydü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Metin Ersoy, 70'lerden bugüne 'Gemide'yi anlatıyor&lt;br /&gt;
''Gemi' şarkısını, 1965-70 arasında yapmıştım. 1970 yılında parça popüler oldu. 70'ler, 80'ler geçti, 90'larda Yaşar ve birileri daha parçayı söyledi. Bugün yıl 2011 ve ben halen, o parçayı söylediğimde, 7'den 70'e herkes bu şarkıya eşlik ediyor. Demek ki belleklere yerleşmiş. Şimdi şarkılar 1-2 ay sonra unutuluyor. İz bırakmak mühim. İz bıraktığım için de böyle bir delikanlı yetiştirdiğim için de mutluyum.'&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-3535194266106325271?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/jNQzHtKrbBbfY7DrT78khtAdQO8/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/jNQzHtKrbBbfY7DrT78khtAdQO8/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/jNQzHtKrbBbfY7DrT78khtAdQO8/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/jNQzHtKrbBbfY7DrT78khtAdQO8/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/-RO3_yy4qz4" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="related" href="http://www.aksam.com.tr/kalipso-kralinin-oglu-artik-salsa-krali--33835h.html" title="Kalipso Kralı'nın oğlu artık Salsa Kralı" /><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/3535194266106325271/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=3535194266106325271" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/3535194266106325271?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/3535194266106325271?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/-RO3_yy4qz4/kalipso-kralnn-oglu-artk-salsa-kral.html" title="Kalipso Kralı'nın oğlu artık Salsa Kralı" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-AxwnS-Htmm4/TbGgGmZqbwI/AAAAAAAACM4/lJc2UJing6k/s72-c/metin%252Cemirersoy.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2011/04/kalipso-kralnn-oglu-artk-salsa-kral.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DkQBSXwzfCp7ImA9WhZQFEU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-7941879186465052344</id><published>2011-04-22T07:59:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T07:59:18.284-07:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-04-22T07:59:18.284-07:00</app:edited><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Aydilge" /><category scheme="http://www.blogger.com/atom/ns#" term="Kilit" /><title>Aydilge ‘Kilitler’i kırıyor</title><content type="html">&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;link href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CEKLER%7E1.TUR%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List"&gt;&lt;/link&gt;&lt;style&gt;
&lt;!--
 /* Font Definitions */
 @font-face
	{font-family:Calibri;
	panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4;
	mso-font-charset:162;
	mso-generic-font-family:swiss;
	mso-font-pitch:variable;
	mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;}
 /* Style Definitions */
 p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal
	{mso-style-parent:"";
	margin-top:0cm;
	margin-right:0cm;
	margin-bottom:10.0pt;
	margin-left:0cm;
	line-height:115%;
	mso-pagination:widow-orphan;
	mso-hyphenate:none;
	font-size:11.0pt;
	font-family:Calibri;
	mso-fareast-font-family:Calibri;
	mso-bidi-font-family:Calibri;
	mso-fareast-language:AR-SA;}
p.MsoBodyText, li.MsoBodyText, div.MsoBodyText
	{margin-top:0cm;
	margin-right:0cm;
	margin-bottom:6.0pt;
	margin-left:0cm;
	line-height:115%;
	mso-pagination:widow-orphan;
	mso-hyphenate:none;
	font-size:11.0pt;
	font-family:Calibri;
	mso-fareast-font-family:Calibri;
	mso-bidi-font-family:Calibri;
	mso-fareast-language:AR-SA;}
@page Section1
	{size:595.3pt 841.9pt;
	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt;
	mso-header-margin:35.4pt;
	mso-footer-margin:35.4pt;
	mso-paper-source:0;}
div.Section1
	{page:Section1;}
--&gt;
&lt;/style&gt;  &lt;br /&gt;
&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: large; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-Xmee1qOfdQc/TbGUHGRxIuI/AAAAAAAACM0/7rr-bhr2jRs/s1600/kartonet_DIS.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="180" src="http://1.bp.blogspot.com/-Xmee1qOfdQc/TbGUHGRxIuI/AAAAAAAACM0/7rr-bhr2jRs/s200/kartonet_DIS.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;Kedine özgü yorumu ve sesiyle birçok kişiyi etkileyen Aydilge, yeni albümü ‘Kilit’le de dikkat çekecek gibi görünüyor. Pink Floyd'un efsane ses mühendisi Andy Jackson'ın da elinin değdiği albüm raflarda.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-size: large;"&gt;&lt;br /&gt;
Aydilge, kendini&amp;nbsp; “kilit kırmayı ve kelepçe çözmeyi seven arsız bir müzisyen ve yazar” olarak tanımlıyor. Onun sesi Çerkezlik'ten gelen gırtlak yapısı ve küçük yaşta aldığı Türk Sanat Müziği eğitiminin etkisiyle hep dinleyicilere ‘değişik’ geldi. Yavaş yavaş ‘Aydilge sesi’ diye bir algı da oluştu. Aynı zamanda yazar ve Sound dergisi yayın yönetmeni de olan Aydilge müzik piyasasının değişik bir şeyler yapmaya çalışan müzisyenleri ayıklamak istediğini söylüyor.&amp;nbsp; “Ben sadece müziğimi yapmak istiyorum ve yapıyorum” diyen Aydilge’nin yeni albümü ’Kilit’ bu hafta raflardaki yerini aldı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sanırım bir önceki albümün yankıları oldukça iyi oldu… O süreçte neler yaşadınız?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
‘Sobe’ albümü ve ardından çıkardığım ‘Takıntı’ single'ı beni ateşleyen çalışmalar oldu. ‘Takıntı’ aslında negatif çağrışımları olan bir kelime olsa da, insanların takıntılı aşk kavramını bu kadar rahat benimsemesi, bana şunu gösterdi. O kadar tutkusuz ve sıradan aşklar yaşıyoruz ki, insanlar ‘takıntılı’ olma halindeki tutkuyu arıyor, bütün zararlarına rağmen.&amp;nbsp; Bence de tutku iyidir, anlamsız bomboş bir hayat yaşayacağıma, tüm ateşine ve yakıcılığına rağmen tutkulu yaşamayı tercih ederim. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Giydiğiniz Kıyafet Müziğinizi Belirlemez&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müzik kanallarında klipleriniz bol bol dönüyor. Bu başarıyı nasıl elde ettiniz?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tek düşüncem yaşam enerjisi yüksek, renkli klipler yapmaktı. Ülkemizde ne yazık ki anlamlı ve derin ya da rock'a dahil olan işler yaptığınız zaman karamsar, karanlık, hüzünlü, depresif olmanız prim yapıyor. Oysa yaptığın işin içtenliğini, derinliğini ya da ne kadar rock olduğunu giydiğiniz kıyafetin siyah ya da beyaz olması belirlemez. Renkli işlere imza atmak hafiflik ve yüzeysellikle özdeşleştiriliyor ama bu algıyı değiştirmek lazım. Karanlık olmak derin olmak için yeterli değildir. Aynı fikirleri paylaştığı için de son iki klibimi Gökhan Palas çekti. Bir de şarkı sevildikçe klibi daha çok dönüyor sanırım. Radyolarda sık sık çalınıyor, istek alıyor. Şimdi ‘Kilit’ mynet kavun'da en çok tıklanan şarkı olmuş, henüz çok yeni olmasına rağmen. Sanırım insanların ruhuna dokunabildim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aydilge’nin düşlerini kilitlediği sandıkları var mı?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ben aşkla kırıyorum kilitlerimi, sadece karşı cinse duyulan aşktan bahsetmiyorum. Yaşama duyulan tutku. Zaten sevgiliye duyulan aşka benziyor! Aşık olduğunuzda, o aklınızdan çıkmaz bir türlü. Her bakışı, her sözü, her dokunuşu jilet olup içinizi keser.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
‘Kilit’ nasıl ortaya çıktı?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Etrafıma baktığımda insanların yaşama sevincinin kalplerinin ortasındaki küçük bir cam şişede durduğunu ama kapağı açık unutulmuş parfümler gibi hızla uçup gitmekte olduğunu görüyorum. Azaldıkça azalan mavi bir iksir… Beni dehşete düşüren bu… Sevinçsiz yaşamda kalmak. Bütün albümün temasını bu duygu oluşturdu. Yine albümün prodüktörlüğünü ‘Sobe'de de beraber çalıştığım Cem Sarıoğlu’yla üstlendik. Beraber bestelediğimiz parçalar da var. Yine tüm sözler ve bestelerin çoğu bana ait. Alen Konakoğlu, Atakan Ilgazdağ gibi çok sevdiğim arkadaşlarımla kayıt ve düzenleme aşamasında beraber çalıştık.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Albümde başka neler var?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
‘Takıntı’ dahil olmak üzere, albüm 5 yeni parçadan oluşuyor. Ayrıca ‘Sobe’ albümünden de en çok sevilen 5 parça bonus olarak yer alıyor. Pink Floyd'un efsane ses mühendisi Andy Jackson'ın ve geçtiğimiz hafta Grammy ödülü kapan, Capitol Records Kaliforniya'da çalışan tek Türk ses mühendisimiz Evren Göknar'ın da sihirli dokunuşları var. Özellikle Andy Jackson gibi bir devle çalışmak, onun şarkılarımdaki Türk ezgilerine karşı heyecan duyup beraber çalışmayı kabul etmesi, tabii çok özel bir his.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitaplar, albümler, dergicilik… Bu kadar iş nasıl bir arada yürüyor?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Artık bunlara radyoculuk da eklendi. Her Perşembe 22.00'de, Cem Sarıoğlu’yla Rock Fm'de Art5 Eksi 5 isimli bir program yapıyorum. Ve bütün bu farklı işleri yapmak aslında beni sağlıklı kılıyor. Uykuyla kavgalıyımdır ben. Zaman azalıyor çünkü ve ne kadar az uyursam, o kadar yaşam akar damarıma.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Önümüzdeki süreçte Aydilge neler yapacak?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
10 Mart'da Ghetto'da yeni ‘Kilit’in gala konseri var. Sonra Anadolu konserlerim başlayacak. Benim konserlerimde limit yok, kurallar yok, sahte değer yargıları yok, herkes özgür... Çıldırmak, dağıtmak, ağlamak ayıp değil, hepsi güzel, hepsi kabul... Ayrıca geçen yaz Scorpions'ın önünde sahne alma şerefine erişmiştim. Bu yaz da yine dünyaca ünlü bir grubun önünde sahne alacağım ama kim olduğu bir süre sonra açıklanacak.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fotoğrafları Mehmet Turgut Çekti&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fotoğrafları Mehmet Turgut çekti. O kadınlarla çalışmaktan ayrı bir keyif alıyor çünkü dişiliği ön plana çıkarmayı seviyor. Ama fotoğrafı çekerken öyle bir bakıyor ki,&amp;nbsp; sen de ister istemez seksi bakmak zorunda hissediyorsun. Ama o seksiliğin içinde erkeğe sunulan bir beden değil, meydan okuyan bir dil var. Ben “ağzımın kilidi eriyor seni görünce” diyebilecek kadar cesur bir kız, o da ağzının kilidi eriyen bir kızın gözündeki tutkuyu fotoğraflayabilen cesur bir adam.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Saçım da kıyafetlerim de asimetrik&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;“Beni baştan yarat” dediğim biri yok. Çünkü kimsenin beni yaratmasına müsaade etmem. O zaman Aydilge’den geriye ne kalır? Ama Aydilge'nin kendi daha iyi ifade edebilmesi için görsel olarak yardım aldığım isimler var tabi. Saçlarım ve makyajım konusunda Toprak Şeker, kıyafetlerim konusunda da Ceylan Zigoşlu'dan yardım alıyorum. Saçlarım, kıyafetlerim, her şeyim asimetrik. Tıpkı ruhum gibi. Simetriden, aşırı dengeli ve kontrollü olmaktan hiç hoşlanmıyorum.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://www.blogger.com/%20%20%20%20%20%20%20Kedine%20%C3%B6zg%C3%BC%20yorumu%20ve%20sesiyle%20bir%C3%A7ok%20ki%C5%9Fiyi%20etkileyen%20Aydilge,%20yeni%20alb%C3%BCm%C3%BC%20%E2%80%98Kilit%E2%80%99le%20de%20dikkat%20%C3%A7ekecek%20gibi%20g%C3%B6r%C3%BCn%C3%BCyor.%20Pink%20Floyd%27un%20efsane%20ses%20m%C3%BChendisi%20Andy%20Jackson%27%C4%B1n%20da%20elinin%20de%C4%9Fdi%C4%9Fi%20alb%C3%BCm%20raflarda.%20%20%20Aydilge,%20kendini%20%20%E2%80%9Ckilit%20k%C4%B1rmay%C4%B1%20ve%20kelep%C3%A7e%20%C3%A7%C3%B6zmeyi%20seven%20ars%C4%B1z%20bir%20m%C3%BCzisyen%20ve%20yazar%E2%80%9D%20olarak%20tan%C4%B1ml%C4%B1yor.%20Onun%20sesi%20%C3%87erkezlik%27ten%20gelen%20g%C4%B1rtlak%20yap%C4%B1s%C4%B1%20ve%20k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk%20ya%C5%9Fta%20ald%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20T%C3%BCrk%20Sanat%20M%C3%BCzi%C4%9Fi%20e%C4%9Fitiminin%20etkisiyle%20hep%20dinleyicilere%20%E2%80%98de%C4%9Fi%C5%9Fik%E2%80%99%20geldi.%20Yava%C5%9F%20yava%C5%9F%20%E2%80%98Aydilge%20sesi%E2%80%99%20diye%20bir%20alg%C4%B1%20da%20olu%C5%9Ftu.%20Ayn%C4%B1%20zamanda%20yazar%20ve%20Sound%20dergisi%20yay%C4%B1n%20y%C3%B6netmeni%20de%20olan%20Aydilge%20m%C3%BCzik%20piyasas%C4%B1n%C4%B1n%20de%C4%9Fi%C5%9Fik%20bir%20%C5%9Feyler%20yapmaya%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fan%20m%C3%BCzisyenleri%20ay%C4%B1klamak%20istedi%C4%9Fini%20s%C3%B6yl%C3%BCyor.%20%20%E2%80%9CBen%20sadece%20m%C3%BCzi%C4%9Fimi%20yapmak%20istiyorum%20ve%20yap%C4%B1yorum%E2%80%9D%20diyen%20Aydilge%E2%80%99nin%20yeni%20alb%C3%BCm%C3%BC%20%E2%80%99Kilit%E2%80%99%20bu%20hafta%20raflardaki%20yerini%20ald%C4%B1.%20%20%20%20San%C4%B1r%C4%B1m%20bir%20%C3%B6nceki%20alb%C3%BCm%C3%BCn%20yank%C4%B1lar%C4%B1%20olduk%C3%A7a%20iyi%20oldu%E2%80%A6%20O%20s%C3%BCre%C3%A7te%20neler%20ya%C5%9Fad%C4%B1n%C4%B1z?%20%20%E2%80%98Sobe%E2%80%99%20alb%C3%BCm%C3%BC%20ve%20ard%C4%B1ndan%20%C3%A7%C4%B1kard%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%20%E2%80%98Tak%C4%B1nt%C4%B1%E2%80%99%20single%27%C4%B1%20beni%20ate%C5%9Fleyen%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fmalar%20oldu.%20%E2%80%98Tak%C4%B1nt%C4%B1%E2%80%99%20asl%C4%B1nda%20negatif%20%C3%A7a%C4%9Fr%C4%B1%C5%9F%C4%B1mlar%C4%B1%20olan%20bir%20kelime%20olsa%20da,%20insanlar%C4%B1n%20tak%C4%B1nt%C4%B1l%C4%B1%20a%C5%9Fk%20kavram%C4%B1n%C4%B1%20bu%20kadar%20rahat%20benimsemesi,%20bana%20%C5%9Funu%20g%C3%B6sterdi.%20O%20kadar%20tutkusuz%20ve%20s%C4%B1radan%20a%C5%9Fklar%20ya%C5%9F%C4%B1yoruz%20ki,%20insanlar%20%E2%80%98tak%C4%B1nt%C4%B1l%C4%B1%E2%80%99%20olma%20halindeki%20tutkuyu%20ar%C4%B1yor,%20b%C3%BCt%C3%BCn%20zararlar%C4%B1na%20ra%C4%9Fmen.%20%20Bence%20de%20tutku%20iyidir,%20anlams%C4%B1z%20bombo%C5%9F%20bir%20hayat%20ya%C5%9Fayaca%C4%9F%C4%B1ma,%20t%C3%BCm%20ate%C5%9Fine%20ve%20yak%C4%B1c%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1na%20ra%C4%9Fmen%20tutkulu%20ya%C5%9Famay%C4%B1%20tercih%20ederim.%20%20%20Giydi%C4%9Finiz%20K%C4%B1yafet%20M%C3%BCzi%C4%9Finizi%20Belirlemez%20%20M%C3%BCzik%20kanallar%C4%B1nda%20klipleriniz%20bol%20bol%20d%C3%B6n%C3%BCyor.%20Bu%20ba%C5%9Far%C4%B1y%C4%B1%20nas%C4%B1l%20elde%20ettiniz?%20%20Tek%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCncem%20ya%C5%9Fam%20enerjisi%20y%C3%BCksek,%20renkli%20klipler%20yapmakt%C4%B1.%20%C3%9Clkemizde%20ne%20yaz%C4%B1k%20ki%20anlaml%C4%B1%20ve%20derin%20ya%20da%20rock%27a%20dahil%20olan%20i%C5%9Fler%20yapt%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%C4%B1z%20zaman%20karamsar,%20karanl%C4%B1k,%20h%C3%BCz%C3%BCnl%C3%BC,%20depresif%20olman%C4%B1z%20prim%20yap%C4%B1yor.%20Oysa%20yapt%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%20i%C5%9Fin%20i%C3%A7tenli%C4%9Fini,%20derinli%C4%9Fini%20ya%20da%20ne%20kadar%20rock%20oldu%C4%9Funu%20giydi%C4%9Finiz%20k%C4%B1yafetin%20siyah%20ya%20da%20beyaz%20olmas%C4%B1%20belirlemez.%20Renkli%20i%C5%9Flere%20imza%20atmak%20hafiflik%20ve%20y%C3%BCzeysellikle%20%C3%B6zde%C5%9Fle%C5%9Ftiriliyor%20ama%20bu%20alg%C4%B1y%C4%B1%20de%C4%9Fi%C5%9Ftirmek%20laz%C4%B1m.%20Karanl%C4%B1k%20olmak%20derin%20olmak%20i%C3%A7in%20yeterli%20de%C4%9Fildir.%20Ayn%C4%B1%20fikirleri%20payla%C5%9Ft%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20i%C3%A7in%20de%20son%20iki%20klibimi%20G%C3%B6khan%20Palas%20%C3%A7ekti.%20Bir%20de%20%C5%9Fark%C4%B1%20sevildik%C3%A7e%20klibi%20daha%20%C3%A7ok%20d%C3%B6n%C3%BCyor%20san%C4%B1r%C4%B1m.%20Radyolarda%20s%C4%B1k%20s%C4%B1k%20%C3%A7al%C4%B1n%C4%B1yor,%20istek%20al%C4%B1yor.%20%C5%9Eimdi%20%E2%80%98Kilit%E2%80%99%20mynet%20kavun%27da%20en%20%C3%A7ok%20t%C4%B1klanan%20%C5%9Fark%C4%B1%20olmu%C5%9F,%20hen%C3%BCz%20%C3%A7ok%20yeni%20olmas%C4%B1na%20ra%C4%9Fmen.%20San%C4%B1r%C4%B1m%20insanlar%C4%B1n%20ruhuna%20dokunabildim.%20%20%20Aydilge%E2%80%99nin%20d%C3%BC%C5%9Flerini%20kilitledi%C4%9Fi%20sand%C4%B1klar%C4%B1%20var%20m%C4%B1?%20%20Ben%20a%C5%9Fkla%20k%C4%B1r%C4%B1yorum%20kilitlerimi,%20sadece%20kar%C5%9F%C4%B1%20cinse%20duyulan%20a%C5%9Fktan%20bahsetmiyorum.%20Ya%C5%9Fama%20duyulan%20tutku.%20Zaten%20sevgiliye%20duyulan%20a%C5%9Fka%20benziyor%21%20A%C5%9F%C4%B1k%20oldu%C4%9Funuzda,%20o%20akl%C4%B1n%C4%B1zdan%20%C3%A7%C4%B1kmaz%20bir%20t%C3%BCrl%C3%BC.%20Her%20bak%C4%B1%C5%9F%C4%B1,%20her%20s%C3%B6z%C3%BC,%20her%20dokunu%C5%9Fu%20jilet%20olup%20i%C3%A7inizi%20keser.%20%20%E2%80%98Kilit%E2%80%99%20nas%C4%B1l%20ortaya%20%C3%A7%C4%B1kt%C4%B1?%20%20Etraf%C4%B1ma%20bakt%C4%B1%C4%9F%C4%B1mda%20insanlar%C4%B1n%20ya%C5%9Fama%20sevincinin%20kalplerinin%20ortas%C4%B1ndaki%20k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk%20bir%20cam%20%C5%9Fi%C5%9Fede%20durdu%C4%9Funu%20ama%20kapa%C4%9F%C4%B1%20a%C3%A7%C4%B1k%20unutulmu%C5%9F%20parf%C3%BCmler%20gibi%20h%C4%B1zla%20u%C3%A7up%20gitmekte%20oldu%C4%9Funu%20g%C3%B6r%C3%BCyorum.%20Azald%C4%B1k%C3%A7a%20azalan%20mavi%20bir%20iksir%E2%80%A6%20Beni%20deh%C5%9Fete%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCren%20bu%E2%80%A6%20Sevin%C3%A7siz%20ya%C5%9Famda%20kalmak.%20B%C3%BCt%C3%BCn%20alb%C3%BCm%C3%BCn%20temas%C4%B1n%C4%B1%20bu%20duygu%20olu%C5%9Fturdu.%20Yine%20alb%C3%BCm%C3%BCn%20prod%C3%BCkt%C3%B6rl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn%C3%BC%20%E2%80%98Sobe%27de%20de%20beraber%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%20Cem%20Sar%C4%B1o%C4%9Flu%E2%80%99yla%20%C3%BCstlendik.%20Beraber%20besteledi%C4%9Fimiz%20par%C3%A7alar%20da%20var.%20Yine%20t%C3%BCm%20s%C3%B6zler%20ve%20bestelerin%20%C3%A7o%C4%9Fu%20bana%20ait.%20Alen%20Konako%C4%9Flu,%20Atakan%20Ilgazda%C4%9F%20gibi%20%C3%A7ok%20sevdi%C4%9Fim%20arkada%C5%9Flar%C4%B1mla%20kay%C4%B1t%20ve%20d%C3%BCzenleme%20a%C5%9Famas%C4%B1nda%20beraber%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1k.%20%20%20Alb%C3%BCmde%20ba%C5%9Fka%20neler%20var?%20%20%E2%80%98Tak%C4%B1nt%C4%B1%E2%80%99%20dahil%20olmak%20%C3%BCzere,%20alb%C3%BCm%205%20yeni%20par%C3%A7adan%20olu%C5%9Fuyor.%20Ayr%C4%B1ca%20%E2%80%98Sobe%E2%80%99%20alb%C3%BCm%C3%BCnden%20de%20en%20%C3%A7ok%20sevilen%205%20par%C3%A7a%20bonus%20olarak%20yer%20al%C4%B1yor.%20Pink%20Floyd%27un%20efsane%20ses%20m%C3%BChendisi%20Andy%20Jackson%27%C4%B1n%20ve%20ge%C3%A7ti%C4%9Fimiz%20hafta%20Grammy%20%C3%B6d%C3%BCl%C3%BC%20kapan,%20Capitol%20Records%20Kaliforniya%27da%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fan%20tek%20T%C3%BCrk%20ses%20m%C3%BChendisimiz%20Evren%20G%C3%B6knar%27%C4%B1n%20da%20sihirli%20dokunu%C5%9Flar%C4%B1%20var.%20%C3%96zellikle%20Andy%20Jackson%20gibi%20bir%20devle%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fmak,%20onun%20%C5%9Fark%C4%B1lar%C4%B1mdaki%20T%C3%BCrk%20ezgilerine%20kar%C5%9F%C4%B1%20heyecan%20duyup%20beraber%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fmay%C4%B1%20kabul%20etmesi,%20tabii%20%C3%A7ok%20%C3%B6zel%20bir%20his.%20%20Kitaplar,%20alb%C3%BCmler,%20dergicilik%E2%80%A6%20Bu%20kadar%20i%C5%9F%20nas%C4%B1l%20bir%20arada%20y%C3%BCr%C3%BCyor?%20%20Art%C4%B1k%20bunlara%20radyoculuk%20da%20eklendi.%20Her%20Per%C5%9Fembe%2022.00%27de,%20Cem%20Sar%C4%B1o%C4%9Flu%E2%80%99yla%20Rock%20Fm%27de%20Art5%20Eksi%205%20isimli%20bir%20program%20yap%C4%B1yorum.%20Ve%20b%C3%BCt%C3%BCn%20bu%20farkl%C4%B1%20i%C5%9Fleri%20yapmak%20asl%C4%B1nda%20beni%20sa%C4%9Fl%C4%B1kl%C4%B1%20k%C4%B1l%C4%B1yor.%20Uykuyla%20kavgal%C4%B1y%C4%B1md%C4%B1r%20ben.%20Zaman%20azal%C4%B1yor%20%C3%A7%C3%BCnk%C3%BC%20ve%20ne%20kadar%20az%20uyursam,%20o%20kadar%20ya%C5%9Fam%20akar%20damar%C4%B1ma.%20%20%C3%96n%C3%BCm%C3%BCzdeki%20s%C3%BCre%C3%A7te%20Aydilge%20neler%20yapacak?%20%2010%20Mart%27da%20Ghetto%27da%20yeni%20%E2%80%98Kilit%E2%80%99in%20gala%20konseri%20var.%20Sonra%20Anadolu%20konserlerim%20ba%C5%9Flayacak.%20Benim%20konserlerimde%20limit%20yok,%20kurallar%20yok,%20sahte%20de%C4%9Fer%20yarg%C4%B1lar%C4%B1%20yok,%20herkes%20%C3%B6zg%C3%BCr...%20%C3%87%C4%B1ld%C4%B1rmak,%20da%C4%9F%C4%B1tmak,%20a%C4%9Flamak%20ay%C4%B1p%20de%C4%9Fil,%20hepsi%20g%C3%BCzel,%20hepsi%20kabul...%20Ayr%C4%B1ca%20ge%C3%A7en%20yaz%20Scorpions%27%C4%B1n%20%C3%B6n%C3%BCnde%20sahne%20alma%20%C5%9Ferefine%20eri%C5%9Fmi%C5%9Ftim.%20Bu%20yaz%20da%20yine%20d%C3%BCnyaca%20%C3%BCnl%C3%BC%20bir%20grubun%20%C3%B6n%C3%BCnde%20sahne%20alaca%C4%9F%C4%B1m%20ama%20kim%20oldu%C4%9Fu%20bir%20s%C3%BCre%20sonra%20a%C3%A7%C4%B1klanacak.%20%20%20Foto%C4%9Fraflar%C4%B1%20Mehmet%20Turgut%20%C3%87ekti%20%20Foto%C4%9Fraflar%C4%B1%20Mehmet%20Turgut%20%C3%A7ekti.%20O%20kad%C4%B1nlarla%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fmaktan%20ayr%C4%B1%20bir%20keyif%20al%C4%B1yor%20%C3%A7%C3%BCnk%C3%BC%20di%C5%9Fili%C4%9Fi%20%C3%B6n%20plana%20%C3%A7%C4%B1karmay%C4%B1%20seviyor.%20Ama%20foto%C4%9Fraf%C4%B1%20%C3%A7ekerken%20%C3%B6yle%20bir%20bak%C4%B1yor%20ki,%20%20sen%20de%20ister%20istemez%20seksi%20bakmak%20zorunda%20hissediyorsun.%20Ama%20o%20seksili%C4%9Fin%20i%C3%A7inde%20erke%C4%9Fe%20sunulan%20bir%20beden%20de%C4%9Fil,%20meydan%20okuyan%20bir%20dil%20var.%20Ben%20%E2%80%9Ca%C4%9Fz%C4%B1m%C4%B1n%20kilidi%20eriyor%20seni%20g%C3%B6r%C3%BCnce%E2%80%9D%20diyebilecek%20kadar%20cesur%20bir%20k%C4%B1z,%20o%20da%20a%C4%9Fz%C4%B1n%C4%B1n%20kilidi%20eriyen%20bir%20k%C4%B1z%C4%B1n%20g%C3%B6z%C3%BCndeki%20tutkuyu%20foto%C4%9Fraflayabilen%20cesur%20bir%20adam.%20%20%20Sa%C3%A7%C4%B1m%20da%20k%C4%B1yafetlerim%20de%20asimetrik%20%20%20%20%E2%80%9CBeni%20ba%C5%9Ftan%20yarat%E2%80%9D%20dedi%C4%9Fim%20biri%20yok.%20%C3%87%C3%BCnk%C3%BC%20kimsenin%20beni%20yaratmas%C4%B1na%20m%C3%BCsaade%20etmem.%20O%20zaman%20Aydilge%E2%80%99den%20geriye%20ne%20kal%C4%B1r?%20Ama%20Aydilge%27nin%20kendi%20daha%20iyi%20ifade%20edebilmesi%20i%C3%A7in%20g%C3%B6rsel%20olarak%20yard%C4%B1m%20ald%C4%B1%C4%9F%C4%B1m%20isimler%20var%20tabi.%20Sa%C3%A7lar%C4%B1m%20ve%20makyaj%C4%B1m%20konusunda%20Toprak%20%C5%9Eeker,%20k%C4%B1yafetlerim%20konusunda%20da%20Ceylan%20Zigo%C5%9Flu%27dan%20yard%C4%B1m%20al%C4%B1yorum.%20Sa%C3%A7lar%C4%B1m,%20k%C4%B1yafetlerim,%20her%20%C5%9Feyim%20asimetrik.%20T%C4%B1pk%C4%B1%20ruhum%20gibi.%20Simetriden,%20a%C5%9F%C4%B1r%C4%B1%20dengeli%20ve%20kontroll%C3%BC%20olmaktan%20hi%C3%A7%20ho%C5%9Flanm%C4%B1yorum.%20%20%20http://www.aksam.com.tr/aydilge-kilitleri-kiriyor--25787h.html"&gt;&amp;nbsp;http://www.aksam.com.tr/aydilge-kilitleri-kiriyor--25787h.html&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-7941879186465052344?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/IOESiLM1PIGeSE7BXZRG8wQmcfw/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/IOESiLM1PIGeSE7BXZRG8wQmcfw/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/IOESiLM1PIGeSE7BXZRG8wQmcfw/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/IOESiLM1PIGeSE7BXZRG8wQmcfw/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/gamKRSaW2ks" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/7941879186465052344/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=7941879186465052344" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/7941879186465052344?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/7941879186465052344?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/gamKRSaW2ks/aydilge-kilitleri-kryor.html" title="Aydilge ‘Kilitler’i kırıyor" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/-Xmee1qOfdQc/TbGUHGRxIuI/AAAAAAAACM0/7rr-bhr2jRs/s72-c/kartonet_DIS.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2011/04/aydilge-kilitleri-kryor.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;A0UBR3s_eyp7ImA9Wx9bFEo.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-5112544468224101278</id><published>2011-02-23T08:36:00.000-08:00</published><updated>2011-02-23T08:40:56.543-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-02-23T08:40:56.543-08:00</app:edited><title>Cazda 'Newborn' zamanı</title><content type="html">&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #333333; font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 12px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;h1 style="margin-bottom: 14px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 14px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-tZikdHo6s9k/TWU4JFSuOOI/AAAAAAAACKo/J3EJ3XVBmBI/s1600/cazdaic.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="182" src="http://2.bp.blogspot.com/-tZikdHo6s9k/TWU4JFSuOOI/AAAAAAAACKo/J3EJ3XVBmBI/s320/cazdaic.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h1 style="margin-bottom: 14px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 14px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; font-weight: normal;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h1 style="margin-bottom: 14px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 14px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; font-weight: normal;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h1 style="margin-bottom: 14px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 14px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; font-weight: normal;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h1 style="margin-bottom: 14px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 14px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; font-weight: normal;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h1 style="margin-bottom: 14px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 14px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; font-weight: normal;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h1 style="margin-bottom: 14px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 14px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; font-weight: normal;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h1 style="margin-bottom: 14px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 14px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; font-weight: normal;"&gt;Çocukken eve gelen klavyenin hayatının geri kalanını kapsayacağını belki o da bilmiyordu. Ama sonraki hayatı tamamen bunun üzerine kuruldu Çağrı'nın. Ortaokuldan sonra Avni Akyol Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi'nin Müzik Bölümü'nü kazandı. Lisede okurken kulaklarını caza açmıştı bile. Ders aralarında, okulda bulunan 2 kuyruklu piyanonun birinden mutlaka Çağrı'ya ait caz tınılı sesler dökülürdü. O zamandan belliydi yoluna cazla devam edeceği. Bilgi Üniversitesi Caz Bölümü Piyano-Kompozisyon'unu tam burslu olarak kazandı. Ricky Ford, Tuna Ötenel, Donovan Mixon, Can Kozlu, Cengiz Baysal, Onur Türkmen ve Selen Gülün ile okul dışında da Aydın Esen gibi dünyaca ünlü isimlerle çalışma fırsatı buldu.&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h1 style="margin-bottom: 14px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 14px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; font-weight: normal;"&gt;ÖDEVLER ALBÜMDE&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h1 style="margin-bottom: 14px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 14px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; font-weight: normal;"&gt;Çağrı Sertel, Kaan Yıldız ve Ediz Hafızoğlu'yla üniversitede tanışmış. Yaklaşık 4 yıldır da birlikte çalıyorlar. Kayıtlarını 3 günde tamamladıkları 'Newborn' albümleri, geçtiğimiz günlerde piyasaya çıktı. Albümde konuk müzisyenlerle de çalışmışlar; 'Sarp Maden, Çağ Erçağ, İmer Demirer ve Levent Altındağ bazı parçalara hayat verdiler' diyor Sertel.&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h1 style="margin-bottom: 14px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 14px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; font-weight: normal;"&gt;Bilgi'de okurken Sertel'in ödev olarak yaptığı besteler de albümde yerini almış; 'İyi ki yapmışız o ödevleri' diyor.&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h1 style="margin-bottom: 14px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 14px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; font-weight: normal;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h1 style="margin-bottom: 14px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 14px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; font-weight: normal;"&gt;POP ÇALMAK ZOR İŞ&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h1 style="margin-bottom: 14px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 14px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; font-weight: normal;"&gt;Aslında onun klavyesine farkında olmasak da birçoğumuz aşinayız. Çünkü hep ünlü isimlerle çalışmış; Sertab Erener, Cem Adrian, Yaşar, Zuhal Olcay, Bora Uzer, Demir Demirkan çalıştığı isimlerden sadece birkaçı.&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h1 style="margin-bottom: 14px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 14px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; font-weight: normal;"&gt;Çağrı Sertel farklı tarzlarda çalabiliyor olmasını 'Hayattaki en büyük amacım sound'a hizmet. Bu yüzden ne müzik yapılıyorsa o müziğe hizmet edecek desteği vermeye çalışıyorum' sözleriyle anlatıyor ve ekliyor: 'Müzikte stilleri ayırmamaya çalışıyorum, bir bütün olarak görüyorum. Yoksa samimiyetini kaybedersin. Hangi projede, grupta olursan ol, onun akışına gittiğin zaman hem senin çalma karakterin görünüyor, hem de yapay olmuyor. Ama tabii ki zorluğu var. Bir gün evvel Sertab'la çalıp, ertesi gün başka bir projede çalmak zor ama keyifli. Sürekli kendi projemi çalarsam da sıkılırım. Pop çalmak zor iş. Az çalmak gerekiyor çünkü orada eşlik ediyorsun.'&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h1 style="margin-bottom: 14px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 14px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; font-weight: normal;"&gt;ÖZGE Ç. DENİZCİ&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h1 style="margin-bottom: 14px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 14px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; font-weight: normal;"&gt;AKŞAM GAZETESİ | CUMARTESI | 13 KASIM 2010, CUMARTESİ&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;h1 style="margin-bottom: 14px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 14px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 12px; font-weight: normal;"&gt;ozge.denizci@aksam.com.tr&lt;/span&gt;&lt;/h1&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-5112544468224101278?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zKvYyQTFjJRsnxy0iWULcIYMQp0/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zKvYyQTFjJRsnxy0iWULcIYMQp0/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zKvYyQTFjJRsnxy0iWULcIYMQp0/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/zKvYyQTFjJRsnxy0iWULcIYMQp0/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/LNjhbSydFr8" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="related" href="http://aksam.medyator.com/2010/11/13/haber/1078/cumartesi/haber.html" title="Cazda 'Newborn' zamanı" /><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/5112544468224101278/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=5112544468224101278" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/5112544468224101278?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/5112544468224101278?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/LNjhbSydFr8/cazda-newborn-zaman.html" title="Cazda 'Newborn' zamanı" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://2.bp.blogspot.com/-tZikdHo6s9k/TWU4JFSuOOI/AAAAAAAACKo/J3EJ3XVBmBI/s72-c/cazdaic.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2011/02/cazda-newborn-zaman.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;AkIFRHc6cCp7ImA9Wx9bFEo.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-3657863633754933530</id><published>2011-02-23T08:26:00.000-08:00</published><updated>2011-02-23T08:28:35.918-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2011-02-23T08:28:35.918-08:00</app:edited><title>Türkiye müziği bu dergilerden okuyor</title><content type="html">&lt;div dir="ltr" style="text-align: left;" trbidi="on"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana; font-size: 12px; font-weight: bold; line-height: 17px;"&gt;Türkiye'de dergicilik zor iş. Hele ki müzik dergisi yapıyorsanız, işiniz daha da zor. Biz de Blue Jean'den Sound'a, Andante'den Bant'a müzik dergileri hakkında bilmediklerimizi dergilerin yayın yönetmenlerine sorduk.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana; font-size: 12px; font-weight: bold; line-height: 17px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman'; font-size: small; font-weight: normal; line-height: normal;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-axOqSQ1_VvQ/TWU1c_SXvII/AAAAAAAACKk/Ot_SBbaZCoE/s1600/11289.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://3.bp.blogspot.com/-axOqSQ1_VvQ/TWU1c_SXvII/AAAAAAAACKk/Ot_SBbaZCoE/s320/11289.jpg" style="cursor: move;" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="content content_12" id="news_content" style="clear: right; font-family: Verdana; font-size: 9pt; line-height: 16px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;div style="font-family: Verdana; font-size: 9pt; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;"&gt;Türkiye'de müzik dergiciliği yapmak hayli güç. Yine de birçok dergi tüm ekonomik zorluklara rağmen halen ayakta dimdik duruyor ve müziği okumanın keyfine vardırıyor. Müzik dergisi deyince ilk akla gelen bir zamanların Hey dergisi olsa da o zamandan bu zamana kimler geldi kimler geçti... Roll, Çalıntı, Müzük, Kuara, Ve Müzik, Orkestra, Rolling Stone, Billboard, Volume ve daha niceleri. Okuyucu kitlesini yaratıp yayın hayatına devam edebilen dergilerin sayısı iki elin parmaklarını geçmese de Türkiye'de birilerinin müzik üzerine kafa yorup, yazması ve bunları dergi formatında yayınlaması son derece sevindirici. Farklı kulvarlardaki müzik dergilerinin yayın yönetmenlerine, müzik dergiciliğini sorduk...&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana; font-size: 9pt; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Çok dar bir kitlemiz var&lt;/strong&gt;Andante Dergisi Genel&lt;br /&gt;
Yayın Yönetmeni Serhan Bali&lt;br /&gt;
2002 yılının Ekim ayından beri müzik dergiciliğiyle uğraşıyorum. Andante dergisi bu yılın ekim ayında 8. yaşını bitirdi. Yurtiçi ve yurtdışından dergiye katkıda bulunan çok geniş bir yazar kadrosuna sahibiz. Ama yazı işlerinde sadece iki kişiyiz. Türkiye'de müzik dergicisi olmayı klasik müzik dergisi yayımlamak bağlamında değerlendirebilirim ancak. Ve pek de akıllıca bir iş olduğunu söyleyemem! Çünkü bu ülkede klasik müziği, dergi okuru olacak kadar ciddi ve 'içinden' takip eden kitle çok dar bir boyutta maalesef. Büyük şehirlerde konser-opera salonları doluyor, festivaller ilgi görüyor ama iş klasik müzik üzerine okumaya, bu işin kültürü hakkında bilgi-görgü artırmaya, klasik müziğin yerel ve dünya gündemini takip etmeye gelince ortam bir anda sığlaşıyor.&lt;br /&gt;
Örneğin gelişmiş Avrupa ülkelerinde durum böyle değil. Orada klasik müzik tutkusunu ciddiye alan dinleyici konserine-operasına da gider, radyosunu da dinler, CD kaydını da alır, dergisini de okur. Hatta düzensiz okumak şöyle dursun takip ettiği dergiye abone olur. biz Türkiye'nin tek klasik müzik dergisiyiz.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana; font-size: 9pt; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Zorluklara kulak tıkadık&lt;/strong&gt;Bant Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Aylin Güngör ve Yazı İşleri Müdürü J. Hakan Dedeoğlu&amp;nbsp; 2003 yılından beri dergi çıkarıyoruz. Ama şunu söylemek lazım. Ne iki sayı yayımlanan ilk dergimiz Forward, ne de Bant tam anlamıyla bir müzik dergisi değil. İçinde sinema, sanat ve diğer konular da var. Tam bir müzik dergisi ekibiyiz ama sadece müzik üzerine olsun istemedik. Derginin çekirdek kadrosu 10-11 kişi. Bunun dışında dergiye yazı yazan, çizim yapan birçok katılımcımız var. Çekirdek kadrodan çoğu kişinin ya başka işleri var ya da öğrenciler. Türkiye'de müzik piyasası, her kanalıyla, hiçbir zaman tam olarak gelişemediği için, yayıncılığı da ona paralel olarak ilerliyor. Ama okuyucu nabzını yakalamaya çalışmaktansa ekip olarak iyi olduğuna inandığımız, güvendiğimiz müziklere yer veriyoruz, grupları Türkiye'ye getiriyoruz, konserler düzenliyoruz, yerli yeni isimlere yer veriyoruz. Müziğin insanlara ulaşma yolculuğunda kendimize düşen görevi yerine getiriyoruz. Türkiye'de dergici olmanın zorluklarına kulak tıkayıp, gittiği yere kadar gidelim diyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana; font-size: 9pt; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Utandığımız için çıkardık&lt;/strong&gt;Drum&amp;amp;Bass Magazine Genel Yayın Yönetmeni Ediz Hafızoğlu&lt;br /&gt;
Drum&amp;amp;Bass Magazine adından da anlaşılacağı üzere davul ve basla ilgili bir müzik dergisi. Okurlarımız sadece davulcular ve basçılar değil, hem müzisyenlerin geneli hem de müzisyen olmayan birçok okurumuz var. Müzik hakkında merak ettiğiniz birçok konuyu işliyoruz. Bunun yanında da sadece dergi yayınlamıyoruz, birçok etkinlik düzenliyoruz. Eğitim seminerleri, workshoplar, konserler... Sonuçta genç neslin doğru bir şekilde yönlendirilmesi için çabalıyoruz. Dergiyi çıkaralı 1 yıl oldu. Aslında biz dergici değiliz. Ben profesyonel müzisyenim, davul çalıyorum. Eşim ise bir reklam ajansında proje müdürü. Yıl 2009 olmuş, Türkiye'de hala enstrüman dergisi yayınlanmamış. Bu utançtan bir şekilde kurtulup müzisyenleri daha ileriye taşıyabilecek fikirleri onlarla paylaşmak için yola çıktık. Dergide yazan yazarların tümü profesyonel müzisyen. gönüllüler, tasarımcılar, yazar ve çizerler de eklenince bu sayı 30'u buluyor. Dergimizin gördüğü ilgiden çok mutlu ve umutluyuz.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana; font-size: 9pt; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;İlk gençlik dergimiz&lt;/strong&gt;Blue Jean Yayın Yönetmeni Çağlan Tekil&lt;br /&gt;
Blue Jean bir müzik dergisi. İçeriğinde gençlerin ilgisini çekebilecek sinema konuları da yer almakta. Ayrıca bilgisayar oyunları ve teknoloji üzerine köşelerimiz de var Blue. Jean'le birlikte her ay iki de ek dergi veriyoruz. Bunlardan ilki rock ve metalseverler için Mart 2011'de 4 yaşına basacak olan Headbang dergisi. Diğeri ise ağırlıklı olarak teenage pop yıldızlarını konu alan Pop Up dergisi. Blue Jean'in ilk sayısı 1987 yılının Şubat ayında yayımlandı. Derginin ana kadrosu beş kişi. Ayrıca dışarıdan katkıda bulunan on civarında yazarımız var.&amp;nbsp; İnternet, radyo ve TV gibi rekabet etmeniz gereken büyük güçler var. İnsanlar okumak yerine, zahmetsiz ve ücretsiz olduğu için dinlemeyi ve izlemeyi tercih ediyorlar. Blue Jean yıllardır Türkiye'nin en iyi müzik yazarı kadrosuna sahip. Bu yüzden de güçlü rakiplere rağmen hala tercih edilen oluyoruz. Satışlarımız çok iyi. 2010'da son 5 yılın en yüksek satış ortalamasını yakaladık. Blue Jean'in okuyucusuyla daha önce çalıştığımız hiçbir yerde rastlamadığımız özel bir ilişkisi var. Türkiye'de bir müzik dergisinin 23 yıl boyunca ayakta kalabilmesinin en önemli sebebi de okuyucusuyla kurduğu bu samimi bağ.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana; font-size: 9pt; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Tam bir mucize!&lt;/strong&gt;Jazz Dergisi Genel Yayın&lt;br /&gt;
Yönetmeni Zuhal Focan&lt;br /&gt;
1995 yılından bu yana kesintisiz Jazz Dergisi'nin yayın ve reklam yönetmeni olarak çalışıyorum. Dergide aktif olarak&amp;nbsp;&amp;nbsp; 5 kişi çalışıyoruz. Ama diğer yazar arkadaşlarımla birlikte&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 45-50 kişilik bir kadroyuz aslında. Çoğu bu müziği sevdikleri için ve bu müziği çaldıkları için dergide gönüllü ve cazsever olarak yazıyorlar. Biz dergiyi ilk çıkardığımız 1995 yılının son aylarında Türkiye'de caz CD'si anlamında henüz üretim aşaması yoktu. Artık her yerde caz var! Caz müzisyeni, her metrekarede, her türlü şartta bir şekilde müziğini yapan insan demektir. Jazz Dergisi, Boyut Yayın Grubu'nun bir dergisi olduğundan son derece şanslı. İlk piyasaya çıktığımız günden bu yana üç ekonomik kriz, bir de ondan daha fazla etkileyici olan depremi yaşadık. Neticede eğlence sektörü içinde görünen bir dergi olduğumuzdan her şeyden etkilendik. Festivaller, ertelendi, ama Jazz yine de çıktı. Ayrıca üç ayda bir çıkan, son derece özel sayılabilecek bir derginin satış fiyatının daha pahalı olması beklenir ama bir şekilde bunun da üstesinden geliniyor. Okuyucunun 6 TL'ye bu kalitede bir dergiye ulaşabiliyor olması bir mucize!&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana; font-size: 9pt; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Teknoloji ve müzik dergisi&lt;/strong&gt;Sound Dergisi Editörleri Cem Sarıoğlu ve Aydilge Sarp&lt;br /&gt;
2004 yılında Volume Dergisi ile başlayan maceramız 2008 Aralık'tan beri Sound ile devam ediyor. İki editörümüz, üç reklam sorumlusu, bir grafiker ve 12 telifli yazarımız var. Ankara ve İstanbul'da anlaşmalı olarak çalıştığımız üç kayıt stüdyosu var. Sound'da içerik olarak prodüksiyon, enstrüman, kayıt ve canlı performans konuları işleniyor. Bu da müzik sevenlere, işin mutfak kısmında olan bitenleri, bir şarkının nasıl hayat bulduğunu görebilecekleri bir platform sağlıyor. Alanımızda tek olduğumuz için ülkemiz müzisyenlerinin faydalanabildiği tek dergiyiz. Bağımsız müzik, caz, etnik müzik, elektronik ve rock müzik alanına eş değerde yer veriyoruz. Bağımsız bir şirket olduğumuz için içerik konusunda özgür olabiliyoruz. Enstrüman alanında ise yerli üretici firmaların sesi olabilen tek Türkçe yayınız. dergilerin kapanmasına bir rakip daha elendi diye bakmak yerine, hem meslektaşlarımız için üzülüyoruz, hem de insanların müziğe olan merakının azalmasına dertleniyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana; font-size: 9pt; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Alternatif arayışındakilerin kolektif yayını&lt;/strong&gt;Deli Kasap Genel Yayın Yönetmeni Murat Arda&lt;br /&gt;
Deli Kasap bir grup müzikseverin, dağcının, rockçının, sporcunun, heavy-metal bağımlısının, punk-rocker'ın, gezginin ve huysuzun, var olan kültürel, siyasal ve sosyal iklimden memnun olmamaları; mevcut yazılı, görsel ve işitsel medyayı sıkıcı bulmaları; öfkelerini, sevinçlerini ve hüzünlerini paylaşabilecekleri ortak bir platformdan yoksun olmaları ve benzeri debdebeli gerekçelerle 'kendi düşüncelerini temsil edebilecek bir alternatif medya yaratma amacıyla' kurdukları kolektif bir basın girişimidir. Deli Kasap enternasyonalisttir. Yayınlarında aşırı sağa, köktendinciliğe, ırkçılığa karşı tavır alır. Rock'n'Roll'un kuru gürültüden ibaret olmadığının bilinciyle bir ayağı hep sokaklardadır. 2001 senesinde yayın hayatına başlayan Deli Kasap'ın internet sitesi, delikasap.com'dur. Fanzin kültürü, edebiyat, güncel ve politik eleştirilerle müzik gazeteciliğini harmanladıkları içeriğiyle, 2003 yılında 'Kemancı Zine Okurları En İyi İnternet Sitesi' ödülünü almıştır. İnternet yayıncılığına ek olarak her biri Türkiye'nin aydınlarına adanmış koleksiyon sayıları hazırlamış ve bu, özel dergi formatında limited edition olarak Deli Kasap takipçilerine sunulmuştur (Hrant Dink, Aziz Nesin, Yaşar Kemal ve Can Yücel'e ithaf edilen koleksiyon baskıları toplamda 3 binin üzerinde okuyucuya ulaşmıştır). Deli Kasap; kendini kısaca 'Rock'n'Roll kültürü mecmuası' olarak tanımlar.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana; font-size: 9pt; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;Biz Roll'u severdik...&lt;/strong&gt;Roll, Express ve Bir+Bir Genel Yayın Yönetmeni Merve Erol 1996 yılının sonlarında da Roll'u yayınlamaya başladık. Express tekrar 2001'de yayınlandı, şimdi de kendisine Bir+Bir eşlik ediyor. Roll, bizim açımızdan sadece müzik dergisi değildi; güzelliği de buradaydı. Belki '90'ların canlılığı da buna imkan veriyordu. Express'in doğrudan siyasi dilinden ve dertlerinden sonra kendimizi sudan işlerle rahatlamış gibi hissetmiyorduk. O toplumsallığı müzik ve başka şeyler üzerinden düşünmeye, kurmaya başlamıştık sadece. Müzik de bu imkanı bize fazlasıyla veriyordu, müzikten başka şeyler üzerine düşünmek, tavır almak için de fazlasıyla alan açıyordu. Müziğe, müzisyenlere sevgimizin yanında, bu durum da bize bir tatmin duygusu veriyordu, aksi takdirde bu kadar uzun süre ayakta kalamayabilirdi Roll.&amp;nbsp; Aylık Express bir ihtiyaç olarak kendini hissettirince Roll'a da destek olmuş oldu. Kendi içinde bir döngüyü tamamladı Roll, özel sayılarla birlikte toplam 150 sayıda bütünlüklü bir serüven oluşturdu. Belki müzik de dünyaya bakışımızda eski ağırlığını yitirmeye başlamıştı. Ayakta ve güzel ölmesini istedik. Çok zorlanacağı günleri görmemeyi tercih ettik.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Verdana; font-size: 9pt; margin-bottom: 20px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 0px; text-align: justify;"&gt;&lt;strong&gt;ÖZGE Ç. DENİZÇİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="mailto:ozge.denizci@aksam.com.tr" style="color: blue; text-decoration: none;"&gt;ozge.denizci@aksam.com.tr&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-3657863633754933530?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Ehq2h-e8x0Q7jNhpWtDwUKi3XCc/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Ehq2h-e8x0Q7jNhpWtDwUKi3XCc/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Ehq2h-e8x0Q7jNhpWtDwUKi3XCc/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/Ehq2h-e8x0Q7jNhpWtDwUKi3XCc/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/WiWYF4VLG5M" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="related" href="http://www.aksam.com.tr/turkiye-muzigi-bu-dergilerden-okuyor--7860h.html" title="Türkiye müziği bu dergilerden okuyor" /><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/3657863633754933530/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=3657863633754933530" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/3657863633754933530?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/3657863633754933530?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/WiWYF4VLG5M/turkiye-muzigi-bu-dergilerden-okuyor.html" title="Türkiye müziği bu dergilerden okuyor" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/-axOqSQ1_VvQ/TWU1c_SXvII/AAAAAAAACKk/Ot_SBbaZCoE/s72-c/11289.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2011/02/turkiye-muzigi-bu-dergilerden-okuyor.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DEMER3w6eip7ImA9Wx9RFkQ.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-6580316593747794184</id><published>2010-12-18T10:19:00.000-08:00</published><updated>2010-12-18T10:20:06.212-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-12-18T10:20:06.212-08:00</app:edited><title>Artık Ways değil Subway (Kadıköy dergisi yazısı)</title><content type="html">&lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;    &lt;m:dispdef&gt;    &lt;m:lmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:rmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent m:val="1440"&gt;    &lt;m:intlim m:val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim m:val="undOvr"&gt;   &lt;/m:narylim&gt;&lt;/m:intlim&gt; &lt;/m:wrapindent&gt;&lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/TQz6APlJDTI/AAAAAAAACJ8/0HHhwXS-jYU/s1600/DSC_0287.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="133" src="http://1.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/TQz6APlJDTI/AAAAAAAACJ8/0HHhwXS-jYU/s200/DSC_0287.JPG" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Biyografisinde, “New England Konservatuarı ‘Third Stream"’ bölümünde George Russel ve Joe Maneri’yle çalıştı, Harvard Üniversitesi’nde elektronik müzik bölümünde müzik derslerine katılarak Ivan Tchrepnin ve John Cage gibi, bu müziğin önde gelen temsilcileriyle performanslar yaptı (rd Üniversitesi ve New York). Daha sonra Berklee College of Music okulunda Ian Forman, Joe Hunt, Jamey Haddad, Giovanni Hidalgo ile çalıştı. Caz alanında, New York’ta Bern Nix (313), Cecil Taylor (Times Cafe) ve Raphe Malik’le (Toronto Jazz Festivali) birlikte çaldı. Billy Higgins, Reggie Workman ve Dewey Redman gibi ustalarla "session"lar yaptı. Boston’da, Aydın Esen, Onur Türkmen, (N.E.C) , Joshua Redman, John Lockwood (Adkins),&amp;nbsp; Avishai Cohen (Berklee), Raqip Hassan (Black Heritage Festivali),&amp;nbsp; Joe Morris, Nate McBride,&amp;nbsp; Michael Adkins (Zitegeist), Jim Hobbes, Timo Shenko (Knitting Factory, Nu Yorekans Poets Cafe, Middle East, Green Street), Eric Zinman (Zeitgeist, Bookcellar) ve daha birçok müzisyenle çaldı” gibi şeyler yazan bir insan neden Türkiye’ye geri döner? &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kadar yıl yurtdışında kalıp, orada burada bir müzisyenin hayal gücünü zorlayacak adamlarla beraber sahne tozunu yutup, geri dönmek hiç de akıl kârı değilmiş gibi görünüyor öyle değil mi? Şenol Küçükyıldırım’a bunu sorduğumda. Esprili bir biçimde “sence neden?” diye sorup,&amp;nbsp; “Mecburiyet” cevabını veriyor. Ama ne yazık ki Türkiye’de “her Türk asker doğar” mantığının işlediğini unutmamalıyız. İster müzisyen olsun, ister 10 numara sporcu, isterse istediğini olsun, kariyerinin doruk noktasında, belki her şeyi bırakıp, gelip en az 1 ay askerliğini yapmak zorunda.&amp;nbsp; Bu yüzden herhalde biz kadınlar daha şanslıyız. Kariyerimizi anca bir adam için falan bırakıyoruz ki o da kesinlikle kendi tercihimiz oluyor, zorunluluk değil.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şenol’un biyografisinin gerisindeyse şunlar yazıyor: “2002’ de 12. Uluslararası Akbank Caz Festivali’nde (Babylon) kendi adını alan triosuyla (Aydın Esen, John Lockwood), 13. Uluslararası Akbank Caz Festivalivali’ nde Mother Tongue adlı grubuyla Tophane-i amire'de (Onur Türkmen, Robert Reigle, Tim Hodgkinson) Ve yine kendi adını alan ikinci triosuyla (Onur Türkmen ve Robert Reigle) Babylon’ da yer aldı.Tufts University, Mass College of Arts, MIT, University of Massachusetts, Cambridge TV’de ve Amerika’nın çeşitli yerlerinde radyo ve televizyon programlarına katıldı. Halen İstanbul’da yaşamakta olan Şenol Küçükyıldırım, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmakta, Boston-New York-Kanada-İstanbul ekseninde performanslarını sürdürmektedir”. Ben biyografiyi buraya direkt koydum çünkü belki de aslında Kadıköy’den kapı komşunuz olan bu sıra dışı adamı görüyor ve sevmiyorsunuzdur.&amp;nbsp; Ama gerçekten Şenol’un birlikte çaldığı / çalıştığı adamlar, onun enstrümanında ne kadar iyi olduğunun sadece küçük bir kanıtı gibi.&amp;nbsp; Üstelik bütün bunlara karşın da dünyanın en mütevazı adamı olduğunu da söylemem gerekir. Onu bazen bisikletin üstünde, kafasında kaskla görebilirsiniz. Zaten müzisyenler duyarlı insanlardır ama hiç birinin internet sitesinde Peter Singer’ın ‘Hayvan Özgürleşmesi’ kitabına veya makepovertyhistory.org sitelerine link verildiğini görmemiştim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şenol, geçtiğimiz aylarda Gökçen Dilek Acay, Ceylan Ertem, Can Ömer Uygan, Murat Çopur Sevket Akıncı’yla birlikte 2007 yılında oluşturduğu Ways grubuyla birçok konser vermişti. Şimdiyse bas gitarda Murat Çopur ve seslerde Ceylan Ertem’in olacağı çok daha sert bir müzikle geri döneceğini yavaş yavaş duyurmaya başladı. Bana da ilk yazmak düştü. Bu arada unutmadan grubun adı Subway! Şenol’u her n Kadıköy sokaklarında görebilir, ya da bir yerlerde çarken yakalayabilirsiniz. Jam session ustasıdır kendisi, müzikte kullandığımız “kanlı takip” söylemi de onun işi! Onunla karşılaşana kadar önerimiz: http://www.myspace.com/kucukyildirim&amp;nbsp; ve / veya www.senolkucukyildirim.net’ten takip etmenizdir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-6580316593747794184?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/4ifwGSxQKcXlicUo0onGMSXwPy0/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/4ifwGSxQKcXlicUo0onGMSXwPy0/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/4ifwGSxQKcXlicUo0onGMSXwPy0/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/4ifwGSxQKcXlicUo0onGMSXwPy0/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/1zTlC-fKGOY" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/6580316593747794184/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=6580316593747794184" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/6580316593747794184?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/6580316593747794184?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/1zTlC-fKGOY/artk-ways-degil-subway-kadkoy-dergisi.html" title="Artık Ways değil Subway (Kadıköy dergisi yazısı)" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/TQz6APlJDTI/AAAAAAAACJ8/0HHhwXS-jYU/s72-c/DSC_0287.JPG" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2010/12/artk-ways-degil-subway-kadkoy-dergisi.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;CUMCSHwzeyp7ImA9Wx9SFUU.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-6045971152673448240</id><published>2010-12-05T13:11:00.000-08:00</published><updated>2010-12-05T13:11:09.283-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-12-05T13:11:09.283-08:00</app:edited><title>blog kusması! oh yeah!</title><content type="html">Blogumu ben olduğum için değil, sadece blog olduğu için takip edenlere ithafen bir şeyler yazmak isteyerek bu sayfayı açtım. Nedense “acı”yarak yazdığım şeyler pek bir ‘rate’ alıyor.&amp;nbsp; İstemem öyle rate sizin olsun hepsi! Ben de artık acımadan yazamıyorum. Mum yakın gençler ve genç kalanlar. Öfkeyle kalkan burjuvalar! Bu gece de acıyorum ey cemaat-i özge! (okuyucu kitlesi kastedilmiştir). Türkçeyi henüz öğreniyorum (bunu geçen blogta söylemiştim). &lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/TPv_vZPRoUI/AAAAAAAACJ4/-C5aZe2flS0/s1600/marvin+yun.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/TPv_vZPRoUI/AAAAAAAACJ4/-C5aZe2flS0/s200/marvin+yun.jpg" width="150" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
Sevmeyi de yeni öğreniyorum Türkçeye müteakip ve tam da bu yüzden hiçbir şey yazamıyorum içime dönük. Tüm eski ve yeni aşklarımdan özür dilerim ama henüz kendimi sevmelerin ızdırabında olduğumdan “bu aşkın ızdırabını…” Kendimi gizleyemeyeceğim kusura bakmayın o zaman ben olmaktan çıkarım ve bunu istemiyorum. Beni her yerden çıkarabilirsiniz ben kendimden çıkmayı&amp;nbsp; bir yerlerden ya da bir şeylerden çıkmaya tercih ederim. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buika çalıyor. Şu Güneri Civaoğlu’nun da hayran olduğu kadın. Siz onu anca öyle tanırsınız. Sizin için anlamı ‘o’ olur anca Buika’nın. Oysa benim için büyük! Benim için ‘C minör’ de demek, ‘D diminish’ de… Ama sizin popüler kültürünüz buna çok uzak. Bir de teknik detaylar dışında ‘derdime derman hal’ demek Buika. Belki de ‘çocuğumun anası’. Yazdırabilen ender derinlik ve derinlik serpintileri her bir uzvumda… &lt;br /&gt;
90+larda ve ikinci yarıların sonlarında gole çeviren Beşiktaş’ım gibi kaynıyor içim bunu yayınlamak için. Gözümde yaşlarla neden yazıyorsam? Müziğin en ağırını taşıdığımdandır bu halim belki. &lt;br /&gt;
Belki de “önemseyin len beni” halidir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gittim ben iyi geceler Mr. and Mrs. Blog okuru! &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çift tırnaklı büyük harfle başlayan… &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu iç daralmasının şarkısı “yalaaaaan” istediğiniz haliyle, istediğin yorumcudan!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-6045971152673448240?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/afQ2h8uD7Ks0QHGzV22_t05JhVE/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/afQ2h8uD7Ks0QHGzV22_t05JhVE/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/afQ2h8uD7Ks0QHGzV22_t05JhVE/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/afQ2h8uD7Ks0QHGzV22_t05JhVE/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/IB_fAEFqQc0" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/6045971152673448240/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=6045971152673448240" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/6045971152673448240?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/6045971152673448240?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/IB_fAEFqQc0/blog-kusmas-oh-yeah.html" title="blog kusması! oh yeah!" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/TPv_vZPRoUI/AAAAAAAACJ4/-C5aZe2flS0/s72-c/marvin+yun.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2010/12/blog-kusmas-oh-yeah.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;DU4AR3Y5eip7ImA9Wx9TFEs.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-7532528043718589657</id><published>2010-11-22T15:19:00.000-08:00</published><updated>2010-11-22T15:19:06.822-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-11-22T15:19:06.822-08:00</app:edited><title>ne de olsa blog tutulması</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/TOr6K9esTVI/AAAAAAAACJ0/zovqRq4B8jo/s1600/pino.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="198" src="http://1.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/TOr6K9esTVI/AAAAAAAACJ0/zovqRq4B8jo/s200/pino.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;1.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Anlatım bozukluğu&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Keşke basit bir biçimde anlatmayı becerebilsem bir şeyleri. Aynı duygu durum dalga boyum gibi bir dil tutturmuşum da ameleliği tam da bu nedenle becermekte sıkıntı çekiyorum. Oysa ne de çok isterdim öyle yazabilmeyi. Akıcı, duru, belirgin, ne söylediğinden emin. İyi de ne yapacağını bilmeyen biri nasıl ne yazacağını bilir ki? Neyse şimdilik deniyorum. Arada bir fırça da iyi geliyor hani (aynen devam sayın Kahya ve ismini vermeyeceğim canımın içi).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Akışkan sözler ve sesler hatta ilişkiler&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gecenin konusu akışkanlık olsun bence hatta haftalarca akışkanlık konuşalım ve akışkan bayramlarımız olsun. Bence buna ihtiyacımız var. Hem akışkan olmaya, hem de o akışkanlığın içinden zekayı bulup dile doğru akıtmaya. Vardır hani öyle müzikler. Onlar akar durur, akar durur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İçimden bir de iyice içinden çıkılamaz hadiseler geçti: Akarsu yatağı, derken serbest çağrışım HESler. &lt;br /&gt;
Yapmayın ya!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Akışkan ilişkilere de ihtiyaç var bu dünyada. Birbirine akan, yormayan, çalmayan, bencil olmayan.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Kandırılmak&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Geçen yıl bi kandırıldım bi kandırıldım ki sormayın. Bir de toplu kandırıldım. Helal olsun vallahi adamlar tiyatro ekibiymiş meğersem. Bir de bana kendimi kötü hissettirdiler ailecek. Hani bir de böyle deli muamelesi yaparlar ya öyle yani. Sanki mirasım var da ona konacaklar gibi. Neyse bugün dönüp bakıyorum da gülüyorum sadece. Bir de kendimi çok ama çok değerli hissediyorum. Kandırılmaya değecek kadar.&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
4.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yalan söylemek&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yalan söylemek sadece olmuş bir şey ya da şeylerin üzerinden kolpacılık değil, aynı zamanda öngörülen durumların analizini yapıp olabilecekler hakkında fikri olup da yanlış bir şeye insanın kendini yönlendirmesi ya da başkalarını yönlendirmesidir.&amp;nbsp; Mesela ben aslında bugün bir takım arkadaşlarımla buluşabilirim. Ama buluşmama ihtimalim de var diyelim. Bu sırada da manitayla program yapıyorum, ama arkadaşlarımla buluşmak pek daha cazip geliyor. Manitayı ekiyorum. Oysa başından böyle olacağı belliydi. Neyse oldu bi kere “kusura da bakma abla bana yeni etajer lazım”. Artık beni de Allah affetsin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
5.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Gecenin yalnızlığı&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tapıyorum sana! Nasıl da burnumda tütmüşsün. Açlığa bak ki yazdırıyor yine bana en saçmasından yalnızlığım ve hatta yayınlatacak bile okuyana, okutana.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
6.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Türkçe çok zor!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bazen cidden yazmaktan korkuyorum. Hem de çok, pek çok. Ama bu yazmadığım veya yazamadığım anlamına mı gelir bilmiyorum. Sadece anlaşılmaz olabilirim. Anlatamıyor olabilirim. Bak nasıl da başa döndük. Anlatım bozukluğu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir ilişkide her iki ihtimal de hayırlıdır. Önemli olan hayattır. Eee ne demiş Bülent Abimiz, “her şey geçer hayat kalır…”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-7532528043718589657?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/czdR_34tA9IS-Ihc-XreRCP-6Ik/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/czdR_34tA9IS-Ihc-XreRCP-6Ik/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/czdR_34tA9IS-Ihc-XreRCP-6Ik/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/czdR_34tA9IS-Ihc-XreRCP-6Ik/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/UlDrcB95o10" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/7532528043718589657/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=7532528043718589657" title="1 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/7532528043718589657?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/7532528043718589657?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/UlDrcB95o10/ne-de-olsa-blog-tutulmas.html" title="ne de olsa blog tutulması" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://1.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/TOr6K9esTVI/AAAAAAAACJ0/zovqRq4B8jo/s72-c/pino.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>1</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2010/11/ne-de-olsa-blog-tutulmas.html</feedburner:origLink></entry><entry gd:etag="W/&quot;Ak4CR3o_eip7ImA9Wx5aE04.&quot;"><id>tag:blogger.com,1999:blog-943150633541986242.post-7171288834721504274</id><published>2010-11-09T13:42:00.000-08:00</published><updated>2010-11-09T13:42:46.442-08:00</updated><app:edited xmlns:app="http://www.w3.org/2007/app">2010-11-09T13:42:46.442-08:00</app:edited><title>'80’LERDE ÇOCUK OLMAK'</title><content type="html">&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/TNm_xnac7DI/AAAAAAAACJw/3L20fT83SA8/s1600/80lerde+cocuk+olmak.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://3.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/TNm_xnac7DI/AAAAAAAACJw/3L20fT83SA8/s400/80lerde+cocuk+olmak.jpg" width="277" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:WordDocument&gt;   &lt;w:View&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:Zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:TrackMoves/&gt;   &lt;w:TrackFormatting/&gt;   &lt;w:HyphenationZone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:PunctuationKerning/&gt;   &lt;w:ValidateAgainstSchemas/&gt;   &lt;w:SaveIfXMLInvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:IgnoreMixedContent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:DoNotPromoteQF/&gt;   &lt;w:LidThemeOther&gt;TR&lt;/w:LidThemeOther&gt;   &lt;w:LidThemeAsian&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeAsian&gt;   &lt;w:LidThemeComplexScript&gt;X-NONE&lt;/w:LidThemeComplexScript&gt;   &lt;w:Compatibility&gt;    &lt;w:BreakWrappedTables/&gt;    &lt;w:SnapToGridInCell/&gt;    &lt;w:WrapTextWithPunct/&gt;    &lt;w:UseAsianBreakRules/&gt;    &lt;w:DontGrowAutofit/&gt;    &lt;w:SplitPgBreakAndParaMark/&gt;    &lt;w:DontVertAlignCellWithSp/&gt;    &lt;w:DontBreakConstrainedForcedTables/&gt;    &lt;w:DontVertAlignInTxbx/&gt;    &lt;w:Word11KerningPairs/&gt;    &lt;w:CachedColBalance/&gt;    &lt;w:UseFELayout/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:BrowserLevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;   &lt;m:mathPr&gt;    &lt;m:mathFont m:val="Cambria Math"/&gt;    &lt;m:brkBin m:val="before"/&gt;    &lt;m:brkBinSub m:val="--&gt;    &lt;m:smallfrac m:val="off"&gt;    &lt;m:dispdef&gt;    &lt;m:lmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:rmargin m:val="0"&gt;    &lt;m:defjc m:val="centerGroup"&gt;    &lt;m:wrapindent m:val="1440"&gt;    &lt;m:intlim m:val="subSup"&gt;    &lt;m:narylim m:val="undOvr"&gt;   &lt;/m:narylim&gt;&lt;/m:intlim&gt; &lt;/m:wrapindent&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:LatentStyles DefLockedState="false" DefUnhideWhenUsed="true"
  DefSemiHidden="true" DefQFormat="false" DefPriority="99"
  LatentStyleCount="267"&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="0" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Normal"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="heading 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 7"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 8"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="9" QFormat="true" Name="heading 9"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 7"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 8"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" Name="toc 9"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="35" QFormat="true" Name="caption"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="10" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Title"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="1" Name="Default Paragraph Font"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="11" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtitle"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="22" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Strong"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="20" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="59" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Table Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Placeholder Text"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="1" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="No Spacing"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" UnhideWhenUsed="false" Name="Revision"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="34" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="List Paragraph"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="29" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Quote"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="30" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Quote"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 1"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 2"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 3"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 4"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 5"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="60" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Shading Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="61" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Light List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="62" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Light Grid Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="63" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="64" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Shading 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="65" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="66" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium List 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="67" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 1 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="68" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 2 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="69" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Medium Grid 3 Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="70" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Dark List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="71" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Shading Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="72" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful List Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="73" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" Name="Colorful Grid Accent 6"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="19" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="21" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Emphasis"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="31" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Subtle Reference"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="32" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Intense Reference"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="33" SemiHidden="false"
   UnhideWhenUsed="false" QFormat="true" Name="Book Title"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="37" Name="Bibliography"/&gt;   &lt;w:LsdException Locked="false" Priority="39" QFormat="true" Name="TOC Heading"/&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;
 /* Style Definitions */
 table.MsoNormalTable
 {mso-style-name:"Normal Tablo";
 mso-tstyle-rowband-size:0;
 mso-tstyle-colband-size:0;
 mso-style-noshow:yes;
 mso-style-priority:99;
 mso-style-qformat:yes;
 mso-style-parent:"";
 mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt;
 mso-para-margin-top:0cm;
 mso-para-margin-right:0cm;
 mso-para-margin-bottom:10.0pt;
 mso-para-margin-left:0cm;
 line-height:115%;
 mso-pagination:widow-orphan;
 font-size:11.0pt;
 font-family:"Calibri","sans-serif";
 mso-ascii-font-family:Calibri;
 mso-ascii-theme-font:minor-latin;
 mso-hansi-font-family:Calibri;
 mso-hansi-theme-font:minor-latin;}
&lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10pt;"&gt;İnternette 10. yılı geride bırakan, aynı zamanda genç yazarların eserlerini yayımlayan Yitik Ülke, yakın tarihimizin ve internetin en büyük fenomenlerini kapsayan "&lt;b&gt;80'lerde Çocuk Olmak&lt;/b&gt;" kitabını 2006'da yine kendi adıyla kurduğu Yitik Ülke Yayınları'nca yayımladı. Sitenin ve yayınevinin kurucu editörü yazar-şair Kadir Aydemir tarafından hazırlanan "80'lerde Çocuk Olmak" kitabı şimdiden geniş bir okur kitlesinin ilgisini çekmiş gözüküyor. 89 yazarın bir araya geldiği kitapta, 80'li yılların yaşam tarzı, kültürü, alışkanlıkları, modası ve o yıllarda geçmiş olan çocukluk hatıraları ayrıntılarıyla, neşeli bir dille anlatılıyor. Kitabın arka kapağında okura şöyle sesleniliyor:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10pt;"&gt;Bu sadece bir kitap mı? Hayır! Bu kitap, canlı bir şey! Yaşayan tarihin ta kendisi! Dikkatle, özenle okuyun... &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10pt;"&gt;80’lerde Çocuk Olmak, hem bir kitap ismi, hem de bir kuşağın en büyük özlemlerini, yaşanmışlıklarını içinde barındıran yolculuğun özel ve güzel adı. Bu kitapta bir araya gelmiş 90 kadar yazar var. 1980’lerde çocuktu onlar... Hepsi aynı kuşaktan… Sayfalarda gizlenen anılarda herkes kendinden bir şeyler buluyor. Fazıl Say’dan Gürgen Öz’e, Eylül Duru’dan Bülent Çolak’a, Onur Behramoğlu’ndan Erdem Aksakal’a, Göksel Bekmezci’den Ahmet Büke’ye, Barış Müstecaplıoğlu’ndan Yiğit Değer Bengi’ye dek, adları buraya sığmayacak onlarca yazar ve sanatçı bu kitap için çocukluklarını, anılarını, aşklarını, oynadıkları oyunları, 1980 darbesinin kendilerinde ve ailelerinde bıraktıkları kara tortuyu, yüzlerce ayrıntıyı bazen bir çocuk, bazen bir yetişkin gözüyle kaleme aldı. Yaklaşık üç yıllık bir çalışma sonucu doğan 80’lerde Çocuk Olmak kitabı, her kuşağın el kitabı olacak nitelikte. Dönemin pembe dizileri, ünlü oyuncuları, en çok izlenen çizgi filmleri, mahalle abileri, sokak kavgaları ve oynanan unutulmaz oyunlar, atari salonları, fırlamalıklar ve ergenliğe geçiş hikâyeleri, birbirimizle konuşurmuş gibi doğal bir şekilde anlatılıyor. Evet, bizler büyüyoruz ama çocukluğumuz ve yaşanmışlıklar orada öylece duruyor. Yolculuğumuza siz de katılın... &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10pt;"&gt;Kitabımızı 80’lerin aydın insanlarına, halk kahramanlarına, üniversite gençliğine ve 80’lerde doğup kaybettiğimiz tüm çocuklara ithaf ediyoruz.&lt;span&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10pt;"&gt;Kadir Aydemir’in yayına hazırladığı bu kitap ayrıca anlamlı bir doğum günü hediyesi. 80’ler çocuklarının hiç yaşlanmadığının, hep çocuk kalacağımızın bir ispatı... Bu yıl, Türkiye sanal âleminin en eski ve köklü şiir-edebiyat sitelerinden Yitik Ülke’nin (www.yitikulke.com) 10. yaşını kutlarken, bu kitapla, anılarına sahip çıkan herkesin de doğum gününü kutluyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10pt;"&gt;Bu toplum belleksiz değil! Bizler de unutmadık ve yazdık! &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10pt;"&gt;Yaşasın 80’lerde çocuk olmak! &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: 0.0001pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial TUR&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10pt;"&gt;“80’lerde Çocuk Olmak” kitabında yazılarıyla yer alan yazarlar şöyle: Yeşim Ağaoğlu, Onur Akbudak, Alper Akdeniz, Erdem Aksakal, Neyran Savaşman Akyıldız, Çiğdem Aldatmaz, Figen Alkaç, Sema Aslan, Hürcan Âşık, Mustafa Atapay, Kadir Aydemir, Eda Aytekin, Nil Esra Başaran, Ezgi Başkır, Suat Başkır, Barış Behramoğlu, Onur Behramoğlu, Göksel Bekmezci, Sinem Bengi, Yiğit Değer Bengi, Ersan Bengisu, Hasip Bingöl, Ahmet Büke, Elmira Cancan, Gökçenur Ç., Şebnem Çağlayan, Tunca Çaylant, Kader Çekerek, Serdar Çekinmez, Murad Çobanoğlu, Bülent Çolak, Elçin Demiröz, Özge Ç. Denizci, Ömer Faruk Dizdar, Eylül Duru, Galip Dursun, Sine Ergün, Azim Raşit Ersoy, Elif Savaş Felsen, İdil Giray, Pınar Gözpınar, Nilay Sağ Gülalp, Eda Günay, Koray Günyaşar, Yasemin Gürkan, Sanem Güven, Nefin Huvaj, Aydın İleri, Necla İret, Deniz Yalım Kadıoğlu, Gülay Kalkan, Bekir Arslan Kopuz, Ulaş Kurugüllü, Ahmet Küçükkayalı, Ece Erdoğuş Levi, Barış Müstecaplıoğlu, Engin Neşeli, Pınar Nurhan, Pelin Onay, Esra Ovalı, Yaprak Öz, Gürgen Öz, Şahin Özbay, Özlem Özyurt, Hatice Topal Özçoban, Nilüfer Özgeren, Sedef Özkan, Erol Özyiğit, Murat Prosciler, Tomris Sakman, Fazıl Say, Hakan Sim, Güray Süngü, Melih Süsleyen, Müjgan Şahinoğlu, Melike Aslı Şahinsoy, Ümit Şener, Seda Tansuker, Filiz Tanya, Erkut Tokman, Alper Turgut, Murat Türkücüoğlu, Serkan Türk, Papyon Tayfun Türkkan, Ferhat Uludere, Gül Yaşartürk, Özlem Yıldız, Hande Yöremen, Zeynep Zişan ve Güncem Topçu. Kitaba Punto Dağıtım kanalıyla tüm kitabevlerinden ve yurtiçi yurtdışı online kitap satışı yapan www.pandora.com.tr kitap sitesinden ulaşılabilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/m:defjc&gt;&lt;/m:rmargin&gt;&lt;/m:lmargin&gt;&lt;/m:dispdef&gt;&lt;/m:smallfrac&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/943150633541986242-7171288834721504274?l=ozgecdenizci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt;&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/HLQXpbg7AdARWCCtF2QuKoLbIOs/0/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/HLQXpbg7AdARWCCtF2QuKoLbIOs/0/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;
&lt;a href="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/HLQXpbg7AdARWCCtF2QuKoLbIOs/1/da"&gt;&lt;img src="http://feedads.g.doubleclick.net/~a/HLQXpbg7AdARWCCtF2QuKoLbIOs/1/di" border="0" ismap="true"&gt;&lt;/img&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://feeds.feedburner.com/~r/zgeDenizci/~4/d0m9lsrX-yA" height="1" width="1"/&gt;</content><link rel="replies" type="application/atom+xml" href="http://ozgecdenizci.blogspot.com/feeds/7171288834721504274/comments/default" title="Kayıt Yorumları" /><link rel="replies" type="text/html" href="http://www.blogger.com/comment.g?blogID=943150633541986242&amp;postID=7171288834721504274" title="0 Yorum" /><link rel="edit" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/7171288834721504274?v=2" /><link rel="self" type="application/atom+xml" href="http://www.blogger.com/feeds/943150633541986242/posts/default/7171288834721504274?v=2" /><link rel="alternate" type="text/html" href="http://feedproxy.google.com/~r/zgeDenizci/~3/d0m9lsrX-yA/80lerde-cocuk-olmak.html" title="'80’LERDE ÇOCUK OLMAK'" /><author><name>özge ç. denizci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05384007873885224734</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel="http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail" width="21" height="32" src="http://4.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/Sh_jTTMpKyI/AAAAAAAABto/WIIuz2mJ7Y0/S220/DSC_2780-1.jpg" /></author><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" url="http://3.bp.blogspot.com/_PntF9AoQCXw/TNm_xnac7DI/AAAAAAAACJw/3L20fT83SA8/s72-c/80lerde+cocuk+olmak.jpg" height="72" width="72" /><thr:total>0</thr:total><feedburner:origLink>http://ozgecdenizci.blogspot.com/2010/11/80lerde-cocuk-olmak.html</feedburner:origLink></entry></feed>

