<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xml:lang="tr">
	<link rel="self" type="application/atom+xml" href="https://www.kararara.com/forum/app.php/feed/news" />

	<title>Kararara.com</title>
	<subtitle>İçtihat &amp; Mevzuat Paylaşım Platformu</subtitle>
	<link href="https://www.kararara.com/forum/index.php" />
	<updated>2025-10-25T13:06:39+03:00</updated>

	<author><name><![CDATA[Kararara.com]]></name></author>
	<id>https://www.kararara.com/forum/app.php/feed/news</id>

		<entry>
		<author><name><![CDATA[Admin]]></name></author>
		<updated>2025-10-25T13:06:39+03:00</updated>

		<published>2025-10-25T13:06:39+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739300#p739300</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739300#p739300"/>
		<title type="html"><![CDATA[HAKSIZ AZİL HALİNDE AKDİ VEKALET ÜCRETİ KARARLAŞTIRILMAMIŞSA MAKTU VEKALET ÜCRETİ ÜZERİNDEN TAZMİNATA HÜKMEDİLECEĞİ]]></title>

					<category term="Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=47" label="Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739300#p739300"><![CDATA[
<strong class="text-strong">YARGITAY 3. Hukuk Dairesi         <br>2025/589 E.  <br>2025/1898 K.<br><br>"İçtihat Metni"<br>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br>SAYISI : 2023/625 E., 2024/385 K.</strong><br><br>İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararı kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:<br><br>I. DAVA<br>Davacı vekili; davalının vekili olarak İstanbul 28. İcra Müdürlüğünün 2020/490 E. sayılı icra dosyasında görevini ifa etmesine rağmen haksız azil nedeniyle vekalet ücretini alamadığını, ödenmeyen vekalet ücretine ilişkin Erzincan İcra Müdürlüğünün 2022/7203 E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali ile takibin devamına, alacağın %20’sinden az olmamak şartıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. <br><br>II.CEVAP<br>Davalı vekili; alacağın zamanaşımına uğradığını, <br>davacının vekalet ücreti talep ettiği dava dosyasının kesinleşmemiş olduğunu, davacının kesinleşmeyen dosyaya ait vekalet ücreti talep etmesinin mümkün olmadığını, davacının bazı icra dosyalarında vekilliğini yaptığını, Erzincan İcra Dairesinin 2018/8971 E., 2019/2988 E. ve 2019/1695 E. dosyalarından tahsilatlar yapıldığını, ancak yapılan bu tahsilatların müvekkiline ödenmediğini, Erzincan İcra Dairesinin 2019/2988 E. sayılı icra dosyasının davacı avukatın kusuru nedeniyle takipsiz bırakıldığını, davacının haklı olarak azledildiğini, davalının davacıya vekalet ücreti borcu bulunmadığını savunarak davanın reddini, alacağın %20’sinden az olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.<br><br>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI<br>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı avukatın, davalıyı İstanbul 28. İcra Müdürlüğünün <br>2020/490 E. sayılı dosyasında vekil olarak temsil ettiği, azlin haklı nedene dayandığının ispatlanamadığı, davalı tarafından davacıya akdi veya yasal vekalet ücreti ödemesi yapıldığının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın kabulüne, davalının Erzincan İcra Müdürlüğünün 2022/7203 E. sayılı dosyasında itirazın iptaline, itirazın iptaline karar verilen miktarın % 20'si olan 2.053,77 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.<br><br>IV. KANUN YARARINA TEMYİZ<br>A. Kanun Yararına Temyiz Sebepleri<br>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığınca; Mahkemece, davacı vekilin haksız azledildiği kabulü ile karar verildiği, tarafların akdi avukatlık ücretini kararlaştırmadığı ve davacı vekilin, İstanbul 28. İcra Dairesinin 2020/490 E. sayılı icra takip dosyasında borçlu vekili olduğu dikkate alınarak azil tarihinde yürürlükte bulunan Tarifenin 11/6 maddesi gereğince Tarifenin ikinci kısım ikinci bölümünde icra dairelerinde yapılan takipler için belirlenen "maktu ücret" yönünden takibin iptaline ve bu bedel üzerinden icra inkar tazminatına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olmasının usul ve yasaya olduğu ileri sürülerek, kanun yararına temyiz isteminde bulunulmuştur.<br><br>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br>Uyuşmazlık, davacı vekilin haksız azil nedeniyle takip ettiği İstanbul 28. İcra Müdürlüğünün 2020/490 E. sayılı takip dosyasından ... vekalet ücretinin tahsili için başlatığı icra takibine itirazın iptali istemine ilişkin olup, kanun yararına temyiz aşamasında uyuşmazlık davacı vekil lehine maktu vekalet ücretine karar verilmesi gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.<br>Dava dosyasının incelenmesinde davacı vekilinin icra dosyası ile davalı aleyhine "2020/490 E. AAÜT uyarınca müvekkil vekalet ücreti alacağı" için 10.268,85 TL üzerinden takip başlattığı, davacının dava dilekçesinde davalıdan talep edilen avukatlık ücretinin asgari avukatlık ücreti olduğunu belirttiği, dosya kapsamında aldırılan bilirkişi raporunda "Takibin neticeye erdiği, borcun tahsil edildiği tespit edilemediğinden ve İcra <br>Müdürlüğünce re’sen bir yasal vekalet ücreti hesaplanmadığından, yasal vekalet ücreti tespit ve hesap edilmemiştir. Nitekim davacı yanın yasal vekalet ücreti talep ettiğine dair bir bilgiye dava dilekçesinde rastlanmamıştır." şeklinde tespitte bulunulduğu, davacı vekilince sunulan 08.05.2024 tarihli itiraz dilekçesinde ise "Müvekkilimiz ile davalı arasında vekalet ilişkisi olduğundan ve müvekkilimiz davalının diğer işlerine de baktığından ödenmeyen avukatlık vekalet ücretini icraya koymuştur. " şeklinde beyanda bulunarak takip talebinde yer almayan diğer işler için de vekalet ücreti talebinde bulunduğunu açıkladığı,ancak itirazın iptali davasının takip talebiyle ve yine takip talebinde yer alan borcun sebebi ve borçla sıkı sıkıya bağlı olduğu (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.03.2022 tarihli ve 2019/(19)11-718 E., 2022/274 K. sayılı ilamı ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.02.2020 tarihli ve 2017/19-2076 E., 2020/117 K. sayılı ilamı ve Dairemizin 30.09.2024 tarihli ve 2024/935 E., 2024/2653 K. sayılı ilamı ile 15.01.2024 tarihli ve 2023/5182 E., 2024/170 K. sayılı ilamı), davacı vekilin icra dosyasında talep ettiği vekalet ücretinin akdi vekalet ücreti olduğu, taraflar arasında sözleşme olmadığından talep edilen akdi vekalet ücretinin Avukatlık Kanunu'nun 164/4. maddesi ve azil tarihinde (09.09.2022) yürürlükte olan 2022-2023 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 11/6. maddesi gereğince maktu vekalet ücreti olduğu anlaşılmaktadır. <br><br>Davacının haksız azledildiğinin kabulü halinde davacı vekilince talep edilen 2020/490 E. sayılı takip dosyasından ... akdi vekalet ücreti olduğu gözetilerek tarafların akdi avukatlık ücretini kararlaştırmadığı ve davacı vekilin İstanbul 28. İcra Dairesinin 2020/490 E. sayılı icra takip dosyasında borçlu vekili olduğu dikkate alınarak azil tarihinde yürürlükte bulunan 2022-2023 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 11/6. maddesi gereğince maktu ücret yönünden takibin iptaline ve bu bedel üzerinden icra inkar tazminatına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan Adalet Bakanlığının bu yöne ilişen kanun yararına temyiz isteminin kabulü gerekmiştir.<br><br>KARAR<br>Açıklanan sebeplerle;<br>Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 363/1 hükmüne dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA,<br><br>Kararın bir örneğinin ve dava dosyasının Adalet Bakanlığına gönderilmesine,<br>07.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=463">Admin</a> — 25 Eki 2025 13:06 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 4051</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[kararara.com]]></name></author>
		<updated>2025-10-15T09:57:36+03:00</updated>

		<published>2025-10-15T09:57:36+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739297#p739297</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739297#p739297"/>
		<title type="html"><![CDATA[TEKERRÜRE ESAS OLMAYAN ÖNCEKİ SUÇUN HAGB KARARI VERİLMESİNE ENGEL OLABİLECEĞİ HK.]]></title>

					<category term="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=46" label="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739297#p739297"><![CDATA[
<strong class="text-strong">YARGITAY 1. Ceza Dairesi         <br>2023/7874 E.  <br>2023/7214 K.<br><br>ÖZET: KASITLI SUÇTAN MAHKUMİYET VARSA, TEKERRÜRE ESAS OLMA SÜRESİ GEÇMİŞ OLSA BİLE HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASINA ENGEL OLACAĞI HK.</strong><br><br>Kayseri 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.01.2023 tarihli ve 2022/1172 Esas, 2023/61 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kasten yaralama suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 86 ncı maddesinin ikinci fıkrası, aynı maddenin üçüncü fıkrasının (b) bendi, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 1.500,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karara yönelik sanık müdafii tarafından yapılan itirazın kabulüne dair merci Kayseri 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 13.04.2023 tarihli ve 2023/260 Değişik İş sayılı kararının kesin olmakla 13.04.2023 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.<br><br>Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Kanun'un 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 28.07.2023 tarihli ve 2023/12976 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 18.09.2023 tarihli ve KYB-2023/90141 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:<br><br><strong class="text-strong">I. İSTEM</strong><br>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 18.09.2023 tarihli ve KYB-2023/90141 sayılı kanun yararına bozma isteminin;<br>“Dosya kapsamına göre, Mahkemesince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilmesi üzerine mercii Kayseri 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 13.04.2023 tarihli kararı ile, '...sanığın adlî sicil kaydının tetkikinde, sanık hakkında 4733 sayılı Yasaya Muhalefet suçundan mahkumiyet kararı bulunduğundan CMK'nin 231. maddesinin uygulanması için gerekli olan koşulların bulunmadığı...' gerekçesiyle sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına karar verilmiş ise de;<br>Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 01.03.2021 tarihli ve 2021/6526 Esas, 2021/2657 Karar sayılı ilamında ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.02.2009 tarihli ve 2008/11/250 Esas, 2019/13 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre verilen mahkûmiyet hükümleri bakımından, infazdan sonra anılan Kanun'un 58. maddesinde öngörülen sürelerin geçmiş olması durumunda, bu hükümlerin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarının değerlendirilmesinde olumsuz koşul olarak belirtilen bir engel olarak kabul edilmeyeceği cihetle,<br>Somut dosya kapsamında, sanığın adlî sicil kaydında görülen Kahramanmaraş 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 05.03.2013 tarihli ve 2012/679 Esas, 2013/162 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun'a muhalefet suçundan anılan Kanun'un 8/4. maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hükmedilen hapis cezasının 5237 sayılı Kanun'un 51. maddesi gereğince ertelenmesine ve 2 yıl süre ile denetim süresi belirlenmesine hükmedildiği, hapis cezasının 05.04.2015 tarihinde infaz edildiği ve 3 yıllık tekerrür süresi geçtikten sonra inceleme konusu olan suçun işlendiği, bu nedenle Kahtamanmaraş 1. Asliye Ceza Mahkemesinin anılan ilâmının objektif olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel olmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kaldırılmasında isabet görülmemiştir.”<br>Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.<br><br><strong class="text-strong">II. GEREKÇE</strong><br>1. 5271 sayılı Kanun’un, “Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması” başlıklı 231 inci maddesinin, inceleme konusu ile ilgili olan altıncı fıkrası; “(6) (Ek: 6.12.2006-5560/23 md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;<br><br>a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,<br><br>b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,<br>c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,<br>gerekir. (Ek cümle: 22/7/2010 - 6008/7 md.) Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.” şeklinde düzenlenmiştir.<br><br><strong class="text-strong">2. <span style="text-decoration:underline">İnceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde;</span> Mahkemece sanığın kasten yaralama suçundan adlî para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.<br><br>Mezkûr karara yönelik sanığın itirazı üzerine merci itirazın kabulü ile kararın kaldırılmasına karar vermiştir.<br><br>Sanığın adlî sicil belgesinin incelenmesinde; Kahramanmaraş 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 05.03.2013 tarihli ve 2012/679 Esas, 2013/162 Karar sayılı kararıyla sanığın 4733 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan 4733 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin dördüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca hükmolunan 1 yıl 8 ay hapis cezasının aynı Kanun'un 51 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ertelenmesine, 2 yıl denetim süresi belirlenmesine karar verildiği, anılan kararın 05.04.2013 tarihinde kesinleştiği, 05.04.2015 tarihinde infaz edilmiş sayılmasını müteakip tekerrür hükümlerinin düzenlendiği 5237 sayılı Kanun'un 58 inci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde öngörülen 3 yıllık sürenin dolmasından sonra incelemeye konu suçun işlenmiş olduğu belirlenmiştir.<br><br>Sanığın adlî sicil kaydında yer alan mahkûmiyet hükmünün inceleme konusu suç yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel olup olmayacağının değerlendirilmesi gerekmekle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesinin şartlarını düzenleyen 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin altıncı fıkrasının (a) bendinde "sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması" şartlar arasında düzenlenmişken, önceki mahkûmiyet hükmü ile ilgili tekerrür süresinin geçmiş olup olmamasına dair bir şart aranmamıştır.<br><br>3. Sanığın adlî sicil belgesinde sabıka kaydı olduğu belirlenmekle Mahkemece 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karara yönelik itirazın kabulüne ilişkin merci kararında isabetsizlik bulunmadığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.</strong><br><br><strong class="text-strong">III. KARAR</strong><br>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE, <br><br>Dava dosyasının, Mahkemesine sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.11.2023 tarihinde karar verildi.<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=2">kararara.com</a> — 15 Eki 2025 09:57 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 1393</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[kararara.com]]></name></author>
		<updated>2025-09-26T14:20:47+03:00</updated>

		<published>2025-09-26T14:20:47+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739294#p739294</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739294#p739294"/>
		<title type="html"><![CDATA[YAĞMA SUÇUNUN TEŞEBBÜS AŞAMASINDA KALIP KALMADIĞI, YAĞMA SUÇUNDA ETKİN PİŞMANLIK]]></title>

					<category term="Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=44" label="Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739294#p739294"><![CDATA[
<strong class="text-strong">T. C.<br>Y A R G I T A Y   <br>C E Z A   G E N E L   K U R U L U<br><br><br>T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A            <br>Y A R G I T A Y   İ L Â M I<br>                                                                                                     <br>    DİRENME<br>                                                                                                                                      TUTUKLU<br><br>Esas No: 2025/6-226<br>Karar No: 2025/319<br>Tebliğname No: 2025/40569<br><br>KARARI VEREN<br>YARGITAY DAİRESİ               : 6. Ceza Dairesi<br>MAHKEMESİ  : ADIYAMAN 3. Ağır Ceza<br>TARİHİ  : 24.01.2025<br>SAYISI: 4-19<br>MAĞDUR: ...<br>KATILAN: ...<br>SANIK: ...<br>TEMYİZ EDENLER: Sanık ve müdafii<br><br>KARAR ÖZETİ: </strong>Sanığın mağdurun montunu fotoğraf çekinme bahanesiyle aldıktan sonra mağdurun yanından uzaklaştığı, mağdur ve katılanın sanığın peşinden giderek montu geri almak istediklerinde sanığın montu geri vermediği, bunun üzerine katılan ve mağdur ile sanık arasında çıkan arbedede sanığın, katılanı yere düşürerek basit tıbbı müdahale ile giderilebilir nitelikte yaraladığı, daha sonra belinde bulunan bıçağı göstererek tehditte bulunduğu, mağdurun polisi araması üzerine ise suça konu montu parktaki bir ağacın üzerine atarak kaçtığı olayda; tipe uygun hareketle yağma suçundaki malın alınması unsurunun gerçekleşmesi ve mağdurun mal üzerindeki tasarruf olanağının ortadan kalkması nedeniyle müsnet yağma suçunun tamamlandığı, suça konu montu atarak kaçmasının ise etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmelidir.<br><br><strong class="text-strong">I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br>Sanığın, teşebbüs aşamasında kalan nitelikli yağma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 149/1-a, 35/2, 53 ve 58. maddeleri gereğince 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının mükerrirlere özgün infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin Adıyaman 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.04.2024 tarihli ve 96-121 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesince 08.07.2024 tarih ve 1904-1799 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.<br>Bu kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 31.10.2024 tarih, 4933-12661 sayı ve oy çokluğu ile; <br>"1. Oluş ve dosya içeriğine göre; olay tarihinde sanığın katılan Emircan D.'nın montunu beğendiğini söyleyerek fotoğraf çektirmek için vermesini istediği, katılan Emircan'ın montunu sanığa vererek sanığın cep telefonuyla fotoğrafını çektiği, sonrasında sanığın katılandan cep telefonunu aldığı ancak montu iade etmediği, katılan Emircan'ın geri istemesi üzerine 'Mont benim oldu' diyip uzaklaşmaya başladığı, katılan Emircan ile arkadaşı katılan Muhammet A.'nın sanığın peşinden gittikleri, sanık ile katılanlar arasında çıkan arbedede sanığın katılan Muhammet'i ittirerek düşürüp basit tıbbı müdahale ile giderilebilir nitelikte yaraladığı, elini belindeki bıçağa götürürek 'Sizi delik deşik ederim' demek suretiyle katılanlara tehditte bulunduğu, bunun üzerine katılan Emircan'ın direncinin kırıldığı ve polisi arayarak ihbarda bulunduğu, bu aşamada olay yerinden uzaklaşırken sanığın suça konu montu parktaki bir ağacın üzerine atarak kaçtığı olayda; yağma eyleminin tamamlandığının gözetilmemesi,<br>2. Katılan Emircan'ın şikâyeti üzerine sanığın suça konu montu parktaki bir ağacın üzerine atarak soruşturma aşamasında katılana iadesini sağladığının anlaşılması karşısında; sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 168 inci maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesi uyarınca indirim uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.<br>Daire Üyesi İ. Kurt ise; "...Malın sahibi, kolluk görevlileri veya olaya tanık olan kişilerin hukuken zilyedin zilyetliğini koruma ve suçluyu yakalama yetki ve haklarının olduğu, sanık henüz suça konu mont üzerinde hakimiyet tesis etmeden yani katılan Emircan'ın zilyetliği kesin olarak sonlanmadan katılan Emircan'ın polisi arayarak ihbarda bulunması üzerine sanığın suça konu montu parktaki bir ağacın üzerine atarak olay yerinden kaçması ile sanık yönünden yağma suçunun teşebbüs aşamasında kaldığı görüşünde olduğumdan karara muhalif kalıyorum." şeklindeki gerekçe ile karşı oy kullanmıştır.<br>Adıyaman 3. Ağır Ceza Mahkemesi 24.01.2025 tarih ve 4-19 sayı ile; "Sanığın müşteki Emircan D.'ya ait montu cebir kullanmak suretiyle aldıktan sonra taşınır eşyayı malik sıfatıyla zilyetliğine geçirmemiş olması sebebiyle sanığın eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığı," şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın teşebbüs aşamasında kalan nitelikli yağma suçundan mahkûmiyetine karar vermiştir.<br>Direnme kararına konu bu hükmün de sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.04.2025 tarihli ve 40569 sayılı bozma istemli tebliğnamesiyle dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 29.04.2025 tarih ve 1532-4666 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.<br><br><strong class="text-strong">II. UYUŞMAZLIK KONUSU VE KAPSAMI<br>Direnmenin ve temyizin kapsamına göre inceleme sanık hakkında teşebbüs aşamasında kalan nitelikli yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.<br>Özel Daire çoğunluğu ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen nitelikli yağma suçunun teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığının belirlenmesine ilişkindir.</strong><br><br><strong class="text-strong">III. OLAY VE OLGULAR</strong><br>İncelenen dosya kapsamından;<br>Sanığın, 03.12.2022 tarihinde Mimar Sinan Parkı içerisinde dolaşırken karşılaştığı mağdur, katılan ve tanık Ömer'in bulundukları yere gittiği, montu ile fotoğraf çektirmek istediğini söylediği mağdurun bunu kabul etmediği, sanığın mağdurda güven uyandırmak amacıyla telefonunu vermesi üzerine mağdurun da montunu sanığa verdiği, mağdurun bir süre sonra montunu istediğinde sanığın bir anlık boşluktan faydalanarak verdiği telefonunu da geri alıp mont ile kaçmaya başladığı, bunun üzerine mağdur ve katılanın sanığı kovaladıkları, sanığı yakalamaları üzerine önce mağdur ile sanık arasında boğuşma yaşandığı, daha sonra sanığın katılan ile boğuşarak montu vermemek için katılanı basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde yaraladığı, olayın devamında sanığın belinde bulunan siyah saplı bıçağı katılan ve mağdura göstererek "Ecelin benim elimden olacak!" dediği, mağdurun polisi araması üzerine sanığın montu atarak oradan uzaklaştığı kabul edilen olayda; İlk Derece Mahkemesince; mağdurun mont üzerindeki fiilî hâkimiyetinin olay anında devam ettiği, icra hareketlerinin henüz tamamlanmadığı ve bu hâliyle eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı belirtilerek sanık hakkında teşebbüs aşamasında kalan nitelikli yağma suçundan mahkûmiyet hükmü kurulduğu, bu hükmün Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiği, bu kararın da sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Ceza Dairesince; olayda katılanın direncinin kırıldığının ve polisi arayarak ihbarda bulunduğunun, bu nedenle yağma suçunun tamamlandığının, sanığın suça konu montu parktaki bir ağacın üzerine atarak kaçmasının etkin pişmanlık kapsamında kaldığının gözetilmemesi isabetsizliklerinden bozulduğu, İlk Derece Mahkemesinin ise nitelikli yağma suçunun teşebbüs aşamasında kaldığından bahisle önceki hükümde direnilmesine karar verdiği anlaşılmaktadır.<br><br><strong class="text-strong">IV. GEREKÇE</strong><br>A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler<br>Yağma suçunu düzenleyen TCK'nın 148. maddesi şöyledir; "Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.".<br>Madde gerekçesi ise şu şekildedir; "Hırsızlık suçundan farklı olarak yağma suçunun oluşabilmesi için mağdurun rızasının cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir. Yağma suçunun tamamlanabilmesi için kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya alınmasına karşı koyamamalıdır. Malın teslim edilmesi veya alınması, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesini ifade eder. Mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür. Örneğin evin içindeki eşyayı alıp kapıdan çıkarken mal sahibi ile karşılaşan hırsız, ona karşı cebir veya tehdit kullanacak olursa, yağma suçu oluşur. Mal alındıktan yani hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, bunu geri almak isteyen kişiye karşı cebir veya tehdide başvurulması hâlinde, yağma suçundan söz edilemez. Hırsızlık suçuna konu malın geri alınmasını önlemek amacına yönelik olarak kullanılan cebir veya tehdit ayrı suçların oluşmasına neden olur. Bu durumda gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekir.".<br>TCK'nın "Suça teşebbüs" başlıklı 35. maddesinin birinci fıkrası ise şöyledir; "Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur." <br>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ihtilaf;  malvarlığına karşı işlenen bir suç olması itibarıyla aynı hırsızlıkta olduğu gibi  yağma suçunda da suç konusu taşınır malın sanığın hakimiyet alanına sokulması anına kadar gerçekleştirilen icra hareketlerinin teşebbüs aşamasında kalmış sayılmasının mümkün olup olmadığı ile ilgilidir.<br>Yapısı itibarıyla yağma, teşebbüse elverişli bir suçtur. Failin, cebir veya tehditle suçun icra hareketlerine başladıktan sonra elinde olmayan nedenlerle malı teslim alamadığı hâllerde, yağma suçu teşebbüs aşamasında kalmış sayılır. Bu hususta doktrin ve uygulamada bir ihtilaf yoktur.<br> Ancak Özel Dairenin düşüncesi şu sebeplerle mümkün ve isabetli görülmemiştir:<br>a. Biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir. Bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz (TCK madde 42). Esas itibarıyla birden fazla bağımsız suçun, unsur  veya ağırlaştırıcı neden ilişkisine dayanılarak normatif/hükmi bir nitelik izafe edilmek suretiyle hukuken tek fiil, dolayısıyla tek suç sayıldığı bu suç tipinin kendine özgü, bileşenlerinden tamamen farklı ve yeni, bağımsız bir suç olarak ortaya konduğu açıktır. Bu hâliyle diğer usul ve/veya maddi ceza hukuku nomları ile olan ilişkilerinin de bu kimliği üzerinden değerlendirilmesi ve belirlenmesi gerekir. Netice itibarıyla mürekkep suç içinde erimiş olan bileşen suçlar hakkında belirlenen ilke ve uygulamaların, mutlak bir kabul ve kıyasla mürekkep suç yönünden de tatbikinin her zaman isabetli sonuç vermeyeceği bilinmelidir.<br>TCK'nın 148. maddesinde düzenlenen yağma suçu da tehdit veya cebir ile hırsızlık suçlarından mürekkep bir bileşik suçtur (CGK'nın 01.03.2016 tarihli ve 2014/263 E. - 2016/107 K. sayılı kararı). Her ne kadar hırsızlık suçu ile birlikte TCK'da Onunucu Bölüm'deki "Malvarlığına Karşı Suçlar" kapsamında yer almakta ise de gerek hukuken koruduğu değer(ler) gerekse suçun unsurları yönünden  hırsızlıktan farklı bir suç olduğu hususu tartışmadan varestedir.<br>b. Bu cümleden olarak, hırsızlık suçunda olduğu gibi malvarlığına karşı işlendiğinde ve hukuken mülkiyet/zilyetlik hakkını koruduğunda kuşku bulunmayan yağma suçunun, bununla birlikte kendisini oluşturan diğer suçların korudukları kişi hürriyeti ve vücut dokunulmazlığı gibi değerleri de koruduğu açıktır.<br>Cebir veya tehdidin etkisiyle mağdurun malı teslim etmesi veya alınmasına karşı koyamaması hâlinde mülkiyet/zilyetlik hakkından bağımsız olarak mağdurun kişi hürriyeti ve vücut dokunulmazlığı hakkının ihlali, yani bileşen/araç suç tamamlanmış olacaktır. Yağma suçu araç hareketler (bileşen bazı suçlar) bakımından kişiye, amacı bakımından ise zilyetlik ve mülkiyete yönelik bir saldırıdır (Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 671). <br>c. Madde gerekçesinde de vurgulandığı üzere yağma suçunun tamamlanabilmesi için kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya alınmasına karşı koyamamalıdır. Görüldüğü gibi korunan hukuki değerlerden de hareketle suçun unsurları ile tamamlanıp tamamlanmadığı hususu sanık değil ve fakat mağdur merkezli olarak belirlenmiştir. Böylece suçun tamamlanıp tamamlanmadığı yönünden belirleyici kriterin, suç konusu taşınır malın sanığın hakimiyet alanına sokulup sokulmaması değil, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelip gelmemesi olduğu anlaşılmaktadır. <br>Keza, "Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almak" şeklinde tanımlanan hırsızlık bakımından suçun tamamlanmış sayılmasının, yarar sağlamak saikine atfen uygulamada geliştirilen, yarar sağlamanın asgari zorunluluğu bağlamında failin malı egemenlik alanına sokması şartına bağlanması, anılan suça özgü, istisnai bir durumdur. Bu kriterin kıyasen yağma suçu yönünden de uygulanmasına hukuki bir dayanak olmadığı gibi istikrar kazanmış uygulamaların değiştirilmesini gerektirir haklı bir neden de görülmemiştir.<br> Malın teslim edilmesi veya alınması ise suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesini ifade etmektedir. Başka bir anlatımla, cebir veya tehdidin etkisiyle mal teslim edildiğinde veya alındığında suç tamamlanmış sayılacaktır. Bu nedenle mağdurun malı alıp kaçarken yakalanması hâlinde suça teşebbüs değil, tamamlanmış suç söz konusu olacaktır. Yağma suçunun tamamlanması için malın zilyedinden alınması yeterlidir (Nur Centel - Hamide Zafer - Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt:1, 4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 405-406). Madde gerekçesinde verilen örneğe göre de, evin içindeki eşyayı alıp kapıdan çıkarken mal sahibi ile karşılaşan hırsız, ona karşı cebir veya tehdit kullanacak olursa, yağma suçu oluşur. Yüksek Ceza Genel Kurulunun 01.03.2016 tarih 2014/263 -2016/107 ve 05.04.2023 tarihli ve 2022/64  E. - 2023/204 K. sayılı kararlarında da aynı sonuçlara ulaşılmıştır.<br><br><strong class="text-strong">B. <span style="text-decoration:underline">Somut Olayda Hukuki Nitelendirme</span><br>Sanığın mağdurun montunu fotoğraf çekinme bahanesiyle aldıktan sonra mağdurun yanından uzaklaştığı, mağdur ve katılanın sanığın peşinden giderek montu geri almak istediklerinde sanığın montu geri vermediği, bunun üzerine katılan ve mağdur ile sanık arasında çıkan arbedede sanığın, katılanı yere düşürerek basit tıbbı müdahale ile giderilebilir nitelikte yaraladığı, daha sonra belinde bulunan bıçağı göstererek tehditte bulunduğu, mağdurun polisi araması üzerine ise suça konu montu parktaki bir ağacın üzerine atarak kaçtığı olayda; tipe uygun hareketle yağma suçundaki malın alınması unsurunun gerçekleşmesi ve mağdurun mal üzerindeki tasarruf olanağının ortadan kalkması nedeniyle müsnet yağma suçunun tamamlandığı, suça konu montu atarak kaçmasının ise etkin pişmanlık kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmelidir.<br>Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanığa isnat edilen nitelikli yağma suçunun tamamlandığının gözetilmemesi isabetsizliğinden, aleyhe yönelen temyiz bulunmadığından ceza miktarı bakımından sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulması suretiyle bozulmasına karar verilmelidir.<br><br>Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; İlk Derece Mahkemesinin direnme gerekçesinin isabetli olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır<br><br>V. KARAR</strong><br>Açıklanan nedenlerle;<br>1- Adıyaman 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.01.2025 tarihli ve 4-19 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanığa isnat edilen nitelikli yağma suçunun tamamlandığının gözetilmemesi isabetsizliğinden, aleyhe yönelen temyiz bulunmaması nedeniyle CMK'nın 307/5. maddesi uyarınca ceza miktarı bakımından sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulması kaydıyla BOZULMASINA,<br>2- Sanığın tutukluluk hâlinin DEVAMINA,<br>3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.07.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=2">kararara.com</a> — 26 Eyl 2025 14:20 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 645</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[kararara.com]]></name></author>
		<updated>2025-09-24T16:56:21+03:00</updated>

		<published>2025-09-24T16:56:21+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739293#p739293</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739293#p739293"/>
		<title type="html"><![CDATA[Çocuğun Velayet Sahibi Annesinin Yeni Evlilik Soyadını; Olmadığı Takdirde Bekarlık Soyadını Kullanmaya İzin Davası]]></title>

					<category term="Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=47" label="Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739293#p739293"><![CDATA[
<strong class="text-strong">T. C.<br>Y A R G I T A Y<br>2 .   H U K U K   D A İ R E S İ<br><br><br>T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A<br>Y A R G I T A Y   İ L Â M I<br><br><br>Esas    No: 2025/830<br>Karar No: 2025/6732</strong><br><br><strong class="text-strong">Çocuğun Velayet Sahibi Annesinin Yeni Evlilik Soyadını Olmadığı Takdirde Bekarlık Soyadını Kullanmaya İzin<br>DAVA TARİHİ: 29.12.2021<br>KARAR                                              : Davanın kabulü<br>TEMYİZ EDEN: Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü </strong><br><br>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi istinaf incelemesinden geçmeden kesinleşen İlk Derece Mahkemesi kararının verilen hükmün kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:<br><br>Davacı kadın dava dilekçesi ile; küçüğün babası olan davalı ile boşandıklarını ve velayetin kendisine verildiğini, ortak çocuk ile kendi soyadlarının farklı olmasından dolayı sorunlar oluştuğunu ileri sürerek, küçüğün soyadının kendisinin yeni evlilik soyadı olan "Güzel" olarak değiştirilmesine, mümkün olmadığı takdirde ise bekarlık soyadı ile değiştirilmesine karar verilmesini talep etmiş, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile tarafların müşterek çocuğu küçüğün soyadının davacının soyadı olan 'Güzel' olarak değiştirilmesine karar verilmiş, karar taraflarca istinaf edilmeyerek 08.09.2023 tarihinde kesinleştirilmiş, Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü'nün 22.01.2025 tarihli yazısı ile, karar ile ilgili kanun yararına temyiz talebinde bulunulmuş, dosya Dairemize gönderilmiştir.<br><br>Taraflar arasındaki uyuşmazlık; evlilik birliği içinde doğan çocuğun evlilik içinde doğumla kazandığı soyadının, davacı annenin daha sonraki evliliği nedeniyle kazanmış olduğu soyadı ile değiştirilmesinin mümkün olup olmadığı noktasındadır. Türk Hukuk Sisteminde evlilik birliği içinde doğan çocuğun, babasının soyadını alabileceği veya içtihatlarla gerçekleşen duruma göre boşanma sonucu velayeti kendisine verilen annenin bekarlık soyadını çocuğun üstün yararının bulunması halinde alabileceği ve bu konuda başkaca bir yasal düzenlemenin bulunmadığı anlaşılmaktadır.<br><br><strong class="text-strong">Gerçekleşen bu durum karşısında, davacı annenin sonradan yaptığı evlilik nedeniyle bekarlık soyadını kullanmadığı, bu bakımdan annenin, çocuğun soyadının kendi soyadıyla değiştirilmesinin koşulları oluşmadığı, yeni evlendiği eşinin soyadını da çocuğun soyadı olarak belirlenmesine olanak bulunmadığı dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, küçüğün soyadının davacı annenin sonraki evliliğinde kazanmış olduğu soyadı ile değiştirilmesine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuş ve hükmün kanun yararına bozulmasını gerektirmiştir.<br><br>KARAR</strong><br>Açıklanan sebeple;<br>Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 363 üncü maddesinin birinci fıkrasına dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi karanının aynı Kanun'un ikinci fıkrası uyarınca sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA,<br><br>Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,<br><br>01.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=2">kararara.com</a> — 24 Eyl 2025 16:56 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 437</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[kararara.com]]></name></author>
		<updated>2025-09-22T17:02:51+03:00</updated>

		<published>2025-09-22T17:02:51+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739289#p739289</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739289#p739289"/>
		<title type="html"><![CDATA[HAKİMİN HUKUKİ SORUMLULUĞUNA DAYALI TAZMİNAT DAVASININ ŞARTLARI, İHTİYATİ TEDBİRİN KALDIRILMASININ SEBEP OLDUĞU ZARAR]]></title>

					<category term="Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=45" label="Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739289#p739289"><![CDATA[
<strong class="text-strong">YARGITAY Hukuk Genel Kurulu         <br>2025/74 E.  <br>2025/177 K.<br><br>"İçtihat Metni"<br>MAHKEMESİ : Yargıtay 1. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla)<br>SAYISI : 2022/3 E., 2024/1 K.</strong><br><br>1.Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 1. Hukuk Dairesince davanın reddine karar verilmiştir.<br>2. Karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:<br><br><strong class="text-strong">I. YARGILAMA SÜRECİ<br>Davacılar İstemi</strong><br>4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkilleri ile diğer birkaç mirasçının Van 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı olarak tapu iptali ve tescil davası açtıklarını, yapılan yargılama neticesinde mahkemenin 09.04.2010 tarihli ve 2006/367 Esas, 2010/196 Karar sayılı kararıyla davanın kabulüne ve dava konusu 1360 ada 89 parsel sayılı taşınmazdaki 26 numaralı bağımsız bölümün davalı ... adına olan tapu kaydının iptali ile mirasçılar adına tesciline karar verildiğini, bir kısım davacılar ve davalıların temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 26.04.2011 tarihli ve 2010/13965 Esas, 2011/4893 Karar sayılı kararıyla anılan bağımsız bölüm yönünden temyiz isteminin reddine, diğer yönlerden ise kararın bozulmasına karar verildiğini, böylece 26 numaralı bağımsız bölüm yönünden hükmün kesinleştiğini, bozma sonrası mahkemece tapu müdürlüğüne yazılan 17.05.2017 tarihli müzekkereyle 26 numaralı bağımsız bölüm üzerindeki ihtiyati tedbirin kaldırılmasının istendiğini, ihtiyati tedbir kaldırıldıktan sonra anılan bağımsız bölümün davalı ... tarafından kötü niyetli olarak 20.07.2017 tarihinde üçüncü kişi ... isimli şahsa satıldığını, mahkemece öncelikle gerekçeli kararın tapu müdürlüğüne gönderilmesi gerekirken dava konusu taşınmaz üzerindeki ihtiyati tedbirin kaldırılmasının mevzuata aykırı olduğunu, tedbirin kaldırıldığının müvekkillerine de bildirilmediğini, yine menfaat sahibi müvekkillerinin herhangi bir talebi olmaksızın tedbirin kaldırıldığını, on yıla yakın süren yargılama sonucunda müvekkillerinin haklarına mahkeme hâkiminin hukuka aykırı işlemleri nedeniyle ulaşılamadığını, müvekkillerinin maddi ve manevi zarara uğradıklarını ileri sürerek, fazlaya ilişkin her türlü hakları saklı kalmak kaydıyla her bir müvekkil için 500,00’er TL maddi ve 15.000,00’er TL manevi olmak üzere toplam 46.500,00 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı Hazineden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br><br><strong class="text-strong">Davalı Cevabı</strong><br>5. Davalı Maliye Hazinesi vekili cevap dilekçesinde; iddia edilen olayda yazı işleri müdürü ve kalem personeli hakkında Adalet Bakanlığı aleyhine idari yargıda dava açılması gerektiğinden görev itirazında bulunduklarını, davanın süresinde açılmadığını ve zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 48/1. fıkrasına aykırı olarak hangi sorumluluk sebebine dayanıldığının belirtilmediğini, sorumluluğu ispata yarar delil de sunulmadığını, hâkimin hukuki sorumluluğunu gerektirecek nedenlerin oluşmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.<br><br><strong class="text-strong">Özel Dairenin Birinci Kararı</strong><br>6. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 30.09.2019 tarihli ve 2019/1 Esas, 2019/2 Karar sayılı kararı ile;<br>“…Davacılar vekili, 26 nolu bağımsız bölümün tapu kaydına konulan ihtiyati tedbirin henüz karar kesinleşmeden mahkemece usulsüz olarak kaldırıldığı ve taşınmazın üçüncü kişiye temlik edildiği iddiasıyla maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuş ise de; mahkemece hükmün kesinleşmesinden sonra 10.11.2016 tarihinde kesinleşmiş karar örneğinin Tapu Müdürlüğüne gönderildiği, 26 nolu bağımsız bölümün tapu kaydına konulmuş olan ihtiyati tedbir şerhinin kaldırılmasına ilişkin müzekkerenin karar kesinleştikten daha sonra 17.05.2017 tarihinde yazıldığı, Tapu Müdürlüğünce ihtiyati tedbir terkin işleminin 17.05.2017 tarihinde gerçekleştirildiği, iddia edildiği şekilde yasaya aykırı bir işlem yapılmadığı, 6100 Sayılı Yasanın 46. maddesinde öngörülen hallerden hiçbirinin mevcut olmadığı anlaşıldığından açılan davanın esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur,…” gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.<br>Kararın Temyizi<br>7. Özel Daire kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br>Hukuk Genel Kurulunun Bozma Kararı<br>8. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.04.2022 tarihli ve 2019/1-843 Esas, 2022/578 Karar sayılı kararı ile;<br>“…Eldeki davada davacılar vekilinin dava dilekçesinde; mahkemece öncelikle kesinleşmiş gerekçeli kararın ilgili tapu müdürlüğüne gönderilmesi gerekirken dava konusu 26 numaralı bağımsız bölüm üzerindeki ihtiyati tedbirin menfaat sahibi müvekkillerinin herhangi bir talebi olmaksızın kaldırıldığını, tedbirin kaldırıldığının müvekkillerine bildirilmediğini, on yıla yakın süren yargılama sonucunda müvekkillerinin haklarına mahkeme hâkiminin hukuka aykırı işlemleri nedeniyle ulaşamadığını, maddi ve manevi zarara uğradıklarını ileri sürerek tazminat isteminde bulunduğu görülmektedir.<br>Ne var ki, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 30.09.2019 tarihli ve 2019/1 E., 2019/2 K. sayılı kararında; davacı iddiası 26 numaralı bağımsız bölümün tapu kaydına konulan ihtiyati tedbirin henüz karar kesinleşmeden mahkemece usulsüz olarak kaldırıldığı ve taşınmazın üçüncü kişiye temlik edildiği şeklinde yazılmıştır.<br>Tasarruf ilkesi gereğince hâkim, iki taraftan birinin talebi olmaksızın kendiliğinden bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz. Somut olayda, davacı tarafın dava dilekçesinde somutlaştırdığı ve ileri sürdüğü iddiaya gerekçeli kararda yer verilmediği, aksine davacı tarafın mahkeme önüne getirmediği bir iddianın tartışılıp değerlendirildiği, davacılar vekilinin de temyiz dilekçesinde öncelikle bu hususu temyiz nedeni yaptığı anlaşılmaktadır.<br>O hâlde, davacılar vekilinin dava dilekçesinde ileri sürdüğü iddiayla bağlı kalınarak inceleme yapılması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.<br>Özel Dairenin İkinci Kararı<br>9. Yargıtay 1. Hukuk Dairesince bozma kararına uyulmuş ve 20.02.2024 tarihli, 2022/3 Esas, 2024/1 Karar sayılı karar ile;<br>“…1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 112 nci maddesi, "Esas hakkında mahkeme tarafından verilen kararın tefhim veya tebliğ olunmasını mütaakıp ihtiyaten icra kılınmış olan tedbir mürtefi olur. Şu kadar ki mahkeme hükmün icrasını temin için iş bu tedbirin tayin edeceği müddet zarfında devamına karar verebilir.",<br>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "İhtiyati tedbiri tamamlayan işlemler" başlıklı 397 nci maddesi; "(1) ihtiyati tedbir kararı dava açılmasından önce verilmişse, tedbir talep eden bu kararın uygulanmasını talep ettiği tarihten itibaren iki hafta içinde esas hakkındaki davasını açmak ve dava açtığına ilişkin evrakı, kararı uygulayan memura ibrazla dosyaya koydurtmak ve karşılığında bir belge almak zorundadır. Aksi hâlde tedbir kendiliğinden kalkar. (2) İhtiyati tedbir kararının etkisi, aksi belirtilmediği takdirde, nihai kararın kesinleşmesine kadar devam eder. (3) Tedbir kalkmış veya kaldırılmış ise bu husus ilgili yerlere bildirilir.",<br>Aynı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesi; "(1) Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun Geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete'de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. (2) Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanun'un 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 444 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. (Ek cümle: 1/7/2016-6723/34 md.) Bu kararlara ilişkin dosyalar Bölge Adliye Mahkemelerine gönderilemez. (2)(3) (3) Bu Kanunda Bölge Adliye Mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanun'un bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.",<br>Hükümlerini içermektedir.<br>Diğer taraftan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190 ncı ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6 ncı madde hükümleri gereğince, herkes hakkını dayandırdığı maddi olguların varlığını ispat ile yükümlüdür.<br>Somut olayda; davanın dayanağını oluşturan Van 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/367 E. sayılı dava dosyasında eldeki davanın davacılarının da aralarında bulunduğu gerçek kişiler tarafından ...... ve diğerleri hakkında vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davası açıldığı,<br>Yapılan yargılama neticesinde, 09.04.2010 tarihli karar ile; davalı ... adına kayıtlı 1360 ada 89 sayılı parseldeki 26 numaralı bağımsız bölümün tapu kaydının iptaline ve payları oranında davacılar adına tescili ile diğer dava konusu taşınmazlar hakkında hüküm kurulduğu,<br>Davacılardan ... ve davalılardan ...'in temyizi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 26.04.2011 tarihli ve 2010/13965 E., 2011/4893 K. sayılı kararıyla davalının temyiz itirazı kabul edilerek (2 nolu bağımsız bölüm yönünden) hüküm bozulmuş ise de, davalı ...'in temyiz yoluna başvurmaması nedeniyle 26 numaralı bağımsız bölüm yönünden hükmün kesinleştiği,<br>Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda Van 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 05.12.2012 tarihli ve 2012/13 E., 2012/466 K. Sayılı kararıyla 26 numaralı bağımsız bölüm yönünden kesinleştiğinden bahisle hüküm kurulmasına yer olmadığına da değinilerek diğer dava konusu taşınmaz (2 nolu bağımsız bölüm) yönünden bir karar verildiği,<br>Verilen son kararın Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin incelemesinden geçerek 24.06.2015'te onandığı, mahkemece 10.11.2016 tanzim tarihli kesinleşme şerhi ile hükmün 20.09.2016 tarihinde kesinleştiğinin belirlendiği,<br>Öte yandan, Mahkemenin 17.05.2017 tarih ve 2012/13 E. sayılı yazısı üzerine, İpekyolu Tapu Müdürlüğünün aynı gün dava konusu 1360 ada 89 sayılı parseldeki 26 numaralı bağımsız bölüm üzerine konulan ihtiyati tedbiri kaldırdığı, anlaşılmaktadır.<br>Yukarıdaki düzenlemeler ve olgular birlikte değerlendirildiği; Van 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 26 numaralı bağımsız bölüm üzerine konulan ihtiyati tedbirin anılan yasal düzenlemeler çerçevesinde kaldırıldığı, değinilen düzenlemelere göre tedbirin kaldırılmasının tarafların talebine bağlı bulunmadığı ve bu konuda taraflara bilgi verileceği yönünde Mahkemeye bir görev yüklenmediği görülmektedir.<br>Hal böyle olunca; karar veren Hâkimin eyleminin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 46 ncı maddesinde sayılan sınırlı hallerden birisini ihlâl edici nitelikte olduğu hususunun davacı tarafından ispat edilebildiğini söyleyebilmek mümkün değildir.<br><br><strong class="text-strong">HÜKÜM:</strong><br>Açıklanan sebeplerle;<br>1-Davanın REDDİNE,<br>2-HMK'nın 49 uncu maddesi uyarınca takdiren 1.000,00'er TL para cezasının davacılardan tahsiline,<br>3-Peşin harcın mahsubu ile fazla alınan harcın istek halinde ilgiliye iadesine,<br>4-Reddedilen maddi tazminat isteği yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 32.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalı Hazineye verilmesine,<br>5-Reddedilen manevi tazminat isteği yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 7.200,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalı Hazineye verilmesine,<br>6-Davacıların yaptığı yargılama giderinin üzerlerinde bırakılmasına, artan avansın istek halinde davacılara iadesine,…” karar verilmiştir.<br>Kararın Temyizi<br>10. Özel Daire kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br><br><strong class="text-strong">II. GEREKÇE</strong><br>11. Dava, 6100 sayılı Kanun’un 46. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.<br>12. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46. maddesinde sorumluluk nedenleri sınırlı olarak sayılmıştır. Anılan maddede “(1) Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir:<br>a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.<br>b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.<br>c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması.<br>ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması.<br>d) Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması.<br>e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması” düzenlemesi bulunmaktadır.<br>13. Somut olayda 6100 sayılı Kanun’un 46. maddesinde sınırlı sayıda belirtilen sorumluluk sebeplerinden hiçbiri bulunmadığından ve hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı tazminat şartları oluşmadığından Özel Dairece davanın reddine karar verilmesi yerindedir.<br>14. Hâl böyle olunca, yapılan açıklamalara, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, Daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın onanması gerekir.<br><br><strong class="text-strong">III. KARAR</strong><br>Açıklanan sebeplerle;<br>Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın ONANMASINA,<br>Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,<br>26.03.2025 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=2">kararara.com</a> — 22 Eyl 2025 17:02 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 570</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[kararara.com]]></name></author>
		<updated>2025-09-22T16:57:27+03:00</updated>

		<published>2025-09-22T16:57:27+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739288#p739288</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739288#p739288"/>
		<title type="html"><![CDATA[İCRA TAKİBİNİ TEDBİREN DURDURAN HAKİMİN DOĞAN ZARARDAN SORUMLULUĞU, DAVANIN İHBARI GEREKTİĞİ]]></title>

					<category term="Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=45" label="Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739288#p739288"><![CDATA[
<strong class="text-strong">YARGITAY Hukuk Genel Kurulu         <br>2025/130 E.  <br>2025/198 K.<br><br>"İçtihat Metni"<br>MAHKEMESİ : Yargıtay 12. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla)<br>SAYISI : 2022/11 E., 2023/12 K.</strong><br><br><br>1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 12. Hukuk Dairesince davanın reddine karar verilmiştir.<br>2. Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:<br><br><strong class="text-strong">I. YARGILAMA SÜRECİ<br>Davacı İstemi</strong><br>4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı takip borçlusu ... Tarım Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş. aleyhine taşınır rehin sözleşmesine dayalı takip başlattığını, borçlu şirketin Reyhanlı İcra Hukuk Mahkemesine başvurarak takibin tedbiren durdurulmasını ve iptalini istediğini, mahkemece kanuna aykırı şekilde takibin teminatsız olarak tedbiren durdurulmasına karar verildiğini, bunun üzerine borçlunun rehin sözleşmesinin amacına aykırı olarak kısa sürede ürünleri hasat ederek taşınır rehin sözleşmesini geçersiz kıldığını ve müvekkilini büyük maddi kayıplara uğrattığını, bu karara itiraz ettiklerini, mahkemece itirazlarının kabul edildiğini ancak borçlunun hasadı yapması nedeniyle kararın zararlarını gidermediğini, hâkimin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 46/1-c maddesinde düzenlenen farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin olan kanun hükmüne aykırı karar verdiğini ve aynı Kanun’un 46/1-e maddesinde düzenlenen hakkın yerine getirilmesinden kaçındığını ileri sürerek 341.000,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminatın davalı Hazineden tahsilini talep etmiştir.<br><br><strong class="text-strong">Davalı Cevabı</strong><br>5. Davalı ... Hazinesi vekili cevap dilekçesinde; davanın süresinde açılmadığını, tazminat talebinin yasal dayanağının bulunmadığını, 6100 sayılı Kanun’un 46. maddesindeki şartların oluşmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.<br><br><strong class="text-strong">Özel Daire Kararı</strong><br>6. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 10.10.2023 tarihli ve 2022/11 E., 2023/12 K. sayılı kararı ile;<br>“…Hâkimlerin verdikleri kararlarından dolayı ilke olarak sorumlu tutulamayacakları esas olmakla beraber, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, hâkimin bağımsızlığı kadar tarafsızlığını da güvence altına almak amacıyla, onun hukuki sorumluluğunu sınırlı olarak kabul etmiş ve aynı zamanda sorumluluğun tespitini özel bir usule tâbi tutmuştur.<br>Hâkimin yargılama faaliyetinden dolayı Devlet aleyhine tazminat davası açılabilmesi için; HMK’nun 46. maddesinde tahdidi olarak yazılı bulunan sebeplerin bir ya da bir kaçının gerçekleşmesi, hâkimin görevini yaparken davacıya karşı düşmanlığı veya karşı tarafla dostluğu nedeniyle, davacı aleyhine, kasıtla veya ağır ihmalle kanuna açıkça aykırı karar vermiş olması, kasten, adalete ve yasalara aykırı karar verdiğinin, tevil ve tefsire ihtiyaç göstermeyecek derecede açık ve kesin olması, davacının karardan dolayı zarar görmesi ve hâkimin davranışı ile zarar arasında illiyet bağının olması ve bu hususların davacı tarafından kanıtlanması gerekir.<br>Somut olayın incelenmesinde;<br>Somut olayda, deliller değerlendirilerek, soyut kanun hükümlerinin somut olaya uygulanması sonucu, hak ve nesafet kuralları gözetilerek vicdani kanaat doğrultusunda karar verildiği görülmüştür.<br>Hâkimin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile bunların gerçekleştirilmesine yönelik teminatlar hâkimlerin keyfî davranabilecekleri, istedikleri şekilde karar verebilecekleri ve bu kararlardan da sorumlu olmayacakları anlamına gelmemekle birlikte, somut olayda, HMK’nun 46. maddesinde sayılan sebeplerin mevcut olmadığı sonuç ve vicdani kanaatına varıldığından, işbu davanın reddine ve ...nun 49. maddesi hükmü uyarınca davacının 1000-TL disiplin para cezası ile cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.<br>HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlere, kararın dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, dosyadaki kanıtlara ve heyetin takdirine göre;<br>1- HMK'nun 46.maddesi uyarınca açılan davanın REDDİNE,<br>2- HMK’nun 49.maddesi uyarınca davacının takdiren 1.000-TL disiplin para cezası ile cezalandırılmasına,<br>3- Davalı ... vekil ile temsil edildiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince takdir edilen 32.000,00-TL maktu vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı ... Hazinesine verilmesine,<br>4- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince; alınması gereken 562,65 TL maktu karar ve ilam harcının, peşin alınan 5.841 TL harçtan mahsubu ile kalan 5.278,35 TL harcın karar kesinleşince istek halinde davacıya iadesine,<br>5- Davacı tarafça yapılan masrafların kendisi üzerinde bırakılmasına,…” karar verilmiştir.<br>Kararın Temyizi<br>7. Özel Daire kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br><br><strong class="text-strong">II. GEREKÇE</strong><br>8. Dava, 6100 sayılı Kanun’un 46. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.<br>9. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46. maddesinde sorumluluk nedenleri sınırlı olarak sayılmıştır. Anılan maddede “(1) Hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı aşağıdaki sebeplere dayanılarak Devlet aleyhine tazminat davası açılabilir:<br>a) Kayırma veya taraf tutma yahut taraflardan birine olan kin veya düşmanlık sebebiyle hukuka aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.<br>b) Sağlanan veya vaat edilen bir menfaat sebebiyle kanuna aykırı bir hüküm veya karar verilmiş olması.<br>c) Farklı bir anlam yüklenemeyecek kadar açık ve kesin bir kanun hükmüne aykırı karar veya hüküm verilmiş olması.<br>ç) Duruşma tutanağında mevcut olmayan bir sebebe dayanılarak hüküm verilmiş olması.<br>d) Duruşma tutanakları ile hüküm veya kararların değiştirilmiş yahut tahrif edilmiş veya söylenmeyen bir sözün hüküm ya da karara etkili olacak şekilde söylenmiş gibi gösterilmiş ve buna dayanılarak hüküm verilmiş olması.<br>e) Hakkın yerine getirilmesinden kaçınılmış olması.” düzenlemesi bulunmaktadır.<br>10. Eldeki davada davacı vekili, müvekkilinin dava dışı takip borçlusu ... Tarım Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş. aleyhine taşınır rehin sözleşmesine dayalı takip başlattığını, borçlu şirketin Reyhanlı İcra Hukuk Mahkemesine başvurarak takibin tedbiren durdurulmasını ve iptalini istediğini, mahkemece kanuna aykırı şekilde takibin teminatsız olarak tedbiren durdurulmasına karar verildiğini ileri sürerek 341.000,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminatın davalı Hazineden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.<br>11. Davaya konu edilen icra takibinin tedbiren durdurulması kararı; dava dışı borçlu tarafından davacı aleyhine açılan icra takibinin iptali davasının görülmeye başlandığı Reyhanlı İcra Hukuk Mahkemesinin 2020/35 Esas sayılı dosyasının 25.11.2020 tarihli tensip tutanağıyla hâkim ... tarafından verilmiştir. Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılamada ise 14.06.2022 tarihli tensip tutanağıyla, 6100 sayılı Kanun’un 48. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davanın ilgili hâkime resen ihbarına karar verilmesine rağmen icra takibinin tedbiren durdurulmasına karar veren hâkim ...’a davanın ihbar edilmediği, gerekçeli kararı veren hâkim ...’e ihbar edildiği ve yargılamaya devam olunarak 6100 sayılı Kanun’un 46. maddesinde sayılan sebeplerin mevcut olmadığı gerekçesiyle davalı ... Hazinesi yönünden davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.<br>12. Bu noktada, hâkimin hukuki sorumluluğundan kaynaklanan ve devlet aleyhine açılan tazminat davalarında davanın ihbarı hakkında kısa bir açıklama yapılmasında yarar vardır.<br>13. Davanın ihbarını düzenleyen 6100 sayılı Kanun’un 48. maddesi;<br>“Tazminat davası dilekçesinde hangi sorumluluk sebebine dayanıldığı ve delilleri açıkça belirtilir; varsa belgeler de eklenir.<br>Mahkeme, açılan tazminat davasını, ilgili hâkime resen ihbar eder.” şeklindedir.<br>14. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 48. maddesinin 2. fıkrası ile Devlet aleyhine açılan tazminat davasına bakan mahkemenin bu davayı, sorumlu hâkime resen ihbar etmesi esası getirilmiştir.<br>15. Bu düzenleme ile dava kendisine ihbar edilen hâkimin, davalı Devlet yanında davaya katılabilmesi, böylece sorumlu hâkimin de davadan haberdar olması ve hukuki dinlenilme hakkı çerçevesinde davada etkili olabilmesi, delil getirebilmesi imkânı sağlanmak istenmiştir. İhbar edilenin bu hakları elde edebilmesi için 6100 sayılı Kanun’un 65 ve devamı maddeleri uyarınca davaya katılması gereklidir.<br><strong class="text-strong">16. Yukarıda yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, dava dilekçesinde icra takibinin tedbiren durdurulmasına karar veren hâkimin zararın doğmasına neden olduğu iddiasıyla maddi ve manevi tazminat isteminde bulunulduğu dikkate alındığında 6100 sayılı Kanun’un 48. maddesinin 2. fıkrası gereğince davanın hâkim ...’a resen ihbar edilmesi gerekirken bu yasal gereklilik yerine getirilmeden gerekçeli kararı veren hâkim ...’e ihbar edilerek yargılamaya devam olunması karşısında usul ve yasaya aykırı bulunan hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.</strong><br><br><strong class="text-strong">III. KARAR</strong><br>Açıklanan sebeplerle;<br>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği kararın BOZULMASINA,<br>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,<br>Bozma nedenine göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,<br>26.03.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=2">kararara.com</a> — 22 Eyl 2025 16:57 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 415</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[Admin]]></name></author>
		<updated>2025-06-27T14:32:27+03:00</updated>

		<published>2025-06-27T14:32:27+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739268#p739268</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739268#p739268"/>
		<title type="html"><![CDATA[CMK ZORUNLU MÜDAFİİLERE BERAAT HALİNDE MAKTU AVUKATLIK ÜCRETİ ÖDENMESİ GEREKTİĞİ HAKKINDA CEZA GENEL KURULU KARARI]]></title>

					<category term="Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=44" label="Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739268#p739268"><![CDATA[
<strong class="text-strong">T. C. Y A R G I T A Y   C E Z A   G E N E L   K U R U L U<br><br>T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A            <br>Y A R G I T A Y   İ L Â M I<br>     İTİRAZ<br><br>Esas No: 2025/10-67<br>Karar No: 2025/184<br>İtirazname No: 2024/24183<br><br>KARARI VEREN<br>YARGITAY DAİRESİ: 10. Ceza Dairesi<br>MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 5. Ağır Ceza    <br>TARİHİ  : 30.01.2024<br>SAYISI: 401-37<br>SANIK: Özal O.</strong><br><br><strong class="text-strong">I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br>Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 188/3-4(a), 62, 52/2-4, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis ve 25.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba ilişkin İstanbul Anadolu 5. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 30.10.2019 tarihli ve 455-494 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesince 04.06.2020 tarih ve 5269-892 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. <br><br>Söz konusu hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 29.11.2021 tarih ve 5262-12659 sayı ile; "...1) CMK'nın 160. maddesinin 2. fıkrasına aykırı olarak Cumhuriyet savcısına haber verilmeden görevlilerce soruşturmaya başlanarak, sanığın şifahi ifadesinin alındığı, yapılan aramaya ilişkin herhangi bir önlem araması ya da adli arama emri/kararı olmadığı; dosya içerisinde 'Adli arama' kararı ya da Cumhuriyet savcısından alınan 'Yazılı arama emri' bulunmadığı gibi olay yeri ve tarihini kapsayan 2559 sayılı PVSK'nın 9. maddesine göre verilmiş 'önleme araması' kararı da bulunmadığı, 09.05.2019 tarihli tutanakta 'sanığın yakalandığı 'kapısı açık bina' olarak ifade edilen yerin', mahkemenin gerekçesinde sanığın ikamet ettiği bina olarak belirtildiği, iddianamede ise sanık Özal Odabaşı'nın binada geçici olarak çalıştığının belirtildiğinin anlaşılması karşısında;<br><br>09.05.2019 tarihli olay, yakalama, muhafaza altına alma, Cumhuriyet savcısı görüşme talimat alma, teslim ve tesellüm tutanağını düzenleyen kolluk görevlileri de hazır bulundurulmak suretiyle mahallinde keşif yapılarak; olay tarihi itibarıyla binanın kaç katlı olduğunun, diğer katlarda ikamet eden kişiler olup olmadığının ve olay sırasında sanığın yakalandığı yerin vasfının kesin olarak tespit edilmesinden sonra; sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulması,<br><br>2) Adli emanetin 2019/13384 sırasında kayıtlı uyuşturucu maddeler ile şahit numunenin TCK'nun 54/4. maddesi ve suçta kullanılan hassas terazi ile tüm ambalajların TCK'nın 54/1. maddesi uyarınca müsaderesi yerine fıkra belirtilmeksizin tamamının TCK'nın 54. maddesine göre müsaderesine karar verilmek suretiyle CMK'nın 232/6. maddesine aykırı davranılması," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.<br><br>Dosyanın gönderildiği İstanbul Anadolu 5. Ağır Ceza Mahkemesince 09.09.2022 tarih ve 113-389 sayı ile; sanığın eyleminin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturduğu kabul edilerek, sanık hakkında açılan kamu davasının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca düşmesine karar verildiği, bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 03.05.2023 tarih ve 16080-3943 sayı ile; "...İhbar ve diğer sanık Can'ın yakalanmasından sonra verdiği beyan ile sanık Özal'ın açık kimliği ve adresi tespit edildikten sonra sanık Özal hakkında suç şüphesinin doğduğu ve bu andan sonra sanık üzerinde ve bulunduğu binada arama yapılabilmesi için Cumhuriyet savcısının yazılı emri veya adli arama kararının gerektiği, bu yönde alınmış yazılı emir veya adli arama kararı bulunmaksızın sanığın üzerinde ve bozma ilamı doğrultusunda yapılan keşif ile iş yeri olduğu tespit olunan binada yapılan aramanın hukuka aykırı olduğu ve bu arama ile  hukuka aykırı yöntemle elde edilen delilin yasak delil niteliğinde olduğu anlaşıldığından hükme esas alınamaz.<br>Sanık açısından hukuka uygun olarak elde edilmiş bir uyuşturucu veya uyarıcı madde olmadığından, suçun maddi konusunun da bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu durumlara bağlı olarak, isnat olunan suçun unsurları oluşmadığından, sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan beraat kararı verilmesi gerekirken, sanığın yargılamaya konu eylemi kullanma suçu olarak sabit görülüp, bu eylemin ise ihlal mahiyetinde olduğu kabul edilerek kamu davasının düşmesine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.  <br><br>Bozmaya uyan İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde 30.01.2024 tarih ve 401-37 sayı ile; sanığın CMK'nın 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine karar verildiği, söz konusu hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 26.06.2024 tarih ve 3686-21095 sayı ile hüküm fıkrasına "Sanık kendisini 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen zorunlu müdafii ile temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin II. Kısmının II. Bölümü gereğince kovuşturma için ödenen 29.800,00 TL maktu vekalet ücretinden, Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafii ve Vekillere Yapılacak Ödemelere İlişkin Tarife uyarınca ödenen ücretin mahsubu ile bakiye kalan vekalet ücretinin hazineden alınıp sanığa verilmesine," ibaresinin eklenmesi suretiyle düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. <br><br>II. İTİRAZ SEBEPLERİ <br>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 12.07.2024 tarih ve 24183 sayı ile; "...1136 sayılı Avukatlık Kanunun 168. maddesine göre; 'Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgarî hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler.<br><br>Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir. Bu tarife Adalet Bakanlığı'na ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde kesinleşir. Ancak Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı tarifeyi bir daha görüşülmek üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen bu tarife, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılır; sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirilir. 8 inci maddenin altıncı fıkrası hükümleri kıyasen uygulanır. <br><br>Avukatlık ücretinin takdirinde, hukukî yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır.',<br>Görüldüğü üzere vekaletnameli avukatlara ödenecek asgari avukatlık ücretini belirleme yetkisi Türkiye Barolar Birliğine aittir. Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanan tarife Adalet Bakanlığına gönderilir ve bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği takdirde veya tarife onaylandığı takdirde tarife kesinleşir. <br><br>Zorunlu müdafilik ücretine ilişkin kanun düzenlemesi ise 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 13. maddesinde yazılıdır. Bu hükme göre; '1) Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının istemi üzerine baro tarafından görevlendirilen müdafi ve vekile, avukatlık ücret tarifesinden ayrık olarak, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınarak Adalet ve Maliye bakanlıkları tarafından birlikte tespit edilecek ücret, Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla yer alan ödenekten ödenir. Bu ücret, yargılama giderlerinden sayılır.<br>2) Bu madde uyarınca yapılacak ödeme ve uygulamaya ilişkin usûl ve esaslar Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınmak suretiyle Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.'<br><br>Görüldüğü üzere baro tarafından görevlendirilen zorunlu müdafi ve vekile, 1136 sayılı Kanun'un 168. maddesinde belirlenen tarifeden ayrık olarak, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınarak, Adalet ve Maliye Bakanlıkları tarafından birlikte tespit edilecek ücretin Adalet Bakanlığı bütçesinden ödeneceği ve bu ücreti yargılama giderlerinden sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla kanun koyucu, zorunlu müdafinin ücretinin belirlenmesinde Adalet ve Maliye Bakanlıklarını yetkili kılmıştır. Buradaki amacın zorunlu müdafi için sanığa ödenecek ücretin belirlenmesinde, bütçe dengelerini korumak olduğu anlaşılmaktadır. 1136 sayılı Kanun kapsamında düzenlenecek Avukatlık Ücret Tarifesinin belirlenmesinde ise Maliye Bakanlığının söz hakkı bulunmamaktadır.<br><br>5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 13. maddesinde belirtildiği şekliyle, her yıl tarifeler belirlenmekte ve Resmî Gazetede yayınlanmaktadır. Nitekim 2024 yılına ait Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafi ve Vekillere Yapılacak Ödemelere İlişkin 2024 yılı Tarifesi 13.01.2024 günlü, 32428 sayılı Resmî Gazete yayınlanmış ve yürürlüğe girmiştir.<br><br>1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168. maddesi uyarınca düzenlenen Avukatlık Ücret Tarifelerinde, 2024 yılı için özel bir düzenleme yoluna gidildiği ve daha önceki yıllar uygulamasından ayrılındığı görülmektedir. Şöyle ki 03.09.2022 günlü, 31942 sayılı Resmî Gazetede yayınlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 14. maddesine göre, '1) Kamu davasına katılma üzerine, mahkumiyete ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise vekili bulunan katılan lehine bu Tarifenin ikinci kısmın ikinci bölümünde belirlenen avukatlık ücreti sanığa yükletilir.<br><br>(4) Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir.' hükmüne yer verilmişken ve önceki yıllarda da benzer tarife hükümleri uygulanmışken,<br><br>1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168. maddesi uyarınca düzenlenen ve 21.09.2023 günlü, 32316 sayılı Resmî Gazetede yayınlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 14. maddenin 14. maddesine göre; '1) Kamu davasına katılma üzerine, mahkumiyete ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise vekil ile temsil edilen katılan lehine bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde belirlenen avukatlık ücreti sanığa yükletilir. Bu hüküm, katılanın 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen vekili bulunması durumunda kovuşturma için ödenen ücret mahsup edilerek uygulanır.<br><br>4) Beraat eden ve vekil veya müdafi ile temsil edilen sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir. Bu hüküm, sanığın 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen müdafii bulunması durumunda kovuşturma için Hazineden alınan ücretin mahsubu suretiyle uygulanır.' hükmüne yer verilmiştir. <br><br>Dolayısıyla 2024 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde, önceki yıllardan farklı olarak zorunlu müdafilerle ilgili olarak yeni bir düzenlemeye gidilmiş ve 5320 sayılı Kanun hükümlerine aykırı olarak zorunlu müdafiiler Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine dahil edilmiştir. Bununla birlikte yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler karşısında, bu hususun  kanuna  aykırı olduğu ve zorunlu müdafiler yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ile ücret belirlenmesinin hukuka aykırı olduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. <br><br>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 10. Ceza Dairesince 04.12.2024 tarih ve 6608-25607 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.<br><br><strong class="text-strong">III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU</strong><br>İtirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında kurulan beraat hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.<br><strong class="text-strong"><span style="text-decoration:underline">Özel Daire  ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık;</span> CMK gereğince görevlendirilen zorunlu müdafii tarafından temsil edilen ve yargılama sonucunda beraat eden sanık lehine, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca maktu avukatlık ücretine hükmedilip hükmedilmeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir. </strong><br><br><strong class="text-strong">IV. OLAY VE OLGULAR </strong><br>İncelenen dosya kapsamından;<br>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 06.08.2019 tarihli ve 43342-4219 sayılı iddianamesi ile; sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan TCK’nın 188/3-4, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,<br><br>Sanığa isnat edilen uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun alt sınırı, beş yıldan fazla hapis cezası gerektirdiğinden, İstanbul Anadolu 5. Ağır Ceza Mahkemesince 09.08.2019 tarihli tensip tutanağı ile; sanık adına CMK’nın 150. maddesinin 3. fıkrası uyarınca zorunlu müdafii görevlendirilmesi amacıyla İstanbul Baro Başkanlığına yazı yazılması yönünde ara karar kurulduğu, İstanbul Baro Başkanlığı tarafından da Av. Ebrar Yeniay’ın, sanık müdafii olarak görevlendirildiği,  <br><br>İstanbul Anadolu 5. Ağır Ceza Mahkemesince 30.01.2024 tarih ve 401-37 sayı ile; sanığın CMK’nın 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine karar verildiği, söz konusu hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edildiği, sanık müdafiinin temyiz isteminin; beraat eden sanık lehine ve Hazine aleyhine olmak üzere, maktu avukatlık ücretine karar verilmesi gerektiği istemine hasredilerek yapıldığı,<br><br>Anlaşılmaktadır.<br><br><strong class="text-strong">V. GEREKÇE</strong><br>A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar<br>Konu ile ilgili hukuki düzenlemeler:<br>i. CMK’nın "Müdafiin Görevlendirilmesi" başlıklı 150. maddesi şöyledir; <br>"(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.<br>(2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.<br>(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır.<br>(4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." <br>ii. 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un "Müdafi ve vekil ücreti" başlıklı 13. maddesi de şu şekildedir; <br>"1) Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının istemi üzerine baro tarafından görevlendirilen müdafi ve vekile, avukatlık ücret tarifesinden ayrık olarak, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınarak Adalet ve Maliye bakanlıkları tarafından birlikte tespit edilecek ücret, Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla yer alan ödenekten ödenir. Bu ücret, yargılama giderlerinden sayılır.<br>2) Bu madde uyarınca yapılacak ödeme ve uygulamaya ilişkin usûl ve esaslar Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınmak suretiyle Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir."<br>iii. Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri İle Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik'in "Ücret" başlıklı 8. maddesi;<br>"1) Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince baro tarafından görevlendirilen müdafi veya vekile Avukatlık Ücret Tarifesinden ayrık olarak hazırlanacak Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafi ve Vekillere Yapılacak Ödemelere İlişkin Tarife gereğince ödenecek meblağ Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla ayrılan ödenekten karşılanır.<br>2) Müdafi veya vekilin görevi gereği yaptığı zorunlu yol giderleri ile kendisi tarafından karşılanması durumunda temyiz, istinaf ve itiraz harçları ayrıca ödenir.<br>3) Müdafi veya vekile Tarife gereğince ödenen meblâğ, zorunlu yol giderleri ve müdafi veya vekil tarafından ödenen temyiz, istinaf ve itiraz harçları yargılama giderlerinden sayılır.",<br>iiii. Aynı yönetmeliğin "Tarife" başlıklı 9. maddesi; "Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince baro tarafından görevlendirilen müdafi veya vekile ödenecek meblâğ, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınmak suretiyle Adalet ve Maliye Bakanlıkları tarafından her yıl Aralık ayında hazırlanan ve 1 Ocak tarihinden geçerli olmak üzere düzenlenen Tarifede gösterilir. Tarife ayrıca Resmî Gazete’de yayımlanır.",<br>iiiii. CMK'nın 150/4, 5320 sayılı Kanun'un 13. ve anılan Yönetmeliğin "Ücret" başlıklı 8 ve "Tarife" başlıklı 9. maddelerine istinaden düzenlenip 13.01.2024 tarihli ve 32428 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve karar tarihinde uygulanması gereken Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafi ve Vekillere Yapılacak Ödemelere İlişkin 2024 Yılı Tarifesi’nin "Ücret"  başlıklı 1. maddesin; "Bu Tarifenin amacı, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının talebi üzerine görevlendirilen müdafi veya vekillere ödenecek meblağları belirlemektir.", "Kapsam"  başlıklı 2. maddesi ise; "Bu Tarife, Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen müdafi veya vekillerin yapacakları hukuki yardımlar için uygulanır.", <br><br>AAÜT'nin 14. maddesinin 4. bendine göre ise; "Beraat eden ve vekil veya müdafi ile temsil edilen sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir. Bu hüküm, sanığın 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen müdafii bulunması durumunda kovuşturma için Hazineden alınan ücretin mahsubu suretiyle uygulanır." <br><br>iiiiii. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun "Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması" başlıklı 168. maddesi ise şöyledir;<br>"Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgarî hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler.<br><br>Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir. Bu tarife Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde kesinleşir. Ancak Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı tarifeyi bir daha görüşülmek üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen bu tarife, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılır; sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirilir. 8 inci maddenin altıncı fıkrası hükümleri kıyasen uygulanır.<br><br>Avukatlık ücretinin takdirinde, hukukî yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır.".<br>Yer verilen düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde şu sonuçlara uluşmak mümkündür;<br><br>a. Kural olarak yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgarî hadlerini gösteren tarifeyi hazırlamak görev ve yetkisi Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kuruluna aittir. Bu tarife, Adalet Bakanlığınca onaylandığında veya yasada öngörülen sürede bakanlıkça karar verilmediği ya da bakanlıkça geri gönderildiği durumda Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği hâllerde onaylanmış sayılmakla  kesinleşir (1136 syk madde 168).<br><br>b. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının talebi üzerine baro tarafından görevlendirilen müdafi veya vekillere yapacakları hukuki yardımların karşılığı olarak ödenecek meblağlar hakkında 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 13. maddesinde özel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Anılan madde sarahatine göre bu ücret/meblağ, "...avukatlık ücret tarifesinden ayrık olarak...", Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınarak Adalet ve Maliye Bakanlıkları tarafından birlikte tespit edilecektir.<br><br>c. Aynı Kanun maddesinin 2. fıkrasında, bu madde uyarınca yapılacak ödeme ve uygulamaya ilişkin usûl ve esasların Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınmak suretiyle Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği hüküm altına alınmış, Bakanlık da buna istinaden "Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri İle Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik" çıkarmıştır.<br><br>d. Anılan Yönetmeliğin "Ücret" başlıklı 8. maddesinde, 5320 sayılı Kanun'un 13. maddesinde yer alan hüküm tekrar edilmiş, "Tarife" başlıklı 9. maddesinde ise görevlendirilen müdafi veya vekile ödenecek meblâğla ilgili tarifenin Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınmak suretiyle Adalet ve Maliye Bakanlıkları tarafından her yıl Aralık ayında hazırlanan ve 1 Ocak tarihinden geçerli olmak üzere düzenlenen tarifede gösterileceği öngörülmüştür. Ancak kural olarak yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgarî hadlerini gösteren tarifeyi hazırlamak görev ve yetkisi 1136 sayılı Kanun'un 168. maddesi gereğince Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kuruluna ait olduğundan, uygulamanın zikredilen yönetmeliğin 9. maddesi değil ve fakat 1136 sayılı Kanun'un 168. maddesi gereğince istikrarlı biçimde süregeldiği üzere devam ettirildiği görülmektedir. Yani Barolar Birliği Yönetim Kurulunca hazırlanan tarifeye eklenen bu meblağlar (İlgili tarife madde 14/4) Adalet Bakanlığına gönderilmekte, her iki bakanlıkça uygun görüldüğü için Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmektedir. Bu haliyle, özellikle anılan düzenlemelerle ilgili iptal başvurusundan da  bahsedilmediğine göre Adalet ve Maliye Bakanlıklarının kanun metnine, yönetmeliğe göre öncelik tanıyarak gönderilen tarifedeki meblağla ilgili uygunluk takdir ve değerlendirmesi yapmakla yetindiği söylenebilir. Netice itibarıyla ödenecek meblağ üzerinde kamu maliyesi bakımından takdir hakkının bakanlıklarda olduğu kanuni bir mekanizmanın kurulduğu ve sistemin 2025 yılı için de bu suretle işlemeye devam ettiği görülmektedir.<br><br>e. Tarifede belirlenen ve onaylanan ücret, sanığın 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen müdafii bulunması durumunda kovuşturma için Hazineden alınan ücretin mahsubu suretiyle ödenecektir (İlgili tarife madde 14/4).<br><br>f. Tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri yargılama giderlerindendir. Hüküm ve kararda yargılama giderlerinin kimlere yükletileceği gösterilir (CMK madde 324/1-2, Yönetmelik madde 8/3).<br><br>g. Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir (1136 syk madde 164/4). 1136 sayılı Kanun'un 169. maddesinde yer alan "karşı tarafa yükletilme" kuralının ceza muhakemesi bakımından ilgili normu, CMK'nın 324. maddesi olup bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen; "tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri" ifadesi ile CMK'da yargılama gideri olarak kabul edilen avukatlık ücretinin  Asgari Ücret Tarifesi'ne göre ödeneceği kabul edilmelidir.<br><br>h. Zikredilen düzenlemelerin, normlar hiyerarşisi bağlamında bir üst norma aykırılığı ileri sürülüp gereğine tevessül edilmedikçe uygulayıcıları bağlayacağı her türlü tartışmadan varestedir.<br><br>Diğer taraftan, müdafii; "Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı"  ifade etmektedir (CMK madde 2). Bu avukatın seçilmiş ya da görevlendirilmiş olmasının hak ve sorumlulukları itibarıyla bir fark bulunmamaktadır. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin kanuni dayanağı olan 1136 sayılı Kanun'un 168. maddesinde, asgarî ücret belirleme hususunda zorunlu müdafi ile seçilmiş/vekâletnameli müdafi arasında herhangi bir ayrım yapılmamıştır. Kural olarak tarifeler, müdafie icra ettiği hukuki yardımın karşılığı olarak ödenmesi gereken asgarî veya maktu ücret tutarını belirlerler. Bu miktarın, ülkenin ekonomik koşulları ve ihtilaf bağlamında bütçe dengeleri gözetilerek belirlenmesi gerektiğinde şüphe yoktur. <br><br>Ancak unutulmamalıdır ki; avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir. Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder (1136 sayılı kanun madde 1). İHAS'ın 6. maddesinden daha geniş bir teminat alanı oluşturarak kanunda öngörülen cezanın asgarî haddi kriterine göre müdafiin hukuki yardımını zorunlu kılan hukuk sisteminin, bu hakkın etkin biçimde kullanılmasını da garanti ettiği söylenmelidir. Bu cümleden olarak, seçilmiş müdafii ile aynı görevi, aynı şartlarda eda eden, hatta bazı durumlarda (CMK madde 188 gibi) daha fazlasını yapmak mecburiyeti bulunan zorunlu/görevlendirilmiş müdafiin alacağı ücretin, seçilmiş müdafii ile eşit olması beklenmese de, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil edebilmesi adına, sarf edilen emek ve mesai ile orantılı ve meslek onuruna yaraşır bir miktara tekabül etmesi gerekir. İlgili Bakanlıkların ihtilaf konusu uygulamayı 2025 yılında da sürdüregelmesi, bu bilinç ve tercihin tezahürü olarak değerlendirilmelidir.<br><br><strong class="text-strong">B. <span style="text-decoration:underline">Somut Olayda Hukuki Değerlendirme</span><br>Uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan eylemine uyan TCK’nın 188/3-4, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca cezalandırılması iddia ve talebiyle düzenlenen iddianameye istinaden yargılanan, CMK'nın 150. maddesinin 3. fıkrası gereğince yargılama merciinin talebi üzerine Baro tarafından kendisine zorunlu müdafii görevlendirilen ve fakat yargılama sonucunda beraat eden sanık lehine; 5320 sayılı Kanun'un 13., ilgili Yönetmelik'in 8 ve 9. maddeleri ile AAÜT'nin 14/4. maddesi gereğince, "<span style="text-decoration:underline">beraat eden ve vekil veya müdafi ile temsil edilen sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilmesine</span>, bu hükmün, sanığın 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen müdafii bulunması durumunda kovuşturma için Hazineden alınan ücretin mahsubu suretiyle uygulanmasına" ilişkin Özel Daire kararında hukuki isabetsizlik bulunmadığından;</strong><br><br>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. <br>Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın kabul edilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.<br><br><strong class="text-strong">VI. KARAR</strong><br>Açıklanan nedenlerle;<br>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,<br>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.04.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 22.04.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=463">Admin</a> — 27 Haz 2025 14:32 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 5898</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[herzamanhukuk_670]]></name></author>
		<updated>2025-06-26T21:54:35+03:00</updated>

		<published>2025-06-26T21:54:35+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739266#p739266</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739266#p739266"/>
		<title type="html"><![CDATA[Biliirkişi bölge kurulu emsal kararlar]]></title>

					<category term="Danıştay İdare ve Vergi Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=77" label="Danıştay İdare ve Vergi Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739266#p739266"><![CDATA[
Biliirkişi bölge kurulunun verdiği bilirkişiliğe dair ceza işlemlere ilişkin emsal karar var mıdır acaba?<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=2537">herzamanhukuk_670</a> — 26 Haz 2025 21:54 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 6190</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[herzamanhukuk_670]]></name></author>
		<updated>2025-06-26T16:56:27+03:00</updated>

		<published>2025-06-26T16:56:27+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739264#p739264</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739264#p739264"/>
		<title type="html"><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2016/12345 E., 2017/54321 K.]]></title>

					<category term="Yargıtay Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=2" label="Yargıtay Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739264#p739264"><![CDATA[
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2016/12345 E., 2017/54321 K. metnini paylaşabilimisiniz acaba<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=2537">herzamanhukuk_670</a> — 26 Haz 2025 16:56 — Cevaplar 1 — Görüntüleme 1545</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[Admin]]></name></author>
		<updated>2025-05-30T20:54:45+03:00</updated>

		<published>2025-05-30T20:54:45+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739247#p739247</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739247#p739247"/>
		<title type="html"><![CDATA[Kasten yaralama sonucu ölüme neden olma]]></title>

					<category term="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=46" label="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739247#p739247"><![CDATA[
<strong class="text-strong"> 1. Ceza Dairesi 2023/1834 E. , 2025/3493 K.<br>"İçtihat Metni"<br>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br>SAYISI : 2022/630 E., 2022/1282 K.<br>SUÇ : Kasten yaralama sonucu ölüme neden olma <br>HÜKÜM : Mahkumiyet<br>TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</strong><br><br>İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/1 ve 286/2-(a) maddeleri gereği temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereğince temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:<br><br>I. HUKUKÎ SÜREÇ<br>1. İstanbul Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesinin, 09.03.2022 tarihli ve 2021/546 Esas, 2022/137 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında maktule karşı kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 81/1, 29/1, 62/1 ve 53/1. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.<br><br>2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 03.10.2022 tarihli ve 2022/630 Esas, 2022/1282 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik katılan vekili ve sanık müdafiinin istinaf başvuruları üzerine 5271 sayılı Kanun’un 280/1. maddesi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasıyla sanık hakkında maktule karşı kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan 5237 sayılı Kanun'un 87/4-2. cümle, 29/1, 62/1 ve 53/1. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.<br><br>II. TEMYİZ SEBEPLERİ<br>1. Katılan vekilinin temyizi istemi özetle; suç vasfının tasarlayarak öldürme olduğuna ilişkindir.<br>2. Sanık müdafiinin temyiz istemi özetle; eksik inceleme ile karar verildiğine, maktulün başından yere düşme neticesinde yaralanmış olma ihtimali bulunduğundan ve sanık isnad olunan suçu işlemediğinden beraatine karar verilmesi gerektiğine, suç vasfının taksirle öldürme olarak değerlendirilmesi gerektiğine, temel cezada alt sınırdan uzaklaşılmasının hatalı olduğuna, haksız tahrik indiriminin en üst sınırdan yapılması gerektiğine ilişkindir.<br><br>III. GEREKÇE<br>Maktulün olay tarihinde bakkal işlettiği, sanığın nişanlısı olan tanık ...'un olay günü saat 07.00 sıralarında alışveriş yapmak için maktulün bakkalına gittiği, tanığın alışveriş sırasında maktulün vücudunun çeşitli yerlerine dokunmak ve öpmek suretiyle kendisini taciz ettiğini iddia ederek nişanlısı sanığın ikametine gittiği ve durumu anlattığı, sanığın evde bulunan muştayı yanına alarak ve tanık ...'la birlikte bakkala gittikleri, sanık ile maktul arasından taciz meselesinden tartışma çıktığı, sanığın maktule muşta ile vurarak yere düşürdüğü,<br><br> sanığın muşta ile maktulün kafasına vurması neticesine maktulün beyin kanaması ve gelişen komplikasyonlar sonucu olaydan yaklaşık 2,5 ay sonra tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdiği olayda,<br><br>1. Sanığın nişanlısının taciz edildiğini öğrenmesi üzerine maktul ile arasında boğuşma şeklinde yaşanan kavga sırasında sanığın maktule birden fazla kez vurduğuna ilişkin delil bulunmaması, darbenin şiddeti, yaralanmanın niteliği ve sanığın eylemine devam etmesine ciddi engel teşkil eden hal olmadan son vermesi karşısında suç vasfının kasten yaralama sonucu ölüme neden olma olduğuna ilişkin tespitte isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından, suç vasfına yönelik Tebliğname' nin bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.<br><br>2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, dosya kapsamında eksik incelemenin söz konusu olmadığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, somut olayda tasarlayarak öldürme ve taksirle ölüme neden olma suçlarının kanuni unsurlarının oluşmadığı anlaşıldığından, ileri sürülen temyiz nedenlerinin incelenmesinde hükümde bozma nedenleri dışında hukuka aykırılık bulunmamıştır.<br><br>3. Maktulün ölümünün künt kafa travmasına bağlı beyin kanaması ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu, maktulün kafatasında veya vücudunda herhangi bir kemik kırığı meydana gelmediği nazara alındığında 12 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası öngören 5237 sayılı Kanun'un 87/4-2. cümlesi gereği yapılan uygulama sırasında, suçun işleniş biçimi, kastın yoğunluğu, suçun işlenişinde kullanılan araç, maktulün yaralanmasının niteliği birlikte gözetilerek makul seviyede bir ceza tayini yerine yazılı şekilde en üst hadden cezaya hükmedilmek suretiyle fazla ceza tayin edilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.<br><br>4. Maktulün, sanığın nişanlısı olan tanık ...'a karşı cinsel tacizde bulunduğu iddiası üzerine sanığın, maktule yönelik eylemi gerçekleştirmiş olması karşısında, 5237 sayılı Kanun'un 29/1. maddesine göre sanığın cezasında asgari oranda haksız tahrik indirimi yapılması gerektiği gözetilmeden, yarı oranında indirim yapılması hukuka aykırı bulunmuştur.<br><br>IV. KARAR<br>Gerekçe bölümünde (3) ve (4) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle katılan vekili ve sanık müdafiinin temyiz sebepleri fazla ceza tayini ve haksız tahrikin derecesi yönünden yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 03.10.2022 tarihli ve 2022/630 Esas, 2022/1282 Karar sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,<br>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-(b) maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br>30.04.2025 tarihinde karar verildi.<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=463">Admin</a> — 30 May 2025 20:54 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 4126</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[Admin]]></name></author>
		<updated>2025-04-30T09:57:10+03:00</updated>

		<published>2025-04-30T09:57:10+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739236#p739236</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739236#p739236"/>
		<title type="html"><![CDATA[Ankara'da bulunan konut sigortalı evin su basması sonucu oluşan zararının Bingöl THH Kararı ile tazmini, Yetkili THH Hk.]]></title>

					<category term="Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=47" label="Yargıtay Hukuk Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739236#p739236"><![CDATA[
<strong class="text-strong">30 Nisan 2025 ÇARŞAMBA Resmi Gazete Sayı : 32886<br><br>YARGITAY KARARLARI<br><br>Yargıtay 4. Hukuk Dairesinden:<br><br>TÜRK MİLLETİ ADINA<br>YARGITAY İLAMI<br><br>ESASNO  :2021/14396<br>KARAR NO : 2021/4539<br><br>MAHKEMESİ : Kanun Yararına Temyiz Bürosu<br><br>TARİHİ 106/6/2018<br><br>NUMARASI 12019/957-2019/957<br><br>DAVACI : Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi vekili Av. Recep Çalbay<br>DAVALI : S...</strong><br><br>Taraflar arasındaki tüketici hakem heyeti kararının iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde Adalet Bakanlığı'nın talebi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına bozma yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:<br><br><strong class="text-strong">-KARAR-</strong><br><br>Davacı vekili, müvekkiline konut sigortalı evin su basması sonucu oluşan zararının müvekkilince karşılandığını, davalı hesabına 2.396,00 TL ödendiğini, buna rağmen sigortalı tarafça laminantın yeniden yapılması ve eşyaların yenilenmesi istemiyle il tüketici hakem heyetine başvurulduğunu, il hakem heyetince de laminantın yeniden yapılmasına ve sandalye ile mutfak masasının yenisiyle değiştirilmesine karar verildiğini, kararın hukuka aykırı olduğunu beyanla il tüketici hakem kararının iptalini talep etmiştir.<br><br>Mahkemece, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davanın kabulüne, tüketici hakem heyetinin 9.2.2018 tarih ve 005620180000170 sayılı kararının iptaline karar verilmiş, hükmün Adalet Bakanlığı'nın talebi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından HMK'nın 363.(HUMK'un 427.) maddesi gereğince kanun yararına bozulması talep edilmiştir.<br><br>Dava, konut sigortasından kaynaklanan il tüketici hakem heyeti kararının iptali istemine ilişkindir.<br><br>28.11.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan ve 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı “Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun”un (TKHK) 2. maddesinde Kanun'un kapsamı “Bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar.” şeklinde açıklanmıştır. Kanun'un “tanımlar” başlıklı 3. maddesinin (1) bendinde ise tüketici işlemi, “Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekalet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dahil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder.” biçiminde tanımlanmıştır.<br><br>6502 sayılı TKHK'nın 73. maddesi uyarınca tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğacak uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemesi görevli kılınmıştır. Bunun yanında Kanun'un 83. maddesinde de taraflardan birinin tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olmasının, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği belirtilmiştir.<br><br>Yine 6502 sayılı TKHK'nın 70/3. maddesi gereği “Taraflar, tüketici hakem heyetinin kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebilir.”<br><br>Dava konusu olayda, sigortalının kendi sigortacısı aleyhine başvurduğu il tüketici hakem heyeti kararının iptali için davacı sigorta şirketi tarafından Bingöl Asliye Hukuk Mahkemesi'nde (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) dava açılmıştır. Bingöl'de ayrı tüketici mahkemesi bulunmadığından Bingöl Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davaya tüketici mahkemesi sıfatıyla bakılması gerektiğinin gözetilmemesi doğru görülmemiştir.<br><br>Kabule göre de; Genel yetki düzenlemesi karşısında özel yaya olan 6502 sayılı TKHK'nın 68/3. maddesi gereği “Başvurular, tüketicinin yerleşim yerinin bulunduğu veya tüketici işleminin yapıldığı yerdeki tüketici hakem heyetine yapılabilir...”<br><br>6100 sayılı HMK'nın yargılama giderlerinden sorumluluk başlıklı 326/1. maddesinde “Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.” düzenlemesi yer almaktadır. Yine 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 70/6. maddesi “Tüketici hakem heyetlerinin tüketici lehine verdiği kararlara karşı açılan itiraz davalarında, kararın iptali durumunda tüketici aleyhine,<br>avukatlık asgari ücret tarifesine göre nisbi tarife üzerinden vekâlet ücretine hükmedilir...” şeklinde düzenleme getirmektedir.<br><br><strong class="text-strong">Somut olayda Ankara'da bulunan konutun sigorta poliçesi Bingöl ilinde düzenlenmiş olup sigortalının ikametgah adresi poliçede, tüketici hakem heyeti başvurusunda ve mahkemenin gerekçeli karar başlığında dahi Bingöl olarak görünmektedir. Sigortalı şahıs konut sigortasından kaynaklanan tüketici uyuşmazlığında 6502 sayılı TKHK'nın 68/3. maddesine göre seçimlik hakkını kullanarak Bingöl il tüketici hakem heyetine başvuru<br>yapmıştır. Sigorta şirketince il tüketici hakem heyeti kararının iptalinin istendiği Bingöl asliye hukuk mahkemesince; sigortalının ikamet ettiği Ankara'daki evini su basması nedeniyle Bingöl'de açılan Bingöl tüketici hakem heyeti kararının iptali davasında Bingöl tüketici hakem heyetinin yetkisiz olduğu, yetkisiz olarak verilen kararın kaldırılması gerektiği, Ankara ilinde meydana gelen uyuşmazlığın Bingöl tüketici hakem heyetince sağlıklı sonuçlandırılamayacağından bahisle tüketici hakem heyeti kararının iptaline karar verilmiş ise de; sigortalının seçimlik hakkını kullanarak 6502 sayılı TKHK'nın 68/3. maddesi gereği Bingöl il tüketici hakem heyetine başvurmasında hukuka aykırılık olmadığından mahkeme gerekçesi yerinde olmadığı gibi, mahkemece davanın kabulü ile il tüketici hakem heyeti kararının iptaline karar verildiği halde, davalı tüketici aleyhine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesi gerekirken, Bingöl tüketici hakem heyeti uyuşmazlığı çözmede yetkili olmamasına rağmen davacı aleyhine hüküm kurması nedeniyle yargılama gideri ve vekalet ücretinin bağlı bulunduğu Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'ndan tahsiline karar verilmesi de doğru olmadığından, 6100 Sayılı HMK'nun geçici 3/2 maddesi delaletiyle 1086  sayılı HUMK'nun 429. maddesi gereği kanun yararına bozma isteminin kabulüne karar vermek gerekmiştir.<br><br>SONUÇ:</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 sayılı HMK'nin 363. maddesi (1086 Sayılı HUMK'nin 427. maddesi) uyarınca hükmün, hukuki sonuçlarına etkili olmamak kaydı ile KANUN YARARINA BOZULMASINA, bozma kararının bir örneğinin Resmi Gazete'de yayınlanmak üzere Adalet Bakanlığı'na gönderilmesine, 13/09/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=463">Admin</a> — 30 Nis 2025 09:57 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 3611</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[Admin]]></name></author>
		<updated>2024-12-28T14:00:50+03:00</updated>

		<published>2024-12-28T14:00:50+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739150#p739150</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739150#p739150"/>
		<title type="html"><![CDATA[HÜKÜMLÜNÜN DENETİMDE GEÇİRDİĞİ SÜREDE İYİ HALLİ OLUP OLMAMASININ KOŞULLU SALIVERİLMESİNE ETKİSİ OLMADIĞI HK.]]></title>

					<category term="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=46" label="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739150#p739150"><![CDATA[
<strong class="text-strong">YARGITAY 1. Ceza Dairesi         <br>2021/12374 E.  <br>2022/238 K.<br><br>İNFAZ KURUMU DIŞINDA GEÇEN DENETİMLİ SERBESTLİKTE İYİ HALLİ OLUP OLMAMASININ KOŞULLU SALIVERILMEYE ETKİSİ OLMADIĞI<br>CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUN (5275) KOŞULLU SALIVERİLME<br><br>"İçtihat Metni"</strong><br><br>Alkol veya uyuşturucu maddenin etkisi altındayken araç kullanma ve suç uydurma suçlarından Eskişehir 1. İnfaz Hakimliğinin 27/10/2020 tarihli ve 2020/681 değişik iş sayılı içtima kararıyla 4 ay 25 gün hapis cezasına hükümlü A. S. cezasının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına dair Bilecik İnfaz Hâkimliğinin 18/11/2020 tarihli ve 2020/2205 Esas, 2020/2204 Karar sayılı kararını müteakip, Bilecik Cumhuriyet Başsavcılığınca 7242 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile değişik 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunu'nun 108/4. maddesi uyarınca hükümlünün 19/01/2021 tarihinden geçerli olmak üzere koşullu salıverilmesi talebi üzerine, hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanan hükümlü hakkında koşullu salıverilme tarihine kadar geçen sürede Covid 19 hastalığı izninde olması nedeniyle iyi hal değerlendirilmesi yapılamadığı ve hükümlünün denetim süresi içerisinde hakaret ve kişilerin huzur ve sükununu bozma suçlarını işlemesi nedeniyle de iyi halli kabul edilemeyeceğinden bahisle talebin reddine ilişkin Bilecik İnfaz Hâkimliğinin 15/01/2021 tarihli ve 2021/78 dosya, 2021/67 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine dair Bilecik Ağır Ceza Mahkemesinin 18/02/2021 tarihli ve 2021/86 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;<br><br>Dosya kapsamına göre, mahkemesince; hükümlü hakkındaki koşullu salıverilme talebinin, salgın nedeniyle denetim süresini izinli olarak geçiren hükümlü hakkında Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce iyi hal değerlendirmesinin yapılamadığının bildirilmesi üzerine, re'sen değerlendirme yapılarak, hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı suç işlediği, bu nedenle iyi halli kabul edilemeyeceğinden bahisle, reddine karar verilmiş ise de;<br><br><br>5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 105/A-1 maddesinde, "Hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla, açık ceza infaz kurumunda veya çocuk eğitimevinde bulunan ve koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre kalan iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak, hükmün infazına ilişkin işlemleri yapan Cumhuriyet başsavcılığının bulunduğu yer infaz hâkimi tarafından karar verilebilir" şeklinde yer alan,105/A-6. maddesinde, "Hükümlünün; (1) a) Ceza infaz kurumundan ayrıldıktan sonra, talebinde belirttiği denetimli serbestlik müdürlüğüne beş gün içinde müracaat etmemesi, b) Hakkında belirlenen yükümlülüklere, denetimli serbestlik müdürlüğünün hazırladığı denetim ve iyileştirme programına, denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerileriyle hakkında hazırlanan denetim planına uymamakta ısrar etmesi, c) Ceza infaz kurumuna geri dönmek istemesi, hâlinde, denetimli serbestlik müdürlüğünün talebi üzerine, koşullu salıverilme tarihine kadar olan cezasının infazı için açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine, denetimli serbestlik müdürlüğünün bulunduğu yer infaz hâkimi tarafından karar verilir."<br><br>107/1-11. maddesinde, "(1)Koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için mahkûmun kurumdaki infaz süresini iyi hâlli olarak geçirmesi gerekir. (11)Hükümlünün koşullu salıverilmesi hakkında ceza infaz kurumu idaresi tarafından hazırlanan gerekçeli rapor, infaz işlemlerinin yapıldığı yer infaz hâkimliğine verilir. İnfaz hâkimi, bu raporu uygun bulursa hükümlünün koşullu salıverilmesine dosya üzerinden karar verir; raporu uygun bulmadığı takdirde gerekçesini kararında gösterir. Bu kararlara karşı itiraz yoluna gidilebilir." şeklinde yer alan düzenleme ile,<br><br><strong class="text-strong">Hükümlünün koşullu salıverilmesi için mahkum olduğu cezanın infazı sırasında, ceza infaz kurumunda geçirmiş olduğu sürede iyi halli olmasının gerekli ve yeterli olduğu, infaz kurumu dışında denetimli serbestlik tedbiri kapsamında geçen süreçte iyi halli olup olmamanın koşullu salıverilmeye etkisinin olmadığı, nitekim hükümlünün denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uymamakta ısrar etmesi ve diğer hallerde dahi, 5275 sayılı Kanun'un 105/A-6 maddesi gereğince, ancak koşullu salıverilme tarihine kadar olan cezasının infazı için açık ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verilebileceği </strong>gözetildiğinde,<br><br>Mahkum olduğu hapis cezasının infazı sırasında bulunduğu Gölpazarı Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğünün 12/11/2020 tarihli ve 2020/2747 sayılı kararı ile iyi halli olduğu belirlenerek, Bilecik İnfaz Hakimliğinin 18/11/2020 tarihli ve 2020/2205 Esas, 2020/2204 sayılı kararı ile cezasının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına karar verilen iyi halli hükümlü hakkındaki, koşullu salıverilmesine yönelik talebin kabulü kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 29/06/2021 gün ve 94660652-105-11-7263-2021-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü;<br><br><strong class="text-strong">TÜRK MİLLETİ ADINA</strong><br><br>Kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, Bilecik Ağır Ceza Mahkemesinin 18/02/2021 tarihli ve 2021/86 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nin 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA, diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14/01/2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=463">Admin</a> — 28 Ara 2024 14:00 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 4447</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[Admin]]></name></author>
		<updated>2024-12-28T13:55:24+03:00</updated>

		<published>2024-12-28T13:55:24+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739149#p739149</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739149#p739149"/>
		<title type="html"><![CDATA[KOŞULLU SALIVERİLME HESAPLAMASINDA KARMA UYGULAMA YAPILAMAYACAĞI]]></title>

					<category term="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=46" label="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739149#p739149"><![CDATA[
<strong class="text-strong">YARGITAY 1. Ceza Dairesi         <br>2021/12614 E.  <br>2022/239 K.<br><br>KOŞULLU SALIVERİLME HESAPLAMASINDA KARMA UYGULAMA YAPILAMAYACAĞI<br>KOŞULLU SALIVERME BAKIMINDAN 647 VE 5275 SAYILI KANUNU SADECE LEHE OLANLARI ALINARAK KARMA UYGULAMA YAPILAMAZ<br>CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA KANUN (5275) <br>KOŞULLU SALIVERİLME</strong><br><br>Gasp suçundan Gebze Ağır Ceza Mahkemesinin 30/01/2008 tarihli ve 2008/74 müteferrik sayılı kararı ile 9 yıl 8 ay 20 gün hapis cezasına hükümlü H. D. bu cezasının infazı sırasında, Kartal 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/09/2008 tarihli ve 2008/917 değişik iş sayılı kararı ile 25/09/2008 tarihinden itibaren şartla tahliye edilmesini müteakip, adı geçen hükümlünün bihakkın tahliye tarihi olan 24/07/2014 tarihinden önce 30/04/2011 tarihinde işlediği nitelikli yağmaya teşebbüs ve mala zarar verme suçlarından Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 06/02/2018 tarihli ve 2017/274 Esas, 2018/40 sayılı kararı ile hapis cezası ile cezalandırıldığının ve bu kararın 17/09/2020 tarihinde kesinleştiğinin ihbar edilmesi üzerine, Gebze Cumhuriyet Başsavcılığının 5275 sayılı Kanun'un 107/12 ve 13/a-b maddeleri gereğince karar verilmesine yönelik talebinin, ihbara konu suçun 5275 sayılı Kanun’un 107/6. maddesine göre belirlenen denetim süresi içerisinde işlenmediğinden bahisle reddine ilişkin Gebze İnfaz Hakimliğinin 21/12/2020 tarihli ve 2020/520 Esas, 2020/541 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine dair mercii Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 11/01/2021 tarihli ve 2021/12 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;<br><br>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18/09/2007 tarihli ve 2007/1-214-181 sayılı kararında belirtildiği üzere infaza ilişkin lehe oluşan hataların kazanılmış hakka konu olmayacağı gözetilerek yapılan incelemede,<br><br>Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 10/12/2018 tarihli, 2018/2219 Esas, 2018/5254 Karar sayılı ilamında "Hükümlünün infaza konu cezasından dolayı koşullu salıverilme hakkından yararlanabilmesi bakımından infaz kurumunda geçirilmesi gereken sürenin belirlenmesinde 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun hükümleri uyarınca yapılan uygulamanın 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun hükümlerine göre yapılacak uygulamaya göre lehe olduğundan, somut olayda 5275 sayılı Kanun hükümlerine göre değil 765 sayılı TCK'nin 17. maddesi hükümlerine göre koşullu salıverilme kararının geri alınmasına karar verilmesi gerektiği, koşullu salıverilme ile ilgili uygulama bakımından 647 sayılı Kanun hükümleri ile 5275 sayılı Kanun hükümlerinin sadece lehe olan bölümlerinin alınıp karma uygulama yapılmasının mümkün olmadığı, hükümlerin bir bütün olarak uygulanmasının zorunlu olduğu,..." şeklinde açıklamaya yer verildiği,<br><br>Hükümlü hakkında Gebze Ağır Ceza Mahkemesinin 30/01/2008 tarihli ve 2008/74 müteferrik sayılı içtima kararı ile 9 yıl 8 ay 20 gün hapis cezasına hükmedildiği,<br><br>Kartal Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 647 sayılı Cezalarının İnfazı Hakkında Kanun'un 19 ve ek 2. madde hükümleri dikkate alınarak 1/2 oranında ve ayda 6 gün indirim yapılmak suretiyle düzenlenen 10/04/2008 tarihli ve 2008/7-1252 sayılı müddetnamede bihakkın tahliye tarihinin 24/07/2014, koşullu salıverilme tarihinin ise 25/09/2008 olarak tespit edildiği,<br><br>Hükümlünün koşullu salıverildiği tarih ile bihakkın tahliye tarihi arasında (deneme süresi içerisinde) 30/04/2011 tarihinde işlediği nitelikli yağmaya teşebbüs ve mala zarar verme suçlarından dolayı Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 06/02/2018 tarihli ve 2017/274 Esas, 2018/40 sayılı kararıyla hapis cezası ile cezalandırıldığı ve bu kararın 17/09/2020 tarihinde kesinleştiği,<br><br>Koşullu salıverilme ile ilgili mevzuat incelendiğinde;<br><br>Mülga 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun'un "Şartla Salıverilme" başlıklı 19. maddesinin 1. fıkrasında "(Değişik fıkra: /11/03/1986 - 3267/1 md.) ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 25 yıllarını; müebbet ağır hapis cezasına hükümlüler 20 yıllarını; diğer şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalara mahkum edilmiş olanlar hükümlülük süresinin ½'ni; çekmiş olup da tüzüğe göre iyi halli hükümlü niteliğinde bulundukları takdirde, talepleri olmasa dahi şahsi şartla salıverilirler." ,<br><br>Aynı Kanun'un Ek 2. maddesinde "Hükümlülerin yarı açık veya açık cezaevlerine seçilmelerine karar verme işlemi, Adalet Bakanlığınca her yılın Ocak ayı içerisinde tespit edilerek Cumhuriyet Savcılıklarına bildirilen şartla salıverilme tarihine göre yapılır. Bakanlıkça bildirilen bu tarih aşılmamak ve kapalı kurumlarda çalışanlara öncelik tanınmak kaydıyla; 9, 10 ve 11 inci maddeler gereğince tabi tutulacakları müşahadeleri sonucu yarı açık veya açık müesseselere naklolunan hükümlülerin; anılan müesseselerde kaldıkları her ay için 6 gün, 19 uncu maddenin 1, 2 ve 3 üncü fıkralarına göre tespit edilecek şartla salıverilme tarihlerinden indirilmek suretiyle şartla salıverilme işlemi yapılır." ,<br><br>765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 17. maddesinin 1. fıkrasında "(Değişik fıkra: 07/12/1988 - 3506/1 md.) şartla salıverilmiş olan hükümlü, geri kalan süre içinde işlediği kasıtlı bir cürümden dolayı şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkum olur veya mecbur olduğu şartları yerine getirmez ise, şartla salıverilme kararı geri alınır. Bu takdirde suçun işlendiği tarihten sonraki kısım hükümlünün ceza süresine mahsup edilmeyerek aynen çektirilir ve şartla salıverilmeye esas teşkil eden hükmün infazı ile ilgili olarak bir daha şartla salıverilmeden yararlanamaz." şeklinde,<br><br><strong class="text-strong">5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "Koşullu Salıverme" başlıklı 107. maddesinin 2. fıkrasında "Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar yirmidört yılını, diğer süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının yarısını infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler." ve 6. fıkrasında "Koşullu salıverilen hükümlünün tâbi tutulacağı denetim süresi, yukarıdaki fıkralara göre infaz kurumunda geçirilmesi gereken süre kadardır. Ancak süreli hapislerde hakederek tahliye tarihini geçemez." şeklinde düzenlemelere yer verildiği,</strong><br><br>Bu haliyle hükümlünün infaza konu cezasından dolayı koşullu salıverilme hakkından yararlanabilmesi bakımından infaz kurumunda geçirilmesi gereken sürenin belirlenmesinde 647 sayılı Kanun hükümleri uyarınca yapılan uygulamanın 5275 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılacak uygulamaya göre lehe olduğu, somut olayda 5275 sayılı Kanun hükümlerine göre değil, 765 sayılı Kanun'un 17. maddesi hükümlerine göre koşullu salıverilme kararının geri alınmasına karar verilmesi gerektiği, <strong class="text-strong">koşullu salıverilme ile ilgili uygulama bakımından 647 sayılı Kanun hükümleri ile 5275 sayılı Kanun hükümlerinin sadece lehe olan bölümlerinin alınıp karma uygulama yapılmasının mümkün olmadığı, hükümlerin bir bütün olarak uygulanmasının zorunlu olduğu,</strong> bu haliyle bihakkın tahliye tarihine kadar infaz süreci devam eden hükümlünün bihakkın tahliye tarihinden önce kasıtlı bir suçtan hapis cezasıyla mahkumiyetine karar verildiğinin anlaşılması karşısında, ikinci suçu işlediği tarih olan 30/04/2011 tarihi ile bihakkın tahliye tarihi olan 24/07/2014 tarihi arasındaki sürenin aynen çektirilmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 05/10/2021 gün ve 94660652-105-41-2725-2021-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü;<br><br><strong class="text-strong">TÜRK MİLLETİ ADINA</strong><br><br>Kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 11/01/2021 tarihli ve 2021/12 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nin 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA, diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14/01/2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=463">Admin</a> — 28 Ara 2024 13:55 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 2844</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[Admin]]></name></author>
		<updated>2024-12-28T13:08:35+03:00</updated>

		<published>2024-12-28T13:08:35+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739148#p739148</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739148#p739148"/>
		<title type="html"><![CDATA[VERGİ SUÇLARINDA OLAĞANÜSTÜ ZAMANAŞIMI SÜRESİ - UZAMIŞ UZATILMIŞ ZAMANAŞIMI SÜRELERİ HK]]></title>

					<category term="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=46" label="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739148#p739148"><![CDATA[
<strong class="text-strong">YARGITAY 11. Ceza Dairesi         <br>2021/41533 E.  <br>2022/510 K.<br><br>OLAĞANÜSTÜ DAVA ZAMANAŞIMI<br>UZAMIŞ ZAMANAŞIMI SÜRESİ<br>VERGİ USUL KANUNUNA MUHALEFET SUÇU<br><br>"İçtihat Metni"</strong><br><br>Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 25.06.2021 tarih ve 2021/10492 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10.09.2021 tarih ve KYB-2021/89863 sayılı ihbarname ile;<br><br>213 sayılı Vergi Usul Kanunu'na muhalefet suçundan sanık N. K. anılan Kanun'un 359/b, 360, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43/1 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Vezirköprü Asliye Ceza Mahkemesinin 04.11.2020 tarihli ve 2020/211 esas, 2020/556 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Vezirköprü Ağır Ceza Mahkemesinin 22.02.2021 tarihli ve 2021/44 değişik iş sayılı kararının "Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.04.2018 tarihli ve 2014/15-487 esas, 2018/151 sayılı kararında belirtildiği üzere, istinaf veya temyiz kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceği nazara alınarak yapılan incelemede,<br><br><strong class="text-strong">Dosya kapsamına göre, sanığın eylemine uyan <span style="text-decoration:underline">Vergi Usul Kanunu'na muhalefet suçu için kanunda öngörülen cezanın türü ve üst sınırına göre olağan dava zamanaşımının 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 66/1-e maddesi gereğince 8 yıl, anılan Kanun'un 66/1-e ve 67/4. maddeleri uyarınca da olağanüstü dava zamanaşımı süresinin 12 yıl olacağı,</span> suç tarihinin 25.10.2008 olduğu ve kararın verildiği 04.11.2021 tarihine kadar 12 yıllık olağanüstü dava zamanaşımı süresinin dolduğu gözetilmeden, sanık hakkında zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi gerektiği cihetle, itirazın bu yönden kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden” bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, bozulması istenilmiş olmakla,</strong><br><br><strong class="text-strong"><span style="text-decoration:underline">Dosya incelendi, gereği görüşüldü:</span></strong><br><strong class="text-strong">İncelenen dosya içeriğine göre; 5237 sayılı TCK’nin 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen olağanüstü dava zamanaşımının, 25.10.2008 olan suç tarihinden, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verildiği 04.11.2020 tarihine kadar gerçekleştiği gözetilerek, itirazın bu yönden kabulüne karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla;</strong> kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden, sanık Necati Kavaklı‘nın “2008 takvim yılında sahte fatura kullanma suçuna iştirak” suçundan 213 sayılı VUK’nin 359/b, 360 ve TCK’nin 43/1, 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin Vezirköprü Asliye Ceza Mahkemesi‘nin 04.11.2020 tarihli 2020/211 Esas ve 2020/556 Karar sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine dair Vezirköprü Ağır Ceza Mahkemesi'nin 22.02.2021 tarih ve 2021/44 Değişik İş sayılı kararının, 5271 sayılı CMK’nin 309. maddesi uyarınca <strong class="text-strong">BOZULMASINA</strong>, müteakip işlemlerin mahallinde takdir ve ifasına, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 17.01.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=463">Admin</a> — 28 Ara 2024 13:08 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 2856</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[Admin]]></name></author>
		<updated>2024-12-28T13:00:08+03:00</updated>

		<published>2024-12-28T13:00:08+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739147#p739147</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739147#p739147"/>
		<title type="html"><![CDATA[UZLAŞMADA EDİMİN TAKSİDE BAĞLANMAK SURETİYLE ANLAŞILMASI HALİNDE DÜŞME DEĞİL HAGB KARARI VERİLMESİ GEREKTİĞİ HK.]]></title>

					<category term="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=46" label="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739147#p739147"><![CDATA[
<strong class="text-strong">YARGITAY 11. Ceza Dairesi         <br>2021/41553 E.  <br>2022/776 K.<br><br>UZLAŞMANIN TAKSİDE BAĞLANMASI<br>DÜŞME KARARI<br>231. MADDE HAGB KARARI<br>GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇU</strong><br><br>Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 12.07.2021 tarih ve 2021/6270 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 08.10.2021 tarih ve KYB-2021/91511 sayılı ihbarname ile;<br><br>Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan sanık H. D. 5237 Türk Ceza Kanunu'nun 155/2 ve 52. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis ve 100,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair Ankara 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 19/02/2019 tarihli ve 2018/272 esas, 2019/221 sayılı kararını kesinleşmesini müteakip, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 24/10/2019 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un uzlaşma hükümlerinde yapılan değişiklik nedeniyle hükümlünün hukuki durumunun yeniden değerlendirilerek, infazın durdurulup durdurulmayacağına dair bir karar verilmesi yönündeki talebi üzerine, dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilmesine ilişkin Ankara 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 01/11/2019 tarihli ve 2018/272 esas, 2019/221 sayılı ek kararını takiben, tarafların edimli olarak uzlaşmaları üzerine, sanık hakkında açılan kamu davasının düşürülmesine dair Ankara 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 28/01/2020 tarihli ve 2018/272 esas, 2019/221 sayılı ek kararının "5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun mahkeme tarafından uzlaştırma başlıklı 254/2. maddesinde yer alan "...Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde; sanık hakkında, 231 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Geri bırakma süresince zamanaşımı işlemez. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, mahkeme tarafından, 231 inci maddenin onbirinci fıkrasındaki şartlar aranmaksızın, hüküm açıklanır..." şeklindeki düzenleme uyarınca, Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği'nin 27/2. maddesinde yer alan "Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi hâlinde; sanık hakkında, Kanunun 231 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Geri bırakma süresince zamanaşımı işlemez." ve 27/3. maddesinde yer alan "Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmesi hâlinde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilir." biçimindeki açıklamalar dikkate alındığında,<br><br><strong class="text-strong"><span style="text-decoration:underline">Somut olayda,</span></strong> 14/01/2020 tarihli uzlaştırma raporu ile sanığın uzlaşmaya konu bedel olan toplam 5.500,00 Türk lirasını ilk 4 aylık dönem için 1.000,00 Türk lirası, 5. ay için ise 500,00 Türk lirası (1.500,00 Türk lirası yerine sehven 500,00 Türk lirası yazıldığı düşünülen) olmak üzere taksitler halinde ödemesi koşuluyla, taraflar arasında uzlaşmanın takside bağlanmak suretiyle sağlandığının anlaşılması karşısında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda ve Ceza Muhakemesinde Uzlaştırma Yönetmeliği'nde yer alan düzenlemeler uyarınca, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden” bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, bozulması istenilmiş olmakla,<br><br><strong class="text-strong"><span style="text-decoration:underline">Dosya incelendi, gereği görüşüldü:</span><br>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 254/2. maddesinde yer alan "Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini def'aten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde; sanık hakkında, 231'inci maddedeki şartlar aranmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Geri bırakma süresince zamanaşımı işlemez. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, mahkeme tarafından, 231 inci maddenin onbirinci fıkrasındaki şartlar aranmaksızın, hüküm açıklanır." şeklindeki düzenleme nazara alındığında; söz konusu olayda edimin takside bağlanması nedeniyle sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi gerekirken Ankara 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.01.2020 tarihli, 2018/272 Esas ve 2019/221 Karar sayılı ek kararı ile '' kamu davasının düşürülmesine" karar verilmesi isabetli olmadığından kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görülmekle Ankara 14. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.01.2020 tarihli, 2018/272 Esas ve 2019/221 Karar sayılı ek kararının BOZULMASINA, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesinin 4. fıkrası uyarınca müteakip işlemlerin mahallinde takdir ve ifasına, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 19.01.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</strong><p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=463">Admin</a> — 28 Ara 2024 13:00 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 4667</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[Admin]]></name></author>
		<updated>2024-12-28T12:42:47+03:00</updated>

		<published>2024-12-28T12:42:47+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739146#p739146</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739146#p739146"/>
		<title type="html"><![CDATA[DOLANDIRICILIK SUÇUNDA DENETİM SÜRESİNDE YENİ BİR SUÇ İŞLENMESİ HALİNDE YENİDEN HAGB KARARI VERİLEMEYECEĞİ HK.]]></title>

					<category term="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=46" label="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739146#p739146"><![CDATA[
<strong class="text-strong">YARGITAY 11. Ceza Dairesi         <br>2021/41572 E.  <br>2022/782 K.</strong><br><br>Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 12.07.2021 tarih ve 2021/4510 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17.09.2021 tarih ve KYB-2021/93926 sayılı ihbarname ile;<br><br>Sahte çek tanzimi ve dolandırıcılık suçlarından sanık M. O. Ç. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 342/1, 503/1, 522/1 ve 59/2. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay ağır hapis, 11 ay hapis ve 1.650.000.000 Türk lirası ağır para cezası ile cezalandırılmasına dair İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 29/07/2004 tarihli ve 2002/18 esas, 2004/462 sayılı kararının kesinleşmesini müteakip, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7/2 ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9/3. maddeleri ve 5083 sayılı Kanun uyarınca İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan uyarlama yargılaması talebinin kısmen kabulü üzerine yapılan yargılama neticesinde, sanığın 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 342/1, 503/1, 522/1 ve 59/2. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay ağır hapis, 11 ay hapis ve 1.650,00 Türk lirası cezası ile cezalandırılmasına, hükmolunan hapis cezasının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 28/02/2008 tarihli ve 2007/254 esas, 2008/51 sayılı kararının 07/03/2008 tarihinde kesinleşmesini takiben, sanığın deneme süresi içerisinde suç işlemediğinden bahisle hakkındaki hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının düşürülmesine dair İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 15/03/2013 tarihli ve 2007/254 esas, 2008/51 sayılı ek kararını müteakip, sanığın deneme süresi içerisinde 20/04/2011 tarihinde kasten yeni bir suç işlemesi nedeniyle yapılan ihbar üzerine, hakkındaki kamu davasının dava zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/4 ve 104/2. maddeleri uyarınca düşürülmesine ilişkin İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/12/2017 tarihli ve 2017/424 esas, 2017/339 sayılı kararının sayılı kararının "1-İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 15/03/2013 tarihli ve 2007/254 esas, 2008/51 sayılı ek kararı yönünden yapılan incelemede;<br><br>Sanık hakkındaki 28/02/2008 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 07/03/2008 tarihinde kesinleşmesiyle birlikte 5 yıllık denetim süresini başladığı, ancak sanığın bu süre dolmadan 20/04/2011 tarihinde işlemiş olduğu kültür varlıklarını bulmak amacıyla izinsiz kazı ve sondaj yapmak suçundan Salihli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 26/02/2015 tarihli ve 2014/174 esas, 2015/214 sayılı kararı ile cezalandırıldığı anlaşıldığından düşme kararı verilmesinde,<br><br>2- İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/12/2017 tarihli ve 2017/424 esas, 2017/339 sayılı kararı yönünden yapılan incelemede;<br><br><strong class="text-strong">5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9/4. maddesinde yer alan, “Kesin hükümle sonuçlanmış olan davalarda, sonradan yürürlüğe giren bir kanunla ilgili olarak lehe hükmün belirlenmesi ve uygulanması amacıyla yapılan yargılama bakımından dava zamanaşımına ilişkin hükümler uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme karşısında, ilk kararın kesinleşmesinden sonra yürürlüğe giren kanunlar uyarınca lehe değerlendirme yapılarak sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, ancak sanığın denetim süresi içerisinde yeniden suç işlediği anlaşılmakla, hükmün açıklanması yerine kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesinde, isabet görülmediğinden” bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, bozulması istenilmiş olmakla,</strong><br><br>Dosya incelendi, gereği görüşüldü:<br><br>Kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.03.2013 tarihli, 2007/254 Esas ve 2008/51 Karar sayılı ek kararı ile aynı mahkemenin 25.12.2017 tarihli, 2017/424 Esas ve 2017/339 Karar sayılı kararının BOZULMASINA, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesinin 4. fıkrası uyarınca müteakip işlemlerin mahallinde takdir ve ifasına, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 19.01.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=463">Admin</a> — 28 Ara 2024 12:42 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 6259</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[Admin]]></name></author>
		<updated>2024-12-23T22:08:39+03:00</updated>

		<published>2024-12-23T22:08:39+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739129#p739129</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739129#p739129"/>
		<title type="html"><![CDATA[Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davaları -haksız tutuklama gözaltı arama vs- hakkında emsal bozma kararları]]></title>

					<category term="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=46" label="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739129#p739129"><![CDATA[
<strong class="text-strong">YARGITAY 12. CD. 26.12.2017, 6246/10916<br>HAKSIZ TUTUKLAMA NEDENİYLE MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT - FAİZİN HANGİ TARİHTEN İTİBAREN İŞLETİLMESİ GEREKTİĞİ</strong><br>Yasal faizin tutuklama tarihinden itibaren talep edildiği dikkate alınmadan, kabul edilen maddi ve manevi tazminat miktarlarına gözaltı tarihinden itibaren yasal faize hükmolunması...<br><br><strong class="text-strong">YARGITAY 12. CD. 25.12.2017, 5160/10804<br>GELİRİNE DAİR BELGE SUNMAYAN DAVACININ MADDİ ZARARININ HESAPLANMASI</strong><br>1-) Geliri ve tutuklu kaldığı döneme ilişkin kazanç kaybı miktarı konusunda itibar edilebilecek herhangi bir belge ibraz edemeyen davacının, bahse konu döneme ilişkin olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca 16 yaşından büyükler için belirlenen net asgari ücret miktarları üzerinden hesaplanacak 7.639.41 TL’nin gelir kaybı olarak ödenmesine karar verilmesi gerekirken, hatalı bilirkişi raporuna dayanılarak bu miktarın üstünde olacak şekilde şekilde “8.876.02’’ TL olarak tayin edilmesi suretiyle, davacı lehine fazla maddi tazminata hükmolunması, 2-) Davacı tarafça sunulan 27/07/2009, 26/04/2010, 28/01/2011, 27/06/2011 ve 25/08/2011 tarihli toplamda 4500 TL tutarındaki serbest meslek makbuzlarının tazminat talebinin dayanağı olan 05/02/2013 tarihli hükümden önce düzenlendiğinin anlaşılması karşısında, karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesine göre 2640 TL vekalet ücretinin bu tutardan düşüldükten sonra kalan 1860 TL’nin maddi tazminat hesabına dahil edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, (Aynı mahiyette bkz. 12. CD. 26.12.2017, 6136/10926; **12. CD. 19.12.2017, 6088/10513; 12. CD. 02.10.2017, 2833/6846; 12. CD. 02.10.2017, 335/6850; 12. CD. 09.10.2017, 11875/7234; 12. CD. 16.10.2017, 10289/7551; 12. CD. 06.11.2017, 11999/8425)<br><br><strong class="text-strong">YARGITAY 12. CD. 25.12.2017, 9128/10809 <br>HAKSIZ TUTUKLAMA NEDENİYLE MANEVİ TAZMİNATIN HANGİ KRİTERLERE GÖRE HESAPLANACAĞI HK.</strong><br>Nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre ve benzeri hususlar ile tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer dikkate alınıp, hak ve nesafet ilkelerine uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, davacı lehine belirlenen ölçütlere uymayacak miktarda az manevi tazminata hükmolunması, (Aynı şekilde bkz. 12. CD. 26.12.2017, 6242/10921; 12. CD. 25.12.2017, 10535/10801; 12. CD. 18.12.2017, 4097/10393; 12. CD. 09.10.2017, 11874/7233; 12. CD. 13.11.2017, 173/8769; 12. CD. 20.11.2017, 1985/9005; 12. CD. 04.12.2017, 4377/9717)<br><br><strong class="text-strong">YARGITAY 12. CD. 18.12.2017, 5052/10397<br>HAKSIZ TUTUKLAMA NEDENİYLE DAVANIN REDDİ KARARININ DURUŞMA AÇILMADAN VERİLEMEYECEĞİ HK.</strong><br>Davacının tazminat talebine ilişkin olarak davalıya dava dilekçesi tebliğ edilerek, 5271 sayılı CMK’nun 142/7 maddesi gereğince duruşma açıldıktan sonra bir karar verilmesi gerekirken davanın tensiben reddine karar verilmesi,  (Aynı mahiyette bkz. 12. CD. 18.12.2017, 4691/10396)<br><br><strong class="text-strong">YARGITAY 12. CD. 18.12.2017, 3933/10392<br>HAKSIZ TUTUKLAMA NEDENİYLE MADDİ TAZMİNAT MİKTARININ HESAPLANMASI KRİTERLERİ<br>GELİR VERGİSİ BEYANNAMELERİNE GÖRE ZARARIN HESAPLANMASI GEREKTİĞİ<br>FAİZİN HANGİ TARİHTEN İTİBAREN İŞLETİLECEĞİ<br></strong><br>1-)Davacının beraatine ilişkin kesinleşmiş kararın davacıya tebliğ edilip edilmediği, tebliğ edilmiş ise hangi tarihte tebliğ edildiğinin tespiti ile davanın yasal süresinde açılıp açılmadığı araştırılmadan davanın kabulüne karar verilmesi, 2-)Davacı dava dilekçesinde tutuklanmadan önce araç kiralama ve otomobil leasing işiyle iştigal ettiği belirttiğinin anlaşılması karşısında; davacının ne kadar gelir vergisi verdiği tutuklama tarihi itibarıyla ilgili vergi dairesinden araştırılarak, davacıya gelir durumu kanıtlayan belgeleri sunması için olanak tanınarak sonucuna göre maddi tazminat miktarının belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi, Kabule Göre de; 1)Tutuklu kaldığı döneme ilişkin olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca 16 yaşından büyükler için belirlenen net asgari ücret miktarları üzerinden hesaplanacak 3.444.39 TL’nin gelir kaybı olarak ödenmesine karar verilmesi gerekirken, hatalı bilirkişi raporuna dayanılarak bu miktarın üstünde olacak şekilde “3.634.99 TL” olarak tayin edilmesi suretiyle, davacı lehine fazla maddi tazminata hükmolunması, 2-)Nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre ve benzeri hususlar ile tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer dikkate alınıp, hak ve nesafet ilkelerine uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, davacı lehine belirlenen ölçütlere uymayacak miktarda az manevi tazminata hükmolunması, 3-)Davacı tarafça dava dilekçesinde, hükmolunacak tazminata haksız gözaltında kaldığı 30/04/2008 tarihinden itibaren faiz işletilmesi talebinde bulunulduğu halde, hükmolunan maddi ve manevi tazminatlara 20/11/2008 tarihinden itibaren faiz işletilmesi,  (Aynı mahiyette bkz. 12. CD. 30.10.2017, 12762/8070; 12. CD. 27.11.2017, 4273/9350) <br><br><strong class="text-strong">YARGITAY 12. CD. 23.10.2017, 546/7796<br>HAKSIZ YAKALAMA, HAKSIZ ARAMA, HAKSIZ GÖZALTI VE HAKSIZ TUTUKLAMA NEDENİYLE MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT<br>MANEVİ ZARARIN TESPİTİ YÖNTEMİ</strong><br>Nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre ve benzeri hususlar ile tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer dikkate alınıp, hak ve nesafet ilkelerine uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, davacı lehine belirlenen ölçütlere uymayacak miktarda az manevi tazminata hükmolunması, 2- Davacı ile ilgili tutuklama ve tahliyeye ilişkin tüm müzekkere ve belgelerin Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde aslı ya da onaylı örnekleri de dosya içine alınarak, tutuklama müzekkeresinin infaz edilip edilmediği, infaz edilmiş olması halinde, infaz tarihlerinin ilgili ceza infaz kurumundan sorulması suretiyle davacının tutuklama ve tahliye tarihleri ile infaz edilen sürenin tereddüde mahal vermeyecek şekilde belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi, 3- Davacıya ait nüfus ve adli sicil kayıtları dosya içerisine alınmadan eksik kovuşturma ile hüküm kurulması, 4- Dairemizce yapılan temyiz incelemeleri sırasında aynı konu ve haksız tutuklama nedenine dayalı olarak birden fazla davanın açıldığının tespit edildiğinin anlaşılması karşısında; hazine zararına yol açan mükerrer davalara ilişkin ödemelerin önlenmesinin temini ve kamu kaynaklarının etkili, verimli ve hukuka uygun kullanılması bakımından, aynı konu ve haksız tutuklama nedenine dayalı açılmış dava olup olmadığının ilgili birimlerden sorulup, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden de araştırılarak tespit edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, 12. CD. 23.10.2017, 546/7796 (Aynı mahiyette bkz. 12. CD. 23.10.2017, 416/7792; 12. CD. 23.10.2017, 261/7801; 12. CD. 23.10.2017, 696/7807)<br><br><strong class="text-strong">YARGITAY 12. CD. 23.10.2017, 11380/7791<br>KORUMA TEDBİRLERİNDEN KAYNAKLANAN MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT DAVALARINDA SÜRELER</strong><br>5271 sayılı CMK’nın 142/1. maddesinde, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat taleplerinin karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her halde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde dava konusu edilebileceğinin belirtildiği, dosya içeriğine göre davacı hakkında dayanak ceza yargılamasında neticeten 1 Yıl 3 Ay Hapis ve 375 TL Adli Para Cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, kararın kesinleştiği ve kararın infaza verildiği anlaşılmakla, davacı hakkındaki ilamat infaz dosyasına müzekkere yazılarak davacının, hakkında verilen kararının kesinleştiğini öğrenip öğrenmediği hususu araştırılıp, dolayısıyla 22/02/2013 tarihinde açılan davanın 3 aylık veya 1 yıllık sürede açılıp açılmadığının şüpheye yer vermeyecek şekilde tespit edilmesi ve davacı açısından tazminat talep etme şartlarının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi,  (Aynı mahiyette bkz. 12. CD. 25.12.2017, 4839/10784; 12. CD. 06.11.2017, 11917/8435; 12. CD. 16.10.2017, 11744/7519; 12. CD. 02.10.2017, 4054/6912)<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=463">Admin</a> — 23 Ara 2024 22:08 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 4740</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[Admin]]></name></author>
		<updated>2024-12-23T17:01:00+03:00</updated>

		<published>2024-12-23T17:01:00+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739128#p739128</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739128#p739128"/>
		<title type="html"><![CDATA[CUMHURİYET SAVCISININ DELİLLERİ TOPLAMADAN EKSİK SORUŞTURMA İLE HUKUKİ İHTİLAFTAN TAKİPSİZLİK VEREMEYECEĞİ HK.]]></title>

					<category term="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=46" label="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739128#p739128"><![CDATA[
<strong class="text-strong">YARGITAY 11. Ceza Dairesi         <br>2021/41589 E.  <br>2022/773 K.</strong><br><br><strong class="text-strong">CUMHURİYET SAVCISININ DELİLLERİ TOPLAMADAN EKSİK SORUŞTURMA İLE HUKUKİ İHTİLAFTAN TAKİPSİZLİK VEREMEYECEĞİ HK.</strong><br><br>Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 13.07.2021 tarih ve 2021/9692 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 17.09.2021 tarih ve KYB-2021/94578 sayılı ihbarname ile;<br><br>Kamu kurum ve kuruluşları vb. tüzel kişiliklerin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan şüpheli O. E. hakkında yapılan soruşturma evresi sonunda İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 28/10/2020 tarihli ve 2020/121222 soruşturma, 2020/91171 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii İstanbul Anadolu 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 22/12/2020 tarihli ve 2020/7697 değişik iş sayılı kararının "müştekinin şüpheli ile emekli bir astsubay vasıtasıyla tanıştığını, şüphelinin kendisini İçişleri Bakanlığı'nda görevli memur olarak tanıttığını, bir ihale olduğunu, kazanması halinde kendisine de kar payı vereceğini belirterek kendisinden bunun için 22.500 Euro borç para aldığını, ancak kendisini sürekli oyaladığını, kar payı vermediği gibi parasını da iade etmediğini, parasını geri istediğinde "Ö. bak babanın adresini biliyorum, senin için iyi olmaz" demek suretiyle kendisini tehdit ettiğini belirterek şikayetçi olması üzerine başlatılan soruşturma sonunda, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için fail tarafından kullanılacak hileli davranışın mağduru kandıracak mahiyette olması gerektiği, somut olayda ise şüphelinin iş yapmak amacıyla müştekiden borç para aldığı ve borç aldığını kabul ettiği, bu halde taraflar arasındaki uyuşmazlığın hukuki ihtilaf mahiyetinde olduğundan bahisle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş ise de, <br><br>Şüphelinin adli sicil kaydında yer alan Fethiye Ağır Ceza Mahkemesinin 19/06/2018 tarihli ve 2018/102 esas, 2018/196 sayılı karar içeriği incelendiğinde şüphelinin benzer şekilde katılanlara ambulans şoför alımı yapılacağını, bunun için KPSS puanının yeterli olmadığını, onlar için bazı görüşmeler yapabileceğini ancak 10.000,00 Türk lirası masraf gerektiğini belirtip müştekileri inandırarak, 500,00 Türk lirası borç olmak üzere toplam 10.500,00 Türk lirası alarak müştekileri dolandırdığı gerekçesiyle mahkumiyetine karar verildiği ve kararın temyizen onanarak kesinleştiği nazara alındığında, dosya kapsamında dinlenen tanık beyanı ile whatsap mesajlaşmalarının müştekiyi doğrulaması karşısında, şüphelinin üzerine atılı dolandırıcılık suçunu işlediği hususunda mevcut delillerin kamu davasının açılmasını gerektirir nitelikte bulunduğu ve bu delillerin mahkemesince takdir edilip, değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden” bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, bozulması istenilmiş olmakla,<br><br><strong class="text-strong"><span style="text-decoration:underline">Dosya incelendi, gereği görüşüldü:</span><br><br>Kendisini kamu görevlisi olarak tanıtan şüpheli O.'ın ismini de ilk başta M. olarak belirtmek suretiyle müştekide güven oluşturup bir ihaleye para yatırması için borç vermesi halinde hem borç parayı hem de bir miktar kar payını müştekiye vereceğini söyleyerek oyaladığı ve ödeme yapmadığı iddiası ile İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma üzerine , ihtilafın hukuki mahiyette olduğundan bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de ; müştekinin, tanık beyanı ile de uyumlu istikrarlı anlatımı, şüphelinin ismini farklı söyleyip kendisini kamu görevlisi olarak tanıtması, ortada ihalede olmadığı halde ihaleye girip kar payı vereceğinden bahisle menfaat sağlaması ve sürekli telefon numarasını değiştirmesi, çeşitli bahanelerle müştekiyi oyalaması karşısında, kamu davası açmaya yeterli delil bulunduğundan şüphelinin hukuki durumunun mahkemesince tayin ve takdir edilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesi isabetli olmadığından kanun yararına bozmaya atfen düzenlenen ihbarnamedeki düşünce yerinde görülmekle, </strong><br><br>İstanbul Anadolu 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 22.12.2020 tarihli ve 2020/7697 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi gereğince BOZULMASINA, aynı maddenin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 19.01.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=463">Admin</a> — 23 Ara 2024 17:01 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 3279</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[Admin]]></name></author>
		<updated>2024-12-23T16:53:50+03:00</updated>

		<published>2024-12-23T16:53:50+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739127#p739127</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739127#p739127"/>
		<title type="html"><![CDATA[UZLAŞMA KAPSAMINDA OLMAYAN SUÇTAN BERAAT VERİLMESİ HALİNDE UZLAŞMA KAPSAMINDAKİ SUÇLA İLGİLİ UZLAŞMA PROSEDÜRÜ HK.]]></title>

					<category term="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=46" label="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739127#p739127"><![CDATA[
<strong class="text-strong">YARGITAY 1. Ceza Dairesi         <br>2022/709 E.  <br>2022/1076 K.<br><br>UZLAŞTIRMA KAPSAMINDA OLMAYAN SUÇTAN VERİLEN BERAAT KARARI KESİNLEŞTİKTEN SONRA UZLAŞMA KAPSAMINDAKİ DİĞER SUÇLA İLGİLİ KARAR VERİLMESİ GEREKTİĞİ HK</strong><br><br>Kasten yaralama suçundan sanık M. S. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/2, 29/1, 62/1 ve 52/2. maddeleri gereğince 1.500,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair Bakırköy 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.03.2021 tarihli ve 2021/24 Esas, 2021/180 Karar sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Bakırköy 20. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.04.2021 tarihli ve 2021/351 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 17.11.2021 tarihli ve 2021/17538 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyasının onaylı sureti Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.12.2021 tarihli ve 2021/143141 sayılı tebliğnamesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi.<br><br>Mezkur ihbarnamede;<br>Sanık hakkında diğer suçlardan verilen kararlara yönelik istinaf başvurusunda bulunulması nedeniyle dosya aslının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmiş olması sebebiyle onaylı dosya sureti üzerinden yapılan incelemede,<br><br>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.04.2018 tarihli ve 2014/15-487 Esas, 2018/151 sayılı kararında belirtildiği üzere, temyiz ve istinaf kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceği nazara alınarak yapılan incelemede,<br><br>Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 15.12.2017 tarihli ve 2017/19084 Esas, 2017/28185 Karar sayılı ilâmında; " ..Sanığa isnat edilen suçların, CMK'nin 253/3. maddesi kapsamında birlikte işlendiği hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Çözülmesi gereken sorun, hüküm kurulurken uzlaştırma kapsamında olmayan suçtan beraate hükmolunması halinde, sübutunda sorun olmayan ve müstakilen uzlaştırma kapsamında olan suçla ilgili nasıl bir yol izleneceğidir....Yapılan yargılama neticesinde ise sanığın kamu görevlisine hakaret suçundan beraatine hükmolunup, mercii kararından ve kanun yararına bozma talebinden önce kesinleşmesi nedeniyle bu suçun işlendiğinden bahsedilemeyeceğiiçin, sair tehdit suçu yönünden de uzlaştırmaya engel olan CMK'nin 253/3. maddesinin uygulanma olanağı kalmayacak ve bu suç yönünden CMK'nin 254. maddesi gereğince uzlaştırma işlemlerinin yapılması gerekecektir." şeklinde açıklamalara yer verildiği, bu bağlamda hüküm kurulurken uzlaştırma kapsamında olmayan suçtan beraate hükmolunması hâlinde, uzlaştırma kapsamında bulunan suç yönünden dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilebileceği, bu durumun ise ihsası rey olarak nitelendirilmeyeceği,<br><br>Somut olayda, sanık M. S. üzerine atılı basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte kasten yaralama suçunun uzlaşmaya tabi olduğu ancak adı geçen sanık yönünden uzlaşma hükümleri uygulanmadığı gibi, sanık hakkında silahla tehdit suçundan kamu davası açıldığı, yapılan yargılama neticesinde, silahla tehdit suçundan beraatine, kasten yaralama suçu yönünden mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmış ise de; kasten yaralama suçu yönünden uzlaştırmaya engel olan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 'uzlaşma' başlıklı 253/3. maddesinde yer alan ".....Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz.” şeklindeki düzenlemenin uygulama olanağının kalmayacağı, bu hâli ile sanık hakkında kasten yaralama suçu yönünden 5271 sayılı Kanunu’nun 253. maddesindeki esas ve usûllere göre uzlaştırma işlemlerinin yerine getirilmesi için yargılama dosyasının uzlaştırma bürosuna gönderilmesi gerektiği gözetilmeden, merciince itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK'nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.<br>Gereği görüşülüp düşünüldü:<br><br><strong class="text-strong">TÜRK MİLLETİ ADINA</strong><br><br><strong class="text-strong">Sanık hakkında kasten basit yaralama ve silahla tehdit suçlarından 5237 sayılı TCK’nin 86/2, 106/2-a ve 53/1. maddeleri gereğince kamu davasının açıldığı, kovuşturma aşamasında ise silahla tehdit suçundan beraat kararı verilip sanığın kasten basit yaralama suçundan mahkumiyeti ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, sanığa atılı eylemin bu hali ile 5271 sayılı CMK'nin 253. maddesi gereği uzlaşma kapsamında bulunduğu anlaşılmış ise de; sanık hakkında uzlaşmaya engel olan tehdit suçundan verilen beraat kararının istinaf edilmesi üzerine halen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Ceza Dairesinin 2021/1402 Esas sayılı dosyası üzerinden istinaf incelemesinde olduğundan silahla tehdit suçundan verilen beraat kararının kesinleşmesinden sonra kasten basit yaralama eyleminin uzlaşma kapsamında kalıp kalmadığı belirlenmelidir. Bu aşamada mercii kararına yönelik kanun yararına bozma talebinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.</strong><br><br>Açıklanan bu nedenle, Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamedeki kanun yararına bozma talebinin REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.02.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=463">Admin</a> — 23 Ara 2024 16:53 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 5695</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[Admin]]></name></author>
		<updated>2024-11-26T23:18:04+03:00</updated>

		<published>2024-11-26T23:18:04+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739102#p739102</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739102#p739102"/>
		<title type="html"><![CDATA[SUÇ TARİHİNDEN ÖNCE ANTİSOSYAL KİŞİLİK BOZUKLUĞU OLAN SANIĞIN YARGILAMANIN YENİLENMESİNİ İSTEYEBİLECEĞİ]]></title>

					<category term="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=46" label="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739102#p739102"><![CDATA[
<strong class="text-strong">YARGITAY 1. Ceza Dairesi         <br>2022/298 E.  <br>2022/1304 K.</strong><br><br>6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet ve kasten yaralama suçlarından sanık M. Ş. 6136 sayılı Kanun'un 13/1, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/1, 86/3-e, 87/3 ve 52/2. maddeleri gereğince 1 yıl 6 ay hapis, 1.200,00 Türk lirası adlî para ve 4 yıl 6 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına dair Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.05.2017 tarihli ve 2015/417 Esas, 2017/244 Karar sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurusunu müteakip, 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçu yönünden istinaf başvurusunun esastan reddine, kasten yaralama suçu bakımından ise anılan kararın kaldırılmasına, kasten yaralama suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/1, 86/3-e ve 87/3. maddeleri gereğince 6 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırmasına ilişkin İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 12.12.2017 tarihli ve 2017/2248 Esas, 2017/2882 Karar sayılı kararını takiben, bu defa istinaf kararının temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 3. Ceza Dairesinin 02.11.2020 tarihli ve 2020/14862 Esas, 2020/15177 Karar sayılı ilâmı ile onanarak kesinleşmesinin ardından, hükümlü tarafından yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ilişkin Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 22.03.2021 tarihli ve 2015/417 Esas, 2017/244 Karar sayılı ek kararına karşı yapılan itirazın reddine dair Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.06.2021 tarihli ve 2021/224 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 09.11.2021 tarihli ve 2021/19456 sayılı yazısıyla kanun yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.12.2021 tarihli ve 2021/138185 sayılı tebliğnamesi ile Dairemize gönderilmekle incelendi.<br><br>Mezkur ihbarnamede;<br>Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 21.12.2020 tarihli ve 2020/24371 Esas, 2020/19540 Karar sayılı ilamında yer alan, "hükümlünün yargılama sırasında “antisosyal kişilik bozukluğu” olduğuna ilişkin beyanda bulunulmadığı gibi bu konuda dosyada herhangi bir bilgi ve belge de bulunmaması, ..... suç tarihinden önce düzenlenen, hükümlüde “antisosyal kişilik bozukluğu (kronik nitelik kazanmış)” olduğu ve askerliğe elverişli olmadığına dair sağlık kurulu raporunun hükmün kesinleşmesinden sonra ibraz edilmesi karşısında; anılan raporun, 5271 sayılı CMK’nin 311/1-e maddesi kapsamında yeni delil ortaya konulması olarak değerlendirilerek, 5237 sayılı TCK’nin 32. maddesine göre hükümlünün suç tarihinde akıl hastalığı nedeniyle işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamadığının veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmış olup olmadığının Adli Tıp Kurumunca düzenlenecek rapor ile tespiti ve sonucuna göre karar verilmesi gerekeceğinden, yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine dair karara itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir" şeklindeki açıklamalar nazara alındığında,<br><br>Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.05.2017 tarihli kararının kesinleşmesini müteakip, hükümlünün yargılamanın yenilenmesine dair dilekçesine ek olarak ibraz ettiği Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından tanzim edilen 07.02.2012 tarihli raporda hükümlünün "antisosyal kişilikte uyum bozukluğu" tanısı ile iki ay hava değişimi aldığının bildirildiği ve mahkemesince yapılan yargılama aşamasında da anılan hususun ileri sürülmediğinin anlaşılması karşısında, hüküm tarihinde mahkemesince bilinmeyen ve sonradan ortaya çıkan bu durum nedeniyle, hükümlünün 5237 sayılı Kanun'un 32. maddesi uyarınca işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığının veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmış olup olmadığının Adli Tıp Kurumunca tespiti lüzumunun bulunması gerektiğinden bahisle, yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulüne karar verilerek bu yönde rapor alındıktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 sayılı CMK'nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.<br>Gereği görüşülüp düşünüldü:<br><br><strong class="text-strong">TÜRK MİLLETİ ADINA</strong><br><br>5271 sayılı CMK’nin 311/1-e maddesine göre; kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, “Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa” hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür.<br><br>İncelenen dosyada; sanık M. Ş. 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan 6136 sayılı Kanun'un 13/1. maddesi gereğince 1 yıl 6 ay hapis, 1.200,00 Türk lirası adlî para cezası; kasten yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/1, 86/3-e ve 87/3. maddeleri gereğince 6 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.<br><br>Yargılamanın yenilenmesi istemi akıl hastalığı yönünden araştırma yapılması gerektiğine ilişkindir. Yerel Mahkeme tarafından askerlik açısından antisosyal kişilik ile uyum bozukluğunun akıl hastalığı olmadığı, askerliğe elverişlilik değerlendirilmesi olduğu gerekçesiyle yargılamanın yenilenmesi talebi reddedilmiş, bu karara yapılan itiraz da Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yerinde görülmemiştir.<br><br><strong class="text-strong">Dosya kapsamına göre; yargılamanın yenilenmesine yönelik istemde ileri sürülen yeni delil iddiasının, yerel mahkemece ve bu kararı denetleyen Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesince, yargılamanın yenilenmesini gerektirecek nitelik ve ciddiyette görülmemiş ise de; sanığın akıl hastalığı nedeniyle yargılamaya konu eylem yönünden 5237 sayılı TCK'nin 32/1. maddesi kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunda, tam teşekküllü ruh sağlığı ve hastalıkları hastanesi sağlık kurulundan, üniversite hastanelerinin ruh sağlığı ve hastalıkları ana bilim dalı başkanlıklarında usulüne göre teşkil edilmiş heyetten ya da Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan rapor aldırılarak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekir.<br>Bu nedenle, Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden; Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.06.2021 tarihli ve 2021/224 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nin 309/4. maddesi gereğince KANUN YARARINA BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.02.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.</strong><p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=463">Admin</a> — 26 Kas 2024 23:18 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 3939</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[Admin]]></name></author>
		<updated>2024-11-18T17:24:53+03:00</updated>

		<published>2024-11-18T17:24:53+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739096#p739096</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739096#p739096"/>
		<title type="html"><![CDATA[FETÖ HÜKÜMLÜSÜNÜN AÇIK CEZA İNFAZ KURUMUNA AYRILMA TALEBİNİN REDDİ, RET KARARININ YASAL VE YETERLİ GEREKÇE İÇERMEMESİ...]]></title>

					<category term="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=46" label="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739096#p739096"><![CDATA[
<strong class="text-strong">YARGITAY 1. Ceza Dairesi         <br>2023/8305 ESAS  ,  <br>2024/4060 KARAR<br><br>HÜKÜMLÜNÜN AÇIK CEZA İNFAZ KURUMUNA AYRILMASININ UYGUN OLMADIĞINA YÖNELİK KARARDA, DOSYA İÇERİĞİNE UYGUN YETERLİ VE YASAL GEREKÇE GÖSTERILMESİ GEREKTİĞİ<br><br>TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) HAPİS CEZALARI<br><br>"İçtihat Metni"</strong><br><br>Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.04.2019 tarihli ve 2016/25 Esas, 2019/101 Karar sayılı kararıyla 5 yıl hapis cezasına hükümlü B. K.'un, bu cezasının Sincan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda infazı sırasında, hükümlünün ceza evinde kaldığı süre dikkate alındığında toplumla bütünleşmeye hazır olduğunun yeteri kadar gözlemlenememesi ve hükümlünün terör örgütünden ayrıldığına dair aktif bir çabası ve pişmanlığının bulunmaması sebebiyle açık ceza infaz kurumuna ayrılmasının uygun olmadığına ve durumunun 04.01.2023 tarihinde yeniden değerlendirilmesine ilişkin anılan Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığının 04.10.2022 tarihli ve 2022/3744 sayılı kararına karşı yapılan şikâyetin, hükümlünün açık ceza infaz kurumuna ayrılmasının uygun olmadığına ilişkin kararın somut ve objektif kriterlere dayanmadığı, karardaki gerekçenin yeterli ve denetlenebilir olmadığından bahisle kabulü ile anılan İdare ve Gözlem Kurulu Kararının iptaline ilişkin Ankara Batı 2. İnfaz Hâkimliğinin 17.10.2022 tarihli ve 2022/6444 Esas, 2022/6339 Karar sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine dair mercii Ankara Batı 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.11.2022 tarihli ve 2022/4801 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak; <br><br>Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 11.09.2023 tarihli ve 94660652-105-06-34253-2022-Kyb sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 03.10.2023 tarihli ve 2023/98915 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü;<br><br>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 03.10.2023 tarihli ve 2023/98915 sayılı kanun yararına bozma isteminin;“Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliğinin 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan, “Terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olup, mensup oldukları örgütten ayrıldıkları idare ve gözlem kurulu kararıyla tespit edilenlerin koşullu salıverilme tarihine bir yıldan az süre kalması şartı aranır.” şeklindeki düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde,<br><br><strong class="text-strong">Terör ve örgütlü suçlardan hükümlü olanların açık ceza infaz kurumuna ayrılabilmeleri için, koşullu salıverilme tarihlerine bir yıldan az süre kalması, mensup oldukları örgütten ayrıldıklarının idare ve gözlem kurulu kararıyla tespit edilmesi ve iyi halli olmaları şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerektiği,</strong><br><br>Somut olayda, hükümlünün silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan Ankara 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.04.2019 tarihli ve 2016/25 Esas, 2019/101 Karar sayılı kararı ile 5 yıl hapis cezasına mahkûm edildiği, hükümlünün koşullu salıverilmesi için Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliğinin 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendi gereği mensup olduğu örgütten ayrıldığının idare ve gözlem kurulu kararıyla tespit edilmesi gerektiği, Sincan T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığının 04.10.2022 tarihli ve 2022/3744 sayılı kararı ile hükümlünün açık ceza infaz kurumuna ayrılması koşulları yönünden re'sen yapılan değerlendirme neticesinde, ceza evinde kaldığı süre dikkate alındığında toplumla bütünleşmeye hazır olduğunun yeteri kadar gözlemlenemediği ve hükümlünün FETÖ/PDY terör örgütünden ayrıldığına dair aktif bir çabası ve pişmanlığının bulunmadığı, bu suretle açık ceza infaz kurumuna talebi beyanlarına yönelik olumlu bir kanaat oluşmadığı gerekçesiyle talebinin reddine karar verildiği, her ne kadar Ankara Batı 2. İnfaz Hakimliğinin 17.10.2022 tarihli kararında, idare ve gözlem kurulunun kararında hükümlünün pişmanlığını ortaya koyacak davranışta bulunmadığı kanaatine ilişkin gerekçenin somut olarak raporda gösterilmediğinden bahisle yazılı şekilde itirazın kabulüne karar verilmiş ise de, İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığının 04.10.2022 tarihli kararında hükümlünün cezaevinde kaldığı süre göz önüne alınarak toplumla bütünleşmeye hazır olduğuna dair kanaatin oluşması için yeterince gözlemlenemediği, hükümlünün FETÖ/PDY terör örgütünden ayrıldığına dair aktif bir çabası ve pişmanlığının bulunmadığı ve suçtan pişmanlığının 04.01.2023 tarihinde yeniden değerlendirileceğinin somut olarak belirtildiği, hükümlünün cezaevine girdiği tarihten itibaren belirli periyotlarla yapılan değerlendirmelerin cezaevi idaresi tarafından yeterli görülmemesi halinde, koşullu salıverilme tarihine 1 yıl kalana kadar olan süreye ve bu tarihi geçmeyecek şekilde tekrar gözleme tabi tutulmasının İdare ve Gözlem Kurulu'nun takdirinde olduğu cihetle, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.<br><br>1. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesinin, (1), (2) ve (3) üncü fıkraları;(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.(2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir.(3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar.Şeklinde düzenlenmiştir.<br><br>2. Terör örgütü üyesi olmak suçundan etkin pişmanlık hükümleri de uygulanmak suretiyle mahkumiyetine karar verilen hükümlünün 5 yıl hapis cezasının infazı amacıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen 30.09.2022 tarihli ve 2022/1-24272 sayılı müddetnameye göre, cezaevine giriş tarihinin 29.09.2022, şartla tahliye tarihinin 18.10.2023, bihakkın tahliye tarihinin 17.01.2025 olarak tespit edildiği anlaşılmaktadır.<br><br><strong class="text-strong">3. <span style="text-decoration:underline">Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanan</span> ve şartla tahliye tarihi 18.10.2023 olarak belirlenen hükümlünün talebi olmaksızın cezasının infazı sırasında açık ceza infaz kurumuna ayrılması hususunda iyi halinin belirlenmesi amacıyla İdare ve Gözlem Kurulunca hükümlünün talebi olmaksızın re’sen yapılan değerlendirmede, İdare ve Gözlem Kurulunun çoğunluğunda oluşan ve hükümlünün açık ceza infaz kurumuna ayrılmasının uygun olmadığına dair kabulün denetimine imkan verecek, takdir hakkının objektif ve yerinde kullanıldığını gösterecek nitelikte dosya içeriğine uygun yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, “hükümlünün toplumla bütünleşmeye hazır olduğuna dair bir kanaatin oluşması için yeteri kadar gözlemlenememesinin yanında, işlemiş olduğu suçtan pişman olduğuna dair bir veriye ulaşılamadığı, suçu kabul noktasında samimi olmadığından” bahisle verilen kararda gösterilen gerekçenin dosya içeriğine uygun, yeterli ve yasal olmadığı belirlenerek hükümlünün şikayetinin kabulü ile İdare ve Gözlem Kurulunun kararının iptaline dair İnfaz Hakimliğince verilen karara karşı yapılan itirazın reddine dair itiraz mercince verilen kararda usul ve yasaya aykırılık görülmediğinden, haklı sebebe dayanmayan ve yerinde görülmeyen kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. </strong><br><br>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE,Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 31.05.2024 tarihinde karar verildi.<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=463">Admin</a> — 18 Kas 2024 17:24 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 4982</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[Admin]]></name></author>
		<updated>2024-11-11T13:22:20+03:00</updated>

		<published>2024-11-11T13:22:20+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739092#p739092</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739092#p739092"/>
		<title type="html"><![CDATA[KATILANIN ÖLMESİ HALİNDE GEREKÇELİ KARARIN MİRASÇILARINA TEBLİĞ EDİLMESİ GEREKTİĞİ HK.]]></title>

					<category term="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=46" label="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739092#p739092"><![CDATA[
<strong class="text-strong">YARGITAY 1. Ceza Dairesi         <br>2023/9246 E.  <br>2024/449 K.<br><br>KATILAN ÖLÜRSE GEREKÇELI KARARIN MIRASÇILARINA TEBLIĞ EDILMESI GEREKIR<br><br>"İçtihat Metni"</strong><br><br>Kuşadası 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 01.03.2022 tarihli 2022/72 Esas, 2022/167 Karar sayılı kararı ile hükümlünün, tabi tutulduğu denetim süresi içinde yeni bir kasıtlı suç işlediğinin ihbarı üzerine 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 231 inci maddesinin on birinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanması ile hükümlü hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (e) bendi, 87 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 29 uncu maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 1 yıl 1 ay 3 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ilişkin hükmün, istinaf edilmeksizin 15.03.2022 tarihinde kesinleştiğine ilişkin kesinleştirme şerhi düzenlendiği belirlenmiştir.<br><br>Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Kanun'un 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 09.10.2023 tarihli ve 2023/17295 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 28.11.2023 tarihli ve KYB-2023/112804 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:<br><br><strong class="text-strong">I. İSTEM</strong><br>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 28.11.2023 tarihli ve KYB-2023/112804 sayılı kanun yararına bozma isteminin; hesaplama hatası yapılarak hükümlü hakkında fazla ceza belirlenmesinde isabet görülmediği şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.<br><br><strong class="text-strong">II. GEREKÇE</strong><br>1. 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesi uyarınca kanun yararına bozma yoluna, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşen hüküm ve kararlar aleyhine gidilebilir.<br><br>2. Katılan A.A'nın, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin olunan resmî nüfus kayıt örneğinin incelenmesi neticesinde, 12.11.2021 tarihinde vefat ettiği anlaşılmakla, <strong class="text-strong"><span style="text-decoration:underline">5271 sayılı Ceza Muhakemesi anunu'nun 243 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer verilen; "Katılan, vazgeçerse veya ölürse katılma hükümsüz kalır. Mirasçılar, katılanın haklarını takip etmek üzere davaya katılabilirler." şeklindeki düzenleme uyarınca katılan A.A'nın haklarını takip etmek üzere gerekçeli kararın, kanunî mirasçılarına tebliğ edilmesi gerektiği</span></strong> ve inceleme konusu hükmün kesinleşmediği anlaşılmıştır.<br><br>3. Henüz kesinleşmediği belirlenen inceleme konusu hükmün, 5271 sayılı Kanun’un 272 vd. maddeleri uyarınca istinaf yoluna tabi olduğu, olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozma talebine konu edilemeyeceği belirlenmekle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.<br><br><strong class="text-strong">III. KARAR</strong><br>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE,<br><br>Dava dosyasının, Mahkemesine sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br><br>22.01.2024 tarihinde karar verildi.<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=463">Admin</a> — 11 Kas 2024 13:22 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 5295</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[Admin]]></name></author>
		<updated>2024-11-11T13:15:26+03:00</updated>

		<published>2024-11-11T13:15:26+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739091#p739091</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739091#p739091"/>
		<title type="html"><![CDATA[BASİT YARGILAMADAN GENEL YARGILAMAYA GEÇİLMESİ HALİNDE SANIK GELMESE DE DURUŞMAYA DEVAM EDİLİP EDİLEMEYECEĞİ HK.]]></title>

					<category term="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=46" label="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739091#p739091"><![CDATA[
<strong class="text-strong">YARGITAY 1. Ceza Dairesi         <br>2023/9379 E.  <br>2024/676 K.</strong><br><br><strong class="text-strong">BASIT YARGILAMA USULÜ ILE VERILEN KARARA KARŞI ITIRAZ ÜZERINE GENEL YARGILAMAYA DEVAM EDILMESI HALINDE SANIĞA "GELMESEDE DURUŞMAYA DEVAM EDILECEĞI" IHTARI IÇEREN DAVETIYE GÖNDERILMIŞ ISE SANIK GELMESEDE DURUŞMA YAPILABILIR.<br><br>CEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) BİRİNCİ BÖLÜM:İFADE VEYA SORGU İÇİN ÇAĞRI<br><br>"İçtihat Metni"</strong><br><br>Edremit 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 23.02.2022 tarihli ve 2021/142 Esas, 2022/99 Karar sayılı kararı ile hükümlü hakkında kasten yaralama suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 86 ncı maddesinin ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (a) bendi, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası, 58 inci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, cezanın ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin hükmün, istinaf edilmeksizin 05.04.2022 tarihinde usûlüne uygun şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır.Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 30.10.2023 tarihli ve 2023/20432 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 04.12.2023 tarihli ve KYB-2023/116601 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:<br><br>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 04.12.2023 tarihli ve KYB-2023/116601 sayılı kanun yararına bozma isteminin; sanığın savunması alınmadan karar verilmesinde isabet görülmediği şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.1. Sanık hazır olmaksızın duruşma yapılamayacağı kuralını düzenleyen 5271 sayılı Kanun'un "Sanığın duruşmada hazır bulunmaması" başlıklı 193 üncü maddesinin birinci fıkrası; "Kanunun ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz. Gelmemesinin geçerli nedeni olmayan sanığın zorla getirilmesine karar verilir." hükmünü amirdir. Bu kuralın istisnaları da aynı maddenin ikinci fıkrasında; "(Değişik: 28/3/2023-7445/20 md.) Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbiri dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir."194 üncü maddenin ikinci fıkrasında; "Sanık savuşur veya ara vermeyi izleyen oturuma gelmezse, önceden sorguya çekilmiş ve artık hazır bulunmasına mahkemece gerek görülmezse, dava yokluğunda bitirilebilir.",195 inci maddenin birinci fıkrasında; "Suç, yalnız veya birlikte adlî para cezasını veya müsadereyi gerektirmekte ise; sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu gibi hâllerde sanığa gönderilecek davetiyede gelmese de duruşmanın yapılacağı yazılır.",200 üncü maddenin birinci fıkrasında; "Sanığın yüzüne karşı suç ortaklarından birinin veya bir tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilirse, mahkeme, sorgu ve dinleme sırasında o sanığın mahkeme salonundan çıkarılmasına karar verebilir.",204 üncü maddenin birinci fıkrasında; "Davranışları nedeniyle, hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşıldığında sanık, duruşma salonundan çıkarılır. Mahkeme, sanığın duruşmada hazır bulunmasını dosyanın durumuna göre savunması bakımından zorunlu görmezse, oturumu yokluğunda sürdürür ve bitirir. Ancak, sanığın müdafii yoksa, mahkeme barodan bir müdafi görevlendirilmesini ister. Oturuma yeniden alınmasına karar verilen sanığa, yokluğunda yapılan işlemler açıklanır.",252 nci maddesinin ikinci fıkrasında; "İtiraz üzerine hükmü veren mahkemece duruşma açılır ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Taraflar gelmese bile duruşma yapılır ve yokluklarında 223. madde uyarınca hüküm verilebilir. Taraflara gönderilecek davetiyede bu husus yazılır..." şeklinde gösterilmiştir.<br><br>5271 sayılı Kanun'un “Basit Yargılama Usûlü” başlıklı 251 inci maddesinin ilgili bölümleri;“(1) Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir. (Ek cümle: 8.7.021-7331/23 md.) 175. maddenin ikinci fıkrası uyarınca duruşma günü belirlendikten sonra basit yargılama usulü uygulanmaz.(2) Basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verildiği takdirde mahkemece iddianame; sanık, mağdur ve şikâyetçiye tebliğ edilerek, beyan ve savunmalarını on beş gün içinde yazılı olarak bildirmeleri istenir. Tebligatta duruşma yapılmaksızın hüküm verilebileceği hususu da belirtilir. Ayrıca, toplanması gereken belgeler, ilgili kurum ve kuruluşlardan talep edilir.(3) Beyan ve savunma için verilen süre dolduktan sonra mahkemece duruşma yapılmaksızın ve Cumhuriyet Savcısının görüşü alınmaksızın, Türk Ceza Kanunu'nun 61. maddesi dikkate alınmak suretiyle, 223. maddede belirtilen kararlardan birine hükmedilebilir. Mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.” şeklinde düzenlemeleri haiz iken 5271 sayılı Kanun'un “Basit Yargılama Usûlünde İtiraz” başlıklı 252 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkrası ise;“<br><br>(1) 251. madde uyarınca verilen hükümlere karşı itiraz edilebilir. Süresi içinde itiraz edilmeyen hükümler kesinleşir.<br><br>(2) İtiraz üzerine hükmü veren mahkemece duruşma açılır ve genel hükümlere göre yargılamaya devam olunur. Taraflar gelmese bile duruşma yapılır ve yokluklarında 223. madde uyarınca hüküm verilebilir. Taraflara gönderilecek davetiyede bu husus yazılır. Duruşmadan önce itirazdan vazgeçilmesi hâlinde duruşma yapılmaz ve itiraz edilmemiş sayılır.” şeklinde düzenlenmiştir.2. 5271 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinde duruşmaya başlanmasına ilişkin kurallar ile sanığın sorgusunun nasıl icra edileceğine ilişkin hükümlere yer verilmiş, 5271 sayılı Kanun'un 193 üncü maddesinin birinci fıkrasında, kanunun ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamayacağı belirtilmekle kanunun ayrık tuttuğu hâllerden birine 5271 sayılı Kanun'un 252 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer verilmiştir.<br><br>5271 sayılı Kanun'un 252 inci maddesi gereği, basit yargılama usûlüne göre verilen karara yönelik itiraz üzerine hükmü veren Mahkemece duruşma açılarak genel hükümlere göre yargılamaya devam edilmesi hâlinde, sanık gelmese de duruşma yapılabilecektir, ancak maddenin uygulanabilmesi için iki koşulun bir arada bulunması gerekmektedir. Bunlardan ilki, basit yargılama usûlünden itiraz üzerine genel yargılamaya devam edilmesi, ikinci koşul ise, sanığa gönderilecek davetiyeye gelmese de duruşmanın yapılacağı ihtarının yazılmış olmasıdır.<br><br><strong class="text-strong">3. Bu açıklamalar ışığında inceleme konusu dava dosyasının değerlendirilmesinde; <span style="text-decoration:underline">hükümlü hakkında kasten yaralama suçundan açılan kamu davasının basit yargılama usûlüne göre yürütüldüğü, hükümlü hakkında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik hükümlü tarafından süresinde itiraz edilmesi üzerine genel hükümlere göre duruşma açıldığı, bu bağlamda talimat mahkemesince taraflara duruşma gününü bildiren davetiye gönderildiği, gönderilen davetiyede gelmeseler bile duruşmanın yapılacağının yazıldığı, hükümlünün duruşmaya gelmediği anlaşılmıştır. Hükümlünün duruşmaya gelmemesi üzerine 5271 sayılı Kanun'un 252 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği yokluğunda mahkûmiyetine karar verilmesinde isabetsizlik görülmediğinden,</span> Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.</strong><br><br>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE,Dava dosyasının, Mahkemesine sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,05.02.2024 tarihinde karar verildi.<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=463">Admin</a> — 11 Kas 2024 13:15 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 4632</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[Admin]]></name></author>
		<updated>2024-11-11T13:00:15+03:00</updated>

		<published>2024-11-11T13:00:15+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739090#p739090</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739090#p739090"/>
		<title type="html"><![CDATA[VEKALET ÜCRETİNE DAİR DEĞERLENDİRMENİN KANUN YARARINA BOZMA KONUSU EDİLEMEYECEĞİ HK.]]></title>

					<category term="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=46" label="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739090#p739090"><![CDATA[
<strong class="text-strong">YARGITAY 8. Ceza Dairesi         <br>2022/571 E.  <br>2024/1897 K.</strong><br><br>Siverek 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 18.03.2021 tarihli ve 2019/123 Esas, 2021/166 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında genel güvenliğin taksirle tehlikeye sokulması suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi gereği beraatlerine ve sanıklar lehine vekâlet ücretine hükmedilmesine ilişkin hükümlerin, istinaf edilmeksizin 04.06.2021 tarihinde usûlüne uygun şekilde kesinleştikleri belirlenmiştir.<br><br>Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 10.12.2021 tarihli ve 2021/20600 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 14.01.2022 tarihli ve KYB-2021/155920 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:<br><br><strong class="text-strong">I. İSTEM</strong><br>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 14.01.2022 tarihli ve KYB-2021/155920 sayılı kanun yararına bozma isteminin;<br>“Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 25/12/2014 tarihli ve 2014/3617 esas, 2014/26669 karar sayılı ilamında yer alan, “...Katılanlar kendilerini aynı vekil ile temsil ettirmelerine rağmen katılanlar yararına tek vekalet ücreti yerine ayrı ayrı üç kez vekalet ücretine hükmedilmesi, Kanuna aykırı olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden..” şeklindeki açıklamalar ile 1136 Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan ve karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 14/4. maddesinde yer alan "Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir." şeklindeki düzenleme ile anılan maddenin ikinci cümlesinde yer alan "Beraat eden sanıklar birden fazla ise beraat sebebi ortak olan sanıklar müdafii lehine tek, beraat sebebi ayrı olan sanıklar müdafii lehine ise ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur." şeklindeki düzenleme nazara alındığında somut olayda yargılama aşamasında sanıkların aynı avukat tarafından temsil edildiğinin anlaşılması karşısında, sanıklar müdafii lehine tek avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden her bir sanık lehine ayrı ayrı maktu vekalet ücreti verilmesinde isabet görülmemiştir."<br>Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.<br><br><strong class="text-strong">II. GEREKÇE</strong><br>1. Öğretide Olağanüstü temyiz olarak adlandırılan kanun yararına bozma olağanüstü kanun yolunun koşulları ve sonuçları, 5271 sayılı Kanun'un 309 uncu maddesi ile aynı Kanun'un 310 uncu maddesinde düzenlenmiştir.<br>2. 5271 sayılı Kanun’un, Kanun yararına bozma başlıklı 309 uncu maddesinin inceleme konusu ile ilgili birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında yer alan;<br>"(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.<br>(2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir.<br>(3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar."<br>Şeklindeki düzenlemeler uyarınca, hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi hâlinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.<br>3. Bu şekilde ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usûl<br>yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır. Bununla birlikte kanun yararına bozma yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilebilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir.<br>4. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun, 26.10.1932 tarihli ve 1932/29 Esas, 1932/12 Karar sayılı kararı esas alınarak verilen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 07.06.1971 tarihli ve 497-209; 07.02.1972 tarihli ve 447-72; 24.02.1975 tarihli ve 37-32; 14.06.2005 tarihli ve 66-65; 07.02.2006 tarihli ve 172-10; 22.10.2013 tarihli ve 2012/11-1322-2013/421 sayılı kararlarında da açıkça vurgulandığı üzere, vekâlet ücreti şahsî hakka ilişkin kararlardandır. Olağanüstü kanun yolu olması nedeniyle, her türlü hukuka aykırılık iddiası kanun yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda şahsî hakka ilişkin kararların denetlenmesine ilişkin başvurular, istinaf ve temyiz yolundan farklı olarak kanun yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemeyecektir.<br><strong class="text-strong">5. Bu açıklamalar ışığında inceleme konusu dava dosyasının değerlendirilmesinde; <span style="text-decoration:underline">sanıklar hakkında Mahkemece verilen kararda kanun yararına bozmaya konu edilen hukuka aykırılığın vekâlet ücreti ile ilgili olması ve vekâlet ücretinin yargılama giderlerinden olmasının şahsî hak olma niteliğini değiştirmeyeceği de dikkate alındığında şahsî hakka ilişkin olarak yapılan hukuka aykırılıkların olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozma talebine konu edilemeyeceği </span>belirlenmekle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.</strong><br><br><strong class="text-strong">III. KARAR</strong><br>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE,<br>Dava dosyasının, Mahkemesine sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.02.2024 tarihinde karar verildi.<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=463">Admin</a> — 11 Kas 2024 13:00 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 5388</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[Admin]]></name></author>
		<updated>2024-11-06T09:43:24+03:00</updated>

		<published>2024-11-06T09:43:24+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739088#p739088</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739088#p739088"/>
		<title type="html"><![CDATA[HAGB KARARININ 2. KEZ AÇIKLAMASI HUKUKİ DEĞERDEN YOKSUNDUR KANUN YARARINA BOZMA KONUSU YAPILAMAYACAĞI HK.]]></title>

					<category term="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=46" label="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739088#p739088"><![CDATA[
<strong class="text-strong">YARGITAY 8. Ceza Dairesi         <br>2022/599 E.  <br>2024/3020 K.<br><br>HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI KARARININ 2. KEZ AÇIKLAMASI HUKUKİ DEĞERDEN YOKSUNDUR KANUN YARARINA BOZMA KONUSU YAPILAMAZ<br><br>TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 62<br><br>"İçtihat Metni"</strong><br><br>Kartal 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.10.2012 tarihli ve 2012/132 Esas, 2012/276 Karar sayılı kararı ile hükümlü hakkında parada sahtecilik suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 197 nci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Hükümlünün beş yıllık denetim süresi içinde kasten işlediği yeni bir suç nedeniyle açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanarak, hükümlü hakkında parada sahtecilik suçundan İstanbul Anadolu 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.11.2018 tarihli ve 2018/463 Esas, 2018/570 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 197 nci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına kararı verilmiştir. Bu kararın istinaf edilmeksizin 14.03.2019 tarihinde usûlüne uygun şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır.<br><br>Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 14.12.2021 tarihli ve 2021/18392 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 21.01.2022 tarihli ve KYB-2021/157565 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:<br><br><strong class="text-strong">I. İSTEM</strong><br>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21.01.2022 tarihli ve KYB-2021/157565 sayılı kanun yararına bozma isteminin;<br>“Dosya kapsamına göre, sanık hakkındakiKartal 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 05/10/2012 tarihli ve 2012/132 esas, 2012/276 sayılı sayılı hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmesini müteakip, sanığın denetim süresi içerisinde 14/05/2015 tarihinde işlediği suçtan mahkûm olduğundan bahisle İstanbul Anadolu 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/11/2018 tarihli ve 2018/463 esas, 2018/570 sayılı kararı ile hükmün açıklanmasına karar verilmiş ise de, daha önce anılan Mahkemenin 23/06/2016 tarihli ve 2016/119 esas, 2016/240 sayılı kararı ile de sanığın denetim süresi içerisinde 09/12/2013 tarihinde işlediği suçtan mahkûm olduğundan bahisle hükmün açıklanmasına karar verilmiş olması karşısında, sanığın mükerrer olarak cezalandırılması sonucunu doğuracak şekilde yeniden hükmün açıklanmasına karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.<br><br><strong class="text-strong">II. GEREKÇE</strong><br>1. Kartal 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.10.2012 tarihli ve 2012/132 Esas, 2012/276 Karar sayılı kararı ile hükümlü hakkında parada sahtecilik suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 197 nci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Hükümlünün beş yıllık denetim süresi içinde kasten işlediği yeni bir suç nedeniyle açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanarak, hükümlü hakkında parada sahtecilik suçundan ilk önce İstanbul Anadolu 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.06.2016 tarihli ve 2016/119 Esas, 2016/240 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 197 nci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezasının ertelenmesine karar verilmiştir. Bu kararın temyiz edilmeksizin 19.09.2016 tarihinde usûlüne uygun şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır. Ancak;<br><br>2. Hükümlü hakkında denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlediği gerekçesiyle başka bir mahkemece yapılan ikinci ihbar üzerine, İstanbul Anadolu 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.11.2018 tarihli ve 2018/463 Esas, 2018/570 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 197 nci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.<br><br>3. Hükümlü hakkında suça konu eyleminden dolayı açılan başkaca bir dava ya da yargılamanın bulunmadığı bu nedenle bu suça ilişkin olarak verilecek mükerrer kararların hukuki dayanaktan yoksun olduğu ve herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağı gözetilerek İstanbul Anadolu 7.Ağır Ceza Mahkemesinin 08.11.2018 tarihli kararının hukuki değerden yoksun olduğu kabulü ile anılan kararın kanun yararına bozmaya konu edilmesinde hukuki bir yarar bulunmadığı anlaşılmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.<br><br><strong class="text-strong">III. KARAR</strong><br>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE,<br><br>Dava dosyasının, Mahkemesine sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.04.2024 tarihinde karar verildi.<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=463">Admin</a> — 06 Kas 2024 09:43 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 5022</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[Admin]]></name></author>
		<updated>2024-11-06T00:32:06+03:00</updated>

		<published>2024-11-06T00:32:06+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739087#p739087</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739087#p739087"/>
		<title type="html"><![CDATA[SADECE AĞIR CEZA MAHKEME BAŞKANININ İMZASIYLA GÖNDERİLEN İNFAZ YAZISININ GEÇERLİ BİR MAHKEME KARARI OLMADIĞI HK.]]></title>

					<category term="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=46" label="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739087#p739087"><![CDATA[
<strong class="text-strong">YARGITAY 1. Ceza Dairesi         <br>2022/13957 E.  <br>2024/2429 K.<br><br>SADECE AĞIR CEZA MAHKEMESİNİN BAŞKANININ İMZASIYLA GÖNDERİLEN YAZININ BAŞKANIN GÖRÜŞÜ OLDUĞU DENETLENEBİLİR VE GEÇERLİ BİR AĞIR CEZA MAHKEMESİ KARARI OLMADIĞI<br><br>TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 158<br><br>"İçtihat Metni"</strong><br><br>Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan sanık A.A.'nın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158/1-e, 62 ve 52/2. maddeleri gereğince 3 yıl 4 ay hapis ve 56.020,00 Türk Lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına dair Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.06.2018 tarihli ve 2017/49 Esas, 2018/124 Karar sayılı kararının, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin 13.05.2020 tarihli ve 2018/2075 Esas, 2020/155 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilerek kesinleşmesini müteakip, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı İlamat Masası tarafından 5275 sayılı Kanun'un 107 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 108 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi gereğince koşullu salıverme tarihinin ve infaz rejiminin tespiti amacıyla infaza konu suçun silahlı terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediği hususunda karar verilmesi talebi hakkında sanığın kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçunu FETÖ/PDY silahlı terör örgütü faaliyeti kapsamında işlenmediğine ilişkin Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.05.2022 tarihli ve 2017/49 Esas sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine dair Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.05.2022 tarihli ve 2022/403 değişik iş sayılı;<br><br>Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan sanık E.E'nin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158/1-e, 62 ve 52/2. maddeleri gereğince 3 yıl 4 ay hapis ve 119.740,00 Türk Lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına dair Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.06.2018 tarihli ve 2017/49 Esas, 2018/124 Karar sayılı kararının, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin 13.05.2020 tarihli ve 2018/2075 Esas, 2020/155 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilerek kesinleşmesini müteakip, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı İlamat Masası tarafından 5275 sayılı Kanun'un 107 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 108 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi gereğince koşullu salıverme tarihinin ve infaz rejiminin tespiti amacıyla infaza konu suçun silahlı terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediği hususunda karar verilmesi talebi hakkında sanığın kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçunu FETÖ/PDY silahlı terör örgütü faaliyeti kapsamında işlenmediğine ilişkin Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.05.2022 tarihli ve 2017/49 esas sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine dair Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.05.2022 tarihli ve 2022/396 değişik iş sayılı;<br><br>Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan sanık M.B.C.'nin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158/1-e, 62 ve 52/2. maddeleri gereğince 3 yıl 4 ay hapis ve 125.700,00 Türk Lirası adli para cezaları ile cezalandırılmasına dair Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.06.2018 tarihli ve 2017/49 Esas, 2018/124 Karar sayılı kararının, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin 13.05.2020 tarihli ve 2018/2075 Esas, 2020/155 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilerek kesinleşmesini müteakip, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı İlamat Masası tarafından 5275 sayılı Kanun'un 107 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 108 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi gereğince koşullu salıverme tarihinin ve infaz rejiminin tespiti amacıyla infaza konu suçun silahlı terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediği hususunda karar verilmesi talebi hakkında sanığın kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçunu FETÖ/PDY silahlı terör örgütü faaliyeti kapsamında işlenmediğine ilişkin ilişkin Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.05.2022 tarihli ve 2017/49 esas sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine dair Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.05.2022 tarihli ve 2022/397 değişik iş sayılı kararları ile ilgili olarak;<br><br>Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 12.10.2022 tarihli ve 94660652-105-06-17845-2022-Kyb sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 09.12.2022 tarihli ve 2022/13442 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü;<br><br><strong class="text-strong">I. İSTEM</strong><br>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 09.12.2022 tarihli ve 2022/13442 sayılı kanun yararına bozma isteminin; “Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.11.2018 tarihli ve 2016/6-1177 Esas, 2018/495 Karar sayılı kararında "...Bununla birlikte, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 17 nci maddesi, “Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar hakkında, koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması bakımından 13.12.2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 107 nci maddesinin dördüncü fıkrası ile 108 inci maddesi hükümleri uygulanır....” şeklinde düzenlenmiş olup bu maddeye ilişkin Komisyon gerekçesi de;<br><br>“Terörle Mücadele Kanununun, Tasarının çerçeve 11 inci maddesiyle değiştirilen 17 nci maddesinin birinci fıkrasında, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 107 nci maddesine yapılan yollamanın, bu maddenin dördüncü fıkrasıyla sınırlandırılmasına yönelik değişiklik yapılmıştır. Böylece, örgüt mensubu suçlu olmasalar bile, Terörle Mücadele Kanununun örneğin 6 ncı maddesi ile 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında tanımlanan suçların failleri hakkında da Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 107 nci maddesinin örgüt mensubu suçlulara ilişkin koşullu salıverilme ve hatta, mükerrirlere özgü güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.” biçiminde ifade edilmiştir. Bu hükümde açık bir ifadeyle TCK'nın 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrasından söz edilmemekle birlikte, bu fıkrada öngörülen infaz koşullarını düzenleyen 5275 sayılı Kanun'un 107 ve 108 inci maddelerine yapılan atıf karşısında, 3713 sayılı Kanun’da sayılan suçların işlenmesi amacıyla kurulan silahlı örgütler açısından özel ve istisnai düzenleme getirildiği, dolayısıyla bu Kanun'da sayılan suçları işleyen faillerin tehlikelilik durumları dikkate alınarak haklarında söz konusu infaz usulünün uygulanabilmesi için “örgüt mensubu suçlu” olma şartının aranmadığı anlaşılmaktadır.<br><br>İştirak hâlinde işlenen suçlarda sorumluluk rejimine ilişkin TCK'nın 40 ıncı maddesinde öngörülen bağlılık kuralının güvenlik tedbirleri açısından uygulama alanının bulunmaması, bunun yanında 3713 sayılı Kanun'da yer alan infaz usullerine ilişkin düzenlemenin bu Kanun'da sayılan suçları işleyen faillerin özel tehlikelilik hâlleri öngörülerek getirilen istisnai bir düzenleme olması karşısında, uygulama alanının 3713 sayılı Kanun'da sayılmayan suçlar yönünden kıyasen genişletilememesi hâli birlikte değerlendirildiğinde; 3713 sayılı Kanun kapsamında olmayan suç örgütüne yardım ettiği kabul edilen failin, neticeleri itibarıyla bu yardım kapsamında işlediği ya da iştirak ettiği suç yönünden tehlikelilik durumu da, örgüt mensupları hakkında uygulanan güvenlik tedbirlerinden bağımsız biçimde kendi hukuki durumuna, bu bağlamda da sonuç olarak “örgüt mensubu suçlu” olarak kabul edilip edilmemesine göre belirlenmelidir..... örgüte yardım etme kastıyla, örgütün faaliyetleri çerçevesinde işlenen ve 3713 sayılı Kanun kapsamı dışında kalan suçlar yönünden sanığın tehlikelilik hâlinin de örgüt mensubu suçlu olup olmadığına göre belirlenmesinin gerekeceği hususu ile birlikte değerlendirildiğinde; örgüt mensubu suçlu olmayan sanık hakkında örgüte yardım etme ve azmettirdiği tehdit suçları yönünden TCK'nın 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrasının uygulanma imkânının bulunmadığının kabulü gerekmektedir...." şeklinde belirtildiği üzere infaza ilişkin lehe oluşan hataların kazanılmış hakka konu olmayacağı gözetilerek yapılan incelemede,<br><br>3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 17 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan, "Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar hakkında, koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması bakımından 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 107 nci maddesinin dördüncü fıkrası ile 108 inci maddesi hükümleri uygulanır. (Ek cümle:14/4/2020-7242/65 md.) Ancak, süreli hapis cezaları bakımından düzenlenen koşullu salıverilme oranı, dörtte üç olarak uygulanır.", aynı Kanun'un 4 üncü maddesindeki "Aşağıdaki suçlar 1 inci maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu sayılır;<br>a) Türk Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319 uncu maddeleri ile 310 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar.<br><br>b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan suçlar.<br><br>c) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.<br><br>ç) 10/7/2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.<br><br>d) Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde, olağanüstü halin ilanına neden olan olaylara ilişkin suçlar.<br><br>e) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 inci maddesinde tanımlanan suç." şeklindeki ve, 5275 sayılı Kanun'un 107 nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan, "Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. (Ek cümle:14/4/2020-7242/48 md.) Koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından ise tabi oldukları koşullu salıverilme oranı uygulanır. " şeklindeki düzenlemeler karşısında, 3713 sayılı Kanun'da sayılan suçların işlenmesi amacıyla kurulan silahlı örgütler açısından özel ve istisnai düzenleme getirildiği, dolayısıyla bu Kanun'da sayılan suçları işleyen faillerin tehlikelilik durumları dikkate alınarak haklarında söz konusu infaz usulünün uygulanabilmesi için "örgüt mensubu suçlu" olma şartının aranmadığı, ancak 3713 sayılı Kanun kapsamı dışında kalan suçlar yönünden sanığın tehlikelilik hâlinin de örgüt mensubu suçlu olup olmadığına göre belirlenmesinin gerekeceği hususu ile birlikte değerlendirildiğinde, terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemleri amaç edinen silahlı terör örgütü adına suç işleyen kişilerin, anılan Kanun'un 4 üncü maddesinde tahdidi olarak sayılan suçlardan olmasa dahi, suç içeren eylemi silahlı terör örgütünün amacına hizmet etmek adına yapılması nedeniyle hükmedilen cezanın infazı sırasında 5275 sayılı Kanun'un 107 nci maddesinin dördüncü fıkrasındaki özel infaz rejiminin uygulanması gerektiği anlaşılmakla,<br><br>Somut olayda, infazda tereddüt olması nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı İlamat Masası tarafından 5275 sayılı Kanun'un 107 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 108 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi gereğince koşullu salıverme tarihinin ve infaz rejiminin tespiti amacıyla infaza konu suçun silahlı terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediği hususunda karar verilmesi talebi hakkında sanığın kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçunu FETÖ/PDY silahlı terör örgütü faaliyeti kapsamında işlenmediğine dair mahkemesince karar verilmiş ise de, Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 06.06.2018 tarihli kararının delillerin değerlendirilmesi ve gerekçe kısmında cezalandırmaya konu suçun FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaç ve bu amaca yönelik eylemleri doğrultusunda gerçekleştiğinin sabit olduğu, bu haliyle sanıkların silahlı terör örgütünün emir ve talimatları doğrultusunda eylemlerini gerçekleştirmeleri, sanıkların silahlı terör örgütü mensubu olarak hareket etmeleri nedeniyle Mahkemesince sanıkların kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçunu silahlı terör örgütü mensubu olarak işledikleri kabul edilerek hapis cezalarının infazının 5275 sayılı Kanun'un 107 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereğince yapılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.”<br><br>Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.<br><br><strong class="text-strong">II. GEREKÇE</strong><br>1. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesinin, (1), (2) ve (3) üncü fıkraları;<br>(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.<br>(2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir.<br>(3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar.<br><br>2. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (j) bendi;<br>(1) Ceza kanunlarının uygulanmasında;<br>(j) Örgüt mensubu suçlu deyiminden; bir suç örgütünü kuran, yöneten, örgüte katılan veya örgüt adına diğerleriyle birlikte veya tek başına suç işleyen kişi, anlaşılır.<br><br>3. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası;<br>(9) Mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin, itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi veya örgüt mensubu suçlu hakkında da uygulanmasına hükmedilir.<br><br>4. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1 inci maddesi;<br>(1) (Değişik birinci fıkra: 15/7/2003-4928/20 md.) Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.<br><br>5. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 3 üncü maddesi;<br>26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır.<br><br>6. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 4 üncü maddesi;<br>(1) (Değişik: 29/6/2006-5532/3 md.) Aşağıdaki suçlar 1 inci maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu sayılır:<br>a) Türk Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319 uncu maddeleri ile 310 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar.<br>b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan suçlar.<br>c) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.<br>ç) 10/7/2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.<br>d) Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde, olağanüstü halin ilanına neden olan olaylara ilişkin suçlar.<br>e) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 inci maddesinde tanımlanan suç.<br><br>7. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 17 nci maddesinin (1) ve (2) nci fıkrası;<br>(Değişik: 29/6/2006-5532/12 md.) Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar hakkında, koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması bakımından 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 107 nci maddesinin dördüncü fıkrası ile 108 inci maddesi hükümleri uygulanır.<br>Ancak, süreli hapis cezalan bakımından düzenlenen koşullu salıverilme oranı, dörtte üç olarak uygulanır.(Ek cümle: 14.04.2020 - 7242 S.K./65. md)<br><br>8. 7242 sayılı Kanun’un 48 inci maddesi ile değişik 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 107 nci maddesinin (4) üncü fıkrasının konu ile ilgili bölümü;<br>(4) Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler.<br><br>9. 7242 sayılı Kanun’un 49 uncu maddesi ile değişik 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 108 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi;<br>(1) Tekerrür hâlinde işlenen suçtan dolayı mahkûm olunan; (d) Süreli hapis cezasının üçte ikisinin, İnfaz kurumunda iyi hâlli olarak çekilmesi durumunda, koşullu salıverilmeden yararlanılabilir. (Ek cümle:14/4/2020-7242/49 md.) Ancak, koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından tabi oldukları koşullu salıverilme oranı uygulanır.<br><br>10. 7242 sayılı Kanun’un 49 uncu maddesi ile değişik 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 108 inci maddesinin dokuzuncu fıkrasının konu ile ilgili bölümü;<br>(9) (Ek: 18/6/2014-6545/82 md.) Birinci fıkradaki koşullu salıverme süreleri, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesinin ikinci fıkrasında tanımlanan cinsel saldırı suçundan, 103 üncü maddesinde tanımlanan çocukların cinsel istismarı suçundan, 104 üncü maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrasında tanımlanan reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan, 188 inci maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan dolayı hapis cezasına mahkûm olanlar hakkında da uygulanır. (Ek cümle:14/4/2020-7242/49 md.) Ancak, süreli hapis cezaları bakımından koşullu salıverilme oranı, dörtte üç olarak uygulanır.<br><br>11. 5275 sayılı Kanun’un “Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama” başlıklı 98 inci maddesi; (Değişik madde 14.04.2020 - 7242 S.K./41. md) (1) a) Mahkûmiyet hükmünün yorumunda duraksama olursa veya sonradan yürürlüğe giren kanun hükmünün Türk Ceza Kanununun 7 nci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekirse, hükmü veren mahkemeden, b) Çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa ya da cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülürse, infaz hâkimliğinden, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için karar istenir. (2) Birinci fıkra uyarınca yapılan başvurular cezanın infazım ertelemez. Ancak, mahkeme veya infaz hâkimliği olayın özelliğine göre infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilir. Şeklinde düzenlenmiştir.<br><br>12. 5237 sayılı Kanun’un 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrasına göre, mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin, örgüt mensubu suçlu hakkında uygulanmasına karar verilmesi ve örgüt mensubu suçlu kabul edilen kişi hakkında verilen ve kesinleşen cezanın infazının 5275 sayılı Kanun’un 108 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendine göre yapılması gerekmektedir.<br><br>13. Örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçun cezasının infazının 5275 sayılı Kanun’un 107 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca yapılması gerekmektedir.<br><br>14. Somut olayda; hükümlüler A.A, E.E. ve M.B.C. hakkında silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan ilk derece mahkemesi tarafından 5237 sayılı Kanun’un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Kanun’un 5 inci maddesi ve 5237 sayılı Kanun’un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrası ve 62 nci maddesi gereğince 1 yıl 6 ay 22 ‘şer gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hükmolunan cezalarının aynı kanunun 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve cezanın infazından sonra haklarında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına ve 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ayrıca nitelikli dolandırıcılık suçundan 5237 Kanun’un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ve 62 nci maddesi gereğince 3 yıl 4'er ay hapis ve adli para cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği ancak mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanıp uygulanmaması yönünde herhangi bir değerlendirme yapılmadığı gibi karar da verilmediği görülmektedir.<br><br>15. Hükümlüler hakkında ilk derece mahkemesi tarafından nitelikli dolandırıcılık suçundan dolayı verilen karara karşı lehe ve aleyhe davanın tarafları ve Cumhuriyet Savcısı tarafından İstinaf kanun yoluna müracaat edildiği ve yapılan inceleme sonunda 13.05.2020 tarihinde Bölge Adliye Mahkemesince ayrı ayrı istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiği ve kesinleştiği anlaşılmaktadır.<br><br><strong class="text-strong">16. Hükümlüler hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen ve Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile kesinleşen 3 yıl 4 ay hapis cezasının infazı amacıyla mahkemesince kararların infaz savcılığına gönderilmesi üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı İlamat masası tarafından 09.05.2022 tarihli, 2022/1-8930 ilam sayılı yazı ile hükümlü E.E., aynı tarihli ve 2022/1-9310 ilam sayılı yazı ile hükümlü M.B.C., 16.05.2022 tarihli ve 2022/1-9207 ilam sayılı yazı ile hükümlü A.A. yönünden “dolandırıcılık suçunun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediğinin infaz rejimi açısından belirtilmesi gerektiğinden, hükmün yorumunda duraksama bulunduğundan 5275 sayılı Kanun’un 98 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca duraksamanın giderilmesi için dolandırıcılık suçunun terör örgütü faaliyeti kapsamında işlenip işlenmediğinin” hüküm mahkemesi olan Ankara 15. Ağır Ceza Mahkemesinden bildirilmesinin istenmesi üzerine, hüküm mahkemesince taleple ile ilgili inceleme ve değerlendirme yapılıp, usul ve yasaya uygun ve denetime imkan verecek şekilde duraksamayı giderecek bir karar verilmesi gerekirken, <strong class="text-strong"><span style="text-decoration:underline">sadece mahkeme başkanının imzası ile 10.05.2022 tarihli ve 16.05.2022 tarihli 39280480-2017/49 sayılı yazılar ile “........ kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçunun Fetö terör örgütü faaliyeti çerçevesinde işlenmediği” şeklinde cevap verildiği anlaşılmakla, ortada taleple ilgili başkan ve iki üyeden oluşan Ağır Ceza Mahkemesi tarafından usul ve kanuna uygun şekilde verilmiş, geçerli ve denetlenebilir nitelikte bir karar olmadığı, mahkeme başkanının imzası ile verilen cevabi yazının sadece mahkeme başkanının görüşü olarak değerlendirilebileceği anlaşılmakla,</span></strong> bu cevabi yazılar üzerine Cumhuriyet savcılığınca yapılan itiraz üzerine itiraz merciince, ortada denetlenebilir bir karar olmadığının tespiti yapılarak, Cumhuriyet savcılığının hükmün yorumunda ortaya çıkan duraksamanın giderilebilmesi için mahkemesince bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle dosyayı incelenmeksizin hüküm mahkemesine göndermesi ve hüküm mahkemesi tarafından usul ve kanuna uygun, yasal ve yeterli gerekçeyi içeren bir karar verilmesi ve bu karara karşı itiraz edilmesi durumunda itiraz mercii olarak inceleme yapıp kesin nitelikte bir karar vermesi gerekirken, yazılı şekilde ortada hukuken geçerli bir karar varmış gibi işin esasına girerek yaptığı inceleme sonucu verdiği karar Kanun’a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi açıklanan bu sebeple yerinde görülmüştür.<br><br>III. KARAR</strong><br>1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,<br><br>2. Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.05.2022 tarihli ve 2022/396 değişik iş sayılı, 2022/397 değişik iş sayılı ve 2022/403 değişik iş sayılı kararlarının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,<br><br>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br><br>05.04.2024 tarihinde karar verildi.<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=463">Admin</a> — 06 Kas 2024 00:32 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 4673</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[Admin]]></name></author>
		<updated>2024-11-05T17:42:32+03:00</updated>

		<published>2024-11-05T17:42:32+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739084#p739084</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739084#p739084"/>
		<title type="html"><![CDATA[6763 SAYILI KANUN İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK ÖNCESİ TEKLİF EDİLEN UZLAŞMA ÖNERİLERENİNİ GERÇERLİ OLDUĞU HK.]]></title>

					<category term="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=46" label="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739084#p739084"><![CDATA[
<strong class="text-strong">YARGITAY 4. Ceza Dairesi         <br>2021/30777 E.  <br>2021/25555 K.<br><br>6763 SAYILI KANUN İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİK ÖNCESİ TEKLİF EDİLEN UZLAŞMA ÖNERİLERENİNİ GERÇERLİ OLDUĞU HK.<br><br>TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) HAKARET<br><br>"İçtihat Metni"</strong><br><br>Hakaret suçundan sanık E. H. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/1, 62/1 (1 kez) ve 52/2. maddeleri gereğince 3.000,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair Gebze 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 04/07/2018 tarihli ve 2015/503 esas, 2018/316 sayılı kararının Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 18/06/2021 gün ve 2021/63818 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Dairemize gönderilmekle incelendi:<br><br><strong class="text-strong">İstem yazısında;</strong><br>"Sanığa yüklenen hakaret suçunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinin 02/12/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile değişiklik öncesi haliyle de, anılan maddenin 253/1-a maddesi gereğince uzlaştırmaya tâbi olduğu halde taraflara soruşturma aşamasında uzlaşma teklif formu imzalatılmadığı, dolayısıyla uzlaşmanın mahiyeti, kabul veya reddinin sonuçları hakkında taraflara bilgi verilmediği, anılan suçlar yönünden kovuşturma aşamasında da uzlaşmak isteyip istemediklerinin sorulmadığı anlaşılmakla, 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 253 ve 254. maddeleri gereğince uzlaştırma işlemi yapılması için dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilmesi, uzlaştırma girişiminin başarısızlıkla sonuçlanması halinde yargılamaya devamla hüküm kurulmasının gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir." denilmektedir.<br><br><strong class="text-strong">Hukuksal Değerlendirme:</strong><br>5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253 ve devamı maddelerinde düzenlenen uzlaştırma müessesesinde 24/11/2016 tarihinde kabul edilen 6763 sayılı Yasa ile köklü değişiklikler yapılmıştır. 6763 sayılı Kanun 02/12/2016 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girmiştir.<br>6763 Sayılı Kanun ile değişiklik öncesi şikayete bağlı suçlar ile şikayete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç olmak üzere TCK'nın 86.maddesi), taksirle yaralama (TCK'nın 89. maddesi), konut dokunulmazlığının ihlali (TCK'nın 116. maddesi), çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (TCK'nın 234. maddesi), ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (TCK'nın 234. maddesi, dördüncü madde hariç) ve özel kanunlarda uzlaşmaya tabi olduğu belirtilen suçlar uzlaşmaya tabi suçlar idi. Bu genel kuralın istisnası olarak da soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olsa da etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar uzlaşma kapsamında değildi. Ana kuralın bir diğer önemli istisnası da uzlaştırma kapsamına giren bir suçun uzlaşma kapsamına girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmesi durumu idi ki, bu durumda da uzlaşma hükümlerinin uygulanmayacağı yaptırım altına alınmıştı.<br><br>6763 Sayılı Kanun ile TCK'nın 253. maddesinin başlığı “Uzlaştırma” olarak değiştirilmiş ve uzlaştırma kapsamında olan suçlarla ilgili ana kurala; tehdit (TCK'nın 106/1. maddesinin birinci fıkrası), hırsızlık (TCK'nın 141. maddesi), dolandırıcılık (TCK'nın 157. maddesi) suçları ile mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar uzlaştırma kapsamına alınmıştır. Öte yandan uzlaşma müessesesinde ana kurala önemli bir istisna teşkil eden soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olsa da etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlarda uzlaşma yoluna gidilmeyeceği kuralı kaldırılarak diğer şartları da taşıması koşuluyla etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar da uzlaştırma kapsamına alınmıştır.<br>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun suç tarihinde yürürlükte bulunan ve 19/12/2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile değişik “Uzlaşma” başlıklı 253/4. maddesinde;<br><br>“Soruşturma konusu suçun uzlaşmaya tâbi olması halinde, Cumhuriyet Savcısı veya talimatı üzerine adlî kolluk görevlisi, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Şüphelinin, mağdurun veya suçtan zarar görenin reşit olmaması halinde, uzlaşma teklifi kanunî temsilcilerine yapılır. Cumhuriyet Savcısı uzlaşma teklifini açıklamalı tebligat veya istinabe yoluyla da yapabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören, kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren üç gün içinde kararını bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılır.” hükmü bulunmaktadır.<br><br>İnceleme konusu somut olayda; sanık hakkında TCK'nın 125/1. maddesinde düzenlenen hakaret suçundan soruşturma yürütüldüğü, bu suçun 6763 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesi ve sonrasında da uzlaştırmaya tabi suç olduğu, müştekinin soruşturma aşamasında savcılıkta alınan ifadesinde uzlaşmak istemediğini beyan ettiği, 6763 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik öncesi teklif edilen uzlaşma önerilerinin geçerli olduğu anlaşıldığından söz konusu mahkeme kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.<br><br><strong class="text-strong"><span style="text-decoration:underline">Sonuç ve Karar:</span></strong><br>Yukarıda açıklanan nedenlerle:<br>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteği doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden, CMK'nın 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE, dosyanın Adalet Bakanlığına sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 26/10/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=463">Admin</a> — 05 Kas 2024 17:42 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 5333</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[Admin]]></name></author>
		<updated>2024-11-01T01:05:05+03:00</updated>

		<published>2024-11-01T01:05:05+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739083#p739083</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739083#p739083"/>
		<title type="html"><![CDATA[Yemin verilmemesi veya yeminden çekinme hakkının hatırlatılmaması hakkında emsal bozma kararları]]></title>

					<category term="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=46" label="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739083#p739083"><![CDATA[
<strong class="text-strong">YARGITAY 1. CD. 17.10.2018, 2487/4233 </strong><br>Yemin verilmemesi veya yeminden çekinme hakkının hatırlatılmaması (CMK m. 45, 51, 54, 62, 64) Türkçe bilmeyen sanığın tercümandan yararlandığı, ancak; esas hakkındaki mütalaanın verildiği 22.04.2016 tarihli 3. celse ile kararın verildiği 13.05.2016 tarihli 3. celselerde tercümana eski yemini hatırlatılmadan ya da yeni yemin verilmeden, tercümanlığından yararlanılarak sanığın savunma hakkının kısıtlanması, <br><br><strong class="text-strong">YARGITAY 2. CD. 09.02.2016, 35/1777</strong><br>Yaşları nedeni ile yargılamaları ayrı devam eden S. D. ve C. Ç.’in tanık olarak dinlenirken yemin verilmesi suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 50/1- c maddesine aykırı davranılmış ise de, bu husus tanıkların yargılandıkları davada benzer şekilde beyanda bulunmaları ve suça sürüklenen çocuğunda atılı suçu işlemediğini savunması karşısında bozma nedeni yapılmamıştır. <br><br><strong class="text-strong">YARGITAY 3. CD. 21.05.2018, 20623/9254</strong><br>Tanıklar A. A. ve M. S. B.’ın dinlenmelerinden önce kimlikleri tespit edilmeden, tanıklık görevinin önemi anlatılmadan ve yemin verilmeden dinlenmeleri suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 53, 54, 55, 58/1, 59. maddelerine muhalefet edilmesi, <br><br><strong class="text-strong">YARGITAY 3. CD. 16.02.2016, 34252/3513</strong><br>Sanığın damadı olan tanık E.K.’eve kızıolan tanık Y.K.’edinlenmelerinden önce tanıklıktan ve yeminden çekinme haklarının hatırlatılmaması suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 45/3. ve 51. maddelerine muhalefet edilmesi, <br><br><strong class="text-strong">YARGITAY 4. CD. 23.11.2015, 23091/38311</strong><br>Tanıklıktan çekinme hakkı bulunmayan ve anlatımı hükme esas alınan B. D.’in yeminsiz dinlenilmesi suretiyle CMK’nın 45 ve 54. maddelerine aykırı davranılması, <br><br><strong class="text-strong">YARGITAY 4. CD. 13.03.2015, 11813/24527 </strong><br>Olayın tek tanığı olup, sanığın eşinin kardeşi olan ve anlatımı hükme esas alınan tanık E. G.’in tanıklığa engel kayın hısımlığı olması sebebiyle tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkı hatırlatılmadan dinlenilmesi suretiyle CMK’nın 45 ve 51. maddelerine aykırı davranılması, <br><br><strong class="text-strong">YARGITAY 7. CD. 22.10.2014, 12752/17259</strong><br>Düzenlediği raporu hükme esas alınan bilirkişinin İl Adli Yargı Adalet Komisyonu listesinde yer alan yeminli bilirkişilerden olup olmadığının denetime imkan verecek şekilde belli olmaması ve bilirkişinin kimlik tespiti ve yemininin yaptırılmaması suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 64. maddesine aykırı davranılması,<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=463">Admin</a> — 01 Kas 2024 01:05 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 4208</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[Admin]]></name></author>
		<updated>2024-11-01T00:57:31+03:00</updated>

		<published>2024-11-01T00:57:31+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739082#p739082</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739082#p739082"/>
		<title type="html"><![CDATA[Temyiz talebi ile birlikte yapılan eski hale getirme istemi hususunda karar verme yetkisinin Yargıtay’a ait olduğu hk.]]></title>

					<category term="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=46" label="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739082#p739082"><![CDATA[
Temyiz talebi ile birlikte yapılan eski hale getirme istemi hususunda karar verme yetkisinin Yargıtay’a ait olduğu (CMK m. 42/1)<br><br><strong class="text-strong">YARGITAY 2. CD. 14.03.2016, 2016/2178 E. 2016/4502 K.</strong><br>5271 sayılı <strong class="text-strong"><span style="text-decoration:underline">CMK’nın 42. maddesinin 1. fıkrası</span></strong>nda, “süresi içinde usul işlemi yapılsaydı, esasa hangi mahkeme hükmedecek idiyse, eski hale getirme dilekçesi hakkında da o mahkeme karar verir” şeklindeki düzenleme karşısında, hükmün temyizi aşamasında ileri sürülen eski hale getirme istemi hakkında Dairemizce karar verilmesi gerekip, öncelikle eski hale getirme istemi hakkında karar verilmesi gerektiğinden, mahkemece verilen 24/11/2015 günlü ek kararının hukuken geçersiz olduğu belirlenerek yapılan incelemede; <br><br><strong class="text-strong">YARGITAY 8. CD. 09.03.2016, 2016/10821E. 2016/3001 K.</strong><br>Sanığın, yokluğunda verilen hükme ilişkin gerekçeli kararı 29.09.2014 tarihinde öğrendiğini savunarak temyiz talebi ile birlikte talep ettiği eski hale getirme hususunda karar verme yetkisinin <span style="text-decoration:underline"><strong class="text-strong">CMK’nın 42/1. maddesi</strong></span>ne göre; hükmü temyizen incelemekle görevli Yargıtay’a ait olduğu gözetilmeksizin mahkemenin eski hale getirme talebinin reddine dair 30.09.2014 tarihli ek karar ile itiraz merciinin 09.10.2014 tarihli kararının hukuki değerden yoksun olduğu kabul edilerek yapılan incelemede; <br><br><strong class="text-strong">YARGITAY 18. CD. 03.10.2017, 2017/44781 E. 2017/10169 K.</strong><br>Sanık ve eşinin sanığın yokluğunda verilen karara ilişkin gerekçeli karar tebliğinin usulsüz olduğunu savunarak talep ettikleri temyiz ve eski hale getirme hususunda karar verme yetkisinin <strong class="text-strong"><span style="text-decoration:underline">CMK’nın 42/1. maddesi</span></strong>ne göre hükmü temyizen incelemekle görevli Yargıtay’a ait olduğundan, mahkemenin eski hale getirme ve temyiz isteminin reddine ilişkin 30/04/2015 günlü kararı hukuki değerden yoksun kabul edilerek yapılan incelemede; <br>Sanığın, yokluğunda verilen ve 23/03/2015 tarihinde usulüne uygun olarak birlikte sakin annesine tebliğ edilen hükmü, CMUK’nın 310. maddesinde belirtilen bir haftalık yasal süreden sonra 30/04/2015 günü temyiz eden sanık ve eşinin koşulları bulunmayan eski hale getirme isteği ile vaki temyiz isteminin tebliğnameye uygun olarak 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 317. maddesi gereğince REDDİNE,<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=463">Admin</a> — 01 Kas 2024 00:57 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 6436</p><hr />
]]></content>
	</entry>
		<entry>
		<author><name><![CDATA[Admin]]></name></author>
		<updated>2024-10-31T00:10:57+03:00</updated>

		<published>2024-10-31T00:10:57+03:00</published>
		<id>https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739080#p739080</id>
		<link href="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739080#p739080"/>
		<title type="html"><![CDATA[GEREKÇE VE HÜKÜM ARASINDA ÇELİŞKİ VE KARIŞIKLIK YARATILMASI KONUSUNDA EMSAL YARGITAY KARARLARI]]></title>

					<category term="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları" scheme="https://www.kararara.com/forum/viewforum.php?f=46" label="Yargıtay Ceza Daireleri Kararları"/>
		
		<content type="html" xml:base="https://www.kararara.com/forum/viewtopic.php?p=739080#p739080"><![CDATA[
<strong class="text-strong">YARGITAY 4. CD. 19.02.2015, 2015/6405 E. 2015/21092 K. </strong><br>Sanığın kişiliği ve duruşmadaki tutum ve davranışları, erteleme hükümleri uygulanırken olumlu değerlendirilmesine karşın, aynı hususlar hükmün açıklanmasının geri bırakılması konusunda olumsuz kabul edilerek CMK’nın 231/5. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmek suretiyle çelişkiye düşülmesi, ...<br><br><strong class="text-strong">YARGITAY 7. CD. 14.01.2015, 2015/320 E, 2015/301 K.</strong><br>Sanık hakkında hükmolunan hapis cezasının “geçmişteki hali, daha önce kasıtlı bir suçtan üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olması, eski ilamların silinme koşullarını taşıması, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlık gözetilerek, cezasının ertelenmesi halinde tekrar suç işlemeyeceği kanaati oluştuğundan” bahisle ertelendiği ve hükmün gerekçesinde, sanığın sabıka kaydında bulunan HAGB kararlarının kesin hüküm niteliğinde bulunmadığından aleyhine değerlendirilmediği belirtilmesine karşın, savunmalarında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep eden ve kamu zararını gideren sanık hakkında, geçmişteki hali ve birden çok denetim kararı bulunması nedeniyle CMK’nın 231/5.maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilerek çelişkiye neden olunması, ...<br><br><strong class="text-strong">YARGITAY 8. CD. 21.02.2017, 2017/9306 E. 2017/1628 K.</strong><br>Sanık hakkında hapis cezası alt sınırdan tayin olunduğu halde, aynı gerekçe ile adli para cezasına esas alınan tam gün sayısının alt sınırdan uzaklaşılarak tayini suretiyle çelişkiye neden olunması, <br><br><strong class="text-strong">YARGITAY 11. CD. 11.10.2018, 2018/5805 E. 2018/7875 K.</strong><br>Sanık Ş. akkında verilen mahkumiyet hükümleri yönünden; “Sahte fatura düzenlemek” ve “sahte fatura kullanmak” suçlarının birbirinden ayrı ve bağımsız suçlar olduğu, 5271 sayılı CMK’nın 225. (1412 sayılı CMUK’nin 257 ve 150.) maddesi uyarınca hükmün konusu, duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiilden ibaret olup, iddianame ve iddianamenin dayanağı olan Ankara Veri Dairesi Başkanlığı mütalaası, vergi suçu raporu,vergi tekniği raporları ile sanık Ş. hakkında “2006-2007 takvim yıllarında sahte fatura düzenleme 2006 takvim yılında sahte fatura kullanma” suçlarından sanığın ayrı ayrı cezalandırılması talep edilmesine karşın, gerekçe kısmında “sanık Ş.’nin 2006-2007 takvim yıllarında sahte fatura kullanmak suretiyle atılı suçu işlediği....” hüküm kısmında ise “sanık Ş. M.’ün 2006-2007 takvim yıllarında birden fazla sahte fatura düzenlemek ve kullanmak suçunu işlediği anlaşıldığından...” denilmek suretiyle, sahte fatura düzenlemek ve kullanmak suçları aynı suç kabul edilip yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulması suretiyle hükmün karıştırılması, ...<br><br><strong class="text-strong">YARGITAY 20 CD. 15.10.2018, 2018/6977 E. 2018/4246K.</strong><br>Hükmün gerekçe kısmında para cezası ile birlikte sanığın hakkında tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmasına karar verildiği belirtilmesine rağmen, hüküm fıkrasında “.....tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmamasına” karar verilip devamla “....tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine karar verilen sanığa rehberlik edecek uzman görevlendirilmesine..........” ve denetimli serbestlik tedbirine tedavinin sona erdiği tarihten itibaren 1 yıl süre ile devam olunmasına karar verilerek hükmün karıştırılması, ...<p>İstatistikler: Gönderilme zamanı gönderen <a href="https://www.kararara.com/forum/memberlist.php?mode=viewprofile&amp;u=463">Admin</a> — 31 Eki 2024 00:10 — Cevaplar 0 — Görüntüleme 4152</p><hr />
]]></content>
	</entry>
	</feed>
