<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gemlik Muhasebe</title>
	<atom:link href="http://www.gemlikmuhasebe.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.gemlikmuhasebe.com</link>
	<description>Mali Mevzuat &#124; Makale &#124; SGK Teşvikleri &#124; Firma Kuruluş işlemleri..</description>
	<lastBuildDate>Tue, 30 Aug 2022 09:24:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=5.6.16</generator>
	<item>
		<title>SOSYAL İÇERİK ÜRETİCİLİĞİ İLE MOBİL CİHAZLAR İÇİN UYGULAMA GELİŞTİRİCİLİĞİNDE KAZANÇ İSTİSNASI</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/sosyal-icerik-ureticiligi-ile-mobil-cihazlar-icinuygulama-gelistiriciliginde-kazanc-istisnasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Aug 2022 09:21:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale Arşivi]]></category>
		<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gemlikmuhasebe.com/?p=2474</guid>

					<description><![CDATA[   İnternet ortamındaki sosyal ağ sağlayıcıları üzerinden metin, görüntü, ses, video gibi içerikler paylaşan sosyal içerik üreticisi gerçek kişiler ile akıllı telefon veya tablet gibi mobil cihazlar için uygulama geliştiren gerçek kişilerin gelirleri 1 Ocak 2022 tarihinden itibaren Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer Madde 20/B’si kapsamında gelir vergisinden istisnadır. 2022 yılında bu istisna kapsamındaki kazançları toplamı 880.000 TL’yi aşanlar ile faaliyete ilişkin tüm gelirlerini açılacak banka hesabı üzerinden tahsil etmeyenler bu istisnadan faydalanamayacaktır.&#160;&#160; İstisnadan faydalanmak isteyen mükelleflerin ikametgâhlarının bulunduğu yerdeki tarha yetkili vergi dairesine başvurarak istisna kapsamındaki faaliyetine ilişkin olarak ilgili vergi dairelerinden “İstisna Belgesi” almaları gerekmektedir. Başvuru öncesinde ticari kazanç yönünden gelir vergisi mükellefiyetlerinin bulunması halinde, vergi dairelerince mükelleflerin kayıtlı faaliyetlerinin istisna kapsamına giren faaliyetlere uygun olup olmadığı kontrol edilecek, vergi dairelerine kayıtlı bu faaliyetlerin mezkûr madde hükmüne göre istisna edilen faaliyetler arasında olduğunun tespitini veya uygun faaliyet kodunun tesisini müteakip başvuru sahiplerine istisna belgeleri verilecektir. İstisnadan yararlanabilmek için bu faaliyetlerde bulunan kişilerin elde edecekleri tüm hasılatı tahsil etmelerini teminen Türkiye’de kurulu bankalarda hesap açmaları şart olup; istisna belgeleri, madde kapsamında istisna edilen faaliyetlerle ilgili hasılatın tahsil edileceği banka hesaplarının açılışında kullanılacaktır. Bankalar, bu kapsamda açılan hesaplara aktarılan hasılat tutarı üzerinden, aktarım tarihi itibarıyla %15 oranında gelir vergisi tevkifatı yapacaklardır. 193 sayılı Kanunun mükerrer 20/B maddesi kapsamında kazanç elde eden ve aynı Kanunun 103 üncü maddesinde yazılı tarifenin dördüncü gelir diliminde yer alan tutarı aşması nedeniyle istisnadan yararlanamayacak olan mükelleflerin, Kanunun 94 üncü maddesi kapsamında ücret, kira gibi yapacağı ödemeler üzerinden tevkifat yapma yükümlülüğü bulunmamaktadır. İstisna şartlarını haiz mükelleflerin, istisna kapsamındaki faaliyetleri nedeniyle elde ettikleri kazançlar için yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmeyecek, diğer gelirleri nedeniyle beyanname verilmesi halinde bu kazançlar beyannameye dâhil edilmeyecektir. Sosyal içerik üreticiliği ile mobil cihazlar için uygulama geliştiriciliğinde kazanç istisnasından sadece gelir vergisi mükellefleri yararlanabilecek olup kurumlar vergisi mükellefleri bu istisnadan yararlanamayacaktır.&#160;&#160; Mobil cihazlar için uygulama geliştiriciliği faaliyeti kapsamında yalnızca elektronik uygulama paylaşım ve satış platformları üzerinden elde edilen kazançlar mezkûr madde kapsamında istisna edilmektedir. Bu platformlar üzerinden elde edilen; ücretli uygulama satış geliri, reklam geliri, uygulama içi satış geliri, sponsorluk geliri, ücretli abonelik geliri gibi gelirler istisna kapsamında dikkate alınacaktır. Elektronik uygulama paylaşım ve satış platformları dışında elde edilen kazançlar ise istisna kapsamında değerlendirilemeyecektir. Sosyal içerik üreticiliği faaliyeti kapsamında sosyal ağ sağlayıcıları üzerinden elde edilen; reklam gelirleri, sponsorluk gelirleri, bağışlar, hediyeler, bahşişler, ücretli abonelik gelirleri gibi gelirler istisna kapsamında dikkate alınacaktır. Sosyal içerik üreticileri tarafından internet ortamındaki sosyal ağ sağlayıcıları üzerinden elde edilen gelirlerin üçüncü taraf hizmet sağlayıcıları aracılığıyla elde edilmesi durumunda da istisnadan yararlanılabilecektir. Sosyal ağ sağlayıcısı olarak kabul edilmeyen kişisel internet siteleri, elektronik ticaret siteleri, haber siteleri gibi etkileşim amaçlı içeriğin ikincil ve yan hizmet olarak sunulduğu platformlarda faaliyette bulunan kişilerin bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar için mezkûr istisna hükümleri uygulanmayacaktır. Münhasıran 193 sayılı Kanunun mükerrer 20/B maddesinde istisna edilen türdeki faaliyetlerde bulunan mükelleflerden istisnadan faydalananların yıl içindeki kazançları toplamının 193 sayılı Kanunun 103 üncü maddesinin dördüncü gelir diliminde yer alan (2022 yılı için 880.000 TL) tutarı aşıp aşmadığına bakılmaksızın, defter tasdik ettirme, defter tutma (defter-beyan sistemine kaydolma/elektronik defter tutma) ve belge düzenleme zorunluluklarının kaldırılması uygun görülmüştür. 14/10/2021 tarihli ve 7338 sayılı Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2 nci maddesi ile 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununa eklenen mükerrer 20/B maddesi ile Sosyal içerik üreticiliği ile mobil cihazlar için uygulama geliştiriciliğine gelir vergisi istisnası getirilmiş konuyla ilgili açıklamalarımıza 26.10.2021/195 sayılı Sirkülerimizde yer verilmişti.&#160;&#160; Getirilen istisna düzenlemesine ilişkin madde aşağıdaki gibidir: “Sosyal içerik üreticiliği ile mobil cihazlar için uygulama geliştiriciliğinde kazanç istisnası: Mükerrer Madde 20/B – İnternet ortamındaki sosyal ağ sağlayıcıları üzerinden metin, görüntü, ses, video gibi içerikler paylaşan sosyal içerik üreticilerinin bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlar ile akıllı telefon veya tablet gibi mobil cihazlar için uygulama geliştirenlerin elektronik uygulama paylaşım ve satış platformları üzerinden elde ettikleri kazançlar gelir vergisinden müstesnadır. Bu istisnadan faydalanılabilmesi için Türkiye’de kurulu bankalarda bir hesap açılması ve bu faaliyetlere ilişkin tüm hasılatın münhasıran bu hesap aracılığıyla tahsil edilmesi şarttır. Bankalar, bu kapsamda açılan hesaplara aktarılan hasılat tutarı üzerinden, aktarım tarihi itibarıyla %15 oranında gelir vergisi tevkifatı yapmak ve Kanunun 98 ve 119 uncu maddelerindeki esaslar çerçevesinde beyan edip ödemekle yükümlüdür. Bu tutar üzerinden 94 üncü madde kapsamında ayrıca tevkifat yapılmaz. Mükelleflerin birinci fıkra kapsamı dışında başka faaliyetlerinden kaynaklanan kazanç ya da iratlarının bulunması istisnadan faydalanmalarına engel değildir. Birinci fıkra kapsamındaki kazançları toplamı 103 üncü maddede yazılı tarifenin dördüncü gelir diliminde yer alan tutarı aşanlar ile faaliyete ilişkin tüm gelirlerini ikinci fıkrada belirtilen şartlara göre tahsil etmeyenler bu istisnadan faydalanamazlar. Bu durumda olanların, 94 üncü maddenin birinci fıkrası kapsamında tevkifat yapma yükümlülüğü yoktur. İstisnaya ilişkin şartların taşınmadığının tespit edilmesi halinde eksik tahakkuk etmiş olan vergi, vergi ziyaı cezası kesilmek suretiyle gecikme faiziyle birlikte tahsil olunur. Cumhurbaşkanı, bu maddede yer alan tevkifat oranını her bir faaliyet türü için ayrı ayrı sıfıra kadar indirmeye, bir katına kadar artırmak suretiyle yeniden tespit etmeye; Hazine ve Maliye Bakanlığı, maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.&#8221; Söz konusu düzenleme 1 Ocak 2022 tarihinden itibaren elde edilen kazançlara uygulanmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girmiş durumdadır. 12.1.2022 tarih ve 31717 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 318 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nde söz konusu istisnanın usul ve esasları hakkında açıklamalarda bulunulmuştur. Tebliğ açıklamaları özetle aşağıdaki gibidir. I-) İstisnadan faydalanabilecekler, faydalanma şartları ve istisna uygulamasında özellik arz eden durumlar 1) İstisnadan, internet ortamındaki sosyal ağ sağlayıcıları üzerinden metin, görüntü, ses, video gibi içerikler paylaşan sosyal içerik üreticisi gerçek kişiler ile akıllı telefon veya tablet gibi mobil cihazlar için uygulama geliştiren gerçek kişiler yararlanabilecektir. 2) Söz konusu istisna uygulamasında mükelleflerin tam veya dar mükellef olmalarının bir önemi bulunmamaktadır. 3) İstisnadan yararlanabilmek için birinci fıkrada belirtilen faaliyetlerde bulunan kişilerin bu faaliyetleri sonucu elde edecekleri tüm hasılatı tahsil etmelerini teminen Türkiye’de kurulu bankalarda hesap açmaları şarttır. 4) Bu kapsamda, istisnadan faydalanmak isteyen mükelleflerin ikametgâhlarının bulunduğu yerdeki tarha yetkili vergi dairesine başvurarak istisna kapsamındaki faaliyetine ilişkin olarak ilgili vergi dairelerinden Tebliğ Ek-1’de yer alan “193 Sayılı&#160;Kanun&#8217;un Mükerrer 20/B Maddesi Uygulamasına İlişkin İstisna Belgesi”ni (İstisna Belgesi) almaları gerekmektedir. Başvuruda bulunanların istisna kapsamına giren faaliyetleriyle ilgili olarak; a) Başvuru öncesinde ticari kazanç yönünden gelir vergisi mükellefiyetlerinin bulunması halinde, vergi dairelerince mükelleflerin kayıtlı faaliyetlerinin istisna kapsamına giren faaliyetlere uygun olup olmadığı kontrol edilecek, vergi dairelerine kayıtlı bu faaliyetlerin mezkûr madde hükmüne göre istisna edilen faaliyetler arasında olduğunun tespitini veya uygun faaliyet kodunun tesisini müteakip başvuru sahiplerine istisna belgeleri verilecektir. b) Başvuru öncesinde ticari kazanç yönünden gelir vergisi mükellefiyetlerinin bulunmaması halinde ise istisna kapsamına giren faaliyetlerle ilgili mükellefiyet tesisinin&#160;ardından istisna belgeleri alınabilecektir. Örnek 1: Ticari kazanç yönünden gelir vergisi mükellefiyeti bulunan sosyal içerik üreticisi mükellef (A), 8/2/2022 tarihinde istisna belgesi almak için bağlı bulunduğu vergi dairesine başvurmuştur. İlgili vergi dairesince kayıtlar üzerinde yapılan kontrolde, mükellefin kayıtlı faaliyetinin istisna kapsamına giren faaliyetlere uygun olduğu anlaşılmış olup, adı geçen mükellefe başvurusuna istinaden istisna belgesi verilecektir. Örnek 2: Konfeksiyon ürünlerinin perakende satışı nedeniyle ticari kazanç yönünden mükellefiyeti bulunan mükellef (B), 11/3/2022 tarihinde istisna belgesi almak için bağlı bulunduğu vergi dairesine başvurmuştur. Söz konusu mükellefin istisna kapsamına giren faaliyetlerin herhangi birinden ek faaliyette bulunacağını bildirmesi halinde, vergi dairesince mükellefe istisna belgesi verilebilecektir. Mükellefin istisna kapsamına giren faaliyetlerin herhangi birinden ek faaliyetinin bulunmaması durumunda ise hâlihazırdaki kayıtlı faaliyetinin istisna kapsamına giren faaliyetlere uygun olmaması nedeniyle mükellefe istisna belgesi verilemeyecektir. Örnek 3: Ticari kazanç yönünden mükellefiyeti bulunmayan Bay (C), 4/2/2022 tarihinde tarha yetkili vergi dairesine başvurarak istisna kapsamına giren faaliyetlerle ilgili istisna belgesi talep etmektedir. İlgili vergi dairesince, adı geçen hakkında istisna kapsamına giren faaliyetlerle ilgili mükellefiyet tesisinin ardından istisna belgesi verilecektir. 5) Vergi dairelerinden temin edilen istisna belgeleri, madde kapsamında istisna edilen faaliyetlerle ilgili hasılatın tahsil edileceği banka hesaplarının açılışında kullanılacaktır. Mükelleflerin bankalardaki mevcut hesapları da istisna belgesinin ilgili bankaya ibrazı suretiyle, münhasıran bu faaliyetlere ilişkin hasılatın tahsili amacıyla kullanılabilecektir. 6) 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 148 ve mükerrer 257 nci maddelerinin Bakanlığımıza verdiği yetkiye dayanılarak; söz konusu istisnadan yararlanabilmek amacıyla Türkiye’de kurulu bankalar nezdinde yeni hesap açılması halinde hesap açılış tarihinden itibaren, mevcut hesabın kullanılacak olması halinde ise mevcut hesabın bu amaçla kullanılacağına dair istisna belgesinin bankaya ibraz tarihinden itibaren bir ay içerisinde banka hesaplarına ilişkin bilgilerin (banka adı, banka şubesi, iban numarası) bağlı bulunulan vergi dairesine yazılı bildirim yükümlülüğü getirilmiştir. Bu bağlamda istisnadan yararlanabilmek amacıyla bankada hesap açan veya hesaplarını bu amaçla kullanmaya başlayan mükelleflerin banka hesaplarına ilişkin bilgilerini bir ay içerisinde bağlı bulundukları vergi dairesine bildirmeleri şarttır. 7) İstisnadan yararlanabilmek için istisna kapsamındaki faaliyetlerden elde edilen hasılat toplamının 193 sayılı Kanunun 103 üncü maddesinde yazılı tarifenin dördüncü gelir diliminde yer alan tutarı aşmaması şarttır. İstisna uygulamasında söz konusu tarifenin dördüncü gelir diliminde yer alan tutarın aşılıp aşılmadığı, takvim yılı sonu itibarıyla her bir yıl için ayrı ayrı değerlendirilecektir. 8) İstisna şartlarını haiz mükelleflerin, istisna kapsamındaki faaliyetleri nedeniyle elde ettikleri kazançlar için yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmeyecek, diğer gelirleri nedeniyle beyanname verilmesi halinde bu kazançlar beyannameye dâhil edilmeyecektir. Örnek 4: Mükellef (Ç), 2022 takvim yılında sosyal içerik üreticiliği faaliyetinden dolayı 450.000 TL, şehirlerarası yolcu taşımacılığı faaliyetinden ise 550.000 TL kazanç elde etmiştir. Anılan mükellefin istisna kapsamındaki faaliyetleri nedeniyle elde ettiği kazancı 193 sayılı Kanunun 103 üncü maddesinin dördüncü gelir diliminde yer alan tutarı (2022 yılı için 880.000 TL) aşmadığından şehirlerarası yolcu taşımacılığı [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Personele sağlanan Ramazan Kolilerinde vergisel durum</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/personele-saglanan-ramazan-kolilerinde-vergisel-durum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 May 2021 14:20:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Makale Arşivi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gemlikmuhasebe.com/?p=2461</guid>

					<description><![CDATA[İŞLETMELER TARAFINDAN PERSONELE VERİLEN RAMAZAN PAKETLERİNİN VERGİSEL SONUÇLARI&#160;1 Ercan ŞENSES Vergi Müfettiş Yardımcısı Özet İşletmelerin çalışanlarına verdiği Ramazan paketleri ayni ücret olarak değerlendirilmektedir. Çalışanlara verilen ayni ücretin KDV dâhil tutarı, çalışanlara ödenmiş net ücret olarak kabul edilir. Hesaplanan net ücret brütleştirilerek, çalışanların ramazan paketlerinin verildiği aydaki ücret matrahına eklenir ve ücret geliri olarak gelir vergisi ve damga vergisi açısından vergilemeye tabi tutulur. Anahtar Kelimeler: Ramazan paketi, ücret, Gelir Vergisi Kanunu, Katma Değer Vergisi Kanunu, Damga Vergisi Kanunu. 1. Giriş Bilindiği üzere 18 Haziran Çarşamba günü Ramazan ayı başlamaktadır. Ramazan ayının başlamasıyla birlikte işletmeler, çalışan personellerine Ramazan paketi, ramazan erzakı, vs. adı altında gıda yardımı yapmaları gündeme gelmektedir. Söz konusu yardımlar hem işletme personeline fayda sağlamakta hem de işletme personelinin işletmeye olan bağlılığını arttırarak işletme içerisindeki birlik ve beraberliğe destek olmaktadır. Söz konusu yardımların vergi kanunları karşısındaki durumu işletmeler açısından önem arz etmektedir. Makalemizde, Ramazan ayında işletme personeline yardım adı altında dağıtılan erzak paketlerinin Gelir Vergisi, Katma Değer Vergisi ve Damga Vergisi Kanunu ve Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu karşısında durumunu açıklamaya çalışacağız. 2.Gelir Vergisi Yönünden Değerlendirme 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu&#160;2&#160;&#160;&#8216;nun 61&#8217;inci maddesinde ücretin tanımı yapılmıştır. Söz konusu maddeye göre ücret; &#8220;işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.&#8221; şeklinde tanımlanmıştır. Aynı maddenin takip eden fıkrasında, &#8220;ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez.&#8221; hükmüne yer verilmiştir. Mezkur Kanun&#8217;un &#8220;Gerçek Ücret&#8221; başlıklı 63&#8217;üncü maddesinde, &#8220;Ücretin gerçek safi değeri işveren tarafından verilen para ve ayınlarla sağlanan menfaatler toplamından aşağıdaki indirimler yapıldıktan sonra kalan miktardır.&#8221; denilmiş ve söz konusu maddenin devamında ise &#8220;Hizmet erbabına verilen ayınlar, verildiği gün ve yerdeki ortalama perakende fiyatlarına göre, konut tedariki ve sair suretle sağlanan menfaatler, konutun emsal kirasına veya menfaatin emsal bedeline göre değerlenir&#8221; hükmüne yer verilmiştir. Dolayısıyla yukarıda ifade edilen kanun hükmünden anlaşılacağı üzere, işverenlerce çalışanlarına verilecek yardımlar ayni ücret olarak değerlendirilmelidir. Ayrıca işletme personeline ayni yardım adı altında dağıtılan bu yardım paketlerinin vergilendirilebilmesi için bu yardımların nakdi olarak değerinin bilinmesine gereksinim duyulmaktadır. Yukarıda yer verilen Kanun hükmüne göre, çalışanlara verilen bu yardımların nakdi değerlerinin tespitinde bu yardımların verildiği gün ve yerdeki ortalama perakende fiyatları esas alınacaktır.&#160;&#160;3 Sonuç olarak, personele verilen ramazan paketlerinin bedelleri, çalışanlara ödenmiş net ücret olarak değerlendirilecektir. Ancak vergilendirilme aşamasında bu tutarın brüt hale çevrilerek personelin o ayki ücret matrahına eklenmesi ve ücret geliri olarak vergilendirilmesi gerekmektedir. 3.Katma Değer Vergisi Yönünden Değerlendirme 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu&#160;4&#160;&#160;&#8216;nun &#8220;Verginin Konusunu Teşkil Eden İşlemler&#8221; başlıklı 1&#8217;inci maddesinin 1 numaralı bendinde; &#8220;ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olacağı&#8221; hüküm altına alınmıştır. Mezkur Kanunun teslim sayılan halleri düzenleyen 3&#8217;üncü maddenin (a) bendinde, &#8220;vergiye tabi malların her ne suretle olursa olsun vergiye tabi işlemler dışındaki amaçlarla işletmeden çekilmesi, vergiye tabi malların işletme personeline ücret, prim, ikramiye, hediye, teberru gibi namlarla verilmesinin teslim sayılacağı&#8221; hükmedilmiştir. Ayrıca Kanunun 5&#8217;inci maddesinde &#8220;vergiye tabi bir hizmetten işletme sahibinin, işletme personelinin veya diğer şahısların karşılıksız yararlandırılması hizmet sayılır&#8221; hükmüne yer verilmiştir. Bununla birlikte, KDV Kanunu&#8217;nun 27&#8217;nci maddesinde, &#8220;bedeli bulunmayan veya bilinmeyen işlemler ile bedelin mal, menfaat, hizmet gibi paradan başka değerler olması halinde matrahın işlemin mahiyetine göre emsal bedeli veya emsal ücreti olacağı&#8221; hüküm altına alınmıştır. Bu itibarla, ramazan paketlerinin bedelinin tespit edilememesi durumunda, değerlemede emsal bedeli esas alınacaktır. Dolayısıyla hizmet erbabına verilen ramazan paketlerinin emsal bedelleri tespit edilip bu bedel üzerinden KDV hesaplanması gerekmektedir. Ayrıca, söz konusu yardımların satın alınması sırasında işletme tarafından yüklenilmiş olan KDV&#8217;ler indirim konusu yapılacaktır. 3.1. Ramazan Paketlerinin Katma Değer Vergisi Oranı Ramazan paketlerinin içinde sıklıkla pirinç, nohut, mercimek, kuru fasulye, kahve, çay, şeker, baharat, makarna, hazır çorba, salça, tuz, helva, yumurta, katı yağ ve sıvı yağ gibi yiyecek maddeleri bulunmakla birlikte zaman zaman bu paketlere peçete gibi temizlik ürünleri konulduğu da görülmektedir. 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı&#8217;nda yer alan KDV oranları incelendiğinde ramazan paketlerinin içinde yer alan erzaklarının tamamına yakınının % 8 KDV oranına tabi olduğu görülmekle birlikte peçete gibi temizlik ürünlerin KDV oranının %18 olduğu görülmektedir. Vergi İdaresi içerisinde farklı oranda KDV ye tabi mal bulunan ve ağzı kapalı kutu olarak satışı yapılacak ramazan paketleri için hangi oranda KDV uygulanacağı konusunda vermiş olduğu bir muktezada&#160;5&#160;&#160;şu açıklamaları yapmıştır. &#8220;İlgide kayıtlı dilekçeniz ile; ramazan paketlerine uygulanacak katma değer vergisi oranının ne olacağı ve uygulanacak oranın, paket içinde bulunan ürünlere ayrı ayrı mı, yoksa bütün halinde mi uygulanacağı hususunda görüş talep etmektesiniz. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu&#8217;nun 28. maddesinde; &#8220;Katma değer vergisi oranları vergiye tabi her bir işlem için %10&#8217;dur. Bakanlar Kurulu bu oranı dört katına kadar artırmaya, %1&#8217;e kadar indirmeye, bu oranlar dahilinde muhtelif mal ve hizmetler ile bazı malların perakende safhası&#160;&#160;için farklı vergi oranları tespit etmeye yetkilidir.&#8221;&#160;&#160;hükmü yer almaktadır. Bu madde hükmüyle Bakanlar Kurulu&#8217;na verilen yetkiye dayanılarak yayımlanan 2002/ 4480 sayılı Kararname ile, katma değer vergisi oranları;&#160;&#160;kararname eki I sayılı listede yer alan mal ve hizmetler için % 1, II sayılı listede yer alan mal ve hizmetler için % 8, bu listelerde yer almayan mal ve hizmetler için ise % 18 olarak tespit edilmiştir. Buna göre; birbirinden bağımsız olarak tüketilebilen ve farklı katma değer vergisi oranlarına tabi ürünlerin paketlenerek, fatura veya benzeri vesikalarda malın cinsinin &#8220;Ramazan Paketi&#8221;, tutarının da tek bir tutar olarak gösterilmesi suretiyle satışa sunulması halinde, bu pakete, koli içindeki katma değer vergisi oranı en yüksek olan ürünün tabi olduğu&#160;&#160;katma değer vergisi oranı uygulanacaktır. Ancak;&#160;&#160;paket içindeki ürünlerin, fatura veya benzeri vesikalarda ayrı ayrı fiyatlandırılarak, ayrı kalemler halinde gösterilmesi durumunda ise; her bir ürüne, ürünün tabi olduğu katma değer vergisi oranının uygulanacağı tabiidir.&#8221; Söz konusu muktezadan anlaşılacağı üzere içerisinde farklı KDV oranlarına tabi ürünlerin bulunduğu ramazan paketleri satıldığında bu satışa ait fatura veya benzeri vesikalarda malın cinsinin &#8220;Ramazan Paketi&#8221;, fiyatının da tek bir tutar olarak gösterilmesi durumunda uygulanacak katma değer vergisi oranının paket içerinde yer alan KDV oranı en yüksek olan ürünün olacağı belirtilmiştir.&#160;&#160;Diğer taraftan ramazan paketi içerisindeki ürünlerin, fatura veya benzeri vesikalarda ayrı ayrı fiyatlandırılarak, ayrı kalemler halinde gösterilmesi durumunda ise her bir ürüne, ürünün tabi olduğu KDV oranının uygulanacağı belirtilmiştir.&#160;6 4.Damga Vergisi Yönünden Değerlendirme 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu&#160;7&#160;&#8216;nun 1&#8217;inci maddesinde, verginin konusunu Kanun&#8217;a ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtların oluşturduğu, kağıt teriminin ise, yazılıp imzalanmak veya imza yerine geçen işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilecek belgeleri ifade edeceği hükme bağlanmıştır. Bu hükme göre, herhangi bir kağıdın damga vergisine tabi olması için aşağıdaki hususların mevcut olması gerekir: &#8216; Herhangi bir hususu ispat veya belli etmesi, &#8216; Yazılıp imzalanması veya imza yerine geçen bir işareti taşıması, &#8216; İbraz edilebilecek nitelikte olması, &#8216; Kanun&#8217;a ekli (1) sayılı tablo kapsamına girmesi. Damga Vergisi Kanunu&#8217;na göre ekli liste&#8217;de yer alan 1 sayılı tablonun &#8221; Makbuzlar ve diğer Kağıtlar&#8221; başlıklı bölümünde maaş, ücret, gündelik, huzur hakkı gibi ödemelerin binde 7,59 (2015 Yılı) damga vergisine tabi olduğu bildirilmiştir. Ücret ödemesi ister para isterse ayın olarak ödenmiş olsun her iki halde de damga vergisinin kapsamına girmektedir. Bu nedenle, işverenlerin ayın olarak yapmış oldukları dahil ücret ödemelerinden binde 7,59 oranında damga vergisi keserek vergi dairesine beyan edip ödemeleri gerekmektedir. 5.Personele Verilen Ramazan Paketlerinin Sosyal Sigorta Primleri Yönünden Değerlendirilmesi 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu&#160;8&#160;&#160;&#8216;nun &#8220;prime esas kazançlar&#8221; bölümünde aynı yardımlar prime esas kazanca tabi tutulmaz&#8217; açıklaması yer almaktadır. Bu nedenle dağıtılan paketlerin parasal bedeli Sigorta matrahına dâhil edilmeyecektir. Aynı zaman da işsizlik sigortası hesaplanmayacaktır. Sonuç itibariyle; sosyal yardım adı altında yapılan ramazan paketleri yardımlarının, herhangi bir zorunluluğa dayanmaksızın salt işverenin iradesiyle yapıldığından prime tabi tutulmaması gerekir. 6.Ramazan Paketlerinin Muhasebeleştirilmesi Şimdi yukarıda açıkladığımız üzere makalemizin konusunu oluşturan, şirketlerin çalışanlarına verdikleri ramazan paketleri ve erzakların muhasebeleştirilmesine ilişkin bir örnek konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Örnek: BAYRAK Turizm A.Ş. Ramazan ayında çalışan personeline dağıtmak üzere 16.06.2015 tarihinde ALKIŞ Ltd. Şti.&#8217;den (% 8 KDV dahil) 108.000 TL&#8217;lik ramazan paketi satın almıştır. Bu durumda BAYRAK Turizm A.Ş.&#8217; nin hesaplaması gereken gelir vergisi stopajı ve damga vergisi aşağıdaki gibi olacaktır. (Örneğimizde Gelir Vergisi Oranı İlk dilim olan %15 üzerinden, Damga Vergisi Oranı ise %0759 üzerinden hesaplanacaktır.) &#124;---------------------------------------------------------------------&#124; &#124;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;Hesaplama Tablosu&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#124; &#124;---------------------------------------------------------------------&#124; &#124;Ramazan Paketinin KDV Hariç Değeri&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#124;100.000&#160;&#160;&#160;&#124; &#124;----------------------------------------------------------&#124;----------&#124; &#124;Ramazan Paketinin KDV Tutarı (%8)&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#124;&#160;&#160;8.000&#160;&#160;&#160;&#124; &#124;----------------------------------------------------------&#124;----------&#124; &#124;Ramazan Paketinin KDV Dahil Toplamı&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#124;108.000&#160;&#160;&#160;&#124; &#124;----------------------------------------------------------&#124;----------&#124; &#124;Toplam Kesinti Oranı&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#124;%15,759&#160;&#160;&#160;&#124; &#124;----------------------------------------------------------&#124;----------&#124; &#124;Brüt Ücret: 108.000 / (1-(0,15+0,0759)) = 108.000/0.84241 &#124;128.203,60&#124; &#124;----------------------------------------------------------&#124;----------&#124; &#124;Gelir Vergisi = (Brüt Ücret*GV oranı) = 128.203,60*0,15&#160;&#160;&#160;&#124;19.230,54 &#124; &#124;----------------------------------------------------------&#124;----------&#124; &#124;Damga Vergisi = (Brüt Ücret*DV oranı) = 128.203,60*0,0759 &#124;973,06&#160;&#160;&#160;&#160;&#124; &#124;----------------------------------------------------------&#124;----------&#124; Çalışanlara Yardım Amaçlı Alınan Ramazan Paketlerinin İlk Satın Alınması Anındaki Yapılacak Kayıt: &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;/&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- 157 DİĞER STOKLAR&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;100.000,00 &#160;&#160;&#160;&#160;01 Personele Verilecek Mallar 191 İNDİRİLECEK KDV&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;8.000,00 &#160;&#160;&#160;&#160;320 SATICILAR&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;108.000,00 &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;/&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- Makalemizin önceki bölümlerinde açıklandığı üzere, söz konusu yardımların satın alınması sırasında BAYRAK Turizm A.Ş. tarafından yüklenilmiş olan KDV&#8217;ler indirim konusu yapılacaktır. Çalışanlara Yardım Amaçlı Satın Alınan Ramazan Paketlerinin Ücret Olarak Kaydedilmesine İlişkin Kayıt: &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;/&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- 770 GENEL YÖNETİM GİD.&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;128.203,60 &#160;&#160;&#160;&#160;360 ÖDENECEK VERGİ VE FONLAR&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;20.203,60 &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;01 Gelir Vergisi (19.230,54) &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;02 Damga Vergisi (973,06) &#160;&#160;&#160;&#160;335 PERSONELE BORÇLAR&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;108.000,00 &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;/&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- Yukarı 770 hesabı yerine işletme türüne göre 720-730-740 Hesapları da kullanılabilir. Yardım Amaçlı Satın Alınan Ramazan Paketlerinin Çalışanlara [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MÜCBİR SEBEP HALİ KALKAN MÜKELLEFLER &#8211; BEYAN VE BİLDİRİM TABLOSU</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/mucbir-sebep-hali-kalkan-mukellefler-beyan-ve-bildirim-tablosu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 10 Mar 2021 12:59:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale Arşivi]]></category>
		<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gemlikmuhasebe.com/?p=2440</guid>

					<description><![CDATA[524 sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Tebliği düzenlemesi ile İçişleri Bakanlığı&#8217;nca alınan tedbirler kapsamında; geçici süreliğine faaliyetlerine tamamen ara verilmesine ya da durdurulmasına karar verilen işyerlerinin bulunduğu sektörlerde faaliyette bulunan mükelleflerin 1 Aralık 2020 tarihi ile faaliyetlerine tekrar başlamalarının uygun görüldüğü tarih kadar mücbir sebep halinde oldukları ilan edilmişti. İçişleri Bakanlığı&#8217;nın 2.3.2021 tarihli ve 3514 sayılı Genelgesi çerçevesinde geçici süreliğine faaliyetlerine tamamen ara verilmesine/faaliyetlerinin tamamen durdurulmasınakarar verilen işyerlerinin bulunduğu sektörlerde faaliyette bulunan mükelleflerden düşük, orta ve yüksek risk gruplarındaki illerde bulunanlardan bazılarının 2.3.2021 tarihinden itibaren belirli koşullar altında faaliyetlerine başlayabilecekleri belirtilmiştir. Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından yayımlanan 9.3.2021 tarihli duyuruda; İçişleri Bakanlığının söz konusu kararı uyarınca tekrar faaliyetlerine başlamaları uygun görülenlerin mükelleflerin mücbir sebep hallerinin sona erdiği ve ertelenen yükümlülüklerini 524 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde öngörülen sürelerde yerine getirmeleri gerektiği açıklanmıştır. Mücbir sebep hali kalkan mükelleflere ilişkin beyan ve bildirim tablosu yukarıda yer almaktadır. kaynak : TÜRMOB]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KISA ÇALIŞMA ÖDENEĞİ UYGULAMASI (KÇÖ)</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/kisa-calisma-odenegi-uygulamasi-kco/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Apr 2020 11:25:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Makale Arşivi]]></category>
		<category><![CDATA[SGK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gemlikmuhasebe.com/?p=2396</guid>

					<description><![CDATA[Bursa SGK il Müdürü Erhan Karaca nın Kısa çalışma ödeneği ile ilgili sosyal medya hesabından yayınladığı paylaşımlarını içeren bilgileri faydalı olması ümidiyle tek bir sayfada derlediğim örnekli açıklamaları ve uygulama şeklini içermektedir. KISA ÇALIŞMA ÖDENEĞİ EKSİK GÜN KODLARI 1. Sigortalının kısa çalışma ödeneği aldığı dönemde sadece kısa çalışma ödeneğinden dolayı eksik gün bulunması halinde “18-Kısa Çalışma Ödeneği” kodu, 2. Sigortalının kısa çalışma ödeneği aldığı dönemde kısa çalışma ödeneği ile birlikte ayrıca başka eksik gün olması halinde “27-Kısa Çalışma Ödeneği ve Diğer Nedenler” kodu,seçilecektir. KISA ÇALIŞMA ÖDENEĞİ BAŞVURUSU REDDEDİLİRSE Eksik gün nedeni olarak “18-Kısa Çalışma Ödeneği veya 27-Kısa Çalışma Ödeneği ve Diğer Nedenler” kodlarını seçen işverenlerimizin Kısa Çalışma Ödeneği başvurusu reddedilirse işyeri dosyasının bulunduğu Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne veya Sosyal Güvenlik Merkezine başvurarak eksik gün nedenini değiştirebilir. KISA ÇALIŞMA ÖDENEĞİ İLE ÜCRETİ ARASINDAKİ FARK İŞÇİYE SOSYAL YARDIM MAHİYETİNDE ÖDENİRSE SGK&#8217;YA BİLDİRİMİ NASIL YAPILACAKTIR?Kısa Çalışma ödeneği alan sigortalılara işverenleri tarafından ücret dışında sosyal yardım mahiyetinde yapılacak ödemeler prim gün sayısını değiştirmediğinden kısa çalışmadan yararlanılmasına engel teşkil etmeyecektir.Sigortalılara, çeşitli nedenlerle (ücretsiz izin, istirahat gibi) ay içinde çalışmasının bulunmadığı ve ücret ödenmediği aylarda prime&#160;esas kazanca dahil olacak nitelikte ücret dışında bir ödeme yapılması halinde, ücret dışındaki bu ödemeler, ödemenin yapıldığı ayda sigortalının prim ödeme gün sayısının bulunmaması nedeniyle ödemenin yapıldığı tarihi takip eden iki ayı geçmemek üzere ilgili ayların prime esas kazancına dahil edilecektir. Ancak ödemenin yapıldığı tarihi takip eden iki ayda da ücret ödemesine hak kazanılmadığı durumlarda, ücret dışındaki bu ödemeler prime esas kazanca dahil edilemeyecektir.Bu durumda, kısa çalışma ödeneği kapsamında olan işyerlerinde kısa çalışma ödeneği ile sigortalının ücreti arasında kalan fark sosyal yardım olarak ödenirse SGK kapsamında herhangi bir prime tabi tutulmayacaktır. kaynak: https://www.facebook.com/ekaraca61 SGK il müdürü Erhan Karaca sosyal medya hesabı]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eksik Gün Mevzuatı &#8211; SGK Eksik Günlerin Bildirilmesi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/eksik-gun-mevzuati-sgk-eksik-gunlerin-bildirilmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Sep 2017 13:34:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[SGK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.gemlikmuhasebe.com/?p=2353</guid>

					<description><![CDATA[Eksik Gün Mevzuatı — 28 Gün Çeken Aylarda Prim Ödeme Gün Hesabı — 29 Gün Çeken Aylarda Prim Ödeme Gün Hesabı — 30 Gün Çeken Aylarda Prim Ödeme Gün Hesabı — 31 Gün Çeken Aylarda Prim Ödeme Gün Hesabı Ay içinde eksik çalışması bulunan sigortalıların prim ödeme gün sayıları; (Ay/dönemdeki toplam gün sayısı – Eksik gün sayısı = Prim ödeme gün sayısı) formülü vasıtasıyla belirlenir. Örnek 1: 31 gün çeken ayda 5 gün raporlu olan sigortalının; Prim ödeme gün sayısı 31-5=26, Eksik gün sayısı 5 olarak bildirilecektir. Örnek 2: 31 gün çeken ayda 1 gün raporlu olan sigortalının; Prim ödeme gün sayısı 31-1=30 olacağından, Prim ödeme gün sayısı “30” gün olarak bildirilecek ve eksik gün sayısı girilmeyecektir. Örnek 3: 30 gün çeken ayda 14 gün raporlu olan sigortalının; Prim ödeme gün sayısı 30-14=16, Eksik gün sayısı ise 14 olarak bildirilecektir. Örnek 4: 30 gün çeken ayda 1 gün raporlu olan sigortalının; Prim ödeme gün sayısı 30-1=29, Eksik gün sayısı ise 1 olarak bildirilecektir. Örnek 5: 28 gün çeken Şubat ayında 3 gün ücretsiz izinli olan sigortalının; Prim ödeme gün sayısı 28-3=25, Eksik gün sayısı ise 3 olarak bildirilecektir. İŞVEREN UYGULAMA TEBLİĞİ 01 Eylül 2012 Tarihli Resmi Gazete Sayı: 28398 … 2.1.2.2- Sigortalıların, Prim Ödeme Gün Sayılarının, Prime Esas Kazançlarının, İşe Başlama ve İşten Çıkış Tarihleri İle İşten Çıkış Nedenlerinin Girişi Sigortalıların; ay/dönem içinde ücret almaya hak kazandıkları süreler “Prim Ödeme Günü” bölümüne, hak ettikleri ücretleri “Prime Esas Kazanç” bölümüne, ay içinde ödenen prim, ikramiye ve bu nitelikteki istihkaklar ise “Prim, İkramiye ve Bu Nitelikteki İstihkak” bölümüne kaydedilecektir. a) Ay/Dönem İçindeki Çalışmaları Tam Olan Sigortalıların Prim Ödeme Gün Sayılarının Hesaplanması Ay/dönem içindeki çalışmaları tam olan sigortalıların prim ödeme gün sayıları, ay/dönemin kaç gün olduğuna bakılmaksızın (ay/dönemin 28, 29, 30 veya 31 gün çektiği üzerinde durulmaksızın) 30 gün olarak sisteme girilecektir. Örnek- (A) sigortalısının, özel sektöre ait bir işyerinde 2012/Mart ayının tamamı için ücret almaya hak kazanmış olduğu varsayıldığında, 2012/Mart ayındaki prim ödeme gün sayısı, Mart ayının 31 gün olduğu üzerinde durulmaksızın 30 olarak, 2012/Şubat ayının tamamı için ücret almaya hak kazanmış olduğu varsayıldığında ise, 2012/Şubat ayındaki prim ödeme gün sayısı, Şubat ayının 29 gün olduğu üzerinde durulmaksızın yine 30 olarak sisteme girilecektir. b) Ay/Dönem İçinde İşe Başlayan Sigortalıların Prim Ödeme Gün Sayılarının Hesaplanması Ay/dönemin ilk gününde işe giren ve o ayda tam çalışan sigortalılar hariç, ay/dönem içinde işe giren sigortalıların prim ödeme gün sayıları, işe giriş tarihleri ve ay/dönemin kaç gün olduğuna bakılarak parmak hesabı yapılmak suretiyle hesaplanacaktır. Ay/dönemin ilk gününde işe başlamış ve ayın tamamı için ücret almaya hak kazanmış olan sigortalıların, ilgili ay/dönemdeki prim ödeme gün sayıları, (a) bölümünde açıklandığı gibi olacaktır. Örnek- (D) sigortalısının, özel sektöre ait bir işyerinde 19/3/2012 tarihinde işe başladığı ve işe başladığı tarihten itibaren ayın kalan günlerinin tamamı için ücret almaya hak kazanmış olduğu varsayıldığında, söz konusu sigortalının 2012/Mart ayındaki prim ödeme gün sayısı 13 gün olarak, işe başlama tarihi ise 19/3/2012 olarak sisteme girilecektir. c) Ay/Dönem İçinde İşten Ayrılan Sigortalıların Prim Ödeme Gün Sayılarının Hesaplanması Ay/dönemin son gününde çalıştıktan sonra işten ayrılan sigortalılar hariç olmak üzere, ay içinde işten ayrılan sigortalıların prim ödeme gün sayıları, işten çıkış tarihleri ve ay/dönemin kaç gün olduğuna bakılarak parmak hesabı yapılmak suretiyle hesaplanacaktır. Ay/dönemin son gününde çalıştıktan sonra işten ayrılmış ve ayın tamamı için ücret almaya hak kazanmış olan sigortalıların ilgili ay/dönemdeki prim ödeme gün sayıları ise, (a) bölümünde açıklandığı gibi olacaktır. Örnek- (K) sigortalısının, özel sektöre ait bir işyerinde 19/2/2012 tarihinde çalıştıktan sonra işten ayrıldığı ve işten ayrıldığı tarihe kadar olan sürelerin tamamı için ücret almaya hak kazanmış olduğu varsayıldığında, söz konusu sigortalının 2012/Şubat ayındaki prim ödeme gün sayısı 19 olacak ve işten çıkış tarihi olarak 19/2/2012 tarihi sisteme girilecektir. d) İşe Başladığı Ay/Dönem İçinde İşten Ayrılan Sigortalıların Prim Ödeme Gün Sayılarının Hesaplanması İşe başladığı ay/dönem içinde işten ayrılan sigortalıların ilgili ay/dönemdeki prim ödeme gün sayıları (ay/dönemin ilk günü işe başlayıp son günü işten ayrılanlar hariç), sigortalının işe giriş tarihi ve işten çıkış tarihleri dahil kaç gün olduğuna bakılarak, parmak hesabı yapılmak suretiyle hesaplanacaktır. Ay/dönemin ilk günü işe başlayıp son günü işten ayrılan ve ayın tamamı için ücret almaya hak kazanmış olan sigortalıların ilgili ay/dönemdeki prim ödeme gün sayıları ise, (a) bölümünde açıklandığı gibi olacaktır. Örnek- (B) sigortalısının, özel sektöre ait bir işyerinde 17/3/2012 tarihinde işe başlayıp 28/3/2012 tarihinde işten ayrıldığı ve işe başlayıp ayrıldığı sürelerin tamamı için ücret almaya hak kazanmış olduğu varsayıldığında, söz konusu sigortalının işe başlama tarihi 17/3/2012 olarak, işten ayrılış tarihi 28/3/2012 olarak, 2012/Mart ayındaki prim ödeme gün sayısı ise 12 olarak sisteme kaydedilecektir. 2.1.2.3- Ay/Dönem İçinde Bazı Günlerde Çalışmamış ve Çalışmadığı Günler İçin Ücret Almamış Sigortalıların Prim Ödeme Gün Sayılarının Hesaplanması a) Ay/Dönem İçinde İşe Girişi veya İşten Çıkışı Bulunmayan Sigortalılar Yönünden Ay/dönem içinde işe girişi veya işten çıkışı bulunmayan, çeşitli nedenlerle (istirahat, ücretsiz izin, disiplin cezası gibi) ay/dönemin bazı günlerinde çalışmayan ve çalışmadığı günler için de ücret almayan sigortalıların ilgili ay/dönemdeki prim ödeme gün sayıları, ilgili ay/dönemdeki gün sayısından, ücret almaya hak kazanılmamış gün sayısı çıkartılmak suretiyle hesaplanacaktır. Örnek – Özel sektöre ait bir işyerinde çalışan (A) sigortalısının, 2012/Şubat ayında 10 gün ücretsiz izinli olduğu ve ayın kalan günlerinin tamamı için ücret almaya hak kazanmış olduğu varsayıldığında, söz konusu ayda 29 gün bulunması ve sigortalının 10 gün eksik çalışmış olması nedeniyle, bahse konu sigortalının 2012/Şubat ayındaki prim ödeme gün sayısı 19 olacaktır. b) Ay/Dönem İçinde İşe Girişi veya İşten Çıkışı Bulunan Sigortalılar Yönünden Ay/dönem içinde işe başlayan veya işten ayrılan sigortalıların, aynı zamanda çeşitli nedenlerle (istirahat, ücretsiz izin, disiplin cezası gibi) ay/dönem içinde hak kazanılmış hafta tatili dışında, çalışmadığı ve çalışmadığı günler içerisinde ücret almadığı günlerin bulunması durumunda, ilgili ay/dönemdeki prim ödeme gün sayısı, ücret alınan gün sayısı esas alınmak suretiyle, başka bir ifade ile ilgili ay/dönemdeki gün sayısından, işe başladığı tarihten önceki gün sayısı, işten ayrıldığı tarihten sonraki gün sayısı ve ücret alınmayan gün sayısı çıkartılmak suretiyle hesaplanacaktır. Örnek – Özel sektöre ait bir işyerinde 8/3/2012 tarihinde işe başlamış olan sigortalının, 2012/Mart ayında işe başladığı tarihten sonra 3 gün istirahatlı bulunduğu ve hak kazanılmış hafta tatili dışında söz konusu ayın diğer günlerinin tamamında çalışmış olduğu varsayıldığında, ilgili aydaki prim ödeme gün sayısı 31 – 7 – 3 = 21 olacaktır. Hak kazanılmadığı halde kullanılmış olan hafta tatili için ücret ödenmesi halinde, bu sürelere ilişkin ücretler de prime esas kazanca dahil edileceğinden, bu durumda bahse konu süreler prim ödeme gün sayısına dahil edilecektir. &#160; KAYNAK:  alomaliye.com]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Elektronik Beyanname ve Aracılık ve Sorumluluk Sözleşmeleri Hk.</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/elektronik-beyanname-ve-aracilik-ve-sorumluluk-sozlesmeleri-hk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jan 2014 21:28:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YMM-SMMM-SM-Stajerler]]></category>
		<category><![CDATA[aracılık sözleşme]]></category>
		<category><![CDATA[aracılık ve sorumluluk sözleşmeleri]]></category>
		<category><![CDATA[elektronik beyanname]]></category>
		<category><![CDATA[elektronik beyanname ve aracılık sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[muhasebeci sözleşmeleri]]></category>
		<category><![CDATA[türmob sözleşme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=2262</guid>

					<description><![CDATA[Son günlerde merak ve tartışma konusu olan Elektronik beyanname ve aracılık sorumluluk sözleşmeleri nasıl doldurulacak iptal mi edilecek yeniden mi girilecek güncelleme mi yapılacak vs vs gibi sorulara cevap olabilecek 2014 Yılı için e-beyanname gönderilmesi ile ilgili Gelir idaresi Başkanlığı ve türmob un vardığı mutabakat hakkında, Türmob un yaptığı açıklamanın detaylarını içeren yazıya aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. Açıklamayı pdf formatında bilgisayarınıza indirmek için aşağıdaki linke tıklayın. Aracılık Sözleşmeleri Açıklamaları]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SGK’dan 4.5 milyon kişiye ‘prim affı’</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/sgkdan-4-5-milyon-kisiye-prim-affi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Jan 2014 10:44:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[bağkur affı]]></category>
		<category><![CDATA[bağkur prim borçları]]></category>
		<category><![CDATA[bağkur ve sgk cenaze yardım]]></category>
		<category><![CDATA[emzirme ödeneği]]></category>
		<category><![CDATA[gelir testi]]></category>
		<category><![CDATA[gelir testi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[genel sağlık sigortası]]></category>
		<category><![CDATA[gss affı]]></category>
		<category><![CDATA[sgk affı]]></category>
		<category><![CDATA[sgk gelir testi nasıl yapılacak]]></category>
		<category><![CDATA[sgk prim affı]]></category>
		<category><![CDATA[sgk prim affı ne zaman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=2259</guid>

					<description><![CDATA[Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) prim borcu olan 4.5 milyon kişiyi affetmeye hazırlanıyor. 1.5 milyon esnafın SGK’ya borcu 21.8 milyar lira. Gelir testi yaptırmayan 3 milyon kişinin de 4 milyar lira borcu birikti. Af düzenlemesi torba yasaya girdi Hazırlıkları devam eden torba kanunda çalışanlara yönelik hangi düzenlemelerin olduğu konusu medyada birçok kez yer aldı. Prim affından, devlette 4/C’lilere kadroya kadar pek çok düzenlemenin yakında çıkacak bu kanunda kendisine yer bulduğu konuşuldu. Ancak en son toplanan Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nda sigortalılar için sadece iki düzenlemenin son hazırlanan torba kanun tasarısına girmesi kesinleşti. Geçtiğimiz hafta toplanan Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nda ekonomi kurmaylarına uzun uzadıya anlatılan ve üzerinde mutabakata varılan SGK’nın esnafın prim borcuna yönelik düzenlemesi ve Genel Sağlık Sigortası’ndan yararlanmak için gelir testi yaptırması gerektiği halde yaptırmayanların sağlık hizmetlerinden yararlanabilmesi konusu, torba kanuna girdi. Bu ay sonuna kadar veya şubat ayı başında kanun tasarısı Meclis’te olacak. Esnafa prim kolaylığı Torba Kanun tasarısında kendine yer bulan en önemli düzenleme esnafın prim borcuna yönelik. Esnafın Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) prim borcu her geçen gün birikiyor. Şu an için Bağ &#8211; Kur (4/b) primlerini ödeyemedikleri için serbest meslek sahiplerinin SGK’ya 21.8 milyar TL civarı borcu var. 2.9 milyon esnafın 1.5 milyonu bu durumda. Yani neredeyse her iki esnaftan birinin prim borcu var. SGK yönetimi geçtiğimiz aylarda prim borcu 6 bin TL ve üzerinde olan yaklaşık 1 milyon esnafa ödeme yazısı gönderdi. 6183 Sayılı Amme Alacakları Yasası kapsamında borçların ödenebileceği hatırlatıldı. Borç ve süre silinecek Torba kanunun yasalaşması sonrasında Bağ &#8211; Kur (4/b) kapsamında prim borcu olanlardan, 12 ay ve üzeri borca sahip olanların borçları, 3 aylık ödeme süresi tanındıktan sonra, ödenmemesi durumunda sigortalılık süreleriyle birlikte silinecek. Yani borçlu oldukları dönemler sigortalı olarak artık değerlendirilmeyecek. Torba Kanun hazırlıkları çerçevesinde daha önce 24 ay ve üzeri borcu olanlar için bu düzenlemenin yapılacağı ortaya çıkmıştı. Ancak esnaf odaları, borsalar, ticaret odaları bu sürenin 12 ay olarak düzenlenmesi yönünde Çalışma Bakanlığı’na sürekli talepte bulundular ve borçluluk süresi tasarıda en son olarak 24 aydan 12 aya indi. Tasarıya göre, prim borçlusu esnaf, hesabından silinen sigortalılık süresini yürürlükte olan ‘borçlanma’ kuralları çerçevesinde daha sonra borçlandığı takdirde, tekrar kazanacak. Yani sigortalılık süresini kaybetmeyecek. Emekliliğe yetecek kadar Getirilecek bu yeni düzenlemeyle artık prime ihtiyacı kalmayanların, ödeyemedikleri prim borçları için üzülmelerine gerek yok. İhtiyaçları kadar süreyi borçlanarak, geriye kalan sürenin borçlarından kurtulacaklar. Örneğin, 2 yıllık prim borcu olan bir esnaf, emekliliği için borcun sadece yarısı yeterliyse sadece 1 yıl için borçlanacak, geriye kalan 1 yıllık sigortalılığı iptal edilmiş olacak. 12 aydan daha kısa süreli prim borcu olanlar için de halen yürürlükte olan 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Hakkında Yasa uyarınca taksitlendirme yapabilmek mümkün. Yeni düzenleme prim tahsilatının artırılmasının yanısıra, borçları nedeniyle sağlık yardımlarından yararlanamayan esnafa yeni bir imkan tanıyor. Borcundan kurtulan serbest meslek sahipleri için sağlıktan yararlanmanın önü böylece açılmış olacak. SSK emeklisi olabilirler 1 Mart 2011 öncesinde, hem SSK, hem de Bağ &#8211; Kur kapsamında sigortalı iseniz bu durumda önceden başlayan sigorta geçerli oluyor, diğeri emeklilikte geçerli olmuyordu. Ancak şimdi yeni gelen kanunla, 1 yılı aşan borç nedeniyle 4/b sigorta süreleri silinince eğer varsa geçersiz sayılan 4/a sigortası canlanacak. 12 aydan fazla Bağ &#8211; Kur (4/b) sigorta sürelerinin silinmesi ile son 7 yıl primleri içerisinde SSK primlerinin 3.5 yıldan 1 gün fazla olması durumu ortaya çıkarsa, bu durumda esnaf SSK (4/a) şartlarıyla emekli olma hakkını kazanabilecek. Bu da daha fazla emekli aylığı anlamına gelebilecek. Gelirleri 148 milyar lira oldu 2013 bütçesinde öngörülen SGK’nın toplam geliri 141 milyar 258 milyon TL’ydi. 2013’ün 11 ayı itibarıyla SGK’nın gelirleri 148 milyar 350 milyon TL olarak gerçekleşti. Yani 11 ayda beklenen gelirin 7 milyar TL üzerine çıkıldı. 2013 bütçesinde 101 milyar 562 milyon TL prim geliri toplaması beklenen SGK, 2013’ün ilk 11 ayı itibarıyla 105 milyar 563 milyon TL prim geliri toplamış durumda. Prim gelirlerinin artırılmasında genel müdüründen en alttaki çalışanına kadar Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü’nün çalışmaları en önemli rolü oynamakta. SGK bugüne kadar çok yüksek açık veren bir kurum olarak bilinirdi. 2013 yılında ise SGK’nın açığı beklenilenin altında gerçekleşti. 2013 yılında 24 milyar 785 TL açık vermesi beklenen SGK topladığı primler ve etkin yönetim anlayışı ile birlikte 18 milyar 930 milyon TL açık verdi. Dolayısıyla bütçeye 6 milyar TL’ye yakın katkı SGK’dan geldi. Emzirme ve cenaze ödenekleri arttı Sigortalılara ödenen cenaze ve emzirme ödeneklerinin miktarı her yıl gerçekleşen TÜFE oranına bağlı olarak güncelleniyor. Bu çerçevede 2014 yılında cenaze ödeneği olarak 4/a (SSK) ve 4/b’lilere (Bağ Kur) cenaze ödeneği olarak 415 TL, emzirme ödeneği olarak ise 103 TL ödeme yapılacak. Gelir testi yaptırmayanlara af var, yaptıranlara yok&#8230; Torba kanunda yer alması kesinleşen ikinci konu, gelir testi yaptırması gerektiği halde yaptırmayanların birikmiş borçları ile ilgili. Genel Sağlık Sigortası 1 Ocak 2012 tarihi itibariyle artık herkes için zorunlu oldu ve kapsama alındılar. Sağlık hizmetlerinden yararlanmak için gelir testi yaptırarak, belirlenen gelir düzeyi üzerinden prim ödenmesi gerekiyor. Sağlıktan bu şekilde yararlanılabiliyor. Ne var ki bu sistemde işler istenildiği gibi olmadı. Vatandaşların bir bölümü gelir testine girmedi veya test yaptırmakla beraber belirlenen primlerini ödeyemedi. Gelir testine girilmemesi durumunda en üst düzey olan 257 TL prim borcu her ay için birikiyor. SGK yetkilileri borç miktarını 4 milyar TL olarak ifade ediyorlar. Son bir yıldır Genel Sağlık Sigortasında vatandaştan toplanan primler giderek düşüyor. Vatandaş borcunu ödeyemiyor. 3 milyonun son şansı Gelir testi yaptırması gerektiği halde yaptırmayan 3 milyon kişi olduğunu ilgililer söylüyor. Şimdi yeni gelecek olan torba kanunla bu borçlulara tasarının yasalaştığı andan itibaren üç ay süre tanınacak. (Edindiğim bilgilere göre bu süre 1 Mart tarihinde başlayabilir.) Bu üç ay içerisinde gelir testine girip ödemeleri gereken prim miktarı ortaya çıkacak. Bu miktar geriye yönelik olarak hesaplanacak. Faiz veya gecikme zammı uygulanmadan bu miktara 12 taksit imkanı getirilecek. Asıl önemlisi ilk taksiti ödeyen kişi sağlık hizmetlerinden yararlanmaya başlayacak. Örneğin; aylık geliri 357 TL ila 1.071 TL arasında olan ve gelir testi yaptırmayan bir kişinin, 42.84 TL prim ödemesi gerektiği tespit edilerek bu tutar 01.01.2012’den itibaren işletilecek. Dolayısıyla bu kişiye bugüne kadar borçlu olunan 27 ay üzerinden 1.156 TL borç çıkartılarak bu borcu ödemesi için 12 taksit imkanı getirilecek. Ancak geriye dönük olarak herhangi bir faiz veya gecikme zammı uygulanmayacak. 12 taksitin ilkini ödeyen sigortalı sağlık hizmetlerinden hemen yararlanmaya başlayabilecek. Borcunu ödemeyene yok Faiz affı ve taksit imkanı gelir testi yaptırması gerektiği halde yaptırmayanlara yönelik bir düzenleme olarak hayata geçiyor. Dolayısıyla gelir testi yaptıran, ödemesi gereken prim miktarı belli olan fakat bu borcunu ödeyemeyen kişilere herhangi bir hak tanınmış değil. Bu kişiler ancak 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Hakkında Yasa uyarınca taksitlendirme yapabilirler. İşsizlik maaşı için 4 aylık sınır geldi! Torba Kanuna giren ve işsizlik sigortasından ödenek alanları ilgilendiren düzenleme ise işe iade davası sonucu işlerine geri dönenleri ilgilendiriyor. Buna göre, İŞKUR işe iade davasını kazanarak işine geri dönen işsizlerden, işe iade davası süresince aldığı işsizlik ödemelerini geri istiyor. Ancak çoğu kez İş Kanunu’nda ivedilikle görüşülmesi yönünde hüküm bulunmasına rağmen işe iade davalarının yedi &#8211; sekiz ay sürdüğü görülüyor. Kanun uyarınca işe iade sonrası işine geri dönen kişi en fazla dört aylık süre için boşta kaldığı sürenin ücretini alabiliyor. Dolayısıyla en fazla 4 aylık ücretini işverenden alabilen işsizden, davanın sürdüğü yedi &#8211; sekiz aylık sürece aldığı işsizlik ödeneği geri alınıyordu. İŞKUR’un bu uygulamasının değiştirilmesi yönündeki düzenleme Torba Kanun tasarısına girdi. Torba Kanun Meclis’ten geçtikten sonra İŞKUR işe iade davası sonucu işine geri dönen işsizden en fazla 4 aylık süre için ödenen işsizlik parasını geri alabilecek. Yargı kararları sonrası zaten bu şekilde uygulanan düzenlemenin kanunla düzenlenmesi iş mahkemelerinin iş yükünü de azaltacaktır. Milliyet Cem Kılıç]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2014 yılına girerken unutulmaması gerekenler</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/2014-yilina-girerken-unutulmamasi-gerekenler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Dec 2013 09:58:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[2014 te unutulmaması gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[2014 yılı]]></category>
		<category><![CDATA[bordroda bulunması gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[fatura bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[işçi ücretleri bankadan]]></category>
		<category><![CDATA[kapanış tasdikleri]]></category>
		<category><![CDATA[kapanış tasdikleri ne zaman]]></category>
		<category><![CDATA[kiraları bankadan yatırma]]></category>
		<category><![CDATA[yeni ttk 2014 yılı]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetim Kurulu Karar Defteri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=2239</guid>

					<description><![CDATA[Yeni yılda; aşağıda maddeler halinde özetlediğim hususlara dikkat etmeleri halinde, Firmaların, İşleri daha sağlıklı yürüyecek, gereksiz yere idari, mali para cezaları ve cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalmayacaklardır. 1-Anonim Şirketlerin;Yönetim Kurulu Karar Defterini, ocak ayı sonuna kadar kapanış tasdikinin yapılmasını gerektiğini, 2-Limited şirketlerin; Yönetim Kurulu Karar Defteri kullanıyorlarsa, ocak ayı sonuna kadar kapanış tasdikinin yapılmasını gerektiğini, 3-Anonim Şirketler; “Yevmiye Defterinin” kapanış tasdiklerini,31.03.2013 notere yaptırılmaları gerektiğini, 4-Limited şirketler; “Yevmiye Defterinin” kapanış tasdikini,31.03.2013 notere yaptırılmaları gerektiğini, 5-Türk Ticaret Kanunu’nun 1 Ocak 2014 tarihinde yürürlüğe girecek olan 39. Maddesine istinaden fatura ve gider pusulalarında İşletmelerin sicil numarası, ticaret unvanı, işletmenin merkezi ile internet sitesi kurma zorunluluğu var ise tescil edilen internet sitesi adresinin gösterilmesi gerektiğini, 6- İnternet sitesi kurma zorunluluğu olan işletmelerin. İnternet sitelerinde; işletmelerinin merkezi, İşletmenin sicil numarasını ve ticaret unvanın, belirtilmesi gerektiğini 7- İşletmelerin, İş Güvenliği açısında Risk Analizi yaptırmaları ve işçilerine iş güvenliği eğitimi aldırmaları gerektiğini, 8-Anonim şirket ve Limited şirket Ortak ve yöneticilerinin şirkete karşı belirli koşullar altında borçlanabileceklerini, 9-İşyeri Kira Ödemelerinizi tutarı ne olursa olsun, BANKAYA yatırmak zorunda olduğunuzu, 10-Sigortalı çalışanınız varsa her ay muhasebeden gelen Sigortalı Hizmet Listesini, bulundurmanız gerektiğini, ücret bordrosunu ve ücret hesap pusulasını çalışanlarınızın imzalaması gerektiğini, 11-10 kişi çalışan işyerlerinde işçilerin ücret ödemeleri bankadan üzerinden yapılacağını Perakende satış fişi, yazarkasa fişi, fatura vb. belgelerin düzenlememenin tespit edilmesi halinde, Özel Usulsüzlük Cezası ile muhatap olacağınızı, 12-Satış yapılan her gün yazarkasadan günlük z raporu ve ayın son günü ise aylık z raporu almayı, 13-Her mal alımı ve diğer masraflarınızın faturalarını ve ödeme makbuzlarını almayı var ise gider pusulası ve müstahsil makbuzlarını düzenlemeyi, 14-Sattığınız malın işyerinizden başka bir yere sevkinde fatura düzenlemiş olsanız bile sevk irsaliyesi düzenlemek ve mal ile birlikte(kargo şirketi ile gönderseniz bile) sevk etmek zorunda olduğunuzu, Ancak Satış iş yeri teslimi ise faturada bunu belirtmek koşulu ile sevk irsaliyesi düzenlemek zorunda olmadığınızı, 15-Verilen ve alınan çeklerin listeleri ve banka hesap hareketlerini içeren ekstreleri ve kredi kartları sliplerini ,pos gün sonu raporlarını ve bankalardan gelen kredi kartı üye işyeri hesap özetlerini muhasebe ye aylık evraklarla birlikte vermeyi, 16- Her ay mal ve hizmet alımı ve satımı yaptığınız kişi ve şirketlerden Cari Hesap Ekstresi almayı, vermeyenleri ikaz ederek mutlaka istemeyi, 17- Tüm evraklarınızı eksiksiz muhasebeye teslim etmeyi, Geç gelme olasılığı olan faturalarınız varsa önceden uyarmayı, acil olarak göndermelerini sağlamayı, Zamanında teslim edilmeyen evraklardan Ba Bs formlarının bildirilmesinden doğabilecek sorumluluk size ait olduğunu, Yanlış ve eksik bildirimde bulunmanın mali cezasının olduğunu, 18-Dönem sonlarında işyerinizdeki emtiaları saymak, tartmak, ölçmek suretiyle tespit etmeyi, (V.U.K.ilgili amir hükümlerine göre) ve oluşturulan envanter listelerini mutlaka imzalı olarak muhasebeye vermeyi, 19- Adres değişikliği, iştigal konusu değişikliği, kira kontratlarında değişiklik, şube açılış ve kapanış işlemleri gibi, işlem ve değişiklikleri olay gerçekleşmeden önce muhasebeye bildirmeyi, Aksi halde cezai işlemlere maruz kalabileceğinizi, 20-Bir takvim ayı içerisinde 8.000,00 (SEKİZBİN) TL ve üzerindeki alım faturalarını AÇIK FATURA şeklinde düzenlettirmeyi, yine satış faturalarını AÇIK FATURA şeklinde düzenlemeyi, Bu faturaların ödemelerini mutlaka ÇEK, BANKA HAVALESİ ve EFT’Sİ veya POSTA ÇEKİ ile yapmayı veya tahsil etmeyi, 21-Firmanız şirket olarak (limited şirket,anonim şirket vb.) teşekkül etmişse mal ve hizmet alımlarınızda şahsi kredi kartınızı kesinlikle kullanmamayı ve kullandırmamayı, Kullandığınız takdirde Kurumlar Vergisi mevzuatına göre diğer şartlarla birlikte Örtülü Sermaye niteliği kazanabileceğini, Örtülü Sermaye nedeniyle firmanız, vergi idaresi karşısında açıklanması zor bir durumda kalabileceğini, Şirket borçları ve çeşitli ödemeleri mutlaka şirket tarafından yapılması gerektiğini, 22-Firmanız ortaklarının yakın akrabalarına, çalışanlarına, onların ve şirket ortaklarının ortak oldukları başka şirket ve kurumlara ve buna benzer ilişkili kişilere yapılan mal ve hizmet satışlarında diğer müşterilerinize uygulanan fiyat ve ücreti uygulayarak fatura düzenlemeyi, Sayılan bu ilişkili kişilere emsal bedelin altında ve üzerinde yapılan satışlar firmanızı örtülü kazanç durumuyla karşı karşıya getirip vergi idaresinin firma kayıtlarını inceleme sonucunu doğuracağı gibi bunun neticesinde de cezalı tarhiyat yapılmasına ve vergi denetim elemanları tarafından cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunması durumuyla karşı karşıya kalacağınızı, 23-Firmanızın resmi banka hesaplarından, başka kişiler için kredi-hatır çeki-pos cihazınız kullanmamayı, Bu tip işlemlerinde firmanızı ve banka hesaplarınızı aracı olarak kullandırmamayı, 24-Firmanızın resmi banka hesaplarından şahsi ödeme ve tahsilâtlarınızı yapmamayı, Firmanıza ait çekleri, özel şahsi harcamalarınızda kullanmamayı, 25-Vergi Dairesi ve SSK’dan gelip sizlere tebliğ edilen resmi yazıları ve bildirim zarflarını üzerlerine tebliğ tarihini yazarak anında muhasebeye iletmeyi, 26- İşçilerinizin işe giriş tarihlerini işçi işe başlamadan EN GEÇ 1 GÜN ÖNCE muhasebeye bildirmeyi, 27- İşçilerin işten çıkış tarihini OLAY TARİHİNDE muhasebeye bildirmeyi, 28-İşe aldığınız işçilerin mutlaka PERSONEL ÖZLÜK DOSYASINI imzalamalarını ve gerekli olan belgeleri (ikametgâh, nüfus cüzdan fotokopisi, diploma örneği, adli sicil kaydı, vukuatlı nüfus cüzdan örneği, sağlık raporu ve 2 adet fotoğraf ) tamamlatmayı, 29-İstifa eden işçilerden İSTİFA ve İBRA DİLEKÇESİ almayı, 30-İşçi çıkarmalarda işten çıkarılan işçi kusurlu ise (işe geç gelme,işe gelmeme,hırsızlık, taciz v.b) durumu mutlaka tutanakla tespit edip çıkarılan işçiye ve şahitlere imzalatmayı ve böyle bir durumun mevcudiyeti halinde mutlaka Mali MÜŞAVİRİNİZLE irtibat kurmayı, 31- Mevcut çalışan işçileriniz eve daha sonra işe girecek olan tüm işçilere AİLE DURUM BİLDİRİMİ formunu doldurtup(yıl içinde aile de durum değişikliğini de) en kısa zamanda muhasebeye göndermeyi, 32-Her ayın son iş günü SSK ve BAĞKUR ödemeleriniz olduğunu, 33-İşyerinizde Vergi Levhanızı, bulundurmanız gerektiğini, 34-Yazar kasa kullanıyorsanız Yazarkasa Levhanızı mutlaka görünür bir yere asmayı, Sedat ERYÜREK SMMM &#8211; Bağımsız Denetçi ADANA SMMM Odası Danışma Meclisi Sekreteri]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2014 Yılında Tutulması Gereken Defterler</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/2014-yilinda-tutulmasi-gereken-defterler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Dec 2013 23:09:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YMM-SMMM-SM-Stajerler]]></category>
		<category><![CDATA[2014 kapanış tasdikleri]]></category>
		<category><![CDATA[2014 kapanış tasdikleri ne zaman olacak]]></category>
		<category><![CDATA[2014 yılında tutulması gereken defterler]]></category>
		<category><![CDATA[defteri kebir nedir]]></category>
		<category><![CDATA[envanter defteri nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Kurul Toplantı ve Müzakere Defteri]]></category>
		<category><![CDATA[kapanış tasdikleri ne zaman]]></category>
		<category><![CDATA[keb]]></category>
		<category><![CDATA[kebir defteri]]></category>
		<category><![CDATA[ortaklar pay defteri nedir]]></category>
		<category><![CDATA[resmi defterler]]></category>
		<category><![CDATA[şirketlerin tutması gerkeken defterler neler]]></category>
		<category><![CDATA[tutulması gereken defterler]]></category>
		<category><![CDATA[tutulması gereken resmi defterler]]></category>
		<category><![CDATA[VUK’nun 179 ve 180 cu maddeleri]]></category>
		<category><![CDATA[yeni ttk ya göre defterler]]></category>
		<category><![CDATA[yevmiye defteri nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetim Kurulu Karar Defteri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=2228</guid>

					<description><![CDATA[Dikkat: Defter tasdikinden önce, VUK’nun 179 ve 180.maddeleri gereği 1.sınıftan 2.sınıfa ve 2.sınıftan 1.sınıfa geçişleri mutlaka kontrol ediniz.  (19.12.2012 Tarih ve 28502 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Tebliğ Gereği) 1-) ANONİM ŞİRKETLER (Tamamı Noter Tasdikli Olacak): * Yevmiye Defteri * Defter-i Kebir * Envanter Defteri * Pay Defteri (Önceden tasdikli ise ve yeterli yaprak varsa tasdik ettirme. Md.64/3) * Yönetim Kurulu Karar Defteri * Genel Kurul Toplantı ve Müzakere Defteri (2013 yılı için tasdik ettirilmiş ve 2014 yılı için Yeterli yaprak varsa tasdik ettirme. Md.64/3) 2-) LİMİTED ŞİRKETLER (Tamamı Noter Tasdikli Olacak): * Yevmiye Defteri * Defter-i Kebir * Envanter Defteri * Pay Defteri (Önceden tasdikli ise ve yeterli yaprak varsa tasdik ettirme. Md.64/3) * Genel Kurul Toplantı ve Müzakere Defteri (2013 yılı için tasdik ettirilmiş ve 2014 yılı için Yeterli yaprak varsa tasdik ettirme. Md.64/3) NOT: Limited şirketlerde müdür veya müdürler kurulunun şirket yönetimi ile ilgili olarak alacağı kararlar genel kurul toplantı ve müzakere defterine yazılabileceği gibi, ayrıca, müdürler kurulu karar defteri tasdik ettirilip ona da yazılabilir. Müdürler kurulu karar defteri tutulması tercih edilirse, müdürler kurulu karar defteri, yönetim kurulu karar defteri gibi hem açılış hem de kapanış tasdikine tabi olur. Müdürler kurulu karar defterine gerek yoktur. 3-) KOLLEKTİF ŞİRKETLER (Tamamı Noter Tasdikli Olacak): * Yevmiye Defteri * Defter-i Kebir * Envanter Defteri * Genel Kurul Toplantı ve Müzakere Defteri (2013 yılı için tasdik ettirilmiş ve 2014 yılı için Yeterli yaprak varsa tasdik ettirme. Md.64/3) 4-) KOOPERATİFLER (Tamamı Noter Tasdikli Olacak): Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı’nın müştereken yayınladığı 19.12.2012 tarih ve 28502 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan tebliğe göre kooperatifler, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu, VUK’nu ve söz konusu tebliğ hükümlerini göz önüne almalıdırlar (Tebliğ md.2). 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’na göre kurulan kooperatifler ile bunların üst kuruluşları 1163 sayılı Kanun’un 89.maddesi gereği çıkarılan muhasebe yönetmeliği, VUK’nu ve mezkûr tebliğ hükmüne göre aşağıdaki defterleri tutacaktır. 4.1. KANUNİ DEFTERLER: * Yevmiye Defteri * Defter-i Kebir * Envanter Defteri * Genel Kurul Toplantı ve Müzakere Defteri * Yönetim Kurulu Karar Defteri * Pay Defteri (1163/16, TTK 64/4) 4.2. DİĞER KANUNİ DEFTERLER * İmalat Defteri (Kooperatif, sınai bir işletme kurmuşsa, imalat defteri tutar. Ancak, 01.01.1996 tarihinden itibaren muhasebeyi 7/A seçeneğine göre tutanlar için imalat defteri kaldırıldı bkz, VUKGT 246) * Çiftci işletme defteri (Kooperatif zirai işletme kurmuşsa) 4.3. YARDIMCI DEFTERLER * Stok Giriş – Çıkış Defteri * Sabit Kıymetler ve Demirbaş Defteri * Kıymetli Evrak Defteri * Teftiş Defteri * Gelen Giden Evrak Kayıt Defteri 5-) DİĞER BİRİNCİ SINIF İŞLETMELER (Tamamı Noter Tasdikli Olacak): * Yevmiye Defteri * Defter-i Kebir * Envanter Defteri 6-) SERBEST MESLEK KAZANÇ DEFTERİ Eskisi gibi olup değişiklik yoktur. 7-) İŞLETME DEFTERİ Eskisi gibi olup değişiklik yoktur. 8-) DEVAM TASDİKİ Yevmiye, Envanter, Defter-i Kebir ve Yönetim Kurulu Karar Defterleri, yeterli yaprakları bulunması halinde Ocak 2014 ayı içerisinde onay yenilemek suretiyle kullanılmaya devam edilebilir (Tebliğ md.16) 9-) 2013 YILININ KAPANIŞ TASDİKLERİ 2013 yılına ait yevmiye defterinin kapanış tasdiki 30 Haziran 2014 tarihine kadar, 2013 yılına ait yönetim kurulu karar defterinin kapanış tasdiki ise 31 Ocak 2014 tarihine kadar notere yaptırılacaktır (TTK.Md.64/3). &#160; İbrahim GÜLER ASMMM Odası Vergi Mevzuatı İnceleme Komisyonu Başkanı]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Defter Tasdikleri ve Ticaret Sicil Tasdiknamesi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/defter-tasdikleri-ve-ticaret-sicil-tasdiknamesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Nov 2013 07:38:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YMM-SMMM-SM-Stajerler]]></category>
		<category><![CDATA[2014 defter tasdikleri]]></category>
		<category><![CDATA[2014 yılında tasdik edilmesi gereken defterler]]></category>
		<category><![CDATA[defter tasdik süreleri]]></category>
		<category><![CDATA[defter tasdikleri]]></category>
		<category><![CDATA[defter tasdikleri 2013]]></category>
		<category><![CDATA[defterlerin tasdiki]]></category>
		<category><![CDATA[hangi defterler tasdik olacak]]></category>
		<category><![CDATA[noter ticaret sicil]]></category>
		<category><![CDATA[şirketlerde defter tasdikleri]]></category>
		<category><![CDATA[tasdik edilmesi gereken defterler]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret sicil tasdiknamesi]]></category>
		<category><![CDATA[ttk ya göre tasdik edilmesi gerekend efterler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=2218</guid>

					<description><![CDATA[Türk Ticaret Kanunu&#8217;nun Defter tutma yükümlülüğü başlıklı 64 üncü maddesinde ticari defterlerin açılış ve kapanış tasdiklerine ilişkin hükümler yer almakta; ayrıca aynı maddenin üçüncü fıkrasının son cümlesinde “fiziki ortamda veya elektronik ortamda tutulan ticari defterlerin nasıl tutulacağı, defterlere kayıt zamanı, onay yenileme ile açılış ve kapanış onaylarının şekli ve esasları Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığınca müştereken çıkarılan tebliğle belirlenir.” hükmüne yer verilmektedir. Anılan yasa maddesine istinaden Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı tarafından 19 Aralık 2012 tarihli ve 28502 sayılı Resmi Gazete&#8217;de Ticari Defterlere İlişkin Tebliğ yayımlanmış ve bu konu 2012/139 No.lu sirkülerimiz ile duyurulmuştur. Bu sirkülerimiz, yılsonuna yaklaştığımız bugünlerde defter tasdiklerine ve ticaret sicil tasdiknamesine ilişkin hatırlatmalarda bulunmak amacıyla hazırlanmıştır. 1. Vergi Usul Kanunu Uyarınca 2014 Yılında Kullanılacak Defterlerin Tasdiki Vergi Usul Kanunu’nun Tasdike Tabi Defterler başlıklı 220 nci maddesinde tasdike tabi defterler; yevmiye ve envanter defterleri, işletme defteri, çiftçi işletme defteri, imalat ve istihsal vergisi defterleri (Basit İstihsal Vergisi defteri dahil), nakliyat vergisi defteri, yabancı nakliyat kurumlarının hasılat defteri, serbest meslek kazanç defteri olarak belirtilmiştir. Anılan Kanun’un Tasdik Zamanı başlıklı 221 inci maddesinde ise bu defterleri kullanacak olanların, bunları aşağıda yazılı zamanlarda tasdik ettirmeye zorunlu oldukları açıklanmıştır: a) Öteden beri işe devam etmekte olanlar defterin kullanılacağı yıldan önce gelen son ayda; b) Hesap dönemleri Maliye Bakanlığı tarafından tespit edilenler, defterin kullanılacağı hesap döneminden önce gelen son ayda; c) Yeniden işe başlayanlar, sınıf değiştirenler ve yeni bir mükellefiyete girenler işe başlama, sınıf değiştirme ve yeni mükellefiyete girme tarihinden önce; vergi muafiyeti kalkanlar, muaflıktan çıkma tarihinden başlayarak on gün içinde; d) Tasdike tabi defterlerin dolması dolayısıyla veya çeşitli sebeplerle yıl içinde yeni defter kullanmaya mecbur olanlar bunları kullanmaya başlamadan önce. Yukarıda da görülebileceği gibi hesap dönemi takvim yılı olan mükelleflerin 2014 yılında kullanacakları defterleri en geç 31 Aralık 2013 tarihine kadar notere tasdik ettirmeleri gerekmektedir. Diğer taraftan, aynı Kanun’un Tasdiki Yenileme başlıklı 222 nci maddesinde defterlerini ertesi yılda da kullanmak isteyenlerin Ocak ayı, hesap dönemleri Maliye Bakanlığınca tespit edilenlerin bu dönemin ilk ayı içinde tasdiki yeniletmeye zorunlu olduklarına hükmedilmiştir. 2. Türk Ticaret Kanunu Uyarınca Açılış ve Kapanış Onayı Yapılacak Defterler ve Onay Zamanları Türk Ticaret Kanunu’nun defter tutma yükümlülüğüne ilişkin 64 üncü maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları uyarınca fiziki ortamda tutulan; · Yevmiye defteri, · Defteri kebir, · Envanter defteri, · Pay defteri, · Yönetim kurulu karar defteri, · Genel kurul toplantı ve Müzakere defterinin açılış onayları, kuruluş sırasında ve kullanılmaya başlanmadan önce noter tarafından yapılacaktır. Bu defterlerin izleyen faaliyet dönemlerindeki açılış onayları, defterlerin kullanılacağı faaliyet döneminin ilk ayından önceki ayın sonuna kadar (hesap dönemi takvim yılı olanlarda Aralık ayı içinde) notere yaptırılacaktır. Ayrıca pay defteri ile genel kurul toplantı ve müzakere defteri, yeterli yaprakları bulunmak kaydıyla izleyen faaliyet dönemlerinde de açılış onayı yaptırılmaksızın kullanılmaya devam edilebilecektir. Yevmiye defterinin kapanış onayı, izleyen faaliyet döneminin altıncı ayının sonuna kadar (hesap dönemi takvim yılı olanlarda Haziran ayı sonuna kadar), Yönetim kurulu karar defterinin kapanış onayı ise izleyen faaliyet döneminin birinci ayının sonuna kadar (hesap dönemi takvim yılı olanlarda Ocak ayı sonuna kadar) notere yaptırılabilecektir. Görüldüğü üzere, Türk Ticaret Kanunu’nda kapanış tasdikleri sadece yevmiye defteri ve yönetim kurulu karar defteri ile sınırlandırılmış olup, envanter defteri için bu şekilde bir zorunluluk yer almamaktadır. Diğer taraftan, elektronik ortamda tutulan defterler açısından açılış ve kapanış onayları aranmayacaktır. Defterlerin açılış ve kapanış onayları ile onay zamanlarına aşağıdaki tabloda ayrıca yer verilmiştir. &#160; Açılış Onayı Yapılacak Defterler Kapanış Onayı Yapılacak Defterler Yevmiye defteri Yevmiye defteri Defteri kebir &#8211; Envanter defteri &#8211; Pay defteri &#8211; Yönetim kurulu karar defteri Yönetim kurulu karar defteri Genel kurul toplantı ve müzakere defteri &#8211; Açılış onay zamanı Kapanış Onayı ve Şekli · Kuruluş sırasında ve kullanmaya başlamadan önce,· İzleyen faaliyet dönemlerindeki açılış onayları ise defterlerin kullanılacağı faaliyet döneminin ilk ayından önceki ayın sonuna kadar (hesap dönemi takvim yılı olanlarda Aralık ayı içinde) noter tarafından yapılır. · Onaya tabi defterlerin hesap dönemi içinde dolması dolayısıyla veya başka sebeplerle yıl içinde yeni defter kullanmaya mecbur olanlar bunları kullanmaya başlamadan önce açılış onayı yaptırmak zorundadırlar. · Pay defterinin yenilenmesinin gerektiği durumlarda açılış onayı yapılacak yeni defter, kullanımına son verilecek defterle veya zayi edilmişse zayi belgesi ile birlikte notere ibraz edilir. Yevmiye defterinin kapanış onayı, izleyen faaliyet döneminin altıncı ayının sonuna kadar (hesap dönemi takvim yılı olanlarda Haziran ayı sonuna kadar), Yönetim kurulu karar defterinin kapanış onayı ise izleyen faaliyet döneminin birinci ayının sonuna kadar (hesap dönemi takvim yılı olanlarda Ocak ayı sonuna kadar) notere yaptırılabilecektir. Açılış onaylarının her hesap dönemi için yapılması zorunlu olan defterler Yevmiye defteri Defteri kebir Envanter defteri Yönetim kurulu karar defteri Yeterli yaprakları bulunmak kaydıyla izleyen hesap dönemlerinde açılış onayı yaptırılmaksızın kullanılmaya devam edilebilecek defterler Pay defteri Genel kurul toplantı ve müzakere defteri 3. Noterlerce Ticaret Sicili Tasdiknamesinin İstenmesi Bahse konu Tebliğin Açılış onayı yapılacak defterler ve onay zamanı başlıklı 13. maddesinin 1.fıkrasında; “Tacirler tarafından fiziki ortamda tutulan yevmiye defteri, defteri kebir, envanter defteri, pay defteri, yönetim kurulu karar defteri ile genel kurul toplantı ve müzakere defterinin açılış onayları kuruluş sırasında ve kullanmaya başlamadan önce, izleyen faaliyet dönemlerindeki açılış onayları ise defterlerin kullanılacağı faaliyet döneminin ilk ayından önceki ayın sonuna kadar noter tarafından yapılır. Açılış onaylarının noter tarafından yapıldığı hallerde ticaret sicili tasdiknamesinin noterce aranması zorunludur.” hükmüne yer verilmiştir. Bu hüküm gereğince defterlerin açılış onaylarında, ticaret siciline kayıtlı mükellefler için ticaret sicil tasdiknamesi noterlerce aranılacaktır. Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, Ticaret Sicili Tasdiknamesi bulunmayan firmaların, ticaret sicil müdürlüklerinde oluşabilecek yoğunluğu dikkate alarak bu belgeyi geç kalmadan almaları faydalı olacaktır. kaynak : verginet.net]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>iş güvenliği tedbirlerinin alınması &#8211; 1 Ocak 2014 yaklaştı</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/is-guvenligi-tedbirlerinin-alinmasi-1-ocak-2014-yaklasti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Nov 2013 22:22:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[01.01.2014]]></category>
		<category><![CDATA[50 den az işçi çalıştıranlar]]></category>
		<category><![CDATA[50 den fazla işçi çalıştıranlar]]></category>
		<category><![CDATA[iş güvenliği tedbirleri]]></category>
		<category><![CDATA[iş güvenliği uzmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[iş güvenliği yasası]]></category>
		<category><![CDATA[iş yeri doktoru]]></category>
		<category><![CDATA[iş yeri hekimi mecburiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[İşyeri hekimi ücretleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=2215</guid>

					<description><![CDATA[Bugünkü soru-cevap kısmını tamamen iş güvenliği ile ilgili konulara ayırdık. 1 Ocak 2014 tarihi işyerlerinin iş güvenliği tedbirlerini alması açısından çok önemli. İşyerlerinin büyük bir bölümü için yeni yükümlülükler geliyor. Bize ulaştırdığınız sorular içerisinde bu konuyla ilgili olanlar da son dönemde epey artış gösterdi. SORU:  Hangi işyerleri iş güvenliği uzmanı, doktor çalıştırmakla yükümlü? Bizim işyerinde 36 kişi çalışıyor, biz de artık bu kapsamda mıyız? Atilla Özer CEVAP: Yeni yasaya göre kamu-özel ayrımı olmaksızın, çalışan sayısı fark etmeksizin tüm işyerleri, iş güvenliği uzmanı, hekim ve sağlık personeli çalıştırmak zorunda. Bu yükümlülüğün başlayacağı tarih ise işyerinin tehlike sınıfı ve çalışan sayısına göre belirleniyor. Tehlike sınıfları ve çalışan sayısı işyerlerinin iş sağlığı ve güvenliği profesyonellerinden ne zaman hizmet almaya başlaması gerektiğini belirliyor. Buna göre; &#8211;  50 ve üzeri çalışanı bulunan işyerleri 30 Aralık 2012’den, &#8211;  50’den az çalışanı bulunan tehlikeli ve çok tehlikeli işyerleri 1 Ocak 2014’ten, &#8211;  50’den az çalışanı bulunan az tehlikeli işyerleri ile kamu kurumları ise 1 Temmuz 2016’dan itibaren iş sağlığı ve güvenliği profesyonellerinden hizmet almaya başlamak zorunda. Cezası yüksek&#8230; 1 Ocak 2014 tarihi, özellikle 50’den az çalışanı bulunan tehlikeli ve çok tehlikeli işyerleri için kritik bir tarih. Bu tarihte, iş güvenliği uzmanı ve hekim bulundurma zorunluluğu başlayacak. Tüm işverenlerin tehlike sınıflarını öğrenerek bu yükümlülüğün kendileri için ne zaman başlayacağını bilmeleri çok önemli. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu uyarınca idari para cezaları çok yüksek belirlenmiş durumda. Bu yükümlülüğe uymayarak iş güvenliği uzmanı görevlendirmemenin idari para cezası 5.390 TL. Ayrıca bu ceza aykırılığın devam ettiği her ay kesiliyor. İşyeri hekimi görevlendirmeme halinde de 5.390 TL ceza var. Yardımcı sağlık personeli görevlendirmemenin cezası ise 2.695 TL. İşverenlerin bir an önce iş sağlığı ve güvenliği profesyonellerini görevlendirmeleri gerekiyor, cezalar oldukça yüksek. &#160; İşyeri hekimi ücreti 1.500 TL’den başlıyor SORU: 1 Ocak sonrası işyerimizde doktor çalıştıracağımız söyleniyor. Çok pahalı değil mi? Ne kadar ücret vermemiz gerekir?        Songül Tutam CEVAP: İşyerinizde hekim çalıştırma süresi, işyerinizin tehlike sınıfı ve çalışan sayısına göre belirleniyor. İşyeri hekiminize vereceğiniz ücret de süre üzerinden şekilleniyor. Buna göre; &#8211;  10’dan az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde çalışan başına yılda en az 25 dakika. Diğer işyerlerinden: &#8211;  Az tehlikeli sınıfta yer alanlarda, çalışan başına ayda en az 4 dakika, &#8211;  Tehlikeli sınıfta yer alanlarda, çalışan başına ayda en az 6 dakika, &#8211;  Çok tehlikeli sınıfta yer alanlarda, çalışan başına ayda en az 8 dakika işyeri hekimi görevlendirmek gerekiyor. İşyeri hekimlerinin ücretleri hizmet alınan süreye göre değişmekle birlikte ortalama 1.500 TL ila 3.500 TL arasında değişiyor. Ancak tam süreli işyeri hekimi görevlendirme zorunluluğu var ise bu rakam yukarı çıkabiliyor. &#160; İş güvenliği uzmanına kadro şart mı? SORU: İş güvenliği uzmanını nasıl çalıştıracağım, bu uzmanı kendi işyerimde kadroya mı geçirmem gerekiyor? Çağdaş Tosun CEVAP: İş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve yardımcı sağlık personelini işverenlerin kendi işyerlerinde kadrolu olarak çalıştırmaları zorunlu değil. Burada üç yol var. Birinci yol işyerinde bu niteliklere sahip personel varsa bu kişiler ile sözleşme imzalamak ve görevlendirme yapmak. İkinci yol, dışarıdan bir uzman ile kısmi süreli iş sözleşmesi imzalamak. Üçüncü yol ise, bakanlığın yetkilendirdiği firmalardan hizmet almak. İşverenlerin yapması gereken, tüm görevlendirmeleri, İSG Katip adı verilen online sistem üzerinden gerçekleştirmek. &#160; Günde kaç saat işyerinde olmalı? SORU: İşyerimde ne kadar süre ile iş güvenliği uzmanı görevlendirmem gerekiyor?          Nejat Durali CEVAP: İş güvenliği uzmanı görevlendirilmesi gereken süreler işyerinin tehlike sınıfı ve çalışan sayısı uyarınca belirleniyor. Buna göre; &#8211;  10’dan az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde çalışan başına yılda en az 60 dakika. Diğer işyerlerinden; &#8211;  Az tehlikeli sınıfta yer alanlarda, çalışan başına ayda en az 6 dakika, &#8211;  Tehlikeli sınıfta yer alanlarda, çalışan başına ayda en az 8 dakika, &#8211;  Çok tehlikeli sınıfta yer alanlarda, çalışan başına ayda en az 12 dakika, iş güvenliği uzmanı görevlendirmek gerekiyor. İşverenler bu süreler uyarınca kısmi süreli iş sözleşmesi imzalayarak, görevlendirme gerçekleştirerek veya OSGB’den hizmet alarak bu yükümlülüğü yerine getirmek zorunda. Bu sürelerin altında görevlendirme yapılması mümkün değil. Görevlendirmelerin İSG Katip üzerinden gerçekleştirilmesi halinde süreler otomatik olarak tespit ediliyor. Bunun yanı sıra, az tehlikeli sınıftaki işyerlerinde her 2000, tehlikeli sınıftaki işyerlerinde her 1500 ve çok tehlikeli sınıftaki işyerlerinde her 1000 çalışan için tam süreli bir iş güvenliği uzmanının bulunması gerekiyor. kaynak:milliyet.com.tr]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ba Bs Formlarında Ceza Uygulaması</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/ba-bs-formlarinda-ceza-uygulamasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Nov 2013 08:22:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[10 gün içinde düzeltme vermek]]></category>
		<category><![CDATA[b formlarında ceza]]></category>
		<category><![CDATA[ba bs ceza]]></category>
		<category><![CDATA[ba formlarında ceza uygulaması]]></category>
		<category><![CDATA[bs ba cezalar]]></category>
		<category><![CDATA[bs formalarında ceza uygulaması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=2167</guid>

					<description><![CDATA[I- GİRİŞ 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 148, 149 ve mükerrer 257. maddelerinin Maliye Bakanlığı’na verdiği yetkiye dayanılarak, 350(1) Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğiyle, bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin belirli bir haddi aşan mal ve hizmet alımlarını “Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)” ile mal ve hizmet satışlarını ise “Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)” ile bildirmeleri yükümlülüğü getirilmiş, 362(2), 381(3), 396(4) ve 418(5) Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleriyle de bu yükümlülüğe ilişkin açıklamalar yapılmıştır. Ba-Bs formlarının en önemli özelliklerinden biri, bu formların ekonomideki aktörler arasındaki mal ve hizmet hareketlerinin bağlantılarını ortaya çıkartabilmesidir. Bu yolla bir mükellefin mal ve hizmet alım/satım zinciri içerisindeki tüm mükellefler tespit edilebilmektedir. Bilanço usulüne tabi mükelleflerin bir kişi veya kurumdan katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet alışları, “Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)” ile bir kişi veya kuruma katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet satışları ise“Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)”nda bildirilecektir. Söz konusu yükümlülüğe ilişkin ceza uygulanması ile ilgili Gelir İdaresi Başkanlığı’nın düzenlemesi bu yazının konusunu oluşturmaktadır. II- Ba-Bs FORMLARININ VERİLME ZAMANI Ba-Bs bildirim formlarını vermek zorunda olanlar, aylık dönemler halinde düzenlemek ve takip eden ayın birinci gününden itibaren son günü akşamısaat 24:00’a kadar sistem üzerinden onaylamak suretiyle göndermekle yükümlüdürler. Mükellefiyetin terki halinde bildirim formları, işin bırakıldığı tarihi izleyen ayın son günü akşamına kadar verilmek zorundadır. Bu bildirimler, kullanıcı kodu, parola ve şifre almış mükelleflerce veya 3568 sayılı Kanun’a istinaden yetki almış meslek mensuplarınca verilecektir. Bildirim verme zorunluluğu bulunan mükellefin ölümü halinde, bildirim formlarını verme sürelerine, Vergi Usul Kanunu’nun 16. maddesi hükmü uyarınca üç ay eklenir. Tasfiyesi devam eden mükellefler bildirim formlarını, tasfiye süresince aylık dönemler halinde vereceklerdir. Tasfiyenin başladığı aya ait bildirim formları ise tasfiye öncesi ve sonrası ayrımı yapılmaksızın düzenlenecektir. Diğer taraftan, tasfiye sonunda bildirimler tasfiye kararının tescil edildiği tarihi izleyen ayın son günü akşamına kadar tasfiye memuru veya 3568 sayılı Kanun’a istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından verilecektir. 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun; 18. maddesi uyarınca gerçekleştirilen birleşmelerde, münfesih kurumun birleşmenin gerçekleştiği döneme ilişkin bildirimleri bunlar adına, birleşilen kurum veya 3568 sayılı Kanun’a istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından, 19. maddesi uyarınca yapılan devirlerde, münfesih kurumun devrin gerçekleştiği döneme ilişkin bildirimleri bunlar adına, devir alan kurum veya 3568 sayılı Kanun’a istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından, 19. maddesi uyarınca gerçekleştirilen tam bölünmelerde, münfesih kurumun bölünmenin gerçekleştiği döneme ilişkin bildirimleri bunlar adına, münfesih kurumun varlıklarını devralan kurumlardan müteselsil sorumluluk kapsamında herhangi biri veya 3568 sayılı Kanun’a istinaden yetki almış meslek mensupları tarafından takip eden ayın son günü akşamına kadar verilmesi gerekmektedir. III- Ba-Bs FORMLARI İLE İLGİLİ CEZAİ UYGULAMA Bildirim formlarını belirlenen süreler içinde vermeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355. maddesi hükmü uyarınca cezai işlem uygulanacaktır. Söz konusu cezai işlemin uygulanmasında, Ba ve Bs bildirim formları tek bir form olarak değerlendirilecek ve tek özel usulsüzlük cezası kesilecektir (2013 için 1.200 TL). Mükellefler elektronik ortamda gönderip onayladıktan sonra, bildirimlerinde hata veya eksiklik bulunduğunu tespit etmeleri halinde, bunları yeniden düzenleyerek göndermek suretiyle düzeltme yapabilirler. Maliye Bakanlığı’nın 2012/01 numaralı Vergi Usul Kanunu İç Genelgesi ile Ba-Bs formları ile gönderilen bilgilerde yer alan bazı eksiklik veya hataların, bu formlarla alınan bilgilere göre yürütülen analizleri olumsuz etkilenmediği durumlarda mükellef adına cezai işlem uygulanmasının nasıl gerçekleşeceğini açıklanmıştır. Buna göre, Mükelleflerin bildirimde bulunurken “vergi kimlik” ve “TC kimlik” numaralarını doğru yazmaları kaydıyla alım-satım yaptıkları mükelleflerin adı ve soyadı/unvanlarında yapılan büyük-küçük harf ile yazım ve kısaltma vb. hatalar, Aylık yapılan her bir bildirimde (Form Ba-Form Bs) yer verilen her bir mükelleften gerçekleştirilen alım veya satımlar için katma değer vergisi hariç olmak üzere mal ve/veya hizmet alışları veya satışları için belirlenen, bildirimde bulunma haddinin %10’unun altında kalan tutar hataları, Örneğin (A) Ltd Şti, (B) A.Ş’den Ocak 2013 döneminde yapmış olduğu alışları Ba formu ile 8.000 TL olarak bildirilmiş, (B) A.Ş. ise aynı dönemde (A) Ltd. Şti’ye olan satışlarını 8.400 TL olarak bildirmiştir. İki mükellefin bildirimleri arasındaki fark 396 sıra numaralı VUK Genel Tebliği ile 2010 yılı ve müteakip yıllar için belirlene ve Maliye Balkanlığı’nca yeni bir düzenleme yapılmadığı sürece uygulanacak had olan 5.000 TL’nin % 10’unun altında kaldığından her iki mükellef adına her hangi bir cezai müeyyide tatbik edilmeyecektir. “Belge sayısı” bölümünde alım satımlara ilişkin olarak bildirilen belge sayısının 5 adedi aşmayan ve “Mal ve hizmetlerin toplam bedelini”değiştirmeyen belge sayısı ile ilgili hatalar, eksik veya yanıltıcı bilgi olarak değerlendirilmeyecek ve bu hatalardan dolayı VUK mükerrer 355. madde uyarınca ceza kesilmeyecektir. İç genelge Gelir İdaresi Başkanlığı’nın web sayfasında yayınlanmamıştır. Düzenleme olumlu olmasına karşın Kanun dayanağı bulunmamaktadır. Ba ve Bs bildirim formlarından herhangi birinde hata yapıldığının belirlenmesi halinde, sadece hata yapılan bildirim formunun düzeltilerek gönderilmesi gerekmektedir. Düzeltme işlemlerinde, hatalı veya eksik olarak düzenlenmiş bulunan bildirim formları tamamen iptal edilmekte ve düzeltmeleri içerecek şekilde düzenlenerek verilen bildirim formu geçerli kabul edilmektedir. Dolayısıyla, düzeltme amacıyla düzenlenen bildirim formlarının, daha önce bildirimde bulunulmamış gibi tüm alış-satış bilgilerini içerecek şekilde doldurulması gerekmektedir. Bildirimlerin verilme süresi içerisinde yapılan düzeltmelerde herhangi bir ceza uygulanmayacaktır. Süresinde verilen formlar süresi sonundan başlamak üzere ilk 10 gün içinde düzeltilirse ceza uygulanmayacaktır. 10 günlük süre geçtikten sonraki 15 gün içinde düzeltme yapılırsa, özel usulsüzlük cezası 1/5 oranında kesilir. 2013 için 1.200 TL nin 1/5’i 240 TL olarak uygulanacaktır. Yukarıda belirtilen 15 gün geçtikten sonra düzeltme yapılırsa Özel usulsüzlük cezası tam uygulanır. Ba ve Bs bildirimlerini verme yükümlülüğü olan mükelleflerin, her iki bildirim formunu birlikte vermek zorunda oldukları hususu göz önüne alındığında; bu formların tek bir form olarak değerlendirilmesi ve söz konusu formların belirlenen sürede verilmemesi halinde tek özel usulsüzlük cezası kesilmesi gerekmektedir. Maliye Bakanlığı “form Ba-Bs karşılaştırma ekranlarında” alıcı ve satıcı arasındaki fark olması halinde hem alıcı hem de satıcı için ceza kesmeyecek, hatanın alıcıdan mı yoksa satıcıdan mı kaynaklandığı araştıracak ve kim tarafında eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunulmuşsa o mükellefe ceza kesme yoluna gidecektir(6). IV- SONUÇ Ba-Bs formları ile ilgili ceza uygulamamasında iç genelge düzenlemesi olumlu olmasına karşın kanun düzenlemesi ile formların verilmesinin geçici vergi beyanının verilme süresine bağlanması mükelleflerin ceza ödemekle karşı karşıya kalmasını azaltacağı gibi vergi idaresinin formlarda olan hatalarla ilgili tespitlerin azalmasına bu nedenle vergi idaresinde oluşan iş yükünü de azaltacaktır. &#160; Yazar: Mustafa AKIL* Yaklaşım / Nisan 2013 / Sayı: 244 *           YMM (1)        21.07.2005 tarih ve 25882 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. (2)        17.08.2006 tarih ve 26262 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. (3)        06.02.2008 tarih ve 26779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. (4)        04.02.2010 tarih ve 27483 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. (5)        08.09.2012 tarih ve 28405 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. (6)        2012/01 sayılı VUK İç Genelgesi]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Askere giden işçinin hakları nelerdir ?</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/askere-giden-iscinin-haklari-nelerdir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 09 Nov 2013 01:06:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Resul KURT]]></category>
		<category><![CDATA[askere giden işçi]]></category>
		<category><![CDATA[askere giden işçinin hakları]]></category>
		<category><![CDATA[askere gidenin tazminat hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[askerin hakları]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik borçlanması]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik borçlanması isteğe bağlı bir durumdur]]></category>
		<category><![CDATA[askerlik görevi]]></category>
		<category><![CDATA[İş sözleşmesinin askıya alınması]]></category>
		<category><![CDATA[işçilerin hakları]]></category>
		<category><![CDATA[muvazzaf askerlik]]></category>
		<category><![CDATA[Yıllık izin parası hakkı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=2125</guid>

					<description><![CDATA[Askerlik her yurttaşımızın vatan borcu. Bugün, askere giden işçilerin haklarını yazalım istedik. Askerlik veya kanundan doğan çalışma ödevi ile işten ayrılma, iş sözleşmesinin fesih yollarından birisidir. Buna göre, işçinin muvazzaf askerlik hizmeti nedeniyle iş sözleşmesini sona erdirme hakkı vardır. 1475 Sayılı İş Kanunu’nun kıdem tazminatını düzenleyen 14. Maddesine göre; “c) Muvazzaf askerlik dolayısıyla iş sözleşmesinin feshedilmesi durumunda” İşçiler kıdem tazminatı almaya hak kazanırlar. Buna göre, iş sözleşmesinin muvazzaf askerlik hizmeti nedeniyle işçi tarafından feshedilmesi halinde, işçi kıdem tazminatı almaya hak kazanır, ancak ihbar tazminatı alamaz. Yıllık izin parası hakkı Muvazzaf askerlik hizmeti nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesi durumunda, işçinin fesih tarihinden önce hak kazanıp kullanmadığı izinlere ait ücretinin son ücret üzerinden ödenmesi gerekmektedir. İş sözleşmesinin askıya alınması Kanundan doğan her türlü zorunlu ödev, kural olarak iş sözleşmesini askıya alabilir. İşçinin tanıklık ve bilirkişilik yapması, bazı askeri görevleri yerine getirmesi, iş mevzuatı ile belirlenen zorunlu kurul ve komisyonlara katılması bu nitelikteki durumlara örnek gösterilebilir. Manevra veya başka sebeple silâhaltına alınma Muvazzaf askerlik ödevi dışında manevra veya herhangi bir sebeple silâhaltına alınan veyahut herhangi bir kanundan doğan çalışma ödevi yüzünden işinden ayrılan işçinin iş sözleşmesi işinden ayrıldığı günden başlayarak iki ay sonra işverence feshedilmiş sayılmaktadır. İşçinin bu haktan faydalanabilmesi için o işte en az bir yıl çalışmış olması şarttır. Bir yıldan çok çalışmaya karşılık her fazla yıl için, ayrıca iki gün eklenir. Şu kadar ki bu sürenin tamamı doksan günü geçemez. İşçi muvazzaf askerlik hizmeti dışında manevra veya herhangi bir sebeple silâhaltına alınırsa, işçinin işyerindeki kıdemiyle orantılı olarak hizmet akdinin askıda sayıldığı 60-90 günlük süre içinde işçinin ücreti söz konusu olmayacak, dolayısıyla bu süre içinde işçi ücret talep etmeyecek ve işveren de ücret ödemeyecektir. Bu süre içinde iş sözleşmesinin kanundan doğan başka bir sebebe dayanılarak işveren veya işçi tarafından feshedildiği öteki tarafa bildirilmiş olsa bile, fesih için Kanunun gösterdiği süre bu sürenin bitiminden sonra işlemeye başlar. Ancak iş sözleşmesi belirli süreli olarak yapılmış ve sözleşme yukarıda yazılı süre içinde kendiliğinden sona eriyorsa bu madde hükümleri uygulanmaz. Gazeteci ilk defa muvazzaf askerlik görevine katılmış ise işveren ona askerlik süresince son aldığı ücretin yarısı tutarında ücret ödemekle yükümlüdür. Askerden dönen işçiyi işe alma zorunluluğu Herhangi bir askeri ve kanuni ödev dolayısıyla işinden ayrılan işçiler bu ödevin sona ermesinden başlayarak iki ay içinde işe girmek istedikleri takdirde işveren bunları eski işleri veya benzeri işlerde boş yer varsa derhal, yoksa boşalacak ilk işe başka isteklilere tercih ederek, o andaki şartlarla işe almak zorundadır. Aranan şartlar bulunduğu halde işveren iş sözleşmesi yapma yükümlülüğünü yerine getirmezse, işe alınma isteğinde bulunan eski işçiye üç aylık ücret tutarında tazminat ödeme yaptırımı getirilmiştir. RESUL KURT / STAR]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tüketicinin korunması tasarısı yasalaştı</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/tuketicinin-korunmasi-tasarisi-yasalasti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Nov 2013 09:38:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[200 bin]]></category>
		<category><![CDATA[30 gün süre]]></category>
		<category><![CDATA[abonelik]]></category>
		<category><![CDATA[arz]]></category>
		<category><![CDATA[bilgilendirme]]></category>
		<category><![CDATA[boğulma]]></category>
		<category><![CDATA[devam edecek]]></category>
		<category><![CDATA[devre]]></category>
		<category><![CDATA[Elektronik]]></category>
		<category><![CDATA[endeks]]></category>
		<category><![CDATA[erken ödeme]]></category>
		<category><![CDATA[etkileri]]></category>
		<category><![CDATA[faiz indirimi]]></category>
		<category><![CDATA[faiz oranı]]></category>
		<category><![CDATA[Farklı]]></category>
		<category><![CDATA[fesih]]></category>
		<category><![CDATA[Finansal kiralama]]></category>
		<category><![CDATA[Fiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[gıda]]></category>
		<category><![CDATA[görünüm]]></category>
		<category><![CDATA[haciz]]></category>
		<category><![CDATA[hakem heyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[haksız]]></category>
		<category><![CDATA[hapis cezası]]></category>
		<category><![CDATA[hareket]]></category>
		<category><![CDATA[hesap]]></category>
		<category><![CDATA[İdari]]></category>
		<category><![CDATA[iflas]]></category>
		<category><![CDATA[ilçe]]></category>
		<category><![CDATA[ileri]]></category>
		<category><![CDATA[indirim]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[ipotek]]></category>
		<category><![CDATA[iptal]]></category>
		<category><![CDATA[isim]]></category>
		<category><![CDATA[istihdam]]></category>
		<category><![CDATA[kabul]]></category>
		<category><![CDATA[kanun]]></category>
		<category><![CDATA[kart]]></category>
		<category><![CDATA[kartı]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Mesaj]]></category>
		<category><![CDATA[konut kredisi]]></category>
		<category><![CDATA[konut satış]]></category>
		<category><![CDATA[korumak]]></category>
		<category><![CDATA[kredi]]></category>
		<category><![CDATA[Kredi kartları]]></category>
		<category><![CDATA[kredi sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[kurul]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[maliyet]]></category>
		<category><![CDATA[masraf]]></category>
		<category><![CDATA[merkez]]></category>
		<category><![CDATA[Merkez Bankası]]></category>
		<category><![CDATA[mesaj]]></category>
		<category><![CDATA[mevduat]]></category>
		<category><![CDATA[Muhtemel]]></category>
		<category><![CDATA[ödeme]]></category>
		<category><![CDATA[paket tur]]></category>
		<category><![CDATA[para cezası]]></category>
		<category><![CDATA[perakende]]></category>
		<category><![CDATA[radyo]]></category>
		<category><![CDATA[rakip]]></category>
		<category><![CDATA[Reklam]]></category>
		<category><![CDATA[Renk]]></category>
		<category><![CDATA[satıcı]]></category>
		<category><![CDATA[satış]]></category>
		<category><![CDATA[satış fiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[sigorta]]></category>
		<category><![CDATA[sindirim]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil]]></category>
		<category><![CDATA[sözleşme]]></category>
		<category><![CDATA[taksit]]></category>
		<category><![CDATA[talep]]></category>
		<category><![CDATA[tamamlama]]></category>
		<category><![CDATA[tasfiye]]></category>
		<category><![CDATA[tavsiye]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM]]></category>
		<category><![CDATA[TBMM Genel Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[tedbir]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon]]></category>
		<category><![CDATA[televizyon kanalı]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[tüketici]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketici Hakem Heyeti]]></category>
		<category><![CDATA[Tüketicinin korunması tasarısı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ücret]]></category>
		<category><![CDATA[üretim]]></category>
		<category><![CDATA[üyelik]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[vergi]]></category>
		<category><![CDATA[veri]]></category>
		<category><![CDATA[yasak]]></category>
		<category><![CDATA[yasalaştı]]></category>
		<category><![CDATA[yayın]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel]]></category>
		<category><![CDATA[yiyecek]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>
		<category><![CDATA[zehirlenme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=2120</guid>

					<description><![CDATA[Kanun, tüketici kredileri ve kredi kartları ile ilgili sözleşmeler, kart üyelik aidatları, ön ödemeli konut satış sözleşmeleri, ayıplı malların iadesi, abonelik sözleşmeleri, reklamlar gibi birçok alanda, tüketici haklarını ve kanuna uymayanlar hakkında uygulanacak yaptırımları düzenliyor. AİDATSIZ KREDİ KARTI GELİYOR Kanunla, bankalara, üyelik aidatı olmayan kredi kartı imkanı da sunma zorunluluğu getiriliyor. ŞİMDİ NELER DEĞİŞECEK? KREDİ HESABINDA ÜCRET, MASRAFI İSTENEMEYECEK Kanuna göre, belirli süreli kredi sözleşmesine ilişkin bir hesap açılması ve bu hesaptan sadece kredi ile ilgili işlemler yapılması durumunda, tüketiciden bu hesaba ilişkin herhangi bir isim altında ücret veya masraf talep edilemeyecek. Bu hesap, kredinin ödenmesi ile kapanacak. Ancak, açılan hesap üzerinden başka işlemler yapılması ve tüketicinin hesabın kapatılmasına yönelik talebi olmaması durumunda hesap kapatılmayacak. Tüketicinin açık talimatı olmaksızın, belirli süreli kredi sözleşmesi ile ilişkili bir kredili mevduat sözleşmesi yapılamayacak. AİDATSIZ KREDİ KARTI ZORUNLU OLACAK Kart çıkaran kuruluşlar, tüketicilere yıllık üyelik aidatı ve benzeri isim altında ücret tahsil etmedikleri bir kredi kartı türü sunmak zorunda olacak. Bu hükme aykırı hareket edenlere bu aykırılığın giderilmesi için bir ay süre verilecek. Bu süre sonunda aykırılığın giderilmemesi halinde, kart çıkaran kuruluşlara 5 milyon lira ceza verilecek. Sözleşme öncesi bilgilendirme, sözleşmenin zorunlu içeriği, kapsam dışı sözleşmeler, tüketici ile kredi verenin hak ve yükümlülükleri, cayma hakkı, erken ödeme, efektif yıllık faizin hesaplanması, tüketici kredilerine ilişkin reklamların zorunlu içeriği, fesih hakkının kullanılması, temerrüt, kredinin devri, bağlı kredi ile diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenecek. KONUT FİNANSMANI Konut finansmanı sözleşmesi yazılı olarak kurulmadıkça geçerli olmayacak. Geçerli bir sözleşme yapmamış olan konut finansmanı kuruluşu, sonradan sözleşmenin geçersizliğini tüketicinin aleyhine olacak şekilde ileri süremeyecek. Konut finansmanı kuruluşları, tüketiciye, konut finansmanı sözleşmesinin koşullarını içeren sözleşme öncesi bilgi formunu, sözleşmenin kurulmasından makul bir süre önce vermek zorunda olacak. Tüketicinin taksitleri ödemede temerrüde düşmesi durumunda konut finansmanı kuruluşu, kalan borcun tamamının ifasını talep etme hakkını saklı tutmuşsa, bu hak ancak konut finansmanı kuruluşunun bütün edimlerini ifa etmiş olması ve tüketicinin de birbirini izleyen en az iki taksidi ödemede temerrüde düşmesi halinde kullanılabilecek. Konut finansmanı kuruluşunun bu hakkını kullanabilmesi için tüketiciye en az 30 gün süre vererek muacceliyet uyarısında bulunması gerekecek. Muaccel kılınan taksitlerin hesaplanmasında faiz, komisyon ve benzeri masraflar dikkate alınmayacak. Finansal kiralama işlemlerinde, muacceliyet uyarısında verilen süre içerisinde tüketicinin edimini yerine getirmemesi halinde, bu sürenin sona ermesini takiben konut finansmanı kuruluşu kalan borcun tamamını ifa etme hakkını kullanmak üzere konut finansmanı sözleşmesini feshettiği takdirde, konutu derhal satışa çıkarmakla yükümlü olacak. Konut finansmanı kuruluşu satış öncesinde konut için kıymet takdiri yaptıracak. Takdir edilen kıymet, satıştan en az on işgünü önce tüketiciye bildirilecek. Konut finansmanı kuruluşu takdir edilen kıymeti dikkate alarak basiretli bir tacir gibi davranmak suretiyle konutun satışını gerçekleştirecek. Konutun satışından elde edilen bedelin, kalan borcu aşması halinde aşan kısım tüketiciye derhal ödenecek. BAĞLI KREDİLER Bağlı kredilerde, konutun hiç ya da gereği gibi teslim edilmemesi nedeniyle tüketicinin,tüketici seçimlik haklarından birini kullanması halinde, satıcı, sağlayıcı ve konut finansmanı kuruluşu müteselsilen sorumlu olacak. Konut finansmanı kuruluşunun sorumluluğu, konutun teslim edilmemesi durumunda, satış sözleşmesinde ya da bağlı kredi sözleşmelerinde belirtilen konut teslim tarihinden itibaren kullanılan kredi miktarı ile sınırlı olmak üzere 2 yıl olacak. Konutun teslim edilmesi durumunda, konutun teslim edildiği tarihten itibaren kullanılan kredi miktarı ile sınırlı olmak üzere aynı süre esas alınacak. Konut finansmanı kuruluşları tarafından verilen kredilerin ipotek finansmanı kuruluşlarına, konut finansmanı fonlarına veya ipotek teminatlı menkul kıymet teminat havuzlarına devralması halinde dahi, kredi veren konut finansmanı kuruluşunun sorumluluğu devam edecek. Krediyi devralan kuruluş bu madde kapsamında sorumlu olmayacak. FAİZ ORANLARI&#8230; Sözleşmede belirtilmek suretiyle, konut finansmanına yönelik kredilerde ve fınansal kiralama işlemlerinde faiz oranı sabit veya değişken olarak ya da aynı kredi için her iki yöntem esas alınmak suretiyle belirlenebilecek. Faiz oranının sabit olarak belirlenmesi halinde, sözleşmenin kurulduğu tarihte belirlenen oran, tarafların rızası dışında değiştirilemeyecek. Oranın değişken olarak belirlenmesi halinde ise, başlangıçta sözleşmede belirlenen oran, dönemsel geri ödeme tutarı başlangıçta sözleşmede belirlenen azami dönemsel geri ödeme tutarını aşmamak koşuluyla ve sözleşmede belirlenecek yurtiçinde veya yurtdışında genel kabul görmüş ve yaygın olarak kullanılan bir endeks baz alınarak değiştirilebilecek. Oranların değişken olarak belirlenmesi halinde bu yöntemin muhtemel etkileri konusunda tüketicilerin bilgilendirilmesi şart olacak. Bu amaçlarla kullanılabilecek referans faizler ve endeksler Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından belirlenecek. KONUT KREDİSİ ERKEN ÖDENİRSE İNDİRİM ZORUNLU Tüketici, vadesi gelmemiş bir veya birden çok taksit ödemesinde bulunabileceği gibi, konut finansmanı borcunun tamamını erken ödeyebilecek. Bu hallerde, konut finansmanı kuruluşu, erken ödenen miktara göre gerekli faiz ve diğer maliyet unsurlarına ilişkin indirim yapmakla yükümlü olacak. Faiz oranının sabit olarak belirlenmesi halinde, sözleşmede yer verilmek suretiyle, bir ya da birden fazla ödemenin vadesinden önce yapılması durumunda, konut finansmanı kuruluşu tarafından tüketiciden erken ödeme tazminatı talep edilebilecek. Erken ödeme tazminatı gerekli faiz indirimi yapılarak hesaplanan ve tüketici tarafından konut finansmanı kuruluşuna erken ödenen tutarın, kalan vade sayısı 36&#8217;yı aşmayan kredilerde yüzde birini, vade sayısı 36 ayı aşan kredilerde ise yüzde 2&#8217;yi geçemeyecek. Tüketicinin yazılı veya kalıcı veri saklayıcısı aracılığıyla açık talebi olmaksızın kredi ile ilgili sigorta yaptırılmayacak. Tüketicinin sigorta yaptırmak istemesi halinde, istediği sigorta şirketinden sağladığı teminat konut finansmanı kuruluşu tarafından kabul edilmek zorunda olacak. Bu sigortanın kredi konusuyla, meblağ sigortalarında kalan borç tutarıyla ve vadesiyle uyumlu olması gerekecek. Konut finansmanı sözleşmesine ilişkin bir hesap açılması ve bu hesaptan sadece kredi ile ilgili işlemler yapılması durumunda, tüketiciden bu hesaba ilişkin herhangi bir isim altında ücret veya masraf talep edilemeyecek. Bu hesap, kredinin ödenmesi ile kapatılacak. Ancak açılan hesap üzerinden başka işlemler yapılması ve tüketicinin hesabın kapatılmasına yönelik talebi olmaması durumunda hesap kapatılmayacak. Tüketicinin açık talimatı olmaksızın konut finansmanı sözleşmesi ile ilişkili bir kredili mevduat sözleşmesi yapılmayacak. KARŞILAŞTIRMALI REKLAM YAPILABİLECEK Aynı ihtiyaçları karşılayan rakip mal ya da hizmetlerin karşılaştırmalı reklamı yapılabilecek. Reklam verenler ticari reklamlarında yer alan iddiaların doğruluğunu ispatla yükümlü olacak. Reklam ajansları ve mecra kuruluşları da bu hükümlere uymakla yükümlü olacak. Reklam Kurulu oluşturulacak Ticari reklamlarda uyulması gereken ilkeleri belirleme, haksız ticari uygulamalara karşı tüketiciyi korumak üzere Reklam Kurulu oluşturulacak. Denetim yapma yetkisine sahip olacak Kurul, denetim sonucuna durdurma, düzeltme, idari para cezası ya da üç aya kadar tedbiren durdurma cezası uygulayabilecek. Kurul üyeleri ilgili Bakanlıklar, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden oluşacak. Kurul kararları, Bakanlıkça açıklanacak. Bakanlık, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezlerinde ve belirlenen ilçe merkezlerinde en az bir tüketici hakem heyeti oluşturacak. Heyetin başkanlığını illerde ticaret il müdürü, ilçelerde kaymakamlar yapacak. Raportörler tüketici hakem heyetlerinde istihdam edilebilecek. Reklam ihlalleri için 200 bin liraya kadar ceza Kanundaki hükümlere aykırı davrananlara 200 bin liraya kadar ceza uygulanacak. Reklam ihlali, yerel düzeyde yayın televizyon kanalı aracılığı ile gerçekleşmişse ise 10 bin lira, ülke genelinde yayın yapan televizyon kanalı aracılığı ile gerçekleşmişse 200 bin lira, yerel radyo kanalı aracılığı ile gerçekleşmişse 5 bin lira, ülke genelinde yayın yapan radyo kanalı aracılığı ile gerçekleşmişse 50 bin lira, internet aracılığı ile gerçekleşmişse 50 bin lira, kısa mesaj aracılığı ile gerçekleşmişse 25 bin lira idari para cezası verilecek. Reklam Kurulu, ihlalin bir yıl içinde tekrar edilmesi halinde bu cezaları on katına kadar uygulayabilecek. Denetim ve gözetim görevlerinin yerine getirilmesini engelleyen kişi, bir yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. Yiyecek taklidi ürünlere yasak geliyor Gıda ürünü olmamalarına rağmen, sahip oldukları şekil, koku, renk, görünüm, ambalaj, etiket, hacim veya boyutları nedeniyle olduklarından farklı görünen ve bu nedenle tüketiciler, özellikle çocuklar tarafından, gıda ürünleriyle karıştırılarak ağza alınması, emilmesi ya da yutulması halinde boğulma, zehirlenme ya da sindirim sisteminde delinmeye, tıkanmaya yol açabilecek ürünlerin üretilmesi, pazarlanması, ithalatı ve ihracatı yasak olacak. Zamanaşımı Kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde, ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile, malın tüketiciye teslim tarihinden itibaren 2 yıllık zamanaşımına tabi olacak. Bu süre konut veya tatil amaçlı taşınmaz mallarda taşınmazın teslim tarihinden itibaren 5 yıl olarak uygulanacak. Taksitle satış ve cayma hakkı Taksitle satış sözleşmesi yazılı olarak yapılmadıkça geçerli olmayacak. Geçerli bir sözleşme yapmamış olan satıcı veya sağlayıcı, sonradan sözleşmenin geçersizliğini tüketicinin aleyhine olacak şekilde ileri süremeyecek. Tüketici, 7 gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin taksitle satış sözleşmesinden cayabilecek. Yapı ruhsatı alınmadan ön ödemeli konut satış sözleşmesi yapılamayacak Yapı ruhsatı alınmadan, tüketicilerle ön ödemeli konut satış sözleşmesi yapılamayacak Bakanlıkça belirlenen büyüklüğün üzerindeki projeler için satıcının ön ödemeli konut satışına başlamadan önce; bina tamamlama sigortası yaptırması veya Bakanlıkça belirlenen diğer teminat veya şartları sağlaması zorunlu olacak. Bina tamamlama sigortası kapsamında sağlanan tazminat, teminat ve benzeri güvenceler, iflas veya tasfiye masasına dahil edilemeyecek, haciz edilemeyecek, üzerlerine ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz konulamayacak. Hükmün uygulamayan satıcılara önce bir aylık süre verilecek. Söz konusu şartların yerine gelirilmemesi halinde satıcıya 500 bin lira ceza verilecek. Aynı uygulama ve yaptırım devre tatil taşınmazları için de geçerli olacak. Tüketici, 14 gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin ön ödemeli konut satış sözleşmesinden cayabilecek. Ön ödemeli konut satışında devir veya teslim süresi sözleşme tarihinden itibaren 36 ayı geçemeyecek. Ön ödemeli konut satışında, devir veya teslim tarihine kadar tüketicinin herhangi bir gerekçe göstermeden sözleşmeden dönme hakkı olacak. Sözleşmeden dönülmesi durumunda satıcı; konutun satışı veya satış vaadi sözleşmesi nedeniyle oluşan vergi, harç ve benzeri yasal yükümlülüklerden doğan masraflar ile sözleşme bedelinin yüzde ikisine kadar tazminatın ödenmesini isteyebilecek. Devre tatil ve uzun süreli tatil hizmeti sözleşmeleri Devre tatile konu taşınmazınön ödemeli satılması durumunda, devir ya da teslim tarihine kadar tüketicinin [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gider Pusulasında Üst Sınır</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/gider-pusulasinda-ust-sinir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Nov 2013 07:53:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[gider makbuzu]]></category>
		<category><![CDATA[gider makbuzu kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[gider makbuzu nedir]]></category>
		<category><![CDATA[gider makbuzu stp kesintileri]]></category>
		<category><![CDATA[gider pusulası]]></category>
		<category><![CDATA[gider pusulası nedir]]></category>
		<category><![CDATA[gider pusulasında mal ve hizmet alımında stopaj]]></category>
		<category><![CDATA[gidermakbuzunda üt sınır]]></category>
		<category><![CDATA[gvk 9.madde]]></category>
		<category><![CDATA[stopaj kesintileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=2117</guid>

					<description><![CDATA[Bilindiği üzere gider pusulası 213 sayılı Vergi Usul Kanunun 234 üncü maddesinde şöyle belirtilmiştir; Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenlerle defter tutmak mecburiyetinde olan serbest meslek erbabının ve çiftçilerin vergiden muaf esnafa yaptırdıkları işler veya onlardan satın aldıkları emtia için gider pusulası düzenlenir ve bu düzenlenen gider pusulası vergiden muaf esnaf tarafından verilmiş fatura hükmündedir. Burada ilk etapta vergiden muaf esnaf tanımına bakacak olursak GVK’nın 9. Maddesi açıkça belirtmiştir ki; 1-Motorlu nakil vasıtaları kullanmamak şartı ile gezici olarak veya bir iş yeri açmaksızın perakende ticaret ile iştigal edenler (Parantez içi cümle: 22.07.1998 tarih ve 4369 sayılı Kanunun 26 ncı maddesiyle ve 01.01.1999 tarihinden geçerli olarak değişmiştir.) (Giyim eşyalarıyla zati ve süs eşyaları, değeri yüksek olan ev eşyaları ile pazar takibi suretiyle gıda, bakkaliye ve temizlik maddelerini ve sabit iş yerlerinin önünde sergi açmak suretiyle o iş yerlerinde satışı yapılan aynı neviden malları satanlar hariç) 2-Bir iş yeri açmaksızın gezici olarak ve doğrudan doğruya müstehlike iş yapan hallaç, kalaycı, lehimci, musluk tamircisi, çilingir, ayakkabı tamircisi, kundura boyacısı, berber, nalbant, fotoğrafçı, odun ve kömür kırıcısı, çamaşır yıkayıcısı ve hamallar gibi küçük sanat erbabı; 3-Köylerde gezici olarak her türlü sanat işleri ile uğraşanlar ile aynı yerlerde aynı işleri bir işyeri açmak suretiyle yapanlardan 47 nci maddede yazılı şartları haiz bulunanlar (51 inci madde şümulüne girenler bu muafiyetten faydalanamazlar); 4-Nehir, göl ve denizlerde ve su geçitlerinde toplamı 50 rüsum tonilatoya (50 rüsum tonilato dahil) kadar makinesiz veya motorsuz nakil vasıtaları işletenler; hayvanla veya bir adet hayvan arabası ile nakliyecilik yapanlar (Bu bentte yazılı ölçüler, birlikte yaşayan eşlerle velayet altındaki çocuklar hakkında veya ortaklık halindeki işletmelerde, bu kimselerin veya ortaklığın işlettiği vasıtalar toplu olarak nazara alınmak suretiyle tespit edilir.); 5-Ziraat işlerinde kullandıkları hayvan, hayvan arabası, motor, traktör gibi vasıtalar veya sandallarla nakliyeciliği mutat hale getirmeksizin ara sıra ücret karşılığında eşya ve insan taşıyan çiftçiler; 6-Evlerde kullanılan dikiş, nakış, mutfak robotu, ütü ve benzeri makine ve aletler hariç olmak üzere, muharrik kuvvet kullanmamak ve dışarıdan işçi almamak şartıyla; oturdukları evlerde imal ettikleri havlu, örtü, çarşaf, çorap, halı, kilim, dokuma mamulleri, kırpıntı deriden üretilen mamuller, örgü, dantel, her nevi nakış işleri ve turistik eşya, hasır, sepet, süpürge, paspas, fırça, yapma çiçek, pul, payet, boncuk işleme, tığ örgü işleri, ip ve urganları, tarhana, erişte, mantı gibi ürünleri işyeri açmaksızın satanlar. Bu ürünlerin, pazar takibi suretiyle satılması ile ticari, zirai veya mesleki faaliyetleri dolayısıyla gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olanların düzenledikleri hariç olmak üzere; düzenlenen kermes, festival, panayır ile kamu kurum ve kuruluşlarınca geçici olarak belirlenen yerlerde satılması muaflıktan faydalanmaya engel değildir. 7-(06.06.2008 tarih ve 26898 mükerrer sayılı Resmi Gazete&#8217;de yayımlanan 5766 sayılı Kanunun 8/a maddesiyle eklenmiştir. Yürürlük: 01.07.2008) Ticari işletmelere ait atıkları mutat olarak veya belli aralıklarla satın alanlar hariç olmak üzere, bir işyeri açmaksızın kendi nam ve hesabına münhasıran kapı kapı dolaşmak suretiyle her türlü hurda maddeyi toplayarak veya satın alarak bu malların ticaretini yapanlara veya tekrar işleyenlere satanlar; 8-Yukarıdaki 1-7 numaralı bentlerde sözü edilen işlere benzerlik gösterdikleri, Danıştay&#8217;ın muvafık mütalaası üzerine, Maliye Bakanlığınca kabul ve ilan olunan ticaret ve sanat işleri ile iştigal edenler vergiden muaf esnaf statüsündedir. Bu statüde bulunanlardan yapılacak mal ve hizmet alımları için GVK 94’üncü madde de stopaj oranları belirlenmiştir; -Hurda mal alımlarında %2 -Diğer mal alımlarında %5 -Hizmet alımlarında %10 (mal ve hizmet bedeli ayrılmıyorsa bu kapsamdadır) Ancak vergiden muaf esnaf sayılmayan yani nihai tüketici olan vatandaşlara gider pusulası düzenlenmekte fakat stopaj uygulanmamaktadır. İşte bu doğrultuda bazı mükellefler gider kalemlerini arttırmak amacıyla yüklü miktarlarda gider pusulaları düzenlemektedirler ve bu düzenlenen gider pusulalarındaki bedellerde bir üst sınır olup olmadığı tartışma konusu olmuştur. Maliye Bakanlığının 02.01.2012 tarihli B.07,1.GİB.4.41.15.02-VUK-2011/5-2 sayılı özelgesinde konuya açıklık getirilmiş ve gider pusulalarında gösterilen bedellere ilişkin bir üst sınır olmadığı açıkça belirtilmiştir. Kaynak: www.MuhasebeTR.com]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>htaccess Kullanımı</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/htaccess-kullanimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Nov 2013 12:01:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Webmaster]]></category>
		<category><![CDATA[.htaccess]]></category>
		<category><![CDATA[.htaccess kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[haccess kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[htaccess ile html sayfalar]]></category>
		<category><![CDATA[HTACCESS İLE PHP SAYFALAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=2091</guid>

					<description><![CDATA[PHP HTACCESS KULLANIMI ve HTACCESS İLE PHP SAYFALARI HTML GÖSTERMEK Htaccess web alanında birçok faydalı yönlendirme işlerinin yapılmasını sağlayan, Apache web sunucularında olan etkili ve çok amaçlı bir ayar dosyasıdır. PHP projelerimizi htaccess kullanarak kullanıcı dostu URL’ler yapmamıza ve bir takım yollarla güvenlik önlemleri de almamıza yarayan ve bu alanda en favori olaylardan bir tanesidir. #HTACCESS İÇİN AÇIKLAMA NOTLARI ^ İşareti başlangıcı $ İşareti Bitişi [0-9] : 0 ile 9 arasındaki tüm sayılar olabilir. [A-Z] : Büyük harfli A’dan Z’ye tüm harfler olabilir. [a-z] : Küçük harfli A’dan Z’ye tüm harfler olabilir. [A-Za-z0-9] : Bir harf ya da rakam olabilir. (*) işareti herhangi bir şey anlamında olup sıfır karakter de olur der ve sınırsız karaktere kadar gider. (+) ise yıldızdan farklı olarak en az 1 karakter olmasını şart koşar. (?) ise tek bir harf için joker karakter niyetine kullanılır. 1-) PHP ile yapılan Sitemizde firma-hakkinda.php Sayfasına Link ile Metinsel Değişken göndererek oluşturulmuş Linkleri Düzenlemek için &#124; Hakkımızda &#124; İletişim &#124; Şeklindeki Yazılara Link Verirken Hakkımızda =&#62; İçin firma-hakkinda.php?sayfa=hakkimizda İletişim =&#62; İçin firma-hakkinda.php?sayfa=iletisim Şeklinde Link ile değişken gönderdiğimizi ve o değişkeni de firma-hakkinda.php sayfasında $_GET[“sayfa”] şeklinde çekip if else ile kontrol ederek bir sayfa içerisinde birden fazla sayfa içeriğini görüntülettiğimiz bir yapının ayrı ayrı html sayfalarmış gibi gösterilmesi için Yani Hakkımızda sayfasına Tıklayınca Adres Çubuğunda Linki firma-hakkinda.php?sayfa=hakkimizda yerine bt-bilgisayar-hakkimizda.html &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; İletişimin Linki firma-hakkinda.php?sayfa=iletisim yerine bt-bilgisayar-iletisim.html şeklinde görünsün istiyorsak. &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- Öncelikle .htaccess isimli bir dosya oluşturacağız. Bilgisayarımız bu dosyayı oluşturmamıza izin vermeyeceğinden biz dosyayı htaccess.txt olarak oluşturup içine aşağıdaki kodları ekleyeceğiz. Sunucuya atınca da htaccess.txt yi .htaccess ismine çevireceğiz Htaccess içeriği &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- Options +FollowSymLinks RewriteEngine On RewriteRule ^bt-bilgisayar-(.*).html$ firma-hakkinda.php?sayfa=$1 [L,NC] &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; Şimdi kodu biraz açıklayalım ^bt-bilgisayar-(.*).html$ firma-hakkinda.php?sayfa=$1 Başlangıcı bt-bilgisayar- olacak ondan sonra bir değişken olacak yani firma-hakkinda.php?sayfa=iletisim kısmında sayfa değişkenine atayacağımız değeri burada iletisim şeklinde tanımlamamız gerektiğini ve $ bitişi ifade ettiğinden dolayı da sayfanın .html ile biteceği anlatılıyor. Htaccess dosyayısını bu şekilde tanımladıktan sonra sayfamızda verdiğimiz linkleri de değiştireceğiz. Yani firma-hakkinda.php?sayfa=hakkimizda yerine bt-bilgisayar-hakkimizda.html &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; İletişimin Linkini firma-hakkinda.php?sayfa=iletisim yerine bt-bilgisayar-iletisim.html olarak değiştireceğiz. Bu Linke tıklayınca adres çubuğunda bt-bilgisayar-hakkimizda.html gözükecek. bt-bilgisayar-hakkimizda.html &#8212; bt-bilgisayar-(.*).html tanımından oradaki (.*) hakkimizda yı alacak ve sanki firma-hakkinda.php?sayfa=$1 yerine hakkimizda yı koyacak firma-hakkinda.php?sayfa=hakkimizda ymış gibi çalıştıracak. SONUÇ: htaccess içinde gerekli tanımlamayı yap. Sonra da PHP sayfadaki linkleri buradaki kurala uygun hale getir. İşlem tamamdır. 2-) PHP ile yapılan Sitemizde urunlerimiz.php Sayfasına Link ile sayısal Değişken göndererek oluşturulmuş Linkleri Düzenlemek için Adres Çubuğunda Linki urunlerimiz.php?urun_id=1 yerine 8-urunlerimiz-buzdolabi.html şeklinde göstermek için Aynı şekilde htaccess dosyasını oluştur. Htaccess dosya içeriği &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- Options +FollowSymLinks RewriteEngine On RewriteRule ^([0-9]+)-urunlerimiz-(.*).html$ urunlerimiz.php?kategori_id=$1 [L,NC] &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212; id numarası sayısal olduğu için ([0-9]+)kullanıyoruz bu id yi $1 içine atıyor Sonra da sayfada verdiğimiz urunlerimiz.php?urun_id=1 linkinini yerine -urunlerimiz-.html yazıyoruz. Sondaki [L,NC] L ise eğer o satırdan sora eşleşme olursa bile çalıştırmamamsı içindir Sondaki [L,NC] NC ise sunucuda büyük küçük harf duyarlılığı varsa onu etkisiz hale getirir RewriteRule ^(.*).html$ $1.php [L,NC] Başta gördüğünü sondaki gibi çalıştır demektir. # RewriteRule ^(.*)-uye-bak-(.*).html$ uyebak.php?id=$1&#38;ad=$2 [L,NC] &#8211; Şeklinde bir satırda birden fazla değişken kullanılacak ise (.*) içindekini $1 e, sonraki (.*) $2, sonraki $3 şeklinde tanımlanır. 3- ) PHP Uzantılı bir sayfayı html göstermek Yani uye-ol.php sayfasına tıklanınca uye-ol.html gibi görünsün için de Htaccess içeriği &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212; Options +FollowSymLinks RewriteEngine On RewriteRule ^(.*).html$ $1.php [L,NC] &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212; Olarak düzenleyip. Sonra da Linkini uye-ol.html ver işlem tamamdır. 4-) Birkaç özelliği içinde bulunduran htaccess dosya içeriği ve linklerinin son hali Htaccess dosya içeriği &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212; Options +FollowSymLinks RewriteEngine On RewriteRule ^([0-9]+)-urunlerimiz-(.*).html$ urunlerimiz.php?kategori_id=$1 [L,NC] RewriteRule ^([0-9]+).urun-(.*).html$ urun-detay.php?urun_id=$1 [L,NC] RewriteRule ^bt-bilgisayar-(.*).html$ firma-hakkinda.php?sayfa=$1 [L,NC] RewriteRule ^(.*).html$ $1.php [L,NC] &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; Bu sayfada urunlerimiz.php, urun-detay.php, firma-hakkinda.php ve php uzantılı sayfaları html yapacak ayar ve tanımlar yer almaktadır. a-) firma-hakkinda.php sayfasını aç oradaki linkleri değiştir. Hakkımızda b-) urunlerimiz.php sayfasını aç oradaki linkleri değiştir Ama bu urun-detay.php için yapılacak ayardır. Detay İçin Tıkla c-) Solmenu sayfasını aç oradaki linkleri değiştir. Ama bu urunlerimiz.php için yapılacak ayardır. d-) Solmenu sayfasını aç oradaki uye-ol.php sayfasını uye-ol.html göstermek için de oradaki linki Üye Ol &#160; Diğer Yönemler &#8212;&#8211; &#160; Htaccess; web alanında birçok faydalı yönlendirme işlerinin  yapılmasını sağlayan, Apache web sunucularında olan etkili ve çok amaçlı bir ayar dosyasıdır. Web projelerinizi bir çok şekilde düzene sokup kullanıcı dostu URL’ler yapmamıza ve bir takım yollarla güvenlik önlemleri de almanıza yarayan ve bu alanda en favori olaylarımdan bir tanesidir. Htaccess ile neler yapabiliriz? SEO dostu URL’ler oluşturabilme. site.com/icerik.php?id=123 yerine site.com/icerik-basligi gibi Subdomain ya da dizin yönlendirmeleri. site.com girildiğinde www.site.com’a yönlendirme gibi “404 sayfa bulunamadı” gibi tüm hata sayfalarını istenilen yere yönlendirebilme. site.com/olmayan-sayfa-asdasd girildiğinde sizin belirlediğiniz bir sayfa açılabilir. Sitenizin tamamına ya da bir dizine sadece belirli bir IP’nin girebilmesini sağlayabilirsiniz. Siteniz yapım aşamasındayken sadece sizin girip diğerlerini yapım aşamasında sayfasına yönlendirebilirsiniz.  Özel dizinlere erişim engelleme. Sadece include edilen php dosyalarının olduğu bir klasörün kullanıcılar tarafından girilmesini engelleyebilirsiniz. Bazı web servisi botlarının sitenizi taramasını engelleyebilirsiniz. Hoşunuza gitmeyen bir web arama motorunun ya da spam bir web servisinin sitenizi taramasını engelleyebilirsiniz.  Özel dizinlerinizi şifreleyebilirsiniz. PHP ile bir dizin kontrol sistemi yazmaya uğraşmak yerine hemen bir kaç satır htaccess komutu ile istediğiniz dizine şifre ile girilmesini sağlayabilirsiniz. Resimlerinizin başka sitelerde görünmesini engelleyebilirsiniz. Başka sitelerde sizin sitenizdeki resimlerin gösterilmesini engelleyerek sunucunuzun bant genişliğin başka sitelerce harcanmasını önleyebilirsiniz. (bu yöntemin adı hotlink diye geçer) Ve bu yukarıda sayılanların haricinde bu yöntemleri bir arada kullanarak çok daha fazlasını yapabilirsiniz. Hadi şimdi sırayla bu yukarıda saydıklarımın nasıl yapıldığına bakalım. SEO ve kullanıcı dostu bağlantılar oluşturma Htaccess’in en popüler kullanım alanlarından birisi budur. Ve sizin de en sevdiğiniz özelliklerinden birisi olacağına inanıyorum. Bu olayı kullanmanın 2 ideal yöntemi var; birincisi önceden öğrendiğimiz GET metodu ile sayfa.php?sayfa=iletisim şeklinde, ya da POST metodu gibi “REQUEST_URI” ile kullanmak. Hangisi kolayınıza geliyorsa onu seçebilirsiniz fakat benim favorim “REQUEST_URI”den yana. Yöntem 1: GET metodu kullanarak yapmak. Öncelikle bir içerik sayfa.php‘miz olsun ve örnek amaçlı switch ile sayfaları tanımlayalım: if(!isset($_GET['sayfa'])) { // eğer boşsa anasayfa varsayalım.    $sayfa = 'anasayfa'; } else {    $sayfa = $_GET['sayfa']; } switch($sayfa) { case 'iletisim':    echo '&#60;h2&#62;İletişim&#60;/h2&#62;';    echo '&#60;p&#62;Bize bilgi@site.com adresinden ulaşın!&#60;/p&#62;';    echo '&#60;p&#62;&#60;a href="/"&#62;Anasayfa&#60;/a&#62;&#60;/p&#62;';    break; case 'hakkinda':    echo '&#60;h2&#62;Hakkında&#60;/h2&#62;';    echo '&#60;p&#62;Bizi tanıyan tanır, yeniler örnek alır, tanımayanlar ibret alır.&#60;/p&#62;';    echo '&#60;p&#62;&#60;a href="/"&#62;Anasayfa&#60;/a&#62;&#60;/p&#62;';    break; case 'anasayfa':    echo '&#60;h2&#62;Sitemize hoşgeldiniz!&#60;/h2&#62;';    echo '&#60;p&#62;&#60;a href="/hakkinda"&#62;Hakkında&#60;/a&#62;&#60;br/&#62;';    echo '&#60;a href="/iletisim"&#62;İletişim&#60;/a&#62;&#60;/p&#62;';    break; default: // hiç birisi değilse 404 varsayalim    echo '&#60;h2&#62;Bulunamadı!&#60;/h2&#62;';    echo '&#60;p&#62;Böyle bir sayfamız henüz yok, değiştirilmiş ya da silinmiş olabilir.&#60;/p&#62;'; } Şuan htaccess kullanmadan bu sayfamızı “sayfa.php, sayfa.php?sayfa=hakkinda, sayfa.php?sayfa=iletisim” şeklinde kullanabiliriz. Şimdi gelelim bunu kullanıcı dostu yapmamıza, bu kısımda kod kısmımızda herhangi bir şey değiştirmemize gerek yok. Sitemizin ana dizinine “.htaccess” adında dosya oluşturuyoruz. Eğer FTP programınız ya da işletim sisteminiz böyle bir dosya oluşturmanıza izin vermiyorsa, not defterinden boş bir sayfa açıp kodları içerisine yazıp, farklı kaydet diyip, “Tüm dosyalar” seçeneğini seçip “.htaccess” yazıp bu dosyayı oluşturabilirsiniz. İçerisine şu satırları yazıyoruz: RewriteEngine On RewriteBase / RewriteCond %{REQUEST_FILENAME} !-f RewriteCond %{REQUEST_FILENAME} !-d RewriteRule ^(.*)$ sayfa.php?sayfa=$1 [QSA,L] Bu işlemi yaptıktan sonra Htaccess; kullanıcılar eğer olmayan bir sayfaya girmeye çalışırlarsa, yani normalde /hakkinda ya da /iletisim gibi bir dizinimiz olmadığı için, 404 hata sayfasına değil de bizim sayfa.php dosyamıza yönlendirecek. Fakat yönlendirirken girilmiş olan sayfayı bizim dosyamıza “sayfa” GET parametresi olarak gönderek. Yani bu şekilde site.com/deneme diye girildiğinde arkaplanda çalışacak olan sayfa “site.com/sayfa.php?sayfa=deneme” olacaktır. Sonuç olarak yine aynı sistem çalışsa da kullanıcılar artık php dosyalarının adını ya da diğer GET parametresi uzantılarını yazmasına gerek kalmadan temiz ve akılda kalıcı bağlantılarla sitenizde gezebiliyor. Yöntem 2: REQUEST_URI ile yapmak. Diğer yöntemden tek farkı $_GET[&#8216;sayfa&#8217;] yerine girilen adresi $_SERVER[&#8216;REQUEST_URI&#8217;] ile okuyoruz. Fakat burada bize ilk baştaki “/” işaretini de veriyor (“/hakkinda” şeklinde). Bunun için ilk karekteri substr fonksiyonu ile atlıyoruz. Yani kod kısmımızın ilk 5 satırını şöyle değiştireceğiz: $sayfa = substr($_SERVER['REQUEST_URI'], 1); // ilk "/" karakterini atlıyoruz. if(!empty($sayfa)) { // eğer boşsa anasayfa varsayalım.    $sayfa = 'anasayfa'; } .htaccess dosyamızda da bu yöntem için bir satırlık değişiklik yapıyoruz, GET parametresi tanımladığımız kısmı siliyoruz: RewriteRule ^(.*)$ sayfa.php?sayfa=$1 [QSA,L] // yerine RewriteRule ^(.*)$ sayfa.php [L] Subdomain ya da dizin yönlendirme Bu blog üzerinde bir örneğini görebilirsiniz; phpr.org diye girmeye çalıştığınızda sizi otomatik olarak www.phpr.org adresine yönlendirir.  Buradaki mevzu kişinin zevkine de bağlı olsa da daha çok arama motorları ile alakalı. Bazı durumlarda Google sitenizin “www” ekli olan ve olmayan halini farklı iki site gibi değerlendirebiliyor. Mesela bir sitenizin bir çok yerde linki hem “www” ile hem de olmadan paylaşılınca kısmen domain popülerliğini dağıtmış oluyor. Htaccess ile “www” olmadan girildiğinde ekleyerek kalıcı yönlendirme yapıldığında tüm ilgiler tek bir subdomain ve domainde toplanıyor. RewriteEngine On RewriteCond %{HTTP_HOST} phpr\.org [nc] RewriteRule (.*) http://www.phpr.org/$1 [R=301,L] İsterseniz tam tersini de yapabilirsiniz; RewriteEngine On RewriteCond %{HTTP_HOST} www\.phpr\.org [nc] RewriteRule (.*) http://phpr.org/$1 [R=301,L] Bir dizin yönlendirmek için de çok basit olarak tek bir satır ile yapabiliyoruz. Dikkat edilecek nokta dizini ne şekilde yönlendireceksiniz? Genel olarak kalıcı (301) ya da geçici (302) durumları kullanılır. Dahası için buraya bakabilirsiniz. Eğer kalıcı yönlendirme (301) derseniz arama motorları girilen adresdeki indexleri yeni yönlenen adres ile değiştirir. Geçici derseniz herhangi bir değişiklik yapmadan yönlenen adrese girer ve tarar. RewriteEngine On RewriteRule ^eski_adres$ /yeni_adres [R=301,L] Hata sayfalarını yönlendirme Hata sayfalarının durum kodlarını öğrenmek için şuraya bakabilirsiniz. Bunlardan en yaygın olarak bildiğimiz; 404 kodlu sayfa bulunamadı, bir diğer örnek olarak da 403 kodlu giriş izni olmayan sayfa hatasıdır. Dikkat etmeniz gereken nokta; yukarıda SEO ve kullanıcı dostu [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Performans nedeniyle iş sözleşmesinin feshi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/performans-nedeniyle-is-sozlesmesinin-feshi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Nov 2013 22:31:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Resul KURT]]></category>
		<category><![CDATA[iş sözleşmesi çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[iş sözleşmesinin feshi]]></category>
		<category><![CDATA[işten ayrılma]]></category>
		<category><![CDATA[işten ayrılma nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[performans nedeniyle fesih]]></category>
		<category><![CDATA[resul kurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=2083</guid>

					<description><![CDATA[Özellikle iş güvencesine ilişkin koruyucu hükümler kapsamındaki bir çalışanın iş sözleşmesinin sona erdirilmesinde geçerli nedenlerin varlığı aranmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesinde, 30 veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işverenin, işçinin yeterliliğinden (yetersizliğinden) veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorunda olduğu hükme bağlanmıştır. İşçinin geçerli bir neden olmadan iş sözleşmesinin sona erdirilmesi halinde hem boşta geçen dört aya kadar olan sürenin ücret ve diğer haklarının, hem de işe başlatılmaması halinde dört-sekiz aylık ücreti tutarında işe başlatmama tazminatı ödeneceği dikkate alındığında konunun önemi daha açık bir şekilde görülecektir. Söz konusu işçinin yeterliliğinden (yetersizliğinden) kaynaklanan nedenlerden birisi de performansa dayalı fesihlerdir. Performans nedeniyle fesih, işe iade davalarında, işverenlerin en fazla dava kaybettiği nedenlerin başında geliyor. Aşağıda belirtilen; • Ortalama olarak benzer işi görenlerden daha az verimli çalışma • Gösterdiği niteliklerden beklenenden daha az performans ile çalışma İş akdinin feshetmek için geçerli nedendir. Ancak, performans düşüklüğüne ilişkin işçinin mutlaka savunması alınmalıdır. Ayrıca, performans yönelik değerlendirmeler önceden uyarılar-ihtarlar yapılmalı ve işçinin savunması alınarak eğitimler vs. verilmelidir. Yani, performans nedeniyle fesihlerde bir takım süreçleri çalıştırmak gerekiyor ve bu süreçlere uyulmaması halinde, davalar genelde kaybedilmektedir. Bu nedenle fesihle ilgili süreçlerde mutlaka savunma alınması ve eğitim verilip kişinin kendisini geliştirmesine fırsat verilmesi aranmakta, fesih son çare olarak görülmelidir. Objektif değerlendirme içeren performans değerlendirilmesi ile ilgili önceden işçilere bir tebliğ yapılması, kısa süreli değerlendirmelerin hakkaniyete uygun bulunmadığı ve değerlendirmelerin mutlaka objektif olması gerektiğine işaret edilmektedir. Performansa yönelik geçerli sebeplerde nelere dikkat edilmeli Performansa yönelik geçerli sebeplerde aşağıda belirtilen hususlara dikkat edilmesi gereklidir. &#8211; İşverenin belirlediği performans kriterlerinin somut, işyeri koşullarına uygun ve ölçüme elverişli olması gereklidir. &#8211; Belirlenen performans kriterleri hakkaniyete uygun olmalı ve aynı konumdaki çalışanlara aynı zaman diliminde eşit olarak uygulanmalıdır. &#8211; İşverenin belirlediği performans standartları önceden işçiye yazılı olarak bildirilmiş olmalıdır. &#8211; İşçinin performansının düşük olması nedeninin işçiden mi yoksa dış bir etkenden mi kaynaklandığı araştırılmalı ve işçinin performansına olumsuz yönde etki yapan nedenlerin ortadan kaldırması için gereken yapılmış olmalıdır. &#8211; Performans ve verimlilik sonuçlarına dayalı fesih için geçerli neden söz konusu ise, süreklilik gösteren performans düşüklüğü ve düşme eğilimli sonuçlarla ilgili olarak çalışanların derhal dikkati çekilmelidir. &#8211; İşyerine işçi alma ve işten çıkarma yetkisi verilen işveren vekillerinin, iş sözleşmesinin geçerli nedenle feshedilebilmesi için işçinin performansının düşük olmasının tek başına yeterli olmadığı, ayrıca işyerinde işin yürütümünde olumsuzluğa yol açmış olması gerektiği anlatılarak bu konuda bilgi edinmeleri sağlanmalıdır. &#8211; İşçi işten çıkarılmadan önce gerekli sözlü ve yazılı uyarılar yapılmalı, eğitimler verilmeli, gerekiyorsa bölümü değiştirilmeli ve buna rağmen düzelme olmadığı takdirde işçinin işine son verilmezden önce yazılı savunması alınmalıdır. &#8211; Performans yetersizliği nedeniyle iş sözleşmesinin feshi yoluna gidilmiş ise feshin geçerli olup olmadığı araştırılırken veya meydana gelen bir işten çıkarma işlemi incelenirken, bir yandan yasal açıdan gerekli olan işten çıkarma prosedürü, diğer yandan işletmede uygulanan performans değerlendirme yönteminin özellikleri ayrı ayrı, daha sonra da birbirleriyle olan etkileşimleri açısından dikkatle incelenip değerlendirilmelidir. RESUL KURT / DÜNYA]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maluliyet Tespitinde Çocuklara İlişkin İşlemler</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/maluliyet-tespitinde-cocuklara-iliskin-islemler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 02 Nov 2013 22:27:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklar için maluliyet]]></category>
		<category><![CDATA[malul maaşı nasıl bağlanır]]></category>
		<category><![CDATA[maluliyet maaşı]]></category>
		<category><![CDATA[maluliyet nedir]]></category>
		<category><![CDATA[maluliyet tespiti]]></category>
		<category><![CDATA[maluliyet tespitinde çocuklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=2080</guid>

					<description><![CDATA[5510 sayılı “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası” Kanunu’na dayalı olarak yürürlükte olan “Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği” 03.08.2013 tarihli ve 28727 sayılı Resmi Gazete’ de yayımlanarak, 01.09.2013 tarihinden itibaren yürürlüğe girdi. Yeni yönetmelik ile birlikte; 2011/49 sayılı Genelge çerçevesinde iş kazası ve meslek hastalığına ilişkin hususlar devam etmekte olup, çalışma gücü kaybı tespitine ilişkin hususlar yeniden düzenlemiştir. Bakmakla Yükümlü Olunan Malul Çocuklara İlişkin İşlemler Malul olduğu iddiası ile sağlık sigortalarından yararlanma talebinde bulunan sigortalının kendisi veya çocuğunun, talep tarihinden önceki bir yıl içerisinde SGK tarafından yetkilendirilmiş sağlık hizmeti sunucularınca düzenlenmiş sağlık kurulu raporunun olması halinde, hastaneye yeniden sevk işlemi yapılmadan mevcut rapor gerekli belgelerle birlikte Kurum sağlık kuruluna gönderilir. SGK tarafından yetkilendirilmiş sağlık hizmeti sunucularınca düzenlenmiş sağlık kurulu raporu tarihinin bir yılı geçmiş olması veya söz konusu hastanelerce düzenlenmiş sağlık kurulu raporunun bulunmaması durumlarında, sevk işlemi yapılarak yeni alınacak sağlık kurulu raporu ve gerekli belgeler değerlendirilmek üzere SGK tarafından yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca düzenlenecek raporlardaki teşhis ve bu teşhise dayanak teşkil eden belgeleri incelemek suretiyle, çalışma gücü kaybı ve meslekte kazanma gücü kaybı oranlarını, erken yaşlanma halini, vazifelerini yapamayacak şekilde meslekte kazanma gücü kaybını ve malullük derecelerini belirlemeye yetkili hekimlerden ve/veya diş hekimlerinden oluşan kurum sağlık kuruluna gönderilir. Bilindiği üzere, Kurum sağlık kurullarınca yapılan maluliyet tespitlerinde; SGK tarafından yetkilendirilmiş sağlık hizmeti sunucuları tarafından düzenlenmiş sağlık kurulu raporundaki bulgular esas alınmakta olup, kurul kararlarında rapor tarihine göre malul oldukları belirtilmektedir. Ancak, söz konusu çocukların rapor tarihinden önceki herhangi bir tarihte de (çocuğun 18 yaşını doldurduğu, vb.) malul olup olmadıklarının tespitinin istenmesi halinde; tespit istenen tarih ve gerekçesi, Kurum sağlık kuruluna gönderilen dosyanın üst yazısında mutlaka belirtilmesi gerekir. Ölüm Geliri/Aylığı Talebinde Bulunan Hak Sahibi Malul Çocuklara İlişkin İşlemler2013/26 sayılı Genelge’ de belirtildiği üzere, gerek 5510 sayılı Kanunda gerekse bu Kanunda geçen mülga kanunlarda, malul çocuklara ölüm aylığı veya geliri bağlanabilmesi için ilgili kanunlarda aranan diğer şartlar hariç olmak kaydıyla; &#8211; 2008/Ekim ayından sonra vefat eden sigortalıların hak sahibi malul çocuklarının, 5510 sayılı Kanun hükümleri gereğince, Kurum Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az % 60 oranında kaybetmesi, -2008/Ekim ayından önce vefat eden sigortalıların hak sahibi malul çocuklarının ise çalışamayacak derecede malul olması gerekmektedir. -Sigortalının sağlığında bakmakla yükümlü olduğu malul çocuğu hakkında verilen Kurum sağlık kurulu kararında kontrol muayenesi istenmemiş ise, sigortalının ölümü ile malul çocuğun ölüm gelir/aylığı talebinde bulunması halinde, rapor tarihine bakılmaksızın mevcut raporu aylık bağlama işlemlerinde dikkate alınır ve malul çocuklardan yeni bir rapor istenmez. -Malul çocukların Kurumca belirlenen kontrol muayene tarihi bulunup bulunmadığının tespiti Sağlık Provizyon Aktivasyon Sistemi “Süreli Kayıt Sorgulama” menüsünden yapılır. Kontrol muayene tarihinin bulunması halinde bu tarih sisteme işlenir ve o tarihte kontrol muayenesine gönderilir. -Ölüm aylığı talep tarihinde haklarında Kurum sağlık kurulunca alınmış malullük kararı bulunmayan çocuklardan, talep tarihinden önceki bir yıl içinde SGK tarafından yetkilendirilen sağlık hizmet sunucuları tarafından düzenlenmiş sağlık kurulu raporu olanların bu raporları, hastaneye sevk işlemi yapılmadan değerlendirilmek üzere gerekli belgelerle birlikte Kurum sağlık kuruluna gönderilir. -SGK tarafından yetkilendirilmiş sağlık hizmeti sunucularınca düzenlenmiş sağlık kurulu rapor tarihinin bir yılı geçmiş olması veya söz konusu hastanelerce düzenlenmiş sağlık kurulu raporunun bulunmaması durumlarında, sevk işlemi yapılarak yeni alınacak sağlık kurulu raporu ve gerekli belgeler değerlendirilmek üzere Kurum Sağlık Kuruluna gönderilir. Kurum sağlık kurullarınca yapılan maluliyet tespitlerinde SGK tarafından yetkilendirilmiş sağlık hizmeti sunucuları tarafından düzenlenmiş sağlık kurulu rapor bulguları esas alınmakta olup, kurul kararlarında rapor tarihine göre malul oldukları belirtilmektedir. Ancak, söz konusu çocukların rapor tarihinden önceki herhangi bir tarihte de (sigortalının ölüm tarihi, çocuğun 18 yaşını doldurduğu, vb.) malul olup olmadıklarının tespitinin istenmesi halinde; tespit istenen tarih ve gerekçesi Kurum sağlık kuruluna gönderilen dosyanın üst yazısında mutlaka belirtilir. Farklı Sigortalılıklardan Kaynaklanan Maluliyet Talebi Kanunun 25 inci maddesine göre yapılan değerlendirme sonucunda, ilk defa işe girdiği tarihte malul olduğunun anlaşılması nedeniyle, malullük aylığı bağlanamayan sigortalıların anne/babasından dolayı hak sahibi olarak yetim aylığı bağlanması talebinde bulunmaları halinde buna göre oluşturulacak dosya ile birlikte kendi sigortalılıklarından dolayı alınan kararlar, buna esas sağlık kurulu raporları ve diğer belgeleri içerir dosya Kurum sağlık kuruluna gönderilir. Mehmet Fatih GELERİ İş ve Sosyal Güvenlik Uzmanı]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İş Sağlığı ve Güvenliğinde Uygulama yine değişti</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/is-sagligi-ve-guvenliginde-uygulama-yine-degisti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Oct 2013 11:51:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Resul KURT]]></category>
		<category><![CDATA[6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[6331sayılı yasa]]></category>
		<category><![CDATA[a grubu uzman]]></category>
		<category><![CDATA[iş güvenliği uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[iş sağlığı ve güvenliği kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[iş uzmanı]]></category>
		<category><![CDATA[resul kurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=2058</guid>

					<description><![CDATA[Bir yıldır iş güvenliğini yazıyoruz. Yapılan iyi ve doğru uygulamaları yazdığımız gibi, kötü ve düzeltilmesi gereken konulara da değinerek sorunların en aza indirilmesini istiyoruz. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunun 30. Maddesi gereğince çıkarılması gereken İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelik 29.12.2012 tarih ve 28512 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmişti. İşte bayram öncesi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, iş güvenliği uygulamalarına yönelik temmuz ayında torba kanunla yapılan son yasal düzenlemeleri de dikkate alarak yönetmelik değişikliğine gitti. Elbette daha önceki önerilerimizin bir kısmının dikkate alınması sevindirici olmakla birlikte, yeni yapılan bazı düzenlemelerin sorun yaşatacağını, hatta bazı maddelerin yargı sürecinde iptal edileceğini düşünüyorum. *** Müfettişlere ayrımcılık yargıdan döner İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk ve Eğitimleri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelikle iki önemli konuda değişiklik yapılmıştır. Bunlardan birincisi İş Güvenliği Uzmanı tanımının çalışma hayatını denetleyen müfettişleri de kapsayacak şekilde genişletilmesi ve sınıf yükselmelerinde kriterlerin azaltılması, ikincisi ise İş Güvenliği Uzmanı çalıştırma sürelerinin düşürülmesidir. Temmuz ayında TBMM’de kabul edilen Torba Kanunla hem iş müfettişlerine ve hem de SGK Müfettişlerine iş güvenliği uzmanı olabilme imkanı sağlandı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş güvenliği uzmanlığı konusunda yönetmelik değişikliğini ancak üç ay sonra yapabildi. Uzun yıllardır işyerlerinde iş kazaları ve meslek hastalıkları da dahil olmak üzere teftiş ve denetim yapan (Sosyal) İş Müfettişleri ile SGK Müfettişleri üvey evlat konumuna düşürüldü, dahası TBMM iradesi hiçe sayılarak yasada olmayan bir ayrımcılığa gidildi. Bunun sonucunda da müfettişler arasında ayrımcılık yapılmasının yargıdan dönme ihtimali göründü. *** Uzman çalışma süresi düşürüldü Yapılan değişiklik öncesi Az tehlikeli sınıfta yer alanlarda, çalışan başına ayda en az 10 dakika olan İş güvenliği uzmanı çalıştırma süresi 6 dakikaya, Tehlikeli sınıfta yer alanlarda, çalışan başına ayda en az 15 dakika olan İş güvenliği uzmanı çalıştırma süresi 8 dakikaya ve Çok tehlikeli sınıfta yer alanlarda, çalışan başına ayda en az 20 dakika olan İş güvenliği uzmanı çalıştırma süresi 12 dakikaya düşürüldü. Ayrıca yapılan yeni düzenlemeyle tam zamanlı İş Güvenliği Uzmanı görevlendirme zorunluluğu, Az tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için 2000, Tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için 1500 ve Çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerleri için 1000 ve daha fazla çalışan olması durumunda geçerli olacak. Yapılan bu değişiklikle 1000 çalışanı olan çok tehlikeli bir işyeri, değişiklik öncesi 2 tam zamanlı İş Güvenliği uzmanı çalıştırmakla yükümlü iken değişiklik sonrası, 1 tam zamanlı İş Güvenliği Uzmanı çalıştırabilecek. Birden fazla işyeri ile kısmi süreli iş sözleşmesi yapıldığı takdirde bu işyerleri arasında yolda geçen süreler haftalık kanuni çalışma süresinden sayılmayacak. **** A grubu uzman sayısı artacak İş sağlığı ve güvenliğinde tecrübelerine güvendiğim Adnan Ağır’la sohbet ediyorduk Adnan Ağır diyor ki “Ocak 2004’ten bugüne kadar neredeyse 10 yıl geçti. Bu sürede bu konuda toplam 4 yönetmelik yayınlandı, 14 değişiklik yapıldı ve 244 dava açıldı. 6331 sayılı yasa ile birlikte ciddi uygulama sorunları ortaya çıkmaya başladı. Nihayet 10 Ekim 2013 günü yapılan değişiklikle C sınıfı uzmanların önümüzdeki aylarda A sınıfı olmasının önü açıldı. Spekülasyonlar, tartışmalar, eleştiriler, beklentiler derken yönetmelik yürürlüğe girdi. Şimdi C grubu uzmanlara da A grubu uzman olma şansı tanındı. Buna göre; 1-Elinde C belgesi varsa, prim gün sayısı da 1500 gün ise B sınavına girebilecek. 2-Elinde C belgesi varsa, prim gün sayısı da 3000 gün ise A sınavına girebilecek. 3-Elinde B belgesi varsa, prim gün sayısı da 1800 gün ise A sınavına girebilecek. Dolayısıyla da uzman sayısında yaşanan sorunlar ortadan kalkar. Ancak Bakanlığın da sınavı zorlaştırmaması, önceki sınavlar düzeyinde yapması gerekir.” Katılmamak mümkün değil. Umarız artık kabak tadı vermeye başlayan iş güvenliği sorunlarını konuşmak zorunda kalmayız. DR RESUL KURT / İKPLATFORM.COM]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asrın projesi Marmaray &#8211; Discovery Channel</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/asrin-projesi-marmaray-discovery-channel/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Oct 2013 16:13:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale Arşivi]]></category>
		<category><![CDATA[kazlı çeşme marmaray]]></category>
		<category><![CDATA[marmaray]]></category>
		<category><![CDATA[marmaray belgeseli]]></category>
		<category><![CDATA[marmaray metro hattı]]></category>
		<category><![CDATA[marmaray nasıl yapıldı]]></category>
		<category><![CDATA[marmaray nedir]]></category>
		<category><![CDATA[marmaray projesi]]></category>
		<category><![CDATA[marmaray projesi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[marmarayı kim yaptı]]></category>
		<category><![CDATA[proje marmaray]]></category>
		<category><![CDATA[recep tayyib erdoğan kimdir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=2037</guid>

					<description><![CDATA[Asrın porojesi diye anılan Marmaray 29.10.2013 tarihi itibariyle Cumhurbaşkanı başbakan ve çeşitli üst düxey bürokralar ile birlikte açıldı. Discovery Channel&#8217; ın belgeselini yaptığı videoyu izlemek için aşağıdaki videoyu başlatmanız yeterlidir.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnşaat Muhasebe Kayıtları</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/insaat-muhasebe-kayitlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Oct 2013 17:05:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YMM-SMMM-SM-Stajerler]]></category>
		<category><![CDATA[150 ilk madde ve malzeme]]></category>
		<category><![CDATA[inşaat işçilik giderleri]]></category>
		<category><![CDATA[inşaat maliyet bedeli]]></category>
		<category><![CDATA[inşaat muhasebe kayıtları]]></category>
		<category><![CDATA[inşaat muhasebesi]]></category>
		<category><![CDATA[inşaat vergilendirmesi]]></category>
		<category><![CDATA[inşaat yapımı]]></category>
		<category><![CDATA[muhasebe kayıtları]]></category>
		<category><![CDATA[özel bina inşaatı]]></category>
		<category><![CDATA[şantiye inşaatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=2027</guid>

					<description><![CDATA[ÖZEL İNŞAATLARLA İLGİLİ ÖZELLİKLİ HESAPLAR VE İŞLEYİŞİ 1. GENEL AÇIKLAMA Apartman, iş hanı vb. binaları inşa edip de, bunları kat, daire ya da dükkan halinde satan firmaların yaptığı inşaatlar “Özel İnşaat” olarak nitelendirilmektedir. Özel inşaat işlerinde vergilendirme ve ilgili mevzuata, kitabımızın dördüncü ve izleyen bölümlerinde ayrıntılı olarak yer verilmiştir. Bu kısımda tekdüzen  muhasebe sistemine göre, “Özel inşaatlarda muhasebe uygulaması” ele alınarak açıklanmaya çalışılacaktır. Kuruluş şekli ne olursa olsun, aktif toplamları veya net satışlar toplamı Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı tutarları aşan üretim ve hizmet işletmeleri, muhasebe işlemlerini 7/A seçeneğindeki hesapları gözönünde bulundurarak yerine getireceklerdir. Vergi kanunlarımızda, özel inşaatlarda ticari kazancın tespiti ve vergilendirilmesine ilişkin olarak (yıllara yaygın inşaat işlerinde olduğu gibi) özel bir vergilendirme sistemi getirilmemiştir.Özel inşaatlar, bir tür imalattır. Maliyetleri de imal edilen malların maliyetlerinin saptanmasındaki esaslara göre hesaplanır. Kazanç saptanırken, maliyetle satış bedeli karşılaştırılır. Daire, kat ve dükkanların maliyeti, binanın tüm maliyetinden daire, kat veya dükkan bazı ölçü ve esaslara göre pay verilmek suretiyle bulunur. Örneğin arsa payı, metrekare, kat ya da dükkan sayısı gibi ölçüler esas alınabilir. Maliyetin saptanmasında ortaklaşa kullanılan yerler de gözönüne alınır. Daire, kat ya da dükkanların maliyetlerinin saptanmasında, Vergi Usul Kanunu’nun, imal edilen emtiada maliyet bedeli ile ilgili 275. maddesi hükmünden yararlanılır. Müşterek (ortak) amortismanlar ise, her inşaatın maliyetinin doğru olarak saptanabilmesi için, amortismana tabi kıymetlerin kullanıldıkları gün sayısına göre dağıtıma tabi tutulur. Maliye Bakanlığı’nın ortak amortismanların dağıtımına ilişkin görüşleri de bu yöndedir. Kar/zararın saptanması  için tüm daire, kat ve dükkanların satışını beklemeye gerek yoktur. Kar-zarar yıl içindeki satışlar esas alınmak suretiyle saptanır. Satılmayan daire, kat ve dükkanlar ise, maliyet bedeli ile değerlendirilerek yıl sonunda mamul stoklarında yer alır. Yukarıdaki açıklamalardan da fark edileceği gibi özel inşaat işleri yapan mükelleflerin, yıllara yaygın inşaat ve onarım işi yapan mükelleflerden farklı  nitelikleri söz konusudur. Özel inşaat işleri bir tür imalat olup, maliyetlerinin saptanmasında kullanılacak esaslar, imal edilen malların maliyet bedelini belirleyen VUK’un 275. maddesi hükmünde düzenlenmiştir. Buna göre inşaatın projelendirilme aşamasından fiilen kullanılır duruma gelmesine kadar (Yapı kullanım-iskan ruhsatının, alınması şart değildir.) katlanılan tüm giderler inşaat maliyetini oluşturur. Bu nedenle 10 No.lu Tebliği ile getirilen hadler aşılmasa bile, özel inşaat işleriyle uğraşan işletmelerin 7/A seçeneğini uygulamaları gerek muhasebe tekniği açısından, gerekse daha sağlıklı ve güvenilir bilgiler elde etmek açısından yerinde bir tercih olacaktır. Ayrıca tekdüzen hesap planı çerçevesinde yer alan defter-i kebir  hesaplarına bakacak olursak 7/A seçeneğinin daha anlaşılır ve yıl sonu mali tabloların oluşturulmasına daha uygun olduğu görülmektedir. 7/A SEÇENEĞİNE GÖRE UYGULAMA Seçeneğe göre giderler, defter-i kebir düzeyinde fonksiyon esasına göre izlenmekte, yardımcı hesaplarda eş zamanlı kayıt yöntemine uygun olarak gider eşiti ve gider yerine kaydedilmektedir. 1- Dönem İçi Kayıtlar a) İnşaat İçin Malzeme Alımı Muhasebe tekniği açısından inşaatla ilgili olarak alınan malzemelerin öncelikle “150 İlk Madde ve Malzeme” hesabına kaydedilmesi, kullanılan kısmın ise “710 Direkt İlk Madde ve Malzeme” hesabına  aktarılması gerekir. Böylelikle inşaat maliyetine, kullanılmayan malzemelerin aktarılması önlenmiş olur. ÖRNEK Net alanı 150 m2’den büyük konut inşa eden (B), yıl içinde (A) inşaatı için 32.000.-YTL’ye 320 torba çimento, 20.000.-YTL’ye 2 ton demir, 4.000.-YTL’ye 10 m3 kereste almıştır. Bu tutarın 45.000.-YTL’si peşin olarak ödenmiş, kalanı için birer ay ara ile ödenmek üzere iki adet borç senedi verilmiştir. Ayrıca 10.080.-YTL KDV hesaplanmıştır. –––––––––––––––––––––  /  –––––––––––––––––––– 150 İLK MADDE VE MALZEME                          56.000.- 150.01 Merk. Depo İlk Mad. ve Mlz. 56.000.- 150.01.01 Demir                  20.000.- 150.01.02 Kereste                 4.000.- 150.01.03 Çimento               32.000.- 191 İNDİRİLECEK KDV                                      10.080.- 191.01 Mal ve Hizm. Al. İl. KDV 10.080.-                             100 KASA                            45.000.- 100.01 Merkez Kasa           45.000.-                             321 BORÇ SENETLERİ        21.080.- 321.03 Mart Ayı Vad. Sen. 10.540.- 321.04 Nisan Ayı Vad. Sen. 10.540.- (A) İnşaatı ile ilgili olarak alınan malzemeler için yapılan ödemeler ve verilen borç senetleri –––––––––––––––––––––  /  –––––––––––––––––––– Daha sonra maliyet hesaplarına aşağıdaki gibi kayıt yapılacaktır. –––––––––––––––––––––  /  –––––––––––––––––––– 710 DİREKT İLK MAD. VE MLZ. GİD.               56.000.- 710.01 (A) İnşaatı                  56.000.- 710.01.01 Demir                  20.000.- 710.01.02 Kereste                 4.000.- 710.01.03 Çimento               32.000.-                   150 İLK MADDE VE MALZEME       56.000.- 150.01 Merk. Depo İlk Mad. ve Mlz. 56.000.- 150.01.01 Demir                          20.000.- 150.01.02 Kereste                        4.000.- 150.01.03 Çimento                     32.000.- (A) İnşaatında kullanılan malzemenin kaydı –––––––––––––––––––––  /  –––––––––––––––––––– İnşaat için malzeme alımının, stoklara kaydedilmeden, doğrudan maliyet hesabına kaydedilmesi de mümkündür. –––––––––––––––––––––  /  –––––––––––––––––––– 710 DİREKT İLK MAD. VE MLZ. GİD.        920.000.000 710.01 (A) İnşaatı          920.000.000 710.01.01 Demir                  20.000.- 710.01.02 Kereste                 4.000.- 710.01.03 Çimento               32.000.- 191 İNDİRİLECEK KDV                                      10.080.- 191.01 Mal ve Hzm. Al. İl. KDV 10.080.-                                  100 KASA                              45.000.- 100.01 Merkez Kasa        45.000                                 321 BORÇ SENETLERİ            21.080.- 321.03 Mart Ayı Vad. Sen. 10.540.- 321.04 Nisan Ayı  Vad. Sen. 10.540. -(A) İnşaatı ile ilgili olarak alınan malzemeler için yapılan ödemeler ve verilen borç senetleri –––––––––––––––––––––  /  –––––––––––––––––––– Daha sonra, raporlama döneminde, envanter çalışmaları sırasında, inşaatta kullanılmayan malzemelerin saptanması halinde, aşağıdaki gibi kayıt yapılacaktır. –––––––––––––––––––––  /  –––––––––––––––––––– 150 İLK MADDE VE MALZEME                            4.000.- 710 DİREKT İLK MAD. VE MLZ. GİD.                    4.000.- 710.01.03 Çimento         4.000. -–––––––––––––––––––––  /  –––––––––––––––––––– b) Direkt İşçilik Giderlerinin Kaydı İnşaatla ilgili olup, doğrudan doğruya inşaat maliyetine yüklenebilen işçilik giderleri bu hesapta izlenir.İnşaat işlerinde, işçilere ücret ödemesi yapıldığında, buna ilişkin yevmiye kaydı aşağıdaki gibi olacaktır. ÖRNEK (C) İnşaatında çalışan 10 işçinin Mart 2006 ücretleri brüt tutarı 10.000.-YTL olup, kesintilerin 1.035.-YTL’si gelir vergisi, 60.-YTL’si damga vergisi, 100.-YTL işsizlik sigortası primi işçi payı, 1.400.-YTL’si işçiden kesilen sigorta primidir. İşveren sigorta primi hissesi 2.150.-YTL, işsizlik sigortası primi işveren payı 200.-YTL’dir. –––––––––––––––––––––  /  –––––––––––––––––––– 720 DİREKT İŞÇİLİK GİDERLERİ                      12.350.- 720.03 (C) İnşaatı                  12.350.- 720.03.01 Brüt Ücret            10.000.- 720.03.02 SSK İşveren Hissesi 2.150.- 720.03.03 İşs. Sig. İşveren Hissesi 200.-                      100 KASA                                             7.405.-                      100.02 Şantiye Kasası                      7.405.- 100.02.03 (C) Şant. 7.405.-                     360 ÖDENECEK VERGİ VE FONLAR   1.095.- 360.04 Gelir Ver. Stp. 1.035.- 360.04.01 Ücret Stp. 1.035.-                      360.06 Damga Vergisi                           60.- 360.06.01 Ücr. D.V.       60.-                     361 ÖDENECEK SOS. GÜVEN.KES.   3850 361.01 SSK Primleri   3.550.- 361.01.03 İnş. Sig.P. 3.550.-                      361.02 İşs. Sig. Primi                         300 361.02.03 (C) İnş.       300.- Nisan 1999 ayı (C) inşaatıyla ilgili olarak ödenen işçilik ücreti ile yapılan kesintiler –––––––––––––––––––––  /  –––––––––––––––––––– Vergiler ödendiğinde aşağıdaki gibi bir kayıt yapılacaktır. –––––––––––––––––––––  /  –––––––––––––––––––– 360 ÖDENECEK VERGİ VE FONLAR                                 1.095.- 360.04 Gelir Ver. Stp.         1.035.- 360.04.01 Ücret Stp.          1.035.- 360.06 Damga Vergisi            60.- 360.06.01 Ücr. D.V.                60.-                                                   100 KASA                        1.095.-                                                   100.02 Şantiye Kasası 1.095.- 10.02.03 (C) Şant. 1.095.- Mart 2006 ayına ilişkin olarak kesilen vergilerin ödenmesi –––––––––––––––––––––  /  –––––––––––––––––––– Sosyal güvenlik kesintileri de, ay sonu itibariyle ödendiğinde, benzer kayıtlar yapılacaktır. c) Genel Üretim Giderlerinin Kaydı Bu giderler; inşaat maliyeti ile ilgili bir gider niteliği  taşıyan ve direkt nitelikte olmayıp, ancak dağıtım yoluyla maliyetlere yüklenen giderlerden oluşur (Endirekt malzeme, endirekt işçilik, amortisman payları gibi). Tahakkuk eden giderler bu hesabın borcuna kaydedilir. ÖRNEK Bir iş makinesi hem (A) hem de (B) inşaatında çalışmıştır. Yıl içinde ayrılan amortismanların tutarı 4.500.-YTL’dir. İş makinesinin inşaatlarda çalışma gün sayılarına göre (A) inşaatına isabet eden amortisman tutarı 3.100.-YTL, (B) inşaatına isabet eden amortisman tutarı ise 1.400.-YTL’dir. –––––––––––––––––––––  /  –––––––––––––––––––– 730 GENEL ÜRETİM GİDERLERİ                         4.500.- 730.01 (A) İnşaatı                    3.100.- 730.01.06 Amort. ve Tük. Payları 730.01.06.01 Amortismanlar 730.02 (B) İnşaatı                    1.400.- 730.02.06 Amort. ve Tük. Payları 730.02.06.01 Amortismanlar                                    257 BİRİKMİŞ AMORTİSMAN              4.500.- 257.04 Tesis Makine ve Cih. Amort.     4.500.- –––––––––––––––––––––  /  –––––––––––––––––––– d) Genel Yönetim Giderlerinin Kaydı İşletmenin yönetim fonksiyonları ile ilgili giderleri bu hesapta  izlenir. Bu giderler, kadro kuruluşu, büro hizmetleri, kamu ilişkileri, hukuk işleri, personel işleri, kredi ve tahsilatı da kapsayan muhasebe ve mali işler servislerinin giderleri bu hesaba borç kaydedilir. Dönem sonunda bu hesap “771 Genel Yönetim Giderleri Yansıtma Hesabı” ile karşılaştırılarak kapatılır. –––––––––––––––––––––  /  –––––––––––––––––––– 770 GENEL YÖNETİM GİDERLERİ                      5.600.- 770.00 İlk Madde ve Mlz. Gid. 5.600.- 770.00.01 Kırtasiye Gideri        5.600.- 191 İNDİRİLECEK KDV                                        1.008.- 191.01 Mal ve Hizm. Al. İl. KDV                                      100 KASA                        6.608.- 100.01 Merkez Kasa –––––––––––––––––––––  /  –––––––––––––––––––– e) Finansman Giderlerin Kaydı İşletme faaliyetlerinin aksamadan yürütülebilmesi için borçlanılan tutarlarla ilgili faiz, kur farkları, komisyon ve benzeri giderler bu hesapta izlenir. “780 Finansman Giderleri Hesabı”nın borcuna kaydedilen giderler, “781” No.lu hesabın alacağı karşılığında, sonuç hesaplarındaki “66 Finansman Giderleri” grubunun ilgili hesabına borç kaydedilir.2- Raporlama Döneminde Yapılacak Kayıtlar(Ay sonlarında veya dönem sonunda)a) Oluşan Maliyetlerin Yansıtma Hesapları İle Yarı Mamuller Üretim Hesabına Devri710, 720 ve 730 no.lu hesaplarda biriken tutarlar, 711, 721, 731 no.lu yansıtma hesapları aracılığıyla yarı mamuller-üretim hesabına aktarılır. –––––––––––––––––  31/12/…. ––––––––––––––––– 151 YARI MAMULLER – ÜRETİM                       XXXXXX 151.01 (A) İnşaatı                       XXX 151.02 (B) İnşaatı                        XXX      711 DİREKT İLK MAD. VE MLZ. YANS.                         XX      721 DİREKT İŞÇİLİK GİD. YANS.                                  XX     731 GENEL ÜRETİM GİD. YANS.                                   XX –––––––––––––––––––––  /  –––––––––––––––––––– b) Tamamlanan Konutların Mamuller Hesabına Devri ÖRNEK Tamamlanan dükkanların maliyet bedelleri toplamı 75.000.-YTL, konutların ki ise 320.000.-YTL’dir. –––––––––––––––––  31/12/….. ––––––––––––––––– 152 MAMULLER HESABI                                 395.000.- 152.01 İşyerleri                     75.000.- 152.02 Konutlar                   320.000.-               151 YARI MAMULLER-ÜRETİM       395.000.-                                      151.01 (A) İnşaatı   395.000. &#8211;–––––––––––––––––––––  /  –––––––––––––––––––– c) Satılan İşyeri ve Konutların Satış Bedeliyle Kaydı Ticari kazançta elde etme değil tahakkuk esas olduğundan inşa edilen apartman daire kat ve dükkan olarak ister peşin ister taksitle satılsın, satış tarihinde vergiyi doğuran olay cereyan edecektir. Ancak, inşaat devam ederken daire, kat ve dükkan satılmasında, satış akdinin yapıldığı tarih vergiyi doğuran olayın cereyan ettiği yıl olarak kabul etmek  olanaksızdır. Çünkü, inşaat devam ettiğinden daire, kat veya dükkanların maliyetleri henüz belli olmamıştır. Ancak inşaat bitirildiğinde bu maliyetler belli olacaktır. İnşaat devam ederken [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anonim şirket mi ? Limited Şirketmi ?</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/anonim-sirket-mi-limited-sirketmi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Oct 2013 14:35:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şirketler Muhasebesi]]></category>
		<category><![CDATA[TTK]]></category>
		<category><![CDATA[a.ş. Ortak sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[anonim şirket limited şirket]]></category>
		<category><![CDATA[anonim şirketler genel kurulları]]></category>
		<category><![CDATA[aş mi ltd mi]]></category>
		<category><![CDATA[Bakanlık temsilcisi ve denetim]]></category>
		<category><![CDATA[ltd Ortak sayısı]]></category>
		<category><![CDATA[Pay devirlerinde vergi var mı]]></category>
		<category><![CDATA[Pay devri ve yönetim]]></category>
		<category><![CDATA[Sermaye ve pay senedi]]></category>
		<category><![CDATA[varlık barışı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=2016</guid>

					<description><![CDATA[Okurlarımızın en çok merak ettiği konulardan biri; anonim şirket mi yoksa limitet şirket mi kurmanın daha avantajlı olduğu. Gerek şirket kurarak ticari yaşama yeni girecek, gerekse öteden beri faaliyetini şahıs olarak yürüten ancak artık şirketleşmek isteyen vatandaşlarımıza yardımcı olma ümidi ile bugünkü yazımızı bu konuya ayırmak istiyoruz. Ortak sayısı Eski Ticaret Kanunu döneminde limitet şirket en az 2, anonim şirket ise en az 5 kişi ile kurulabiliyordu. Bu durum da limitet şirketi daha tercih edilir yapıyordu. Yeni TTK ile hem limitet hem de anonim şirketler tek kişi ile kurulabiliyor. Ancak limitet şirketlerde ortak sayısı 50&#8217;yi geçemiyor, anonim şirketlerde ise böyle bir sınırlama yok. Sermaye ve pay senedi Limitet şirket kurmak için asgari 10 bin TL sermaye gerekirken, anonim şirketler için bu tutar 50 bin TL. Eski TTK döneminde yalnızca anonim şirketlerde pay senedi bastırılabiliyor iken artık hem limitet hem de anonim şirketler pay senedi çıkarılabiliyor. Ancak limitet şirketlerde hamiline pay senedi çıkarma imkanı yok. Diğer taraftan belli bir ölçeğe gelen anonim şirketlerin halka açılması ve borç para bulabilmek için tahvil çıkarabilmesi mümkün; ancak limitet şirketler için böyle bir imkan söz konusu değil. Pay devri ve yönetim Limitet şirketlerde pay senedi devri için; pay devrine ilişkin yazılı sözleşmenin hazırlanması, bu sözleşmenin noterce onaylanması, pay devrinin şirket genel kurulunca tasdiki, ticaret siciline tescili, devrin şirket pay defterine kayıt edilmesi gerekmekte. Anonim şirketlerde ise sermaye payının devri daha kolay. Ortak sahip olduğu hisseyi devretmek istediğinde ana sözleşmede aksine bir hüküm yoksa hisse devri sözleşmesi ile devredebiliyor. Noter huzurunda devir de şart değil. Yönetim açısından ise; limitet şirketlerde ortaklardan en az birinin müdür olması gerekirken; anonim şirketlerde böyle bir zorunluluk bulunmuyor. SGK primleri yönünden Birçok kişi bu konudan haberdar değil ancak emekliler yönünden sermaye şirketlerine ortak olmanın bir riski var. Limitet şirket ortağı olan emeklilerin aylıklarından sosyal güvenlik destekleme primi kesintisi yapılıyor. Anonim şirkete ortak olunması durumunda ise bu kesinti yok. Bakanlık temsilcisi ve denetim Limitet şirketlerin genel kurul toplantılarında bakanlık temsilcisi bulundurma zorunluluğu bulunmuyor. Anonim şirket genel kurullarında ise alınacak kararların niteliğine göre bazı durumlarda bakanlık temsilcisi (hükümet komiseri) bulunması zorunlu. Anonim ve limitet şirketler arasındaki bir diğer farklılık ise denetim noktasında. Limitet şirketler eğer bağımsız denetim kapsamına girmiyor ise bağımsız denetime tabi değil. Anonim şirketler ise her hal ve şartta denetime tabi. Pay devirlerinde vergi var mı? Okurlarımızın en çok merak ettiği konulardan biri de bu; yani, limitet veya anonim şirket ortaklık paylarının devrinde vergi olup olmadığı hususu. Gelir Vergisi Kanunu&#8217;nun mükerrer 80. maddesine göre; iki yıldan fazla süre ile elde tutulan hisse senetlerinin elde çıkarılmasında vergi yok; ortaklık haklarının veya hisselerinin elden çıkarılması ise süre ile mukayyet olmaksızın vergiye tabi. Buna göre 2 tam yıldan uzun süre ile elde tutulan anonim şirket pay senetlerinin elden çıkarılması durumunda vergi ödenmeyeceği kesin. Ancak aynı şeyi limitet şirketler için söylemek zor. Zira her ne kadar yeni TTK&#8217;ya göre limitet şirketler de pay senedi çıkarabiliyor olsa da, bu pay senetlerinin anonim şirket hisse senetleri ile aynı hukuki yapıda olup olmadığı hususu henüz netlik kazanmadı. Bu nedenle limitet şirket ortaklık paylarının 2 yıl geçtikten sonra da elden çıkarılmasında vergi çıkabilir. Ortakların kamu borçlarından sorumluluğu Sermaye şirketlerinin 3. kişilere karşı sorumluluğu şirketin sermayesi ile sınırlı. Ancak bu durum limitet şirketlerde kamu borçları açısından geçerli değil. Limitet şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya kişisel mal varlıkları ile sorumlular. Şirkette kanuni temsilci konumunda olmayan anonim şirket ortaklarının ise kamu borçları için ilave bir sorumlulukları söz konusu değil. Sermaye borcunu ödeyen ortağın, kamu borcu dahil hiçbir borç için ek sorumluluğu bulunmuyor. Varlık barışına ilişkin hatırlatma Varlık barışından faydalanmak isteyenler için 31 Ekim 2013 tarihi son gün. Bu hafta perşembe günü sona erecek tarihi, varlık barışından faydalanmak isteyenlere tekrar hatırlatmakta fayda var. Bildirilen veya beyan edilen varlıkların ekim ayında getirilmesi zorunlu değil, kasım ayı sonuna kadar Türkiye&#8217;ye getirilmesi ya da banka veya aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmesi gerekir. İSMAİL KÖKBULUT / BUGÜN]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>10 Soruda Ödeme Kaydedici Cihaz Kullanımı</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/10-soruda-odeme-kaydedici-cihaz-kullanimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Oct 2013 13:48:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı ödeme kaydedici cihaz]]></category>
		<category><![CDATA[akıllı yazar kasa]]></category>
		<category><![CDATA[ödeme kaydedici cihaz]]></category>
		<category><![CDATA[ökc]]></category>
		<category><![CDATA[yazar kasa]]></category>
		<category><![CDATA[yazar kasa kullanımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=2011</guid>

					<description><![CDATA[Ödeme kaydedici cihazı kimler kullanacaktır? Satışı yapılan malları aynen veya işlendikten sonra satışını yapanlar dışındaki kimselere satan veya aynı kimselere hizmet veren yani perakende satış yapan birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, ödeme kaydedici cihaz kullanmak mecburiyetindedirler. Ödeme kaydedici cihaz kullanma mecburiyeti için süre var mıdır? Yeni işe başlayan ve sonradan mecburiyet kapsamına giren mükelleflerin ödeme kaydedici cihazları kullanma mecburiyetleri işe başlama ve mecburiyet kapsamına girme tarihinden itibaren 30 gündür. Bu süre, kalkınmada birinci ve ikinci derecede öncelikli yörelerdeki faaliyetleri ile ilgili olarak 60 gün olarak belirlenmiştir. İsteğe bağlı olarak ödeme kaydedici cihaz alan mükelleflerin bu cihazları kullanma mecburiyetleri cihazları aldıkları tarihten itibaren 30 gün içinde başlamaktadır. Ödeme kaydedici cihaz kullanmak suretiyle verilen satış fişlerinde bulunması gereken bilgiler nelerdir? Satış fişlerinde; satış fişini veren kişi veya kuruluşun adı ve soyadı veya unvanının, adresinin, bağlı bulunduğu vergi dairesi ve hesap numarasının, satılan malların cinsi ve bedellerinin, vergili olup olmadıklarının ve bunlara ait toplamların, müteselsil fiş numarasının, işlem tarihinin, cihazın onaylandığını gösterir sembolün ve cihaz sicil numarasının gösterilmesi gerekir. Ödeme kaydedici cihaz fişini yanlış düzenledim ne yapmam gerekir? Yanlış kesilen fişin aslı alınıp iptal edildikten sonra doğru bedelli yeni fiş düzenlenir. Ayrıca ilgili vergi dairesine konu hakkında dilekçe ile bilgi verilir. Yanlış kesilen fiş gerektiğinde ibraz edilmek üzere muhafaza edilir. Ödeme kaydedici cihaz levhası / ruhsatı kaybedildiğinde yapılması gereken işlemler nelerdir? Ödeme kaydedici cihaz levhasını kaybeden mükellefler bağlı oldukları vergi dairesine müracaat ederek yenisini almak, Ruhsatını kaybedenler ise yetkili ödeme kaydedici cihaz firmasına müracaat ederek yenisini çıkartmak zorundadırlar. Ödeme kaydedici cihaz arızalandığında yapılacak işlemler ve kullanılacak belgeler nelerdir? Kullanmakta oldukları ödeme kaydedici cihazları arızalanan mükellefler en geç arızanın meydana geldiği günü takip eden günün sonuna kadar yetkili bakım ve onarım servislerine başvuruda bulunarak cihazlarının onarımını yaptıracaklardır. Mükellefler cihazlarının arızalı olduğu günlerde yapacakları satışlarını Vergi Usul Kanununa göre düzenleyecekleri fatura veya perakende satış fişleri ile belgelendireceklerdir. İşletmesini kapatan mükelleflerin ödeme kaydedici cihazlarla ilgili olarak yapacakları işlemler nelerdir? İşletmesini kapatan ve perakende ticaretle uğraşmayan mükellefler; işi bırakma tarihinden itibaren 30 gün içerisinde ödeme kaydedici cihazların bakım ve onarımına yetkili servislere başvuruda bulunarak cihaz hafızasında kayıtlı bilgileri tespit ettirip cihazlarını çalışamaz (gayri faal) hale getirteceklerdir. Servis tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren 30 gün içerisinde servis tutanağı, mali hafıza raporu ve ödeme kaydedici cihaz levhası ile birlikte ilgili vergi dairesine müracaat edilerek cihazın kaydı sildirilecektir. Kullanılmış cihazların satışında ne yapılması gerekir? Kullandıkları cihazları satmak isteyen mükellefler yetkili servise başvuruda bulunarak cihaz hafızasında kayıtlı bilgileri tespit ettirecekler, servis cihaz bünyesindeki eski mali hafızayı söküp, cihazla aynı numaraya sahip yeni bir mali hafıza takacaktır. Satıcı, alıcıdan vergi dairesi izin yazısını almak ve bunu düzenleyeceği faturaya kaydetmek suretiyle cihazı fatura, ruhsatname ve kullanma kılavuzu ile birlikte alıcıya teslim etmek suretiyle satış işlemini gerçekleştirecektir. Satıcı, satış tarihinden itibaren 15 gün içerisinde, mali hafıza raporu, servis tutanağı ve ödeme kaydedici cihaz levhası ile birlikte bağlı olduğu vergi dairesine müracaat ederek cihazın kaydını sildirecektir. Kapatılan bir işyerine ait ödeme kaydedici cihazın satın alınması halinde ne yapılmalıdır? Kullanılmış ödeme kaydedici cihaz alan mükellefler, alış faturasının düzenlendiği tarihten (fatura tarihi dahil) itibaren 15 gün içerisinde; fatura, fiş örneği, ruhsatnamenin cihaza ve mükellefe ait bilgilerin bulunduğu sayfalarının fotokopileri ve yetkili servis tutanağı ile birlikte bağlı oldukları vergi dairesine müracaat ederek cihazlarının kaydını yaptıracak ve ödeme kaydedici cihazlara ait levhayı alacaklardır. “Z” raporu nedir ? Satış yapılmayan günlerde “Z” raporu alınacak mı ? “Z” raporları günlük kapanış raporu olup, günlük hafızayı sıfırlamakta ve toplam bilgileri mali hafızaya yüklemektedir. ”Z” raporlarının günde bir defa (çalışma saati sonu itibariyle) ve gece saat 24:00’e kadar alınması esas olup, gece saat 24:00’den sonra bir süre daha faaliyetine devam eden mükellefler günlük olarak almak zorunda oldukları “Z” raporlarını, faaliyetlerinin bitiş saatinde alacaklardır. Gece 24:00’den sonra alınan “Z” raporu üzerinde yazılı hasılat cihazın kullanılmaya başlandığı günün hasılatı olarak değerlendirilir. İş yerinin kapalı olduğu veya cihaz kullanmayı gerektiren bir satış olmadığı günlerde “Z” raporu alma zorunluluğu bulunmamaktadır.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hesap işletim Ücreti iadesi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/hesap-isletim-ucreti-iadesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Oct 2013 20:56:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[292 nolu hakem heyeti kararı]]></category>
		<category><![CDATA[31.10.2011 tarih 292 nolu karar]]></category>
		<category><![CDATA[gemlik hakem heyeti]]></category>
		<category><![CDATA[gemlik tüketici sorunları ilçe hakem heyeti]]></category>
		<category><![CDATA[hakem heyeti kararları]]></category>
		<category><![CDATA[hesap işletim ücreti iadesi]]></category>
		<category><![CDATA[hesap işletim ücreti iadesinin kararı]]></category>
		<category><![CDATA[hesap işletim ücretine itiraz]]></category>
		<category><![CDATA[hesap işletim ücretleri]]></category>
		<category><![CDATA[hesap işletim ücretleri iadesi]]></category>
		<category><![CDATA[hesapişletim ücretinin iadesi]]></category>
		<category><![CDATA[iade]]></category>
		<category><![CDATA[işletim ücreti iadesi]]></category>
		<category><![CDATA[yapı kredi bankası hesap işletim ücreti]]></category>
		<category><![CDATA[yapı kredi bankası işletim ücretinin iadesi]]></category>
		<category><![CDATA[yapı kredi hesap işletim ücreti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1227</guid>

					<description><![CDATA[Bankaların vadesiz hesaplardan haksız yere kestikleri Hesap işletim ücretlerinin iadesiyle ilgili Hakem Heyeti tarafından bizzat tarafıma verilmiş gerekçeli karar. Ayrıca eklemek istiyorum bu karar 2008 yılından bu yana kesilen bütün hesap işletim ücretlerin iadesi hakkında verilmiş karardır. Başvuru dilekçesini okuduktan sonra sizde göreceksiniz. İşin ilginç tarafı ; Bu karar haziran 2011 e kadar olan hesap işletim ücretleri ile verilmiş karardır. Ama ilgili bankaya  Aralık 2011 döneminde kestikleri hesap işletim ücreti içinde dilekçe ile talep ettiğimde  yeni karar almanız gerekmektedir cevabıyla karşılaşmak ise işin trajı komik tarafı olsa gerek. Neyse sorun yok 6 ayda bir hakem heyeti kararı alırız bizde :) Banka ile Aralık 2011 döneminde kestikleri hesap işletim ücreti için gönderdiiğim dilekçeye istinaden  telefon ile aradılar. Memur hanım;  Buyrun bu dönem kesileni ben iade yapayım ancak musait zamanda gelin ve bu durumu otomatik ortadan kalkması için varsayılan kampanyalarımıza dahil edelim ve hiç kesilmesin dendi. Dedikki eyvallah tamam geleyim. gitmeden hesabımı kontrol ettim iade görünmüyor. Bankaya beni arayan mamurun yanına gittim görüştük. Durumu izah ettim ve dedim ki son dönem için telefonda söylemenize rağmen iadede yapmamışsınız. Memurun verdiği cevap ise şu; yeni kesilen hesap işletim ücretleri için yeni karar almanız gerekiyor. Bizde bu işin mantığını anlamıyoruz ama yapacak bişey yok malesef dedi. Merkez bu şekilde uygulamamızı söylüyor bizde uyguluyoruz dedi. Dedim o zaman kampanya vs paketlerini boşverin ben 6 ayda size bir karar getiririm dedim ve çıktım gittim. Banka memuruna kabahat bulmamak lazım oda işini yapıyor, söyleneni yapıyor. Ancak bankanın bu kararı ise bu ancak türkiyede olur mantığını akla getiriyor. Keşke Bu ancak Türkiyede olur cümlesini birazda vatandaş lehine kullanabilse; Arkadaşlar sizde aynı konudan muzdarib iseniz lütfen kayıtsız kalmayın. Şimdiye kadar kesilmiş bütün hesap işletim ücretlerini iade almanız mümkündür. Başvuru dilekçesinide ekliyorum. Başvurmak isteyenler ilgili yerleri kendilerine göre düzenleyip bulundukları ilçedeki hakem heyetlerine başvurabilirler. Başvuru Dilekçesi http://www.gemlikmuhasebe.com/dosyalar/hesap-isletim-ucreti/hesap-isletim-ucret-iadesi-basvuru-dilekcesi.doc &#160; Diğer emsal Kararlar http://www.gemlikmuhasebe.com/dosyalar/hesap-isletim-ucreti/fatih-kaymakamligi-hkm-hyt-karari.jpg http://www.gemlikmuhasebe.com/dosyalar/hesap-isletim-ucreti/Ankara-6.Tuketici-Mahkemesi-gerekceli-karari.doc &#160; TC Kocaeli 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin, Bankanın yaptığı itirazın red Kararı; http://www.gemlikmuhasebe.com/dosyalar/hesap-isletim-ucreti/BankaUcreti-Mahkeme-Karari.jpg Bütün ekleri başvuru dilekçenize iliştiriniz. &#160; Dosyaları toplu halde indirmek için aşğıdaki linki kullanabilirsiniz  ; http://www.gemlikmuhasebe.com/dosyalar/hesap-isletim-ucreti/hesapiletimcretiiadesibavuruevraklari.rar &#160; Saygılarımla ibrahim Altınay &#160;]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Staja Başlama Finansal Muhasebe soru çözümü 2013</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/staja-baslama-finansal-muhasebe-soru-cozumu-2013/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Oct 2013 20:20:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makale Arşivi]]></category>
		<category><![CDATA[2013 muhasebe staj başlatma]]></category>
		<category><![CDATA[finansal muhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[finansal muhasebe çıkmış sorular]]></category>
		<category><![CDATA[muhasebe staj başlatma]]></category>
		<category><![CDATA[staj başlatma]]></category>
		<category><![CDATA[staj başlatma soru cevap]]></category>
		<category><![CDATA[staja başlama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1959</guid>

					<description><![CDATA[Muhasebeci olmaya karar verip staja başlayacak olan arkadaşlar için Finansal Muhasebe dersi ile ilgili soru ve cevap çözümlerinin olduğu faydalı br video..]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vefat eden çocuğundan anneye aylık verilir</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/vefat-eden-cocugundan-anneye-aylik-verilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Oct 2013 19:49:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ali TEZEL]]></category>
		<category><![CDATA[ali tezel]]></category>
		<category><![CDATA[anne babaya maaş]]></category>
		<category><![CDATA[maaş bağlama]]></category>
		<category><![CDATA[sgk maaş bağlama]]></category>
		<category><![CDATA[vefat eden çocuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1803</guid>

					<description><![CDATA[İster evli olsun ister bekar yasal şartları oluşmuşsa çocuğundan anne veya babaya veyahutta her ikisine SGK tarafından aylık bağlanır…   Sayın Tezel, ağabeyimi 6 yıl önce çok erken yaşta 49 yaşında aniden kanser dolayısıyla kaybettik. Etrafımdan duyduğuma göre ölen yakınlarımızla ilgili SGK’dan sigorta prim çeki alabilirmişiz. Ağabeyim henüz emekli olmamıştı. Evli olmadığı için bu hak annem veya bana verilir mi. Ayrıca nereye başvurmam gerekir ve nasıl bir yol izlemem gerekir. Bana yardımcı olursanız çok sevinirim. Ayşe Mehtap Altuğ   Sayın okurum, yasal şartların oluşması kaydıyla vefat eden evledı üzerinden ana-babaya veya sadece birisine SGK tarafından ölüm aylığı bağlanır. Kardeşlere ise bağlanma şansı hiç yoktur. Bu sebeple kardeşi olarak siz alamazsınız ama anneniz alabilir.   ***ABİNİZİN SİGORTALILIK SÜRESİ VE GÜNÜ DE ÖNEMLİ Aşağıda, ana-babaya vefat eden evladından aylık bağlanması şartlarını yazdık ama bundan önce abinizin de sigortalılık şartları önemlidir. Abinizin vefatı öncesinde SSK’da en az 1800 günü varsa veya 1800 günü yok ama en beş yıllık sigortalılık süresi ve bu süre içinde 900 günü varsa ana-babaya aylık bağlanma şartlarına geçilir. Bu arada gerek 900 gerek 5 yıl ve gerekse de 1800 günü tamamlamak için abiniz askerlik yapmışsa askerlik borçlanması yapılabilir.     ***ANA-BABAYA AYLIK ŞARTLARI Ölüm olayı, 1.10.2008 gününden sonra gerçeklemiş olanların ana-babalarına aylık bağlanması; 5510 sayılı Kanun’un mevcut 34. maddesine göre; “…d) Hak sahibi eş ve çocuklardan artan hisse bulunması halinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ana ve babaya toplam % 25&#8217;i oranında; ana ve babanın 65 yaşın üstünde olması halinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam % 25&#8217;i, oranında aylık bağlanır…”   Ölüm olayı, 1.10.2008 gününden önce gerçeklemiş olanların ana-babalarına aylık bağlanması; 506 sayılı Kanun’un 69. maddesine göre; “Madde 69 &#8211; Sigortalının ölümü tarihinde eşine ve çocuklarına bağlanması gereken aylıkların toplamı, sigortalıya ait aylıktan aşağı olursa, artanı, eşit hisseler halinde, sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi çalışmayan veya 2022 sayılı Kanuna göre bağlanan aylık hariç olmak üzere buralardan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almayan ana ve babasına aylık olarak verilir. Ancak, bunların her birinin hissesi sigortalıya ait aylığın %25&#8217;ini geçemez.”   Sizin abiniz bundan 6 yıl önce vefat ettiğinden, eski yasa olan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 69. maddesine göre inceleme yapılacak ve inceleme sonrasında annenize aylık bağlanacaktır. Prim affı kanununu bekleyin   Gazetenizin müdavimiyim ve köşenizi ilgi ile takip etmekteyim . Benim bir problemim var cevaplarsanız memnun olurum. Problemim şu; Eşimle birlikte sahip olduğumuz bir ltd. şirketimiz vardı. Bu şirket yeni TTK ya göre 12. 08. 2013 tarihinde ticaret sicil memurluğunca kanuna uygun şartlara haiz şartları içermediği için kapatıldı. Şirket kuruluşu 1994 yılı eşimin şirket ortağı olma senesi  ise 1996 yılıdır. O yıllarda limited şirket gayri faal ortaklarının sigortalanma şartı olmadığından gerekli işlemler yapılmadığından Bağ-Kur’lu yapılmadı. Neticede, SGK  eşimi 5510 sayılı SGK kanununa göre 01.10.2008 tarihinden  12.08.2013 tarihleri arasında sigortalı olması gerektiğini bildirerek 15.769.- lira asıl, 4459.-lira gecikme zammı olmak üzere borçlandırdığını bildirdi. Eşim 11.04.1956 doğumlu. Dolayısıyla emekliliğe hak kazanabilmesi için 25 yıl çalışabilmesi mümkün değil. Bu durumda biz bu primi boşa yatırmış olacağız gibi gözükmektedir. Bize ne gibi bir yol önerirsiniz. Mustafa Çiftçioğlu   Sayın okurum, her zaman limited şirket ortaklarının Bağ-Kur’lu olma zorunluluğu vardı ve bu kişinin isteğine de bağlı değildi. Sadece birkaç kez Kanun çıkarılıp, bu güne kadar Bağ-Kur’lu olması gerektiği halde kayıt edilmeyenler için aflar getirildi. Bu sebeple de eşiniz son af tarihi olan 1.10.2008 gününden sonrası için zorunlu Bağ-Kur’lu yapılmış. Bana tavsiye de bulun diyorsanız ekonomik durumunuz iyi ise prim ödemeye (isteğe bağlı olarak) devam edin ve 15 yılı tamamlayınca eşiniz emekli olsun. Alacağı aylık da aylık Bağ-Kur primi kadar olacaktır. Yani ayda 1000 lira prim öderseniz 1000 lira aylığı olur, farklı rakamlardan öderseniz ortalamasına göre aylık alır. Ancak, eşiniz 11.04.1956 doğumlu olduğundan 60 yaşında ödediği primleri toptan ödeme olarak alma hakkına da sahip. Borçlar konusunda da af kanunu beklemenizi tavsiye ederim. &#160; 10.10.2013]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SGK’dan ekstradan 4 bin TL prim fazlası almak için önemli tüyolar</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/sgkdan-ekstradan-4-bin-tl-prim-fazlasi-almak-icin-onemli-tuyolar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Oct 2013 12:36:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[1 ekim 2008]]></category>
		<category><![CDATA[2008/14173 sayılı]]></category>
		<category><![CDATA[4/b sigortalılar]]></category>
		<category><![CDATA[bağkur kısa vadeli]]></category>
		<category><![CDATA[bağkur primleri]]></category>
		<category><![CDATA[sgk kısa vadeli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1792</guid>

					<description><![CDATA[SGK, 1 Ekim 2008’den sonra bütün 4/b (Bağ-Kur) sigortalılarının kısa vadeli sigorta kolları prim oranını, en üst seviye olan yüzde 6,5 oranında belirlemişti. Halbuki, 1 Ekim 2008 tarihi ile 19.01.2013 tarihi arasında 4/b sigortalılarının tabi oldukları kısa vadeli sigorta kolları prim oranı, iş kolu ve yapılan işin tehlike sınıf ve derecelerine göre değişmekte, yüzde 1 ila 6,5 arasında olmak üzere değişmekteydi. 4/b sigortalısı olan bir kişinin Sigortalı Hizmet Döküm Cetveli’nin “Diğer Bilgiler” başlıklı panelinde “5510 Aylık Oranı” kısmı bulunmaktadır. İşte bu kısmın karşılığında yer alan yüzde 32,5’in üzerindeki her oran kısa vadeli sigorta kolları prim oranıdır. Örnek olarak, tarımda kendi nam ve hesabına çalışanların ödeyeceği kısa vadeli sigorta kolları prim oranı yüzde 1, peynir imalatçıları ve kahvehaneciler yüzde 1, kasaplık ve madencilik yüzde 6, balıkçılık yüzde 3, bina inşaatı yüzde 3 olarak belirlenmiştir.  Şimdi, bir örnekle, kısa vadeli sigorta kolları prim oranının 4/b sigortalısı bir kişinin ödeyeceği prim oranını nasıl etkilediğini açıklamaya çalışalım. Meselâ; Bay A, 03.01.2013 tarihinde metal döküm işyeri açarak vergi mükellefi olmuştur. Kazancını asgarî ücretten beyan ederek, primlerini asgariden yatırmak istemiştir. SGK, bu kişinin 5510 sayılı yasa kapsamındaki 4/b sigortalılık tescilini 03.01.2013 tarihi itibariyle yapmıştır. Bay A’nın kısa vadeli sigorta prim oranları dikkate alınmadan ödeyeceği prim oranı şu şekilde hesaplanmaktadır. 01.01.2013-30.06.2013 tarihleri arasındaki brüt asgarî ücret tutarı; 978,60 TL’dir. Bir günlük asgarî ücret tutarı, 32,62 TL’dir. Bu durumda kısa vadeli sigorta prim oranı dikkate alınmadan Bay A’nın ödeyeceği prim oranı; 32,62 TL X 30 gün X yüzde 32,5 = 318,04 TL çıkmaktadır. Bay A’nın ödeyeceği kısa vadeli prim oranına mesleği olan metal dökümüne göre nace kodundan baktığımızda, yüzde 3 olarak görmekteyiz. Bu durumda kısa vadeli sigorta kolları prim oranı da ilâve edildiğinde Bay A’nın ödeyeceği toplam prim oranı; yüzde 35,5 yapmaktadır. Bunun rakamsal ifadesi ise; 32,62 TL X 30 gün X yüzde 35,5 = 347,40 TL olmaktadır. Görüldüğü üzere, kısa vadeli sigorta kolları prim oranı Bay A’nın ödeyeceği prim tutarını 29,36 oranında arttırmaktadır.  Bu durumda, 4/b sigortalıları tarafından yapılacak olan pratik yol şudur. Öncelikle, 29.09.2008 tarihli ve 27012 ikinci mükerrer sayılı Resmî Gazetede yer alan 2008/14173 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla belirlenen Kısa Vadeli Sigorta Kolları Prim Tarifesine baksınlar. Bu prim tarifesine göre, tabi oldukları kısa vadeli sigorta kolları prim oranlarını öğrensinler. Ardından, 1 Ekim 2008 tarihi ile 19.01.2013 tarihi arasında kendilerine uygulanan, kısa vadeli sigorta kolları prim oranını öğrensinler. Eğer, SGK’nın uyguladığı kısa vadeli sigorta kolları prim oranı, 29.09.2008 tarihli ve 27012 ikinci mükerrer sayılı Resmî Gazetede yer alan 2008/14173 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla belirlenen Kısa Vadeli Sigorta Kolları Prim Tarifesine göre kendilerine uygulanması gereken prim oranından daha yüksekse, aradaki farkı SGK’dan yazılı olarak istediklerinde geri alabilmektedirler. 1 Ekim 2008 tarihi ile 19.01.2013 tarihi arasında, 4 yıl 5 ay gibi bir zaman dilimi (yaklaşık 53 ay) bulunmaktadır. Bir aylık en düşük farkın yaklaşık 30,00 TL olduğu düşünüldüğünde, yaklaşık 2000 TL gibi bir fark, 4/b sigortalısının hesap ekstrasında fazla ödeme olarak gözükmektedir. Bu sebeple, SGK’nın 4/b sigortalılarından habersiz bir şekilde uyguladığı ve sigortalıların dezavantajına olan bu uygulamadan bir an önce 4/b sigortalılarının haberdar olmasını ve 3000 TL ile 4000 TL arasındaki bir fazla ödemeyi SGK’dan geri almalarını önemle tavsiye ediyoruz. AHMET ARICAN / YENİ ASYA kaynak: muhasebenet.net]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Matbu Dilekçeler</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/matbu-dilekceler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Oct 2013 12:40:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YMM-SMMM-SM-Stajerler]]></category>
		<category><![CDATA[matbu dilekçeler]]></category>
		<category><![CDATA[sm evraklar]]></category>
		<category><![CDATA[smmm]]></category>
		<category><![CDATA[smmm evraklar]]></category>
		<category><![CDATA[smmm staj başlatma]]></category>
		<category><![CDATA[staj başlatma]]></category>
		<category><![CDATA[stajerler için matbu evraklar]]></category>
		<category><![CDATA[tesmer matbu evraklar]]></category>
		<category><![CDATA[ymm evraklar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1777</guid>

					<description><![CDATA[Matbu Dilekçeler Adli Sicil Dilekçesi .pdf A-B-C Grubu Sınav Başvuru Dilekçesi .pdf Adli Sicil Dilekçesi .pdf SMMM Sınav Başvuru Dilekçesi .pdf Adli Sicil Dilekçesi .pdf SMMM Sınav İtiraz Dilekçesi  .zip   word YMM Sınav Başvuru Dilekçesi .pdf YMM Sınav İtiraz Dilekçesi .pdf Oda Giriş Ücreti ve Maktu Aidatın Tam Ödendiğine Dair Belge .pdf Adli Sicil Dilekçesi .pdf Askerlikle ilgili Dilekçe .pdf SM stajyerler için; Staj Onay Belgesi pdf Tek Kişi Staj Belgesi pdf Stajyer Değerlendirme Formu pdf Stajyer Hakkında Bilgi Alınacak Kişiler Formu pdf Meslek Mensubu Değişikliği Dilekçesi .pdf Odalar Arası Nakil Talep Dilekçesi .pdf Askerlik Tecil Dilekçesi .pdf Evrak Teslim Dilekçesi .pdf İşyeri Değişikliği Dilekçesi .pdf Staja Başlama Dilekçesi .pdf Taahhütname Dilekçesi .pdf Adli Sicil Dilekçesi .pdf Stajyer Değerlendirme Formu (Tezkiye) Teslim Dilekçesi .pdf SMMM stajyerler için; Meslek Mensubu Değişikliği Dilekçesi .pdf Odalar Arası Nakil Talep Dilekçesi .pdf Staj Onay Belgesi .pdf Tek Kişi Staj Belgesi .pdf Stajyer Değerlendirme Formu .pdf Stajyer Hakkında Bilgi Alınacak Kişiler Formu .pdf Askerlik Tecil Dilekçesi .pdf Evrak Teslim Dilekçesi .pdf İşyeri Değişikliği Dilekçesi .pdf Staja Başlama Dilekçesi .pdf Taahhütname Dilekçesi .pdf Adli Sicil Dilekçesi .pdf Stajyer Değerlendirme Formu (Tezkiye) Teslim Dilekçesi .pdf]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnternette yeni dönem yarın başlıyor!</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/internette-yeni-donem-yarin-basliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Oct 2013 14:50:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şirketler Muhasebesi]]></category>
		<category><![CDATA[internet sitesi açma zorunluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[internet sitesi zorunluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[internet sitesinde olması gerekenler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1773</guid>

					<description><![CDATA[Gümrük ve Ticaret Bakanlığı&#8217;nın bağımsız denetime tabi şirketlere yönelik internet sitesi açma zorunluluğu, 1 Ekim&#8217;de başlıyor. Yeni Türk Ticaret Kanunundaki düzenlemeler ile ticaret hayatına ilişkin bir dizi yeniliğe imza atan Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, bu kapsamda bir yeniliği daha hayata geçiriyor. Bakanlığın 1 Temmuz&#8217;da yürürlüğe giren Sermaye Şirketlerinin Açacakları İnternet Sitelerine Dair Yönetmeliği&#8217;ne göre, bağımsız denetime tabi şirketlerin internet sitesi açma zorunluluğu yarından itibaren başlayacak. Yönetmelik, 1 Temmuz&#8217;dan sonra kurulan bağımsız denetime tabi şirketlerin, ticaret siciline tescil edildiği tarihten itibaren 3 ay içinde internet sitesi açmaları zorunluluğu getiriyordu. Zorunluluk kapsamına giren ve halihazırda internet sitesi olan şirketler ise belirlenen kurallara göre sitelerini güncelleyecek. Şirketler, bu kapsamda internet sitelerinin bir bölümünü kanunen yapılması gereken ilanların yayımlanması için uyarlayacak. Şirketler, söz konusu internet sitesi yükümlülüğünü doğrudan kendileri yerine getirebileceği gibi Merkezi Veri Tabanı Hizmet Sağlayıcısı (MTHS) adı verilen özel hukuk tüzel kişilerinden de destek alabilecek. Oluşturulan internet sitesi, şirketlerin MERSİS numarası altında tescil edilecek. SİTEDE NELER OLACAK? İnternet sitesinin açılması ile birlikte siteye konacak bilgiler arasında, şirketin MERSİS numarası, merkezi, taahhüt edilen ve ödenen sermaye miktarı ile anonim şirketlerde yönetim kurulu başkan ve üyelerinin, limited şirketlerde müdürlerin, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde ise yöneticilerin isimleri yer alıyor. Ayrıca, şirketin son 3 yılın finansal tabloları ile yıllık faaliyet raporları, gereğinde ara bilançoları ortakların incelemesine sunulmak üzere genel kurul kararından önceki 30 gün içinde internet sitesinde yer alacak. Öte yandan, şirkete fesih davası açılmış ise davanın açıldığı hususu, sicil gazetesinde yayımlandığı tarihten itibaren en geç 5 gün içinde internet sitesine konacak. BİLGİLER ARŞİVLENECEK İnternet sitesinde yayımlanan içerik, ilgili mevzuatta daha uzun bir süre öngörülmedikçe internet sitesindeki yayımının son bulduğu tarihten itibaren 5 yıl süre ile elektronik olarak arşivlenecek. İnternet sitesinde yer alacak içeriğin arşivlenmesinde güvenli elektronik imza ve zaman damgası kullanılacak, içeriğin MERSİS veya diğer veri tabanlarına bir MTHS aracılığıyla aktarılması bakanlık tarafından zorunlu kılınmışsa bu içerik belirlenen format ve standartlara uygun olarak ilgili veri tabanına aktarılabilecek. KAPSAM DIŞINDAKİ ŞİRKETLER Öte yandan, 21 Eylül&#8217;deki Resmi Gazete&#8217;de yayımlanarak yürürlüğe giren değişiklikle, doğrudan bağımsız denetim kapsamında olmayan sermaye şirketlerine internet sitesi yükümlülüğü kaldırıldı.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>e defter nedir ? e fatura nedir ? Nasıl uygulanır ? Tebliğleri ve Sık Sorulan sorular</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/e-defter-nedir-nasil-uygulanir-tebligleri-ve-sik-sorulan-sorular/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 Sep 2013 21:21:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[e defter]]></category>
		<category><![CDATA[e defter ve e fatura]]></category>
		<category><![CDATA[e fatura]]></category>
		<category><![CDATA[elektronik defter]]></category>
		<category><![CDATA[elektronik defter uygulaması]]></category>
		<category><![CDATA[elektronik fatura]]></category>
		<category><![CDATA[elektronik fatura uygulaması]]></category>
		<category><![CDATA[mali mühür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1750</guid>

					<description><![CDATA[ Sık Sorulan Sorular e-defter uygulaması  uyumlu program listesi için Tıklayın &#160; e-fatura uygulaması için 397 sıra nolu VUK Genel Tebliği &#160; Elektronik defter Genel Tebliği &#160; e-Defter ve e- fatura zorunluluğu 421 sıra nolu VUK Genel Tebliği &#160; Mali Mühür Başvuru sürecini öğrenmek için tıklayın   1. e-Defter nedir? Şekil hükümlerinden bağımsız olarak Vergi Usul Kanununa ve/veya Türk Ticaret Kanununa göre tutulması zorunlu olan defterlerde yer alması gereken bilgileri kapsayan elektronik kayıtlar bütünüdür. 2. Hangi defterler e-defter olarak tutulabilir? Bu sitede format ve standartları duyurulan defterler e-defter olarak tutulabilir. Bugün itibariyle Yevmiye defteri ve büyük defterin format ve standardı duyurulmuştur. 3. e-Defter uygulamasından kimler yararlanabilir? 1 Sıra No.lu Elektronik Defter Genel Tebliği’nde yer alan şartları taşıyan gerçek ve tüzel kişiler e-defter tutabilir. 4. Anonim ve limited şirketlerin e-defter tutabilmesinin şartları nelerdir? e-Fatura Uygulamasından yararlanma iznine sahip, Mali mührünü temin etmiş, e-Defter tutma, kaydetme, onaylama, saklama ve ibrazında kullanılacak yazılımın uyumluluk onayı almış bir yazılıma sahip olan anonim ve limited şirketler, yapacakları başvurunun kabul edilmesi halinde e-defter tutma hakkına sahip olacaklardır. 5. Gerçek kişilerin e-defter tutabilmesinin şartları nelerdir? 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu çerçevesinde güvenli elektronik imza temin etmiş, e-Defter tutma, kaydetme, onaylama, saklama ve ibrazında kullanılacak yazılımın uyumluluk onayı almış bir yazılıma sahip olan gerçek kişiler, yapacakları başvurunun kabul edilmesi halinde e-defter tutma hakkına sahip olacaklardır. 6. e-Defteri nasıl oluşturabilirim? e-Defter, Başkanlıkça açıklanan format ve standartlara uygun üretilmiş ve uyumluluk testini geçerek www.edefter.gov.tr adresinden ilan edilen yazılımlar aracılığı ile oluşturulur. 7. e-Defter beratı nedir? Tebliğde yer alan usul ve esaslar çerçevesinde, elektronik ortamda oluşturulan defterlere ilişkin olarak, Başkanlık tarafından belirlenen standartlara uygun bilgileri içeren ve Başkanlık Mali Mühürü ile onaylanmış elektronik dosyadır. 8. Hem kağıt ortamında hem de e-defter düzenlemek mümkün mü? Hem kağıt ortamında hem de elektronik defterin bir arada tutulması mümkün değildir. 9. e-Defter açılış ve kapanış onayları ne zaman yapılır? Hesap döneminin ilk ayına ilişkin olarak alınan elektronik defter beratı açılış, hesap döneminin son ayına ilişkin olarak alınan elektronik defter beratı da kapanış onayını ifade eder. 10. e-Defter yazılımlarının uyumluluğu ne demektir? Uyumluluk, e-defter tutmada kullanılan yazılımların, www.edefter.gov.tr adresinde yayınlanan kılavuzlarda belirtilen format, standartlar ve diğer teknik hususları sağlamasını ifade eder. Bir yazılımın uyumlu yazılım olması için Başkanlıkça yapılacak testleri başarı ile geçmesi gerekmektedir. 11. Başkanlık tarafından ilan edilen yazılımların dışında başka bir program kullanarak e-defter tutabilir miyim? Başkanlıkça test edilerek izin verilen yazılımların dışında başka bir yazılımla e-defter tutulması mümkün değildir. 12. e-Defter yazılımını kendim oluşturabilir miyim? Kendi yazılımını geliştiren mükellefler uyumluluk testlerini başarı ile tamamlamaları halinde bu yazılım aracılığı ile e-defter tutabilecektir. 13. e-Defterin ve e-defter beratının saklanması ve ibrazı ne şekilde olmalıdır? e-Defter ve e-defter beratının elektronik, manyetik, optik araçlarla saklanması ve ibraz edilmesi gerekmektedir. Defter ve beratının kağıda bastırılarak saklanması söz konusu değildir. e-Defter ibraz edilirken mutlaka beratı ile birlikte elektronik, manyetik veya optik araçlar vasıtasıyla eksiksiz ve okunabilir biçimde ibraz edilmelidir. 14. Anonim ve limited şirketlerin e-Defter tutabilmesi için tüm faturalarını e-fatura olarak düzenlemek zorunda mıdır? e-Fatura Uygulamasından yararlanma hakkı bulunan mükellefler, genel hükümler çerçevesinde kağıt fatura düzenleyebilecekleri gibi 397 sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde belli edilen şartlar çerçevesinde e-Fatura da düzenleyebilirler. Bu bakımdan e-Fatura Uygulaması kağıt fatura düzenleme yanında mükelleflerin kullanabilecekleri alternatif bir yöntemdir. Ancak müşterinin talep etmesi durumunda ise genel hükümler çerçevesinde sadece kağıt fatura verilmesi zorunludur. Bunun yanında, aynı mal veya hizmet satışı işleminde hem kağıt faturanın hem de elektronik faturanın bir arada düzenlenmesi mümkün değildir. 15. e-Defter Beratı oluşturma sürecinde muhasebe kayıtlarım da Gelir İdaresi Başkanlığına aktarılacak mı? e-Defter muhasebe kayıtları Gelir İdaresi Başkanlığına aktarılmayacaktır. Tebliğ kapsamında elektronik imzalı veya mali mühürlü olarak e-Defter Beratı ile birlikte mükellef nezdinde saklanacaktır. &#160; e fatura ve e defter konusundaki uygulamalar Türmob&#8217;un e fatura ve e defter konusunda hazırlamış olduğu 11.07.2013 tarihli özel sirkülerine ulaşmak için aşağıdaki linkten dosyayı bilgisayarınıza indirebilirsiniz. Dosyayı indirmek için buraya tıklayın &#160; Yine KPMG İş ve Yönetim Danışmanlığı A.Ş. nin hazırlamış olduğu e fatura uygulamasına yönelikçalışmasına ulaşmak ve bilgisayarınıza indiremek için aşağıdaki linki tıklayınız Dosyayı indirmek için burayı tıklayın]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Geçici Vergi dönemi ve ödemelerinde değişiklik</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/gecici-vergi-donemi-ve-odemelerinde-degisiklik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Sep 2013 18:45:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[Veysi SEVİĞ]]></category>
		<category><![CDATA[3.dönem geçici vergi]]></category>
		<category><![CDATA[geçici]]></category>
		<category><![CDATA[geçici vergi]]></category>
		<category><![CDATA[geçici vergi 3.dönem iptal]]></category>
		<category><![CDATA[geçici vergi dönemleri]]></category>
		<category><![CDATA[gelir geçici vergi]]></category>
		<category><![CDATA[gelir vergisi]]></category>
		<category><![CDATA[kurum geçici vergi]]></category>
		<category><![CDATA[vergi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1742</guid>

					<description><![CDATA[Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘Gelir Vergisi Kanun Tasarısı’nın ‘Geçici Vergi’ başlıklı 81. maddesi uyarınca “Basit usulde vergilendirilenler hariç kazanç sahipleri, serbest meslek erbabı ve kurumlar cari vergilendirme döneminin gelir vergisine mahsup edilmek üzere, ticari ve mesleki kazancının veya kurum kazançlarının tespitine ilişkin hükümlere göre belirlenen ilgili takvim yılı veya hesap döneminin” üçer aylık kazançları (son üç aylık hariç olmak üzere) üzerinden geçici vergi ödemekle yükümlü tutulmuşlardır. Buna göre sözü edilen mükellefler bundan böyle yeni Gelir Vergisi Kanunu’nun Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülerek kabul edilmesi ve Cumhurbaşkanlığı makamınca onaylanmasından sonra geçici vergi ödemekle yükümlü olanlar “ekim, kasım, aralık” aylarını kapsayan ve uygulamada dörduncü dönem olarak ifade edilen geçici vergi beyannamesini vermeyecek ve bu dönem için geçici vergi ödemeyecek. Geçici vergi gerçek kişi mükellefler için yüzde 15, kurumlar için ise yüzde 20 olarak uygulanacak. Diğer yandan aynı tasarıda tanımı yapılan ‘Yıllara yaygın taahhüde dayalı inşaat ve onarım işleri’ ile ‘noterlik’ görevini ifa ile mükellef olanların bu işlerden sağladıkları kazançlar geçici vergi matrahına dahil edilmeyecek. Geçici vergi matrahının hesaplanmasında Vergi Usul Kanunu’nun değerlemeye ait hükümlerinin uygulanması bakımından, kazanç tespitine esas alınan üçer aylık dönemlerin son günü, söz edilen kanunun 186. maddesinde belirtilen bilânço günü olarak kabul edilmiştir. Ancak bu dönemlerin son günündeki mal mevcutları, istenirse sadece kayıtlar üzerinden tespit edilebilecek. Yeni Gelir Vergisi Kanunu’nda yer alan indirim ve istisnalar geçici vergi matrahının tespitinde de dikkate alınacak. Geçici verginin dörduncü dönem beyanının kaldırılmasına paralel olarak gelir vergisi ve kurumlar vergisi beyan dönemlerinde de değişiklik yapılması öngörülmüş, bu bağlamda da yıllık beyan zamanı gerçek kişiler için izleyen yılın şubat ayının 20’sine, kurumlar için de mart ayının 20’sine çekilmiş bulunmaktadır. Mükellefler, işin bırakılması veya tasfiyeye girilmesi halinde, işin bırakıldığı veya tasfiyeye girildiği dönemi izleyen dönemler de geçici vergi ödemeyecekler. Bakanlar Kurulu, geçici vergi oranını 5 puana kadar indirmeye veya tekrar kanuni seviyesine kadar getirmeye, gerçek kişi veya kurumlar için farklı oranlar belirlemeye, Maliye Bakanlığı geçici vergi uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir. Tasarının 82. maddesinde yer alan düzenleme gereği geçici vergi üçer aylık dönemi izleyen ikınci ayın 14. günü akşamına kadar bağlı bulunulan vergi dairesine beyan edilecek ve 17. günü akşamına kadar ödenecek. Yapılan bu düzenleme gereği olarak Bakanlar Kurulu geçici verginin beyan ve ödeme süresini beyan edileceği ayın herhangi bir günü olarak belirlememeye yetkili kılınmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda, geçmiş dönemlere ait geçici verginin yüzde 10’unu aşan tutarda eksik beyan edildiğinin tespiti halinde, eksik beyan edilen bu kısım için re’sen veya ikmalen tarhiyatta, geçici verginin yeni Gelir Vergisi Kanunu’nda belirtilen mahsup süresinin geçmiş olması tarhiyatın yapılmasına engel oluşturmayacak. Ancak mahsup süresi geçtikten sonra tarh edilen ve kesinleşen vergiler terkin edilecek, buna karşılık gecikme faizi ve ceza mükelleften tahsil edilecek. Bir önceki takvim yılında veya hesap döneminde üçer aylık dönemler halinde tahakkuk ettirilerek tahsil edilen geçici vergi, yıllık beyanname üzerinden hesap edilen vergiden mahsup edilecek. Bu bağlamda mahsup edilemeyen tutarlar, mükellefin diğer vergi borçlarına mahsup edilebilecek. Bu mahsuplara rağmen kalan geçici vergi, zamanaşımı süresi içinde yazılı olarak talep edilmesi halinde mükellefe red ve iade edilecek. İlgili hesap dönemine ilişkin tahakkuk ettirilen geçici verginin sadece ödenen kısmının yıllık beyanname üzerinden hesaplanan vergiden mahsup edilmesi söz konusu olabilecek. Bu bağlamda geçici vergiyi süresi içerisinde ödemeyenlerin, ödemedikleri geçici vergiyi yıllık beyanname üzerinde indirim konusu yapmaları da mümkün olamayacak. Yeni Gelir Vergisi Kanun Tasarısı’nda geçici vergi uygulaması ile yapılan yeni düzenlemede, bundan böyle geçici vergi mükellefleri yılda dört defa ödemek zorunda kaldıkları geçici vergiden, son dönemi ödemek zorunda kalmayacaklar, dolayısıyla yılda sadece üç defa geçici vergi ödemekle yükümlü olacaklar. VEYSİ SEVİĞ / İTO]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Defter ve Belgelerin İncelemeye İbraz Edilmemesi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/defter-ve-belgelerin-incelemeye-ibraz-edilmemesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Sep 2013 11:35:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[defter incelemesi]]></category>
		<category><![CDATA[Defter ve belge ibraz etmeme]]></category>
		<category><![CDATA[defter ve belgeler]]></category>
		<category><![CDATA[defter ve belgelerin ibrazı]]></category>
		<category><![CDATA[inceleme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1738</guid>

					<description><![CDATA[Vergi incelemesinin sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi mükellefin tarh zamanaşımı süresince saklamak durumunda olduğu defter ve belgelerini inceleme elemanına ibraz etmesine bağlıdır. Vergi mevzuatımız, yasal defter ve belgelerin esas itibariyle beş yıl süreyle saklanması ve istendiğinde inceleme için ibraz edilmesini hüküm altına almış, bu hükümlere uymayanlara hem parasal ve hem de hürriyeti bağlayıcı ceza şeklinde ağır yaptırımlar öngormüştür. Bu gün yazımızda defter ve belgelerin ibraz edilmemesinin ve bunun gizleme sayılmasının sonuçları üzerinde kısa bir değerlendirme yapacağız. Defter ve belgelerin gizlenmesi suçunun oluşumu Kaçakçılık suçları ve bu suçlara uygulanacak hapis cezaları ile ilgili düzenlemeler 213 sayılı VUK&#8217;un 359’uncu maddesinde hükme bağlanmıştır. (Ziyaa uğratılan verginin üç katı ceza ile ilgili hüküm ise 344’uncü maddede yer almaktadır.) Yasal defter ve belgelerin gizlenmesi fiili ve fiile uygulanacak ceza da aynı maddede yer almaktadır. Madde hükmüne göre varlığı noter kayıtları ve sair kayıtlarla sabit olan defter ve belgelerin incelemeye ibraz edilmemesi fiili &#8220;defter ve belgelerin gizlenmesi&#8221; fiili olarak tanımlanmış ve bu fiili işleyenler hakkında ziyaa uğratılan verginin üç katı tutarında ceza kesilmesinin yanı sıra on sekiz aydan üç yıla kadar hapis cezası öngorülmüştür. Ceza mahkemelerinde yargılama söz konusu olacaktır. Gizlemenin ceza yargılamasını gerektiren bir suç olması nedeniyle, ceza hukukunun genel ilkeleri ve Türk Ceza Kanunu hükümlerinde belirlenen şartları taşıması gerekir. Ceza hukukunun genel ilkeleri açısından suçun oluşması, kanunilik unsuru, maddi unsur, manevi unsur ve hukuka uygunluk unsurlarının varlığına bağlıdır. Yani, fiil şeklen kanundaki tanıma uygun olsa bile bu unsurların tamamının tekemmül etmiş olması şarttır. Kanunilik unsuru Suçun kanunilik unsuru, suç ve suça uygulanacak cezanın kanunla düzenlenmiş olmasıdır. Yani işlendiği iddia edilen suçun kanun lafzında tanımlanan suç ile birebir örtüşmesi ve cezanın da kanunda belirtilmiş olması gerekir. Ayrıca, suç ve cezaya ilişkin düzenlemeler suçun işlendiği tarihte yürürlükte olmalıdır. Yani işlendiği tarihte suç sayılmadığı halde sonradan suç olarak sayılan bir fiilden dolayı cezalandırılma söz konusu olamaz. Maddi unsur Maddi unsur, işlenen fiil ile fiil işlenmesiyle ortaya çıkan sonucun hedeflenmiş olması, yani fiil ile sonuç arasında illiyet bağının olmasıdır. Bu nedenle, işlenen fiil ile bu fiil neticesinde ortaya çıkan sonuç arasında illiyet bağının açık bir şekilde ortaya konulmuş olması gerekmektedir. Manevi unsur -suçun kasten işlenmesi Suçun manevi unsuru ise, fiilin bilerek ve kasten yapılmış olmasıdır. Dolayısıyla, şeklen kanundaki tanıma uymakla beraber, bilerek ve kasten işlendiği ispatlanamayan bir fiilden dolayı kişiye ceza verilemez. Hukuka uygunluk hali unsuru ise, ortada şeklen işlenmiş bir suç olmakla beraber, kanunlarla tanınan bir takım mazeretlerden dolayı failin ceza almaması halidir. Meşru müdafaa hali bu duruma uygun örnek olarak verilebilir. Defter ve belgelerin gizlenmesi suçunun tespiti açısında birınci şart, kanunda tanımlandığı şekilde, defter ve belgelerin var olduğu halde ibraz edilmediğinin tespit edilmesidir. Mükellefin defter tasdik ettirdiğinin ve belge bastırdığının ve kullandığının noter kayıtları ve sair kayıtlarla belgelendirilmesi gerekmektedir. İnceleme ve defter-belgeleri incelemeye isteme 213 sayılı VUK&#8217;un 139’uncu maddesinde, vergi incelemesinin incelemeye tabi olanın işyerinde yapılmasının esas olduğu belirtildikten sonra buna ilişkin istisnalar da sayılmıştır. Buna göre, işyerinin müsait olmaması, ölüm, işin terk edilmiş olması gibi nedenlerle veya ilgilinin isteği üzerine inceleme, inceleme elemanının iş adresinde yapılabilir. İşyerinin incelemeye müsait olmaması, ölüm ve işin terki durumlarının tespiti veya mükellefin incelemeyi inceleme elemanın işyerinde yapılmasını istemesi durumlarında, bu hususların tutanağa bağlanması ve mükellefe defter ve belgelerini dairede ibraz etmesi için on beş günlük idari sürenin tanınması gerekir. Tanınan süreler içinde defter ve belgelerin ibraz edilmemesi ve diğer şartların da oluşması halinde, defter belgeler gizlenmiş sayılacaktır. Suçun oluşumu açısından, defter belge isteme yazısının usulüne uygun olarak tebliğ edilip edilmediği hususu da önem arz etmektedir. Mükelleflere yapılacak tebligat işlemlerine ilişkin hükümler VUK&#8217;ta belirtilmiştir. Tebliğ işleminin usulüne uygun olarak yapılmaması veya yetkisiz kişilere tebligat yapılması durumunda da defter ve belgelerin gizlendiğinden bahsedilemez. Dolayısıyla tebligat işleminin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı hususunun iyi incelenmesi gerekmektedir. VUK hükümleri tebligatın mükellef, vergi sorumlusu veya kanuni temsilci dışındaki kişilere yapılabilmesine imkân vermekle beraber, bu şekilde tebligat yapılan kişilerde de bazı şartlar aranmaktadır. Örneğin tebligat yapılan kişinin 18 yaşından küçük olması, fiil ehliyetine sahip olmaması veya işyerinde tebliğ edilmesi halinde tebligat yapılan kişinin işyerinin ortağı veya sigortalı çalışanı olmaması hallerinde tebligat geçersiz sayılmaktadır. Mücbir sebep hallerinin etkisi ve diğer haller Yasal defter ve belgelerin gizlenmesi fiilinin tespiti açısından dikkate alınması gereken hususlardan biri de mücbir sebep halleridir. VUK&#8217;un 373’uncü maddesi gereğince, kanunda yazılı mücbir sebeplerden birinin olması halinde vergi cezası kesilmez. Defter ve belgelerin, mücbir sebeplerle ibraz olunmaması halinde defter ve belgelerin gizlenmesi suçundan da bahsedilemez. Bazı mükelleflerin, defter ve belgelerim kaybettikleri veya bulamadıkları gerekçesiyle incelemeye ibraz etmediklerine, ancak bu durumu herhangi bir şekilde (zayi belgesi, itfaiye raporu, hırsızlık raporu vb.) belgelendiremedikleri için vergi inceleme elemanlarınca düzenlenen raporlara istinaden kaçakçılık suçuyla yargılandıklarına sık sık rastlanmaktadır. Türk Ceza Kanunu açısından, VUK&#8217;un 359’uncu maddesinde belirtilen defter belge gizleme suçunun işlendiğinden bahsetmek için, bu fiil ile fiilin doğurduğu sonuç arasında bir illiyet bağının olması ve fiilin bilerek ve isteyerek gerçekleştirilmiş olması gerekir. Dolayısıyla, şeklen VUK hükümlerine uymakla birlikte, suçtan bahsetmek için mükellefin belli bir sonucu hedefleyerek, bilerek ve kasten bu fiili işleyip işlemediğinin ortaya konulması gerekmektedir. Mücbir sebep durumunun ispatı için mükelleflerden mahkemeden alınmış zayi belgesi, itfaiye tutanağı ve benzeri belgeler istenmektedir. Oysa beş yıl önceki defter ve belgelerinin arşivinde olduğunu zanneden mükellef bu defter ve belgelerin kayıp olduğunu veya bulunamadığım, ancak bu defter ve belgeler incelemeye istendiği zaman fark etmiş olabilir. Defter ve belgelerin, işyeri değişikliği, işin terki, muhasebeci değişikliği ve benzeri nedenlerle kayıp olduğu veya çalınmış olduğunu yıllarca fark etmemiş olabilir. Bu şekildeki örnekleri çoğaltmak mümkündür ve hepsinin de vuku bulması imkan dahilindedir. Yıllar sonra fark edilen bu durumun belgelendirilmesi zor olduğu gibi yetkili makamları ikna etmek de zordur. Kanımızca, sadece, zayi belgesi, itfaiye belgesi ve benzeri bir belgenin ibraz edilmemesiyle, suçun oluştuğundan bahsedilemez. Önemli olan kasıt unsurunun varlığının ortaya konulmasıdır. Mükellefin beyanına göre önemli bir vergi ziyaının varlığı, inceleme ile ortaya çıkmamışsa kasıt vardır demek kolay olmayacaktır. Kasıt unsurunun varlığının ortaya konulması da bazen mümkün olabilir. Bu takdirde, zayi belgesinin varlığı da önem arz etmeyecektir. Nitekim, zayi belgesi olmasına rağmen, mükellefin defter belge ibraz etmeme eylemini kasıtlı bulan yargı kararlarına da rastlanmaktadır. Defter ve belgelerin gizlendiği gerekçesiyle kaçakçılık suçunun iddia olunması için mükellefin durumunun dikkatle araştırılması gerekmektedir. Ayrıca, aynı madde kapsamında sayılan sahte belge kullanma fiilinde sahte belgelerin defterlere kaydedilmesi yeterli sayılmamakta, mükellefin söz konusu fiili &#8220;bilerek&#8221; işleyip işlemediği konusu yani kasıt unsuru olup olmadığı ayrıca değerlendirilmektedir. Nitekim vergi inceleme elemanlarının bu hususu dikkate almaları gerektiği 306 sayılı VUK Genel Tebliği ile yasal düzenlemeye bağlanmıştır. Özel Tüketim Vergisi indirilmiş yakıt alım defterinin zayi olması hali Bilindiği Türk Ticaret Kanunu’na göre, saklama müddeti içinde defter ve belgeleri kaybolan mükellefler bulundukları yer asliye ticaret mahkemesinden kendisine bir belge(zayi belgesi) verilmesini isteyebilirler (TTK’nun 82’nci maddesi -ETTK Madde 68.).Özel Tüketim Vergisi’nde defterlerin zayi olması ile ilgili olarak ayrıca düzenleme yapılmıştır. 6 ve 10 Seri no.lu Özel Tüketim Vergisi genel tebliğlerine göre “Özel Tüketim Vergisi İndirilmiş Yakıt Alım Defterinin zayi olması halinde kullanıcı, Türkiye genelinde yayımlanan ulusal bir gazeteye verdiği ilanla birlikte defterin zayi olduğu günü takip eden 15 gün içerisinde yakıt alım deflerini onaylayan liman başkanlığına başvuracaktır. Bu başvuru üzerine liman başkanlığı, deniz aracının kullanıcısına ve zayi olan yakıt alım defterine ait bilgileri doğrudan veya Müsteşarlık aracılığıyla diğer liman başkanlıklarına, defterin onaylatıldığı vergi dairesine ve dağıtıcı firmalara aynı işgünü içerisinde bildirecektir. Bu bildirim üzerine, yakıt alım defteri zayi olan deniz aracı ile ilgili olarak deniz yakıtı kullanıcısı vergi dairesi tarafından vergi incelemesine sevk edilecektir. Söz konusu deniz aracı için yeni yakıt alım defteri talep edilmesi halinde, kullanıcı adına düzenlenecek olan vergi inceleme raporunda tarhiyat öngorülmediği veya tarhiyat öngorülmüş ise bu tarhiyatla ilgili Ödemelerin yapıldığına dair vergi dairesinden alınacak bir yazının ilgili liman başkanlığına ibrazı kaydıyla yeni yakıt alım defteri düzenlenebilecektir. Öte yandan yakıt alım defterinin zayi olduğunun yukarıda belirtilen 15 günlük süre içerisinde liman başkanlığına bildirilmemesi halinde, kullanıcılar, teminat vermiş olsalar dahi haklarında yapılacak olan vergi incelemesi sonuçlanmaksızın yeni yakıt alım defteri talebinde bulunamayacaklardır.&#8221; Varlığı noter kayıtları ya da diğer belgelerle kanıtlanabilen defter ve belgelerin zayi olması nedeniyle vergi inceleme elemanına ibraz edilemeyen VUK’a göre tutulan defter ve belgelerin zayi olması halinin TTK’nın 82’nci (ETTK 68)maddesine göre alınan zayi belgesi ile belgelenmesi halinde, ibraz etmeme nedeniyle VUK 359’ncu maddesinde öngorülen hapis cezası istenmemektedir. Özel Tüketim Vergisi İndirilmiş Yakıt Alım Defterinin Zayi Olması Halinde izlenecek yol konusunda ise genel tebliğlerle özel düzenleme yapılmıştır. Mükellefçe bu tebliğlerde belirlenen yol izlendiği hallerde ayrıca TTK 82’nci maddesi uyarınca zayi belgesi alınmasına ihtiyaç var mıdır? VUK Mükerrer 257’nci maddenin verdiği yetki ile Maliye Bakanlığı’nca yapılan düzenleme özel mevzuat niteliğindedir. Bilindiği gibi, özel hükümlerin uygulama önceliği söz konusudur. Kanaatimce, defteri zayi olan mükellef, genel tebliğlerle yapılan düzenlemelere uygun hareket etmişse ayrıca TTK’ya göre zayi belgesi aranmamalı ve bu defterin ibraz edilmediği ileri sürülerek VUK’un 359’uncu maddesine göre ceza istenmemelidir. AKİF AKARCA &#8211; MEHMET ŞAFAK / DÜNYA MUHASEBENET.NET]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>8.9.1999 Tarihinden Sonra İşe Girenler 15 Yıl 3600 Gün Hakkından Yararlanamaz</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/8-9-1999-tarihinden-sonra-ise-girenler-15-yil-3600-gun-hakkindan-yararlanamaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Sep 2013 10:53:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[3600 15 yıl]]></category>
		<category><![CDATA[3600 emeklilik]]></category>
		<category><![CDATA[3600 gün 15 yıl]]></category>
		<category><![CDATA[4500 gün emeklilik]]></category>
		<category><![CDATA[bireysel emeklilik]]></category>
		<category><![CDATA[emeklilik şartları]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[ihbar tazminatı]]></category>
		<category><![CDATA[kıdem tazminatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1733</guid>

					<description><![CDATA[22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı Kanunun 120 nci maddesiyle, 1475 sayılı iş kanunu 14 uncü maddesi hariç diğer maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır. 1475 sayılı İş Kanunu 14. Maddesi Kıdem Tazminatını düzenlemektedir. Kıdem tazminatı, iş sözleşmesinin işveren tarafından feshi hallerinde diğer bir ifade ile iş sözleşmesinin bizzat işveren tarafından 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesinin II numaralı bendinde gösterilen ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri nedenler dışındaki diğer nedenlerle yada iş sözleşmesinin İş Kanunun 17. maddesi kapsamında feshedilmesi durumunda; işçinin işe başladığı tarihten işten ayrıldığı tarihe kadar geçen her tam yıl için işverence kendisine ödenmesi gereken 30 günlük ücret tutarındaki tazminattır. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılır. Ödeme işçinin en son aldığı brüt ücret üzerinden yapılır, sadece Damga Vergisi kesilir. Kimler Kıdem Tazminatı Alabilir Bu Kanuna tabi işçilerin hizmet akitlerinin: &#8211; İş sözleşmesinin işçi tarafından 4857 sayılı iş Kanunu’nun 24. maddesinde sayılan nedenlerden dolayı feshedilmesi durumunda, &#8211; Muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyla, &#8211; Bağlı bulundukları kanunla kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla; &#8211; 4447 sayılı Kanunla getirilen hüküm ile yaşlılık aylığı bağlanması için öngorülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları nedeniyle. Yani 15 yıl sigortalılık süresi ve 3600 gün prim ödeme şartının gerçekleşmesi ile, &#8211; Kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi arzusu ile sona erdirmesi, &#8211; İşçinin ölümü sebebiyle iş akdinin son bulması hallerinde, kıdem tazminatı almaya hak kazanır. Eğer hizmet akdi yukarıda belirtilen haller dışında, işçinin kendi isteği ile sona erdirilmiş veya ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller nedeniyle işveren tarafından sona erdirilmişse, işçinin kıdem tazminatı hakkı doğmaz. 15 Yıl 3600 Gün Şartı Çalışan, emekli olmak için gereken yaş, sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısından yaş dışındaki şartları tamamlamışsa, yani 15 yıllık sigortalılık süresi ve 3600 prim ödeme gün sayısı koşuluna uyuyorsa kendi isteği ile işten ayrılıp kıdem tazminatını isteyebiliyor. Buradaki 15 yıl aynı şirkette 15 yıl çalışmak değil, sigorta süresi yani ilk defa sigortalı olunan tarihin üstünden 15 tam yıl geçmiş olmasıdır. 08.09.1999 tarihinden önce işe girmiş olmak şartı ile 3600 günü tamamlayanlar SGK dan “Kıdem Tazminatı Alabilir” yazısı ile işyerinden kıdemini alarak ayrılabilirler. 08.09.1999 tarihinden sonra ilk defa sigortalı olanlar için ise emeklilik şartları a) Kadın 58, erkek 60 yaşını doldurmuş olması ve en az 7000 gün prim ödemesi, b) Kadın 58, erkek 60 yaşını doldurmuş olması, 25 yıldan beri sigortalı bulunması ve en az 4.500 gün prim ödemesi olması gerekir. Buna göre yaş koşulu dışında kalan sigortalılık süresi ile prim ödeme gün sayısı koşullarını en erken yerine getirdikleri tarihte, kıdem tazminatına ilişkin yazının verilmesi uygun görülmüştür. Bu da 08.09.1999 tarihinden sonra ilk defa işe girenlere kendi istekleriyle işinden ayrılmaları halinde kıdem tazminatı verilebilecek en yakın tarih, 7000 gün prim ödeyenler için 2019 yılı, 4500 gün prim ödeyenler için 2024 yılıdır. MUHASEBENET Mehmet Fatih GELERİ İş ve Sosyal Güvenlik Uzmanı]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sermaye Şirketlerinin Açacakları İnternet Sitelerine Dair Yönetmelik</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/sermaye-sirketlerinin-acacaklari-internet-sitelerine-dair-yonetmelik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jun 2013 07:53:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TTK]]></category>
		<category><![CDATA[internet sitesi açma yönetmeliği]]></category>
		<category><![CDATA[internet sitesi açma zorunluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[internet sitesinde bulunması gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[internet sitesinde mali tablolar]]></category>
		<category><![CDATA[sermaye şirketleri internet sitesi]]></category>
		<category><![CDATA[ttk 1524 nolu madde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1725</guid>

					<description><![CDATA[31 Mayıs 2013 tarihli ve 28663 sayılı Resmi Gazete’de “Sermaye Şirketlerinin Açacakları İnternet Sitelerine Dair Yönetmelik” yayımlandı. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun, 6335 sayılı Kanun ile değiştirilen, İnternet Siteleri başlıklı 1524 üncü maddesinde, bağımsız denetime tabi sermaye şirketlerinin internet sitesi oluşturmakla yükümlü oldukları ve bu sitenin belirli bir bölümünün şirketçe kanunen yapılması gereken ilanların yayımlanması için özgülemek zorunda oldukları belirtilmiştir. İlgili yönetmeliğe ulaşabilmek için aşağıdaki linkten indirebilirsiniz. İnternet sitelerine dair yönetmeliği buraya tıklayarak  indirebilirsiniz &#160;]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gelir Vergisi Kanunu Tasarısı (YENİ)</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/gelir-vergisi-kanunu-tasarisi-yeni/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 May 2013 11:09:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[GELİR VERGİSİ KANUNU]]></category>
		<category><![CDATA[193 sayılı kanun]]></category>
		<category><![CDATA[193 sayılı kanun taslağı]]></category>
		<category><![CDATA[193nolu gelir vergisi kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[gelir vergisi kanun taslağı]]></category>
		<category><![CDATA[gelir vergisi kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[gelir vergisi kanunu taslağı]]></category>
		<category><![CDATA[gerli vergisi kanunu tasarısı]]></category>
		<category><![CDATA[kanun tasarısı]]></category>
		<category><![CDATA[yeni gelir vergisi kanunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1720</guid>

					<description><![CDATA[1. AMAÇ Anayasanın 73’üncü maddesinin sözüne ve ruhuna uygun bir vergileme rejimini gerçekleştirmek amacıyla rejimin omurgasını oluşturan Gelir Vergisi Kanunu tasarısı hazırlanmıştır.  Bu hazırlık sırasında aşağıdaki ilkelerin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. &#160; devamını bilgisayarınıza aşağıdaki linkten indirip inceleyebilirsiniz. Gelir Vergisi Kanunu Taslağı dosyasını indirmek için burayı tıklayınız. &#160;]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Risk Değerlendirme Raporu</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/risk-degerlendirme-raporu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 May 2013 12:55:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[iş güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[iş güvenliği raporu]]></category>
		<category><![CDATA[işçi sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[risk değerlendirme raporu]]></category>
		<category><![CDATA[risk değerlendirmesi]]></category>
		<category><![CDATA[sgk risk değerlendirmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1714</guid>

					<description><![CDATA[İster 1 kişi çalıştıran berber, ister 1000 kişi çalıştıran fabrika olsun, 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu gereği, 31 OCAK 2013 tarihine kadar ” RİSK DEĞERLENDİRMESİNİ “yaptırmak zorundadır. 31.01.2013 tarihinden itibaren risk analiz raporu hazırlama yanlara cezai müeyyide geliyor. Risk Değerlendirme adı verilen bu işlem; her işletmede İş Sağlığı ve Güvenliği koşullarını analiz etmek ve riskleri kayıt altına almak amacıyla yapılmaktadır. İşverenin; risk değerlendirmesi yapmaması veya yaptırmaması halinde 3.234.-TL ve Aykırılığın devam ettiği HER AY için 4.851.-TL İdari Para Cezası uygulanacaktır. İşletmelerde görev yapan tüm personele (çırak ve stajyerler dahil ) “İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimi” aldırmalı ve eğitim kayıtları muhafaza edilmelidir. Aksi takdirde, HER BİR ÇALIŞAN için 1.078.-TL İdari Para Cezası uygulanacaktır. DAHA SONRA; bu kanunun diğer maddeleri için, 1 kişi veya 50 kişi çalışanı bulunan TEHLİKELİ ve ÇOK TEHLİKELİ işletmeler 01 Temmuz 2013 tarihinde. Yine 1 kişi veya 50 kişi çalışanı  olan AZ TEHLİKELİ işletmeler 01 Temmuz 2014 tarihinde.  50 ‘ den fazla çalışanı olan tüm iş yerleri için 01 Ocak 2013 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir. 50 ve üstünde çalışanı olan işletmelerde İş Güvenliği Uzmanı ve İş yeri hekimi istihdamı gerekecektir. İşverenin, belirlenen nitelikte İş Güvenliği Uzmanı görevlendirmemesi / çalıştırmaması halinde, 5.390.-TL ve aykırılığın devam ettiği HER AY için 5.390.-TL daha İdari Para Cezası uygulanacaktır. İşverenin, belirlenen nitelikte  İş yeri Hekimi görevlendirmemesi / çalıştırmaması halinde 5.390.-TL ve aykırılığın devam ettiği HER AY için 5.390.-TL daha İdari Para Cezası uygulanacaktır. Bu hizmetler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından verilen, ” Ortak Sağlık Güvenlik Birimi Yetki Belgesi” olan kişi veya şirketlerden satın alınabilinir.  Az Tehlikeli, Tehlikeli ve Çok Tehlikeli işletmelerin bazıları aşağıya çıkarılmıştır. AZ TEHLİKELİ İŞYERLERİNDEN BAZILARI Fırın ve unlu mamulleri, pastane ürünleri imalatı. Dış giyim eşyası imalatı. (dokuma, örme(trikotaj) ve tığ işi (kroşe) vb.kumaştan olan takım elbise, palto vs.). Gıda toptan ticareti ve komisyoncuları (gıda maddelerini bir ücret veya sözleşmeye dayalı olarak toptan satışını yapan aracılar). Yaş sebze ve meyvelerin toptan satışını yapan aracılar (kabzımallık, komisyonculuk). Şehiriçi ve şehirler arası Yolcu Taşımacılığı (taksi, minibüs, otobüs ile). Evde hizmetli çalıştıranlar (yatılı bakım hizmetleri). Gelinlik imalatı. Bakkal ve marketler. Sanayi hırdavatı, civata vs. ticareti. Eczacılık faaliyetleri. Kafeler, çay ocakları, kahvehaneler. Oto yıkama, yağlama faaliyetleri. Gayrimenkul alım satım, komisyonculuğu. Lokantalar. Oto koruma, bakım, onarım faaliyetleri. Beyaz eşya toptan ticareti. Özel okul, sürücü kursları, dersaneler. Oto yedek parça ticareti. Bilgisayar programlama (sistem, veritabanı, yazılımları). Sigorta acentelerinin ve aracıların faaliyetleri. Fotoğrafçılık faaliyetleri. Mali Müşavirlik, muhasebe, yeminli mali müşavirlik hizmetleri. Cep telefonu tamir işleri. Otel işletmeciliği. Çevre düzenlemesi ve bakımı faaliyetleri (site yönetimleri) TEHLİKELİ İŞYERLERİNDEN BAZILARI Sütü sağılan büyükbaş hayvan yetiştiriciliği (sütü için inek ve manda yetiştiriciliği). Küçük ve büyük baş hayvan yetiştiriciliği. Kümes hayvanları yetiştiriciliği. Deniz ve kıyı sularda yapılan balıkçılık. Sıvı ve katı yağ imalatı (bitkisel ve hayvansal dahil). Süt ürünleri imalatı (yoğurt, peynir, kaşar vs). Deri giyim eşyası imalatı. Ayakkabı, bot, terlik imalatı. Kereste imalatı. Gazete, dergi ve süreli yayınların basım hizmetleri. Diğer matbaacılık hizmetleri. Baskı hizmetleri (plastik, cam, metal, ağaç ve seramik üstüne). Deterjan imalatı (sabun, temizlik malzemeleri ve parlayıcı imalatı). Plastik ürünlerin imalatı (torba, çanta, poşet, kutu, damacana vb). PVC’ den kapı, pencere doğrama işleri. Hazır beton imalatı. Soğuk demirciler (demirkapı, pencere, kasa, panjur). Römork veya yarı römork, pulluk, saban, tırmık imalatı (tarımsal amaçlı). Mutfak mobilyaları imalatı. Soğutma ve havalandırma cihazlarının kurulumu (ev tipi olmayan). Şehiriçi ve şehirler arası Yük Taşımacılığı. Genel hekimlik ve diş hekimliği. Makine imalatı. Kaportacı, oto boyacılığı. Kuaför ve güzellik salonları. Kasaplar. ÇOK TEHLİKELİ İŞYERLERİNDEN BAZILARI Madencilik ve taş ocağı işletmeciliği. Hampetrol ve doğalgaz çıkarımı. Kum, kil ve taş ocakçılığı. Kağıt ve mukavva imalatı (rulo ve tabaka halinde) Düz camın şekillendirilmesi ve işlenmesi (sertleştirilmiş emniyet camı ve TEMPERLİ düz cam imalatı, oto camı dahil). Cam ayna imalatı (taşıtların dikiz aynaları dahil). Yalıtım camları (çok katlı), kavislendirilmiş camlar (işlenmiş). Mermer ve taş kesilmesi, şekil verilmesi ve bitirilmesi (doğal taşlardan, mermerden, su mermerinden, travertenden, kayağan taşından levha, tabaka, kurna, lavabo, karo, kaldırım taşı, yapıtaşı, mezar taşı vb.imalatı dahil). Mobilyaların boyanması, verniklenmesi, cilalanması vb. tamamlayıcı işlerin yapılması. Geri kazanım amacıyla hurdaların parçalara ayrılması (otomobil, bilgisayar, televizyon vb.donanımlar). İnşaat işleri yapımı ( bina ve işyeri; konut, fabrika, hastane, okul). Yıkım işleri (binaların ve diğer yapıların yıkılması ve sökülmesi). Elektrik tesisatı işleri (bina ve bina dışı yapıların). Binaların iç ve dış boyama işleri. Cam takma işleri. Çatı işleri (çatı, oluk, montaj işleri). Benzin ve LPG istasyonları. Tuğla imalatı. Hafriyatçılar. Isıtma ve soğutma merkezi sistemleri kuranlar (fabrika, işyerleri vb). LPG ve Petrol ürünleri, kimyasal taşımacılığı (şehirler arası karayolu ile). Alüminyum döküm, hafif metallerin dökümü………….]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mükellef listelerinin Vergi Dairesine verilme zorunluluğu kaldırıldı</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/mukellef-listelerinin-vergi-dairesine-verilme-zorunlulugu-kaldirildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 May 2013 09:08:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[beyannamesi imzalanan mükellefler]]></category>
		<category><![CDATA[maliye bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[mükellef bildirimleri]]></category>
		<category><![CDATA[mükellef listeleri bildirimi]]></category>
		<category><![CDATA[mükellef listeleri bildirme zorunluluğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1711</guid>

					<description><![CDATA[04 Mayıs 2013 Tarihli Resmi Gazete Sayı: 28637 Maliye Bakanlığından: VERGİ BEYANNAMELERİNİN SERBEST MUHASEBECİ VE SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLERCE İMZALANMASI HAKKINDA GENEL TEBLİĞ (SIRA NO: 6) Bilindiği gibi, vergi beyannamelerinin 3568 sayılı Kanuna göre yetki almış serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir veya yeminli mali müşavirler (meslek mensupları) tarafından da imzalanması mecburiyetini getirmeye, bu mecburiyeti beyanname çeşitleri, mükellef grupları ve faaliyet konuları itibariyle ayrı ayrı uygulatmaya ve söz konusu uygulamalara ilişkin usul ve esasları belirleme hususlarında Bakanlığımıza yetki veren 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 227 nci maddesine istinaden &#8220;4 Sıra No.lu Vergi Beyannamelerinin Serbest Muhasebeci ve Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlerce İmzalanması Hakkında Genel Tebliğ&#8221; (1) yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Tebliğin &#8220;VII- BEYANNAMELERİN VERGİ DAİRELERİNE VERİLMESİ&#8221; başlıklı bölümünde; &#8220;Meslek mensuplarına imzalattırılan beyannameler, mükellef veya vekili tarafından vergi dairesine bizzat verilecek veya posta ile taahhütlü olarak gönderilecektir. Ancak meslek mensupları, beyannamelerini imzaladıkları mükelleflerin adı-soyadı, bağlı bulundukları vergi dairesi ve vergi numaralarını içeren bir listeyi Mayıs ayının 15 inci günü mesai bitimine kadar kendilerinin bağlı bulundukları vergi dairesine vermek zorundadırlar. Bu listeler, meslek odasına kayıtlı olduğunu &#8220;Oda Kayıt Belgesi&#8221; veya &#8220;Oda Faaliyet Belgesi&#8221; ile belgeleyen meslek mensubu tarafından bizzat imzalanarak vergi dairesine yazı ekinde teslim edilecektir.&#8221; hükmü yer almaktadır. Öte yandan, mükelleflerin vergilendirmeye ilişkin ödevlerini yerine getirmede, gelişen bilgi işlem teknolojilerinden yararlanmak, vergi beyannameleri ile bildirim ve eklerinin kolay, hızlı, ekonomik ve güvenilir bir şekilde idareye intikalini sağlamak, vergi beyannamelerinin doldurulmasındaki hataları en aza indirerek mükellef mağduriyetini önlemek, vergi dairesinin beyanname kabul, tarh, tahakkuk ve tahsilat işlemlerini azaltarak iş ve işlemlerini kolaylaştırmak ve diğer alanlarda mükellefe daha iyi hizmet vermesini sağlamak amacıyla 340 sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (2) ile beyannamelerin elektronik ortamda alınması sağlanmış ve elektronik beyanname aracılık ve sorumluluk sözleşmelerinin internet vergi dairesine bildirimine ilişkin olarak düzenlemeler yapılmıştır. Bu itibarla, meslek mensuplarınca 340 sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği kapsamında, mükellefler ile düzenlemiş oldukları hizmet sözleşmesi eki olan &#8220;elektronik beyanname aracılık ve sorumluluk sözleşmesi&#8221;ni internet vergi dairesine elektronik ortamda bildirilmiş olan mükellefler için, 4 sıra No.lu Vergi Beyannamelerinin Serbest Muhasebeci ve Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlerce İmzalanması Hakkında Genel Tebliği&#8217;nin &#8220;VII- BEYANNAMELERİN VERGİ DAİRELERİNE VERİLMESİ&#8221; başlıklı bölümündeki liste bildirimini verme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Bu Tebliğ yayımlandığı tarih itibariyle yürürlüğe girer. Tebliğ olunur. —————————— 1 29/6/1997 tarihli ve 23034 sayılı Resmî Gazete&#8217;de yayımlanmıştır. 2 30/9/2004 tarihli ve 25599 sayılı Resmî Gazete&#8217;de yayımlanmıştır.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çalışılmadığına Dair Bildirim Girişi &#8211; Genelge 06.04.2013</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/calisilmadigina-dair-bildirim-girisi-genelge-06-04-2013/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Apr 2013 21:14:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[01 istirahat]]></category>
		<category><![CDATA[çalışılmadığına dair bildirim]]></category>
		<category><![CDATA[istirahat raporu]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık raporu girişi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1700</guid>

					<description><![CDATA[T. C. SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü GENELGE No : 2013/19 Tarih : 06.04.2013 Sayı :  25029274-1093/37-237/436 Konu: Çalışılmadığına Dair Bildirim Girişi GENEL AÇIKLAMALAR Bilindiği üzere, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 40 ıncı maddesinin dokuzuncu fıkrası gereğince; &#8220;Geçici iş göremezlik ödeneğinin ödenmesi esnasında Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalının; İstirahatli olduğu dönemde işyerinde çalışıp çalışmadığının, Kazanç hesabına giren döneme ilişkin aylarda, prim, ikramiye ve bu nitelikteki arızi ödemelerin, Viziteye çıktığı/istirahatin başladığı tarih itibarıyla prim ödeme halinin devam edip etmediğinin, işveren tarafından Kuruma elektronik ortamda bildirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, 12.05.2010 tarihli ve 27579 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren İstirahatli Olan Sigortalıların İşyerinde Çalışmadıklarına Dair Bildirimin İşverenlerce Sosyal Güvenlik Kurumuna Gönderilmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ&#8217;de değişiklik yapılmasına ilişkin 02.03.2013 tarih ve 28575 sayılı Resmi Gazete &#8216;de yayımlanarak yürürlüğe giren &#8220;İstirahatli Olan Sigortalıların İşyerinde Çalışmadıklarına Dair Bildirimin İşverenlerce Sosyal Güvenlik Kurumuna Gönderilmesine İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ&#8221; in 5 inci maddesinde bu hususta düzenleme yapılmış olup, (1) Bildirimin, http://www.sgk.gov.tr/ internet adresinde &#8220;İŞVEREN&#8221; menüsü, &#8220;Çalışılmadığına Dair Bildirim Girişi&#8221;, &#8220;Kullanıcı Şifre Ekranı&#8221;, &#8220;Çalışılmadığına Dair Bildirim İşlemleri&#8221;, &#8220;Giriş&#8221; bölümünde yer alan bilgiler kaydedilmek suretiyle işverenler tarafından sigortalıların hak ettikleri istirahat süresinin bitim tarihinin içinde bulunduğu aya ait aylık prim hizmet belgesinin verileceği son gün mesai bitimine kadar elektronik ortamda Kuruma gönderilmesi zorunludur. (2) Aylık prim hizmet belgesinde eksik gün nedeni olarak geçen 01 kodu ile (istirahat) bildirilen sigortalılar için bu bildirim çalışılmadığına dair bildirim yerine geçer. Hükmü getirilmiştir. Buna göre, 4/a kapsamında bulunan sigortalılar için 02.03.2013 tarihi itibariyle başlayan istirahat raporları ile ilgili uygulama aşağıda anlatıldığı şekilde gerçekleştirilecektir. Sağlık hizmet sunucularınca sigortalılar için elektronik ortamda düzenlenen istirahat raporları başhekim tarafından onaylandıktan sonra işveren modülünde &#8220;Çalışılmadığına Dair Bildirim İşlemleri&#8221; ekranına, Kurum veri tabanında ise &#8220;İşveren Onaysız Ödeme İşlemleri&#8221; menüsü altında yer alan &#8220;İşveren Onaysız Ödeme&#8221; alt menüsüne kayıt edilecek, istirahat bitim tarihi itibari ile söz konusu menüde toplanan raporlar, rapor başlangıç tarihinden önceki son oniki aydaki son üç aya ait kazançların Kurum kayıtlarına intikal ettiği tarih itibariyle operatörler tarafından kontrol işlemleri yapıldıktan ve ödeme miktarlarının doğruluğu sağlandıktan sonra şef onayı için &#8220;Onay İşlemleri Menüsüne&#8221; gönderilecektir. &#8220;Onay İşlemleri&#8221; menüsünde şef tarafından verilen onayın akabinde ödenekler işverenlerce çalışılmadığına dair bildirim yapılması beklenmeksizin &#8220;Muhasebe İşlemleri&#8221; menüsünden MOSİP sistemine aktarılacaktır. Yönetmelik hükmü gereği sigortalıya ödeneğinin ödenmesi için gerekli olan rapor başlangıç tarihinden önceki son üç aya ait kazançların Kurum kayıtlarına intikal etmemesi nedeniyle ödenemeyen raporlara ilişkin işverenlerce Sigortalı Hesap Fişi ile anılan kazançların bildirilmesi durumunda ödeneklerin ödenmesi mümkün olacaktır. Ödeme işlemi bu şekilde tamamlanan raporlar hakkında yukarıda belirtilen Tebliğ değişikliği hükmüne göre işveren modülünde &#8220;Çalışılmadığına Dair Bildirim Giriş&#8221; ekranlarında rapor bilgileri kayıtlı olan sigortalılar için işverenlerce; Örnek 1- Özel sektör sigortalısı için 02.03.2013 tarihinden itibaren başlayan, 30.03.2013 tarihinde istirahat süresi sona eren bir rapor için eksik gün nedeni bildiriminin, aylık prim hizmet belgesinin Kuruma bildirilmesi gereken son tarih olan 24.04.2013 tarihi saat 23; 59&#8217;a kadar yapılması gerekmektedir. Örnek 2- Özel sektör sigortalısı için 20.03.2013 tarihinde başlayan 10.04.2013 tarihinde sona eren bir sağlık kurulu raporu için eksik gün nedeni bildiriminin raporun 20.03.2013-30.03.2013 günleri için Mart/2013 aylık prim hizmet belgesinin son verileceği tarih olan 24.04.2013 tarihi saat 23; 59&#8217;a kadar, 01.04.2013-10.04.2013 günleri için Nisan 2013 aylık prim hizmet belgesinin Kuruma verileceği son tarih olan 23.05.2013 tarihi 23; 59&#8217;a kadar yapılması gerekmektedir. Bu şekilde eksik günlerin nedeni &#8220;01- İstirahat&#8221; kodu ile bildirilen sigortalılar için söz konusu bildirim, aynı zamanda çalışılmadığına dair bildirim yerine geçeceğinden ayrıca Çalışılmadığına Dair Bildirim Girişinin yapılmasına gerek kalmayacaktır. Diğer taraftan, aylık prim hizmet belgesinde eksik gün nedeni &#8220;01-İstirahat&#8221; olarak Kuruma bildirilmeyen ve toplu iş sözleşmesi gereği veya işverence atıfet kabilinden primleri yatırılan sigortalılara ilişkin çalışılmadığına dair bildirimin iki farklı ekran yerine tek bir ekrandan yapılması amacıyla aylık sigorta primlerinin e-bildirge ile Kuruma bildirdiği Aylık Prim Hizmet Belgesi&#8217;nde eksik günlerin nedeni için oluşturulan &#8220;01-İstirahat&#8221; paneline ek olarak ayrı bir sütun oluşturulmuştur. Bu sütun başlığında &#8220;prim bildirilen sigortalı, istirahatli olduğu sürelerde, işyerinde çalışmamıştır&#8221; ifadesi yer almaktadır. Anılan sütunda, ilgili ayda raporlu olan fakat raporlu olduğu dönemde prime esas kazançları ve ikramiyeleri işverenleri tarafından Kuruma bildirilenler ile eksik gün nedeni &#8220;12 Birden fazla&#8221; bildirilen sigortalıların istirahat döneminde işyerinde &#8220;çalışmadıklarının&#8221; kazanç ve ikramiyelerin Kuruma bildirileceği son tarih olan ayın 23&#8217;ünde saat 23; 59&#8217;a kadar belirtilen sütun altında yer alan kutucukların işaretlenerek bildirilmesi gerekmektedir. Örnek 3- Kamu işyerlerinde çalışan bir sigortalı için istirahatli olunan dönemde ücreti ödendiği ve Kurum tarafından ödenen ödeneğin sigortalı tarafından sözleşmelerinde bulunan hüküm gereği çalıştığı kurumuna iade edilmesi gerektiği için 02.03.2013 tarihinden itibaren başlayan ve 14.03.2013 tarihinden önce sona eren raporlara ait istirahatli olunan dönemde işyerinde çalışılmadığına dair bildirim girişinin, aylık prim hizmet belgesi üzerinde düzenlenen sütunda yer alan kutucuğun işaretlenerek Kuruma bildirileceği son tarih olan 08.04.2013 tarihi saat 23; 59&#8217;a kadar yukarıda belirtildiği şekilde yapılması gerekmektedir. Örnek 4- Kamu iş yerinde çalışan, tedavi gördüğü hastane tarafından 10.03.2013-25.03.2013 tarihlerinde düzenlenen sağlık kurulu raporuna istinaden istirahatli olan ve istirahatli olduğu dönemde işvereni tarafından primleri Kuruma bildirilen bir sigortalı için çalışılmadığına dair bildirim girişinin aylık prim hizmet belgesi üzerinden istirahatin bittiği 25.03.2013 tarihinin içinde bulunduğu 15.03.2013-14.04.2013 dönemine ait aylık prim hizmet belgesinin Kuruma bildirileceği son tarih olan 07.05.2013 tarihi saat 23; 59&#8217;a kadar bildirilmesi halinde çalışılmadığına dair bildirim girişi yapılmış sayılacaktır. Aksi halde &#8220;Çalışılmadığına Dair Bildirim Girişi&#8221; yapılmamış sayılacağından idari para cezası uygulanacaktır. Bu şekilde idari para cezası uygulanan işverenden Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 39 uncu maddesinin 7 inci fıkrası hükmü gereği ayrıca Tebligat ile Çalışılmadığına Dair Bildirim Girişinin yapılması istenmeyecektir. Ancak sigortalının işyerinde çalıştığı yönünde inandırıcı şüphe, ihbar ve şikayette bulunulması halinde konu Kurumun denetim elemanlarınca incelenecek, sigortalının istirahatli olduğu dönemde işyerinde çalıştığının tespit edilmesi durumunda ise Kanunun 22 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi gereği ödenen geçici iş göremezlik ödeneğinin sigortalıdan tahsili yoluna gidilecektir. Diğer taraftan, örneğin 02.03.2013-30.04.2013 tarihleri arasında istirahatli bırakılan ve özel sektörde çalışan bir sigortalının ödeneğini, rapor sona erme tarihinden önce en az onar günlük veya birer aylık süreler halinde talep etmesi durumunda, talep edilen günlerin tamamlanmış olması şartıyla ödenek, Çalışılmadığına Dair Bildirim Girişinin işveren tarafından Tebliğin 5/1 maddesinde belirtilen adresten sigortalının talep ettiği süreler için yapılması şartıyla hemen ödenecektir. Bu şekilde ödenen Mart/2013 ödeneği için eksik gün nedeninin, anılan aya ilişkin aylık prim ve hizmet belgesinin verileceği en son tarihe kadar bildirilmeyen primlerin izahı açısından ayrıca bildirilmesi gerekmektedir. Sağlık hizmet sunucularınca istirahat raporu verilen ancak istirahatlı olduğu dönemde işyerinde çalışan sigortalılar için işverenler tarafından &#8220;Çalıştı&#8221; bildirimi, yine eskiden olduğu gibi kağıt ortamında düzenlenen raporlar için manuel Çalışılmadığına Dair Bildirim ekranından, elektronik ortamda düzenlenen raporlar için ise elektronik Çalışılmadığına Dair Bildirim ekranlarından yapılacaktır. İşverenlerce &#8220;Çalıştı&#8221; bildirimi yapılan sigortalılara ödenek ödenmeyecek, önceden ödenmiş olanlar ise Kanunun 96 ncı maddesine göre tahsil edilecektir. Yukarıda ayrıntıları ile anlatıldığı şekilde istirahatli olan sigortalılar için işverenlerce aylık prim ve hizmet belgesinde &#8220;01-istirahat&#8221;, &#8220;çalışmadı&#8221; veya &#8220;çalıştı&#8221; bildirimleri yapıldığında işverenin çalışılmadığına dair bildirim ekranından ilgili sigortalılara ait kayıtlar otomatik olarak düşürülecektir. İşverenler bildirim yaptıkları sigortalılara ait listeyi Çalışılmadığına Dair Bildirim ekranı üzerinden alabilecektir. İDARİ PARA CEZASI UYGULAMALARI İstirahat raporları yukarıda açıklandığı şekilde elektronik ortamda gönderilen ve ödenekleri ödenen sigortalılar için işverenlerce &#8220;01-İstirahat&#8221;, &#8220;Çalışmadı&#8221; veya &#8220;Çalıştı&#8221; bildirimlerini yapmayanlar ya da süresinde yapmayanlar E-Ödenek programı tarafından tespit edilecek olup bildirimleri yapmayan ya da süresinde yapmayanlara ait liste Kurum modülünde &#8220;Ceza uygulanacak raporlar&#8221; menüsünden alınabilecektir. Alınan listede; Aylık prim hizmet belgesinde düzenlenen sütundan &#8220;Çalışılmadığına Dair Bildirim Girişini&#8221; &#8220;Çalışmadı&#8221; olarak, Manuel veya elektronik Çalışılmadığına Dair Bildirim Giriş ekranından sigortalının istirahatli olduğu dönemde çalışıp çalışmadığını &#8220;Çalışmadı&#8221; veya &#8220;Çalıştı&#8221; olarak, bildirmeyen işverenlere Kanunun 102 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde belirtilen asgari ücretin yarısı, geç bildirenlere ise asgari ücretin onda biri tutarında idari para cezası uygulanacaktır. Eksik gün nedeni &#8220;01-İstirahat&#8221; bildirimini yapmayan ya da geç yapan işverenlere eksik gün nedeni bildirimi ile ilgili sigorta primleri mevzuatı gereği idari para cezası uygulandığından ayrı bir ceza uygulanmayacaktır. Yukarıda açıklandığı şekilde aylık prim hizmet belgesinde, sigortalıya ait kazanç bildirilmeyen dönemde, eksik gün nedeni olarak &#8220;01-İstirahat&#8221; de bildirilmeyen ya da istirahatli olduğu dönemde kazanç bildirilen, fakat yeni açılan sütundan Çalışılmadığına Dair Bildirim Girişi &#8220;Çalışmadı&#8221; olarak veya Tebliğin 5 inci maddesinde belirtilen adresten &#8220;çalıştı&#8221; ya da &#8220;çalışmadı&#8221; olarak bildirim yapılmayan sigortalıya ödenen ödenekler sigortalılardan tahsil edilmeyecek, bu sigortalılara rapor verildiği yönünde işverenlerine Kurumca elektronik mesaj yollandığı da göz önüne alınarak çalışılmadığına dair bildirim girişi yapılması yönünde Tebligat gönderilmeden idari para cezası uygulanacaktır. Kurum tarafından gönderilen asgari ücretin yarısı tutarındaki idari para cezası Tebligatı işverene tebliğ edilmeden önce işveren tarafından Çalışılmadığına Dair Bildirim Girişi yapılması halinde, asgari ücretin yarısı tutarında uygulanan idari para cezası, onda biri tutarına düşürülerek yeniden uygulanacaktır. DİĞER KONULAR Diğer taraftan birinci basamak sağlık kuruluşu durumunda olan işyeri hekimleri, aile hekimleri, bazı sağlık ocakları, belediye hastaneleri ve askeri hastaneler ile sınırlı sayıda ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşları tarafından istirahat raporları halen kağıt ortamında düzenlenmekte olup kurye veya posta ile Kuruma gönderilmektedir. Raporları bu şekilde düzenlenerek Kuruma ulaştırılan sigortalılar için de &#8220;çalışmadı&#8221; bildirimi yerine geçen eksik gün nedeni bildirimleri veya kazanç ve prim bildirilen dönemde &#8220;çalışılmadığına dair bildirim girişleri&#8221; aylık prim hizmet belgesi üzerindeki sütundan veya &#8220;çalışılmadığına dair bildirim giriş&#8221; ekranlarından aylık prim hizmet belgesinin Kuruma bildirileceği son tarihe kadar yapılabilecektir. Ancak kağıt ortamında manuel olarak Kuruma gönderilen bu raporlar için elektronik mesaj yollanmadığı, raporun sigortalı tarafından işverenine ibraz edilmeyebileceği de [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abonelikleri Başkası Adına Olan Telefon, Elektrik ve Su Bedellerinin Giderleştirilmesi ve KDV İndirimi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/abonelikleri-baskasi-adina-olan-telefon-elektrik-ve-su-bedellerinin-giderlestirilmesi-ve-kdv-indirimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Apr 2013 09:23:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[doğalgaz faturaları]]></category>
		<category><![CDATA[eleketrik telefon faturaları]]></category>
		<category><![CDATA[faturaları giderleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[gelir vergisi kanunu 40 madde]]></category>
		<category><![CDATA[genel gider faturaları]]></category>
		<category><![CDATA[genel yönetim giderleri]]></category>
		<category><![CDATA[telefon elektrik su]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1695</guid>

					<description><![CDATA[İhracatçı firmaların son günlerde sık karşılaştıkları sorunlardan bir tanesi de KDV iade talebi için hazırlanan yüklenilen KDV listelerindeki abonelikleri şirket adına olmayan telefon, elektrik ve su harcamalarına ait KDV’nin yüklenilen KDV listesinden çıkarttırılmak istenmesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Safi ticari kazancın tespitinde indirilecek giderler ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi gereken giderler olarak 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. maddesinde 10 fıkra halinde hüküm altına alınmıştır. Buna göre yapılan bir harcamanın vergi bakımından indirilecek gider olarak kabul edilebilmesi ve vergi matrahının tespitinde dikkate alınabilmesi için mutlaka ticari kazancın elde edilmesi ve devam ettirilebilmesi için yapılmış olması şarttır. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29. maddesi ile mükelleflerin faaliyetlerine ilişkin olarak yüklendikleri katma değer vergisini indirebilecekleri hüküm altına alınmıştır. İndirim hakkının kullanılabilmesi için de 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 34. maddesinde hüküm altına alındığı üzere alış faturası veya benzeri vesikalar ve gümrük makbuzu ile belgelendirilmesi ve bu vesikaların kanuni defterlere kaydedilmesi şartını koşul olarak belirlemiştir.Yazımızda abonelikleri başkası adına olan telefon, elektrik ve su bedellerinin vergi matrahının tespitinde gider olarak kabul edilip edilmemesi ile bu harcamalara ait KDV’nin indirim konusu yapılıp yapılamayacağı hususları açıklanacaktır. www.ozdogrular.com Abonelikleri Mükellef Adına Olmayan Telefon, Elektrik Ve Su Bedellerinin Giderleştirilmesi Ve Bu Harcamalara Ait Kdv’ nin İndirimi Hususları /Vergi İdaresinin Uygulamaları, Vergi Dairesi Uygulamalarına daha çok mükelleflerin KDV iade taleplerinin yerine getirilmesi esnasında karşılaşılmaktadır. Abonelikleri mükellef adına olmayan telefon, elektrik ve su harcamaları için yüklenilen ve indirim konusu yapılan belgelerdeki KDV’nin düzeltilmesi şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Vergi Daireleri genellikle 26.05.1997 tarih ve 21499 sayılı Özelge ile 24.03.1999 tarih ve 11976 sayılı Özelge’ye dayanarak talepte bulunmaktalar. Özelge’de “Ticari faaliyetle ilgili olarak yapılan elektrik, su, telefon vb. harcamalara ait giderlerin belgelerinin 213 sayılı VUK’un 227 ve 230. maddelerine göre mükellef adına düzenlenmiş olması halinde, kayıtlarda gösterilmesi mümkün olduğundan, mükellef adına düzenlenmeyen ve kayıtlarda gösterilmesi mümkün olmayan faturaların gider belgesi olarak kabulü ve faturalardaki KDV’nin indirilmesi mümkün değildir.”(1) şeklindedir. Diğer Özelge’de “İşletme aktifine kayıtlı olmayıp işletme sahibinin şahsına kayıtlı cep telefonuna ilişkin haberleşme ücretinin gider olarak kaydedilmesi mümkün değildir.”(2) şeklindedir. www.ozdogrular.com &#160; İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı yayınlamış olduğu 02.09.2009 tarih ve 2009/6 no.lu uygulama tamimi ile uygulamaya yön vermiştir. Uygulama tamiminde işlemlerin nasıl yapılacağını açıklamıştır. Buna göre: “Bilindiği gibi, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun;34. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, yurt içinden sağlanan veya ithal olunan mal ve hizmetlere ait KDV’nin alış faturası veya benzeri vesikalar ve gümrük makbuzu üzerinden ayrıca gösterilmesi ve bu vesikaların kanuni defterlere kaydedilmesi şartıyla indirileceği, 30. maddesinin (d) bendinde ise, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarına göre kazancın tespitinde indirimi kabul edilmeyen giderler dolayısıyla ödenen KDV’nin indirim konusu yapılamayacağıhükme bağlanmıştır. Öte yandan, Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. maddesinin (1) fıkrasında, ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin safi ticari kazancın tespitinde gider olarak indirilebileceği hüküm altına alınmıştır. Vergi Usul Kanunu’nun 3. maddesinde de, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin yemin hariç her türlü delille ispatlanabileceği hükmü yer almıştır. Yukarıda yer alan hükümler çerçevesinde, işyerinde kullanıldığı iddia edilen ancak başkası adına kayıtlı olan su, elektrik, telefon fatura bedellerinin faaliyette bulunulan işyerine ait olduğunun ve işle ilgili olarak kullanıldığının kesin delillerle ispatı halinde ve adına fatura düzenlenen mükellef tarafından mükerrer indirim konusu yapılmaması şartıyla bu belgelere dayalı giderlerle ilgili olarak yüklenilen KDV’nin indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.” www.ozdogrular.com Sonuç olarak, Yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere 213 sayılı VUK’un 3/B maddesi dikkate alınarak abonelikleri başkası adına olan telefon, elektrik ve su harcamalarının mükellefin faaliyet adresine ait olduğu ile ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi gereken giderler olduğunun ispatlanmasıyla bunların vergi matrahının tespitinde ve safi ticari kazancın tespitinde dikkate alınması ve katma değer vergisinin indirim konusu yapılması vergi matrahlarının tespitinin doğru yapılmasını sağlayacaktır. Secattin MARAŞLIOĞLU* Yaklaşım Dergisi]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şirketlerin ve Meslek Mensuplarının Dikkat Etmesi Gereken Tehlikeli Konular</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/sirketlerin-ve-meslek-mensuplarinin-dikkat-etmesi-gereken-tehlikeli-konular/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Apr 2013 22:28:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şirketler Muhasebesi]]></category>
		<category><![CDATA[anonim şirketlerde genel kurul]]></category>
		<category><![CDATA[limited şirtketlerde kar dağıtımı]]></category>
		<category><![CDATA[ortakların şirkete borçlanması]]></category>
		<category><![CDATA[serbest yedek akçeler]]></category>
		<category><![CDATA[şirtket ortaklarının borçlanması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1689</guid>

					<description><![CDATA[1-) A.Ş.&#8217;LERDE ORTAKLARIN ŞİRKETE BONÇLANMA YASAĞI: Ortaklar, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle (1)birlikte kârı, geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamaz (TTK. Md. 358/1).358.Maddenin gerekçesine göre; hükümle, pay sahiplerinin şirkete karşı borçlanmalarının yani, sermaye taahhüdü dahil, birçok iş ve işlemde şirket kasasını kullanmalarının, kişisel harcamalarını bu kanaldan yapmalarının, şirketten para çekmelerinin engellenmesi amaçlanmıştır. Pay sahipleri diğer işletmeleri dolayısıyla şirketle iş yapabilir ve şirketin her müşterisi gibi vadeli, konsinye veya benzeri yöntemlerle şirketten mal alabilirler. Ancak, pay sahipleri, şirketle iş yapan diğer kişilerle aynı şartlara tabidir. Yani, şirketin, pay sahiplerine, diğer müşterilere uygulananlardan daha yumuşak şartlar tanıması hükme aykırı olur. Madde metni ve gerekçesine göre anonim şirket ortaklarının şirkete borçlanabilmeleri için; a) Ortakların şirkete vadesi gelmiş sermaye taahhüt borcu olmamalıdır, b) Şirketin &#8220;serbest yedek akçeleri&#8221; ile kârının toplamı, geçmiş yıl zararlarını karşılamalıdır, c) Ortaklara, şirketle yapılan ticarette, diğer müşterilerden farklı ve daha yumuşak şartlar (ayrıcalıklar) tanınmamalıdır. Bu şartlar dışında yapılacak olan borçlanma Kanun hükmüne aykırı olur. Aykırılık olursa, borçlanan ortaklara değil, ortaklara borç verenlere üçyüz günden az olmamak üzere adli para cezası verilir (2), (TTK.Md.562/5-b).  2-) A.Ş.&#8217;LERDE ORTAK OLMAYAN YÖNETİM KURULU ÜYELERİ İLE BUNLARIN ORTAK OLMAYAN YAKINLARININ ŞİRKETE BORÇLANMA YASAĞI: Şirkete ortak olmayan yönetim kurulu üyeleri ile bunların, yine, ortak olmayan yakınları (alt ve üst soyundan biri, ya da eşinin, yahut üçüncü derece dahil, üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlarından biri) şirkete nakit borçlanamaz. Şirket, bu kişiler için kefalet, garanti ve teminat veremez, sorumluluk yüklenemez, bunların borçlarını devralamaz. Aksi halde, şirkete borçlanılan tutar için, şirket alacaklıları bu kişileri, şirketin yükümlendirildiği tutarda şirket borçları için doğrudan takip edebilir (TTK.Md.395/2). TTK&#8217;nun 202.madde hükmü (hakim şirketin, hakimiyet gücünü bağlı şirketlere karşı hukuka aykırı olarak kullanması) saklı kalmak şartıyla, şirketler topluluğuna dahil şirketler, birbirlerine kefil olabilir ve garanti verebilirler (TTK.Md.395/3). Maddenin 4.fıkrasına göre borçlanma yasağı bankacılık kanununa tabi anonim şirketleri kapsamamaktadır. Bunlar hakkında bankacılık kanunundaki özel hükümler uygulanacaktır. 395.Maddeye aykırı olarak şirkete borçlananlar, üç yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılırlar. (TTK.Md.562/5-c). 3-)  LİMİTED ŞİRKET ORTAKLARININ ŞİRKETE BORÇLANMA YASAĞI: TTK’ nun 644/1-b maddesine göre, Anonim Şirketlerde ortakların şirkete borçlanma yasağı ile ilgili 358.madde hükmü aynı zamanda Limited Şirket ortakları için de uygulanacaktır. Limited şirket ortakları, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârı, geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamaz. (TTK. Md.644/1-b, Md.358). 358.Maddeye aykırı olarak limited şirket ortaklarına borç verenler, Üçyüz  Günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılırlar. (TTK.Md.562/5-b) 4-) LİMİTED ŞİRKETLERDE ORTAK OLMAYAN MÜDÜRLER İLE BUNLARIN ORTAK OLMAYAN YAKINLARININ ŞİRKETE BORÇLANMA YASAĞI: TTK’ nun 644/1-b maddesine göre, Anonim Şirketlerde ortak olmayan yönetim kurulu üyeleri ile bunların ortak olmayan yakınlarının şirkete borçlanma yasağı ile ilgili 395.Maddesinin ikinci fıkrasının bir ve ikinci cümlesi limited şirketler için de uygulanacaktır. Şirkete ortak olmayan müdürler ile bunların, yine, ortak olmayan yakınları (alt ve üst soyundan biri, ya da eşinin, yahut üçüncü derece dahil, üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımlarından biri) şirkete nakit borçlanamaz. Şirket, bu kişiler için kefalet, garanti ve teminat veremez, sorumluluk yüklenemez, bunların borçlarını devralamaz. (TTK. Md.644/1-b, Md.395/2). 395.Maddeye aykırı olarak şirkete borçlananlar, üç yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılırlar. (TTK.Md.562/5-c). 5-) 2012 YILI ENVANTERİNE DİKKAT: Her tacir, ticari işletmesinin açılışında, taşınmazlarını, alacaklarını, borçlarını, nakit parasının tutarını ve diğer varlıklarını eksiksiz ve doğru bir şekilde gösteren ve varlıkları ile borçlarının değerlerini teker teker belirten bir envanter çıkarır. Tacir açılıştan sonra her faaliyet döneminin sonunda da böyle bir envanter düzenler (TTK.Md.66). Envanter ile ilgili 66.madde hükmüne aykırı olarak envanter çıkaranlar, 4.000 TL idari para cezasıyla cezalandırılırlar (TTK.Md.562/1-e). Burada önemli olan nokta, bilançoda yer alan tüm hesapların envanterinin yapılmasıdır. Gerekçeye göre her tacir işletmenin açılışında ve her faaliyet yılının sonunda envanter çıkarır. Envanter; tamlık, doğruluk yanında varlıkların ve borçların teker teker gösterilmesi, yani kalemlerde toplama, hamur ve mahsup yapmama, konsolide etmeme ilkeleri yanında denetlenebilirlik kuralını da içerir. Envanter, bilanço&#8217;dan önce çıkarılmış olmalıdır. 2012 yılına ait olarak envanter defterine yazılması gereken varlık ve borçların, bilançonun tamamını kapsamasına dikkat edilmesi ve ayrıntılı bir envanter yapılmasını tavsiye ediyoruz. 6-) TİCARİ DEFTERLERE KASITLI OLARAK GERÇEĞE AYKIRI KAYIT  YAPILMASI: Ticari defterlere (pay defteri, yönetim kurulu karar defteri, genel kurul toplantı ve müzakere defteri dahil bkz. TTK.Md. 64/4) kasıtlı olarak gerçeğe aykırı kayıt yapanlar, 1 Yıldan 3 Yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. (TTK.Md.562/8, 644/1-a). 7-) TAAHHÜT OLUNMAMIŞ VEYA KARŞILIĞI ÖDENMEMİŞ SERMAYENİN, TAAHHÜT EDİLMİŞ VE ÖDENMİŞ GİBİ GÖSTERİLMESİ: Sermaye, tamamen taahhüt olunmamış veya karşılığı kanun veya esas sözleşme hükümleri gereğince ödenmemişken, taahhüt edilmiş veya ödenmiş gibi gösterenler ile kusurlu olmaları şartıyla, şirket yetkilileri, bu payları üstlenmiş kabul edilirler ve payların karşılıkları ile zararı faiziyle birlikte müteselsilen öderler. (TTK.Md.550/1) 550 madde hükmüne aykırı hareket edenler, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılırlar (TTK.Md.562/9, 644/1-a). 8-) SERMAYE ÖDEME YETERSİZLİĞİNİN BİLİNMESİ: Sermaye taahhüdünde bulunanların ödeme yeterliliğinin bulunmadığını bilen ve buna onay verenler, söz konusu borcun ödenmemesinden doğan zarardan sorumludurlar. (TTK.Md.550/2) 550 madde hükmüne aykırı hareket edenler, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılırlar (TTK.Md.562/9, 644/1-a). 9-) TESCİLİ GEREKEN BİR İŞLEMİ TİCARET SİCİLİNE TESCİL ETTİRMEMEK: a- Ticaret Sicilinde tescili zorunlu olup da kanuni şekilde ve süresi içinde tescili istenmemiş olan veya tescil edilecek hususların gerçeği tam olarak yansıtmamaları, üçüncü kişilerde yanlış izlenim yaratacak nitelik taşımaları ve kamu düzenine aykırı olmaları hususunu haber alan sicil müdürü, ilgilileri, belirleyeceği uygun bir süre içinde kanuni zorunluluklarını yerine getirmeye veya o hususun tescilini gerektiren sebeplerin bulunmadığını ispat etmeye çağırır. Sicil müdürünce verilen süre içinde tescil isteminde bulunmayan ve kaçınma sebeplerini de bildirmeyen kişi, sicil müdürünün teklifi üzerine mahallin en büyük mülki amiri tarafından 1.000 TL idari para cezasıyla cezalandırılır (TTK. Md.33/1) b- Tescil ve kayıt için gerçeğe aykırı beyanda bulunanlar, 2.000 TL idari para cezasıyla cezalandırılır (TTK. Md.38/1) İbrahim Güler SMMM &#160; (1) Serbest yedek akçeler: Genel Kanuni yedek akçelerin sermayenin veya çıkarılmış sermayenin yarısını aşan kısmı ile Kanun ve sözleşme gereği ayrılanlar dışında genel kurulca (herhangi bir amaç hükmüne tabi olmayan yedek akçe) ayrılmasına karar verilen yedek akçelerdir. (Bkz. 09.08.2012/28379 R.Gazete&#8217;de yayınlanan Gümrük ve Ticaret Bakanlığı kâr payı avansı dağıtımı hakkında tebliğ). (2)Adli para cezası: 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda “Gün Para Cezası” sistemi getirilmiştir. Bu sistemde verilecek para cezası önce gün olarak tespit edilir. Tespit edilen gün, failin ekonomik ve fiili şartlarına göre 20 ila 100 TL arasında bir miktarla çarpılarak ödenmesi gereken para cezası hesaplanır. Karardan sonra durum infaz için Cumhuriyet Savcılığına gönderilir (3). Cumhuriyet Savcılığı hükümlünün ikametgah adresine ödeme emri gönderir. Tebligat alınmazsa muhtara gider. Ceza ödenecekse, tebligatla savcılığa gidilir, savcılık maliyeye bir yazı yazar, bu yazı ile birlikte para maliyeye yatırılır , makbuz savcılığa getirilerek işlem tamamlanır. Ceza ödenmez ise, para cezası hapse çevrilir. Hükümlü para cezasını ödediği takdirde serbest bırakılır. Yoksa hapis yatar. Hükümlü bir süre hapis yattıktan sonra cezayı ödemek isterse, hapis yattığı günler para cezasından mahsup edilir. (3) Adana hâkimi Murat AYDIN, 09.08.2010 tarihli makalesi.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çalışanın Otomobilini Kiralamanın Avantajları</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/calisanin-otomobilini-kiralamanin-avantajlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Apr 2013 22:24:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şükrü KIZILOT]]></category>
		<category><![CDATA[araç kiralama]]></category>
		<category><![CDATA[araç kiralama avantajları]]></category>
		<category><![CDATA[binek araçlarda kdv]]></category>
		<category><![CDATA[mtvk md 14]]></category>
		<category><![CDATA[şirkete otomobil alınması]]></category>
		<category><![CDATA[şirketlerde araç satın alınması]]></category>
		<category><![CDATA[vuk md 320]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1685</guid>

					<description><![CDATA[Çalışanın otomobilini kiralama olayı, aslında yeni değil. Ancak, bu uygulama, avantajlarından dolayı son zamanlarda nedense hızlanmaya başladı. SATIN ALMA &#8211; KİRALAMA FARKI Şirkete alınıp, aktife kaydedilen bir otomobil ile kiralanan otomobil arasında, kiralama lehine çok sayıda avantaj var. Satın alma olayından başlamak suretiyle, konuyu açıklayalım. 1- Şirkete Otomobil Satın Alınması a) Yıl içinde alınan otomobil için, alındığı yıl için, yıllık yani 12 aylık amortisman ayırmak mümkün değil. Alındığı aydan, yıl sonuna kadar olan dönem için, aylık amortisman hesaplanıp, gider yazılabiliyor (VUK. Md. 320). b) Otomobil alımında ödenen KDV, indirim konusu yapılamıyor. Gider ya da maliyet unsuru oluyor (KDV K. Md. 30/b). c) Otomobilin Motorlu Taşıtlar Vergisi gider yazılamıyor (MTVK. Md.14). ÖTV gider ya da maliyet unsuru olabiliyor (VUK Md. 270/2). d) Otomobil satıldığında, bundan doğan kazanç için vergi ödeniyor. Ayrıca, düşük oranda da olsa KDV‘ye tabi oluyor. 2- Şirkete, Personele Ait Otomobilin Kiralanması: a) Personele, aylık bir kira ödeniyor ve kiranın tamamı, şirket hesaplarına gider yazılabiliyor. Ödenen kiradan, yüzde 20 stopaj (vergi kesintisi) yapılıyor. Sorumlu sıfatıyla yüzde 18 KDV ödeniyor ancak aynı KDV indirim konusu yapılıyor (Bkz. 117 Seri No.lu KDV Tebliği). b) Otomobil için yapılan masraflar (yakıt, bakım-onarım gideri dahil), şirket defterine gider yazılabiliyor. c) Otomobilin sahibi olan personel, 2013’te yıllık kira tutarı 26 bin TL’yi aşmadığı sürece, bu kira gelirini beyan etmeyecek. Aşması durumunda, tamamını beyan edecek ancak, yıllık tutarı 114 bin TL’yi aşmadığı ve beyana tabi başka geliri olmadığı sürece, gelir vergisi ödemeyecek hatta üste “vergi iadesi” alacak. d) Otomobil satıldığında, sahibi olan gerçek kişi tarafından elde edilen kazanç beyana tabi değil. Ayrıca, KDV’de sözkonusu değil. RENT A CAR ŞİRKETİNDEN KİRALAMA Bunun da, özel bazı avantajları var. Kirayı ödeyen mükellef; a) Kira ile birlikte ödenen KDV’yi indirim konusu yapabiliyor. b) Kiralama bedelinin tamamı, gider yazılabiliyor. c) Kira ödenirken, stopaj yapılmıyor. Bu olayda, kiralama şirketinin de avantajları var. Örneğin; a) Otomobil alımında ödediği KDV’yi indirim konusu yapabiliyor (KDV K. Md. 30/b). b) Motorlu Taşıtlar Vergisini gider yazabiliyor (MTVK. Md.14). c) Yıl içinde aldığı otomobil için, yılın son günlerinde almış olsa bile, bir tam yıl üzerinden amortisman ayırabiliyor (VUK. Md. 320/2). &#160; Yukarıdaki açıklamalardan da fark edileceği gibi, şirkete otomobil almaktansa, personelden ya da kiralama şirketinden otomobil kiralamanın, sayısız avantajları var. Şükrü Kızılot/Hürriyet Gazetesi]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Telefon, elektrik, su ve doğalgaz faturalarının giderleştirilmesi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/telefon-elektrik-su-ve-dogalgaz-faturalarinin-giderlestirilmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Apr 2013 10:55:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[elektrik su telefon faturaları]]></category>
		<category><![CDATA[faturalarda gecikme zammı]]></category>
		<category><![CDATA[genel gider faturaları]]></category>
		<category><![CDATA[kanunen kabul edilmeyen giderler]]></category>
		<category><![CDATA[kkeg]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1675</guid>

					<description><![CDATA[TELEFON, ELEKTRİK, SU VE DOĞALGAZ FATURALARININ GİDERLEŞTİRİLMESİ VE BU FATURALARDA GÖSTERİLEN KDV’NİN İNDİRİMİ I. GİRİŞ Türk vergi sistemi yıllardır eleştirilere hedef olmakta ve sistemin içinde yer alan mevzuat sık sık değiştirilmektedir. Bu itibarla, gelinen noktada vergi sisteminden arzu edilen sonuçlar henüz tam olarak alınabilmiş değildir. Giderler ve KDV de indirim konuları halen tartışılan konular arasında yer almaktadır. Diğer bir ifade ile; mükelleflerin vergi matrahlarının tespitinde gider olarak kabul edilecek harcamalar, gider olarak kabul edilmeyecek harcamalar, hangi tür harcama ve alımların KDV’sinin indirim konusu yapılıp yapılamayacağı tartışması devam etmektedir. Yukarıdaki konu kapsamında; işletmelerin haberleşme ve enerji giderlerinde önemli bir vergilendirme sorunu yaşanmaktadır. Şöyleki; işletmelerin telefon, su, elektrik ve doğalgaz faturalarının giderleştirilmesi ve bu faturalarda gösterilen KDV’nin indirimi yazımızın konusunu oluşturacaktır. Öte yandan konunun giderleştirilmesi ile KDV’sinin indirimi paralellik arz ettiğinden birlikte değerlendirilmesinde fayda görülmektedir. II. TELEFON, ELEKTRİK, SU VE DOĞALGAZ FATURALARININ GİDERLEŞTİRİLMESİ VE BU FATURALARDA GÖSTERİLEN KDV’NİN İNDİRİMİ &#160; 1. Telefon, Elektrik, Su ve Doğalgaz Faturalarının Giderleştirilmesi &#160; Telefon, elektrik, su ve doğalgaz faturaları Vergi Usul Kanunu’nda düzenlenen &#8220;fatura ve benzeri belgeler’’ kapsamında nitelendirilmektedir. Yukarıda belirtilen belgelerin bazılarının üzerinde ‘’VUK hükümleri ve yönetmeliklerine tabi değildir.&#8221; ibaresi bulunması, bu belgelerin fatura ve benzeri olma niteliğini ortadan kaldırmamaktadır. Belgelerin, üzerinde bu ibarenin bulunmasının nedeni, belgelerin basım ve kullanımındaki bazı formalitelerin ortadan kaldırılmasıdır. Söz konusu giderler açısından en önemli özellik, bu giderlerin tahakkuk esasına göre gayri safi kazançtan düşülmesidir. Aynı zamanda bu giderler açısından vergilendirmede dönemsellik ilkesi esastır. Bu tür giderlerin tahakkuk ettikleri dönemde, ilgilendirdikleri dönem gideri yazılabilir. Birden fazla dönemi ilgilendiren giderlerin gelecek dönemler için aktifleştirilmeleri gerekir. Bu tür giderlerde dönemsellik ilkesinin istisnasını, giderlerin ait oldukları dönem içinde alacaklı kamu kuruluşları tarafından tahakkuklarının bildirilmediğinde, ödendikleri yılda gider yazılabileceği durumu oluşturmaktadır. (1) &#160; Telefon, elektrik, su ve doğalgaz giderlerinde, yukarıda belirtilen dönemsellik ilkesi haricinde bunların işletmenin aktifinde kayıtlı olmaları veya sözleşmelerinin işletme adına düzenlenmiş olmaları da ikinci bir özellik olarak karşımıza çıkmaktadır. Uygulamada yasal prosedürler nedeniyle kira ile temin edilen işyerine ait su, elektrik, doğalgaz ve telefon aboneliklerinin çoğunlukla mal sahibi adına olduğu ve bu tür giderlere ait faturaların yine mal sahibi adına düzenlendiği, ancak kiralayan işletme tarafından kullanıldığı ve bedellerinin ödendiği görülmektedir. Bize göre; bu konuda mükellefler adına düzenlenmeyen faturalarda yer alan adresin kullanılan işyeri ile aynı olması, hizmetten bu adreste yararlanılması, harcamanın yapılan iş ile uyumlu olması hususları göz önünde tutularak bu tür harcamalar gider yazılabilmelidir. Ancak, cep ve araç telefonlarına ilişkin giderlerin ticari kazancın tespitinde indirilecek gider olarak dikkate alınabilmesi için, bu telefonların işletme aktifine kayıtlı olması gerekir. Bu durumda, işletmenin aktifine kayıtlı olmayıp, işletme sahibinin şahsına kayıtlı cep telefonuna ilişkin haberleşme ücretinin gider olarak kaydedilmesi mümkün değildir. Maliye Bakanlığı’nca 24.03.1999 tarih, 11976 sayılı özelgesi ile, · “İşletmenin aktifine kayıtlı olan özel araç telefonları ile ( kiralama yoluyla edinilen veya işletmeye dahil olan taşıtlara bağlı ) cep telefonlarına ilişkin haberleşme giderlerinin ticari kazancın elde edilmesi ve idamesi ile açık ve doğrudan bir bağının bulunması, yapılan işin mahiyetine uygun olması ve iş hacmi ile mütenasip olması halinde ticari kazancın tespitinde gider olarak indirilmesi mümkündür. Bu durumda, işletmenin aktifine kayıtlı olmayıp, işletme sahibinin şahsına kayıtlı cep telefonuna ilişkin haberleşme ücretinin gider olarak kaydedilmesi mümkün değildir.” &#160; Şeklinde idari görüş belirtilmiştir. &#160; 2.Telefon, Elektrik, Su ve Doğalgaz Faturalarında Gösterilen KDV’nin İndirimi &#160; KDV Kanunu’nun 29/1-a maddesinde, mükelleflerin kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak fatura veya benzeri belgelerde gösterilen KDV’yi indirebilecekleri hükme bağlanmıştır. Öte yandan, Vergi Usul Kanunu’nun 227. maddesinde, bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait kayıtların tevsikinin zorunlu olduğu belirtilmiş, 230. maddesinde ise faturada bulunması gereken asgari bilgiler; · Faturanın düzenlenme tarihi, · Faturayı düzenleyenin adı, varsa ticaret unvanı, iş adresi, bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarası · Müşterinin adı, ticaret unvanı, adresi, varsa vergi dairesi ve hesap numarası, · Malın veya işin nevi, miktarı, fiyatı ve tutarı, · Satılan malların teslim tarihi ve irsaliye numarası&#8230; Şeklinde sıralanmıştır. Buna göre, telefon, elektrik, su ve doğalgaz faturası VUK’da düzenlenen belgeler niteliğinde olduğundan bu belgelerde gösterilen KDV’nin indirilmesi mümkündür. Bu hükümlere göre; ticari faaliyetle ilgili olarak yapılan elektrik, telefon, su ve doğalgaz tüketimlerine ait faturaların kayıtlarda gösterilebilmesi ve KDV indirimi için, Vergi Usul Kanunu’nun 227 ve 230. maddelerine göre bu faturaların mükellef adına düzenlenmiş olması gerekir. Aksi halde, mükellef adına düzenlenmeyen faturaların kayıtlarda gösterilmesi, bu belgelerin gider belgesi olarak kabulü ve bu belgelere dayanılarak KDV indirimi yapılması mümkün değildir. Dolayısıyla, su, elektrik, telefon ve doğalgaz faturalarının mükellef adına düzenlenebilmesi ise, ancak bunlara ait aboneliklerin kendi adlarına olması halinde mümkün bulunmaktadır. (2) &#160; Ancak, uygulamada yasal prosedürler nedeniyle kira ile temin edilen işyerine ait su, elektrik, doğalgaz ve telefon aboneliklerinin mal sahibi adına olduğu ve bu tür giderlere ait faturaların yine mal sahibi adına düzenlendiği görülmektedir. Yukarıda da ifade edildiği üzere mükelleflerin kendi adlarına düzenlenmeyen faturalardaki KDV’yi indirmeleri mümkün değildir. Ancak, bunun aksi yönünde, faturada yer alan adresin işyeri ile aynı olması, hizmetten bu adreste yararlanılması hususları göz önünde tutularak bu tür harcamaların yukarıda belirtildiği gibi gider yazılabileceği ve dolayısıyla KDV’sinin de indirilebileceği şeklinde görüşlerde bulunmaktadır. Maliye Bakanlığı’nın, 26.05.1997 tarih, 21499 sayılı Özelgesi ile, · “Ticari faaliyetle ilgili olarak yapılan elektrik, telefon, su vb. harcamalara ait gider belgelerinin VUK’un 227 ve 230. maddelerine göre mükellef adına düzenlenmiş olması halinde kayıtlarda gösterilmesi mümkün olduğundan, mükellef adına düzenlenmeyen ve kayıtlarda gösterilmesi mümkün olmayan faturadaki KDV’nin indirilmesi kanunen mümkün değildir.” &#160; Şeklinde idari görüş bildirilmiştir. Ancak, Danıştay’ın bu konuda verilmiş iki farklı kararı bulunmaktadır. Bu kararların özetleri ise aşağıdadır. Dn. 9.D.nin 12.05.1994 tarih, ve E.1993/2695, K.1994/2333 sayılı Kararı; · “Satın alınan emtiaya ait KDV’nin indirilebilmesi için emtiaya ait alış faturasının mükellef adına düzenlenmesi gerekmekte ise de, KDV’nin yansıtmalı bir vergi olduğu ve VUK’un 3. maddesi hükmü dikkate alındığında fatura başka bir şahıs adına düzenlense dahi, bu fatura veya benzeri belgede gösterilen KDV’nin, mal veya hizmetin gerçek alıcısı tarafından indirim konusu yapılması gerekir.’ Dn.11.D.nin 04.02.1997 tarih, ve E.1995/5250, K.1997/389 sayılı Kararı; · “Mükelleflerin kendi adlarına düzenlenmeyen faturalardaki KDV’yi indirmeleri mümkün değildir.” &#160; Bu şekilde işletmede tüketilmekle birlikte abonelik nedeniyle faturası mal sahibi adına düzenlenen elektrik, su, telefon ve doğalgaz giderlerine ait KDV’nin, gerçekte bu giderlere katlanan mükelleflerce indirilebilmesi, ancak adına fatura düzenlenen mal ve hizmetin gerçek alıcısı olan mükellefe aynı tutarda fatura düzenlenmesi (masraf aktarımı) veya adına fatura düzenlenen mal sahibinin gerçek usulde vergi mükellefi olmaması halinde bu mal ve hizmetlerin gerçek yüklenicisi olan mükelleflerce aynı tutarda KDV’si de ayrıca gösterilmek suretiyle mal sahibi adına gider pusulası düzenlenmesi halinde mümkün olabilecektir. Aksi halde, bu tür işlemlerde KDV indirimi yapılamayacaktır. (2) &#160; Ancak, cep ve araç telefonlarına ilişkin faturalarda gösterilen KDV’nin indirim konusu yapılabilmesi için, bu telefonların işletme aktifine kayıtlı olması gerekir. Bu durumda, işletmenin aktifine kayıtlı olmayıp, işletme sahibinin şahsına kayıtlı cep telefonuna ilişkin haberleşme ücretinin gider olarak kaydedilmesi mümkün değildir. 3.Telefon, Elektrik, Su ve Doğalgaz Faturalarının Geç Ödenmesi Halinde Uygulanan Gecikme Zammının Gider Kaydı ve KDV İndirimi &#160; Bilindiği üzere, safi kazancın tespitinde indirilecek ve indirilemeyecek giderler, GVK’nın 40 ve 41. maddelerinde sayılmıştır. Sözü edilen 40. maddenin üç numaralı bendinde, işle ilgili olmak şartıyla mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatların safi kazancın tespitinde indirilecek gider olarak dikkate alınacağı belirtilmiştir. Anılan Kanun’un 41. maddesinin beş numaralı bendinde ise, her türlü para cezaları ve vergi cezaları ile teşebbüs sahibinin suçlarından doğan tazminatların gider olarak indirilemeyeceği hükme bağlanmış, aynı bendin parantez içi hükmünde ise, akitlerde ceza şartı olarak derpiş edilen tazminatların cezai mahiyette tazminat sayılmayacağı belirtilmiş bulunmaktadır. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un “Kanunun Şümulü” başlıklı 1. maddesinde; “Devlete, vilayet hususi idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer’i amme alacakları ve aynı idarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğanlar dışında kalan ve amme hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer alacakları ile; bunların takip masrafları hakkında bu kanun hükümleri tatbik olunur” denilmektedir. Kurum alacaklarının zamanında ödenmemesi halinde bu alacaklara 6183 sayılı Kanun’un 51. maddesine göre gecikme zammı hesaplanacağı ve birlikte tahsil edileceği yönünde yer alan düzenlemeler ise kurum alacaklarında uygulanacak mali müeyyideyi belirtmektedir. Dolayısıyla, ticari akitlerden doğan alacaklar 6183 sayılı Kanun kapsamında değildir. Elektrik, su, telefon ve doğalgaz hizmetlerini sunan kurumların kamu kurum ve kuruluşları ile belediyelere ait olması durumu değiştirmemekte, bu kuruluşlara ait olan alacakların kamu alacağı niteliğinde olduğunu göstermemektedir. Çünkü, belirtilen türden tüketimlerin yapılabilmesi ancak, ilgili kurum ile sözleşme yapılmasına bağlıdır ve bundan doğan alacaklar da akitten doğan alacaktır. Bu nedenle, belirtilen kurumaların alacaklarının 6183 sayılı Kanuna göre takip ve tahsili söz konusu değildir. Yapılan sözleşmelerde, tüketim bedelinin süresinde ödenmemesi halinde uygulanacak yaptırım belirlenmekte ve bunu her iki taraf da kabul etmektedir. Dolayısıyla, bu tür ödemelerin süresinde yapılmaması halinde ödenen gecikme zamları bir akde dayanmaktadır. (3) Maliye Bakanlığı’nın 14.06.2001 tarih ve 32996 sayılı Özelgesi ile; &#160; “PTT ve TEAŞ gibi kurumların kamu kuruluşu olmasının bu kuruluşlara ait alacakların kamu alacağı niteliğinde olduğunu göstermeyeceği, bu kurumların alacaklarının 6183 sayılı Kanuna göre takip ve tahsilinin mümkün olmadığı, elektrik, su ve telefon faturalarının süresinde ödenmemesi nedeni ile alınan gecikme zamlarının işle ilgili olarak mukavelenameye göre ödenen tazminat olarak nitelendirilmesi gerektiği ve kurum kazancının tespitinde gider olarak yazılmasının mümkün olduğu” “Telefon, elektrik, su, doğalgaz iletim ve dağıtım [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>10 soruda yeni İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/10-soruda-yeni-is-sagligi-ve-guvenligi-yasasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Apr 2013 06:47:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[iş güvenliği uzmanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[iş güvenliği yasa tasarısı]]></category>
		<category><![CDATA[iş güvenliği yasası]]></category>
		<category><![CDATA[isg yasası]]></category>
		<category><![CDATA[işyeri uzmanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1670</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye olarak yılda ortalama 80 bin iş kazasında yaklaşık 1000 vatandaşımızı kaybediyoruz. Yıllardır ikincil mevzuatla (tüzük, yönetmelik vb.) yönetilen iş sağlığı ve güvenliği alanında nihayet bir yasaya kavuşacağız. Peki 75 milyonu ilgilendiren ve şu an Meclis&#8217;te görüşmeleri devam eden İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) Yasası hayatımıza neler getirecek? İşte işçi ve işverenin aklındaki sorular ve cevapları&#8230; 1- Neden İSG yasasına ihtiyaç duyuldu? Taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler çalışma hayatının genelini kapsayacak bir iş sağlığı ve güvenliği yasasını zorunlu kılıyor. Ayrıca AB üyelik sürecinde de bir engel bu yasayla aşılmış olacak. En önemli gerekçe ise yukarıda yer verdiğimiz iş kazası istatistikleri. 2- Yasa hangi çalışanları ilgilendiriyor? Yasa özel sektör ve kamu işyerlerinin tamamında uygulanacak. Dolayısıyla işçi-memur herkes (basın ve deniz çalışanları dahil) yasa kapsamında. Kamu kurumlarının da İSG kapsamına alınması önemli. Sadece güvenlik güçleri, afet ve acil durum birimleri, ev hizmetleriyle esnaf işyerleri yasa dışında kalacak. Ancak yanında işçi çalıştıran esnaf da yasa kapsamında sayılacak. 3- İşyerleri nasıl sınıflandırılıyor? İşyerleri, yapılan işin tehlike derecesine göre Çok Tehlikeli, Tehlikeli ve Az Tehlikeli olarak üç sınıfa ayrılıyor. Çok tehlikeli işyerlerinde (A) sınıfı, tehlikeli işyerlerinde (B) sınıfı, az tehlikeli işyerlerinde (C) sınıfı belgeye sahip iş güvenliği uzmanı çalıştırılacak. Ayrıca bütün tehlike sınıflarındaki işyerleri işyeri hekimi istihdam edecek. 4- 50 işçi sınırı devam ediyor mu? Şu anki uygulamada sanayiden sayılan ve 50&#8217;den fazla işçi çalıştıran işverenler iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi çalıştırmak zorunda. İsteyen işveren bu hizmetleri dışarıdan da alabiliyor. Fakat yeni İSG yasasına göre, 50 işçi sınırı kaldırılıyor ve bütün işyerleri için iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi zorunlu hale geliyor. Yani üç işçi çalıştıran bir işyeri dahi bir iş güvenliği uzmanı ile işyeri hekiminden hizmet alacak. 5- Küçük işyerlerine ek maliyet mi geliyor? Yeni yasa, iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarında 50 işçi sınırını kaldırdığından, küçük işyerleri için yeni maliyetler söz konusu olacak. Fakat yasaya konulan bir hükümle, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 10&#8217;dan az işçi çalıştıran işverenlere destek sağlayabilecek. 6- Uzman çalıştırma şartı ne zaman başlayacak? İş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi çalıştırma ya da dışarıdan hizmet alma şartı; · Çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinden 10 çalışandan az kişinin istihdam edildiği işyerlerinde yasanın yayım tarihinden iki yıl sonra, · 10 kişiden az çalışanın olduğu tehlikeli ve az tehlikeli işyerleri için yasanın yayım tarihinden üç yıl sonra, · 10 ve daha fazla çalışanı olan işyerlerinden tüm tehlike sınıfları için yasanın yayım tarihinden bir yıl sonra başlayacak. Bu geçiş sürecinde, tüm işyerleri için ihtiyaç duyulacak iş güvenliği uzmanı ile işyeri hekimleri belgelendirilecek. İşverenler, bütün işyerlerine yetecek kadar iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekiminin sağlanamayacağından endişe ediyor. 7- Mesleki eğitimi olmayan kişi çalıştırılabilir mi? İSG yasasıyla birlikte, mesleki eğitim gerektiren işlerde, eğitim belgesi olmayan kişiler çalıştırılamayacak. İşverenlerin bu konuda sıkıntı yaşamaması için, önümüzdeki süreçte mesleki eğitim ve yetiştirme kurslarının hız kazanması gerekiyor. 8- Yasaya uymama durumunda yaptırımlar neler? Bakanlık tarafından yapılacak denetimlerde; · İş sağlığı ve güvenliği ihlalleri için idari para cezası verilebilecek, cezalar 80 bin liraya kadar çıkabilecek. · İşyerinde işin tamamı veya bir kısmı durdurulabilecek. İşveren eksiklikleri giderince faaliyet devam edecek. 9- 80 bin lira ceza kimlere kesilecek? Büyük endüstriyel kaza oluşabilecek işyerleri, işe başlamadan önce Büyük Kaza Önleme Politika Belgesi veya Güvenlik Raporu hazırlayacak. Bu belgeler Bakanlıkça incelendikten sonra faaliyet başlayacak. Büyük Kaza Önleme Politika Belgesi hazırlamayan işverene 80 bin lira, Güvenlik Raporu hazırlamayan işverene 50 bin lira ceza kesilecek. 10- İSG yasasına eleştiriler neler? Yasaya yönelik eleştiriler genelde işveren kesiminden yükseliyor. Fakat akademik camiadan da benzer eleştirilerin geldiğini belirtmiş olalım. Bu eleştirileri sıralarsak; · Yasa geçmiş yılların tecrübelerini yansıtmıyor. · Yasa bütün işyerlerine uygulanınca iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi ihtiyacı nasıl karşılanacak? · İhlaller cezalandırılırken tedbirli işveren ödüllendirilmiyor. · Kritik noktaların düzenlenmesi yönetmeliklere bırakılmış. Her türlü eleştiriye rağmen, İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası&#8217;nın çalışma hayatımıza orta ve uzun vadede çok önemli kazanımlar sağlayacağı muhakkak. Umarız yasa başarılı olur ve biz 2023 Türkiye&#8217;sinde yüzlerle ifade edilen ölümlü kaza istatistiklerini konuşmayız. Sadettin Orhan http://ekonomi.bugun.com.tr/10-soruda-yeni-is-sagligi-ve-guvenligi-yasasi-193759-makalesi.aspx]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstifa Şekillerine Göre İşçi Hakları</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/istifa-sekillerine-gore-isci-haklari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Apr 2013 06:40:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[4857 nolu iş kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[boş kağıda atılan imza]]></category>
		<category><![CDATA[çalışanların hakları]]></category>
		<category><![CDATA[işçi hakları]]></category>
		<category><![CDATA[işçi özlük hakları]]></category>
		<category><![CDATA[istifa dilekçesi]]></category>
		<category><![CDATA[istifa edenin hakları]]></category>
		<category><![CDATA[istifa etmek]]></category>
		<category><![CDATA[şarta bağlı istifa dilekçesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1665</guid>

					<description><![CDATA[I- GİRİŞ 4857 sayılı İş Kanunu’na göre iş sözleşmesi; bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın da (işveren) ücret ödemeyi üstlenmesi sonucunda kurulan bir akittir. İş sözleşmesi, işçi ya da işveren taraflarının tek taraflı irade beyanlarıyla her zaman sona erdirilebilmektedir. Bilindiği üzere, taraflardan birinin sözleşmeyi sona erdiren irade beyanına fesih denilmektedir.[1] 4857 sayılı İş Kanunu’na göre, fesih bildirimlerinin yazılı bir şekilde yapılma zorunluluğu bulunmaktadır. İşçi tarafından yapılan yazılı fesih bildirimi ise istifa dilekçesi olarak adlandırılmaktadır. İstifa dilekçesini, her zaman işçinin özgür iradesini yansıtan yazılı belge olarak değerlendirmemek gerekir. Günlük hayatta işçinin işverenin baskısına maruz kalarak istifaya zorlanması, beyaz bir kâğıda imza attırılarak ilerleyen bir dönemde istifa ettirilmesi ya da kendi isteğiyle verdiği istifa dilekçesinin işveren tarafından ilerleyen bir dönemde işleme konulması gibi haller ortaya çıkabilmektedir. Bu çalışmada değişik şekillerde ortaya çıkan bahse konu istifa dilekçelerinin işçi hakları yönüyle sonuçları yargı kararları çerçevesinde değerlendirilecektir. www.gemlikmuhasebe.com II- İŞÇİNİN ÖZGÜR İRADESİNE DAYALI İSTİFA DİLEKÇESİ Bilindiği üzere, Anayasamızın 49 uncu maddesine göre, çalışma herkes için bir hak ve aynı zamanda bir ödev niteliğindedir. Bunun yanında, Anayasamızın 18. maddesine göre ise, hiç kimse zorla çalıştırılamaz ve angarya yasaktır. Bu nedenle, kişi özgürlüğü ilkesinin doğal bir sonucu olarak iş sözleşmesi işçi tarafından her zaman istifa dilekçesi verilerek feshedilebilir. Bunun yanında, işçinin özgür iradesine dayalı olarak vermiş olduğu istifa dilekçesinin veriliş nedeni işçi ve işveren tarafları yönünden farklı hukuki sonuçların doğmasına neden olabilmektedir. Örneğin, farklı bir işte çalışmak için işinden ayrılmak isteyen işçi, vermiş olduğu istifa dilekçesi sonucunda kıdem ve ihbar tazminatı gibi mali haklara hak kazanamayacaktır. Ayrıca, işçi iş akdini derhal sonlandırmak istiyorsa, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 17. maddesi uyarınca ihbar tazminatı ödemek zorunda kalacaktır. Bununla birlikte, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. maddesinde işçinin haklı nedenle derhal fesih hakkı düzenlenmiştir. Bu maddede belirtilen nedenlere dayalı olarak iş sözleşmesini feshetmek için istifa dilekçesi veren işçi, kıdem ve ihbar tazminatını almaya hak kazanacaktır. www.gemlikmuhasebe.com III- BASKI SONUCU VERİLEN İSTİFA DİLEKÇESİ İstifa dilekçesinin, işçinin elinden baskı sonucunda alınması mümkündür. Bu durumda feshin kişinin gerçek iradesini yansıtmaması sebebiyle geçersiz kılınacağı açıktır. Ancak, istifa dilekçesinin geçersiz sayılabilmesi için bazı unsurların varlığı gerekmektedir. Öncelikle, irade sakatlığına sebep olan ciddi bir baskı ya da tehdit unsurunun varlığı gerekmektedir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 23.03.1982 tarihli bir kararında; Cumhuriyet Savcılığı’na ihbar edileceği tehdidi altında alınan istifa dilekçesinin işçinin gerçek iradesini yansıtmadığına ve işyerinde belirli hakları kazanmış olan bir işçinin hayatın olağan akışı içerisinde istifa ile bu haklardan vazgeçmesinin olağan bir davranış sayılamayacağına hükmetmiştir. Aynı zamanda bu kararda, işçinin uzun bir kıdem süresine sahip olmasına da, feshin işçi tarafından yapılmadığı gösteren bir olgu olarak işaret edilmiştir.[2] Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 26.11.2007 tarihli bir kararında ise, davacı tanıklarının dilekçe verilmediği takdirde tazminatların ödenmeyeceği baskısı altında davacının dilekçeyi imzaladığını belirtmelerine rağmen, tanıkların aynı durumda olmaları nedeniyle dava sonucundan menfaatlerinin bulunduğunun açık olduğuna, kaldı ki tazminatlarının ödenmeyeceği şartının tek başına iradeyi sakatladığını kabul etmenin de mümkün olmadığına hükmetmiştir.[3] www.gemlikmuhasebe.com Baskı yoluyla verilen istifa dilekçesinin geçersiz kılınabilmesi için, bu durumun bir yıl içerisinde öne sürülmesi gerekmektedir. 11.01.2011 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6098 sayılı Yeni Borçlar Kanunu’nun 39 uncu maddesinin 1. fıkrasına göre; “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.” Borçlar Kanunu’nda belirtilen bu bir yıllık süreyi hak düşürücü süre olarak kabul etmek gerekir. www.gemlikmuhasebe.com IV- BOŞ KAĞIDA ATILAN İMZANIN İSTİFA DİLEKÇESİNE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ İşveren tarafından, işçiden alınan imzalı boş bir kağıt sonradan istifa dilekçesine dönüştürülmesi günlük hayatta karşılaşılabilinen bir durumdur. Bu durum “Beyaza İmza” olarak da adlandırılmaktadır. Kıdem tazminatı ya da ihbar tazminatı gibi bazı yükümlülüklere katlanmamak için bazı işverenler tarafından böyle bir yola başvurulabilmektedir. Böyle bir işlemin hukuken geçerli olamayacağı açıktır. Bununla birlikte, böyle bir durumun ispatının ise işçi tarafından yapılması gerekmektedir. Beyaza imza, işçinin gerçek iradesini yansıtmamakla birlikte, istifa şeklinde değil işten çıkarma şeklinde değerlendirilmelidir. Ayrıca, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 13.12.2000 tarihli bir tartışılan Kararında, beyaza imza olarak adlandırılan bu durumun tanık beyanlarıyla ispat edilebileceğine hükmetmiştir.[4] www.gemlikmuhasebe.com V- ŞARTA BAĞLI İSTİFA DİLEKÇESİ İşçinin istifa dilekçesini belirli şartların yerine getirilmesi koşuluyla vermesi halinde şarta bağlı istifa dilekçesinden söz edilebilmektedir. Bu durumda tek taraflı bir irade beyanından öte, karşılıklı anlaşma yoluyla sözleşmenin sona erdirilmesi hali (İkale) karşımıza çıkmaktadır. Örneğin işçi tarafından sunulan “Kıdem tazminatımın ödenmesi koşuluyla istifamın kabulü” şeklindeki bir dilekçe, şarta bağlı istifa dilekçesine örnek olarak verilebilir. Bu durumda, kıdem tazminatı ödenmeden iş sözleşmesinin feshedilmesi, işçinin gerçek iradesini yansıtmaması sebebiyle geçerli değildir. Bununla birlikte, şartın yerine getirilerek istifa dilekçesinin işverence kabul edilmesi halinde, işçi tarafından yeni taleplerde bulunmak için istifa dilekçesinin geçersizliğinin de öne sürülemeyeceği düşünülmektedir. VI- İSTİFA DİLEKÇESİNİN SONRADAN İŞLEME KONULMASI İşçinin özgür iradesiyle düzenlemiş olduğu istifa dilekçesi işveren tarafından hemen işleme konulmayıp, ilerleyen bir tarihte işçinin aleyhine bir şekilde işleme konulabilir. İstifa dilekçesi verildikten sonra işçinin çalışmaya devam etmesi halinde, işveren tarafından işleme konulan istifa dilekçesi geçerli kabul edilmeyecektir. Dolayısıyla da işçi açısından herhangi bir hak kaybı söz konusu olmayacaktır. www.gemlikmuhasebe.com Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 03.03.2003 tarihli bir Kararında, istifa dilekçesinde belirtilen tarihten sonra işçinin çalışmaya devam ettiğini tespit ederek, işçinin istifa ettiği şeklindeki işveren savunmasına itibar edilemeyeceğine hükmetmiştir.[5] &#160; Cem BALOĞLU* E- Yaklaşım (*)        Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Bakanlık Müfettişi [1]           Bu makalede yer alan görüş ve düşüncelerin tamamı yazara ait olup, çalıştığı Kurumun görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. [1]           Nuri ÇELİK, “İş Hukuku Dersleri”, Beta Yayınevi, İstanbul 2005, s.174. [2]           Erdem ÖZDEMİR, “Yargıtay Kararları Işığında İstifa Dilekçeleri”, Sicil İş Hukuku Dergisi, Sayı: 7, 2007, s. 13. [3]           Yrg. 9. HD.’nin, 26.11.2007 tarih ve E. 2007/35800, K. 2007/35329 sayılı Kararı. [4]           Muhammet ÖZEKES, “Karar İncelemesi-İş Akdinin Sona Ermesinde Boşa Atılan İmza”, http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/38/285/2602.pdf, Erişim: 27.11.2011. [5]           Yrg. 9. HD.’nin, 03.03.2003 tarih ve E.2002/16197, K. 2003/2801 sayılı Kararı.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sermaye Şirketlerinde (Anonim – Limited)  Genel Kurul ve Esas Sözleşme Değişikliği</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/sermaye-sirketlerinde-anonim-limited-genel-kurul-ve-esas-sozlesme-degisikligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Apr 2013 11:39:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şirketler Muhasebesi]]></category>
		<category><![CDATA[a.ş. genel kurul]]></category>
		<category><![CDATA[ana sözleşme değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[esas sözleşme değişkliği]]></category>
		<category><![CDATA[sermaye şirketlerinde genel kurul]]></category>
		<category><![CDATA[şirketler muhasebesi]]></category>
		<category><![CDATA[şirketlerde bölünme birleşme]]></category>
		<category><![CDATA[şirketlerde genel kurul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1659</guid>

					<description><![CDATA[Sermaye Şirketlerinde (Anonim – Limited)  Genel Kurul ve Esas Sözleşme Değişikliği 1-  GİRİŞ 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda, Anonim ve Limited şirketlerin Genel Kurul toplantılarının şekli, yeri, çağırmaya yetkili olanlar, toplantıya davet usulü, toplantı gündemi, toplantıda temsil, oy hakkı, toplantının ertelenmesi, toplantının yapılması, karar nisabı, toplantı tutanağı, genel kurulun reddi, genel kurul kararının yürütülmesinin geri bırakılması, iptaline ilişkin hükümler belirlenmiştir. 2- GENEL KURUL TOPLANTISI NEDEN YAPILIR VE KİMLER KATILABİLİR Şirket ortakları (pay sahipleri), şirket işlerine ilişkin (kanuni istisnalar dışındaki) haklarını genel kurulda kullanırlar. Bir başka anlatımla genel kurullar, şirket işlerine ilişkin pay sahipliği haklarının kullanılarak kararların alındığı bir iç organdır. Genel kurul toplantısına; Anonim şirketlerde yönetim kurulu, Limited şirketlerde Müdür/Müdürler kurulu tarafından hazırlanan genel kurula katılabilecekler listesinde yer alan bütün pay sahiplerinin katılma hakkı vardır. Bu pay sahipleri genel kurul toplantılarına bizzat kendileri katılabileceği gibi üçüncü bir kişiyi de temsilcisi olarak genel kurula gönderebilir. Temsilcinin pay sahibi olması şartını öngören esas sözleşme hükmü geçersizdir. Genel kurul toplantısında; Anonim şirketlerde yönetim kurulunda görev alan imza yetkili (Murahhas) üyelerle, yönetim kurulu üyesi olup icra ve imza yetkisi bulunmayan en az bir yönetim kurulu üyesinin, Limited şirketlerde Müdür/Müdürler kurulundan bir müdürün, genel kurul toplantısında hazır bulunmaları şarttır. Genel kurul toplantısına, diğer yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri, intifa hakkı sahipleri veya temsilcileri (bağımsız temsilci, kurumsal temsilci, tevdi eden temsilci) ve genel kurul toplantısı yapılan yıla ilişkin hesapların denetiminde görev alan denetçide genel kurulda hazır bulunur ve görüş bildirebilirler. Pay sahiplerinin genel kurulda kanuni temsilciler vasıtasıyla temsil edilebilmesi bu durumun belgelendirilmesine bağlıdır. Her pay sahibinin genel kurulda sadece bir kişi tarafından temsil edilmesi esastır. Ancak birden fazla kişiye temsil yetkisinin verilmesi veya tüzel kişi pay sahiplerini temsil ve ilzama yetkili birden fazla kişinin genel kurula katılması durumlarında ise bunlardan ancak birisi tarafından oy kullanılabilir. Oy kullanmaya kimin yetkili olduğunun yetki belgesinde gösterilmesi şarttır. Genel kurula katılabilecek gerçek kişi pay sahipleri, kimliklerini ibraz etmek suretiyle, tüzel kişi pay sahipleri ise tüzel kişiyi temsil ve ilzama yetkili olan kişilerin kimlikleriyle beraber yetki belgelerini ibraz ederek hazır olanlar listesini imzalarlar. Gerçek veya tüzel kişi pay sahiplerini temsilen genel kurula katılacakların ayrıca temsil belgelerini de ibraz etmeleri zorunludur. Hamiline yazılı pay senedi sahipleri genel kurul toplantı gününden en geç bir gün önce, bu senetlere zilyet olduklarını ispatlayarak giriş kartı almak ve ibraz etmek suretiyle genel kurul toplantısına katılabilirler. Halka açık olmayan şirketlerde gerek nama gerek hamiline yazılı pay senetleri sahiplerinin vekilleri vasıtasıyla toplantıda temsil edilebilmeleri için örneğe uygun noter onaylı vekâletname veya noter huzurunda düzenlenmiş imza beyanının eklenmesi gerekir. Elektronik Genel Kurul Sisteminden yapılması durumunda, Elektronik Ortamda Yapılacak Genel Kurullara İlişkin Yönetmelik hükümleri ve Sermaye Piyasası Kurulunun halka açık şirketlerde genel kurula vekâleten katılma ve oy kullanılmasına ilişkin düzenlemelerine uyulmalıdır. Vekaletnamede; şirketin unvanı, ait olduğu genel kurul toplantısının tarihi, vekilin adı ve soyadı, pay sahibinin pay adedi ile adı ve soyadı veya unvanı ve imzasının bulunması şarttır. Bu bilgilerden herhangi biri bulunmayan özel veya genel vekâletnameler geçersizdir. Vekaletnameler, ait olduğu genel kurul toplantısı ve yeni bir vekil atanmadığı sürece hukuken bunun devamı sayılan toplantılar için geçerlidir. 3- GENEL KURUL TOPLANTISI NEREDE VE NE ZAMAN YAPILMALI Genel kurul toplantıları, esas sözleşmede aksine hüküm olmadıkça, şirketin merkezinin bulunduğu mülki idare birimi sınırları içinde yapılır. Şirket merkezinin bulunduğu yerde toplantının hangi adreste yapılacağı esas sözleşmede özel olarak belirtilmemişse, bunu belirleme yetkisi toplantı çağrısı yapanlara aittir. Toplantının, şirket merkezinin bulunduğu mülki idare birimi sınırları dışındaki başka bir yerde veya yurt dışında yapılabilmesi için bunun esas sözleşmede açıkça düzenlenmesi gerekir. Çağrı ilanında; toplantı yerinin doğru, anlaşılır ve ayrıntılı biçimde belirtilmelidir. Genel kurullar olağan ve olağanüstü toplanır. Olağan toplantı her faaliyet (hesap) dönemi sonundan itibaren üç ay içinde yapılır. Buna göre hesap dönemi takvim yılı olan şirketlerde toplantılar yılın ilk üç ayı içinde, özel hesap dönemi olan şirketlerde ise, hesap döneminin bittiği günü izleyen ilk üç ay içinde yapılır. Bu kapsamda, tüm sermaye şirketler (Anonim – Limited) olağan genel kurul toplantılarını en son 2013 yılının Mart ayı sonuna kadar yapmak mecburiyeti ile karşı karşıya kalmışlardır. Bu toplantılarda, organların seçimine, finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, kârın kullanım şekline, dağıtılacak kâr ve kazanç paylarının oranlarının belirlenmesine, yönetim kurulu üyelerinin ibraları ile faaliyet dönemini ilgilendiren ve gerekli görülen diğer konulara ilişkin müzakere yapılır, karar alınır. Gerektiği takdirde genel kurul olağanüstü toplantıya çağrılır. Aksine esas sözleşmede hüküm bulunmadığı takdirde genel kurul, şirket merkezinin bulunduğu yerde toplanır. Olağanüstü genel kurul toplantısı, şirket için toplantının yapılmasını gerektiren durumların ortaya çıktığı zamanlarda yapılır. İmtiyazlı pay sahipleri özel kurulu; imtiyazlı payların bulunduğu şirketlerde genel kurul tarafından imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal edecek mahiyette esas sözleşme değişikliğine karar verilmesi halinde, anılan karar tarihinden itibaren en geç bir ay içinde toplantıya çağrılır. Bu süre sonuna kadar imtiyazlı pay sahipleri toplantıya çağrılmazsa, her imtiyazlı pay sahibi yönetim kurulunun çağrı süresinin son gününden başlamak üzere on beş gün içinde, bu kurulun toplantıya çağrılmasını mahkemeden isteyebilir. Çağrıya rağmen süresi içinde imtiyazlı pay sahipleri özel kurulu toplanamazsa, genel kurul kararı onaylanmış sayılır. Bakanlık izni ile kurulan şirketlerde, esas sözleşme değişikliği, ancak bu izin alındıktan sonra genel kurul toplantısında görüşülebilir ve değişiklik yapılabilir. 4- GENEL KURUL TOPLANTISI ÇAĞRISINI KİMLER YAPABİLİR Genel kurul, süresi dolmuş olsa bile, yönetim kurulu ve tasfiye memurları, şirket sermayesinin en az onda birini, halka açık şirketlerde yirmide birini oluşturan veya esas sözleşmede öngörülmesi halinde daha az sayıdaki pay sahipleri yönetim kurulundan, gerektirici sebepleri ve gündemi belirterek, genel kurulun toplantıya çağrılmasını veya genel kurul zaten toplanacak ise, karara bağlanmasını istedikleri hususların gündeme konulmasını yazılı olarak noter aracılığıyla isteyebilirler. Ancak, genel kurul gündemine madde konulması isteminin, çağrı ilanının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanmasına ilişkin ilan ücretinin yatırılması tarihinden önce yönetim kuruluna ulaşmış olması gerekir. Azlık pay sahiplerinin, genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin yönetim kuruluna yaptıkları başvurunun kabul edilmesine rağmen kırk beş gün içerisinde toplantı çağrısının yönetim kurulu tarafından yapılmaması halinde azlık pay sahipleri, genel kurulu toplantıya çağırabilir. Azlık pay sahiplerinin, genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin talebinin yönetim kurulu tarafından reddedilmesi veya yedi iş günü içerisinde olumlu cevap verilmemesi durumunda, mahkemece atanmış kayyım tarafından genel kurul toplantıya çağrılabilir. Yönetim kurulunun, devamlı olarak toplanamaması, genel kurulun süresi (faaliyet döneminden sonraki üç ay) içerisinde yönetim kurulu tarafında toplantıya çağırılmaması, toplantı nisabının oluşmasına imkân bulunmaması veya mevcut olmaması durumlarında, mahkemenin izniyle, tek bir pay sahibi genel kurulu toplantıya çağırabilir. Mahkemenin kararı kesindir. 5- GENEL KURUL TOPLANTISI ÇAĞRI USULÜ Genel kurul toplantı çağrısı; esas sözleşmede belirtilen şekilde, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde, internet sitesi açmakla yükümlü olan şirketlerde internet sitelerinde, genel kurul toplantısına elektronik ortamda katılma sistemini uygulayan şirketlerde, elektronik genel kurul sisteminde de yapılacak duyuru ile yapılır. Ayrıca, pay defterinde yazılı pay sahipleri ile önceden şirkete pay senedi veya pay sahipliğini ispatlayıcı belge vererek adresini bildiren pay sahiplerine, toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı veya çıkacağı gazeteler iadeli taahhütlü mektupla bildirilir. Genel kurulun toplantıya çağrısı, ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere, toplantı tarihinden en az iki hafta önce yapılır. Çağrısı yapılan ilk toplantıda nisabın temin edilememesi halinde, genel kurul aynı usulle yeniden toplantıya çağrılır. İlk toplantının ilan metnine, nisabın sağlanamaması halinde yapılacak ikinci toplantının çağrısına dair konulan hükümler geçersizdir. Bütün pay sahipleri veya temsilcileri, aralarından biri itirazda bulunmadığı takdirde, çağrı usulüne uyulmaksızın genel kurul olarak toplanabilir ve bu toplantı nisabı var olduğu sürece karar alabilirler. Bu demektir ki, ilanlarınız en geç 14-15 Mart tarihinde yapılmalıdır. Genel kurul için gerek yönetim kurulu faaliyet raporu ve gerekse bilanço ve diğer belgeler de bu tarihten itibaren incelemeye açık olmalıdır. Bunun için Şubat ayı içinde bütün maliyet, mutabakat, bilanço, gelir tablosu, kar zarar çalışmalarının tamamlanması ve bağımsız denetime tabi şirketlerin bağımsız denetim çalışmaları bitmiş olmalı ve bağımsız denetim raporu da kendi hükümlerine göre tamamlanmış olmalıdır. &#160; 6- GENEL KURUL TOPLANTISINDA BAKANLIK TEMSİLCİSİ BULUNDURMA ZORUNLULUĞU Aşağıda sayılan genel kurul toplantılarında ve bunların ertelenmesi halinde yapılacak ikinci toplantılarda Bakanlık temsilcisinin bulunması zorunludur: a)   Kuruluş ve esas sözleşme değişikliği işlemleri Gümrük ve Ticaret Bakanlığı iznine tabi olan şirketlerin bütün genel kurul toplantılarında, diğer şirketlerde ise gündeminde, sermayenin arttırılması veya azaltılması, kayıtlı sermaye sistemine geçilmesi ve kayıtlı sermaye sisteminden çıkılması, kayıtlı sermaye tavanının arttırılması veya faaliyet konusunun değiştirilmesine ilişkin esas sözleşme değişikliği ile birleşme, bölünme veya tür değişikliği konuları bulunan genel kurul  toplantılarında. b)  Elektronik ortamda katılım sistemini uygulayan şirketlerin genel kurul toplantılarında. c)   Yurt dışında yapılacak bütün genel kurul toplantılarında. d)  Yurt dışında yapılacak imtiyazlı pay sahipleri özel kurul toplantılarında. Yukarıda sayılanların dışındaki genel kurul toplantılarında ve imtiyazlı pay sahipleri özel kurullarında Bakanlık temsilcisinin bulunması zorunlu değildir. Ancak sermayenin en az %10’nu oluşturan pay sahiplerinin gerekçelerini de belirtmek suretiyle genel kurulu toplantıya çağıranların Bakanlık temsilcisi görevlendirilmesine ilişkin şirkete yapılan talep üzerine ve bu taleplerin görevlendirme makamınca uygun görülmesi halinde Bakanlık temsilcisi görevlendirilir. Bakanlık temsilcisi görevlendirilen toplantılarda, Bakanlık temsilcisinin yokluğunda alınan kararlar geçerli değildir. Şirket genel kurullarında Bakanlık temsilcisi olarak görevlendirilenler, görevlendiren makam tarafından ilgili ticaret sicili müdürlüğüne bildirilir. Bakanlık temsilcisinin toplantıya katılma giderleri ve ücretleri ilgili şirket tarafından karşılanır. 7- KURULUŞU VE ESAS SÖZLEŞME DEĞİŞİKLİĞİ BAKANLIK İZNİNE TABİ ŞİRKETLER Bankalar, finansal kiralama şirketleri, faktoring şirketleri, tüketici finansmanı ve kart hizmetleri şirketleri, varlık yönetim şirketleri, sigorta şirketleri, anonim şirket şeklinde kurulan holdingler, döviz büfesi işleten şirketler, umumi mağazacılıkla uğraşan şirketler, tarım ürünleri lisanslı depoculuk şirketleri, ürün ihtisas borsası şirketleri, bağımsız denetim şirketleri, gözetim şirketleri, teknoloji geliştirme bölgesi yönetici şirketleri, Sermaye Piyasası [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu nun Anonim ve Limited Şirketler İle Kooperatifler İçin Getirdiği Yenilik: Hızlı Tasfiye</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/6102-sayili-turk-ticaret-kanunu-nun-anonim-ve-limited-sirketler-ile-kooperatifler-icin-getirdigi-yenilik-hizli-tasfiye/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 28 Mar 2013 09:59:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şirketler Muhasebesi]]></category>
		<category><![CDATA[anaonim şirketler muhasebesi]]></category>
		<category><![CDATA[hızlı tasfiye]]></category>
		<category><![CDATA[kooperatiflerde tasfiye]]></category>
		<category><![CDATA[şirketler muahsebesi]]></category>
		<category><![CDATA[şirketlerde tasfiye]]></category>
		<category><![CDATA[şirketlerde tasfiye işlemleri]]></category>
		<category><![CDATA[tasfiye]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret sicil işlemleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1649</guid>

					<description><![CDATA[I- GİRİŞ 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu’nun(YTTK) yürürlüğe girmesine sayılı günler kala, söz konusu kanun metninde değişiklik öngören 6335 sayılı yasa 30.06.2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Böylece 6335 sayılı yasa ile birlikte 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu 01.07.2012 tarihinde gündelik yaşamda yerini aldı. Yeni Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı yasa ile eklenen geçici 7 inci maddesi, şirketler ve kooperatiflerin tasfiye işlemlerini ve ticaret sicilinden kayıtlarının silinmesini hızlandırarak kolaylaştırmıştır. Tasfiye, sona erme sebebinin ortaya çıkması ile başlayan ve şirket malvarlığının paraya çevrilmesi, alacakların tahsil edilmesi ile borçların ödenmesi süreciyle devam eden, olumlu bakiye kalmışsa bunun tasfiye payı hükümlerince pay sahiplerine dağıtılarak şirket tüzel kişiliğinin sicilden silinmesi suretiyle son bulan süreçten oluşmaktadır. YTTK’nın 124. maddesinde ticaret şirketleri; kolektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketler olarak sayılmıştır. Yine aynı madde de anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket sermaye şirketi olarak belirtilmiş ancak kanunda kooperatifler, ne şahıs şirketi nede sermaye şirketi sınıfına sokulmamıştır. Söz konusu çalışmamızda, YTTK’da yapılan son değişiklikler kapsamında şirketler ve kooperatiflerin hızlı tasfiyesinin hangi şartlarda ve durumlarda sağlanacağına ilişkin detaylı ve açıklayıcı bilgiler verilecektir. www.gemlikmuhasebe.com II-TASFİYE HALİNDEKİ ŞİRKETİN HUKUKİ STATÜSÜ Ticaret şirketleri, ilgili kanunlarda yer alan herhangi bir sebeple son bulduğunda tasfiye haline girer. Tasfiye halinde olan bir şirketin tüzel kişiliği son bulmaz, tüzel kişiliğin hak ve fiil ehliyeti terkin işlemi gerçekleşene kadar devam eder. Tasfiye halindeki şirket ticaret unvanını “tasfiye halinde” ibaresi eklenmiş olarak kullanır.[1] YTKK’nın 643. maddesinde limited şirketlere ilişkin olarak, tasfiye usulü ile tasfiyede şirket organlarının yetkileri bakımından anonim şirketlere ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. Tasfiye halinde iken, organların görev ve yetkileri tasfiyenin yapılabilmesi için zorunlu olan, ancak nitelikleri gereği tasfiye memurlarınca yapılamayan işlemlere özgülenmektedir.(YTTK 535/1) www.gemlikmuhasebe.com Tasfiye haline giren şirketin amacında değişiklik olacağından, bu amaç dışında kalan iş ve muameleler tüzel kişiliğin hukuki ehliyeti dışında kalacak ve şirketi bağlamayacaktır. Dolayısıyla da tasfiye amacı dışında kalan iş ve muamelelerin gerçekleştirilmesi halinde yapılan işlemler tüzel kişiliği değil bu işlemleri yetkisiz temsilci olarak yapanları bağlayacaktır.[2] Borçlar Kanunu’nda (BK) yetkisiz temsile ilişkin düzenlemeye yer verilmiştir. Buna göre bir kimse yetkisi olmadığı halde temsilci olarak bir hukuki işlem yaparsa, bu işlem ancak onadığı taktirde temsil olunanı bağlar. Temsil olunanın açık veya örtülü olarak hukuki işlemi onamaması halinde, bu işlemin geçersiz olmasından doğan zararın giderilmesi yetkisiz temsilciden istenebilir.(BK. 46,47) III- HIZLI TASFİYE ŞARTLARI NELERDİR? Gümrük ve Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2012 yılı sonu itibariyle; fiilen hayatta olmayan 210 bini gayri faal veya münfesih sermaye şirketi ve 40 bini kooperatif olmak üzere yaklaşık 250 bin işletme bulunmaktadır.[3] Mevzuatımıza giren YTTK ile fiilen yaşamayan bu şirketlerin tasfiye edilebilmesine ve kayıtlarının sicilden silinmesine kolaylık sağlanmasına yönelik şartlara aşağıda değinilmiştir. Buna göre YTTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten 01.07.2014 tarihine kadar aşağıdaki halleri tespit edilen ya da bildirilen şirketler ile kooperatiflerin tasfiyeleri ve ticaret sicilinden kayıtlarının silinmesi, ilgili kanunlardaki tasfiye usulüne uyulmaksızın bu hükümler çerçevesinde yapılacaktır: a- Sermayelerini 31.12.1998 tarihine kadar 5.000 TL’ye çıkarmayan anonim şirketler ile 500 TL’ye çıkarmayan limited şirketler. b- YTTK’nın yürürlük tarihinden önce veya yürürlük tarihinden itibaren iki yıl içinde münfesih olan anonim ve limited şirketler. c- Kooperatifler Kanunu hükümlerine göre herhangi bir nedenle dağılmış olan kooperatifler. ç- Sebebi ne olursa olsun aralıksız son 5 yıla ait olağan genel kurul toplantıları yapılamayan anonim şirketler ile kooperatifler. www.gemlikmuhasebe.com d- YTTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten önce tasfiye işlemlerine başlanılmış ancak genel kurulun toplanamaması nedeniyle ara bilançoları ve son kati bilançosu genel kurula tevdi edilemediği için ticaret sicilinden terkin işlemi yapılamayan şirket ve kooperatifler. e- Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nca hazırlanan münfesih olmasına veya sayılmasına rağmen tasfiye edilmemiş anonim ve limited şirketler ile kooperatiflerin tasfiyelerine ve ticaret kayıtlarının silinmesine ilişkin Tebliğ’de[4] yer alan hükme göre; Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu’nun 10. ve 32. maddelerine göre adreslerinin ve durumlarının tespit edilememesi nedeniyle ilgili odadaki üyelikleri askıya alınan ve oda yönetim kurulu kararını takip eden yılbaşından itibaren 2 yıl sonunda oda kaydı silinerek, sicil kaydı silinmek üzere ticaret sicil müdürlüklerine bildirilen şirketler ve kooperatifler. Yukarıda maddeler halinde belirtilen hükümler kapsamındaki şirket ve kooperatifler; ilgili ticaret sicili müdürlüğünce resen tespit edilebileceği gibi herhangi bir kişi, kurum ya da kuruluş tarafından kanıtlarıyla birlikte yapılacak bildirimleri de kapsayacak şekilde, ticaret sicili kayıtları üzerinden yapılacak incelemeyle de tespit edilebilir. Davacı veya davalı sıfatıyla devam eden davaları bulunan şirket veya kooperatiflere hızlı tasfiyeye ilişkin hükümler uygulanmamaktadır. Dolayısıyla hızlı tasfiye için gerekli şartların oluşması durumunda ticaret sicili müdürlüklerine bildirimde bulunanların şirket veya kooperatifin davalı veya davacı sıfatıyla devam eden davalarının bulunmadığına ilişkin yazılı beyanın da ticaret sicili müdürlüğüne verilmesi gerekmektedir. IV- HIZLI TASFİYE SÜRECİNİN İŞLEYİŞİ A- TİCAET SİCİL MÜDÜRLÜĞÜNCE YAPILACAK İHTAR VE İLAN Ticaret sicili müdürlüklerince, resen veya bildirimler üzerine tespit edilen şirket veya kooperatiflerin sicilde kayıtlı son adresleri ile sicil kayıtlarına göre şirket veya kooperatifi temsil ve ilzama yetkilendirilmiş kişilere ihtar yollanır. Bu ihtar sermayelerini 31.12.1998 tarihine kadar 5.000 TL’ye çıkarmayarak münfesih olan anonim şirketlerin ayrıca en son tescil edilmiş denetçisine de gönderilir. Ticaret sicil müdürlüklerince; &#8211; Sermayelerini artırmayarak münfesih olan şirketler için yapılacak ihtarda; tebliğ tarihinden itibaren 2 ay içinde tasfiye memurunun bildirilmesi, aksi takdirde ticaret sicili kayıtlarından unvanının silineceği, şirkete ait malvarlığının unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren 10 yıl sonra Hazineye intikal ettirileceği ve bunun kesin olduğu açıkça yazılır. www.gemlikmuhasebe.com &#8211; Sermayelerini artırmayarak münfesih olan şirketler dışındaki yukarıda maddeler halinde belirtilen şirketler ile kooperatiflere yapılacak ihtarda; tebliğ tarihinden itibaren 2 ay içinde münfesih olma sebepleri de gösterilerek bu sebepleri ortadan kaldıran işlemlerin yapılıp ispat edici belgelerin ticaret sicili müdürlüğüne verilmesi ya da tasfiye memurunun ticaret sicil müdürlüğüne bildirilmesi gerektiği, bildirimde bulunulmaması halinde ise bu sürenin sonunda ticaret sicili kayıtlarından unvanının silineceği, şirket/kooperatife ait malvarlığının unvana ilişkin kaydın silindiği tarihten itibaren 10 yıl sonra Hazineye intikal edeceği ve bunun kesin olduğu yazılır. &#8211; Yapılacak ihtarlarda şirket ya da kooperatifin davalı veya davacı sıfatıyla devam eden davalarının bulunup bulunmadığının yazılı şekilde beyan edilmesi de istenir. Yapılacak ihtar, ilan edilmek üzere ticaret sicili müdürlüğünce Türkiye ticaret sicili gazetesi müdürlüğüne aynı gün gönderilir. İhtar; ilgilisine ulaştığı durumlarda tebliğ tarihi itibariyle, ulaşmadığı durumlarda ise ihtarın sicil gazetesinde yayımlandığı tarihten itibaren 30. günün akşamı itibarıyla, tebligat kanunu hükümlerine göre yapılmış tebligat yerine geçer. Sicil gazetesinde yapılan ilan bildirici niteliğe sahip olarak ilgili odanın internet sitesinde aynen yayımlanır. İlgili odanın internet sitesinin bulunmaması durumunda ilan TOBB’un internet sitesinde yayımlanır. B- TASFİYE MEMURUNUN BİLDİRİLMESİ VE TESCİLİ Tasfiye memurunun bildirimi, ortaklardan herhangi biri veya ticaret siciline kayıtlı en son yetkilileri tarafından yapılabilir. Ayrıca bu bildirim, sermayelerini artırmayan anonim ile ortak sayısı yirmiyi aşan limited şirketlerin denetçileri tarafından da yapılabilir. Tasfiye memuru olarak, ortaklardan herhangi biri, ticaret siciline kayıtlı en son yetkilileri ya da bunların belirleyecekleri üçüncü şahıslar bildirilebilir. Pay sahibi olmayan denetçiler, sadece şirket ortaklarını veya yetkililerini tasfiye memuru olarak bildirebilir. Tasfiye memurunu bildirmeye yetkili olanların kendileri dışında başka birini tasfiye memuru olarak bildirmeleri halinde, bu kişilerin görevi kabul ettiklerine dair beyanın söz konusu bildirime eklenmesi gerekmektedir. Tasfiye memuru olarak üçüncü şahısların bildirilebilmesi için ortakların veya yöneticilerin hiçbirinin tasfiye memuru olarak bildirilmemesi şarttır. Ortaklar veya yöneticiler ile birlikte üçüncü şahısların bildirilmesi halinde, üçüncü şahıslar tasfiye memuru olarak bildirilmiş sayılmazlar. Farklı ortakların veya yöneticilerin ayrı ayrı ya da birlikte tasfiye memuru olarak bildirilmeleri halinde ise bunların tamamı tasfiye memuru olarak bildirilmiş sayılır. www.gemlikmuhasebe.com Tasfiye memuru olarak bildirilen ortakların veya yöneticilerin tamamı tasfiye memuru olarak tescil edilir. Ortaklardan veya yöneticilerden en az birinin tasfiye memuru olarak bildirilmesi halinde üçüncü bir şahıs tasfiye memuru olarak bildirilse dahi üçüncü şahıs tasfiye memuru olarak tescil edilmez. Tasfiye memuru olarak yalnızca üçüncü bir şahsın bildirilmesi halinde bu kişi tasfiye memuru olarak tescil edilebilecektir. İlgililerce 2 ay içinde tasfiye memurunun bildirilmesi halinde tasfiye memuru ve tasfiye adresi ticaret sicili müdürlüğü tarafından tescil ve sicil gazetesinde ve ilgili odanın internet sitesinde ilan edilir. Bu ilanda; &#8211; Şirket veya kooperatifin alacaklıları, alacaklarını kanıtlarıyla birlikte ilan tarihinden itibaren 2 ay içinde alacaklarını tasfiye memurlarına kanıtlarıyla birlikte bildirmeye davet edilir. &#8211; Anonim şirketler ile kooperatiflerin yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerine, limited şirketlerde ise müdürlerine; ilan tarihinden itibaren 1 ay içinde şirket veya kooperatifin mevcut malvarlığı ile alacak ve borçlarını gösterir listenin tasfiye memuruna verilmesi gerektiği ihtar edilir. C- TASFİYE MEMURUNCA YAPILACAK İŞLEMLER Tasfiye memurları, alacaklıların alacaklarını bildirmeleri için öngörülen 2 aylık sürenin sonunda, şirket veya kooperatifin durumunu gösterir bir bilanço hazırlarlar. Bu bilançoya göre şirket veya kooperatifin varlığının borçlarından fazla olması halinde, tasfiye memuru tasfiyeyi 6 ay içinde sonuçlandırır. Tasfiye süresi 6 ayı aşmamak üzere tasfiye memurunun başvurması halinde Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nca bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir. Şirket veya kooperatif borçları ödendikten sonra kalan mal mevcudu ortakların payları oranında ortaklara dağıtılır. Söz konusu bilançoda varlıklar borçları karşılamıyorsa diğer bir deyişle borçların varlıklardan fazla olması durumunda tasfiye memuru durumu alacaklılara bildirir. Bu bildirimde şirket veya kooperatifin iflasına karar verilmesi için mahkemeye başvurulması istenir. Ayrıca bu ihtarda; bildirim tarihinden itibaren 3 ay içinde şirket veya kooperatifin iflası için mahkemeye müracaat edildiğinin tasfiye memuruna bildirilmemesi halinde unvanın sicilden silineceği belirtilir. Alacaklıların mahkemeye başvurusu üzerine iflas kararı verilir ve tasfiye İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yapılır. www.gemlikmuhasebe.com D- TASFİYENİN SONA ERMESİ Tasfiye işlemleri tamamlandıktan sonra tasfiye memurunca hazırlanacak son ve kesin bilançonun sicil müdürlüğüne verilmesi ile tasfiye sona ermiş kabul edilir ve unvan sicilden silinerek ilan edilir. İflasına karar verilen şirket veya kooperatifin ise iflas [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özürlü Çocuklar Anne Baba Üzerinden veya 2022 Sayılı Kanun a Göre Özürlü Aylığı Bağlanarak Sağlık Yardımlarından Nasıl Yararlanabilir?</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/ozurlu-cocuklar-anne-baba-uzerinden-veya-2022-sayili-kanun-a-gore-ozurlu-ayligi-baglanarak-saglik-yardimlarindan-nasil-yararlanabilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 22 Mar 2013 14:39:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[2022 sayılı kanun]]></category>
		<category><![CDATA[engellilere maaş nasıl bağlanır]]></category>
		<category><![CDATA[maaş bağlama]]></category>
		<category><![CDATA[özürlü çocuklar aylık bağlama]]></category>
		<category><![CDATA[özürlü maaşı nasıl bağlanır]]></category>
		<category><![CDATA[özürlüğ aylığı bağlanması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1634</guid>

					<description><![CDATA[I- 18 YAŞIDAN BÜYÜK ÖZÜRLÜ ÇOCUKLAR ANNE/BABA ÜZERİNDEN SAĞLIK YARDIMI ALMASI İÇİN; Yaşına bakılmaksızın malul olduğu Kurum Sağlık Kurulu tarafından tespit edilen, Uzun vadeli sigorta kollarına tabi çalışmayan, İsteğe Bağlı sigortalı olmayan, kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan ve evli olmayan çocuklar anne/baba üzerinden bakmakla yükümlü olarak sağlık yardımlarından yararlanabilirler.  Yaşına bakılmaksızın bu Kanuna göre herhangi bir sosyal güvenlik kapsamında sigortalı olmayan, İsteğe Bağlı sigortalı olmayan, kendi çalışmalarından dolayı gelir veya aylık almayan ve evli olmayan malül çocuklarının (kız/erkek) anne veya babası üzerinden sağlık yardımı alabilmesi için öncelikle; 1-) Sigortalının bulunduğu şehirde; a-) Sağlık Bakanlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi varsa bu hastanelerden, Bu hastanenin olmaması durumunda, b-) Devlet Üniversitesi Hastanelerinden, Bu hastanenin olmaması durumunda, c-) Türk Silahlı Kuvvetlerine bağlı Askeri Hastanelerden, Bu hastanenin olmaması durumunda, d-) Sigortalıların ikamet ettikleri illerde (a), (b) ve(c) bentlerinde yazılı hastanelerin bulunmaması halinde Sağlık Bakanlığı (tam teşeküllü) Devlet Hastanelerinden sağlık kurulu raporu (heyet raporu) almış olmaları gerekmektedir. Heyet Raporu; Anne/baba çocukları 18 yaşını doldurduktan sonra kendi üzerinden sağlık yardımlarından yararlanması için kuruma müracaat ederlerse temin edilecek heyet raporu için kurum, rapor masraflarını karşılamayacaktır. Ancak, anne/baba çocukları 18 yaşını doldurmasına belirli bir süre (3-4 ay gibi) kala kuruma müracaat ederse (hastaneye yönlendirilerek) ücretsiz olarak heyet raporu alabileceklerdir. 2-) Sigortalı/Emekli kişi çocuğunun Sağlık Kurulu Raporu ile birlikte kendisine en yakın Sosyal Güvenlik İl/Merkez müdürlüğüne çocuğunun kendi sağlık yardımlarından yararlanmasını belirten bir dilekçe müracaat etmesi gerekmektedir. Kanunun 4. Maddesinin 1. Fıkrasının (a) bendi (ssk), ile  (b)  bendi (Bağ-Kur) kapsamındaki sigortalıların malül çocuklarının raporları ikamet ettikleri ilin bağlı bulunduğu ilgili Sağlık Kuruluna gönderilecektir. b-) 5510 Sayılı Kanunun 4. Maddesinin 1. Fıkrasının (c)  bendi (Emekli Sandığı) kapsamındaki sigortalıların malül çocuklarının raporları ise Ankara Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne bağlı Kocatepe Sosyal Güvenlik Merkezinde bulunan Sağlık Kuruluna gönderilecektir. 3-) Sosyal Güvenlik İl/Merkez müdürlüğü kendisine ibraz edilen belgeleri bir dosya halinde, 2. Maddenin (a) ve (b) fıkrasında belirtilen kurum sağlık kuruluna gönderir, kurum sağlık kurulu çocuğun çalışma gücü kaybı oranının %60 ın üzerinde olduğunu belirten yazısını ilgili Sosyal Güvenlik İl/Merkez müdürlüğüne bildirmesi halinde çocuğun rapor tarihi, (SPAS) sağlık provizyon aktivasyon sistemi üzerinden işlenerek annesi veya babası üzerinden sağlık aktivasyonu açılır. 4-) Kurum Sağlık Kurulu, çocuğun çalışma gücü kaybı oranının %60 ın altında olduğuna karar verirse anne/baba Sağlık Kurulunun vermiş olduğu bu karara itiraz edebilir. İtiraz halinde özürlü çocuğa ait tüm belgeler ile birlikte özürlü dosyası Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğü Malüliyet ve Sağlık Kurulları Daire Başkanlığına gönderilir.  Malüliyet ve Sağlık Kurulları Daire Başkanlığı sigortalının itirazını değerlendirir. Malüliyet ve Sağlık Kurulları Daire Başkanlığı Raporlarda eksiklik varsa giderilmesi için yeniden kendisine yazıyı yazan Sosyal Güvenlik İl/Merkez müdürlüğüne dosya iade edilir. Sosyal Güvenlik İl/Merkez müdürlüğü eksiklikleri gidererek yeniden dosyayı Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğü Malüliyet ve Sağlık Kurulları Daire Başkanlığına gönderir. Sonuç olarak Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürlüğü Malüliyet ve Sağlık Kurulları Daire Başkanlığı çocuğun çalışma gücü kaybı oranının %60 ın üzerinde olduğunu belirten yazısını ilgili Sosyal Güvenlik İl/Merkez müdürlüğüne bildirmesi halinde çocuğun rapor tarihi sistem üzerinden işlenerek annesi veya babası üzerinden sağlık aktivasyonu açılır çocuğun çalışma gücü kaybı oranının %60 ın altında olduğuna karar verirse çocuk annesi veya babası üzerinden sağlık yardımı alamaz. Bu durumda anne/babası zerinden sağlık yardımı alma hakkı bulunmayan çocuklar için zorunlu Genel Sağlık Sigortası primleri, Kaymakamlıklara bağlı Sosyal Yardımlaşma Vakfına müracaat ederek gelir testi yaptırması ve belirlenen miktar üzerinden zorunlu genel sağlık sigortası primlerini düzenli olarak ödemeleri halinde sağlık yardımlarından yararlanabileceklerdir. II- 18 YAŞIDAN BÜYÜK ÖZÜRLÜ ÇOCUKLAR 2022 SAYILI KANUNA GÖRE ÖZÜRLÜ AYLIĞI ALABİLMESİ İÇİN Sosyal Güvenlik Kurumu, İl veya İlçe İdare Kurullarının alacakları muhtaçlık kararlarını esas alarak aylık bağlar. Kurum gerektiğinde, aylık almaya başvuranların gelir, yaşam düzeyi ve varlıkları hakkında, belirleyeceği yöntemlerle inceleme yapmaya ve yaptırmaya, resmi ve özel idare müessese ve ortaklarından ve şahıslardan bilgi ve belge istemeye yetkilidir. Aylık bağlanmasında İl veya İlçe İdare Kurullarının alacakları muhtaçlık kararlarıyla birlikte bu Kanunun gerektirdiği hallerde yetkili hastanelerden alınan sağlık kurulu raporları esas alınır. A- 2022 SAYILI KANUN KAPSAMI Kapsam; 65 yaşını doldurmuş yaşlılar ile 18 yaşından büyük özürlüler ve Kanunen bakmakla yükümlü olduğu 18 yaşını tamamlamamış özürlü yakını bulunan muhtaç durumdaki Türk Vatandaşlarıdır. B- 2022 SAYILI KANUN’A GÖRE 4 ÇEŞİT AYLIK BAĞLANMAKTADIR Yaşlılık Aylığı (65 yaşından büyük olanlar) 300 gösterge rakamının her yıl bütçe kanunu ile tespit edilecek katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarı, Özürlü Aylığı (18 yaşından büyük, %40-%69 özürlü olanlar) 300 gösterge rakamının her yıl bütçe kanunu ile tespit edilecek katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarının % 200&#8217;ü Bakıma Muhtaç Özürlü Aylığı (18 yaşından büyük, %70 ve üzeri olanlar) 300 gösterge rakamının her yıl bütçe kanunu ile tespit edilecek katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarının % 300&#8217;ü Özürlü Yakını Aylığı (18 yaşından küçük özürlü yakını olanlar) 300 gösterge rakamının her yıl bütçe kanunu ile tespit edilecek katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarının % 200&#8217;ü C- MÜRACAAT VE SÜREÇLER Anılan Kanuna göre yukarıda açıklanan şartları taşıyan Türk Vatandaşlarının, aylık talebinde bulunmaları için ikametgahlarının bağlı bulunduğu Defterdarlık veya Malmüdürlüklerine başvurmaları gerekmektedir. İlgili Defterdarlık veya Malmüdürlüğü, söz konusu Kanunun uygulanmasına ilişkin Yönetmeliğin ilgili hükümleri doğrultusunda aylık talebinde bulunanlar hakkında, gerekli belgeleri düzenlemelerini müteakip Kurumumuza göndermektedirler. İl veya ilçe idare kurullarınca, muhtaçlık kararı, başvuru tarihinden itibaren en geç 3 ay içerisinde verilir.  Söz konusu belgeler anılan Kanun ve uygulanmasına ilişkin Yönetmelik hükümleri doğrultusunda Kurumumuzca incelenerek ilgililere aylık bağlanıp, bağlanmayacağı hususunda karar verilmekte ve bu kararlar yazı ile aylık talebinde bulunanların adreslerine bildirilmektedir. D- ÖZÜRLÜLÜĞÜN TESPİTİ a) Özürlülük ölçütü, sınıflandırması ve özürlülere verilecek sağlık kurulu raporları    hakkında   yönetmelik  gereğince  özürlü  raporu          vermeye yetkili hastanelerden alınan sağlık kurulu raporu ile tespiti yapılır, b) Özür durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranı, % 40 ile % 69 arasında olanlar &#8220;özürlü”, c) Özür durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranı, % 70 ve üzerinde olanlar ise &#8220;başkasının yardımı olmaksızın hayatını devam ettiremeyecek derecede özürlü&#8221;, olarak kabul edilir. E- AYLIK MİKTARININ TESPİTİ VE ŞARTLARI Madde 1 – (Değişik birinci fıkra : 5/3/1992 &#8211; 3783/1 md.) F- 65 YAŞINI DOLDURMUŞ Kendisine kanunen bakmakla mükellef kimsesi bulunmayan, Sosyal güvenlik kuruluşlarının herhangi birisinden her ne nam altında olursa olsun bir gelir veya aylık hakkından yararlanmayan, Nafaka bağlanmamış veya bağlanması mümkün olmayan, Mahkeme kararıyla veya doğrudan doğruya kanunla bağlanmış herhangi bir devamlı gelire sahip bulunmayan ve Muhtaçlığını İl veya İlçe İdare Heyetlerinden alacakları belgelerle kanıtlayan Türk Vatandaşlarına hayatta bulundukları sürece, 300 gösterge rakamının her yıl bütçe kanunu ile tespit edilecek katsayı ile çarpımından bulunacak tutarda aylık bağlanır. (Mülga ikinci fıkra: 1/7/2005-5378/25 md.) Herhangi bir şekilde bu maddede yazılı miktardan fazla devamlı gelir sağlayan veya sağlaması mümkün olan kimselerin geçim kaynağı var sayılır ve kendilerine aylık bağlanmaz.  (Mülga dördüncü fıkra: 1/7/2005-5378/25 md.) 65 yaşın bitiminin tespitinde, ilgililerin, bu kanun yayımlandığı tarihte, nüfus kütük kayıtlarındaki doğum tarihleri esas alınır. Doğum tarihlerinde yapılacak düzeltmeler ile bu kanunun yayımlandığı tarihten geriye doğru bir yıl içinde yapılmış düzeltmeler nazara alınmaz. G- 65 YAŞINI DOLDURMAMIŞ OLMAKLA BİRLİKTE a-) Başkasının yardımı olmaksızın hayatını devam ettiremeyecek şekilde özürlü olduklarını tam teşekküllü hastanelerden alacakları sağlık kurulu raporu ile kanıtlayan, 18 yaşını dolduran ve kanunen bakmakla mükellef kimsesi bulunmayan özürlülerden; her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirleri toplamının aylık ortalamasına göre bu Kanunun 1 inci maddesinde belirtilen gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutardan daha az geliri olanlara, bu Kanunun 1 inci maddesine göre belirlenecek aylık tutarının % 300&#8217;ü tutarında, b) 18 yaşını dolduran, kanunen bakmakla mükellef kimsesi olmayan ve herhangi bir işe yerleştirilememiş olan özürlülerden; her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirleri toplamının aylık ortalamasına göre bu Kanunun 1 inci maddesinde belirtilen gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutardan daha az geliri olanlara, bu Kanunun 1 inci maddesine göre belirlenecek aylık tutarının % 200&#8217;ü tutarında, c) Her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirleri toplamının aylık ortalamasına göre bu Kanunun 1 inci maddesinde belirtilen gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutardan daha az geliri olduğu halde, kanunen bakmakla yükümlü olduğu 18 yaşını tamamlamamış özürlü yakını bulunanlara, bakım ilişkisi fiilen gerçekleşmek kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesine göre belirlenecek aylık tutarının % 200&#8217;ü tutarında Bu Kanundan yararlananların tedavi giderleri, 18.6.1992 tarihli ve 3816 sayılı Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderleri Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanun hükümlerine göre yeşil kart verilerek karşılanır.  Aylık hakkından yararlanan 18 yaşından küçük özürlülerin yalnızca kendileri bu Kanunun 7.  maddesinde belirtilen tedavi hakkından (yeşil kart verilerek) yararlanır. Ancak, bu madde hükümlerine göre aylık alanlardan herhangi bir sosyal güvenlik kurumunun tedavi yardımı kapsamında bulunanlara tedavi yardımı yapılmaz. NOT: Bu şekilde 18 yaşından küçük olup, kendisine bakan yakınına aylık bağlananlardan, yeşil kart verilerek sağlık yardımı alanların anne ve babalarına kendileri üzerinden sağlık yardımı yapılmaz. Ancak, 18 yaşından büyük olup özürlü aylığı bağlananlar kendileri ile birlikte eş, çocuk, anne ve babalarına da yeşil kart verilerek sağlık yardımlarından yararlandırılır. Yine bu şekilde yeşil kart verilerek sağlık yardımı alan kişiler kurumun sözleşmeli özel sağlık kuruluşlarından sağlık yardımı alamazlar. Muzaffer ŞEKEROĞLU* E-Yaklaşım]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mükellef Bilgileri Bildirimi ne İlişkin Sirküler Yayınlandı</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/mukellef-bilgileri-bildirimine-iliskin-sirkuler-yayinlandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Mar 2013 15:37:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[gemlik muhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[mükellef bildirim]]></category>
		<category><![CDATA[mükellef bildirim formu]]></category>
		<category><![CDATA[mükellef bildirimi]]></category>
		<category><![CDATA[mükellef bilgileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1628</guid>

					<description><![CDATA[15.3.2013 tarih ve 61 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Sirküleri’nde; Mükelleflere ait verilerde meydana gelen değişikliklerin güncel olarak takip edilememesi nedeniyle çeşitli aksaklıklar yaşanması üzerine söz konusu verilerin güncellenmesi, eksikliklerin giderilmesi, doğruluklarının teyidi amacıyla düzenlenecek olan Mükellef Bilgileri Bildirimine ilişkin 20.1.2012 tarih ve 28179 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 413 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğin uygulanmasına ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. &#160; &#160; Söz konusu Sirkülere ulaşmak için tıklayınız. &#160; http://www.gib.gov.tr/index.php?id=1079&#38;uid=xy02uXxsyRscv6MX&#38;type=sirkuler]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Belirli Süreli İş Sözleşmesinin Sona Ermesi ve Ödenecek Tazminatlar</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/belirli-sureli-is-sozlesmesinin-sona-ermesi-ve-odenecek-tazminatlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 Mar 2013 02:29:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[belirli süreli iş sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[çalışma hayati]]></category>
		<category><![CDATA[işçinin hakları]]></category>
		<category><![CDATA[işsözleşmesi fesh]]></category>
		<category><![CDATA[istifa]]></category>
		<category><![CDATA[kıdem tazminatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1624</guid>

					<description><![CDATA[I- GİRİŞ Tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi “objektif koşullara” bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi “belirli süreli iş sözleşmesidir. Belirli süreli iş sözleşmesi, “esaslı bir neden” olmadıkça yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. Asılolan süresi belirsiz sözleşmedir. Ancak esaslı neden varsa belirli süreli sözleşme yapılabilir. Örneğin: Üç yılda bitmesi taahhüt edilen baraj ihalesinde çalışan işçiler, indirim döneminde çalışacak ek satış elemanları, doğum izninde olan personel yerine alınan geçici eleman, şirket genel müdürü… Süresi belirli sözleşme ile çalıştırılabilir. Süresi belirli iş sözleşmeleri ile süresi belirsiz iş sözleşmelerinin fesih usulü ve feshin sonuçları, büyük ölçüde, farklı kurallara tâbidir. Bu yazıda,  Türk Borçlar Kanunu’nun 408 ve 439. maddeleri çerçevesinde, işçiye ödenecek tazminatın belirlenmesi ve Yargıtay uygulaması üzerinde duracağız(1). II- SÜRESİ BELİRLİ SÖZLEŞMENİN İŞÇİ TARAFINDAN FESHİ Ne zaman biteceği daha başından belli olan süresi belirli bir iş sözleşmesine, sürenin sonuna kadar taraflar uymak zorundadırlar. Süre bitince, sözleşme “fesih” ile değil, “kendiliğinden” son bulur. Kendiliğinden son bulan sözleşmede ihbar ve kıdem tazminatı söz konusu olmaz. Ancak, işçi veya işveren, sözleşmenin bitiş tarihi henüz gelmeden ve İş Kanunu’nun 24. maddesinde işçi için, 25. maddesinde de işveren için gösterilmiş olan haklı sebeplerden birine dayanmadan sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirirlerse, yani sözleşmeyi feshederlerse, “usulsüz fesih” söz konusudur. Haklı bir sebep varsa, sözleşme “derhâl” feshedilebilir ve bu usulüne uygun bir fesihtir. Türk Borçlar Kanunu madde 439 gereğince;  işçi, haklı sebep olmaksızın işe başlamadığı veya aniden işi bıraktığı takdirde işveren, aylık ücretin dörtte birine eşit bir tazminat isteme hakkına sahiptir. İşverenin, ayrıca ek zararlarının giderilmesini isteme hakkı da vardır. İşveren zarara uğramamışsa veya uğradığı zarar işçinin aylık ücretinin dörtte birinden az ise, hâkim tazminatı indirebilir. Tazminat isteme hakkı takas yoluyla sona ermemişse işveren, işçinin işe başlamamasından veya işi bırakmasından başlayarak otuz gün içinde, dava veya takip yoluyla bu hakkını kullanmak zorundadır. Aksi takdirde, tazminat isteme hakkı düşer. III- SÜRESİ BELİRLİ SÖZLEŞMENİN İŞVERENCE FESHİ İşveren, İş Kanunu’nun 25. maddesinde gösterilen haklı sebeplerden biri bulunmadan ve bitiş tarihi gelmeden sözleşmeyi feshederse, bu “usulsüz fesih”tir ve 1 Temmuz 2012’de yürürlüğe giren Türk Borçlar Kanunu’nun 408. maddesi hükmü uygulanacaktır. Bu durumda, “işverenin temerrüdü”, yani işçinin iş görme borcunu ifaya hazır olmasına rağmen, işverenin bunu kabul etmemesi, işçiyi çalıştırmaması söz konusudur. İşverenin temerrüdünün, fesih sayılabilmesi için, kural olarak, işçinin işyeri ile ilişkisinin kesilmiş olması gerekir. İşveren, işlerin durgunluğu, stokların artması gibi makul bir gerekçeyle işi kabulden kaçınıyorsa, yani işçiyi çalıştırmıyorsa, İş Kanunu md. 66/I-c uyarınca işçinin işverenin emrinde iş verilmesini bekleyerek geçirdiği süreler çalışma süresinden sayıldığından, işçi çalışmadan ücrete hak kazanacaktır. Fakat bu durum geçici değil de, sürekli bir hâl almışsa ve işçinin ücreti de ödenmiyorsa, sözleşmenin işveren tarafından örtülü olarak (zımnen) feshedildiği sonucuna varılmalıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun 408. maddesine göre: İşveren, iş görme ediminin yerine getirilmesini kusuruyla engellerse veya edimi kabulde temerrüde düşerse, işçiye ücretini ödemekle yükümlü olup, işçiden bu edimini daha sonra yerine getirmesini isteyemez. Ancak, işçinin bu engelleme sebebiyle: (1)   Yapmaktan kurtulduğu giderler ile (2)   Başka bir iş yaparak kazandığı veya (3)   Kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar ücretinden indirilir. Süresi belirli sözleşmesi, süre bitmeden işveren tarafından feshedilen işçi, Türk Borçlar Kanunu’nun 408. maddesi uyarınca, geriye kalan sözleşme süresine ilişkin ücretlerini tazminat olarak isteyebilir. İşçi en az bir yıllık kıdeme sahipse kıdem tazminatı da alabilir. Ancak, işçi başka bir iş bulmuş veya uygun bir iş teklifini haklı gerekçe göstermeden reddetmişse, bu işte kazandığı veya kazanmaktan kasten feragat ettiği miktar, işverenin ödemesi gereken kalan süreye ilişkin hesaplanacak tazminattan düşülür. Ayrıca, işçinin o iş yapmamaktan dolayı tasarruf ettiği miktar da indirilecektir. Örnek: İşçi ayda 1.500 lira ücretle, bir yıllık iş sözleşmesiyle çalışırken, sözleşmenin bitmesine dört ay kala, işten çıkartılmışsa, işverenden 4 aylık ücretleri toplamı olan 6.000 lira tazminatı talep edebilecektir. Ancak, işten çıkartıldıktan sonra aynı ya da daha yüksek ücretle iş bulmuşsa hiçbir şey alamayacaktır. Ayda 1.000 lira ücretle yeni bir iş bulmuş ya da böyle bir işi haklı gerekçesi olmadan reddetmişse, işverenden isteyebileceği tazminat aradaki ücret farkına ilişkin tutar olan (500 x 4 =) 1.000 liradır. Eski işine artık gitmediği için tasarruf ettiği yol paraları da bu tazminattan indirilecektir. Görüldüğü gibi, liberal bir anlayışla hazırlanmış olan Türk Borçlar Kanunu, usulsüz olarak sözleşmesi sona erdirilen işçiyi ancak bu kadar korumaktadır. İşe girerken, mesela üç yıllık iş sözleşmesiyle çalışması öngörülen işçi, üç yıl boyunca işini güvencede zannederse, yanılır. Zira, işveren her zaman sözleşmeyi feshedebilir ve İş Kanunu’nun 25. maddesindeki haklı sebeplerden biri yoksa, Türk Borçlar Kanunu’nun 408. maddesinin uygulanması söz konusu olur. Bunun sonucunda da işçi, geri kalan süreye ilişkin tazminat bakımından ya çok düşük bir tazminat alabilir ya da hiç alamaz. Ancak, bir yıllık çalışmadan sonra İş Kanunu’nun 25/II. maddesi dışındaki bir sebeple sözleşmenin feshedilmesi halinde kıdem tazminatı alabilir. IV- YARGITAY KARARLARINDA ORTAYA KONAN İLKELER A- NİTELİKLİ İŞÇİNİN UZUN SÜRE İŞSİZ KALMASI “HAYATIN OLAĞAN AKIŞI”NA UYGUN DÜŞMEZ Davacı işçi, belirli süreli iş sözleşmesinin süresinden önce feshine bağlı olarak kalan süreye ait ücret alacaklarını talep etmiş, mahkemece % 30 oranında indirime gidilerek isteğin kabulüne karar verilmiştir. Davacının işyerinde mali işlerden sorumlu genel müdür yardımcısı olarak üst düzey yönetici konumunda görev yaptığı anlaşılmaktadır. Bir yıllık belirli süreli sözleşmenin feshinden sonra kalan süresi yaklaşık 7 ay olup bu süre içinde davacının başka bir işte çalıştığı ve gelir elde ettiği tespit edilememişse de, bu konumda bir işçinin 7 ay süreyle iş bulamaması hayatın olağan akışına uygun düşmez. Eski Borçlar Kanunu’nun 325. maddesi (yeni Türk Borçlar Kanunu md. 408) uyarınca işçinin kasten feragat ettiği gelirleri de indirim kapsamında değerlendirilmelidir. Bu olgu, davacının sözleşme kapsamında görülen işi yapmaması sebebiyle sarf etmemiş olduğu giderleri ile birlikte değerlendirildiğinde mahkemece yapılan indirim yetersiz kalmıştır. Nitekim Dairemizce temyiz incelemesine konu olan davalı işveren hakkında görülen ve davacı ile benzer konumda olan iki dosyada, yerel mahkemece bakiye süreye ait hesaplamalardan % 60 oranında indirime gidilmiş tarafların temyizi üzerine karar onanmıştır. Böyle olunca somut olayın özelliği gereği sözleşmenin kalan süresine ait ücret alacaklarından % 60 oranında indirime gidilmelidir. Kararın bu yönden bozulması gerekmiştir(2). B- TÜRK BORÇLAR KANUNU’NUN 408. MADDE HÜKMÜ DAVALININ İSTEĞİ OLUP OLMADIĞINA BAKILMAKSIZIN MAHKEMECE DOĞRUDAN DOĞRUYA UYGULANIR Alacaklının temerrüdü hakkındaki genel hükümden ayrı olarak iş sahibinin temerrüdünü özel bir şekilde düzenleyen aynı Kanun’un 408. maddesi:  işveren, iş görme ediminin yerine getirilmesini kusuruyla engellerse veya edimi kabulde temerrüde düşerse, işçiye ücretini ödemekle yükümlü olup, işçiden bu edimini daha sonra yerine getirmesini isteyemez. Ancak, işçinin bu engelleme sebebiyle yapmaktan kurtulduğu giderler ile başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar ücretinden indirilir, hükmünü içermektedir. İş sahibinin gerçekleşecek temerrüdünün sonucu olarak işçi bu maddeye dayanarak, gerçekten iş görmüşçesine ücret istemek hakkına sahip olmaktadır. Öte yandan, işçinin kazanmaktan kasten kaçındığı para dahi mahsup işlemine tabi tutulacaktır. Kanun’da öngörülen bu kural, aynı maddenin ilk fıkrasında dile getirilen kuralın kötüye kullanılmasını ve iyi niyet kurallarına aykırı olarak zararı arttırıcı davranışı önlemek ve dolayısıyla “gayri safi zarar miktarını tenzil suretiyle tazmin edilecek zararın doğru ve gerçek miktarını tayine yarayan veya ücreti hakkaniyete uygun bir miktara indirgeyen bir kuraldır. Bu suretle mahsup edilen miktar takastan farklı olarak mütekabil bir alacak değildir”(3). 408. maddede yer alan mahsup işlemi, alacağın hesabına ilişkin bir “itiraz”ı ifade etmektedir. Anılan maddede öngörülen indirime esas olan miktarlar birer karşı alacak değildir. Bu itibarla, haksız ve sebepsiz olarak feshedilen iş sözleşmesi dolayısıyla ücret istenmesi halinde 408. madde hükmünün, davalının isteği olup olmadığına bakılmaksızın mahkemece doğrudan doğruya uygulanması gerekecektir(4). C- BELİRLİ SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMESİNİN FESHİ HAKLI SEBEBE VEYA İFA İMKÂNSIZLIĞINA DAYANIYORSA TAZMİNAT ÖDENMEZ Bakiye süre ücretinin istenebilmesi için iş sözleşmesi, işverence feshedilmiş olmalıdır. Öte yandan, iş sözleşmesini feshinin haklı bir nedene dayanmaması gerekir. İşverenin feshi, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesinin ilk bendinde yazılı olan sağlık sebeplerine, ikinci bentte sözü edilen ahlak ve iyi niyet kuralları ile benzerlerine uymayan hallere ve üçüncü bentte öngörülen zorlayıcı sebeplere dayanması durumunda işçinin sözleşmenin kalan süresine ait ücretler bakımından talep hakkı doğmaz. Belirli süreli iş sözleşmesinde, feshin ifa imkânsızlığına dayanması halinde bakiye süre ücreti ödenmesi lazım gelmez. İfa imkânsızlığı; edimin içeriği değişmeksizin borcun aynen yerine getirilmesinin imkânsız hale gelmesi olarak açıklanabilir. Borçlunun sorumluluğunu gerektirmeyen ifa imkânsızlığının ilk koşulu, edimin yerine getirilmesinin mantıki ve pratik yönden hiç kimseden beklenememesi yani imkânsızlaşmasıdır. İkinci olarak imkânsızlığın devamlı olması gerekir. İşçinin iş görme edimini ifa edememesi, işverenin temerrüdünden kaynaklanmaktadır. O halde sanki sözleşme devam ediyormuş gibi kalan süreye ait ücret ve diğer hakların ödemesi gerekecektir. İş Hukukunda ücret kural olarak çalışma karşılığı ödenir. Aksinin kanunda öngörülmesi ya da taraflarca açık biçimde kararlaştırılması gerekir. Eski Borçlar Kanunu’nun 325. maddesinde ve yeni Türk Borçlar Kanunu 408. maddesinde “ücret”ten söz edilmekte ise de, bunun aslında kusurlu sorumluluk haklinde ödenen bir “tazminat” olduğu öğretide kabul edilmiştir(5). Maddenin indirimi öngören fıkrası da bizi bu sonuca yöneltmektedir. Nitekim işçinin bakiye süre içinde başka bir işte sebebiyle elde ettiği gelirleri belirli süreli sözleşmenin kalan süresinde elde edeceği tutardan daha fazla ise, bakiye süre ücretine hak kazanamayacaktır. Bu açıklamalara göre bakiye süre ücretinin tazmin yönü ağır basmaktadır. O halde bakiye süre ücreti için 4857 sayılı İş Kanunu’nun 34. maddesinde öngörülen özel faizin uygulanması söz konusu olmaz. Çünkü eylemli çalışmanın karşılığı değildir. Sosyal Güvenlik Kurumu’na bakiye süre ücreti için prim ödemesi de gerekmez. İşçiye belirli süreli iş sözleşmesinin varlığına rağmen ihbar tazminatı ödenmişse, bu tutarın, bakiye süre ücretinden hak kazanılan tutardan indirilmesi gerekir. [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kira geliri olup, kendileri de kira ödeyenler dikkat!</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/kira-geliri-olup-kendileri-de-kira-odeyenler-dikkat/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 Mar 2013 02:25:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[gayrimenkul sermaye iradı]]></category>
		<category><![CDATA[gelir vergisi]]></category>
		<category><![CDATA[gmsi]]></category>
		<category><![CDATA[kira gelirleri]]></category>
		<category><![CDATA[kirada oturan beyanname verecekmi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1621</guid>

					<description><![CDATA[Gelir Vergisi beyanname verme süresi bu ay itibarıyla başladı. Basit usuldekiler hariç diğer gelir unsurlarından gelir elde edenler gibi gayrimenkul sermaye iradı yani kira geliri elde edenlerin de bu ay içerisinde beyanname vermeleri gerekiyor. Mükelleflerin, 1 Ocak 2012 – 31 Aralık 2012 dönemine ait beyana tabi gayrimenkul sermaye iradı gelirleri için 2013 yılının Mart ayının 1’inci gününden 25’inci günü akşamına kadar beyannamelerini vermeleri gerekiyor. Beyanname üzerinden hesaplanan Gelir Vergisi mart ve temmuz aylarında olmak üzere iki eşit taksitte ödenir. Birçok okur, elde ettiği gelirin beyan edilip edilmeyeceğini soruyor. Yusuf Bey merhaba, kendim kirada oturuyorum. Yatırım amaçlı Temmuz 2012’de bir daire aldım. Bir bankadan 3 yıllık kredi çektim ve Ağustos 2012’de kiraya verdim. Bu durumda ben kira bildiriminde ne zaman bulunmalıyım? Oturduğum evin kirası 750 TL, kiraya verdiğim evimin kirası 500 TL. B.Doğan 2012 yılının Ağustos ayından itibaren aylık 500 TL kira getiriniz olduğunu söylüyorsunuz. Buna göre yıl sonuna kadar elde ettiğiniz gelir 2 bin 500 TL oluyor. 2012 yılı içerisindeki toplam geliriniz 3.000 TL’lik istisnayı aşmadığından, Gelir Vergisi beyannamesi vermenizi gerektirir ticari, zirai veya mesleki bir işiniz de yoksa, beyanname vermenize gerek yok. İyi çalışmalar Yusuf Bey; benim aylık 450 TL kira gelirim var, buna karşın 450 kira giderim. İzmir’deki evimin geliriyle Samsun’da oturuyorum, benim durumum mevzuata göre ne olur? Ayrıca babamın 3 tane dairesi var, birinde kendisi, diğer ikisinde bedelsiz olarak kardeşlerim oturuyor, babamın mevzuata göre durumu nedir, teşekkür ederim, kolay gelsin. C. Tokmak Bu şekilde olan kişiler için söyleyeceğim şey; elde edilen gelirin toplamına bakmalarıdır. Yıl içerisinde 3.000 TL’lik istisna sınırını aşan kişiler daha fazla giderleri olsa da beyanname vermeli. Böylece bu kişiler gerçek gider yöntemini seçip giderleri düşme imkânı elde etmiş olur. Ancak toplam gelirden safi gelire ulaşmak için gider ve masraflar düşüldükten sonra vergi hesaplanacak matrah kalmayabilir. Bu durumda beyanname vermiş olacaksınız ancak ödenecek vergi çıkmayacaktır. Babanızın beyanname vermesine gerek yok. Çünkü birinci dereceden yakınlara tahsis edilen konutlarda emsal kira bedeli uygulanmaz. Ben 950 TL aylık konut kirası, 950 TL de işyeri kirası almaktayım. Ve bunun toplamı da yıllık 25 bin TL’yi geçmemektedir. Bundan dolayı benim Gelir Vergisi beyanında bulunmam gerekir mi? Beni bilgilendirirseniz çok sevinir, saygılar sunar iyi çalışmalar dilerim. R.Işık Konut geliriniz için beyanname vermeniz gerekir. İşyeri kirasının beyan sınırı kıyaslamasında brüt tutarın dikkate alınması gerekir. 950 TL net kiranın brüt tutarı bin 190 TL olarak dikkate alınmalı. Bu durumda her iki kira geliri toplandığında 25 bin TL’lik sınır aşılmış olacak. İşyerinin beyannameye dâhil edilmesi sizin lehinize bir durum. Çünkü işyeri için kesilen vergileri vereceğiniz beyannamede hesaplanan vergiden mahsup edebileceksiniz. Babamın üzerine arsa tapusu var. Kat irtifakı çıkarılmamış. 3 daire + 1 dükkân var. Dairelerin birinde kızı, birinde oğlu, birinde kendi oturuyor. Dükkânda ise kiracı bulunmakta. İşyeri kirası aylık 450 TL. Dairelerden kira geliri elde etmiyor. Beyanname vermesi gerekiyor mu? Bilgi verebilirseniz sevinirim. İ. Eren Oğul ve kızların oturduğu daireler için beyanname verilmeyecek. Stopaj yapmakla sorumlu kiracının kiraladığı işyerinden elde ettiği kira yıllık beyan sınırını (25 bin TL) aşmadığı için beyanname verilmesine gerek bulunmuyor. Babamızın üzerine olan iki adet konutumuz vardı. Babam 2002 yılında vefat etti. Sonrasında kardeşime, bana ve anneme miras yoluyla bu iki konut intikal etti. Hisse miktarlarını belirtmek suretiyle konutların tapularında üçümüzün ayrı ayrı ismi vardır. 2003 yılından bu yana konutlarda kiracı var. İki konuttan aylık toplam 700 TL gelirimiz var. Şimdiye kadar gayrimenkul sermaye iradı olarak beyanname bildirmedik. A.B. Özkan Her üç hissedar 3 bin TL’lik istisnadan ayrı ayrı faydalanır. Gelir toplamı hisseler oranında paylaştırıldığında kişi başı yıllık gelir 3 bin TL’yi aşıyorsa beyanname verilir. Aksi takdirde beyanname verilmeyecek. Kiraya verdiğim evden 2012’de toplam 4.800 TL kira geliri elde ettim. Gerçek usulü seçersem 4.800 TL’den 3.000 TL istisnayı indirince 1.800 TL kalıyor. Ev son 5 yıl içinde alındığı için, evin alış fiyatının yüzde 5’ini indirebiliyorum. 1.800–4.000 = -2.200. Bu durumda vergi borcum çıkmıyor. Doğru mudur? Bir de, tapu olmamasına rağmen, evin alış fiyatının % 5’ini indirmem sorun teşkil eder mi? E. Bastı Hesaplamanız doğru, verginiz çıkmıyor. Ancak yıllık 3 bin TL’lik istisnayı aştığınız için beyanname vermeniz gerektiğinin altını çizeyim. Beyanname verecek ancak herhangi bir vergi ödemeyeceksiniz. Yusuf Bey merhaba. Kira gelirini beyan etmek için sadece kira alıyor olmak yeterli mi? Yani evi yeni aldık, kredi ödemeleri var, ayrıca 5 yıl bir indirim var galiba, aidatı var, kendimiz kiradayız, aidat ödüyoruz, çocuklar özel okulda okuyor, sürekli tedavi gören hastamız var, bunların ne kadarını dikkate alınıp vergi vereceğiz, zaten elde gelir kalmıyor ki. Ayrıca tapu, hanımla yüzde 50 paylaşımlı. Bu iş nasıl olacak, teşekkür ederim. N. Sönmez Önce sondan başlayayım. Eşinizin ve sizin üzerinize kayıtlı daireden elde ettiğiniz geliri ikiye böleceksiniz. Kişi başı gelir 3 bin TL’yi geçmiyorsa beyanname vermenize gerek yok. Kişi başı gelir istisnayı geçiyorsa kredi ödemelerindeki faizler, alış tutarının yüzde 5’i, aidat, ödenen kiralar, öğretim ve tedavi giderlerinin belli bir oranlık kısmı gerçek gider yönteminde gider kabul edilir. Bunlar düştükten sonra matrah kalmıyorsa matrahsız beyanname verilecek, herhangi bir vergi ödenmeyecek. Yusuf Keleş http://www.zaman.com.tr/ekonomi/kira-geliri-olup-kendileri-de-kira-odeyenler-dikkat_2063967.html]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaskoda 1 Nisan Dönemi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/kaskoda-1-nisan-donemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Mar 2013 15:54:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[kasko fiyatları]]></category>
		<category><![CDATA[kasko poliçelerinde değişiklik]]></category>
		<category><![CDATA[kasko sigortası fiyatları]]></category>
		<category><![CDATA[trafik sigorta fiyatları]]></category>
		<category><![CDATA[trafik sigortası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1581</guid>

					<description><![CDATA[Kasko sigortasının yeni genel şartları 1 Nisan&#8217;da yürürlüğe giriyor. Yeni uygulamayla artık poliçeye sigorta değeri yazılmayacak. Özellikle araç pert olduğunda sigortalıyla sigortacı arasında soruna neden olan rayiç bedel konusuna çözüm getiriliyor. Poliçeye araç bedelini yazmak yerine, araç değerinin belirleneceği ortak bir referansa veya rayiç değer belirleme yöntemine poliçede yer verilecek. Hasar tazmininin ne şekilde yapılacağı poliçede açıkça belirtilecek. Onarım yapılacak olması halinde, onarımın şirketçe belirlenecek servislerde veya sigortalı tarafından istenen servislerden hangisinde yapılacağı hususu poliçede açıkça yer alıyor. Tartışmaların yaşandığı bir diğer konuysa yedek parça temini. Hasarın tazmininde orijinal parça veya eşdeğer gibi parça seçeneklerinden hangisinin kullanılacağı belirtiliyor. Bu yönde bir belirleme olmazsa sigortalının tercih ettiği tazmin yöntemi, servis ve parça esas alınıyor. FULL KASKO DÖNEMİ BİTİYOR Ayrıca yapılan değişikliklere göre, sigorta şirketleri artık &#8216;full kasko&#8217;, &#8216;süper kasko&#8217; adı altında farklı ürünler satamayacak. Dar kasko, kasko, genişletilmiş kasko ve tam kasko olmak üzere 4 farklı kasko türü olacak. Buna göre sınırlı teminat almak isteyenler dar kasko, çarpma, çarpılma, hırsızlık, yangın gibi klasik teminatları almak isteyenler kasko, klasik teminatlara ek olarak isteğe bağlı farklı teminatları isteyenler genişletilmiş kasko, aracını her türlü riske karşı sigortalamak isteyenler ise tam kasko sigortasını seçebilecek. Ancak tam kaskoda yağsızlık, susuzluk, donma, bozukluk, eskime, çürüme, paslanma ve bakımsızlık nedeniyle meydana gelen zararlara da teminat verilmesi öngörülüyor. MUHASEBENET Özkan DORUK SMMM kaynak: www.muhasebenet.net]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mali Müşvarileri yakından ilgilendiren yasa komisyonda</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/mali-musvarileri-yakindan-ilgilendiren-yasa-komisyonda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Mar 2013 13:29:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YMM-SMMM-SM-Stajerler]]></category>
		<category><![CDATA[Bandrolleri taklit edenlere ceza]]></category>
		<category><![CDATA[Birliklerin denetimi]]></category>
		<category><![CDATA[İdari para cezaları]]></category>
		<category><![CDATA[Kaçak akaryakıtı ihbar]]></category>
		<category><![CDATA[Kooperatiflere profesyonel yöneticiler]]></category>
		<category><![CDATA[mali müşavirler]]></category>
		<category><![CDATA[Mevzuata uygun olmayan eşyalar]]></category>
		<category><![CDATA[Oda ve borsa seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[Petrol Piyasası Kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[TAPDK]]></category>
		<category><![CDATA[Teknolojik yöntemleri içeren denetim sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[torba kanun tasarısı]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusal marker]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusal marker ekleme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1575</guid>

					<description><![CDATA[Torba Kanun tasarısı TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edildi. Peki tasarı neler getiriyor? İşte tasarının detayları: TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edilen Gümrük Kanunu ile Bazı Kanun ve KHKlerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısına göre, başkaca bir ticari, zirai ve mesleki faaliyeti olmadığı halde sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet tesis ettirenler ve daha önce sahte belge düzenlediği belirlenenler, adlarına yeniden mükellefiyet tesis edebilmeleri için 50 bin TLden ve sahte belgelerde yer alan toplam tutarın yüzde 10undan az olmamak üzere teminat vermek zorunda olacak. İstenilen teminat tutarı, verilen sürenin son günü vade tarihi olarak kabul edilmek suretiyle mükellef adına teminat alacağı olarak tahakkuk ettirilecek. Tahakkuk ettirilen teminat alacağı, mükelleften gecikme zammı tatbik edilerek takip ve tahsil edilecek. Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu kapsamında faaliyette bulunan meslek mensuplarından mükellefiyeti terkin edilenlerin hakkında 3 yıl süreyle geçici olarak mesleki faaliyetten alıkoyma cezası uygulanacak. Süre sonunda, meslek mensubunun tekrar faaliyete başlamak istemesi halinde kendisinden 1 ay içinde 25 bin TLden az ve 500 bin TLden fazla olmamak üzere yazıyla teminat istenecek. Birden fazla beyannameye, tek tahakkuk ve ceza kararı düzenlenecek, tek itirazda bulunulacak ve tek dava açılacak. Teminat alınmasını takip eden takvim yılının başından itibaren 5 yıl içinde fiillerin işlendiğinin veya bu fiillere iştirak edildiğinin tespit edilmemiş olması halinde, alınmış olan teminatlar başkaca vergi borcu bulunmaması durumunda meslek mensubuna iade edilecek. Söz konusu fiillerin işlendiğinin veya bunlara iştirak edildiğinin tespit edilmesi halinde; meslek mensubu hakkında meslekten çıkarma cezası uygulanacak. Fiilleri işledikleri veya bu fiillere iştirak ettikleri kesinleşenler, fiilin işlendiği tarihten itibaren 5 yıl süreyle hiçbir surette vergi teşvik ve desteklerinden yararlanamayacak. İstenecek teminat tutarı; düzenlenmiş olan sahte belgelerde yer alan tutarların toplamı, faaliyet alanı, mükellefin hukuki statüsü, faaliyette bulunulan il veya bölge, vergi borcu toplamı, fiilin tekrar edip etmediği gibi kıstaslar esas alınarak Maliye Bakanlığınca belirlenecek usul ve esaslara göre, vergi dairesi müdürünün yazılı talebine istinaden defterdar veya vergi dairesi başkanı tarafından tayin edilecek. Mevzuata uygun olmayan eşyalar Gümrük Kanununda yapılan değişiklikle, yap-işlet-devret modeline göre yaptırılan yatırım ve hizmetlerin işletme süresi bittikten sonra devredilmesine ilişkin hususları belirleme yetkisi Gümrük ve Ticaret Bakanına veriliyor. Gümrük müşavir yardımcısı ve gümrük müşaviri sınavlarına girebilmek için; mevcut pozisyonda 3 yıl olan bekleme süresi bir yıla indiriliyor. İthali yasaklanmış olan eşyanın tespiti halinde, gümrük vergilerinin alınmasının yanı sıra, gümrüklenmiş değerinin dört katı idari para cezası verilecek. Eşyanın değersiz, artık veya atık madde olması durumunda, idari para cezası; dökme halinde gelen eşya için ton başına 30 bin TL, ambalajlı gelmesi halinde kap başına 600 TL olarak hesaplanacak ve eşya yurtdışı edilecek. Eşyanın, uygunluk ve yeterlilik belgesine tabi değilmiş veya belge alınmış gibi beyan edildiğinin tespit edilmesi halinde, eşyanın gümrük vergilerinin yanı sıra, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası verilecek. Eşyanın, ihracının yasaklanmış olduğunun tespiti halinde, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para cezası verilecek. Eşya, uygunluk ve yeterlilik belgesine tabi değilmiş veya belge alınmış gibi beyan edildiğinin tespit edilmesi halinde, eşyanın gümrüklenmiş değeri kadar idari para cezası kesilecek. Yolcuların, gümrük mevzuatına göre kişisel ve hediyelik eşya kapsamı dışında olup beyanlarına aykırı olarak üzerlerinde, eşyası arasında veya taşıma araçlarında çıkan ya da başkasına ait olduğu halde kendi eşyasıymış gibi gösterdikleri eşyanın gümrük vergileri, iki kat olarak alınacak ve eşya sahibine teslim edilecek. Gümrük vergileri ödenmediği takdirde, eşya gümrüğe terk edilmiş sayılacak. Tasarıda, gümrüksüz satış mağazaları ve gümrük antrepolarında kayıtlara göre farklı çıkan eşya ile ilgili olarak mevzuat boşluğunu önleyecek düzenlemeler yapılıyor. Türkiye Gümrük Bölgesine giriş yapan taşıt içerisinde özet beyan verilmeksizin eşya getirildiğinin gümrük idaresince belirlendiği veya eşyanın boşaltılmasına izin verilmesinden sonra, gümrük idaresine bildirildiği ve bu eşyanın verilmiş olan özet beyanlardan biri ile ilişkili olmadığının anlaşıldığı hallerde, söz konusu eşyaya el konularak mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilecek. Ayrıca eşya tasfiyeye tabi tutulacak ve eşyanın CİF kıymeti kadar para cezası verilecek. Gümrük vergileri ödenmek suretiyle ihraç edilebilen eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın veya gümrük vergileri kısmen veya tamamen ödenmeksizin Türkiye Gümrük Bölgesinden çıkaranlara, eşyanın gümrük vergilerinin yanı sıra bu vergilerin iki katı idari para cezası kesilecek. Türkiye Gümrük Bölgesine giren gemilerin yükü bulunmadığı durumlarda, yük almadığının veya yükünün başka bir limana çıkarıldığının veya avarya olduğunun kanıtlanamaması durumunda, 8 kat usulsüzlük uygulanacak. THY, uçak alımında gümrük vergisinden muaf tutulacak. Kooperatiflere profesyonel yöneticiler Tasarıyla, Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanununda da değişiklik yapılıyor. Kanunun amacı, arım satış kooperatif ve birliklerine ilişkin hükümleri düzenlemek, bu kuruluşların kooperatifçilik ve kurumsal yönetim ilkelerine uygun yönetilmelerini, özerk, güçlü ve bağımsız mali yapıyla piyasa koşullarında etkin, verimli ve sürdürülebilir bir şekilde faaliyet göstermelerini sağlamak ve tarım satış kooperatifçiliğini güçlendirmek olarak yeniden tanımlanıyor. Kooperatif ve birliklerdeki ortaklık payları rehin ve haciz edilemeyecek. Ortaklık paylarının devri örnek anasözleşmede belirtilen şartlarla yapılabilecek. Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi Eylem Planında öngörülen hedefler doğrultusunda değişiklikler yapılarak, kooperatif ve birliklerin organları, çalışma usul ve esasları, görev süreleri, seçimlerin yenilenmesi yeniden belirleniyor ve ücretlere ilişkin esaslar getiriliyor. Kooperatif ve birliklerin birbirleri ve ortakları ile üretim girdisi temini ve ürünlerin değerlendirilmesi amacıyla yaptıkları faaliyetlerden borsa tescil ücreti alınmayacak. Birliklerin ürün alım, işleme ve değerlendirme gibi faaliyetleri ile diğer icrai faaliyetlerinin profesyonel yöneticiler eliyle yerine getirilmesi için bir karar, gözetim ve denetim organı olan yönetim kurulu ile icra birimi olarak genel müdür ve genel müdürlüğün görev alanları yeniden tanımlanıyor. Genel müdürlerin görevden alınmaları performans ve objektif kriterlere dayandırılarak, bu alandaki keyfi uygulamaların önüne geçilmesi amaçlanıyor. Birliklerin denetimi Tasarıya göre, Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca, ortak sayısı ve ciro gibi kıstaslar dikkate alınarak belirlenen birlikler, Türk Ticaret Kanununa göre bağımsız denetime tabi tutulacak. Bunun dışında kalan birlikler ve kooperatifler; hesap, işlem ve varlıkları ile mali tablolarını denetçilere denetlettirmek zorunda olacak. Denetçiler, yönetmelikte belirlenen şart ve niteliklere sahip, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununa göre ruhsat almış yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir unvanını taşıyan kişiler ile birlik, kooperatif veya bakanlıkta en az 10 yıl denetim elemanı olarak görev yapmış olanlar veya bunların hissesinin en az yüzde 50sine sahip oldukları denetim kuruluşları arasından genel kurulca seçilecek. Denetim giderleri ilgili birlik ve kooperatif tarafından karşılanacak. Denetim yaptırılmadan, genel kurulda ibra kararı alınamayacak. Birlik, denetim sonuçlarını da gözeterek, etkinliği ve verimliliği azalan veya varlıklarının yarısı karşılıksız kalan ortak kooperatiflerden durumlarının düzeltilmesini isteyecek; 2 yıldan fazla olmamak üzere verilen sürede bir başka kooperatifle birleşme dahil, gerekli tedbirleri almayan kooperatifleri ortaklıktan çıkaracak. Kooperatifler ve birliklerin faaliyetlerinde, sermaye ve yedek akçeleri ile taşınmaz malları ve bunların gelirleri, ihtiyaçları için satın aldıkları ve alacaklarını tahsil gayesiyle mülk edindikleri taşınmaz malları, bunların bir önceki sahiplerine geri verilmesi işlemi ile gayrimenkullerine ilişkin her nevi cins, kayıt, tashih, ifraz, taksim, birleştirme ve ruhsatlandırma işlemleri, depo, hizmet ve üretim tesisi inşaatları vergi, resim ve harçtan muaf olacak. Tarım satış kooperatif ve birliklerinin borçları yeniden yapılandırılarak tahsilat kolaylaştırılacak. Başvuruyu değerlendirme süresi 3 aya çıkarıldı Kooperatif ve birliklerin örnek ana sözleşmelerinin, birliklerin görüşü alınarak bakanlıkça hazırlanmasına devam edilecek ancak bunların Bakanlar Kurulunca kabul edilerek Resmi Gazetede yayımlanmasına son verilecek. Örnek ana sözleşmelerde, değişiklik isteğinde bakanlığın teklifi yerine bakanlığın oluru aranacak ve Bakanlar Kurulunun kabulü şartı kaldırılacak. Birliklerin yarıdan bir fazlasının müştereken değişiklik için başvurması halinde, Bakanlığın başvuruyu değerlendirme süresi 1 aydan en geç 3 aya çıkarıldı. Ana sözleşmelerin diğer hükümlerindeki değişiklikler genel usullere göre yapılacak. Örnek ana sözleşmeler, ürün gruplarına göre de hazırlanabilecek. Tasarıyla, kooperatif ve birliklere, ek mali yük getirilmesini önlemek için de TSE Kuruluş Kanununda değişiklik yapılıyor. Buna göre kooperatif ve birlikler, her yıl bütçelerine koyacakları 5 bin lira maktu aidat ile bir önceki yılın bilançosuna göre tahakkuk eden safi karlarının binde birine tekabül eden nispi aidatlardan muaf olacak. Kooperatif ve birliklere, sağlıklı mali ve bilanço yapısına kavuşturulabilmesi için ana sözleşmelerine göre ek ödeme yükümlülüğü bulunan ortaklarına, bilanço açıklarının kapatılması amacıyla ek ödeme yükümlülüğü ve ek ödeme yükümlülüğünün ortaklığın sona ermesi tarihi itibarıyla tahsili ve sermaye iadelerinden mahsubu imkanı getirilecek. Kooperatif ve birliklerin mevcut denetim kurulları ile üyelerinin görevleri, denetçilerin seçilmesiyle kendiliğinden sona erecek. TAPDK, suç duyurusunda bulunabilecek Tasarıya göre, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu, piyasa faaliyetlerine ilişkin olarak tütün, tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkiler piyasasında mal veya hizmet üreten, işleyen, ihraç, ithal eden, pazarlayan, alan, satan gerçek ve tüzel kişiler ile bunların yetkilileri hakkında açılan kamu davalarını, katılan sıfatıyla takip edebilecek. Bu konularla ilgili, suç duyurusunda bulunabilecek, mevzuatın uygulanması açısından, adli ve mülki makamlardan yaptırım talep edebilecek. Bu tasarıya göre idari para cezalarının veya idari yaptırımların uygulanması, bu tasarının diğer hükümlerinin ve diğer kanunlarda yer alan ceza ve tedbirlerin uygulanmasına engel oluşturmayacak. Sağlık Bakanlığı bütçesinde, her türlü uyuşturucu madde, alkollü içki, tütün ve tütün mamulleri bağımlılığıyla mücadele etmek amacıyla kurulan ve kamu yararına çalışma statüsü verilen derneklere aktarılmak üzere gerekli ödenek öngörülecek. Kaçak akaryakıt ve gümrüğe terk edilen akaryakıtın gümrük idarelerine, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile mahalli idarelerin kullanımına ÖTV alınmadan bedelsiz tahsil edilecek. Böylece, söz konusu akaryakıtın tasfiye işlemleri kolaylaşacak. Petrol Piyasası Kanununa tabi olmayacak Akaryakıt, alkollü içecekler ve tütün mamulleri ve benzeri mallarla ilgili kaçakçılıkla mücadelede etkinliği arttırmak amacıyla işyeri sahibi adına ibaresini, ulundurduğu tespit edilen olarak değiştiren tasarı, ayrıca, ithal edilen ve yurt içinde üretilen ürünlerle ilgili olarak bandrolsüz ürün tespitlerinde, bu ürünleri bulunduran, üreten veya ithal edenlerin de cezalı tarhiyattan müteselsilen sorumlu tutulmasını öngörüyor. Tasarı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile il özel idareleri ve defterdarlıkların, tasfiyelik hale gelen [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anonim Şirketlerde Genel Kurul Yol Haritası</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/anonim-sirketlerde-genel-kurul-yol-haritasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Mar 2013 13:35:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şirketler Muhasebesi]]></category>
		<category><![CDATA[anonim şirketler genel kurulları]]></category>
		<category><![CDATA[anonim şirketlerde genel kurul]]></category>
		<category><![CDATA[aş genel kurul]]></category>
		<category><![CDATA[genel kurul evrakları]]></category>
		<category><![CDATA[liited ve anonim şirketler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1539</guid>

					<description><![CDATA[TEK KİŞİLİK YÖNETİM KURULUNA DÖNÜŞÜM VE BAKANLIK TEMSİLCİSİ ÇAĞRILMADAN YAPILACAK ANONİM ŞİRKET OLAĞAN GENEL KURULUNUN TESCİLİ İÇİN İZLENECEK YOL HARİTASI Hazırlanması Gereken Evraklar 1) 2 Adet Yönetim Kurulu Kararı (Noter Onaylı) ( EK 1 ) Yönetim Kurulu’nun Genel Kurul Kararı’ nın mutlaka noterden onaylanması gerekmektedir. Yönetim Kurulu Kararı’nda Gündem’e yer verilmesi önemlidir. 2) 1 Adet Genel Kurul Toplantı Gündemi (Asıl) ( EK 2 ) Genel Kurul Toplantı Gündemi hazırlanırken dikkat edilmesi gereken husus; gündemin maddeler halinde ve örnekte yer alacak şekilde belirli bir sıralama ile oluşturulması gerekmektedir. 3) 1 Adet Hazır Bulunanların Listesi(Hazirun) Cetveli (Asıl) ( EK 3 ) 4) 2 Adet Tadil Tasarısı (Asıl) ( EK 4 ) 5) 1 Adet Genel Kurul Toplantı Tutanağı (Noter Onaylı) ( EK 5 ) Genel Kurul Toplantı Tutanağı yazılırken Maddelerin Gündem’deki maddeler ile aynı sıra ve içerikte olması çok önemlidir. 6) 1 Adet Dilekçe (Asıl) ( EK 6 ) Yukarıdaki belgeler hazırlandıktan sonra Ticaret Sicil Müdürlüğü’ne dilekçe ile başvuru yapılacaktır. Yetkili, belgeleri inceledikten sonra yatırılması gereken Harç Ücreti’ni tespit edecek, Harç ücreti ile ilgili evrağı size verecektir. Harç ücretini yatırdıktan sonra tüm belgeleri ve makbuzun aslını görevliye teslim etmeniz gerekmektedir. Tescil için başvurduğunuz günün ertesi günü ilan için tekrar Sicil Müdürlüğü’ ne gidip ilan ücretini yatırmanız gerekmektedir. Böylelikle şirketinizin genel kurul toplantısı çağrısız ve Bakanlık Temsilcisi çağrılmadan yapılmış, tescil ve ilan edilmiş olmaktadır. &#160; EK 1 KARAR NO: ……… KARAR TARİHİ : …./…./2013 K A R A R B A Ş K A N……………..: BAŞKAN VEKİLİ……….: Ü Y E ……………………….: …………………………………………………………………………………Yönetim Kurulu …./…./2013 ……………………… günü Saat:……..’da şirket merkezinde toplandı. Şirketimizin 2012 yılı OLAĞAN GENEL KURUL GÜNDEMİ, toplantısının yapılacağı yer, tarihi ve saati müzakere edildi. Mezkur; yıllık olağan genel kurul toplantısının …../…../2013……………………günü,Saat:……..’da……………………………………………………………………………………adresinde TÜRK TİCARET KANUNU’ NUN 416/1. maddesine göre çağrısız olarak aşağıdaki GÜNDEM maddelerini görüşüp karara bağlamak üzere yapılmasına, adı geçen OLAĞAN GENEL KURUL toplantısının tesciline, Oy Birliği ile karar verildi. …………………………………………………………………………………………………… ……/……/2013 günü Saat:……’da, ………………………………………….adresinde yapacağı, 2012 YILI OLAĞAN GENEL KURUL TOPLANTI GÜNDEMİ 1- Açılış ve toplantı Başkanlığının oluşturulması, 2- Genel Kurul Toplantı Başkanlığına tutanakları imzalama yetkisi verilmesi, 3- Yönetim Kurulu’nun 2012 yılına ait Yıllık Faaliyet Raporu’ nun görüşülmesi, 4- Denetim Kurulu’ nun 2012 yılına ait Raporunun görüşülmesi, 2012 yılına ait Bilanço ve Gelir Tablosu Hesaplarının incelenmesi ve uygun görüldüğü takdirde onaylanması, 2012 yılı karının dağıtılıp dağıtılmayacağının karara bağlanması, 5- Yönetim ve Denetim Kurullarının ayrı ayrı ibraları, 6- Yönetim Kurulu Üyesine ödenecek ücretin tespiti, 7- Şirket ana sözleşmemizin 7. maddesinin tadilinin görüşülerek karara bağlanması, 8- En az bir kişi olarak yeni Yönetim Kurulu’nun üç yıl süre ile görev yapmak üzere seçilmesine, 9- Yönetim Kurulu üyelerine 6102 Sayılı TTK’nın 396. maddesindeki iznin verilmesi hususunun görüşülerek karara bağlanması, 10- Dilek, temenniler, kapanış. Y Ö N E T İ M K U R U L U B A Ş K A N BAŞKAN VEKİLİ Ü Y E EK 2 .………………………………………………………………………………………… ANONİM ŞİRKETİ’ NİN 2012 YILI OLAĞAN GENEL KURUL G Ü N D E M İ 1- Açılış ve toplantı Başkanlığının oluşturulması, 2- Genel Kurul Toplantı Başkanlığına tutanakları imzalama yetkisi verilmesi, 3- Yönetim Kurulu’nun 2012 yılına ait Yıllık Faaliyet Raporu’ nun görüşülmesi, 4- Denetim Kurulu’ nun 2012 yılına ait Raporunun görüşülmesi, 2012 yılına ait Bilanço ve Gelir Tablosu Hesaplarının incelenmesi ve uygun görüldüğü takdirde onaylanması, 2012 yılı karının dağıtılıp dağıtılmayacağının karara bağlanması, 5- Yönetim ve Denetim Kurullarının ayrı ayrı ibraları, 6- Yönetim Kurulu Üyesine ödenecek ücretin tespiti, 7- Şirket ana sözleşmemizin 7. maddesinin tadilinin görüşülerek karara bağlanması, 8- En az bir kişi olarak yeni Yönetim Kurulu’nun üç yıl süre ile görev yapmak üzere seçilmesine, 9- Yönetim Kurulu üyelerine 6102 Sayılı TTK’nın 396. maddesindeki iznin verilmesi hususunun görüşülerek karara bağlanması, 10- Dilek, temenniler, kapanış. Y Ö N E T İ M K U R U L U EK 3 &#160; GENEL KURULDA HAZIR BULUNANLAR LİSTESİ …………………………………………………………….ANONİM ŞİRKETİ’  NİN …./…./…. TARİHİNDE YAPILAN OLAĞAN GENEL KURUL &#160; TOPLANTISINDA HAZIR BULUNANLAR LİSTESİ   PAY SAHİBİNİN AD/SOYAD/UNVANI T.C./V.K.NO UYRUĞU ADRESİ ŞİRKETİN SERMAYESİ VE PAYLARIN TOPLAM İTİBARİ DEĞERİ (TL) PAYLARIN EDİNİM ŞEKLİ VE TARİHİ(*) KATILIM ŞEKLİ (**) HİSSE ADEDİ İMZA     ŞİRKETİN SERMAYESİ VE PAYLARIN TOPLAM İTİBARİ DEĞERİ: TOPLAM HİSSE ADEDİ: ASGARİ TOPLANTI NİSABI: MEVCUT TOPLANTI NİSABI: &#160; HAZİRUN CETVELİNDE GÖSTERİLEN ORTAKLIK VE SERMAYE YAPISI ŞİRKET PAY DEFTERİNE VE KAYITLARINA UYGUNDUR. &#160; BAKANLIK TEMSİLCİSİ                         TOPLANTI BAŞKANI              TUTANAK YAZMANI                               OYTOPLAMA MEMURU Adı Soyadı İmzası                                   Adı Soyadı İmzası                    Adı Soyadı İmzası                                   Adı Soyadı İmzası                                                EK 4 ……………………………………………………………………………………….. ANONİM ŞİRKETİ’NİN ANA SÖZLEŞMESİNİN 7. MADDESİNE AİT TADİL TASARISI ESKİ METİN İDARE MECLİSİ MADDE 7 : Şirketin işleri ve idaresi Genel Kurul tarafından T.T.K. hükümleri dairesinde seçilecek 3 ila 5 üyeden oluşacak bir İdare Meclisi tarafından idare olunur.İlk Genel Kurul toplantısına kadar görev yapmak üzere : 1- 2- 3- İdare Meclisi üyeleri olarak seçilmişlerdir. İdare Meclisi karar verdiği taktirde murahhas üye tayin edebilir. &#160; YENİ METİN YÖNETİM KURULU MADDE 7 : Şirketin işleri ve idaresi Genel Kurul Tarafından T.T.K. hükümleri dairesinde seçilecek en az 1 en çok 5 üyeden oluşacak bir Yönetim Kurulu tarafından idare olunur. Y Ö N E T İ M K U R U L U EK 5 …………………………………………………………………………………………… ANONİM ŞİRKETİ’ NİN .…./…../2013 TARİHİNDE YAPILAN OLAĞAN GENEL KURUL TOPLANTI TUTANAĞI …………………………………………………….………………………Anonim Şirketi’nin 2012 yılına ait Genel Kurul Toplantısı …../…../2013 tarihinde, Saat:……….’da, ………………………………………………… adresinde yapılmıştır. Toplantının T.T.K. nun 416/1. maddesine göre çağrısız olarak toplandığı ve toplantıya ait hiçbir itirazın olmadığı tespit edilmiştir. Hazirun cetvelinin tetkikinden, şirketin toplam:………-TL’ lık Sermayesine tekabül eden ………… adet hisseden toplantıda asaleten; …………adet hisseden toplantıda vekaleten, temsil edildiğini ve böylece gerek kanun ve gerekse ana sözleşmede öngörülen asgari toplantı nisabının mevcut olduğunun anlaşılması üzerine toplantı Sayın;….…………………………..tarafından açılarak gündemin görüşülmesine geçilmiştir. 1- Toplantı Başkanlığı’na……………………………………………………………….seçilmesine oy birliği ile karar verildi. 2- Genel Kurul Tutanaklarının imzalanması için Toplantı Başkanlığına yetki verilmesine oy birliği ile karar verildi. 3- Yönetim Kurulunun 2012 yılına ait Yıllık Faaliyet Raporu okundu ve müzakere edildi. 4- 2012 yılı Bilanço ve Kar/Zarar hesapları ile Denetim Kurulu Raporu okundu ve müzakere edildi. Yapılan oylama sonucunda, Bilanço ve Kar/Zarar hesapları oy birliği ile tasdik olundu. 2012 yılı şirket karının ortaklara dağıtılmayarak şirket bünyesinde bekletilmesine oy birliği ile karar verildi. 5- Yapılan oylama sonucunda yönetim kurulu üyeleri oy birliği ile ibra edildiler. Yine yapılan oylama sonucunda murakıplar oy birliği ile ibra edildiler. 6- Yönetim Kurulu Üyesine, yapılan oylama sonucunda herhangi bir ücret ödenmemesine oy birliği ile karar verildi. 7- Şirket Ana sözleşmesinin 7.nci maddesinin Tadil Tasarısında gösterildiği gibi Eski ve Yeni Metin halinde tadil edilmesine oy birliği ile karar verildi. 8- Yapılan oylama sonucu üç yıl süre ile görev yapmak üzere Yönetim Kuruluna; Tek Kişilik Yönetim Kurulu üyesi olarak……………….……………………………oy birliği ile seçilmiştir. 9- Yönetim Kurulu üyelerine 6102 Sayılı TTK’nın 396. maddesindeki iznin verilmesi hususu görüşüldü, söz konusu iznin verilmesine/verilmemesine Oy Birliği ile Karar verildi. 10- Dilek ve Temennilere geçildi. Şirketin 2013 yılında daha başarılı olması temenni edildi ve toplantıya son verildi. BAKANLIK TEMSİLCİSİ    TOPLANTI BAŞKANI       TUTANAK YAZMANI &#160; OY TOPLAMA MEMURU EK 6 &#160; &#160; ,…./…../2013 ………………..VALİLİĞİ (Ticaret İl Müdürlüğüne) Şirketimizin 2012 yılına ait Olağan Genel Kurul Toplantısı …../……/2013 tarihinde saat:….. da ……………………………… adresinde yapılmış olup belgeler ekte sunulmuştur. Gereği için bilgilerinize arz ederiz. Saygılarımızla, Şirketin tescilli adresi…………..: Telefon numarası…………………: Ticaret Sicil Numarası………….: &#160;   TEK KİŞİLİK YÖNETİM KURULU ÜYESİ ………………………………………… ANONİM ŞİRKETİ 01.01.2012 – 31.12.2012 DÖNEMİ YILLIK FAALİYET RAPORU 1- GENEL BİLGİLER Raporun Ait Olduğu Dönem:………………………………………………………… Ticaret unvanı :………………………………………………………… Ticaret sicili numarası :………………………………………………………… Merkez Adresi : ………………………………………………………………………………………………… Şube Adresi : ………………………………………………………………………………………………… İletişim Bilgileri : Telefon:…………………………………… Fax :………………………………………… E-posta adresi :…………………………………… İnternet Sitesi Adresi :…………………………………… A- ŞİRKETİN ORGANİZASYON, SERMAYE VE ORTAKLIK YAPISI a)- Sermayesi :………………………………….. b)- Ortaklık Yapısı :………………………………….. PAY SAHİBİNİN ADI, SOYADI/ÜNVANI İKAMETGAH ADRESİ HİSSE ADEDİ SERMAYE TUTARI (TL) 1- 2- 3- 4- 5- c)- Hesap Dönemi İçinde Meydana Gelen Değişiklikler: PAY SAHİBİNİN ADI, SOYADI/ÜNVANI ÖNCEKİ DÖNEM HİSSE ADEDİ ÖNCEKİ DÖNEM SERMAYE TUTARI (TL) CARİ DÖNEM HİSSE ADEDİ CARİ DÖNEM SERMAYE TUTARI (TL) 1- 2- 3- 4- 5- B- İMTİYAZLI PAYLARA İLİŞKİN BİLGİLER a)- İmtiyazlı Pay Miktarı (Varsa) :………………………………………………. TL b)- İmtiyazlı Payların Oy Haklarına İlişkin Açıklama:……………………………………………………………………… C- ŞİRKETİN YÖNETİM ORGANI, ÜST DÜZEY YÖNETİCİ VE PERSONEL BİLGİLERİ a)- Şirketin Yönetim Organı : ……… Adet yönetim kurulu üyesinden oluşan Yönetim Kurulu’dur. ……………………..tarihli genel kurul kararı [ve aşağıda belirtilen yönetim kurulu kararları ile] seçilmişlerdir Yönetim Kurulu Üyeleri Yönetim Kurulu Başkanı :……………………………………………………. Yönetim Kurulu Başkan Yrd. :……………………………………………………. Yönetim Kurulu Üyesi :……………………………………………………. Yönetim Kurulu Üyesi :……………………………………………………. Yönetim Kurulu Üyesi :……………………………………………………. Yönetim Kurulu Üyesi :……………………………………………………. b)- Şirketin Üst Düzey Yöneticileri : Ünvanı Adı Soyadı . ………………………………. …………………………………. ………………………………. …………………………………. ………………………………. …………………………………. ………………………………. …………………………………. c)- Personel Sayısı : …………… D- VARSA;Şirket genel kurulunca verilen izin çerçevesinde yönetim organı üyelerinin şirketle kendisi veya başkası adına yaptığı işlemler ile rekabet yasağı kapsamındaki faaliyetleri hakkında bilgiler. 2- YÖNETİM ORGANI ÜYELERİ İLE ÜST DÜZEY YÖNETİCİLERE SAĞLANAN MALİ HAKLAR Sağlanan huzur hakkı, ücret, prim, ikramiye, kâr payı gibi mali menfaatlerin toplam tutarları: …………………………………….. Verilen ödenekler, yolculuk, konaklama ve temsil giderleri ile ayni ve nakdi imkânlar, sigortalar ve benzeri teminatların toplam tutarlarına ilişkin bilgiler: 3- ŞİRKETİN ARAŞTIRMA VE GELİŞTİRME ÇALIŞMALARI Yapılan Araştırma Geliştirme çalışmaları; ………………………………………………………………………………………………………………………. ………………………………………………………………………………………………………………………. ………………………………………………………………………………………………………………………. ………………………………………………………………………………………………………………………. Elde Edilen sonuçlar; ………………………………………………………………………………………………………………………. ………………………………………………………………………………………………………………………. 4-ŞİRKET FAALİYETLERİ VE FAALİYETLERE İLİŞKİN ÖNEMLİ GELİŞMELER a) Şirketin ilgili hesap döneminde yapmış olduğu yatırımlara ilişkin bilgiler: ………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………… b) Şirketin iç [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/anonim-sirketlerin-genel-kurul-toplantilarinin-usul-ve-esaslari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Mar 2013 13:33:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şirketler Muhasebesi]]></category>
		<category><![CDATA[Anonim Şirketlerin Genel Kurul Toplantılarının Usul ve Esasları]]></category>
		<category><![CDATA[genel kurul evrakları]]></category>
		<category><![CDATA[genel kurul izlenecek yol]]></category>
		<category><![CDATA[genel kurul usül ve esaslar]]></category>
		<category><![CDATA[limityed ve anonim şirketler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1541</guid>

					<description><![CDATA[28 Kasım 2012 Tarihli Resmi Gazete Sayı: 28481 Gümrük ve Ticaret Bakanlığından: ANONİM ŞİRKETLERİN GENEL KURUL TOPLANTILARININ USUL VE ESASLARI İLE BU TOPLANTILARDA BULUNACAK GÜMRÜK VE TİCARET BAKANLIĞI TEMSİLCİLERİ HAKKINDA YÖNETMELİK BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin amacı; anonim şirketlerin genel kurul toplantılarının Kanuna, ilgili mevzuata, şirket esas sözleşmesine ve iç yönergeye uygun olarak yapılmasının sağlanması, şirketlerin genel kurul çalışmalarının esas ve usullerine ilişkin kuralları içeren iç yönergede bulunacak asgari unsurların belirlenmesi, anonim şirketlerde kendisine pay ve pay senedi tevdi edilen kişilerin bu pay ve pay senedinden doğan genel kurul toplantısına katılma ve oy hakkının kullanılmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. Kapsam MADDE 2 – (1) Bu Yönetmelik; bakanlık temsilcisinin bulunması zorunlu olan anonim şirket genel kurul toplantılarının belirlenmesini, anonim şirket genel kurul toplantılarında uygulanacak usul ve esasları ve toplantılarda bulunacak Bakanlık temsilcilerinin görev, yetki ve nitelikleri ile bunlara yapılacak ödemeleri, şirketlerin genel kurul çalışmalarının esas ve usullerine ilişkin kuralları içeren iç yönergede bulunacak asgari unsurları, genel kurula katılma ve oy kullanma hakkını kullanacak olan pay veya pay senetlerinin tevdi edildiği kişiler, tevdi edilen kişilerin bağlı oldukları esas ve usuller ile temsil belgesinin içeriğini kapsar. Dayanak MADDE 3 – (1) Bu Yönetmelik 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa dayanılarak hazırlanmıştır. Tanımlar MADDE 4 – (1) Bu Yönetmeliğin uygulanmasında; a) Bakanlık: Gümrük ve Ticaret Bakanlığını, b) Bakanlık Temsilcisi: Şirketlerin genel kurul toplantılarına katılmak üzere bu Yönetmelik hükümlerine göre görevlendirilen memuru, c) Elektronik Genel Kurul Sistemi (EGKS): Genel kurullara elektronik ortamda katılmayı teminen 28/7/1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun 10/A maddesi uyarınca payları Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından kayden izlenen borsaya kote şirketler için Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından sağlanacak elektronik platformu ve diğer şirketlerin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 1527 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kuracakları veya destek hizmeti alabilecekleri bilişim sistemini, ç) Elektronik Ortamda Katılma: Anonim şirket genel kurul toplantılarına Elektronik Genel Kurul Sisteminden katılmayı, görüş açıklamayı, öneride bulunmayı ve oy kullanmayı, d) Genel Müdürlük: İç Ticaret Genel Müdürlüğünü, e) İç yönerge: Şirketlerin genel kurul çalışma esas ve usullerine ilişkin kuralları içeren düzenlemeyi, f) İl Müdürlüğü: Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İl Ticaret Müdürlüklerini, g) Kanun: 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununu, ğ) Mahkeme: Şirketin merkezinin bulunduğu Asliye Ticaret Mahkemesini, h) Şirket: Anonim şirketi, ı) Tevdi eden: Sermaye Piyasası Kanununun 10/A maddesi uyarınca kayden izlenen payları veya pay senetlerini tevdi eden anonim şirket pay sahibini, i) Tevdi edilen: Kayden izlenen payları veya pay senetlerini, bunların sahipleri adına tevdi alan ve bu Yönetmeliğin 44 üncü maddesinde belirlenen kişi veya kuruluşları, ifade eder. İKİNCİ BÖLÜM Genel Kurul Toplantılarına İlişkin Esaslar Toplantı çeşitleri MADDE 5 – (1) Şirketlerde aşağıda sayılan genel kurul toplantıları ve imtiyazlı pay sahipleri özel kurul toplantısı yapılır: a) Olağan genel kurul toplantısı: Şirket organlarının seçimine, finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporuna, kârın kullanım şekline, dağıtılacak kâr ve kazanç paylarının oranlarının belirlenmesine, yönetim kurulu üyelerinin ibraları ile faaliyet dönemlerini ilgilendiren ve gerekli görülen diğer konulara ilişkin müzakereler yapmak ve karar almak üzere her hesap dönemi için yapılan toplantılardır. b) Olağanüstü genel kurul toplantısı: Şirket için lüzumu halinde veya zorunlu ve ivedi sebepler çıktığı takdirde yapılan ve gündemini toplantı yapılmasını gerektiren sebeplerin oluşturduğu toplantılardır. c) İmtiyazlı pay sahipleri özel kurulu toplantısı: İmtiyazlı payların bulunduğu şirketlerde, genel kurulun imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını sınırlayacak tarzda esas sözleşmeyi değiştirmeye karar vermesi halinde, Kanunun 454 üncü maddesine göre esas sözleşme değişikliği kararını onaylamak için sadece imtiyazlı pay sahiplerinin katılımıyla yapılan toplantılardır. (2) İmtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal edecek nitelikteki esas sözleşme değişikliğinin görüşüleceği genel kurul toplantısında, imtiyazlı payları temsil eden sermayenin en az yüzde altmışına sahip olan imtiyazlı pay sahiplerinin veya temsilcilerinin toplantıda hazır bulunmaları ve bunların çoğunluğunun genel kurulda esas sözleşme değişikliğine olumlu oy vermeleri halinde, ayrıca özel kurul toplantısı yapılmaz. Elektronik ortamda genel kurula katılma MADDE 6 – (1) Elektronik ortamda genel kurul toplantısının yapılması ve karar alınması, 28/8/2012 tarihli ve 28395 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Anonim Şirketlerde Elektronik Ortamda Yapılacak Genel Kurullara İlişkin Yönetmelik hükümlerine tabidir. Anılan Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde bu Yönetmelik hükümleri kıyasen uygulanır. (2) Genel kurullara elektronik ortamda katılma, öneride bulunma, görüş açıklama ve oy verme, fizikî katılmanın ve oy vermenin bütün hukuki sonuçlarını doğurur. Toplantı zamanı MADDE 7 – (1) Genel kurul toplantıları aşağıda belirtilen zamanlarda yapılır: a) Olağan genel kurul toplantısı, her hesap dönemi sonundan itibaren üç ay içinde yapılır. Buna göre hesap dönemi takvim yılı olan şirketlerde toplantılar yılın ilk üç ayı içinde, özel hesap dönemi olan şirketlerde ise, hesap döneminin bittiği günü izleyen ilk üç ay içinde yapılır. b) Olağanüstü genel kurul toplantısı, şirket için toplantının yapılmasını gerektiren durumların ortaya çıktığı zamanlarda yapılır. c) İmtiyazlı pay sahipleri özel kurulu; imtiyazlı payların bulunduğu şirketlerde genel kurul tarafından imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal edecek mahiyette esas sözleşme değişikliğine karar verilmesi halinde, anılan karar tarihinden itibaren en geç bir ay içinde toplantıya çağrılır. Bu süre sonuna kadar imtiyazlı pay sahipleri toplantıya çağrılmazsa, her imtiyazlı pay sahibi yönetim kurulunun çağrı süresinin son gününden başlamak üzere onbeş gün içinde, bu kurulun toplantıya çağrılmasını mahkemeden isteyebilir. Çağrıya rağmen süresi içinde imtiyazlı pay sahipleri özel kurulu toplanamazsa, genel kurul kararı onaylanmış sayılır. (2) Esas sözleşme değişikliği Bakanlık iznine tabi olan şirketlerde bu amaçla yapılacak genel kurul toplantıları, ancak bu izin alındıktan sonra yapılır. Toplantı yeri MADDE 8 – (1) Genel kurul toplantıları, esas sözleşmede aksine hüküm olmadıkça, şirketin merkezinin bulunduğu mülki idare birimi sınırları içinde yapılır. Şirket merkezinin bulunduğu yerde toplantının hangi adreste yapılacağı esas sözleşmede özel olarak belirtilmemişse, bunu belirleme yetkisi toplantı çağrısı yapanlara aittir. (2) Toplantının, şirket merkezinin bulunduğu mülki idare birimi sınırları dışındaki başka bir yerde veya yurt dışında yapılabilmesi için bunun esas sözleşmede açıkça düzenlenmesi gerekir. (3) Çağrı ilanında; toplantı yerinin doğru, anlaşılır ve ayrıntılı biçimde belirtilmesi gerekir. Çağrıya yetkili olanlar MADDE 9 – (1) Olağan ve olağanüstü genel kurullar ile imtiyazlı pay sahipleri özel kurulu, görev süresi sona ermiş olsa bile yönetim kurulu tarafından toplantıya çağrılır. (2) Yönetim kurulunun mevcut olmaması veya devamlı olarak toplanamaması yahut toplantı nisabının oluşmasına imkan bulunmaması halinde, Kanunun 410 uncu maddesinin ikinci fıkrasına göre, mahkemeden izin alan pay sahibi genel kurulu toplantıya çağırabilir. (3) Şirket sermayesinin en az onda birini, halka açık şirketlerde yirmide birini oluşturan veya esas sözleşmede öngörülmesi halinde daha az sayıdaki pay sahiplerince oluşturulan azlık pay sahipleri, yönetim kurulundan, gerektirici sebepleri ve gündemi belirterek, genel kurulun toplantıya çağrılmasını veya genel kurul zaten toplanacak ise, karara bağlanmasını istedikleri hususların gündeme konulmasını yazılı olarak noter aracılığıyla isteyebilirler. Gündeme madde konulması isteminin, çağrı ilanının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanmasına ilişkin ilan ücretinin yatırılması tarihinden önce yönetim kuruluna ulaşmış olması gerekir. (4) Azlık pay sahiplerinin, genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin yönetim kuruluna yaptıkları başvurunun kabul edilmesine rağmen kırkbeş gün içerisinde toplantı çağrısının yönetim kurulu tarafından yapılmaması halinde azlık pay sahipleri, genel kurulu toplantıya çağırabilir. (5) Azlık pay sahiplerinin, genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin talebinin yönetim kurulu tarafından reddedilmesi veya yedi iş günü içerisinde olumlu cevap verilmemesi üzerine Kanunun 412 nci maddesi gereğince mahkemece atanmış kayyım tarafından genel kurul toplantıya çağrılabilir. (6) Tasfiye halinde olan şirketlerde tasfiye memurları, görevleri ile ilgili konular için genel kurulu toplantıya çağırabilirler. (7) Süresi içerisinde yönetim kurulu tarafından toplantıya çağrılmaması üzerine, Kanunun 454 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca mahkeme tarafından yetkilendirilen imtiyazlı pay sahiplerinden her biri, imtiyazlı pay sahipleri özel kurulunu toplantıya çağırabilir. Çağrı usulü MADDE 10 – (1) Genel kurul toplantıya, esas sözleşmede belirtilen şekilde, internet sitesi açmakla yükümlü olan şirketler internet sitelerinde ve her halde Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanan ilan ile çağrılır. Çağrı, toplantıya elektronik ortamda katılma sistemini uygulayan şirketlerde elektronik genel kurul sisteminde de yapılır. Ayrıca, pay defterinde yazılı pay sahipleri ile önceden şirkete pay senedi veya pay sahipliğini ispatlayıcı belge vererek adresini bildiren pay sahiplerine, toplantı günü ile gündem ve ilanın çıktığı veya çıkacağı gazeteler iadeli taahhütlü mektupla bildirilir. 2499 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin altıncı fıkrası hükmü saklıdır. (2) Genel kurulun toplantıya çağrısı, ilan ve toplantı günleri hariç olmak üzere, toplantı tarihinden en az iki hafta önce yapılır. (3) Çağrısı yapılan ilk toplantıda nisabın temin edilememesi halinde, genel kurul aynı usulle yeniden toplantıya çağrılır. İlk toplantının ilan metnine, nisabın sağlanamaması halinde yapılacak ikinci toplantının çağrısına dair konulan hükümler geçersizdir. (4) Azlığın istemi üzerine, Kanunun 420 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca genel kurul toplantısının, toplantı başkanının kararıyla bir ay sonraya ertelenmesi halinde, erteleme kararı, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilir ve internet sitesi açmakla yükümlü olan şirketlerin internet sitelerinde karar tarihinden itibaren en geç beş gün içinde yayımlanır. Ertelenen genel kurul bir ay sonra yapılmak üzere, çağrı usulüne uyularak tekrar toplantıya çağrılır. İlanın içeriği MADDE 11 – (1) Genel kurulun toplantıya çağrılmasına ilişkin ilanlarda ve pay sahiplerine gönderilecek mektuplarda; a) Toplantı günü ve saati, b) Toplantı yeri, c) Gündem, ç) Gündemde esas sözleşme değişikliği var ise değişen maddenin/maddelerin eski ve yeni şekilleri, d) Çağrının kimin tarafından yapıldığı, e) İlk toplantının herhangi bir nedenle ertelenmesi üzerine genel kurul yeniden toplantıya çağrılıyor ise, erteleme sebebi ile yapılacak toplantıda yeterli olan toplantı nisabı, f) Olağan toplantı ilanlarında; finansal tabloların, konsolide finansal tabloların, yönetim kurulu yıllık faaliyet raporunun, denetleme raporunun ve yönetim kurulunun kâr dağıtım önerisinin şirket merkez ve şube adresleri belirtilmek suretiyle anılan adreslerde pay [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Limited Şirketler Genel Kurul Toplantısı Yol Haritası</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/limited-sirketler-genel-kurul-toplantisi-yol-haritasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Mar 2013 07:04:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şirketler Muhasebesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1535</guid>

					<description><![CDATA[SMMM İSKENDER DEMİRCİ nin hazırlamış olduğu Limited Şirketler Genel Kurul Toplantısı Yol Haritası ile ilgili dökümanı ekte bulabilirsiniz. Dosyayı Bilgisayarınıza indirmek için burayı tıklayınız.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anonim ve limited şirketlerin tasfiyesi ve vergileme</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/anonim-ve-limited-sirketlerin-tasfiyesi-ve-vergileme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Feb 2013 22:27:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şirketler Muhasebesi]]></category>
		<category><![CDATA[a.ş. ve limited tasfiye]]></category>
		<category><![CDATA[limited şirketlerde tasfiye]]></category>
		<category><![CDATA[şirketlerde tasfiye]]></category>
		<category><![CDATA[vergilendirme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1472</guid>

					<description><![CDATA[AKİF AKARCA / DR.MEHMET ŞAFAK / VERGİNİN GÜNDEMİ Anonim ve limited şirketlerin tasfiyesi ve vergileme Kurulan anonim ve limitet şirketlerin sona ermesi muhtelif nedenlerle olur. Sona ermenin tamamlanması ise ancak tasfiye ve iflas işlemleri ile olur. Tasfiye işlemleri hukukumuzda özel düzenlemelere bağlanmış, vergilemeyle ilgili işlemlerde şirketlerin normal işleyişine göre bazı farklılıklar söz konusudur Bu gün yazımızda 6102 Sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu hükümlerini göz önünde tutarak, tasfiye ve vergileme konusu üzerinde kısaca duracağız. Sona erme Anonim şirketlerin sona ermesi ya da erdirilmesi yasal, doğal ve sözleşmesinde yer alan hükümler dolayısıyla sona erebilir. Başlıcaları aşağıda olduğu gibidir; a) Sürenin sona ermesine rağmen işlere fiilen devam etmek suretiyle belirsiz süreli hâle gelmemişse, esas sözleşmede öngörülen sürenin sona ermesiyle, b) İşletme konusunun gerçekleşmesiyle veya gerçekleşmesinin imkânsız hâle gelmesiyle, c) Esas sözleşmede öngörülmüş herhangi bir sona erme sebebinin gerçekleşmesiyle, d) TTK&#8217;nın 421&#8217;inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarına uygun olarak alman genel kurul kararıyla, e) İflasına karar verilmesiyle, f) Kanunlarda öngörülen diğer hâllerde, sona erer. Tasfiye Yukarıda belirtilen nedenlerle sona eren şirket tasfiye haline girer. Tasfiye hâlindeki şirket, pay sahipleriyle olan ilişkileri de dâhil, tasfiye sonuna kadar tüzel kişiliğini korur ve ticaret unva-nını &#8220;tasfiye hâlinde&#8221; ibaresi eklenmiş olarak kullanır. Bu hâlde organlarının yetkileri tasfiye amacıyla sınırlıdır. Tasfiyeyi esas itibariyle şirketçe seçilmiş tasfiye memurları eliyle yapılır. İflas hâlinde tasfiye, iflas idaresi tarafından İcra ve iflas Kanunu hükümlerine göre yapılır. Şirket organları temsil yetkilerini, ancak şirketin iflas idaresi tarafından temsil edilmediği hususlar için korurlar. İflas hali dışında şirket tasfiye hâline girince, organların görev ve yetkileri, tasfiyenin yapılabilmesi için zorunlu olan, ancak nitelikleri gereği tasfiye memurlarınca yapılamayan işlemlere özgülenir. Genel kurul, Tasfiye işlerinin gereklerinden olan hususlar hakkında karar vermek üzere tasfiye memurları tarafından toplantıya çağrılır. Tasfiye işlemleri Tasfiye memurları Esas sözleşme veya genel kurul kararıyla ayrıca tasfiye memuru atanmadığı takdirde, tasfiye, yönetim kurulu tarafından yapılır. Tasfiye memurları pay sahiplerinden veya üçüncü kişilerden olabilir. Tasfiye ile görevlendirilenler esas sözleşmede veya atama kararında aksi öngörülmemişse olağan ücrete hak kazanırlar. Yönetim kurulu, tasfiye memurlarını ticaret siciline tescil ve ilan ettirir. Tasfiye işlerinin yönetim kurulunca yapılması hâlinde de bu hüküm uygulanır. Şirketin feshine mahkemenin karar verdiği hâllerde tasfiye memuru mahkemece atanır. Temsile yetkili tasfiye memurlarından en az birinin Türk vatandaşı olması ve yerleşim yerinin Türkiye&#8217;de bulunması şarttır. Aktifleri satma yetkisi Genel kurul aksini kararlaştırmamışsa, tasfiye memurları şirketin aktiflerini pazarlık yoluyla da satabilirler. Ancak önemli miktarda aktiflerin toptan satılabilmesi için genel kurulun kararı gereklidir. Bu konudaki kararlar için sermayenin yüzde yetmiş beşini temsil eden oyların olumlu olması gerekir. İlk envanter ve bilanço Tasfiye memurları görevlerine başlar başlamaz, şirketin tasfiyenin başlangıcındaki durumunu incelerler; gerekirse şirket mallarına değer biçmek için uzmanlara başvurarak, şirketin malvarlığına ilişkin durumu ile finansal durumunu gösteren bir envanter ile bilanço düzenler ve genel kurulun onayına sunarlar. Envanter ve bilançonun onaylanmasından sonra, tasfiye memurları şirketin envanterde yazılı bütün malları ile belgelerine ve defterlerine el koyarlar. Alacaklıların çağrılması ve korunması Alacaklı oldukları şirket defterlerinden veya diğer belgelerden anlaşılan ve yerleşim yerleri bilinen kişiler taahhütlü mektupla, diğer alacaklılar Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi&#8217;nde ve şirketin internet sitesinde ve aynı zamanda esas sözleşmede öngörüldüğü şekilde, birer hafta arayla yapılacak üç ilanla şirketin sona ermiş bulunduğu konusunda bilgilendirilirler ve alacaklarını tasfiye memurlarına bildirmeye çağrılırlar. Alacaklı oldukları bilinenler, bildirimde bulunmazlarsa alacaklarının tutan Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca belirlenecek bir bankaya depo edilir. Şirketin, henüz muaccel olmayan veya hakkında uyuşmazlık bulunan borçlarını karşılayacak tutarda para notere depo edilir; meğerki bu gibi borçlar yeterli bir şekilde teminat altına alınmış veya şirket varlığının pay sahipleri arasında paylaşımı bu borçların ödenmesi şartına bağlanmış olsun. Tasfiye sonucu dağıtma Tasfîye hâlinde bulunan şirketin borçları ödendikten ve pay bedelleri geri verildikten sonra kalan varlığı, esas sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa pay sahipleri arasında, ödedikleri sermayeler ve imtiyaz hakları oranında dağıtılır. Tasfiye payında imtiyazın varlığı hâlinde esas sözleşmedeki düzenleme uygulanır. Alacaklılara üçüncü kez yapılan çağrı tarihinden itibaren bir yıl geçmedikçe kalan varlık dağıtılamaz. Şu kadar ki, hâl ve duruma göre alacaklılar için bir tehlike mevcut olmadığı takdirde mahkeme bir yıl geçmeden de dağıtmaya izin verebilir. Esas sözleşme ve genel kurul kararında aksine hüküm bulunmadıkça, dağıtma para olarak yapılır. Şirket unvanının silinmesi ve defterlerin saklanması Tasfiyenin sonunda defterler ve tasfiyeye ilişkin,  olanlar da dâhil, belgeler TTK 82&#8217;nci madde uyarınca saklanır. Bu maddeye göre defter ve belgelerin 10 yıl süreyle saklanması sulh mahkemesi tarafından gerçekleştirilecektir. Tasfiyenin sona ermesi üzerine şirkete ait ticaret unvanın sicilden silinmesi tasfiye memurları tarafından sicil müdürlüğünden istenir, istem üzerine silinme tescil ve ilan edilir. Tasfiye halinde vergileme Her ne sebeple olursa olsun, tasfiye haline giren kurumların vergilendirilmesinde hesap dönemi yerine tasfiye dönemi geçerli olacaktır. Tasfiye, kurumun tasfiyeye girmesine ilişkin genel kurul kararının tescil edildiği tarihte başlar ve tasfiye kararının tescil edildiği tarihte sona erer. Başlangıç tarihinden aynı takvim yılı sonuna kadar olan dönem ile bu dönemden sonraki her takvim yılı ve tasfiyenin sona erdiği dönem için ilgili takvim yılı başından tasfiyenin bitiş tarihine kadar olan dönem bağımsız bir tasfiye dönemi sayılır. Tasfiye beyannameleri Tasfiye beyannamesi, tasfiyenin aynı takvim yılı içinde başlayıp sonuçlanması halinde, tasfiyenin sonuçlandığı tarihten itibaren otuz gün içinde kurumun bağlı olduğu vergi dairesine verilecektir. Tasfiyeye giriş tarihi ile tasfiyenin sonuçlanma tarihinin farklı takvim yıllarında gerçekleşmesi durumunda, her bir tasfiye dönemine ilişkin tasfiye beyannamesi, tasfiye memuru tarafından tasfiye döneminin kapandığı ayı izleyen dördüncü ayın birinci gününden yirmi beşinci günü akşamına kadar mükellefin bağlı olduğu vergi dairesine verilecektir. Tasfiyenin sonra erdiği döneme ilişkin tasfiye beyannamesi ise tasfiyenin sonuçlandığı tarihten itibaren otuz gün içinde kurumun bağlı olduğu vergi dairesine verilecektir. Tasfiye döneminde geçici vergi beyannameleri verilmez. Muhtasar beyannameler ve Katma Değer Vergisi beyannameleri verilmeye devam edilir. Tasfiyenin zararla kapanması halinde düzeltme Bilindiği gibi normal vergilendirme dönemlerinde sonraki yılda ortaya çıkan zararlar önceki yılların karlarından mahsup edilip düzeltme yapılamaz. Tasfiye halinde ise tasfiyenin zararla kapanması halinde tasfiye sonucu, önceki tasfiye dönemlerine doğru düzeltilir ve önceki dönemlerde fazla ödenen vergiler mükellefe iade edilir. Nihai tasfiye sonucunda matrah beyan edilmesi halinde önceki tasfiye dönemlerinin düzeltilmesi söz konusu olmaz. Tasfiyede zamanaşımı Bir yıldan fazla süren tasfiyelerde tarh zamanaşımı, tasfiyenin sona erdiği dönemi izleyen yıldan başlar. Tasfiye işlemlerinin incelenmesi Tasfiye işlemlerinin incelenmesi talebini içeren dilekçenin vergi dairesine verilmesinden itibaren en geç üç ay içinde vergi incelemelerine başlanacak, vergi incelemesinin bitmesini takip eden otuz gün içinde de vergi dairesi, söz konusu vergi incelemesinin sonucunu tasfiye memurlarına bildireceklerdir. Buna göre, kurumdan aranan vergilerin sonucu alınıncaya kadar tasfiye memurlarının Kurumlar Vergisi Kanunu&#8217;nun 17&#8217;nci maddesine göre var olan sorumlulukları devam edecektir. Maliye Bakanlığı; mükelleflerin hukuki statülerini, faaliyet gösterdikleri alanları ve tasfiyeye giriş tarihindeki aktif büyüklüklerini dikkate almak suretiyle tasfiye işlemlerine yönelik inceleme yaptırmamaya yetkilidir. Tasfiye ve devreden katma değer vergisi Katma değer vergisinin en önemli özelliklerinin başında vergi indirimi mekanizması gelmektedir. Buna göre satılan mal ve ifa edilen hizmetler dolayısıyla tahsil edilen KDV tutarından mal ve hizmet alımları nedeniyle ödenen KDV toplamı indirilerek aradaki fark fazla ise mükellefçe vergi dairesine ödenir. Alımların KDV&#8217;si daha yüksekse gelecek aylara devredilir. Ancak, işi bırakan mükellefler, mükellefiyetlerini terkin etmeleri nedeniyle, yüklendikleri vergileri tasfiyenin son ayı için verdikleri KDV beyannamesinde indirim yoluyla giderememişlerse bir daha indirememe durumuyla karşı karşıya kalmaktadırlar. Vergi uygulamasında, son döneme kadar indirim yoluyla giderilemeyen KDV&#8217;nin gider olarak kaydedilmesi kabul edilmektedir. Ancak, KDV indirim sistemi konusunda birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi, ülkemizde gider yazılabilen bu KDV&#8217;nin tasfiyenin son aşamasında mükellefe iadesi daha uygun bir yoldur. Kaynak:Dünya Gazetesi (http://www.dunya.com/anonim-ve-limitet-sirketlerin-tasfiyesi-ve-vergileme-151174yy.htm)]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Torba Yasada Matrah/Vergi Artırımına İlişkin Kapsamlı Rehber</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/torba-yasada-matrahvergi-artirimina-iliskin-kapsamli-rehber/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Feb 2013 21:04:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[6111 Torba Yasa]]></category>
		<category><![CDATA[matrah]]></category>
		<category><![CDATA[matrah arttırımı]]></category>
		<category><![CDATA[muhasebe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=69</guid>

					<description><![CDATA[Torba Yasada Matrah/Vergi Artırımına İlişkin Kapsamlı Rehber Tarih: 02.03.2011 II – MATRAH/VERGİ ARTIRIMINA İLİŞKİN HÜKÜMLER(Md.7) A) GELİR VE KURUMLAR VERGİSİ MATRAH ARTIRIMI 1-)Genel Açıklamalar a) Matrah/Vergi Artırımında Bulunabilecek Mükellefler Yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamesi vermek mecburiyetinde olan gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri 2006 ,2007 ,2008 ,2009 takvim yılları için 13 Şubat 2011 6111 Sayılı Kanun’un 6,7 ve 8 inci maddelerine gelir vergisi ve kurumlar vergisi göre matrah artırımından yararlanabileceklerdir. Aynı şekilde katma değer vergisi mükellefleri ile kurumlar vergisi ve gelir (stopaj) vergisi tevkifatı yapmakla sorumlu olanlar da bu yıllarla ilgili olarak katma değer vergisi ve stopaj matrahları ile gelir (stopaj) vergisi için artırımında bulunabilirler. Adi ortaklıklar ve kolektif şirketlerde ortaklar, komandit şirketlerde komandite ortaklar, adi komandit şirketlerde komanditer ortaklar, yıllık gelir vergisi beyannamesi vermek zorunda bulunduklarından bu mükellefler de anılan yıllar için matrah artırımından yararlanabileceklerdir. Sözü edilen yıllara ilişkin vergi matrahlarının takdiri için takdir komisyonlarına sevk edilmiş bulunan mükellefler ile haklarında vergi incelemesine başlanılmış olan mükelleflerde matrah artırımından faydalanabileceklerdir. Zarar beyan eden veya hiç beyanname vermemiş olan mükellefler de matrah artımı yapabileceklerdir. Uygulanan indirim ve istisnalar nedeniyle beyannamelerinde matrah oluşmaması ya da hiç beyanname verilmemesi halinde matrah artırımı yapılabilir. 2006-2009 yıllarında faaliyette bulunmuş ve gelir elde etmiş olmakla birlikte bu faaliyetlerini ve elde ettiği gelirlerini vergi dairesinin bilgisi dışında bırakan veya mükellefiyet kaydı yaptırmamış olan kişi ve kurumlar da matrah artırımı yapabilecektir. Basit usulde vergilendirilen gelir vergisi mükellefleri de 2006, 2007, 2008 ve 2009 yıllarına ilişkin matrah artırımında bulunabileceklerdir. Bu yıllara ilişkin yıllık gelir vergisi beyannamelerini vermemiş olanlar sözü edilen yıllar için matrah artırımından faydalanabileceklerdir. Gelir Vergisi Kanunu’nun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi uyarınca hizmet erbabına ödenen ücretlerden vergi tevkifatı yapmaya mecbur olan sorumlular da, 2006 , 2007 , 2008 ve 2009 yıllarındaki her bir vergilendirme dönemleri için ücret ödemelerine ilişkin olmak üzere matrah artırımı yapabileceklerdir. Aynı şekilde gelir vergisi kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrası (2) ,(3) ,(5) ,(11) ve (13) numaralı bentleriyle 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun &#60;Vergi Kesintisi&#62; başlıklı 15 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri ve 30 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) benti uyarınca tevkifat yapmaya mecbur olan sorumlularca 2006-2009 yılları içinde verdikleri muhtasar beyannamelerinde yer alan söz konusu ödemelere ilişkin gayrisafi tutarların yıllık toplamı üzerinden belli oranlarada vergi artırımı yapabileceklerdir. Buna göre aşağıdaki ödemeleri yapanlar gelir vergisi ve kurumlar vergisi stopajında matrah veya vergi artırımında artırımda bulunabileceklerdir. 1-)Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının; a-1 numaralı bendi uyarınca hizmet erbabına ödenen ücretlerden tevkifat yapmakla sorumlu olanlar, b-Yaptıkları serbest meslek işleri dolayısıyla bu işleri icra edenlere ödeme yapan sorumlular, c-Gelir Vergisi Kanununun 42 inci maddesi kapsamına giren işler dolayısıyla bu işleri yapanlara istihkak ödemesi yapanlar, d-Gelir Vergisi Kanununun 70 inci maddesinde sayılan mal ve hakları kiralanması karşılığında ödeme yapan sorumlular, e-Çiftçilerden satın alınan zirai mahsuller ve hizmetler için ödeme yapan sorumlular, f-Esnaf muaflığından yararlananların mal ve hizmet alımları karşılığında ödeme yapan sorumlular.  2-)Kurumlar Vergisi Kanununun; a-15 inci maddesinin (a) bendine göre birden fazla takvim yılına yaygın inşaat ve onarım işiyle uğraşan tam mükellef kurumlara bu işlerle ilgili oalrak hak ediş ödemesi yapan ve tevkifat yapmakla sorumlu olanlar, b-15 inci maddenin (b) bendine göre kooperatiflere ait taşınmazların kiralanması karşılığında bunlara kira ödemesi yapan tevkifat yapmakla sorumlu olanlar, c-30 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca dar mükellef olup, birden fazla takvim yılına yaygın inşaat ve onarım işi yapan kurumlara bu işi için ödeme yapan ve tevkifat yapmakla sorumlu olanlar,  3-)Gelir Vergisi Kanununun geçici 67 inci maddesinin 8 inci maddesinde yer alan Sermaye Piyasası Kanununa göre kurulan menkul kıymetler yatırım fonları ile menkul kıymetler yatırım ortaklıklarının kurumlar vergisinden istisna edilen portföy kazançları üzerinden yapılan tevkifattan sorumlu olanlar, 4-)Gelir Vergisi Kanununun geçici 61 inci maddesine göre, %19,8 oranında tevkifata tabi yatırım indiriminden yararlanan kazançları üzerinden bulunanlar, 5-)Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre tevkifatı tutulan kazançları elde eden yatırım fonları ve yatırım ortaklıkları. Öte yandan matrah artırımında bulunmayan gelir, kurumlar ve katma değer vergisi mükellefleri diledikleri takdirde, aynı Kanun’un 5 inci maddesine göre kanunun kapsadığı dönemlere ilişkin olarak pişmanlık hükümlerinden faydalanarak beyanda bulunmaları da mümkündür. Ancak, pişmanlık hükümlerinden faydalanarak beyanda bulunan mükellefler hakkında, pişmanlık hükümlerine göre beyanda bulundukları yıllar için vergi incelemesi ve bu yıllara ilişkin olarak tarhiyat yapılabilecektir. Matrah artırımında bulunması, artırımda bulunulan yıllar için, artırımda bulunulan vergi türleri itibariyle vergi incelemesi ve vergi tevkifatı yapılmaması sonucunu doğurmaktadır. b)Matrah Ve Vergi  Artırımından Yararlanabilmek İçin Yapılacak Yazılı Başvuru Süresi Ve Şekli 13.02.2011 Tarihli ve 6111 Sayılı Kanunun 6, 7 ve 8 inci maddelerine göre matrah artırımında bulunmak isteyen mükelleflerin kanunun yayımlandığı Şubat 2011 ayını izleyen ikinci ayının sonu olan Nisan 2011 ayı sonuna kadar ilgili vergi dairesine başvurmaları gerekmektedir. Matrah artırımına ilişkin başvurular mükellefin veya sorumlunun en son gelir,kurumlar,katma değer vergisi ve stopaj yönünden bağlı bulunduğu vergi dairesine yazılı olarak yapılacaktır. Elektronik ortamda beyanname verenler matrah artırımını da elektronik ortamda yapacaktır. Mükellef beyanlarını Maliye Bakanlığınca bu konuda yayınlanan tebliğ ekinde yer alan bildirim formları ile yapılacaktır. Matrah artırım taleplerini yazılı olarak yapmayan mükelleflerin, matrah artırımı amacına ilişkin olsa dahi, hesapladıkları vergilerini vergi dairesine yatırmaları, bu mükelleflerin bu haktan yararlanmaları sonucunda doğurmayacaktır. Matrah artırımında bulunacak olan mükelleflerin en son mükellefi oldukları ve yıllık gelir vergisi, kurumlar vergisi ve katma değer vergisi beyannameleri ile gelir vergisi tevkifatına ilişkin muhtasar beyannamelerini vermiş oldukları vergi dairelerine, 30 Nisan 2011 günü mesai saati bitimine kadar bu Sirkülerin ekinde yer alan, durumlarına uygun bilgileri ihtiva eden dilekçe ve ek bildirimler ile başvurmaları gerekmektedir. Öte yandan, Kanun kapsamındaki yıllarda değişik vergi dairelerinin mükellefi olanlar, matrah artırımında bulundukları yıl ve dönemlerde hangi vergi dairesinin olursa olsunlar matrah artırımı bildirimlerine bu yıllarda bağlı odluları vergi dairelerine değil en son bağlı oldukları vergi dairesine vereceklerdir. Mükellefler, en geç 30 Nisan 2011 günü mesai saati bitimine kadar ilgili vergi dairesine başvurmadıkları takdirde, 6111 sayılı kanunu ile getirilen matrah artırımı hakkından yararlanamazlar. Başvuru konusunda vergi idaresinin şu hususlara dikkat etmesi gerekir; Matrah artırımı yapılan yıllarda başka vergi dairesinin mükellefi olan mükelleflerin, hata yapmamaları için artırımda bulunulan yıla ilişkin matrahlarının kendilerine bildirilmesi, elektronik ortamda verildiğinde hatalı artıranların elektronik ortamda uyarılması gerekir. Bu konuda bir oto kontrol müessesi oluşturulması gerekir. 2-) Gelir Ve Kurumlar Vergis Mükelleflerinde Matrah/Vergi Artırımı (Md6/1) a) Açıklama 2006, 2007, 2008 ve 2009 takvim yıllarına ilişkin olarak verdikleri yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamelerinde vergiye tabi matrah beyan eden gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, bu yıllara ilişkin vergi matrahlarını; ·         2006 Yılı için %30, ·         2007 Yılı için %25, ·         2008 Yılı için %20, ·         2009 Yılı için %15, Oranından az olmamak üzere artırımları, gerekmektedir. Ancak, anılan yıllara ilişkin olarak arttırılan matrahların tutarı aşağıdaki tabloda gösterilen tutarlardan az olmamalıdır. YILLAR GELİR VERGİSİ (İŞLETME HESABI) GELİR VERGİSİ (BİLANÇO&#38;  S.MESLEK) KURUMLAR VERGİSİ 2006 Yılı İçin 6.370 9.550 19.110 2007 Yılı İçin 6.880 10.320 20.650 2008 Yılı İçin 7.480 11.220 22.440 2009 Yılı İçin 8.150 12.230 24.460   Adi ortaklıklar ve kollektif şirketlerde ortaklar ile komandit şirketlerde komandite ortaklar yıllık gelir vergisi beyannamesi vermek zorunda olduklarından, bu mükellefler, yukarıda açıklanan esaslardan durumlarına uygun matrah artırımında bulunabilirler. Adi komandit şirketlerin menkul sermaye iradı elde eden komanditer ortakları da bu iratlarla ilgili olarak matrah artırımı hükümlerinden yararlanabilirler. Matrah artırımı talebinde bulunulan yıllarla ilgili olarak gelir vergisi mükelleflerinin ölümü veya gaipliği halinde, bu mükelleflerin varisleri, müris adına matrah artırımında bulunabilirler. b) Basit Usule Tabi Olanlar ile Gelir Sadece Gayrimenkul Sermaye İradından İbaret Olanlar; Sadece basit usulde vergilendirilen mükellefler matrah artırımından yararlanmak istemeleri halinde vergilendirmeye esas alınacak asgari matrahları bilanço esasına göre defter tutan mükellefler için belirlenmiş yukarıda belirtilen asgari tutarların 1/10’undan az olmamak üzere matrahlarını artırmaları gerekmektedir. Beyana tabi geliri sadece gayrimenkul sermaye iradından ibaret olan gelir vergisi mükellefleri için vergilendirmeye esas alınacak matrah, bilanço esasına göre defter tutan gelir vergisi mükelleflerinde ilgili yıllar için yukarıda belirtilen asgari tutarın 1/5 i olarak dikkate alınacaktır. Geliri, gayrimenkul sermaye iradı dışında kalan, diğer gelir unsurundan oluşan gelirvergisi mükelleflerin beyan ettiği asgari tutar işletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler için belirlenmiş tutardan az olamayacaktır. Buna göre basit usule tabi olanlar ile geliri sadece gayrimenkul sermaye iradından ibaret olanlar ile diğer gelir vergisi mükelleflerinin artırımda bulundukları matrahlar aşağıda belirtilen asgari tutardan az olamayacaktır. YILLAR BASİT USUL GAYRİSAFİ İRAT DİĞER GELİRLER 2006 955 1.910 6.370 2007 1.032 2.064 6.880 2008 1.122 2.244 7.480 2009 1.223 2.446 8.150   Verdikleri yıllık gelir vergisi beyannamesinde birden fazla gelir unsuru bulunan mükellefler, matrah artırımlarını yıllık beyannamelerinde yer alan toplam matrah üzerinden yapacakla ve gelir unsurlarının bir kısmı itibariyle artırımda bulunamayacaklardır. Söz konusu yıllarla ilgili olarak 6111 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği yayım tarihinden önce nezdinde vergi incelemesi yapılmış olan mükellefler, vergi incelemesi yapılan yıllar içinde matrah artırımında bulunabilirler. Ancak matrah artırımında bulunulan vergilendirme dönemlerine ilişkin olarak gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri hakkında ikmalen veya re’sen gelir ve kurumlar vergisi tarhiyatının yapılmış olması ve 6111 sayılı Kanunun yayımlandığı tarihten önce kesinleşmiş olması halinde ,kesinleşen bu vergilere ilişkin matrahlar ile mükellefin ilgili yıl beyannamesinde kendisinin beyan etmiş olduğu matrahın toplamı üzerinden belirlenen oranlarda matrah artırımında bulunacaklardır. Kanunun yayım tarihinde henüz kesinleşmemiş olanlar hesaplamada dikkate alınmaz c)Artırılacak Matrahlara Uygulanacak Vergi Oranı; Gelir ve kurumlar vergisi yükümlüleri, artırılan matrah üzerinde %20 oranında vergilendirilir. Bu yıllar ile ilgili vergi incelemesi yapılmayacaktır. Bu vergileri Kanunda belirtilen taksit süreleri içinde ödemeleri [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ara Dinlenmesi ve Süresi Konusundaki Tartışmalı Hususlar</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/ara-dinlenmesi-ve-suresi-konusundaki-tartismali-hususlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Jan 2013 08:45:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[ara dinlenme]]></category>
		<category><![CDATA[fazla çalışma süresi]]></category>
		<category><![CDATA[fazla mesai]]></category>
		<category><![CDATA[öğle paydosu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1467</guid>

					<description><![CDATA[I- GİRİŞ 4857 sayılı İş Kanunu’nun 63. maddesi ile bu maddeye istinaden çıkarılmış olan İş Süreleri Yönetmeliği, günlük ve haftalık iş sürelerini düzenlemişken, aynı Yasa’nın 68. maddesi de ara dinlenmeyi ve dinlenme sürelerini hüküm altına almıştır. Ara dinlenme süresi hem çalışanlar hem de çalıştıranlar için önemli bir yere sahiptir. Ayrıca Anayasa’nın 50. maddesinde belirtilen çalışma şartları ve dinlenme hakkı içinde yer almaktadır. Çalışanların çalışma sürelerinin ortalama bir zamanında belli bir süre ile çalışmalarına ara vermelerine ve dinlenmelerine, ihtiyaçlarını karşılamaya imkân verilmesi önemli ve aynı zamanda da zorunludur. Ara dinlenme çalışanlara çalışma verimini artıracak, çalıştıranlara da çalışanın veriminin artması ile ihtiyaç duyduğu mamulün ortaya çıkmasında fayda sağlayacaktır. Ara dinlenme ve süresi ile ilgili çalışma yaşamında tartışmalı konular bulunmaktadır. Gerek çalışanlarımızın, gerekse işveren vekili konumundaki uygulamacılarımızın eksik bilgi sahibi olması bu konuları daha da artırmaktadır. Öncelikle çalışanlarımızın biz denetim elemanlarına sordukları sorulardan elde ettiğimiz kanaat pek çok çalışanın İş Kanunu gereği verilmesi zorunlu olan bu ara dinlenmesini iş süresinden saydıklarıdır. Oysa ara dinlenmeleri iş süresinden sayılmamaktadır. Makalemizde ara dinlenme ve süresi ile ilgili yasal hükümler bağlamında bilgiler verdikten sonra tartışmalı konuları Yargıtay kararları da dikkate alınarak irdelemeye çalışacağız. II- ARA DİNLENMESİ VE SÜRESİ Ara dinlenmesi işçinin çalışma yükümlülüğünün bulunmadığı, bu süreyi nerede ve nasıl geçireceğine serbestçe karar verebileceği bir zaman dilimidir. Çalışma süresinin düzenlenmesine ilişkin hükümler iş gücünü korumayı hedeflemiştir. Çalışma süresine ilişkin yasal düzenlemede, “Ara dinlenmeleri iklim, mevsim, yöredeki gelenekler ve işin niteliği göz önünde tutularak 24 saat içinde kesintisiz 12 saat dinlenme süresi dikkate alınarak düzenlenir.” hükmü getirilmiştir. Ara dinlenmesi İş Kanunu’nda ayrıca düzenlenmiştir (4857/68. md.). Anlamı; İş Yasası, günlük çalışma süresi içinde işçiye dinlenmesi ve yemek, içmek gibi ihtiyaçlarını giderebilmesi için ara dinlenmesi verilmesini öngörmüştür. Normal olarak ara dinlenmesi, çalışma süresinin ortalama bir zamanında verilir. Bu zamanın ayarlanmasında o yerin gelenekleri ve işin gereği göz önünde tutulur (4857/68-I. md.). Süresi; ara dinlenmesi sürelerini Yasa günlük çalışma sürelerine bağlamıştır. Yasa’nın 68. maddesine göre işçilere; ● 4 saat ve daha kısa süreli işlerde 15 dakika, ● 4 saatten fazla ve 7,5 saate kadar (7,5 saat dahil) süreli işlerde yarım saat, ● 7,5 saatten fazla süreli işlerinde bir saat ara dinlenmesi verilir. Bu dinlenme süreleri en az olup aralıksız verilir. Ancak bu süreler, iklim, mevsim, o yerdeki gelenekler ve işin niteliği göz önünde tutularak sözleşmeler ile aralı olarak kullandırılabilir (68/II, III. md.). Ara dinlenmesi, bir işyerinde işçilere aynı veya değişik saatlerde kullandırılabilir (68/IV. md.). Ara dinlenmeleri çalışma süresinden sayılmaz (68/Son md.). Bunun sonucu olarak ara dinlenmeleri için işveren işçiye ücret ödemek zorunda değildir. İşverenler hakkında; ara dinlenmesi ile ilgili hükümlere muhalefetleri halinde 4857 sayılı İş Yasası’nın 104. maddesi gereğince, idari para cezası uygulanmaktadır. III- ARA DİNLENMESİ VE SÜRESİ İLE İLGİLİ TARTIŞMALI KONULAR A- TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİNDE VE İŞ SÖZLEŞMESİNDE ARA DİNLENMESİNİN İŞ SÜRESİNDEN SAYILACAĞINA İLİŞKİN HÜKÜM BULUNURSA NASIL DEĞERLENDİRİLMELİDİR? Her ne kadar Yargıtay’ın aşağıda belirtilen kararında farklı bir değerlendirme ve karar olsa da kanaatimizce toplu iş sözleşmesi veya iş sözleşmesindeki hükmün gerek sözleşmelerin tarafların ortak iradesi ile gerçekleşmesi gerekse de iş hukukunda işçi lehine yorum ilkesi göz önüne alındığında geçerlidir. Yargıtay Kararı ise “toplu iş sözleşmesinde ara dinlenmesinin iş süresinden sayılacağına ilişkin hüküm bulunsa dahi, işçi ara dinlenmesinde çalıştırılmamışsa, bu süre fazla çalışma sayılmaz ve zamlı ücret istenmez. İşçiye sadece normal ücretin ödenmesi gerekir.”(1) yönündedir. B- ARA DİNLENME SÜRESİNİN İŞYERİNDE VEYA İŞYERİ DIŞINDA GEÇİRİLMESİ NASIL DEĞERLENDİRİLİR? İşçi ara dinlenmesini serbestçe kullanabilir, dinlenme süresini işyerinde veya işyeri dışında geçirebilir. Ara dinlenme süresinde işçi bir iş yapmasa bile işverenin emrinde kalıyorsa bu süre iş süresinden sayılır. Ara dinlenmesinde çıkacak aksaklık ve noksanlıkları gözetmek ve bunlara müdahale etmek için işyerinden ayrılmayıp yemeğini orada yiyen işçinin fazla çalışma talebinin yerinde görüleceği kanaatindeyiz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun Kararı ise “yemeğin çalışma yerine getirilmesi ve getirilen yemeğin çalışma yerinde yenmiş olması, davacının ara dinlenmesinden yararlanmadığını göstermez.”(2) yönündedir. Ancak bu Karar’da vurgulanmak istenen yemeğin işyerinde yenmesinin ara dinlenme süresinin kullanılmadığı sonucunun çıkarılamayacağına ilişkindir. Ara dinlenme süresinde işçi bir iş yapmasa bile işverenin emrinde kalmaya devam ediyorsa bu sürenin iş süresinden sayılıp sayılmayacağı Karar’da değerlendirilmemiştir. C- ÇALIŞMA SAATLERİ İÇİNDE İŞÇİNİN HİÇ ARA DİNLENMESİ YAPMADIĞI KABUL EDİLEBİLİR Mİ? Bu konuda, Yargıtay’ın aşağıda belirtilen üç kararının önemli ve yerinde olduğunu düşünüyoruz. “Üç vardiya sistemi ile yarım saatlik ara dinlenme verilmeden günde 8 saat devamlı çalışıldığı iddiasına karşı, bu süre içinde bir kimsenin yemek yeme ve diğer tabi ihtiyaçları için yarım saatlik süreyi kullanmış olacağının kabulü hayatın normal akışı icabıdır.”(3) “Toplu sözleşmesinde dinlenme sırasında işçilerin işyerlerini terk edemeyecekleri yolundaki kayıt ara dinlenmesi kavramının anlam ve amaçlarını sınırlayıcı ve bu hakkın özünü zedeleyici bir kayıt olarak düşünülemez. Olsa olsa kısa süre içerisinde dinlenmeden sonra işe zamanında devamını sağlamaya yönelik bir tedbir olarak düşünmek gerekir. Bu nedenle, bu süre iş süresinden sayılıp fazla çalışma şeklinde değerlendirilemez.”(4) “Normal çalışma saatlerinde çalışan bir işçinin ara dinlenmesi yapmaması hayatın olağan akışına ve gerçeğe uymaz. Yemek, çay içmek ve diğer tabi ihtiyaçlar için bir zamanın kullanılması zorunludur. Görülen işin itfaiye işi olması ve ara dinlenmesinin işyerinde geçirilmesi bunun kullanılmadığı anlamına gelmez.”(5) D- GÜNLÜK ÇALIŞMA SÜRESİ 7,5 SAATİN VE HAFTALIK TOPLAM ÇALIŞMA SÜRESİNİN 45 SAATİN ÜZERİNDE OLAN ÇALIŞMALARDA (FAZLA ÇALIŞMALARDA) ARA DİNLENME SÜRESİ NE KADAR OLMALIDIR? Çalışma hayatımızda pek çok işyerimizde günlük çalışma süreleri 7,5 saatin üzerine çıkmaktadır. İşveren veya vekilleri, uygulayıcıları yasa metininden işçiye ne kadar çalışırsa çalışsın verilebilecek ara dinlenmesinin bir saat olabileceği yorumunu çıkartmaktadırlar. Yasa metninde de işçinin günlük çalışma süresinin 7,5 saati aşması koşulunda verilecek ara dinlenmesi süresinin bir saat olacağı şeklindedir. Bu konuda yasal düzenleme tereddütlere neden olduğundan konuya içtihatlara bakarak çözüm aramamız yerinde olacaktır. Yargıtay Kararı’nın bu konuda önemli olduğunu düşünüyoruz. “Uygulamada 7,5 saatlik çalışma süresini çok fazla aşan çalışma sürelerine de rastlanıldığından, özellikle 10 saati aşan çalışmalar bakımından ara dinlenmesinin en az 1,5 saat olarak belirlenmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Günlük 14 saatlik fiili çalışma süresi belirleyen uygulamalarda ise ara dinlenme süresi en az 2 saat olmalıdır.”(6) Görülebileceği gibi Yasa’da her ne kadar öngörülmemiş olsa da Yüksek Mahkeme sürekli yaşanan husumetlerden dolayı konuya iş yaşamının gerçeklerini göz önüne alarak yaklaşmış ve uzun süren işlerde verilecek ara dinlenmelerin bir saatten fazla olması gerektiği sonucuna ulaşmıştır. E- TARTIŞILAN DİĞER BİR KONU DA İŞÇİ ARA DİNLENMESİNİ KULLANMAYIP ÇALIŞIRSA NE OLACAĞIDIR? Çalışma yaşamında işçilerimizin bir kısmının ara dinlenmesi esnasında çalıştığı ve dinlenmediği görülmektedir. Böyle bir durum nasıl değerlendirilecektir. İşçi ara dinlenme saatinde tamamen serbesttir. Bu süreyi işyeri içinde ya da dışında geçirebilir. İşyerinde geçirmesi halinde bu süre içinde çalışmaya devam etmesi durumunda ara dinlenmesi verilmemiş sayılır. Ancak işçi işyerinde kalsa bile, ara dinlenmesi süresini serbestçe kullanabilir, bu süre içinde çalışmaya zorlanamaz. Esas olan işçinin ara dinlenmesi sırasında çalışmamasıdır. Ayrıca çalışmaya da zorlanamaz. Ancak kendi kabulü ile çalışırsa bu durumda ara dinlenmesi yapmamış sayılacak ve kendisine ücret ödenmesi gerekecektir. Burada karşımıza bir soru daha çıkmaktadır. Bu durumda ödenecek ücret fazla mesai olarak mı değerlendirilecektir. Kanaatimizce ara dinlenmesi için ücret ödenmesi gerekmez. Ancak, bu süre işçiye dinlenme zamanı olarak tanınmamışsa işçinin normal ücretinin ödenmesi gerekir. Bu sürenin haftalık 45 saati aşması durumunda ise fazla çalışma ücreti olarak değerlendirilmesi ve ödenmesi gerekecektir. Dolayısıyla, işçi ara dinlenmesi sırasında çalışırsa bu fazla mesai olarak kabul edilmeyecek, ancak çalışılan süre haftalık iş süresi olan 45 saati aşarsa fazla mesai olarak değerlendirilecektir. &#160; F- ANTRAK ÇALIŞMA UYGULAMASI ÇALIŞMA VE ARA DİNLENME SÜRESİ AÇISINDAN NASIL DEĞERLENDİRİLMELİDİR? &#160; 4857 sayılı İş Yasası’nın 63. maddesi “Genel bakımdan çalışma süresi haftada en çok 45 saattir. Aksi kararlaştırılmamışsa bu süre, işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanır. Tarafların anlaşması ile haftalık normal çalışma süresi, işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine günde on bir saati aşmamak koşuluyla farklı şekilde dağıtılabilir.” hükmüyle çalışmanın belirli bir bütünlük içinde ve sosyal hayatın akışını etkilemeyecek şekilde olmasını amaçlamıştır. Aynı Yasa’nın ara dinlenme süresini düzenleyen 68. maddesinde ara dinlenme süresinin çalışma süreleri yönünden “en az” süresini belirlemiş, günlük çalışma süresinin ortalama bir zamanında o yerin gelenekleri ve işin gereğine göre ayarlanmak suretiyle ara dinlenme süresinin uygulanmasını hüküm altına almıştır. 4857 sayılı İş Yasası’nın 63. maddesine istinaden çıkarılan Çalışma Süreleri Yönetmeliği’nin 3. maddesinin “çalışma süresi, işçinin çalıştırıldığı işte geçirdiği süredir. İş Kanunu’nun 66. maddesinin 1. fıkrasında yazılı süreler de iş süresinden sayılır. Aynı Kanun’un 68. maddesi uyarınca verilen ara dinlenmeleri ise, çalışma süresinden sayılmaz. Ara dinlenmeleri, iklim, mevsim, yöredeki gelenekler ve işin niteliği göz önünde tutularak 24 saat içinde kesintisiz 12 saat dinlenme süresi dikkate alınarak düzenlenir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrası hükmü saklıdır.” hükmünce işin niteliği göz önünde tutularak işyerindeki çalışmanın 24 saat içinde kesintisiz 12 saat dinlenme süresi dikkate alınarak düzenlenmesi gerekmektedir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 69. maddesinin son fıkrasındaki “postası değiştirilecek işçi kesintisiz en az 11 saat dinlendirilmeden diğer postada çalıştırılamaz.” hükmü bağlamında gece ve gündüz vardiya değişiminde işçi 11 saat dinlendirilmeden vardiyası değiştirilemeyecektir. Bu yasal hükümler bağlamında, otel, restaurant, lokanta, kafeterya gibi işyerlerinde yoğun şekilde uygulan “antrak” çalışma ve dinlenme usulünde, iklim, mevsim, yöredeki gelenekler ve işin niteliği göz önünde tutularak işçinin işe başlama ve bitiş saati arasındaki sürenin ara dinlenme süresi de dahil 12 saati geçmeyecek şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. IV- SONUÇ 4857 sayılı İş Yasası’nın 68. maddesi ara dinlenmeyi ve ara dinlenme sürelerini düzenlemiştir. Ara dinlenme süresi hem çalışanlar hem de çalıştıranlar için önemli bir yere sahiptir. Ayrıca Anayasa’nın 50. maddesinde belirtilen çalışma şartları ve dinlenme hakkı içinde de yer [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2013 Yılı SM, SMMM, YMM Asgari Ücret tarifesi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/2013-yili-sm-smmm-ymm-asgari-ucret-tarifesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Jan 2013 13:54:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YMM-SMMM-SM-Stajerler]]></category>
		<category><![CDATA[2013 muhasebeci ücret tarifesi]]></category>
		<category><![CDATA[2013 ücret tarifesi]]></category>
		<category><![CDATA[2013 yılı asgari ücret tarifesi]]></category>
		<category><![CDATA[2013 yılı muhasebeci tarifesi]]></category>
		<category><![CDATA[muhasebe ücretleri]]></category>
		<category><![CDATA[smmm ymm tarifeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1787</guid>

					<description><![CDATA[2013 YILI SERBEST MUHASEBECİLİK, SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLİK VE YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK ASGARİ ÜCRET TARİFESİ 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununun 46 ncı maddesi ile 2/1/1990 tarihli ve 20390 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavir Ücretlerinin Esasları Hakkında Yönetmelik hükümleri uyarınca hazırlanan ve 2013 yılında meslek mensuplarınca uygulanacak olan asgari ücret tarifesi aşağıda tablolar halinde gösterilmiştir. Ücret tarifesi için tıklayınız.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genel Sağlık Sigortası Prim Borcu Çıkarılanlar Ne Yapmalı?</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/genel-saglik-sigortasi-prim-borcu-cikarilanlar-ne-yapmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Dec 2012 14:09:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[genel sağlık sigortası]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Sağlık Sigortası Prim Borcu Çıkarılanlar]]></category>
		<category><![CDATA[genel sağlık sigortası primleri]]></category>
		<category><![CDATA[gss]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1462</guid>

					<description><![CDATA[Genel sağlık sigortası (GSS) uygulaması 1/10/2008 tarihinde 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte başlamış bir uygulama olup; ilk başta sadece 4/a (işçi), 4/b (Bağ-Kur), isteğe bağlı sigorta kapsamında sigortalı olanları, emekli &#8211; dul &#8211; yetim aylığı alanları kapsamaktaydı. Daha sonraları da devlet memurları ve TSK personeli de GSS kapsamına alındı. Burada sayılanlar dışında kalan kişiler için ise genel sağlık sigortası zorunlu değildi. Ancak, 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren bazı istisnai kişiler hariç, genel sağlık sigortası herkes için zorunlu hale geldi, hatta yeşilkart kapsamındakiler bile GSS kapsamına alındı. Ayrıca bu zorunlulukla birlikte gelir testi uygulaması da hayatımıza girdi. Belirtilen hususlarla ilgili olarak uygulamanın ne şekilde ve nasıl yürütüleceği Bakanlar Kurulu Kararıyla çıkarılan ve 28/12/2011 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Genel Sağlık Sigortası Kapsamında Gelir Tespiti, Tescil ve İzleme Sürecine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik ile belirlendi. Ayrıca konuyla ilgili olarak SGK tarafından 2011/69 ve 2012/2 Sayılı Genelge yayımlandı.  Öte yandan genel sağlık sigortasının herkes için zorunlu hale gelmesiyle birlikte, birçok kişi kendi başvurusu ve bilgisi dışında, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından re’sen genel sağlık sigortalısı olarak tescil edildiği, prim borcu olduğu, gelir testine başvurması gerektiği yönünde Kurumdan tebligat ve ödeme emri almaya başladı. Genel sağlık sigortası ile ilgili ayrıntılı bilgi, Genel Sağlık Sigortası İle İlgili Yeni Düzenlemeler &#8211; Ayrıntılı Açıklamalar bölümünde mevcut olup, burada Kurum tarafından re’sen genel sağlık sigortalısı olara tescil edilen ve GSS prim borcu çıkarılanların durumu ele alınacaktır. 1-Kendi Başvurusu ve Bilgisi Dışında Bazı Kişilerin GSS Kapsamına Alınmasının ve Prim Borcu Çıkarılmasının Dayanağı: Genel Sağlık Sigortası Kapsamında Gelir Tespiti, Tescil ve İzleme Sürecine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında; “Genel sağlık sigortalısı ya da genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi statüsünde olmayanlar ile genel sağlık sigortalılığı ya da genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi statüsü sona eren kişiler, SGK tarafından re’sen tescil edilir. Bu kişiler için, gelir testleri sonuçlandırılıncaya kadar 5510 sayılı Kanunun 82 nci maddesine göre belirlenen prime esas günlük kazanç alt sınırının otuz günlük tutarı prime esas asgarî kazanç tutarı olarak esas alınarak primleri tahakkuk ettirilir. Ayrıca, gelir tespitini yaptırmak üzere bir ay içinde vakıflara başvurması gerektiği SGK tarafından re’sen tescil edilen kişilere bildirilir.” hükmü yer almaktadır. Bu hükme istinaden Sosyal Güvenlik Kurumu, bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret, odaları, sanayi odaları, borsalar veya bunların teşkil ettikleri birliklerin personeli, tutuklu ve hükümlüler, er &#8211; erbaş ve yedek subaylar hariç; &#8211; 4/a (işçi), 4/b (Bağ-Kur), 4/c (memur) kapsamında sigortalı olmayan, &#8211; İsteğe bağlı sigortaya prim ödemeyen, &#8211; SGK’dan yaşlılık, malullük, ölüm, dul, yetim aylığı &#8211; geliri almayan, &#8211; 31/12/2012 tarihi itibariyle yeşilkart kapsamında olmayan, &#8211; Yukarıda belirtilenlerden herhangi birinin bakmakla yükümlü olduğu kişi statüsünde olmayan, dolayısıyla da genel sağlık sigortası kapsamında bulunmayan, &#8211; 4/a, 4/b veya isteğe bağlı sigorta kapsamındaki sigortalılığı sona eren, &#8211; Bakmakla yükümlü olunan kişi statüsü sona eren, dolayısıyla da genel sağlık sigortası kapsamında olmakla beraber daha sonra kapsam dışı kalarak genel sağlık sigortası yardımlarından yararlanma hakkını kaybeden, kişileri kendiliğinden, yani herhangi bir başvuruya gerek kalmaksızın re’sen genel sağlık sigortalısı olarak tescil edip genel sağlık sigortası kapsamına almakta, Kurum bu şekilde genel sağlık sigortalısı olarak tescil ettiği kişiye, gelir testini yaptırmak üzere bir ay içinde Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sisteminde kayıtlı ikametgâhının bulunduğu il veya ilçe idarî sınırları içerisindeki sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfına başvurması gerektiğini bir yazıyla bildirmekte, gelir testi sonuçlanıp kişinin gerçek aylık geliri belirlenene kadar da mevzuat gereği bu kişinin aylık gelirini brüt asgari ücret (1/7/2012 – 31/12/2012 tarihleri arası için 940,50 TL) olarak esas almakta ve genel sağlık sigortasından yararlanıp yararlanmadığına, herhangi bir sağlık yardımı alıp almadığına bakmaksızın, bu kişi adına her ay kazancının % 12’si (1/7/2012 – 31/12/2012 tarihleri arası için 112,86 TL) tutarında GSS prim borcu tahakkuk ettirmektedir. Dolayısıyla bazı kişilerin SGK tarafından re’sen genel sağlık sigortalısı olarak tescil edilmesinin ve çıkan prim borcunun dayanağı yukarıda belirtilen mevzuat hükmüdür. Bu şekilde prim borcu çıkarılanlar daha çok, 18 yaşını doldurdukları için prim ödemeksizin genel sağlık sigortasından yararlanma hakkını kaybeden, yaşlarını doldurmaları nedeniyle anneleri veya babaları üzerinden sağlık yardımı alma hakkını kaybeden çocuklar ile 4/a kapsamındayken işten ayrılmaları nedeniyle sigortalılık niteliğini yitiren işçilerden oluşmaktadır. 2-Çıkarılan GSS Prim Borcunun Mahiyeti ve Bağlayıcılığı: Yukarıda belirtildiği şekilde tahakkuk ettirilerek kişilere tebliğ edilen GSS prim borcunun, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun diğer prim alacaklarından hiçbir farkı olmayıp, 5510 sayılı Kanunun Primlerin ödenmesi başlıklı 88 inci, Prim borçlarına halef olma, gecikme cezası ve gecikme zammı ile iadesi gereken primler başlıklı 89 uncu maddesi ile 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine tabi bir borçtur. Dolaysıyla her aya ait GSS prim borcunun takip eden sayın sonuna kadar ödenmesi zorunlu olduğu gibi, süresinde ödenmemesi halinde gecikme zammı ve cezası eklenmekte, ayrıca ödeme emrine rağmen ödenmemesi halinde Kurumun icra ve haciz yoluna başvurma hakkı bulunmaktadır. 3-GSS Prim Borcu Çıkarılanlar Ne Yapmalı ?: Yukarıda belirtildiği şekilde çıkarılan GSS prim borcu; ödenmesi zorunlu olan, hatta ödeme süresi geciktikçe gecikme zammı ve cezası üzerine eklenen bir borç olduğundan, bu borçtan kurutulmanın öncelikli yolu tabiî ki borcu ödemektir. Ancak bu herkesin bildiği bir yodur. Bunun dışında ise durma göre üç çözüm yolu vardır. 3.1-Re’sen GSS Tescil İşlemini ve Buna Bağlı Olarak Çıkarılan Prim Borcunu İptal Ettirmek: Kurum yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerini uygularken, bazen re’sen genel sağlık sigortalısı olarak tescil edilmemesi gereken kişiyi sistem üzerinden re’sen GGS’li olarak tescil edebilmekte ve prim borcu çıkarabilmektedir. Örneğin; 18 yaşını doldurana kadar çocuklar prim ödemelerine gerek kalmadan GSS yardımlarından yararlanabilirlerken, 18 yaşını doldurduklarında bu haklarını kaybettiklerinden, Kurum 18 yaşını dolduran çocuğu sistem üzerinden re’sen GSS’li olarak tescil edip prim borcu çıkarmaktadır. Ancak bu kişi eğer öğrenimine devam ediyorsa ve anne ya da babası da genel sağlık sigortalısı ise bu kişinin bekar olduğu sürece, lise ve dengi öğrenim veya 3308 sayılı Meslekî Eğitim Kanununda belirtilen aday çıraklık ve çıraklık eğitimi ile işletmelerde meslekî eğitim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim görmesi halinde 25 yaşını doldurana kadar anne veya babası üzerinden bakmakla yükümlü olunan kişi kapsamında GSS yardımlarından yararlanma hakkı bulunmakta, dolayısıyla bu kişi re’sen GSS’li olarak tescil edilmesi gereken kişi kapsamında bulunmamaktadır. Ancak, Kurum kişinin durumundan haberdar olmadığı için bu işlemi yaptığından, bu kişiye ait öğrenci belgesiyle birlikte Kuruma başvuru yapılması halinde re’sen GSS tescil işlemini ve tahakkuk ettirdiği prim borcunu iptal etmekte, bu kişiyi bakmakla yükümlü olunan kişi kapsamında anne veya babası üzerinden GSS kapsamına almakta yani sağlık aktivasyonunu yapmaktadır. Yukarıdaki örneğe benzer şekilde; &#8211; Bakmakla yükümlü olunan kişi statüsünde anne veya babası üzerinden GSS yardımlarından yararlanmaktayken, yeni eğitim &#8211; öğretim yılına ait öğrenci belgesi Kuruma verilmediği için, &#8211; Sigortalı olarak çalıştığı işten ayrılmak ve sigortalılık niteliğini kaybetmiş olmakla beraber, bakmakla yükümlü olunan kişi kapsamında anne &#8211; babası veya eşi üzerinden GSS yardımı alma hakkı olduğu Kurumca bilinmediği için, &#8211; Daha önce bakmakla yükümlü olunan kişi kapsamında anne veya babası üzerinden GSS yardımlarından yararlanmaktayken, işe girmesi veya evlenmesi nedeniyle bu hakkı kaybeden, ancak daha sonra işten ayrılması veya boşanması nedeniyle anne veya babası üzerinden GSS yardımı alma hakkı olduğu Kurumca bilinmediği için, bazı kişiler Kurum tarafından re’sen GSS’li olarak tescil edilmekte ve prim borcu çıkarılmaktadır. Buradaki örnekler çoğaltılabilir. Yukarıda örneklendiği gibi, re’sen GSS’li olarak tescil edilmemesi gerektiği halde, Kurumun elindeki bilgi veya belge eksikliğinden re’sen GSS’li olarak tescil edilmiş ve prim borcu çıkarılmış kişilerle ilgili olarak Kuruma başvurulması halinde, Kurum tarafından yapılan tecil işlemi ve prim borcu tahakkuku iptal edilmekte, kişi durumuna uygun olarak bakmakla yükümlü olunan kişi statüsünde GSS kapsamına alınmaktadır. 3.2-Gelir Testine Başvurmak: Yukarıda belirtilen kişiler dışında kalan, yani Kurumun yaptığı re’sen GSS tescil işlemi yerinde ve doğru olan kişilerle ilgili olarak tek yapılması gereken ise gelir testine başvurarak gerçek gelirini tespit ettirmektir. Zaten Sosyal Güvenlik Kurumu re’sen GSS’li olarak tescil ettiği kişilere, hem tescil işleminden haberdar olmaları hem de bir ay içerisinde gelir testi için başvurmaları gerektiğine dair bilgilendirme yazısı yani gelir testine müracaat bildirimi göndermektedir. Gelir testi ile ilgili başvurunun, re’sen GSS’li olarak tescil edilen kişinin ADNKS’de (adrese dayalı nüfus kayıt sisteminde) kayıtlı ikametinin bulunduğu yerdeki sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfına yapılması gerekmektedir. Gelir testi için başvuru yapılacak sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfının adres ve diğer iletişim bilgilerine, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın “http://www.aile.gov.tr” veya “http://www.sydgm.gov.tr/tr/vakif” web adresinden ulaşılabilir. Yukarıda belirtildiği şekilde, gelir testi başvurusu yapıldıktan sonra bir ay içerisinde Vakıf tarafından işlemler sonuçlandırılarak, aile içindeki gelirin kişi başına düşen aylık tutarı belirlenir. Vakıf, kişinin tespit edilen aylık gelirini elektronik ortamda Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirir. Sosyal Güvenlik Kurumu da bu bilgi doğrultusunda ilgili kişinin GSS tescil işlemindeki gerekli değişiklikleri yapar, kişinin prim ödeyip ödemeyeceğini, prim ödeyecekse ödeyeceği primin aylık tutarının belirleyerek ilgili kişiye bir yazıyla bildirir. İlgili kişi bu yazıyı aldığı tarihten itibaren 15 gün içerisinde gelir testini yapan Vakfa itirazda bulunabilir. Vakıf bu itirazı 15 gün içerisinde değerlendirerek sonucu Kuruma ve ilgili kişiye bildirir. Gelir testi sonucuna göre ilgili kişinin; &#8211; Kişi başına düşen aylık geliri, aylık brüt asgari ücretin üçte birinden (1/7/2012-31/12/2012 tarihleri arası için 313,50 TL’den) az olduğu tespit edilirse, bu kişinin GSS tescili primi devlet tarafından ödenecek kişi statüsünde (60/c-1 olarak) yenilenir ve genel sağlık sigortası primini devlet öder. &#8211; Kişi başına düşen aylık geliri, asgari ücretin üçte birinden asgari ücrete kadar (1/7/2012-31/12/2012 tarihleri arası için 313,50 TL’den 940,50 TL’ye kadar) olduğu tespit edilirse asgari ücretin üçte birinin % 12’si (1/7/2012-31/12/2012 tarihleri [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rapor alan işçiler dikkat!</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/rapor-alan-isciler-dikkat/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Nov 2012 08:00:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Resul KURT]]></category>
		<category><![CDATA[gemlik firma rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[istirahat]]></category>
		<category><![CDATA[istirahat parası]]></category>
		<category><![CDATA[rapor alan işçi]]></category>
		<category><![CDATA[rapor parası]]></category>
		<category><![CDATA[resul kurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1459</guid>

					<description><![CDATA[Kış geliyor ve kışla birlikte hastalananlar, rapor alanların sayısı da artıyor. İşte rapor alanların iş sözleşmesi sona erdirebilir mi? Kaç gün rapor alınırsa fesih yapılabilir? Kıdem ve İhbar Tazminatı ödenir mi? bugün bunları açıklayalım istedik. Uygulamada merak edilen konulardan birisi olan sağlık kuruluşlarından istirahat raporu alan işçilerin işten çıkartılmasının mümkün olup olmadığının tespitinde önemli olan husus raporun süresidir. Hemen baştan söyleyelim, kişinin almış olduğu raporun nedeni düzensiz yaşamı olmasından kaynaklanmıyorsa, 3-5 hafta rapor alan bir kişinin iş sözleşmesini öyle hemen feshetmek mümkün değildir. Ancak aşağıda belirttiğimiz şekilde kendi kastından veya derli toplu olmayan yaşayışından yahut içkiye düşkünlüğünden dolayı rapor alınması farklı sonuçlara götürmektedir. Raporlu işçinin iş sözleşmesinin feshi belli koşullara bağlı olup, aşağıda açıklayacağımız bu koşullar gerçekleştiğinde ancak kıdem tazminatı ödenerek feshedilebilir. 4857 sayılı İş Kanunu&#8217;nun İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı başlıklı 25. maddesinde işverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı belli koşullara bağlı olarak düzenlenmiştir. Bu şekilde 4857 sayılı İş Kanunu 25. maddesine göre yapılan fesihlerde ihbar tazminatı hakkı olmaz. Süresi belirli olsun veya olmasın işveren, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin sağlık sebepleri ile feshedebilecektir; a) İşçinin kendi kastından veya derli toplu olmayan yaşayışından yahut içkiye düşkünlüğünden doğacak bir hastalığa veya sakatlığa uğraması halinde, bu sebeple doğacak devamsızlığın ardı ardına üç iş günü veya bir ayda beş iş gününden fazla sürmesi, b) İşçinin tutulduğu hastalığın tedavi edilemeyecek nitelikte olduğu ve işyerinde çalışmasında sakınca bulunduğunun Sağlık Kurulu&#8217;nca saptanması durumunda, iş sözleşmesinin sona erdirilmesi mümkün olacaktır. Yukarıda yer alan (a) bendinde sayılan sebepler dışında işçinin hastalık, kaza, doğum ve gebelik gibi hallerde işveren için iş sözleşmesini bildirimsiz fesih hakkı; belirtilen hallerin işçinin işyerindeki çalışma süresine göre ihbar (bildirim) sürelerini altı hafta aşmasından sonra doğar. Doğum ve gebelik hallerinde bu süre doğum nedeniyle alınana raporun bitiminden itibaren başlar. Ancak işçinin iş sözleşmesinin askıda kalması nedeniyle işine gidemediği süreler için ücret işlemez. İşçinin istirahat nedeniyle raporlu olduğu ve çalışmadığı dönemin &#8220;bildirim süresi+altı hafta&#8221; olarak tespit edilen süreyi aşması halinde, iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu&#8217;nun 25/I. maddesi nedeniyle feshedilmesi mümkündür. Bu durumda, işçinin bir yıldan fazla çalışmasının olması halinde işçiye kıdem tazminatı ödenecek. Ancak, işçiye ihbar tazminatı ödenmeyecektir. ****** SGK&#8217;da sistem var ama çalışmıyor Okurumuz Tayfun bey diyor ki, &#8220;Mernis var, her türlü sistem var, ama hala evlenen çalışanlar SGK’ya gidip soyadı değişiklileri yaparak hem kuruma iş yükü çıkartıyor hem de kendileri iş günü kaybediyor. Siz yazmadan SGK aksiyon alıp düzeltme yapmıyor. Bu konuyu da gündeme taşısanız çok güzel olur.&#8221; diyor. Biz gündeme getiriyoruz, hataları eksikleri ve yanlışları yazıyoruz ama aksiyon alması gerekenlerin bu yazılanların neden yazıldığını anlamaları epey vakit alıyor ve aksiyon alıncaya kadar da iş işten geçmiş oluyor. Okurlarımız hatırlayacaktır, geçen yıl otomatik aktivasyon yapılmasını gündeme getirmiştik. SGK otomatik aktivasyonu basit bir yazılımla gerçekleştirdi ve artık aktivasyon için SGK&#8217;na gidilmesine gerek kalmıyor. Bunda bir katkımız olduysa ne mutlu. Umarız bu sefer de böyle olur ve MERNİS&#8217;te yapılan düzeltmelerin SGK sisteminde otomatik olarak güncellenir.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sigortalı İşe Giriş Bildirgesi Verme Süresinin Tatil Gününe Rastlaması</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/sigortali-ise-giris-bildirgesi-verme-suresinin-tatil-gunune-rastlamasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Nov 2012 22:40:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[gene sağlık sigortası]]></category>
		<category><![CDATA[gss 8.madde]]></category>
		<category><![CDATA[idari para cezası]]></category>
		<category><![CDATA[işe giriş tatil güne gelmesi]]></category>
		<category><![CDATA[sgk işe giriş]]></category>
		<category><![CDATA[sigortalı işe giriş bildirgesinin verilme şekli]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1454</guid>

					<description><![CDATA[I- GİRİŞ Mülga 505 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası’nın 9. maddesinde işverenler “çalıştıracağı kimseleri, işe başlatmadan önce örneği Kurum’ca hazırlanacak işe giriş bildirgeleriyle Kuruma doğrudan bildirmekle veya bu belgeleri iadeli-taahhütlü olarak göndermekle yükümlü” tutulmuştu. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası’nın 8. maddesi ile de işverenler “4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılan kişileri, 7. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sigortalılık başlangıç tarihinden önce, sigortalı işe giriş bildirgesi ile Kurum’a bildirmekle yükümlü” tutulmuşlardır. 4/a sigortalılarının sigortalı işe giriş bildirgesinin verilme süresinin tatil gününe rastlaması hali makalemizin konusudur. II- SİGORTALI İŞE GİRİŞ BİLDİRGESİNİN VERİLME ŞEKLİ VE SÜRESİ 5510 sayılı Kanun Gereğince Sigortalı Sayılanlar, Sayılmayanlar, Sigortalılığın Başlangıcı, Kurum’a Bildirilmesi ve Sona Ermesi Hakkında Tebliğ’in “Sigortalılığın Başlangıcı ve Kurum’a Bildirilmesi” başlıklı bölümünde; “5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine tabi sigortalıları çalıştıran işverenlerden aylık prim ve hizmet belgesini zorunlu olarak e-Sigorta yoluyla verenler; 1) 01.11.2008 tarihinden itibaren sigortalı tekrar işe giriş bildirgesini, 2) 01.12.2008 tarihinden itibaren ise sigortalı ilk işe giriş bildirgesini zorunlu olarak e-Sigorta yoluyla internet üzerinden vereceklerdir.” denilerek işverenlere sigortalı işe giriş bildirgelerini e-bildirge yolu ile verme zorunluluğu getirilmiştir. Bildirgenin verilme süresi ile ilgili olarak mülga Yasa ve 5510 sayılı Yasa’nın değişmeden önceki halinde “işe başlamadan/sigortalılık başlangıcından önce” denilmiş ve belli bir tarih belirtilmemişti. Bunun sonucu olarak işe başladığı gün mesaiye başlamadan Kurum’a bildirilen sigortalıların bildiriminin saatler dikkate alınarak çalışmaya başlamadan önce Kurum’a bildirildiği itirazları olmakta ve ihtilaflara yol açmaktaydı. Yapılan değişiklikle gene belli bir gün belirlenmemiş ancak bu kez belli bir zaman belirlenmiştir. Buna göre sigortalılar sigortalılık “başlangıç tarihinden” önce Kurum’a bildirilmekle yükümlüdür. Sigortalılık başlangıç tarihi ise Yasa’nın 7. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre; sigortalılığın başlangıcı sigortalıların çalışmaya, meslekî eğitime veya staja başladıkları tarihten itibaren başlamaktadır. Örneğin, 08.04.2012 Pazar günü sabah 09.00’da işe başlayacak sigortalının sigortalılık başlangıç tarihi 08/04/2012 saat 00.01’dir ve sigortalı işe giriş bildirgesinin bu zamandan/saatten önce Kuruma verilmesi gerekmektedir. 07.04.2012 Cumartesi günü saat 23.59 bildirimin yapılmasının sonudur. Bu süre tatil gününe rastladığına göre Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 92. maddesi “Süreler gün olarak belirlenmiş ise tebliğ veya tefhim edildiği gün hesaba katılmaz ve süre son günün tatil saatinde biter.” ve 93. maddesi “Resmî tatil günleri, süreye dâhildir. Sürenin son gününün resmî tatil gününe rastlaması hâlinde, süre tatili takip eden ilk iş günü çalışma saati sonunda biter.” hükümlerinin uygulanıp, bildirim süresinin 09.04.2012 Pazartesi gününe uzayıp uzamayacağı tartışma konusudur. Kurum uygulamasında Pazartesi verilen işe giriş bildirgelerine sistem ceza tahakkuk ettirmektedir. Pek çok yazara göre ise SSK Genel Müdürlüğü’nün 22.10.1999 tarihli genel yazının “işyeri bildirgesinin verilmesi gereken son günü hafta sonu, bayram veya yılbaşı gibi tatile rastlaması halinde, örneğin Pazar veya Pazartesi çalıştırılacak sigortalı için işyeri bildirgesinin en son Cumartesi ve Pazar günü verilmesi gerekeceğinden, işverenlerin, tatil olması nedeniyle bu yükümlülüklerini yerine getiremeyeceği, dolayısıyla işyeri bildirgesinin ancak tatili izleyen ilk iş gününde verilebileceği (örneğimize göre Pazartesi günü) dikkate alınarak, tatili izleyen ilk iş günü verilmek kaydıyla, sigortalı çalıştırmaya başlanılan tarihten sonra verilen bu durumdaki işyeri bildirgeleri için işverenlere idari para cezası uygulanmaması gerekmektedir.” şeklindeki talimatı kıyasen uygulanarak sigortalı işe giriş bildirgesi verilme süresinin de ilk iş günü verilebileceği iddia edilmektedir. Benzer şekilde e-Bildirge yolu ile verilen aylık prim ve hizmet belgesinin verilme usulü Kurum’ca şu şekilde belirlenmiştir. “5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanları çalıştıran; — Özel nitelikteki işyeri işverenleri, cari aya ilişkin olarak düzenleyecekleri asıl, ek veya iptal nitelikteki aylık prim ve hizmet belgelerini, en geç belgenin ilişkin olduğu ayı izleyen ayın 23’ünde, — Resmi nitelikteki işyeri işverenleri ise, cari aya ilişkin olarak düzenleyecekleri asıl, ek veya iptal nitelikteki aylık prim ve hizmet belgelerini, en geç belgenin ilişkin olduğu dönemi izleyen takvim ayının 7’sinde, saat 23.59’a kadar e-Bildirge kanalıyla Kurum’a göndermek zorundadırlar.” Kurum uygulamasında belgenin gönderilmesi gereken sürenin son gününün resmi tatile rastlaması halinde, aylık prim ve hizmet belgesi, son günü izleyen ilk iş günü saat 23:59’a kadar, Kurum’a, “e-Bildirge kanalıyla” gönderilmesi halinde belgenin süresinde verildiği kabul edilmektedir. Görüldüğü gibi aylık pim ve hizmet belgesinin verilme süresi gün olarak belirtildiği için söz konusu günün tatile rastlaması halinde süre ilk iş günü sonuna kadar uzamaktadır. Ancak sigortalı işe giriş bildirgesinin verilme süresi belli bir gün olarak tayin edilmemiştir. Yasa işverenleri çalıştıracakları sigortalıları sigortalılık başlangıç tarihinden önce, sigortalı işe giriş bildirgesi ile Kurum’a bildirmekle yükümlü tutmuştur. Dolayısıyla sigortalı işe başlamadan, herhangi bir hizmet görmeden önce Kurum’a bildirilmelidir. e-Bildirge sisteminde ise saat ve gün sınırlaması bulunmamaktadır. Bu nedenle kanaatimizce -belirli bir gün tayin edilmediğinden- Pazar veya Pazartesi günü veya genel tatil günlerinde veya onları takip eden ilk günde işe başlayan sigortalıların sigortalı işe giriş bildirgesinin verilme süresi tatili takip eden ilk iş gününe kadar uzamayacaktır. III- UYGULAMANIN İSTİSNALARI A- BELGENİN VERİLMESİNE ENGEL HUSUSLARIN VARLIĞI Kurum uygulamasında aylık prim ve hizmet belgelerini internet ortamında göndermekle zorunlu tutulan işverenlerin, Kurum’un bilgi işlem sistemlerinin aşağıdaki belirtilen nedenlerle hizmet dışı kalması sonucu öngörülen süre sonunda Kurum’a internet ortamında gönderememesi halinde, sorunların ortadan kalktığı tarihi takip eden beşinci işgününün sonuna kadar belge veya bilgiyi göndermeleri ve bu yükümlülüklerini Kanun’da öngörülen sürede yerine getirmiş oldukları kabul edilmektedir. Hizmet Sunumu Genel Müdürlüğü yetkililerince imzalanacak bir tutanak ile tevsik edilmesi kaydıyla; 1) Kurum bilgisayar sisteminde, e-Sigorta uygulamasının çalışmasını engelleyecek şekilde; * Donanımsal ve yazılımsal arızalar, * Elektrik ve iletişim alt yapısında meydana gelen arızalar, * Yangın, yıldırım, infilak ve benzeri olaylar sonucu meydana gelen ve işlem yapmayı engelleyici durumlar, * Sel veya su baskını, fırtına, yer kayması, deprem gibi tabi afetler ile grev, lokavt, sabotaj, terör saldırıları. 2) Kurum’un hizmet satın aldığı internet servis sağlayıcılarında meydana gelen arızalar, 3) (a) ve (b) dışında Kurum’ca belirlenecek benzeri durumlar, aylık prim ve hizmet belgelerinin Kanun’da öngörülen sürenin son gününde Kurum’ca alınmasını engelleyici sebep olarak kabul edilmektedir. Söz konusu hususların e-Bildirge yolu ile Kurum’a yapılan sigortalı işe giriş bildirgeleri hakkında uygulanıp uygulanmayacağı hususunda Kurum’ca belirlenmiş ve yayınlanmış bir karar bulunmamaktadır. Ancak Kurum’ca e-Bildirge yolu ile bildirilme zorunluluğu getirilen bu yükümlülüğün Kurum’un kendi sisteminden kaynaklanan sebeplerle yerine getirilememesinin sorumluluğunun işverenlere yüklenemeyeceği açıktır. Kanaatimizce Kurum’un söz konusu uygulaması sigortalı işe giriş bildirgeleri içinde geçerli olmalıdır. B- İLK DEFA İŞYERİ BİLDİRGESİ VERİLEN İŞYERLERİNDE İŞE BAŞLATILACAK SİGORTALILARIN BİLDİRİMİ Kurum’a ilk defa işyeri bildirgesi veren işyerlerinde, sigortalı çalıştırılmaya başlanılan tarihten itibaren bir ay içinde işe alınacakların sigortalı işe giriş bildirgesinin en geç işyerinin tescil tarihinden itibaren bir ay içinde verilmesi halinde sigortalı işe giriş bildirgesi yasal sürede verilmiş sayılır. Örnek: 27.02.2012 tarihinde ilk defa tescil edilen işyerinden 1 sigortalının çalışmaya başlayacağı bildirilmiştir. Bu durumda, işyerinin tescil tarihi sigortalı çalışmaya başladığı tarih olacağından, 02.03.2012 tarihinde 8, 18.03.2012 tarihinde 3 ve 27.03.2012 tarihinde çalışmaya başlayan 3 sigortalının bildirimi bir aylık süre içinde yapılmış olduğundan sigortalı işe giriş bildirgesi yasal süresinde verilmiş olacaktır. C- İNŞAAT, BALIKÇILIK VE TARIM İŞYERLERİNDE İŞE BAŞLATILACAK SİGORTALILAR İnşaat, balıkçılık ve tarım işyerlerinde işe başlatılacakların sigortalı işe giriş bildirgesinin işverenleri tarafından en geç sigortalıların çalışmaya başladığı gün Kurum’a verilmesi gerekmektedir. Belgenin yasal sürede Kurum’a verilip verilmediğinin tespitinde, inşaat işyerleri için (41XX, 42XX, 43XX), balıkçılık işyerleri için (03XX), tarım işyerleri için (01XX), hayvancılık işyerleri için (011X) numaralı işyeri tescil numarasında yer alan iş kolu kodlarına bakılacaktır. Örnek: 15.01.2012 tarihinde balıkçılık işyerinde işe başlatılacak kişinin sigortalı işe giriş bildirgesinin en geç 15.01.2012 tarihinde Kurum’a verilmesi gerekmektedir. D- YABANCI ÜLKELERE SEFER YAPAN ULAŞTIRMA ARAÇLARINDA SEFER ESNASINDA İŞE BAŞLATILAN SİGORTALILARIN BİLDİRİMİ Yabancı ülkelere sefer yapan kara, hava ve deniz ulaştırma araçlarına sefer esnasında işe alınan sigortalıların çalışmaya başladıkları tarihten itibaren bir aylık süre içerisinde işe giriş bildirgesinin işverenleri tarafından Kuruma verilmesi halinde sigortalı işe giriş bildirgesi yasal süresinde Kuruma verilmiş sayılır. Örnek: İstanbul’dan İtalya’ya 23.01.2012 ile 07.02.2012 tarihleri arasında sefer yapan araçta çalışmak üzere 28.01.2012 tarihinde Yunanistan’da sefer esnasında işe alınan sigortalının işe giriş bildirgesinin Kurum’a verilmesi gereken son tarih 28.02.2012 tarihidir. IV- SİGORTALI İŞE GİRİŞ BİLDİRGESİNİN VERİLMEMESİNİN SONUÇLARI Sigortalı işe giriş bildirgesinin süresinde Kurum’a verilmemesinin başlıca iki sonucu bulunmaktadır. A- İDARİ PARA CEZASI Çalışacak sigortalıların sigortalılık başlangıç tarihinden önce sigortalı işe giriş bildirgesi ile Kurum’a bildirmeyen işverenler hakkında her bir sigortalı için bir (tespit Kurum’un denetimle görevli memurlarınca yapılırsa iki) aylık asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanır. B- KUSURSUZ SORUMLULUK Sigortalının tescil edilmeden iş kazası geçirmesi veya meslek hastalığı ile hastalık ile analık hallerinde 5510 sayılı Yasa’nın 23. maddesine göre sigortalıya iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık halleri sonucu ilgililerin tüm sigorta hakları karşılanarak gelir ve ödenekleri Kurumca ödenir ve Kurum’ca yapılan ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü masrafların tutarı ile gelir bağlanırsa bu gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri tutarı aynı yasanın 21. maddesinde belirlenen sorumluluk halleri aranmaksızın, işverene ödettirilir. Sigortalının işe giriş bildirgesinin süresinde verilmemesi ancak söz konusu sigorta olaylarından önce Kurum’a bildirilmiş olmaları halinde 5510 sayılı Yasa’nın 23. maddesinin uygulanma imkanı ortadan kalkmaktadır. V- SONUÇ Kurum’ca, 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine tabi sigortalıları çalıştıran işverenlerden aylık prim ve hizmet belgesini zorunlu olarak e-Sigorta yoluyla verenlere sigortalı işe giriş bildirgelerinin de e-Sigorta yoluyla internet üzerinden verme zorunluluğu getirilmiştir. Tatil günlerinde veya tatil gününü takip eden ilk günde işe başlatılacak sigortalıların sigortalı işe giriş bildirgelerinin verilme süresinin ilk iş gününün sonuna uzayıp uzamayacağı hususunda Kurum’ca belirlenmiş bir uygulama bulunmamaktadır. 5510 sayılı Yasa’da sigortalı işe giriş bildirgesinin verilmesi gereken süre gün olarak tayin edilmemiştir. Yasa çalıştırılacak sigortalıların sigortalılık başlangıç tarihinden önce Kurum’a bildirilmiş olması [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konut Kredisinde Dosya Masrafını Geri Alabilirsiniz</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/konut-kredisinde-dosya-masrafini-geri-alabilirsiniz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 20 Oct 2012 23:58:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[dosya masrafları]]></category>
		<category><![CDATA[konut kredileri]]></category>
		<category><![CDATA[konut kredisinde masraf iadesi]]></category>
		<category><![CDATA[kredi masraf iadeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1451</guid>

					<description><![CDATA[Konut kredisi alırken verdiğiniz dosya masrafını geri alabilirsiniz. Konut kredilerinde talep edilen dosya masrafları kanuna göre ‘haksız şart.’ 4 bin liraya kadar çıkan bu paraları geri alabilirsiniz. Konut kredisi alırken verdiğiniz dosya masrafını geri alabilirsiniz. Konut kredilerinde talep edilen dosya masrafları kanuna göre ‘haksız şart.’ 4 bin liraya kadar çıkan bu paraları geri alabilirsiniz. Isparta Ticaret Sanayi İl Müdürü ve Tüketici Sorunları Hakem Heyeti Başkanı Halil Kızılşimşek, gazetecilere yaptığı açıklamada, 2008 yılında bir bankadan 57 bin lira konut kredisi alan Ceylan Ertoy’un bankaya ödediği 1.710 lira dosya masrafını geri alma konusunda kendilerine başvurarak hukuki süreç başlattığını anlattı. Kızılşimşek, Ertoy’un dosyasında yaptıkları incelemede, bankanın 57 bin lira konut kredisi için tüketici Ertoy’dan 1.710 liralık kredi dosya masrafı aldığını ancak banka ile tüketici arasında imzalanan sözleşmeye bakıldığında dosya masrafının haksız yere alındığının tespit edildiğini aktardı. Bankanın konut kredisi ile ilgili dosya masrafı alabilmesi için tüketici ile krediyi vermeden önce dosya masrafının net bir şekilde anlaşıldığı sözleşme imzalaması gerektiğini vurgulayan Kızılşimşek, şu bilgileri verdi: “Banka yetkililerinin krediyi verirken ne kadar masraf olacağı konusunda tüketici ile müzakere etmesi ve dosya masrafını net bir şekilde gösteren sözleşme imzalaması gerekiyor. Bu dosyada banka krediyi verdikten üç gün sonra tüketici ile sözleşme imzalıyor. Oysa ki bu sözleşmenin krediyi vermeden bir gün önce imzalanması gerekiyor.” Dosya üzerinde yaptıkları incelemenin ardından tüketicinin lehinde karar verdiklerini bildiren Kızılşimşek, “haksız şart” uygulaması yapıldığı gerekçesiyle bankanın dosya masrafını tüketiciye geri ödemesi konusunda karar verdiklerini kaydetti. Bankanın Tüketici Mahkemesi nezdinde Isparta Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’nin verdiği karara itiraz ettiğini dile getiren Kızılşimşek, Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan davada da mahkeme heyetinin tüketiciyi haklı bulduğunu ve Tüketici Sorunları Hakem Heyeti’nin verdiği kararı onayladığını bildirdi. Bunun üzerine bankanın Asliye Hukuk Mahkemesi kararına Yargıtay nezdinde itiraz ettiğini söyleyen Kızılşimşek, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin de dosyayı incelediğini ve hem Tüketici Sorunları Hakem Heyeti hem de Asliye Hukuk Mahkemesi’nin verdiği kararı onayladığını ve dosya masrafının tüketiciye geri ödenmesi konusunda karar verdiğini kaydetti. Tüketici Ceylan Ertoy’un hukuk mücadelesinden zaferle çıktığını ifade eden Kızılşimşek, “Ceylan Ertoy, komisyon ve kredi dosya masrafı olarak kendisinden banka tarafından tahsil edilen 1710 lirayı almaya hak kazandı” dedi. Kızılşimşek, bankadan kredi alan tüketicilerin bu tür emsal kararlara dikkat etmeleri gerektiğini belirterek, kendilerini haklı gördükleri konularda Tüketici Sorunları Hakem Heyetine başvurmalarını önerdi. Banka Aldığı Dosya Parasını Geri Ödeyecek Tüketici Ceylan Ertoy da yaptığı açıklamada, bankaların dosya masrafları konusunda aldıkları paraların kanunen uygun olmadığını düşünerek, Tüketici Sorunları Hakem Heyetine başvurduğunu belirtti. Hakkını arama konusunda başlattığı hukuki mücadeleden zaferle çıkan tarafın kendisi olduğunu söyleyen Ertoy, “Banka, 15 gün içinde parayı ödeme taahhüdünde bulundu. Ödemediği takdirde de icra yoluna başvurulacak. Bu tür kararlar emsal teşkil ediyor. Bankadan kredi alan ve kredisine karşılık kredi dosya masrafı kesilen tüketicileri de dikkatli olmaları konusunda uyarıyorum” diye konuştu. Kaynak : Kredipazarı]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bireysel emeklilikten ayrılanlar vergi iadeniz için başvurdunuz mu?</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/bireysel-emeklilikten-ayrilanlar-vergi-iadeniz-icin-basvurdunuz-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Sep 2012 07:14:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Şükrü KIZILOT]]></category>
		<category><![CDATA[bes fazla hesaplama]]></category>
		<category><![CDATA[bireysel emeklilik]]></category>
		<category><![CDATA[bireysel emeklilik iade]]></category>
		<category><![CDATA[bireysel emeklilik sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[şükrü kızılot]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1443</guid>

					<description><![CDATA[Şükrü Kızılot, Hürriyet’teki köşesinden uyardı: Bireysel emeklilikten ayrılanlar vergi iadeniz için başvurun Bireysel emeklilikten ayrılanlar vergi iadeniz için başvurdunuz mu? BAŞVURMADIYSANIZ acele edin. Bu köşede ısrarla “Bireysel emeklilik sistemi ve diğer şahıs sigortalarından ayrılanlara ödeme yapılırken, anaparadan vergi kesilmez” diye defalarca yazdım. Dilekçe örneklerini yayınlayarak, “dava açma” yolunu gösterdim. Dava açan herkes vergi iadesini aldı. Sonunda Maliye’de “pes” etti ve dava açmayanlara da “Gelin, anaparadan kestiğimiz verginizi iade edelim” dedi. OLAY NEYDİ? Bireysel emeklilik sisteminden ayrılanlara, ödedikleri ana para ve faiz benzeri getirisi ödenirken; “anapara dahil” yapılan tüm ödemelerden, “yüzde 15 vergi” kesilmişti. Örneğin, beş yıl süre ile ödeme yaptığı sistemden ayrılırken 50 bin TL ana para, 10 bin TL nema yani getiri sağlayan Müjgan Teyze’ye, 50 + 10 = 60 bin TL ödenirken; 9 bin TL vergi kesilmişti. Oysa 50 bin lira anaparadan vergi kesilmemesi gerekiyordu. Müjgan Teyze, bu yazıyı okuduktan sonra başvuruda bulunursa; haksız yere kesilen 7.500 TL vergi kendisine iade edilecek. İADENİN YAPILMASI Maliye Bakanlığı, iadenin nasıl yapılacağını, 4 Temmuz 2012  Tarih ve 83 No.lu Gelir Vergisi sirküleri ile açıkladı. Buna göre, iadenin yapılabilmesi için; 1- Bireysel emeklilik sisteminden ayrılanların, vergi kesintisinin yatırıldığı İstanbul’daki vergi dairesine, “anaparadan kesilen vergilerin iadesi için” bir dilekçe ile başvuruda bulunmaları gerekiyor. Vergi dairesinin hangisi olduğuna dair bilgi, bireysel emeklilik şirketinden öğrenilebilir. 2- Başvurunun en geç 29 Ağustos 2013 tarihine kadar yapılması gerekiyor. 3- Vergi kesintisi nedeniyle dava açılmaması veya açılmış olan davalardan vazgeçilmesi gerekiyor. Davalardan vazgeçilmesi; davanın bulunduğu yargı merciine “feragat dilekçesi” verilerek olacak. Feragatla ilgili şerhli dilekçe örneğinin ya da feragat nedeniyle ilgili yargı merciince verilen, davanın reddine dair karar örneğinin de “vergi iadesi” dilekçesine eklenmesi gerekiyor. Ayrıca, iade başvurularında ilgili sigorta/emeklilik şirketi tarafından düzenlenen hayat sigortası/bireysel emeklilik poliçesinin bir örneği ile düzenlenmiş olan poliçenin başlangıç ve bitiş tarihleri ile “yapılan kesintileri” gösteren belgelerin, bir örneğinin de ibraz edilmesi gerekiyor. İADE NE ZAMAN? İlgili kanunda herhangi bir zamanaşımı sınırlaması olmadığı halde, sirkülerde; “vergi iadeleri ‘düzeltme zamanaşımı’ göz önüne alınarak yapılacaktır” şeklinde bir açıklama var. Buradan da “2007 öncesinin iade edilmeyeceği” sonucu ortaya çıkıyor! Anapara ödemelerinden kesilen yüzde 15 oranındaki vergiler, 29 Ağustos 2012 tarihinden itibaren iade edilecek. Kaynak : Milliyet]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Teşvik belgesi nasıl alınır?</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/tesvik-belgesi-nasil-alinir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jul 2012 13:16:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[teşvik]]></category>
		<category><![CDATA[teşvik belgesi]]></category>
		<category><![CDATA[teşvik belgesi nasıl alınır]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım belgesi]]></category>
		<category><![CDATA[yatırım teşvik belgesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1432</guid>

					<description><![CDATA[Teşvik belgesi, bir yatırımın özelliklerini içeren, yatırımın kayıtlı değerler ve tespit edilen şartlara uygun olarak gerçekleştirilmesi durumunda üzerinde kayıtlı destek unsurlarından yararlanma olanağı sağlayan bir belgedir. Teşvik belgeleri Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar&#8217;da belirtilen amaçlara uygun olarak gerçekleştirilecek yatırımlar için düzenlenir. Teşvik belgesinin düzenlenmiş olması teşvik belgesi kapsamında gerçekleştirilecek yatırımlarla ilgili olarak diğer mevzuat gereği kamu kurum ve kuruluşlarından alınması gerekli izin ve ruhsat gibi belgelerin verilmesi gerekliliğine dayanak oluşturmayacağı gibi söz konusu belgelerin temin edilmesi gerekliliğini de ortadan kaldırmaz. KİMLER BAŞVURABİLİR? Teşvik belgesi almak için; gerçek kişiler, adi ortaklıklar, sermaye şirketleri, kooperatifler, birlikler, iş ortaklıkları, kamu kurum ve kuruluşları (genel ve özel bütçeli kurum ve kuruluşlar, il özel idareleri, belediyeler ve kamu iktisadi teşebbüsleri ile bunların sermaye bileşimindeki hisse oranları yüzde elliyi geçen kurum ve kuruluşlar) ve kamu kuruluşu niteliğindeki meslek kuruluşları, dernekler ve vakıflar ile yurt dışındaki yabancı şirketlerin Türkiye&#8217;deki şubeleri başvurabiliyor. Kuruluş süreci tamamlanmamış tüzel kişiler adına yapılacak teşvik belgesi müracaatları hiçbir şekilde değerlendirmeye alınmıyor. BAŞVURULACAK YER Teşvik belgesi düzenlenebilmesi için Ekonomi Bakanlığı&#8217;na başvurulması gerekiyor. Ancak, genel teşvik uygulamaları kapsamında yer alan, sabit yatırım tutarı 10 milyon TL&#8217;yi aşmayan ve Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararın Uygulanmasına İlişkin Tebliğ (Teşvik Tebliği)&#8217;de belirtilen yatırımlar için firmanın tercihine bağlı olarak yatırımın yapılacağı yerdeki yerel birimlere de başvurulabiliyor. Teşvik belgelerinin geçerlilik süresi içerisindeki işlemlerle ilgili başvurular, teşvik belgesi başvurusunu değerlendiren ilgili kuruma yapılacak. Başvurular, Teşvik Tebliğinde belirtilen esaslar çerçevesinde değerlendirilerek ilgili merci tarafından sonuçlandırılacak. Ancak devir, satış, ihraç, kiralama ve yatırımcı talebine istinaden yapılan iptaller dışındaki teşvik belgesi iptali işlemlerine ilişkin başvurular ile yatırım konusu değişikliği ve yatırımın nakli konusundaki talepler &#8216;Ekonomi Bakanlığı Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü&#8217;nün görüşü alınarak sonuçlandırılacak. ARANACAK BELGELER Teşvik belgesi başvurularında aranan belgeler 20 Haziran 2012 tarihli Resmi Gazete&#8217;de yayımlanmış olan Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararın Uygulanmasına İlişkin Tebliğ&#8217;de açıklanmış olup özetle şöyle: &#8211; Yatırımcıyı temsil ve ilzama yetkili kişi veya kişilerce imzalı başvuru dilekçesi, &#8211; Yatırımcıyı temsil ve ilzama yetkili kişilere ait noter tasdikli imza sirküleri, kamu kurumları ve şahıs şirketleri ile gerçek kişiler için imza beyannamesi, &#8211; Tebliği ekindeki örneğe uygun olarak hazırlanmış, her sayfası yatırımcıyı temsil ve ilzama yetkili kişi veya kişilerce imzalı ve kaşeli yatırım bilgi formu ve taahhütname ile makine ve teçhizat listeleri, &#8211; Bakanlığa yapılacak başvurularda 400 TL&#8217;nin, yerel birimlere yapılacak başvurularda ise 300 TL&#8217;nin Bakanlık hesabına, 100 TL&#8217;nin ilgili yerel birim hesabına yatırıldığına dair belge, &#8211; Yatırımcı firmanın ortaklık yapısı, sermaye miktarı ve faaliyet konuları açısından nihai durumunu gösterir Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi veya Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Sicil Gazetesi aslı veya noterden veya sicil merciinden tasdikli örneği. &#8211; Kamu kurum ve kuruluşları tarafından yapılacak müracaatlar hariç olmak üzere; Türkiye genelinde Sosyal Güvenlik Kurumu&#8217;na muaccel olmuş prim ve idari para cezası borçlarının bulunmadığına veya tecil ve/veya taksitlendirildiğine ya da yapılandırıldığına ve yapılandırmanın bozulmadığına dair Sosyal Güvenlik Kurumu&#8217;nun ilgili birimlerinden alınacak yazı veya Kurumun elektronik bilgi iletişim ortamından alınacak barkodlu çıktı, &#8211; Yatırım türüne göre, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı&#8217;ndan alınacak &#8216;Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı&#8217; veya &#8216;Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı&#8217; veya karara ilişkin yazı, &#8211; Teşvik belgesi talebinde bulunulmadan önce yatırımın karakteristiğine bağlı olarak ilgili mevzuatı gereği diğer kamu kurum ve kuruluşlarından alınması gereken ve Tebliğin 2 numaralı ekinde belirtilen bilgi ve belgeler. &#8211; Stratejik yatırımlar için ayrıca, yatırım konusu ile ilgili olarak sektörel, mali ve teknik analizlerin yanında stratejik yatırımlar için aranan kriterlerin her birinin yerine getirildiğini tevsik eden bilgi, belge, hesap ve tabloları içeren fizibilite raporu, &#8211; Yatırımın sektörüne, büyüklüğüne veya teşvik uygulamalarına bağlı olarak Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğünce talep edilebilecek diğer bilgi ve belgeler. Stratejik yatırımlara sağlanan KDV iadesi Biz mermer firması olarak işçilerimizin performansını artırmak amacıyla çalışma sahamızın tamamını kapalı alana taşıyoruz. Hızla devam eden bir inşaat çalışmamız var ve büyük ücretler ödüyoruz. İnşaat harcamalarımızın KDV tutarlarını stratejik yatırımlarda KDV iadesi teşviki kapsamında iade alabilir miyiz? G. Elen Teşvik tebliğinde belirtilen kriterlerin tamamını birlikte sağlayan ve ithalat bağımlılığı yüksek ürünlerin üretimine yönelik yatırımlar stratejik yatırım olarak değerlendiriliyor. Aranan kriterlerden birkaç örnek vermek gerekirse; asgari sabit yatırım tutarının elli milyon liranın (KDV iadesi için 500 milyon liranın) üzerinde olması, üretilecek ürünle ilgili yurtiçi toplam üretim kapasitesinin aynı ürünün ithalatından az olması, gerçekleştirilecek yatırımla asgari yüzde 40 oranında katma değer sağlanması gerekiyor. Bu bağlamda yapmakta olduğunuz yatırımın stratejik yatırım olarak değerlendirilmesi ve inşaat harcamaları ile ilgili KDV iadesi teşvikinden yararlanmanız mümkün gözükmüyor. Metin Taş/Sezgin Özcan http://www.aksam.com.tr/tesvik-belgesi-nasil-alinir-7168y.html]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Personel ve Öğrenci (Servis) Taşımacılığı Yapanlarda KDV Tevkifatı</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/personel-ve-ogrenci-servis-tasimaciligi-yapanlarda-kdv-tevkifati/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Jun 2012 17:28:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KDV]]></category>
		<category><![CDATA[5/10 tevkifat]]></category>
		<category><![CDATA[kdv tevfkifatı]]></category>
		<category><![CDATA[öğrenci taşımacılığı]]></category>
		<category><![CDATA[personel]]></category>
		<category><![CDATA[servis]]></category>
		<category><![CDATA[servis işletmelerinde tevfkifat]]></category>
		<category><![CDATA[tevkifat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1415</guid>

					<description><![CDATA[KDV tevkifat uygulamasına ve bu uygulamadan doğan iade taleplerinin yerine getirilmesine ilişkin usul ve esaslar hakkında açıklamalar 14 Nisan 2012 tarihli ve 28264 sayılı Resmi Gazete’de 117 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği ile açıklanmıştır. 117 Seri No.lu KDV Genel Tebliğ ile 37 adet Tebliğin tevkifata ilişkin bölümleri yürürlükten kaldırılarak, tevkifat uygulamasının usul ve esasları tek tebliğde toplanmıştır. 117 Seri No.lu KDV Genel Tebliğ ile 37 adet Tebliğin tevkifata ilişkin bölümleri yürürlükten kaldırılarak, tevkifat uygulamasının usul ve esasları tek tebliğde toplanmıştır. 117 seri nolu tebliğ ile yeni getirilen Tevkifat uygulanması gereken işlemlerden biriside Personel ve Öğrenci taşımacılığı yapanları ilgilendirmektedir. Bu Tebliğ ile Kısmi Tevkifat kapsamına alınmışlardır.01.05.2012 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 117 seri nolu KDV genel tebliğ ile Servis taşımacılığı yapanların yapmış oldukları hizmetlerinden 5/10 (%50) KDV tevkifatı yapılacaktır. Bu tebliğ kapsamında Personel,öğrenci,müşteri ve benzerlerinin belirli bir güzergah dahilinde taşınması amacıyla yapmış oldukları servis hizmetlerine ilişkin olarak yaptıkları taşımacılık hizmeti alımları KDV Tevkifatı kapsamına girmektedir. Söz konusu hizmetin tahsis edilmiş özel plakalı araçlar ile yapılıp yapılmaması tevkifat uygulaması kapsamında işlem tesisine engel değildir. Servis taşımacılığının Personel veya öğrencilerin (veya velilerin) kendi aralarında anlaşmak ve sözleşme yapmak sureti ile sağlanması durumunda, esas olarak faturaların servis hizmetinden yararlananların adına düzenlenmesi gerektiğinden tevkifat uygulanmayacaktır. Kısmi tevkifat uygulaması kapsamına giren her bir işlemin KDV dahil bedeli 1.000 ¨’yi aşmadığı takdirde, hesaplanan KDV tevkifata tabi tutulmayacaktır. Sınırın aşılması halinde ise tutarın tamamı üzerinden tevkifat yapılacaktır. Tespit edilen tutarı aşan işlemlerde KDV tevkifatı zorunluluğundan kaçınmak amacıyla bedel parçalara ayrılamayacak, aynı işleme ait bedellerin toplamı dikkate alınarak bu sınırın aşılması halinde tevkifat yapılacaktır. Tevkifat zorunluluğundan kaçınmak amacıyla, birden fazla fatura düzenlenmek suretiyle bedelin parçalara bölündüğünün tespiti halinde vergi dairelerince, bütünlük arz ettiği anlaşılan alımların toplamının yukarıda belirtilen sınırı aşıp aşmadığına bakılarak gerekli işlemler yapılacaktır. Kısmi tevfikat uygulaması kapsamına alınan işlemlerde satıcılar(servisçiler),tevkifat uygulanan satışları ile satış yaptıkları alıcılara ait bir listeyi, satışın yapıldığı döneme ait 1 nolu KDV beyannamesi ekinde elektronik ortamda vermek zorundadır. Bu bildirim zorunluluğuna uymayan veya eksik ya da yanıltıcı bildirimde bulunanlar hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu çerçevesinde işlem yapılacaktır.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kıdem Tazminatı ve İhbar Tazminatı Hakkında Genel Esaslar</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/kidem-tazminati-ve-ihbar-tazminati-hakkinda-genel-esaslar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 12 May 2012 08:36:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[ihbar]]></category>
		<category><![CDATA[ihbar tazminatı]]></category>
		<category><![CDATA[kıdem]]></category>
		<category><![CDATA[kıdem tazminatı]]></category>
		<category><![CDATA[kıdem tazminatı hak kazanma]]></category>
		<category><![CDATA[kıdem ve ihbar]]></category>
		<category><![CDATA[tazminat hak kazanma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1392</guid>

					<description><![CDATA[I. KIDEM TAZMİNATI A-TANIMI Kıdem tazminatı, bir işçinin işverene bağlılığı, sadakati ve emeği karşılığı geçen sürelerin toplamına denk gelen tazminat hakkıdır. 1475 sayılı İş Kanununun 14.maddesinde gösterilen Kıdem esasına bağlı özel bir tazminat türüdür. Tek işverene bağlı olmak üzere; değişik işyerlerinde en az bir yıllık çalışması olan işçi, iş sözleşmesini kanunda  öngörülen koşullarda sona erdirmesi halinde kıdem tazminatı &#8216;nı almaya hak eder. B- KIDEM TAZMİNATINA HAK KAZANMA ŞARTLARI İşçinin haklı nedenlerle derhal fesih hakkını kullanması,           4857 sayılı kanunun 24. md. Yer alan;           I-Sağlık sebepleri           II-Ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri ile           III-Zorlayıcı sebeplerdir.           Not:  Kısa Çalışma Ödeneği ile ilgili olarak Kısa çalışma ödeneği uygulanacak işyerinde bunun ilanı tarihinden itibaren 6 iş günü içerisinde çalışanın 4857/24/II-f gereği, haklı nedenle derhal fesih hakkı kazanacağını ve kıdem tazminatı alabileceğini gözden kaçırmayın. İşçinin işveren tarafından  “ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller”  başlıklı 4857/25/ II. Madde dışında işten çıkarılmış olması, Muvazzaf askerlik görevi dolayısıyla işten ayrılmış olması, İşçinin kendi isteği ile işten ayrılmamış olması, Bir işyerinde bir yıldan fazla çalışmış olması, Bağlı bulundukları kanunla kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik veya malullük aylığı yahut toptan ödeme almak amacıyla iş akdinin feshedilmesi Kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl  içerisinde kendi arzusu ile iş akdini feshetmesi, İşçinin ölümü ,(burada işçinin ölümü halinde kıdem tazminatı mirasçılarına ödenir) Kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkın kazanımı tarihinden itibaren Borçlar Kanunu açısından 10 yıllık zamanaşımına tabidir.(B.K.  125. md) 3600 prim ödeme günü ve 15 yıl sigortalılık süresi olanlar,           ilk sigortalı olduğu tarihten itibaren; -15 yıl geçen, -Bu süre içinde en az 3.600 gün prim ödeyen, sigortalılar, emeklilik için aranan yaş, prim günü ve sigortalılık süresi koşullarından, yaş dışındakileri yerine getirdiklerinde, son çalıştıkları işyerinden (en az bir yıl çalışmış olmak koşuluyla) kıdem tazminatını almak suretiyle ayrılabiliyorlar.           İşçinin, kıdem tazminatı alabilmesi için son işyerinde aralıksız olarak 15 yıl çalışmış olması gerekmiyor. Talebi üzerine, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun ilgili müdürlüğü tarafından, 15 yıl sigortalılık süresi ve 3.600 gün sayısını dolduran sigortalıya, 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesine göre “kıdem tazminatı alabilir” şeklinde bir yazı veriliyor. C- KIDEM TAZMİNATI HESAPLANMASI VE HESAPLANIRKEN  DIKKATE ALINACAK ÖDEMELER Kıdem tazminatı, bir işçinin çalışma süresince geçen her bir yıl için, giydirilmiş son brüt ücretinin otuz günlük tutarıdır. Ay içinde alınan normal ücret ve işçiye sağlanan diğer menfaatlerden oluşmaktadır. Kıdem tazminatı nasıl hesaplanır? İşçinin çalıştığı her 1 yıl  için son 30 günlük brüt ücreti tutarındadır. Yıl kesirleri de dikkate alınır. İşçinin giriş ve çıkış tarihleri tespit edilir. Kaç yıl çalışmış ise en son aldığı brüt ücret ile çalıştığı yıl çarpılır. Daha sonra yıldan arta kalan ayları güne çevrilir ve son brüt ücret 365 e bölünmek suretiyle  günlük ücreti bulunur. Son aşamada ise güne çevrilen çalışma süreleri ile günlük ücreti çarpılarak hesaplanan rakamlar toplanır. ( yıl + ay + gün) Hesaplanan kıdem tazminatı tavanı aşmıyorsa (01.01.2011 – 30.06.2011 dönemi için geçerli olan kıdem tazminatı tavan : 2.623,23 TL)  sadece damga vergisi kesintisi olur. (D.V. kanunu genel tebliği seri no : 54  binde 6,6) Eğer tavanı aşıyorsa Gelir Vergisi kesintisi de olur. (% 15) Normal ücret,  4857 sayılı İş kanunun 32. md. Belirtilen ücrettir. İşçiye sağlana diğer menfaatler ise;  işçiye asıl ücretinin dışında, toplu iş sözleşmeleri veya  kanunlarla sağlanan ayni ve nakdi haklardan devamlılık arz eden ve ödenmesi bir şarta bağlı olmayan ödemelerdir. Bu ödemeler de aşağıda sıralanmıştır: Kıdem Tazminatının Hesabında Dikkate Alınacak Ödemeler 1- Çıplak ücret, 2- Yemek yardımı, 3- Kasa tazminatı, 4- Gıda yardımı , 5- Yakacak yardımı, 6- Eğitim yardımı, 7- Konut yardımı, 8- Giyecek yardımı, 9- Erzak yardımı, 10- Sosyal yardım niteliğindeki ayakkabı ya da bedeli, 11- Unvan tazminatı, 12- Aile yardımı, 13- Çocuk zammı, 14- Temettü, 15- Havlu ve sabun yardımı (işyerinde kullanılacak ise  tazminat   hesabında   dikkate alınmaz), 16- Taşıt yardımı, 17- Yıpranma tazminatı, 18- Kalifiye-Nitelik zammı, 19- Sağlık yardımı, 20- Mali sorumluluk tazminatı, 21- Devamlı ödenen primler. D- KIDEM TAZMİNATININ MUHASEBELEŞTİRİLMESİ VE VERGİ MATRAHI AÇISINDAN İNCELENMESİ Kıdem tazminatları finansal raporların, tahmini ve fiili bütçelerin karşılaştırılması bakımından  karşılık ayrılmalıdır ve iş sahipleri, tablo/bilgi  kullanıcıları tarafından önemli bir gider kalemidir. Kıdem tazminatı hesaplanması ve giderleştirilmesi yapılırken , işçinin en son çalıştığı  departmanı dikkate alınmalıdır. Pazarlama departmanı ise pazarlama gideri, Muhasebe departmanı ise genel yönetim gideri, Üretim departmanı ise üretim gideri olarak dikkate alınmalıdır. Örnek : 2010 yılı için kıdem tazminatı olarak yönetim departmanı için : 10.000.- TL Pazarlama departmanı için de 20.000.- TL olmak üzere toplam 30.000.- TL  karşılık ayrılmıştır. &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-31.12.2009&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; 760 PAZ.SAT.DAĞ.GİD.                20.000.- 770 GEN.YON.GID.                     10.000.-                    472 KIDEM TAZM. KARŞ.               30.000.- Kıdem tazminatı karşılığı ayrılması &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;/&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- Kıdem tazminatı karşılıkları vergi kanunlarımıza göre Kanunen Kabul Edilmeyen Gider olduğundan aynı anda takibi açısından Nazım hesaplarla ilgili kaydın da yapılması Gerekmektedir. &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-31.12.2009&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; 950-    Kanunen Kabul Edilmeyen Giderler ve                    951- Kanunen Kabul Edilmeyen Giderler Karşılığı Kıdem tazminatı karşılığı &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;/&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- Ödendiğinde ise ; 15.06.2010 tarihinde yönetim departmanından 1 kişi  için 2.500.- TL lik brüt kıdem tazminatı ve buna bağlı olarak Damga vergisi hesaplanması gerekmektedir. Ödemesi ise 30.06.2010 tarihinde hesabına havale şeklinde yapılacaktır. İlgili yevmiye kaydı aşağıdaki gibi olacaktır: (%0 6,6 D.V.) Öncelikle fiili ödeme gerçekleşeceği ve karşılığın vadesinin 1 yıldan kısa süreye dönüşeceği için kayıtlar sırasıyla aşağıdaki gibi olmalıdır. &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;15.06.2010&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- 472 KIDEM TAZM. KARŞ.             2.500.-                    372 KIDEM TAZM.KARŞILIĞI                 2.500.- Kıdem tazminatı karşılığı hesabının kısa vadeli hesaba devri &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;15.06.2010&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- 372 KIDEM TAZM.  KARŞ.            2.500.-                    360 ÖD.VERGI VE FONLAR              16,50                    335 PERSONELE BORÇLAR            2.483,50 Kıdem tazminatı hesaplanması  kaydı &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;30.06.2010&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;- 335 PERSONELE BORÇLAR            2.483,50                    102 BANKALAR                           2.483.50 Bankadan ödenmesi &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;/ &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212; İşletmenin zaman içerisinde kıdem tazminatı yükü azalabilir. Örneğin geçmiş dönemlerde kıdem tazminatları için karşılık ayırdığımız bir çalışanın iş sözleşmesi kıdem tazminatı konusuna girmeden fesh olabilir. Ya da tüm departman için daha önce karşılık ayırdığınız tutar iptal olabilir.  Bu durumda işletmenin ön gördüğü kıdem tazminatı yükü azalacaktır. Örneğin : 31.08.2010  tarihinde Pazarlama  bölümünde çalışan muhtelif sayıda personel Kıdem Tazminatı almayı gerektirmeyecek bir biçimde iş akitleri fesih edilmiştir. Bu kişilerle ilgili ayrılmış olan Kıdem Tazminatı karşılık tutarı 5.000.-TL &#8216;dır. Yapılacak muhasebe kaydı ise aşağıdaki gibidir; &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-31.08.2010 &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; 472 KIDEM TAZMİNATI KARŞ.              5.000.-                    679 DİĞ.OLAĞ.DIŞI GEL.VE KARLAR        5.000.- İptal Edilen Kıdem Tazminatı Karşılıklarının Kaydı &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212; / &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; Vergi Matrahı açısından incelenmesi : Özetleyecek olursak; kıdem tazminatı karşılığı vergi kanunlarımıza göre K.K.E.G. dir. Ayrılan kıdem tazminatı karşılığı yani toplam 30.000.- TL dönem matrahına ilave edilecek. (K.V. beyannamesinde : 31.satır, Geçici Vergi Beyannamesinde : 8.satır) Ancak, daha önce karşılık ayrılan kıdem tazminatının izleyen yılda kısmen yada tamamen ödenmesi yada tamamının iptal edilmesi durumunda ödenen ve/veya iptal edilen  tutarı geçici vergi ve kurumlar vergisi beyannamesinde ” Diğer İndirimler”  satırında beyan ederek tenzil edilmesi/indirilmesi  gerekir. Yani verdiğimiz örnekteki  toplam tutarın(2.500 + 5.000 = 7.500.-TL) ilgili beyanname satırlarında indirilmesi gerekir. (Örneğimizde ödenen  ve iptal edilen toplam tutar : 2.500 + 5.000 = 7.500.-TL )(K.V. beyannamesinde : 66.satır, Geçici Vergi Beyannamesinde: 22.satır.) E- DİĞER DETAY BİLGİLER İşvereniniz kıdem tazminatına hak kazanmamanız ve1 tam yılı doldurmamanız için yıl İçerisinde çıktı/girdi yoluna başvuruyorsa ; durumu, isminiz saklı kalmak şartıyla işyerinizin bulunduğu ildeki Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı  İl çalışma müdürlüğüne bildirmeniz gerekir. Kıdem tazminatından doğan sorumluluğu hakları işveren şahıslara veya sigorta Şirketlerine sigorta ettiremez. İşçilerin kıdemleri, hizmet akdinin devam etmiş veya ara dönemlerle tekrar Düzenlenmiş olmasına bakılmaksızın aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde çalıştıkları süreler göz önüne alınarak hesaplanır. İşçi saat başı, günlük, haftalık yada aylık ücretle  çalışıyorsa kıdem tazminatı “en son Aldığı brüt ücret üzerinden”;  ancak parça başı, akort, yüzde usulü gibi belirli bir zaman dilimine göre belirlenemeyen ücretle çalışıyorsa son bir yıllık “ortalama ücret” üzerinden hesaplanır. Şöyle ki: Yıl içerisinde alınan toplam ücret /  yıl içerisinde çalışılan gün. ÖZEL DURUM : Ayrıca şu unutulmamalıdır ki; parça başı, akort,yüzde usulü gibi ücretle çalışan işçi,  son 1 yıl içinde zam almış ise  zammın yapıldığı tarih ile işten ayrılma tarihi arasındaki  toplam brüt ücreti bu süre içindeki fiilen çalıştığı gün sayısına bölünerek günlük ücreti bulunur. İş Kanunu kapsamına girmeyen işlerde çalışan işçilerin  Kıdem tazminatı hakları Bulunmamaktadır. İşçi çalıştığı süre içinde grevlere katılmış ise grevde geçen süreleri kıdem tazminatı hesabında dikkate alınmaz. İşveren tarafından iş şartları tek taraflı olarak değiştirilirse ve işçi bu şartlar altında Çalışmak istemezse işçi tarafından  6 işgünü içinde iş sözleşmesini feshedebilir ve kıdem tazminatına hak kazanır. İşçi istifa ederse kıdem tazminatı ödenmez. Belirli süreli iş sözleşmelerinde sürenin sona ermesi durumunda kıdem tazminatı Ödenmez. İşyeri devredilirse işçilerin kıdem tazminatlarında eski ve yeni işveren birlikte Sorumludur. Çıraklıkta geçen süre ve yasal çalışma yaşının  altında geçen süreler, ücretsiz izin Kullanılan süreler kıdem tazminatının hesabında dikkate alınmaz. Asıl olan kıdem tazminatının tam ve peşin olarak ödenmesidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararında… Asıl olan işçinin işyerinde çalışarak hizmet etmesi nedeni ile yıpranması karşılığı geleceğini güvence altına alma amacına yönelik olan kıdem tazminatını, yaşlılık aylığını hak kazanması üzerine akdi feshedildiğinde kendisine tamamının peşinen ödenmesidir&#8230; belirtmiştir. İş Kanununun 14.maddesine göre kıdem tazminatının ödenmemesi veya geç ödenmesi halinde, gecikme faizi, ödeme yapılmayan süre esas alınarak mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı dikkate alınarak hesaplanmalıdır. İşçiye yapılacak kıdem tazminat ödeme miktarı 8.000.-TL den fazla ise Vergi Usul Kanunu gereği yapılan ödeme tevsik kapsamında değerlenmesi gerekeceğinden banka, özel finans kurumu veya PTT aracılığıyla ödenmesi zorunludur. II. İHBAR TAZMİNATI A- TANIMI Çeşitli sebeplerle işten çıkartılan işçiye  çalışma süreleri göz önünde bulundurularak verilen tazminattır. Hem işveren hem de işçi, iş akdin [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Katma Değer Vergisi Tevkifat Oranları</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/katma-deger-vergisi-tevkifat-oranlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 May 2012 21:57:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KDV]]></category>
		<category><![CDATA[katma değer vergisi]]></category>
		<category><![CDATA[kdv]]></category>
		<category><![CDATA[kdv kanunu tevkifat]]></category>
		<category><![CDATA[kdv tam tevkifat]]></category>
		<category><![CDATA[kdv tevkifatı]]></category>
		<category><![CDATA[tevkifat oranları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1385</guid>

					<description><![CDATA[14.04.2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 117 seri no.lu KDV Genel Tebliğiyle, tevkifat uygulamasına ve bu uygulamadan doğan iade taleplerinin yerine getirilmesine ilişkin usul ve esaslar yeniden düzenlenmiştir. KATMA DEĞER VERGİSİ TEVKİFAT ORANLARI K.D.V.K. Madde: 9 (01.05.2012 tarihinden geçerli olmak üzere)  TAM TEVKİFAT UYGULANACAK İŞLEMLER P İkametgâhı, İşyeri, Kanuni Merkezi ve İş Merkezi Türkiye’de Bulunmayanlar Tarafından Yapılan İşlemler P Serbest Meslek Faaliyeti Çerçevesinde Yapılan Teslim ve Hizmetler P Kiralama İşlemleri P Reklam Verme İşlemleri KISMİ TEVKİFAT UYGULANACAK İŞLEMLER Tevkifat Oranı KISMİ TEVKİFAT UYGULANACAK HİZMETLER   P Yapım İşleri İle Bu İşlerle Birlikte İfa Edilen Mühendislik-Mimarlık ve Etüt-Proje Hizmetleri 2/10 P Etüt, Plan-Proje, Danışmanlık, Denetim ve Benzeri Hizmetler 9/10 P Makine, Teçhizat, Demirbaş ve Taşıtlara Ait Tadil, Bakım ve Onarım Hizmetleri 5/10 P Yemek Servis ve Organizasyon Hizmetleri 5/10 P İşgücü Temin Hizmetleri 9/10 P Yapı Denetim Hizmetleri 9/10 P Fason Olarak Yaptırılan Tekstil ve Konfeksiyon İşleri, Çanta ve Ayakkabı Dikim İşleri ve Bu İşlere Aracılık Hizmetleri 5/10 P Turistik Mağazalara Verilen Müşteri Bulma / Götürme Hizmetleri 9/10 P Spor Kulüplerinin Yayın, Reklâm ve İsim Hakkı Gelirlerine Konu İşlemleri 9/10 P Temizlik, Çevre ve Bahçe Bakım Hizmetleri 7/10 P Servis Taşımacılığı Hizmeti 5/10 P Her Türlü Baskı ve Basım Hizmetleri 5/10 P Diğer Hizmet Alımları 5/10  KISMİ TEVKİFAT UYGULANACAK TESLİMLER P Külçe Metal Teslimleri 7/10 P Bakır, Çinko ve Alüminyum Ürünlerinin Teslimi 7/10 P Hurda ve Atık Teslimi 9/10 P Metal, Plastik, Lastik, Kauçuk, Kâğıt ve Cam Hurda ve Atıklardan Elde Edilen Hammadde Teslimi 9/10 P Pamuk, Tiftik, Yün ve Yapağı İle Ham Post ve Deri Teslimleri 9/10 P Ağaç ve Orman Ürünleri Teslimi 9/10 Kısmi Tevkifat Uygulanmasında Sınır Kısmi tevkifat uygulaması kapsamına giren her bir işlemin KDV dahil bedeli 1.000 TL’yi aşmadığı takdirde, hesaplanan KDV tevkifata tabi tutulmayacaktır. Sınırın aşılması halinde ise tutarın tamamı üzerinden tevkifat yapılacaktır. Tespit edilen tutarı aşan işlemlerde KDV tevkifatı zorunluluğundan kaçınmak amacıyla bedel parçalara ayrılamayacak, aynı işleme ait bedellerin toplamı dikkate alınarak bu sınırın aşılması halinde tevkifat yapılacaktır. Tevkifat zorunluluğundan kaçınmak amacıyla, birden fazla fatura düzenlenmek suretiyle bedelin parçalara bölündüğünün tespiti halinde vergi dairelerince, bütünlük arzettiği anlaşılan alımların toplamının yukarıda belirtilen sınırı aşıp aşmadığına bakılarak gerekli işlemler yapılacaktır. Fiyat farkı, kur farkı ve benzeri nedenlerle tevkifata tabi işlemin bedelinde sonradan bir artış ortaya çıkması halinde, bu artış ile ilgili olarak fatura düzenlenerek KDV hesaplanacak ve hesaplanan KDV üzerinden (tevkifat alt sınırı dikkate alınmaksızın) tevkifat uygulanacaktır. Bu şekilde işlem yapılabilmesi için fiyat farkı, kur farkı ve benzerinin ait olduğu asıl işleme ait KDV dahil bedelin tevkifat alt sınırını geçmiş ve tevkifata tabi tutulmuş olması gerekmektedir. (KDV Genel Tebliği Seri No:117/3.4.1.)]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Binek Otomobillerde KDV Uygulaması</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/binek-otomobillerde-kdv-uygulamasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 Apr 2012 08:00:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KDV]]></category>
		<category><![CDATA[alım satım]]></category>
		<category><![CDATA[binek otomobil]]></category>
		<category><![CDATA[BİNEK OTOMOBİLLERDE KDV]]></category>
		<category><![CDATA[binek otomobilleri]]></category>
		<category><![CDATA[binek otomobillerinde kdv]]></category>
		<category><![CDATA[kdv]]></category>
		<category><![CDATA[Kullanılmış Binek Otomobili]]></category>
		<category><![CDATA[özel binek araçlarında kdv uygulaması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1382</guid>

					<description><![CDATA[I- GİRİŞ Uygulamada binek otomobillerinin tesliminde uygulanacak Katma Değer Vergisi (KDV) oranı, bu otomobillerin alımlarında yüklenilen KDV&#8217;nin indirim konusu yapılıp yapılamayacağı, indirim konusu yapılamaması durumunda yüklenilen KDV&#8217;nin ne şekilde giderileceği ve hangi araçların binek otomobil sayılacağı hususlarında bazı tereddütler yaşanmakta olup, Türkiye&#8217;deki binek otomobili sayısının 7 milyon civarında olduğu ve ikinci el oto piyasasının hareketliliği de göz önüne alındığında; konu birçok kişiyi doğrudan ilgilendirmektedir. Bu yazımızda binek otolarda KDV uygulamaları ve hangi araçların binek otomobil sayılacağı hususunda açıklamalara yer verilecektir. II- İLGİLİ MEVZUAT Katma Değer Vergisi Kanunu, Vergi Usul Kanunu ve Motorlu Taşıtlar Kanunlarında binek otomobiller ile ilgili olarak bazı düzenlemeler yer almasına karşın net bir tanımlama yapılmamıştır Sadece Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu&#8217;nun ikinci maddesinde &#8220;otomobil yapısı itibarıyla, sürücüsü dâhil en çok sekiz oturma yeri olan ve insan taşımak için imal edilmiş bulunan motorlu araçtır&#8221; şeklinde bir tanımlamaya yer verilmiştir. Bununla beraber binek otomobilleri Türk Gümrük Tarife Cetvelinin, Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonuna göre değerlendirilmektedir. Katma Değer Vergisi Kanunu&#8217;nun 28. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak 30.12.2007 tarihinde yayımlanan 2007/13033 sayılı Kararname (1) ile mal teslimleri ve hizmet ifalarına uygulanacak katma değer vergisi oranları, Kararnameye ekli I sayılı listede yer alan mal ve hizmetler için %1, ekli II sayılı listede yer alan mal ve hizmetler için %8, bu listelerde yer alanlar hariç olmak üzere vergiye tabi işlemler için %18 olarak belirlenmiştir. Mezkur Kanun&#8217;un 1/1 maddesinde Türkiye&#8217;de yapılan ticarî, sınaî, ziraî faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV&#8217;ye tabi olduğu belirtilmiştir. Özel kişilerin birbirine araç satışı Gelir Vergisi Kanunu&#8217;nun 37. maddesinde ticari kazancın tanımlanmasında yer verilen devamlılık şartını taşımamaktadır. Ticari nitelik taşımayan özel kişilerin birbirlerine araç satışları da KDV&#8217;nin konusuna girmediğinden vergiye de tabi olmayacaktır. 3065 sayılı KDV Kanunu&#8217;nun 30/b maddesi uyarınca, (3297 sayılı Kanun&#8217;un 10. maddesiyle değişen bent) &#8220;faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere işletmelere ait binek otomobillerinin alış vesikalarında gösterilen katma değer vergisi, hesaplanan KDV&#8217;den indirilemeyecektir.&#8221; Ancak yürürlüğü giren 23 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği(1)&#8217;nde belirtildiği gibi; indirim konusu yapılamayan bu vergi, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunları çerçevesinde işin mahiyetine göre gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınabilecektir. Gider ya da maliyet yazılma konusu ise mükellefin tercihine bırakılmıştır. Bu uygulama binek otomobil işletmeciliği ile uğraşan mükelleflerin işletme amacı dışında satın aldıkları binek otomobiller içinde geçerlidir. Bu düzenleme ile  binek otomobillerin muvazaalı bir şekilde işletmeye sokulmasını engellemek ve vergi kaybının önüne geçmek amaçlanmıştır. Örneğin; bir &#8220;rent a car&#8221;(2) firması kiralayacağı aracın dışında müdürüne tahsis etmek üzere alacağı otomobil için katma değer vergisini indirim konusu yapamayacaktır. www.ozdogrular.com III- BİNEK OTOMOBİLERİN ALIM-SATIMINDA UYGULANAN KDV ORANLARI Binek otomobillerin alım-satımında uygulanan KDV oranları Gelir İdaresi Başkanlığı&#8217;nın bir Özelgesi&#8217;nde(3) aşağıdaki şekilde yer almaktadır: ● Başkasına ait binek otomobillerinin satışına aracılık edilmesi halinde tarafınızca bir teslim yapılmamakta teslim satıcı ile alıcı arasında gerçekleşmektedir. Bu işlemde satıcının mükellef olmaması halinde katma değer vergisi uygulanmayacaktır. ● Satıcının mükellef olması ve binek otomobilin alımında ödenen katma değer vergisini indirme hakkının bulunması halinde bu teslimde % 18 katma değer vergisi uygulanacak ve satıcı tarafından beyan edilecektir. ● Satıcının mükellef olması ve binek otomobilin alımında ödenen katma değer vergisini indirme hakkının bulunmaması halinde satışta % 1 katma değer vergisi uygulanacak ve satıcı tarafından beyan edilecektir ● Her iki halde de firmanızca satışa aracılık nedeniyle komisyon vb. adı altında sağlanan gelirler % 18 katma değer vergisine tabi olacak ve aracılık bedeli üzerinden hesaplanacak bu tutar firmanızca beyan edilecektir. ● Firmanızca kullanılmış binek otomobillerinin satmak üzere satın alınması halinde, alış sırasında satıcının durumuna bağlı olarak % 1 veya % 18 katma değer vergisi hesaplanacak, satıcı mükellef değilse alış katma değer vergisine tabi olmayacaktır. Alışta katma değer vergisi ödenmişse indirim konusu yapılmayacak gider veya maliyet hesaplarına alınacaktır. ● Bu araçların satışında ise alış sırasındaki katma değer vergisinin durumuna bakılmaksızın % 1 katma değer vergisi uygulanacak ve firmanız tarafından beyan edilecektir. Kullanılmış binek otomobiller ile yine kullanılmış ve esas itibariyle insan taşımak üzere imal edilmiş diğer motorlu taşıtlar ise söz konusu Kararname Eki Kararın I sayılı listesinin 9. sırasında yer aldığından teslimleri %1 oranında KDV&#8217;ye tabi olacaktır. Bu kapsamda değerlendirilemeyecek taşıtların tesliminde ise genel oranda (%18) KDV hesaplanacaktır. Yine Kararname metninde yer alan &#8220;Katma Değer Vergisi Kanunu&#8217;nun 30/b maddesine göre binek otomobillerinin alımında yüklenilen katma değer vergisini indirim hakkı bulunan mükelleflerin, bu araçları tesliminde bu Karar&#8217;ın 1. maddesinin (a) bendinde öngörülen vergi oranı uygulanır.&#8221; hükmü uyarınca aldıkları binek otomobillerin KDV&#8217;sini indirme hakkı bulunan yani faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olan mükelleflerin (oto kiralama şirketleri, &#8220;rent-a-car&#8221; firmaları, vb) yapacakları ikinci el binek otomobil teslimleri % 18 oranında KDV&#8217;ye tabi olacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken husus bu otomobillerden sadece kullanılmış olanların tesliminde indirimli KDV oranı uygulanacağıdır. Kullanılmamış (sıfır km) otomobil ile binek otomobili niteliğinde olmayan araçların teslimi ise genel oranda (%18) KDV&#8217;ye tabi olacaktır. Binek otomobili ifadesi 87.03 gümrük tarife pozisyonundaki sedan veya steyşın vagon binek otomobilleri ile jip, 4&#215;4 arazi taşıtı, yarış arabası gibi araçları kapsamaktadır. &#8220;Kullanılmış&#8221; deyimi ise, Türkiye&#8217;de kayıt ve tescil edilmiş yani plaka almış olan otomobilleri ifade etmektedir. Dolayısıyla kaç yaşında olursa olsun, yurt dışından ithal edilecek otomobiller ile gümrüğe terk edilmiş olan Türkiye&#8217;de plaka almamış (veya diplomatik ya da geçici plaka almış) araçlar kullanılmış sayılmayacak ve bunların ithalinde veya TASİŞ tarafından satışında % 18 oranında KDV uygulanacaktır. Yaşanan tereddütlerin sebebi olarak kullanılacak olan motorlu taşıtın binek otomobil mi yoksa eşya taşımaya mahsus araç mı olduğu kararının net olarak verilememesidir. Konu ile ilgili olarak Maliye Bakanlığı&#8217;nın bir Özelgesi aşağıdaki şekildedir.  &#8220;Gümrük Müsteşarlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü&#8217;nün 12.03.1998 tarih ve 1998/9 sayılı Genelgesi&#8217;ne göre, çift kabinli pick-up taşıtların niteliği oturma kapasitesi ile yük kapasitesinin mukayesesi suretiyle tespit edilmektedir. Buna göre, 1 kişi 70 kg. olarak göz önüne alınmak suretiyle belirlenecek toplam oturma kapasitesi, toplam yük kapasitesinden çıkarılarak bulunan serbest yük taşıma kapasitesinin oturma kapasitesinden az olması halinde bu araçlar &#8220;87.03 Binek otomobilleri ve esas itibariyle insan taşımak üzere imal edilmiş, diğer motorlu taşıtlar (87.02 pozisyonuna girenler hariç) (steyşın vagonlar ve yarış arabaları dahil)&#8221; kapsamında değerlendirilecektir.   Yapılan hesaplama sonucu bulunan serbest yük taşıma kapasitesinin oturma kapasitesinden fazla olması halinde, bu taşıtlar &#8220;87.04 Eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlar&#8221; kapsamında değerlendirilecektir&#8221;(4). www.ozdogrular.com Bu açıklamalar çerçevesinde satışı yapılacak ikinci el taşıtın toplam oturma kapasitesinin, toplam yük kapasitesinden çıkarılarak bulunan serbest yük taşıma kapasitesinin oturma kapasitesinden fazla olması halinde kamyonet olarak değerlendirilerek satışında genel oranda (%18) katma değer vergisi uygulanacaktır. Ancak, söz konusu araçların oturma kapasitesinin yük taşıma kapasitesinden fazla olması halinde binek otosu olarak değerlendirileceğinden bu araçların satışında kullanılmış binek otosu kapsamında %1 oranında katma değer vergisi uygulanacaktır. Örneğin 12 koltuklu bir minibüsün satın alınırken KDV&#8217;si indirim konusu yapılmış olsun. Daha sonra aracın koltuklarını sökerek bir makam aracına dönüştürülmesi durumunda bir binek otomobil olarak trafiğe tescil ettirileceği dönemde indirilen KDV&#8217;nin düzeltilmesi gerekecektir. Ayrıca Danıştay 7. Dairesi&#8217;nin Kararı&#8217;nda &#8220;kamyon olarak tasarlandığı halde, dağıtıcı firmanın isteği doğrultusunda insan taşıyıcı araç haline getirilen taşıtın otomobil olarak vergilendirilmesinin yasal olduğu&#8221;(5) yine Danıştay 9. Dairesi&#8217;nin bir Kararı&#8217;nda(6) 4 x 4 jeeplerin ve arazi taşıtlarının binek otomobil sayılacağı ve katma değer vergisinin indirim konusu edilemeyeceği belirtilmiştir. Görüldüğü üzere Danıştay kararlarında da özelge ile belirtilen hususlar arasında bir çelişki yaşanmamaktadır. www.ozdogrular.com IV- SONUÇ Sonuç olarak ilgili mevzuatın, Maliye Bakanlığının Görüşlerinin ve Danıştay Kararlarının binek otolardaki KDV uygulamasında uyum içerisinde olduğu anlaşılmaktadır. Konuya ilişkin olarak mükelleflerin tereddütlerinin de giderilmiş olduğunu söyleyebiliriz. &#160; Arif YAŞAR* E-Yaklaşım]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kıdem Tazminatı Fonu</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/kidem-tazminati-fonu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Apr 2012 13:04:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[ali babacan]]></category>
		<category><![CDATA[Başbakan Yardımcısı Ali Babacan]]></category>
		<category><![CDATA[ihbar kıdem tazminatı]]></category>
		<category><![CDATA[KIDEM TAZMİNATI PRİMİ]]></category>
		<category><![CDATA[kıdem tazminatı fonu]]></category>
		<category><![CDATA[Kıdem Tazminatı Fonu Yürürlüğe Girdiği Tarihteki]]></category>
		<category><![CDATA[tazminat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1378</guid>

					<description><![CDATA[Kıdem Tazminatı Fonu Yürürlüğe Girdiği Tarihteki Birikmiş Kıdem Yükü ne olacak ? Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, kıdem tazminatı ile ilgili düzenlemenin, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren geçerli olacağını bildirdi. Babacan, bir televizyon kanalında katıldığı bir programda, bugün saat 14.30&#8217;da ilgili bakanlarla çalışma hayatına ilişkin yapacakları toplantıda, bir yandan kıdem tazminatı konusunun, bir yandan taşeron işçilerin, bir yandan da esnek çalışma modellerinin içine alınacağı büyük bir paket üzerinde çalışacaklarını söyledi. Babacan, &#8221;Özellikle kıdem tazminatı konusu, yeni oluşturacağımız Kıdem Tazminatı Fonu ile beraber bu sorunu çözecek, çok önemli bir adım olacak diye düşünüyoruz&#8221; dedi. Kıdem tazminatı ile ilgili bazı sendikaların eleştirilerinin olduğunun hatırlatılması üzerine de Babacan, &#8221;Hangi sendikalar itiraz ediyor biliyor musunuz? Kamu çalışanlarının sendikaları itiraz ediyor. Çünkü kamu işçi sendikalarının kıdem tazminatı alıp alamama gibi bir derdi yok&#8221; ifadesini kullandı. Babacan, Türkiye&#8217;deki işçilerin, toplam çalışanların sadece yüzde 8&#8217;inin hak ettiği kıdem tazminatını alabildiğini belirterek, yüzde 8&#8217;i temsil eden kamu işçi sendikalarının &#8221;buna dokunmayın&#8221; dediğini kaydetti ve şöyle devam etti: &#8221;Ben yüzde 92&#8217;yi ne yapayım peki? Geri kalan yüzde 92 kıdem tazminatını alamıyor. Türkiye&#8217;de sendikacılık var. Ama sendikaların temsil ettiği kesim, çalışanlarımızın çok çok küçük bir kesimi. Biliyorsunuz yüzde 10 barajını biraz indirelim dedik kıyamet koptu. Sendikalarımız var tamam, güzel de çalışıyor anlıyoruz. Fakat sendikalarımızın temsil ettiği çalışanlar, Türkiye&#8217;deki toplam çalışanların çok çok küçük bir yüzdesi. Tamam siz eğer kamuda çalışan bir işçiyseniz, işveren de devletse, devlet ödememezlik yapmıyor. Ama özel sektöre dönüp baktığınızda maalesef kıdem tazminatı konusunda büyük hak ihlalleri var. Dolayısıyla biz, özel sektörde çalışanları da düşünmek zorundayız, devlette çalışanları da düşünmek zorundayız. Bunu da içine alan bir düzenleme Kıdem Tazminatı Fonu ile beraber gerçekleşmiş olacak.&#8221; KIDEM TAZMİNATI PRİMİ İNTERNETTEN TAKİP EDİLEBİLECEK Başbakan Yardımcısı Babacan, yeni uygulamada her işçinin, her ay kendi hesabına yatırılan kıdem tazminatı primini internetten takip edebileceğini bildirdi. Babacan, &#8221;O ay için işveren yatırmış mı, yatırmamış mı internetten girip görebilecek. O zaman patron, (sen benim primi yatırmamışsın) diyebilecek. Şimdi kimse bilmiyor. Adam 10 yıldır çalışıyor, bir bakıyor bir sürü boşluk çıkmış. Çalıştığı şirket maddi zorluğa düşüyor. Ben 15 yıldır burada çalıştım diyor, firma iflas etti diyor, benim kıdem tazminatım yandı diyor. Buna karşı çıkan sendikalara sormak lazım. Yani onlar kamu işçi sendikaları, özellikle altını çizerek söylüyorum&#8221; diye konuştu. Bu reformun, Türkiye&#8217;de bu konudaki adaleti yerine getirmek için ve çalışanların hak kaybını önlemek için, son derece önemli bir reform olduğuna işaret eden Babacan,  bu düzenlemenin aynı zamanda tasarruf oranlarını da artırıcı etkisi bulunduğunu söyledi. Babacan, işverenin işçi adına Kıdem Tazminatı Fonu(na para yatırmasının bir bakıma, o işçinin emekliliğine veya ileri yaşına kadar bir havuza birikecek tasarrufu olduğunu kaydetti. Babacan, düzenlemenin cari açıkla mücadelede de olumlu etkisi olacağını ifade etti. Başbakan Yardımcısı Babacan, geçmişte ne varsa, bunun işveren üzerinde yükümlülük olduğunu belirterek, &#8221;Örneğin 15 yıldır çalışan bir elemanı var. Bu 15 yıldır çalışan elemanın, geçmişe doğru kıdem tazminatı yükümlülüğü işverenin üzerinde. Biz sistem hangi gün yürürlüğe girerse, yasa çıktıktan sonra hangi gün yürürlüğe girerse, o noktadan sonra biriken haklarla alakalı bir düzenleme yapıyoruz. Eski dönemin yükümlülükleri işverenin üzerinde&#8221; dedi. MEMUR MAAŞLARI Babacan, emekli ve memur maaşlarının yıllık yaklaşık 200 milyar lirayı bulduğunu, bunun yüzde 1&#8217;inin bile çok büyük rakamlara tekabül ettiğini ifade ederek, şöyle konuştu: &#8216;Şu anda baktığımızda Türkiye&#8217;yi Avrupa ülkelerinden ayıran, dünyada krizi yaşayan ülkelerden ayıran en önemli konulardan bir tanesi, bütçe açığımızın ve borç stokumuzun düşük olması. 200 milyarlık maaş ödememiz var. Dolayısıyla çok dikkatli gitmemiz gerekiyor. Tabii ki çalışanlarımızın, memurlarımızın beklentileri var. Ama bu konuda dikkat etmeyen ülkelerin ne duruma düştüğünü de izliyoruz. Bugün Yunanistan&#8217;da, İtalya&#8217;da, İspanya&#8217;da hatta İngiltere&#8217;de devlet memurları işten çıkarılıyor. Sadece maaşlar indirilmiyor, sadece emekli maaşları düşürülmüyor, memurlar işten çıkarılıyor. Türkiye&#8217;de devlet memurlarının işten çıkarılması diye bir şey yok biliyorsunuz. Ölçülü ve dikkatli dikkatli gitmek gerekiyor. Bir yandan memurlarımızın beklentileriyle, bir yandan da bütçemizin gerçeklerini bir yerde buluşturmak gerekiyor. Öyle bir dönemden geçiyoruz ki bugünün yanlış adımlarını belki hemen bugün hissetmiyorsunuz ama 2,3,5 yıl sonra geliyor ülkeyi vuruyor. Bizim devlet olarak, mesela bir petrolümüz, bir doğalgazımız gibi ciddi gelir kaynaklarımız olsa, o gelirlerden çalışanlarımıza maaş dağıtıyor olsak, belki hesabımız, kitabımız farklı olabilir fakat bizim devlet olarak gelirimiz halkan topladığımız vergi. Ölçüsüz bir şey yapıldığında yarın bu vergi artışlarına sebep olacaktır.&#8221; www.haberturk.com]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KDV Tevkifat Uygulamasında Yapılan Düzenlemeler</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/kdv-tevkifat-uygulamasinda-yapilan-duzenlemeler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Apr 2012 21:32:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KDV]]></category>
		<category><![CDATA[kdv tevkifatı]]></category>
		<category><![CDATA[kdv tevkifatı düzenlemeler]]></category>
		<category><![CDATA[tevfkifat uygulaması]]></category>
		<category><![CDATA[tevfkifatlı kdv]]></category>
		<category><![CDATA[tevkifat işlemleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1371</guid>

					<description><![CDATA[KDV Tevkifat Uygulamasında Yapılan Düzenlemeler. KONU: KDV Tevkifat Uygulamasında Yapılan Düzenlemeler. 14 Nisan 2012 tarihli ve 28264 sayılı Resmi Gazete’de 117 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği yayımlandı. Söz konusu Tebliğde; KDV tevkifat uygulamasına ve bu uygulamadan doğan iade taleplerinin yerine getirilmesine ilişkin usul ve esaslar hakkında açıklamalar yer almaktadır. 1- KDV Tevkifat Uygulamasına Genel Bakış Bilindiği üzere, KDV tevkifatı uygulaması, teslim veya hizmet bedeli üzerinden hesaplanan verginin, teslim veya hizmeti yapanlar tarafından değil bu işlemlere muhatap olanlar tarafından kısmen veya tamamen vergi sorumlusu sıfatıyla beyan edilip ödenmesidir. &#8220;Tam tevkifat&#8221; işlem bedeli üzerinden hesaplanan verginin tamamının işleme muhatap olan alıcılar tarafından beyan edilip ödenmesi; &#8220;kısmi tevkifat&#8221; ise hesaplanan verginin Maliye Bakanlığınca belirlenen kısmının, işleme muhatap olan alıcılar tarafından, diğer kısmının ise işlemi (teslim veya hizmeti) yapan tarafından beyan edilip ödenmesidir. 2- 117 Seri No.lu Genel Tebliğ ile Yapılan Düzenlemeler KDV Kanunu&#8217;nun Vergi Sorumlusu başlıklı 9 uncu maddesi kapsamında yapılan tevkifat işlemleri, bugüne kadar çeşitli KDV Genel Tebliğlerinde düzenlemiş olup, 117 Seri No.lu KDV Genel Tebliğ ile 37 adet Tebliğin tevkifata ilişkin bölümleri yürürlükten kaldırılarak, tevkifat uygulamasının usul ve esasları tek çatı altında toplanmıştır. Söz  Konusu Tebliğe ulaşmak için bu bağlantıyı tıklayınız]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SGK&#8217;ya eksik gün bildirimine kolaylık geldi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/sgkya-eksik-gun-bildirimine-kolaylik-geldi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Apr 2012 09:02:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[ek10]]></category>
		<category><![CDATA[ek8]]></category>
		<category><![CDATA[eksik gün]]></category>
		<category><![CDATA[eksik gün formları]]></category>
		<category><![CDATA[eksik gün formlarına kolaylık]]></category>
		<category><![CDATA[sgk formları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1367</guid>

					<description><![CDATA[Konuyu kısaca özetlemek gerekirse, 2000 yılı başından itibaren ay içinde sigortalıları 30 günden eksik çalışmalar olması durumunda bunun nedenlerinin SGK&#8217;ya bildirilmesi gerekiyor. Bunda elbette bir sorun yok. Sigortalıların, çalışanların hak kaybına uğramaması için bu tür işlemlerin olması normaldir. Özellikle kayıtdışı istihdamın yoğun olduğu sektörlerde bu önlemler ciddi etkide bulunuyor ve sigortalıların çalışma günlerinin korunmasını sağlıyor. SGK&#8217;ya verilen aylık prim ve hizmet belgesindeki ay içinde otuz günden az çalışan veya eksik ücret ödenen sigortalılara ait eksik gün belgelerine ilişkin; a) SGK tarafından yetkilendirilmiş sağlık hizmeti sunucularından veya işyeri hekimlerinden alınmış istirahatlı olduğunu gösteren raporu, b) Ücretsiz veya aylıksız izinli olduğunu kanıtlayan izin belgesi, c) Disiplin cezası uygulaması, gözaltına alınma ile tutukluluk hâline ilişkin belgeleri, ç) Kısmi süreli çalışmalara ait yazılı iş sözleşmesi, d) İşverenin veya sigortalının imzasını da taşıyan puantaj kayıtları, e) Grev, lokavt, genel hayatı etkileyen olaylar, doğal afetler nedeniyle işyerinde faaliyetin durdurulduğunu veya işe ara verildiğini gösteren ilgili resmi makamlardan alınan yazı örneği, gibi belgelerin eksik gün bildirimine ilişkin bilgi formu (Ek-10) ekinde SGK&#8217;ya verilmesi veya APS, iadeli taahhütlü ya da taahhütlü posta ile gönderilmesi gerekiyor. Eğer işverenler eksik gün bilgi formu vermek zorunda değilse, bu durumda sanki SGK&#8217;ya verilecekmiş gibi eksik gün belgelerinin hazırlanması ve dosyalarda saklanması gerekmektedir. İleride bir SGK denetimi söz konusu olduğunda bu belgeler ibraz edilebilecektir. Yukarıda belirtilen durumlara ilişkin belgelerin geriye yönelik olarak her zaman düzenlenebilir nitelikte olanları, aylık prim ve hizmet belgesinin verilmesi gereken süreden sonra verilmesi hâlinde işleme konulmaz. Bu durumların dışındaki otuz günden az çalışılan sürelere ait geçerli belgeleri belirlemeye SGK Yönetim Kurulu yetkili kılınmıştır. Ancak burada bankalar, sigorta şirketleri ve inşaat işleri gibi işyerlerinde eksik gün bildiriminin uygulanmasını anlamak mümkün değildi. SGK bu serzenişleri dikkate alarak bankalar ve sendikalı işyerleri ile 50 kişiden çok işçi çalıştıran işyerleri için bir düzenleme yapıldı. 16/6/2011 tarihli ve 27966 sayılı Resmi Gazete&#8217;de yayımlanan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği&#8217;nde 25/2/2011 tarihinden geçerli olmak üzere yapılan değişiklikle 2011/Şubat ayına ilişkin düzenlenen aylık prim ve hizmet belgelerinden başlanılarak;  &#8211; Genel bütçeye dahil daireler, özel bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşlar, kamu iktisadi teşebbüslerin ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin %50&#8217;sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıkların, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları, &#8211; Sendikalar, &#8211; Vakıflar, &#8211; 5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamındaki kuruluşların işyerleri, &#8211; Toplu iş sözleşmesi yapılan işyerleri, &#8211; Aynı SGK işyeri numarasında 30 (17 Nisan 2012 tarihli Resmî Gazete&#8217;de yayımlanan değişiklikle) ve üzerinde sigortalının çalıştırılan aylara ilişkin özel sektör işyerleri, eksik gün bildirim nedenlerini aylık prim ve hizmet belgelerinde belirtmeleri halinde, EK:10 Eksik Gün Bildirim Formu ve eki belgelerin SGK&#8217;ya verilmesine gerek bulunmamaktadır. Bu değişiklik için işyerlerinin SGK müdürlüklerine herhangi bir başvuru yapmalarına gerek olmadığı gibi, SGK müdürlükleri de 2011/Şubat ayına ilişkin düzenlenen aylık prim ve hizmet belgelerinden itibaren kapsama giren işyerlerinden EK:10 Eksik Gün Bildirim Formu ve eki belgeleri talep etmeyeceklerdir. 17 Nisan 2012 tarihli Resmi Gazete&#8217;de yayımlanan değişiklikle işverenlerin aynı SGK işyeri numarasında daha önce 50 kişi olan işçi sayısı 30 kişiye düşürülerek artık işverenlerin 30 kişiden az işçi çalıştırdıkları aylarda EK:10 Eksik Gün Bildirim Formu ve eki belgeleri vermeleri gerektiğine dikkat edilmelidir. Ayrıca ileride bir denetim esnasında eksik gün gerekçelerinin ibraz edilmesi gerekebileceğinden dolayı, mutlaka bu belgelerin saklanması gerekmektedir. SGK&#8217;da işveren işlemlerinde son dönemlerde ciddi iyileşme var ve özellikle daire başkanlığı görevini yürüten Dr. Mehmet Bulut Beye teşekkür etmek gerekiyor. Gerçekten hep yazdığımız işleri kolaylaştırıcı ve vatandaşı düşünen bir sistem kurmaya çalışmasını takdirle karşılıyorum. Bu yenilik iyi ama yeterli değil, yüzde yüz resmi çalışan özel sigorta şirketleri, asgari işçilik incelemesine tabi tutulan ihale konusu ve inşaat işleri gibi işyerlerinde eksik gün bildiriminin uygulanmasını anlamak mümkün değildi. İnşallah bunlarda da değişiklik yapılır. İbrahim Işıklı &#160; http://www.dunya.com/sgkya-eksik-gun-bildirimine-kolaylik-geldi-148066yy.htm]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Teşvik Uygulaması</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/yeni-tesvik-uygulamasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Apr 2012 05:50:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[bölge bölge teşvik]]></category>
		<category><![CDATA[işveren prim teşviği]]></category>
		<category><![CDATA[sgk teşviği]]></category>
		<category><![CDATA[teşvik]]></category>
		<category><![CDATA[yeni teşvik paketi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1363</guid>

					<description><![CDATA[Yeni açıklanan teşvik paketinin 2009 yılında uygulamaya konulan teşvik paketinin bir üst versiyonu olduğunu görmekteyiz. Yeni teşvik uygulamaları 1.1.2012 tarihinden itibaren geçerli olacak ve 10 yıllık bir dönemi kapsayacaktır. Yine bölgesel esaslı hazırlanan teşvik paketine bazı yeni destek unsurları ilave edilmiştir. Yeni teşvik sistemi şu başlıklar altında toplanmıştır; 1.            Genel Teşvik Sistemi 2.            Bölgesel ve Sektörel Teşvik Sistemi 3.            Büyük Ölçekli Yatırımlar Teşvik Sistemi 4.            Stratejik Yatırımlar Teşvik Sistemi Her gruba giren yatırımların farklı desteklerden yararlandırılması öngörülmüştür. Otomotiv, uzay veya savunma sanayine yönelik test merkezleri, rüzgar tüneli, tasarım gibi yatırımlar, belirli büyüklükte ve özellikte belirli ilaç ve savunma sanayi yatırımları, özel sektör tarafından gerçekleştirilecek ilk, orta ve lise eğitim yatırımları, denizyolu ve demiryolu ile yük ve yolcu taşımacılığına yönelik yatırımlar, madencilik yatırımları, Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgelerinde yapılacak turizm yatırımları. Stratejik yatırımlar olarak en geniş kapsamlı desteklerden yararlandırılmaktadır. Yeni sisteme göre, ·         OSB’lerde yapılacak yatırımlar, ·         Aynı sektörde faaliyet gösteren firmaların birlikte gerçekleştireceği ve faaliyet gösterilen yatırım konusuna dikey veya yatay entegrasyon sağlayacak yatırımlar ve ·         TÜBİTAK tarafından desteklenen Ar-Ge projeleri neticesinde geliştirilen ürünün üretimine yönelik yatırımlar, yatırımın bulunduğu bölgenin bir alt bölgesine sağlanan destek unsurları ile desteklenecektir. Örneğin 3. Bölgedeki bir OSB’de yatırım yapan bir yatırımcı, 4. Bölgeye tanınan teşviklerden yararlanacaktır. Türkiye, gelişmişlik düzeyine göre aşağıdaki şekilde 6 bölgeye ayrılmıştır. 1. Bölge 2. Bölge 3. Bölge 4. Bölge 5. Bölge 6. Bölge Ankara Adana Balıkesir Afyonkarahisar Adıyaman Ağrı Antalya Aydın Bilecik Amasya Aksaray Ardahan Bursa Bolu Burdur Artvin Bayburt Batman Eskişehir Çanakkale Gaziantep Bartın Çankırı Bingöl İstanbul Denizli Karabük Çorum Erzurum Bitlis İzmir Edirne Karaman Düzce Giresun Diyarbakır Kocaeli Isparta Manisa Elazığ Gümüşhane Hakkari Muğla Kayseri Mersin Erzincan Kahramanmaraş Iğdır Kırklareli Samsun Hatay Kilis Kars Konya Trabzon Kastamonu Niğde Mardin Sakarya Uşak Kırıkkale Ordu Muş Tekirdağ Zonguldak Kırşehir Osmaniye Siirt Yalova Kütahya Sinop Şanlıurfa Malatya Tokat Şırnak Nevşehir Tunceli Van Rize Yozgat Sivas Yatırımlara sağlanacak destek unsurları ise şu şekildedir; 1.            Makine ve Techizat Alımlarında KDV İstisnası Eski uygulamalardan farklı olmayan bu destek ile teşvik belgesi kapsamında makine ve techizat alımlarında KDV istisnası uygulanacaktır. 2.            İthalatta Gümrük Muafiyeti Tüm Bölgelerde ve tüm sektörlerdeki genel ve bölgesel teşvik belgeli yatırımlar için makine ekipman ithalatlarında gümrük vergisi muafiyeti uygulanacaktır. 3.            Kurumlar Vergisi İndirimi Yapılacak yatırımlara uygulanacak vergi indirim oranları % 10 ila % 60 arasında değişmektedir. Vergi indirimi desteği, 2, 3, 4, 5 ve 6. bölgelerde yatırım yapan firmalar için, yatırıma katkı oranının belirli yüzdesine ulaşıncaya kadar yatırım döneminde tüm faaliyetlerinden elde ettiği kazançlara uygulanabilecektir. Yatırıma katkı oranı, 6. bölgede yatırım yapacak firmalar için yatırımın yüzde 50′sine ulaşmaktadır. 4.            Sigorta Primi İşveren Payı Desteği Yatırımlara sağlanacak sigorta primi işveren hissesi desteği bölgelere göre 2 ila 10 yıl arasında değişmektedir. Yeni sistemde, kapsama giren yatırımlar ile tersanelerin gemi inşa yatırımları kapsamında istihdam edilen işçiler için ödenmesi gereken sigorta primi işveren hissesinin asgari ücrete tekabül eden kısmı, devlet tarafından karşılanacaktır. 5.            Kredilerde Faiz Desteği Bölgelere yapılacak yatırımlar için verilecek faiz desteği oranı TL cinsi kredilerde 3-7 puan arasında, döviz cinsi kredilerde ise 1 ya da 2 puan olarak uygulanacaktır. Destek tutarlarının azami tutarları ise bölgelere göre, 500 bin lira ile 900 bin lira arasında değişmektedir. Stratejik yatırımlarda Yatırım kredileri için 50 milyon liraya ulaşan faiz desteği uygulaması öngörülmektedir. 6.            Yatırım Yeri Arazi Tahsisi Genel Teşvik uygulaması dışındaki diğer teşvikli yatırımların tamamında Hazine tarafından yer tahsisi yapılabilecektir. 7.            Gelir Vergisi Stopaj Desteği Sadece 6. Bölgedeki yatırımlar için 10 yıl süreyle çalışanlarla ilgili gelir vergisi stopaj desteği uygulanacaktır. 8.            Fabrika İnşaatlarında KDV İadesi Sadece stratejik yatırımlarda, asgari 500 milyon tutarındaki yatırımlar için bina ve inşaatta KDV istisnası uygulaması olacaktır. Özet olarak yararlanılacak destek unsurları yatırım teşvik kapsamına göre şu şekildedir. Yatırımın Kapsamı DESTEKLER Genel Bölgesel Büyük Ölçekli Stratejik KDV İstisnası X x X X Gümrük Vergisi Muafiyeti X X X X Vergi İndirimi X X X Sigorta Primi İşveren Hissesi Desteği X X X Yatırım Yeri Tahsisi X X X Faiz Desteği X X X Gelir Vergisi Stopajı X X X KDV İadesi (Bina-İnşaat) X Uygulamanın detayları için yayınlanacak kararname ve tebliğlere bakmakta fayda vardır.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>POS makineleriyle yazarkasalar birleşiyor</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/pos-makineleriyle-yazarkasalar-birlesiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Mar 2012 11:03:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[kredi akrtı slipleri]]></category>
		<category><![CDATA[kredi kartlı satışlar]]></category>
		<category><![CDATA[ödeme kaydedici cihaz]]></category>
		<category><![CDATA[ökc]]></category>
		<category><![CDATA[pos cihazları]]></category>
		<category><![CDATA[yazarkasa]]></category>
		<category><![CDATA[yazarkasa kullanma mecburiyeti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1356</guid>

					<description><![CDATA[Ülkemizde hemen hemen herkesin bir veya birden fazla kredi kartına sahip olduğunu söylemek zor değil. Alışverişlerde kredi kartı kullanımı da oldukça yaygın. Kredi kartı ile alışveriş yapıldığında birçok vatandaşımızın dikkatini çekmiştir, POS makinesinden kredi kartı geçirilip tahsilât yapılmasıyla beraber hemen yazarkasadan (teknik adı ödeme kaydedici cihaz, ÖKC) satış fişi düzenlenir. Zira POS cihazlarından yapılan kredi kartı çekimleri cihazın hafızasında saklanır. Kredi kartlı satışlar takip ediliyor Maliye Bakanlığı hafızadaki verileri bankalardan düzenli olarak alır ve kredi kartı ile yapılan satışları günü gününe takip eder. Daha sonra da aylık KDV matrahları ile kıyaslayarak bu satışlar için fiş veya fatura düzenlenip düzenlenmediğini kontrol eder. Maliye&#8217;nin bu kontrol gücünü bilen satıcılar da kredi kartı ile yapılan her satış işlemi için yazar kasadan hemen satış fişini düzenler. Aksi takdirde kayıt dışı satıştan dolayı vergi cezası ile karşılaşacaklarını bilirler. Yazarkasa kasa fişi ile POS çıktısı birleşiyor Bugüne kadar POS cihazları ile yazarkasalar ayrı ayrı cihazlar olarak kullanılıyordu. Fakat teknoloji, her iki cihazın yaptıkları işi tek bir cihaz üzerinden yapmaya imkân veriyor. &#8220;Yeni Nesil Ödeme Kaydedici Cihazlar&#8221; hem POS makinesi hem de yazarkasa işlevi görüyor. Yani kredi kartı ile alışveriş yaptığınızda, kartınızı geçirdiğiniz cihazdan aynı anda satış fişini almak da mümkün. Kırtasiye de azalıyor Teknolojiyi yakından takip eden Gelir İdaresi de bu imkânın kullanılmasına yönelik altyapı çalışmalarını tamamlamış durumda. Bu teknoloji ile ayrı ayrı yazarkasa fişiyle POS makinesi çıktısı almaya gerek kalmayacak. Geçtiğimiz günlerde &#8220;Yeni Nesil Ödeme Kaydedici Cihazlar Teknik Kılavuzu&#8221;na yönelik hazırlanan tebliğ taslağı, Gelir İdaresi Başkanlığı&#8217;nın internet sitesinde görüş ve önerilere açıldı. Teknik Kılavuz Taslağı&#8217;nda yeni nesil cihazlarda yer alması gereken teknik birtakım özellikler sıralanıyor. Yeni cihazların, tebliğ taslağında sayılan teknik özelliklere sahip olması şart. Yeni nesil yazarkasalar (ÖKC&#8217;ler) POS cihazları ile birlikte çalışacak. Öncelikle perakende satışlarda bedelin kredi kartı, banka kartı vb. kartlarla ödenmesi hâlinde, fiş toplam tutarı ÖKC ile bağlantılı çalışan ve kartın okutulduğu EFTPOS cihazına otomatik olarak gönderilecek. EFTPOS cihazı bankadan provizyon aldıktan sonra da provizyon bilgisini ÖKC&#8217;ye gönderecek ve ÖKC, kredili ödeme fişini otomatik olarak düzenleyecek. Yeni nesil ÖKC&#8217;lerle ilgili olarak bilinmesi gereken temel noktaları şu şekilde sayabiliriz; &#8211; Cihazlar, Maliye Bakanlığı&#8217;ndan onay alan firmalar tarafından üretilecek. &#8211; Yeni cihazların içindeki bilgilere Gelir İdaresi&#8217;nin de erişimi olacak. Yani Gelir İdaresi artık hiçbir bilgi talebinde bulunmaksızın hangi POS cihazından ne kadar satış yapıldığını görebilecek. &#8211; Cihazların mali hafızasındaki bilgiler silinemeyecek, değiştirilemeyecek. Her türlü müdahaleye karşı koruma sağlayan bir sisteme sahip olacak. &#8211; Gelir İdaresi, cihazlar üzerinden istediği formatta mali raporlar alabilecek. Akaryakıt pompalarına bağlı ÖKC&#8217;ler Gelir İdaresi, akaryakıt pompalarına bağlanan ödeme kaydedici cihazlar için ayrı bir teknik kılavuz yayınlayacak. Yayınlayacağı kılavuzda, yeni nesil ÖKC Teknik Kılavuzu&#8217;nda sayılan özelliklere uygun ek özellikler belirleyebilecek. İsmail Kökbulut]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kıst Amortisman Nedir?  Nasıl hesaplanır ?</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/kist-amortisman-nedir-nasil-hesaplanir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Mar 2012 07:16:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[amortisman]]></category>
		<category><![CDATA[faydalı ömür]]></category>
		<category><![CDATA[kıst amortisman]]></category>
		<category><![CDATA[kıst amortisman nedir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1350</guid>

					<description><![CDATA[Faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları binek otomobilleri hariç olmak üzere, işletmelere ait binek otomobillerinin aktife girdiği hesap dönemi için ay kesri tam ay sayılmak suretiyle kalan ay süresi kadar amortisman ayrılır. Amortisman ayrılmayan süreye isabet eden bakiye değer, itfa süresinin son yılında tamamen yok edilir. (VUK Madde:320) İşletmenin faaliyet konusu binek otolarının kiralanması ve çeşitli şekillerde işletilmesi olmakla birlikte, satın alınan binek otomobilleri bu amaçlarla kullanılmıyorsa, bu binek otomobilleri için de kıst amortisman ayrılacaktır. Binek otomobillerinin aktife girdikleri hesap döneminde kıst amortisman ayrılması, amortisman süresini uzatmayacaktır. Bu durumda, yılbaşından binek otomobillerinin aktife girdiği aya kadar olan süreye isabet eden amortisman, itfa süresinin son yılında yok edilecektir.   Örnek Yayıncılık faaliyeti ile iştigal eden Çağın A. Ş. 10. Ağustos 2010 tarihinde 60.000.000.-TL bedel ile bir binek otosu satın almıştır. Bu otomobil için %20 nispetinde amortisman ayrılacaktır. Normal yöntemle amortisman ayrılmasına karar verilmişse &#160; Yıl Maliyet Bedeli Birikmiş Amortismanı Amortisman Oranı Yıllık Amortisman 2010 60.000,00 0 0,20 5.000,00 2011 60.000,00 5.000,00 0,20 12.000,00 2012 60.000,00 17.000,00 0,20 12.000,00 2013 60.000,00 29.000,00 0,20 12.000,00 2014 60.000,00 41.000,00 0,20 19.000,00         60.000,00 Tablodan da görüleceği üzere, ·         Üzerinden amortisman ayrılacak kıymet kıst amortisman tabi olduğundan, amortismanın ilk yılında, kıymetin aktife girdiği ay tam sayılmak suretiyle, yıl sonuna kadar olan dönem için amortisman hesaplanmıştır. Yıllık Amortisman Tutarı = 60.000,00 x 0,20 = 12.000,00 Aylık Amortisman Tutarı = 12.000,00 / 12 = 1.000,00 Kıymetin Aktife Girdiği Aydan Yıl Sonuna Kadar Olan Ay Sayısı = 5 İlk Yılın Amortismanı = 1.000,00 x 5 = 5.000,00 ·         Amortismanın ilk yılında eksik ayrılan amortisman son yılın amortismanına eklenmiştir. İlk Yıl Eksik Ayrılan Amortisman= 12.000,00 &#8211; 5.000,00 = 7.000,00 Son Yılın Amortismanı = 12.000,00 + 7.000,00 = 19.000,00 Azalan bakiyeler yöntemiyle amortisman ayrılmasına karar verilmişse Normal amortisman oranının 2 katı %50’yi geçmediğinden, kullanılacak amortisman oranı normal amortisman oranının iki katı olan %40’dır. Yıl Maliyet Bedeli Birikmiş Amortismanı Amortisman Oranı Yıllık Amortisman 2010 60.000,00 0 0,40 10.000,00 2011 60.000,00 10.000,00 0,40 20.000,00 2012 60.000,00 30.000,00 0,40 12.000,00 2013 60.000,00 42.000,00 0,40 7.200,00 2014 60.000,00 49.200,00 0,40 10.800,00         60.000,00 Tablodan da görüleceği üzere; ·         Üzerinden amortisman ayrılacak kıymet kıst amortisman tabi olduğundan, amortismanın ilk yılında, kıymetin aktife girdiği ay tam sayılmak suretiyle, yıl sonuna kadar olan dönem için amortisman hesaplanmıştır. Yıllık Amortisman Tutarı = 60.000,00 x 0,40 = 24.000,00   Aylık Amortisman Tutarı = 24.000,00 / 12 = 2.000,00 Kıymetin Aktife Girdiği Aydan Yıl Sonuna Kadar Olan Ay Sayısı = 5 İlk Yılın Amortismanı = 2.000,00 x 5 = 10.000,00 ·         Azalan bakiyeler yöntemi ile amortisman ayrıldığından, amortismanın son yılına devreden bakiye değer son yılın amortismanı olarak dikkate alınacaktır. Son Yıla Devreden Bakiye Değer = 60.000,00 –  49.200,00 = 10.800,00]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşyeri kira geliri beyanında özellikli durumlar</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/isyeri-kira-geliri-beyaninda-ozellikli-durumlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Mar 2012 11:49:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[2012 gmsi gelirleri]]></category>
		<category><![CDATA[2012 kira gelirleri]]></category>
		<category><![CDATA[gmsi]]></category>
		<category><![CDATA[işyeri kira gelirleri]]></category>
		<category><![CDATA[kira gelirleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1326</guid>

					<description><![CDATA[İşyeri kira gelirlerinin vergilendirilmesinde, bazı özellikli durumlar söz konusu&#8230; Örneğin kiranın net tutar olarak belirlenmesi, kiracının kira stopajını yatırmamış olması, konut olarak kiralanan gayrimenkulün aynı zamanda işyeri olarak kullanılması, sahibi olunan işyerinin bedelsiz olarak çocuğun kullanımına bırakılması gibi&#8230; KİRANIN NET TUTAR OLARAK BELİRLENMESİ İşyeri kirasının net tutar olarak belirlenmiş olması halinde vergi kesintisinin kiranın net tutarı üzerinden değil, brüt tutarı üzerinden hesaplanması gerekiyor. Bu durumda işyeri sahibinin de kira gelirini net tutar üzerinden değil, brüt tutar üzerinden beyan etmesi gerekiyor. Kiracının net olarak ödediği kira, brüt kiranın (100-20 =) yüzde 80&#8217;i olup, brüt kira tutarı (Brüt Kira = Net Kira / 0,80) formülü ile hesaplanır. KİRACI STOPAJI YATIRMAMIŞSA Gayrimenkul sahibinin beyan edilmeyen veya beyan edilmiş olmakla birlikte ödenmemiş olan stopajdan sorumlu olabilmesi için Maliye Bakanlığınca müteselsil sorumlulukla ilgili usul ve esasların belirlenmesi gerekiyor. İşyeri kira ödemelerinde, kiracının stopaj (vergi kesintisi) yapmaması halinde, mal sahibinin de müteselsilen sorumlu olacağı yönünde, Maliye Bakanlığınca bir belirleme yapılmadığından, işyerini kiraya veren kişinin, kiracının kira stopajını beyan etmemesinden ya da vergi dairesine yatırmamasından dolayı herhangi bir sorumluluğu söz konusu değil. STOPAJ MAHSUBU İşyeri kiralarından kesilen verginin, kira geliri nedeniyle verilen beyanname üzerinden hesaplanan vergiden mahsubu için &#8216;stopajın yatırılmış olması&#8217; koşulu aranmıyor. Beyanname üzerinden hesaplanan vergiden, stopaj mahsubunda; kesilen verginin beyan edilen kira gelirine ilişkin olması, kesintiyi yapan vergi sorumlularının adı-soyadı veya unvanını, bağlı olduğu vergi dairesi ve vergi kimlik numaralarını, kesintiye esas alınan brüt tutarları, kesilen vergiler ile kesinti yapılan dönemleri gösteren tablonun yıllık beyannameye eklenmesi yeterli. KİRALANAN KONUTUN İŞYERİ YAPILMASI  Özellikle doktorluk, müşavirlik, mimarlık gibi serbest meslek faaliyetleri, ayrı bir işyeri açmaksızın ikamet edilen konutun belli bir bölümünde yürütülebiliyor. Kiralanan gayrimenkulün hem konut hem de işyeri olarak kullanılması halinde, işyeri olarak kullanılan kısma isabet eden kira tutarı üzerinden değil, kira bedelinin tamamı üzerinden stopaj (vergi kesintisi) yapılması gerekiyor. Bu durumda gayrimenkul sahibinin elde ettiği kira geliri de işyeri kira geliri sayılıyor. EŞE AİT DAİRENİN KULLANILMASI Mülkiyeti eşe ait olan gayrimenkulün hem ikametgah hem de işyeri olarak kullanılması halinde, bu ikametgah vergi mevzuatı açısından işyeri olarak kabul ediliyor. Bu durumda, söz konusu gayrimenkul için kira ödenmemesi halinde emsal kira bedeli üzerinden tevkifat yapılması gerekmiyor. Ancak gayrimenkulün sahibi eş tarafından, emsal kira bedelinin tamamı üzerinden yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmesi gerekiyor. ÇOCUĞA BEDELSİZ KULLANDIRILAN İŞYERİ Mülkiyeti anne ya da babaya ait olan işyerinin, bedelsiz olarak çocuğun kullanımına bırakılmasının hem &#8216;gayrimenkul sermaye iradı&#8217; (kira geliri), hem de &#8216;gelir vergisi kesintisi&#8217; yönünden iki boyutu var. İşyeri için kira ödemesi yapılmaması halinde emsal kira bedeli üzerinden gelir vergisi kesintisi yapılması gerekmiyor. Ancak kira geliri tahsil etmeyen anne ya da babanın, çocuklarına bedelsiz olarak kullandırdıkları işyeri için emsal kira bedeli olarak hesaplanacak tutarı, gayrimenkul sermaye iradı (kira geliri) olarak beyan etmeleri ve tahakkuk ettirilecek vergiyi de ödemeleri gerekiyor. Bedelsiz ev için kira beyanı AKŞAM gazetesindeki kira vergisi ile ilgili yazılarınızı okuyorum ancak benim durum farklı. Memlekette hisseli bir binamız var. Bir parselde 4 hissenin 3&#8217;ü bizim, 1&#8217;i  kuzenimin. En üst kat dairede kuzenimin kız kardeşi  oturuyor. Biz kira almıyoruz, tabi ki abisi de almıyor. Binanın toplamında bizim 11 hissemize ait olan vergisel değeri 60 bin TL, hatta bu yıl 120 TL emlak vergisi ödenecek. Bina 65 yıllık olduğu için vergi düşük. Benim sorum, kuzenimin kız kardeşinin oturduğu daireyle ilgili bizim 3 hissemize düşen emsal değeri nasıl hesaplayıp vergi vermemiz gerekir? n M. Karaelmas Bedelsiz olarak kuzeninizin kız kardeşinin kullanımına bıraktığınız dairenin emsal kira bedeli, bu dairenin kirası sayılır. Emsal kira bedeli de emlak vergisi değerinin yüzde 5&#8217;idir. Emsal kira bedelinden, 11 hissenin her bir hissesine düşen pay da 2 bin 800 liralık konut kira geliri istisnasının altında kalacağından, 11 hissedarın istisna tutarını aşan başkaca konut kira geliri yoksa beyan edilmesi gerekmiyor. Kat karşılığında satış kazancı YazIlarInIzI ilgi ile takip ediyor ve çok faydalanıyorum. &#8216;2011 yılında gayrimenkul satışında beyanname vermeniz gerekebilir&#8217; yazınıza ek bir soru sormak istiyorum. Bay (A) 2007 yılında 60 bin TL karşılığında arsa ve bahçesi ile birlikte eski bir ev alıyor. Daha sonra müteahhit çevredeki arsa ve eski evleri topluyor, Bay (A)&#8217;dan da gayrimenkulünü 1 daire karşılığında alıyor, inşaatı 2011 yılında tamamlıyor. Bay (A) aldığı daireyi 230 bin TL karşılığında satıyor ve bankadan ödemeyi alıyor. Bu durumda beyanname vermesi gerekir mi?  A. Calhan Maliyenin görüşüne göre, kat karşılığı alınan gayrimenkuller yeni bir iktisap sayılıyor. Buna göre, 2007 yılında satın alınıp kat karşılığı müteahhide verilen bahçeli ev karşılığında 2011 yılında alınan daire, 2011 yılında iktisap edilmiş kabul ediliyor. 2011 yılında iktisap edilmiş olan daire beş yıl içinde satıldığı için de elde edilen kazanç değer artış kazancı sayılıyor. Elde edilen kazanç 8 bin liralık istisna tutarını aştığı için de beyanname verilmesi gerekiyor. Diğer yandan, arsa karşılığı daire alımı yeni bir iktisap sayılmasa bile, 2007 yılında satın alınan gayrimenkul, yine 5 yıl içinde satılmış olacağından, elde edilen kazacın değer artış kazancı olarak beyan edilmesi gerekecekti. (Akşam,13.03.2012)]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2012 Kira Geliri Beyanı</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/2012-kira-geliri-beyani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Mar 2012 21:34:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[2011 gmsi]]></category>
		<category><![CDATA[2011 kira gelirleri]]></category>
		<category><![CDATA[2012 gmsi]]></category>
		<category><![CDATA[2012 kira geliri]]></category>
		<category><![CDATA[2012 kira gelirleri]]></category>
		<category><![CDATA[gayri menkul sermaye iradı]]></category>
		<category><![CDATA[gmsi]]></category>
		<category><![CDATA[kira geliri]]></category>
		<category><![CDATA[kira gelirlerinin beyanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1321</guid>

					<description><![CDATA[2012 Kira Geliri Beyanı 2011 Yılında Elde Edilen  Kira Gelirlerinin Beyan Edilmesi  (18.01.2012) Kira Gelirinin Kapsamı Arazi, bina, haklar,  motorlu taşıtlar ve Gelir Vergisi Kanunu’nun 70. maddesinde detaylı bir şekilde sayılan mal ve hakların kiraya verilmesinden elde edilen gelirler Gayri Menkul Sermaye iradı (Kira Geliri) olarak adlandırılmaktadır. Kira Gelirleri için Beyanname Verme Süresi ve Ödeme Tarihleri 2011 yılı içinde konut ve/veya  işyeri kira gelirleri elde edenlerin, bu gelirleri için 26 Mart 2012 –  Pazartesi günü mesai saati bitimine kadar, (İnternetten verenler için 23:59) ikametgah adreslerinin bağlı olduğu vergi dairesine, (yurtdışında ikamet edenler, kira gelirinin elde edildiği gayrimenkulün adresinin bağlı olduğu vergi dairesine) elden veya internet üzerinden (S.M. veya S.M.M.M aracılığıyla) beyannamelerini göndermeleri gerekmektedir. Tahakkuk Eden Toplam GMSİ &#8211; Gelir Vergisinin 1. taksiti 02.04.2012 Pazartesi,   2. taksiti ise 31.07.2012 Salı gününe kadar Banka veya  bağlı olunan vergi daireleri veznelerinden ödenebilir. Sadece Kira geliri elde eden 60 yaş ve üzeri mükellefler ile engelli mükelleflerden, yaşlılığı, sakatlığı veya hastalığı nedeniyle vergi dairesine gidemeyecek durumda olanlar, maliye’nin 444 0 189 numaralı telefonunu arayarak, ad, soyad ve adres bilgilerini vermeleri halinde vergi dairesi görevlileri bu kişilerin adreslerine giderek beyannameleri alacak ve  bu durumdaki kişilerin işlemlerini yapacaklardır. Hangi Yılların Kira Gelirleri için 26.03.2012 Tarihine kadar Beyanname Verilecektir 2011 Yılı ve daha önceki dönemlere ait olup, 2011 yılı içerisinde tahsil edilen kira gelirleri 2011 yılı kira gelirleri ile birlikte 26.03.2012 tarihine kadar beyan edilecektir. Örneğin; 2009, 2010 ve 2011 Yıllarına ait kira bedellerinin 2011 yılı içerisinde tahsil edilmesi halinde üç yıla ait kira bedeli toplamı 26.03.2012 tarihinde birlikte beyan edilecektir. 2012 ve sonraki yıllara ait kira bedellerinin, 2011 yılı veya daha önceki yıllarda peşin olarak tahsil edilmiş olması halinde, her yılın kira bedeli ait olduğu yılda beyan edilecektir. Örneğin; 2011 yılı içinde 2011-2012-2013 yıllarına ait olan, 3 yıllık kira bedelinin peşinen tahsil edilmesi halinde; 1- 2011 Yılı Kira Geliri    26.03.2012 tarihinde 2- 2012 Yılı Kira Geliri    25.03.2013 tarihinde (Değişiklik olmaması halinde) 3- 2013 Yılı Kira Geliri    25.03.2014 tarihinde (Değişiklik olmaması halinde) Beyan edilecektir. Kira Bedellerinin Tahsil Türleri ve Kanuni Zorunluluklar Kira Bedelleri;  Nakden (TL, Döviz),   Havale yoluyla ve  ayni olarak (Emsal bedel uygulanır), Kiralanan yer için yapılan masrafın kiradan düşülerek tahsil edilmesi halinde kira bedelinin tam beyan edilmesi gerekmektedir. Dövizli tahsil edilen kira bedelleri, tahsil günündeki T.C. Merkez Bankası döviz alış kuru esas alınarak TL’ye çevrilir. Belirlenen Döviz’in T.C. Merkez Bankasında karşılığı yoksa Maliye Bakanlığı’nın belirlediği değerleme kuru ile değerlenir. Konutlarda 500 TL&#8217;nin üstündeki kiraların, İşyerlerinde ise tutarı ne olursa olsun tüm kira bedellerinin  01.11.2008 tarihinden itibaren 268 sayılı Gelir Vergisi Genel Tebliğine göre banka veya PTT’den  yatırılma zorunluluğu getirilmiştir. Konutlarda uygulanan 500 TL’lik sınır her konut için ayrı ayrı uygulanacaktır. Yani bir kişinin sahibi olduğu ve mesken olarak kiraya verdiği iki konuttan birinin aylık kirasının 400 diğerinin 600 TL olduğu varsayılırsa, ev sahibinin sadece 600 TL olan konut için kira bedelini Banka’dan veya PTT’den tahsil etme zorunluluğu olup, 400 TL kirası olan konutun kirasını isterse elden nakit olarak da alabilecektir. Tebliğlerle yapılan düzenlemelere göre bankadan ödeme/tahsil edilme  kapsamına girenlerde, işyeri kiralarında KİRACI, konutta ise EV SAHİBİ sorumlu olacaktır. Ceza Uygulaması ; Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesinde yer alan hüküm uyarınca, mükerrer 257 nci maddeyle getirilen zorunluluklara uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesilmesi gerekmektedir. Anılan madde uyarınca bu Tebliğ ile 01/11/2008 tarihinden itibaren getirilen zorunluluklara uymayanlara kesilecek ceza,                                                                          2009 yılı için; Birinci sınıf tüccarlar ile serbest meslek erbabı hakkında 1.000 TL&#8217;den,-                                     İkinci sınıf tüccarlar, defter tutan çiftçiler ile kazancı basit usulde  tespit edilenler hakkında 500 TL&#8217;den,  Yukarıda yazılı bulunanlar dışında kalanlar hakkında 250 TL&#8217;den az olmamak üzere her bir işlem için bu işleme konu tutarın %5&#8217;idir. İşyeri Kira Gelirlerine Hangi Oranda Tevkifat uygulanacaktır? İşyerleri, mülk sahibine  yaptıkları kira ödemelerinden, %20 oranında gelir vergisi kesintisi yaparak, mülk sahipleri adına, kendi bağlı oldukları vergi dairesine muhtasar beyanname ile beyan etmek zorundadırlar. Mülk sahipleri, işyerlerinden elde ettikleri kira gelirlerini Brüt olarak beyan edecekler,  kiracılar tarafından ödenen gelir vergisi kesintilerini de kendi gelir vergilerinden indireceklerdir.  Kiracılar tarafından peşin ödenen sonraki yıllara ait kira bedelleri için de ödemenin yapıldığı ayda gelir vergisi kesintisi yapılacaktır. İşyeri olarak kullanmak amacıyla kiraladıkları yerlerden gelir vergisi kesintisi yapmak zorunda olanlar Gelir Vergisi Kanununun 94’üncü maddesinde detaylı olarak belirtilmiştir. Kira Geliri Beyanname Verme Sınırları Gelirinin sadece Gayrimenkul Sermaye İradından ibaret olması halinde; 2011 Yılı içinde elde edilen KONUT Kira gelirleri istisnası olan  2.800,00 TL’yi aşanlar, (Kira Geliri Beyan edilmez veya eksik beyan edilirse bu istisnadan yararlanılamaz) İşyeri kira geliri elde edenlerden, Brüt kira geliri 23.000 TL’yi aşanlar, (Gelir Vergisi Kesintisi yapılanlar) Konut ve İşyeri kira gelirinin birlikte elde edilmesi halinde; konut kira gelirinin istisna haddi sonrası kalan tutarı (2.800 TL üzeri ) ile işyeri kira gelirinin brüt tutarının toplanması sonucu bulunan tutarın 23.000,00 TL’sını aşması halinde iki gelir de beyan edilecektir. Aşmaması halinde sadece konut kira gelir beyan edilecektir. Yurt Dışında bulunan Türk Vatandaşları Hangi Kira Gelirini Beyan Etmeyeceklerdir? Yurtiçinde yerleşmiş olmayan gerçek kişiler, çalışma veya oturma izni alarak 6 aydan fazla bir süreyle yurtdışında yaşayan Türk vatandaşları; tutarı ne olursa olsun, üzerinden Gelir vergisi kesintisi yapılmış olan İşyeri kira gelirlerini beyan etmeyeceklerdir. 2.800,00 TL istisna üzerinde kalan Konut Kira geliri için ise Türkiye’de yerleşik kişiler gibi beyanname vereceklerdir. Bedelsiz Kullandırılan Yerler ve Emsal Kira bedeli Uygulaması Sahip olunan yer ile ilgili hiç kira alınmaması veya emsallerine göre düşük kira alınması halinde emlak değerinin %5’i yıllık kira bedeli olarak uygulanır, Boş kalan gayrimenkulün korunması amacıyla bedelsiz olarak başkasının kullanımına bırakılması ile  Mal sahiplerinin, çocuklarının, Anne, Babalarının ve Kardeşlerinin ikametine tahsis edilmesi, (Her bir yakınına en fazla bir konut tahsis edilmesi şartı ile), Mal sahibi ile akrabalarının aynı evde oturması halinde emsal kira bedeli uygulanmaz. Elde Edilen Kira Gelirlerinin Beyan Edilmemesi Halinde Uygulanacak Cezalar Konutlardan elde edilen kira gelirleri beyan edilmez veya eksik beyan edilir ve vergi dairesi tarafından durum tespit edilirse, 2.800 TL’lik istisnadan yararlanılamaz, ayrıca iki  kat birinci derece usulsüzlük cezası uygulanarak, Takdir komisyonunca konutun bulunduğu  yerin ortalamalarına göre emsal kira belirlenerek hesaplanan gelir vergisi üzerinden ayrıca vergi ziyaı cezası kesilir. Mükellefin beyan süresi geçen kira gelirlerini, Vergi Dairesi tespit etmeden, kendiliğinden, V.U.K.’nun Pişmanlık ve Islah başlıklı 371. maddesi hükümlerinden yararlanmak istediğini belirtir bir dilekçe ile bağlı bulunduğu vergi dairesine vermesi halinde, istisnadan faydalanacak ve vergi ziyaı kesilmeyecek, sadece Pişmanlık zammı adı altında normal vade tarihi ile beyan tarihi arasında geçen süre için gecikme zammı tahsil edilecektir. Kira Gelirlerinden İndirilebilecek Giderler Kira Geliri elde edenler;  Kira gelirlerinin beyanında, safi irada ulaşırken indirecekleri giderler için, 1-Götürü Gider Yöntemi,  2-Gerçek Gider Yönteminden birini seçebilirler, hangi yöntem seçilmişse  tüm kira gelirleri için uygulanır, bazı kira gelirleri için   Gerçek, bazıları için Götürü Yöntem uygulanamaz. GERÇEK gider yöntemini seçen kişi, kira geliri elde ettiği yer için kendisi tarafından yapılan giderleri belgelerini de beyannamelerine eklemek koşuluyla Brüt kira gelirinden indirebilecektir. (aydınlatma, ısıtma, su, asansör, sigorta, tadilat, kredi faizleri, elde edilen yıldan itibaren 5 yıl süre ile satın alma bedelinin %5’i oranında indirim, emlak, vergi, resim, harç, şerefiye, amortisman, Kira ile oturulan konuta ait ödenen kira bedelleri) Gerçek Gider Yöntemini seçenler, indirdikleri gerçek giderlerden vergiden istisna edilen tutara isabet eden kısmını gider olarak indiremeyecektir. Bu formül şöyle uygulanacaktır. İstisna sonrası Brüt Kira   x Gerçek gider Tutarı ______________________________________ Brüt Kira geliri GÖTÜRÜ gider yöntemini seçen kişi; Brüt kira gelirinden  istisna tutarı düşüldükten sonra kalan kısma %25 oranında götürü gider indirimi yapabilecektir. Götürü gider yönteminin seçilmesi durumunda, iki yıl boyunca gerçek gider yöntemine geçilemeyecektir. Gelir Vergisi Kanunun 89. maddesinde sayılan ve aşağıdaki bazıları belirtilen indirimler Gelir Vergisinden düşülebilecektir. A-SİGORTA PRİMLERİ Asgari ücretin yıllık tutarını ve safi iradın %10’unu aşmamak kaydıyla, 1 Bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları (şahıs sigorta primleri için bu oran %5’dir.) 2 Kişinin kendisine, eşine  ve küçük çocuklarına ait, hayat, ölüm, kaza, hastalık, sakatlık, analık, doğum ve tahsil gibi şahıs sigorta primleri ile Bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları (Türkiye’de kurulu Sigorta şirketine ödenmiş olmalı ve  primlerin beyan edilen gelirin ait olduğu yılda ödenmiş olması gerekmektedir) B-EĞİTİM VE SAĞLIK HARCAMALARI Beyan edilen Safi Gelirin %10’unu aşmamak kaydıyla, Türkiye’de Yapılması,  Gelir ve Kurumlar Vergisi bulunan gerçek ve tüzel kişilerden alınacak belgelerle ispat edilmesi şartıyla, Kişinin kendisine, eşine  ve küçük çocuklarına ait, yapılan eğitim ve sağlık harcamaları C-OKUL YURT VE SAĞLIK TESİSLERİ İÇİN YAPILAN BAĞIŞ VE YARDIM Okul, sağlık tesisi ve yüz yatak (kalkınmada öncelikli yörelerde elli yatak) kapasitesinden az olmamak üzere öğrenci yurdu ile çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, huzurevi, bakım ve rehabilitasyon merkezi inşası dolayısıyla yapılan harcamalar veya bu tesislerin inşası için yapılan bağış ve yardımların tamamı ÖZET 1- 2011 Kira Gelirleri için İSTİSNA Tutarları 1.1- Yıllık Mesken kira gelirleri istisnası(her bir mükellef için)    2.800 TL (2.800 TL ve altı Mesken kira geliri beyan edilmeyecektir.) 1.2- Yıllık Brüt İşyeri kira gelirleri istisnası                    23.000 TL (Brüt Kira üzerinden Gelir Vergisi Kesintisi Yapılmış olanlar için) 1.3    İşyeri ve Mesken Kira gelirinin birlikte elde edilmesi halinde mesken kira geliri olarak tahsil edilen tutarın 2.800 TL üzerinde kalan kısmı ile Brüt işyeri kira geliri toplamının 23.000 TL’yi aşması halinde beyan verilecektir.Beyan sınırının altında olması halinde sadece mesken kira geliri beyan edilecektir. 2.Beyanname Verme Tarihleri     01.03.2012 &#8211;  26.03.2012 arasında 3.G.M.S.İ. Gelir Vergisi Son Ödeme Tarihleri 1. Taksit Vade sonu    02.04.2012 2. Taksti Vade Sonu    31.07.2012 4- Götürü Gider Yöntemi İndirim Oranı %25 5- Yurtdışında [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni TTK da şirketten Şahısa Dönmek Kolaylaştırılıyor</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/yeni-ttk-da-sirketten-sahisa-donmek-kolaylastiriliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Mar 2012 14:33:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TTK]]></category>
		<category><![CDATA[şahıstan şirkete]]></category>
		<category><![CDATA[şirketler]]></category>
		<category><![CDATA[Şirketten Şahısa Dönmek]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ TTK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1302</guid>

					<description><![CDATA[01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girecek 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, Şirketlere getirdiği bir takım düzenlemeler ile şirketleri zor durumda bırakılacağı konusu tartışılırken yeni dönemde şirket kalmak istemeyenlere şahıs işletmesine dönüş hakkı verildiği belirtildi. Türk Ticaret Kanununun, 194. maddesi ticari işletmeye dönüşmek isteyen ticari şirketlerin yapacaklarını, Geçici 5. maddesi de daha önce şahıstan şirkete dönüşenlerin geri dönüşlerini düzenlendiği belirtilirken ilgili düzenlemelerin kanunun yayınlanacak ikincil mevzuatı ile daha da net olarak belirleneceği açıklandı. İlgili maddeler aşağıdaki gibidir; MADDE 194&#8211;   (1)Bir ticari işletme, bir ticaret şirketiyle, onun tarafından devralınmak suretiyle birleşebilir. Bu hâlde devralan ticaret şirketinin türüne göre 138 ilâ 140, 142 ilâ 158 ve ortak hükümlere ilişkin 191 ilâ 193 üncü madde hükümleri kıyas yoluyla uygulanır. (2)Bir ticari işletmenin bir ticaret şirketine dönüşmesi hâlinde 182 ilâ 193 üncü maddeler kıyas yoluyla uygulanabilir.   (3)Bir ticaret şirketinin bir ticari işletmeye dönüştürülebilmesi için, söz konusu ticaret şirketinin paylarının tümü, ticari işletmeyi işletecek kişi veya kişiler tarafından devralınmalı ve ticari işletme bu kişi veya kişiler adına ticaret siciline tescil ve ilan edilmelidir. Bu hâlde, ticari işletmeye dönüştürülen ticaret şirketi, bir kollektif veya komandit şirket ise mezkûr ticaret şirketinin borçlarından, ticari işletmeyi işletecek kişi ve kişiler ile ticaret şirketinin eski ortakları da 264 üncü maddedeki zamanaşımı süresince sıfatlarına göre müteselsilen sorumlu olurlar. Dönüştürmeye bu Kanunun 264 ilâ 266 ncı maddeleri de uygulanır.     GEÇİCİ MADDE 4-   (1) Herhangi bir ticaret şirketi veya kooperatif bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren iki yıl içinde eski türlerine dönmeleri hâlinde aşağıdaki hükümlere tabi olurlar:   (2) Bu hâlde, bu Kanunun tür değiştirmeye ve nisaplara ilişkin hükümleri uygulanmaz, aşağıdaki nisaplar geçerli olur: a) Eski türüne dönecek şirket, kollektif, komandit ve sermayesi paylara bölünmüş ko-mandit şirket ise, tür değiştirmeyle ilgili tüm kararlar bütün ortakların çoğunluğu ile alınır.   b) Eski türüne dönecek şirket anonim şirket ise, tür değiştirme ile ilgili bütün kararlar için, yönetim kurulu bütün üyelerin çoğunluğuyla ve genel kurul sermayenin en az yüzde ellisini karşılayan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin varlığı ile toplanır. Birinci toplantıda bu nisaba ulaşılamazsa, ikinci toplantıda toplantı nisabı sermayenin üçte biridir. Bu hâlde kararlar yönetim kurulunda hazır bulunan üyelerin çoğunluğuyla, genel kurulda ise toplantıda mevcut oyların çoğunluğuyla alınır.   c) Eski türüne dönüşecek şirket limited şirket ise tür değiştirmeye ilişkin tüm kararlar sermayenin en az yüzde ellisine sahip ortakların çoğunluğunun kararıyla alınır. d) Eski türüne dönüşecek şirket bir kooperatif ise, tür değiştirmeye ilişkin kararlar koo-peratif ortaklarının en az çoğunluğunun genel kurulda temsil edilmesi şartıyla, toplantıda mevcut ortakların çoğunluğuyla alınır.   (3) Şirket sözleşmesinde, esas sözleşmede veya ana sözleşmede ya da herhangi bir söz-leşmede yer alan bir veto hakkı, bu madde hükümlerine göre verilecek tür değiştirme kararla-rında geçerli olmaz. Kamu kuruluşlarına tanınan altın paydan doğan haklar saklıdır.   (4) Diğer tür değiştirme işlemleri 6762 sayılı Kanuna göre yapılır.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Türk Ticaret Kanununun getirdiği hapis ve adli para cezaları</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/yeni-turk-ticaret-kanununun-getirdigi-hapis-ve-adli-para-cezalari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Feb 2012 21:40:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TTK]]></category>
		<category><![CDATA[adli para cezaları]]></category>
		<category><![CDATA[hapis cezaları]]></category>
		<category><![CDATA[yeni ttk cezalar]]></category>
		<category><![CDATA[yeni türk ticaret kanunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1296</guid>

					<description><![CDATA[A-) Şirket Ortaklarının Şirketten Borç Para Alması Yasaklanmıştır. Kanun 358’inci maddesine göre; “İştirak taahhüdünden doğan borç hariç,şirket ortakları şirkete borçlanamaz. Bu duruma aykırı hareket edenler. TTK’nun 562/5-d maddesine istinaden üç yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır. B-) Ticari Defterlerin Açılış Ve Kapanış Tasdiklerini Yaptıramayanlar, Kanun 64’üncü maddesinin üçüncü fıkrasına göre; her Tacir, Ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerini notere yaptırması zorunlu olup Bu zorunluluğa uymayanların iki yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılmaları gerektiği kanun 562. maddesinde yer almaktadır. C-) Gerçeği Yansıtmayan Envanter çıkaranlar, Kanun 66’üncü maddesi; Her tacir yılsonunda ticari işletmesinin envanterini çıkarması ve çıkardığı envanterin gerçeği yansıtması gerektiğini belirtilmiştir. Bu madde hükümlerine aykırı davranan yani Gerçeği yansıtmayan Envanter çıkaranlara iki yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılmaları kanun 562. maddesinde öngörülmüştür. D-)Saklaması Zorunlu Belgelerini İbraz Etmeyenler Kanun 86’ıncı maddesine göre; saklanması zorunlu olan belgeleri sadece dijital ortamda ibraz edebilen kimse, giderleri kendisine ait olmak üzere o belgelerin okunabilmesi için gerekli olan yardımcı araçları kullanıma hazır bulundurmalı; icap ettiği takdirde belgeleri, giderleri kendisine ait olmak üzere bastırarak ve yardımcı araçlara ihtiyaç duyulmadan okunabilen kopyalarını sunabilmelidir.” Bu yükümlülüğe uygun olarak saklanması zorunlu belgelerini ibraz etmeyenler iki yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılmaları 562. maddesinde yer almaktadır. E-) Defter Tutma Yükümlülüğüne Uymayanlar Defter tutma yükümlülüğü kanunun 64 maddesinde düzenlenmiş olup bu maddeye göre her tacir, ticari defterlerini Türkiye Muhasebe standartlarına uygun olarak tutmak ve İşletmenin ticari işlemlerini ve mal varlığını gerçekçi bir şekilde ticari defterlere yansıtmak zorundadır. Ayrıca tacir defterlerini üçüncü kişi uzmanlara, makul bir süre içinde yapacakları incelemede işletmenin faaliyetleri ve finansal durumu hakkında fikir verebilecek şekilde tutmalıdır. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyen tacirler iki yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılmaları kanunda öngörülmüştür. F-) Belgelerin Kopyasını Saklamayanlar  Kanun 64’üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre; her Tacir, işletmesi ile ilgili olarak gönderilmiş olan her türlü belgenin, fotokopi, karbonlu kopya, mikro fiş, bilgisayar kaydı veya benzer şekilde bir kopyasını, yazılı, görsel veya elektronik ortamda saklaması gerektiğini, bu belgelerin yetkili mercilerce istenmesi durumunda ibraz etmeyen tacirlerin, iki yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılması gerektiği kanun 562. maddesinde yer almaktadır. G-)Usulüne uygun olarak defterlerini tutmayanlar, Kanun 65’üncü maddesine göre; her Tacir Ticari defterlerini ve gerekli diğer kayıtları Türkçe tutması. Kısaltma, rakam, harf, ve sembol kullanıldığı takdirde bunların anlamları açıkça belirtmesi, Defterlerin yazımları ve diğer gerekli kayıtların, eksiksiz, doğru zamanında ve düzenli olarak tutması, yazılı kayıtlarda yanlışlık varsa tek çizgi ile çizmesi, dijital kayıtla ilgili değiştirmelerde, Kayıt sırasında mı yoksa daha sonra mı yapıldığı anlaşılmayan değiştirmeler yapmaması, Defterler elektronik defter ortamında tutacaksa tutulan defterler Türkiye Muhasebe Standartlarına uygun olması, Ayrıca Defterlerin ve gerekli diğer kayıtların elektronik ortamda tutması durumunda, bilgilerin saklanma süresinde bunlara ulaşılmasının ve bu süre içinde bunların her zaman kolaylıkla okunmasının temin etmesi gerekmektedir. Belirtilen yükümlülüklere aykırı davranan tacirler iki yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılmaları kanun 562. maddesinde yer almaktadır H-)Türkiye Muhasebe Standartlarına Aykırı Hareket Edenler Kanun 64 ila 88’inci madde hükümlerine tabi gerçek ve tüzel kişiler gerek ticari defterlerini tutarken, gerçek münferit ve konsolide finansal tablolarını düzenlerken Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu tarafından yayımlanan, Türkiye Muhasebe Standartlarına, kavramsal çerçevede yer alan muhasebe ilkelerine ve bunların ayrılmaz parçası olan yorumlara aynen uymak ve bunları uygulamak zorundadırlar. Bu kurala uymayan tacirler TTK’nun 562/2’inci maddesine göre; yüz günden üç yüz güne kadar adli para cezasıyla karşı karşıya kalacaklardır. I-) Yeni Türk Ticaret Kanununa Göre Denetleme Yetkisine Sahip Denetin Elemanlarına Defter Ve Belge Sunmamak Yeni Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre tutulmakla veya muhafaza edilmekle yükümlü olunan defter, kayıt ve belgeler ile bunlara ilişkin bilgileri, denetime tabi tutulan gerçek veya tüzel kişiye ait olup olmadığına bakılmaksızın, denetime yetkili olanlarca istenmesine rağmen vermeyenler veya eksik verenler ya da bu denetim elemanlarının görevlerini yapmalarını engelleyenler TTK’nun 562/4’üncü maddesine göre; fiilleri daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İ-) Yeni TTK’nın 524’üncü maddesindeki ilanı yaptırmayanlar Anonim şirketler ve toplulukların finansal tablolarını düzenlemekle yükümlü yönetim kurulları bilanço gününden itibaren altı ay içinde; finansal tablolarını, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporunu, kar dağıtımına ilişkin genel kurul kararını, denetçinin 403’üncü madde uyarınca verdiği görüşü ve genel kurulun buna ilişkin kararını, Türkiye Sicili Gazetesinde ilan ettirmeyen ve şirketin internet sitesine koymayan yönetim kurulları ”TTK’nun 562/6 maddesine göre; iki yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılırlar. J-) Sermaye Şirketlerinin İnternet sitesi açmaması !  TTK’nun “İnternet Sitesi” başlıklı 1524’üncü maddesine göre; sermaye şirketlerinin; internet sitesi açma zorunluluğu veya mevcut olan internet sitelerinde yayınlanması zorunlu olan bilgileri 01 Temmuz 2013 tarihinde itibaren yayınlamaları gerekmektedir. Bu tarihten itibaren üç ay içinde internet sitesi kurma zorunluluğunu yerine getirmeyenlere. TTK’nun 562/12’inci maddesine göre üç aya kadar hapis ve yüz güne kadar adli para cezası uygulanacaktır.   Kaynak: Sedat ERYÜREK ASMMMO Danışma Meclisi Sekreteri]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maliye ‘yakalarsam öperim’ dedi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/maliye-yakalarsam-operim-dedi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Feb 2012 21:24:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Resul KURT]]></category>
		<category><![CDATA[gayri menkul sermaye gelirleri]]></category>
		<category><![CDATA[gmsi]]></category>
		<category><![CDATA[maliye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1283</guid>

					<description><![CDATA[Ünlü şarkıcımız Tarkan’ın çok bilinen bir şarkısıdır “yakalarsam”. Her yıl klasikleşen bir şekilde Maliye Bakanlığı Gayri Menkul Sermaye iradı (Kira Geliri) geliri elde edenlerden vergisini almanın peşine düşer. Ancak son yıllarda Maliye Bakanlığı’nın bu işi çok iyi bir şekilde takip ettiğini söylemeliyim. 2011 yılında kira geliri elde edenlerin bunu beyan etmeleri için süreç 1-25 Mart tarihleri arasında beyan edilmesi gerekiyor. Kira gelirinde tahsilat şart Kira gelirinin vergilendirilmesi için nakden veya ayni olarak tahsil edilmiş olması gerekmektedir. Tahsil edilemeyen kira geliri vergilendirilmeyecektir. Mükellefler tarafından o yıla veya geçmiş yıllara ait olarak tahsil edilen kira bedelleri, tahsil edildiği yılın hasılatı sayılır. Gelecek yıllara ait olup, peşin tahsil edilen kira bedelleri, ödemenin yapıldığı yılın değil, gelirin ilgili olduğu yılın hasılatı olarak kabul edilir. 26 Mart 2012 günü ikametgah adreslerinin bağlı olduğu vergi dairesine, (yurtdışında ikamet edenler, kira gelirinin elde edildiği gayrimenkulün adresinin bağlı olduğu vergi dairesine) elden veya internet üzerinden (S.M. veya S.M.M.M aracılığıyla) beyannamelerini göndermeleri veya Maliye Bakanlığının yeni uygulamaya koyduğu Önceden Hazırlanmış Kira Beyanname Sistemi ile beyan edilmesi gerekiyor. Tahakkuk Eden verginin 1. taksiti 02.04.2012 Pazartesi, 2. taksiti ise 31.07.2012 Salı gününe kadar Banka istemi üzerinde yada vergi dairelerinden ödenebilecek. 2008 yılından bu yana konutlarda 500 TL’nin üstündeki kiraların, İşyerlerinde ise tutarı ne olursa olsun tüm kira bedellerinin banka, benzeri finans kurumları veya PTT’den  yatırılma zorunluluğu var. Bu nedenle maliye Bakanlığı bu yıl bankacılık sistemindeki bilgileri de dikkate alarak kira geliri elde edip, vergisini ödemeyenlerin peşine düştü. Özellikle vergi işlemlerindeki bürokrasiyi azaltmak içinde otomatik beyan sistemini geliştirdi. Geçtiğimiz yıllarda apartman ve site yönetimlerinden bilgi alarak kira tahsilatını artırmak isteyen maliyenin bu yılki uygulamasının daha doğru ve adil olduğunu söylemeliyiz. Kira Gelirinde 2.800 TL sınırı 2011 Yılı içinde elde edilen Konut Kira gelirleri istisnası olan  2.800,00 TL’yi aşanlar,  İşyeri kira geliri elde edenlerden ise brüt kira geliri 23.000 TL’yi aşanlar, Konut ve İşyeri kira gelirinin birlikte elde edilmesi halinde; konut kira gelirinin istisna haddi sonrası kalan tutarı (2.800 TL üzeri) ile işyeri kira gelirinin brüt tutarının toplanması sonucu bulunan tutarın 23.000,00 TL’sını aşması halinde iki gelir de beyan edilecektir. Aşmaması halinde sadece konut kira gelir beyan edilecektir. Konut kira geliri elde eden kişilerin, yıllık olarak tespit edilen istisna tutarının (2011 yılı için istisna tutarı 2.800 TL) altında kira geliri elde etmesi halinde vergi dairesinde mükellefiyet kaydı açtırmasına ve beyanname vermesine gerek bulunmamaktadır. İstisna tutarının üzerinde konut kira geliri elde edilmesi halinde ise yıllık beyanname ile beyan edilen kira gelirinden istisna tutarının düşülmesi gerekmektedir. Bir konuta birden fazla kişinin ortak olması halinde, bu konuttan elde edilen kira gelirlerinin vergilendirilmesinde, her bir ortak için (2011 yılı için) 2.800 TL istisna ayrı ayrı uygulanır. Bedelsiz yerlerde emsal bedel Kira bedelinin hiç olmaması veya düşük olması halinde, “emsal kira bedeli” esas alınır. Sahip olunan yer ile ilgili hiç kira alınmaması veya emsallerine göre düşük kira alınması halinde emlak değerinin yüzde 5’i yıllık kira bedeli olarak uygulanır. Boş kalan gayrimenkulün korunması amacıyla bedelsiz olarak başkasının kullanımına bırakılması, Mal sahiplerinin, çocuklarının, Anne, Babalarının ve Kardeşlerinin ikametine tahsis edilmesi, (Her bir yakınına en fazla bir konut tahsis edilmesi şartı ile), Mal sahibi ile akrabalarının aynı evde oturması halinde emsal kira bedeli uygulanmaz. Son olarak, usulsüzlük cezası ödememek, istisnalardan mahrum kalmamak ve cezalı duruma düşmemek için kira gelirinizi beyan etmeyi unutmayın diyelim.. Resul Kurt info@resulkurt.com]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni TTK ya göre Limited Şirketlerin Kuruluşuna ilişkin düzenlemeler</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/yeni-ttk-ya-gore-limited-sirketlerin-kurulusuna-iliskin-duzenlemeler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Feb 2012 21:21:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TTK]]></category>
		<category><![CDATA[caret kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[limited şirketler]]></category>
		<category><![CDATA[ttk]]></category>
		<category><![CDATA[türk t]]></category>
		<category><![CDATA[yeni türk ticaret kanunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1280</guid>

					<description><![CDATA[YENİ TTK’ya göre; limited şirketin kurulabilmesi için en az kaç kişi gereklidir? Limited şirket, bir veya birden fazla gerçek ya da tüzel kişi tarafından kurulabilecektir. ESKİ TTK’ya göre, limited şirket kurulabilmesi için en az iki kurucunun olması gerekirken, YENİ TTK ile bu sayı bire indirilmiştir. Bu bir kişi, gerçek kişi olabileceği gibi tüzel kişi de olabilecektir. Ancak, ortak sayısı ESKİ TTK’da olduğu gibi YENİ TTK uyarınca da 50’den fazla olamayacaktır.(www.ozdogrular.com) YENİ TTK’ya göre; limited şirketin sermayesi asgari kaç Türk Lirası Olmalıdır? Limited şirketin sahip olması gereken asgari sermaye tutarı, ESKİ TTK’da 5.000 Türk Lirası iken YENİ TTK’da bu tutar 10.000 Türk Lirasına çıkarılmıştır. Bu tutar, Bakanlar Kurulunca on kata kadar artırılabilecektir. YENİ TTK’nın yürürlüğe gireceği 1 Temmuz 2012 tarihinde asgari sermayesi 10.000 TL’nin altında olan limited şirketler bu sermayelerini hangi tarihe kadar artırmak zorundadırlar? 6103 sayılı Kanun’un 20 nci maddesinde, limited şirketlerin, Türk Ticaret Kanununun yayımı tarihinden (14/2/2011 tarihinde yayımlanmıştır) itibaren üç yıl içinde sermayelerini, 10.000 TL’ye yükseltecekleri, aksi hâlde bu sürenin sonunda infisah etmiş sayılacakları, sermayenin Türk Ticaret Kanununda öngörülen tutara yükseltilmesi için yapılacak genel kurullarda toplantı nisabı aranmayacağı ve kararların toplantıda mevcut oyların çoğunluğu ile alınacağı, bu sürenin birer yıl olmak üzere en çok iki defa Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca uzatılabileceği hüküm altına alınmıştır. Yukarıda yer verilen hükümden hareketle, eğer şirketin esas sermayesi 10.000 TL’nin altında ise bu durumdaki şirketlerin en geç 14 Şubat 2014 tarihine kadar sermaye artırımına giderek sermayelerini en az 10.000 TL’ye yükseltmeleri zorunludur. Bu süre, Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca en çok 14 Şubat 2016 tarihine kadar uzatılabilecektir. (www.ozdogrular.com) YENİ TTK’ya göre; limited şirketin kurulabilmesi için hangi işlemler Yapılmalıdır? Limited şirket kurmak isteyen kişi veya kişiler sırasıyla aşağıdaki işlemleri yerine getirmelidirler. 1. Adım: Kurulacak olan limited şirkete; gayrimenkul, marka, patent, taşıt, makine gibi varlıklar sermaye olarak konulacak ise bunların değerlerinin bilirkişiler tarafından belirlenebilmesi için kurulacak şirketin merkezinin bulunacağı yerdeki asliye ticaret mahkemesine başvuru yapılmalı ve mahkemece atanan bilirkişiler tarafından düzenlenen “Değerleme Raporu” alınmalıdır. 2. Adım: Kurulacak olan limited şirketin, şirket sözleşmesi, yazılı şekilde hazırlanmalı, kurucu veya kurucular tarafından imzalanmalı ve bu imzalar notere onaylatılmalıdır. 3. Adım: Esas sermayeyi oluşturan payların nakden ödenmesi taahhüt edilmiş ise taahhüt edilen payların karşılıkları nakit olarak ve tamamen ödenmelidir. 4. Adım: Mahkemece atanan bilirkişiler tarafından değerleri belirlenen gayrimenkuller tapu siciline, marka, patent, taşıt gibi varlıklar da özel sicillerine kurucular tarafından şerh verdirilerek şirket adına kaydettirilmeli, taşınırlar da güvenilir bir kişiye tevdi edilmeli ve bu işlemler belgelendirilmelidir. 5. Adım: Kurucular tarafından, gerekçeli, emsal gösteren, karşılaştırmalara yer veren, anlaşılır bir dille yazılan “Kurucular Beyanı” hazırlanmalı ve imzalanmalıdır. 6. Adım: Şirketin tescili için, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret siciline başvuru yapılmalıdır. Başvuru dilekçesine; bütün ortakların adları ve soyadları veya unvanları, yerleşim yerleri, vatandaşlıkları, her ortağın üstlendiği esas sermaye payı ve ödediği toplam tutarlar, ister ortak ister üçüncü kişi olsun, müdürlerin adları ve soyadları veya unvanları ile şirketin ne suretle temsil edileceği yazılmalı, bu dilekçe müdürlerin tümü tarafından imzalanmalı ve aşağıdaki belgeler de bu dilekçeye ek yapılmalıdır. a) Şirket sözleşmesinin onaylanmış bir örneği. b) Ekleri ile birlikte kurucular beyanı, c) Yerleşim yerleri de gösterilerek şirketi temsile yetkili kişileri ve denetçinin seçimini gösterir belge. Bu başvuru, şirket sözleşmesindeki imzaların noterce onaylanmasını izleyen otuz gün içinde yapılmalıdır. YENİ TTK’ya göre; limited şirket hangi tarihte kurulmuş sayılacak, hangi tarihte tüzel kişilik kazanacaktır? Limited şirket, kurucuların şirket sözleşmesindeki imzalarının noterce onaylandığı ve taahhüt edilen sermayenin nakit kısmının hemen ve tamamen ödenmesiyle kurulmuş sayılacaktır. Ancak, kurulan şirketin hakları elde edebilmesi ve borçları üstlenebilmesi için tüzel kişilik kazanması gerekmektedir. Şirket, ticaret siciline tescil edildiği tarihte de tüzel kişilik kazanacaktır. Limited şirketlerin kuruluşunda, YENİ TTK, ESKİ TTK’ dan farklı olarak hangi işlemlerin yapılması şartını getirmiştir? YENİ TTK, limited şirketin kurulabilmesi için ESKİ TTK’ dan farklı olarak taahhüt edilen sermayenin nakit kısmının şirketin kurulduğu anda ödenmesi ve kurucular beyanının hazırlanması şartlarını getirmiştir. ESKİ TTK’ya göre, örneğin şirketin esas sermayesi 100.000 TL olarak belirlenmiş, bu sermayenin nakden ödenmesi öngörülmüş ise sermayenin ¼’üne tekabül eden 25.000 TL tescil tarihinden itibaren 3 ay içinde, kalan kısmı da 3 yıl içinde ödenebilmekteydi. YENİ TTK ile 100.000 TL’nin taksitler halinde üç yıl içinde ödenmesine yönelik uygulama kaldırılmış ve 100.000 TL’nin tamamının kuruluş anında nakit olarak şirkete ödenmesi şartı getirilmiştir. (www.ozdogrular.com) Limited şirketin kuruluş işlemleri anonim şirketlerde olduğu gibi işlem denetçisi tarafından denetlenecek mi? YENİ TTK’ya göre; limited şirketlerin kuruluş işlemleri, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nca gerekli görülmesi halinde işlem denetçisi tarafından denetlenecektir. Limited şirketin kuruluşuna yönelik olarak YENİ TTK ile getirilen düzenlemeler hangi tarihte yürürlüğe girecektir? Limited şirketin kuruluşuna yönelik YENİ TTK ile getirilen düzenlemeler, 1.7.2012 tarihinde yürürlüğe girecektir. Bu tarihten sonra kurulacak limited şirketlerin ticaret siciline tescil edilerek tüzel kişilik kazanabilmeleri için, ayni sermaye konulacak ise bunların değerlerinin mahkemece atanan bilirkişilere tespit ettirilmesi, şirket sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması ve imzalanması, imzaların noter tarafından onaylanması, nakdi sermaye taahhüt edilmiş ise tamamının nakit olarak ödenmesi, kurucular beyanının hazırlanarak imzalanması gerekmektedir. Kuruluş işlemlerine, 1 Temmuz 2012 öncesinde başlanılmasına karşın bu tarih öncesinde ticaret siciline tescil edilerek tüzel kişilik Kazanmamış olan limited şirketlerin kuruluş işlemleri, ESKİ TTK’ya mı? yoksa YENİ TTK’ya mı tabi olacaktır? 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 21 inci maddesinde; YENİ TTK’nın limited şirketlerin kuruluşuna ilişkin hükümlerinin, 1 Temmuz 2012 tarihinden itibaren hemen uygulanacağı, ancak, YENİ TTK’nın yürürlüğe girdiği 1 Temmuz 2012 tarihinde, kuruluş hâlinde bulunan limited şirketlerde şirket sözleşmesi yapılmış ve kurucuların imzaları noter tarafından onaylanmışsa, bu onay tarihinden itibaren bir ay içinde şirketin tescili için ticaret siciline başvurulduğu takdirde, kuruluşa ESKİ TTK hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Konuyu örneklemek gerekirse, ABC İnşaat Limited Şirketi’nin şirket sözleşmesindeki imzalar, noterce 30 Haziran 2012 tarihinde onaylanmıştır. Kurucular en geç 31/7/2012 tarihine kadar şirketin tescili için yetkili Ticaret Sicili Müdürlüğüne başvuru yaparlar ise şirketin kuruluşu ESKİ TTK’ya, 31/7/2012 veya bu tarih sonrasında başvuru yaparlar ise YENİ TTK’ya tabi olacaktır.(www.ozdogrular.com) Şirketin kuruluşuna ESKİ TTK hükümlerinin uygulanabilmesi için birinci şart; Şirketin kuruluşuna yönelik şirket sözleşmesinin YENİ TTK’nın yürürlüğe gireceği 1 Temmuz 2012 tarihi öncesinde yapılmış ve kurucuların imzalarının noter tarafından onaylanmış olması, ikinci şart da imzaların noterce onaylandığı tarihten itibaren bir ay içinde şirketin tescili için ticaret siciline başvuru yapılmış olmasıdır. Bu durum, şirketin kuruluş işlemlerine 1 Temmuz 2012 öncesinde başlanılmasına karşın 1 Temmuz 2012 tarihi itibariyle tescil edilmemiş şirketler için geçerlidir. Eğer şirket tescil edilerek tüzel kişilik kazanmış ise kuruluş işlemleri de tamamlanmış olduğundan bu düzenleme tescil edilen şirketleri kapsamamaktadır. YENİ TTK’ya göre; limited şirketler, şirket sözleşmelerinde sayılan işletme konuları dışında kalan ticari bir işlemi yapabilecekler midir? ESKİ TTK’ya göre, limited şirketler şirket sözleşmelerinde sayılan işletme konuları dışında kalan ticari bir işlemi yapamıyorlardı. Bu kurala “ultra vires” denilmekteydi ve bu kural nedeniyle de örneğin bir limited şirket işletme konusu içinde otel işletmeciliği yoksa uygun şartlarda satışa çıkarılan bir oteli işletmek üzere satın alamıyordu. Oteli satın alabilmek için ise genel kurul toplantısı yapmak ve şirket sözleşmesindeki işletme konularına otel işletmeciliğini de ekletmek durumunda kalıyordu. Bu süre içinde de otelin bir başkası tarafından satın alınmış olması durumunda karşısına çıkan bu fırsattan anılan kural nedeniyle yararlanamamış oluyordu. YENİ TTK, “ultra vires” diye adlandırılan bu kuralı kaldırmıştır. 1 Temmuz 2012 tarihinden itibaren bir limited şirket, şirket sözleşmesindeki işletme konuları arasında örneğin otel işletmeciliği yer almasa bile satışa çıkarılan oteli alabilecektir.(www.ozdogrular.com) Ayrıca, YENİ TTK ile limited şirketlerin sigortacılık yapamayacağına yönelik ESKİ TTK’da yer alan yasak kaldırılmıştır.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sigortada idari para cezalarına yeni düzenleme geldi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/sigortada-idari-para-cezalarina-yeni-duzenleme-geldi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Feb 2012 21:12:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[idari ceza paraları]]></category>
		<category><![CDATA[idp]]></category>
		<category><![CDATA[sgk]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik kurumu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1273</guid>

					<description><![CDATA[26 Ocak 2012 tarihinde yayınlanan 6270 sayılı Yasa, yeni birçok düzenleme getirmesinin yanı sıra, sosyal güvenlikte uygulanan idari para cezalarına yeni hükümler getirdi. İdari para cezalarına farklı bir bakış açısı Aslında, 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası ile o tarihe kadar uygulanan idari para cezalarına farklı bir yaklaşım getirilmişti. Yeni dönemde idari para cezaları ile getirilen düzenlemede caydırıcılığın sağlanması temel unsurlardan birisi olarak ortaya çıktı. Nitekim bu kanunun 102. maddesinde, idari para cezaları arasında yer alan işyeri bildirgesi verilmemesi halinde uygulanan cezalara &#8220;pişmanlık indirimi&#8221; düzenlenmekteydi. 102. maddenin ikinci fıkrasında yer alan hükme göre; işyeri bildirgesinin, kanunda belirtilen süreler tamamlandıktan sonra ilgililerce kendiliklerinden verilmesi halinde, uygulanması öngörülen idari para cezaları üçte iki tutar üzerinden hesaplanmaktaydı. Dolayısıyla, 102. maddede yer bulan işyeri bildirgesinden kaynaklanan idari para cezaları için üçte bir oranında pişmanlık indirimi söz konusuydu. 5510 Sayılı Kanun&#8217;da yer alan bu idari para cezalarına ilişkin düzenleme, pişmanlık yönüyle değerlendirildiğinde oldukça yetersiz kalıyordu. Her şeyden önce pişmanlık alanı olabilecek hususlar sadece işyeri bildirgesi ile sınırlıydı. Amaç kişi ve kurumları cezalandırmak yerine onları yaptıkları hataları telafi etme noktasına götürmek Oysaki yeni sosyal güvenlik sistemimizde temel amaç, sosyal güvenlik bilincinin arttırılması olmalı. Bu kanunla, kişi ve kurumların cezalandırılması yerine yapılan hataların telafi edilmesi noktasına götürmesi hedeflenmeli. Bu nedenle yapılan son kanun değişikliği, yani 6270 sayılı Yasa&#8217;yla getirilen yeni düzenleme oldukça anlamlıdır. İdari para cezalarına uygulanan pişmanlık indiriminin kapsamı genişletildi Sonuçları itibariyle de pişmanlık indirimi yoluyla sosyal güvenlik mekanizmasında devamlılık sağlanması hedeflenmekte. Nitekim bu değişiklik ile bugüne kadar sadece işyeri bildirgeleri için söz konusu olan idari para cezalarına uygulanan pişmanlık indiriminin kapsamı genişletildi. &#8211; İşyeri bildirgelerinin dışında, &#8211; İşe giriş bildirgeleri, &#8211; İşten çıkış bildirgeleri, &#8211; 4/B kapsamındaki sigortalılar için işe başlama ve işten ayrılma bildirgeleri, &#8211; Ticaret sicil memurlarının yaptıkları bildirimler, &#8211; Vazife malullüğü bildirimleri, &#8211; Kamu kurumları ve bankaların sigortalılık tespitine yönelik bildirimler de (*), eğer süresi içinde yapılmaz ise pişmanlık indiriminden faydalanabilecek bildirimler arasına girdi. Tabi ki bunun için sorumluların herhangi bir tespit yapılmadan, kendiliğinden bildirimde bulunmaları şart. Kapsamın genişlemesine rağmen, değişiklik sonrası yapılan yorumlar bir takım eleştirileri de beraberinde getirdi. Özellikle işverenlerin en çok mağdur oldukları aylık prim ve hizmet belgelerine bağlı idari para cezaları uygulamalarının kapsam dışında tutulması eleştirilerin merkezi. Pişmanlık yönüyle kapsam genişlerken aynı zamanda cezalarda da indirim oranları değişti İdari para cezalarının pişmanlık yönüyle kapsamı genişlerken, cezalarda da indirim oranları değişti. Daha önce işyeri bildirgesi için uygulanan pişmanlık indirimi üçte bir oranındayken, 6270 sayılı Kanun değişikliğiyle kapsamı genişleyen idari para cezalarına dörtte üç oranında pişmanlık indirimi uygulanacak. Bu indirimden yararlanabilmek için; &#8211; Bildirgenin veya belgenin yasal süresi geçtikten sonra ilgililerce kendiliğinden 30 gün içinde verilmesi, &#8211; Dörtte bir oranında tahakkuk ettirilen idari para cezasının SGK tarafından yapılacak tebligat tarihini takip eden günden itibaren 15 gün içinde ödenmesi şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekecek. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu&#8217;nda değişiklik yapılmadan önce uygulanan üçte bir oranındaki pişmanlık indiriminin, değişiklikle beraber dörtte üçe çekilmesi oldukça isabetli oldu. Ayrıca %25 oranında peşin ödeme indirimi var Diğer yandan, pişmanlık indiriminden yararlananlar, dörtte bir tutar üzerinden tahakkuk ettirilen idari para cezalarını ayrıca yüzde 25 oranında peşin ödeme indirimine de sokabilirler. Bunun için, tahakkuk ettirilen idari para cezalarını, 5510 sayılı Kanun&#8217;un 102. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca, SGK&#8217;ya itiraz etmeden veya yargı yoluna başvurmadan tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde peşin ödemeleri gerekecek. Prof. Dr. Cem KILIÇ (* Dr. Mehmet Bulut, Sosyal Güvenlik Dünyası, s.37, Ocak &#8211; Şubat 2012)]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Genel Sağlık Sigortası ile ilgili bilmemiz gerekenler.</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/genel-saglik-sigortasi-ile-ilgili-bilmemiz-gerekenler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Jan 2012 15:33:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[genel sağlık sigortası]]></category>
		<category><![CDATA[gss]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık sigortası]]></category>
		<category><![CDATA[sgk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1251</guid>

					<description><![CDATA[Genel Sağlık Sigortasının amacı ülkemizde yaşayan tüm kişilerin, getirilen bu zorunlu sigorta ile sağlık güvencesi kapsamına alınmasına yöneliktir. Bu amaca yönelik olarak da çalışanların ve emeklilerin dışında kalanlara ilişkin yeni düzenlemeler gelmektedir.  GSS zorunludur. GSS yukarıda da belirttiğimiz gibi ülkemizde yaşayanların tamamı ile ilişkili bir sigorta kolu olduğundan kimsenin &#8220;bu sigortadan yararlanmak istemiyorum&#8221; şeklinde bir seçeneği yoktur. Dolayısı ile GSS zorunlu bir sigortalılık kavramıdır. Kimler zaten kapsamda?  Mevcut durumda sigortalı olarak çalışmakta olanlarla, bunların bakmakla yükümlü oldukları (anne, baba, eş, çocuk) ile emekliler ve bunların bakmakla yükümlü oldukları da zaten GSS kapsamındadırlar. Bu nedenle bu kişilerin herhangi bir kuruma başvuruda bulunmaları gerekmemektedir. Ancak çocuklardan öğrenci ise 25 yaşını aşmış olanlar ve/veya 18 yaşını aşmış öğrenci olmayanlar eğer sigortalı bir işte çalışmıyorlarsa gelir tespiti yaptırmak zorundadırlar. Kimler gelir tespiti yaptırmak zorundadır? GSS, kapsamda olanların (fakir olanlar dışında) prim ödemelerine dayalı bir sistem olduğundan yukarıda belirttiğimiz zaten kapsamda olanların dışındaki kişiler, içinde bulunduğumuz Ocak ayı sonuna kadar gelir tespiti yaptırmak zorundadır.   Bu kişiler; Anne babalarından sağlık yardımı alamayanlar (18 yaş üstü ve öğrenci olup 25 yaşını aşmış olanlar,) sigortalı bir işte çalışmayan işsizler, Yeşil kart sahipleri, Türk uyruklu olmayan yabancılar, (1 yıldan fazla Türkiye&#8217;de ikamet etmek şartıyla), Kısmi süreli çalışıp 30 günün altında prim ödeyenler. Gelir tespiti için nereye başvurulacak? Gelir tespiti için adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre bağlı bulunulan bölgenin Sosyal dayanışma Vakfına başvurulması gerekiyor. Yapılacak gelir tespitine göre kimler prim ödemeyecek? Vakıflar tarafından yapılacak gelir tespitine göre hane halkı başına geliri mevcut asgari ücretin 1/3&#8217;nden az olanlar fakir olarak değerlendirilip bunların GSS primi Devlet tarafından karşılanacaktır. Bu durumda mevcut asgari ücret 886,50 TL olduğuna göre 886.50/3= 295,50 kişi başına hane halkı aylık geliri bu tutarın altında olanlar prim ödemeyecekler. GSS primi ödemek zorunda olanlar kimler? Yukarıda açıkladığımız hesaplamaya göre hane halkı geliri kişi başına 295,50 TL&#8217; yi aşanlar herhangi bir işte çalışmasalar dahi SGK&#8217; ya (Sosyal Güvenlik Kurumu) prim ödemek zorundalar. Ödenecek prim nasıl saptanıyor ve tutarı ne kadar? Ödenecek prim tutarları yapılacak gelir tespitine göre kişinin hangi gelir gurubuna dâhil olduğuna göre saptanmaktadır. Buna göre; Kişi başına aylık geliri 295,50 TL ila 886,50 TL arasında geliri bulunan ailelerin GSS kapsamı dışında bulunan bireyleri ayda 35,50 TL, Kişi başına aylık geliri 886,50 TL ila 1773 TL arasında geliri bulunan ailelerin GSS kapsamı dışında bulunan bireyleri ise ayda 106,38 TL, Kişi başına aylık geliri 1773 TL&#8217;nin de üzerinde olan ailelerin GSS kapsamı dışında bulunan bireyleri ise ayda 212,76 TL, prim ödemek suretiyle GSS&#8217; dan  faydalanabilecekler. Gelir tespiti yaptırma konusundaki son tarih ve tespit yaptırmamanın yaptırımı nedir? Gelir tespiti yaptırma konusundaki son tarih 31.01.2012&#8217;dir. Bu tarihe kadar tespit yaptırmayanlar için en üst gelir gurubu (1773 TL&#8217;nin üzerinde olanlar) temel alınacak ve her ay için 212,76 TL borçlandırılacaklardır. Bu borç ödenmediği sürece faiz işleyeceği gibi bu kişiler sağlık hizmetlerinden de yararlanamayacaklar. Durumları özellik arz eden bazı guruplar Öğrenciler: Şayet öğrenci 25 yaşının aşmamış ise ve anne veya babasının sigortasından yararlanıyorsa ortada herhangi bir sorun yok GSS kapsamında olmaya devam edecek. Bu kapsamdaki öğrenciler, öğrenci belgeleri ile birlikte SGK &#8216;ya başvurarak kayıt yaptırmak zorundadır.  Ancak 25 yaşını aşmış ve bir işte çalışmıyor ise gelir tespiti yaptırması ve gerekiyorsa prim ödemesi gerekecek. Yeşil kart sahipleri: Yeşil kart sahipleri de SGK&#8217; ya devir olduklarından,  kartlarının geçerlilik tarihi dolduktan sonra bunların da gelir tespiti yaptırmaları gerekecektir. Yapılacak gelir tespiti sonucunda yeşil kart sahiplerinin GSS&#8217; na prim ödeyip ödemeyecekleri belirlenecektir. Kız çocukları: 5510 sayılı SGK ve GSS &#8216;nın yürürlüğe girdiği 01.10.2008 tarihinden önce anne-baba üzerinden sağlık hizmeti alan kız çocukları eskiden olduğu gibi evlenmedikleri sürece anne veya babalarının sigortalarından yararlanarak GSS&#8217;lı olabileceklerdir. Ancak 01.10.2008 den sonra anne-babalarından dolayı sağlık hizmeti alan kız çocukları erkek çocuklar da olduğu gibi eğer çalışmıyorlarsa gelir tespiti yaptırarak GSS&#8217; na prim ödeyecekler. Kısmi süreli (part-time) çalışanlar: Kısmi süreli çalışan işçiler için,  eksik çalıştıkları süre için GSS primini 30 güne tamamlama zorunluluğu getirilmiştir. Örnek; Bir işçi kısmi süreli bir işte 10 gün çalışmıştır. Bu durumda geride kalan 20 günün GSS primini kendisi ödemek suretiyle 30 güne tamamlayacaktır. Diğer taraftan Kısmi süreli işçi çalıştıran kuruluşlar bakımından da bunların işe girişleri esnasında kısmi süreli olduklarını ve ne kadar çalışacaklarını bildirim zorunluluğu getirilmiştir. Bu işçilerin ne kadar çalışacaklarının önceden bilinmemesi sorun teşkil etmemektedir. GSS primi hesaplanırken Aylık Prim ve Hizmet belgesindeki gün sayısı temel alınacaktır. Raporlu ve Ücretsiz İzinde Olanların Durumu: Çalışan sigortalıların ay içinde raporlu oldukları günler için GSS primi ödemelerine gerek yoktur. Ücretsiz izin kullananların ise izin kullandıkları süre 1 ayı aşarsa 1ayı aşan süreler için kendilerinin GSS primİ ödeme zorunlulukları bulunmaktadır. İşsizlik ödeneğinden yararlanan işsizler: İşsizlik ödeneğinden yararlanmakta olan işsizlerin GSS primleri Türkiye İş Kurumu tarafından karşılandığından bu kişilerin ödenekten yararlandıkları süre boyunca gelir tespiti yaptırmalarına ve/veya GSS primi ödemelerine gerek yoktur. Sonuç itibari ile her yeni uygulamada olduğu gibi GSS uygulamasında da bazı aksaklıkların yaşanılması ve bu yaşanılanların ışığında uygulamaya farklı yönler verilmesi kaçınılmazdır. Şimdiden gelir tespiti sistematiğindeki yöntemler, yıllardan beri yeşil kartlı olarak yaşamlarını sürdürenlerin veya kısmi süreli çalışanların bu yeni sisteme adaptasyonu, sosyal güvenceden yoksun öğrencilerin GSS primlerini nasıl ödeyecekleri gibi pek çok soru önümüzde durmaktadır. &#160; 15 Ocak 2012 Hüseyin İrfan FIRAT Personel ve İnsan kaynakları Yönetimi Danışmanı hifirat@insangucu.com.tr]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>e Defter Tebliği Yayınlandı</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/e-defter-tebligi-yayinlandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 14:44:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[defter tutma zorunluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[defteri kebir]]></category>
		<category><![CDATA[deter tutma mükellefiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[e defter]]></category>
		<category><![CDATA[e defter tebliği]]></category>
		<category><![CDATA[elektronik defter]]></category>
		<category><![CDATA[envanter defteri]]></category>
		<category><![CDATA[karar defteri]]></category>
		<category><![CDATA[ortaklar pay defteri]]></category>
		<category><![CDATA[resmi defterler]]></category>
		<category><![CDATA[yasal defterler]]></category>
		<category><![CDATA[yevmiye defteri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1237</guid>

					<description><![CDATA[13 Aralık 2011 SALI Resmî Gazete Sayı : 28141 TEBLİĞ Maliye Bakanlığı ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığından: ELEKTRONİK DEFTER GENEL TEBLİĞİ (SIRA NO: 1) 1.                Giriş 1.1. Bilindiği üzere, 6215 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun1 14 üncü maddesi ile değiştirilen, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun2 “Defter Tutma Mükellefiyeti” başlıklı 66 ncı maddesinin ikinci fıkrasında, söz konusu maddede geçen defterlerin (yevmiye defteri, defteri kebir, envanter defteri, karar ve işletme defteri) elektronik ortamda veya dosyalama suretiyle tutulabileceği ve bu defterlerin açılış ve kapanış onaylarının şekli ve esasları ile bu defterlerin nasıl tutulacağının Sanayi ve Ticaret Bakanlığı (640 sayılı Kanun Hükmünde Kararname3 hükümleri icabı Gümrük ve Ticaret Bakanlığı) ile Maliye Bakanlığınca çıkarılacak müşterek bir tebliğle belirleneceği hükme bağlanmıştır. 1.2. 213 sayılı Vergi Usul Kanununun4 5766 sayılı Kanunun5 17 nci maddesi ile değişen mükerrer 242 nci maddesinin 2 numaralı fıkrası ile Maliye Bakanlığı; elektronik defter, kayıt ve belgelerin oluşturulması, kaydedilmesi, iletilmesi, muhafazası ve ibrazı ile defter ve belgelerin elektronik ortamda tutulması ve düzenlenmesi uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye, elektronik ortamda tutulmasına ve düzenlenmesine izin verilen defter ve belgelerde yer alması gereken bilgileri internet de dâhil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında Maliye Bakanlığına veya Maliye Bakanlığının gözetim ve denetimine tâbi olup, kuruluşu, faaliyetleri, çalışma ve denetim esasları Bakanlar Kurulunca çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenecek olan özel hukuk tüzel kişiliğini haiz bir şirkete aktarma zorunluluğu getirmeye, bilgi aktarımında uyulacak format ve standartlar ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, bu Kanun kapsamına giren işlemlerde elektronik imza kullanım usul ve esaslarını düzenlemeye ve denetlemeye yetkili kılınmıştır. 1.3. Ayrıca söz konusu fıkrada, Vergi Usul Kanunu ve diğer vergi kanunlarında defter, kayıt ve belgelere ilişkin olarak yer alan hükümlerin elektronik defter, kayıt ve belgeler için de geçerli olduğu; Maliye Bakanlığının, elektronik defter, belge ve kayıtlar için diğer defter, belge ve kayıtlara ilişkin usul ve esaslardan farklı usul ve esaslar belirlemeye yetkili olduğu hükme bağlanmıştır. 1.4. Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesinin birinci bendinde ise Maliye Bakanlığının mükellef ve meslek grupları itibarıyla muhasebe usul ve esaslarını tespit etmeye, bu Kanuna göre tutulmakta olan defter ve belgeler ile bunlara ilaveten tutulmasını veya düzenlenmesini uygun gördüğü defter ve belgelerin mahiyet, şekil ve ihtiva etmesi zorunlu bilgileri belirlemeye, bunlarda değişiklik yapmaya; bedeli karşılığında basıp dağıtmaya veya üçüncü kişilere bastırıp dağıtmaya veya dağıttırmaya, bunların kayıtlarını tutturmaya bu defter ve belgelere tasdik, muhafaza ve ibraz zorunluluğu getirmeye veya kaldırmaya, bu Kanuna göre tutulacak defter ve düzenlenecek belgelerin tutulması ve düzenlenmesi zorunluluğunu kaldırmaya yetkili olduğu hükme bağlanmıştır. 1.5. Söz konusu maddenin üçüncü bendinde, Maliye Bakanlığının, tutulması ve düzenlenmesi zorunlu defter, kayıt ve belgelerin mikro film, mikro fiş veya elektronik bilgi ve kayıt araçlarıyla yapılması veya bu kayıt ortamlarında saklanması hususunda izin vermeye veya zorunluluk getirmeye, bu şekilde tutulacak defter ve kayıtların kopyalarının Maliye Bakanlığında veya muhafaza etmekle görevlendireceği kurumlarda saklanması zorunluluğu getirmeye, bu konuda uygulama usul ve esaslarını belirlemeye yetkili olduğu hükme bağlanmıştır. 1.6. Diğer taraftan Vergi Usul Kanununun 175 inci maddesinin son fıkrasında Maliye Bakanlığının, muhasebe kayıtlarını bilgisayar programları aracılığıyla izleyen mükellefler ile bu bilgisayar programlarını üreten gerçek ve tüzel kişilerce uyulması gereken kuralları ve bilgisayar programlarının içermesi gereken asgarî hususlar ile standartları ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkili olduğu hükmü yer almaktadır. 1.7. Yukarıda yer alan yetkilere istinaden, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca tutulması zorunlu olan defterlerin elektronik ortamda oluşturulması, kaydedilmesi, muhafazası ve ibrazına ilişkin usul ve esaslar bu Tebliğin konusunu teşkil etmektedir. 2. Tanımlar ve Kısaltmalar Bu Tebliğde geçen; Elektronik Kayıt: Elektronik ortamda tutulan ve elektronik defter ve belgeleri oluşturan, elektronik yöntemlerle erişimi ve işlenmesi mümkün olan en küçük bilgi ögesini, Elektronik Defter: Şekil hükümlerinden bağımsız olarak Vergi Usul Kanununa ve/veya Türk Ticaret Kanununa göre tutulması zorunlu olan defterlerde yer alması gereken bilgileri kapsayan elektronik kayıtlar bütününü, Başkanlık: Gelir İdaresi Başkanlığını, Genel Müdürlük: Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğünü, TÜBİTAK-UEKAE: Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu &#8211; Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsünü, Güvenli Elektronik İmza: 5070 sayılı Elektronik İmza Kanununun dördüncü maddesinde tanımlanan elektronik imzayı, Mali Mühür: 397 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği6 çerçevesinde Başkanlık için TÜBİTAK-UEKAE tarafından hazırlanan elektronik sertifika alt yapısını, Elektronik Defter Uygulaması: Başkanlık ve Genel Müdürlük tarafından belirlenen format ve standartlara uygun olarak oluşturulan elektronik defterlere ilişkin onay süreçlerinin yerine getirilmesi amacı ile hazırlanan www.edefter.gov.tr internet adresinde yer alan uygulamayı, Elektronik Defter Beratı: Bu Tebliğde yer alan esaslar çerçevesinde, elektronik ortamda oluşturulan defterlere ilişkin olarak, Başkanlık tarafından belirlenen standartlara uygun bilgileri içeren ve Başkanlık Mali Mührü ile onaylanmış elektronik dosyayı, Açılış Onayı: Hesap döneminin ilk ayına ilişkin olarak alınan elektronik defter beratını, Kapanış Onayı: Hesap döneminin son ayına ilişkin olarak alınan elektronik defter beratını, Zaman Damgası: Bir elektronik verinin, üretildiği, değiştirildiği, gönderildiği, alındığı ve/veya kaydedildiği zamanın tespit edilmesi amacıyla elektronik sertifika hizmet sağlayıcısı tarafından doğrulanan kaydı, ifade eder. 3. Uygulamadan Yararlanmaya İlişkin Usul ve Esaslar 3.1. Başvuru 3.1.1. Defterlerini elektronik ortamda oluşturmak, kaydetmek, muhafaza ve ibraz etmek isteyen gerçek ve tüzel kişi mükelleflerin aşağıda yer alan şartları taşımaları gerekmektedir. a) Gerçek kişi mükelleflerin 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümleri çerçevesinde üretilen nitelikli elektronik sertifikaya sahip olmaları, b) Tüzel kişi mükelleflerin 397 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde yer alan belirlemeler çerçevesinde elektronik fatura uygulamasından yararlanma iznine sahip olması ve bu çerçevede Mali Mühür temin etmiş olması, c) Elektronik defter tutulması, kaydedilmesi, onaylanması, saklanması ve ibrazında kullanılacak yazılımın uyumluluk onayı almış bir yazılım olması. 3.1.2. Yukarıda yer alan şartları taşıyanlardan, bu Tebliğ kapsamında elektronik defter oluşturmak, kaydetmek, muhafaza ve ibraz etmek isteyenler, aşağıda yer alan bilgi ve belgeler ile www.edefter.gov.tr internet sitesinde belirtilen Başkanlık veya Genel Müdürlük adresine yazılı olarak başvuruda bulunacaktır. Gerek görülmesi halinde aşağıdakilere ilaveten teknik bilgi ve belge talebinde bulunulabilir. a) www.edefter.gov.tr internet adresinde yer alan “Elektronik Defter Uygulaması Başvuru Formu ve Taahhütnamesi”nin imzalı aslı, b) Tüzel kişiler için başvuru formunu imzalayan kişi veya kişilerin yetkili olduğunu gösteren şirket imza sirkülerinin noter tasdikli örneği (397 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğine göre e-fatura uygulamasından yararlanmaya başlayan ve imza sirkülerinde herhangi bir değişiklik bulunmayan mükellefler için bu şart aranmayacaktır.), c) Elektronik defterlerin oluşturulması sırasında, bu konuda uyumluluk onayı alınmış bir yazılımın kullanılması durumunda söz konusu yazılım hakkında yazılımın adı, sürüm numarası gibi mükellef kullanımına özgü bilgiler, ç) Uyumluluk onayı almamış bir yazılım kullanılmak istenmesi durumunda, Tebliğin “3.2 Yazılımların Uyumluluk Onayı” başlıklı bölümünde belirtilen belge ve bilgiler. 3.2. Yazılımların Uyumluluk Onayı 3.2.1. Müşterilerinin ihtiyaçları doğrultusunda özel veya paket yazılım üreten yazılım üreticileri ile yazılımlarını kendi geliştiren mükellefler, bu Tebliğde belirtilen esaslara uygun elektronik defter oluşturan, kaydeden, onaylayan, muhafaza eden yazılımların Başkanlık tarafından onaylanması amacıyla aşağıda yer alan bilgi ve belgeler ile www.edefter.gov.tr internet sitesinde yer alan adrese yazılı olarak başvuruda bulunacaktır. a) Onay talebine ilişkin yazılı dilekçe, b) Yazılımın adı, sürüm numarası gibi ayırt edici özellikleri, c) Onayı istenen yazılım ile ilgili olarak aşağıda yer alan bilgileri içeren teknik doküman veya dokümanlar, 1) Yazılımın geliştirilmesinde kullanılan programlama dili, dosya sistemi, çalıştığı işletim sistemi gibi genel özellikleri, 2) Bu Tebliğde yer alan oluşturma, kaydetme, onaylama, muhafaza ve ibraz gibi temel süreçlere ait iş akış şemaları, ç) Tebliğ çerçevesinde belirlenen format ve standartlara uygun olarak ve onaya sunulan yazılım tarafından oluşturulan elektronik imzalı veya mali mühürlü elektronik defter örnekleri, d) Gerek duyulması halinde onaylanması istenen yazılımın kuruluma hazır bir örneği. 3.2.2. Aşağıda sayılan hususlarda yapılacak testleri başarılı bir şekilde tamamlayan yazılımlara uyumluluk onayı verilecektir. a) www.edefter.gov.tr internet adresinden duyurulan kılavuzlarda öngörülen veri standartları ve formata uygun olarak oluşturma, b) Elektronik defterlerin üretilmesi, kaydedilmesi ve bunların ibrazına ilişkin şartları sağlama, c) Mali mühür, elektronik imza, mobil imza ve zaman damgası kullanımının doğru bir şekilde gerçekleştirilmesi, ç) www.edefter.gov.tr adresinde açıklanan Elektronik Defter Uygulaması onay süreçlerine ilişkin işlemleri yerine getirme, d) Duyurulan diğer şartların yerine getirilmesi. 3.2.3. Yazılımların testleri üreticileri tarafından yaptırılacak ve testi başarılı biçimde tamamlayanlar www.edefter.gov.tr internet adresinden ilan edilecektir. İlan edilen yazılımlar aracılığı ile elektronik defter tutacakların ayrıca test yapmalarına gerek bulunmamaktadır. Kendi yazılımını kendisi geliştiren mükelleflerin test sürecini başarılı bir şekilde tamamlayanlar internet sitesinden ilan edilmeyecektir. Uyumluluk onayları ile ilgili test planı, test süreci ve ilgili diğer teknik dokümanlar www.edefter.gov.tr adresinden duyurulacaktır. 3.3. Elektronik Defter Oluşturma 3.3.1. Bu Tebliğ kapsamında kendilerine izin verilenler, www.edefter.gov.tr internet adresinde duyurulan format ve standartlara uygun olarak ve aylık dönemler itibarıyla elektronik defterlerini oluşturmaya ve saklamaya başlayacaklardır. Defterlerini elektronik defter biçiminde tutmaya başlayanlar, söz konusu defterlerini kâğıt ortamında tutamazlar. 3.3.2. Elektronik defter tutma sürecinde hesap döneminin ilk ayının beratının alınması açılış onayı, son ayının beratının alınması ise kapanış onayı yerine geçer. 3.3.3. Uygulamadan yararlananlar, aylık dönemler itibarıyla oluşturdukları elektronik defterler için, aşağıda yer alan adımları izleyerek berat almak ve bunları istenildiğinde ibraz etmek üzere muhafaza etmek zorundadırlar. a) Gerçek kişiler elektronik defterlerini, ilgili olduğu ayı takip eden ayın son gününe kadar (Aralık ayına ilişkin defterler gelir vergisi beyannamesinin verilme süresinin sonuna kadar) kendilerine ait güvenli elektronik imza ile imzalar. b) Tüzel kişiler elektronik defterlerini, ilgili olduğu ayı takip eden ayın son gününe kadar (Hesap döneminin son ayına ait defterler kurumlar vergisi beyannamesinin verilme süresi sonuna kadar) kendilerine ait mali mühür ile onaylar. c) İmzalı veya mühürlü defterler için berat dosyaları oluşturulur ve bu dosyalar Elektronik Defter Uygulaması aracılığı ile Başkanlığın [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dönem Sonu işlemleri ve Kapanış Kayıtları</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/donem-sonu-islemleri-ve-kapanis-kayitlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Jan 2012 07:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YMM-SMMM-SM-Stajerler]]></category>
		<category><![CDATA[2011 kapanış işlemleri]]></category>
		<category><![CDATA[2012 açılış işlemleri]]></category>
		<category><![CDATA[dönem sonu]]></category>
		<category><![CDATA[dönem sonu işlemleri]]></category>
		<category><![CDATA[kapanış muhasebe kayıtları]]></category>
		<category><![CDATA[muhasebe kayıtları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1222</guid>

					<description><![CDATA[Kasa farklarının değerlemesi ve muhasebe kayıtları Kasa hesabı işletmelerin nakit varlığını gösteren hesaplardan biri olup, yasal defter kayıtları üzerinden, kasa hesabının borcu ile alacağı arasındaki fark &#8220;kasa mevcudunu&#8221; verir. İşletmede, dönem içinde veya  yıl sonu sayımında kasa fazlalığı veya noksanı ortaya çıkmışsa ve bu tutarlar ilgili düzenleyici hesaplara alınmışsa, ilgili fark hesaplarının dönem sonunda kapatılması gerekir. Kasa sayım noksanı Fiili kasa mevcudu, kaydi mevcuttan az ise kasa noksanı söz konusudur. Kasa noksanının, GVK da yeralan &#8220;&#8230;.sermayede vukua gelen eksilmeler zarar addolunmaz.&#8221; hükmüne göre dönem kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün değildir. Kasa noksanlığı halinde, gerekli düzeltici muhasebe kayıtlarında kullanılan hesap &#8220;197-Sayım ve Tesellüm Noksanları&#8221;dır. Anılan hesap geçici bir hesap olup, kapatılması gerekir. İşleyişi ise şu şekildedir: _____________________31.12.2006 _______________ 197      Sayım ve Tesellüm Noksanları Hs XX 100      Kasa Hs.                XX _____________________ / ________________________ &#8211;           Kasa noksanlığının nedeni kasa sorumlusu ise; &#160; _____________________31.12.2006 ________________ 135      Personelden Alacaklar  hs         XX 197      Sayım ve Tesellüm Noksanları  hs    XX _____________________ / ________________________ Kasa noksanlığının nedeni çalınma ise veya neden bilinemiyorsa, hesap şu şekilde kapatılır; &#160; _____________________31.12.2006 _________________ 689    Diğer Olağan Dışı Gider ve Zararlar hs   XX &#160; 197  Sayım ve Tesellüm  Noksanları hs  XX _____________________ / ________________________ &#160; Kasadan para çalınması, normal ticari faaliyet sonucu ortaya çıkan bir zarar olmadığı için, bu şekilde ortaya çıkan kasa noksanlıklarının kanunen kabul edilmeyen gider olarak değerlendirilmesi ve ticari kardan mali kara geçişte, ticari kara ilave edilmesi gerekir. &#160; Kasa sayım fazlası Fiili sayım sonucu kasa mevcudunun, yasal kayıtlara göre oluşan mevcuttan fazla olduğunun tespit edilmesi durumunda kasa fazlalığı söz konusudur. Kasa fazlalığı, bilanço aktifinde artışı ifade eder. Kasa fazlalığı halinde, gerekli düzeltici muhasebe kayıtlarında kullanılan hesap &#8220;397. Sayım ve Tesellüm Fazlaları&#8221;dır. Bu geçici hesabın işleyişi şu şekildedir: _____________________ 31.12.2006 __________________ &#160; 100      Kasa Hs        XX 397    Sayım ve Tesellüm Fazlaları hs   XX _____________________ / ________________________ &#8211; Kasa fazlalığının nedeni bilenmiyorsa yapılması gereken kayıt; &#160; _____________________ 31.12.2006 _________________ 100      Sayım ve Tesellüm Fazlaları hs    XX &#160; 671      Önceki Dönem Gelir ve Karlar hs   XX _____________________ / ________________________ &#160; &#160; Değersiz alacaklar &#160; VUK 322. md. göre “ kazai bir hükme veya kanaat getirici bir vesikaya göre artık tahsiline imkan kalmayan alacaklar değersiz alacaktır. Değersiz alacaklar,  bu mahiyete girdikleri tarihte tasarruf değerlerini kaybederler ve kayıtlı değerleri ile zarara geçirilerek yok edilirler’’. Kanunun uygulamasında alacağın değersiz sayılması için kazai hükümle kasdedilen mahkeme kararıdır. Kanaat verici vesika ise, mahkeme tarafından verilmiş borçlu hakkındaki gaiplik kararı, icra takibatına  ait dosyanın işlemden kaldırıldığını gösteren icra memurluğu yazısı, borçlunun ölümü ve mirasçılarının bulunmadığını kanıtlayan resmi soruşturma belgesi, Ticaret Mahkemesi tarafından  borçlu hakkında verilmiş bulunan iflas kararı gibi belgelerdir. Değersiz hale gelen alacaklar, değersiz hale geldikleri yıl kayıtlı değerleri ile zarara geçirilerek yok edilirler. Borçlu ile konkordato anlaşması yapılmış ise konkordato dışı kalan alacak kısmı değersiz alacak addolunur. Avans niteliğindeki bir alacağın değersiz alacak  haline gelmesi  nedeni ile karşılık yolu ile gider yazılması mümkün değildir. &#160; Şüpheli alacaklar &#160; VUK 323. md. göre ticari veya zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartı ile ;     dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;  yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen , borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar  şüpheli alacak sayılır. Şüpheli hale gelen alacaklar için değerleme gününde tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir. Teminatlı alacaklarda karşılık, alacağın teminatsız kısmı için  ayrılır. Şüpheli hale gelen alacaklar için dönem sonu kayıtları aşağıdaki gibi olacaktır. &#160; Alacak şüpheli hale gelmişse;  ____________ 31.12.2006 _________________     128 Şüpheli Alacaklar  hs  XX &#160;              120 Alıcılar  hs     XX  ______________  /  _____________________ &#160; Alacak için karşılık ayrılması ______________ 13.12.2006________________         654  Karşılık Giderleri hs  XX                       129 Şüpheli Al.Kar. hs  XX  _________________  /  ___________________ &#160; &#160; Alacak&#8211;borç senetleri reeskontu &#160; Reeskont işlemi Alacak ve borçlar VUK281 ve 285. md. göre  mukayyet, yani deftere kayıtlı değerleriyle değerlenirler. Aynı Kanunun 264. md. göre tasarruf değeri, bir iktisadi kıymetin değerleme gününde sahibi için arz ettiği gerçek değeridir. Teminata veya tahsile verilen senetler: Teminata veya tahsile verilen senetler de anılan şartları taşımak kaydıyla reeskont işlemine tabi tutulabilirler. Şüpheli alacaklarda reeskont: Şüpheli alacaklar genel olarak vadesi geçmiş olan alacaklardır. Vadesi geçmemiş olsa dahi şüphelilik halinin kesinleşmesi ile birlikte sent muaccel hale geleceğinden bu tür senetler için dönem sonunda reeskont hesaplanmaz. Şartları taşıması halinde şüpheli alacak karşılığı ayrılır. Avans niteliğindeki alacak senetlerinde reeskont: Dönem ticari kazancının tespitinde dikkate alınmayan (hasılat yazılmayan) senetlere dönem sonu itibariyle reeskont hesaplanmayacaktır. Hatır senedi de bu kapsamdadır. Senetsiz alacaklarda reeskont: Senede bağlanmamış alacaklar için mali kanunlar açısından reeskont hesaplanmayacaktır. Bu tür alacaklar için hesaplanan reeskont giderleri KKEG olarak değerlendirilmelidir. Vade içermeyen senetler: Vade içermeyen senetler reeskonta tabi tutulmayacaktır. Katma Değer Vergisi alacakları: KDV, tahsil eden işletme için bir hasılat veya gelir unsuru değildir. İşletmenin fonksiyonu burada vergi tahsiline aracılıktır. Bu nedenle işletmelerin müşterilerinden olan senede bağlı KDV alacağı için reeskont hesaplanmayacaktır. &#160; Dönem sonu stok sayım farkları   İşletmeler dönem sonlarında stoklarının fiili envanterini ve kaydi envanterini tespit eder.  Farklılık bulunması halinde kaydi envanter fiili envanter seviyesine getirilmelidir. Değerlemede fiili envanter sonuçları dikkate alınmalıdır. Değerleme sonucu ortaya çıkan stok sayım noksanlıları ve fazlalıkları doğrudan gelir gider hesaplarına yansıtılmak yerine sebebi bulunana kadar 197 ve 397 no.lu hesaplarda takip edilmelidir.   Sebebi bulunamayan sayım fazlası _______________31.12.2006 _______________ 153 Ticari Mallar hs xx             397 Sayım Fazlası hs xx _______________31.12.2006 _______________ 397 Sayım Fazlası hs xx             679 Olağan Dışı Gelir ve Karlar hs xx _______________ / _______________   Sebebi bulunamayan sayım noksanı &#160; _______________31.12.2006 _______________ 197 Sayım Noksanı hs xx             153 Ticari Mallar hs xx _______________ 31.12.2006 _______________   689 Olağan Dışı Giderler hs xx 689 KDV’si xx             197 Sayım Noksanı hs xx             391 Hesaplanan KDV hs xx _______________ / _______________   Sebebi bulunamayan stok sayım noksanına ilişkin KDV’nin ve noksan tutarının KV. matrahının tespitinde Kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınacağı unutulmamalıdır. &#160; Amortisman uygulamalarına ilişkin notlar   Amortisman yöntemleri   Normal Amortisman Normal Amortisman yönteminde amortismanın uygulanacağı süre, 1(bir) rakamının sabit kıymetin aktife girdiği ilk yılında uygulanan amortisman oranına bölünmesi yoluyla bulunur.   Azalan Bakiyeler Usulünde Amortisman   Azalan Bakiyeler Usulünde Amortisman VUK’nun mükerrer 315. maddesi ile sadece bilanço usulüne göre defter tutan mükelleflere tanınmış bir haktır. Bu yöntemde mükellefler normal amortisman yönteminden farklı olarak sabit kıymetlerinin amortismanlarını kıymetin aktif değeri üzerinden değil, kıymetin aktif değerinden aynı kıymete ait birikmiş amortismanın çıkarılması yoluyla hesaplanan net defter değeri üzerinden ayırırlar. Ancak bu yöntemde uygulanan amortisman oranı normal amortisman yönteminde uygulanan oranın iki katıdır.   Amortisman  Yöntemi Değişiklikleri &#160; Başlangıçta azalan bakiyeler yöntemini seçenler için daha sonra normal yönteme geçmelerinde yasa açısından herhangi bir sakınca yoktur. Ancak, normal usulden azalan bakiyeler usulüne geçiş yasaklanmıştır.   Vergi ve diğer yasal yükümlülükler karşılıkları:   İşletmelerin cari dönemde kar elde etmeleri durumunda bu karlar üzerinden izleyen yıl içinde beyan edilip ödenecek kazanç vergileri için tek düzen hesap planı uyarınca vergi karşılığı tesis edilmesi ve dönem sonu bilançosunda (bilanço pasifinde) 370 nolu hesap kullanılarak gösterilmesi zorunludur. Vergi karşılığının hesaplanmasında kazanç vergileri üzerinden hesaplanacak stopaj ve fon tutarı dikkate alınacaktır. Bu vergi kurumlar vergisinin tahakkuk ettirilmesi ile kapatılır.   Örnek: bir işletme 2006 yılında 10,000- YTL tutarında mali kar elde etmiş ve 2.000-YTL tutarında geçici vergi ödemiştir.   ____________________________31.2.2006 ____________________________ 691- Dönem Karı Vergi ve Diğer Yükümlülükler Karşılıkları  hs  2.000                        370-Dönem Karı Vergi ve Diğer Yasal Yüküm. Karş. hs  2.000 ____________________________31.12.2006 ____________________________ 371- Dönem Karının Peşin Ödenen Vergi ve Diğer Yükümlülükler     2.000                               193- Peşin Ödenen Vergi ve Fonlar hs                           2.000   ____________________________ / ____________________________    &#160; &#160; Dönem sonu kapanış işlemleri   Maliyet hesaplarının gelir hesaplarına aktarımı   Maliyet hesaplarında bulunan giderler hesap dönemi sonunda yansıtma hesapları yolu ile ilgili gelir tablosu hesaplarına yansıtılır.   Maliyet Hesapları Bilanço ve Sonuç Hesapları Gider Hesapları Yansıtma Hesapları Bilanço ve Sonuç Hes.       710- Direkt İlk Madde ve Malzeme Giderleri 720- Direkt İşçilik Giderleri   730- Genel Üretim Giderleri 711- Direkt İlk Madde ve Malz. Giderleri Yansıtma Hesabı 721- Direkt İşçilik Giderleri Yansıtma Hesabı731- Genel Üretim Giderleri Yansıtma Hesabı 151- Yarı Mamüller Üretim Hesabı  152- Mamüller       740- Hizmet Üretim Maliyeti 741- Hizmet Üretim Maliyeti Yansıtma Hesabı 622- Satılan Hizmet Maliyeti 170- Yıll. Yay.İnşaat ve Onarım Maliyetleri       750- Araştırma ve Geliştirme Giderleri 751- Araştırma ve Geliştirme Giderleri Yansıtma Hesabı 630- Araştırma ve Geliştirme Giderleri       760- Pazarlama, Satış ve Dağıtım Giderleri 761- Pazarlama, Satış ve Dağıtım Giderleri Yansıtma Hesabı 631- Pazarlama, Satış ve Dağıtım Giderleri       770- Genel Yönetim Giderleri 771- Genel Yönetim Giderleri Yansıtma Hesabı 632- Genel Yönetim Giderleri       780- Finansman Giderleri 781- Finansman Giderleri Yansıtma Hesabı 660- Kısa Vadeli Borçlanma Giderleri 661- Uzun Vadeli Borçlanma Giderleri   Yansıtma işleminden sonra maliyet hesapları ve ilgili yansıtma hesapları ters kayıtla kapatılır. &#160; Gelir tablosu hesaplarının kapatılması   _______________ 31.12.2006 _______________ 600 Yurtiçi Satışlar 601 Yurtdışı Satışlar 602 Diğer Gelirler                                 610 Satıştan İadeler                                 611 Satış İskontoları                                 612 Diğer İndirimler                                 620 Satılan Mamul Maliyeti                                 621 Satılan Ticari Mal Maliyeti                                 622 Satılan Hizmet Maliyeti                                 623 Diğer Satışları Maliyeti                                 630 Araştırma ve Geliştirme Giderleri                                 631 Pazarlama S. Giderleri                                 632 Genel Yönetim Giderleri 640 İştiraklerden Temettü Gelirleri 641 Bağlı Ortaklıklardan Temettü Gelirleri 642 Faiz Gelirleri 643 Komisyon [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2012 Yılı SM SMMM ve YMM Asgari Ücret Tarifesi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/2012-yili-sm-smmm-ve-ymm-asgari-ucret-tarifesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Dec 2011 05:15:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YMM-SMMM-SM-Stajerler]]></category>
		<category><![CDATA[2012 ücret tarifesi]]></category>
		<category><![CDATA[muhasebe tarifesi]]></category>
		<category><![CDATA[muhasebeci tarifeleri]]></category>
		<category><![CDATA[smmm tarife]]></category>
		<category><![CDATA[smmm ymm tarifeler]]></category>
		<category><![CDATA[ücret tarifesi]]></category>
		<category><![CDATA[ücretler]]></category>
		<category><![CDATA[yeni sene ücret tarifesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1212</guid>

					<description><![CDATA[3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununun 46 ncı maddesi ile 02/01/1990 tarihli ve 20390 sayılı Resmi Gazete&#8217;de yayımlanan Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavir Ücretlerinin Esasları Hakkında Yönetmelik hükümleri uyarınca hazırlanan ve 2012 yılında meslek mensuplarınca uygulanacak olan asgari ücret tarifesi Resmi Gazete&#8217;de yayımlanmak üzere Başbakanlığa gönderildi. Söz konusu Asgari Ücret Tarifesine ulaşmak için Buraya Tıklayarak ilgili Tarifiyeyi indirebilirsiniz]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hizmet İşletmelerinde Yıl Sonu Kapanış Kayıtları (Muhasebe Kayıtları)</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/hizmet-isletmelerinde-yil-sonu-kapanis-kayitlari-muhasebe-kayitlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Dec 2011 07:21:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[7/a]]></category>
		<category><![CDATA[7/b]]></category>
		<category><![CDATA[dönem sonu]]></category>
		<category><![CDATA[dönem sonu işelemleri]]></category>
		<category><![CDATA[yıl sonu]]></category>
		<category><![CDATA[yıl sonu kapanış işlemleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1194</guid>

					<description><![CDATA[Yıl sonuna doğru muhasebecileri bekleyen en önemli işlerin başında kapanış kayıtları gelmektedir.

Bu çalışmada sadece yılsonu kapanış hesaplarına ağırlık verilmiştir. Yapılan tüm işlemler amortisman ve değerlemelerin yapıldığı varsayılmıştır. Bu nedenle amortisman ve değerlemelere ayrıca değinilmemiştir.  

1- Öncelikle mizanda borç bakiyesi veren küsuratlar 689 (KKEG) , alacak bakiyesi veren küsuratlar ise 679 nolu hesaba devredilerek mizan küsurat hesaplarından temizlenir. 

2- 740 nolu hesabın tamamı 741 hesap yardımıyla 622 satılan hizmet maliyeti hesabına virmanlanır. 

]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Elektronik Defter Genel Tebliği (Sıra No: 1)</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/elektronik-defter-genel-tebligi-sira-no-1/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Dec 2011 08:49:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[361 sayılı tebliğ]]></category>
		<category><![CDATA[eektronik defter genel tebliği]]></category>
		<category><![CDATA[elektronik defter]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1190</guid>

					<description><![CDATA[13 Aralık 2011 SALI   Resmî Gazete Sayı : 28141 TEBLİĞ Maliye Bakanlığı ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığından: ELEKTRONİK DEFTER GENEL TEBLİĞİ (SIRA NO: 1) 1.                Giriş 1.1. Bilindiği üzere, 6215 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun1 14 üncü maddesi ile değiştirilen, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun2 “Defter Tutma Mükellefiyeti” başlıklı 66 ncı maddesinin ikinci fıkrasında, söz konusu maddede geçen defterlerin (yevmiye defteri, defteri kebir, envanter defteri, karar ve işletme defteri) elektronik ortamda veya dosyalama suretiyle tutulabileceği ve bu defterlerin açılış ve kapanış onaylarının şekli ve esasları ile bu defterlerin nasıl tutulacağının Sanayi ve Ticaret Bakanlığı (640 sayılı Kanun Hükmünde Kararname3 hükümleri icabı Gümrük ve Ticaret Bakanlığı) ile Maliye Bakanlığınca çıkarılacak müşterek bir tebliğle belirleneceği hükme bağlanmıştır. 1.2. 213 sayılı Vergi Usul Kanununun4 5766 sayılı Kanunun5 17 nci maddesi ile değişen mükerrer 242 nci maddesinin 2 numaralı fıkrası ile Maliye Bakanlığı; elektronik defter, kayıt ve belgelerin oluşturulması, kaydedilmesi, iletilmesi, muhafazası ve ibrazı ile defter ve belgelerin elektronik ortamda tutulması ve düzenlenmesi uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye, elektronik ortamda tutulmasına ve düzenlenmesine izin verilen defter ve belgelerde yer alması gereken bilgileri internet de dâhil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında Maliye Bakanlığına veya Maliye Bakanlığının gözetim ve denetimine tâbi olup, kuruluşu, faaliyetleri, çalışma ve denetim esasları Bakanlar Kurulunca çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenecek olan özel hukuk tüzel kişiliğini haiz bir şirkete aktarma zorunluluğu getirmeye, bilgi aktarımında uyulacak format ve standartlar ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, bu Kanun kapsamına giren işlemlerde elektronik imza kullanım usul ve esaslarını düzenlemeye ve denetlemeye yetkili kılınmıştır. 1.3. Ayrıca söz konusu fıkrada, Vergi Usul Kanunu ve diğer vergi kanunlarında defter, kayıt ve belgelere ilişkin olarak yer alan hükümlerin elektronik defter, kayıt ve belgeler için de geçerli olduğu; Maliye Bakanlığının, elektronik defter, belge ve kayıtlar için diğer defter, belge ve kayıtlara ilişkin usul ve esaslardan farklı usul ve esaslar belirlemeye yetkili olduğu hükme bağlanmıştır. 1.4. Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesinin birinci bendinde ise Maliye Bakanlığının mükellef ve meslek grupları itibarıyla muhasebe usul ve esaslarını tespit etmeye, bu Kanuna göre tutulmakta olan defter ve belgeler ile bunlara ilaveten tutulmasını veya düzenlenmesini uygun gördüğü defter ve belgelerin mahiyet, şekil ve ihtiva etmesi zorunlu bilgileri belirlemeye, bunlarda değişiklik yapmaya; bedeli karşılığında basıp dağıtmaya veya üçüncü kişilere bastırıp dağıtmaya veya dağıttırmaya, bunların kayıtlarını tutturmaya bu defter ve belgelere tasdik, muhafaza ve ibraz zorunluluğu getirmeye veya kaldırmaya, bu Kanuna göre tutulacak defter ve düzenlenecek belgelerin tutulması ve düzenlenmesi zorunluluğunu kaldırmaya yetkili olduğu hükme bağlanmıştır. 1.5. Söz konusu maddenin üçüncü bendinde, Maliye Bakanlığının, tutulması ve düzenlenmesi zorunlu defter, kayıt ve belgelerin mikro film, mikro fiş veya elektronik bilgi ve kayıt araçlarıyla yapılması veya bu kayıt ortamlarında saklanması hususunda izin vermeye veya zorunluluk getirmeye, bu şekilde tutulacak defter ve kayıtların kopyalarının Maliye Bakanlığında veya muhafaza etmekle görevlendireceği kurumlarda saklanması zorunluluğu getirmeye, bu konuda uygulama usul ve esaslarını belirlemeye yetkili olduğu hükme bağlanmıştır. 1.6. Diğer taraftan Vergi Usul Kanununun 175 inci maddesinin son fıkrasında Maliye Bakanlığının, muhasebe kayıtlarını bilgisayar programları aracılığıyla izleyen mükellefler ile bu bilgisayar programlarını üreten gerçek ve tüzel kişilerce uyulması gereken kuralları ve bilgisayar programlarının içermesi gereken asgarî hususlar ile standartları ve uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkili olduğu hükmü yer almaktadır. 1.7. Yukarıda yer alan yetkilere istinaden, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca tutulması zorunlu olan defterlerin elektronik ortamda oluşturulması, kaydedilmesi, muhafazası ve ibrazına ilişkin usul ve esaslar bu Tebliğin konusunu teşkil etmektedir. 2. Tanımlar ve Kısaltmalar Bu Tebliğde geçen; Elektronik Kayıt: Elektronik ortamda tutulan ve elektronik defter ve belgeleri oluşturan, elektronik yöntemlerle erişimi ve işlenmesi mümkün olan en küçük bilgi ögesini, Elektronik Defter: Şekil hükümlerinden bağımsız olarak Vergi Usul Kanununa ve/veya Türk Ticaret Kanununa göre tutulması zorunlu olan defterlerde yer alması gereken bilgileri kapsayan elektronik kayıtlar bütününü, Başkanlık: Gelir İdaresi Başkanlığını, Genel Müdürlük: Gümrük ve Ticaret Bakanlığı İç Ticaret Genel Müdürlüğünü, TÜBİTAK-UEKAE: Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu &#8211; Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsünü, Güvenli Elektronik İmza: 5070 sayılı Elektronik İmza Kanununun dördüncü maddesinde tanımlanan elektronik imzayı, Mali Mühür: 397 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği6 çerçevesinde Başkanlık için TÜBİTAK-UEKAE tarafından hazırlanan elektronik sertifika alt yapısını, Elektronik Defter Uygulaması: Başkanlık ve Genel Müdürlük tarafından belirlenen format ve standartlara uygun olarak oluşturulan elektronik defterlere ilişkin onay süreçlerinin yerine getirilmesi amacı ile hazırlanan www.edefter.gov.tr internet adresinde yer alan uygulamayı, Elektronik Defter Beratı: Bu Tebliğde yer alan esaslar çerçevesinde, elektronik ortamda oluşturulan defterlere ilişkin olarak, Başkanlık tarafından belirlenen standartlara uygun bilgileri içeren ve Başkanlık Mali Mührü ile onaylanmış elektronik dosyayı, Açılış Onayı: Hesap döneminin ilk ayına ilişkin olarak alınan elektronik defter beratını, Kapanış Onayı: Hesap döneminin son ayına ilişkin olarak alınan elektronik defter beratını, Zaman Damgası: Bir elektronik verinin, üretildiği, değiştirildiği, gönderildiği, alındığı ve/veya kaydedildiği zamanın tespit edilmesi amacıyla elektronik sertifika hizmet sağlayıcısı tarafından doğrulanan kaydı, ifade eder. 3. Uygulamadan Yararlanmaya İlişkin Usul ve Esaslar 3.1. Başvuru 3.1.1. Defterlerini elektronik ortamda oluşturmak, kaydetmek, muhafaza ve ibraz etmek isteyen gerçek ve tüzel kişi mükelleflerin aşağıda yer alan şartları taşımaları gerekmektedir. a) Gerçek kişi mükelleflerin 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu hükümleri çerçevesinde üretilen nitelikli elektronik sertifikaya sahip olmaları, b) Tüzel kişi mükelleflerin 397 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde yer alan belirlemeler çerçevesinde elektronik fatura uygulamasından yararlanma iznine sahip olması ve bu çerçevede Mali Mühür temin etmiş olması, c) Elektronik defter tutulması, kaydedilmesi, onaylanması, saklanması ve ibrazında kullanılacak yazılımın uyumluluk onayı almış bir yazılım olması. 3.1.2. Yukarıda yer alan şartları taşıyanlardan, bu Tebliğ kapsamında elektronik defter oluşturmak, kaydetmek, muhafaza ve ibraz etmek isteyenler, aşağıda yer alan bilgi ve belgeler ile www.edefter.gov.tr internet sitesinde belirtilen Başkanlık veya Genel Müdürlük adresine yazılı olarak başvuruda bulunacaktır. Gerek görülmesi halinde aşağıdakilere ilaveten teknik bilgi ve belge talebinde bulunulabilir. a) www.edefter.gov.tr internet adresinde yer alan “Elektronik Defter Uygulaması Başvuru Formu ve Taahhütnamesi”nin imzalı aslı, b) Tüzel kişiler için başvuru formunu imzalayan kişi veya kişilerin yetkili olduğunu gösteren şirket imza sirkülerinin noter tasdikli örneği (397 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğine göre e-fatura uygulamasından yararlanmaya başlayan ve imza sirkülerinde herhangi bir değişiklik bulunmayan mükellefler için bu şart aranmayacaktır.), c) Elektronik defterlerin oluşturulması sırasında, bu konuda uyumluluk onayı alınmış bir yazılımın kullanılması durumunda söz konusu yazılım hakkında yazılımın adı, sürüm numarası gibi mükellef kullanımına özgü bilgiler, ç) Uyumluluk onayı almamış bir yazılım kullanılmak istenmesi durumunda, Tebliğin “3.2 Yazılımların Uyumluluk Onayı” başlıklı bölümünde belirtilen belge ve bilgiler. 3.2. Yazılımların Uyumluluk Onayı 3.2.1. Müşterilerinin ihtiyaçları doğrultusunda özel veya paket yazılım üreten yazılım üreticileri ile yazılımlarını kendi geliştiren mükellefler, bu Tebliğde belirtilen esaslara uygun elektronik defter oluşturan, kaydeden, onaylayan, muhafaza eden yazılımların Başkanlık tarafından onaylanması amacıyla aşağıda yer alan bilgi ve belgeler ile www.edefter.gov.tr internet sitesinde yer alan adrese yazılı olarak başvuruda bulunacaktır. a) Onay talebine ilişkin yazılı dilekçe, b) Yazılımın adı, sürüm numarası gibi ayırt edici özellikleri, c) Onayı istenen yazılım ile ilgili olarak aşağıda yer alan bilgileri içeren teknik doküman veya dokümanlar, 1) Yazılımın geliştirilmesinde kullanılan programlama dili, dosya sistemi, çalıştığı işletim sistemi gibi genel özellikleri, 2) Bu Tebliğde yer alan oluşturma, kaydetme, onaylama, muhafaza ve ibraz gibi temel süreçlere ait iş akış şemaları, ç) Tebliğ çerçevesinde belirlenen format ve standartlara uygun olarak ve onaya sunulan yazılım tarafından oluşturulan elektronik imzalı veya mali mühürlü elektronik defter örnekleri, d) Gerek duyulması halinde onaylanması istenen yazılımın kuruluma hazır bir örneği. 3.2.2. Aşağıda sayılan hususlarda yapılacak testleri başarılı bir şekilde tamamlayan yazılımlara uyumluluk onayı verilecektir. a) www.edefter.gov.tr internet adresinden duyurulan kılavuzlarda öngörülen veri standartları ve formata uygun olarak oluşturma, b) Elektronik defterlerin üretilmesi, kaydedilmesi ve bunların ibrazına ilişkin şartları sağlama, c) Mali mühür, elektronik imza, mobil imza ve zaman damgası kullanımının doğru bir şekilde gerçekleştirilmesi, ç) www.edefter.gov.tr adresinde açıklanan Elektronik Defter Uygulaması onay süreçlerine ilişkin işlemleri yerine getirme, d) Duyurulan diğer şartların yerine getirilmesi. 3.2.3. Yazılımların testleri üreticileri tarafından yaptırılacak ve testi başarılı biçimde tamamlayanlar www.edefter.gov.tr internet adresinden ilan edilecektir. İlan edilen yazılımlar aracılığı ile elektronik defter tutacakların ayrıca test yapmalarına gerek bulunmamaktadır. Kendi yazılımını kendisi geliştiren mükelleflerin test sürecini başarılı bir şekilde tamamlayanlar internet sitesinden ilan edilmeyecektir. Uyumluluk onayları ile ilgili test planı, test süreci ve ilgili diğer teknik dokümanlar www.edefter.gov.tr adresinden duyurulacaktır. 3.3. Elektronik Defter Oluşturma 3.3.1. Bu Tebliğ kapsamında kendilerine izin verilenler, www.edefter.gov.tr internet adresinde duyurulan format ve standartlara uygun olarak ve aylık dönemler itibarıyla elektronik defterlerini oluşturmaya ve saklamaya başlayacaklardır. Defterlerini elektronik defter biçiminde tutmaya başlayanlar, söz konusu defterlerini kâğıt ortamında tutamazlar. 3.3.2. Elektronik defter tutma sürecinde hesap döneminin ilk ayının beratının alınması açılış onayı, son ayının beratının alınması ise kapanış onayı yerine geçer. 3.3.3. Uygulamadan yararlananlar, aylık dönemler itibarıyla oluşturdukları elektronik defterler için, aşağıda yer alan adımları izleyerek berat almak ve bunları istenildiğinde ibraz etmek üzere muhafaza etmek zorundadırlar. a) Gerçek kişiler elektronik defterlerini, ilgili olduğu ayı takip eden ayın son gününe kadar (Aralık ayına ilişkin defterler gelir vergisi beyannamesinin verilme süresinin sonuna kadar) kendilerine ait güvenli elektronik imza ile imzalar. b) Tüzel kişiler elektronik defterlerini, ilgili olduğu ayı takip eden ayın son gününe kadar (Hesap döneminin son ayına ait defterler kurumlar vergisi beyannamesinin verilme süresi sonuna kadar) kendilerine ait mali mühür ile onaylar. c) İmzalı veya mühürlü defterler için berat dosyaları oluşturulur ve bu dosyalar Elektronik Defter Uygulaması aracılığı ile [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anonim Şirketlerin Kendi Paylarını İktisap Etmesi Konusunda 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Getirdiği Yeni Düzenlemeler</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/anonim-sirketlerin-kendi-paylarini-iktisap-etmesi-konusunda-6102-sayili-turk-ticaret-kanunu%e2%80%99nun-getirdigi-yeni-duzenlemeler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Dec 2011 01:09:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TTK]]></category>
		<category><![CDATA[6102 sayılı yasa]]></category>
		<category><![CDATA[Anonim şirketler sermayesi]]></category>
		<category><![CDATA[anonim ve limited şirketler]]></category>
		<category><![CDATA[hisse senetleri]]></category>
		<category><![CDATA[iktisap etme]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ TTK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1183</guid>

					<description><![CDATA[Anonim şirketler sermayesi belirli ve paylara bölünmüş, pay sahiplerinin sadece taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile ve şirkete karşı sorumlu oldukları şirket türü olarak tanımlanmaktadır. I- GİRİŞ Bu tanımlamadan da anlaşılacağı üzere ortakların edindikleri paylar karşılığında şirkete getirdikleri değerler şirketin sermayesini oluşturmaktadır. Ortakları şirketin borçlarından dolayı pay miktarlarıyla sınırlı sorumlu, kendisi ise borçlarından dolayı tüm malvarlığıyla sınırsız sorumlu olan anonim şirketlerin kendi paylarını iktisap edebilmelerinin yani ortaklarında bulunan ve payı temsil eden hisse senetlerini bedelleri karşılığında geri devir alabilmelerinin; Esas sermayenin muhafaza edilememesi, şirket alacaklılarının zarara uğratılması, ortaklar arasında adaletsiz uygulamalar yaşanması, hisseleri borsada işlem gören şirketler için borsa kurunun manüple edilerek hisse senetlerinin değerinin düşmesi durumunda şirketin zarara uğraması gibi birtakım olumsuz sonuçları olabileceği gibi; Sermayenin azaltılması yöntemi ve temettü dağıtımının alternatifi olarak kullanılabilmesi, doğrudan temettü dağıtımına nazaran bazı vergi avantajlarına sahip olması, hisse senetlerinin düşük fiyattan iktisap edilip yüksek fiyattan satılması suretiyle bir çeşit finansman aracı olarak kullanılabilmesi, haklarının zedelendiğini düşünen azlık için ortaklıktan ayrılabilmek için bir çıkış kapısı olması gibi olumlu yönleri de bulunmaktadır. Bu sebepledir ki dünyada ticaret hukukçularınca şirketlerin kendi paylarını iktisap edebilmeleri ya da edememeleri uzunca bir süredir tartışılmakta, bu konuda zaman içerisinde farklı ülkelerde farklı uygulama ve düzenlemeler yapıldığı görülmektedir. Örneğin; ABD’de geçmişten bu yana genel uygulama şirketlerin kendi paylarını iktisap edebilecekleri yönünde iken, AB ülkelerinde ise geçmişte bu yöndeki katı kurallar ve sınırlamalar yerini daha esnek düzenlemelere bırakmıştır. Ülkemizdeki süreç ise eski ve yeni Ticaret Kanunlarımız ekseninde aşağıda irdelenmiştir. II- 6762 SAYILI ESKİ TÜRK TİCARET KANUNU’NDAKİ DURUM 6762 sayılı Eski Türk Ticaret Kanunu(ETTK)’nda istisnai haller dışında şirketlerin ortakların paylarını temsil eden hisse senetlerini temellük edemeyeceği yani satın alamayacağı gibi rehin olarak da kabul edemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştı. Kanun’a göre bu senetlerin temellükü veya rehin alınması neticesini doğuran sözleşmeler de geçersiz sayılmakta idi  (ETTK md. 329). Daha yalın bir anlatımla; sermaye taahhüdünü yerine getirerek bir şirkete ortak olan ya da ikincil piyasalardan bir şirketin hisse senedini satın alan kişi, bu hisse senetlerini ancak üçüncü şahıslara satarak ya da devrederek parasını geri alabilmekte ve şirket ortaklığından ayrılabilmekteydi. Aksi takdirde elindeki hisse senetlerini şirkete iade ederek bedellerini tahsil etmesi ve ortaklıktan ayrılması mümkün olmamaktaydı. Ancak; 1- Hisse senetleri şirketin sermayesinin azaltılmasına dair bir karara dayanılarak devralınmışsa, 2- Hisse senetleri şirketin kurulması veya esas sermayenin çoğaltılması dolayısıyla vaki olan iştirak taahhüdünden başka bir sebepten doğan şirket alacaklarının ödenmesi maksadıyla devralınmışsa, 3- Hisse senetleri bir mamelekin veya işletmenin borç ve alacaklarıyla beraber temellük edilmesi neticesinde şirkete geçmişse, 4- Hisse senetlerinin devir veya rehin alınması ana sözleşmeye göre şirket konusuna giren faaliyetlerden ise, 5- Hisse senetleri yönetim kurulu üyeleri, müdürler ve memurlar tarafından kendilerine bu sıfatla düşen mükellefiyetlere karşı rehin olarak yatırılmış ise, 6- Temellük ivazsız (karşılıksız) ise şirket kendi paylarını iktisap veya rehin alabilecekti (ETTK md 329). III- 6102 SAYILI YENİ TÜRK TİCARET KANUNU’NDAKİ DURUM 6102 sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu(YTTK)’nda ise ETTK’daki istisnai haller dışındaki mutlak sınırlama kaldırılarak genel kurulun yönetim kurulunu yetkilendirmesi şartıyla, en çok beş yıl için geçerli olacak şekilde şirketlere kendi paylarını belirli bir oranda (esas veya çıkarılmış sermayelerinin onda birini aşmayacak miktarda) iktisap ve rehin olarak kabul edebilmeleri yönünde izin verilmiştir (YTTK md. 379). Bu konuda Kanun’un öngördüğü diğer şartlar ise iktisap edilecek payların bedelleri düşüldükten sonra, kalan şirket net aktifinin, en az esas veya çıkarılmış sermaye ile kanun ve esas sözleşme uyarınca dağıtılmasına izin verilmeyen yedek akçelerin toplamı kadar olması [(Net Aktif – İktisap Edilen Pay Bedeli) ≥ (E. veya Ç. Sermaye + Yedek Akçeler)] ve sadece bedellerinin tümü ödenmiş bulunan payların iktisap edilebileceği hususlarıdır (YTTK md. 379). Öte yandan; kredi ve finans kurumlarının işletme konuları içine giren işlemlere ve şirketin veya onun bağlı şirketlerinin çalışanlarına, şirketin paylarını iktisap edebilmeleri için, avans, ödünç ve teminat verilmesine ilişkin hukuki işlemler dışında paylarının iktisap edilmesi amacıyla, şirketin başka bir kişiyle yaptığı, konusu avans, ödünç veya teminat verilmesi olan hukuki işlemlerin batıl olacağı hükme bağlanarak Kanuna karşı hile yapılmasının önüne geçilmesi hedeflenmiştir (YTTK md. 380). Ayrıca, bir şirketin örneğin; kendi paylarını iktisap edememesi durumunda borca batık bir kişiden alacağını tahsil edememesi, hisse senetlerinin değerinin borsada aniden düşmesi veya düşme tehlikesinin doğması yada şirket hakimiyetinin başka bir grubun eline geçme ihtimalinin bulunması gibi durumlarda yakın ve ciddi kayıplardan kaçınmak için kendi paylarını, genel kurulun yetkilendirmeye ilişkin kararı olmadan da iktisap edebileceği, payların bu yolla iktisabı hâlinde yönetim kurulunun ilk genel kurula; iktisabın sebep ve amacı, iktisap edilen payların sayıları, itibari değerlerinin toplamı ve sermayenin ne kadarını temsil ettiği, bedeli ve ödeme şartlarına ilişkin yazılı bilgi vermesi gerektiği hükme bağlanmıştır (YTTK md. 381). Tüm bunlarla birlikte, ETTK’daki benzer istisnai durumlar yeni Kanunda da korunmuştur. Şöyle ki; şirket esas veya çıkarılmış sermayesinin azaltılmasına ilişkin ilgili Kanun hükümlerini uyguluyorsa, iktisap örneğin; birleşme, bölünme veya mirasla intikal gibi durumlar için küllî halefiyet kuralının bir gereğiyse veya bir kanuni satın alma yükümünden doğuyorsa, ya da bedellerinin tümü ödenmiş olmak şartıyla ve cebrî icradan kaynaklanan bir şirket alacağının tahsili amacına yönelikse kendi paylarını iktisap edebilecektir. Ayrıca şirket zaten bir menkul kıymetler şirketiyse yine kendi paylarını iktisap edebilecektir (YTTK md. 382). Son olarak ETTK’daki şirketlerin, bedellerinin tamamı ödenmiş olmak şartıyla, kendi paylarını örneğin; bağış ve vasiyetname gibi yollarla ivazsız (karşılıksız-bedelsiz) iktisap edebilecekleri istisnası YTTK’da da korunmuştur (YTTK md. 383). IV- SONUÇ Dünyanın gelişmiş ülkelerinde gözlemlenen eğilime paralel olarak; ülkemizde de ETTK’da yer alan anonim şirketlerin kendi paylarını iktisap ve rehin olarak kabul edebilmeleri konusundaki istisnai haller dışındaki mutlak sınırlamadan vazgeçilmiş ve YTTK ile şirketlere, ortaklarında bulunan hisse senetlerini belirli bir orana kadar geri devir alabilme imkanı tanınmıştır. Anonim şirketlerin kendi paylarını iktisap etmeleri sonucunda meydana gelebilecek olumlu ve olumsuz sonuçlar birlikte değerlendirildiğinde kanaatimizce de en makul yol bu olarak görünmektedir(1). Erdal NACAR E-Yaklaşım / Kasım 2011 / Sayı: 227 Gümrük ve Ticaret Müfettişi]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özürlü çocuğu olan annelerden SGK ne istiyor?</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/ozurlu-cocugu-olan-annelerden-sgk-ne-istiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Dec 2011 01:01:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Resul KURT]]></category>
		<category><![CDATA[özürlü çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[resul kurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1178</guid>

					<description><![CDATA[Bu köşede zaman zaman SGK’nın vatandaşlara verdiği hizmetin kalitesini ve yapılan uygulama yanlışlıklarını dile getiriyoruz. İşte okurlarımızdan Feyza Sema İnan da diyor ki; “Ben 1977 doğumluyum ve bir tekstil firmasında insan kaynakları uzmanı olarak çalışmaktayım. Down Sendromlu 4 yaşında bir oğlum var. 1 Ekim 2008’de çıkan kanunda özürlü çocuğu olan annelerin erken emeklilik hakkından söz ediliyor. Benim oğlumun özür derecesi yüzde 65 olmasına rağmen, SGK Başkanlığı’ndan olumsuz cevap aldım. Bu kanundan ben neden faydalanamıyorum?” Bundan bir yıl kadar önce, Ülke TV’de yaptığım programda konuğum olan Posta Gazetesi yazarı Ekrem Sarısu, gazetede verdiği bir bilgiden sonra okurunun kendisini arayarak, İzmir SGK Müdürlüğü’ne doğum borçlanması için gittiğinde, SGK’daki memur arkadaşların “Böyle bir yasa çıkacağını duyduk ama, çıkar mı çıkmaz mı bilmiyoruz” dediğini anlatmıştı. Oysa doğum borçlanması çıkmış, uygulaması başlamış ama vatandaşa daha çıkmadı denilmesi vatandaşı oldukça üzmüştü. Sokaktaki vatandaşın dahi ilgi ve alakayla gelişmelerini takip ettiği sosyal güvenlik konularında, SGK’nın personelini eğitime tabi tutması gerekiyor. Hatta öyle uygulamalar var ki, insanın gülesi geliyor. Hukukun nasıl katledildiğini, hukuk dışılığın nasıl alıp başını gittiğini de yazacağım. Okurumuzun sorusuna gelince, daha önce de bu köşede dile getirdiğimiz bir konu bu. Sosyal güvenlik reformu ile birlikte özürlü çocuğu olan ve çalışma hayatında bütün zorluklara rağmen yer alan annelerin, diğer sigortalılara göre daha fazla zorluk yaşadıkları dikkate alınarak, erken emeklilik hakkı getirilmiştir. Sigortalıların prim ödeme gün sayılarını; zorunlu, isteğe bağlı sigorta, borçlanma, ihya edilen, birleştirilen, devir sandıklarına tabi geçen hizmetlere ait gün sayıları ile maden yeraltında geçen hizmetlerin 1/4’ü, fiili hizmet süresi zammı ve malul çocuğu bulunan kadın sigortalıların çalışmalarının 1/4’ü oluşturmaktadır. Aşağıda belirtilen durumlarda sigortalıların emeklilik için öngörülen yaş hadlerinden indirim yapılması öngörülmüş olup, bu husus SGK genelgesinde yer almıştır. Bunlar; &#8211; 506 sayılı Kanun’un mülga ek 5’inci maddesi kapsamındaki itibari hizmet süreleri, &#8211; Kanun’un 40’ıncı maddesi kapsamındaki fiili hizmet süresi zamları, &#8211; Kanun’un 28’inci maddesi kapsamında kadın sigortalılardan başka birinin sürekli bakımına muhtaç derecede malul çocuğu bulunanların, Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten sonra geçen prim ödeme gün sayılarının dörtte biridir. Başka birinin sürekli bakımına muhtaç malul çocuğu bulunan kadın sigortalılara ilişkin bu hak yeni bir düzenleme olup, yaşlılık aylığı bağlanması talebinde bulunan kadın sigortalılardan başka birinin sürekli bakımına muhtaç derecede malul çocuğu bulunanların, 1.10.2008 tarihinden sonra geçen prim ödeme gün sayılarının dörtte biri, prim ödeme gün sayıları toplamına eklenecektir. Söz konusu ilavenin yapılabilmesi, kadın sigortalının bu durumunu sağlık kurulu raporu belgelendirmesi koşuluna bağlıdır. Başka birinin sürekli bakımına muhtaç derecede malul çocuğun varlığı sağlık kurulu raporu ile belgelenecek, kadın sigortalılara bu hak 1.10.2008 tarihinden sonraki süreler için verilecektir. Yaşlılık aylığı bağlanması talebinde bulunan kadın sigortalılardan başka birinin sürekli bakımına muhtaç derecede malul çocuğu bulunanların, Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten sonra geçen prim ödeme gün sayılarının dörtte biri, emeklilik yaş hadlerinden indirilecektir. Malul çocuğun varlığı sağlık kurulu raporu ile belgelenecek, rapor tarihinin 1.10.2008 tarihinden önce olması halinde, kadın sigortalılara bu hak 1.10.2008 tarihinden sonraki süreler için verilecektir. Malul çocuğun ölümü veya bakıma muhtaçlığının kalkması halinde, 1.10.2008 tarihinden ölüm tarihine veya bakıma muhtaçlığın kalktığına karar verilen sağlık kurulu rapor tarihine kadar geçen hizmetlerin dörtte biri emeklilik yaş hadlerinden indirilecektir. Okurumuzun yüzde 65 özür raporunun dikkate alınmamasını anlamak mümkün olmadığı gibi, yasanın korunmasını emrettiği annelere yapılan bu eziyetler de bir an önce sona erdirilmeli. http://www.stargazete.com/yazar/resul-kurt/ozurlu-cocugu-olan-annelerden-sgk-ne-istiyor-haber-402533.htm]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İş sağlığı ve güvenliği yasası çıkıyor</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/is-sagligi-ve-guvenligi-yasasi-cikiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Dec 2011 08:16:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Resul KURT]]></category>
		<category><![CDATA[iş güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[iş sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[iş sağlığı yasası]]></category>
		<category><![CDATA[işsağlığı ve güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[resul kurt]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1172</guid>

					<description><![CDATA[İş kazalarının en çok etkilediği ülkelerden birisi olan Türkiye&#8217;de, iş kazası ve meslek hastalığından dolayı yaşanan acıların azaltılması, işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve mevcut sağlık ve güvenlik şartlarının iyileştirilmesi İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu hazırlandı. Gerçekten de özellikle çalışma koşullarının iyileştirilmesi için bu yönde bir yasaya ihtiyaç vardı. Yasa, kamu ve özel sektöre ait bütün işlere ve işyerlerine, bu işyerlerinin işverenleri ile işveren vekillerine, çırak ve stajyerler de dâhil olmak üzere tüm çalışanlarına faaliyet konularına bakılmaksızın uygulanacak. Aralık ayı sonuna kadar çıkartılması beklenen İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile işverenler; a) Çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla, b) Çalışanların sağlık ve güvenliğini sağlamak için mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi amacına yönelik çalışmalar yapmakla, c) İşyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izlemek ve denetlemekle, yükümlü tutuluyor. İşverenler, bu yükümlülüklerini; a) Risklerden kaçınılması, b) Kaçınılması mümkün olmayan risklerin analiz edilmesi, c) Risklerle kaynağında mücadele edilmesi, ç) İşin kişilere uygun hale getirilmesi için işyerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen gösterilmesi, özellikle monoton çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerinin önlenmesi, önlenemiyor ise en aza indirilmesi, d) Teknik gelişmelere uyum sağlanması, e) Tehlikeli olanın tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirilmesi, f) Teknoloji, iş organizasyonu, çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı, genel bir önleme politikasının geliştirilmesi, g) Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik verilmesi, ğ) Çalışanlara uygun talimatların verilmesi. gibi önleme ile ilgili iş sağlığı ve güvenliği genel ilkeleri ışığında yerine getirecek. İşverenler, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla yükümlü tutuluyor. İşverenler, mesleki risklerin önlenmesi ve bu risklerden korunulmasına yönelik çalışmaları da kapsayacak iş sağlığı ve güvenliği hizmetini sunmak için çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerinde (A) sınıfı, tehlikeli sınıfta yer alan işyerinde en az (B) sınıfı, az tehlikeli sınıfta yer alan işyerinde en az (C) sınıfı belgeye sahip iş güvenliği uzmanı ile bütün tehlike sınıflarında yer alan işyerlerinde işyeri hekimi görevlendirmekle yükümlü tutuluyor. Geçici madde ile getirilen düzenleme ile çok tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde (A) sınıfı belgeye sahip iş güvenliği uzmanı görevlendirme yükümlülüğü, bu işyerlerinde kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren dört yıl süreyle (B) sınıfı belgeye sahip iş güvenliği uzmanı görevlendirilmesi, tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde ise (B) sınıfı belgeye sahip iş güvenliği uzmanı görevlendirme yükümlülüğü, bu işyerlerinde kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle (C) sınıfı belgeye sahip iş güvenliği uzmanı görevlendirilmesi kaydıyla yerine getirilmiş sayılacak. *** İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanları ihbar edecek Ayrıca işyeri hekimi dışındaki diğer sağlık personeli görevlendirilecek. Ayrıca işverenler iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi hizmetinin tamamını veya bir kısmını ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden hizmet alarak yerine getirebilecek. Bu tasarıda özellikle yeni gelecek olan bir uygulama var. İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanları görevlendirildikleri işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili tedbirleri işveren veya işveren vekiline yazılı olarak beyan edecek, bu beyan edilen hususlardan hayati tehlike arz edenlerin işveren tarafından yerine getirilmemesi halinde ise bu hususu bakanlığın ilgili birimine bildirmeleri gerekecek. *** Tehlikeli işyerlerinde işçi çalışmayabilecek Ciddi ve yakın tehlike ile karşı karşıya kalan çalışanlar iş sağlığı ve güvenliği kuruluna, kurulun zorunlu olmadığı işyerlerinde ise işveren veya işveren vekiline başvurarak durumun tespit edilmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasına karar verilmesini talep edebilir. Kurul kararını acilen toplanarak, işveren veya işveren vekili ise kararını derhal verir ve durumu tutanakla tespit eder. Karar, çalışana ve iş sağlığı ve güvenliği çalışan temsilcisine yazılı olarak bildirilir. *** Periyodik kontroller 4857 sayılı İş Kanunu ve yürürlükteki diğer mevzuat gereği daha önce alınmış bulunan periyodik sağlık raporları süresi bitinceye kadar geçerli olacak. Umarız daha birçok düzenlemeyi içeren bu yasa tasarısı bir an önce yürürlüğe girer ve ülkemizde iş kazlarının olmadığı günleri görebiliriz.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>6111 Sayılı Kanunla Düzenlenen Teşvik Sisteminde İlave Sigortalı ve Teşvik Tutarının Hesaplanması</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/6111-sayili-kanunla-duzenlenen-tesvik-sisteminde-ilave-sigortali-ve-tesvik-tutarinin-hesaplanmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Dec 2011 14:23:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[6111 Torba Yasa]]></category>
		<category><![CDATA[6111 teşvik hesaplama yolları]]></category>
		<category><![CDATA[6111 teşvik hesaplaması]]></category>
		<category><![CDATA[6111 teşvik nasıl hesaplanır]]></category>
		<category><![CDATA[6111 teşvik yasası]]></category>
		<category><![CDATA[ilave sigortalı]]></category>
		<category><![CDATA[teşvik nedir]]></category>
		<category><![CDATA[teşvik sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[teşvik yasası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1153</guid>

					<description><![CDATA[İşsizliğin azaltılması ve istihdamın artırılması ile kadınların ve gençlerin işgücüne katılımına imkan verilmesi, çalışanların vasıflarının artırılması, mesleki ve teknik eğitimin özendirilmesi gibi nedenlerle çıkarılan teşvik kanunlarına ilave olarak 1 Mart 2011 tarihinden geçerli olmak üzere 6111 sayılı Kanun ile işverenlere yönelik sigorta prim indirimini öngören yeni bir teşvik uygulaması getirilmiştir. I- GİRİŞ Kanunla, kapsama girecek sigortalılar açısından kimi koşullar öngörülmüş olmakla birlikte, işe alınacakların mevcut çalışanların ortalamasına ilave olarak, ek istihdam yaratacak biçimde işe alınmış olmaları şartı getirilmiştir. Öte yandan, 5510 sayılı Kanun’un 81. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan “Bu fıkrayla düzenlenen destek unsurlarından diğer ilgili mevzuat uyarınca yararlanmakta olan işverenler aynı dönem için ve mükerrer olarak bu destek unsurundan yararlanamaz. Bu durumda, işverenlerin tercihleri dikkate alınmak suretiyle uygulama, destek unsurlarından sadece biriyle sınırlı olarak yapılır.” şeklindeki hükmü, 6111 sayılı Kanun’un 38. maddesi ile “Bu fıkra ve diğer ilgili mevzuatla sağlanan sigorta prim desteklerinin aynı dönem için birlikte uygulanması halinde, bu destek öncelikle uygulanır.” şeklinde değiştirilmiştir. Getirilen bu yeni düzenlemeyle, kapsama giren bir sigortalıdan dolayı hem % 5 prim indirimi desteğinden hem de 6111 sayılı Kanunla 4447 sayılı Kanun’un geçici 10. maddesinde yapılan düzenleme sonucu sigorta primi işveren hissesinin İşsizlik Sigortası Fonu tarafından karşılanması yönündeki destekten yararlanma imkanı sağlanmıştır. 6111 sayılı Kanunla 4447 sayılı Kanun’un geçici 10. maddesinde yapılan düzenleme ile getirilen teşvik uygulamasında istihdamın artırılması amacını içeren işe alınacak kişilerin ortalama sigortalı sayısına “ilave sigortalı” olarak katkı yapması halinde teşvik kapsamına alınacak olması bakımından ilave istihdamın hesaplamasının nasıl yapılacağı, ayrıca işveren sigorta prim teşvik tutarının nasıl hesaplanacağı üzerinde durulacaktır. II- İLAVE İSTİHDAMIN HESAPLANMASI A- GENEL OLARAK 6111 sayılı Torba Kanunla 4447 sayılı Kanun’un geçici 10. maddesine eklenen hükümle öngörülen sigorta primi işveren hissesi desteğinden, maddede aranılan diğer şartların yanı sıra, sigortalının işe alındığı tarihten önceki aydan başlanarak son altı aylık döneme ilişkin Kurum’a verilmiş aylık prim ve hizmet belgelerinde kayıtlı sigortalı sayısının ortalamasına ilave olarak çalıştırılması kaydıyla yararlanılabilmektedir. Ortalama sigortalı sayısı, sigortalının işe başladığı işyerinde işe giriş tarihinden önceki altı ayda Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirilmiş olan toplam sigortalı sayısının, aynı dönem aralığında Kurum’a bildirim yapılmış ay sayısına bölünmesi yoluyla bulunacaktır. Ortalama Sigortalı Sayısı = Son Altı Ayda Kurum’a Bildirilen Sigortalı Sayısı Son Altı Ayda Kurum’a Bildirim Yapılmış Ay Sayısı Örneğin; diğer şartlara sahip (A) sigortalısının işyerine 25.08.2011 tarihinde alındığı ve işyerinin son altı aylık döneminde 2011/7. ayda 12, 2011/6. ayda 5, 2011/5. ayda 9, 2011/4. ve 3. aylarda 5, 2011/2. ayda 12 sigortalı çalıştırdığını varsaydığımızda ortalama sigortalı sayısı 5 olarak (48/6=8) hesaplanacaktır. Bu durumda ancak 8 ve üzerinde sigortalının çalıştırıldığı aylarda teşvikten yararlanılabilinecektir. B- ÖZELLİKLİ DURUMLAR 1- Ortalama Sigortalı Sayısının Küsuratlı Çıkması Hali Sigortalıların, ortalama sigortalı sayısına ilave olarak çalıştırılıp çalıştırılmadığını tespiti sırasında, ortalama sigortalı sayısının küsuratlı çıkması halinde yarıma kadar kesirler dikkate alınmayacak, yarım ve üzerinde olan kesirler ise tama iblağ edilecektir. Buna göre, ortalama sigortalı sayısının küsurat kısmı 0,01 ile 0,49 arasında ise 0 (sıfır) olarak dikkate alınacak, 0,50 ile 0,99 arasında ise tama iblağ edilecektir. Örnek: 4447 sayılı Kanun’un geçici 10. maddesine göre sigortalılar için aranılan şartlara sahip olan (A) sigortalısının, (B) Ltd. Şti’ye ait kargo hizmetleri işyerinde 20.04.2011 tarihinde işe alındığı ve işyerinden son altı aylık sürede Kurum’a verilen prim belgesinde 2011/3 ayda 6, 2011/2. ve 1. aylarında 3’er, 2010/12. ayda 5, 2010/11.ayda 5 ve 2010/10. ayda ise 6 sigortalı kayıtlı olduğu varsayıldığında; Baz alınan aylardaki toplam sigortalı sayısı: 6 + 3 + 3 + 5 + 5 + 6 = 28 Ortalama sigortalı sayısı:  28/6 = 4,6 = 5 olarak hesaplanacaktır. 2- Son Altı Aylık Dönemde Bazı Aylarda Prim Belgesi Verilmemiş Olması Hali Ortalama sigortalı sayısının tespitine esas olan sigortalının işe alındığı tarihten önceki altı aylık dönemin bazı aylarında sigortalı çalıştırılmamış olması halinde, ortalama sigortalı sayısı bildirim yapılmış aylardaki toplam sigortalı sayısının bildirim yapılmış ay sayısına bölünmesi suretiyle hesaplanacaktır. Örnek: 4447 sayılı Kanun’un geçici 10. maddesinde aranılan şartlara sahip bir sigortalının 20.05.2011 tarihinde işe alındığı ve işyerinde çalışan sigortalı sayısının, 2011/Nisan ayında bildirim yapılmamış, 2011/Mart ayında 6, 2011/Şubat ayında 5, 2011/Ocak ayında bildirim yapılmamış, 2010/Aralık ayında 3, 2010/Kasım ayında 3 olduğu varsayıldığında; Baz alınan aylardaki toplam sigortalı sayısı: 6 + 5 + 3 + 3 = 17 Ortalama sigortalı sayısı: 17/4 = 4,25 = 4 olarak hesaplanacaktır. 3- İşyerinin Yeni Tescil Edilmiş ve Sigortalı Çalıştırmaya Ara Verilmiş Olması Hali Ortalama sigortalı sayısının tespitine esas olan altı aylık sürede, gerek işyerinin yeni tescil edilmiş olası, gerekse sigortalı çalıştırmaya ara verilmiş olması nedeniyle geriye doğru altı aylık süre içinde sigortalı bildiriminde bulunulmamış olması halinde, işe alınan sigortalıların ortalama sigortalı sayısına ilave olup olmadığına bakılmayacaktır. Kapsama giren sigortalıların tamamından dolayı destekten yararlanılacaktır. Örnek: 5510 sayılı Kanun kapsamına 27.05.2011 tarihinde alınmış olan (A) işyerinde, diğer şartlara haiz üç sigortalının 27.05.2011 tarihinde, bir sigortalının 30.05.2011 tarihinde işe alındığı varsayıldığında, söz konusu işyerinde 2011/Mayıs ayında işe alınan dört sigortalı için 2011/Nisan ve öncesinde (son altı aylık dönemde) sigortalı çalıştırılmamış olduğundan ortalama sigortalı sayısından söz edilemeyecektir. İşverenin sigorta prim desteğinden yararlanması hususunda, ortalama sigortalı hesabından söz edilemeyecek olup 2011/Mayıs ayında işe alınan tüm sigortalılar için destekten yararlanılacaktır. 4- Sosyal Güvenlik Destek Primine (SGDP) Tabi Çalışanlar İle Ücret Ödenmeyen Sigortalıların Varlığı Hali Gerek ortalama sigortalı sayısının tespitine esas olan altı aylık sürede, gerekse destekten yararlanılacak olan aylarda çalışan sigortalı sayısının tespiti sırasında, SGDP’ye tabi çalışan sigortalılar ile çeşitli nedenlerde ay içinde çalışması bulunmayan ve ücret ödenmeyen (istirahatli veya ücretsiz izin vb. nedenlerle aylık prim ve hizmet belgesinde 0 gün ve 0 kazançlı olarak kayıtlı) sigortalılar ortalama sigortalı sayısı hesabına dahil edilecektir. Örnek: Ortalama sigortalı sayısının tespitinde dikkate alınacak olan 2011/Mart ayına ait düzenlenerek Kurum’a verilen aylık prim ve hizmet belgesinde kayıtlı sigortalılardan 12 sigortalının tüm sigorta kollarına tabi olduğu, 1 sigortalının kazanç ve gün sayısının 0 (sıfır) olarak belirtildiği (raporlu olduğu), 2 sigortalının ise sosyal güvenlik destek primine tabi olduğu varsayıldığında, 2011/Mart ayında Kurum’a bildirilmiş sigortalı sayısı 12 olarak değil, 15 olarak kabul edilecektir. Ortalama sigortalı sayısı hesabında 2011/3. ayda bildirilen sigortalı sayısı 15 olarak dikkate alınacaktır. 5- Alt İşverenin Bulunması Hali Kapsama giren sigortalının işe alındığı tarihten önceki altı aylık dönem içinde asıl işveren ve alt işveren tarafından Kurum’a bildirilmiş toplam sigortalı sayısının, sigortalının işe alındığı tarihten önceki altı aylık süre içinde Kurum’a aylık prim ve hizmet belgesi verilmiş ay sayısına bölünmesi suretiyle hesaplanacaktır. Örnek: Kapsama giren (A) sigortalısının 25.05.2011 tarihinde işe alındığını ve asıl işyerinden son altı aylık dönemde Kurum’a 76 sigortalının bildirildiğini, 6 ay aylık prim ve hizmet belgesi verildiğini, yine (B) alt yüklenicisi tarafından aynı dönemde 18 sigortalının bildirildiğini ve son altı aylık dönemde 5 ay prim belgesi verildiğini, (C) alt yüklenici tarafından aynı dönemde 11 sigortalının bildirildiği ve 4 ay aylık prim ve hizmet belgesi verildiği varsayıldığında; Baz alınan aylardaki toplam sigortalı sayısı: 76 + 18 + 11 = 105 Ortalama sigortalı sayısı: 105/15 = 7 olarak hesaplanacaktır. Bu durumda 25.05.2011 tarihinde işe alınan (A) sigortalısı, 7 sigortalıya ilave olarak çalıştırıldığı takdirde bahse konu destek kapsamında yer alacaktır. III&#8211; TEŞVİK KAPSAMINDAKİ SİGORTA PRİM TUTARININ HE-SAPLANMASI 4447 sayılı Kanun’un geçici 10. maddesi kapsamına giren sigortalıların prime esas kazançları üzerinden tahakkuk eden sigorta primlerinin işveren hissesine ait kısmı İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanmaktadır. Ancak, 5510 sayılı Kanun’un 81. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan; “Bu fıkra ve diğer ilgili mevzuatla sağlanan sigorta prim desteklerinin aynı dönem için birlikte uygulanması halinde, bu destek öncelikle uygulanır.” hükmü gereği 4447 sayılı Kanun’un geçici 10. maddesi kapsamına giren bir sigortalı için öncelikle 5510 sayılı Kanun’un 81/I-ı bendinde öngörülen beş puanlık prim desteğinden yararlanılacak, ardından 4447 sayılı Kanun’un geçici 10. maddesinde öngörülen destekten yararlanılacaktır. Önemli bir husus ise, 4447 sayılı Kanun’un geçici 10. madde hükmünden yararlanılması sırasında, 5510 sayılı Kanun’da öngörülen destekten yararlanılan 5 puanlık kısım düşülecek, kalan işveren hissesi üzerinden tahakkuk eden primlerden dolayı ilave istihdam teşvikinden yararlanılacaktır. Belirtelim ki, 6111 sayılı Kanunla getirilen teşvik uygulamasında, diğer uygulamaların aksine, işverenin sigorta prim hissesi asgari ücret (prime esas kazanç alt sınırı) üzerinden değil, sigortalıya ödenen ücretin tamamı (prime esas kazanç üst sınırını geçmemek kaydıyla) üzerinden hesaplanacaktır. Örnek-1: Kısa vadeli sigorta kolu prim oranı % 2 olan bir işyerinde kapsama giren dört sigortalı için 06111 kanun numarası seçilerek düzenlenmiş olan aylık prim ve hizmet belgesinde prim ödeme gün sayısının 120, prime esas kazanç tutarının 6.372,00 TL olduğu varsayıldığında; ● 6.372,00 x 5/100= 318,60 TL; 5510 sayılı Kanun’un 81/I-ı maddesinde öngörülen beş puanlık prim desteğinden yararlanılacak tutar, ● 6.372,00 x 15,5/100 = 987,66 TL; 4447 sayılı Kanun’un geçici 10. maddesinde öngörülen sigorta primi işveren hissesinden yararlanılacak tutar, (İşverenin % 11 MYÖ, % 7,5 genel sağlık sigortası ve % 2 de kısa vadeli sigorta kolları prim oranı ile toplam 20,5 olarak prim yükü bulunmakta olup, % 5 indirim sonucu destekten yararlanacağı işveren prim oranı % 15,5 olarak hesaplanacaktır). ● 6.372,00 x 14/100= 892,08 TL; İşveren tarafından Kurum’a ödenecek sigortalı hissesi, şeklinde hesaplama yapılacaktır. Örnek-2: Kısa vadeli sigorta kolları prim oranı % 3 olan (A) işyerinde 01.06.2011 tarihinde işe alınan ve 4447 sayılı Kanun’un geçici 10. maddesi kapsamına giren (B) sigortalısının ilgili aydaki prim ödeme gün sayısının 30, prime esas kazanç tutarının ise 1.200,00 TL olarak 06111 kanun numarası seçilen prim belgesi ile Kurum’a bildirildiği varsayıldığında; ● 1.200,00 x 5/100= 60,00 TL; 5510 sayılı Kanun’un 81/I-ı maddesinde öngörülen beş puanlık prim desteğinden yararlanılacak tutar, ● 1.200,00 [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2012 yılı defter tutma hadleri</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/2012-yili-defter-tutma-hadleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Nov 2011 08:22:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[2012 defter hadleri]]></category>
		<category><![CDATA[2012 yılı defter tutma hadleri]]></category>
		<category><![CDATA[defter hadleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1148</guid>

					<description><![CDATA[Alış, satış veya Hasılat hadlerini aşan mükellefler 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu 177. Maddesine istinaden Bilanço usulünde defter tutmak zorundalar. Birinci sınıf tüccarlar: Madde 177 – (Değişik 30/12/1980 &#8211; 2365/26 md.) Aşağıda yazılı tüccarlar, I inci sınıfa dahildirler:(1) 1. Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı 7.200.000.000 (129.000 TL) lirayı veya satışlarının tutarı 8.640.000.000 (180.000 TL) lirayı aşanlar; 2. Birinci bentte yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşıp da bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatı 3.600.000.000 (70.000 TL) lirayı aşanlar; 3. 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı, işlerin birlikte yapılması halinde 2 numaralı bentte yazılı iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 7.200.000.000 (129.000 TL) lirayı aşanlar; 4. Her türlü ticaret şirketleri (Adi şirketler iştigal nevileri yukardaki bentlerden hangisine giriyorsa o bent hükmüne tabidir.); 5. Kurumlar Vergisine tabi olan diğer tüzelkişiler (Bunlardan işlerinin icabı bilanço esasına göre defter tutmalarına imkan veya lüzum görülmeyenlerin, işletme hesabına göre defter tutmalarına Maliye Bakanlığınca müsaade edilir.); 6. İhtiyari olarak bilanço esasına göre defter tutmayı tercih edenler. Sınıf değiştirme: Madde 179 – a) (I) inciden (II) nciye geçiş: İş hacmı bakımından I inci sıfa dahil olan tüccarların durumları aşağıdaki şartlara uyduğu takdirde, bunlar, bu şartların tahakkukunu takip eden hesap döneminden başlıyarak, II nci sınıfa geçebilirler: 1. Bir hesap döneminin iş hacmı 177 nci maddede yazılı hadlerden % 20 yi aşan bir nispette düşük olursa, veya; 2. Arka arkaya üç dönemin iş hacmı 177 nci maddede yazılı hadlere nazaran % 20 ye kadar bir düşüklük gösterirse. Sınıf değiştirme: Madde 180 – b) (II) nciden (I) inciye geçiş: İş hacmı bakımından II nci sınıfa dahil tüccarların durumları aşağıda yazılı şartlara uyduğu takdirde bunlar bu şartların tahakkukunu takip eden hesap döneminden başlıyarak I inci sınıfa geçerler. 1. Bir hesap döneminin iş hacmı 177 nci maddede yazılı hadlerden % 20 yi aşan bir nispette fazla olursa, veya; 2. Arka arkaya 2 dönemin iş hacmı 177 nci maddede yazılı hadlere nazaran % 20 ye kadar bir fazlalık gösterirse Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinin (B) fıkrasında “Yeniden değerleme oranı, yeniden değerleme yapılacak yılın Ekim ayında (Ekim ayı dahil) bir önceki yılın aynı dönemine göre Türkiye İstatistik Kurumunun Üretici Fiyatları Genel Endeksinde meydana gelen ortalama fiyat artış oranıdır. Bu oran Maliye Bakanlığınca Resmî Gazete ile ilan edilir.” hükmü yer almaktadır. Bu hüküm uyarınca yeniden değerleme oranı 2011 yılı için % 10,26 (on virgül yirmialtı) olarak tespit edilmiştir. Buna göre; 1-Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan; Yıllık Alışları (2011) 129.000,- + % 10.26 (13.235.40)= 142.000,- (%20 ilaveli 170.400,- TL) veya Yıllık Satışları (2011) 180.000,- + % 10.26 (18.468,80)= 198.000,- (%20 ilaveli 237.600,- TL) aşanlar, 2- Birinci bentte yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşanlar; Gayri safi iş hasılatı (2011) 70.000,- + % 10.26 (7.182,-)= 77.000,- (%20 ilaveli 92.400,- TL) 3- 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı işlerin birlikte yapılması halinde ; G.S.iş hasılatı 5 katı + Yıllık Satış Tutarı (2011) 129.000,- + % 10.26 ( 13.235,40)=142.000,- (%20 ilaveli 170.400,- TL) SMMM Cemal AKBULUT Adana SMMMO Bşk. Yard.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Türk Ticaret Kanununun Getirdiği Hapis ve Adli Para Cezaları</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/yeni-turk-ticaret-kanun-getirdigi-hapis-ve-adli-para-cezalari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Nov 2011 15:53:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TTK]]></category>
		<category><![CDATA[cezalar]]></category>
		<category><![CDATA[ttk]]></category>
		<category><![CDATA[ttkda cezalar]]></category>
		<category><![CDATA[türk ticaret kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[yeni türk ticaret kanunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1141</guid>

					<description><![CDATA[Yeni Türk Ticaret Kanunu; 01.01.2013 tarihinden itibaren İşletmelere bazı yükümlülükler getirmektedir. Getirilen bu yükümlülüklere uyulmaması halinde ise yükümlülüğün türüne göre adli para ve hapis cezaları öngörmektedir. Bu Makalemde;  Yeni Türk Ticaret Kanunun getirdiği yükümlülüklere uyulmaması durumlarında uygulanacak hapis ve adli para cezalarını irdelemeye çalışacağım. A-) Şirket Ortaklarının Şirketten Borç Para Alması Yasaklanmıştır. Kanun 358’inci maddesine göre; “İştirak taahhüdünden doğan borç hariç,şirket ortakları şirkete borçlanamaz. Bu duruma aykırı hareket edenler. TTK’nun 562/5-d maddesine istinaden üç yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılır. B-) Ticari Defterlerin Açılış Ve Kapanış Tasdiklerini Yaptıramayanlar, Kanun 64’üncü maddesinin üçüncü fıkrasına göre; her Tacir, Ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerini notere yaptırması zorunlu olup Bu zorunluluğa uymayanların iki yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılmaları gerektiği kanun 562. maddesinde yer almaktadır. C-) Gerçeği Yansıtmayan Envanter çıkaranlar, Kanun 66’üncü maddesi; Her tacir yılsonunda ticari işletmesinin envanterini çıkarması ve çıkardığı envanterin gerçeği yansıtması gerektiğini belirtilmiştir. Bu madde hükümlerine aykırı davranan yani Gerçeği yansıtmayan Envanter çıkaranlara iki yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılmaları kanun 562. maddesinde öngörülmüştür. D-)Saklaması Zorunlu Belgelerini İbraz Etmeyenler Kanun 86’ıncı maddesine göre; saklanması zorunlu olan belgeleri sadece dijital ortamda ibraz edebilen kimse, giderleri kendisine ait olmak üzere o belgelerin okunabilmesi için gerekli olan yardımcı araçları kullanıma hazır bulundurmalı; icap ettiği takdirde belgeleri, giderleri kendisine ait olmak üzere bastırarak ve yardımcı araçlara ihtiyaç duyulmadan okunabilen kopyalarını sunabilmelidir.” Bu yükümlülüğe uygun olarak saklanması zorunlu belgelerini ibraz etmeyenler iki yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılmaları 562. maddesinde yer almaktadır. E-) Defter Tutma Yükümlülüğüne Uymayanlar Defter tutma yükümlülüğü kanunun 64 maddesinde düzenlenmiş olup bu maddeye göre her tacir, ticari defterlerini Türkiye Muhasebe standartlarına uygun olarak tutmak ve İşletmenin ticari işlemlerini ve mal varlığını gerçekçi bir şekilde ticari defterlere yansıtmak zorundadır. Ayrıca tacir defterlerini üçüncü kişi uzmanlara, makul bir süre içinde yapacakları incelemede işletmenin faaliyetleri ve finansal durumu hakkında fikir verebilecek şekilde tutmalıdır. Bu yükümlülüğü yerine getirmeyen tacirler iki yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılmaları kanunda öngörülmüştür. F-) Belgelerin Kopyasını Saklamayanlar Kanun 64’üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre; her Tacir, işletmesi ile  ilgili olarak gönderilmiş olan her türlü belgenin, fotokopi, karbonlu kopya, mikro fiş, bilgisayar kaydı veya benzer şekilde bir kopyasını, yazılı, görsel veya elektronik ortamda saklaması gerektiğini, bu belgelerin yetkili mercilerce istenmesi durumunda ibraz etmeyen tacirlerin, iki yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılması gerektiği kanun 562. maddesinde yer almaktadır. G-)Usulüne uygun olarak defterlerini tutmayanlar, Kanun 65’üncü maddesine göre; her Tacir Ticari defterlerini ve gerekli diğer kayıtları Türkçe tutması. Kısaltma, rakam, harf, ve sembol kullanıldığı takdirde bunların anlamları açıkça belirtmesi, Defterlerin yazımları ve diğer gerekli kayıtların, eksiksiz, doğru zamanında ve düzenli olarak tutması, yazılı kayıtlarda yanlışlık varsa tek çizgi ile çizmesi, dijital kayıtla ilgili değiştirmelerde, Kayıt sırasında mı yoksa daha sonra mı yapıldığı anlaşılmayan değiştirmeler yapmaması, Defterler elektronik defter ortamında tutacaksa tutulan defterler Türkiye Muhasebe Standartlarına uygun olması, Ayrıca Defterlerin ve gerekli diğer kayıtların elektronik ortamda tutması durumunda, bilgilerin saklanma süresinde bunlara ulaşılmasının ve bu süre içinde bunların her zaman kolaylıkla okunmasının temin etmesi gerekmektedir. Belirtilen yükümlülüklere aykırı davranan tacirler iki yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılmaları kanun 562. maddesinde yer almaktadır H-)Türkiye Muhasebe Standartlarına Aykırı Hareket Edenler Kanun 64 ila 88’inci madde hükümlerine tabi gerçek ve tüzel kişiler gerek ticari defterlerini tutarken, gerçek münferit ve konsolide finansal tablolarını düzenlerken Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu tarafından yayımlanan, Türkiye Muhasebe Standartlarına, kavramsal çerçevede yer alan muhasebe ilkelerine ve bunların ayrılmaz parçası olan yorumlara aynen uymak ve bunları uygulamak zorundadırlar. Bu kurala uymayan tacirler TTK’nun 562/2’inci maddesine göre; yüz günden üç yüz güne kadar adli para cezasıyla karşı karşıya kalacaklardır. I-)  Yeni Türk Ticaret Kanununa Göre Denetleme Yetkisine Sahip Denetin Elemanlarına Defter Ve Belge Sunmamak Yeni Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre tutulmakla veya muhafaza edilmekle yükümlü olunan defter, kayıt ve belgeler ile bunlara ilişkin bilgileri, denetime tabi tutulan gerçek veya tüzel kişiye ait olup olmadığına bakılmaksızın, denetime yetkili olanlarca istenmesine rağmen vermeyenler veya eksik verenler ya da bu denetim elemanlarının görevlerini yapmalarını engelleyenler TTK’nun 562/4’üncü maddesine göre; fiilleri daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İ-) Yeni TTK’nın 524’üncü maddesindeki ilanı yaptırmayanlar Anonim şirketler ve toplulukların finansal tablolarını düzenlemekle yükümlü yönetim kurulları bilanço gününden itibaren altı ay içinde; finansal tablolarını, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporunu, kar dağıtımına ilişkin genel kurul kararını, denetçinin 403’üncü madde uyarınca verdiği görüşü ve genel kurulun buna ilişkin kararını, Türkiye Sicili Gazetesinde ilan ettirmeyen ve şirketin internet sitesine koymayan yönetim kurulları ”TTK’nun 562/6 maddesine göre;  iki yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılırlar. J-) Sermaye Şirketlerinin İnternet sitesi açmaması TTK’nun “İnternet Sitesi” başlıklı 1524’üncü maddesine göre; sermaye şirketlerinin; internet sitesi açma zorunluluğu veya mevcut olan internet sitelerinde yayınlanması zorunlu olan bilgileri 01 Temmuz 2013 tarihinde itibaren yayınlamaları gerekmektedir. Bu tarihten itibaren üç ay içinde internet sitesi kurma zorunluluğunu yerine getirmeyenlere. TTK’nun 562/12’inci maddesine göre üç aya kadar hapis ve yüz güne kadar adli para cezası uygulanacaktır. Sedat ERYÜREK ASMMMO Danışma Meclisi Sekreteri]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilanço Esasına Göre Defter Tutulması Gerekirken İşletme Hesabı Esasına Göre Defter Tutulması Halinde Uygulanacak İdari Para Cezası</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/bilanco-esasina-gore-defter-tutulmasi-gerekirken-isletme-hesabi-esasina-gore-defter-tutulmasi-halinde-uygulanacak-idari-para-cezasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 22 Nov 2011 15:29:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[bilanço defteri]]></category>
		<category><![CDATA[defter tastiği]]></category>
		<category><![CDATA[defteri kebir]]></category>
		<category><![CDATA[defterler]]></category>
		<category><![CDATA[envanter defteri]]></category>
		<category><![CDATA[idari para cezası]]></category>
		<category><![CDATA[resmi defterler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1137</guid>

					<description><![CDATA[Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 104. maddesi ile işverenlerin tutmak zorunda oldukları defterlerle dayanağı belgeler, aylık prim ve hizmet belgesinin, aylık fiilî hizmet süresi zammı prim belgesinin, yıllık fiili hizmet süresi zammı prim belgesinin ve yıllık itibari hizmet süresi prim belgesinin dayanağı belgeler niteliğinde sayılmaktadır. I- GİRİŞ 5510 sayılı Yasa işverenlere ayrı bir defter tutma zorunluluğu getirmemiştir. Bu nedenle diğer kanunlar gereği tutmak zorunda bulunulan defterler istenildiğinde Kurum’a ibrazı zorunlu kılınan defterlerdir. Vergi mükellefi işverenler için bu defterler Vergi Usul Kanunu’nca tutulması zorunlu kılınan defterlerdir. VUK tacirleri iki sınıfa ayırmış ve hangi tacirlerin bilanço esasına göre, hangi tacirlerin işletme hesabı esasına göre defter tutacağını belirlemiştir. VUK uygulamasına göre bilanço esasına göre defter tutulması gerekirken işletme hesabı esasına göre defter tutulması halinde uygulanacak idari para cezası ve bu durumdaki kayıtların süresinde incelemeye ibraz edilmemesi halinde hangi işlemin yapılacağı makalemizin konusudur. II- SINIF DEĞİŞİKLİĞİ Sınıf değişikliği VUK’ un 179, 180 ve 181. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; A- BİRİNCİ SINIFTAN İKİNCİ SINIFA GEÇİŞ İş hacmi bakımından I. sınıfa dahil olan tüccarların durumları aşağıdaki şartlara uyduğu takdirde, bunlar bu şartların tahakkukunu takip eden hesap döneminden başlayarak II. sınıfa geçebilirler. a- Bir hesap döneminin iş hacmi 177. maddede yazılı hadlerden(1) % 20’yi aşan bir nispette düşüş olursa veya b- Arka arkaya üç dönemin iş hacmi 177. maddede yazılı hadlere nazaran % 20’ye kadar bir düşüklük gösterirse takip eden yılbaşından itibaren ikinci sınıfa geçebilirler. B- İKİNCİ SINIFTAN BİRİNCİ SINIFA GEÇİŞ İş hacmi bakımından II. sınıfa dahil tüccarların durumları aşağıda yazılı şartlara uyduğu takdirde bunlar bu şartların tahakkukunu takip eden hesap döneminden başlayarak birinci sınıfa geçerler. a- Bir hesap döneminin iş hacmi 177. maddede yazılı hadlerden % 20’yi aşan bir nispette fazla olursa veya b- Arka arkaya iki dönemin iş hacmi 177. maddede yazılı hadlere nazaran % 20’ye kadar bir fazlalık gösterirse takip eden yılbaşından itibaren birinci sınıfa geçerler. C- İHTİYARİ SINIF DEĞİŞTİRME II. sınıf tüccarlar, isterlerse bilanço esasına göre defter tutabilirler. Bunun yanında yeni işe başlayan tüccarlar, alım-satım ve hasılat tutarları henüz belli olmadığından, II. sınıf tüccarlar gibi hareket ederek işletme hesabı esasına göre defter tutabilirler. www.ozdogrular.com III- SGK MEVZUATI AÇISINDAN SINIF DEĞİŞİKLİĞİNE UYULMAMASININ SONUÇLARI VUK’ un 180. maddesi, Yasa ile öngörülen şartların gerçekleşmesi halinde sınıf değişikliğini zorunlu kılmaktadır. VUK bu zorunluluğa uyulmamasını re’sen tarh nedeni saymaktadır. Kurum uygulaması açısından ise bu zorunluluğa uyulmamasının sonucu kayıtların geçersiz sayılmasıdır. Kurum uygulaması dönemler itibariyle incelenmiştir. A- 01.10.2008 ÖNCESİ 01.10.2008 tarihinden önce yürürlükte bulunan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin “Belgenin Dayanağı” başlıklı 25. maddesinde, “İşverenlerin diğer kanunlar gereğince tutmak zorunda oldukları defterlerle dayanağı belgeler, Aylık Prim ve Hizmet Belgesinin dayanağı belgeler niteliğinde sayılır. Şu kadar ki; &#8230; f) Vergi Usul Kanunu gereğince bilanço esasına göre defter tutulması gerektiren işletme hesabı esasına göre tutulmuş defterler geçerli sayılmaz.” denilmekte ve 506 sayılı Yasa’nın 140. maddesi (d) fıkrasında “defter ve belgelerinin tümünü bu bentte belirtilen süre içinde ibraz etmekle birlikte, yönetmelikte belirtilen usul ve esaslara uygun olarak düzenlemeyenlere, her bir geçersizlik hali için, ibraz edilmemesi üzerine uygulanan miktarları aşmamak kaydıyla aylık asgari ücretin yarısı tutarında” idari para cezası öngörülmekte idi. Ceza uygulamasında dikkate alınan 16-36 Ek Genelge’ye göre ve ilgili yıl takvim yılı başı suçun işlendiği tarih olarak kabul edilerek; 16-294 Ek Genelge’nin, “Ancak, söz konusu Kanun ile ibraz edilen defter veya belgelerin tümü verilen sürede ibraz edilmekle beraber, bu kayıtları yönetmelikte belirtilen usul ve esaslara uygun olarak düzenlemeyenlere, her bir geçersizlik hali için, ibraz edilmemesi üzerine uygulanan miktarları aşmamak kaydıyla, aylık asgari ücretin yarısı tutarında idari para cezası verileceği öngörüldüğünden, gerek 4958 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 06.08.2003 tarihinden önce, gerekse bu tarihten sonra işlenmiş olduğu tespit edilen geçersizlik hallerinin her biri için ayrı ayrı idari para cezası uygulanacaktır.” hükmü gereği uygulamada her bir ay için 1/2 aylık asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanmakta idi. www.ozdogrular.com B- 01.10.2008–31.12.2008 DÖNEMİ 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasa’nın 102. maddesi (e) fıkrası 4. bendinde “Vergi Usul Kanunu gereğince bilanço esasına göre defter tutulması gerekirken işletme hesabı esasına göre tutulmuş defterler geçerli sayılmaz ve bu bendin (1) numaralı alt bendine göre” idari para cezası (aylık asgari ücretin on iki katı tutarında) uygulanır denilmektedir. Ancak -bilanço esasına göre defter tutmakla yükümlü- işverenler 2008 yılı işletme defterini Aralık 2007 ayında tasdik ettirerek 01.01.2008 tarihinden itibaren kullanmaya başlamışlardır ve 2008 yılı için söz konusu fiil hakkında belirlenmiş ceza kuralı 1/2 aylık asgari ücret iken yıl ortasında önceden işlenmiş fiil hakkına öngörülen ceza hükmü değiştiği için söz konusu yeni hükmün geriye yürümeyeceği açıktır. Bu nedenle 01.10.2008-31.12.2008 döneminde de eski ceza hükmünün uygulanması gereklidir. C- 01.01.2009 SONRASI 2009 yılı ve sonrası defterler için uygulanacak ceza kuralı artık aylık asgari ücretin oniki katı tutarıdır. IV- İŞLETME DEFTERİNİN İNCELEMEYE SÜRESİNDE İBRAZ E-DİLMEMESİ HALİNDE UYGULANACAK CEZA NE OLMALIDIR? 5510 sayılı Yasa’nın 102. maddesinin (e) fıkrasında; “e) 86. maddesinin ikinci fıkrasındaki yükümlülüğü Kurum’ca yapılan yazılı ihtara rağmen onbeş gün içinde mücbir sebep olmaksızın tam olarak yerine getirmeyenlere; 1- Bilânço esasına göre defter tutmakla yükümlü olanlar için, aylık asgari ücretin oniki katı tutarında, 2- Diğer defterleri tutmakla yükümlü olanlar için, aylık asgari ücretin altı katı tutarında, 3- Defter tutmakla yükümlü değil iseler, asgari ücretin üç katı tutarında idari para cezası uygulanır.” denilmektedir. Bilanço esasına göre defter tutmak zorunda olan ancak işletme defteri tutan kişi defter ve belgelerini incelemeye yasada belirlenen sürede Kurum’a ibraz etmez ise hangi ceza uygulanmalıdır. Görüldüğü gibi madde metninde tutulan defterden değil “tutmakla yükümlü olunan defterden” hareketle ceza belirlenmiştir. Bu nedenle bilanço esasına göre defter tutmak zorunda olan ancak işletme defteri tutan kişi defter ve belgelerini Yasa’da belirlenen sürede Kurum’a ibraz etmez ise uygulanacak ceza, tutmakla yükümlü olduğu defterden hareketle 12 asgari ücret olmalıdır. Fiil cari dönemde işlendiği için defterin 2008 öncesi veya sonrası olmasının bir belirleyiciliği bulunmamaktadır. www.ozdogrular.com V- SONUÇ VUK uygulamasına göre bilanço esasına göre defter tutulması gerekirken işletme hesabı esasına göre defter tutulması halinde uygulanacak idari para cezası ile ilgili kural 2008 yılı içerisinde değiştirilmiştir. Bu nedenle 2008 yılı ve öncesi dönemlerde 506 sayılı Yasa ile belirlenen ceza uygulanmalıdır. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren kural ise ancak 01.01.2009 tarihinden sonra uygulama alanı bulabilecektir. Kayıtların 5510 sayılı Yasa’nın öngördüğü sürede Kurum’a ibraz edilmemesi halinde ise öngörülen ceza kuralı “tutmakla yükümlü olunan deftere” göre belirlendiği için ibraz edilmeyen defter işletme defteri de olsa bilanço esasına göre defter tutmakla yükümlü olanlara uygulanan ceza uygulanmalıdır. www.ozdogrular.com Serdar GÜNAY* Yaklaşım (*)          Sosyal Güvenlik Kurumu Başmüfettişi (1)         402 Seri No.lu VUK Genel Tebliği ile belirlenen tutarlar 2011 yılı için yıllık alış tutarı 129.000,00; satış tutarı 180.000,00; gayri safi iş hasılatı 70.000,00 ve iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 129.000,00 TL.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İş kazaları 3 günde SGK’ ya bildirilmeli</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/is-kazalari-3-gunde-sgk%e2%80%99-ya-bildirilmeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Nov 2011 09:15:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[iş kazası]]></category>
		<category><![CDATA[iş kazası bildirmeme]]></category>
		<category><![CDATA[iş kazasında sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[iş kazasını bildirme süresi]]></category>
		<category><![CDATA[işkazasını bildirme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1112</guid>

					<description><![CDATA[Değerli okurlar, üzerinde ısrarla durmamıza rağmen birçok meslek mensubunun, İş Kazası Bildirim sürelerinde tereddüt yaşadıklarını, bize gönderilen mesajlardan anlıyoruz. Bundan dolayı bugün size, iş kazası durumunda SGK’ ya başvuru sürelerini etraflıca anlatmaya çalışacağız. SSK’DA SIKI DENETİM 5510 sayılı Kanunun 4-1(a) bendine tabi olanlarla birlikte, 5. maddesinin (a), (b), (c) ve (e) bendinde sayılan sigortalıların, iş kazası geçirmeleri halinde işverenleri tarafından ilk yapılması gereken; &#8211; Yetkili kolluk kuvvetlerine derhal, SGK’ ya kazadan sonraki 3 iş günü içinde, &#8211; 5. maddesinin (g) bendinde sayılan sigortalının iş kazası geçirmesi halinde, işvereni tarafından kazanın olduğu ve ülkemiz ile Sosyal Güvenlik sözleşmesi bulunmayan ülkelerdeki yerel kolluk kuvvetlerine derhal, SGK’ ya kazadan sonraki 3 iş günü içinde, &#8211; 5510 sayılı Kanunun Ek 5. maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen tarım veya orman işlerinde hizmet akdiyle süreksiz olarak çalıştırılan sigortalıların ise kendilerince veya işverenlerince kolluk kuvvetlerine derhal, SGK’ ya kazadan sonraki 3 iş günü içinde bildirilmesi gerekmektedir. &#8211; İşverenin kontrolü dışındaki yerlerde iş kazası olması durumunda: İş kazası ile ilgili bilgi almasına engel olacak durumlarda iş kazasının öğrenildiği tarihten itibaren bildirim süresi 3 iş günüdür. YURT DIŞINDAKİ KAZA Kara, deniz, hava ulaştırma araçlarında çalışan bu araçlarda bulunan sigortalıların bu sırada meydana gelen iş kazasının bildirim esasları ise şöyle: &#8211; Aracın Türkiye’ye döndüğü günü takip eden ilk iş gününden itibaren işlemeye başlayacaktır. &#8211; Dönüş tarihinin tespitinde deniz ulaştırma araçlarının ilk Türk limanına girdiği, hava ulaştırma araçlarının ilk Türk havaalanına indiği, kara ulaştırma araçlarının ise sınır kapılarından Türkiye’ye girdiği tarihin esas alınması gerekmektedir. &#8211; Ancak, herhangi bir nedenle aracın Türkiye’ye gelememesi halinde sigortalının gümrükten geçiş tarihi baz alınacaktır. Bağ-Kur için uygulama farklılık arz ediyor. Şöyle ki; 5510 sayılı Kanunun 4–1(b) bendi kapsamında sayılan sigortalıların iş kazası geçirmeleri halinde, kazanın meydana geldiği tarihten itibaren 1 aylık süreyi geçmemek ve geçirilen kazadan dolayı ortaya çıkan rahatsızlığın hekim raporu ile belgelenmesi şartıyla, bildirim yapmaya engel olmadığı günden sonra kendisi tarafından 3 iş günü içinde bildirilmesi gerekmektedir. TATİL PAS GEÇİLİYOR Ayrıca bayram ve genel tatil için ya da mücbir sebeplerde bildirim süreci de şu şekildedir: Bildirim süreleri iş günü olarak belirlendiğinden cumartesi, pazar ile ulusal bayram ve genel tatil günleri hesaba katılmayacak, bu günlere rastlayan günleri takip eden günden itibaren 3 günün hesabına devam edilecektir. Mücbir sebebe bağlı olarak süresinde bildirim yapamayan işverenler, mücbir sebebi belgelemeleri şartıyla, mücbir sebebin ortadan kalktığı tarihten sonraki 3 işgünü içinde Kuruma iş kazasını bildirecektir. EK–7 Formu ile bildirim esastır. Bildirge e-Sigorta ile SGK’ ya bildirilebileceği gibi, doğrudan ya da posta yoluyla da ilgili üniteye gönderilebilir. Bildirimler iş yerinin bağlı bulunduğu Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğüne ya da Sosyal Güvenlik Merkezlerine yapılması gerekmektedir. İş kazasının geç bildirilmesi veya bildirimin yanlış yapılması durumunda: BİLDİRMEYEN MASRAFI ÖDER &#8211; İşverenden Tahsilât: 5510 Kanunun 4.-1(a) bendi kapsamındaki sigortalıların iş kazası geçirmeleri halinde yukarıda açıklanan sürelerde işverence bildirim yapılmaması durumunda, bildirimin SGK’ ya yapıldığı tarihe kadar sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği işverenden tahsil edilmesi için gerekli işlemler yapılır. &#8211; Bağ-Kur’da Bildirim Tarihi Esas Alınacaktır: 4-1(b) bendi kapsamında sigortalı olanların iş kazası geçirmeleri ve süresinde bildirilmemesi hâlinde, bildirim tarihine kadar geçen süre için geçici iş göremezlik ödeneği kendilerine verilmeyecek, bildirim tarihinden sonraki Sürelere ait geçici iş  göremezlik ödeneği ödenecektir. (Bu yazının hazırlanmasında emeği geçen Üstad Vedat İlki Bey’e teşekkür ediyoruz.) Lütfi Köksal http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?id=513956]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sigorta Primlerinin KDV İade Alacağından Mahsubu Yöntemiyle Ödenmesi ve Uygulamadaki Kolaylıklar</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/sigorta-primlerinin-kdv-iade-alacagindan-mahsubu-yontemiyle-odenmesi-ve-uygulamadaki-kolayliklar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Nov 2011 09:58:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[kdv alacağı]]></category>
		<category><![CDATA[kdv alacağından mahsup]]></category>
		<category><![CDATA[kdv iadesi]]></category>
		<category><![CDATA[sigorta primleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1106</guid>

					<description><![CDATA[Parafiska(1)bir özelliğe sahip olan Sosyal Güvenlik Kurumu[2], kısa ve uzun vadeli sigortalar ile genel sağlık sigortası için ve 5510[3] sayılı Yasa’da öngörülen her türlü ödemeler ile yönetim giderlerini karşılamak üzere prim almak, ilgililer de prim ödemek zorundadır (5510/79. md.).
]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal Güvenlik Kurumuna Bağlı Tahsil Dairelerince Takip Edilen Alacakların Yeniden Yapılandırılma Rehberi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/sosyal-guvenlik-kurumuna-bagli-tahsil-dairelerince-takip-edilen-alacaklarin-yeniden-yapilandirilma-rehberi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 31 Oct 2011 07:52:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[6111 Torba Yasa]]></category>
		<category><![CDATA[6111]]></category>
		<category><![CDATA[6111 sayılı kanunun getirdikleri]]></category>
		<category><![CDATA[6111 yapılandırma]]></category>
		<category><![CDATA[6111 yapılandırma rehberi]]></category>
		<category><![CDATA[Gemlik]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[rehber]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[tahsil daireleri]]></category>
		<category><![CDATA[yapılandırma rehberi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=64</guid>

					<description><![CDATA[Tarih: 04.03.2011 6111 sayılı Kanunun 12-16 ıncı maddeleriyle Sosyal Güvenlik Kurumu tahsil dairelerince tahsil edilmekte olan; -Kasım 2010 ve önceki aylara ait olup, tahakkuk ettiği halde Kanunun yayımlandığı tarihe kadar ödenmemiş olan prim borçları, -31 Aralık 2010 tarihine kadar işlenen fiillerle ilgili olup, Kanunun yayımlandığı tarihe kadar ödenmemiş olan idari para cezaları, Kanun kapsamında yeniden yapılandırılmakta ve ikişer aylık dönemler halinde azami 18 taksitte ödeme imkanı getirilmektedir. 1-Yeniden Yapılandırma Kapsamına Giren Alacaklar. a) 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalılık statüsünden kaynaklanan sigorta primi (SSK), b) 5510 sayılı Kanunun 4/b maddesindeki sigortalılıktan kaynaklanan sigorta primi (Bağ-Kur), c) Emekli keseneği ve kurum karşılığı, d) İsteğe bağlı sigorta primi, e) Topluluk sigortası primi, f) Emekli aylığı bağlandıktan sonra sigortalılık kapsamında bir işte yeniden çalışanlara ait sosyal güvenlik destek primi, g) İşsizlik sigortası primi, h) Prim borçlarına ilişkin gecikme zammı ve gecikme cezası, ı) Özel inşaatlar ve ihale edilen işlere ait eksik işçilik primleri (30 Kasım 2010 tarihinden önce bitirilmiş işler için), i) Sosyal Güvenlik Kurumuna bağlı tahsil dairelerince takip edilen damga vergisi, özel işlem vergisi ve eğitime katkı payı borçları, j) İdari para cezaları, k) Sosyal Güvenlik Kurumunun mülkiyetinde olan gayrimenkullerin kiralanmasından kaynaklanan kira alacakları, l) İşverene rücu edilen borçlar, m) Sosyal Güvenlik Kurumuna yersiz ve fazla yapılan ödemeler, 2- Kesinleşmiş Sosyal Güvenlik Kurumu Alacakları. a) Ödenecek ve tahsil edilmeyecek olan pirim borçları, Ödenecek Prim Borçları Tahsil Edilmeyecek Prim Borçları -Sigorta priminin tamamı,-TEFE/ÜFE oranı esas alınarak belirlenecek tutar, -Gecikme faizinin tamamı,-Gecikme cezasının tamamı, -İdari para cezasının % 50’si,-% 50 cezanın TEFE/ÜFE oranına göre hesaplanan tutar, -İdari para cezasının % 50’si,-Uygulanan gecikme cezası ve gecikme zammının tamamı, Kanunun yayımlandığı tarihe kadar aslı ödemiş olan alacaklara ilişkin ödenmemiş ferilerin % 40’ı, Aslı ödenen feri alacağın % 60’ı, b) Yararlanma Şartları ve Şekli Mükellefler kesinleşmiş prim borçları ve idari para cezaları için yeniden yapılandırmadan yararlanmak istemeleri halinde, 6111 sayılı Kanunun yayımlandığı tarihi (Şubat 2011) izleyen ikinci ay olan Nisan 2011 ayının sonuna kadar Sosyal Güvenlik Kurumuna bağlı tahsil dairesine yazılı başvuruda bulunması gerekir. Kesinleşmiş prim borçları için yeniden yapılandırma hükümlerinden yararlanmak isteyen mükelleflerin, yeniden yapılandırılan prim borçları için dava açmamaları ve açılmış olan davalardan vazgeçmesi gerekir. Buna göre, Kanun hükmünden yararlanmak için yazılı başvuruda bulunanların, tahsilat işlemlerinden dolayı açtıkları davalardan da vazgeçmeleri gerekir. 3-Dava Safhasında Bulunan ve Dava Açma Süresi Sona Ermemiş İdari Para Cezaları a) Kapsam 6111 sayılı Kanunun 13 üncü maddesiyle dava safhasında bulunan veya henüz dava açma süresi sona ermemiş olan idari para cezaları için düzenlemelere yer verilmiştir. Bu madde kapsamına 31.12.2010 tarihine kadar işlenen fiillere ilişkin idari para cezaları ile bunlara bağlı gecikme cezası ve gecikme zammı alacakları girmektedir. b) Uygulama 6111 sayılı Kanunun bu maddesi kapsamına giren idari para cezaları için yeniden yapılandırmadan yararlanılmak istenilmesi halinde ödenecek tutarlar ile tahsilinden vazgeçilecek alacaklar aşağıda tabloda gösterilmiştir. Ödenecek Olan Tutarlar Tahsilinden Vazgeçilen Tutarlar -Ödenecek para cezalarının % 25’i,-Ödenecek % 25 tutar üzerinden TEFE/ÜFE aylık değişim oranları esas alınarak belirlenecek tutar. -İdari para cezasının % 75’i,-Gecikme zammı ve gecikme cezası. c-Yararlanma Şartları Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kesilen ve dava safhasında olan idari para cezaları için yeniden yapılandırma hakkında yararlanmak isteyenlerin bu cezalar için dava açmamaları ve açmış oldukları davalardan vazgeçmeleri gerekir. Bu hükümden yararlanmak isteyenlerin 6111 sayılı Kanunun yayımlandığı tarihi (Şubat 2011) izleyen ikinci ayın (30 Nisan 2011) sonuna kadar SGK tahsil dairelerine başvurması gerekir. Öte yandan dava safhasında bulunan idari para cezalarının tahakkuk ettiği tarih itibariyle Kanunun 13 üncü maddesinden yararlanmak için başvuru süresi 15 günden daha az kalmış ise başvuru süresi tahakkuk tarihinden itibaren 15 gün olarak uygulanır. Bilindiği gibi 31.12.2010 tarihine kadar işlenen fiillere ilişkin idari para cezalarının 6111 sayılı Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen ikinci ayın sonuna kadar tahakkuk ettirilenleri bu Kanun kapsamına girmektedir. 4- Ön Değerlendirme, Araştırma veya Tespit Aşamasında Olan Eksik İşçilik Prim Tutarları Alacaklarının yeniden yapılandırılması a) Kapsamı 6111 sayılı Kanunun 14 üncü maddesiyle yapılan bu düzenlemenin kapsamına 30.11.2010 tarihine kadar bitirilmiş olan; -Özel nitelikteki inşaatlar, -ihale konusu işler, girmektedir. Dolayısıyla söz konusu inşaatlar ile ihale konusu işlere ilişkin yapılan ön değerlendirme, araştırma ve tespit sonucunda bulunan eksik işçilik tutarı üzerinden hesaplanan sigorta primi ile bunlara bağlı gecikme cezası ve gecikme zammı gibi fer’i alacaklar bu madde kapsamına girmektedir. b) Ön değerlendirme Aşamasında Olan Eksik İşçilik Prim Tutarlarının Yeniden Yapılandırılması Durumunda Ödenecek ve Tahsilinden Vazgeçilecek Tutarlar Ödenecek Prim Tutarları Tahsilinden Vazgeçilecek Tutarlar -Eksik İşçilikten Kaynaklanan Prim alacaklarının tamamı -Gecikme zammı ve gecikme cezası yerine TEFE/ÜFE oranına göre belirlenecek tutar -Gecikme zammı -Gecikme cezası c) yararlanma şartları Ön değerlendirme araştırma veya tespit aşamasında olan eksik işçilik prim tutarları için yeniden yapılandırma hükümlerinden yararlanacak olanların; &#8211; Dava açmamaları, &#8211; Açılmış davalardan vazgeçmeleri, &#8211; Kanun yollarına başvurmamaları, gerekir Ayrıca söz konusu prim tutarları için yeniden yapılandırmadan yararlanmak isteyenlerin Kanunun yayımını izleyen ikinci ayın sonuna kadar (30 Nisan 2011) Sosyal Güvenlik Kurumu tahsil dairelerine başvurmaları gerekir. DAHA ÖNCE YAPILAN SOSYAL GÜVENLİK BORÇLANDIRMA ANLAŞMALARININ İHYASINA İLİŞKİN HÜKÜMLER Bilindiği üzere işveren ve sigortalıların, Sosyal Güvenlik Kurumuna olan borçları daha önce 5510 sayılı Kanunun geçici 24 ve geçici 25 inci maddelerine göre yeniden yapılandırıldığı halde taksit ödeme yükümlülüklerini yerine getirmemiş olmaları nedeniyle yeniden yapılandırma hakkını kaybedenlere yeni bir hak verilmektedir. Bu işveren ve sigortalıların anılan maddelere göre yeniden yapılandırılan borçlarını bu maddelerde belirlenen taksit ödeme sürelerinde yerine getirmemiş olanlara 6111 yasa ile daha önce yapılmış yapılandırma anlaşmalarından yeniden yararlanma hakkı getirilmektedir. a) Uygulama Buna göre 5510 sayılı Kanunun geçici 24 ve geçici 25 inci maddelerine göre; 1- Yapılandırmaları oniki taksite kadar yapılmış olanlardan ödenmemiş taksit sayısı dörtten fazla olmayanların, 2-Yapılandırmaları yirmidört taksite kadar yapılmış olanlardan ödenmemiş taksit sayısı sekizden fazla olmayanların, 6111 sayılı Kanunun yayımlandığı 25.02.2011 tarihini izleyen ikinci ayın sonuna kadar (30 Nisan 2011) Sosyal Güvenlik Kurumu tahsil dairelerine başvurmaları halinde, bozulmuş olan geçici 24 ve geçici 25 inci maddelere göre yapılan yeniden yapılandırma anlaşmaları bu hükümler uyarınca yapılmış olan başvuru tarihi ve taksitlendirme sayısı dikkate alınarak ihya edilir. Yeniden yapılandırma anlaşmaları ihya edilen borçluların, 5510 sayılı Kanunun geçici 24 ve geçici 25 inci maddeleri kapsamında bulunan borçları için 6111 sayılı yasanın yayımlandığı tarihe kadar yapmış olduğu ödemeler söz konusu maddelere göre mahsup edilir. İşveren ve sigortalıların ihya veya mahsup işlemleri sonucunda süresi içinde ödenmeyen veya eksik ödenen taksit tutarlarının tamamının, ödeme süresinin sona erdiği tarihten ödemenin yapılacağı tarihe kadar her ay için Hazine Müsteşarlığınca açıklanacak faiz oranıyla (Hazine Müsteşarlığınca açıklanacak bir önceki aya ait Türk Lirası cinsinden iskontolu ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetlerinin aylık ortalama faiz oranına bir puan eklenmek suretiyle bulunacak faiz oranının bileşik bazda uygulanması sonucunda hesaplanacak faiz) birlikte, 6111 sayılı Kanunun 15 inci maddesinde göre yapılan başvuru tarihini izleyen üçüncü ayın sonuna kadar (31 Temmuz 2011) ödenmesi halinde 5550 sayılı Kanunun geçici 24 ve geçici 25 inci maddelerinde öngörülen yeniden yapılandırma hükümlerinden yararlanabileceklerdir. Sonuç olarak geçici 24 ve geçici 25 inci maddelerdeki taksitlendirme hakkını kaybetmiş olanlar, ödenmeyen veya eksik ödenen taksitler için 6111 sayılı Kanunun 15 inci maddesiyle yeniden yararlanma hakkı getirilmiştir. Bu mükelleflerin SSK Müdürlüklerine en geç 30 Nisan 2011 tarihine kadar yazılı başvuruda bulunmaları ve Temmuz 2011 ayı sonuna kadar da süresi içinde ödenmemiş veya eksik ödenen taksitlerin tamamını ödemeleri şarttır. b) Alacakların süresinde ödenmemesi durumu 6111 sayılı Kanunun 15 inci maddesi kapsamına giren alacakların, bu maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şekilde tamamen ödenmemesi halinde, ihya öncesi duruma dönülecektir. Ödenen taksit tutarları ise sosyal güvenlik mevzuatına göre mevcut borçlarına mahsup edilecek kalan borçları genel hükümlere göre takip edilecektir. c) Geçici 24 ve Geçici 25 inci Maddelere Göre Yapılandırma hakkını Kaybeden Ancak 25 Şubat 2011 Tarihine Kadar Borçlarını Genel Hükümlere Göre Ödeyenlerin 6111 Sayılı Kanundan Yararlanıp Yararlanamayacağı Borçları 5510 sayılı Kanunun geçici 24 ve geçici 25 inci maddelerine göre yeniden yapılandırılmış olmakla birlikte ödeme şartlarını yerine getirmemeleri nedeniyle yararlanma hakkını kaybedenlerden, bu kapsamdaki borçlarının tamamını, 25 Şubat 2011 tarihine kadar sosyal güvenlik mevzuatının ilgili hükümlerine göre ödemiş olanlar 6111 sayılı Kanunu 15 inci maddesi hükümlerinden yararlanamazlar. Borçlarını kısmen ödemiş olanlar ise 6111 sayılı Kanunun 15 inci maddesinden yararlanmak için başvurabilirler. Ancak bunların ödemiş oldukları tutarlar iade edilmez, birinci ve ikinci fıkraları hariç mahsup işlemi yapılmaz. d) Dava Açılmaması 6111 sayılı Kanunun 15 inci maddesi hükmünden yararlanmak isteyenlerin, madde kapsamına giren borçları için dava açmamaları, açılmış davalar varsa vazgeçmeleri gerekir. SİGORTA SÜRELERİ DURDURULANLARIN İHYA PRİM BORÇLARI 1- Sigortalılık Süresi Yeniden İhya Edilecek Olanlar a) Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan mülga 2.9.1971 tarihli ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu uyarınca sigortalılık tescilleri yapıldığı halde ödenmeyen prim borçları nedeniyle sigortalılık süreleri durdurulmuş olup, sigortalılık süresi 6111 sayılı Kanunun yayımlandığı 25 Şubat 2011 tarihi itibariyle yeniden ihya edilmemiş olanların kendileri veya hak sahipleri, b) Tarımda kendi adına veya hesabına bağımsız çalışanlardan mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa göre, sigortalılık tescilleri yapıldığı halde ödenmeyen prim borçları nedeniyle sigortalılık süreleri durdurulmuş olup, sigortalılık süreleri 6111 sayılı Kanunun yayımlandığı 25 Şubat 2011 tarihine kadar yeniden ihya edilmemiş olanların kendileri veya hak sahipleri için 6111 sayılı kanunun 16 ncı maddesiyle durdurulan sigortalılık süresini yeniden saydırma imkanı getirilmektedir. 2) Yaralanma Şartları Bilindiği üzere, 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalıların prime esas kazançları [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Türk Ticaret Kanunu uyarınca tutulacak defterler</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/yeni-turk-ticaret-kanunu-uyarinca-tutulacak-defterler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Oct 2011 07:54:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TTK]]></category>
		<category><![CDATA[defter tasdiki]]></category>
		<category><![CDATA[defteri kebir]]></category>
		<category><![CDATA[envanter defteri]]></category>
		<category><![CDATA[işletme defteri]]></category>
		<category><![CDATA[resmi defterler]]></category>
		<category><![CDATA[ticari defterler]]></category>
		<category><![CDATA[ttk]]></category>
		<category><![CDATA[yevmiye defteri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1087</guid>

					<description><![CDATA[Yeni Türk Ticaret Kanunu (TTK) ile getirilen düzenlemelerden &#8220;defter tutma&#8221; ile ilgili olanları bu yazımızda açıklanmaya çalışılacaktır. 6102 sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu&#8217;nun 11. maddesinde &#8220;Ticari işletme; esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir&#8221; şeklinde ifade edilmiş; 12. maddesinde ise; &#8220;bir ticari işletmeyi kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir&#8221; tanımlaması yer almıştır. Aynı kanunun 15. amddesinde esnafın tanımı yapılmış ve &#8220;ister gezici olsun ister bir dükkânda veya sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri Bakanlar Kurulu Kararı ile belirlenen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır&#8221; denmiştir. Yeni Türk Ticaret Kanunu 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girecek olup, esnaf-tacir ayrımının yapılacağı gelir sınırının ne olacağı henüz belirlenmemiştir. Anılan kanunun 64. maddesinde hüküm altına alındığı üzere, her tacir, ticari defterleri tutmak ve defterlerinde, ticari işlemleriyle malvarlığı durumunu, Türkiye Muhasebe Standartları&#8217;na ve 88&#8217;inci madde hükümleri başta olmak üzere bu kanuna göre açıkça görülebilir bir şekilde ortaya koymak zorundadır. Anılan kanunun gerekçesinde açıkça belirtildiği üzere, muhasebe artık vergi kanunlarına göre değil, Yeni Türk Ticaret Kanunu&#8217;nun belirlediği hükümler çerçevesinde uluslararası muhasebe standartlarının çevirisi durumunda bulunan Türkiye Muhasebe Standartları&#8217;na göre tutulacaktır. Tutulması gereken defterler Bilindiği üzere, halen yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu&#8217;na göre; tacir hükmi şahıs ise yevmiye defteri, defteri kebir, envanter defteri ve karar defteri; tacir hakiki şahıs ise karar defteri hariç olmak üzere yukarıda yazılı defterleri veya işletmesinin mahiyet ve önemine göre sadece işletme defteri tutmak durumundadır. Yeni Türk Ticaret Kanunu&#8217;nda tutulacak defterler belirlenirken; hükmi şahıs- hakiki şahıs ayrımı yapılmamış ve tüm tacirlerin temel defterler olanyevmiye defteri, defteri kebir, envanter defteri tutmak zorunda oldukları belirtilmiş, ancak tutulacak defterler arasında işletme defteri sayılmamıştır. Bu durumda, işletme defterinin kaldırılmış olduğu düşünülebilir. Ancak Kanunda yevmiye, defteri kebir ve envanter defteri dışında tutulacak defterlerin Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu tarafından bir tebliğ ile belirleneceği hükmü yer almış olup, anılan kurul işletme defterinin belli koşullarda tutulmasını sağlayabilir. Aksi takdirde işletme defteri tutulamaz. Yeni kanunda, yukarıda sayılan defterlerin yanı sıra aşağıdaki defterler de sayılmış ve bunların da &#8220;ticari defter&#8221; sayılacağı ifade edilmiştir: — Pay defteri, — Yönetim kurulu karar defteri, — Genel kurul toplantı ve müzakere defteri. Defterlerin tasdiki Eski Ticaret Kanunu&#8217;nda da defterlerin kullanılmaya başlanmadan önce tasdik edilmesi öngörülmüş, tasdikin 213 sayılı Vergi Usul Kanunu&#8217;nun defterlerin tasdikine ilişkin hükümlerinde yer alan bilgileri içerecek şekilde ve defterlerin tasdikine ilişkin hükümlerine göre yapılacağı belirtilmiştir. Yeni kanunda defterlerin tasdiki öngörülmüş olmasına rağmen, bu tasdiklerin Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre yapılması ilkesi yer almamıştır. Yeni kanuna göre; ticari defterler( yevmiye, defteri kebir, envanter defteri, pay defteri, yönetim kurulu karar defteri, genel kurul toplantı ve müzakere defteri)açılış ve kapanışlarında noter tarafından onaylanacaktır. (Şirketlerin kuruluşunda açılış tasdikleri ticaret sicili müdürlükleri tarafından da yapılabilir.) Defterlerin açılış tasdiklerinin ne zaman yapılacağı konusunda yeni Türk Ticaret Kanunu&#8217;nda açık bir belirleme yapılmamıştır. Ancak, farklı bir belirleme yapılmadığı sürece, anılan defterlerin kullanılmaya başlanmadan önceaçılış onayları yaptırılmalıdır. Keza henüz Vergi Usul Kanunu&#8217;nda da değişiklik yapılmadığı için, vergi kanunlarındaki açılış tasdiklerine ilişkin hükümlere de riayet edilmelidir. Yeni Türk Ticaret Kanunu&#8217;nda, defterlerin kapanış tasdik zamanlarında değişiklikler yapılmış olup, daha önce Yevmiye defterinin kapanış tasdiki izleyen yılın (hesap döneminin) ocak ayında, Envanter defterinin kapanış tasdiki ise izleyen yılın (hesap döneminin) mart ayında yapılmakta iken; yeni kanunda defterlerin kapanış tasdikinin izleyen faaliyet döneminin altıncı ayının sonuna kadar yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Defterlerin tutulması Defter ve gerekli diğer kayıtların Türkçe olarak tutulması zorunludur. Defterler, üçüncü kişi uzmanlara, makul bir süre içinde yapacakları incelemede işletmenin faaliyetleri ve finansal durumu hakkında fikir verebilecek şekilde tutulur. İşletme faaliyetlerinin oluşumu ve gelişmesi defterlerden izlenebilmelidir. Kısaltmalar, rakamlar, harfler ve semboller kullanıldığı takdirde bunların anlamları açıkça belirtilmelidir. Defterlere yazımlar ve diğer gerekli kayıtlar, eksiksiz, doğru, zamanında ve düzenli olarak yapılır. Bir yazım veya kayıt, önceki içeriği belirlenemeyecek şekilde çizilemez ve değiştirilemez. Kayıt sırasında mı yoksa daha sonra mı yapıldığı anlaşılmayan değiştirmeler yasaktır. Öte yandan, defterlerin elektronik ortamda tutulmasına da imkân sağlanmıştır. Yeni Türk Ticaret Kanunu&#8217;nun 65. maddesinde belirtildiği üzere, defterler ve gerekli diğer kayıtlar, olgu ve işlemleri saptayan belgelerin dosyalanması şeklinde veya veri taşıyıcıları aracılığıyla tutulabilmesi mümkündür. Türkiye Muhasebe Standartları&#8217;na göre elektronik ortamda veya dosyalama suretiyle tutulan defterlerin açılış ve kapanış onaylarının şekli ve esasları ile bu defterlerin nasıl tutulacağı ise Gümrük ve Ticaret Bakanlığı&#8217;nca çıkarılacak bir tebliğle belirlenecektir. Öte yandan, Yeni Türk Ticaret Kanunu&#8217;nda bazı uygulamaların yapılması bakımından sermaye şirketleri için büyük ve küçük ölçekli ayrımı yapılmış olup, bu ölçeğin ne olduğu Gümrük ve Ticaret Bakanlığı&#8217;nca çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenecektir. Sermaye Piyasası Kanuna göre, ihraç ettikleri sermaye piyasası araçları borsada veya teşkilatlanmış diğer bir piyasada işlem gören şirketler, aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri şirketleri ve konsolidasyon kapsamına alınan diğer şirketler; bankalar ile bağlı ortaklıkları; sigorta ve reasürans şirketleri; emeklilik şirketleri ve bu sayılanların dışında kalan büyük ölçekli sermaye şirketleri Türkiye Muhasebe Standartları&#8217;na göre defter tutacaklardır. Küçük ve orta ölçekli sermaye şirketleri ile yukarıda sayılanlar dışında kalan her ölçekteki gerçek ve tüzel kişi tacirler ise bunlar için yayımlan özel Türkiye Muhasebe Standartları (KOBİ Muhasebe Standartları)&#8217;na göre muhasebelerini tutacaklar ve dolayısıyla defterler de bu standartlara göre tutulacaktır. Defterlerin, anılan muhasebe standartlarına göre tutulması 01.01.2013 tarihinden itibaren başlayacaktır. Özel hesap dönemine tabi olanlar için bu süre ise, 01.01.2013 tarihinden sonraya rastlayan özel hesap döneminin başlangıç tarihi olacaktır. Örneğin özel hesap dönemi 01 Temmuz tarihinde başlıyorsa, 01.07.2013 tarihinden itibaren bu muhasebe standartları uygulanmaya başlayacaktır. Defter ve belgelerin saklanması Her tacir; ticari defterlerini, envanterlerini, açılış bilançolarını, ara bilançolarını, finansal tablolarını, yıllık faaliyet raporlarını, topluluk finansal tablolarını ve yıllık faaliyet raporlarını ve bu belgelerin anlaşılabilirliğini kolaylaştıracak çalışma talimatları ile diğer organizasyon belgelerini, alınan ticari mektuplarını, gönderilen ticari mektupların suretlerini, muhasebe için yapılankayıtların dayandığıbelgeleri sınıflandırılmış bir şekilde saklamakla yükümlüdür. Yeni TTK&#8217;nın teknolojik gelişmeleri dikkate almasının bir sonucu olarak, defter ve belgelerin saklanması konusunda ikili bir sistem öngörülmüştür. Buna göre defter ve belgeler fiziki olarak saklanabileceği gibi elektronik ortamda da saklanabilecektir. Anılan defter ve belgelerin saklama süresi on yıldır. Saklama süresi, ticari defterlere son kaydın yapıldığı, envanterin çıkarıldığı, ara bilançonun düzenlendiği, yılsonu finansal tablolarının hazırlandığı ve konsolide finansal tabloların hazırlandığı, ticari yazışmaların yapıldığı veya muhasebe belgelerinin oluştuğu takvim yılının bitişiyle başlar. Tacirin saklamakla yükümlü olduğu defterler ve belgeler; yangın, su baskını veya deprem gibi bir afetveyahırsızlıksebebiyle ve kanuni saklama süresi içinde ziyaa uğrarsa, tacir ziyaıöğrendiği tarihten itibaren 15 gün içinde ticari işletmesinin bulunduğu yer yetkili mahkemesine müracaat ederek kendisine bir belge verilmesini isteyebilir. Cezai sorumluluk Defter tutma yükümünü kanunun 64/1 maddesinde belirtildiği şekilde yerine getirmeyenler; ticari defterlerin açılış ve kapanış onaylarını kanunun 64/3 maddesine uygun olarak yaptırmayanlar; defterleri 65&#8217;inci maddeye uygun olarak tutmayanlar; hileli envanter çıkaranlar 200 günden az olmamak üzere adli para cezası ile cezalandırılırlar. Kanunun 88. maddesi uyarınca, gerçek ve tüzel kişiler gerek ticari defterlerini tutarken, gerek münferit ve konsolide finansal tablolarını düzenlerken, Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu tarafından yayımlanan, Türkiye Muhasebe Standartları&#8217;na, kavramsal çerçevede yer alan muhasebe ilkelerine ve bunların ayrılmaz parçası olan yorumlara aynen uymak ve bunları uygulamak zorundadırlar. Bu zorunluluğa aykırı hareket edenler yüz günden üçyüz güne kadar adli para cezası ile cezalandırılırlar. Akif AKARCA / Dr. Mehmet ŞAFAK]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kıdem tazminatı konusunda bilinmeyenler</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/kidem-tazminati-konusunda-bilinmeyenler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Oct 2011 07:34:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Resul KURT]]></category>
		<category><![CDATA[kıdem]]></category>
		<category><![CDATA[kıdem tazminat hesaplama]]></category>
		<category><![CDATA[kıdem tazminatı]]></category>
		<category><![CDATA[resul kurt]]></category>
		<category><![CDATA[tazminat hakkı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1083</guid>

					<description><![CDATA[Bu aralar gündemde olan konulardan birisi kalkıyor, kalkmıyor tartışmasına konu olan kıdem tazminatı. Okurumuz Akif Güneş, “Bir işyerinde çalışıp istifa ettikten birkaç yıl sonra aynı işyerinde çalışmaya başladım. Daha önceki 3-4 yıl çalışmalarımdan dolayı istifa ederek ayrıldığım gerekçesiyle işyeri o zaman kıdem tazminatı ödememişti. Şimdi 2 yıldan bu yana yeniden çalıştığım işyeri tarafından işten çıkartılıyorum. Bana daha önceki kıdem tazminatı alamadığım süreler için de ödeme yapılması gerekir mi? Ayrıca son çalışma süremde bazı aylarda hastalık raporum var. Bu raporlu olduğum süre kıdem tazminatı hesabına dahil edilir mi?” diyor. Kıdem tazminatı konusunda gerçekten birçok bilinmeyen var. Okurumuzun sorusu da, birçok kişiyi ilgilendiren ve çok fazla bilinmeyen bir konu. Normal şartlarda işçilerin kıdem tazminatı işe girdiği ve işten ayrıldığı tarih aralığıdır. Kıdem tazminatı iş sözleşmesinin devamı etmiş veya fasılalarla yeniden akdedilmiş olmasına bakılmaksızın aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde çalıştıkları süreler göz önüne alınarak hesaplanmaktadır. Kıdem süresi nasıl hesaplanıyor İşçinin aynı işyerinde fasılalarla veya aynı işverene ait farklı işyerlerinde değişik zamanlarda çalışması ve kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde iş sözleşmesinin sona ermesine rağmen önceki çalışmaları için kıdem tazminatının verilmemesi halinde, bu sürelerin toplamı üzerinden kıdem tazminatının hesaplanacağı gündeme gelmektedir. Yani, işçinin aynı işverene ait bir işyerinde aralıklarla veya değişik işyerlerinde farklı zamanlarda çalışması varsa, (işçinin önceki fesihlerde kıdem tazminatını hak edecek şekilde işten ayrılması ve kendisine ödenmemesi halinde) o zaman kıdem tazminatının hesabı tüm bu süreler üzerinden yapılacaktır. İstifa edilen süre birleştirilmez Ancak, işçinin daha önceki çalışması kıdem tazminatı ödenmesini gerektirmeyen bir nedenle son bulmuşsa, daha sonraki çalışmasının kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde sona ermesi halinde ilk çalışmalar kıdem tazminatının hesaplanmasında dikkate alınmayacaktır. Örneğin, bir işçi birkaç yıl çalışıp istifa ederek ayrılmışsa, ikinci çalıştığı dönemde kıdem tazminatı alacak şekilde ayrılsa bile, istifa ederek ayrıldığı dönem kıdem süresine eklenmez. Ayrıca, bir işçiye daha önceki çalışmaları sonucu kıdem tazminatı ödenmiş ve işçi tekrar aynı işverenin yanında çalışmaya başlamışsa daha sonraki çalışmalarının kıdem tazminatı ödenmesini gerektirecek bir nedenle son bulması halinde kıdem tazminatı ödenmiş ilk çalışmaları dikkate alınmayacaktır. Okurumuzun durumunda bir işyerinde 3-4 yıl çalıştıktan sonra iş sözleşmesi istifa sonucu sona eren işçinin, daha sonra aynı işyerinden yeniden iki yıl çalıştıktan sonra, kıdem tazminatı hak edecek şekilde işten ayrılması halinde, istifa ederek ayrılığı süre için kıdem tazminatı ödenmesi gerekmeyecektir. Raporlu süreler eklenir mi? İşçinin işyerinde çalıştığı sırada ihbar süresini 6 hafta aşan ve fesihten önceki dönem içinde alınan ve birbiri ardına gelen istirahat süresi kıdem tazminatı hesabında dikkate alınmaz. Ancak istirahat raporu işçinin istirahat süresi ihbar süresini 6 hafta aşmıyorsa kıdem tazminatı hesabında dikkate alınacaktır. İşçi raporlu iken iş sözleşmesinin sona erdirilmesi halinde fesih rapor süresi sonunda hüküm doğuracağından işçinin kıdemi rapor süresi sonuna kadar ileriye götürülmelidir. İşçinin iş sözleşmesinin askıda olduğu ücretsiz izinde geçen süreler kıdem süresinden sayılmaz. Ücretsiz izinli olduğu günler kıdem süresine eklenmeksizin bir hesaplama yapılarak kıdem tazminatının ödenmesi gerekir.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni TTK&#8217;nın kamuyu aydınlatma ve şeffaflık ilkeleri ışığında internet sitesi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/yeni-ttknin-kamuyu-aydinlatma-ve-seffaflik-ilkeleri-isiginda-internet-sitesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Jul 2011 18:45:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TTK]]></category>
		<category><![CDATA[internet sitesi açma zorunluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[internet sitesinde olması gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ TTK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1068</guid>

					<description><![CDATA[13 Ocak 2011 tarihinde kabul edilen ve 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan 6102 Sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu(YTTK)&#8217;nın, kamuyu aydınlatma ve şeffaflık ilkeleri çerçevesinde öngördüğü yeniliklerden birisi, elektronik işlemler ve bilgi toplu hizmetleri kapsamında getirilen internet sitesi açma zorunluluğudur. Buna göre, anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler 1 Temmuz 2013 tarihinden itibaren bir internet sitesi açmak yahut şirketin internet sitesi zaten mevcutsa bu sitenin belli bir bölümünü aşağıdaki hususların yayımlanmasına özgülemek zorundadırlar: a) Şirketçe kanunen yapılması gereken ilânlar, b) Pay sahipleri ile ortakların menfaatlerini koruyabilmeleri ve haklarını bilinçli kullanabilmeleri için görmelerinin ve bilmelerinin yararlı olduğu belgeler, bilgiler, açıklamalar. c) Yönetim kurulu tarafından alınan; rüçhan, değiştirme, alım, önerilme, değişim oranı, ayrılma karşılığı gibi haklara ilişkin kararlar; bunlarla ilgili bedellerin nasıl belirlendiğini gösteren hesapların dökümü. d) Değerleme raporları, kurucular beyanı, payların halka arz edilmesine dair taahhütler, bunlara ait teminatlar ve garantiler; iflâsın ertelenmesine veya benzeri konulara ilişkin karar metinleri; şirketin kendi paylarını iktisap etmesi hakkındaki genel kurul ve yönetim kurulu kararları, bu işlemlerle ilgili açıklamalar, bilgiler, belgeler. e) Birleşme, bölünme, tür değiştirme halinde, ortakların ve menfaat sahiplerinin incelemesine sunulan bilgiler, tablolar, belgeler; sermaye artırımı, azaltılması dahil, esas sözleşme değişikliklerine ait belgeler, kararlar; imtiyazlı pay sahipleri özel kurulu kararları, menkul kıymet çıkarılması gibi işlemler dolayısıyla hazırlanan raporlar. f) Genel kurullara ait olanlar dâhil her türlü çağrılara ait belgeler, raporlar, yönetim kurulu açıklamaları. g) Şeffaflık ilkesi ve bilgi toplumu açısından açıklanması zorunlu bilgiler. h) Bilgi alma kapsamında sorulan sorular, bunlara verilen cevaplar, diğer kanunlarda pay sahiplerinin veya ortakların aydınlatılması için öngörülen hususlar. ı) Finansal tablolar, kanunen açıklanması gerekli ara tablolar, özel amaçlarla çıkarılan bilançolar ve diğer finansal tablolar, pay ve menfaat sahipleri bakımından bilinmesi gerekli finansal raporlamalar, bunların dipnotları ve ekleri. i) Yönetim kurulunun yıllık raporu, kurumsal yönetim ilkelerine ne ölçüde uyulduğuna ilişkin yıllık değerlendirme açıklaması; yönetim kurulu başkan ve üyeleriyle yöneticilere ödenen her türlü paralar, temsil ve seyahat giderleri, tazminatlar, sigortalar ve benzeri ödemeler. j) Denetçi, özel denetçi, işlem denetçisi raporları. k) Yetkili kurul ve bakanlıkların konulmasını istedikleri, paysahiplerini ve sermaye piyasasını ilgilendiren konulara ilişkin bilgiler. İnternet sitesinin özgülenmiş kısmında yayımlanacak olan sözkonusu içeriğin başına, ayrıca tarih ve parantez içerisinde &#8220;yönlendirilmiş mesaj&#8221; ibaresinin konulması gerekmektedir. Anılan içerikten finansal tablolar en az beş yıl süreyle, finansal tablolar dışında kalanlar ise en az altı ay boyunca sitede kalacaktır. YTTK&#8217;ya göre, internet sitesi açılmaması yahut açılmakla veya mevcut olmakla birlikte sitenin özgülenmiş bir kısmında yukarıda sayılan asgari içeriğe yer verilmemesi, ilgili kararların iptal edilmesinin sebebini oluşturacak; kanuna aykırılığın tüm sonuçlarının doğmasına yol açacak ve kusuru bulunan yöneticiler ile yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna neden olacaktır. Bu ağır hukuki sonucun yanında, YTTK, anılan yükümlülüklere uyulmaması halini suç olarak kabul etmiş ve ceza öngörmüştür. Buna göre; 1 Temmuz 2013 tarihinden itibaren; Şirketin internet sitesinin oluşturulmaması, Veya şirketin bir internet sitesinin mevcut bulunmasına karşılık bu internet sitesinin bir bölümünün bilgi toplumu hizmetlerine özgülenmemesi suç teşkil edecek ve sermaye şirketinin türüne göre anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri, limited şirketlerde müdürler ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirkette ise yönetici olan komandite ortaklar, altı aya kadar hapis ve yüz günden üçyüz güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılacaklardır.YTTK&#8217;da, internet sitesine konulması gereken içeriğin usulüne uygun bir şekilde konulmaması hali de suç olarak değerlendirilmekte ve faillerine üç aya kadar hapis ve yüz güne kadar adlî para cezası verilmesi öngörülmektedir. Bu nedenle, anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin en geç 1 Temmuz 2013 tarihine kadar bir internet sitesine sahip olmaları ve internet sitelerinde yeni TTK&#8217;nın öngördüğü zorunlu içeriğe yer vermeleri menfaatlerine olacaktır.  Soner ALTAŞ / Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Başmüfettişi]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğumdan önce SSK sigortalısı olmayan borçlanma yapabilir mi?</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/dogumdan-once-ssk-sigortalisi-olmayan-borclanma-yapabilir-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Jul 2011 18:37:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[borçlanma]]></category>
		<category><![CDATA[doğum borçlanması]]></category>
		<category><![CDATA[sgk borçlanması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1064</guid>

					<description><![CDATA[Okur sorusu: 1950 doğumluyum, ilk işe giriş tarihim 1990, prim gün sayım ise 2043. Doğum borçlanmasından yararlanmak istiyorum. Birinci çocuğum 1976 ikinci çocuğum 1979 doğumlu. Toplamda 4 yıl doğum borçlanması yaptığımda prim gün sayım 3483 gün olacak ve 4 ay eksiğim kalacak. Ben Doğum borçlanması yapabilir miyim? Doğum borçlanmamı sigortalı bir işe girip 4 ay çalıştıktan sonra mı yapayım? SGK’dan ret cevabı alırsam emeklilik için başvuru yapayım mı? Ret cevabı aldıktan sonra mahkemeye yolu ile doğum borçlanması yapabilir miyim? 5510 sayılı Kanun’unun 41’inci maddesine göre, sigortalıların doğum nedeniyle çalışamadıkları en fazla iki defa olmak üzere ikişer yıllık sürelerinin borçlandırılmasında sigortalının doğumdan önce SSK (4/a) kapsamında tescil edilmiş olması gerekir. Eski tabirle ifade edecek olursak SSK sigortalısı olduktan sonra doğum yapmış olan kadınlar bu borçlanma hakkından yararlanmaktadır. Dolayısıyla, doğum yaptığı tarihte SSK sigortalısı olmayanların borçlanma yapabilmeleri mümkün değil. Doğumdan önce sigortalı sayılma şartı ile ilgili olarak Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin vermiş olduğu 5.4.2010 tarih 2009/17858 Esas Numaralı kararda, 5510 sayılı Kanun’un 41. maddesinde düzenlenen “Doğum borçlanma imkânı, çalışırken ücretsiz doğum ya da analık izni kullanılan sürelere ilişkindir ki, bu doğal olarak daha önce sigortalı olmayı gerektirir. Dolayısıyla bu imkândan yararlanabilmek için de, geçmişte hizmet akdine dayalı olarak zorunlu sigortalılık tescilinin yapılmış olması, gerekli sayılmalıdır” demek suretiyle doğumdan önce sigortalı olmayanların borçlanamayacağına hükmetmiştir. Kimler doğum borçlanması yapabilir? Doğum borçlanması yapabilme maalesef sınırsız olarak tüm kadınlarımıza verilmiş bir hak değildir. Bu nedenle kimlerin doğum borçlanması yapabileceğini özellikle vurgulamamız gerekir. &#8211; Doğumdan önceki son sigortalılığı 4/a kapsamında olanlar borçlanma yapabilir. 1 Ekim 2008 tarihinden önce isteğe bağlı SSK sigortalısı iken doğum yapan kadınlar doğum sonrası 2 yıldan daha az prim ödemişlerse bu süreleri borçlanabilirler. 1 Ekim 2008 sonrasında isteğe bağlı (4/b kapsamında) sigortalı iken doğum yapanlar 4/a kapsamında sigortalı sayılmadıklarından doğum borçlanması yapamazlar. &#8211; Doğumdan önceki son sigortalılık türünün 4/b veya 4/c kapsamında olması halinde doğum borçlanması yapılamayacağı gibi 2925 sayılı Kanuna tabi tarım sigortalıları da doğum borçlanması yapamazlar. &#8211; Doğum borçlanması iki çocukla ve en fazla 1440 günle sınırlıdır. Doğum borçlanması talebi kabul edilen kadın sigortalının iki yıllık borçlanma süresi içinde primi ödenmiş sürelerin bulunması halinde daha önce primi ödenen bu süreler borçlanılacak sürelerden düşülür. &#8211; Doğum borçlanması yapmak için 18 yaş sınırlaması yok. 18 yaşından küçük kadınlar da doğum borçlanması yapabilir. &#8211; Çıraklığı veya öğrenciliği esnasında sigorta tescili yapılan ve sonrasında bir iş yerinde SSK sigortalısı olarak çalışmadan doğum yapan kadınlar da doğum borçlanması yapabilir. &#8211; Doğum borçlanma süreleri, borçlanma yapan sigortalının en son sigortalılık statüsündeki sigortalılık olarak değerlendirilmektedir. Borçlanmaya müracaat ettiği tarihteki sigortalılığı 4/b kapsamında olanların borçlanmaları ise 4/b kapsamında sigortalılık olarak değerlendirilmektedir. Emekli olmamak şartıyla doğum borçlanmalarının tamamı bir defaya mahsus geri alınabilmektedir. Borçlanmayı iade alma hakkının bir defalık hak olduğunu özellikle belirtelim. Borçlanma hakkından vazgeçip yaptığı borçlanma ödemelerini geri alanlar daha sonra yeniden doğum borçlanması yapabilir. Şerif Akçan]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ecrimisil Alacağının Tespiti, Takdiri, Tebliği ve Tahsili</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/ecrimisil-alacaginin-tespiti-takdiri-tebligi-ve-tahsili/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Jul 2011 18:33:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[ecrimisil]]></category>
		<category><![CDATA[ecrimisil alacağı tespiti]]></category>
		<category><![CDATA[ecrimisilin belirlenmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1060</guid>

					<description><![CDATA[Ecrimisil, Hazine’ye ait bir taşınmaz malın, idarenin rızası dışında ve bu malı kullanmamakla bir zarara uğrayıp uğramadığı söz konusu edilmeksizin bu maldan işgal, tasarruf veya her ne şekilde olursa olsun kusuru aranmaksızın yararlanması sebebiyle idarece istenen ve fuzuli şağil tarafından ödenen tazminattır(1). I- GİRİŞ Milli emlak mevzuatında en çok kullanılan kavramlarından birisi olan ecrimisile ilişkin düzenlemeler 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ve Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmelikte yer almaktadır. Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesi ile ecrimisilin özellikle takdirinde meydana gelen değişiklikler ile mevzuatta yapılan değişikliklerle ecrimisil bedellerinin tespit, takdir, tebliğ ve tahsilinde yapılan önemli değişiklikler yazımızın konusunu oluşturmaktadır. II- DEĞERLENDİRME A- TESPİT Ecrimisil, yukarıda da ifade edildiği üzere işgalciden talep edilen bir tazminattır. Bu da göstermektedir ki işe işgalcinin tespiti ile başlanmaktadır. Bu tespitin nasıl yapılacağına ilişkin düzenlemeler Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmelikte yer almaktadır. Yönetmeliğin ilgili maddesinin değişikliğe uğramadan önceki şekline bakıldığında, Hazine taşınmazlarından kiraya verilen, irtifak hakkı kurulan veya kullanma izni verilenlerin dışında kalanların fiilî durumlarının, idarece hazırlanan program dâhilinde mahallinde tespit edileceği düzenlenmiş olup, taşınmazın mahallinde “Taşınmaz Tespit Tutanağı” düzenleneceği ve tespit tutanağında hangi hususlara yer verileceği belirtilmiş; ancak tespit çalışmalarına yönelik olarak hazırlanacak programın hangi zaman dilimini kapsayacağı, bu tespit çalışmasının hangi periyotlarla tekrar edileceği maddenin ilk halinde yer verilmemiştir. Bu konu 10.04.2011 tarihinde Yönetmelikte yapılan değişiklikle netleştirilmiş olup; ● Taşınmazların tespitlerinin yılda en az bir defa yapılacağı, ● Tespit programlarının süresi beş yıldan fazla olamayacağı; ● Tespitlerin yapılması konusunda illerde defterdarlar, ilçelerde ise malmüdürleri veya varsa milli emlak müdürleri gerekli tedbirleri alacakları düzenlenmiştir. B- TAKDİR Ecrimisil takdirinde iki önemli nokta bulunmaktadır. Bunlardan birincisi bu takdirin kimler tarafından yapılacağı; ikincisi ise bu takdir yapılırken göz önünde bulundurulması gereken hususların neler olacağıdır. Bu iki konuda da mevzuatımızda var olan tereddütler yapılan değişikliklerle giderilmiştir. Öncelikle ecrimisil bedellerinin kimler tarafından yapılacağı noktasını ele alacak olursak; 2886 sayılı Kanun’un 75. maddesinin 6009 sayılı Kanunla değiştirilmeden önceki şeklinde “…fuzuli şagilden, bu Kanun’un 9. maddesindeki yerlerden sorulmak suretiyle, 13. maddesinde gösterilen komisyonca takdir ve tespit edilecek ecrimisil istenir.” hükmü yer almaktaydı. Kanun’un 13. maddesine baktığımız da ise ecrimisil bedelinin takdiri için oluşturulmuş hususi bir komisyon bulunmadığını görmekteyiz. Bu nedenle, madde de yapılan değişiklikle ecrimisil bedellerinin takdiri için oluşturulacak komisyonun “idareden taşınmaz ve değerleme konusunda işin ehli veya uzmanı üç kişiden” oluşacağı hüküm altına alınmıştır. Böylece bedel takdirinde hususi bir komisyonun oluşması sağlanmıştır. Takdir işlemine ilişkin diğer nokta ise bedelin takdir edilmesi sırasında göz önünde bulundurulması gereken hususlardır. Tıpkı komisyonun teşkiline ilişkin olarak yapılan değişikliklerde olduğu gibi bu noktada da değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikler kendisini hem Yönetmeliğin yürürlüğe girmesi ile hem de Yönetmelikte daha sonra yapılan düzenlemelerle göstermektedir. Ecrimisil bedelinin takdirinde göz önünde bulundurulması gereken hususlar ecrimisilin tanımının içinde yer almaktadır. Mülga Devlete Ait Taşınmaz Mal Satış, Trampa, Kiraya Verme, Mülkiyetin Gayri Ayni Hak Tesis, Ecrimisil ve Tahliye Yönetmeliği’nde ecrimisil; bir malın, sahibinin rızası dışında ve onun bu malı kullanmamakla bir zarara uğrayıp uğramayacağı söz konusu edilmeksizin bu maldan işgal, tasarruf veya her ne şekilde olursa olsun yararlanılması sebebiyle fuzuli şagil tarafından ödenen veya idarece talep edilen tazminat olarak tanımlanmıştır. Bu tanımdan hareketle yapılacak ecrimisil takdirinin nasıl yapılacağına ilişkin açıklamalara ise Mülga 312 Sıra No.lu Milli Emlak Genel Tebliği’nde yer verilmektedir. Söz konusu Tebliğ’de; idarî yargı kararları dikkate alınarak, işgal edilen Hazine’ye ait taşınmaz mallar için 2886 sayılı Kanun’un 9. maddesi gereğince, tahmini bedelin hesabında kullanılacak fiyatlar ilgisine göre belediye, ticaret odası, sanayi odası, borsa gibi kuruluşlardan veya bilirkişilerden soruşturulduktan ve hesap tutanağı tanzim edildikten sonra bunun dayanakları da eklenmek suretiyle 13. maddedeki kuruluş şekli gösterilen komisyonca karara bağlanması ve ecrimisil bedellerinin tespitinde daha gerçekçi ve titiz davranılması gerektiği açıklanmıştır. Ecrimisilin belirlenmesine ilişkin yukarıda yer verilen bütün düzenlemeler dikkate alındığında tazminatın takdirin; ● Zamanaşımı süresinin ne olacağı, ● İşgale konu taşınmazın işgalci tarafından kullanım şeklinin dikkate alınıp alınmayacağı hususlarının bir düzenleme olmadığı görülmektedir. Zamanaşımına ilişkin tereddüt ecrimisil bedelinin takdirinde görev alacak komisyonun teşkiline ilişkin olarak yapılan düzenleme ile netleştirilmiş ve komisyonun ecrimisil bedelini, tespit tarihinden geriye doğru beş yılı geçmemek üzere tespit ve takdir edeceği belirtilmiştir. “İşgale konu taşınmazın işgalci tarafından kullanım şeklinin dikkate alınıp alınmayacağı” hususu ise Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmeliğin yürürlüğe girmesi ile tartışmaya konu olmaya başlamış ve tartışmalar neticesinde daha sonra tekrar değişikliğe uğramıştır. Yönetmeliğin 10.04.2011 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Yönetmelikle değiştirilmeden önceki halinde ecrimisil: “Hazine taşınmazının, İdarenin izni dışında gerçek veya tüzel kişilerce işgal veya tasarruf edilmesi sebebiyle, İdarenin bir zarara uğrayıp uğramadığına veya işgalcinin kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın taşınmazın işgalden önceki hâliyle elde edilebilecek muhtemel gelir esas alınarak İdarece talep edilen tazminat” olarak tanımlanmış ve ecrimisilin tespit ve takdirinde; ● İdarenin zarara uğrayıp uğramadığına, ● İşgalcinin kusurlu olup olmadığına, ● Taşınmazın işgalci tarafından kullanım şekline bakılmayacağı, ● İdarenin bu taşınmazdan işgalden önceki hâliyle elde edebileceği muhtemel gelirin esas alınacağı düzenlenmiştir. Yönetmeliğin bu maddesi 01.07.2007 tarihinden aşağıda açıklanan değişikliğin yapıldığı 10.04.2011 tarihine kadar uygulanmıştır. Madde de kilit düzenleme yukarıda da belirtildiği üzere  “taşınmazın işgalden önceki hâliyle elde edilebilecek muhtemel gelir esas alınarak” ifadesinin varlığıdır. İdare Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden öncesinde ecrimisil bedelinin takdirinde, taşınmazın işgalden önceki hâliyle elde edilebilecek muhtemel gelir değil işgalci taşınmazı kullanım şeklini, elde ettiği gelir vb. hususlar dikkate alınmakta iken söz konusu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesi ile uygulama tamamen değişmiş ve buda düzenlemede tekrar değişikliğe gidilmesine neden olan tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Çünkü bu uygulama tarım arazisi üzerine kurulan bir turizm tesisi için fuzuli şagil adına tarım arazisinden elde edilebilecek gelir kadar ecrimisilin takdirini gerektirmektedir. Yönetmelikte 10.04.2011 tarihinde yapılan değişiklikle ecrimisilin tanımından “taşınmazın işgalden önceki hâliyle elde edilebilecek muhtemel gelir esas alınarak” ibaresi çıkartılmış ve ecrimisil takdirinde dikkate alınacak hususlar net bir şekilde düzenlenmiştir. Buna göre bedel tespit komisyonunca ecrimisilin tespit ve takdirinde; ● İdarenin zarara uğrayıp uğramadığına, ● İşgalcinin kusurlu olup olmadığına bakılmayacağı belirtilmiş olup; ● Taşınmazın işgalci tarafından kullanım şeklinin, ● Taşınmazın fiili ve hukuki durumunun, ● İşgalcinin işgalden dolayı varsa elde ettiği gelirin, ● Taşınmazın değerini etkileyecek tüm unsurların göz önünde bulundurulacağı düzenlenmiştir. Bu, aslında Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önceki uygulama ile paraleldir. Söz konusu Yönetmelik öncesinde her ne kadar mevzuat bu kadar net bir şekilde bu konuyu ortaya koymasa da uygulamada ecrimisil bedelinin takdirinde taşınmazın işgalci tarafından kullanım şekli, fiili ve hukuki durumu ile işgalden dolayı varsa elde ettiği gelir dikkate alınmaktaydı. Yapılan değişiklikle birlikte ecrimisil tespitinde dikkate alınması gereken hususlar açık bir şekilde ortaya konmuştur. C- TEBLİĞ Tespit ve takdir edilen ecrimisil alacağı “Ecrimisil İhbarnamesi”, bu alacağa itiraz edilmesi durumunda ise düzenlenen “Ecrimisil Düzeltme İhbarnamesi” ile tebliğ edilmektedir. Yönetmelikte her iki ihbarnamenin düzenlenmesinde ve tebliğinde idarece uyulması gereken sürelere yer verilmiştir. Buna göre; ● Ecrimisil İhbarnamesi, bedelin takdir tarihinden itibaren onbeş gün içinde, ● Ecrimisil Düzeltme İhbarnamesi ise, düzeltme talebinin talep tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde bu amaçla oluşturulacak komisyonlarca karara bağlanmasının ardından en geç onbeş gün içinde fuzuli şagile tebliğ edilecektir. Yönetmelikte 10.04.2011 tarihinde yapılan değişikliklerle ecrimisil bedellerinde idareye verilen re’sen düzeltme yetkisi ile düzeltilen ecrimisil ihbarnameleri de düzenlenerek düzeltme tarihinden itibaren onbeş gün içerisinde ilgililerine tebliğ edilecektir. D- TAHSİL 1- Takdir ve Tebliğ Edilen Ecrimisil Alacağının Rızaen Ödenmesi Yönetmelikte ecrimisil ihbarnamesinin, düzeltme talebinde bulunulmuş ise ecrimisil düzeltme ihbarnamesinin muhatabına tebliğ tarihinden itibaren 1 ay içerisinde ecrimisil alacağının tamamının veya taksitle ödenmesinin talep edilmesi halinde en az %25’i peşin, kalan kısmı ise üçer aylık dönemler halinde 4 eşit taksitte 1 yıl içinde ödeneceği, taksitlere kanuni faiz uygulanacağı düzenlenmiştir. Ancak, 25.04.2010 tarihinde yapılan değişiklikle 1 yıllık bu süre 3 yıla çıkarılmıştır. Böylece taksitle ödeme yapmak isteyen işgalcilere bir ödeme kolaylığı sağlanmıştır. İdari para cezalarından vergi cezalarına kadar birçok alacağın peşin ödenmesi halinde karşımıza indirim müessesesi çıkmaktadır. Ancak 2886 sayılı Kanun’un 75. maddesine 6009 sayılı Kanunla yapılan değişikliğe kadar ecrimisil alacağının peşin ödenmesi durumunda mevzuatımızda bir indirim söz konusu olmamaktaydı. Yapılan bu değişiklikle; ● Ecrimisile itiraz edilmemesi halinde yüzde yirmi, ● Peşin ödenmesi halinde ise ayrıca yüzde onbeş indirim uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Kanun’da yapılan bu değişiklikler 10.04.2011 tarihinde Yönetmeliğe de işlenmiş ve indirim müessesesine ilişkin olarak biraz daha açıklayıcı düzenlemeler yapılmıştır. Yönetmelikte yapılan açıklamalara göre; ● Ecrimisile itiraz edilmemesi halinde yüzde yirmi (Rızaen ödemede bulunulmasa dahi itirazda bulunulmamışsa bu indirimden faydalanılır.), ● Ecrimisile itiraz edilmesine rağmen itiraz süre içerisinde bu itirazdan kayıtsız ve şartsız olarak vazgeçilmesi ya da yine bu süre içerisinde dava açılmış ise aynı süre içerisinde davadan kayıtsız ve şartsız olarak feragat edilmesi halinde yüzde yirmi, ● Ecrimisil ihbarnamesine yapılan itiraz veya açılan dava ile ecrimisil düzeltme ihbarnamesine açılan dava İdarece yapılan ve resen düzeltilmesi gereken hatalara ilişkin ve bu hata İdarece düzeltilir ise; bu durumda da açılan davadan kayıtsız ve şartsız olarak feragat edilmesi halinde yüzde yirmi, ● Peşin ödenmesi halinde ise ayrıca yüzde onbeş indirim uygulanacaktır. 2- Takdir ve Tebliğ Edilen Ecrimisil Alacağının Cebren Tahsili 2886 sayılı Kanun, ecrimisilin fuzuli şagil tarafından rızaen ödenmemesi durumunda, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edileceğini hüküm altına almıştır. Konuya ilişkin uygulamanın esasları ise aşağıda belirtildiği üzere Yönetmelikte yer almaktadır. Buna göre, ecrimisil ihbarnamesinin, düzeltme talebinde bulunulmuş ise ecrimisil düzeltme ihbarnamesinin ilgilisine tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde muhasebe birimlerine rızaen ödenmeyen ecrimisil; düzeltme talebinde bulunulmamış ise yüzde yirmi indirim yapılmak suretiyle milli emlak birimlerince, dava açma süreleri geçtikten sonra 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre takip ve [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SGK gizli belgelere ulaşıp gelir kadar prim isteyecek</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/sgk-gizli-belgelere-ulasip-gelir-kadar-prim-isteyecek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Jul 2011 18:24:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ali TEZEL]]></category>
		<category><![CDATA[big brother]]></category>
		<category><![CDATA[genel sağlık sigortası]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[zorunlu genel sağlık sigortası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1057</guid>

					<description><![CDATA[İşte 2012 başından itibaren uygulanacak Zorunlu Genel Sağlık Sigortası ile başlayacak olan &#8216;Big Brother’ın ipuçları 01.10.2008 günü yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun ile ülke üzerindeki herkes istese de istemese de Zorunlu Genel Sağlık Sigortalısı (GSS) olmak zorundaydılar. Ancak, uygulamanın başlaması ile halktan gelecek tepkilerden çekinildiğinden uygulama önce 01.10.2010 gününe ertelendi. Her şey hazır iken 01.10.2010 günü başlayacak olan zorunlu GSS’yi geçtiğimiz 12 Haziran 2011 günü gerçekleştirdiğimiz seçimler sebebiyle de bir kez daha erteleyip, 01.10.2012 günü başlayacak dediler. 2012’DE HERKES GSS’Lİ OLACAK Halen, emekliler ve çalışanlar ile bakmakla yükümlü oldukları eşleri ve 18 yaşından küçük çocuklarına SGK, GSS üzerinden sağlık yardımı vermektedir. 2012 Ocak ayında başlayacak uygulama ile işsizler, köylüler, 18 yaşından büyük çocuklarımız ile ayda 30 günden az SGK’ya bildirilen işçiler için kâbus başlayacak. Gerek 5510 sayılı Kanun’un SGK’ya verdiği yetkiler ve gerekse de SGK’nın kanuna dayanmayan tebliğleri gereğince aklınıza gelen tüm kamu kurumve kuruluşları tümbankalar ve kamusal kuruluşlar (noterler gibi) her vatandaşın enmahrem bilgilerini bile düzenli olarak SGK’ya göndermektedir ve her birimizin bilmediği tüm sırlarımız ve varlıklarımız şu an SGK’nın elindedir. Bizim bile hatırlayamadığımız banka hesaplarımız, kredi kartlarımız, tapularımız, vekalet verdiğimiz kişiler, pasaport bilgilerimiz, borçlarımız vs her şey SGK’nın eli altındadır. KREDİ KARTINDAN HARCAYANA ‘GELİRİN VAR’ DENECEK İşsizsiniz, hiçbir geliriniz yok ama ailenizin giderleri için borç da olsa kredi kartınıza yüklendiniz. Markete gittiniz, nakit çekip ev kirasını ödediniz işte tüm bu harcamaları SGK gelir kabul edecek. Bak kredi kartı ile geçen ay şu kadar harcamışsın o halde o kadar gelirin var diyecek. İşsiz olandan, geliri olmayandan bile GSS primi alacak. Öyle bir kere gelir testi yaptırdımayda 33 lira prim borcumçıktı demek yok. Gelir testi her ay tekrarlanacak ve primborcu değişebilecek. GSS primleri 30 güne tamamlanacak Bir işveren yanında işçi olarak çalışıyorsunuz ve işvereniniz sizi ayda 30 günden az bildiriyor. İşte sizler de her ay 30 günden eksik kalan GSS primlerinizi 30 güne tamamlayacaksınız. Aksi halde ne siz ne eşiniz ne de 18 yaşından küçük çocuğunuz sizin üzerinizden SGK’dan sağlık yardımı alamaz. Muhasebeciler iyi bilir. 01.10.2008 gününden sonra SGK’ya verilen e-bildirgenin son günü 23’üne çekildi. İşte işçiler sizler de ayın 24’ünde PTT’den alacağınız e-devlet şifresi ile hemen SGK sitesine girip, işveren sizi geçen ay kaç gün SGK’ya bildirmiş bakacaksınız. Baktınız ve işveren sizi ayda 30 günden eksik bildirmiş hemen koşa koşa SGK’ya gidip gelir testi (şimdi Kaymakamlık yeşil kart büroları yapıyor) yaptıracaksınız ve ailenin kişi başına düşen gelirini bulduracaksınız. Sonra da koşa koşa ayın son gününe kadar 30 günden eksik kalan sürenin GSS primini ödeyeceksiniz. 279 TL’DEN AZ ALAN ÖDEMEYECEK 18 yaşından büyük çocuk isterse ayda 30 günden az SGK’ya bildirilen işçi olun yapılacak gelir testine göre; kişi başına geliriniz, asgari ücretin üçte birinden 279 liradan az ise GSS primi ödemeyeceksiniz. 279 liradan çok 837 liradan az ise 33,48 lira, 837 ile 1674 arasında ise 100 lira, 1674 liradan çok ise 200 lira olan GSS primini her ay SGK’ya ödeyeceksiniz. İşsizler en az 33 lira ödemek zorunda İşsizsiniz veya köylüsünüz yani sosyal güvenliğiniz yok. Şu anda isterseniz SGK’nın Genel Sağlık Sistemi’ne isteğe bağlı olarak başvurup her ay sadece sağlık primi ödeyerek sağlık hizmeti alabilirsiniz. Ancak, 2012 Ocak ayından itibaren mecburi GSS’li olacaksınız ve SGK’ya en az 33 en fazla da 200 lira GSS primi ödeyeceksiniz. 18 YAŞINDAN BÜYÜK ÇOCUKLARIMIZ İster kız olsun ister erkek çocuklarımıza sadece 18 yaşın ikmaline kadar bizim üzerimizden sağlık yardımı verebiliriz. (Okuyorlarsa en fazla 25 yaşına kadar uzayabilir) Şimdiki sistem de 18 yaşından büyük okumayan çocuklarımıza istersek SGK’ya isteğe bağlı GSS primi ödeyip sağlık yardımı aldırabiliriz. Ancak, 2012 Ocak ayından itibaren mecburi GSS’li olacaklar bizler çocuklarımız için SGK’ya en az 33 en fazla da 200 lira Genel Sağlık Sigortası primi ödeyeceğiz.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Katma Değer Vergisi Kanunu Gereğince İndirilemeyecek KDV Gider Yazılabilir mi?</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/katma-deger-vergisi-kanunu-geregince-indirilemeyecek-kdv-gider-yazilabilir-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Jul 2011 18:11:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KDV]]></category>
		<category><![CDATA[binek otomobillerde kdv indirimi]]></category>
		<category><![CDATA[indirilemeyecek kdv]]></category>
		<category><![CDATA[katma değer vergisi]]></category>
		<category><![CDATA[kdv]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1053</guid>

					<description><![CDATA[Katma Değer Vergisi Kanunu&#8217;nun 30. maddesinde yüklenilen vergilerin bir kısmının indirim konusu yapılamayacağı belirtilmiş olup, söz konusu madde hükmü uyarınca indirim konusu yapılamayacak katma değer vergileri şunlardır; a.Vergiye tabi olmayan veya vergiden istisna edilmiş bulunan malların teslimi ve hizmet ifası ile ilgili alış vesikalarında gösterilen veya bu mal ve hizmetlerin maliyetleri içinde yer alan katma değer vergisi, b.Faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekilde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere işletmelere ait binek otomobillerin alış vesikalarında gösterilen katma değer vergisi, c.Deprem, sel felaketi ve Maliye Bakanlığı’nın yangın sebebiyle mücbir sebep ilan ettiği yerlerdeki yangın sonucu zayi olanlar hariç olmak üzere, zayi olan mallara ait katma değer vergisi, Katma Değer Vergisi Kanunu&#8217;nun 58. maddesinde ise mükelleflerin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesapladıkları katma değer vergisi ile mükelleflerce indirilebilecek nitelikte olan katma değer vergilerinin gelir ve kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde gider olarak kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Bu hükmün yorumlanmasından indirilemeyecek katma değer vergisinin gider olarak kabul edilebileceği anlaşılmaktadır. Nitekim, 1 seri numaralı Katma Değer Vergisi Genel Tebliği’nde, işin mahiyetine göre indirilemeyecek katma değer vergisinin gelir veya kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınabileceği belirtilmiştir. Öte yandan Katma Değer Vergisi Kanunu&#8217;nun indirilemeyecek katma değer vergisi ile ilgili düzenlemelerinin yapıldığı 30. maddesinin (d) bendinde, gelir ve kurumlar vergisi kanunlarına göre kazancın tespitinde indirimi kabul edilmeyen giderler dolayısıyla ödenen katma değer vergisinin de indirim konusu yapılamayacağı belirtilmiştir. İndirilemeyen bu katma değer vergisini de aynı Kanunun 58. maddesi hükmü gereğince kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate almak hatalı bir uygulama olacaktır. Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 30. maddesinin (d) bendinde, aslında işletme ile ilgili olmayan katma değer vergilerinin indirim konusu yapılamayacağı belirtilmiştir. İşletme ile ilgili olmayan bir gider nedeni ile yüklenilen katma değer vergisinin ise kurum kazancının tespitinde gider olarak indirilebileceğini düşünmek mümkün değildir. Diğer taraftan, 50 seri numaralı Katma Değer Vergisi Genel Tebliği’nde, promosyon ürünleri nedeniyle yüklenilen katma değer vergisinden satışı yapılan malın tabi olduğu orana isabet eden kısmı aşan bölümünün gelir ve kurumlar vergisi açısından gider olarak dikkate alınabileceği belirtilmiştir. Bilindiği gibi, bankalar, katma değer vergisi mükellefi değildirler. Katma Değer Vergisi Kanunu&#8217;nun 30. maddesinin (a) bendinde, vergiye tabi olmayan mal teslimi ve hizmet ifası ile ilgili olarak yüklenilen katma değer vergilerinin indirim konusu yapılamayacağı belirtilmiştir. Bu durumda, Katma Değer Vergisi Kanunu&#8217;nun 58. maddesi hükmü gereğince, bankalarca yüklenilen katma değer vergilerinin kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması gerekmektedir. Ayrıca, Katma Değer Vergisi Kanunu&#8217;nun 58. maddesinde, mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan katma değer vergisinin de kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak kabul edilmeyeceği belirtilmiştir. Ancak, 1 seri numaralı Katma Değer Vergisi Genel Tebliğinde;     Vergiye tabi malların ayın ücret olarak çalışanlara verilmesi ile     Vergiye tabi malların çeşitli kişi veya kuruluşlara bağışlanması durumunda, hesaplanan katma değer vergisinin gider olarak dikkate alınabileceği belirtilmiştir. Örneğin bir konfeksiyon işletmesinin çalışanlarına elbise hediye etmesi durumunda, işletmenin bu elbiselerin emsal bedeli üzerinden katma değer vergisi hesaplaması ve katma değer vergisi dahil toplam bedeli kayıtlarına gider olarak intikal ettirmesi mümkündür. Cem Tekin E. Gelirler Başkontrolörü/ YMM &#8211; Muhasebe Vergi]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>1 Temmuz 2011 Tarihinden İtibaren 20 Günlük Mali Tatil Başlıyor.</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/1-temmuz-2011-tarihinden-itibaren-20-gunluk-mali-tatil-basliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jun 2011 11:24:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[beyanname verme süreleri]]></category>
		<category><![CDATA[mali tatil]]></category>
		<category><![CDATA[mali tatil ihdas edilmesi hakkında kanun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1048</guid>

					<description><![CDATA[5604 Sayılı &#8220;Mali Tatil İhdas Edilmesi Hakkında Kanun&#8221; hükümlerine gore mükelleflere süreler açısından kolaylıklar getiren &#8220;Mali Tatil&#8221; uygulaması ilk defa 2007 senesinde başlamış olup, 2011 yılında da 1-20 Temmuz günleri arasındaki dönemde uygulanacaktır. 1. Mali Tatilin Uygulanacağı Tarihler 5604 sayılı Kanun’un 1 inci maddesinin (1) numaralı fıkrasında, “Her yıl Temmuz ayının birinden yirmisine kadar (yirmisi dahil) malî tatil uygulanır. Haziran ayının son gününün tatil günü olması halinde, malî tatil, temmuz ayının ilk iş gününü takip eden günden başlar.” hükmü yer almaktadır. Söz konusu fıkra hükmüne göre mali tatil, her yıl temmuz ayının birinci gününden (Haziran ayının son gününün resmi tatil olması halinde ise Temmuz ayının ilk iş gününü takip eden günden) başlayarak aynı ayın yirminci günü sona erecektir. Buna göre 2011 yılı mali tatili 1-20 Temmuz dönemidir. 2. Mali Tatil Kapsamında Olmayan Vergiler ve Süreler 5604 sayılı Kanun’un 1 inci maddesinin (7) numaralı fıkrasında, “Gümrük idareleri, il özel idareleri ve belediyeler tarafından tarh ve/veya tahsil edilen vergi, resim ve harçlarla ilgili olarak malî tatil uygulanmaz.” hükmüne yer verilmiştir. Söz konusu fıkra hükmüne göre, gümrük idareleri, il özel idareleri ve belediyeler tarafından tarh ve/veya tahsil edilen (ithalde alınan katma değer vergisi, emlak vergisi, çevre temizlik vergisi gibi) vergi, resim ve harçlar hakkında mali tatil uygulanmayacaktır. Ayrıca, kaynak kullanımını destekleme fonu kesintilerine ilişkin olarak verilmesi gereken bildirimlerin verilme ve ödeme süreleri de mali tatil nedeniyle uzamayacaktır. Diğer taraftan, özel kanunlarında ödeme süreleri tespit edilmemiş amme alacaklarının ödeme sürelerinin, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tayin edilmesi ve tayin edilen sürelerin de mali tatile rastlaması halinde bu alacaklar için belirlenen ödeme sürelerinin, mali tatil nedeniyle uzaması söz konusu olmayacaktır. 3. Mali Tatil Nedeniyle Uzayan Süreler 5604 Sayılı Kanun’un 1 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre, son günü mali tatile rastlayan aşağıda belirtilen süreler, mali tatilin son gününü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılacaktır. 3.1.Beyana Dayalı Tarhiyatta, Kanuni Süresinde Verilmesi Gereken Beyannamelerin Verilme Süreleri Sirkülerimizin aşağıda 3.2 bölümünde belirtilenler hariç olmak üzere, beyanname verme süresinin son günü mali tatil süresi içerisinde kalan vergi, resim ve harçlara ilişkin beyannamelerin verilme süreleri, mali tatilin son gününü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzayacaktır. Buna göre 2011 yılı için, mali tatil 1 Temmuz 2011 tarihinde başlayıp 20 Temmuz 2011 tarihinde sona ereceğinden, söz konusu beyannamelerin verilme sürelerinin son günü 27 Temmuz 2011 tarihi olacaktır. Diğer taraftan, mükelleflerin mali tatil süresinin sonunu beklemeden beyannamelerini vermeleri de mümkündür. 3.2. Aşağıda Belirtilen Vergi ve Beyanlara İlişkin Sürelerin Mali Tatil Nedeniyle Uzaması Söz Konusu Olmayacaktır &#8211; Özel tüketim vergisi, banka ve sigorta muameleleri vergisi, özel iletişim vergisi ile şans oyunları vergisine ilişkin olarak verilmesi gereken beyannamelerin verilme ve ödeme süreleri, &#8211; İcra yoluyla yapılan satışlarda katma değer vergisi uygulamasına yönelik (5) No.lu Katma Değer Vergisi Beyannamesinin verilme ve ödeme süresi, &#8211; Sürekli beyanname vermek zorunda olanlar dışındaki resmi kuruluşlar tarafından müzayede mahallerindeki satışlar dolayısıyla tahsil edilen katma değer vergisinin, 15 Seri No.lu KDV Genel Tebliğinin (I/3) bölümünde belirtilen ödeme süresi, &#8211; 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 118 inci maddesine göre noterler tarafından tahsil edilen damga vergisi ve harç bedellerinin anılan Kanun’un 119 uncu maddesi uyarınca ilgili vergi dairesine bildirilmesine ilişkin olarak verilecek beyannameler ile süreksiz yükümlülük şeklinde değerlendirilen ve 492 sayılı Harçlar Kanununa göre verilen (1) (2) ve (4) No.lu Beyannamelerin verilme ve ödeme süreleri, &#8211; Kanuni süresinden sonra kendiliğinden veya pişmanlık talepli olarak verilen beyannamelerin ödeme süresi mali tatil nedeniyle uzamayacaktır. 3.3. İkmalen, Re’sen veya İdarece Yapılan Tarhiyatta, Vadesi Mali Tatile Rastlayan Vergi, Resim ve Harçlar ile Vergi Cezaları ve Gecikme Faizlerinin Ödeme Süresi 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 112 nci maddesine göre ikmalen, re’sen veya idarece tarh olunan vergiler taksit zamanlarından evvel tahakkuk etmişse taksit süreleri içinde; taksit süreleri kısmen veya tamamen geçtikten sonra tahakkuk etmişse; geçmiş taksitler, tahakkuk tarihinden itibaren bir ay içinde ödenir. İkmalen, re’sen veya idarece yapılan ve yargı organlarına intikal etmiş olan tarhiyatlarda ise yargı organlarınca tasdik veya tadilen tasdik edilen tutarların ödeme süresi, “Vergi Mahkemesi/Bölge İdare Mahkemesi/Danıştay Kararına Göre Vergi/Ceza İhbarnamesi (Bildirim)” nin mükellefe tebliğ tarihinden itibaren bir aydır. 5604 Sayılı Kanun’un 1 inci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendine göre, ikmalen, re’sen veya idarece yapılan tarhiyata ilişkin olup vadesi mali tatile rastlayan vergi, resim ve harçlar ile vergi cezaları ve gecikme faizlerinin ödeme süresi, mali tatilin son gününü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılacaktır. Bu süre yukarıda izah edildiği üzere 27 Temmuz 2011 tarihine kadar uzamış olacaktır. 3.4. Tarh Edilen Vergilere ve/veya Kesilen Cezalara Karşı Uzlaşma Talep Etme veya Cezada İndirim Hükümlerinden Yararlanmak Amacıyla Yapılacak Başvurulara İlişkin Süreler İkmalen, re’sen veya idarece yapılmış olan tarhiyatlara karşı mükelleflerin uzlaşma talep etme veya cezada indirim talebinde bulunma süresi, vergi/ceza ihbarnamesinin tebliğ tarihinden itibaren 30 gündür. Başvuru süresinin son gününün mali tatile rastlaması halinde söz konusu süre, mali tatilin son gününü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılacaktır. Buna göre bu süreler de 27 Temmuz 2011 tarihine kadar uzamış olacaktır. Dileyen mükelleflerin, adlarına tarh edilen vergi ve kesilen cezalara karşı mali tatil süresi içinde de uzlaşma veya cezada indirim talebinde bulunabilmesi mümkündür. Öte yandan, gerek tarhiyat öncesi gerekse de tarhiyat sonrası uzlaşmayla ilgili olarak, mükelleflerin bu yönde bir talebi olmadığı müddetçe, mali tatil süresi içinde uzlaşma günü verilemeyecektir. 3.5. Devamlı Bilgi Verme Hükümleri Kapsamında Verilmesi Gereken Bilgilerin Verilmesine İlişkin Süreler Kamu idare ve müesseseleri (Kamu hizmeti ifa eden kurum ve kuruluşlar dahil) ile gerçek ve tüzel kişilerden Maliye Bakanlığınca yapılan düzenlemeler çerçevesinde veya re’sen, vergilendirmeye ilişkin olaylarla ilgili olarak Maliye Bakanlığınca veya vergi dairesince devamlı bilgi verme çerçevesinde istenecek bilgilerin verilmesine ilişkin sürenin son gününün mali tatile rastlaması halinde anılan süre, mali tatilin son gününü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılacaktır. Bu bilgiler de en geç 27 Temmuz 2011 akşamına kadar verilebilecektir. 4. Mali Tatil Nedeniyle İşlemeyen Süreler 5604 Sayılı Kanun’un 1 inci maddesinin (3) numaralı fıkrasında, “Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre belirli sürelerde yapılması gereken muhasebe kayıt süreleri, bildirim süreleri ve vergiyle ilgili işlemlere ilişkin dava açma süreleri malî tatil süresince işlemez. Belirtilen süreler malî tatilin bitiminden itibaren tekrar işlemeye başlar.” hükmüne yer verilmiş olup, bu hükmün uygulanmasına ilişkin açıklamalar aşağıda yer almaktadır. 4.1. Muhasebe Kayıt Süreleri Vergi Usul Kanunu’nun 219 uncu maddesinde muamelelerin defterlere kayıt zamanı belirlenmiş bulunmaktadır. Söz konusu maddeye göre muamelelerin, defterlere işin hacmine ve icabına uygun olarak muhasebenin intizam ve açıklığını bozmayacak bir zaman zarfında kaydedilmesi gerekmekte olup, bu gibi kayıtların on günden fazla geciktirilmesi uygun değildir. Muamelelerin muhasebe fişlerine kaydedilmesi ve defterlere kayıtların bu fişler üzerinden yapılması halinde ise muamelelerin fişlere kaydedilmesi, defterlere kaydedilmesi hükmündedir. Bu durumda, muhasebe fişlerinde yer alan muamelelerin esas defterlere en geç 45 gün içinde işlenmesi gerekmektedir. Söz konusu kayıt sürelerinin mali tatile rastlaması halinde ise süre, mali tatil süresince işlemeyecektir. 4.2. Bildirme Süreleri Bildirmeler, Vergi Usul Kanunu’nun 153 ila 170 inci maddeleri arasında düzenlenmiş ve Kanun’un 168 inci maddesinde de bildirmelerin hangi süreler içinde yapılacağı belirlenmiştir. Bildirim sürelerinin mali tatile rastlaması halinde ise süre, mali tatil süresince işlemeyecektir. 4.3. Dava Açma Süreleri İkmalen, re’sen veya idarece yapılmış olan tarhiyatlara karşı mükelleflerin dava açma süresi, tarhiyata ilişkin vergi/ceza ihbarnamesinin tebliğ tarihinden itibaren 30 gündür. Dava açma süresinin mali tatile rastlaması halinde süre, mali tatil süresince işlemeyecektir. Mali tatil nedeniyle uzayan dava açma süresinin son gününün 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca çalışmaya ara verme süresine rastlaması durumunda ise dava açma süresi, çalışmaya ara vermenin sona erdiği günü izleyen günden itibaren yedi gün uzayacaktır. 5. Mali Tatil Süresince Defter ve Belgelerin İbrazı, Vergi İncelemesine Başlama 5604 Sayılı Kanun’un 1 inci maddesinin (4) numaralı fıkrasında, “Mahkeme kararı veya Cumhuriyet Savcılıklarının talebi üzerine ya da Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre yapılan aramalı incelemeler hariç olmak üzere, malî tatil süresince inceleme amacıyla defter ve belgelerin ibrazı talep edilemez, mükellefin işyerinde incelemeye başlanılmaz.” hükmüne yer verildiğinden, mali tatil süresince (fıkrada yer alan haller dışında) mükellefin işyerinde incelemeye başlanılmayacak ve inceleme amacıyla defter ve belgelerin bu süre içinde ibrazı istenilmeyecektir. Mali tatil süresinden önce başlanılmış olan bir incelemeye bu süreden önce ibraz edilen defter-belge üzerinde devam edilebilecek; ancak, bu süre zarfında mükelleften ilave defter, belge ve bilgi talep edilemeyecek, mükellef veya vergi sorumlusu, inceleme sonucunda yapılacak tespitlerin yer aldığı tutanağı imzalamaya davet edilemeyecektir. 6. Mali Tatil Süresince Bilgi İsteme ve Tebligat İşlemleri 5604 Sayılı Kanun’un 1 inci maddesinin (5) numaralı fıkrasında, “Tatil süresince, vergi ve ceza ihbarnameleri ile mahsup taleplerine yönelik olanlar hariç, bilgi isteme talepleri mükelleflere, vergi ve ceza sorumlularına bildirilmez. Ancak tatil süresi içinde gerçekleşen tebligat işlemlerinde süre, malî tatilin son gününden itibaren işlemeye başlar.” hükmü yer almaktadır. Söz konusu fıkra hükmüne göre vergi/ceza ihbarnameleri mali tatil süresi içinde mükellefler ile vergi ve ceza sorumlularına bildirilmeyecek; tatil süresi içinde gerçekleşen tebligat işlemlerinde ise süre mali tatil süresince işlemeyecektir. İkmalen, re’sen veya idarece yapılmış olan tarhiyatlara karşı mükelleflerin kendilerine tanınan yasal haklardan (dava açma, cezada indirim ve uzlaşma talep etme) herhangi birini kullanma süresi bu tarhiyatlara ilişkin vergi/ceza ihbarnamesinin tebliğ tarihinden itibaren 30 gün olup, tebligatın mali tatil süresi içinde yapılması halinde süre, mali tatilin son gününden itibaren işlemeye başlayacaktır. 7. Mali Tatilin Sona Erdiği Günü İzleyen Yedi Gün İçinde Biten Kanuni ve İdari Süreler 5604 Sayılı Kanun’un 1 inci maddesinin (6) numaralı fıkrasında, “Malî tatilin sona erdiği günü izleyen yedi gün içinde biten bu [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İŞ Kanununa  İlişkin Fazla Çalışma ve Fazla Sürelerle ilgili çalışma Yönetmeliği</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/is-kanununa-iliskin-fazla-calisma-ve-fazla-surelerle-ilgili-calisma-yonetmeligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jun 2011 10:59:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[fazla çalışma süreleri]]></category>
		<category><![CDATA[mesai]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1045</guid>

					<description><![CDATA[Resmi Gazete Tarihi: 06.04.2004 Resmi Gazete Sayısı: 25425   BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç ve Kapsam Madde 1 —Bu Yönetmeliğin amacı, ülkenin genel yararları yahut işin niteliği veya üretimin artırılması gibi nedenlerle 4857 sayılı İş Kanununun 63 üncü maddesinde belirtilen haftalık normal çalışma süresinin dışında yapılacak fazla çalışma ve fazla sürelerle çalışmaya ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. Dayanak Madde 2 —Bu Yönetmelik, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 41 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır. Tanımlar Madde 3 —Bu Yönetmelikte geçen: a) Fazla çalışma: İş Kanununda yazılı koşullar çerçevesinde haftalık 45 saati aşan çalışmaları, b) Fazla sürelerle çalışma: Haftalık çalışma süresinin sözleşmelerle 45 saatin altında belirlendiği durumlarda bu çalışma süresini aşan ve 45 saate kadar yapılan çalışmaları ifade eder. İKİNCİ BÖLÜM Genel Hükümler   Fazla Çalışma ve Fazla Sürelerle Çalışma Ücreti Madde 4 —Fazla çalışmanın her saati için verilecek ücret, normal çalışma ücretinin saat başına düşen tutarının yüzde elli yükseltilmesi suretiyle ödenir. Fazla sürelerle çalışmalarda her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret, normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde yirmibeş yükseltilmesiyle ödenir. Parça başına veya yapılan iş tutarına göre ücret ödenen işlerde, fazla çalışma süresince işçinin ürettiği parça veya iş tutarının hesaplanmasında zorluk çekilmeyen hallerde, her bir fazla saat içinde yapılan parçayı veya iş tutarını karşılayan ücret esas alınarak fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma ücreti hesaplanır. Bu usulün uygulanmasında zorluk çekilen hallerde, parça başına veya yapılan iş tutarına ait ödeme döneminde meydana getirilen parça veya iş tutarları, o dönem içinde çalışılmış olan normal ve fazla çalışma saatleri sayısına bölünerek bir saate düşen parça veya iş tutarı bulunur. Bu yolla bulunan bir saatlik parça veya iş tutarına düşecek bir saatlik normal ücretin, yüzde elli fazlası fazla çalışma ücreti, yüzde yirmibeş fazlası fazla sürelerle çalışma ücretidir. Yüzde usulünün uygulandığı işyerlerinde fazla çalışma ücreti, 4857 sayılı İş Kanununun 51 inci maddesinde öngörülen yönetmelik hükümlerine göre ödenir. Fazla Çalışmada Sınır Madde 5 —Fazla çalışma süresinin toplamı bir yılda ikiyüzyetmiş saatten fazla olamaz. Bu süre sınırı, işyerlerine veya yürütülen işlere değil, işçilerin şahıslarına ilişkindir. Fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma sürelerinin hesabında yarım saatten az olan süreler yarım saat, yarım saati aşan süreler ise bir saat sayılır. Serbest Zaman Madde 6 —Fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma yapan işçi, isterse işverene yazılı olarak başvurmak koşuluyla, bu çalışmalar karşılığı zamlı ücret yerine, fazla çalıştığı her saat karşılığında bir saat otuz dakikayı, fazla sürelerle çalıştığı her saat karşılığında bir saat onbeş dakikayı serbest zaman olarak kullanabilir. İşçi hak ettiği serbest zamanı, 6 ay zarfında işverene önceden yazılı olarak bildirmesi koşuluyla ve işverenin, işin veya işyerinin gereklerine uygun olarak belirlediği tarihten itibaren iş günleri içerisinde aralıksız ve ücretinde bir kesinti olmadan kullanır. İşçinin bu kanundan ve sözleşmelerden kaynaklanan tatil ve izin günlerinde serbest zaman kullandırılamaz. Fazla Çalışma Yapılamayacak İşler Madde 7 —Aşağıda sayılan işlerde fazla çalışma yaptırılamaz. a) İş Kanununun 63 üncü maddesinin son fıkrası uyarınca sağlık kuralları bakımından günde ancak 7,5 saat ve daha az çalışılması gereken işlerde, b) Aynı Kanunun 69 uncu maddesinin l inci fıkrasındaki tanıma göre gece sayılan gün döneminde yürütülen işlerde (şu kadar ki, gündüz işi sayılan çalışmalara ek olarak bu Yönetmelikte öngörülen fazla çalışmalar gece döneminde yapılabilir), c) Maden ocakları, kablo döşemesi, kanalizasyon, tünel inşaatı gibi işlerin yer ve su altında yapılanlarında. Fazla Çalışma Yaptırılmayacak İşçiler Madde 8 —Aşağıda sayılan işçilere fazla çalışma yaptırılamaz. a) 18 yaşını doldurmamış işçiler, b) İş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesi ile önceden veya sonradan fazla çalışmayı kabul etmiş olsalar bile sağlıklarının elvermediği işyeri hekiminin veya Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı hekiminin, bunların bulunmadığı yerlerde herhangi bir hekimin raporu ile belgelenen işçiler, c) İş Kanununun 88 inci maddesinde öngörülen Yönetmelikte belirtilen gebe, yeni doğum yapmış ve çocuk emziren işçiler, d) Kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalıştırılan işçiler. Kısmi süreli iş sözleşmesi ile çalışan işçilere fazla sürelerle çalışma da yaptırılamaz. Fazla Çalışma Yaptırılacak İşçinin Onayı Madde 9 —Fazla çalışma ve fazla sürelerle çalışma yaptırmak için işçinin yazılı onayının alınması gerekir. Zorunlu nedenlerle veya olağanüstü durumlarda yapılan fazla çalışma ve fazla sürelerle çalışma için bu onay aranmaz. Fazla çalışma ihtiyacı olan işverence bu onay her yıl başında işçilerden yazılı olarak alınır ve işçi özlük dosyasında saklanır. Fazla Çalışmanın Belgelenmesi Madde 10 —İşveren, fazla çalışma ve fazla sürelerle çalışma yaptırdığı işçilerin bu çalışma saatlerini gösteren bir belge düzenlemek, imzalı bir nüshasını işçinin özlük dosyasında saklamak zorundadır. İşçilerin işlemiş olan fazla çalışma ve fazla sürelerle çalışma ücretleri normal çalışmalarına ait ücretlerle birlikte, 4857 sayılı İş Kanununun 32 ve 34 üncü maddeleri uyarınca ödenir. Bu ödemeler, ücret bordrolarında ve İş Kanununun 37 nci maddesi uyarınca işçiye verilmesi gereken ücret hesap pusulalarında açıkça gösterilir. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Yürürlük ve Yürütme Yürürlük Madde 11 —Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer. Yürütme Madde 12 —Bu Yönetmelik hükümlerini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yürütür.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aynı işyerinde Birden fazla sigorta prim teşvikin Uygulanması ve Avantajları</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/ayni-isyerinde-birden-fazla-sigorta-prim-tesvikin-uygulanmasi-ve-avantajlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jun 2011 10:53:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[birden fazla teşvik]]></category>
		<category><![CDATA[işveren teşvikleri]]></category>
		<category><![CDATA[prim teşvikleri]]></category>
		<category><![CDATA[sgk işveren prim teşviği]]></category>
		<category><![CDATA[sigorta prim teşvikleri]]></category>
		<category><![CDATA[teşvikler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1040</guid>

					<description><![CDATA[Sigorta prim teşvikleri; 1- 5510 sayılı Kanun’un 81. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde, 2- 4857 sayılı Kanun’un 30. maddesinin 10. fıkrasında, 3- 4447 sayılı Kanun’un geçici 9. maddesinde, 4- 4447 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinde(1), 5- 4447 sayılı Kanun’un 50. maddesinin 5. fıkrasında, 6- 5746 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 3. fıkrasında, 7- 5084 sayılı Kanun’un 4. maddesinde, 8- 5225 sayılı Kanun’un 3. maddesinde belirtilen teşviklerdir(2). Söz konusu teşvikler sigortalı bazlı olduğu için sigortalı aynı anda birden fazla teşviklerden yararlandırılamamakta, sadece bir sigortalı için -Kanun’da öngörülen şartlar taşınıyorsa- bir sigorta prim teşviki uygulanmaktadır. Bu sebeple; teşviklerle ilgili genel ve özel şartlar göz önünde bulundurularak en cazip veya diğer bir ifade ile en avantajlı teşvikin hangisinin olduğunun bilinmesi gerekir. Makalemizde söz konusu sigorta prim teşviklerinden “hangisinin avantajlı” olduğunu ve avantaj kriterine göre işyerinde birden fazla sigorta prim teşvikinin nasıl uygulandığını izah edelim. II- TEŞVİKLERDEN “HANGİSİ AVANTAJLI?” SORUNU Yukarıda da özet halinde sunulduğu üzere; bilhassa çalışma hayatını olumsuz etkileyen küresel finansal kriz ve ülkemizdeki yerleşik diğer kronik sebeplerin bir nebze telafi edilebilmesi, etkilerinin hafifletilmesi ve işverenin istihdamdan kaynaklanan yüklerinin azaltılması için geçici ve kalıcı sigorta prim teşvikleri uygulanmaktadır. Bu uygulamalardan bir kısmı işten çıkartmaları önlemeyi amaçlarken bir kısmı da yeni işe alımları özendirmek, teşvik etmeyi ve bu şekilde %13,14 seviyesinde olan işsizliğin azaltılmayı amaçlamaktadır. Ancak daha önce de belirtildiği üzere; teşviklerin en önemli ortak özelliğinin“teşviklerin sigortalı bazlı olması ve bir sigortalı için sadece bir teşvikten yararlanılması” söz konusu olduğundan teşviklerle ilgili genel ve özel şartlar göz önünde bulundurularak en cazip veya diğer bir ifade ile en avantajlı teşvikin hangisinin olduğunun bilinmesi gerekir. Buna göre; söz konusu teşviklerin birbirleri içinde karşılıklı olarak kıyas edilmesi gerekir. Söz konusu teşvikler göz önünde tutulduğunda yapılacak olan kıyasta 3 unsur dikkate alınmalıdır. En avantajlı teşvik tespitinde; 1- Teşvikin kapsamı veya teşvik unsurları. 2- Teşvikten yararlanılacak parasal miktar. 3- Teşvikten yararlanılacak süre. Buna göre; söz konusu 3 unsur üzerinden değerlendirme yapıldığında; · Teşvik kapsamına göre; teşvik kapsamı en geniş olan düzenlemeler 5746 sayılı Kanunla yapılan araştırma ve geliştirme faaliyetinin desteklenmesi için yapılan teşvik unsurları, 5084 sayılı Kanunla(3) yapılan yatırımın ve istihdamın desteklenmesi için yapılan teşvik unsurları ve 5225 sayılı Kanunla(4) yapılan kültür yatırım ve girişimlerinin desteklenmesi için yapılan teşvik unsurlarıdır. Söz konusu teşvikler sadece sigorta prim teşviki olmayıp aynı zamanda gelir vergisi stopaj indirimi, enerji desteği vs. gibi diğer maliyetlerde de teşvik sağladığı için işveren söz konusu Kanunlardaki teşviklerle ilgili şartları sağlaması halinde tabiatıyla kendisine uygun teşviki tercih edecektir. Örnek: Teknogirişim sermaye desteği alan CD A.Ş’ce, Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerinde 150 Ar-Ge personeli, 40 destek personeli ve Ar-Ge faaliyetlerinde doğrudan görevli olmadığı gibi Ar-Ge faaliyetlerine katılmayan ve bu faaliyetlerle doğrudan ilişkisi de bulunmayan 15 personel istihdam edilmektedir. Söz konusu teşvikten; &#8211; 150 Ar-Ge personelinin tamamı, &#8211; 50 Ar-Ge personelinin %10’una isabet eden 15 destek personeli yararlanacaktır. Ancak,  40 destek personelinden geriye kalan 25 destek personeli ile Ar-Ge faaliyetlerine katılmayan 15 personel yararlanamayacaktır. Bu sebeple işveren 5746 sayılı Kanun kapsamında teşvikten yararlanamayan sigortalıları için diğer teşviklerden -şartları sağlaması kaydıyla- yararlanabilir. · Teşvikten yararlanılacak parasal miktara göre; söz konusu teşviklerdeki asıl gaye işverenin üzerindeki istihdamdan kaynaklanan maliyetlerin azaltılması olduğu için en avantajlı teşvik kapsamında değerlendirilecek esas kriter teşvikte yararlanılacak parasal miktardır. Bu sebeple teşvik kapsamını göz önünde tutmadan diğer teşviklerden yararlanacak olan işveren teşvik sonrası bir sigortalı için kendisinin ödeyeceği teşvik kapsamında karşılanmayan miktarı dikkate almalıdır. Burada teşvikin sigortalı adına bildirilen sigorta prime esas kazancın üzerinden mi yoksa sigorta prime esas kazancın alt sınırı üzerinden mi hesaplandığının dikkat edilmesi gerekir(5). Buna göre; işverenler Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirim yaparken; asgari ücret veya asgari ücret civarında ücret ödedikleri çalışanları için genç veya kadın işçi istihdamını teşvik ile özürlü istihdamını teşvik modelini, asgari ücretin çok üzerinde ve özellikle 3.000,00 TL ve üzerinde brüt ücret ödedikleri çalışanları için 5 puanlık prim indirim teşvik modelini  -şartları sağlaması kaydıyla-  seçmeliler. Örnek: İşyeri yeni aldığı sigortalısına eğer 1.000,00 TL ücret verecekse –şartları sağlaması kaydıyla– 4447 sayılı Kanun’un geçici 9. maddesinde yeni işe alınanlara ilişkin teşvikten işe girdiği tarihten itibaren 6 ay süreyle yararlanır. Çünkü sigortalı için 4447 sayılı Kanun’un geçici 9. maddesindeki teşvikten yararlanması durumunda; &#8211; 4447/9’a göre Fon’dan karşılanacak tutar= prime esas günlük kazanç alt sınırı x prime esas gün sayısı x işveren hissesi işlemine göre hesaplanacağı için; &#8211; 4447/9’a göre Fon’dan karşılanacak tutar= 24,3(6) x 30 x %19,5 =149,45TL’dir. Buna göre; söz konusu sigortalının işveren hissesinin; 149,45 TL’lik kısmı İşsizlik Sigorta Fonu’ndan karşılanır. Eğer bu sigortalı için ilk girişinden itibaren 5510 sayılı Kanun’un 81. maddesindeki teşvikten yararlansaydı; &#8211; 5510/81’e göre Hazine’ce karşılanacak tutar= Kuruma Bildirilen Toplam SPEKx%5 işlemine göre hesaplanacağı için; &#8211; 5510/81’e göre Hazine’ce karşılanacak tutar= 1.000 x %5 =50 TL’dir. Bu durumda işveren hissesinin 50,00 TL’lik kısmı Hazine’ce karşılanacaktı. Görüldüğü üzere; sigortalının 4447/9’a göre teşvikten yararlanması gerekir.    · Teşvikten yararlanılacak süreye göre; en avantajlı teşvik kapsamında değerlendirilecek diğer unsur teşvikin yararlanma süresidir. Buna göre teşvikin geçici süreli olması veya nihai süresinin olmaması teşvikin avantajı açısından önemlidir. Süre avantajını göz önünde tutarak teşvikten yararlanacak olan işverenler öncelikle teşvik kapsamı ve teşvikten yararlanılacak parasal miktar şartlarını göz önünde tutarak teşviklerden yararlanabilirler. Örnek: İşyeri yeni aldığı sigortalısına eğer 1.000,00 TL ücret verecekse -şartları sağlaması kaydıyla- 4447 sayılı Kanun’un geçici 9. maddesinde yeni işe alınanlara ilişkin teşvikten işe girdiği tarihten itibaren 6 ay süreyle yararlanır, söz konusu süre bittikten sonra -şartları sağlaması kaydıyla- 5510 sayılı Kanun’un 81. maddesinde 5 puanlık prim indirimi ile ilgili teşvikten yararlanabilir. Zira 5510 sayılı Kanun’un 81. maddesinde öngörülen teşvikte nihai bir süre söz konusu değildir. Bu sebeple işyeri parasal miktar yönünden avantajını kullandıktan sonra süresi sona eren teşviklerden sonra nihai bir süresi olmayan diğer teşviklerden –şartları sağlaması kaydıyla– yararlanabilir.  III- AYNI İŞYERİNDE BİRDEN FAZLA TEŞVİKİN UYGULANMASI SORUNU Bir önceki kısımda diğer teşvik kanunlarına istinaden işveren hissesi sigorta prim teşviki uygulamasından yararlanmakta olan işverenlerin, teşvik kapsamına giren sigortalılarından dolayı aynı dönem için ve mükerrer olarak birden fazla teşvikten uygulanmayacağını belirtmiş, bunun için en avantajlı olan teşvik modelinin seçilerek uygulanması gerektiğini izah etmiştik. Buradaki tek istisnanın; 5746 sayılı Kanun’da kapsama giren sigortalıların Ar-Ge ve yenilik faaliyetleri kapsamındaki çalışmaları dolayısıyla hak ettikleri ücretlerinin 5746 sayılı Kanun numarası; bu sigortalılara yapılan ücret dışındaki ödemeler ile Ar-Ge ve yenilik faaliyetleri dışındaki çalışmaları nedeniyle hak ettikleri ücretlerinin ise 5510 sayılı Kanun numarası seçilmek suretiyle düzenlenecek olan aylık prim ve hizmet belgesi ile Kurum’a bildirilmesi halinde, aynı sigortalı için birden fazla kanunda yer alan teşvik hükümlerinden yararlanılmış olmakla birlikte, aynı sigortalı için birden fazla teşvik kanunundan mükerrer yararlanmak gibi bir durum söz konusu olmadığını(7) hatırlatalım. Buna karşın, işverenler farklı sigortalıları için sigortalı ve işyerinin özelliğine göre ve tabii ki şartların sağlanması kaydıyla aynı işyerinde birden fazla, değişik teşvik kanunlarından yararlanabilmektedir. Buna göre; işverenler, diğer teşvik kanunları kapsamına girmeyip 5510 sayılı Kanun’un 81. maddesinin (ı) bendi kapsamına giren sigortalılarına ilişkin düzenleyecekleri aylık prim ve hizmet belgelerini, muaccel sigorta primi, işsizlik sigortası primi, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borçları bulunmaması kaydıyla, 5510 sayılı Kanun türünü seçmek suretiyle gönderebileceklerdir(8). Örnek: Muaccel sigorta primi, işsizlik sigortası primi, idari para cezası ile bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcu bulunmayan X Ltd. Şti.’nin, 18-29 yaşları arasında yeni işe aldığı dört sigortalısından dolayı 4447 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesi hükmünden, iki sigortalısının özürlü olması nedeniyle 4857 sayılı Kanun’un 30. maddesi hükmünden yararlanılabilecek durumda olduğu ve söz konusu işyerinde herhangi bir teşvik kanunu kapsamına girmeyen altı sigortalının daha çalışmış olduğu varsayıldığında, bahse konu işveren yasal süresi içinde verilmek kaydıyla, aylık prim ve hizmet belgesini aşağıda belirtilen seçeneklerden herhangi birini tercih etmek suretiyle düzenleyebileceklerdir. a) Sigortalıların tamamı için 5510 sayılı Kanun türünü, b) Özürlü sigortalılar için 4857, diğer sigortalılar için 5510 sayılı Kanun türünü, c) Yeni işe alınan 18-29 yaş arası sigortalılar için 4447, özürlü sigortalılar için 4857, kalan altı sigortalı için 5510 sayılı Kanun türünü, d) Yeni işe alınan 18-29 yaş arası sigortalılar için 4447, özürlü sigortalılar ile kalan altı sigortalı için 5510 sayılı Kanun türünü seçebilecektir. Bu şekilde farklı sigortalıları için sigortalı ve işyerinin özelliğine göre aynı işyerinde birden fazla, değişik teşvik kanunlarından yararlanan işverenler yararlandıkları teşviklerin şartlarını sağlamamaları durumunda sadece şartlarını sağlamdan yararlandıkları teşviklerden dolayı ilgili teşvik miktarlarını gecikme cezası ve zammı ile ödeyecektirler. Örnek: Yasal ödeme süresi geçmiş sigorta primi, işsizlik sigortası primi, idari para cezası ile bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcu bulunmayan A Ltd. Şti’ye ait fabrikada çalışmakta olan 80 sigortalıya ilişkin aylık prim ve hizmet belgelerinin; 3  sigortalı için 14447 sayılı Kanun numarası, 4  sigortalı için 14857 sayılı Kanun numarası, 73 sigortalı için 5510 sayılı Kanun numarası seçilmek suretiyle Kurum’a bildirildiği ve muhteviyatı prim tutarlarının süresi içinde ödendiği, ancak sonradan, 2 sigortalıdan dolayı 4857 sayılı Kanun’un 30. maddesinin onuncu fıkrasında, 1 sigortalıdan dolayı 4447 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinde öngörülen teşvikten yersiz yararlanılmış olduğunun tespit edildiği varsayıldığında, yalnızca söz konusu 3 sigortalıdan dolayı, yersiz yararlanılmış olan teşvikler geri alınacaktır. Dolayısıyla, anılan işverenden, 4857 sayılı Kanun’un 30. maddesinin onuncu fıkrasında öngörülen teşvikten yersiz yararlanılmış olduğu tespit edilen 2 sigortalı için. 14857 sayılı Kanun numarası seçilmek suretiyle; 4447 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinde öngörülen teşvikten yersiz yararlanılmış olduğu tespit edilen 1 sigortalı için, 14447 sayılı Kanun numarası seçilmek suretiyle düzenlenecek iptal nitelikteki aylık prim ve hizmet belgesinin, söz konusu 3 sigortalı için Kanun [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fazla Çalışmada Onay / Muvafakat Süreci</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/fazla-calismada-onay-muvafakat-sureci/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jun 2011 06:57:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[fazla çalışma]]></category>
		<category><![CDATA[fazla çalışma kavramı]]></category>
		<category><![CDATA[iş kanunu 41.madde]]></category>
		<category><![CDATA[mesai]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1037</guid>

					<description><![CDATA[İşyerlerinde ekonomik, sektörel ve dönemsel birçok nedenden ötürü, üretim süreci üzerinde oluşan baskıların, çalışma sürelerinin giderek daha sıklıkla farklılaşmasına ve dönüşmesine; bu bağlamda da çalışma yaşamında fazla çalışma olgusuyla giderek daha yoğun olarak karşılaşılmasına neden olduğu söylenebilir. I- GİRİŞ Bu noktada, işyerlerinde uygulanmakta olan fazla çalışmalar, birçok belirsizliği de beraberinde getirebilmekte ve bu durum, işçiler ve işverenler arasındaki çalışma barışını yıpratıcı bir niteliğe bürünebilmektedir. Bu çalışmada esas olarak, işyerlerinde uygulanacak olan fazla çalışmalarda, işçilerden kanun gereği her takvim yılı başında alınması gereken onay/muvafakat sürecinin önemine, konuya ilişkin yargı uygulamalarına da atıfta bulunularak değinilecektir. Bu bağlamda ilk olarak fazla çalışma kavramına kısaca değinilecek ve ardından söz konusu onay/muvafakat sürecinin önemi üzerinde durulacaktır. II- FAZLA ÇALIŞMA KAVRAMI A- KAVRAM Fazla çalışma kavramının yürürlükteki İş Kanunu’nun 41. maddesinde düzenlendiğini görülmektedir. Söz konusu düzenlemeye göre; “Ülkenin genel yararları yahut işin niteliği veya üretimin artırılması gibi nedenlerle fazla çalışma yapılabilir. Fazla çalışma, kanunda yazılı koşullar çerçevesinde, haftalık kırk beş (45) saati aşan çalışmalardır&#8230;”denilerek, fazla çalışma olgusunun hangi durumlarda yapılabileceği hususlarının düzenlendiği görülebilir. Yukarıdaki düzenlemeyle birlikte, söz konusu maddenin uygulanmasına yönelik olarak çıkartılan “İş Kanunu’na İlişkin Fazla Çalışma ve Fazla Sürelerle Çalışma Yönetmeliği”nin(1)3. maddesinde ise fazla çalışma kavramı; “İş Kanunu’nda yazılı koşullar çerçevesinde haftalık 45 saati aşan çalışmalar” olarak tanımlanmıştır. B- TANIM Yukarıdaki açıklamalarla beraber, olağan fazla çalışmayı, “Ülkenin genel yararları, işyerinde görülen işin niteliği veya üretimin arttırılması gibi üretim sürecini doğrudan etkileyen nedenlerle, işyerlerinde, kanun koyucunun belirlediği, haftalık 45 saati aşan çalışmalar” olarak tanımlamak mümkündür. Bu tanımlamanın ardından, işyerlerinde yürütülecek olan fazla çalışmalara ilişkin, işçilerden her takvim yılı başında alınması gereken onay ya da muvafakatlerin önemine ve sürecin nasıl işletilmesi gerektiği hususlarına değinilebilir. III- FAZLA ÇALIŞMALARDA ONAY/MUVAFAKAT SÜRECİ A- GENEL OLARAK İşverenlerin, fazla çalışma yaptıracakları işçilerin onayını-muvafakatini kanun gereği alması gerekmektedir. Bu hususa 4857 sayılı İş Kanunu’nun 41. maddesinin 7. fıkrasında değinilmiştir. Bu düzenlemeye göre; “Fazla saatlerle çalışmak için işçinin onayının alınması gerekir.” Aynı şekilde İş Kanunu’na İlişkin Fazla Çalışma ve Fazla Sürelerle Çalışma Yönetmeliği’nin “Fazla Çalışma Yaptırılacak İşçinin Onayı” başlıklı 9. maddesinde de; “Fazla çalışma yaptırmak için işçinin yazılı onayının alınması gerekir….Fazla çalışma ihtiyacı olan işverence bu onay her yıl başında işçilerden yazılı olarak alınır ve işçi özlük dosyasında saklanır.” denilmektedir. Söz konusu bu yasal düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, işverenlerin her takvim yılı başında, işyerlerinde fazla çalışma yaptıracakları işçilerin yazılı onayını ya da muvafakatini alma zorunluluğu bulunmaktadır. İşçilerden fazla çalışmalara ilişkin olarak alınacak olan yazılı onay belgelerinin, yine işçiler için düzenlenecek olan işçi özlük dosyasında saklanması gerekliliği de, yasal bir zorunluluk olarak değerlendirilebilir. Konuyla ilgili olarak Yargıtay’ın yakın tarihli bir kararında da; “…İş Kanunu’nun 41. maddesi uyarınca fazla mesai yapılması için işçinin onayının alınması gerekir. Maddenin uygulanmasına yönelik yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca da fazla çalışma ve fazla sürelerle çalışma yaptırmak için işçinin yazılı onayının alınması gerekir…” denilerek, işyerlerinde uygulanacak olan fazla çalışmalarda, onay veya muvafakat sürecinin yasal önemine vurgu yapılmıştır(2) B- UYGULAMA Çalışma yaşamında ve uygulamada sıklıkla, işçiler ve işverenler arasında imzalanan iş sözleşmelerinde; işçilerin, işin ve işletmenin gerekleri veya işverenin öngördüğü zamanda/oranda fazla çalışma yapacaklarına ilişkin onay/muvafakatlerini içeren düzenlemelere gidildiği görülmektedir. Bu husus ilk bakışta yukarıdaki bölümde bahsi geçen ve kanun koyucunun aradığı onay/muvafakat sürecinin işletildiği/gerçekleştirildiği izlenimini uyandırsa da; kanun koyucu söz konusu bu onayların her takvim yılı başında tekrarlanması gerektiği hususunu düzenlemiştir. Bu bağlamda, taraflar arasında imzalanan iş sözleşmelerinde, işçilerin işyerinde uygulanacak olan fazla çalışmalara onay verdiklerine ilişkin söz konusu bu hükümlerin, sadece iş sözleşmelerinin imzalandığı takvim yılı için geçerli olacağını belirtmek gerekmektedir. Yukarıdaki açıklamalarla beraber, iş sözleşmelerinin imzalandığı takvim yılının sona ermesiyle beraber, işyerlerinde yürütülecek olan fazla çalışmalara ilişkin işçilerden alınması gereken onay/muvafakat yazılarının, yeni takvim yılı için tekrar alınması gerektiğini de belirtmekte fayda vardır. Bu duruma örnek olarak; taraflar arasında 15.04.2011 tarihinde imzalanan bir iş sözleşmesinin ilgili maddesinde, işçinin işyerinde yürütülecek olan fazla çalışmalara onay/muvafakat verdiğine ilişkin var olan bir düzenlemenin, sözleşmenin imzalandığı takvim yılının sonu olan 31.12.2011 tarihine kadar geçerli olacağı, başka bir ifadeyle; yeni takvim yılı başı olan, 01.01.2012 tarihinde söz konusu sözleşmenin fazla çalışmaya ilişkin bu muvafakat hükmünün geçerli olmayacağı, işverenlerin yeni takvim yılı başı olan 01.01.2012 tarihinde, işçilerden işyerinde yürütülecek olan fazla çalışmalara ilişkin yazılı onaylarının/muvafakatlerinin tekrar alınması gerekliliği gösterilebilir. Konuyla ilgili olarak Yargıtay’ın bir kararında da; “…Taraflar arasında yapılmış olan iş sözleşmesinin “Özel Şartlar” başlığını taşıyan 8.2. maddesinde &#8220;işveren, gerekli gördüğü taktirde, işçi, iş saatleri dışında veya tatil günlerinde (bayram, genel tatil ve hafta tatili) çalışmayı kabul eder.&#8221;kuralına yer verilmiş ise de, fesih tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 4857 sayılı İş Kanunu&#8217;nun 41.maddesi ve bu maddeye dayanılarak çıkarılan yönetmelik uyarınca fazla mesai için her yıl yeniden işçinin muvafakatinin alınması gerekir. Bu nedenle, sözleşmede fazla mesai yapmaya davacının rıza gösterdiğine ilişkin hükmün ancak ilk yıl için geçerli olduğu kabul edilebilir…” denilerek, taraflar arasında imzalanan iş sözleşmelerinde, işçilerin işyerinde uygulanacak olan fazla çalışmalara onay verdiklerine ilişkin muvafakat hükümlerinin bulunması halinde dahi, söz konusu bu muvafakatlerin yeni takvim yılı itibariyle yenilenmesi gerekliliğinin yasal önemine vurgu yapılmıştır.(3) Son olarak yukarıda etraflıca değerlendirildiği biçimde, işçilerden her takvim yılı başında alınması gereken, fazla çalışmalara ilişkin yazılı onay/muvafakat belgeleri olmaksızın yaptırılacak olan fazla çalışmalarda, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 41. maddesine aykırılıktan dolayı, aynı kanunun 102/c maddesi gereğince, 2011 yılı içerisinde, her işçi için ayrı ayrı olmak üzere, 219,00 TL idari para cezasının uygulanacağını söylemekte de fayda vardır. IV- SONUÇ Çalışma yaşamında günümüzde fazla çalışma olgusuyla çok yoğun olarak karşılaşılmaktadır. Bu bağlamda bu tarz çalışma yönteminden kaynaklı uyuşmazlıklar ve belirsizlikler de sıklıkla gündeme gelebilmektedir. Fazla çalışma olgusuna yönelik kanunla getirilen düzenlemelere sağlıklı bir biçimde uyulması ve işyerlerinde yapılacak olan fazla çalışmalara ilişkin, işçilerden her takvim yılı başında yazılı onay/muvafakat belgelerinin alınması gerekmektedir. Son olarak, her takvim yılı başında onayları alınan işçilerle, yasal sınırlar ölçüsünde, sağlıklı bir biçimde fazla çalışma yapılabileceğini, çeşitli nedenlerle fazla çalışma yapamayacak olan işçilerin de belirlenmesiyle birlikte, fazla çalışma olgusundan kaynaklı uyuşmazlıların da giderilebileceğini ve bu durumun işyerlerinde çalışma barışının sağlanmasına hizmet edeceğini de söylemekte fayda vardır. Egemen Çağdaş TÜRK* Yaklaşım (*)     İş Müfettişi Yardımcısı ([1])   06.04.2004 tarih ve 25425 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. ([2])   Yrg. 9. HD.’nin, 22.02.2010 tarih ve E: 2010/2551, K: 2010/4290 sayılı Kararı. ([3])   Yrg. 9. HD.’nin, 08.05.2006 tarih ve E: 2006/10028, K: 2006/13006 sayılı Kararı.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Basın Çalışanının Kıdem Tazminatı</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/basin-calisaninin-kidem-tazminati/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jun 2011 06:53:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[1475 sayılı kanun]]></category>
		<category><![CDATA[1475 sayılı kanun 14. maddesi]]></category>
		<category><![CDATA[basın çalışanları]]></category>
		<category><![CDATA[ihbar tazminatı]]></category>
		<category><![CDATA[kıdem tazminatı]]></category>
		<category><![CDATA[kıdem tazminatı fonu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1034</guid>

					<description><![CDATA[Basın çalışanlarının, yazılı ve görsel alanda başta olmak üzere tarafsız ve adil bir şekilde her alanda dünyada yaşanan tüm gelişmeleri kamuoyuna doğru ve hızlı bir şekilde sunma gayretleri içerisinde olduğu herkes tarafından bilinmektedir. I- GİRİŞ Bu çerçevede, makalemizde önemli bir kamu hizmeti sunan basın çalışanlarının günümüzde çalışma hayatındaki önemli yasal güvencelerinden biri olan kıdem tazminatı konusu ele alınacaktır. II- BİR KAVRAM OLARAK KIDEM TAZMİNATI Büyük Türkçe Sözlük’ te, kıdem tazminatı, “Belirli süre çalıştıktan sonra işten ayrılan işçiye görev süresine bağlı olarak verilen para” ve İktisat Terimleri Sözlüğü’nde ise, “Bir işyerinde en az bir yıl olmak üzere belli bir süre çalışmış olan işçiye çalışma süresine bağlı olarak, hizmet sözleşmesinin iş kanununda belirlenmiş koşullarla sona ermesi durumunda, işveren tarafından ödenen para” olarak(1)tanımlanmaktadır. Kıdem tazminatı kavramının tanımıyla ile ilgili olarak 4857 sayılı İş Kanunu’nda bir düzenleme yapılmadığı sadece bir “kıdem tazminatı fonu” kurulmasının geçici 6. maddesi ile öngörüldüğü ifade edilmektedir. Ayrıca, kıdem tazminatı fonuna ilişkin Kanun’un  yürürlüğe  gireceği  tarihe  kadar  işçilerin  kıdemleri için 1475 sayılı İş Kanunu’nun  14. maddesi hükümlerine göre kıdem tazminatı haklarının saklı olacağı işaret edilerek 1475 sayılı Kanun’un kıdem tazminatı ile ilgili hükümlerine atıfta bulunmaktadır. Kıdem tazminatı kavramı, eski 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesinde tanımlanmıştır. Buna göre, belirtilen asgari bir çalışma süresini dolduran işçinin iş sözleşmesinin kanunda sayılan nedenlerden biriyle son bulması durumunda işverence işçiye veya ölümü halinde mirasçılarına yapılan bir ödemedir.  Kıdem tazminatı genel olarak işçiler için tanınmış bir haktır. Bu haktan sadece İş Kanunu&#8217;nun 1. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan kimseler değil, Deniz İş Kanunu’na göre işçi sayılan gemi adamları ile Basın İş Kanunu’na göre işçi tanımının dışında kalan fikir ve sanat işlerinde ücret karşılığı çalışan gazeteciler kıdem tazminatı hakkından yararlanmaktadır(2) III- BASIN İŞ KANUNU’NDA KIDEM TAZMİNATI Basın İş Kanunu’na göre basın çalışanı kavramı tanımına giren fikir işçilerinin kıdem tazminatının konusu ve şartları, ilgili Yasa’nın 6. maddesinde geçmektedir. Bu bağlamda, 6. maddenin 1. fıkrasında yer alan; “Meslekte en az beş yıl çalışmış olan gazetecilere kıdem hakkı tanınmaktadır” hükmü gereği beş yılını dolduran basın işçisinin kıdem tazminatına hak kazanacağı, bu beş yıllık sürenin hesabında gazetecilikte geçen deneme süresinin (Meslekte ilk intisap eden gazeteciler için tecrübe müddeti en çok üç aydır. Basın İş K. md. 10) dâhil edilmesi gerekmektedir. Aksine, normal işçilikte geçen çalışma sürelerini ise bunun dışında kabul etmek gerekir. Nitekim Basın İş Yasası’nda çalışma süresinin hesaplanmasında işveren tarafından dikkate alınması gereken ilk 5 yıldır.   Devam eden Yasa maddesinin ikinci fıkrasında, “gazetecinin kıdem hakkı mesleğe ilk giriş tarihinden itibaren hesaplanacağı” her ne kadar belirtilse de, bu hesaplamada basın çalışanının mesleğe ilk giriş ve kıdeminin tespitinde temel olarak Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’ndeki sicil kayıtları esas alınmaktadır(3) Bununla birlikte aynı maddenin 8. fıkrasında, “Bir defa kıdem tazminatı alan gazetecinin kıdemi, yeni işine girişinden itibaren hesaplanır. Ancak, buna aykırı olarak işverenle gazeteci arasında yapılacak mukavele muteberdir.” hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm ile, her işverenin beş yıldan sonra gazetecinin kıdem tazminatını hesaplanmasında kendi çalıştırdığı süreyle sorumlu olduğunu, ancak isterse işverenin beşinci yıldan sonra gazetecinin kendi işyeri dışındaki çalışmasını dikkate alabileceği hükümlerini içeren sözleşmelerin geçerli olabileceğini belirtmektedir. Aynı Yasa maddesinin son fıkrası işveren tarafından kıdem tazminatının ödenme konusu hükümlerini içermektedir. Fıkra hükmünde, kıdem tazminatının bir defada ve derhal ödenmesi gerektiği, ancak işverenin maddi imkânsızlık sebebiyle gazetecinin tazminatını bir defada ödeyememesi halinde, tediyenin en çok dört taksitte yapılacağı ve bu taksitlerin tamamının süresinin bir yılı geçemeyeceği, bu bölünmenin o işyerinin mali vergisini tahakkuk ettiren maliye şubesinin, müessesenin zarar etmekte olduğu kararı üzerine yapılabileceği belirtilerek, kıdem tazminatının ödenmesi konusunda istisna olarak maddi imkânsızlık ve ilgili kurum kararı üzerine 1 yıllık süre dâhilinde en çok dört takside bölünebileceğini öngörmektedir. Her ne kadar 5953 sayılı Kanun’da açıkça belirtilmemiş olsa da kıdem tazminatı hesabında İş Kanunu’nda olduğu gibi gazetecinin son bir aylık brüt ücreti esas alınması gerekmektedir. Bu bağlamda, kıdem tazminatı da çıplak brüt ücreti üzerinden hesaplanmalıdır. Bununla birlikte, Basın İş Kanunu incelendiğinde İş Kanunu’ndaki gibi kıdem tazminatı için bir tavan tutar uygulaması öngörülmemektedir. Bunun ötesinde, GVK’nın “Tazminat ve Yardımlar” başlıklı 25. maddesinde, maddede belirtilen tazminat ve yardımların gelir vergisinden istisna olduğu belirtilmiştir. Anılan maddenin 7. fıkrasında; “…5953 sayılı Kanuna göre ödenen kıdem tazminatlarının hizmet erbabının 24 aylığını aşmayan miktarları (hizmet ifa etmeksizin ödenen ücretler tazminat sayılmaz.)” hükmü yer almaktadır. Bu bağlamda Basın-İş Kanunu’na göre ödenecek kıdem tazminatı 5 yıllık çalışma süresi dikkate alındığında gelir vergisine tabi olduğu anlaşılacaktır. Bunun yanında, Basın İş Kanunu’ndaki kıdem tazminatı zamanaşımı süresi ile ilgili olarak İş Kanunu’nda belirtilen zamanaşımı süresinin dikkate alınması gerekmektedir. Bununla birlikte, Basın İş Kanunu’nda iş sözleşmesinin sona erme usullerinin, İş Kanunu’nda yer alan hükümlere göre yapılacağı belirtilmektedir. Bu çerçeveden hareketle Basın-İş Kanunu’nda sözleşmenin sona erme durumlarında kıdem tazminatının söz konusu olup olmayacağı durumları mevzuat çerçevesinden ele alınacaktır. Basın İş Kanunu’nun 11. maddesi ihbar mühletini beklemeksizin fesih hakkı ve tazminat başlığı altında geçmekte olup, 1. fıkrasında basın mesleğinde çalışma süresine göre beklemesi gereken ihbar müddetinin beklenilmeyeceğini, bir mevkutenin veçhe ve karakterinde gazeteci için şeref veya şöhretini veya umumiyetle manevi menfaatlerini ihlal edici bir vaziyet ihdas edecek şekilde bariz bir değişiklik vukuu halinde, gazeteci ihbar mühletini beklemeden akdi feshedebileceğini ilgili fıkra hükmü gereğince belirtmektedir. Aynı maddenin 2. fıkrasında da 1. fıkrada belirtilen haller durumunda fesheden gazetecinin, “işverenin kusuru neticesinde iş akdini feshetmiş olsa idi ne miktar tazminat alacak idiyse, o miktar tazminat isteyebilir” hükmü gereğince basın çalışanının bu durumlarda kıdem tazminatı alabileceğini belirtmektedir. Kıdem tazminatını kazanacağı diğer durumlar Basın İş Kanunu’nun 12. maddesi ile 18. maddelerinde geçmektedir. İki madde hükmünde doğrudan kıdem tazminatı kavramı geçmemektedir. Kanun’un 18. maddesi hükmünde, “Gazetecinin ölümü sebebiyle iş akdinin sona ermesi halinde, eşi ve çocuklarına ve bunlar bulunmadığı takdirde geçimi kendisine terettüp eden ailesi efradına müteveffanın aylık ücretinin üç mislinden az olmamak üzere, kıdem hakkı tutarında ölüm tazminatı verilir” hükmü bulunmaktadır. Kıdem tazminatını kazanacağı bir diğer durum ise 12. maddede geçmektedir. “Gazetecinin uğradığı hastalık sebebiyle iş akdi işveren tarafından feshedilemez. Ancak, bu hastalığın altı aydan fazla uzaması halinde tazminat verilmek suretiyle akdin feshi cihetine gidilebilir.” hükmü basın çalışanına işveren tarafından tazminat ödenmesini gerektiren durumdur. Ancak, Basın İş Kanunu’nun 11. maddesinin 3. fıkrasında, “hizmet akdi, işveren tarafından, vazifesinin ifasıyla ilgili hususlarda gazetecinin bilerek veya ağır bir ihmali neticesi olarak mevkutenin itibar veya şöhretine halel verecek fiil ve harekette bulunması durumunda ya da başka haklı nedenlerle feshedilmesi” durumunda basın çalışanı açısından kıdem tazminatının gerçekleşmeyeceğini öngörmektedir. Basın-İş Kanunu’nda kıdem tazminatının gerçekleşmeyeceği diğer hallere baktığımızda, Kanun’un 7. maddesinde yer alan “Gazeteci en az bir ay evvel işverene yazılı ihbarda bulunmak suretiyle iş akdini her zaman feshedebilir.” hükmü ile belirli süreli sözleşmelerde süre bitimiyle sözleşmenin son bulmasında söz konusu olmamaktadır. IV- SONUÇ Mevzuat perspektifinden basın mesleğinde çalışanlar açısından kıdem durumunun hesaba katılmasında ilk beş yılın çok önemli olduğu bilinmektedir. Hem işveren hem de bir fikir işçisi olan basın çalışanı açısından uygulamalarda çalışma hayatında sıklıkla karşılaşabilecekleri bir konu teşkil etmesi açısından mevzuatta kıdem süresinin belirlenmesi konusundaki boşluklar giderilmelidir. Özet olarak, kıdem tazminatı konusunda Basın İş Kanunu’nun yeterli olmadığı ve tam bir koruma sağlayamadığı düşünülmektedir. Ali Kemal TERZİ* E-Yaklaşım (*)   Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Müfettişi Yrd. Uluslararası Güvenlik Bilimleri Doktora Öğrencisi ([1])  http://tdkterim.gov.tr/bts/,  Erişim Tarihi. 18.04.2010 ([2])  Engin ÜNSAL, (2008), “Kıdem Tazminatı Fonu Kanun Tasarısı Taslağı Konusunda Bazı Düşünceler”, TÜHİS İş Hukuku ve İktisat Dergisi, Cilt 21, Sayı:2-3, http://www.tuhis.org.tr/ dergi/cilt21_ sayi2-3/cilt21_sayi2-3_bolum3.pdf, Erişim Tarihi , 18.04.2011 ([3])  Sibel GÖKÇE, (2007), “Basın İş Sözleşmesine Göre Gazetecilerin Hakları ve Mesleki Sorunları”, Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kocaeli, s. 65.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşe iade davası sürerken işçinin farklı bir işyerinde işe başlaması dava sürecini etkiler mi?</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/ise-iade-davasi-surerken-iscinin-farkli-bir-isyerinde-ise-baslamasi-dava-surecini-etkiler-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jun 2011 06:50:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[iş güvencesi]]></category>
		<category><![CDATA[işçinin hakları]]></category>
		<category><![CDATA[işe iade davası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1031</guid>

					<description><![CDATA[İş Kanunu kapsamında, otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. İşçi, fesih sebeplerinin geçerli bir sebebe dayanmadığını düşünüyorsa, fesih bildiriminin tebliğinden itibaren bir ay içerisinde işe iade davası açabilir. İş güvencesine dair düzenlemelerin en önemli sonucu yasal koşulların bulunması halinde işçiye işe iade davası açma hakkının verilmesidir. Feshin geçersizliğinin tespiti ile işçinin işine iade olması imkanı taşıyan bu dava neticesinde, işçi işine iade edilmezse, işveren yasa kapsamında düzenlenen tazminatları işçiye ödemekle mükelleftir. Ancak bunun için işe kararının kesinleşmesi ve işçinin kesinleşmiş kararın tebliğinden itibaren on iş günü içerisinde işverene müracaatı şarttır. İşçi bu süre içerisinde işverene müracaat etmez ise, işe iade kararına ilişkin tazminat ödeme vb sonuçlar ortadan kalkar. Buna karşılık, işverenin işçiyi işe başlatmak istemesine rağmen işçi işe başlamazsa, yine işe iade davasına ilişkin yukarıda belirtilen sonuçlar ortadan kalkacaktır. Bu konuda uygulamada tarafımıza sıkça sorulan sorulardan bir tanesi de, işe iade davası sürerken işçinin farklı bir yerde işe başlamasının davanın akıbetini etkileyip etkilemeyeceğidir. İşe iade davası yasal kapsamda işçiye tanınmış bir haktır. Mahkeme, bu tür davalarda, işçinin iş sözleşmesinin geçerli ve/veya haklı nedenlerle feshedilip feshedilmediğini tespit etmektedir. İşçinin dava aşamasında farklı bir işe girmiş olmasının dava süreci ile hiçbir ilgisi yoktur. Eğer işçinin farklı bir işe başlamamış olması gibi bir ön şart aransa idi, ülkemizdeki yargı sürecinin uzunluğu da dikkate alındığında, iş güvencesinin hiçbir anlamı kalmayacaktı. Bu nedenle, işçi farklı bir işyerinde işe başlasa dahi kanunda belirtilen dava şartları dahilinde fesih bildiriminin kendisine tebliğinden itibaren bir aylık süre içerisinde işe iade davasını açabilecektir. Nitekim Yargıtay 9. Hukuk Dairesi de 2006/942 esas, 2006/2409 karar ve 06.02.2006 tarihli kararında işe iade davası sürerken işçinin farklı bir işyerinde işe girmiş olmasının davayı etkilemeyeceğini şu gerekçelerle kabul etmiştir: &#8220;Somut uyuşmazlıkta davacının, iş sözleşmesinin feshinden sonra 12.05.2004 tarihinde yeni bir işyerinde işe başladığı sabittir. SSK kayıtlarına göre de, davalı işyeri 30.04.2005 tarihinde kapatılmıştır. Belirtmek gerekir ki, feshin geçersizliği ve işe iade isteminde bulunan işçinin, boşta geçen süre içerisinde yeni bir iş bulması, feshin geçersizliğini ve işe iadeyi etkileyen bir unsur değildir. Kanunda bu yönde düzenleme olmadığı gibi, çalışma halinde bu sürenin boşta geçen süreden mahsup edileceğine dair bir kurala da yer verilmemiştir. Mahkemece, bu nedenle işe iadeye karar verilmemesi ve boşta geçen süre ücretinin 41 günle sınırlandırılması hatalıdır.&#8221; Burada altı çizilmesi gereken nokta, işe iade kararı kesinleştikten sonra işçinin on iş günlük süre içerisinde işçinin işverene müracaat etmesidir. İşçi bu müracaatı yapmazsa ise, işe iade kararı tazminat vb konularda sonuç doğurmayacaktır. Ayrıca işverene müracaat edildikten sonra işverenin işe başlama talebine karşılık işçi farklı bir işyerinde çalıştığından bahisle işe başlamaz ise, işe iade kararı yine sonuç doğurmayacaktır. İşçinin süresi içerisinde müracaatı karşısında işveren işçiyi işe başlatmaz ise, işverenin işçiye tazminat ödeme yükümlülüğü doğacaktır. Dolayısıyla, işçinin dava aşamasında farklı bir işyerinde işe girmesinin dava sürecine herhangi bir olumsuz etkisi olmamakla birlikte, dava sonucunda işçinin halen başka bir yerde çalışıyor olması nedeniyle eski işyerine müracaatta bulunmaması ve/veya müracaatta bulunup bunun işverence kabulü halinde eski işinde işine başlayamaması fiilen ortaya çıkacak sorunlar olarak görülmektedir. Ülkemizdeki yargı sürecinin uzunluğu da dikkate alındığında, bu tür sorunların yaşanması son derece muhtemel görülmektedir. Dava sürecinin süratli hale gelmesi uygulamada yaşanacak bu ve buna benzer sorunları ortadan kaldırabilecek niteliktedir. Av. Alper YILMAZ Dünya Gazetesi]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal sigortalarda ‘iş kazası’</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/sosyal-sigortalarda-%e2%80%98is-kazasi%e2%80%99/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jun 2011 06:47:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[13.madde]]></category>
		<category><![CDATA[5510sayılı sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[iş kazalarının oluş şekilleri]]></category>
		<category><![CDATA[iş kazası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1028</guid>

					<description><![CDATA[İş kazası, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13’üncü maddesinin birinci fıkrasında sayılan hal ve durumları sonucunda meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özre uğratan olaydır.  Bir olayın iş kazası sayılabilmesi için kazayı geçiren kişinin sigortalı olması, sigortalının işyerinde veya işyerinden sayılan yerlerde bulunması, olayın işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle meydana gelmesi, kaza ile sonuç arasında uygun bir illiyet bağının bulunması, kaza sonucu bedence veya ruhça özre uğraması ve bu unsurların bir arada gerçekleşmesi gerekiyor. İş kazası yapılan işle ilgisi olmayan bazı hal ve durumlarda meydana gelen olayları da kapsamaktadır. * * * İş kazası sayılma hal ve durumları neler? 1. İşyerinde bulunduğu sırada Sigortalıların iş yerinde bulunduğu sırada meydana gelen olaylar iş kazası sayılacak. İşyeri, kanunun 11’inci maddesinde, sigortalı sayılanların maddî olan ve olmayan unsurlar ile birlikte işlerini yaptıkları yerler olarak tanımlanmış olup, işyerinde üretilen mal veya verilen hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen işyerine bağlı yerler, dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden veya meslek eğitimi yerleri, avlu ve büro gibi diğer eklentiler ile araçlar da işyerinden sayılmıştır. Sigortalıların dinlenme saatinde top oynarken ayağının burkulması, tarlada çalışır iken traktör ile kaza geçirmesi, dinlenme odasında dinlenirken sobadan zehirlenmesi, işyerinde intihar etmesi, ücretli izinli bulunduğu sırada çalıştığı işyerindeki arkadaşlarını ziyaret için geldiğinde kaza geçirmesi, araçlarla çalışanların bu araçlarda geçirecekleri kazalar iş kazası olarak değerlendirilecek. Birden fazla işyerinde sigortalılık niteliği devam eden kanunun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar bakımından her bir işyerinde meydana gelen olaylar bu kapsamda değerlendirilecek. Ancak, kanunun 11’inci maddesindeki “sigortalının işini yaptığı yer” ifadesinden, sigortalının fiilen çalıştığı, yani esas işini gördüğü yerin anlaşılması gerekiyor. 2. Yürütülmekte olan iş nedeniyle Kanuna göre sigortalı sayılanların işverenleri tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle işyerinde veya işyeri dışında; kanunun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde sayılan sigortalıların ise yürütmekte olduğu iş nedeniyle işyerinde veya işyeri dışında meydana gelen kazalar iş kazası olarak sayılacak. 4(a) sigortalıları bakımından “işveren tarafından yürütülmekte olan iş” ifadesiyle, sigortalının işyerinde veya işyeri dışında meydana gelen kazanın işverenin görevlendirmesi veya işin niteliği gereği yapıldığı sırada karşılaşabileceği kaza riskine karşı teminat altına alınıyor. Örneğin, torna atölyesinde çalışan sigortalının elini torna makinesine kaptırması, tarlada çalışan sigortalının ilaçlama yaparken zehirlenmesi, beyaz eşya tamir bakım servis işyerinde çalışan sigortalının buzdolabı tamiri için gittiği binada dengesini kaybederek düşmesi sonucunda yaralanması gibi olaylar işlerin yürütümü sırasında ve çalışma konusunda meydana geldiğinden iş kazası sayılması gerekiyor. 3. İşveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi Sigortalının işveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda meydana gelen kazaların iş kazası sayılması gerekmektedir. Burada göz önünde bulundurulması gereken husus, meydana gelen kazanın işverenin sigortalıya vermiş olduğu görevle ilgili olup olmadığı, görevin yapılması için geçen süre içinde meydana gelip gelmediğinin tespitine bağlı bulunmaktadır. İşveren tarafından, işyerinde çalışan bir sigortalının işverenin evindeki bir malzemeyi almak üzere görevlendirilmesi halinde işverenin evine sigortalının gidip gelmesi sırasında uğradığı, olayın iş kazası sayılması gerekiyor. 4. Emziren kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda Emziren kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda geçirdiği kazalar da iş kazası sayılmaktadır. Kanunun 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ile 5’inci maddesinin (a) ve (g) bentlerinde sayılan sigortalıların, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 74’üncü maddesine istinaden bir yaşına kadar, çocuklarını emzirmeleri için bu kanunda belirtilen sürelerde sigortalının işveren tarafından ayrılan emzirme odasında veya çocuğun bulunduğu yer ile bu yere gidiş geliş sırasında ve emzirme sürelerinde geçirdiği kazalar iş kazası sayılacak. 5. İşverence sağlanan taşıtla işin yapıldığı yere gidiş ve gelişi sırasında Sigortalıların işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş-gelişi sırasında meydana gelen kazalar iş kazası sayılacak. Burada önemli olan işverence sağlanan bir taşıtın bulunması ve sigortalıların işin yapıldığı yere getirilip götürülmeleri keyfiyetidir. Yaşar Taşdemir İTO Gazetesi]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özel hastane raporları geçerli olur mu?</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/ozel-hastane-raporlari-gecerli-olur-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jun 2011 06:43:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[işgöremezlik belgesi]]></category>
		<category><![CDATA[istirahat raporları]]></category>
		<category><![CDATA[özel hastaneler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1025</guid>

					<description><![CDATA[Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği&#8217;nin 39&#8217;uncu maddesine göre; &#8220;İstirahat raporlarının kurumla sözleşmeli sağlık hizmeti sunucuları tarafından düzenlenmesi şarttır. Kurumla sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucuları tarafından verilen ve istirahat süresi 10 günü geçmeyen raporlar, kurumla sözleşmeli resmî sağlık hizmeti sunucusu hekimi tarafından, 10 günü aşan raporlar ise kurumla sözleşmeli resmî sağlık hizmeti sunucusu sağlık kurulunca onandığı takdirde geçerli olur.&#8221; Hükmü getirilmiş ve 10 günü geçmeyen raporlar, SGK ile sözleşmeli resmî sağlık hizmeti sunucusu hekimi tarafından, 10 günü aşan raporlar ise SGK ile sözleşmeli resmî sağlık hizmeti sunucusu sağlık kurulunca onandığı takdirde geçerli olacağı hükme bağlanmıştı. İstirahat raporlarının esasen SGK ile sözleşmeli sağlık hizmeti sunucuları tarafından düzenlenmesi şart olmasına rağmen, bazı işlemlerin yapılması halinde anlaşması olmayan sağlık kurumlarından alınan raporların da geçerli sayılması söz konusu olmaktadır. SGK ile anlaşması olan hastanelerden alınan raporlar geçerli olup, SGK geçici iş göremezlik ödeneği ödemektedir. Ancak asıl sorun SGK ile anlaşması olmayan hastanelerden alınan raporlarda yaşanmaktadır. SGK, yönetmelikte &#8220;sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucuları tarafından verilen ve istirahat süresi 10 günü geçmeyen raporlar, kurumla sözleşmeli resmî sağlık hizmeti sunucusu hekimi tarafından, 10 günü aşan raporlar ise kurumla sözleşmeli resmî sağlık hizmeti sunucusu sağlık kurulunca onandığı takdirde geçerli olur&#8221; denmesine rağmen, uygulamada onaylanan raporların geçici iş göremezlik ödeneklerini ödemiyor. En büyük sorun da kurumla sözleşmeli resmî sağlık hizmeti sunucusu hekimlerinin bu uygulamayı kavrayamamasından kaynaklanıyor. Burada sorun, &#8220;SGK Kısa Vadeli Sigorta Kolları Daire Başkanlığı&#8217;nın&#8221; uygulamanın usul ve esaslarını yeterince düzenleyememesi ve kurumları yönlendirememesinden kaynaklanıyor. Öyle ki kendi SGK müdürlüklerinin bile bir çoğunun bu uygulamadan haberi ve bilgisi yok. Hangi kurumların hekimleri onay yetkisine sahip, onaylayınca ne yapması gerekiyor bilinmiyor. Söz konusu istirahatın geçici iş göremezliğinin ödenebilmesi için SGK internet sayfasında Form ve Dilekçeler bölümünde yer alan &#8220;İş Göremezlik Belgesi&#8221; açıklama bölümünde belirtilen esaslara göre düzenlenmesi ve onaylanması gereklidir. Yani, &#8220;İş Göremezlik Belgesi&#8221;, onaylayan sağlık kurumu tarafından düzenlenecektir. İstirahat raporlarında sigortalının çalışıp çalışamayacağı veya kontrol muayenesinin yapılıp yapılmayacağı hususu belirtilecektir. Sağlık hizmet sunucularınca sigortalıya kontrollü olarak 10 güne kadar istirahat verilmiş ise istirahat raporları üç nüsha düzenlenecek ve bir nüshası sosyal güvenlik il müdürlüğüne/sosyal güvenlik merkezine gönderilecek, kalan iki nüshasından biri işverenine, diğeri kontrol sırasında getirmesi için sigortalıya verilecektir. Sigortalılar kendilerine verilen iş göremezlik belgelerinin nüshasını, işyerinde çalışmadığına dair bildirim girişinin elektronik ortamda SGK&#8217;na gönderilmesi için işverenlerine ibraz edeceklerdir. Resul Kurt]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Defter ve belgelerin ibraz edilmemesi nedeniyle KDV indirimlerinin reddi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/defter-ve-belgelerin-ibraz-edilmemesi-nedeniyle-kdv-indirimlerinin-reddi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jun 2011 06:39:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[3065 sayılı kdv kanunu 29.madde]]></category>
		<category><![CDATA[defter ve belgelerin ibrazı]]></category>
		<category><![CDATA[inceleme]]></category>
		<category><![CDATA[kdv indirilememesi]]></category>
		<category><![CDATA[kdv indirimi]]></category>
		<category><![CDATA[kdv indiriminin reddi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1022</guid>

					<description><![CDATA[Defter ve belgelerin ibraz edilmemesi nedeniyle KDV indirimlerinin reddi durumunda; mükellefin emtia ve hizmet satın aldığı kişi ve kuruluşlar nezdinde girişimde bulunarak, defter ve belgelerin mevcudiyetini temyiz aşamasında da ispatlayabileceği.   Uyuşmazlıkta; davacı şirketin 2003 yılı defter ve belgelerinin yandığından bahisle incelemeye ibraz edilmemesi ve bir kısım alış faturalarının sahte olduğunun tespit edilmesi üzerine 2003/Ocak-Aralık dönemlerine ilişkin olarak re’sen tarh olunan katma değer vergisi ile kesilen üç kat vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle açılan davayı reddeden Vergi Mahkemesi kararının bozulması istenilmektedir. ………. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29. maddesinin 1/a bendinde, mükelleflerin, yaptıkları vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden, bu kanunda aksine hüküm olmadıkça faaliyetlerine ilişkin olarak kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini indirebilecekleri, aynı Kanunun 34. maddesinin 1. bendinde, yurt içinden sağlanan mal veya ithal olunan mal ve hizmetlere ait katma değer vergisinin alış faturası veya benzeri vesikalar ve gümrük makbuzu üzerinde ayrıca gösterilmek ve bu vesikalar kanuni defterlere kaydedilmek şartıyla indirilebileceği hüküm altına alınmıştır. Bu hükümler karşısında katma değer vergisinin indirim konusu yapılabilmesi için, mal alışlarının gerçek olması, indirim konusu yapılacak verginin fatura veya benzeri belgeler ile gümrük makbuzu üzerinde ayrıca gösterilmesi ve söz konusu belgelerin kanuni defterlere kaydedilmiş olması gerekmektedir. Olayda, defter ve belgelerin yandığından bahisle ibraz edilmemesi nedeniyle vergi matrahının tamamen veya kısmen maddi delillere dayanılarak saptanması olanağı ortadan kalkmış olduğundan resen takdir sebebinin varlığının kabulü zorunlu hale gelmiştir. Ancak defter ve belgelerin ibraz edilememiş olması, yukarıda belirtilen ispat ve ibraz yükümlülüğünü ortadan kaldırmaya dayanak sayılabilecek hukuki bir neden olarak düşünülemez. Zira ticari icaplara göre emtia satın aldığı kişi veya kuruluşları tanımak ve bilmek durumundaki bir alıcı, gerekli girişimleri yaparak emtia alımına ilişkin belgelerin mevcudiyetini ispat olanağına her zaman sahip bulunmaktadır. Bu durumda ise ispat külfeti kendisine düşen yükümlüler tarafından ibraz edilebilen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisi indirim konusu yapılabilecek, aksi halde indirimler kabul edilmeyecektir. Vergi Mahkemesince ara kararı ile istenilmesine rağmen alış belgeleri ibraz edilmemiş ise de yükümlü tarafından temyiz aşamasında gider belgelerinin bir kısmının temin edilerek temyiz dilekçesine eklendiği görüldüğünden, Vergi Mahkemesince; 2003 yılına ait ibraz edilen faturalardan vergi dairesi müdürlüğünün de haberdar edilmesi suretiyle söz konusu faturaların gerçekten alış yapılan emtialara ait olup olmadığının araştırılması ve gerçek alış faturaları gözönüne alınarak ödenmesi gereken verginin bulunup bulunmadığının tespiti, gerekirse bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırılarak verilecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekmektedir. Öte yandan ödenmesi gereken verginin tespiti halinde sahte faturaya isabet eden vergi dışındaki vergi için olayın oluş biçimi ve beyana göre tarhiyat yapılması nedeniyle tek kat ceza uygulanmalıdır. Açıklanan nedenlerle temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine, Vergi Mahkemesinin kararının 2003/Aralık dönemine ilişkin olarak tarh olunan toplam (&#8230;) TL’lik cezalı vergiye ilişkin hüküm fıkrasının onanmasına, geri kalan cezalı vergiye ilişkin hüküm fıkrası ile 2003/Ocak-Kasım dönemlerine ait cezalı vergiye ilişkin hüküm fıkrasının bozulmasına, oybirliği karar verildi. (Danıştay 9. Daire 03.04.2008 Tarih Esas No:2007/3844 ve Karar No: 2008/1713 )]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşçilerin Hafta ve Genel Tatil Günleri Çalışması Karşılığında Daha Sonra Bire Bir Oranında Ücretli İzin Verilerek Mahsuplaşma Yapılabilir mi?</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/iscilerin-hafta-ve-genel-tatil-gunleri-calismasi-karsiliginda-daha-sonra-bire-bir-oraninda-ucretli-izin-verilerek-mahsuplasma-yapilabilir-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jun 2011 06:35:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[anayasanın 50.maddesi]]></category>
		<category><![CDATA[hafta tatili hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[izin hakları]]></category>
		<category><![CDATA[ücreti izin]]></category>
		<category><![CDATA[ücretsiz izin]]></category>
		<category><![CDATA[yıllık izin uygulaması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1019</guid>

					<description><![CDATA[Şehir ve köy gibi yerleşim yerlerinin dışında kurulu baraj ve tünel inşaatı, maden ve taş, mermer işletmesi gibi şantiyelerde çalışan işçiler, ailelerinden ve ikametgahlarından uzakta, işyeri barınma barakalarında kalarak her türlü ulaşım ve iaşe ihtiyaçları işyerinde sağlanarak haftanın 7 günü çalışmalarını sürdürebilmektedir. I- GİRİŞ Bu şekilde çalışan işçilere çalıştıkları her hafta ve genel tatil günü karşılığında, daha sonraları bire bir oranında toplu ücretli izin verilebilmektedir. Bu makalede, çalışılan hafta ve genel tatil günü karşılığında işçilere verilen birer günlük ücretli izin uygulaması 4857 İş Kanunu’na göre değerlendirilecektir. II- HAFTA TATİLİ HAKKI Anayasa’nın 50. maddesinde yer alan; “Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler ve kadınlar ile bedeni ve ruhî yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar. Dinlenmek, çalışanların hakkıdır. Ücretli hafta ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir.” hükmü ile işçilerin ücretli hafta tatili kullanmaları temel haklar arasında sayılmaktadır. Uluslararası Çalışma Teşkilatı’nca (İLO) hazırlanarak 17.11.1921 tarihinde kabul edilen Hafta Tatili Yapılması Hakkında 14 Sayılı Sözleşme(1). TBMM’ce de onaylanarak, 16.02.1946 günü bir iç hukuk kaynağı olarak çalışma hayatımıza kazandırılmıştır. 14 Sayılı Uluslararası Sözleşmenin 2. maddesinde; “İşçilere 7 günlük devrede fasılasız en az 24 saatlik izin verileceği,” belirtilmektedir. Cumhuriyetin kuruluşunun ilk yıllarında, 394 sayılı Hafta Tatili Hakkında Kanun(2)tüm çalışanların hafta tatilini düzenlemek üzere yürürlüğe konmuştur. 394 sayılı Kanun’un 1. maddesindeki, “On bin ve on binden fazla nüfusu havi şehirlerde alelumum fabrika, imalathane, tezgah, dükkan, mağaza, yazıhane, ticarethane, sınai ve ticari bilumum müessesesat ve tevabiinin haftada bir gün tatili faaliyet etmeleri mecburidir.” hükmü ile belirtilen işyerlerinde işçi ve esnaf (bağımsız çalışanların) olarak çalışmakta olanlara, 2. maddesindeki, “Resmi devairle umumi, hususi, ticari ve sınai herhangi bir müessesede müstahdemini ve ameliyeyi haftada altı gündün fazla çalıştırmak memnudur.” buyurucu hükmü ile de resmi dairelerde ve devlete bağlı tüm işyerlerinde çalışanlara haftada bir gün 24 saatten az olmamak üzere tatil (izin) verilmesi zorunluluğu getirilmiştir. 394 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle, zirai, avcılık, balıkçılık, çobanlık, ormancılık işlerinde çalışanlar, hafta tatilinden muaf tutulmuş, ayrıca, 7. maddesindeki; “Devletin tahtı idare ve murakabesinde bulunun veya Devlet nam ve hesabına işleyip de Müdafaai Milliye ile alakadar olan müesseseler, senede on beş defa Pazar tatili tavik edebilirler.” hükmü ile Devletin yönetiminde ve denetiminde bulunan milli savunma ile ilgili işyerlerinde çalışan işçilerin yılda 15 güne kadar hafta tatil günlerinde çalıştırılmasına izin verilmektedir. Yeni 4857 sayılı İş Kanunu’ndan önce uygulanmış olan tüm iş kanunlarında 6 gün çalışan işçilere 7. günün ücretli hafta tatili olarak kullandırılacağı hususuna yer verilmiştir. 4857 İş Kanunu’nun 46. maddesinde işçilerin hafta tatili hakkı; “Bu Kanun kapsamına giren işyerlerinde, işçilere tatil gününden önce 63. maddeye göre belirlenen iş günlerinde çalışmış olmaları koşulu ile yedi günlük bir zaman dilimi içinde kesintisiz en az yirmidört saat dinlenme (hafta tatili) verilir. Çalışılmayan hafta tatili günü için işveren tarafından bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücreti tam olarak ödenir.” şeklinde düzenlenmiştir. 4857 sayılı Kanun’un 46. maddesinin atıfta bulunduğu 63. maddede; “Genel bakımdan çalışma süresi haftada en çok kırkbeş saattir. Aksi kararlaştırılmamışsa bu süre işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanır. Tarafların anlaşması ile haftalık normal çalışma süresi, işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine, günde onbir saati aşmamak koşulu ile farklı şekilde dağıtılabilir. Bu halde, iki aylık süre içinde işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık çalışma süresini aşamaz. Denkleştirme süresi toplu iş sözleşmesi ile dört ayı kadar artırılabilir.” denilmektedir. Bu iki maddedeki düzenlemelere göre, bir işçinin ücretli hafta tatiline hak sahibi olabilmesi için; 63. maddede belirtilen haftalık 45 saatlik azami çalışmayı yapması ya da tatil gününden önceki 6 günde çalışmış olması yeterli olmaktadır. İşçinin 45 saatlik çalışma yükümlüğünü haftanın 6 gününde veya 5 gününde tamamlamasının bir önemi bulunmamaktadır. Ayrıca, işçinin tatil gününden önceki 6 günde 7,5 saat üzerinden çalışması da gerekmemektedir. Örneğin haftanın ilk 6 gününde, kısmi süreli iş sözleşmesi ile günlük 4 saat üzerinden, haftada 6&#215;4=24 saat çalışan işçi de ücretli hafta tatiline hak sahibi olacak, 4857 sayılı Kanun’un 13. maddesine göre çalışmadığı 7. gün için hafta tatili ücret alacağı 4 saatlik ücret tutarında olacaktır. Bir işçinin haftada bir gün devamsızlık yapması halinde, hafta tatiline hak sahibi olma şartını yitireceğinden, ücretli hafta tatili kullanma hakkını kazanamayacak, hem de gelmediği gün için ücret almayacaktır. Böylece, işçi o hafta için iki günlük eksik ücret almış olacaktır. Beyaz yakalıların ve maktu aylıklı iş sözleşmesi ile çalışan işçilerin yoğun bir şekilde bulunduğu bazı firmalarda, işçiler haftanın ilk 5 gününde 40-42,5 saat çalışarak iki gün ücretli hafta tatili yapmaktadır. İşçilerin haftanın son iş günü (Cuma) izin almasını önlenmek bakımından, Cuma günü ücretli izin alan işçilerin ücreti maktu aylıklı olmaları nedeniyle (4857/49-3.f. gereği) ilgili ayda tam olarak ödenmekte, fakat; verilen her bir günlük ücretli izin süresinin karşılığında işçinin yıllık izin süresinden 2 gün düşülmektedir. Bu uygulamanın mantığı ve kanuni dayanağı bulunmamaktadır. Kullandırılan 1 günlük ücretli izinin, izin süresinden bir gün olarak mahsup edilmesi mümkün olmakla birlikte, bu durumda, 4857 sayılı Kanun’un 56. maddesindeki; “İşçilerin izin süreleri, tarafların anlaşması ile bir bölümü on günden az olmamak üzere en çok 3 parçaya bölünebilir.” sınırlamasına göre, ancak iki defa belirtilen şekilde izin mahsup işlemi yapılabilecektir. 4857 sayılı Kanun’da ücretli hafta tatilinin Pazar günü kullanılacağı yönünde bir hüküm bulunmamaktadır. Haftanın 7 gününde 7/24 sistemi çalışmasını 8’er saatlik devrelerle 3 vardiya halinde sürdüren işyerlerinde, mevcut işçi sayısı 7 ayrı grubu ayrılarak, her gün değişik bir grup işçi hafta tatili kullanırken, diğer 6 grup işçiden, her vardiyada iki grup işçi çalışmak suretiyle haftanın değişik bir gününde işçiler münavebeli olarak ücretli hafta tatillerini kullanabilmektedir. III- HAFTA TATİLİ ÇALIŞMA ÜCRETİ 4857 sayılı Kanun’un hafta tatilini düzenleyen 46. maddesinde, işyerinde haftanın 6 gününde ya da haftada 45 saat çalışan işçilere 7. günün ücretli hafta tatili olarak kullandırılacağı ve hafta tatili günü için işveren tarafından bir iş karşılığı olmaksızın o günün ücretinin tam olarak ödeneceğinin belirtilmesine karşılık, hafta tatil günü çalışması için işçilere ne kadar ücret ödeneceği hususunda bir ifadeye yer verilmemiştir. Bu konuda ihtiyaç duyulan bilgilere 4857 sayılı Kanun’un fazla mesai ile ilgili 41. maddesinden ulaşılmaktadır. İş Kanunu’nun fazla mesai ile ilgili 41. maddesinde; “Ülkenin genel yararları yahut işin niteliği veya üretimin artırılması gibi nedenlerle fazla çalışma yapılabilir. Fazla çalışma, kanunda yazılı koşullar çerçevesinde, haftalık kırkbeş saati aşan çalışmalardır. 63. madde hükmüne göre denkleştirme esasının uygulandığı hallerde, işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık iş süresini aşmamak koşulu ile bazı haftalarda toplam kırk beş saati aşsa dahi bu çalışmalar fazla çalışma sayılmaz. Her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde elli yükseltilmesi suretiyle ödenir. Haftalık çalışma süresinin sözleşmelerle kırk beş saatin altında belirlendiği durumlarda yukarıda belirtilen esaslar dahilinde uygulanan ortalama haftalık çalışma süresini aşan ve kırkbeş saate kadar yapılan çalışmalar fazla sürelerle çalışmalardır. Fazla sürelerle çalışmalarda, her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde yirmibeş yükseltilmesiyle ödenir. Fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma yapan işçi isterse, bu çalışmalar karşılığı zamlı ücret yerine, fazla çalıştığı her saat karşılığında bir saat otuz dakikayı, fazla sürelerle çalıştığı her saat karşılığında bir saat onbeş dakikayı serbest zaman olarak kullanabilir. İşçi hak ettiği serbest zamanı altı ay zarfında, çalışma süreleri içinde ve ücretinde bir kesinti olmadan kullanır. 63. maddenin son fıkrasında yazılı sağlık nedenlerine dayanan kısa veya sınırlı süreli işlerde ve 69. maddede belirtilen gece çalışmasında fazla çalışma yapılamaz. Fazla saatlerle çalışmak için işçinin onayının alınması gerekir. Fazla çalışma süresinin toplamı bir yılda ikiyüzyetmiş saatten fazla olamaz. Fazla çalışma ve fazla sürelerle çalışmaların ne şekilde uygulanacağı çıkarılacak yönetmelikte gösterilir.” denilmektedir. Görüldüğü gibi, haftalık 45 saati aşan tüm çalışmalar fazla mesai olarak tanımlanmakta, 45 saati aşan fazla mesailerin ücretinin %50 zamlı olarak ödeneceği, işçinin talebi halinde, yapılan fazla mesailerin karşılığında ücret ödenmek yerine, her bir saatlik fazla çalışmanın karşılığında 1,5 saatlik serbest zamanın (ücretli izinin) verileceği yönünde işçiye tercih yapma imkanı verilmiştir. Fazla mesainin, hafta içinde veya hafta sonunda, yapılmasıyla ilgili bir sınırlamaya ve farklı uygulamaya yer verilmemiştir. Bu itibarla, işyerinde normal 45 saatin dışında ayrıca hafta tatil günü çalışan işçiye, yaptığı ve 45 saati aşan hafta tatili çalışma ücretinin %50 zamlı olarak, (bir iş karşılığı olmaksızın hak etmiş olduğu 1 günlük hafta tatili ücretinin dışında) 1,5 günlük ücret tutarında, toplam 2,5 günlük ücret (bir iş karşılığı olmaksızın hak edilen l günlük hafta tatili ücreti + 1,5 günlük hafta tatili çalışma ücreti=2,5 günlük ücret) ödenmesi gerekmektedir. Yargı kararları da hafta tatili çalışma ücretinin %50 zamlı ödeneceği yönündedir.(3) Hafta tatili kullandırmayan işverenlere idari para cezası verileceği hususunda 4857 sayılı İş Kanunu’nda bir hüküm bulunmamaktadır. 394 sayılı Kanun’un 5728 sayılı Kanun’la değişik 10. maddesindeki; “Bu Kanun’un ahkamına muhalefet eden dükkan ve mağaza ve müessese sahip veya müdürlerine belediye encümeni tarafından yüz Türk Lirası idari para cezası verilir.” hükmü pazar günü çalışma ruhsatı almadan pazar günleri açık olan işyerleriyle ilgilidir. IV- HAFTA TATİLİ ÇALIŞMASI KARŞILIĞINDA İZİN KULLANDIRILMASI İşçilere ücretli hafta tatillerinin kullandırılması temel bir insan hakkı ve uyulması zorunlu genel bir kural olmasına rağmen, bir çok işçi, iş çokluğu, işlerin zamanında bitirilme isteği ve çalışılan işyerlerinin şehir ve yerleşim yerlerinin dışında olmasından dolayı, hafta tatilinin amacına uygun, etkin, verimli ve huzurlu olarak işyeri ortamında kullanma imkanının olmaması nedeniyle ya da yangın, sel, deprem, kaza, arıza gibi zorunlu nedenlerle, işçiler her zaman, 6 gün çalıştıktan sonra 7. günde ücretli hafta tatili yapamamakta, haftanın 7. gününde de çalışmasını sürdürmektedir. Hafta [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Belirli süreli iş sözleşmelerinde kıdem ve ihbar tazminatı ödenir mi?</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/belirli-sureli-is-sozlesmelerinde-kidem-ve-ihbar-tazminati-odenir-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jun 2011 06:30:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[4857 iş kanunu 8.madde]]></category>
		<category><![CDATA[belirli süreli iş sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[belirsiz süreli iş sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[derhal fesih]]></category>
		<category><![CDATA[ihbar tazminatı]]></category>
		<category><![CDATA[kıdem tazminatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1016</guid>

					<description><![CDATA[4857 sayılı İş Kanunu’nun 8.Maddesinde iş sözleşmesi ve şekli şu şekilde tanımlanmıştır.’’ Belirli süreli iş sözleşmeleri İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. İş sözleşmesi, Kanunda aksi belirtilmedikçe, özel bir şekle tâbi değildir. Süresi bir yıl ve daha fazla olan iş sözleşmelerinin yazılı şekilde yapılması zorunludur. Bu belgeler damga vergisi ve her çeşit resim ve harçtan muaftır.’’ İş sözleşmesi türleri bakımından, aşağıdaki şekilde sınıflandırılabilir. Sürekli, süreksiz işlerdeki iş sözleşmeleri Belirli ve belirsiz süreli iş sözleşmeleri Tam süreli, kısmi süreli iş sözleşmeleri Çağrı üzerine yapılan iş sözleşmeleri Deneme süreli iş sözleşmeleri Takım sözleşmeleri İş sözleşmesi türlerinin içinde uygulamada en çok sorunla karşılaşılan sözleşme türü belirli süreli iş sözleşmeleridir. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir. Belirli süreli iş sözleşmesi, esaslı bir neden olmadıkça, birden fazla üst üste (zincirleme) yapılamaz. Aksi halde iş sözleşmesi başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. Bir iş sözleşmesinin belirli süreli olabilmesi için; Sözleşmenin konusu olan işin belirli süreli olması, Veya sözleşmenin konusunun belli bir işin tamamlanmasından ibaret olması, Ya da belirli bir olgunun ortaya çıkması gerekmektedir. Belirli süreli bir iş sözleşmesi süresinden önce haklı bir neden olmaksızın feshedilecek olması durumunda kıdem ve ihbar tazminatı ödenir mi? İş Kanununda, belirli süreli iş sözleşmelerinin sürelerinin bitiminden önce haklı bir neden olmaksızın taraflarca sona erdirilmesine ilişkin bir düzenleme yer almamıştır.Borçlar Kanunu’nun 325.maddesi çerçevesinde, fesih tarihi ile sözleşmenin sona erme tarihi arasında ki ücret ve ekleri işçi tarafından istenebilir. Süresi bir yılı aşan sözleşmelerde, işveren tarafından haklı bir neden olmaksızın veya işçi tarafından haklı bir nedene dayanılarak, sözleşmenin feshedilmesi durumunda ise işçiye kıdem tazminatı ödenebilir. Ancak işçi ihbar tazminatı isteyemez. İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı Süresi belirli olsun veya olmasın işveren, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir: I- Sağlık sebepleri: a. İşçinin kendi kastından veya derli toplu olmayan yaşayışından yahut içkiye düşkünlüğünden doğacak bir hastalığa veya sakatlığa uğraması halinde, bu sebeple doğacak devamsızlığın ardı ardına üç iş günü veya bir ayda beş iş gününden fazla sürmesi. b. İşçinin tutulduğu hastalığın tedavi edilemeyecek nitelikte olduğu ve işyerinde çalışmasında sakınca bulunduğunun Sağlık Kurulunca saptanması durumunda. (a) alt bendinde sayılan sebepler dışında işçinin hastalık, kaza, doğum ve gebelik gibi hallerde işveren için iş sözleşmesini bildirimsiz fesih hakkı; belirtilen hallerin işçinin işyerindeki çalışma süresine göre 17 nci maddedeki bildirim sürelerini altı hafta aşmasından sonra doğar. Doğum ve gebelik hallerinde bu süre 74 üncü maddedeki sürenin bitiminde başlar. Ancak işçinin iş sözleşmesinin askıda kalması nedeniyle işine gidemediği süreler için ücret işlemez. II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri: a. İş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri için gerekli vasıflar veya şartlar kendisinde bulunmadığı halde bunların kendisinde bulunduğunu ileri sürerek, yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler veya sözler söyleyerek işçinin işvereni yanıltması. b. İşçinin, işveren yahut bunların aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarfetmesi veya davranışlarda bulunması, yahut işveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnatlarda bulunması. c. İşçinin işverenin başka bir işçisine cinsel tacizde bulunması. d. İşçinin işverene yahut onun ailesi üyelerinden birine yahut işverenin başka işçisine sataşması veya 84 üncü maddeye aykırı hareket etmesi. e. İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması. f. İşçinin, işyerinde, yedi günden fazla hapisle cezalandırılan ve cezası ertelenmeyen bir suç işlemesi. g. İşçinin işverenden izin almaksızın veya haklı bir sebebe dayanmaksızın ardı ardına iki işgünü veya bir ay içinde iki defa herhangi bir tatil gününden sonraki iş günü, yahut bir ayda üç işgünü işine devam etmemesi. h. İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi. i. İşçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba uğratması. III- Zorlayıcı sebepler:  İşçiyi işyerinde bir haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan zorlayıcı bir sebebin ortaya çıkması. IV- İşçinin gözaltına alınması veya tutuklanması halinde devamsızlığın 17 nci maddedeki bildirim süresini aşması. İşçinin haklı nedenle derhal fesih hakkı; I. Sağlık sebepleri: a) İş sözleşmesinin konusu olan işin yapılması işin niteliğinden doğan bir sebeple işçinin sağlığı veya yaşayışı için tehlikeli olursa. b) İşçinin sürekli olarak yakından ve doğrudan  buluşup görüştüğü işveren yahut başka bir işçi bulaşıcı veya işçinin işi ile bağdaşmayan bir hastalığa tutulursa. II. Ahlak ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri: a) İşveren iş sözleşmesi yapıldığı sırada bu sözleşmenin esaslı noktalarından biri hakkında   yanlış vasıflar veya şartlar göstermek yahut gerçeğe uygun olmayan bilgiler vermek veya sözler söylemek suretiyle işçiyi yanıltırsa. b) İşveren işçinin veya ailesi üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak şekilde sözler söyler, davranışlarda bulunursa veya işçiye cinsel tacizde bulunursa. c) İşveren işçiye veya ailesi üyelerinden birine karşı sataşmada bulunur veya gözdağı verirse, yahut işçiyi veya ailesi üyelerinden birini kanuna karşı davranışa özendirir, kışkırtır, sürükler, yahut işçiye ve ailesi üyelerinden birine karşı hapsi gerektiren bir suç işlerse yahut işçi hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ağır isnad veya ithamlarda bulunursa. d) İşçinin diğer bir işçi veya üçüncü kişiler tarafından işyerinde cinsel tacize uğraması ve bu durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli önlemler alınmazsa. e) İşveren tarafından işçinin ücreti kanun hükümleri veya sözleşme şartlarına uygun olarak hesap edilmez veya ödenmezse, f) Ücretin parça başına veya iş tutarı üzerinden ödenmesi kararlaştırılıp da işveren tarafından işçiye yapabileceği sayı ve tutardan az iş verildiği hallerde, aradaki ücret farkı zaman esasına göre ödenerek işçinin eksik aldığı ücret karşılanmazsa, yahut çalışma şartları  uygulanmazsa. II. Zorlayıcı sebepler: İşçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını gerektirecek zorlayıcı sebepler ortaya çıkarsa. Belirli süreli iş sözleşmelerinde süre bitimi veya işin bitiminde sözleşmenin sona ermesi durumunda kıdem ve ihbar tazminatı ödenir mi? 4857 sayılı İş Kanunu’nun  17. maddesinde açıkça belirtildiği üzere bildirim önelleri ve bildirim önellerine uyulmaması halinde ödenecek ihbar tazminatı süresi belirli olmayan iş sözleşmeleri için söz konusu olduğundan, belirli süreli iş sözleşmelerinin sona ermesinde yasal bildirim öneli tanınmaz ve ihbar tazminatı da ödenmez. Belirli süreli iş sözleşmesi sürenin veya işin bitiminde kendiliğinden sona ereceğinden yasal kıdem tazminatı hakkı da doğmayacaktır. Sözleşme türlerine göre belirli süreli iş sözleşmesini istisna, belirsiz süreli iş sözleşmesini ise asıl olarak yorumlanabilir. Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarında bir işin belirli süreli iş sözleşmesi kapsamında değerlendirilmesi bazı sınırlamalara tabi tutulmuştur. Bir işin belirli süreli iş olarak nitelendirilebilmesi için, tarafların sözleşmeyi yazılı yapması ve belirli süreye bağlaması tek başına yeterli olmamakla birlikte sözleşmelerde objektif haklı bir neden aranmaktadır. Aksi halde işçilerin,hak kaybına uğramaları söz konusu olabilecektir. Emre Özerçen SMMM Muhasebe ve Vergi]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜRMOB Noktayı Koydu: YMM ve SMMM&#8217;ler Sigortalı (4a) Olamaz</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/turmob-noktayi-koydu-ymm-ve-smmmler-sigortali-4a-olamaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Jun 2011 06:37:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YMM-SMMM-SM-Stajerler]]></category>
		<category><![CDATA[4a]]></category>
		<category><![CDATA[genelge]]></category>
		<category><![CDATA[meslek mensupları]]></category>
		<category><![CDATA[meslek mesuplarının sigortalılığı]]></category>
		<category><![CDATA[sm]]></category>
		<category><![CDATA[smmm]]></category>
		<category><![CDATA[ymm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1009</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği 6111 sayılı yasanın sağladığı haklar ile tartışmaya açılan SMMM ve YMM&#8217;lerin Sigortalı (4a)&#8217;lı olup olamayacağına ilişkin tartışmalara 22.06.2011 tarihinde yayınladığı genelge ile son noktayı koydu. TÜRMOB bağımsız olarak kendi nam ve hesabına faaliyet gösteren SMMM ve YMM&#8217;ler ile meslek şirketlerinde imza yetkilisi olarak çalışan SMMM ve YMM&#8217;lerin sigortalı (4a) olamayacağına ilişkin hüküm verdi. YMM ve SMMM odalarına gönderilen genelge aşağıda sunulmuştur.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Personele ödenen prim ve ikramiyeler</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/personele-odenen-prim-ve-ikramiyeler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Jun 2011 08:29:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[İKRAMİYELER]]></category>
		<category><![CDATA[MAAŞ VE İKRAMİYELER]]></category>
		<category><![CDATA[personele ödenen primler]]></category>
		<category><![CDATA[prim ödemeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1006</guid>

					<description><![CDATA[Kurumlar, kendi iç düzenlemeleri veya prosedürleri çerçevesinde, kapanan hesap döneminin performansına bağlı olarak, hesap dönemi kapandıktan sonra, personele prim veya ikramiye adı altında ödeme yapabilmektedirler. 1. Yasal düzenleme Personele verilen prim ve ikramiyeler, temettü ikramiyelerinde olduğu gibi Gelir Vergisi Kanunu&#8217;nun 61. maddesi hükmüne göre ücret niteliğindedir ve bu niteliği nedeniyle de Gelir Vergisi Kanunu&#8217;nun 40. maddesinin (1) numaralı bendi kapsamında gider kaydedilir. Prim ve ikramiyeler ücret niteliği gereği ayrıca gelir vergisi stopajına konu olur. 2. Nasıl karar verilebilir? Şirketlerde personele prim ve ikramiye ödemeleri şirket iç düzenleme ve uygulamaları kapsamında farklı prosedürler çerçevesinde yapılabilir. Prim veya ikramiye ödemesi şirket iç düzenlemeleriyle belirlenmiş olabileceği gibi, bu tür bir düzenleme olmaksızın da uygulama yapılabilir. Benzer şekilde ödemeler yönetim kurulu kararıyla yapılabileceği gibi, yönetim kurulu kararına bağlı olmaksızın, yetkilendirilmiş kişi veya organların kararına bağlı olarak da yapılabilir. 3. Ne zaman gider yazılabilir? Personele ödenecek prim ve ikramiyelerinin kesinleşmesi ve ödeme prosedürleri temettü ikramiyelerinden farklı olsa da, gider yazma zamanı ve stopaj yapma zamanı ilke olarak temettü ikramiyelerinden farklı değildir. Bu durum 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu uygulamasıyla ilgili 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde açıkça belirtilmiş, personele verilen temettü ikramiyelerinin gider olarak dikkate alınacağı dönem ve stopaj yapma zamanı açıklanmış, çalışanlara performans değerlemelerine bağlı olarak ödenecek prim ve ikramiyelerin de aynı esaslara tabi olacağı açıklanmıştır. Tebliğin ilgili açıklaması aşağıdaki gibidir: &#8220;11.11. Kurumların yönetim kurulu başkan ve üyelerine verilen temettü ikramiyeleri Öte yandan, kurum personeline ödenen temettü ikramiyeleri Gelir Vergisi Kanununun 61 inci maddesine göre ücret sayıldığından bu ödemeler kurum kazancının tespitinde ücret gideri olarak dikkate alınmaya devam edilecektir. Söz konusu temettü ikramiyelerinin bilanço günü itibarıyla ödenecek toplam tutarı kesinleştiğinden, çalışanlara o yıla ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinin verilme süresinin sonuna kadar ödenecek temettü ikramiyeleri, ilgili olduğu yılın kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınabilecektir. Aynı husus çalışanlara ödenen performans değerlemelerine bağlı olarak verilecek prim ve ikramiyeler için de geçerlidir. Diğer taraftan, ücret niteliğindeki bu ödemelerin nakden veya hesaben yapıldığı dönemde vergi kesintisine tabi tutulması gerekeceği tabiidir.&#8221; Dikkat edileceği üzere Tebliğde, temettülerde olduğu gibi prim ve ikramiyelerin ilgili olduğu hesap dönemi matrahının tespitinde dikkate alınması için tahakkuk yeterli görülmemiş, ödemenin beyanname verme süresi sonuna kadar yapılması öngörülmüştür. Bizce, temettü ikramiyesi, prim ve ikramiyelerin ilgili hesap döneminde gider olarak dikkate alınması için ödeme şart olmayıp, giderin tahakkuk etmiş olması yeterlidir. 4. Prim ve ikramiye geç tahakkuk ederse ne olacak? Öte yandan, çalışanlara ödenecek prim ve ikramiye tutarının beyanname verme süresinin bitiminden sonra tahakkuk etmesi halinde, ilgili dönem beyannamesinin değiştirilerek dikkate alınması gerekmekle birlikte, yukarıda yer alan 1 seri no.lu Tebliğdeki açıklama çerçevesinde, tahakkuk ettiği tarih itibariyle dikkate alınmasında bir sakınca görülmemektedir. 5. Tahakkuk etmiş ancak ödenmemişse? Tebliğde yer alan açıklama nedeniyle, yapılacak bir vergi incelemesinde, tahakkuk eden ancak ödenmeyen prim ve ikramiyelerin gider yazılmasının eleştirilmesi kuvvetle olasıdır. Bu tür bir tarhiyatla karşılaşmamak için, bu tür ödemelerin beyanname verme süresi içinde ödenmesinin veya konunun riskinin değerlendirilmesinin önemi açıktır. 6. Personele ödenen prim ve ikramiyelerde stopaj yapma zamanı Gelir Vergisi Kanunu&#8217;nun 94. ve 96. maddelerinde yer alan düzenlemelere göre, temettü ikramiyelerinden stopaj yapma zamanı, ödemenin nakden veya hesaben yapıldığı tarihtir. Hesaben ödeme kavramı 96. maddede, stopaja tabi kazanç ve iratları ödeyenleri istihkak sahiplerine karşı borçlu durumda gösteren her türlü kayıt ve işlem olarak tanımlanmıştır. Bu düzenlemeye göre, personele verilecek prim ve ikramiye &#8220;genel&#8221; tutarının kesinleşmesi (genel tahakkuk), gider kaydedilmesi veya karşılık ayrılması (çalışanları alacaklı gösteren bir kayıt yapılmaması koşuluyla) stopaj yapılmasını gerektirmemektedir. Ödemeyi yapan tarafından nakden veya hesaben ödenmiş olan ücret çalışan tarafından elde edilmiş geliri ifade etmektedir. Gelirin elde edilmiş sayılmasıyla stopaj yapılması zamanı bu anlamda paraleldir. Ücretlerde gelirin elde edilmesi ekonomik ve hukuki tasarrufla gerçekleşmekte olup, bu tarih itibariyle ödemenin gerçekleştiğinin kabul edilmesi ve stopaj yükümlülüğünün yerine getirilmesi gerekir. Dolayısıyla bir önceki bölümde yapılan açıklamalar kapsamında, şirket prosedürlerine bağlı olarak kesinleşen prim ve ikramiye tutarı tahakkuk etmiş olmakta, ödenmeye başlanacağı (çalışan açısından ise ücretin talep edilebilir hale geldiği) tarih ise stopaj yapma zamanını ifade etmektedir. Sonuç Çalışanlara bir önceki yılın performansına bağlı olarak ödenen prim ve ikramiye tutarlarının hangi yılın gideri olarak dikkate alınacağı ile gelir vergisi tevkifatlarının ne zaman yapılacağı konusunu aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür. 1- Beyanname verme süresinin sonuna kadar kesinleşen performans primleri, ilgili oldukları hesap döneminin kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınmalıdır. 2- Çalışanlara, önceki hesap dönemi kârından verilecek paylar veya önceki hesap döneminin performansına bağlı olarak ödenecek prim ve ikramiyeler, geçici vergi beyannamesinin verme süresi sonuna kadar kesinleşmesi koşuluyla, geçici vergi matrahının tespitinde dikkate alınır. 3- 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği&#8217;nde yer alan, çalışanlara ödenecek temettü, prim ve ikramiyelerin gider olarak dikkate alınmasını beyanname verme süresi sonuna kadar ödeme koşuluna bağlayan açıklama nedeniyle, yapılacak bir vergi incelemesinde, tahakkuk eden ancak ödenmeyen temettü, prim ve ikramiyelerin gider yazılmasının eleştirilmesi kuvvetle olasıdır. Bu tür bir tarhiyatla karşılaşmamak için, ödemenin beyanname verme süresi içinde yapılması yerinde olacaktır. 4- Ücret niteliğindeki bu ödemelerin, nakden veya hesaben ödendikleri tarihte vergi kesintisine tabi tutulması gerekir. Hesaben ödeme tarihi, şirket yetkili kişi veya organları tarafından karar verilen, temettü, prim veya ikramiye ödeme süresinin başlangıcıdır. Bu tarihten önce, çalışanları alacaklı gösteren her türlü kayıt ve işlem de hesaben ödeme anlamına gelmekte ve stopaj yapılmasını gerektirmektedir. 5- İş akdi çerçevesinde, içinde bulunulan dönemim çalışması karşılığında düzenli olarak (örneğin 3 ayda bir) verilen prim ve ikramiyeler bu kapsama girmez. Söz konusu ödemeler ücret gibi değerlendirilerek ilgili ayda (veya üçüncü ayın son günü itibariyle) bodroya dahil edilerek vergilendirilir ve gider kaydedilir. Zeki Gündüz]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eksik gün Bildirim formu ve Diğer eklerin bildirimi kaldırılmıştır.</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/eksik-gun-bildirim-formu-ve-diger-eklerin-bildirimi-kaldirilmistir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Jun 2011 08:25:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[eksik gün formları]]></category>
		<category><![CDATA[eksik gün nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[eksk gün bildirim formları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=1003</guid>

					<description><![CDATA[Sosyal güvenlik sistemindeki kayıp ve kaçaktan birisi olan &#8220;tam ay çalışanların ayda 3-5 gün sigortalı gösterilmesini&#8221; önlemek için 1.1.2000 tarihinden itibaren eksik günlerin nedenlerinin ve belgelerinin SSK/SGK&#8217;ya verilme zorunluluğu getirilmişti. Ancak, aradan geçen sürede 3-5 yıl boyunca konunun önemini kavrayamayan SSK, buradan gelen tatlı para cezalarını görünce kantarın topuzunu iyice kaçırmıştı. Gerçekten uygulamanın dozunun kaçırılmış olmasından dolayı, bir ince ayar gerekiyordu. SGK da gelen eleştirileri dikkate alarak eksik gün uygulamasında bazı değişiklikler yaptı. 16.06.2011 tarihli Resmi Gazete&#8217;de yayınlanan &#8220;Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik&#8221; ile SGK&#8217;na verilen eksik gün bildiriminde değişiklik yapılmıştır. Buna göre, &#8211; Genel bütçeye dahil dairelerin, özel bütçeli idarelerin, döner sermayelerin, fonların, belediyelerin, il özel idarelerinin, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmelerin, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşların, kamu iktisadi teşebbüslerinin ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin %50&#8217;sinden fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarının, &#8211; Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ve üst kuruluşlarının, &#8211; Sendikaların, &#8211; Vakıfların, &#8211; 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu kapsamındaki kuruluşların işyerleri ve toplu iş sözleşmesi yapılan işyerleri, &#8211; Özel sektör işyerlerinde 50 kişi ve üzerinde sigortalının çalıştırıldığı aylara ilişkin, Eksik gün bildirim nedenlerinin aylık prim ve hizmet belgesinde belirtilmesi yeterli sayılmıştır. Bu işyerleri için ayrıca eksik gün bildirim formu ile eki belgeler aranmayacaktır. Dolayısıyla 50 kişi ve üzerinde sigortalının çalıştırıldığı aylarda özel sektör işverenlerinin eksik gün bilgi formu ve eki belgeleri vermesine gerek kalmamıştır. Sadece aylık prim ve hizmet belgesinde belirtilmesi yeterli olacaktır. Ancak, özel sektör işyerlerinde 50 kişinin altında sigortalının çalıştırıldığı işyerlerine ve aylara ilişkin eksik gün bilgi formu ve eki belgelerinin verilmesine devam edilecektir. Örneğin, 20 sigortalının çalıştığı bir işyeri eksik gün bilgi formu ve eki belgelerini vermeye devam edecektir. Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği&#8217;ne göre, aylık prim ve hizmet belgesi ile birlikte ay içinde otuz günden az çalışan veya eksik ücret ödenen sigortalılara ilişkin; a) Kurumca yetkilendirilmiş sağlık hizmeti sunucularından veya işyeri hekimlerinden alınmış istirahatlı olduğunu gösteren raporu, b) Ücretsiz veya aylıksız izinli olduğunu kanıtlayan izin belgesi, c) Disiplin cezası uygulaması, gözaltına alınma ile tutukluluk hâline ilişkin belgeleri, ç) Kısmi süreli çalışmalara ait yazılı iş sözleşmesi, d) İşverenin imzasını da taşıyan puantaj kayıtları, e) Grev, lokavt, genel hayatı etkileyen olaylar, doğal afetler nedeniyle işyerinde faaliyetin durdurulduğunu veya işe ara verildiğini gösteren ilgili resmî makamlardan alınan yazı örneği, Sigortalıların eksik gün bildirimine ilişkin bilgi formu ekinde Kuruma verilmesi veya Acele Posta Servisi, iadeli taahhütlü ya da taahhütlü olarak gönderilmesi gereklidir. Yukarıda belirtilen durumlara ilişkin belgelerin geriye yönelik olarak her zaman düzenlenebilir nitelikte olanları, aylık prim ve hizmet belgesinin verilmesi gereken süreden (takip eden ayın 23&#8217;ünden sonra) sonra verilmesi hâlinde işleme konulmaz. Bu durumların dışındaki otuz günden az çalışılan sürelere ait geçerli belgeleri belirlemeye SGK Yönetim Kurulu yetkilidir. İbrahim Işıklı]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kurumlar Vergisinde Tam ve Dar Mükellefiyet Esasına Göre Vergilendirme</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/kurumlar-vergisinde-tam-ve-dar-mukellefiyet-esasina-gore-vergilendirme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Jun 2011 17:16:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[5520 sayılı kurumlar vergisi kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[dar mükellefiyet]]></category>
		<category><![CDATA[tam mükellefiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=999</guid>

					<description><![CDATA[5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 1. maddesine göre kazancı, gelir vergisinin konusuna giren gelir unsurlarından oluşan sermaye şirketleri, kooperatifler, iktisadi kamu kuruluşları, dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmeler ve iş ortaklıklarının kazançları kurumlar vergisine tabidir. Ancak diğer vergilerde olduğu gibi kurumlar vergisinin uygulama alanı da ülkenin coğrafi hudutları ile sınırlıdır. Bu nedenle Kanunumuzda da buna paralel olarak tam mükellefiyet ve dar mükellefiyet şeklinde düzenleme yapılmış bulunmaktadır. A- TAM MÜKELLEFİYET 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 3. maddesinin 1. fıkrasına göre, Kanun’un 1. maddesinde sayılı kurumlardan kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunanlar tam mükellefiyete tabidir ve bunların gerek Türkiye içinde gerekse Türkiye dışında elde ettikleri kazançların tamamı üzerinden vergilendirilirler. Burada kanun koyucu “veya” kelimesini kullanmak suretiyle kurumların kanuni merkezinin veya iş merkezinden birinin Türkiye’de bulunmasını tam mükellefiyete tabi olmak için yeterli görmüştür. Uygulamada genellikle kurumların kanuni ve iş merkezleri aynı yerde olmakla beraber, bu her zaman geçerli olmayabilir(1). Bu nedenle bu kavramların kısaca açıklanması gerekmektedir. 1- Kanuni Merkez Kanuni merkezin tanımı söz konusu maddenin 5. fıkrasında yapılmıştır. Buna göre kanuni merkez, vergiye tabi kurumların kuruluş kanunlarında, tüzüklerinde, ana statülerinde veya sözleşmelerinde gösterilen merkezdir. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulan sermaye şirketlerinin ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’na göre kurulan kooperatiflerin esas mukavelelerinde, şirketlerin ve kooperatiflerin kanuni merkezleri kanun hükmü gereğince belirtilmek zorundadır. Kanunla kurulan iktisadi kamu kuruluşlarının kanuni merkezi, kuruluş kanununda belirtilir. Yetkili makamların kararı ile kurulan iktisadi kamu kuruluşları ile dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmelerin kuruluş kararlarında kanuni merkezleri belirtilir. Eğer belirtilmemiş ise iktisadi kamu kuruluşu ile dernek veya vakıfın kanuni merkezi bu kuruluşların kanuni merkezi sayılır. 2- İş Merkezi 5520 sayılı Kanun’un 3. maddesinin 6. fıkrasına göre iş merkezi,  iş bakımından işlemlerin fiilen toplandığı ve yönetildiği merkez olarak tanımlanmıştır. İş merkezinin belirlenmesine ilişkin örnek olarak, imalatın, personelin, hizmet ifalarının, gelir ve giderlerinin yoğunlaştığı yer, genel kurulun ve yönetim kurulunun toplantı yeri, kurumun fiili yöneticilerinin ikametgahlarının bulunduğu yer, kurum idare servislerinin yoğun olarak bulunduğu yer, kurumun üçüncü şahıslarla ilişkilerinin yürütüldüğü yer verilebilir(2).  Kurumların, tam mükellefiyet esasına göre vergilendirilmesinde iş merkezi ölçütünün kullanılmasının nedeni, kurumların ana sözleşmelerinde kanuni merkezlerini serbestçe istedikleri gibi düzenleyip, tam mükellefiyet esasına göre vergilendirilecekleri ülkeleri belirleyebilmeleridir. Yani bir kurum ana sözleşmesine kanuni merkezini Türkiye dışında bir ülke yazmış olsa bile, işlerini fiili olarak Türkiye’den yürütüyorsa veya işlerinin büyük bir kısmının Türkiye’de bulunduğu tespit edilmiş ise, iş merkezinin Türkiye’de olduğu kabul edilerek tam mükellefiyet esasına göre kurumlar vergisine tabi tutulacaktır(3). B- DAR MÜKELLEFİYET 5520 sayılı Kanun’un 1. maddesinde sayılı kurumlardan kanuni ve iş merkezlerinin her ikisi de Türkiye’de bulunmayanlar, sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirilirler. Dar mükellefiyet esasına göre vergilendirmenin amacı ise vergide mükerrerliğin önlenmesidir. Zira kanuni ve iş merkezi Türkiye’de olmayan bir kurum bulunduğu ülkede tam mükellefiyet esasına göre zaten vergilendirilmektedir. Bu nedenle, dar mükellef kurumların sadece yabancı ülkede elde ettiği kurum kazancı üzerinden vergilendirilmesi mükerrerliği bir ölçüde azaltacaktır(4). Bu durumda, kurumların Türkiye’de dar mükellefiyet esasına göre vergilendirilebilmesi için Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 1. fıkrasında sayılan kurumlardan olması, kanuni ve iş merkezlerinin her ikisinin de Türkiye’de bulunmaması ve Türkiye’de Kanun’da belirtilen gelir unsurlarından birini elde etmesi gerekmektedir. Dar mükellef kurumların yabancı sermayeli kurumlar olduğunu söylemek her zaman doğru olmayacaktır. Çünkü, yabancı sermayeli olmasına rağmen kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunan bir kurum tam mükellefiyet esasına göre vergilendirileceği gibi, sermayesi Türklere ait olduğu halde kanuni ve iş merkezi yurt dışındaki bir ülkede bulunan bir kurum ise Türkiye’de elde ettiği gelir bakımından dar mükellefiyet esasına göre vergilendirilecektir(5).  1- Dar Mükellefiyette Türkiye’de Elde Edilen Ticari Kazançlar 5520 sayılı Kanun’un 3. maddesinin (a) bendine göre, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun Türkiye’de işyeri olan veya daimi temsilci bulunduran yabancı kurumlar tarafından bu yerlerde veya bu temsilciler vasıtasıyla yapılan işlerden elde edilen ticari kazançlar dar mükellef kurum kazancıdır. Burada konunun daha iyi kavranması için işyeri ve daimi temsilci kavramları üzerinde durmakta fayda vardır. a- İşyeri İşyerinin tanımı 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 156. maddesinde yapılmıştır. Buna göre, ticari, sınai, zirai ve mesleki faaliyette işyeri; mağaza, yazıhane, idarehane, muayenehane, imalathane, şube, depo, otel, kahvehane, eğlence ve spor yerleri, tarla, bağ, bahçe, çiftlik, hayvancılık tesisleri, dalyan ve voli mahalleri, madenler, taş ocakları, inşaat şantiyeleri, vapur büfeleri gibi ticari, sınai, zirai veya mesleki bir faaliyetin icrasına tahsis edilen veya bu faaliyetlerde kullanılan yerdir. Kanun ifadesinde “gibi” kelimesini kullanılması nedeniyle işyerinin burada sayılan kurumlardan ibret olmadığını anlamaktayız. Burada önemli olan ticari, sınai veya mesleki bir faaliyetin icrasına tahsis edilen veya bu faaliyetlerde kullanılan bir yer olmasıdır. Bu nedenle Kanun’da sayılmasa bile elektronik ortamda yapılan ticari faaliyet için de bir işyerinden söz edilebilir(6). Ancak sınırlı bazı işlemler yapıldığı gerekçesiyle ATM olarak bilinen otomatik ödeme makineleri Gelir İdaresi Başkanlığı’nca işyeri olarak değerlendirilmemiştir. İdarenin bu değerlendirmesine katılmakla birlikte gerekçe olarak işlemlerin sınırlı yapılması değil asıl işyerine bağlı olarak elektronik ortamda yapılan işlemlere dayanmasının daha uygun olduğu düşünülmektedir. Zira şubelerde de işlem yetkisi sınırlı olmasına rağmen şubeler Kanun’da işyeri sayılmaktadır(7). Tüzel kişi olarak faaliyette bulunacak bazı mükellefler işleri canlanıncaya kadar şirket müdürünün veya ortağının ikametgah adresini şirket adresi olarak gösterebilmektedirler. Ancak vergi daireleri, şirket ana sözleşmesindeki şirket müdürünün veya ortaklardan birinin ikametgah adresinin işyeri adresi olarak kabulünün mümkün olmadığı gerekçesiyle mükellefiyet kayıtlarını yapmaması üzerine, yayınlanan iç genelgeyle, faaliyet konusu ayrı bir işyeri açılmasını gerektirmeyecek nitelikte örneğin danışmanlık, komisyonculuk vb. ise ikametgah adreslerinin işyeri olarak kabul edilerek mükellefiyet kaydının yapılabileceği duyurulmuştur(8). Bu konu ile ilgili olarak verilen bir kararda Danıştay, iş merkezi İngiltere’de bulunan ve kendi ülkesi yasalarına göre yat turizmi yapan &#8230; İnternational Ltd.’nin, Turizm Bakanlığı’nın izni ile Türkiye’de bulundurduğu yatlarla, Türkiye dışından temin ettiği müşterilere verdiği hizmet dolayısıyla dar mükellef sayılması nedeniyle, acentası olarak Türkiye’deki işlerini yürüten davacı adına daimi temsilcisi sıfatıyla 2001 takvim yılı için re’sen salınan vergi ziyaı cezalı kurumlar vergisi ve hesaplanan fon payına karşı açılan davada;  yatı sefere hazır olarak bulundurmak, yatçıların yata nakillerini ve gerekli kumanyayı sağlamak, kılavuzluk yapmak gibi hizmetleri belli bir ücret karşılığı yerine getiren acentaların, bir takım bilgi ve belgelerin Türk makamlarına iletilmesiyle ilgili olarak görevli ve muhatap kılındığı anlaşıldığından davacının daimi temsilci sıfatını haiz olmadığı, işyerinin varlığı esasına göre vergilendirmeyi öngören çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması uyarınca da, yabancı yat işletmesinin; seyahat acentalığını üstlenen davacı şirket aracılığıyla işlerini yürütmesi Türkiye’de işyeri sayılmadığından yapılan tarhiyatta hukuka uygunluk görülmediği gerekçesiyle kaldıran Aydın Vergi Mahkemesi’nin Kararı’na(9) karşı yapılan temyiz başvurusunu aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle reddeden Danıştay Üçüncü Dairesi’nin Kararı’na(10) karşı yapılan davalı idarenin karar düzeltme istemi kabul edilerek ve söz konusu karar kaldırılarak yeniden incelenen temyiz istemi üzerine;  yabancı kuruma ait olan ticari amaçlı yatların her biri; kullanıcılarına ya da müşterilerine yurt dışında pazarlansa dahi, Türkiye’de bulundurulmaları ve kullanılmış olmaları, hizmetin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisindeki kara sularında verilmiş olması karşısında, VUK’un 156. maddesi kapsamında işyeri konumunda olup, dar mükellef kurumun vergilendirilmesinde çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmasına aykırılık bulunmadığına karar vermiştir(11). Bu kararla Danıştay, ticari amaçlı kullanılan yatları işyeri kapsamında değerlendirmiştir. b- Daimi Temsilci 5520 sayılı Kanun’un 3. fıkrasının 4. bendinde Türkiye’de daimi temsilci bulundurulması konusunda 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. 193 sayılı Kanun’un 8. maddesine göre daimi temsilci, bir hizmet veya vekalet akdi ile temsil edilene bağlı olup, onun nam ve hesabına muayyen veya gayrimuayyen bir müddetle veya mütaaddit ticari muameleler ifasına yetkili bulunan kimse olarak tanımlanmıştır. Aşağıda yazılı kimseler ise başkaca şartlar aranmaksızın temsil edilenin daimi temsilcisi sayılırlar. &#8211; Ticari mümessiller, tüccar vekilleri ve memurları ile Ticaret Kanunu’nun hükümlerine göre acenta durumunda bulunanlar; &#8211; Temsil edilene ait reklam giderleri hariç olmak üzere giderleri devamlı olarak kısmen veya tamamen temsil edilen tarafından ödenenler; &#8211; Mağaza veya depolarında temsil edilen hesabına konsinyasyon suretiyle satmak üzere devamlı olarak mal bulunduranlar.                                   Bir kimsenin birkaç kişiyi aynı zamanda temsil etmesi daimi temsilcilik vasfını değiştirmez. Türkiye’de işyeri açarak veya daimi temsilci vasıtasıyla elde edilen kazançlarda süreklilik söz konusudur. Türkiye’de bu şekilde faaliyette bulunarak ticari kazanç elde eden yabancı kurumlar defter tutmak, belge kullanmak, katma değer vergisi, gerektiğinde muhtasar ve yılık beyanname vermek zorundadır. Bir başka ifadeyle, Türkiye’de işyeri açarak veya daimi temsilci bulundurarak ticari  faaliyette bulunanlar bu faaliyetlerinden sağladıkları gelirleri dolayısıyla tam mükellef kurumlar gibi hareket ederler ve muamele görürler(12).     İş yeri anlatılırken yukarıda bahsi geçen kararında Danıştay(13) … davacı ile &#8230; İnternational Ltd. arasında düzenlenen sözleşmede acentalık ilişkisinin var olduğunun açıkça ifade edildiği ve 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu, Turizm Teşvik Yönetmeliği ile Yat Turizmi Yönetmeliği gereği, yat işletmeciliği kapsamında kullanılan Bakanlıktan belgeli yabancı bayraklı yatlar, ücret ve navlun mukabili liman içinde ve Türk Limanları arasında yolcu taşımacılığı yapamayacaklarından, bu yat işletmelerinin Türkiye’de temsil ve hizmetlerini üstlenen davacının daimi temsilci sıfatını haiz olduğuna karar vererek 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 37. maddesi ile her türlü ticari ve sınai faaliyetten doğan kazancın ticari kazanç olarak nitelendirileceğinin öngörülmüş olması karşısında dar mükellef kurumun bu kapsama giren yat işletmeciliği faaliyetinden elde edilen gelir ticari kazanç olarak değerlendirileceğinden vergi mahkemesince, matrahın miktarı incelenerek yeniden karar verilmek üzere kararın bozulmasına karar vermiştir. Bu kararında da Danıştay, sözleşmede yazan acentalık ifadesi ile Türkiye’de temsil ve hizmet yürütülmesi nedeniyle daimi temsilcilik sıfatının var olduğuna karar vermiştir. Aynı şekilde Danıştay 3. Dairesi,  iş merkezi Almanya’da bulunan ve kendi ülkesi yasalarına göre yat turizmi yapan &#8230; Gmbh.’nin, Turizm Bakanlığı’nın izni ile Türkiye’de bulundurduğu yatlarla, Türkiye dışından temin ettiği müşterilere verdiği hizmet dolayısıyla dar mükellef sayılması nedeniyle, acentası olarak Türkiye’deki işlerini [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yıllık izin dönemi başladı</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/yillik-izin-donemi-basladi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 19 Jun 2011 17:13:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[senelik izin süreleri]]></category>
		<category><![CDATA[yıllık izin]]></category>
		<category><![CDATA[yıllık izne hak kazanma]]></category>
		<category><![CDATA[yol izni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=996</guid>

					<description><![CDATA[Bir yıl boyunca çalışan insanın beden ve ruh sağlığı açısından gerekli olan dinlenme ihtiyacı, anayasa ile güvence altına alınmış durumda. Bu bağlamda çalışanların yıllık ücretli izin hakkı, temelini anayasadan alan, şahsın öz varlığına dayalı bir hak olup, yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemiyor. YILLIK İZİN SÜRELERİ Yıllık ücretli izin süresi, işçinin çalıştığı işyerindeki hizmet süresine göre belirleniyor. Hizmet süresi; &#8211; Bir yıldan beş yıla kadar (beş yıl dahil) olanlar için ondört iş gününden, &#8211; Beş yıldan fazla onbeş yıldan az olanlar için yirmi iş gününden, &#8211;  Onbeş yıl (dâhil) ve daha fazla olanlar için yirmialtı iş gününden, az olamıyor. Bu süreler asgari izin süreleri olup, toplu iş sözleşmeleri veya bireysel hizmet sözleşmeleri ile artırılması mümkün. Ayrıca, 18 ve daha küçük yaştaki işçilerle 50 ve daha yukarı yaştaki işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi 20 iş gününden az olamıyor. İzin süresine rastlayan ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri izin süresinden sayılmıyor. Bu günlerin, yukarıda belirtilen izin sürelerine eklenmesi gerekiyor. İZNE HAK KAZANMA İşyerinde işe başladığı tarihten itibaren, deneme süresi de dahil olmak üzere en az bir yıl çalışmış olan işçi yıllık ücretli izne hak kazanıyor. Bir yıllık sürenin hesabında işçinin, aynı işverenin bir veya çeşitli işyerlerinde çalıştığı süreler birleştirilerek göz önüne alınıyor. Gelecek izin hakları için bir önceki izin hakkının doğduğu günden başlayarak bir yıl geçmesi gerekiyor. Uygulamada en çok karıştırılan konu beşinci yılın izninin ondört işgünü mü yoksa yirmi iş günü mü olduğu konusu. Birçok çalışan beş yıllık çalışma süresinin sonunda kullanacağı iznin yirmi gün olduğunu sanıyor. Oysa çalışma süresinin altıncı yılında kullanılan izin beşinci yılın izni olup, ondört gün olarak kullanılması gerekiyor. İZİN SÜRESİ BÖLÜNEMEZLİĞİ Yıllık ücretli izin işveren tarafından bölünemiyor. Yıllık ücretli iznin, izin süreleri içinde kesintisiz bir şekilde verilmesi zorunlu olup, ancak tarafların rızasıyla, bir bölümü on günden az olmamak üzere en çok üçe bölünebiliyor. İşveren tarafından yıl içinde verilmiş bulunan diğer ücretli ve ücretsiz izinler veya dinlenme ve hastalık izinleri yıllık izne mahsup edilemiyor. YOL İZNİ İşçi yıllık ücretli iznini işyerinin bulunduğu yerden başka yerde geçirecekse, talep etmesi ve bu hususu belgelemesi koşuluyla, gidiş ve dönüşlerinde yolda geçecek süreleri karşılamak üzere, işveren işçiye toplam dört güne kadar ücretsiz yol izni vermek zorunda. İZİN ÜCRETİNİN ÖDENME ZAMANI İşveren, yıllık ücretli iznini kullanan işçiye, yıllık izin dönemine ilişkin ücretini, işçinin izne başlamasından önce peşin olarak ödemek ya da avans olarak vermek zorunda. Yıllık ücretli izin süresine rastlayan hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin ayrıca ödenmesi gerekiyor. Yıllık izin ücreti sigorta primine tabi olup, sigorta primi işçi ve işveren paylarının ödenmesine devam edilir. Beş yıllık çalışma süresi olan kişinin izin süresi İŞE giriş tarihim 15 Haziran 2006. 2011 Temmuz ayı içerisinde yıllık iznimi kullanmak istiyorum. İzin sürem kaç gündür? Bana göre yıllık izin sürem 20 gün. Ancak firmamızın insan kaynaklarından 14 gün olduğunu söylüyorlar. 20 günlük yıllık izin süremi hangi tarihten itibaren kullanabilirim? Mustafa Altay İş Kanununa göre, ilk yılın iznine işe başlanılan tarihten itibaren deneme süresi de içinde olmak üzere bir yıl çalıştıktan sonra hak kazanılıyor. Gelecek izin hakları için gereken bir yıllık hizmet süresi de bir önceki izin hakkının doğduğu günden başlayarak gelecek hizmet yılına doğru hesaplanıyor. 15 Haziran 2006 işe başlama tarihinize göre, arada hiç boşluğunuz olmadığını varsaydığımızda, 15 Haziran 2011 tarihinde işyerinde beş yıllık çalışma süreniz dolmuş oluyor ve bu tarihten itibaren beşinci çalışma yılınızın iznine hak kazanıyorsunuz. Kanuna göre, hizmet süresi bir yıldan beş yıla kadar (beş yıl dahil) olanlar için öngörülen izin süresi ondört gündür. Buna göre 2011 Temmuz ayında kullanmayı düşündüğünüz yıllık izin, beşinci çalışma yılınızın izni olup, 14 gündür. 15 Haziran 2011 tarihinden sonra geçecek bir yılın sonunda hak edeceğiniz izin süresi ise 20 gün olacaktır. Yıllık izinde çalışma yasağı YILLIK ücretli izin kullanmakta olan işçinin izin süresi içinde başka bir işyerinde ücret karşılığı çalışması yasaktır. İşçinin yıllık ücretli izin süresi içinde ücret karşılığı bir işte çalıştığı anlaşılırsa, bu izin süresi içinde kendisine ödenen ücret işveren tarafından geri alınabilir. Hatta işverenin, izin süresi içinde başka bir işyerinde çalışan işçiyi İş Kanunun 25. maddesinin II/e bendine göre (işçinin, işverenin güvenini kötüye kullanması, doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışta bulunması) tazminatsız olarak işten çıkarması söz konusu olabilir. Metin Taç/Sezgin Özcan http://www.aksam.com.tr/yillik-izin-donemi-basladi-2635y.html]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YMM veya SMMM&#8217;ler Kendi E-Beyanname Şifreleri İle Mükelleflerinin Borçlarını Sorgulayabilecekler</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/ymm-veya-smmmler-kendi-e-beyanname-sifreleri-ile-mukelleflerinin-borclarini-sorgulayabilecekler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Jun 2011 14:23:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[YMM-SMMM-SM-Stajerler]]></category>
		<category><![CDATA[e beyanname yetki formu]]></category>
		<category><![CDATA[gib]]></category>
		<category><![CDATA[YETKİ FORMU]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=992</guid>

					<description><![CDATA[E-Beyanname uygulamasınının en çok eleştirilen yönlerinden birisi Meslek Mensuplarının kendi şifresi ile beyannamelerini verdikleri mükelleflerinin borç sorgulama, dilekçe verme ve bilgi girişi işlemlerinin yapamamalarıydı. Meslek mensupları bu işlemleri yerine getirebilmek için mükelleflerine ayrıca bir e-beyanname şifresi aldırmakta ve bu durumda her defasında her mükelefi için yeniden giriş yapma gerekliliği ortaya çıkarıyor ve bunun yanında Gelir İdaresi Başkanlığının verdiği mükellef şifrelerini daha sonra sorgulamaması nedeniyle beyanname imzalatma yükümlülüğü bulunan mükelleflerin Meslek Mensubu kullanmadan kendi şifreleri ile beyanname göndermelerine yol açıyordu. Gelir İdaresi Başkanlığı yaptığı düzenleme ile bu sıkıntılara son verdi. Artık Meslek Mensupları mükellefleri tarafından vergi dairesine &#8221; İNTERNET HİZMETLERİ KULLANIMINA İLİŞKİN YETKİ VERME FORMU&#8221; nun verilmesini sağlayarak Meslek Mensubu E- Beyanname Şifresi ile mükelleflerinin &#8220;Borç Sorgulama, Dilekçe Verme ve Bilgi Girişi&#8221; işlemlerini gerçekleştirebilecektir. Konuya İlişkin GİB açıklaması aşağıda sunulmuştur. Yeni İnternet Vergi Dairesi ile başkasının adıma işlem yapabilmesi için neler yapmam gereklidir? Yetki Verme Nedir? Yeni İnternet Vergi Dairesi&#8217;nin özelliklerinden biri olan &#8220;Başkası Adına İşlem Yapma&#8221;, ancak yetki verme ile mümkün olmaktadır. Örneğin bir meslek mensubuna (SM, SMMMM) sizin adınıza işlem yapma yetkisi verdiğinizde, musabeciniz kendi hesabı ile sizin işlemlerinizi de gerçekleştirebilecektir. Bunun için önce bir form doldurarak ne tür yetkiler vermek istediğinizi belirtmelisiniz.   Yetki Verme Formu İnternet Hizmetleri Kullanımına İlişkin Yetki Verme Formunu buraya tıklayarak edinebilirsiniz.   Yetki Verme işleminin gerçekleşmesi için İnternet Hizmetleri Kullanımına İlişkin Yetki Verme Formunu doldurup bağlı olduğunuz vergi dairesine teslim etmelisiniz. Yetki formunda bulunan tüm alanların eksiksiz bir şekilde doldurulması gerekmektedir. Formda hem yetki veren hem de yetki verilen kişiye ait bilgiler istenmektedir. Formda bulunan &#8220;Vergi Kimlik Numarası&#8221; alanına, T.C vatandaşı olan gerçek kişiler, T.C kimlik numaralarını yazmalıdır.   Formda bulunan &#8220;Adı Soyadı / Unvanı&#8221;, &#8220;Doğum Yeri / Tüzel Kişilerde Kanuni Merkezi&#8221;, &#8220;Doğum Tarihi / Tüzel Kişilerde Kuruluş Tarihi&#8221; alanlarına sırasıyla; gerçek kişiler ad soday, doğum yeri, doğum tarihi bilgilerini girerken tüzel kişiler ünvan, resmi kuruluş yeri ve kuruluş tarihi bilgilerini girmelidir. Yukarıda belirtilen alanların yanısıra formdaki diğer alanlar doldurulurken yetki veren ve/veya yetki verilen kişi bir adi ortaklık şeklindeki mükellef ise bu ortaklığa ait bilgiler kullanılmalıdır. Formun bir diğer bölümü olan &#8220;Yetki Çeşidi&#8221; kısmında yetki verilen kişinin, yetkiyi veren adına hangi işlemleri yapmaya yetkili olacağı belirtilmelidir. Burada en az bir kutucuğu işaretlemelisiniz. Bunun yanısıra her üç kutucuğu da işaretleyebilirsiniz. Burada bulunan &#8220;Sorgulama&#8221;, yetki verilen kişinin mükellef adına sadece sorgulama işlemlerini yapabiliceğini belirtmektedir. &#8220;Dilekçe Verme&#8221;, mükellef adına &#8220;Borcu Yoktur Yazısı&#8221; vb. dilekçeleri almak için kullanılır. &#8220;Bilgi Girişi&#8221; ise mükellefe ait YMM, Belge Basım, Fatura/Çek vb. bilgilerin girilmesi ile ilgilidir. Form eksiksiz bir şekilde doldurulup koşullar okunduktan sonra hem yetki veren hem de yetki verilen kişi tarafından imzalanmalıdır. Yeki formunu imzalayıp vergi dairesine teslim ederek formda yazılı bulunan koşulları kabul ve taahhüt etmiş olursunuz. Yetki verme formunun teslim edilmesinin ardından yetki verilen kişi başkası adına işlem yapmaya başlayabilir. Başkası Adına İşlem Yapma Kendisine, başkası adına işlem yapma yetkisi verilen kişi, İnternet Vergi Dairesinde kendi hesabına giriş yaptıktan sonra kolayca adına işlem yaptığı mükellefi değiştirebilir. Bunun için kendi hesabını kapatıp yeniden başka bir hesapla giriş yapmak zorunda kalmaz. Eğer başkası adına işlem yapma yetkiniz varsa İnternet Vergi Dairesine giriş yaptıktan sonra sağ tarafta giriş bilgilerinizin göründüğü kısımda &#8220;Değiştir&#8221; düğmesi belirir. Aşağıdaki resimde bu kısım görülmektedir. Bu düğmeye tıklandığında yeni bir sayfaya yönlendirilirsiniz. Burada size yetki vermiş mükelleflerin listesini göreceksiniz. Adına işlem yaptığınız mükellefi değiştirmek için mükellefi listeden seçip &#8220;Tamam&#8221;a tıklayın. Bu andan itibaren yaptığınız tüm işlemler seçtiğiniz mükellef adına yapılacaktır. Tabi yapabileceğiniz işlemler seçtiğiniz mükellefin size vermiş olduğu yetkilerle sınırlıdır. www.gib.gov.tr]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enflasyon Düzeltmesinden Kaynaklanan Geçmiş Yıl Zararlarının Geçmiş Yıl Kârlarından Mahsubu</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/enflasyon-duzeltmesinden-kaynaklanan-gecmis-yil-zararlarinin-gecmis-yil-karlarindan-mahsubu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Jun 2011 14:09:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[enflasyon düzeltmesi]]></category>
		<category><![CDATA[enflasyon muhasebesi]]></category>
		<category><![CDATA[geçmiş yıl karları]]></category>
		<category><![CDATA[geçmiş yıl zaraları]]></category>
		<category><![CDATA[vuk mükrerrer 298.madde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=989</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazımızda enflasyon düzeltmesinden kaynaklanan geçmiş yıl zararlarının yol açtığı bir vergisel sonuca işaret etmekteyiz. Enflasyon muhasebesi ve hatta enflasyon artık geçmişte kaldı. I- GİRİŞ Bununla beraber 2003 yılında uygulanan miladi nitelikteki enflasyon düzeltmesi ve 2004 yılında gerçekleştirilen enflasyon muhasebesinin sonuçları mali tablolarda yer almakta ve halen vergi matrahlarını etkilemektedir. 5024 sayılı Kanun(1) ile Vergi Usul Kanunu’na geçici 25. madde eklenmiş ve aynı Kanun’un mükerrer 298. maddesi değiştirilmiştir. Yapılan bu değişiklikler ile enflasyon düzeltmesi kavramı vergi mevzuatındaki yerini almıştır. Kazancını bilanço esasına göre tespit eden mükellefler, Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298. maddesi hükümleri gereğince 2004 yılından itibaren fiyat endeksindeki artışın içinde bulunulan dönem dahil son üç hesap döneminde %100’den, içinde bulunulan hesap döneminde %10’dan fazla olması halinde mali tablolarını enflasyon düzeltmesine tabi tutacaklardır. Ancak 2004 yılına ilişkin enflasyon kâr/zararının doğru hesaplanabilmesi için 2004 yılına kadar gerçekleşmiş olan enflasyonun mali tablolara etkisinin ayrıca hesaplanması gerekmektedir. Bu gereklilik de Vergi Usul Kanunu’na eklenen geçici 25. madde ile yerine getirilmiştir. Söz konusu madde hükümlerine istinaden kazançlarını bilânço usulüne göre tespit eden mükellefler 31.12.2003 tarihli bilânçolarında yer alan parasal olmayan kıymetlerini Toptan Eşya Fiyat Endeksini kullanarak düzeltme işlemine tabi tutmuşlardır. II- ENFLASYON DÜZELTMESİ FARKLARININ MUHASEBE KAYITLARI VE KURUMLAR VERGİSİ MATRAHIYLA İLİŞKİSİ Mükellefler, Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298, maddesi hükümlerine istinaden yapmış oldukları enflasyon düzeltmesi sonucunda oluşan enflasyon düzeltme farklarını ilgili kıymetlere ilişkin fark hesaplarına ve 698 Enflasyon Düzeltme hesabına kaydetmişlerdir. 698 Enflasyon Düzeltme hesabının bakiyesini ise 648 Enflasyon Düzeltme Kârları/658 Enflasyon Düzeltme Zararları hesabına kaydederek dönem kâr/zararına, dolayısıyla kurumlar vergisi matrahlarına dahil etmişlerdir. Vergi Usul Kanunu’nun geçici 25. maddesi hükümlerine göre 31.12.2003 tarihli mali tablolar baz alınarak yapılan enflasyon düzeltme işlemi miladi bir uygulama olduğundan mükellefler 698 Enflasyon Düzeltmesi hesabının bakiyesini 570 Geçmiş Yıl Kârları / 580 Geçmiş Yıl Zararları hesabına kaydetmişlerdir. Bir başka deyişle miladi nitelikte olan 31.12.2003 tarihli enflasyon düzeltme işlemi neticesinde oluşan kârlar vergiye tabi tutulmamış zararlar ise vergiye tabi kârdan indirilmemiştir. Nitekim Vergi Usul Kanunu’nun geçici 25. maddesinin 3. fıkrasının (g) bendi aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir: “31.12.2003 tarihli bilânçonun düzeltilmiş aktif toplamından düzeltilmiş sermaye, düzeltilmiş hisse senetleri ihraç primleri ve düzeltilmiş hisse senedi iptal kârları ile borç toplamının çıkarılması sonucu bulunan fark, geçmiş yıllar kâr/zararı hesabında gösterilir. Bu şekilde tespit edilen geçmiş yıl kârı vergiye tâbi tutulmaz, geçmiş yıl zararı ise zarar olarak kabul edilmez. Pasif kalemlere ait enflasyon fark hesapları, herhangi bir suretle başka bir hesaba nakledildiği veya işletmeden çekildiği takdirde, bu işlemlerin yapıldığı dönemlerin kazancı ile ilişkilendirilmeksizin, bu dönemde vergiye tâbi tutulur. Ancak öz sermaye kalemlerine ait enflasyon farkları düzeltme sonucu oluşan geçmiş yıl zararlarına mahsup edilebilir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sermayeye ilave edilebilir; bu işlemler kâr dağıtımı sayılmaz.” Enflasyon düzeltme işleminde aktif karakterli parasal olmayan kıymetlerin endekslenmesinden kâr, pasif karakterli parasal olmayan kıymetlerin endekslenmesinden ise zarar oluşmaktadır. Pasif karakterli parasal olmayan kıymetlerin tamamına yakını özsermaye hesapları olduğundan, 31.12.2003 tarihli bilânçolarını enflasyon düzeltme işlemine tabi tutan mükelleflerden özsermayesi güçlü olanların düzeltme sonrası bilançolarında enflasyondan kaynaklanan geçmiş yıl zararları çıkmıştır. Mükellefler özkaynakları içinde yüklü zararlar yer almasını özellikle finans kurumlarıyla ilişkileri bakımından uygun görmediklerinden yukarıda yer verilen madde hükmünden yararlanarak enflasyon düzeltmesinden kaynaklanan geçmiş yıl zararlarını özsermaye kalemlerine ait enflasyon farklarından mahsup etmişlerdir. Benzer şekilde bilançolarda enflasyon düzeltmesi neticesinde oluşan geçmiş yıl zararları,  sonraki yıllarda oluşan vergilendirilmiş kazançlardan da mahsup edilmiştir. Bu işlemde amaç, zararların işletmenin faaliyet sonuçlarına ilişkin olumsuz etkisinin giderilmesi olduğu kadar, Türk Ticaret Kanunu’nun gereğinin yerine getirilmesidir. Zira Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kâr dağıtımından önce bilançodaki zararların kapatılması gerekmektedir. Ancak söz konusu mahsup işlemi son dönemlerde vergi inceleme elemanlarınca eleştirilerek mükelleflere ağır vergi tarhiyatları yapılmaktadır. İnceleme elemanları Vergi Usul Kanunu’nun geçici 25. maddesinin “31.12.2003 tarihli bilânçonun düzeltilmiş aktif toplamından düzeltilmiş sermaye, düzeltilmiş hisse senetleri ihraç primleri ve düzeltilmiş hisse senedi iptal kârları ile borç toplamının çıkarılması sonucu bulunan fark, geçmiş yıllar kâr/zararı hesabında gösterilir. Bu şekilde tespit edilen geçmiş yıl kârı vergiye tâbi tutulmaz, geçmiş yıl zararı ise zarar olarak kabul edilmez.” şeklindeki düzenlemesinde yer alan “zarar kabul edilmez” hükmünce,  bu zararların bilançoda “yok” sayılması gerektiğini iddia etmektedirler. Bu zararların bilançodan silinmesi için sonraki yıllarda oluşan vergilendirilmiş kârlardan mahsup edilmesi işlemini kâr dağıtımı olarak değerlendirmekte ve (Gelir Vergisi Kanunu’nun 94/6-b-ii maddesi hükümlerince) cezalı olarak kâr dağıtım stopajı tarh etmektedirler. Enflasyon düzeltmesi uygulamalarına ilişkin olarak Türk Ticaret Kanunu’nda herhangi bir hüküm yer almamaktadır. Ancak söz konusu Kanun’un gereklerine uygun olarak yerine getirilen genel kurul toplantılarında, sermaye artırımı işlemlerinde özvarlığın mevcudiyetini koruyup korumadığına ilişkin hesaplamalarda, birleşme, devir ve bölünmelere ilişkin bilirkişi raporlarındaki özvarlık tespiti ve değişim birimi hesaplamalarında esas alınan bilânçoların tamamı 2003 ve 2004 yılında yapılmış enflasyon düzeltmesinin izlerini taşımaktadır. Örneğin şirketin teknik iflas durumunda olup olmadığı, devir, bölünme gibi işlemlerde şirketlerin sözvarlığının hesaplanması düzeltilmiş mali tablolar baz alınarak yapılmakta, enflasyon farkları, enflasyon neticesinde oluşan geçmiş yıl kâr ve zararları, bilânçodaki değerleriyle dikkate alınmaktadır. Tüm bu işlemler Vergi Usul Kanunu’na göre yapılmış enflasyon düzeltmelerinin Türk Ticaret Kanunu açısından da hüküm ifade ettiğini gösteren, bu yönde hiçbir aksi anlayışın mevcut olmadığını ispat eden unsurlardır. Kâr dağıtımı işlemi tamamen bilânço kârlılığı dikkate alınarak yapılan bir işlemdir. Türk Ticaret Kanunu hükümleri gereğince bilânçosunda geçmiş yıl zararı bulunan şirketlerin öncelikle bu zararları kapatmaları beklenir. Nitekim Eski Baş Hesap Uzmanı Nazmi KARYAĞDI da “Tüm Yönleriyle Kâr Dağıtımı” kitabının “Sermaye Şirketlerinde Kâr Dağıtımı” bölümünde “&#8230; Geçmiş yıllara ilişkin zararlar kapatılmadan kâr dağıtımı yapılamayacağı Türk Ticaret Kanunu’nun en temel ilkelerinden biri olduğu için net dönem kârı kavramı geçmiş yıl zararlarının indirim konusu yapılarak ulaşılan içinde bulunulan döneme ait net kârı ifade etmektedir.”(2) diyerek konuya ilişkin net bir izahta bulunmuştur. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere enflasyon düzeltmesi işlemlerinin yapıldığı 2003 ve 2004 yılını takip eden dönemlerde ticari kârı olan işletmeler kâr dağıtımı yapmak istediklerinde enflasyon düzeltmesinden kaynaklanan zararları bu kârlarından mahsup etmeden kâr dağıtımı yapamamışlardır. Miladi nitelikteki 2003 yılı düzeltmesinde ortaya çıkan geçmiş yıl zararlarının başka bir hesaba nakledilmesi ve/veya ileride oluşacak kârlardan mahsup edilmesine ilişkin herhangi bir kısıtlama mevcut değildir. Ne geçici 25. maddede ne de mükerrer 298. maddede bu konuda kısıtlayıcı bir hüküm bulunmamaktadır. İnceleme elemanlarının dayanak yaptığı madde metninde son derece açık bir şekilde ifade edildiği üzere, “Bu şekilde tespit edilen geçmiş yıl kârı vergiye tâbi tutulmaz, geçmiş yıl zararı ise zarar olarak kabul edilmez” hükmü, bu şekilde hesaplanan geçmiş yıl zararının mali zarar olarak nitelendirilmeyeceği ve izleyen yılların kârlarından mali zarar olarak mahsup edilmeyeceği gerçeğini düzenlemektedir. Bu hükmün, “bu zararlar bilânçoda yok sayılır” şeklinde anlaşılmasının çok zorlama bir yorum olduğu aşikârdır. Vergi Usul Kanunu’nun geçici 25. maddesi hükümlerince gerçekleştirilen enflasyon düzeltme işlemi neticesinde oluşan geçmiş yıl zararlarının bilânçoda “yok” sayılması bir yana bu zararların 2004 yılı kurumlar vergisi matrahına bile etkisi olmuştur. Zira 2004 yılı enflasyon düzeltmesi yapılırken 31.12.2003 bilânçosundan devreden bu geçmiş yıl zararları taşıma katsayısı ile endekslenmiş ve bu endeksleme işlemi neticesinde oluşan kâr (geçmiş yıl zararları borç karakterli bir hesap olduğundan endekslenmesi sonucunda kâr oluşmuştur)  kurumlar vergisi matrahına dahil edilmiştir. Görüldüğü üzere takip eden dönemlerin vergi matrahını bile değiştiren bir zararın bilânçoda yok sayılması görüşüne katılmak mümkün değildir. Zaten böyle bir “yokluk” iddiası işletmelerin bilânçolarının aktif ve pasiflerinin denk olmadığının kabulü anlamındadır ki bu da muhasebenin en temel kavramlarına aykırılık teşkil etmektedir. Kanun’da pasif kalemlere ilişkin enflasyon farkları için açık bir düzenleme vardır. Bu düzenleme yukarıda da bahsedildiği üzere Vergi Usul Kanunu’nun hem geçici 25. maddesinde hem de mükerrer 298. maddesinde yer almaktadır. Bu düzenlemeler şu şekildedir; “Pasif kalemlere ait enflasyon fark hesapları, herhangi bir suretle başka bir hesaba nakledildiği veya işletmeden çekildiği takdirde,  bu işlemlerin yapıldığı dönemlerin kazancı ile ilişkilendirilmeksizin bu dönemde vergiye tabi tutulur. Ancak özsermaye kalemlerine ait enflasyon farkları düzeltme sonucu oluşan geçmiş yıl zararlarına mahsup edilebilir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sermayeye ilave edilebilir, bu işlemler kâr dağıtımı sayılmaz.” Enflasyon düzeltmesi sonucu oluşan geçmiş yıl zararları pasif kalemlere ait bir enflasyon farkı değil, enflasyon düzeltmesi işlemi neticesinde oluşan bir denkleştirme hesabıdır. Bu hesap, geçmiş dönemlerde yaşanan enflasyonun yarattığı kümülatif etkiyi mali tabloya yansıtan hesaptır(3). Pasif kalemlere ait enflasyon farklarının başka bir hesaba nakledilemeyeceği yönünde açık bir düzenleme mevcutken, düzeltme sonucu oluşan geçmiş yıl zararları için böyle bir düzenleme mevcut değildir. O halde enflasyon düzeltmesi sonucunda oluşan geçmiş yıl zararlarının, sonraki yıllarda oluşan vergilendirilmiş kârlardan mahsup edilerek bilânçodan silinmesinde hiçbir sakınca olmaması gerekir. İnceleme elemanlarının tarhiyat gerekçesi olarak ileri sürdükleri bir diğer argüman ise yapılan mahsup işlemiyle dağıtabilir kârın azaltıldığı şeklindedir. Bilindiği üzere stopaj yoluyla bir vergi olması için nakden veya hesaben bir ödeme yapılmaması icap eder. Hesaben ödeme Gelir Vergisi Kanunu’nun 96. maddesinde “vergi tevkifatına tabi kazanç ve iratları ödeyenleri istihkak sahiplerine karşı borçlu durumda gösteren her türlü kayıt ve işlem” olarak tanımlanmıştır. Yukarıda sözü edilen mahsup işleminde nakden veya hesaben hiçbir ödeme yok iken dağıtılabilir kârın bu yolla azaltıldığından bahisle stopaj uygulamak (ortağın gerçek kişi mi, kurum mu olduğu dar mükellef mi tam mükellef mi olduğu hususlarıyla ilgilenmeksizin) bize göre bir yorum ve anlayışa Kanun’un üstünde bir anlam yüklemek, kanun koyucunun iradesini aşmak anlamına gelir. III- SONUÇ Geçici 25. maddedeki “Bu şekilde tespit edilen geçmiş yıl kârı vergiye tâbi tutulmaz, geçmiş yıl zararı ise zarar olarak kabul edilmez.” hükmünün anlamı son derece açıktır. Bu düzenleme, düzeltme neticesinde oluşmuş geçmiş yıl zararlarının mali zarar olarak kabul edilmeyeceğini ifade etmektedir. “Zarar olarak kabul edilmez” hükmünden, “böyle bir zarar yoktur, dolayısıyla bu zararın vergilendirilmiş kârlardan mahsubu, kâr [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zayi Olan veya Değeri Düşen Mallarda KDV’nin Düzeltilmesi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/zayi-olan-veya-degeri-dusen-mallarda-kdv%e2%80%99nin-duzeltilmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Jun 2011 14:06:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KDV]]></category>
		<category><![CDATA[113 nolu kdv tebliği]]></category>
		<category><![CDATA[değeri düşen maller kdv]]></category>
		<category><![CDATA[kdv]]></category>
		<category><![CDATA[kdv kanunu 30.madde]]></category>
		<category><![CDATA[zayi olan kdv]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=986</guid>

					<description><![CDATA[KDV Kanunu’nun 30. maddesinin (c) fıkrasında, “deprem, sel felaketi ve Maliye Bakanlığı’nca yangın sebebiyle mücbir sebep ilan ettiği yerlerdeki yangın sonucu zayi olanlar hariç, zayi olan mallara ait katma değer vergisi”nin mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden indirilemeyeceği hükmüne yer verilmiştir. I- GİRİŞ İndirilen katma değer vergisinin daha sonra indirim hesabından çıkartılarak gider veya maliyet unsuru olarak değerlendirilmesi mükellefler yönünden maddi bir külfettir. Kanun metninde sadece deprem ve sel felaketinin kapsam dışında tutulması yerine daha genişletici anlamda “doğal afetler” ibaresinin kullanılması daha isabetli olurdu. Fırtına, kasırga, çığ düşmesi, toprak kayması gibi doğal afetlerin kapsam dışı tutulmasının anlaşılabilir bir yanı yoktur. Kanun gerekçesinde vergilendirmede emniyeti sağlamak ve malların zayi olduğu gerekçesiyle yaratılabilecek vergi kaybını önlemek amacıyla zayi olan malların katma değer vergisinin indirimine izin verilmediği belirtilmiştir. Vergi mevzuatımızda “zayi olma” kavramı tanımlanmamıştır. Türkçede zayi olma, “kayıp, yitik, yok olma” anlamlarına gelmektedir. Fiziksel, kimyasal, ekonomik nedenlerle veya demirbaş eşyanın normal kullanımı sonucunda eskimesi nedeniyle değerinde meydana gelen azalmaların zayi olma kavramı ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Vergi Usul Kanunu’nun 278. maddesinde yer alan değeri düşen mal kavramı ile zayi olan mal kavramı arasında bir benzerlik bulunmakla birlikte, değeri düşen mallar fiziksel olarak kaybolmamakta, sadece parasal değeri düşmektedir. Zayi olan mallarda ise mal fiziksel olarak tamamen yok olmaktadır.  İmalat veya satış sırasında meydana gelen fireler de zayi olan mal kavramı dışında değerlendirilmektedir. Deprem, sel felaketi ve Maliye Bakanlığı’nca mücbir sebep kabul edilen yangınlar sonucu meydana gelen zayi olma halleri KDV indirimi yönünden bir sorun yaratmadığına göre, geriye çalınma, trafik kazası, yıldırım düşmesi, hava sıcaklığının ani değişiminden kaynaklanan zayiatlar, dolu yağması, fırtına, kasırga, toprak kayması gibi haller ile Maliye Bakanlığı’nın mücbir sebep saymadığı yangınlar sonucu zayi olan malların daha önce indirilen vergilerinin düzeltilmesi söz konusu olacaktır. 113 no.lu KDV Genel Tebliği’nin (E) bölümünde, “mükelleflerin faaliyetlerine ilişkin olarak stoklarında mevcut olan ancak kullanım süresi geçen veya bir başka nedenle kullanılamayacak durumda olan malların, ilgili mevzuat uyarınca teşkil edilen resmi komisyonlar veya Takdir Komisyonu huzurunda imha edilmesi durumunda, bu mallara ilişkin yüklenilen KDV’nin indirilip indirilemeyeceği” hususunda tereddüde düşüldüğü belirtildikten sonra şu açıklamalara yer verilmiştir. “KDV Kanunu’nun (30/c) maddesinde; deprem, sel felaketi ve Maliye Bakanlığı’nın yangın sebebiyle mücbir sebep ilân ettiği yerlerdeki yangın sonucu zayi olanlar hariç olmak üzere, zayi olan mallara ait KDV’nin indirim konusu yapılamayacağı hükme bağlanmıştır. Bu hüküm uyarınca, kullanım süresi geçen veya bir başka biçimde kullanılamayacak hale gelen ve imha edilen mallar, zayi olan mal mahiyetinde olduğundan mükelleflerce bu malların iktisabı dolayısıyla yüklenilen KDV’nin indirim konusu yapılması da mümkün bulunmamaktadır. Bu çerçevede, zayi olan mallara ait yüklenilen ve daha önce indirim konusu yapılan KDV’nin, imha tarihini kapsayan vergilendirme dönemine ait 1 No.lu KDV Beyannamesinin “İlave Edilecek KDV” satırına dahil edilmek suretiyle indirim hesaplarından çıkarılması gerekmektedir.”(1) Mal tabiri satmak amacıyla edinilen varlıkları ifade eder ve Tekdüzen Hesap Planına göre muhasebe kayıtlarında “Ticari Mallar” hesabında gösterilir. Kullanmak amacıyla satın alınan varlıklardan faydalı ömrü bir yıldan fazla olanlar “amortismana tabi iktisadi kıymet”, bir yıldan daha kısa sürede kullanılan varlıklar ise, yedek parça ya da genel gider olarak adlandırılır. Bu nedenle gerek Kanun’un 30/c maddesinde gerekse 113 no.lu Tebliğ’de geçen mal kavramı sadece ticari mal niteliğinde olan varlıklar ile işletme ihtiyaçları için stoklarda tutulan varlıkları ifade etmekte, amortismana tabi olan varlıklar ile genel gider mahiyetinde olup, kullanım ömrü belli bir zaman alan varlıkları ifade etmemektedir.  Danıştay 4. Dairesi(2) 113 no.lu Tebliğ’in (E) bölümünün yürütülmesinin durdurulması ve iptali için yapılan başvuru talebinde; uyuşmazlığın özünü, kullanım süresi geçen veya başka biçimde kullanılamayacak hale gelen ve ilgili mevzuat uyarınca teşkil edilen resmi komisyonlar veya takdir komisyonu huzurunda imha edilen malların zayi mal olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini oluşturduğu, vergi kanunlarında zayi olan mal veya zayi olma kavramlarının ne anlama geldiği hususunda bir açıklamaya yer verilmediğinden zayi olmanın kelime anlamının ortaya konulması gerektiği, zayinin sözlükteki anlamının, kaybolma, yitme, kayıp, yok olmuş, elden çıkmış, mahvolmuş olarak tanımlandığı, zayi olmanın yitmek, kaybolmak olarak tanımlandığının görüldüğü belirtilerek;  “…sebebi ne olursa olsun ilgili mevzuat uyarınca teşkil edilen resmi komisyonlar veya takdir komisyonu huzurunda imha edilen malların yitip gittiği ve yok olduğunun açık olduğu” gerekçesiyle genel tebliğin dava konusu edilen bölümünde hukuka aykırılık görmemiş ve yürütmenin durdurulması talebini oy çokluğu ile reddetmiştir. Ret kararına katılmayan iki üye ise, “kullanım süresinin geçmesi veya diğer nedenlerle kullanılamayacak hale gelen malların takdir komisyonu kararı ile imha edilmesi işleminde mükellefin iradesi dahilinde bir yok etme veya zayi etme olayının söz konusu olmadığı ve işlemin tamamen vergi idaresinin bilgisi dahilinde ve onun kararı ile gerçekleştiğinden Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 30/c maddesinde öngörülen anlamda bir zayi olan maldan söz edilemeyeceği” gerekçesiyle çoğunluk görüşüne katılmamıştır. II- ZAYİ OLAN MALLARA AİT KDV’NİN DÜZELTİLMESİ 23 Haziran 2010 tarih ve 57 no.lu KDV Sirküleri’nde, imalatta kullanılmak için satın alınan ancak imalata verilmeden çürüme, çatlama, bozulma ve benzeri nedenlerle imalatta kullanılamayan hammadde ve malzemelerin, son kullanma tarihi geçen gıda maddelerinin, kullanımı yasaklanan ilaçların, şirket politikası gereği satışı mümkün olmadığından imha edilen malların,  kullanım (raf) ömrünü tamamladığı için imha edilen araç lastiklerinin zayi olan mal niteliğinde bulunduğu,  bu tür mallar için yüklenilen KDV’nin indirim konusu yapılamayacağı, daha önce indirim konusu yapılan KDV’nin indirilemeyecek KDV haline dönüştüğü vergilendirme döneminde, “İlave Edilecek KDV” satırına dahil edilmek suretiyle indirim hesabından çıkartılması gerektiği belirtilmiştir. 57 no.lu KDV Sirküleri’nde “Zayi Olan Mallara Ait KDV” başlığı altında, “zayi olan mal kavramı hakkında aşağıdaki açıklamalar yapılmış ve KDV indirimi konusunda malların zayi olması sonucu meydana gelen kayıplar ile malların değerinin düşmesi sonucu meydana gelen kayıplar birbirinden ayrılarak, zayi olan mallara ait KDV’nin indirilemeyeceği, ancak malın tamamen yok olmaması ancak çeşitli nedenlerle değerinin düşmesi halinde bu malların iktisabı dolayısıyla yüklenilen KDV’nin indirim konusu yapılabileceği”(3) belirtilmiştir. Açıklama şöyledir:  “KDV sisteminde alış belgelerinde gösterilen verginin indirilmesi, bu malların satışı sırasında mala eklenen değerin vergilendirileceği düşüncesine dayanmaktadır. 1 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nde, zayi olan mallar için satış ve dolayısıyla yaratılan bir katma değer olmayacağından, bu mallara ilişkin alış vesikalarında gösterilen verginin indirilmesinin, zayi olan mallar üzerindeki vergi yükünü tamamen ortadan kaldıracağı; bu nedenle, Kanun’un 30/c maddesi uyarınca, zayi olan malların alış vesikalarında gösterilen KDV’nin mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan KDV den indirilemeyeceği” belirtilmiştir(4). Öte yandan aynı bentte, deprem, sel felaketi ve Maliye Bakanlığı’nın yangın sebebiyle mücbir sebep ilân ettiği yerlerdeki yangın sonucu zayi olan mallar nedeniyle yüklenilen vergilerin indirimine olanak tanınmaktadır. Örneğin; sel felaketi nedeniyle bir şirketin deposunda yer alan malların zayi olması veya Maliye Bakanlığı’nca yangın sebebiyle mücbir sebep ilan edilen yerde olması koşuluyla, yangın nedeniyle malların kullanılamaz duruma gelmesi halinde bu mallara ilişkin yüklenilen vergiler indirim konusu yapılabilecektir. Buna karşılık Maliye Bakanlığı’nca yangın sebebiyle mücbir sebep ilan edilmediği sürece, yangın sonucu zayi olan mal nedeniyle yüklenilen KDV’nin indirim konusu yapılması mümkün değildir. Örneğin, ithal edilen malların depolandığı antrepolarda çıkan yangın sonrasında Maliye Bakanlığı’nca mücbir sebep ilan edilmediği takdirde zayi olan malların ithalinde ödenen KDV’nin indirim konusu yapılması mümkün bulunmamaktadır. 57 No.lu KDV Sirkülerinde zayi olan mallara ait daha önce indirilen KDV’nin düzeltileceği belirtildikten sonra, indirimi düzeltilecek olaylar ve işlemler hakkında aşağıdaki örnekler verilmiştir. “- İmalatta kullanılmak için alınan ancak imalata girmeden eskime, bozulma, çürüme, çatlama vb. nedenlerle kullanılamaz hale gelen ve bu nedenle imalatta veya ambalajlamada kullanılabilme vasfını yitiren hammadde ve malzeme ile ambalaj maddeleri, &#8211; Son kullanma tarihinin geçmesi, çeşitli kimyasallar içerdiğinin tespit edilmesi gibi nedenlerle kanunen tekrar satılması mümkün olmayan ve imha edilen bisküvi, çikolata, konserve gibi gıda ürünleri, &#8211; Sağlık Bakanlığı’nca kullanımının yasaklanması nedeniyle imha edilen ilaçlar ile kullanım süresi içinde formül hatası bulunan, miadının dolması veya hasar görmesi nedeniyle kullanılamaz hale gelmiş, üretimden kalkmış, insan sağlığını tehdit eden ilaçlar, &#8211; Hatalı dikim, renk farklılığı, leke ve benzeri nedenlerle ya da şirket politikası gereği satışı mümkün olmadığından imha edilen mallar, &#8211; Kullanım ömrünü tamamladığı için imha edilen araç lastikleri için yüklenilen KDV indirim konusu yapılamayacaktır.” Sirkülerdeki ifadeden kullanım ömrünü tamamlayan araç lastiğinin rafta bekleyen ticari mal niteliğindeki lastik mi, yoksa demirbaş niteliğinde olup kullanım sonucu ömrünü tamamlayan lastik mi olduğu tam olarak anlaşılamamaktadır.  Yapılan açıklamanın tamamı incelendiğinde, söz konusu ifadeden “raf ömrü geçen ve teknik olarak kullanılması sakıncalı ve satılması yasak olan lastiğin kastedildiği sonucuna varılmaktadır(5). Bununla birlikte raf ömrü geçtiği için satılmayan lastik miadı geçen lastik olarak veya parçalanıp granül haline getirilerek hammadde olarak satılabilir. Miadı dolan lastiğin veya meydana getirilen granülün ekonomik bir değeri olduğu dikkate alındığında, söz konusu mala ait KDV’nin indiriminin düzeltilmesine gerek olmamalıdır. Keza söz konusu mal fiziken yok olmadığı gibi değer olarak da yok olmamıştır. Lastiğin imhasından yakılarak yok edilmesi anlaşılır ki, uygulamada lastikler yakılarak yok (imha) edilmemekte, granül haline getirilerek yeniden üretimde kullanılabilmektedir. III- MESLEK ODALARINCA BELİRLENEN FİRE ORANI İÇİNDE KALAN MALLARIN İMHASINDA KDV’NİN DÜZELTİLMESİ GEREKMEZ 57 no.lu KDV Sirkülerinin 5.3. maddesinde ise,  bir malın imalat sürecinde veya tüketiciye arzına kadar kendi doğal akışı içinde uğradığı fiziksel kayıpların fire olarak tanımlandığı, firelerin zayi olan mal kapsamında değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı, bu durumda daha önce indirim konusu yapılan KDV’nin düzeltilmesine gerek olmadığı, ancak; yasal düzenleme veya ilgili meslek kuruluşları tarafından belirlenen fire miktarını aşan kayıplara ilişkin giderlerin ticari kazancın tespitinde indiriminin kabul edilmemesi halinde bu giderler dolayısıyla yüklenilen KDV’nin indirim konusu yapılmasının mümkün olmadığı belirtildikten sonra; akaryakıt satışlarında ortaya çıkan ve ilgili kuruluşlarca belirlenen oranlardaki kayıpların, balık çiftliklerindeki balık ölümlerinin, tavuk çiftliklerinde üretimin doğal sonucu oluşan kayıpların, hazır giyim eşyası ve ayakkabı üretiminde ortaya çıkan kayıpların fire [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlave istihdam teşvikinde püf noktalar</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/ilave-istihdam-tesvikinde-puf-noktalar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Jun 2011 13:55:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[6111 Torba Yasa]]></category>
		<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[6111 istihdam]]></category>
		<category><![CDATA[6111 sayılı torba kanun]]></category>
		<category><![CDATA[birden çok istihdamdan yararlanma]]></category>
		<category><![CDATA[ilave istihdam]]></category>
		<category><![CDATA[sgk teşvikleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=978</guid>

					<description><![CDATA[Geçen haftaki &#8220;İhale İşlerinde SGK teşvikleri uygulanmayacak mı?&#8221; başlıklı yazımızdan sonra çok sayıda okurumuzdan teşekkür mailleri geldi. 6111 Sayılı Torba Kanun&#8217;la getirilen 4447 Sayılı Kanun&#8217;un geçici 10&#8217;uncu maddesi ile ilave istihdam yapan işverenlere belli nitelikteki işçileri istihdam etmeleri halinde sigorta primi işveren payı desteği sağlanmaktadır. 4447 Sayılı Kanun&#8217;un geçici 10&#8217;uncu maddesinde öngörülen sigorta primi işveren hissesi desteğinden yararlanabilmeleri için, aylık prim ve hizmet belgelerini SGK&#8217;ya  06111 Kanun numarasını seçmek suretiyle göndermeleri gerekmektedir. 06111 kanun numarası seçilmek suretiyle yasal süresi içinde SGK&#8217;na verilmiş olan aylık prim ve hizmet belgelerinden dolayı tahakkuk etmiş sigorta primlerinin işveren hissesine ait kısmın beş puanlık bölümünün Hazinece, kalan bölümünün İşsizlik Sigortası Fonundan karşılanmaktadır. Sigorta primi işveren hissesi desteğinden, ihale konusu işyerleri hariç olmak üzere, özel sektör işverenlerine ait işyerlerinde çalışan sigortalılardan dolayı yararlanılabilmektedir. Bu destekten, resmi nitelikteki kamu işyeri işverenleri ve ihale konusu iş üstlenen işyeri işverenleri yararlanamayacaktır. 4447 Sayılı Kanun&#8217;un geçici 10&#8217;uncu maddesi kapsamına giren bir sigortalı için öncelikle 5510 Sayılı Kanun&#8217;un 81&#8217;inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde öngörülen beş puanlık prim desteğinden, ardından 4447 Sayılı Kanun&#8217;un geçici 10&#8217;uncu maddesinde öngörülen destekten yararlanılacaktır. 5510 Sayılı Kanun&#8217;da öngörülen destekten yararlanılmış olan 5 puanlık kısım düşülerek, kalan işveren hissesi üzerinden tahakkuk eden primlerden dolayı yararlanılacaktır. Sigortalının işe alındığı tarihten önceki aydan başlanarak son altı aylık döneme ilişkin SGK&#8217;ya verilmiş aylık prim ve hizmet belgelerinde kayıtlı sigortalı sayısının ortalamasına ilave olarak çalıştırılması kaydıyla yararlanılabilecektir. Öngörülen sigorta primi işveren hissesi desteğinden yararlanılabilmesi için, sigortalının işe alındığı işyerinden dolayı SGK&#8217;ya  yasal ödeme süresi geçmiş sigorta primi, işsizlik sigortası primi, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcunun bulunmaması gerekmektedir. Aynı veya farklı Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü&#8217;nde/Sosyal Güvenlik Merkezi&#8217;nde işlem gören birden fazla işyeri bulunan işverenlerce her bir işyeri ayrı ayrı değerlendirilerek, söz konusu destekten, yasal ödeme süresi geçmiş sigorta primi, işsizlik sigortası primi, idari para cezası ile bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcu bulunmayan işyerlerinden dolayı yararlanılabilecektir. Aynı işverenin yasal ödeme süresi geçmiş sigorta primi, işsizlik sigortası primi, idari para cezası ile bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcu bulunan işyerlerinden dolayı ise yararlanılamayacaktır. Ancak, her bir alacak türü yönünden ayrı ayrı olmak üzere 15.00 TL ye kadar olan alacak asılları sorgulama sırasında dikkate alınmamaktadır. Borçları yeniden yapılandırılmış veya tecil ve taksitlendirilmiş işverenlerden, yeniden yapılandırma veya tecil ve taksitlendirme anlaşmaları bozulması gerektiği halde bozulmamış olanlarının ödeme planları, en geç bozma koşulunun oluştuğu tarihten itibaren bir ay içinde bozulacaktır. İlave istihdam teşvikinden yararlanmak için aranan şartlardan birisi, sigortalının işe başladığı işyerinde işe giriş tarihinden önceki altı ayda SGK&#8217;ya  bildirilmiş olan ortalama sigortalı sayısına ilave olarak çalıştırılmasıdır. Ortalama sigortalı sayısının küsuratlı çıkması halinde, yarıma kadar kesirler dikkate alınmayacak, yarım ve üzerinde olan kesirler ise tama iblağ edilecektir. Maddede aranılan diğer şartlara sahip olan sigortalılar, ortalama sigortalı sayısına ilave olarak işe alınmasalar dahi, sonraki aylarda işyerinde çalışan sigortalı sayısı ortalama sigortalı sayısının üzerine çıktığı takdirde, bahse konu sigortalılardan dolayı 4447 Sayılı Kanun&#8217;un geçici 10&#8217;uncu maddesinde öngörülen destekten yararlanılabilecektir. Yeni işe alınan ve maddede aranılan diğer Şartlara sahip olan sigortalıların ortalama sigortalı sayısına ilave olarak işe alınmış olup olmadıkları hususu her bir ayda işe alınan sigortalılar için ayrı ayrı belirlenecektir. Gerek ortalama sigortalı sayısının tespitine esas olan altı aylık sürede, gerekse destekten yararlanılacak olan aylarda çalışan sigortalı sayısının tespiti sırasında, sosyal güvenlik destek primine tabi olarak çalışan sigortalılar ile çeşitli nedenlerle ay içinde çalışması bulunmayan ve ücret ödenmeyen (istirahat veya ücretsiz izin gibi nedenlerle aylık prim ve hizmet belgesinde 0 gün ve 0 kazançlı olarak kayıtlı) sigortalılar da hesaplamaya dahil edilecektir. 4447 Sayılı Kanun&#8217;un geçici 10&#8217;uncu maddesinde öngörülen sigorta primi işveren hissesi desteğinden yararlanılabilmesi için sigortalı yönünden; a) 1/3/2011 ila 31/12/2015 tarihleri arasında işe alınmış olması, b) 18 yaşından büyük olması, c) İşe alındığı tarihten önceki altı aylık dönemde SGK&#8217;na verilmiş olan aylık prim ve hizmet belgelerinde kayıtlı olmaması, ç) Fiilen çalışması şartları aranmaktadır. 4857 Sayılı İş Kanunu uyarınca hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil günleri ile yıllık ücretli izinli olunan süreler gibi sigortalılara fiilen çalışılmış gibi ücreti ödenen süreler zarfında hak kazanılan ücretlerden dolayı da, 4447 Sayılı Kanun&#8217;un geçici 10&#8217;uncu maddesinde öngörülen sigorta primi desteğinden yararlanılması mümkün bulunmaktadır. Buna karşın, 4857 Sayılı Kanun&#8217;da çalışmış süreler gibi değerlendirilerek ücreti ödenen süreler haricindeki fiilen çalışılmayan (örneğin sigortalıların istirahatlı oldukları) sürelere ilişkin işverenlerce ücret ödenmesi halinde bu ücretlerden dolayı anılan maddede öngörülen sigorta prim desteğinden yararlanılması mümkün bulunmamaktadır. Daha önce yıllık izin sürelerini fiilen çalışma kabul etmeyen SGK, bu düzenlemeyle birlikte yıllık izni fiilen çalışılan sürelerden kabul etmiştir. 4447 Sayılı Kanun&#8217;un geçici 10&#8217;uncu maddesinde öngörülen sigorta primi işveren hissesi desteğinden yararlanılabilmesi için işyeri yönünden ise; d) Özel sektör işverenlerine ait olması, e) Sigortalının, ortalama sigortalı sayısına ilave olarak çalıştırılması, f) Yasal ödeme süresi geçmiş prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcunun bulunmaması, g) Aylık prim ve hizmet belgelerinin yasal süresi içinde SGK&#8217;na verilmesi, ğ) Tahakkuk eden sigorta primlerinin yasal süresi içinde ödenmesi Şartlarının birlikte gerçekleşmiş olması gerekmektedir. 1/3/2011 ila 31/12/2015 tarihleri arasında işe alınmış olan sigortalıların işe alındığı tarih itibariyle 18 yaşından küçük olması halinde ise, sigorta primi işveren hissesi desteğinden maddede öngörülen diğer artların da sağlanmış olması kaydıyla 18 yaşını doldurdukları tarihten başlanılarak yararlanılabilecektir. 5510 Sayılı Kanun uyarınca yapılan kontrol ve denetimler sonucunda; &#8211; Alt işverenin çalıştırdığı sigortalıları SGK&#8217;ya bildirmediğinin tespit edilmesi halinde, hem kayıt dışı sigortalı çalıştıran alt işveren hem de asıl işveren, &#8211; Asıl işverenin çalıştırdığı sigortalıları SGK&#8217;ya bildirmediğinin tespit edilmesi halinde ise, yalnızca asıl işveren, söz konusu destekten bir yıl süreyle yararlanamayacaktır. Torba Kanun&#8217;la getirilen ilave istihdam teşvikinin takip ve denetimi büyük önem taşıyor. Özellikle sigortalının işe alındığı ayda geçerli olan ortalama sayının tüm teşvik süresince takibi gerektiğini hatırlatmalıyız.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yıllık izin haklarınız</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/yillik-izin-haklariniz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 17 Jun 2011 08:54:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ali TEZEL]]></category>
		<category><![CDATA[doğum izni]]></category>
		<category><![CDATA[mazeret izni]]></category>
		<category><![CDATA[memurun süt izni]]></category>
		<category><![CDATA[sözleşmelilierde izin süresi]]></category>
		<category><![CDATA[süt izni]]></category>
		<category><![CDATA[ücretli izin]]></category>
		<category><![CDATA[yıllık izin süreleri]]></category>
		<category><![CDATA[yıllık zin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=974</guid>

					<description><![CDATA[Yıllık izin haklarınız  Okullar kapanıyor, havalar ve deniz ısındı çalışanları yavaş yavaş izne çıkma istekleri sarmaya başladı. Yine yaz ayları geldi, yıllık izin hakları ile ilgili sorular dağları aşmaya başladı. Biz de bu gün sizlere yıllık izin hakkınız ile ilgili yazmaya karar verdik. Sorularınızı da kısa kısa cevaplayacağız **İşçilerin yıllık izin hakkı Bilinen adıyla işçi olanlar 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında çalışmaktadırlar ve yıllık ücretli izinleri de bu Kanuna göre hesaplanır. (854 sayılı Deniz İş Kanunu’na aynı hakları verir) Kanun’un 53 üncü maddesine göre; “İşyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir… İşçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi, hizmet süresi; a) Bir yıldan beş yıla kadar (beş yıl dahil) olanlara ondört günden, b) Beş yıldan fazla onbeş yıldan az olanlara yirmi günden, c) Onbeş yıl (dahil) ve daha fazla olanlara yirmialtı günden, Az olamaz…” &#160; 54 üncü maddeye göre ise “…İşçinin gelecek izin hakları için geçmesi gereken bir yıllık hizmet süresi, bir önceki izin hakkının doğduğu günden başlayarak gelecek hizmet yılına doğru … hesaplanır.” Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği’nin 4 üncü maddesine göre ise “ İş Kanununun 53 üncü maddesinin birinci fıkrası ile 54 üncü maddesindeki esaslar ve 55 inci maddesindeki durumlar göz önünde tutularak her işçinin yıllık ücretli izne hak kazandığı tarih … yıllık ücretli izin kayıt belgesine yazılır…” Bunlara göre; yıllık izin hesabında o işyerinde ilk işe girilen tarihe göre yıllık dönemlerin tamamlanmasına dikkat edilir. Yani, 1 Temmuz günü işe başlayan bir işçinin yıllık izin hakkı her yıl 1 temmuz günü başlar. Takip eden yılların birince 1 temmuz gelmeden işten ayrılırsa kıst izin süresi uygulanmaz. Mesela 1 Temmuz 2008 işe başlayan birisi ilk defa 1 Temmuz 2009 günü yıllık izne hak kazanır. 25 Haziran 2010 günü işten çıkarılmış veya ayrılmışsa 11 aylık bu çalışması için izin hakkı yoktur.  ***Yıllık izin ücreti peşin ödenir Gerek, 4857 ve gerekse 854 sayılı Kanunlara göre çalışanlar ücretlerini ayın sonunda daha doğrusu takip eden ayda alırlar işte, bu kişiler yıllık izne çıkacaklarsa paralarını peşin almalı ve işveren de peşin ödemelidir. (4857 md. 57)  ***Pazarlar ve tatiller izne ilave edilir Ayrıca, izin süresine rastlayan Pazar günleri ile izin süresine rastlayan ulusal bayram ve genel tatil günleri izinden sayılmaz ve izne ilave edilmelidir. Mesela, 14 gün izne çıkan bir işçinin izin süresi içine rastlayan 2 Pazar günü ile birlikte 16 gün izni olur. ***Yaşlılara ve gençlere ayrıcalık Yıllık izin hesabında, yaşlılara ve gençlere pozitif ayrımcılık yapılmış ve belirtilen yıllık izin sürelerinin, onsekiz ve daha küçük yaştaki işçilerle elli ve daha yukarı yaştaki işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi yirmi günden az olamayacağı kanunlaştırılmıştır. Öte yandan, Kanunda yazan izin süreleri asgari (en az) süreler olup, bu süreler iş sözleşmeleri ve toplu iş sözleşmeleri ile artırılabilir. ***Kısmi çalışanların yıllık izni de kısmidir Ayda 30 gün çalışmak esas olmakla birlikte bazı kısmi süreli iş akitleri ile daha az süreli çalışmalarda yapılabilmektedir. Mesela ayda 15 günlük hizmet akdi yapılan ve ayda 15 gün çalışan işçinin yıllık izni de kısmi hesaplanır. İşçi 1 Temmuz 2009 günü işe girmiş ve ayda 15 gün çalışıyorsa 1 Temmuz 2010 günü bir yılı tamamladığında izne hak kazanır ama normal işçi olsaydı 14 gün izni varken, 7 gün izin hakkı olacak. ***Yıllık izinde çalışma yasaktır Bütün çalışanların izinlerinde amaç dinlenmeleri ve enerjileri toplayarak işe başlamalarıdır. Bu sebeple yıllık ücretli izin süresince çalışanların başka iş veya işyerlerinde çalışmaları da yasaktır. Şayet, yıllık ücretli iznini kullanmakta olan işçinin izin süresi içinde ücret karşılığı bir işte çalıştığı anlaşılırsa, bu izin süresi içinde kendisine ödenen ücret işveren tarafından geri alınabilir. Ayrıca, işveren, isterse bu personelin hizmet akdini, 4857 sayılı iş Kanunu’nun 25/II-(e) bendi uyarınca tazminatsız olarak feshedilebilir.   ***İznin biri en az 10 gün olmalıdır 4857 sayılı Kanun’un 56 ıncı maddesine göre; “…izin süreleri, tarafların anlaşması ile bir bölümü on günden aşağı olmamak üzere en çok üçe bölünebilir.  **Dört güne kadar yol izni de var Yıllık ücretli izinleri işyerinin kurulu bulunduğu yerden başka bir yerde geçirecek olanlara istemde bulunmaları ve bu hususu belgelemeleri koşulu ile gidiş ve dönüşlerinde yolda geçecek süreleri karşılamak üzere işveren toplam dört güne kadar ücretsiz izin vermek zorundadır.  İZİN SORULARINIZA KISA CEVAPLAR 1-Yıllık izin ve SGK matrahı Kısa bir sorum olacak ‘kullanılmayan yıllık izinler işçi çıkışı yapılırken, SSK matrahına mı eklenir yani SSK matrahını etkiler mi? Halit Hellaç Halit bey, işten çıkma ve çıkarılma esnasında işçiye ödenecek olan kullanılmayan yıllık izin ücretlerinden de SGK primi kesileceğinden SSK matrahını etkiler. 2-20 gün izin 6 ncı yılda başlar 12.07.2006 tarihinde özel bir şirkette işe girdim. 12.07.2011 tarihinde bu şirkette beş yılımı tamamlamış oluyorum. Bu durumda; 13.07.2011 tarihinde izne çıkmak istersem, bahse konu bu yıl için 14 gün mü 20 gün mü izin hakkım oluyor? 167’yi aradım sordum; ”5 yıl 1günlük olduğunuzda 20 gün hak kazanıyorsunuz” dediler ama işverenim bunu kabul etmedi. Hangisi doğru? Ayten Çolakoğlu  İşvereniniz haklı ilk beş yıl için yıllık izin 14 gün, 6 yıldan itibaren 20 gündür. 3&#8211;Kullanılmayan yıllık izin parası Sayın Ali TEZEL ; 1990-2011 Yılları arasında 20 yıl ssk lı olarak aynı iş yerinde bir fiil çalıştım, bu çalıştığım 20 yıl içerisinde  her yıl iznimi tam olarak kullanamadım, yıllar içinde kullanmadığım izinlerini hesapladığımda 11 yıl a ait iznim duruyor( 30&#215;11) bu kullanmadığım izinlerimin parasını alabilir miyim? Geriye dönüm belli bir yıla kadar mı alabilirim cevaplarsanız memnun olurum. Mustafa Can İşten çıksanız da çıkarılsanız da kullanmadığınız tüm yıllık izinlerin parasını herhangi bir kısıt olmadan alabilirsiniz. 4-Eski işçinin izin süresi 24.06.1996 yılında giriş, 30.11.2000 tarihinde çıkış alan personel, tekrar aynı işyerine 15.12.2004 tarihinde geri geldi. 2005 yılında yıllık iznini hangi aydan itibaren hak eder? Sibel Keskin Önay  Sibel hanım, işçiniz ilk işten çıkarken kıdem tazminatı almışsa veya kıdem tazminatı hakkını elde etmeden çıkmışsa yeni işe girdiğinden kıdemi sıfırdan başlar. Ancak, önceki işten çıkışında kıdem tazminatı alma hakkı olduğu halde almadan çıkmışsa kıdemi bakidir ve tüm çalışmalarına göre izin hakkı verilir. 5-Hac izni Lütfen yardım yıllık iznimi umrede kullandım 5 gün iznim kaldı şimdide hac cıktı ücretsiz izin hakkım var mı varsa hangi madde ye dayanarak alabilirim lütfen yardımcı olunu rapor alsam yurtdışına çıkabilir miyim? Mehmet K  Sanırım devlet memurusunuz. Hac veya yurtdışına çıkmak için 657/108 gereğince, “E) Memura, yıllık izinde esas alınan süreler itibarıyla beş hizmet yılını tamamlamış olması ve isteği halinde memuriyeti boyunca ve en fazla iki defada kullanılmak üzere, toplam bir yıla kadar aylıksız izin verilebilir…” hükmünden yararlanarak aylıksız izin alabilirsiniz. Veya istirahat raporu alıp raporu izne çevirip hacca gidebilirsiniz. ***Gazetecilerin izin hakkı farklıdır 5953 sayılı Basın-İş Kanunu gereğince gazeteciler de yıllık ücretli izin kullanmaktadırlar. Kanun’un 21 inci maddesine göre;  “Günlük bir mevkutede çalışan bir gazeteciye, en az bir yıl çalışmış olmak şartiyle, yılda dört hafta tam ücretli izin verilir. Gazetecilik mesleğindeki hizmeti on yıldan yukarı olan bir gazeteciye, altı hafta ücretli izin verilir. Gazetecinin kıdemi aynı gazetedeki hizmetine göre değil, meslekteki hizmet süresine göre hesaplanır.  Günlük olmayan mevkutelerde çalışan gazetecilere her altı aylık çalışma devresi için iki hafta ücretli izin verilir. Yıllık ücretli izinlerin hesabında bu Kanunun 1 inci maddesindeki “Gazeteci” tabirine girenlerin kıdemleri, iş akdinin devam etmiş veya fasılalarla yeniden inikat etmiş olmasına bakılmaksızın, gazetecilik meslekine geçirdikleri hizmet süresi nazara alınmak suretiyle tesbit edilir. İzin hakkından feragat edilemez.”.  Görüldüğü üzere günlük gazetelerde çalışanlara en az o gazetede bir yıl çalışmış olmak şartıyla yılda 4 hafta (28 gün) izin verilir. Ancak, gazetecilik mesleğinde 10 yılı doldurmuş olanlara ise o gazetede en az bir yıl çalışmış olmak şartıyla altı hafta (42 gün) izin verilir. Gazetecilerin meslek kıdem, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’ndeki deftere gazeteci (Gazeteci kütüğü) olarak ilk kez kaydedildikleri tarihten başlar ve arada boş geçen sürelerin hiçbir önemi yoktur. ***Dergilerde izin farklıdır Haftalık, aylık, yıllık dergi ve gazetelerde çalışanların yıllık izni altışar aylık devrelerde 2’şer hafta olarak verilir. Görüldüğü gibi günlük basılan yayınlardaki izin hakkı ile günlük olmayanların düzenlemesi farklılık arzetmektedir. ***Gazetecilerde hafta sonu eklenmez Gazetecilere verilen yıllık izin hesaplamasında izin süresi içine denk gelen hafta tatili (Pazar) ve genel tatil günleri diğer işçilerde olduğu gibi izne eklenmez. **Yıllık İzin Ücreti de peşin ödenmelidir Bilindiği üzere gazetecilerin ücretleri her ay peşin olarak ödenmektedir ve gazeteci izne giderken de aynı usul uygulanır ve parası peşin ödenip yıllık izne gönderilir. ***Memurların izinleri de farklıdır 657 sayılı Devlet Memurları kapsamında çalışanlar için izin uygulamaları farklıdır. Kanun’un 102 inci maddesine göre; “Devlet memurlarının yıllık izin süresi, hizmeti 1 yıldan on yıla kadar (On yıl dahil) olanlar için yirmi gün, hizmeti on yıldan fazla olanlar için 30 gündür. Zorunlu hallerde bu sürelere gidiş ve dönüş için en çok ikişer gün eklenebilir.” Madde metninden de görüleceği üzere memurlarda ilk 9 yılın izni 20 gün, 10 uncu yıldan itibaren bu süre 30 gündür. Araya denk gelen tatil günleri ise işçilerdeki bu süreye dahil edilmez. ***Memurlar iki yılı birleştirebilir Devlet memurları bir yıl izin kullanmazlarsa ertesi yıl iki yıllık izinlerini birleştirerek kullanabilirler ama bu durum sözleşmeli memurlar için geçerli değildir. ***Memurun diğer izin hakları Erkek memura, eşinin doğum yapması halinde, isteği üzerine on gün babalık izni; kendisinin veya çocuğunun evlenmesi ya da eşinin, çocuğunun, kendisinin veya eşinin ana, baba ve kardeşinin ölümü hallerinde isteği üzerine yedi gün izin verilir. Ayrıca, birim amirinin muvafakati ile bir yıl içinde toptan veya bölümler halinde, mazeretleri sebebiyle memurlara on gün [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>18 Yaş Öncesi Başlayan Sigortalılık Emeklilik Yaşını Etkiler mi?</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/18-yas-oncesi-baslayan-sigortalilik-emeklilik-yasini-etkiler-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Jun 2011 14:19:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[18 yaş öncesi sigortalılık]]></category>
		<category><![CDATA[4a emeklilik]]></category>
		<category><![CDATA[4b emeklilik]]></category>
		<category><![CDATA[emeklilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=969</guid>

					<description><![CDATA[5510 sayılı Sosyal Sigor­talar ve Genel Sağlık Sigortaları Kanunu’na(1) göre, sigortalıya 4/a kapsamından malûllük ya da yaşlılık sigortasından aylık bağlanabilmesi için, belirli bir yaşı tamamlamış olması, belirli bir süre prim ödemiş olması, belirli bir süre sigortalı olması, işten ayrılmış olması, SGK’ya yazılı talepte bulunması gerekir(2). I- GİRİŞ Malûllük ya da yaşlılık sigortasından aylığa hak kazanabilmek için gerekli olan bu beş şarttan ikisi, sigortalının işten ayrılması ve SGK’ya yazılı müracaatta bulunması herkes için geçerli olan ortak şartlardır. Kanun’da öngörülen belirli bir yaşa ulaşmak, prim ödeme gün sayısını ve sigortalılık süresini tamamlamak ise her sigortalı için işe giriş tarihine bağlı olarak farklılık gösterir. Ölüm sigortasından hak sahiplerinin ölüm aylığına hak kazabilmesi için ise sigortalının en az 5 yıl sigortalı olması yanında belirli bir süre prim ödemiş olması gerekir. Prim ödeme gün sayısı ölüm tarihine bağlı olarak değişkenlik gösterir. 1 Ekim 2008 tarihinden önce vuku bulan ölümlerde (borçlanma dahil) 900 prim ödenmesi yeterli olmakla birlikte 1 Ekim 2008 tarihinden sonraki ölümlerde 1800 gün prim ödemek ya da her türlü borçlanma hariç 900 gün prim ödemek ölüm aylığı bağlanması için yeterli koşuldur.  Bu çalışmada, 18 yaş öncesi başlayan sigortalılık halinin varlığı halinde sigortalının malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları açısından hak kaybına uğrayıp uğramadığı hakkında bilgi vereceğiz. II- 18 YAŞ ÖNCESİ BAŞLAYAN SİGORTA, EMEKLİ OLMA YAŞINI ETKİLER Mİ? A- 5510 SAYILI KANUN ÖNCESİ SİGORTALI OLANLAR AÇISINDAN 5510 sayılı Kanun öncesi yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanun’un mülga 60. maddesinin (G) fıkrasında, “Bu maddenin uygulanmasında; 18 yaşından önce malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olanların sigortalılık süresi, 18 yaşını doldurdukları tarihte başlamış kabul edileceği, geçici 54. maddesinde ise 1 Nisan 1981 tarihinden önce malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tescil edilmiş olanlar hakkında 60. maddenin (G) fıkrası hükmünün uygulanmayacağı” hüküm altına alınmıştır. 506 sayılı Kanun’un 60. maddesi “yaşlılık aylığından yararlanma esas ve şartlarını” düzenlediğine göre, bu uygulamanın yaşlılık sigortası ile sınırlı olduğunu ve 18 yaş uygulamasıyla kadınların 38, erkeklerin 43 yaşından önce emekli olmalarının önüne geçen bir düzenleme olduğunu söyleyebiliriz. Esas itibariyle bu düzenleme 4447 sayılı Kanunla getirilen kademeli emeklilik yaşı uygulamasıyla fiili olarak anlamını yitirmiştir. Zira 506 sayılı Kanun’un geçici 81.maddesinde düzenlenen emeklilikte yaş kademesi erkekler için 44, kadınlar için 40 yaşından önce emekli olmayı imkânsız hale getirmiştir(3). Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yayımlanan 12-99 Ek Genelge’de; “506 sayılı Kanun’un 60. maddesinin (G) bendi ve geçici 54. maddesi gereği, 1 Nisan 1981 tarihinden sonra ve 18 yaşını doldurmadan önce malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tescil edilmiş olanların, sigortalılık süreleri 18 yaşını doldurdukları tarihte başlamış sayılacağı ancak bu uygulamanın, 506 sayılı Kanun’un 60. maddesinde yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süreleri ile sınırlı olup, 506 sayılı Kanun’a eklenen, geçici 81. maddenin (B) bendi ve (C/b) alt bendinde belirtilen sigortalılık sürelerinin hesabında 18 yaş sınırlaması uygulanmayacağı” belirtilmiştir. Kanun’daki düzenleme doğrultusunda, sigortalıların 506 sayılı Kanun’un geçici 81. maddesine göre aylığa hak kazanma koşullarının belirlenmesinde 18 yaş uygulamasına bakılmaksızın ilk işe giriş tarihine göre yaş, prim ödeme gün sayısı tespit edilecek sigortalılık süresi koşullarına bakılmayacaktır. Zira yaşın tamamlandığı tarihte sigortalılık süresi otomatikman sağlanmış olacaktır. Örnek-1: 15 Ocak 1972 doğumlu erkek sigortalı 11 yaşında iken 20 Şubat 1983 tarihinde sigortalı olarak çalışmaya başlamış ise sigortalının 506 sayılı Kanun’un geçici 81. maddesine göre aylığa hak kazanma koşulları, 18 yaş uygulamasına bakılmaksızın 20 Şubat 1983 tarihindeki girişine göre, 25 yıl, 47 yaş, 5150 gün olarak tespit edilecektir (24.05.1982 ila 23.11.1983 tarihleri arasında işe girenler). Sigortalının yaşlılık aylığı talebinde bulunduğu zaman bu şartlardan 25 yıllık sigortalılık süresi şartının yerine gelip gelmediğinin tespitini yapmaya gerek yoktur. Sigortalının 18 yaşını doldurduğu 15.01.1990 tarihi 25 yıllık sigortalılık süresi hesabı için sigortalılık başlangıç tarihi olarak dikkate alınsa ve 25 yılın doldurulduğu tarih 15 Ocak 2015 olarak hesap edilse bile sigortalı bu kez 47 yaşı tamamlayacağı 15 Ocak 2019 tarihini bekleyecektir. Özetlersek, emeklilikte kademeli yaş uygulaması 18 yaş öncesi ilk defa sigortalı olanlar için (1 Nisan 1981 ila 8 Eylül 1981 tarihleri arasında sigortalı olan bayanlar hariç) Geçici madde 81’e göre emekli olacaklar için olumsuz bir etkiye sahip değildir.  Örnek-2: 15 Nisan 1990 doğumlu erkek sigortalı 13 yaşında iken 15 Haziran 2003 tarihinde sigortalı olarak çalışmaya başlamış ve 20 Ekim 2008 tarihinde de ölmüş ise, emeklilik için aranan 5 yıl sigortalılık şartının başlama tarihi 18 yaşı tamamladığı 15 Nisan 2008 tarihi baz alınmayacak, fiilen işe girdiği 15 Haziran 2003 tarihi dikkate alınarak 5 yıl sigortalılık süresini tamamladığına hükmedilecektir(4). Belirtelim ki; sigortalılık süresinin başlangıcının 18 yaşın tamamlandığı tarih dikkate alınacağı hükmü 506 sayılı Kanun’a göre sadece yaşlılık aylığı için geçerli olup, malûllük ve ölüm aylıkları için geçerli olmayacaktır. Örnek-3: 5 Mart 1980 doğumlu erkek sigortalı 14 yaşında iken 20 Aralık 1994 tarihinde sigortalı olarak çalışmaya başlamıştır. Sigortalının III. Derece vergi indirim belgesi bulunmakta olup toplamda 4500 gün prim ödemesi mevcuttur. Sigortalı ne zaman emekli olabilecek. Sigortalı, 506 sayılı Kanun’un geçici 87/I-c fıkrası hükmüne göre, 17 yıl sigortalılık süresi ve 3920 gün prim ödenmesi koşuluyla emekli olabilecek. 17 yıllık sigortalılık süresinin başlangıcı 05.03.1998 olacağından, sigortalı 5 Mart 2015 tarihinde emekli olabilecektir. Dikkate edilirse, sigortalılık süresinin başlangıcı olarak kişinin ilk defa sigortalı olduğu tarih değil, 18 yaşın tamamlandığı tarih dikkate alınmıştır. Sigortalıya bağlanacak aylık yaşlılık aylığıdır ve geçici madde 87’ye göre emekli olacaklar için olumsuz bir etkiye sahiptir. B- 5510 SAYILI KANUN SONRASI SİGORTALI OLANLAR AÇISINDAN 5510 sayılı Kanun’un 38. maddesi 2. fıkrasında, “18 yaşından önce malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tâbi olanların sigortalılık süresinin, 18 yaşını doldurdukları tarihte başlamış kabul edileceği, bu tarihten önceki süreler için ödenen malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinin, prim ödeme gün sayılarının hesabına dahil edileceği” hüküm altına alınmıştır. Kanun’un geçici 6. maddesinde ise, “506 sayılı Kanun’a göre 01.04.1981 tarihinden önce malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tescil edilmiş olanlar hakkında, bu Kanun’un 38. maddesinin ikinci fıkrasındaki sigortalılık süresinin 18 yaşın doldurulduğu tarihten başlayacağına ilişkin hükmü uygulanmaz.” denilmek suretiyle 01.04.1981 tarihinden önce malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tescil edilmiş olanların 18 yaş öncesi hizmetlerinin sigortalılık sürelerinden sayılacağı belirtilmiştir.  5510 sayılı Kanun’un 38. maddesine göre, 5510 sayılı Kanun’a göre ilk defa sigortalı olanlar için malûllük ve ölüm aylıklarında 18 yaş uygulamasına geçilmiştir. Buna göre,  malûllük ve ölüm aylıkları hesabında 18 yaş öncesi sigortalılık süresi varsa sigortalılık süresinin başlangıcı 18 yaşın tamamlandığı tarih olacak, malûllük aylığı için sigortalı, ölüm aylığı için de hak sahibi (belki) olumsuz etkilenecektir. Örnek-4: 03.10.1993 doğumlu sigortalı ilk defa 18 yaşını doldurmadan 01.06.2010 tarihinde 5510 sayılı Kanun’a tabi 4/a kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlamış ve 1000 gün prim ödeyerek 19.07.2016 tarihinde ölmüştür. Ölen sigortalının 1800 gününün bulunmaması nedeniyle hak sahiplerine 5510 sayılı Kanun’un 32. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendindeki 5 yıllık sigortalılık süresi ve en az 900 gün prim gün sayısı üzerinden aylık bağlanacak gibi görünse de 5 yıllık sigortalılık süresinin tespitinde, ölen sigortalının işe girdiği tarihte 18 yaşını doldurmaması nedeniyle 18 yaşını doldurduğu 03.10.2011 tarihi sigortalılık başlangıç tarihi olarak dikkate alınacaktır. Ölüm tarihi                    19        07    2016 18 yaşın dolduğu tarih – 03       10     2011                                     16 gün  9 ay   4 yıl Ölüm aylığı bağlanması için gerekli olan 900 prim ödeme gün sayısı yerine geldiği halde 5 yıllık sigortalılık süresi şartı oluşmadığından hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanmaz(5). 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten sonra sigortalı olanlar açısından 18 yaş uygulaması malûllük sigortası için de geçerlidir. O halde uygulayıcılara pratik olması aşağıdaki açısından aşağıda belirtilen hükmün geçerli olduğunu belirtelim. İlk defa 5510 sayılı Kanun’a göre sigortalı olan diğer bir anlatımla 30 Eylül 2008 tarihinden sonra ilk defa sigortalı olanların, &#8211; 23 yaşı tamamlamadan ölmeleri halinde 5 yıllık fiili sigortalılık süresi olsa bile hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanamaz. &#8211; 28 yaşını tamamlamadan malûl kalmaları halinde 10 yıllık fiili sigortalılık süresi olsa bile kendilerine malûllük aylığı bağlanamaz. Örnek-5: 03.10.1995 doğumlu sigortalı ilk defa 18 yaşını doldurmadan 01.09.2010 tarihinde 5510 sayılı Kanun’a tabi 4/a kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlamış ve 2100 gün prim ödedikten sonra 19.09.2020 tarihinde malûl kalmıştır. Sigortalılık başlangıcı her ne kadar 01.09.2010 tarihi olsa da malûllük aylığına esas tutulacak sigortalılık süresinin başlangıcı 03.10.2013 sayılacağından sigortalıya ancak 28 yaşını tamamladığı 03.10.2023 tarihinde malûllük aylığı bağlanabilecek. III- SONUÇ 18 yaş öncesi ilk defa sigortalı olanlar için sigortalılık süresinin başlangıcının 18 yaşın tamamlandığı tarihte başlatılacağı uygulaması sigortalılar yanında zaman zaman uygulayıcıları dahi tereddüde düşürmektedir. Kanun hükmü doğrultusunda, 18 yaş öncesi başlayan sigortalılığın varlığı halinde, &#8211; 8 Eylül 1976 tarihinden önce ilk defa sigortalı olan erkekler ile ilk defa 1 Nisan 1981 tarihinden önce sigortalı olan kadınlar yaş şartına tabi olmaksızın 5000 günü tamamlayınca, 1 Nisan 1981 ila 8 Eylül 1981 tarihleri arasında sigortalı olan bayanlar 5000 günü tamamlama yanında 38 yaşını tamamladıkları tarihte, 506 sayılı Kanun’un geçici 81. maddesi kapsamında yaşlılık aylığına hak kazanırlar. İlk defa 8 Eylül 1976 tarihinden sonra ve 18 yaşından önce sigortalı olan erkekler ile 8 Eylül 1981 tarihinden sonra ve 18 yaşından önce sigortalı olan kadınlar için sigortalılık süresini hesap etmek gereksizdir. Zira emeklilik için aranan yaşın tamamlandığı tarihte sigortalılık süresi de tamamlanmış olmaktadır. 506 sayılı Kanun’un geçici 87. maddesi kapsamında emekli olacaklar için (vergi indirim belgesi sahipleri) sigortalılık süresinin başlangıcı 18 yaşın tamamlandığı tarih olarak dikkate alınacak dolayısıyla bunların 18 yaş öncesi başlayan sigortalılıkları varsa en erken 33 ila 38 yaş aralığında emekli olabileceklerdir(6). 5510 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 1 Ekim 2008 tarihinden önce sigortalı olanlar açısından malûllük ve ölüm sigortalarında 18 yaş uygulaması bulunmamaktadır. Dolayısıyla hak [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sigortasız İşçinin İş Sağlığı ve Güvenliği</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/sigortasiz-iscinin-is-sagligi-ve-guvenligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Jun 2011 13:16:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[4857 sayılı kanun 77.madde]]></category>
		<category><![CDATA[iş güvenliği]]></category>
		<category><![CDATA[iş sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kayıtdışılık]]></category>
		<category><![CDATA[sigortasız işçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=965</guid>

					<description><![CDATA[Kayıt dışı işyerleri ve kayıt dışı (sigortasız) istihdam az ya da çok bütün ülkelerde var olan bir olgudur. Kayıt dışı istihdam genel olarak çalışanın ilgili kurumlara bildirilmesinin zorunluluk olduğu halde bildirilmemesidir. I- GİRİŞ İşverenler veya bağımsız çalışanlar, çeşitli yükümlülük ve parasal maliyetlerden kaçınmak için çalışanları ilgili kuruma bildirmeyerek kayıt dışı çalıştırmaktadırlar. Bir çalışan için ilk yapılması gereken işlem çalışanın sosyal güvenliğinin sağlanması ve devamında iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin süratle sağlanmasıdır. Şüphesiz ki iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin tedbirlerin bütün çalışanlar için alınması zorunludur. Bu makalemizde, işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine ilişkin yükümlülükleri ile sigortasız çalışanların iş sağlığı ve güvenliklerinin sağlanmadığı durumların sonuçları üzerinde durulacaktır. II- KAYITDIŞILIĞIN ETKİLERİ Kayıt dışılığın bir çok olumsuz etkileri vardır. Bunlar arasında en önemlileri ülke ekonomisine, örgütlenmeye, rekabete, sosyal güvenlik sistemine, gelir dağılımına ve etik değerlere olan olumsuz etkileridir. Kayıt dışı istihdam çalışanlar açısından kısa vadede, çalışanın ve bakmakla yükümlü oldukları kişilerin sağlık ve çeşitli kısa vadeli riskler açısından sosyal güvencesiz kalmaları, sağlık yardımlarından yeterince faydalanamamalarına sebep olmaktadır. Uzun vadede ise emeklilik haklarından mahrum kalmaları veya geçimlerini sağlayamayacak derecede düşük emeklilik aylığı bağlanmasına neden olmaktadır. Ayrıca iş kazası veya meslek hastalığı sonucu işçinin uğrayacağı gelir kaybı, tedavi masrafları ve işgücü kaybının ortaya çıkması sonucunu doğurmaktadır. Şüphesiz ki bunlardan en önemlisi, kişilerin kısa vadede yeterli sağlık yardımı alamamalarından dolayı hastalık vakalarının artış göstermesi ve uzun vadede de, daha doğrusu, çalışamaz duruma gelindiğinde emekli aylığı alınamadığından fakirliğin ortaya çıkmasıdır. III- İŞVERENLERİN İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİYLE İLGİLİ YÜKÜMLÜLÜKLERİ İşverenlerin iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili bir çok yükümlülükleri vardır. Bu yükümlülüklerden bazılarına aşağıda yer verilmiştir. A- İŞVERENLERİN GENEL YÜKÜMLÜLÜKLERİ 4857 sayılı İş Kanunu’nun 77. maddesine göre; işverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmakla yükümlüdürler. İşverenler işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar. B- İŞ KAZALARI VE MESLEK HASTALIKLARININ BİLDİRİLME-Sİ İşverenler işyerlerinde meydana gelen iş kazasını ve tespit edilecek meslek hastalığını en geç iki iş günü içinde yazı ile ilgili Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın ilgili bölge müdürlüğüne, üç işgünü içerisinde de Sosyal Güvenlik Kurumu’nun ilgili birimine bildirmek zorundadırlar. C- İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ KURULU OLUŞTURULMASI İşverenler, sanayiden sayılan, devamlı olarak en az elli işçi çalıştıran ve altı aydan fazla sürekli işlerin yapıldığı işyerlerinde her işveren bir iş sağlığı ve güvenliği kurulu kurmakla yükümlüdürler. İşverenler iş sağlığı ve güvenliği kurullarınca iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına uygun olarak verilen kararları uygulamak zorundadırlar. D- İŞYERİ SAĞLIK VE GÜVENLİK BİRİMİ OLUŞTURMAK  İşverenler, devamlı olarak en az elli işçi çalıştırdıkları işyerlerinde alınması gereken iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin belirlenmesi ve uygulanmasının izlenmesi, iş kazası ve meslek hastalıklarının önlenmesi, işçilerin ilk yardım ve acil tedavi ile koruyucu sağlık ve güvenlik hizmetlerinin yürütülmesi amacıyla, işyerindeki işçi sayısı, işyerinin niteliği ve işin tehlike sınıf ve derecesine göre; İşyeri sağlık ve güvenlik birimi oluşturmakla, Bir veya birden fazla işyeri hekimi ile gereğinde diğer sağlık personelini görevlendirmekle, Sanayiden sayılan işlerde iş güvenliği uzmanı olan bir veya birden fazla mühendis veya teknik elemanı görevlendirmekle yükümlüdürler. İşverenler, bu yükümlülüklerinin tamamını veya bir kısmını, bünyesinde çalıştırdığı gerekli vasıflara sahip personel ile yerine getirebileceği gibi, işletme dışında kurulu ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden hizmet alarak da yerine getirebilir. Bu şekilde hizmet alınması işverenin sorumluklarını ortadan kaldırmamaktadır. E- AĞIR VE TEHLİKELİ İŞLERDE İŞÇİ ÇALIŞTIRMANIN USULÜ Onaltı yaşını doldurmamış genç işçiler ve çocuklar ile çalıştığı işle ilgili mesleki eğitim almamış işçiler ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılamaz. Onaltı yaşını doldurmuş onsekiz yaşını doldurmamış genç işçiler ile kadınların hangi tür işlerde çalıştırılacağı yönetmelikle düzenlenmiştir. Konu ile ilgili yönetmelik “Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği”dir. Anılan Yönetmelik ekindeki listede kimlerin hangi tür ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılıp çalıştırılmayacağı ayrıntılı olarak açıklanmıştır. İş Kanunu’nun 86. maddesine göre; ağır ve tehlikeli işlerde çalışacak işçilerin işe girişinde veya işin devamı süresince en az yılda bir, bedence bu işlere elverişli ve dayanıklı oldukları işyeri hekimi, işçi sağlığı dispanserleri, bunların bulunmadığı yerlerde sırası ile en yakın Sosyal Sigortalar Kurumu, sağlık ocağı, hükümet veya belediye hekimleri tarafından verilmiş muayene raporları olmadıkça, söz konusu kişilerin işe alınmaları veya işte çalıştırılmaları yasaktır. Sosyal Sigortalar Kurumu işe ilk giriş muayenesini yapmaktan kaçınamaz. İşyeri hekimi tarafından verilen rapora itiraz halinde, işçi en yakın Sosyal Sigortalar Kurumu hastanesi sağlık kurulunca muayeneye tabi tutulur, verilen rapor kesindir. İş müfettişleri istediklerinde anılan raporları işveren göstermek zorundadır. F- ÇOCUK VE GENÇ (ON SEKİZ YAŞINDAN KÜÇÜK) İŞÇİLER İÇİN RAPOR İş Kanunu’nun 87. maddesine göre; ondört yaşından onsekiz yaşına kadar (onsekiz dahil) çocuk ve genç işçilerin işe alınmalarından önce işyeri hekimi, işçi sağlığı dispanserleri, bunların bulunmadığı yerlerde sırası ile en yakın Sosyal Sigortalar Kurumu, sağlık ocağı, hükümet veya belediye hekimlerine muayene ettirilerek işin niteliğine ve şartlarına göre vücut yapılarının dayanıklı olduğunun raporla belirtilmesi ve bunların onsekiz yaşını dolduruncaya kadar altı ayda bir defa aynı şekilde doktor muayenesinden geçirilerek bu işte çalışmaya devamlarına bir sakınca olup olmadığının kontrol ettirilmesi ve bütün bu raporların işyerinde saklanarak iş müfettişlerinin isteği üzerine kendilerine gösterilmesi zorunludur. IV- SİGORTASIZ İŞÇİLERİN İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ İş sağlığı ve güvenliği hizmetleri bir bütündür. Bunun sigortalı veya sigortasız işçiler için farklı şekilde yerine getirilip getirilmemesi diye bir ayrım söz konusu değildir. Bir işyerinde çalışan herkesin iş sağlığı ve güvenliklerinin yerine getirilmesi zorunludur. Çalışma hayatında işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerini yerine getirirken kayıt dışı (sigortasız) çalışan işçilerle ilgili olarak yükümlülüklerini hiç yerine getirmedikleri sık karşılaşılan bir durumdur. Örneğin sigortalı çalışan için sağlık raporu alındığı halde sigortasız çalışan için sağlık raporu alınmamaktadır. Bunun sonucu olarak işverenlerin tazminat ödeme miktarları da artmaktadır. Kayıt dışı çalışma; işçide mensubiyet duygusunun az olmasına, endişe ve gelecek kaygısının oluşmasına neden olmakta ve devamında da işçinin kaza geçirme ihtimalini artırmaktadır. Bunun sonucunda işçi zarar görmektedir. İşverenler iş kazası geçiren işçinin kendi işyerlerinde çalıştıklarını kabul etmemesi durumunda işçinin bu durumu ispat edebilmesi için hizmet tespit davası açarak bu davanın sonucunu beklemesi gerekmektedir. Bu süre bazen uzun da olabilmektedir. Sigortasız istihdamda işçi ve işveren her ikisi de mağdur olabilmektedir. İşçi, işyerinde sigortasız çalışsa bile iş sağlığı ve güvenliği açısından sağlığını bozacak veya vücut bütünlüğünü tehlikeye sokacak yakın, acil ve hayati bir tehlike ile karşı karşıya kalan işçi, iş sağlığı ve güvenliği kuruluna başvurarak durumun tespit edilmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasına karar verilmesini talep edebilir. İş sağlığı ve güvenliği kurulunun bulunmadığı işyerlerinde talep, işveren veya işveren vekiline yapılır. İş sağlığı ve güvenliği konusunda risk olduğunu düşünen işçi bu durumu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın ilgili birimlerine bildirebilir. Ayrıca işçiler ALO 170 hattına da bildirebilirler. V- SONUÇ Kayıt dışı istihdamı önlemek için her şeyi devletten bekleme alışkanlığımızdan vazgeçmeliyiz. Öncelikle bir vatandaş olarak kendi üzerimize düşeni yapma konusunda gerekli duyarlılığı göstermeliyiz. Sigortasız çalışan işçi sigortasız çalıştığını Sosyal Güvenlik Kurumu’na, iş sağlığı ve güvenliği yerine getirilmeyen işçi bu durumu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bildirmelidir. Bunun için ALO 170 hattı da etkin olarak çalışanlar tarafından kullanılabilir. İşverenler olarak önlemenin ödemekten kolay olduğunu, işçiler yönünden ise çeşitli riskleri görmezden gelmemizin hayatımıza mal olabileceğini unutmamalıyız. Sorumlu bireyler olarak hareket ettiğimiz zaman ülkemizi hep beraber güzel günlere taşıyabiliriz. Mehmet TEZEL* Yaklaşım *     İş Teftiş Kurulu Başkanı]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>SGK&#8217;dan Hastalara Yol Parası Desteği</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/sgkdan-hastalara-yol-parasi-destegi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Jun 2011 11:12:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[hastalara destek]]></category>
		<category><![CDATA[hastalara yol parası desteği]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[yol parası desteği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=962</guid>

					<description><![CDATA[SGK, maddî durumu kötü ve sürekli tedavi gören hastaları sevindirecek bir düzenleme yaptı. Artık haftada 3-4 kez hemodiyalize giden hastalar yol masrafından kurtuluyor. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) özellikle maddî durumu kötü olan hastaları sevindirecek bir adım daha attı. Köy ve ilçelerden kente tedaviye giden hastaların yol parasını da devlet karşılayacak. Örneğin, Samsun&#8217;un Bafra ilçesine bağlı bir köyde ikamet eden diyaliz hastasının, köyünden Bafra ilçesindeki hastaneye gidiş ve dönüşüne ait yol giderlerini SGK ödeyecek. Özellikle sürekli tedavi gören hastalar açısından bu karar önem taşıyor. Haftada 3-4 kez hemodiyalize giden bir hasta yol masrafından kurtulmuş olacak. Bunun için tedavi süresince düzenlenen geçerli sağlık raporu, sağlık belgesi olarak kabul edilecek. Bu tür ödeme işlemleri müracaat edilen sosyal güvenlik il müdürlükleri tarafından yapılacak. Diyabet, astım, zatürre, kronik bronşit, diyaliz gibi riskli gruplardaki hastaların tedavi süreçlerini izlemeye alan SGK, bir genelge yayımladı. Yol ve refakatçi ücretlerinin ödenmesine ilişkin usul ve esasları yeniden belirledi. Özellikle kronik hastalıkları bulunan ve sürekli doktor kontrolünde olması gereken hastaların gerek tedavi gerekse yol, gündelik, refakatçi masrafının karşılanmasında kapı kapı dolaşmasına gerek kalmayacak. MEDULA &#8220;Şahıs Ödeme Programı&#8221; üzerinden de ödeme işlemi gerçekleştirilecek. Böylece haftada 3-4 kez ilçeye ya da kente giderek diyalize girmek durumunda olan bir hasta yol parasını cebinden ödemek zorunda kalmayacak. Büyük şehirlerde ise çoğu özel hastane bu tür hastalar için servis kaldırıyor. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası kapsamında hastaların bu tür giderlerinin karşılanması için ödenecek tutarlar Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu tarafından belirleniyor. Tedavinin yapılabildiği hastanenin bulunduğu yerleşim yeri esas alınarak ödeme yapılıyor. Özel araca yakıt desteği Hastalar ödeme tutarını aşmamak üzere kendi araçları ile de hastaneye gittiklerinde yakıt gideri karşılanacak. &#8220;Mutat taşıt ücreti&#8221; adı altında yapılacak ödeme için bilet, fatura ibraz edilmesi gerekmiyor. Diş hastalıkları konusunda, tedavinin yapılabildiği en yakın hastanenin tespitinde üniversitelerin diş hekimliği fakülteleri esas alınacak. Diş hekimliği fakültesi olmayan üniversite hastaneleri en yakın üçüncü basamak sağlık hizmeti sunucusu olarak kabul edilmeyecek. Meslek hastalıklarında da en yakın yer kuralı aranmayacak. aktif haber]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Korunmaya muhtaç çocuğa bakan koruyucu ailelere sunulan yardımlar</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/korunmaya-muhtac-cocuga-bakan-koruyucu-ailelere-sunulan-yardimlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jun 2011 20:40:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[korunmaya muhtaç çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[koruyucu aile]]></category>
		<category><![CDATA[yardımlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=955</guid>

					<description><![CDATA[Anayasamız aileyi Türk toplumunun temeli olarak kabul etmiş ve ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması için gerekli tedbirlerin alınması ve teşkilatın kurulması görevini devlet görevi olarak nitelendirmiş, devletin, korunmaya muhtaç çocukları topluma kazandırması için her türlü tedbiri alması, bu amaca yönelik olarak gerekli teşkilatı kurması hüküm altına alınmıştır. Korunmaya muhtaç çocuk; &#8211; Beden, ruh ve ahlak gelişmeleri veya şahsi güvenlikleri tehlikede olup, ana veya babasız, ana ve babasız, &#8211; Ana veya babası veya her ikisi de belli olmayan, &#8211; Ana veya babası veya her ikisi tarafından terk edilen, &#8211; Ana veya babası tarafından ihmal edilip, fuhuş, dilencilik, alkollü içkileri veya uyuşturucu maddeleri kullanma gibi her türlü sosyal tehlikelere ve kötü alışkanlıklara karşı savunmasız bırakılan ve başıboşluğa sürüklenen çocuğa denir. Koruyucu aile, çeşitli nedenlerle öz ailesi yanında bakılamayan çocukların, kısa veya uzun süreli olarak bakımlarını üstlenen aile ya da kişilerin yanında, devlet denetiminde yetiştirilmeleri olarak tanımlanmakta ve bu hizmeti veren aile ya da kişilere koruyucu aile denilmektedir. Koruyucu aile yanına yerleştirilen çocuklar; öz ailesi bulunan, öz ailesince bir süre için bakılamayan, çeşitli nedenlerle evlat edindirilme şansını tümüyle yitirmiş olan, kız ya da erkek, sağlıklı ya da özürlü tek ya da kardeş olup, durumunun koruyucu aile yanına yerleştirilmeye uygun olduğu sosyal çalışmacı tarafından belirlenmiş çocuklardır. Koruyucu aile yanına en fazla 3 çocuk, aynı anda yerleştirilebilir. Ancak, buna karar verilirken özellikle çocuklarla bire bir ilişki kurulma konusu irdelenir. Kimler koruyucu aile olabilir? Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olup, Türkiye’de sürekli ikamet eden, en az ilkokul mezunu, 25-50 yaş aralığında bulunan, Çocuğa kanunen bakmakla yükümlü öz anne-baba ya da vasi dışındaki herkes koruyucu aile olmak üzere Sosyal Hizmetler İl Müdürlüklerine başvurulabilir. Eşlerin birlikte başvurmaları esastır. Çocuğun yakın çevresinde olan akrabalar, (büyük anne-dayı-amca vb.) komşular ya da aile dostları özellikle tercih edilir. Sağlanan yardımlar nelerdir? Koruyucu ailelere baktıkları her çocuk için, çocukların bakım, eğitim ve yetiştirilme harcamaları için aylık ücret ödenir. Özürlü çocuklar için yapılacak ödemeler iki katına kadar arttırılır. Her öğretim yılı başında bir defaya mahsus olmak üzere eğitim masrafları karşılığı olarak bakım ücreti üç kat arttırılarak ödenir. Şubat ve Ağustos aylarında çocukların yıllık giyim masrafları karşılığı olarak bakım ücreti iki kat arttırılarak ödenir. Koruyucu Ailenin yanında bakılan çocuklar hastalandıklarında koruyucu ailesi tarafından hiçbir sevke tabi olmadan doğrudan devlet-üniversite hastanesi, sağlık ocağı, hükümet tabipliklerine, muayene veya tedavi için götürülebilir. Koruyucu ailelere çocuğun yaş ve eğitim durumuna göre ücret ödenir. Ödenen ücret ek gösterge dahil en yüksek devlet memuru aylık göstergesinin (9500) memur maaş katsayısıyla çarpımıyla elde edilen rakamın sırasıyla yüzde 45’i, yüzde 50’si, yüzde 55’i ve yüzde 60’ı alınarak belirlenir. Bulunan rakamlar Özürlü çocuklar için iki katına kadar arttırılmaktadır. 2011 yılında ücretli koruyucu aile yanındaki çocuklar için ödenen aylık miktarları; (2011 Yılının ilk yarısı için Katsayı: 0,061954 Ek Gösterge: 9500 0,061954 X 9500=588,56 TL) Aylık Bakım Aylık Aylık Yaş-Okul Durumu % Ücreti Gösterge Harçlık Toplam 0-6 Yaş Okul öncesi 45 265,00 &#8211; &#8211; 265,00 7-12 Yaş İlköğretim (1-5) 50 295,00 600 38,00 333,00 13-15 Yaş İlköğretim (6-8) 55 324,00 900 56,00 380,00 16-18 Yaş Lise ve dengi 55 324,00 1200 75,00 399,00 19 Yükseköğrenim 60 354,00 2000 124,00 478,00 Bakım ücreti ve harçlık yanında 120,00 TL servis ücreti, 1025,00 TL Meslek Edinme Kurs ücreti, 928,00 TL S.B.S kurs ücreti, 3.012,00 TL Üniversiteye Hazırlık Kursu ücreti, yılda bir kez eğitim yardımı da ödenir. Bundan önceki haftalarda da belirttiğimiz üzere her ne kadar ülkemizde ismi aile sigortası olarak tanımlanmamış olsa da bakıma muhtaç çocuklara, özürlülere, yaşlılara primsiz rejim kapsamında sosyal yardım ve sosyal hizmet sunulmaktadır. Şerif Akçan http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?id=493023]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bölgesel ve Büyük Ölçekli Yatırımlara, Son Düzenlemeler Işığında Vergi İndirimi Uygulaması</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/bolgesel-ve-buyuk-olcekli-yatirimlara-son-duzenlemeler-isiginda-vergi-indirimi-uygulamasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jun 2011 20:37:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[5520 sayılı kurumlar vergisi kanunu 32. madde]]></category>
		<category><![CDATA[vergi indirimi uygulaması]]></category>
		<category><![CDATA[yatırımlara devlet katkısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=952</guid>

					<description><![CDATA[5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’na 32. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 32/A maddesi ile 28.2.2009 itibariyle, teşvik belgesine bağlanan seçilmiş sektör ve yatırımlardan elde edilen kazançların yatırımın kısmen veya tamamen işletilmesine başlanılan hesap döneminden itibaren yatırıma katkı tutarına ulaşıncaya kadar indirimli oranlar üzerinden kurumlar vergisine tabi tutulması uygulamasına geçilmiş ve bu model gelir vergisi mükellefleri için de benimsenmiştir. I- GİRİŞ Yapılan düzenlemeye paralel, 2009/15199 sayılı Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar(1) ve bu Karar’da değişiklik yapan 2011/1597 sayılı Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar(2) ile bu Kararlara istinaden çıkarılan Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararın Uygulanmasına İlişkin (1)(3) ve (2)(4) sayılı Tebliğlerle uygulamaya dönük açıklamalar getirilmiştir. Son olarak, 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un(5) 92. maddesiyle de, 5520 sayılı Kanun’un 32/A maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “%25’i” ve “%45’i” oranları, sırasıyla “%55’i” ve “%65’i” şeklinde değiştirilmiştir. Bu düzenlemeler çerçevesinde bölgesel ve büyük ölçekli yatırımlara ilişkin vergi indirimi uygulaması üzerinde durulacaktır. II- YATIRIMLARA VERGİ İNDİRİMİ YOLUYLA DEVLET KATKISI 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’na 32. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 32/A maddesine göre, Hazine Müsteşarlığı tarafından teşvik belgesine bağlanan yatırımlardan elde edilen kazançlar, yatırımın kısmen veya tamamen işletilmesine başlanılan hesap döneminden itibaren yatırıma katkı tutarına ulaşıncaya kadar indirimli oranlar üzerinden kurumlar vergisine tabi tutulacaktır. Bakanlar Kurulu söz konusu düzenleme ile ilgili olarak; istatistikî bölge birimleri sınıflandırması ile kişi başına düşen milli gelir ve sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeylerini dikkate almak suretiyle illeri gruplandırmaya, yatırım ve istihdam büyüklüklerini belirlemeye, yatırım hacmine bağlı olarak katkı tutarını %55-%65 aralığında belirlemeye ve kurumlar vergisi oranını % 90’a kadar indirimli uygulatmaya, harcamaları sınırlandırmaya gibi pek çok alanda yetkilendirilmiştir. Öte yandan 5904 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun(6) ile 5520 sayılı Kanun’un 32/A maddesi kapsamında olup 31.12.2010 tarihine kadar başlayan yatırımlar için söz konusu maddenin ikinci fıkrasının (b) bendinde geçen “% 25” ve “% 45” oranları, sırasıyla “% 60” ve “% 70” olarak değiştirilmiştir. III- YATIRIMLARA VERGİ İNDİRİMİNİN ESASLARI Bilindiği üzere “Büyük Ölçekli Yatırım”, 5520 sayılı Kanun’un 32/A maddesinde belirtilen 50 milyon Türk Lirası’nın üzerindeki yatırımları ifade etmektedir. Teşvik sisteminden yararlanılabilmesi için büyük ölçekli yatırımın 50 milyon Türk Lirası’nın üzerinde asgari sabit yatırım tutarına sahip olması ve ayrıca belirlenen sektörler itibariyle de bu yatırımın belli bir tutara sahip olması gerekmektedir. Bu kapsamda büyük ölçekli yatırım kapsamında değerlendirilecek sektörler ve asgari yatırım tutarlarına dair güncel listeye aşağıda yer verilmektedir. Sıra No Sektör 50 Milyon TL Üzeri Yatırımlar 1 Kimyasal Madde ve Ürünlerin İmalatı   1-a Ana Kimyasal Maddelerin İmalatı 1000 1-b Diğer Kimyasal Ürünlerin İmalatı 300 2 Rafine Edilmiş Petrol Ürünleri İmalatı 1000 3 Transit Boru Hattıyla Taşımacılık Hizmetleri Yatırımları   4 Motorlu Kara Taşıtlarının İmalatı Yatırımları(7) 250 5 Demiryolu ve Tramvay Lokomotifleri ve/veya Vagon İmalatı Yatırımları   6 Liman ve Liman Hizmetleri Yatırımları 250 7 Elektronik Sanayi Yatırımları   7-a LCD/Plazma Üretimi Yatırımları 1000 7-b Modül Panel Üretimi Yatırımları 150 7-c Lazer Televizyon, Üç Boyutlu Televizyon, OLED Televizyonlar ve benzeri Televizyon Üretimi Yatırımları   7-d Diğer Elektronik Sektörü Yatırımları   8 Tıbbi Alet, Hassas ve Optik Aletler İmalatı Yatırımları   9 İlaç Üretimi Yatırımları 100 10 Hava ve Uzay Taşıtları ve/veya Parçaları İmalatı Yatırımları   11 Makine (Elektrikli Makine ve Cihazlar Dahil) İmalatı Yatırımları   12 Madencilik Yatırımları Maden Kanununda belirtilen IV/c grubu metalik madenlerle ilgili nihai metal üretimine yönelik izabe tesisleri ile bu tesislere entegre cevher istihracına yönelik  yatırımlar (AKÇT kapsamı ürünler hariç).     Bölgesel uygulamaya esas olmak üzere Bakanlar Kurulu’nca, 14 il (Ankara, Yalova, Düzce, Sakarya gibi) I. Bölge, 10 il (Antalya, Isparta, Mersin, Burdur gibi)  II. Bölge, 27 il Nevşehir, Kırşehir, Manisa, Afyonkarahisar, Kahramanmaraş gibi) III. Bölge ve son olarak 30 il (Malatya, Elazığ, Bingöl Bitlis, Erzurum, Batman gibi)  ve 2 ilçe (Çanakkale İli Bozcaada, Gökçeada İlçeleri) IV. Bölge olarak belirlenmiştir. Bu bölgesel sınıflandırmaya göre I. Bölge kapsamında yer alan illerdeki yatırımlar daha düşük oranda katkı payından faydalanırken, IV. Bölgeye gelindiğinde katkı payları katlanarak artmaktadır. Büyük ölçekli yatırımlar ile bölgesel uygulama kapsamında gerçekleştirilen yatırımlarda, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32/A maddesi çerçevesinde, kurumlar vergisi veya gelir vergisine uygulanacak indirim oranları ile yatırıma katkı oranları aşağıda belirtilmiştir.   Bölgesel Uygulama Büyük Ölçekli Yatırımlar Bölgeler Yatırıma katkı oranı (%) Kurumlar vergisi veya gelir vergisi indirim oranı (%) Yatırıma katkı oranı (%) Kurumlar vergisi veya gelir vergisi indirim oranı (%) I 10 25 25 25 II 15 40 30 40 III 20 60 40 60 IV 25 80 45 80 Ancak, teşvik belgesi kapsamında; a) 31.12.2010 tarihine kadar yatırıma başlanılmış olması halinde aşağıdaki tabloda belirtilen indirim oranları ile yatırıma katkı oranları uygulanacaktır.   Bölgesel Uygulama Büyük Ölçekli Yatırımlar Bölgeler Yatırıma katkı oranı (%) Kurumlar vergisi veya gelir vergisi indirim oranı (%) Yatırıma katkı oranı  (%) Kurumlar vergisi veya gelir vergisi indirim oranı (%) I 20 50 30 50 II 30 60 40 60 III 40 80 50 80 IV 60 90 70 90 b) 31.12.2011 tarihine kadar yatırıma başlanılması halinde ise aşağıdaki tabloda belirtilen indirim oranları ile yatırıma katkı oranları uygulanacaktır.   Bölgesel Uygulama Büyük Ölçekli Yatırımlar Bölgeler Yatırıma katkı oranı (%) Kurumlar vergisi veya gelir vergisi indirim oranı (%) Yatırıma katkı oranı  (%) Kurumlar vergisi veya gelir vergisi indirim oranı (%) I 15 50 25 50 II 25 60 35 60 III 35 80 45 80 IV 55 90 65 90 Arazi, arsa, royalti, yedek parça ve amortismana tâbi olmayan diğer harcamalar indirimli vergi uygulamasından yararlanamaz ve indirilen kurumlar vergisi veya gelir vergisi tutarı yatırıma katkı tutarına ulaşıncaya kadar indirimli vergi uygulamasına devam edilir. 5520 sayılı Kanun gereği finans ve sigortacılık konularında faaliyet gösteren kurumlar ve iş ortaklıkları ile 4283 sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve 3996 sayılı Bazı Yatırım ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret Modeli Çerçevesinde Yaptırılması Hakkında Kanun kapsamında gerçekleştirilen yatırımlar, indirimli kurumlar vergisi veya gelir vergisi uygulamasından yararlanamaz. İndirimli oranlar stopaj suretiyle yapılan vergilendirmede uygulanmaz. IV- YATIRIMIN DEVRİ HALİNDE VERGİ İNDİRİMİ Yatırımın faaliyete geçmesinden önce devri halinde, devralan kurum, aynı koşulları yerine getirmek kaydıyla indirimli vergi oranından yararlanır. Yatırımın kısmen veya tamamen faaliyete geçmesinden sonra devri halinde indirimli vergi oranından devir tarihine kadar devreden, devir tarihinden sonra ise devralan, aynı koşulları yerine getirmek kaydıyla yatırıma katkı tutarının kalan kısmı için yararlanır. Büyük ölçekli yatırımlar ile bölgesel uygulama kapsamında gerçekleştirilen yatırımların, işletmeye geçiş tarihinden itibaren asgarî beş yıl süre ile bulunduğu bölgede faaliyette bulunması gerekir. Ancak, Hazine Müsteşarlığı’ndan izin alınmak ve yatırım konusunun taşınılacak bölgede desteklenecek konular arasında yer alması kaydıyla diğer bölgelere taşınılabilir. Sosyo-ekonomik gelişmişlik seviyesi daha yüksek bölgelere veya ilgili yatırım konusunun desteklenmediği bölgelere taşınmalarda, fazladan yararlanılan destekler ilgili mevzuatı çerçevesinde geri alınır. İşletmeye geçiş tarihinden itibaren beş yıllık süre ile bulunduğu bölgede faaliyette bulunan yatırımların diğer bölgelere taşınması serbesttir. Ancak bu durumda, varsa taşınma tarihinden itibaren bakiye yatırıma katkı tutarı için indirimli kurumlar vergisi veya gelir vergisi uygulaması yapılmaz. Beş yıllık süreyi doldurmuş ancak tamamlama vizesi yaptırılmamış yatırımlar için, taşınma öncesinde Hazine Müsteşarlığına müracaat edilerek tamamlama vizelerinin yaptırılması gerekmektedir. Bu tür yatırımlara taşınma sonrasında da yer değişikliği izni verilebilir. Ayrıca, genel teşvik sisteminden yararlanan yatırımların yer değişikliği talepleri, yatırım dönemi de dâhil olmak üzere proje bazında sonuçlandırılır. V- SONUÇ Yatırımların ekonomik dinamizmin kaynağı oldukları düşünüldüğünde, bunun istihdam olanaklarının da artışına zemin hazırladığı ve sonuç itibariyle artan üretim ve gelir artışına bağlı vergi gelirlerinin seyrini olumlu etkilediğine şüphe yoktur. Önemli olan,  yatırım alanlarının rasyonel belirlenerek hangi sektörlere ne ölçüde destek verileceği ve bu destek sonucunda ekonomik birimlerin hangi düzeyde etkileneceğinin net bir şekilde belirlenmesi gerekir. Amaç vergi gelirlerini artırmak değil, tam istihdam seviyesinde artan üretim kapasitesi sonucunda doğal olarak vergi gelirlerinin artışına zemin hazırlanmasıdır. Mustafa ÇOLAK* Yaklaşım *          Maliye Bakanlığı, Daire Başkanı (1)         16.07.2009 tarih ve 27290 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. (2)         14.04.2011 tarih ve 27905 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. (3)         28.07.2009 tarih ve 27302 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. (4)         21.10.2010tarih ve 27736 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. (5)         25.02.2011 tarih ve 27857 (1. mükerrer) sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. (6)         03.07.2009 tarih ve 27277 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. (7)         Motorlu kara taşıtları yan sanayi yatırımlarında asgari sabit yatırım tutarı 100 milyon TL’dir]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İş Akdinin feshinde dikkat edilmesi gereken hususlar</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/is-akdinin-feshinde-dikkat-edilmesi-gereken-hususlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jun 2011 20:33:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[4857 sayılı iş kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[belirli süreli iş sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[belirsiz süreli iş sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[fesih nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[iş akdinin feshi]]></category>
		<category><![CDATA[iş sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[işakdi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=948</guid>

					<description><![CDATA[4857 sayılı İş Kanunu, iş güvencesinden yararlanan işçinin iş sözleşmesinin feshi için uyulması zorunlu bir usul öngörmektedir. I- GİRİŞ Kanun’un 19. maddesine göre; “İşveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır. Hakkındaki iddialara karşı savunmasını almadan bir işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, o işçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle feshedilemez.” denilmektedir. Makalemizde iş sözleşmesinin feshinde takip edilmesi gereken ve yukarıda üç noktada toplandığı görülmekte olan usul mevzuat ve yargı kararları ışığında irdelenecektir. II- FESİH BİLDİRİMİNİN YAZILI OLARAK YAPILMASI İş Kanunu’na göre, işveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak zorundadır. Kanun’un 19. maddesindeki “fesih bildiriminin yazılı olarak yapılması” ifadesi, İş Kanunu’nun 109. maddesinde belirtilen ve genel olarak bildirimlerin ilgiliye yazılı olarak yapılmasını öngören hükmün tekrarıdır. İş Kanunu’nun 109. maddesi; “Bu Kanun’da öngörülen bildirimlerin ilgiliye yazılı olarak ve imza karşılığında yapılması gerekir. Bildirim yapılan kişi bunu imzalamazsa, durum o yerde tutanakla tespit edilir. Ancak, 7201 sayılı Kanun kapsamına giren tebligat anılan Kanun hükümlerine göre yapılır.” hükmünü taşımaktadır. Şu halde fesih bildirimi 109. madde hükmüne göre, yazılı olarak ve imza karşılığında yapılmalıdır. Kendisine bildirim yapılan işçinin bunu imzalamaması durumunda durum o yerde tutanakla saptanır. İş Kanunu’nun yazılı bildirim öngören hükmüne rağmen, Yargıtay, 4857 sayılı Yasa öncesi vermiş olduğu kararlarında; fesih bildiriminin her zaman yazılı olarak açık bir şekilde yapılmayabileceği ve olayların akışından, taraflardan birinin davranışı ile sözleşmeye son verildiği anlaşılıyorsa bu davranışın da fesih şeklinde değerlendirilmesi gerekeceği görüşündeydi(1). Yargıtay’ın bu görüşü, yazılı yapılması zorunlu iş sözleşmelerinde yazılı olma esasının geçerlilik koşulu olmayıp ispat koşulu olduğu ve bu şekle uymamanın sözleşmenin geçersizliğine yol açmayacağına ilişkin kendi görüşü ile tutarlıydı(2). Ancak öğretideki genel kanaat, 4857 sayılı Kanun ile getirilen iş güvencesine ilişkin düzenlemeler konusundaki uyuşmazlıklarda, Yargıtay’ın bu görüşünü sürdürmesinin zor olacağı; zira, konuya ilişkin hükümde sadece bildirimin yazılı olması değil, fesih sebebinin açık ve kesin şekilde belirtilmesi zorunluluğu olduğu ifade edilmektedir(3). Bu görüşe göre; buradaki yazılılık esasının, diğer unsur ile ele alınması gereği karşısında, “geçerlilik koşulu” olarak anlaşılması ve buna aykırılığın geçersiz fesih sayılmasının doğru olacağı; Kanun’un sonraki hükümlerinde, fesih bildirimine itiraz hakkının ve fesih geçersizliğine karar verilmesi sonucunun sadece gösterilen sebebin geçerli olmadığına değil, sebep gösterilmeme haline de bağlanmış olmasının tezlerini güçlendirdiği belirtilmektedir. Nitekim Yargıtay vermiş olduğu yeni Kararlarında(4); İşverenin fesih bildirimini yazılı olarak yapmak zorunda olduğunu, sadece fesih bildiriminin değil fesih sebeplerinin de yazılı olması ve işverence fesih bildirimi ile gerekçelerini de kapsayacak şekilde altının imzalanmasının gerektiğini, yazılı şeklin; 4857 sayılı Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca yapılacak fesihler için geçerlilik şartı olarak arandığını ayrıca açıklık, aleniyet ve ispat fonksiyonuna da haiz olduğunu belirtmektedir. Fesih bildiriminin yazılı olarak yapılması, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 19. maddesinde, iş güvencesi kapsamındaki işçinin iş sözleşmesinin süreli feshiyle sınırlı bir koşul olarak öngörülmemiştir. Aksine madde, iş güvencesi kapsamındaki işçilerin iş sözleşmelerinin işveren tarafından süreli fesih yoluyla feshi yanında haklı nedenle feshine de uygulanacak bir ifadeye yer vermektedir. Zira, feshin türüne değinilmeksizin işverenin “fesih bildirimini yazılı olarak yapmak” zorunda olduğu vurgulanmaktadır. İşçinin yazılı olarak yapılan bildirimi imza karşılığı tebellüğ etmemesi halinde, durumun o yerde tutulan bir tutanakla tespit edilmesi gerekmektedir. Tebellüğ etmeyen işçiye, bildirimin noter vasıtasıyla gönderilmesinde fayda vardır. Zira işçiye tebellüğ edilemeyen fesih beyanı iş sözleşmesinin feshini geçerli kılmaz(5). III- FESİH NEDENİNİN AÇIK VE KESİN ŞEKİLDE BELİRTİLMESİ 4857 sayılı Kanun’dan önceki 1475 sayılı Kanun bağlamında bildirimli veya bildirimsiz fesihte bulunan işveren fesih nedenini belirtmek zorunda değildi. Ancak 4857 sayılı Kanun ile birlikte işveren, yazılı bildirimde feshin nedenini “açık ve kesin şekilde” belirtmek zorundadır (4857 sayılı Kanun md.19). Bu hükme göre, sözleşmenin feshedildiği ifadesi yanında fesih nedeni belirli, somut bir olay veya durum olarak tartışmaya yol açmayacak açıklıkta ve kesinlikte gösterilmelidir. Böylece iş güvencesi kapsamında olan işçilere hem işten çıkarılmaları konusunda bilgilenme olanağı tanınmış, hem de ileride başvurulacak yargı yolunda ispat kolaylığı sağlanmıştır. İşveren, bildirdiği fesih nedenini sonradan değiştiremeyeceği gibi, birden fazla nedeni olmakla birlikte sadece birini bildirmiş ise artık diğerlerine dayanamaz. Burada işverenin bildirdiği nedenle bağlılığı söz konusudur. İşverenin bildirdiği nedenle bağlılığı, Kanun’un, nedenin açık ve kesin bir şekilde belirtilmesinin emreden hükmünün gereğidir. IV- İŞÇİNİN SAVUNMASININ ALINMASI 4857 sayılı İş Kanunu md. 19/f-2’ye göre, hakkındaki iddialara karşı savunması alınmadan davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle işçinin iş sözleşmesi feshedilemez. Ancak Yasa’da, “işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanarak” yapılan fesihlerden önce değil; sadece “işçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerden” kaynaklanan sebeplerle feshi halinde “savunmasının alınması” şart kılınmaktadır. Bu nedenle, işçiyi işten çıkartmadan önce, daha önce verilmiş ihtar nedeniyle alınmış bir savunması olsa bile, kendisini yine yazılı olarak savunmasını yapmak üzere davet etmek, davet yazısında davranışı veya verimi ile ilgili işten çıkarma sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek, belirtilen yer gün ve saatte hazır bulunmadığı veya yazılı bir savunma vermediği takdirde savunmadan vazgeçmiş sayılacağının kendisine bildirmek gerekir. Bu bildirim işçiye elden yapılabileceği gibi, noter marifetiyle de yapılabilir. Önemli olan bildirimin işçinin eline varmasını sağlamaktır. Şayet işçi savunmaya davet yazısını almazsa veya alıp da savunmaya belirtilen gün ve saatte haklı bir mazeret olmaksızın gelmezse, bunu bir tutanakla tespit etmek zorunludur. Zira, savunma almadan bir işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi (işçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle) feshedilemeyeceği için, savunma almaya yönelik bütün bu işlemler ve tutanaklar yeni Kanun’da ispat şartı olmaktan çok feshin “geçerlilik şartı” değerindedir. Bu bakımdan işçiye davranışı ile ilgili nedenlerle ihtar verildiği zaman işçinin savunmasının alınmaması ihtarı geçersiz kılmaz; ama savunma alınmadan işçinin iş sözleşmesinin “davranışı veya verimi” ile ilgili nedenlerle feshi geçersiz olur. Bir başka deyişle, yazılı fesih bildiriminde bulunulmuş olsa, bildirimde işçinin davranışı, yetersizliği ve verimi ile ilgili bir neden belirtilmiş olsa, belirtilen neden geçerli bir neden sayılsa bile, işçinin savunması alınmadan yapılan fesih, şekil şartı yerine getirilmediği için “geçersiz” sayılır(6). Buna karşılık, işverenin 25. maddenin II numaralı bendinde gösterilen sebeplerle fesih hakkının saklı tutulduğu; başka bir deyişle, işverenin “ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerlerinde” işçinin iş sözleşmesinin haklı sebeple derhal ihbarsız ve kıdem tazminatsız feshettiği durumlarda savunma alınmasına gerek duyulmamaktadır. Bu nedenle, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra bu hallerin ne olduğunun (işçinin iki gün üst üste gelmediğinin, işçinin işveren veya işveren vekilinin şahsına veya aile üyelerinden birine karşı hakaret, sövme veya saldırıda bulunduğunun, vs.) bir tutanakla tespit edilmesi ve bu sebeple sözleşmenin “haklı sebeple” (ihbarsız-tazminatsız) feshedildiğinin bildirilmesi yeterlidir. Ancak, artık savunma alınmasına gerek bulunmamakla birlikte, gerek sebebin öğrenildiği tarihten itibaren 6 işgünü içinde iş sözleşmesinin feshedildiğinin ispatı, gerekse dayanılan haklı sebebin ispatı işverene ait olduğundan, bu bildirimin yapılmasında da fayda vardır. Aksi halde, mahkemenin sebebi “haksız” bularak “geçersiz” sebebe dönüştürmesi ve işçiyi işe iade ederek işe başlatılmayan işçi için “ihbar” ve “kıdem” tazminatından başka “işe başlatılmama tazminatına” da hak kazanılması kaçınılmaz olur. Nitekim Yargıtay vermiş olduğu bir Kararda(7); İşverenin işletmesel kararı uygulamak için aldığı tedbirin feshi zorunlu kıldığını kanıtlamasının gerektiği, iş akdi feshedilen işçinin feshin başka bir sebebe dayandığını ileri sürmesi halinde, bu iddiasını ispat ile yükümlü olduğu, işverenin performans düşüklüğünü gerekçe göstermesi durumunda, işçinin 4857 sayılı Kanun’un 19. maddesine göre bu konuda savunmasının alınması gerektiğini aksi takdirde geçerli bir fesihten söz edilemeyeceğini, belirtmiştir. V- SONUÇ 4857 sayılı Kanundan önceki 1475 sayılı Kanun bağlamında bildirimli veya bildirimsiz fesihte bulunan işveren fesih nedenini belirtmek zorunda değildi. Ancak 4857 sayılı Kanun ile birlikte işveren, iş güvencesi kapsamındaki işçilere ait iş sözleşmesini işçinin yeterliliğinden, davranışlarından, işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli neden ile feshederken; fesih sebebini yazılı olarak açık ve kesin bir şekilde herhangi bir şarta bağlamadan bizzat işçinin kendisine yapmak zorundadır İşveren bakımından İş Kanunu’nun 25/II. maddesinde belirtilen ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri hariç olmak üzere davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle iş akdinin feshi halinde işçinin yazılı savunmasının alınması şarttır. Hakkındaki iddialara karşı savunmasını almadan bir işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi o işçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle feshedilemez. Ancak, işçinin zihinsel veya bedensel yetersizliği, gibi durumlarda savunmasının alınmasına gerek yoktur. Savunmanın şekli ve usulü hakkında Yasa’da bir hüküm getirilmemiştir. İşçiden savunma istenirken, birkaç günlük uygun bir süre verilebilir. İşçinin savunmayı işverenlik tarafından istenilen sürede vermemesi halinde, savunma hakkından vazgeçmiş sayılacağı işçiye açıklanabilir. Bildirim ve açıklamaların işverenlik tarafından ispat yönünden yazılı yapılması gerekir. Murat ÜNLÜ* Yaklaşım * Sosyal Güvenlik Kurumu Müfettişi (1) Yrg. 9. HD.’nin, 20.10.1997 tarih ve E.1997/13230, K.1997/17815 sayılı Kararı. (2) Yrg. 9. HD.’nin, 28.05.1985 tarih ve E. 1985/2971, K. 1985/5867 sayılı Kararı. (3) Nuri ÇELİK, İş Hukuku Dersleri, Ekim, 2003, s. 203; Hamdi MOLLAMAHMUTOĞLU, İş Hukuku, Mart, 2004, s.567; Fevzi DEMİR, İş Güvencesi ve 4857 Sayılı İş Kanunu’nun Başlıca Yenilikleri, Tes İş Yayınları, Ankara 2003, s. 6 (4) Yrg. 9. HD.’nin 27.09.2004 tarih ve E.2004/5522, K.2004/19993 sayılı; Yrg. 9. HD.’nin, 01.06.2009 tarih ve E.2008/36528, K.2009/16179 sayılı; Yrg. 9. HD.’nin, 23.06.2008 tarih ve E.2007/41025, K.2008/17104 sayılı Kararları. (5) Yrg. 9. HD.’nin, 01.06.2009 tarih ve E.2008/36528 sayılı Kararı. (6) Sadret ÇAĞLAR, “İş Güvencesi Kapsamındaki İşçinin İş Sözleşmesinin Feshinin Yazılı Bildirimle Yapılması ve Savunmasının Alınması”, Yaklaşım, Aralık 2004, Sayı: 144 (7) Yrg. 9. HD.’nin, 20.12.2004 tarih ve E.2004/14475, K.2004/28303 sayılı Kararı.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ba-Bs Bildirim Formlarının düzenlenmesinde tereddüt edilen konular</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/ba-bs-bildirim-formlarinin-duzenlenmesinde-tereddut-edilen-konular/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jun 2011 20:29:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[ba bs formları]]></category>
		<category><![CDATA[ba s de uygulanacak esaslar]]></category>
		<category><![CDATA[vyk 413. madde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=944</guid>

					<description><![CDATA[Vergi Usul Kanununun 413 üncü maddesinde “Mükellefler, Gelir İdaresi Başkanlığından veya bu hususta yetkili kıldığı makamlardan, vergi durumları ve vergi uygulaması bakımından müphem ve tereddüdü mucip gördükleri hususlar hakkında yazı ile izahat isteyebilir. 1. Giriş Gelir İdaresi Başkanlığı, kendisinden istenecek izahatı özelge ile cevaplandırabileceği gibi, aynı durumda olan tüm mükellefler bakımından uygulamaya yön vermek ve açıklık getirmek üzere sirküler de yayımlayabilir. Sirküler ve özelgeler, Gelir İdaresi Başkanlığı bünyesinde, Gelir İdaresi Başkanı veya tevkil edeceği bir başkan yardımcısının başkanlığında en az üç daire başkanından müteşekkil bir komisyon marifetiyle oluşturulur. Söz konusu komisyonda oluşturulmuş sirküler veya özelgeler ile konu, kapsam ve ilgili olduğu mevzuat bakımından tamamen aynı mahiyeti taşıyan bir hususta izahat talebinde bulunulması halinde, komisyon tarafından oluşturulan sirküler veya özelgelere uygun olmak şartıyla Gelir İdaresi Başkanlığı taşra teşkilatı tarafından da özelgeler verilebilir. Sirküler ve vergi mahremiyetine ilişkin hükümler göz önünde bulundurulmak şartıyla özelgeler, Gelir İdaresi Başkanlığınca internet ortamında yayımlanır.” hükmü yer almaktadır. Gelir İdaresi Başkanlığının bünyesinde teşkil edilen Komisyon tarafından oluşturulan özelgeler, yukarıdaki hükme istinaden Gelir İdaresi Başkanlığının internet sitesinde yayımlanmaya başlanmıştır. Biz de bu yazımızda söz konusu özelgelerden Ba Bs Bildirim Formları ile ilgili olanlardan önemli gördüklerimizi aşağıda derledik. 2. İthalat İşlemlerinin Form Ba ile Bildirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Ankara Vergi Dairesi Başkanlığının 11.11.2010 tarih ve B.07.1.GİB.4.06.18.02-32Mük.257-7930-712 sayılı özelgesinde ithalatların Ba formunda bildirilme şekli ile ilgili olarak aşağıdaki açıklamalar yapılmıştır. “Yasal düzenlemeler çerçevesinde; ithalatta vergiyi doğuran olay, Gümrük Kanununa göre gümrük vergisi ödeme mükellefiyetinin başlaması, gümrük vergisine tabi olmayan işlemlerde ise gümrük beyannamesinin tescili aşamasında meydana gelmekte olup, ithalatta KDV matrahı, gümrük beyannamesinin açılışına kadar oluşan mal maliyeti, masraflar (nakliye, sigorta vs maliyet unsurları) ve ithalde alınan gümrük vergisi ile diğer vergi, resim, fon ve harçları da içeren toplam ithal maliyetinden oluşmaktadır. Buna göre, ithalatta verginin matrahını oluşturan tutar 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 21&#8217;inci maddesi gereğince gümrük beyannamesinin açılışına kadar oluşan mal maliyeti, masraflar (nakliye, sigorta vs maliyet unsurları) ve ithalde alınan gümrük vergisi ile diğer vergi, resim, fon ve harçları da içeren toplam ithal maliyetinden oluştuğundan, Form Ba Bildirim formunun da buna paralel olarak, katma değer vergisi matrahını oluşturan katma değer vergisi hariç bedel dikkate alınarak düzenlenmesi gerekmektedir.” 3. Transit Ticaret Kapsamında Yapılan Alım Satım İşlemlerinin Ba-Bs Formlarına Dahil Edileceği[1] İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığının 01.07.2010 tarih ve B.07.1.GİB.4.34.19.02-019.01-219 sayılı özelgesinde transit ticaret kapsamında yapılan alım satım işlemlerinin Ba-Bs formlarına dahil edilip edilmeyeceği konusunda aşağıdaki açıklamalar yapılmıştır. “İlgi dilekçenizde, transit ticaret kapsamında yapılan alım satım işlemlerinizin Ba-Bs formlarına dahil edilip edilmeyeceği hakkında Başkanlığımız görüşü talep edilmekte olup, konuyla ilgili olarak gerekli açıklamalar aşağıda yapılmıştır. Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu&#8217;nun 148, 149 ve Mükerrer 257&#8242; nci maddelerinin verdiği yetkiye dayanılarak, 350 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin belirli bir haddi aşan mal ve hizmet alımlarını &#8220;Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)&#8221; ile; mal ve hizmet satışlarını ise &#8220;Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)&#8221; ile bildirmeleri hususunda yükümlülük getirilmiştir. Söz konusu yükümlülüğün 2010 yılı ve müteakip yılların aylık dönemlerinde yerine getirilmesinde uygulanacak usul ve esaslar ile bildirim hadleri 396 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde açıklanmıştır. Aynı Tebliğin 1.2.1 bölümündeki açıklamalara göre, bildirim mecburiyeti bulunan mükelleflerce, belirlenen hadler çerçevesinde yapılan her türlü mal ve/veya hizmet alış ve satışları, bunlara ilişkin belgenin türüne (Fatura, irsaliyeli fatura, serbest meslek makbuzu, müstahsil makbuzu, gider pusulası, akaryakıt pompalarına bağlı ödeme kaydedici cihaz fişi, sigorta komisyon gider belgesi ve yolcu bileti gibi) bakılmaksızın Ba-Bs bildirim formlarına dahil edilecektir. Ayrıca, 396 Sıra No.lu Genel Tebliğin 1.2.2. bölümünde &#8220;Mükelleflerin 2010 yılı ve müteakip yılların aylık dönemlerine ilişkin mal ve/veya hizmet alışları ile mal ve/veya hizmet satışlarına uygulanacak had 5.000 TL olarak yeniden belirlenmiştir. Buna göre, bir kişi veya kurumdan katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet alışları, &#8220;Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)&#8221; ile; bir kişi veya kuruma katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet satışları ise &#8220;Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)&#8221; nun Tablo II alanında bildirilecektir.&#8221; açıklaması bulunmaktadır. Yukarıda yer alan açıklamalara göre; transit ticaret kapsamında şirketiniz tarafından yapılan işlemlerin belgelendirilmesi halinde Ba-Bs bildirim formlarına dahil edilmesi gerekmektedir.” 4. Serbest Bölgeden Alımların Form Ba ile Bildirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Kocaeli Vergi Dairesi Başkanlığının 11.11.2010 tarih ve B.07.1.GİB.4.41.15.02-VUK.2010/1-64 sayılı özelgesinde serbest bölgelerden alımların Ba formunda bildirilme şekli ile ilgili olarak aşağıdaki açıklamalar yapılmıştır. “381 ve 396 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerinde Ba ve Bs bildirim formlarının Tablo II bölümlerinin doldurulması sırasında kullanılacak &#8221; ülke kodu&#8221; bilgilerinin Tebliğ ekinde yer aldığı belirtilmiştir. Buna göre serbest bölgede faaliyet gösteren mükelleflerden mal ve/veya hizmet alan mükellefler tarafından yapılan alışların Form Ba ile bildirilmesinde, ülke kodu bölümüne serbest bölge kodunun, vergi kimlik numarası bölümüne de mal ve/veya hizmet alınan mükellefin vergi kimlik numarasının yazılması gerekmektedir. &#8230; Yukarıda yer alan açıklamalara göre, serbest bölgeden yapılan mal alımının Ba formunda gösterilmesinde, ülke koduna serbest bölgenin kodunun, vergi kimlik numarası bölümüne de mal alımında bulunduğunuz mükellefin vergi kimlik numarasının yazılması gerekmekte olup, şirketiniz tarafından ülke kodunun düzeltilmesi için verilecek Ba formları için 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesi hükmü uyarınca işlem yapılacağı tabiidir.” 5. Gerçek Kişilere Yapılan Kira Ödemelerinde Belirlenen Haddin Aşılması Halinde Form Ba ile Bildirilme Zorunluluğu Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığının 11.11.2010 tarih ve B.07.1.GİB.4.99.16.01.0-VUK 257-47 sayılı özelgesinde gerçek kişilere yapılan kira ödemelerinde belirlenen haddin aşılması halinde Form Ba ile bildirilme zorunluluğu hakkında aşağıdaki açıklamalar yapılmıştır. “&#8230;.. 268 Sıra No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde; işyeri ve konut kiralama işlemlerinde yapılacak tahsilat ve ödemelerin banka veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik edilmesi zorunluluğuna ilişkin açıklamalar yapılmış olup; Söz konusu tebliğ ile konutlarda, her bir konut için aylık 500 TL ve üzerinde kira geliri elde edenlerin, işyerlerinde ise tutarı ne olursa olsun işyerini kiraya verenler ile kiracıların kiraya ilişkin tahsilat ve ödemelerinin 1/11/2008 tarihinden itibaren banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen belgelerle tevsik edilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Yine aynı tebliğde, banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü aracı kılınmak suretiyle, para yatırma veya havale, çek veya kredi kartı gibi araçlar kullanılmak suretiyle yapılan tahsilat ve ödemeler karşılığında dekont veya hesap bildirim cetvelleri düzenlendiğinden bu belgelerin tevsik edici belge olarak kabul edileceği ile bankaların internet şubeleri üzerinden yapılan ödeme ve tahsilatların da aynı kapsamda değerlendirileceğine ilişkin açıklamalar yer almaktadır. Buna göre, gerçek kişilere yapmış olduğunuz aylık kira ödemelerinin, 396 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde belirtilen tutarı (5.000 TL ve üzerinde) aşması halinde, 268 Sıra No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde belirtilen tevsik edici belgelere dayandırılarak, &#8220;Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)&#8221; ile bildirilmesi gerekmektedir.” 6. Ba, Bs Formlarında Özel İletişim Vergisinin Gösterilip Gösterilmeyeceği Ankara Vergi Dairesi Başkanlığının 11.08.2010 tarih ve B.07.1.GİB.4.06.18.02-32Mük.257-8110-541sayılı özelgesinde Ba Bs formlarında özel iletişim vergisinin gösterilip gösterilmeyeceği hakkında aşağıdaki açıklamalar yapılmıştır. “&#8230; 396 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği&#8217;nin 1.2.2 bölümünde; &#8220;Mükelleflerin 2010 yılı ve müteakip yılların aylık dönemlerine ilişkin mal ve/veya hizmet alışları ile mal ve/veya hizmet satışlarına uygulanacak had 5.000 TL olarak yeniden belirlenmiştir. Buna göre, bir kişi veya kurumdan katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet alışları, &#8220;Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)&#8221; ile; bir kişi veya kuruma katma değer vergisi hariç 5.000 TL ve üzerindeki mal ve/veya hizmet satışları ise &#8220;Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Bs)&#8221; nun Tablo II alanında bildirilecektir. Söz konusu hadlerin uygulanmasında, özel matrah şekline tabi mal ve/veya hizmet alış/satışlarında katma değer vergisi, özel tüketim vergisine tabi işlemlerde ise özel tüketim vergisi dahil tutarlar dikkate alınacaktır.&#8221; açıklaması bulunmaktadır. Bu çerçevede, Ba Bs bildirim formlarında alım ve satım tutarları belirtilirken; formların, Katma Değer Vergisi ve Özel İletişim Vergisi hariç tutularak düzenlenmesi gerekmektedir.” 7.Özel Matrah Şekline Tabi Teslimlerde Ba-Bs Formlarında Beyan Edilecek Matrahın Tespiti Konya Vergi Dairesi Başkanlığının 17.06.2010 tarih ve B.07.1.GİB.4.42.17.02-VUK-2-13 sayılı özelgesinde özel matrah şekline tabi teslimlerde Ba-Bs formlarında beyan edilecek matrahın tespiti hakkında aşağıdaki açıklamalar yapılmıştır. “Vergi Usul Kanununun 362 Sıra No.lu Genel Tebliği ile bilânço esasına göre defter tutan mükelleflerin belirli bir haddi aşan mal ve hizmet alımlarını &#8220;Mal ve Hizmet Alımlarına İlişkin Bildirim Formu (Form Ba)&#8221; ile mal ve hizmet satışlarını ise &#8220;Mal ve Hizmet Satışlarına İlişkin Bildirim Formu (Bs)&#8221; ile bildirmeleri hususunda yükümlülük getirilmiştir. &#8230; Yine aynı tebliğde söz konusu hadlerin uygulanmasında özel matrah şekline tabi mal ve/veya hizmet alış ve satışlarında Katma Değer Vergisi dahil tutarların dikkate alınacağı belirlenmiştir. Bu açıklamalar çerçevesinde özel matrah şekline tabi alış ve satışların Katma Değer Vergisi dahil tutarlar dikkate alınmak suretiyle Ba-Bs bildirim formlarına dahil edilmesi gerekmektedir.” 8. Nihai Tüketicilere Yapılan ve Belirlenen Haddi Aşan Satışların Bs Bildirim Formuna Dahil Edilip, Edilmeyeceği Ankara Vergi Dairesi Başkanlığının 10.08.2010 tarih ve B.07.1.GİB.4.06.18.02-32MÜK257-7994-534 sayılı özelgesinde nihai tüketicilere yapılan ve belirlenen haddi aşan satışların Bs bildirim formuna dahil edilip, edilmeyeceği hakkında aşağıdaki açıklamalar yapılmıştır. “&#8230; nihai tüketicilere yapılan mal ve hizmet satışlarının KDV hariç 5.000-TL ve üzerinde olması halinde 396 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde yer alan açıklamalar doğrultusunda nihai tüketicinin T.C. Kimlik Numarası belirtilerek Bs bildirim formuna dahil edilmesi gerekmektedir.” 9. Sonuç Hatalı bildirimlere uygulanan usulsüzlük cezalarının yüksekliği, bu bildirimlerin düzenlenmesinde daha özenli davranılmasını zorunlu kılmaktadır. Bildirimler [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni TTK&#8217;ya göre internet sitesi yapma zorunluluğu</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/yeni-ttkya-gore-internet-sitesi-yapma-zorunlulugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jun 2011 20:23:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TTK]]></category>
		<category><![CDATA[6102 sayılı yeni ttk]]></category>
		<category><![CDATA[internet sitesizorunluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[ttk 1524. madde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=938</guid>

					<description><![CDATA[6102 Sayılı Yeni Türk Ticaret Kanunu&#8217;nun (Yeni TTK) &#8220;İnternet sitesi&#8221; başlıklı 1524&#8217;üncü maddesine göre, 01 Temmuz 2012 tarihinden sonra her sermaye şirketinin (yani anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin) &#8230; bir internet sitesi açması ve şirketin internet sitesi zaten mevcutsa bu sitenin belli bir bölümünü içerikleri aşağıda belirtilen hususların yayımlanmasına özgülemesi zorunludur.  İnternet sitesinde yayımlanacak içerikler şunlardır: a) Şirketçe kanunen yapılması gereken ilanlar, b) Pay sahipleri ile ortakların menfaatlerini koruyabilmeleri ve haklarını bilinçli kullanabilmeleri için görmelerinin ve bilmelerinin yararlı olduğu belgeler, bilgiler, açıklamalar, c) Yönetim ve müdürler kurulu tarafından alınan; rüçhan, değiştirme, alım, önerilme, değişim oranı, ayrılma karşılığı gibi haklara ilişkin kararlar; bunlarla ilgili bedellerin nasıl belirlendiğini gösteren hesapların dökümü, d) Değerleme raporları, kurucular beyanı, payların halka arz edilmesine dair taahhütler, bunlara ait teminatlar ve garantiler; iflasın ertelenmesine veya benzeri konulara ilişkin karar metinleri; şirketin kendi paylarını iktisap etmesi hakkındaki genel kurul (GK) ve yönetim kurulu (YK) kararları, bu işlemlerle ilgili açıklamalar, bilgiler, belgeler, e) Ticaret şirketlerinin (Yeni TTK madde 124 uyarınca kolektif ve komandit şirketler şahıs şirketi; anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler ise sermaye şirketi olarak sayılmaktadır) birleşmesi, bölünmesi, tür değiştirmesi halinde, ortakların ve menfaat sahiplerinin incelemesine sunulan bilgiler, tablolar, belgeler; sermaye artırımı, azaltılması dahil, esas sözleşme değişikliklerine ait belgeler, kararlar; imtiyazlı pay sahipleri GK kararları, menkul kıymet çıkarılması gibi işlemler dolayısıyla hazırlanan raporlar, f) GK&#8217;lara ait olanlar dahil her türlü çağrılara ait belgeler, raporlar, YK açıklamaları, g) Şeffaflık ilkesi ve bilgi toplumu açısından açıklanması zorunlu bilgiler, h) Bilgi alma kapsamında sorulan sorular, bunlara verilen yanıtlar, diğer kanunlarda pay sahiplerinin veya ortakların aydınlatılması için öngörülen hususlar, ı) Mali tablolar, kanunen açıklanması gerekli ara tablolar, özel amaçlarla çıkarılan bilançolar ve diğer mali tablolar, pay ve menfaat sahipleri bakımından bilinmesi gerekli finansal raporlamalar, bunların dipnotları ve ekleri, i) YK yıllık raporu, kurumsal yönetim ilkelerine ne ölçüde uyulduğuna ilişkin yıllık değerlendirme açıklaması; YK başkan ve üyeleriyle yöneticilere ödenen her türlü paralar, temsil ve seyahat giderleri, tazminatlar, sigortalar ve benzeri ödemeler, j) Denetçi, özel denetçi, işlem denetçisi raporları, k) Yetkili kurul ve bakanlıkların konulmasını istedikleri, pay sahiplerini ve sermaye piyasasını ilgilendiren konulara ilişkin bilgiler. Bu yükümlülüklere uyulmaması, ilgili kararların iptal edilmesinin sebebini oluşturur; TTK&#8217;ya aykırılığın tüm sonuçlarının doğmasına yol açar ve kusuru bulunan yöneticiler ile YK üyelerinin sorumluluğuna neden olur. Ayrıca ceza hükümleri saklıdır. İnternet sitesinin bilgi toplumu hizmetlerine ayrılmış bölümü herkesin erişimine açıktır. Erişim hakkının kullanılması, ilgili olmak veya menfaati bulunmak gibi kayıtlarla sınırlandırılamayacağı gibi herhangi bir koşula da bağlanamaz. Bu ilkenin ihlali halinde herkes engelin kaldırılması davasını açabilir. İnternet sitesinin bu amaçlara özgülenmiş kısmında yayımlanan içeriğin başına tarih ve parantez içinde &#8220;yönlendirilmiş mesaj&#8221; ibaresi konulur. Bu ibareli mesaj ancak TTK&#8217;ya ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı&#8217;nca daha sonra çıkarılacak olan yönetmeliğe uyulmak suretiyle değiştirilebilir. Özgülenen kısımda yer alan bir mesajın yönlendirildiği karinedir. TTK ve ilgili diğer kanunlarda veya idari düzenlemelerde daha uzun bir süre öngörülmedikçe, şirketin internet sitesine konulan bir içerik, üzerinde bulunan tarihten itibaren en az 6 ay süreyle internet sitesinde kalır; aksi halde konulmamış sayılır. Mali tablolar için bu süre 5 yıldır. Yönlendirilmiş mesajların basılı şekilleri Yeni TTK madde 82 uyarınca saklanır. İnternet sitesinde yer alacak bilgiler metin haline getirilip şirket yönetimince tarih ve saati gösterilerek noterlikçe onaylı bir deftere sıra numarası altında yazılır veya yapıştırılır. Daha sonra sitede yayımlanan bilgilerde bir değişiklik yapılırsa, değişikliğe ilişkin olarak yukarıda belirtilen işlemler tekrarlanır. Yeni TTK madde 562 uyarınca, internet sitesini Yeni TTK&#8217;nın yürürlüğe girmesinden itibaren 3 ay içinde oluşturmayan veya internet sitesi mevcutsa aynı süre içinde internet sitesinin bir bölümünü bilgi toplumu hizmetlerine özgülemeyen anonim şirket YK üyeleri, limited şirket müdürleri ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirkette yönetici olan komandite ortaklar 6 aya kadar hapis ve 100 günden 300 güne kadar adli para cezasıyla ve internet sitesine konulması gereken içeriği usulüne uygun bir biçimde koymayan failler ise 3 aya kadar hapis ve 100 güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılırlar. Yukarıda açıklanan bu yeni düzenlemeyle kamunun aydınlatılması, dolayısıyla kişilerin, internet sitelerine girerek şirketlerle ilgili bilgi, belge, rapor, tablo ve çağrılara kolaylıkla ulaşabilmeleri amaçlanmıştır. Yeni düzenleme, Türk şirketlerinin uluslararası standartlarda ve saydam bir biçimde çalışmasına zemin hazırlayacak ve küresel rekabet açısından iş dünyamıza önemli açılımlar sağlayacaktır. Bu düzenlemeler, ülkemizde yatırım ortamının iyileştirilmesi, şirketlerin kurumsallaşması, ülkemize daha çok doğrudan yabancı yatırım çekilebilmesi, rekabet gücünün artması ve uluslararası piyasalarda şirketlerimize güvenin artmasını sağlayabilmek için yapılmış olup, söz konusu düzenlemeler şirketlerce doğru değerlendirildiği takdirde, büyümelerine destek veren, kurumsallaşmaları ve sürdürülebilirlikleri için önemli bir adım olabilecektir.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Süresinde düzenlenmeyen faturanın geçerli sayılıp sayılmayacağı hk. (31.01.2007) (Mukteza)</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/suresinde-duzenlenmeyen-faturanin-gecerli-sayilip-sayilmayacagi-hk-31-01-2007-mukteza/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jun 2011 20:19:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[213 sayılı vuk]]></category>
		<category><![CDATA[mukteza]]></category>
		<category><![CDATA[süresinde düzenlenmeyen fatura]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=934</guid>

					<description><![CDATA[T.C. GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı (Mükellef Hizmetleri Usul Grup Müdürlüğü) Sayı : B.07.1.GİB.4.06.18.02/32231-219-5893 Konu : Süresinde düzenlenmeyen faturanın geçerli sayılıp sayılmayacağı hakkında. … İlgi : … tarihli ve … sayılı dilekçeniz. İlgi dilekçenizde, … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi numaralı mükellefi olduğunuzu, şirketinizin yapmış olduğu anlaşma gereğince &#8230;&#8230;&#8230;. personeli ve &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. hastalarına çeşitli sağlık hizmetleri verildiği, dönem içerisinde verilen sağlık hizmetleri karşılığında &#8230;&#8230;&#8230;.. ne sağlık hizmeti faturaları kesildiği ve tahsili için kuruma başvurulduğu ancak, 2006 yılı içinde muhtelif tarihlerde kesilen bu faturaların süresi içerisinde düzenlenmediği gerekçesi ile &#8230;&#8230;&#8230;.. tarafından söz konusu faturaların iade edilmek istenildiği belirtilerek, usul hükümlerine uyulmamasının ödemeye engel teşkil edip etmediği hususunda Başkanlığımızdan görüş talep edilmektedir. Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 229 uncu maddesinde fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olarak tanımlanmış; 230 uncu maddesinde de, faturada asgari olarak bulunması gereken bilgiler beş bent halinde sayılmıştır. Buna göre, düzenlenecek faturalarda; 1. Faturanın düzenlenme tarihi ile seri ve sıra numarasının; 2. Faturayı düzenleyenin adının, varsa ticaret unvanının, iş adresinin, bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarasının; 3. Müşterinin adının, ticaret unvanının, adresinin, varsa vergi dairesi ve hesap numarasının; 4. Malın veya işin nev’i, miktarı, fiyatı ve tutarının; 5. Satılan malların teslim tarihinin ve irsaliye numarasının; bulunması zorunludur. Anılan Kanunun 231 inci maddesinde ise, faturanın, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi gün içinde düzenleneceği bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Diğer taraftan, ticari, sınai, zirai veya serbest meslek faaliyeti kapsamında yapılan hizmet ifalarının iadesi mümkün değildir. Dolayısıyla hizmet yapılmayabilir, yapılmasından vazgeçilebilir, eksik yapılabilir veya yapıldığı kadarıyla bırakılabilir. Hizmetlerde iade değil; bedelin ödenmemesi, eksik ödenmesi veya yeni bedel üzerinden anlaşılması söz konusu olabilir. Ayrıca, Vergi Usul Kanununun 353/1 inci maddesinin 1 numaralı bendinde; “Verilmesi ve alınması icabeden fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu ile serbest meslek makbuzlarının verilmemesi, alınmaması veya düzenlenen bu belgelerde gerçek meblağdan farklı meblağlara yer verilmesi halinde; bu belgeleri düzenlemek ve almak zorunda olanların her birine, her bir belge için 139 YTL’den (364 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile 01/01/2007’dan geçerli olmak üzere.) aşağı olmamak üzere bu belgelere yazılması gereken meblağın veya meblağ farkının % 10’u nispetinde özel usulsüzlük cezası kesilir.” hükmü yer almaktadır. Yukarıda yer alan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, faturanın, kural olarak malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi gün içinde düzenleneceği ve bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağı Vergi Usul Kanununun 231 inci maddesinin (5) numaralı bendinde hüküm altına alınmıştır. Ancak bu hüküm Vergi Usul Kanununun 3 üncü maddesinde yer alan “vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır” hükmü ile birlikte değerlendirildiği vakit; anılan Kanunun 231/5 inci maddesinde yer alan düzenlemenin süresinden sonra düzenlenen faturaya kesilecek ceza bakımından (VUK 353/1 inci madde) önem arzettiği görülecektir. Dolayısıyla süresinde düzenlenmeyen faturada belirtilen işlemin geçersiz sayılması mezkur Kanunun 3 üncü maddesiyle çelişmektedir. Bu itibarla, faturanın düzenlenmesi, ödemeye değil “mal teslimi” veya “hizmet ifasına” bağlandığından sağlık hizmetlerini karşılamak üzere sözleşme yaptığınız &#8230;&#8230;.. personeli ve &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;. verilen sağlık hizmetlerine ilişkin faturanın ödemeye bağlı olmaksızın yedi gün içerisinde düzenlenmesi gerekmektedir. Süresi içerisinde düzenlenmeyen faturalar için Vergi Usul Kanununun 353/1 inci maddesi uygulanacak ve bu faturalar vergi kanunları bakımından ispat edici bir vesika olarak değerlendirilecektir. Bilgi edinilmesini rica ederim.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşları ile Özürlü ve Muhtaç Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkı</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/65-yasini-doldurmus-muhtac-gucsuz-ve-kimsesiz-turk-vatandaslari-ile-ozurlu-ve-muhtac-turk-vatandaslarina-aylik-baglanmasi-hakki/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jun 2011 20:13:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[aylık bağlanması]]></category>
		<category><![CDATA[muhtaç ve kimsesizlere maaş bağlanması]]></category>
		<category><![CDATA[resmi gazete]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=930</guid>

					<description><![CDATA[08 Haziran 2011 Tarihli Resmi Gazete Sayı: 27958 Maliye Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından: 65 YAŞINI DOLDURMUŞ MUHTAÇ, GÜÇSÜZ VE KİMSESİZ TÜRK VATANDAŞLARI İLE ÖZÜRLÜ VE MUHTAÇ TÜRK VATANDAŞLARINA AYLIK BAĞLANMASI HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK MADDE 1 – 6/11/2010 tarihli ve 27751 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşları ile Özürlü ve Muhtaç Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Yönetmeliğin 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “a) 2 nci maddenin birinci fıkrasının (d) bendi kapsamında olanlar hariç olmak üzere, hangi ad altında olursa olsun sosyal güvenlik kurumlarından bir gelir veya aylık hakkından faydalananlar ile isteğe bağlı prim ödeyenler dahil olmak üzere başvuru tarihi itibariyle sosyal güvenlik kurumlarına uzun vadeli sigorta kolları kapsamında prim ödeyenler ile 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi kapsamında genel sağlık sigortalısı sayılanlar,” MADDE 2 – Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “ğ) 2 nci maddenin birinci fıkrasının (b), (c) ve (ç) bendi kapsamında aylık bağlanmış ise bir işte çalışmaya başlaması veya sosyal güvenlik kurumlarına uzun vadeli sigorta kolları kapsamında prim ödemesi veya 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi kapsamında genel sağlık sigortalısı sayılması,” MADDE 3 – Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “(1) Aylığa hak kazanmak üzere kişilerin beyanı üzerine düzenlenen belgelerin gerçeğe uymadığı tespit edildiği takdirde, Kurumun bildirimi üzerine mahalli maliye teşkilatı tarafından, ödenmiş olan aylıklar veya aylık farkları için ödeme tarihinden tahsil tarihine kadar geçen süre için Türkiye İstatistik Kurumunca her ay için belirlenen Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) aylık değişim oranları esas alınarak hesaplanacak tutarıyla birlikte borç tahakkuk ettirilir.” MADDE 4 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer. MADDE 5 – Bu Yönetmelik hükümlerini Maliye Bakanı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı müştereken yürütür.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sabit Kıymet Satışı ve Yenilem Fonu Ayrılmasının Muhasebe Kaydı</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/sabit-kiymet-satisi-ve-yenilem-fonu-ayrilmasinin-muhasebe-kaydi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jun 2011 20:10:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[amortismana tabi iktisadi kıymetler]]></category>
		<category><![CDATA[sabit kıymet muhasebe kaydı]]></category>
		<category><![CDATA[sabit kıymet satışları]]></category>
		<category><![CDATA[vuk 328.madde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=927</guid>

					<description><![CDATA[Vergi Usul Kanunu’nun 328’nci maddesi hükmü gereği; amortismana tabi iktisadi kıymetlerin satılması halinde, alınan bedel ile bunların envanter defterinde kayıtlı değer­leri arasındaki fark kâr ve zarar hesabına geçirilir. İşletme hesabı esasında defter tutan mükelleflerle serbest meslek kazanç defteri tutan mükellefler bu farkı defterlerinde hasılat veya gider kayde­derler. Amortisman ayrılmış olanların değeri ayrılmış amortismanlar düşüldükten sonra kalan meblağdır. Devir ve trampa satış hükmündedir. VUK&#8217;un 328&#8217;inci maddesinin 4 ve 5&#8217;inci fıkraları hükümleri ile, bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin, iktisadi kıymet satışı nedeniyle oluşacak kârlarını &#8220;sabit kıymet yenileme fonu&#8221; olarak ayırmalarına imkan verilmiştir. Kanun’un bu konudaki hükmü aşağıdaki gibidir: “..satılan iktisadi kıymetlerin yenilenmesi, işin ma­hiyetine göre zaruri bulunur veya bu hususta işletmeyi idare edenlerce karar verilmiş ve teşebbüse geçilmiş olursa bu tak­dirde, satıştan tahassül eden kâr yenileme giderlerini karşıla­mak üzere, pasifte geçici bir hesapta azami üç yıl süre ile tutulabi­lir. Her ne sebeple olursa olsun bu süre içinde kullanılmamış olan kârlar üçüncü yılın vergi matrahına eklenir. Üç yıldan önce işin terki, devri veya işletmenin tasfiyesi halinde bu kârlar o yılın mat­rahına eklenir. Yukarıdaki esaslar dahilinde yeni değerlerin iktisabında kullanılan kâr, yeni değerler üzerinden bu kanun hükümlerine göre ayrılacak amortismanlara mahsup edilir. Bu mahsup tamamlandıktan sonra itfa edilmemiş olarak kalan değerlerin amortismanına devam olu­nur.” Sabit kıymet yenileme fonu ayrılması zorunlu olmayıp isteğe bağlı bir uygulamadır. Ancak sabit kıymet yenileme fonu ayrılabilmesi için aşağıda belirtilen şartların varlığı gereklidir. 1-Bilanço Esasına Göre Defter Tutulmalıdır. Sabit kıymet yenileme fonu ayrılabilmesinin birinci şartı bilanço esasına göre defter tutuluyor olmasıdır. Yenileme fonu olarak ayrılacak sabit kıymet satış kârının, pa­sifte fon hesabına alınması gerekmektedir. İşletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler bilanço düzenlemediklerinden, ye­nileme fonu ayırma imkanından yararlanamazlar. 2-Satılan İktisadi Kıymetle Aynı Nitelikte Bir İktisadi Kıymet Alınacak Olmalıdır. Yenileme fonu ayırabilmek için gerekli olan bir diğer şart; satı­lan iktisadi kıymetle aynı nitelikte bir iktisadi kıymetin alınacak olmasıdır. Aksi takdirde, iktisadi kıymet satışından meydana gelen kârın fon hesabında üç yıl süre ile tutulması söz konusu ola­maz. 3-Satılan İktisadi Kıymetin Yenilenmesi Bir Zorunluluk Olmalıdır Ya Da İşletmeyi İdare Edenlerce Karar Verilmiş Ve Harekete Geçilmiş Olmalıdır. Satılan iktisadi kıymetin yenilenmesi işin mahiyeti gereği zo­runluluk arz ediyorsa, bu konuda işletmeyi idare edenlerce karar verilmiş ve harekete geçilmiş olması şartı aranmaksızın yenileme fonu ayrılabilecektir. Böyle bir zaruret söz konusu değilse, iktisadi kıymet satışı ne­deniyle oluşan kârın yenileme fonuna aktarılabilmesi için; İşletmeyi idare edenlerce bu konuda karar verilmesi, Yenilenmesi öngörülen iktisadi kıymetin iktisabı için hare­kete geçilmiş olması şartlarının birlikte gerçekleşmiş olması şarttır. Dikkat edileceği gibi, bu durumda sadece karar verilmiş ol­ması yeterli değildir; aynı zamanda, kararın gereğini yapmak için harekete de geçilmiş olması gerekmektedir. Örnek Maliyet bedeli 120.000,00 TL olan sabit kıymetin birikmiş amortisman tutarı 72.000,00 TL’dir. 1- Sabit kıymet satış karı olması hali Adı geçen sabit kıymet KDV hariç 130.000,00 TL bedelle satılmıştır. Sabit Kıymet Yenileme Fonu Ayrılmayacaktır..   Borç Alacak 120-Alıcılar 153.400,00   257-Birikmiş Amortismanlar 72.000,00   255-Demirbaşlar   120.000,00 391-Hesaplanan KDV   23.400,00 649-Diğer Olağan Gelir ve Karlar   82.000,00   225.400,00 225.400,00 Sabit Kıymet Yenileme Fonu Ayrılacaktır.   Borç Alacak 120-Alıcılar 153.400,00   257-Birikmiş Amortismanlar 72.000,00   255-Demirbaşlar   120.000,00 391-Hesaplanan KDV   23.400,00 549-Sabit Kıymet Yenileme Fonu   82.000,00   225.400,00 225.400,00   2- Sabit kıymet satış zararı olması hali Adı geçen sabit kıymet KDV hariç 40.000,00 TL bedelle satılmıştır.   Borç Alacak 120-Alıcılar 47.200,00   257- Birikmiş Amortismanlar 72.000,00   659-Diğer Olağan Gider ve Zararlar 8.000,00   255-Demirbaşlar   120.000,00 391-Hesaplanan KDV   7.200,00   127.200,00 127.200,00   Hüseyin Yalçın E.Gelirler Kontrolörü/YMM/Nexia]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TÜBİTAK&#8217;tan KOBİ&#8217;lere yeni destek programı</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/tubitaktan-kobilere-yeni-destek-programi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jun 2011 20:07:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[kosgep]]></category>
		<category><![CDATA[kosgep destekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[TEYDEB]]></category>
		<category><![CDATA[tubitak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=923</guid>

					<description><![CDATA[1. Genel olarak TÜBİTAK-TEYDEB Bilim ve teknoloji politikaları geliştirmek, bunları gerçekleştirecek altyapı ve araçları oluşturmaya katkı sağlamak, araştırma ve geliştirme faaliyetlerini desteklemek ve yürütmek, bilim ve teknoloji kültürü oluşturmakta öncü rol oynamak TÜBİTAK&#8217;ın temel görevlerindendir. TÜBİTAK bünyesinde faaliyet gösteren TEYDEB (Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığı), özel sektör kuruluşlarının araştırma-teknoloji geliştirme ve yenilik faaliyetlerini desteklemek amacıyla kurulmuştur. 2. Mevcut destek programları Yukarıda özetlenen amaç doğrultusunda TEYDEB, çeşitli destek programları tasarlamakta ve yürütmektedir. TÜBİTAK-TEYDEB bünyesinde özel sektöre yönelik Ar-Ge destek programları şunlardan oluşmaktadır: a) 1501 &#8211; TÜBİTAK Sanayi Ar-Ge Projeleri Destekleme Programı Türkiye&#8217;de yerleşik katma değer yaratan kuruluşların Ar-Ge nitelikli proje harcamalarına bu program kapsamında %60&#8217;a varan oranlarda hibe destek sağlanmaktadır. b) 1503 &#8211; TÜBİTAK Proje Pazarları Destekleme Programı Proje Pazarları Destekleme Programı; üniversitelerden, araştırma kurumlarından ve sanayi kuruluşlarından temsilcilerin bir araya gelmesi ve tarafların somut proje önerilerini paylaşarak muhtemel işbirliklerinin oluşturulduğu etkinlikleri desteklemek için oluşturulmuştur. Üniversite veya araştırma kuruluşlarının bu amaçla düzenledikleri etkinlikler bu programca desteklenmektedir. c) 1507 &#8211; TÜBİTAK KOBİ Ar-Ge Başlangıç Destek Programı KOBİ&#8217;leri Araştırma-Teknoloji Geliştirme ve yenilik odaklı proje yapmaya teşvik etmek amacıyla yürütülmektedir. Bu kapsamda KOBİ&#8217;lerin ilk iki projesi avantajlı şekilde desteklenmektedir. d) 1509 &#8211; TÜBİTAK Uluslararası Sanayi Ar-Ge Projeleri Destekleme Programı Program, uluslararası programlara sunulan uluslararası ortaklı araştırma geliştirme projelerinin desteklenmesi için oluşturulmuştur. Program kapsamında destek almaya hak kazanan büyük ölçekli firmaların Ar-Ge projelerinin uygun bulunan proje harcamalarına en fazla % 60, KOBİ&#8217;lerin proje harcamalarına % 75 oranında hibe destek sağlanmaktadır. 3. Yeni destek programı: &#8220;1505 &#8211; TÜBİTAK KOBİ Yararına Teknoloji Transferi Destek Programı&#8221; TÜBİTAK tarafından geçtiğimiz ay yeni bir destek programı açıklanmıştır. &#8220;1505-TÜBİTAK KOBİ Yararına Teknoloji Transferi Destek Programı&#8221; adıyla başlatılan program, üniversite/kamu araştırma kurumlarındaki bilgi birikiminin, KOBİ&#8217;lerin ihtiyaçları doğrultusunda, ürüne ya da sürece dönüştürülerek KOBİ&#8217;lere aktarılması yoluyla ticarileştirilmesine katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Program Uygulama Esasları 1 Haziran 2011 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yayımlanmıştır. Program destekleriyle ilgili proje başvuruları 1 Ağustos 2011 tarihi itibariyle çevrimiçi (online) olarak yapılmaya başlanacaktır. Programla ilgili dikkat çekici bazı konular aşağıda özetlenmiştir: &#8211; KOBİ sınıfına giren sermaye şirketleri (Müşteri kuruluş) ile yükseköğretim kurumları/vakıf üniversiteleri ve ilgili mevzuatında Ar-Ge yapmakla görevlendirilmiş kamu araştırma kurumları (Yürütücü kuruluş) tanımına uyan kurum ve kuruluşlar ortak proje başvurusunda bulunabilirler. &#8211; Proje önerisinde bir müşteri kuruluş, bir yürütücü kuruluş yer alır. &#8211; Proje destek başlangıç tarihi, başvuru tarihinden itibaren en az doksan gün sonra olması kaydıyla, herhangi bir ayın birinci günü olarak belirlenir, &#8211; Destek kapsamına alınan proje bütçesinin %75&#8217;i TÜBİTAK, kalan %25&#8217;i müşteri kuruluş (KOBİ sınıfına giren sermaye şirketi) tarafından karşılanır. &#8211; Programa başvuruda bulunacak projelerin bütçesi en fazla 300.000 TL olabilir. &#8211; Proje kapsamında desteklenen gider kalemleri; personel giderleri, bursiyer giderleri, seyahat giderleri, alet-teçhizat-yazılım ve yayın alım giderleri, malzeme ve sarf giderleri ile hizmet alım giderleridir. &#8211; Başta, proje ile ilgili olmayan giderler olmak üzere bazı giderler desteklenmemektedir. Desteklenmeyen giderlere örnek olarak; amortisman, depozito ve avans ödemeleri, dağıtım, pazarlama ve reklâm giderleri, patent, faydalı model, endüstriyel tasarım, coğrafi işaret, marka tescil giderleri, doküman hazırlama ve hazırlatma giderleri, muhasebe giderleri, personele nakdi ya da ayni olarak verilen yemek ve servis ulaşım giderleri, büro makineleri, büro mefruşatı, ısıtma, aydınlatma ve üretimde sarf edilen enerji masrafları, su giderleri, telefon, faks, haberleşme, internet kullanım maliyetleri, vergi mevzuatında kabul edilmeyen giderler, ofis, depo, stand kira giderleri, inşaat ve tesisat giderleri sayılabilir. Yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, 1505 kodlu yeni destek programı, TÜBİTAK-TEYDEB&#8217; in mevcut 1501, 1507 ve 1509 kodlu destek programlarından mali ve teknik esaslar açısından oldukça farklı olup özel sektör kuruluşlarından KOBİ statüsüne haiz olanlar için yararlanılabilir bir destek mekanizmasıdır. Recep Bıyık]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Personel Taşıma Hizmetlerinin İşgücü Temini ve KDV Tevkifatı Yönüyle İrdelenmesi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/personel-tasima-hizmetlerinin-isgucu-temini-ve-kdv-tevkifati-yonuyle-irdelenmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jun 2011 20:03:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KDV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=919</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde çoğu kişi ve kurum istihdam ettiği personelin taşınması amacıyla ihtiyaç duyduğu hizmeti bu alanda faaliyet gösteren diğer kişi ve kurumlardan sağlamaktadır. I- GİRİŞ Bahsi geçen hizmetlerin “işgücü temini” niteliği taşıyıp taşımadığının tespiti; bu hizmetler nedeniyle yapılan ödemeler üzerinden katma değer vergisi (KDV) tevkifatı yapılıp yapılmayacağının belirlenmesi açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmamızda öncelikle işgücü temin hizmeti ve katma değer vergisi tevkifatı hakkında genel bir kavramsal çerçeve çizilecek, ardından ise kişi ve kurumlarca alınan personel taşıma hizmetlerinin işgücü temini ve dolayısıyla katma değer vergisi tevkifatı yönüyle değerlendirilmesi yapılacaktır. II- İŞGÜCÜ TEMİN HİZMETLERİNDE KATMA DEĞER VERGİSİ TEVKİFATI Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 9. maddesinde; gerekli görülen hallerde Maliye Bakanlığı’nın, vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla, vergiye tabi işlemlere taraf olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutabileceği ifade edilmiştir. Maliye Bakanlığı anılan hükmün kendisine verdiği yetkiye dayanarak 96 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği ile işgücü temin hizmetleri satın alan katma değer vergisi mükelleflerini yaptıkları ödemeler üzerinden yüzde 90 oranında katma değer vergisi tevkifatı yapmakla sorumlu tutmuştur. Anılan Tebliğ ile sadece KDV mükellefleri açısından getirilen mezkur sorumluluk 97 Seri No.lu KDV Genel Tebliği ile 91 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nin A/2 bölümünde sayılan kişi ve kurumları da kapsayacak şekilde genişletilmiştir. 91 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nin A/2 bölümünde, birbirlerine karşı ifa ettikleri hizmetler hariç olmak üzere, KDV tevkifatı yapmakta sorumlu tayin edilen kişi ve kurumlar bulunmaktadır. Bu kişi ve kurumlar aşağıda sıralanmıştır. &#8211; Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, il özel idareleri, belediyeler ve bunların teşkil ettikleri birlikler, &#8211; Döner sermayeli kuruluşlar, &#8211; Kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşları, &#8211; Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, &#8211; Üniversiteler (vakıf üniversiteleri hariç), &#8211; Kanunla kurulan veya tüzel kişiliği haiz emekli ve yardım sandıkları, &#8211; Bankalar ve özel finans kurumları, &#8211; Kamu iktisadi teşebbüsleri (Kamu İktisadi Kuruluşları, İktisadi Devlet Teşekkülleri), &#8211; Özelleştirme kapsamındaki kuruluşlar, &#8211; Organize sanayi bölgeleri ile menkul kıymetler, vadeli işlemler borsaları dahil bütün borsalar, &#8211; Yarıdan fazla hissesi doğrudan yukarıda sayılan kurum ve kuruluşlara ait olan (tek başına ya da birlikte) kurum, kuruluş ve işletmeler. III- SUNULAN HİZMETİN İŞGÜCÜ TEMİN HİZMETİ SAYILABİLMESİNE İLİŞKİN ESASLAR 91, 96 ve 97 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğleri çerçevesinde temin edilen işgücü hizmetleri karşılığında ödenen bedeller üzerinden tevkifat yapılması gerektiği konusunda uygulamada netlik bulunmakla birlikte aynı netliğin işgücü temini kavramının hangi işlemleri kapsadığı hakkında da bulunduğunu ileri sürmek güçtür. 96 Seri No.lu KDV Genel Tebliği işgücü temin hizmetlerini katma değer vergisi tevkifatına tabi tutmuş, ancak, anılan Tebliğ işgücü temini kavramına tam olarak açıklık getirmemiştir. Söz konusu Tebliğ’de KDV mükelleflerinin mal ve hizmet üretimlerine ilişkin olarak ihtiyaç duydukları işgücünü kendilerine hizmet akdi ile bağlı olmayacak şekilde temin etmeleri durumunda işgücü temininden bahsedilebileceği ifade edilmiştir. İşgücü temini kavramını açıklığa kavuşturmak amacıyla 97 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği’nde çeşitli örnekler verilmiş ve bu örneklerde temel kriterler olarak hizmet akdi ile bağlı olmama ve hizmeti alan kişi veya kurumun bilfiil sevk ve idaresi altına çalıştırılma esas alınmıştır. Konunun netlik kazanması amacıyla Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından KDVK-59/2010-7 sayılı Katma Değer Vergisi Sirküleri yayımlanmıştır. Söz konusu Sirkülerde bir hizmet alımının işgücü temini sayılabilmesi ve 96-97 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğlerine dayanılarak tevkifat yapılabilmesi için başlıca iki şartın sağlanması gerektiği ifade edilmiştir. Bu şartlardan ilki; temin edilen elemanların hizmeti alan işletmeye ücretli statüsünde hizmet akdi ile bağlı olmaması, diğeri ise temin edilen elemanların hizmeti alan işletmenin bilfiil sevk, idare ve kontrolü altında bulunmasıdır. IV- PERSONEL TAŞIMACILIĞINDA SUNULAN HİZMETİN İŞGÜCÜ TEMİNİ NİTELİĞİNDE OLUP OLMADIĞI Bazı kişi ve kurumlar istihdam ettikleri personelin taşınması amacıyla diğer kişi ve kurumlardan hizmet satın almaktadır. Bu hizmetlerin yukarıdaki başlıklarda ifade edilen işgücü temini niteliğinde olup olmadığı; yapılan ödemeler üzerinden tevkifat yapılıp yapılmayacağını belirleyen önemli bir unsurdur. Bu çerçevede öncelikli olarak hizmetin tarafları arasındaki sözleşmenin çeşitli kriterlere göre tetkik edilmesi gerekmektedir. &#8211; Taraflar arasındaki sözleşmede ilk dikkat edilecek husus personel taşımacılığında görev alacak araç şoförlerinin hizmet akdi ile hizmeti alan kişi/kuruma bağlı olup olmadığıdır. Yapılan personel taşımacılığı sözleşmelerinde genel olarak şoförlerin hizmeti alan firma ile hizmet akdi bulunmamaktadır. Bu bağlamda hizmet akdinin hizmeti sunan firmada olduğu böyle durumlarda ödenen hizmet bedelleri üzerinden katma değer vergisi tevkifatı yapılmayacaktır. &#8211; Taraflar arasındaki sözleşmede dikkat edilecek bir diğer husus şoförlerin bilfiil sevk ve idaresinin hizmeti alan kişi/kurumda olup olmadığıdır. Personel taşımacılığında görevli şoförlerin sevk ve idaresinin hangi tarafta olduğunu bazı unsurların varlığını araştırarak tespit etmek mümkündür. Bu unsurlardan ilki şoförlerle ilgili her türlü sorumluluğun kimde olduğudur. Bu çerçevede eğer araç şoförlerinin tüm sorumluluğunun hizmeti sunanda kaldığı bir sözleşme imzalanmışsa böyle bir durumda sevk ve idarenin hizmeti sunanda kaldığını ve tevkifatın yapılmaması gerektiğini kabul etmek gerekecektir. Diğer taraftan sevk ve idareyi belirleyen bir diğer unsur olarak denetimin hangi tarafta olduğunun da tespiti gerekmektedir. Dolayısıyla araç sürücülerinin denetimlerinin hizmeti sunan tarafta kaldığı sözleşmelerde de tevkifat sorumluluğu bulunmamaktadır. Benzer bir konuda Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından verilen bir Muktezada(1) denetim ve sorumluluk kavramları sevk ve idare ile ilişkilendirilmiş ve işgücünün hizmeti alan firmanın “gözetim ve denetiminde çeşitli hizmetleri ifa etmek üzere görevlendirileceği” durumlarda tevkifatın yapılacağı belirtilmiş, bir diğer Muktezada(2) ise hizmeti sunan firma tarafından işgücü temini hizmetinin “her türlü sorumluluk yüklenilerek” verilmesi durumda katma değer vergisi tevkifatının yapılmayacağı ifade edilmiştir. &#8211; Diğer taraftan personel taşıma hizmeti amaçlı yapılan sözleşmelerdeki iş tanımları da yapılan hizmetin işgücü temini olup olmadığını belirleyecek önemli bir faktördür. İşgücü temini, bir hizmetin ifa edilmesini üstlenmek şeklinde gerçekleştirilirse bu işlem kural olarak tevkifata tabi tutulmayacaktır(3). Bir işin yapılmasının eleman temin edilmek suretiyle değil de doğrudan o işin yüklenilmesi şeklinde gerçekleşmesi halinde, eleman temini değil fason işçilik ve işgücü müteahhitliği (taşeronluk) söz konusudur(4). Bu bağlamda; örneğin sözleşmenin “personel taşıma” veya “taşıma hizmeti” gibi iş tanımları adı altında yapılması halinde ortada işgücü temini değil farklı bir hizmet olan “taşıma” hizmeti söz konusudur. Dolayısıyla bu hizmet kapsamında faaliyete katılan araç şoförleri hizmetin bağlı ve bölünmez bir parçasıdır. 59 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Sirkülerinde benzer bir taşıma işine ilişkin örnek verilmiş ve “taşıma” işi olarak yapılan bir anlaşmanın işgücü temininden farklı olduğu belirtilmiştir. V- SONUÇ 96 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği ile işgücü temin hizmetleri nedeniyle ödenen bedeller üzerinden katma değer vergisi tevkifatı yapılması zorunlu tutulmuştur. Günümüzde oldukça yaygın bir uygulama olan personel taşıma hizmetlerinin mezkur Tebliğ’de amaçlanan nitelikte işgücü temini sayılıp sayılmayacağının değerlendirilebilmesi için taraflar arasındaki sözleşmenin ayrıntılı olarak tetkik edilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede öncelikle personel taşıma hizmetlerinde çalıştırılan şoförlerin taraflardan hangisine hizmet akdi ile bağlı olduğuna bakılmalı, hizmet akdinin hizmeti sunanda kaldığı durumlarda işgücü temininin bulunmadığı ve katma değer vergisi tevkifatının yapılmayacağı kabul edilmelidir. Diğer taraftan çalıştırılan şoförlerle ilgili denetim ve sorumluluğun hangi tarafta olduğu ve dolayısıyla sevk ve idarenin hizmeti alanda olup olmadığı da tetkik edilmeli, sevk ve idarenin bilfiil hizmeti sunanda kaldığı durumlarda katma değer vergisi tevkifatı yapılmamalıdır. Son olarak taraflar arasında yapılan sözleşmelerdeki iş tanımları da tetkik edilmeli, iş tanımında “personel taşıma” veya “taşıma” gibi paket bir işin varlığı halinde; çalışan şoförlerin taşıma hizmetinin bölünmez bir parçası olduğundan bahisle katma değer vergisi tevkifatının yapılmayacağı değerlendirilmelidir. Mustafa KILINÇ* Yaklaşım *          Maliye Müfettişi (1)         24.01.2006 tarih ve GİB.4.34.17.01.9/866 sayılı Mukteza. (2)         31.01.2006 tarih KDV. MUK.B.07.1.GİB.4.34.17.01.09.594 sayılı Mukteza. (3)         Mustafa AKIL, “İşgücü Hizmetlerinde KDV Tevkifatı”, e-Yaklaşım, Nisan 2006 (4)         Veysi SEVİĞ, “İşgücü Alımında KDV Tevkifatı”, Referans, 02.07.2010]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kooperatif Kanuni Temsilcilerinin ve Ortaklarının Amme Alacağı Karşısındaki Sorumlulukları</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/kooperatif-kanuni-temsilcilerinin-ve-ortaklarinin-amme-alacagi-karsisindaki-sorumluluklari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jun 2011 20:01:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[1163 sayılıkanun]]></category>
		<category><![CDATA[6183 sayılı amme alacakları tahsil usulü hakkında kanun]]></category>
		<category><![CDATA[kooperatif ortaklarının sorumlulukları]]></category>
		<category><![CDATA[kooperatifin iflası]]></category>
		<category><![CDATA[kooperatifler]]></category>
		<category><![CDATA[kooperatifler kanunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=915</guid>

					<description><![CDATA[1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’na (Bundan böyle Kanun olarak ifade edilecektir.) göre kooperatifler, ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını işgücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir sermayeli ortaklıklardır. I- GİRİŞ Bir kooperatif en az 7 ortak tarafından imzalanacak ana sözleşme ile kurulur ve ticaret siciline tescil ile tüzel kişilik kazanır. Ana sözleşmede aksine hüküm olmadıkça kooperatif, alacaklılarına karşı yalnız mamelekiyle sorumludur. Amme alacağı içinde durum böyledir. Ancak kooperatiflerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının tahsilinde ise devreye kanuni temsilciler ve kooperatif ortaklarının sorumlulukları girer. Yazımızın konusunu, kooperatiflerin kanunî temsilcilerinin sorumlulukları ve kanuni temsilcilerinin mal varlığından tahsili yolundan sonuç alınamadığı takdirde ortaklara başvurulabilmesi için gerekli şartlar oluşturmaktadır. II- KANUNİ TEMSİLCİLERİN SORUMLULUĞU Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesinde tüzel kişilerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevlerin kanuni temsilcileri tarafından yerine getirileceği; bunların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacakların, kanunî ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınacağı hüküm altına alınmıştır. 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un mükerrer 35. maddesinde; “Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanunî temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.” hükmü yer almaktadır. Mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen (6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi kapsamındaki alacaklar için tahsil edilemeyeceği anlaşılan) amme alacağının vergi ve buna bağlı alacaklar olması durumunda Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesi hükmü gereğince; Vergi Usul Kanunu kapsamına girmeyen fiyat farkı, kur farkı, haksız yere alınan ihracatta vergi iadesi, kaynak kullanımı destekleme primi gibi alacaklardan oluşması halinde ise 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi hükmü gereğinde kanunî temsilcilerin şahsi mal varlıklarından tahsil edilir. Kanun’a göre kooperatif ortağı olan en az üç üyeden oluşan Yönetim Kurulu, kanun ve ana sözleşme hükümleri içinde kooperatifin faaliyetini yöneten ve onu temsil eden icra organıdır. Bu durumda Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesi ve 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesinin uygulamasında kooperatiflerde kanuni temsilci yönetim kuruludur. Ancak; eğer ana sözleşmede belirtilmiş ise Genel Kurul veya Yönetim Kurulu kooperatifin yönetim ve temsil yetkisini bir veya birkaç müdüre (kooperatif ortağı olması şart değildir) veya yönetim kurulu üyesine devredebilmektedir. Kanun’a göre kooperatifler tüzel kişiliği haiz olup; Türk Ticaret Kanunu’nun 136. maddesinde kooperatiflerin ticaret şirketi olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla, ticaret siciline tescil ve Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi’nde ilan edilen ana sözleşmelerinde tayin edilen kanuni temsilciler, Vergi Usul Kanunu’nun 10. maddesi ve 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesinin gereğince sorumlu olacaklar ve kooperatiflerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen (6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi kapsamındaki alacaklar için tahsil edilemeyeceği anlaşılan) amme alacakları, kanunî temsilcilerin şahsi mal varlıklarından 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edilecektir. III- ORTAKLARIN SORUMLULUĞU Kooperatifin borçlarından dolayı ortağın sorumluluğu ana sözleşme ve Kooperatifler Kanunu’ndaki hükümlerle sınırlı olup, söz konusu hükümlere, Kanun’un 28, 29 ve 30. maddelerinde yer verilmiştir. Bunlardan 28. madde ana sözleşmede hüküm bulunmaması halinde yasal sorumluluğun, 29. madde sınırsız sorumluluğun, 30. madde ise sınırlı sorumluluğun kapsamını belirlemektedir. Kanun’un 28. maddesine göre ana sözleşmede aksine hüküm olmadıkça kooperatif, alacaklılarına karşı yalnız mamelekiyle sorumludur. O halde, ana sözleşmede kooperatifin sorumluluğu başka türlü düzenlenmedikçe dış borçlar ancak malvarlığı ile ödenecek, bunun dışında kooperatiften herhangi bir istek yapılmayacaktır. Kuşkusuz malvarlığına üyelerin yüklendikleri sermaye payı dahildir. 14.07.2009 tarihinde 2009/15233 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kooperatiflerde, bir ortaklık payının değeri 1 (bir) Türk Lirası’ndan 100 (yüz) Türk Lirası’na yükseltilmiştir. Kooperatife giren ortakların alması gereken ortaklık payları ana sözleşmede belirlenir. Kanun’un 29. maddesinde, kooperatifin varlığı borçlarını karşılamaya yetmediği hallerde, ana sözleşme ile ortaklarının da şahsan ve sınırsız olarak sorumlu tutulabilecekleri hüküm altına alınmıştır. Bu takdirde alacaklılar kooperatifin iflâsı veya diğer sebeplerle dağılması ve mal varlığının borçlarını ödemeye yetmemesi durumunda, kooperatifin borçlarından dolayı, kooperatif ortakları zincirleme ve bütün varlıklarıyla sorumlu olurlar. Yine ana sözleşme ile kooperatif borçları için her ortağın kendi payından fazla olarak şahsen ve belirli bir miktara kadar kooperatiften sonra sınırlı olarak sorumlu tutulabilecekleri Kanun’un 30. maddesinde düzenlenmiştir. Sorumluluğa ilişkin bu üç durum birlikte değerlendirildiğinde ana sözleşmede ortaklara ilişkin sorumluluk maddesine yer verilmeyeceği; eğer yer verilecekse de bunun sınırlı sorumluluk olacağı aşikardır. Kooperatif ortaklarının sınırsız sorumluluğuna ilişkin olarak ana sözleşmeye hüküm konması düşük bir olasılık olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu üç halde de; ilk planda alacaklılarına karşı kooperatifin sorumluluğu, malvarlığı ile sınırlıdır. Kanun’un 29. maddesinde öngörülen sınırsız sorumluluğun söz konusu olması için, bu hususun açıkça ana sözleşmede kabul edilmiş olması gerekir. Nitekim, Kanun’un 28. maddesinde; “ana sözleşmede aksine hüküm olmadıkça kooperatif, alacaklılarına karşı yalnız mamelekleriyle sorumludur.” denmektedir. Ancak kooperatif aleyhine gerekli takibat yapılır ve sonuç alınamaz ise sorumluluk durumlarına göre ortaklarına müracaat edilebilir. O halde, ana sözleşmede kooperatifin sorumluluğu başka türlü düzenlenmedikçe dış borçlar ancak malvarlığı ile ödenecek, bunun dışında kooperatiften herhangi bir istek yapılmayacaktır. Tekrar belirtmek gerekirse kooperatifin malvarlığına üyelerin yüklendikleri sermaye payları da dahildir. Ana sözleşmede ortakların sorumluluk şekli belirtilmemişse yasal olarak kooperatif, alacaklılarına karşı yalnız mamelekiyle sorumludur. Böylece alacaklılar, alacaklarının tahsili için ortaklarının şahsi varlığına başvuramayacaklardır. Sınırsız veya sınırlı sorumlu bir ortak ölür veya diğer bir sebeple kooperatiften ayrılışının kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl veya ana sözleşme ile tespit olunan daha uzun bir süre içinde kooperatif iflâs ettiği takdirde, ayrılmasından önce doğmuş olan borçlar için ortak sorumluluktan kurtulamaz. Ortakları şahsen sorumlu bir kooperatifte, durumunu bilerek yeni giren ortak, girişinden önce doğmuş olan borçlardan diğer ortaklar gibi sorumlu olur. Buna aykırı sözleşme hükümleriyle ortaklar arasındaki anlaşmalar üçüncü şahıslar hakkında hüküm ifade etmez. IV- DEĞERLENDİRME VE SONUÇ Ana sözleşmelerinde aksine hüküm olmadıkça kooperatifler, alacaklılarına karşı yalnız mal varlığıyla sorumludurlar. Kooperatif hakkında yapılan takibat sonucunda, kooperatifin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacağının, kooperatifin kanuni temsilcilerinin mal varlığından tahsili yoluna gidilmesi gerekmektedir. Amme alacağının kanuni temsilcilerinin mal varlığından da tahsil edilememesi durumunda kooperatifin sorumlu olduğu hususlarda ortaklara gidilebilmesi için kooperatifin tasfiye edilmiş sicilden silinmiş olması yeterli olmayıp; ● Ana sözleşmede kooperatif ortaklarının sorumluluğuna ilişkin hüküm olması, ● Kooperatifin iflasına, dağılmasına ya da dağıtılmasına karar verilmesi, ● Kooperatifin tasfiyesinden sonra mal varlığının borçlarını ödemeye yetmediğinin anlaşılması gerekmektedir. Kooperatif ortaklarının sorumlulukların sınırlı mı yoksa sınırsız mı olduğu hususunda ise ana sözleşmede yer alan hükümlere göre hareket edilmesi gerekmektedir. Halis KOÇAK* Yaklaşım *          Maliye Müfettişi]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşhanı yöneticisi ile işhanın da çalıştırılan kapıcılara ödenen ücretlerin vergilendirilmesi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/ishani-yoneticisi-ile-ishanin-da-calistirilan-kapicilara-odenen-ucretlerin-vergilendirilmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jun 2011 19:56:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[kapıcı ücretleri]]></category>
		<category><![CDATA[kapıcılara ödenen ücretler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=913</guid>

					<description><![CDATA[Konuya ilişkin İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 07.04.2008 Tarihli özelgesi aşağıdaki gibidir. ‘193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 23/6.maddesinde; “Hizmetçilerin ücretleri (Hizmetçiler özel fertler tarafından evlerde, bahçelerde, apartmanlarda ve ticaret mahalli olmayan sair yerlerde orta hizmetçiliği, süt ninelik, dadılık, bahçıvanlık, kapıcılık gibi özel hizmetlerde çalıştırılanlardır.) (Mürebbiyelere ödenen ücretler istisna kapsamına dahil değildir); Gelir Vergisi’nden istisna edilmiştir.” hükmü yer almıştır. Aynı Kanunun 61.maddesinde; “Ücret işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir. … 1.)Hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61.maddede yazılı olup, ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç) 103. ve 104. maddelere göre tevkifat yapılacağı” hükme bağlanmıştır. Öte yandan, kişilerin bazı amaçlarla birleşerek meydana getirdikleri ve kendilerinden ayrı bağımsız bir şahsiyeti olan teşekküller genel olarak “sair kurum” olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerine göre kurulan İş Merkezi Yöneticiliğinizin vergi tevkifatı yapma zorunluluğu bulunan kişi ve kurumların belirtildiği 94.madde içeriğinde yer alan “sair kurum” olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer taraftan, 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 2. maddesinde; “Bu kanuna göre: a-)Kat mülkiyetine konu olan gayrimenkulün bütününe (Anagayrimenkul); yalnız esas yapı kısmına (Anayapı); anagayrimenkulün ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya elverişli olup, bu kanun hükümlerine göre bağımsız mülkiyete konu olan bölümlerine (Bağımsız bölüm); bir bağımsız bölümün dışında olup, doğrudan doğruya o bölüme tahsis edilmiş olan yerlere (Eklenti); bağımsız bölümler üzerinde kurulan mülkiyet hakkına (Kat mülkiyeti) ve bu hakka sahip olanlara (Kat maliki);… denir.” hükmü yer almıştır. Ayrıca, yine aynı Kanun’un 40. maddesinde “…Yönetici, yönetim planında veya kendisiyle yapılan sözleşmede bir ücret tayin edilmemiş olsa bile, kat maliklerinden uygun bir ücret isteyebilir&#8230;” hükmü yer almıştır. Bu hükümlere göre, yönetim planında ya da sözleşmede saptanarak yöneticilere ödenen bedellerin gerçek ücret olarak kabul edilmesi ve ücrete ilişkin hükümlere göre vergilendirilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla,.. İş Merkezindeki yöneticilik faaliyetinizin serbest meslek faaliyeti olarak vergilendirilmesi mümkün olmadığından yöneticilik faaliyetinizden dolayı tarafınıza ödenen bedelleri serbest meslek makbuzu ile tahsil etmeniz de mümkün değildir. Buna göre, söz konusu iş merkezine bağlı olarak yaptığınız yöneticilik faaliyetinden dolayı tarafınıza ödenen bedellerin gerçek ücret olarak kabul edilmesi ve ücrete ilişkin hükümlere göre vergilendirilmesi gerekmektedir. Öte yandan, işyerlerinden oluşan dolayısıyla ticaret mahalli olan iş merkezinizde istihdam edilen kapıcılara ödenen ücretlerin, Gelir Vergisi Kanunu’nun 23/6.maddesinde yer alan istisnadan yararlanmaları mümkün değildir. Dolayısıyla, iş merkezinizce söz konusu kişilere ödenen ücretler üzerinden Gelir Vergisi Kanunu’nun 94/1.maddesi uyarınca vergi kesintisi yapılması gerekmektedir. Bilgi edinilmesini rica ederim. (İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı’nın 07.04.2008 Tarih ve B.07.1.GİB.4.34.16.01/GVK 23/6 sayılı Özelgesi )]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşletme Birleşmelerinin Muhasebeleştirilmesi: TFRS 3 Uygulaması</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/isletme-birlesmelerinin-muhasebelestirilmesi-tfrs-3-uygulamasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jun 2011 19:54:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[2499 sayılı kanun]]></category>
		<category><![CDATA[2499 sayılı sermaye piyasası kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[işletmelerin birleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[spk]]></category>
		<category><![CDATA[tfrs 3]]></category>
		<category><![CDATA[tfrs 3 uygulaması]]></category>
		<category><![CDATA[tfrs uygulaması]]></category>
		<category><![CDATA[tfrs3]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=909</guid>

					<description><![CDATA[İşletme birleşmelerine taraf olanların üzerinde en hassasiyetle durdukları konuların başında bu işlemlere ve sonuçlarına ilişkin doğru, güvenilir, şeffaf ve en önemlisi karşılaştırılabilir bir finansal bilginin üretimi ve paylaşımı gelmektedir. I- GİRİŞ Bahsedilen niteliklerde finansal bilginin üretimi ise söz konusu işlemleri gerçekleştirenlerin bu işlemleri belirli bir muhasebe standardı kapsamında muhasebeleştirmeye konu etmesine bağlıdır. Bu doğrultuda küresel ekonomiye dahil olan tüm ülkelerin ilgili mevzuatlarında paralel düzenlemeler yapma gayreti içinde olduğu görülmektedir. İşletme birleşmelerinin muhasebeleştirilmesine yönelik olarak ülkemizde yapılmış en kapsamlı standart düzenlemesi Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu (TMSK) tarafından yayımlanmış olan Türkiye Finansal Raporlama Standardı 3 (TFRS 3)’dür. Bu çalışmamızda ilk olarak söz konusu standardın ülkemizde kurulu işletmeler açısından bağlayıcılığı ve geçirmiş olduğu oluşum süreci irdelenecek olup akabinde işletme birleşmelerinin muhasebeleştirilmesine yönelik olarak standart tarafından öngörülen temel ilkelere yer verilecektir. II- TMSK VE YAYIMLADIĞI STANDARTLARIN BAĞLAYICILIĞI Ülkemizde uluslararası standartlarla uyumlu muhasebe standartlarını saptama ve yayımlama görevi 18 Aralık 1999 tarih ve 487 sayılı Kanunla Sermaye Piyasası Kanunu’nda yapılan değişiklik ile kurulan TMSK’ya aittir. 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nda değişiklik yapan Kanun’un Ek 1. maddesi uyarınca kurulan TMSK, 07.03.2002 tarihinde UFRS ile uyumlu muhasebe standartları saptamak ve yayımlamak amacıyla faaliyete geçmiş olup, bu tarihten itibaren Türkiye Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu (TMUDESK)’nun(1) görevlerini, bu tarihe kadar yapmış olduğu çalışmalar da dahil olmak üzere devralmıştır. TMSK’nın amacı, denetlenmiş finansal tabloların sunumunda, finansal tabloların ihtiyaca uygun, gerçek, güvenilir, dengeli, karşılaştırılabilir ve anlaşılabilir nitelikte olmaları için ulusal muhasebe ilkelerinin gelişmesi ve benimsenmesini sağlayacak muhasebe standartlarını saptamak ve yayınlamaktır(2). Öte yandan TMSK ile IASB(3) arasında 2006 yılında bir telif hakkı anlaşması imzalanmış ve buna göre TMSK tarafından gerçekleştirilecek standart üretim sürecinde IASB’nin öngördüğü resmi çeviri sürecinin izlenmesi hususunda mutabık kalınmıştır. Bu kap-samda TMSK tarafından bugüne kadar 41 adet TMS yayımlanmış olup bunların tamamı yürürlüktedir. Bunlardan ayrı olarak TMSK tarafından 8 adet de TFRS yayımlanmıştır. Halihazırda yürürlükte olan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda TMSK tarafından yayımlanan muhasebe standartlarına uyulması konusunda herhangi bir bağlayıcı düzenleme bulunmamaktadır. Bununla birlikte bankacılık sektörün-de gözetim ve denetim fonksiyonlarını çatısı altında toplayan BDDK, Kasım 2006’da yayımladığı yönetmelikle bankacılık sektörü açısından TMS/TFRS’ye uyumu zorunlu hale getirmiştir. Benzer şekilde SPK tara-fından yayımlanan Seri: XI No: 29 Tebliği(4) ile SPK’ya tabi şirketler açısından da TMS/TFRS’ye uyum zorunlu hale getirilmiştir. Öte yandan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(5) TMS/TFRS’lerin bağlayıcılığı konusunda yeni bir dönemi de beraberinde getirmektedir. Zira 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 69. maddesinde tacirlerin yıl sonu finansal tablolarını Türkiye Muhasebe Standartlarına(6) uyarak düzenlemesi gerektiği belirtilmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girecek olup Kanun’un Türkiye Muhasebe Standartları ile ilgili hükümlerinin yürürlüğe giriş tarihi 01.01.2013 olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla bu tarihten itibaren TTK hükümlerine tabi gerçek ve tüzel kişi tüm tacirlerin finansal tabloları açısından Türkiye Muhasebe Standartlarına uyumu zorunluluk arz edecektir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun geçici 1. maddesinde 1534. maddesinin ikinci fıkrasının (a) ila (e) bentlerindeki sermaye şirketleri(7) açısından “TMS/TFRS ve Yorumları” setinin uygulanmasının zorunlu olduğu belirtilirken tercihen “TMS/TFRS ve Yorumları” setini kullanmak isteyenlerin de bu sete göre finansal tablolarını düzenleyebileceği belirtilmektedir. Bunun dışında kalan gerçek ve tüzel kişi tüm tacirler ise “KOBİ/TFRS” setini kullanmak zorundadır. Özetle ifade etmek gerekirse çalışmamızın ilerleyen bölümlerinde ayrıntılarına yer vereceğimiz TFRS 3 standardı, halihazırda BDDK’nın denetimi altında faaliyet gösteren banka ve sigorta şirketleri ile SPK’ya tabi halka açık şirketlerin tümü açısından uyulması gereken bir muhasebe standardı durumundadır. Söz konusu standart hükümleri 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Türkiye Muhasebe Standartlarına ilişkin hükümlerinin 01.01.2013 tarihi itibariyle yürürlüğe girmesiyle birlikte TTK hükümlerine tabi büyük ölçekli sermaye şirketlerinin(8) tamamı açısından bağlayıcılık arz eder hale gelecektir. III- TFRS 3 STANDARDININ OLUŞUM SÜRECİ TMSK, işletme birleşmelerinin muhasebeleştirilmesi konusunda ilk düzenlemesini “İşletme Birleşmelerine İlişkin Türkiye Finansal Raporlama Standardı Hakkında Tebliğ Sıra No: 35” ile yapmış olup, söz konusu Tebliğ ekinde yer alan “TFRS 3 İşletme Birleşmeleri” standardı 31.12.2005 tarihinden sonraki hesap dönemlerinde gerçekleştirilecek işletme birleşmeleri için geçerli olmak üzere yürürlüğe girmiştir(9). Diğer taraftan IASB (Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu) ile FASB (Finansal Muhasebe Standartları Kurulu)(10) arasında 2002 yılında imzalanan Norwalk Mutabakatı çerçevesinde, işletme birleşmelerine ilişkin IASB ve FASB uygulamalarının birbirine yakınlaştırılması çalışmaları başlatılmış ve 2006 yılına gelindiğinde söz konusu çalışmalar oldukça hız kazanmıştır. Bu çalışmalar kapsamında, FASB tarafından Aralık 2007’de işletme birleşmelerine ilişkin “FAS 141” standardı revize edilerek “FAS 141R” standardı uygulamaya konmuştur. IASB tarafından da uyumlaştırma çalışmaları kapsamında IFRS 3 standardında bazı değişikliklere gidilmiş ve Ocak 2008’de revize edilmiş haliyle “IFRS 3R” standardı uygulamaya konmuştur. TMSK, oluşturduğu standartların temeline IASB tarafından yayımlanan standartları koymuş olduğu ve bu standartlardaki değişiklikleri birebir şekilde takip ettiği için 2006 yılında yayımlamış olduğu TFRS 3 standardında Ağustos 2008 itibariyle değişikliğe gitmiştir. TMSK tarafından “İşletme Birleşmelerine İlişkin Türkiye Finansal Raporlama Standardı  (TFRS 3)  Hakkında Tebliğ Sıra No: 67”(11) yayımlanarak revize edilmiş TFRS 3 uygulamaya konmuştur. Bu Tebliğ’in 1 no.lu ekinde yer alan TFRS 3 standardının uygulanmasıyla birlikte 35 Sıra No.lu Tebliğ(12)’in ve Tebliğ eki “TFRS 3 İşletme Birleşmeleri” standardının yürürlükten kalkacağı belirtilmiştir. TMSK tarafından yayımlanan 67 Sıra No.lu Tebliğ’in 7. maddesinde Tebliğ ve Tebliğ’in 1 no.lu ekinde yer alan “TFRS 3 İşletme Birleşmeleri” standardının 30.06.2009 tarihinden sonra başlayan hesap dönemlerinde uygulanmak üzere yayımlandığı tarihte yürürlüğe gireceği belirtilmektedir. Buna göre söz konusu Tebliğ ekinde yer alan standart 30.06.2009 tarihinden sonra başlayan hesap dönemlerinde gerçekleşen işletme birleşmelerinin muhasebeleştirilmesinde uygulanacaktır. Revize edilmiş haliyle TFRS 3, 67 paragraf ve ayrılmaz parçası niteliğindeki 2 ekle işletme birleşmelerinin muhasebeleştirilmesine ilişkin ilkeleri oldukça etraflı bir biçimde ortaya koymaktadır. IV- TFRS 3 STANDARDININ KAPSAMI Standart, TFRS 3’ün işletme birleşmesi tanımına uyan işlemlere veya diğer olaylara uygulanacağını belirtmektedir. TFRS 3, bir işletme birleşmesini, “edinen bir işletmenin bir veya daha fazla işletmenin kontrolünü eline geçirdiği bir işlem veya diğer bir olay” olarak tanımlamaktadır. Kontrol ise “bir kuruluşun veya işletmenin faaliyetlerinden fayda sağlamak için o kuruluşun veya işletmenin finansal ve faaliyet politikalarını idare etme gücü” olarak tanımlanmaktadır. TFRS 3’e göre bir işletme birleşmesinin yasal, vergisel veya diğer nedenlerle çeşitli yollarla yapılandırılabilmesi mümkündür. TFRS 3 işletme birleşmelerinin yapılandırılma yollarına ilişkin herhangi bir sınırlama içermemekte olup standartta örnek olarak verilen bazı yapılandırma yolları aşağıdaki gibidir: (a) Bir veya daha fazla işletme, edinen işletmenin bağlı ortaklığı (ortaklıkları) haline gelir ya da bir veya daha fazla işletmenin net varlıkları yasal olarak edinen işletmeye dahil       edilebilir; (b) Birleşen işletmelerden biri net varlıklarını veya bu işletmenin sahipleri kendi özkaynak paylarını birleşen diğer işletmeye veya onun sahiplerine transfer edebilir; (c) Birleşen işletmelerin tümü net varlıklarını veya bu işletmelerin sahipleri kendi özkaynak paylarını yeni kurulan işletmeye devredebilirler (kimi zaman toplama veya bir araya getirme işlemi olarak da bilinir); (d) Birleşen işletmelerden birinin önceki sahiplerinden oluşan bir grup, birleşen işletmenin kontrolünü ele geçirebilir. Standartta verilen örneklerde de görüldüğü üzere, bir işlemin TFRS 3 kapsamında muhasebeleştirilmesi için esas olan söz konusu işlemde “kontrolün” el değiştirip değiştirmediğidir. İşlemin ne şekilde yapılandırıldığının ya da işlem sonucunda işleme katılanların biri veya birkaçının infisah edip etmediğinin söz konusu işlemin TFRS 3 kapsamında değerlendirilmesi açısından bir önemi bulunmamaktadır. V- TFRS 3 STANDARDINA GÖRE İŞLETME BİRLEŞMELERİNİN MUHASEBELEŞTİRİLMESİ TFRS 3’e göre bir işletme, tüm işletme birleşmelerini satın alma yöntemini kullanarak muhasebeleştirecektir. Satın alma yöntemi aşağıdaki aşamalardan oluşmaktadır: (a) Edinen işletmenin belirlenmesi; (b) Birleşme tarihinin belirlenmesi; (c) Edinilen tanımlanabilir varlıkların, üstlenilen tanımlanabilir borçların ve kontrol gücü olmayan payların (azınlık paylarının) finansal tablolara yansıtılması ve ölçülmesi; (d) Şerefiyenin veya pazarlıklı satın alma sonucunda oluşabilecek kazancın muhasebeleştirilmesi ve ölçülmesi. A- EDİNEN İŞLETMENİN BELİRLENMESİ TFRS 3’e göre işletme birleşmelerinin muhasebeleştirilmesinde ilk olarak birleşen işletmelerden birisinin “edinen işletme” olarak belirlenmesi gerekmektedir. Edinen işletme, standardın giriş bölümünde “edinilen işletmenin kontrolünü eline geçiren işletme” şeklinde tanımlanmaktadır. “Kontrol” kavramı ise yukarıda da belirttiğimiz üzere “bir kuruluşun veya işletmenin faaliyetlerinden fayda sağlamak için o kuruluşun veya işletmenin finansal ve faaliyet politikalarını idare etme gücü” olarak tanımlanmaktadır. Buna göre işletme birleşmelerinde edinen tarafın belirlenmesinde esas olan finansal ve faaliyet politikalarını idare etme gücünü ele geçiren tarafın belirlenmesi olmaktadır. Standardın 5. paragrafında edinen işletmenin belirlenmesinde “TMS 27 Konsolide ve Bireysel Finansal Tablolar” standardına ait rehberin ana yol gösterici olacağı belirlemesi yapılmıştır. Bu rehber aracılığıyla belirleme yapılamadığı durumlarda ise Standardın B14-B18 paragrafları arasındaki düzenlemelere başvurulması gerekmektedir. 1- TMS 27 Standardına Ait Rehber “TMS 27 Konsolide ve Bireysel Finansal Tablolar” standardına göre ana ortaklığın(13) doğrudan veya bağlı ortaklıkları vasıtasıyla dolaylı olarak bir şirketteki oy haklarının yarıdan fazlasını kontrol etmesi durumunda, aksini kanıtlayan açık deliller olmadıkça, “kontrolün” var olduğu kabul edilmektedir. Bununla birlikte bazı durumlarda ana ortaklığın bir şirketteki oy haklarının yarısından daha azına sahip olmasına rağmen söz konusu şirketi kontrol ediyor durumda olması da ihtimal dahilindedir. TMS 27 standardının uygulama rehberinde böyle bir durumun söz konusu olması için bazı şartlar sayılmış ve bu şartlardan en az birisinin mevcudiyeti halinde kontrolün var olduğunun kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Buna göre; (a) Diğer pay sahipleriyle yapılan bir anlaşma gereği oy haklarının yarıdan fazlasının kontrol edilmesi, (b) Bir düzenleme veya sözleşme gereği, işletmenin finansal ve faaliyet politikalarını yönetme yetkisine sahip olunması, (c) İşletmenin kontrol edildiği organ olan yönetim kurulu veya eşdeğer yürütme organının üyelerinin çoğunluğunu atama veya görevden alma gücüne sahip olunması, (d) İşletmenin kontrol edildiği organ olan yönetim kurulunda veya bu hakları haiz yürütme organında oyların çoğunluğunu kontrol etme gücünün elde bulundurulması şartlarından en az birisinin mevcudiyeti halinde ana ortaklık oy haklarının yarısından daha azına sahip olmasına rağmen kontrolü elde etmiş kabul edilebilecektir. 2- TMS 27 Standardının Rehberlik Edemediği Durumlar TMS 27 standardındaki rehberliğin uygulanması sonucunda birleşen [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Naylon Fatura Kullanma Suçunda Kasıt Unsuru ve İspat Külfeti</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/naylon-fatura-kullanma-sucunda-kasit-unsuru-ve-ispat-kulfeti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Jun 2011 19:48:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[naylon fatura]]></category>
		<category><![CDATA[Sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullanma]]></category>
		<category><![CDATA[vuk 359/b maddesi]]></category>
		<category><![CDATA[yanıltıcı belge]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=906</guid>

					<description><![CDATA[Vergi kanunlarındaki en ağır yaptırımlar, Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 359. maddesinde yer alan kaçakçılık suçları için öngörülmüştür. I- GİRİŞ Maddede belirtilen fiillerle vergi ziyaına (kaybına) neden olan kişiler hakkında, hem 3 kat vergi ziyaı cezası uygulanmakta hem de 18 aydan 5 yıla kadar hapis cezası istemiyle asliye ceza mahkemesi nezdinde ceza yargılaması yapılmaktadır. Söz konusu vergi kaçakçılığı suçlarından en yaygın biçimde görüleni ise “sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı (SMİY) belge düzenleme ve kullanma” dır. Makalemizde, vergi kaçakçılığı suçlarından SMİY belge düzenleme ve kullanmanın sıkça rastlanılan bir türü olan SMİY fatura (naylon fatura)(1) kullanma suçunda, 1 kat veya 3 kat vergi ziyaı cezası kesilmesi ve hapis cezasına hükmedilmesi bakımından, “bilerek” kullanmanın yani “kasıt” unsurunun varlığının gerekliliği ile bu konudaki ispat külfeti ele alınacaktır. II- SAHTE FATURA İLE MUHTEVİYATI İTİBARİYLE YANILTICI FATURA AYIRIMI Her ne kadar düzenleme ve kullanma bakımından her ikisinin idari yaptırımı aynı olsa da (3 kat vergi ziyaı cezası) sahte fatura ile muhteviyatı (içeriği-kapsamı) itibariyle yanıltıcı fatura, nitelik ve düzenlenme/kullanılma halinde uygulanacak hapis cezası açısından birbirinden farklıdır. A- SAHTE FATURA VUK’un 359/b maddesinde, “sahte belge”, gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge olarak tanımlanmıştır. Tanımdan da açıkça anlaşılacağı üzere, sahte belge ve özelinde sahte fatura nitelendirmesi yapılabilmesi için ortada vergiyi doğuracak gerçek bir işlemin “hiç olmaması” gerekmektedir. Bu durumda, bir faturada belirtilen mal alım-satımı veya hizmet sunumu, kısmen dahi olsa gerçekse artık sahte belgeden söz etmek mümkün değildir. B- MUHTEVİYATI İTİBARİYLE YANILTICI FATURA VUK’un 359/a maddesinde yer alan tanıma göre; gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belge “muhteviyatı itibariyle yanıltıcı (MİY) belge”dir. Yanlış uygulamaların ortaya çıkması ihtimaline karşılık Maliye Bakanlığı, VUK’daki bu tanıma ek olarak, 84 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nde(2) şu şekilde bir açıklama yapılmıştır: “- Mal veya hizmetin miktar veya değerini gerçeğinde az veya çok gösteren, &#8211; Alıcı veya satıcısı, tarihi, seri numarası tahrif edilmiş, &#8211; Mal tesliminin veya hizmet ifasının gerçek olduğu ancak belge düzenleme yetkisi bulunmayanlar tarafından düzenlenen veya adına belge düzenlenmesi gereken kişi yerine başkası adına düzenlenmiş belgeler (bu belge kullanıcı açısından muhteviyatı itibariyle yanıltıcı, düzenleyen açısından sahte belge olarak kabul edilecektir) muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgelerdir.” MİY fatura konusunda verilebilecek bir örneğe göre; (B) firması, (A) inşaat firmasına 50 ton inşaat malzemesi satmış ancak faturayı 100 ton olarak düzenlemiştir. Yapılan incelemede bu husus tespit edilirse inşaat malzemesini satan (B) firması hakkında MİY fatura düzenleme, faturayı alan (A) firması hakkında ise MİY fatura kullanma yönünden işlem yapılacaktır(3). III- SAHTE VEYA MUHTEVİYATI İTİBARİYLE YANILTICI FATURA KULLANMA SUÇUNDA KASIT UNSURU Yukarıda da açıklandığı üzere, sahte fatura ile MİY fatura arasında hürriyeti bağlayıcı ceza bağlamında bir ayırım öngörülmüştür. Ancak VUK’un 344. ve 359. maddelerinin lafzından, her iki belgenin düzenlenmesi ile kullanılmasının, hem vergi ziyaı cezası(4) hem de hapis cezası(5) bakımından aynı yaptırıma tâbi tutulduğu anlaşılmaktadır. Kanun koyucunun iradesinin, düzenleme ile kullanma arasında fiilin ağırlığı bakımından bir fark bulunmadığı, aynı yaptırımla cezalandırılması gerektiği yönünde tecelli etmiş olması makuldür. Ancak SMİY fatura “düzenleme” suçunda kastın varlığını aramaya gerek olmadığı, düzenlemenin kastın karinesi(6) olduğu kabul edilebilirse de “kullanma” fiili açısından durumu ayrıca değerlendirmek gerekmektedir. Zira faturayı kullanan kişi, bu faturayı, gerçek bir mal veya hizmet teslimi karşılığında almış, “bilmeden” kullanmış olabilir. Bu noktada, konu hakkındaki vergi idaresinin yaklaşımı ve Danıştay’ın son kararları ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) genel hükümleri çerçevesindeki görüşümüz aşağıda yer almaktadır. A- VERGİ İDARESİNİN YAKLAŞIMI Maliye Bakanlığı’nın 306 Seri No.lu VUK Genel Tebliği’nde(7), SMİY belge kullanma suçunda, manevi unsur olan kastın bulunup bulunmamasına göre uygulanacak işleme ilişkin açıklamalar yapılmıştır(8). Tebliğ’de, özetle, SMİY belge kullanıldığına dair tespit yapılırken kastın olup olmadığının araştırılması gerektiği belirtilmiştir. Vergi idaresinin görüşüne göre; araştırma ve inceleme neticesinde, somut olayda kastın olmadığı kanaatine varılması halinde, hapis cezası ve 3 kat vergi ziyaı cezası uygulanmasını gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Ancak kasıt olmasa da yani mükellef SMİY belgeyi bilmeden kullansa dahi 1 kat vergi ziyaı cezası kesilmesi gerektiği, ayrıca ifade edilmiştir. B- DANIŞTAY’IN YAKIN TARİHLİ KARARLARI SMİY fatura kullanıldığı tespitiyle yapılan vergi ziyaı cezalı tarhiyatlara karşı açılan davalarda, kasıt unsurunun da değerlendirildiği Danıştay 9. Dairesi’nin son kararları şu şekildedir: “Davacı tarafından katma değer vergisi indiriminde kullanılan ancak muhteviyatı itibariyle yanıltıcı olduğu saptanan fatura bedellerinin büyük bir kısmı karşılığında davacı tarafından çek düzenlenmesi ve bu durumun da inceleme elemanına belirtilmesi nedeniyle davacı ihtilaflı faturalar karşılığında gerçekten mal aldığı, ancak muhteviyatı itibariyle yanıltıcı olduğu saptanan bu faturaların bilmeden kullanıldığı sonuç ve kanaatine varıldığından, cezanın bir kata indirilmesi gerekirken, üç kat olarak onanmasında isabet görülmemiştir.”(9)(10) Gerekçesinde 306 Seri No.lu VUK Genel Tebliği’ne de atıf yapılan işbu kararların, teorik anlamda, vergi idaresinin konuya yaklaşımı ile benzerlik taşıdığı anlaşılmaktadır. Ancak vergi idaresinin, aşağıda örneklerine yer verildiği şekilde, somut olayın tespitinde hukuka aykırı yöntemler benimsemesi ve bu bağlamda da ispat külfetini gereği gibi yerine getirmemesinden ötürü, kesilen vergi ziyaı cezası tamamen iptal edilmekte ya da en azından yukarıdaki kararlarda görüldüğü üzere 3 kattan 1 kata indirilebilmektedir. C- GÖRÜŞÜMÜZ 1- Hapis Cezası ve 3 Kat Vergi Ziyaı Cezası Bakımından SMİY fatura düzenlemek ve kullanmak gibi vergi kaçakçılığı suçlarının yer aldığı VUK’un 359. maddesi, ceza hükmü içeren bir maddedir. Bu bakımdan 5237 sayılı TCK’ nın 5. maddesindeki “Türk Ceza Kanunu’nun genel hükümlerinin özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanacağı” hükmü, VUK’un 359. maddesi yani vergi kaçakçılığı suçları için de geçerlidir(11). Söz konusu genel hükümlerden TCK’ nın 21. maddesi ise; “Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir” şeklindedir. Bu durumda vergi kaçakçılığı suçları da ancak “kasıt”la işlenebilir. Bu suçların taksirle işlenmesi dahi mümkün olmayıp SMİY olduğu iddia edilen belgenin bilmeden kullanılması kastı kaldırır(12). Kastın yani manevi unsurun yokluğunda, suçun unsurlarının hepsi bir arada gerçekleşmediğinden, cezalandırma da söz konusu olamayacaktır. Dolayısıyla SMİY faturanın kullanılmasında da kastın varlığı suçun oluşması bakımından ön koşuldur. Bir başka ifadeyle; kasıtla yani bilerek ve istenerek SMİY fatura kullanılması, hem ceza yargılamasında hapis cezasına hükmedilebilmesi hem de 3 kat vergi ziyaı cezasının yasal olabilmesi açısından şart olup kastın bulunmaması halinde söz konusu yaptırımların uygulanması hukuka ve kanuna aykırı olacaktır(13). 2- Bir Kat Vergi Ziyaı Cezası Bakımından Vergi idaresi, aşağıda belirtilen zincirleme tarhiyat yöntemi ve benzeri uygulamalarla VUK’un 359. maddesini hukuki dayanak edinerek vergi ziyaı cezalı tarhiyat yapmaktadır. Söz konusu tarhiyatların mesnedi olan vergi inceleme raporlarının bazılarında, SMİY fatura kullanma suçu bakımından kasıt unsurunun var olmadığı, doğrudan ve lafzen ifade edilebildiği gibi; mal veya hizmet alışverişinin gerçeği yansıttığı, bu alışverişe ilişkin ödemelerin belirtilen meblağlarda ve özellikle banka kanalından yapıldığı vb. tespitlerle dolaylı olarak da kabul edilebilmektedir. Vergi inceleme raporunda ya da mahkeme nezdinde bu şekilde SMİY olduğu iddia edilen faturanın bilmeden kullanıldığına, mal veya hizmet alışverişinin gerçeği yansıttığına dair tespitler yapılmasına rağmen, hapis cezası ve 3 kat vergi ziyaı cezası uygulanması mümkün olmadığı gibi 1 kat vergi ziyaı cezası kesilmesi de mümkün değildir. Burada, kastın olmadığı kabul edildiğinden, 1 kat vergi ziyaı cezası kesilmesi işleminin VUK’un 344/2 ve dolayısıyla 359. maddesine dayandırılması imkanı bulunmamaktadır. SMİY fatura kullanıldığı yönünde yani VUK’un 344/2 ve 359. maddesine göre yapılan tespitlerden ibaret bir vergi inceleme raporunun sonuç bölümünde, mükellefe, VUK’un 344/1. maddesinde göre 1 kat vergi ziyaı cezası kesilmesi doğrultusundaki idari işlem ise “sebep yönünden hukuka aykırı”(14) olarak kabul edilmelidir. Bir başka deyişle, idareyi, mükellef hakkında vergi ziyaı cezası kesme işlemine götüren olay, SMİY fatura kullanma suçuysa; kastın varlığı, idarenin üzerine düşen ispat külfeti yerine getirilerek somut bir biçimde ortaya konmalı ve 3 kat vergi ziyaı cezası kesilmelidir. Başlangıçta VUK’un 3 kat vergi ziyaı cezası kesilmesini gerektiren 344/2 ve dolayısıyla 359. maddesinden yola çıkılmasına karşın, kastın bulunmadığı hatta mal veya hizmet alışverişinin gerçeği yansıttığı idare tarafından dahi kabul edildiği diğer durumda ise sonuçta VUK’un 344/1. maddesine göre 1 kat vergi ziyaı cezası kesilerek bir bakıma “ara çözüm” getirilmesi hukuka ve kanuna aykırıdır. SMİY olduğu iddia edilen fatura vergi doğuran olay bakımından miktar ve mahiyet itibariyle gerçeği yansıtıyorsa, vergi kaybı (ziyaı) da söz konusu olamayacağından, vergi ziyaı cezası hiç kesilmemelidir. Aksi bir uygulama, hem vergi hem de ceza hukuku bakımından “Kanunilik İlkesi”ne aykırılık oluşturacaktır. Özetle, VUK’un sistematiği, ceza hukuku ve idare hukukunun genel ilkeleri çerçevesinde, SMİY fatura kullandığı gerekçesiyle nezdinde inceleme yapılan bir mükellef hakkında; &#8211; Ya VUK’un 3. ve 134. maddelerinin gereği gibi uygulanması suretiyle kastın varlığı da ortaya konularak 3 kat vergi ziyaı cezası kesilmeli, &#8211; Ya da kullanılan faturanın gerçeği yansıtmadığı hakkında somut delillere dayalı tespit yapılamıyorsa hiç vergi ziyaı cezası kesilmemelidir. Zira kusur-ağır kusur ayırımı artık vergi ve ceza hukukumuzda yer almamaktadır. Derecelendirilmesi mümkün olmayan kastın varlığı halinde suçun manevi unsuru oluşmakta, yokluğu halinde ise suç oluşmamaktadır. Hukukumuzda, ikisinin arası bir duruma yer verilmemiştir. Bu kapsamda, “kasıt ispatlanamadıysa 3 kattan vazgeçilerek 1 kat vergi ziyaı cezası uygulanır” şeklindeki bir ara çözümün hukuki dayanağı bulunmamaktadır. 3- Hukuka Uygun Olmayan “Ara Çözüm”ün Mükellef ve Vergi İdaresi Tarafından Kabul Edilmesinin Muhtemel Nedeni Hukuka ve kanuna uyarlılığı bulunmayan bu ara çözümün, hem mükellef hem de vergi idaresi tarafından kabul edilebilir karşılanmasının nedeni; kesilen 1 kat vergi ziyaı cezasının “uzlaşma” kapsamına girmesi olabilir. Vergi idaresi, ciddi anlamda somut olayı irdeleyerek kastın varlığını kanıtlayabilirse 3 kat vergi ziyaı cezası kesecek ve “vergi suçu raporu” vasıtasıyla savcılığa suç duyurunda bulunacaktır. Ancak uzlaşma kapsamına girmeyen bu durumda; mükellefin, 1 kat vergi ziyaı [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hastane borçlarına af!</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/hastane-borclarina-af/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Jun 2011 22:09:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[209 sayılı kanun]]></category>
		<category><![CDATA[6225 sayılı kanun]]></category>
		<category><![CDATA[af]]></category>
		<category><![CDATA[geçici 6.madde]]></category>
		<category><![CDATA[hastane borçlarına af]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=902</guid>

					<description><![CDATA[Söz konusu düzenleme, hastanede vefat edenlerin 26 Nisan 2011, diğerlerinin ise 31 Aralık 2010 tarihine kadar olan borçlarını kapsıyor. Sağlık Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanı Memet Atasever, yaptığı açıklamada, Maliye Bakanlığınca imzalanan usul esaslarla birlikte vatandaşların hastane borçlarını ödemesinde çok önemli kolaylıklar getiren uygulamanın başladığını söyledi. TBMM kabul edilen sağlık hizmetlerinin hızlandırılmasıyla ilgili olarak bazı kanunlarda değişiklik yapılması ile ilgili 6225 sayılı kanunla, 209 sayılı kanuna eklenen geçici 6. madde hükmüne göre, Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde sağlık hizmeti alarak 31 Aralık 2010 tarihine kadar borçlarını ödeyemeyen vatandaşlara büyük kolaylık getirildiğini müjdeleyen Atasever, affın hangi borçları kapsadığını anlattı. Yapılan düzenlemedeki af, faiz ve mahkeme masraflarını da kapsayan söz konusu borçların dört başlıkta sıralanabileceğini ifade eden Atasever, &#8221;Kamu hastanelerinde vefat eden ve SOYBİS&#8217;e (Sosyal Yardımlaşma Bilgi Bankası) göre ödeme gücü olmayan kişilerin borçlarının tamamı affediliyor. 250 TL ve altındaki Sağlık Bakanlığı hastanelerine olan borçların tamamı affediliyor. 250 TL üstündeki Sağlık Bakanlığı hastanelerine olan borçların yarısının ödenmesi halinde yarısı affediliyor. Şayet borç tutarı 500 TL ve altında ise 250 TL üstünün ödenmesi halinde kalan tutarın tamamı affediliyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığınca Türkiye&#8217;ye gönderilen Kıbrıslı vatandaşlarının Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelere olan borcunun tamamı affediliyor&#8221; diye konuştu. YAZILI BAŞVURU ŞART Hastane affından yararlanmak isteyen gerçek kişilerin kendileri veya temsilcilerinin, Kanunun yayımlandığı 26 Nisan 2012 tarihine kadar borçlarını defaten veya taksitle ödemek üzere, sağlık hizmetinin verildiği tedavi kurum veya kuruluşlarına yazılı olarak başvuruda bulunmaları gerekiyor. Söz konusu düzenleme, hastanede vefat edenlerin 26 Nisan 2011 diğerlerinin ise 31 Aralık 2010 tarihine kadar olan borçlarını kapsıyor. ÖDEME VE TAKSİTLENDİRME NASIL YAPILACAK? Hastanelerin muhasebe kayıtları esas alınarak tespit edilen alacak tutarının yüzde 50&#8217;si bir yıl içinde ilgililerce defaten veya taksitle ödenecek. Yapılacak başvurulara göre kayıtlı borcun yüzde 50&#8217;si harcama yetkilisinin onayı ile son taksit tarihi 26 Nisan 2012 tarihini geçmemek üzere taksitlendirilecek. Taksitlendirilen tutarın, 26 Nisan 2012 tarihine kadar ödenmemesi halinde, ödenen taksit tutarı, borcun yüzde 100&#8217;ünden mahsup edilecek ve kalan alacak genel hükümlere göre takip ve tahsil edilecek. VATANDAŞ, FAİZ VE MAHKEME MASRAFLARINDAN KURTULACAK Uygulama ile vatandaşlar, 250 TL altındaki hastane borçlarından, faiz ve mahkeme masraflarından kurtulacak; 250 TL üstü borçların yarısının ödenmesi halinde yarısı silinecek. Kamu hastanelerinden vefat eden mali gücü bulunmayan kişilerin borçları silinecek. Sağlık Bakanlığı hastaneleri, 15 milyon TL üzerinde bir tahsilat yapacak. Takibi ve tahsili ekonomik olmayan yüz binlerce icra işlemi sona erdirilecek. Bu şekilde 400 bin civarında takip dosyasının kapatılacağı tahmin ediliyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı&#8217;nın Sağlık Bakanlığı hastanelerine olan 1,5 milyon TL civarında bulunan borçları terkin edilecek. AA]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bağış ve Yardımlar</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/bagis-ve-yardimlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jun 2011 08:09:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[2863 sayılı kültür ve tabiat koruma kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[bağış ve yardımlar]]></category>
		<category><![CDATA[bağış ve yardımlar muhasebesi]]></category>
		<category><![CDATA[kültür ve turizm amaçlı bağış ve yardımlar]]></category>
		<category><![CDATA[kurumkazancının yuzde 5i]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=895</guid>

					<description><![CDATA[Genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere, köylere, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara ve kamu yararına çalışan dernekler ile bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlara &#8230; 1. Kurum kazancının %5’i ile sınırlı bağış ve yardımlar  makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımların toplamının o yıla ait kurum kazancının %5’ine kadar olan kısmı, kurumlar vergisi beyannamesinde ayrıca gösterilmek şartıyla kurum kazancından indirim konusu yapılabilecektir. Matrahtan indirilmesi için bağış ve yardımın; Genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara, kamu yararına çalışan dernekler ile bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde bulunan kurum ve kuruluşlara yapılması, Makbuz karşılığı olması, Karşılıksız yapılması, Sadece ilgili dönem kazancından indirilmesi Beyannamede ayrıca gösterilmesi gerekir. İndirilemeyen kısım diğer yıla nakledilemez. Kurumlar vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapılabilecek bağış ve yardımların tutarı, o yıla ait kurum kazancının %5’i ile sınırlıdır. İndirilebilecek bağış ve yardım tutarının tespitinde esas alınan kurum kazancı, zarar mahsubu dahil giderler ile iştirak kazançları istisnası düşüldükten sonra, indirim ve istisnalar düşülmeden önceki [Ticari bilanço kârı – (iştirak kazançları istisnası + geçmiş yıl zararları)] tutardır. 2. Eğitim ve sağlık tesislerine ilişkin bağış ve yardımlar Eğitim, sağlık ve bakım hizmetlerini geliştirmek ve devam ettirmek amacıyla yapılan harcamalar kurum kazancının tespitinde indirim unsuru olarak dikkate alınabilecektir. Genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere bağışlanan okul, sağlık tesisi ve yüz yatak (kalkınmada öncelikli yörelerde elli yatak) kapasitesinden az olmamak üzere öğrenci yurdu, çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, huzurevi, bakım ve rehabilitasyon merkezi inşası dolayısıyla yapılan harcamaların, Söz konusu tesislerin inşası için yukarıda belirtilen kamu kuruluşlarına yapılan her türlü bağış ve yardımların, Mevcut okul, sağlık tesisi ve öğrenci yurtları ile çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, huzurevi, bakım ve rehabilitasyon merkezlerinin faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için yapılan nakdi ve ayni bağış ve yardımların tamamı kurumlar vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapılabilecektir. Sözü edilen tesislerin yapımı için bentte sayılan kuruluşlar dışında yer alan kamuya yararlı dernekler ile Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara yapılan bağış ve yardımlar ise o yılki kurum kazancının %5’i ile sınırlı olmak üzere bu kapsamda indirim konusu yapılabilecektir. 2.1. Kapsam Okul, sağlık tesisi, öğrenci yurdu, çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, huzurevi ve bakım ve rehabilitasyon merkezi yapımı veya bu tesislerin faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için yapılan bağış ve yardımların (harcamaların) herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın kurum kazancından indirilebilmesi, bu bağış ve yardımların aşağıdaki kamu idare ve kuruluşlarına yapılması halinde mümkündür. Genel bütçeli idareler, Özel bütçeli idareler, İl özel idareleri, Belediyeler, Köyler. 2.2. Kapsama dahil olan bağış ve yardımlar Kapsama dahil olan bağış ve yardımların; Bağışlanan okul, sağlık tesisi ve 100 yatak kapasitesinden az olmamak üzere (kalkınmada öncelikli yörelerde 50 yatak) öğrenci yurdu, çocuk yuvası, yetiştirme yurdu, huzurevi ve bakım ve rehabilitasyon merkezlerinin inşası için yapılan harcama, Bu tesislerin inşası için yapılan bağış ve yardım, Mevcut okul, sağlık tesisi ve öğrenci yurtlarının faaliyetlerine devam etmelerini sağlamak amacıyla yapılan bağış ve yardım, niteliğinde olması gerekmektedir. Düzenlemedeki “okul” ifadesinden, doğrudan eğitim-öğretim hizmetlerinin verildiği temel birimlerin anlaşılması gerekmekte olup rehberlik ve araştırma merkezi, mesleki eğitim merkezi, iş eğitim merkezi, mesleki ve teknik eğitim merkezi ve akşam sanat okulları da bu kapsamda değerlendirilecektir. Düzenlemedeki “sağlık tesisi” ifadesinden ise Sağlık Bakanlığınca sağlık tesisi kapsamında değerlendirilen kurum ve kuruluşların anlaşılması gerekmektedir. 2.3. Kapsam dışında kalan bağış ve yardımlar Okul, sağlık tesisi veya öğrenci yurduna ilişkin olarak yapılmış olsa dahi kamu idare ve kuruluşları dışında kalan kurum veya kuruluşlara yapılacak bağış ve yardımların vergi matrahının tespitinde indirim konusu yapılıp yapılamayacağı veya hangi limitler içinde yapılabileceği genel hükümler çerçevesinde değerlendirilecektir. 2.4. Bağış ve yardımın belgelendirilmesi Ayni veya nakdi olarak yapılan bağış ve yardımların kurumlar vergisi mükelleflerince indirim olarak dikkate alınabilmesi için makbuz karşılığı yapılmış olması gerekli ve yeterlidir. Ayni bağış ve yardımın, işletmenin aktifinden veya stokundan çekilerek bağışlanmış olması durumunda, mükelleflerin işletmeden çekip bağışladıkları değerler için fatura düzenlemesi; düzenlenen faturanın arka yüzüne faturada belirtilen değerlerin ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından bağış veya yardım olarak alındığına ilişkin şerh konularak yetkili kimseler tarafından imzalanmış olması yeterlidir. Ayni değerlerin, mükelleflerce dışarıdan alınarak kamu kurum ve kuruluşuna bağışlanmış olması durumunda ise bu kurum ve kuruluş tarafından teslim alınacak değerler için teslime ilişkin bir belge düzenlenmiş olması yeterli olup, düzenlenen belgede bağışlanan kıymetin değerinin, cinsinin ve miktarının tereddüde mahal bırakmayacak şekilde belirtilmiş olması gerekmektedir. Ayrıca, bağışlanan değerlere ilişkin olarak düzenlenmiş olan faturaların arka yüzünde yukarıda belirtilen açıklamalar dahilinde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının yetkililerinin imzası bulunacaktır. Nakdi bağışların indirilebilmesi, bağışı kabul eden kuruluşlarca verilecek makbuzla veya bu amaçla bankalarda açtırılan hesaplara yatırıldığına ilişkin banka dekontlarıyla belgelendirilmesi şartıyla mümkündür. Kamu kurum ve kuruluşları ile imzalanan protokol gereğince kamu arazisi üzerine okul yaptırılması halinde, söz konusu okul inşasına ilişkin olarak yapılan harcamalar, harcamanın yapıldığı yıla ilişkin kazancın tespitinde indirim konusu yapılabilecektir. 3. Kültür ve turizm amaçlı bağış ve yardımlar Genel ve özel bütçeli kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler ve köyler, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına çalışan dernekler ile bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlar tarafından yapılan veya Kültür ve Turizm Bakanlığınca desteklenen ya da desteklenmesi uygun görülen; 1) Kültür ve sanat faaliyetlerine ilişkin ticari olmayan ulusal veya uluslararası organizasyonların gerçekleştirilmesine, 2) Ülkemizin uygarlık birikiminin kültürü, sanatı, tarihi, edebiyatı, mimarisi ve somut olmayan kültürel mirası ile ilgili veya ülke tanıtımına yönelik kitap, katalog, broşür, film, kaset, CD ve DVD gibi manyetik, elektronik ve bilişim teknolojisi yoluyla üretilenler de dahil olmak üzere görsel, işitsel veya basılı materyallerin hazırlanması, bunlarla ilgili derleme ve araştırmaların yayınlanması, yurt içinde ve yurt dışında dağıtımı ve tanıtımının sağlanmasına, 3) Yazma ve nadir eserlerin korunması ve elektronik ortama aktarılması ile bu eserlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı koleksiyonuna kazandırılmasına, 4) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki taşınmaz kültür varlıklarının bakımı, onarımı, yaşatılması, rölöve, restorasyon, restitüsyon projeleri yapılması ve nakil işlerine, 5) Kurtarma kazıları, bilimsel kazı çalışmaları ve yüzey araştırmalarına, 6) Yurt dışındaki taşınmaz Türk kültür varlıklarının yerinde korunması veya ülkemize ait kültür varlıklarının Türkiye’ye getirilmesi çalışmalarına, 7) Kültür envanterinin oluşturulması çalışmalarına, 8) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki taşınır kültür varlıkları ile güzel sanatlar, çağdaş ve geleneksel el sanatları alanlarındaki ürün ve eserlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı koleksiyonuna kazandırılması ve güvenliklerinin sağlanmasına, 9) Somut olmayan kültürel miras, güzel sanatlar, sinema, çağdaş ve geleneksel el sanatları alanlarındaki üretim ve faaliyetler ile bu alanlarda araştırma, eğitim veya uygulama merkezleri, atölye, stüdyo ve film platosu kurulması, bakım ve onarımı, her türlü araç ve teçhizatının tedariki ile film yapımına, 10) Kütüphane, müze, sanat galerisi ve kültür merkezi ile sinema, tiyatro, opera, bale ve konser gibi kültür ve sanat faaliyetlerinin sergilendiği tesislerin yapımı, onarımı veya modernizasyon çalışmalarına ilişkin harcamalar ile makbuz karşılığı yapılan bağış ve yardımların %100’ü kurumlar vergisi matrahının tespitinde indirilebilecektir. Bakanlar Kurulu, bölgeler ve faaliyet türleri itibarıyla bu oranı yarısına kadar indirmeye veya kanuni seviyesine kadar getirmeye yetkilidir. Bu çerçevede yapılacak bağış ve yardımlar için bağış yapılan projenin Kültür Bakanlığı tarafından desteklendiği veya desteklenmesinin uygun görüldüğüne ilişkin ilgili Bakanlığın yazısının kurumlar vergisi beyannamesi ekinde bağlı bulunulan vergi dairelerine verilmesi gerekmektedir. 4. Doğal afetlere ilişkin bağış ve yardımlar Bakanlar Kurulunca yardım kararı alınan doğal afetler dolayısıyla Başbakanlık aracılığı ile makbuz karşılığında yapılan ayni ve nakdi bağışların tamamı kurum kazancından indirilebilecektir. 5. Türkiye Kızılay Derneğine yapılan bağış veya yardımlar 5904 sayılı Kanunla Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasına eklenen ve 3/7/2009 tarihinden itibaren yürürlüğe giren (f) bendi ile kurumlar vergisi mükellefleri tarafından Türkiye Kızılay Derneğine makbuz karşılığı yapılan nakdî bağış veya yardımların tamamı, Kanunun yürürlük tarihinden itibaren kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde gösterilmek şartıyla kurum kazancından indirilebilecektir. Anılan Derneğe yapılacak aynî bağış ve yardımlar ise Tebliğin &#8220;10.3.2.1. Kurum kazancının %5&#8217;i ile sınırlı bağış ve yardımlar&#8221; bölümünde yapılan açıklamalar çerçevesinde değerlendirilecektir. Diğer taraftan, anılan Derneğin iktisadi işletmelerine yapılan bağış veya yardımların kurumlar vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapılabilmesi mümkün değildir. 6. Yükseköğretim kurumlarına yapılacak bağış ve yardımlar 5904 sayılı Kanunla 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanununun3 56 ncı maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin ikinci cümlesinde yer alan &#8220;nakdî&#8221; ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. 5904 sayılı Kanunla yapılan bu değişiklikle birlikte, Kanunun yayım tarihinden (3/7/2009) itibaren üniversiteler ve yüksek teknoloji enstitülerine yapılan aynî veya nakdî bağış ve yardımların tamamı, beyanname üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla kurumlar vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapılabilecektir.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İştirak Kazançlarının Muhasebeleştirilmesi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/istirak-kazanclarinin-muhasebelestirilmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jun 2011 08:03:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[iştirak kazançları]]></category>
		<category><![CDATA[kurumlar vergisi kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[kvk 8.madde]]></category>
		<category><![CDATA[menkul kıymetler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=891</guid>

					<description><![CDATA[Kurumlar vergisi mükelleflerinin hesap dönemi içinde elde etmiş oldukları gelirler ile yapmış oldukları giderlerin muhasebeleştirilmesi esnasında vergi kanunlarında yer alan düzenlemeleri dikkate almaları mümkün değildir. Çünkü mükelleflerin yasal kayıtları sonucu ortaya çıkan dönem sonu bilançosunda yer alan öz kaynaklar ile dönem başı bilançosunda yer alan öz kaynak arasındaki fark ticari kar veya ticari zarar tutarını verecektir. Bu nedenle kurumlar vergisi mükellefleri elde etmiş oldukları kazanç istisnalarını gelir olarak yasal kayıtlarına intikal ettirecek buna karşılık söz konusu kazanç tutarını beyanname üzerinde ticari kardan mahsup edeceklerdir. Aynı şekilde kurumlar vergisi mükelleflerinin yapmış oldukları bir kısım harcamaların K.V.K.’nın 8. maddesinde belirtilen kanunen kabul edilmeyen giderlerden olması, söz konusu harcamaların yasal kayıtlara gider olarak intikal ettirilmesine engel değildir. Doğal olarak yasal kayıtlara gider olarak kaydedilen harcamalar kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde kanunen kabul edilmeyen gider olarak ticari kara ilave edilecektir. Bu kapsamda olmak üzere kurumlar vergisi mükellefleri tam mükellef kurumdan elde etmiş oldukları iştirak kazançlarını, gelir olarak yasal defterlerine kaydedecek, bununla birlikte söz konusu istisna kazancı kurumlar vergisi beyannamesinde kurum kazancından indireceklerdir. Böylelikle, kar payını dağıtan kurum bünyesinde kurumlar vergisine ve gelir vergisi tevkifatına tabi tutulan kazanç, kar payını elde eden kurum bünyesinde tekrar vergilendirilmeyecek ve istisna uygulamasından yararlanılmış olacaktır. Kurumlar vergisi mükelleflerinin dar mükellef statüsündeki kurumlardan veya yurt dışında bulunan iştiraklerinden elde ettikleri kar payları da gelir olarak yasal kayıtlara intikal ettirilecek, buna karşılık söz konusu kar payları iştirak kazancı istisnası kapsamında değerlendirilmeyerek kurumlar vergisine tabi tutulacaktır. Tekdüzen Muhasebe Hesap Planında iştiraklerin; &#8211; İştirak Payı %10’un altında ise; 240- Bağlı Menkul Kıymetler Hesabında, &#8211; İştirak payı %10-50 arasında ise; 242- İştirakler Hesabında, &#8211; İştirak payı %50’den fazla ise; 245- Bağlı Ortaklıklar Hesabında, kaydedilmek suretiyle muhasebeleştirileceği belirtilmiştir. Diğer taraftan kurumlar vergisi mükelleflerinin iştirak ettikleri kurumlardan elde ettikleri kar payları ise “132. İştiraklerden Alacaklar” hesabına alacak, “640. İştiraklerden Temettü Gelirleri” hesabına ise borç kaydedilmek suretiyle muhasebeleştirilecektir. _______________________________/_______________________________ 132 İŞTİRAKLERDEN ALACAKLAR XXX 640 İŞTİRAKLERDEN TEMETTÜ GELİRLERİ XXX _______________________________/_______________________________ “640. iştiraklerden Temettü Gelirleri” hesabında yer alan tutarlar gelir tablosunda yer alacak ve dönem ticari kazancının tespitinde gelir olarak dikkate alınacaktır. Ancak söz konusu iştirak kazancı ilgili döneme ait kurumlar vergisi beyannamesinin istisnalara ait satırına kaydedilmek suretiyle mali karın tespitinde ticari kardan indirilecek ve böylelikle istisna uygulamasından yararlanılmış olacaktır. Cem Tekin E. Gelirler Başkontrolörü/ YMM Kurumlar vergisi mükelleflerinin hesap dönemi içinde elde etmiş oldukları gelirler ile yapmış oldukları giderlerin muhasebeleştirilmesi esnasında vergi kanunlarında yer alan düzenlemeleri dikkate almaları mümkün değildir. Çünkü mükelleflerin yasal kayıtları sonucu ortaya çıkan dönem sonu bilançosunda yer alan öz kaynaklar ile dönem başı bilançosunda yer alan öz kaynak arasındaki fark ticari kar veya ticari zarar tutarını verecektir. Bu nedenle kurumlar vergisi mükellefleri elde etmiş oldukları kazanç istisnalarını gelir olarak yasal kayıtlarına intikal ettirecek buna karşılık söz konusu kazanç tutarını beyanname üzerinde ticari kardan mahsup edeceklerdir.   Aynı şekilde kurumlar vergisi mükelleflerinin yapmış oldukları bir kısım harcamaların K.V.K.’nın 8. maddesinde belirtilen kanunen kabul edilmeyen giderlerden olması, söz konusu harcamaların yasal kayıtlara gider olarak intikal ettirilmesine engel değildir. Doğal olarak yasal kayıtlara gider olarak kaydedilen harcamalar kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde kanunen kabul edilmeyen gider olarak ticari kara ilave edilecektir. Bu kapsamda olmak üzere kurumlar vergisi mükellefleri tam mükellef kurumdan elde etmiş oldukları iştirak kazançlarını, gelir olarak yasal defterlerine kaydedecek, bununla birlikte söz konusu istisna kazancı kurumlar vergisi beyannamesinde kurum kazancından indireceklerdir. Böylelikle, kar payını dağıtan kurum bünyesinde kurumlar vergisine ve gelir vergisi tevkifatına tabi tutulan kazanç, kar payını elde eden kurum bünyesinde tekrar vergilendirilmeyecek ve istisna uygulamasından yararlanılmış olacaktır.   Kurumlar vergisi mükelleflerinin dar mükellef statüsündeki kurumlardan veya yurt dışında bulunan iştiraklerinden elde ettikleri kar payları da gelir olarak yasal kayıtlara intikal ettirilecek, buna karşılık söz konusu kar payları iştirak kazancı istisnası kapsamında değerlendirilmeyerek kurumlar vergisine tabi tutulacaktır.   Tekdüzen Muhasebe Hesap Planında iştiraklerin;               &#8211; İştirak Payı %10’un altında ise; 240- Bağlı Menkul Kıymetler Hesabında,             &#8211; İştirak payı %10-50 arasında ise; 242- İştirakler Hesabında,             &#8211; İştirak payı %50’den fazla ise; 245- Bağlı Ortaklıklar Hesabında,   kaydedilmek suretiyle muhasebeleştirileceği belirtilmiştir. Diğer taraftan kurumlar vergisi mükelleflerinin iştirak ettikleri kurumlardan elde ettikleri kar payları ise “132. İştiraklerden Alacaklar” hesabına alacak, “640. İştiraklerden Temettü Gelirleri” hesabına ise borç kaydedilmek suretiyle muhasebeleştirilecektir. _______________________________/_______________________________ 132 İŞTİRAKLERDEN ALACAKLAR                XXX             640 İŞTİRAKLERDEN TEMETTÜ GELİRLERİ             XXX _______________________________/_______________________________   “640. iştiraklerden Temettü Gelirleri” hesabında yer alan tutarlar gelir tablosunda yer alacak ve dönem ticari kazancının tespitinde gelir olarak dikkate alınacaktır. Ancak söz konusu iştirak kazancı ilgili döneme ait kurumlar vergisi beyannamesinin istisnalara ait satırına kaydedilmek suretiyle mali karın tespitinde ticari kardan indirilecek ve böylelikle istisna uygulamasından yararlanılmış olacaktır. Cem Tekin E. Gelirler Başkontrolörü/ YMM]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sigorta Prim Teşviklerinin Birlikte Uygulaması (Çift Teşvik) ile İlgili Yeni Düzenleme</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/sigorta-prim-tesviklerinin-birlikte-uygulamasi-cift-tesvik-ile-ilgili-yeni-duzenleme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jun 2011 06:46:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[6111 Torba Yasa]]></category>
		<category><![CDATA[4447 sayılı kanun 50.madde]]></category>
		<category><![CDATA[4447 sayılı kanun 9.madde]]></category>
		<category><![CDATA[4857 sayılı kanun 30.madde]]></category>
		<category><![CDATA[5084 sayılı kanun 4.madde]]></category>
		<category><![CDATA[5225 sayılı kanun 3.madde]]></category>
		<category><![CDATA[5746 sayılıkanun 3]]></category>
		<category><![CDATA[işveren teşvikleri]]></category>
		<category><![CDATA[madde]]></category>
		<category><![CDATA[sigorta primteşviki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=884</guid>

					<description><![CDATA[İstihdamın artırılması,  işsizliğin azaltılması ve bölgesel gelişmişlik farklarının giderilmesi amacıyla, hükümet tarafından farklı zamanlarda hazırlanan yasa tasarıları TBMM&#8221;&#8221;ye sunularak yasalaşmıştır. 1. Giriş   Buna göre;  sigorta prim teşvikleri, çalışanların sigorta primlerinin işveren paylarının tamamının veya büyük bir kısmının hazine veya işsizlik sigortası fonu tarafından karşılanmaktadır.   Bu şekilde uygulanan teşviklerin aynı sigortalı için birden fazla teşvikin uygulanması yani çift teşvik imkânı 6111 sayılı Kanunla getirilmiştir.   Söz  konusu  düzenlemenin  nasıl  uygulanacağı makalemizde izah edilecektir.   2.Sigorta Prim Teşviklerinin Birlikte Uygulanması İmkânı   Şu an için uygulanmakta olan 7 ayrı teşvik düzenlemesi bulunmaktadır.   Bunlar;   1- 5084 sayılı Kanun&#8221;&#8221;un 4. maddesinde,   2- 4447 sayılı Kanun&#8221;&#8221;un geçici 9. maddesinde,   3- 5510 sayılı Kanun&#8221;&#8221;un 81. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde,   4- 4857 sayılı Kanun&#8221;&#8221;un 30. maddesinin 10. fıkrasında,   5- 4447 sayılı Kanun&#8221;&#8221;un 50. maddesinin 5. fıkrasında,   6- 5746 sayılı Kanun&#8221;&#8221;un 3. maddesinin 3. fıkrasında,   7- 5225 sayılı Kanunun 3. maddesinde, belirtilen teşviklerdir (1). Bir de söz konusu teşviklere ek olarak 6111 sayılı Kanun ile 4447 sayılı Kanuna eklenen Geçici 10. madde düzenlemesidir (2).   Her ne kadar 8 tane teşvik olsa da bütün teşviklerin en önemli ortak özelliği teşviklerin sigortalı ile ilgili olması sebebiyle bir sigortalı sadece bir teşvikten yararlanmakta idi. Bu da teşvikler arasında tercih yapılırken fayda-maliyet analizi ile en avantajlı teşvikin hangisinin uygulanacağı tespit edilerek, en avantajlı olan uygulanıyordu (3).   Söz konusu bir sigortalı için sadece bir teşvikin uygulanması şartı 6111 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5510 sayılı Kanunun 81. maddesinin (ı) bendine eklenen &#8220;Bu fıkra ve diğer ilgili mevzuatla sağlanan sigorta prim desteklerinin aynı dönem için birlikte uygulanması halinde, bu destek öncelikle uygulanır&#8221; cümlesi ile bir sigortalı için birden fazla teşvikin uygulanması imkânı getirilmiştir.   Bu şekilde aynı sigortalı için 5510 sayılı Kanun&#8221;&#8221;un 81. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendindeki 5 puanlık prim indirimi öncelikli olmak üzere diğer teşvikler uygulanabilecektir.   3.Sigorta Prim Teşviklerinin Birlikte Uygulaması   6111 sayılı Kanunun 38. maddesi ile 5510 sayılı Kanunun 81. maddesinin (ı) bendine eklenen &#8220;Bu fıkra ve diğer ilgili mevzuatla sağlanan sigorta prim desteklerinin aynı dönem için birlikte uygulanması halinde, bu destek öncelikle uygulanır&#8221; cümlesi ile bir sigortalı için birden fazla teşvikin uygulanması imkânı ile işverenler öncelikle 5 puanlık prim indirimi olmak üzere yararlanma şartlarına haiz olması şartıyla aynı sigortalı için bir başka teşvikten de yararlanacaktır. Söz konusu durumu bir örnekle açıklarsak yararlanma usulü ve hesaplaması şu şekilde olacaktır.   3.1. Yararlanma Usulü   Aşağıda yararlanma usulü ve hesaplamanın anlatıldığı örnek sigortalı için hem 5510 sayılı Kanunun 81. maddesinin (ı) bendi gereği 5 puanlık prim indiriminin hem de 4857 sayılı Kanunun 30. maddesi gereği özürlü teşvikinin aynı sigortalı için aynı anda nasıl uygulanacağı izah edilecektir. Bu örnek diğer teşvikler için de emsal kabul edilebilir. Örnek hesaplamalara geçmeden evvel aynı sigortalı için birden fazla teşvikin uygulanabilmesi için ilgili teşviklerdeki şartlara haiz olması gerektiğini belirtelim.   Buna göre örneğin işyerinde toplam işçi sayısı 50 üzeri olduğu için 4857 sayılı Kanunun 30. maddesi gereği özürlü çalıştıran işveren eğer Sosyal Güvenlik Kurumuna herhangi bir borcu yoksa ve diğer şartları da taşıyorsa 6111 sayılı Kanunla getirilen düzenleme öncesinde söz konusu sigortalı için -teşviklerin yararlanma şartlarına haiz olsa bile- sadece bir teşvikten yararlanıyordu. Bu durumda da genel olarak işverenler mevzuat ve kırtasiye zorluğu fazla olmayan 5 puanlık prim indiriminden yararlanmaktaydılar. Bu durumda işveren söz konusu işçisi ve diğer işçileri için sadece teşvikle ilgili döneme ilişkin aylık hizmet ve prim belgesini e-bildirge menüsünde 5510 sayılı Kanun numarası seçilmek suretiyle göndermekteydiler. 6111 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonucu işveren özürlü işçisi için hem 5510 sayılı Kanunun 81. maddesinin (ı) bendi gereği 5 puanlık prim indiriminin hem de 4857 sayılı Kanunun 30. maddesi gereği özürlü teşvikini uygulayacaktır. Bu durumda işveren teşvikle ilgili döneme ilişkin aylık hizmet ve prim belgesini e-bildirge menüsünde 5510 sayılı Kanun numarası seçilmek suretiyle gönderecek aynı zamanda kontenjan dâhilinde özürlü çalıştırdığı için söz konusu özürlü sigortalısı için bir de 14857 (4) sayılı Kanun türü seçebilecektir.   3.2. Hesaplanması   6111 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonucu işveren özürlü işçisi için hem 5510 sayılı Kanunun 81. maddesinin (ı) bendi gereği 5 puanlık prim indiriminin hem de 4857 sayılı Kanunun 30. maddesi gereği özürlü teşvikinden yararlanacağı teşvik miktarını şu şekilde hesaplamalıdır. Önceki bölümdeki örnekten devam edersek; söz konusu özürlü sigortalının 1.000,00 TL brüt ücret aldığını ve işyerindeki tehlike sınıf derecesine göre uygulanan Kısa Vadeli Sigorta Kolu prim oranını % 1 olduğu ve  bu sebeple işveren hissesinin % 19,5 (5) olduğu varsayıldığında, (01.01.2011-30.06.2011 tarihleri arasında geçerli olan SPEK alt sınır; 796,50 TL&#8221;&#8221;dir)   &#8211; İşveren Hissesine Ait Toplam Prim Tutarı:   Brüt Ücret x İşveren Hissesi = 1000 X 0,195 = 195 TL   İşverenin Kanun hükmü gereği öncelikle 5 puanlık prim indiriminden yararlanması gerekmektedir. Buna göre; söz konusu teşvik kapsamında Hazinece karşılanacak işveren hissesi miktarı şu şekilde hesaplanır.   &#124;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-&#124;&#8212;&#124;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#124;&#8212;&#8212;&#124; &#124;Hazinece Karşılanacak Olan Prime  &#124;      &#124;Kuruma Bildirilen       &#124;          &#124; &#124;İlişkin Prime Esas Kazanç Tutarı      &#124; =  &#124;  Toplam SPEK               &#124; % 5  &#124; &#124;                                (A)                                 &#124;      &#124;                 (B)                     &#124;          &#124; &#124;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; &#8212;&#8212;-&#124;&#8212;-&#124;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#124;&#8212;&#8212;&#124;   Yukarıda tabloda da görüldüğü üzere; bir sigortalı için Hazinece karşılanacak olan prime ilişkin prime esas kazanç tutarı (A); sigortalı adına Kuruma yapılan sigorta bildirimlerinin (B) tamamı üzerine % 5 oranı uygulanarak bulunur. Söz konusu tutar sadece bir sigortalı için hesaplandığı kapsamdaki diğer sigortalılar için sigortalıların prim gün sayıları göz önünde tutularak toplam sigorta sayısına göre hesaplanır. Buna göre;   &#8211; Hazinece Karşılanacak Olan 5 Puanlık İşveren Primi: Brüt Ücret x % 5   = 1000 x 0,05 = 50 TL Hazinece karşılanır.   İşverenin Ödeyeceği Prim Tutarı: 195-50 = 145 TL   4857 sayılı Kanun&#8221;&#8221;un 30. maddesinin 10. fıkrasında (özürlü çalıştıran işverenler için uygulanan prim teşviki kapsamında İş-Kur&#8221;&#8221;ca karşılanacak işveren hissesi miktarı şu şekilde hesaplanır. Prime Esas                      Prim                                          Hazinece Karşılanacak   % 100 Kazanç Günlük              Gün                   İşveren         Olan Prime İlişkin Prime Alt Sınırı             (X)       Sayısı   (X)    Hissesi     =   Esas Kazanç Tutarı             (A)                                  (B)                       (C)                           % 50   Yukarıda tabloda da görüldüğü üzere; bir sigortalı için İş-Kur&#8221;&#8221;ca karşılanacak olan prime ilişkin prime esas kazanç tutarı; prime esas kazanç günlük alt sınırı (A)&#8221;&#8221;nın sigortalı için bildirimi yapılan prim gün sayısı ve Kısa vadeli sigortalı kolları prim oranı göz önünde tutularak hesaplanan işveren hissesinin çarpımı ile bulunur. Bulunan bu tutarın işyerinin özürlünün Kanunen zorunlu olarak çalıştırılması halinde % 100&#8221;&#8221;ü, zorunlu çalışmaması halinde % 50&#8221;&#8221;si İş-Kur&#8221;&#8221;ca karşılanır. İşveren bu şekilde özürlü sigortalısı için 5 puanlık prim indiriminden yararlandıktan sonra 4857 sayılı Kanun&#8221;&#8221;un 30. maddesinin 10. fıkrasından (özürlü çalıştıran işverenler için uygulanan prim teşvikinden) yararlanacaktır. Buna göre : % 19,5&#8221;&#8221;luk işveren hissesinden % 5&#8221;&#8221;lik kısım eksiltilir ve % 14,5 üzerinden hesaplama yapılır.   &#8211; İş-Kur Fonu Tarafından Karşılanacak Prim (6): 796,50 x 0,145 x % 100 = 115,49 TL   Her iki hesaplama sonucu işverene sağlanacak olan ve teşvik kapsamında ödenecek olan prim: 115,49 + 50 = 165,49 TL&#8221;&#8221;dir.   Sonuç olarak işverence ödenecek olan işveren hissesi miktarı sadece 195-165,49 = 29,51 TL olacaktır. Tabii buna ek olarak sigorta primlerinin sigortalı hissesine isabet eden kısmı ile işsizlik sigortası primlerinin ödenmesi gerekmektedir.   4. Sonuç   Her ne kadar 8 tane sigorta prim teşviki uygulaması olsa da birden fazla teşvikin uygulanmaması ciddi handikaplara sebep oluyor, gerek teşviklerdeki mevzuat karışıklığı gerek ayrı ayrı aylık prim ve hizmet belgesi düzenlemek için oluşan kırtasiye ve iş yükünün ağırlığı gerekse teşvikler hakkındaki bilgi eksikliği sebebiyle söz konusu teşviklerin cazibesini azaltıyordu. 6111 sayılı Kanunla getirilen çift teşvik veya aynı sigortalı için aynı anda birden fazla teşvikin uygulama imkânının getirilmiş olması bu handikabı bitirecektir kanaatindeyim.   Ersin UMDU  (SGK Müfettişi) &#8212;&#8212;&#8212;-o&#8212;&#8212;&#8212;-     (1) Ersin UMDU, &#8220;Genel Olarak Uygulanmakta Olan Sigorta Prim Teşvikleri&#8221; Mali Çözüm Dergisi, sayı:97.   (2) Ersin UMDU,&#8221;Torba Kanundaki Yeni Teşvikin Kapsamı&#8221; Sosyal Güvenlik Dünyası.   (3) Ersin UMDU,&#8221; Sigorta Prim Teşviklerindeki Avantaj Hali ve Aynı İşyerinde Birden Fazla Teşvikin Uygulanması&#8221; Yaklaşım Dergisi.   (4) 4857 sayılı Kanunun 30. maddesinde öngörülen sigorta primi işveren hissesi teşvikinden yararlanılabilmesi için, özürlü sigortalılara ilişkin aylık prim ve hizmet belgelerinin;   –Aynı il sınırları içinde elli veya daha fazla sigortalı çalıştıran işyeri işverenlerince, kontenjan dahilinde çalıştırdıkları özürlü sigortalılar için 14857 sayılı Kanun türü, kontenjan fazlası olarak çalıştırdıkları özürlü sigortalılar için 54857 sayılı Kanun türü,   –Korumalı işyeri işverenlerince, 14857 sayılı Kanun türü,   –Özürlü sigortalı çalıştırmakla yükümlü olmayan işverenlerce ise, 54857 sayılı Kanun türü,   seçilmek suretiyle, Kuruma gönderilmesi gerekmektedir.   (5) İşveren Hissesi = Kıs.Vad.Sig.Kol + Gen.Sağ.Sig. + Uz.Vad.Sig.Kol. = 1 + 7,5 + 11 = % 19,5   (6) Söz konusu Kanun kapsamında özürlü çalıştırmak zorunda olmamasına rağmen özürlü çalıştıran veya çalıştırması gereken özürlüden fazla çalıştıran işyerlerinde teşvik % 50&#8221;&#8221;si kadar uygulanır. Bu durumda İŞ-KUR tarafından sağlanacak olan  teşvik 57,75 TL olarak uygulanır.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deneme süresi arttı mı?</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/deneme-suresi-artti-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jun 2011 20:16:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[4857 sayılı kanun 15.madde]]></category>
		<category><![CDATA[belirli süreli sözleşme]]></category>
		<category><![CDATA[belirsiz süreli sözleşme]]></category>
		<category><![CDATA[deneme süresi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=870</guid>

					<description><![CDATA[Torba Kanun&#8217;la deneme süresinde de bir değişiklik yapılması düşünülmüştü. Yasa ile &#8220;Taraflarca iş sözleşmesine bir deneme kaydı konulduğunda; bunun süresi en çok iki, ilk defa işe girenler için en çok dört ay olabilir. İki aylık süre toplu iş sözleşmeleriyle dört aya kadar uzatılabilir&#8221; hükmü getirilecekti. Ancak bu hüküm torba kanun taslağından çıkartıldı ve dolayısıyla yasalaşmadığı için deneme süresinde de herhangi bir değişiklik yapılmadı. Okurların deneme süresi artışı ile ilgili soruları artınca, biz de bu hafta deneme süresini ele almaya karar verdik. İş sözleşmesi ile bir işyerinde çalıştırılmaya başlanan işçinin, işyerini ve işvereni tanımayarak çalışma koşullarını incelemesi, işverenin de işçiyi tanıyıp işçinin çalışma sisteminin işyerine uygun olduğuna hüküm verilebilmesi için iş sözleşmesine kanunda belirtilen şekilde deneme süresi konulabilmektedir. Taraflar, hizmet akdine deneme süresi koyup koymamakta serbesttirler. İş sözleşmesinin, belirli süreli veya belirsiz süreli olması, akde deneme süresi konulmasına engel değildir. 4857 Sayılı İş Kanunu&#8217;nun 15&#8217;inci maddesine göre, taraflarca iş sözleşmesine bir deneme süresi konulduğunda, bu süre en çok iki ay olabilecek, ancak deneme süresi toplu iş sözleşmeleriyle dört aya kadar uzatılabilecektir. Bu süreleri aşan sözleşme hükmü geçersiz sayılmaktadır ve söz konusu hükmün yerine kanunda öngörülen deneme süresi uzunluğunun geçtiği kabul edilmektedir. Kararlaştırılacak deneme süresi kesindir. Yani, iki ay (veya toplu iş sözleşmeleriyle dört ay) olarak düzenlenen deneme sürelerinin artırılması mümkün değildir. Deneme süresi içinde taraflar iş sözleşmesini bildirim süresine gerek olmaksızın ve tazminatsız feshedebileceği, işçinin çalıştığı günler için ücret ve diğer haklarının saklı olduğu hükme bağlanmıştır. Deneme süresi, işçi veya işverene deneme süresi içinde iş sözleşmesinin tazminatsız feshedilebilmesine olanak tanımaktadır. Deneme süresinin öngörüldüğü durumlarda, deneme süresi için ayrı, devamı için ayrı sözleşme yapılmayacak, aynı sözleşme geçerli olacaktır. Deneme süresinde işçi çalışması karşılığında ücret ve fazla mesai alır, sigortalı olur, servisten yararlanır, sendikaya üye olabilir, greve katılabilir. Ayrıca 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumu&#8217;na (SGK) sigortalı olarak bildiriminin yapılması zorunludur. Deneme süresinde işçinin SGK&#8217;ya bildirilmemesi ve sigortalı yapılmaması mevzuata uygun değildir. Yani, deneme süresinde olan kişiler de hizmet akdine tabi çalışmaları halinde sigortalı olmak zorundadır. Sosyal güvencesiz çalıştırılması halinde işçinin SGK müfettişleri veya kontrol memurları tarafından fiilen veya kayden tespitleri ya da mahkeme kararı ile sigortasız geçen süreleri ispatlanabilecektir. İşçinin çalışmaya başladığı tarih, kıdem tazminatının başlangıç tarihi olarak dikkate alınacaktır. İşçinin sigortasız çalıştırılmış olması kıdem tazminatı ödenmesine engel değildir. Deneme süresinin hukuki bakımdan anlamı, bu süre içinde gerek işverenin gerekse de işçinin herhangi bir tazminat ödemeksizin derhal sözleşmeyi sona erdirebilme imkanına sahip olmasıdır. Her işçi için mutlaka aynı deneme süresinin uygulanması gerekmez. Bazı işçiler için bir günlük bir deneme süresi yeterli sayılabilirken, bazı işçiler için iki aylık deneme süresi konulabilir. Belirli süreli iş sözleşmesinin yapılmasına sınırlama getiren hukuk sistemlerinde deneme amacı, objektif neden olarak kabul edilmektedir. Taraflar deneme süresi içerisinde herhangi bir neden göstermeksizin, bildirim süresine gerek olmaksızın tazminatsız olarak iş sözleşmesini feshedebileceklerdir. İş güvencesi ve feshi ihbar hükümlerinin uygulanmadığı bu dönem için belirli süreli iş sözleşmesinin yapılmasının objektif nedene dayandığı kabul edilmelidir. Ancak, işçinin daha önce çalıştığı işyerine, aynı iş için deneme amacıyla belirli süreli iş sözleşmesiyle işe alınması dürüstlük kurallarına aykırıdır ve sürelendirme için objektif neden oluşturmaz. Bununla birlikte, işçinin daha nitelikli bir iş için işe alınması veya önceki çalışma ile arada uzunca bir sürenin geçmesi yeniden denemeyi gerekli ve sürelendirmeyi haklı kılabilecektir. İbrahim IŞIKLI]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Binek otomobil takıntısı yine hortladı!!</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/binek-otomobil-takintisi-yine-hortladi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jun 2011 20:09:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KDV]]></category>
		<category><![CDATA[binek otomilde kdv]]></category>
		<category><![CDATA[indirilemeyen kdv]]></category>
		<category><![CDATA[kdv]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=865</guid>

					<description><![CDATA[Maliye teşkilatımızın ve dolayısıyla da vergi kanunlarımızın binek otomobillere yönelik özel bir takıntısı vardır. İşletmeniz için satın alıp katma değer vergisini indiremediğiniz tek şey binek otomobillerdir. Şirketiniz için ne tür demirbaş alırsanız alın, yılın hangi tarihinde alınmış olursa olsun, o yıla ait ayrılan amortismanın tamamı gider yazılır. Bir tek binek otomobillerde alım tarihine bakılarak kıst esası uygulanır. Yani yılın son ayı aldığınız binek otomobil için ancak bir aylık amortisman gideri yazabilirsiniz. Kamyonun, kamyonetin, otobüsün motorlu taşıtlar vergisi gider yazılır ama binek otomobilinkiler gider yazılamaz.   ******   Bir dönem otomobilleri işin gerçek anlamda ayrılmaz parçası olan ve serbest meslek erbabı olarak tanımlanan avukatlara, doktorlara, müşavirlere araç giderleri hiç yazdırılmadı.Bu konuda Gelir Vergisi Kanunumuzda özel bir madde bile vardı.Gerçi hala var.   Gelir Vergisi Kanunumuzun ticari kazancın tespitinde indirilecek giderleri düzenleyen maddesinde binek otomobil harcamalarını gider yazabilmek için işte kullanılma şartı gibi günümüze uymayan tarih öncesi bir düzenleme hala duruyor.Sanki özel işlerde kullanılabilen tek şey binek otomobil.   Sanki insanlar cep telefonlarını ya da diz üstü bilgisayarlarını ofiste bırakıp gidiyorlar evlerine.   Hele bir tarihe kadar “ zati ve ailevi ihtiyaçlar için kullanılan araçların giderlerinin yarısının yazılamaz” şeklinde açık hüküm bile vardı.   2011 yılına geldiğimiz bu dönemde böyle takıntılar gerçekten garip ve günümüz çalışma koşulları ile bağdaşmıyor.   Bir işletme sahibinin, bir şirket sahibinin ya da kendisine otomobil tahsis edilecek düzeydeki bir çalışanın özel iş, şirket işi ayrımı olabilir mi Allah aşkına?   Adamlar nedeyse işyerlerinde yatacak haldeler böyle bir kişinin aracını evine giderken kullanması iş dışı bir şey sayılabilir mi?   ******   İnceleme elemanları epeydir bu konuya takılmıyorlar diye umutlanmıştık “binek otomobil takıntısı” geçti diye.   Geçtiğimiz günlerde karşılaştığımız bir yorumla tüylerimiz yeniden diken diken oldu.   Sürmekte olan bir incelemede inceleme elemanı firmanın aynı zamanda en büyük hissedarı olan yönetim kurulu başkanının araç giderlerine eleştiri getirdi.   Neymiş, bu kişi aracıyla evine de gidip geliyormuş dolayısıyla böyle bir ayrım yapıp sadece işte kullanılan kısma ait giderler tespit edilmeliymiş.   Bu yorumun yanlış olduğunu düşünüp kendisini de ikna edebilmek amacıyla mükellefin bağlı bulunduğu vergi dairesi başkanlığından görüş istedik.   Gelen görüş daha vahimdi.   Bahsi geçen vergi dairesi başkanlığı yönetim kurulu başkan ve yardımcısına tahsis edilen araçlar için yapılan giderlerin “ücret” olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyordu.   Yani bu masraflar ilgililerin ücret dilimine göre brütlendirilip gelir vergisine tabi tutulması gerekiyordu bu yoruma göre.   Bu tamamen yeni bakış açısı. Bitti sandığımız binek otomobil takıntısı evrim geçirmiş meğerse.   Aslında çok ayakları yere basan bir çözüm de değil. Yönetim kurulu üyeleri ücret almıyorsa ne olacak? Sadece araç giderlerimi ücret gibi işle görecek?   Başkanlık diğer personele sağlanan araçlar içinde inceleme elemanı gibi düşünüyordu.   Mükellefe verilen görüş yazısında şöyle deniyordu: “İşte kullanılan taşıtların özel ihtiyaçlar için de kullanılması halinde bunlara yapılan giderlerin ne kadarlık kısmının gider kaydedileceğine dair vergi kanunlarında özel bir belirleme yapılmamış olmakla birlikte, pazarlama ve servis elemanlarının kullandıkları araçlara ait giderlerin şirketinizce belirlenecek dağıtım anahtarları (kat edilen kilometre veya zamana göre gibi) kullanılmak suretiyle özel ihtiyaçlar için kullanılan kısmının tespit edilerek, işte kullanılan kısmının indirilecek gider olarak dikkate alınması gerekmektedir”   Maliyenin şartları bizim zamanımızdakine göre oldukça düzeldi.   Vergi dairesi başkanları kiralanan oldukça lüks makam araçlarına biniyorlar.   Acaba maliyenin üst düzey bu yöneticileri makam arabalarını bırakıp toplu taşım araçlarıyla mı dönüyorlar evlerine çok merak ediyorum.   Yoksa onların eve gidip gelmeleri “iş” e dahil de özel sektörde çalışan tebaanın ki değil mi? Atilla Dölarslan YMM Yönetm YMM]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özel Bina İnşaatı Ve İhaleli İşlerde Asgari İşçilik Bildirimi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/ozel-bina-insaati-ve-ihaleli-islerde-asgari-iscilik-bildirimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jun 2011 19:56:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[asgari işçilik bildirimi]]></category>
		<category><![CDATA[asgari işçilik hesabı]]></category>
		<category><![CDATA[ihaleli işler]]></category>
		<category><![CDATA[özel bina inşaatı]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik kurumu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=857</guid>

					<description><![CDATA[5510 sayılı Sosyal Sigortala ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 85.maddesi 1.fıkrası Hükmünde &#8220;Kamu idareleri, döner sermayeli kuruluşlar kanunla kurulan kurum ve kuruluşlar ile bankalar tarafından ihale mevzuatına göre yaptırılan işlerden ve özel nitelikteki inşaat işlerinden dolayı bu işleri yapan işveren tarafından yeterli işçilik bildirilmiş olup olmadığı Kurumca araştırılır&#8221; diye belirtilmiştir. Aynı maddenin devam eden hükmünde ‘’Bu araştırma sonucunda yeterli işçiliğin bildirilmemiş olduğu anlaşılırsa, eksik bildirilen işçilik tutarı üzerinden hesaplanan prim tutarı, 89 uncu madde gereği hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammı ile birlikte bir ay içinde ödenmek üzere işverene tebliğ edilir. Tebliğ edilen prim ve gecikme cezası ve gecikme zammının ödendiği veya ödeneceğinin işveren tarafından yazılı olarak taahhüt edilmesi halinde borç kesinleşir’’.diyerek hüküm altına alınmıştır. Sosyal Güvenlik Kurumunun en önemli finansman kaynağı, İşçi ve İşverenin ödedikleri primlerdir.Asgari işçilik uygulamasındaki temel amaç,hem kurumun prim gelirini,hem de çalışanların sosyal güvenliği ile uğrayabilecekleri kayıpları önlemektir. Özel İnşaat sahipleri, belediyeden iskân ruhsatı alırken, ihaleli işlerde ise işin bitiminde teminat mektubunun geri alınabilmesinde ilişiksiz belgesi istenmektedir. Özel bina inşaatlarında, SGK’ya bildirilmesi gereken asgari işçilik miktarı, birim maliyet bedeli ile binanın yüzölçümünün çarpılması sonucu bulunan tutara asgari işçilik oranının uygulanması sonucunda bulunmaktadır. Ön değerlendirme (SGK tarafından araştırma) ,suretiyle yapılan hesaplamalarda asgari işçilik oranının %25 eksiği uygulanmaktadır. Asgari İşçilik olarak bildirilmesi gereken işçilik miktarı bildirilmişse, bildirilen işçilik ödenmişse ve kuruma sigorta borcu da yoksa ilişiksizlik belgesi verilmektedir. Özel bina inşaatı asgari işçilik hesaplaması bir örnek; Yapımına Mayıs/2011 döneminde başlanıp,Kasım/2011 döneminde tamamlanacak olan  3.Sınıf B grubunda bulunan 400 m² yüzölçümlü bir konutun  toplam maliyetini bulalım.(2011 Yılı Yapı Yaklaşık Birim Maliyetleri,28 Nisan 2011 tarihli 27918 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.) 2011 yılı için 3B sınıf grubunda bulunan yapının birim maliyeti =511,00-TL. Toplam Maliyeti = 400 x 511= 204.400,00-TL. Asgari işçilik oranı %9,ön değerlendirmede %25 eksiği alınacağından %6,75 üzerinden hesaplama yapılacaktır. Bu durumda bildirilmesi gereken işçilik tutarı 192.800-TLx%6,75=13.797-TL’sıdır. İhaleli işlerde ise; Asgari işçilik hesaplayabilmek için ihale hakediş (istihkak) bedelinin tespiti,işin başlangıç ve bitiş tarihi ile faturaların ve kuruma bildirilen işçiliğin tespiti gerekmektedir.Bir örnek ile açıklamak gerekir ise, İşveren, ABC A.Ş,Gürsel Aksel Stadı’nın Aydınlatma işininin yüklenicisi olarak,10.01.2011 tarihinde işe başlamış,30/04/2011 tarihinde işi bitirmiş olsun. İstihkak Bedeli : 100.000-TL ve işin yürütülmesi sırasında kuruma bildirilen işçilik 5.500-TL’sı olsun. Asgari İşçilik Tutarı = 100.000-TL x%8-(%25) =6.000-TL. Eksik İşçilik Tutarı = 6.000-5.500 =500,00-TL. Yukarıdaki uygulamada hesaplamanın kurum ünitesinde yapıldığı düşünülmüştür. Hesaplama kurumca veya meslek mensubunca (SMMM-YMM) yapılabilir. Kurum ünitelerince yapılan asgari işçilik tespitinde, işverenin işçilik faturaları dikkate alınmamakta bunun yerine bu tür faturalara karşılık gelmek üzere %25 götürü bir oran eksilterek uygulanmaktadır. Meslek mensuplarının ve Müfettiş incelemelerinde bu oranda herhangi bir eksilme yapılmadan uygulanmaktadır. Buna karşılık işçilik faturaları dikkate alınarak ihaleli işlerde istihkak bedelinden, özel inşaatlarda maliyet bedelinden tenzil edilmektedir Asgari işçilik uygulaması sonucunda, Devlet vergi kaybı yaşamayacak, vergi geliri elde edecek.İşçi sigortalı olacağından sosyal hak kaybına uğramayacak.İşveren nezdinde kayıt dışının yarattığı haksız rekabet engellenmiş olacak hem de Kurum sigorta pirimi tahsil edecektir. Emre Özerçen SMMM]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mükellefin şahsına ait otomobilini ticari işletmesine kiralaması</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/mukellefin-sahsina-ait-otomobilini-ticari-isletmesine-kiralamasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Jun 2011 19:52:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[193 sayılı gelir vergisi kanunu 40.madde]]></category>
		<category><![CDATA[maliye]]></category>
		<category><![CDATA[şahsına ait otomobilin kiralanması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=854</guid>

					<description><![CDATA[Mükellefin şahsına ait binek otomobilini yine kendisi ile sözleşme yaparak ticari işletmesine kiralaması durumunda, söz konusu araca ilişkin giderlerin safi ticari kazancın tespitinde dikkate alınamayacağı. Bilindiği üzere, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu&#8217;nun 40. maddesinde, safi kazancın tespitinde indirilecek giderler sayılmış olup; 5 numaralı bendinde kiralama yoluyla edinilen veya işletmeye dahil olan ve işte kullanılan taşıtların giderlerinin indirilebileceği hüküm altına alınmıştır. Buna göre, binek otomobile ait giderlerin safi kazancın tespitinde gider olarak gösterilebilmesi için otomobilin işletme tarafından kiralama yoluyla edinilmesi veya işletmenin aktifinde kayıtlı olması ve işte kullanılması gerekmektedir. Ancak, Borçlar Kanunu&#8217;nun 1. maddesinde &#8220;İki taraf karşılıklı ve birbirine uygun rızalarını beyan ettikleri takdirde akit tamam olur.&#8221; hükmü yer almaktadır. Diğer taraftan, sözleşmenin sözlük anlamı &#8220;Hukuki sonuç doğurmak amacıyla iki veya daha çok kişinin, kuruluşun karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla gerçekleşen işlem, bağıt, akit, mukavele, kontrat&#8221; kira sözleşmesinin sözlük anlamı ise &#8220;Kiralama işinde karşılıklı yükümlülükleri belirten resmi belge, kira kontratı&#8221; şeklindedir. Yukarıda verilen kanun hükmü ve sözlük anlamlarından da anlaşılacağı gibi, kira akdi, borçlar hukukunu ilgilendiren ve dolayısıyla eşitler arasında meydana gelen ve borç ilişkisi adı verilen hukuksal sonuç doğuran bir işlemdir. Diğer bir ifade ile borç ilişkisi kavramı özel hukuk açısından tanımlandığında, alacaklı ve borçlu adı verilen iki taraf arasında meydana gelen ve borçlu olan tarafın alacaklıya karşı belli bir davranış biçiminde (edimde) bulunmakla yükümlü olduğu, alacaklının da borçludan bu davranış biçiminin yerine getirilmesini isteyebileceği (ifayı talep edebileceği) hukuksal bir bağdır. Yukarıda yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, kişinin kendisiyle karşılıklı iki taraf olması ve kendisi ile hukuki sonuç doğuracak sözleşme yapması mümkün olmadığından, bu şekilde yapılan bir sözleşmeye dayanarak mükellefin şahsına ait aracın giderlerinin safi kazancın tespitinde dikkate alınması mümkün bulunmamakla birlikte, aracın işletmenin aktifine alındığı tarihten itibaren şahsi işlerde kullanılmamak ve sadece ticari işletme işlerinde kullanılmak şartı ile gider ve amortismanlarının ticari kazançtan indirilebileceği tabiidir.(Maliye Bakanlığı Özelgesi 13.04.2007 Tarih ve B.07.1.GİB.0.40/4015-33893 Sayı )   Hasan Yalçın YMM]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boşanıyorum ! Şirketimin Yarısı Eşimin mi !</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/bosaniyorum-sirketimin-yarisi-esimin-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 May 2011 17:59:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[boşanmada mal paylaşımı]]></category>
		<category><![CDATA[türk medeni kanun]]></category>
		<category><![CDATA[yasal mal rejimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=843</guid>

					<description><![CDATA[2002 yılında yürürlüğe giren Yeni Türk Medeni Kanunu ile yasal mal rejimi alanında devrim niteliğinde değişiklikler yapıldı. Evli çiftler arasında var olan mal ayrılığı rejimi, yeni düzenlemelerle  ‘Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi’ olarak uygulanmaya başladı. Söz konusu kanuna göre boşanma durumunda eşlerin hangi malları paylaşabileceğini biliyor musunuz?   1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren Yeni Türk Medeni Kanunu’ndaki en büyük değişiklik yasal mal rejimi alanında gerçekleşti. Kanun çıkarken Meclis’te ve basında çok tartışıldı. Pek çok kişi artık evliliklerin maddi çıkar elde etmek amacı ile yapılacağını ve evliliklerin şirket ortaklığına dönüşeceğini iddia etti. Tüm tartışmalara rağmen yasal mal rejimi devrim denilebilecek bir şekilde değiştirilerek, “Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi” yasal mal rejimi olarak düzenlenmiştir.Böylece taraflar başka bir mal rejimi seçmedilerse taraflar arasında evlilik tarihinden kanunun yürürlük tarihi olan 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı rejimi, bu tarihten sonra ise edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanmaya başlamıştır.     Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi’nde, evlilik devam ettiği sürece eşler kural olarak tüm malları üzerinde mülkiyet, yönetim ve tasarruf yetkisine sahiptir ve kişisel borçlarından kendi malvarlığı ile sorumludur. Bu yönü ile yasal mal rejimi eski kanunumuzda yer alan mal ayrılığı rejimine benzemektedir. Yasal mal rejiminin farkı, evlilik herhangi bir şekilde sona erdiği zaman, malların tasfiyesinde görülmektedir.   Hangi mallar paylaşılamıyor?   Yasal mal rejimine göre evliliğin herhangi bir sebeple sona ermesi halinde mal rejimi tasfiye edilir ve diğer eşin bu rejim içindeki katılma alacağı belirlenir. Mal rejiminin tasfiyesinde kişisel mallar paylaşılmaz. Kanunda kişisel mallar sınırlı olarak sayılmıştır ve şunlardır:   1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, 2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, 3. Manevî tazminat alacakları, 4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.   Hangileri paylaşılabiliyor?   Paylaşılacak olanlar edinilmiş mallardır. Kanunda edinilmiş mallar sınırlı olarak sayılmamıştır, yani kanunda sayılanlar dışında da edinilmiş mallar olabilir. Edinilmiş malların temel özelliği her eşin, mal rejiminin devamı süresince, karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleri olmasıdır. Kanunda sayılan edinilmiş mallar şunlardır:   1. Çalışmasının karşılığı olan edinimler, 2. Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler, 3. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, 4. Kişisel mallarının gelirleri, 5. Edinilmiş malların yerine geçen değerler.   Şirket hissesi ve gelir hangi durumlarda paylaşılıyor?   Kanundaki bu düzenleme karşısında en çok sorulan sorulardan biri de bir eşe ait şirket hissesinin veya bu şirketten elde edilen gelirin paylaşılıp paylaşılmayacağıdır.  Bir eşe ait şirket hissedarlığı söz konusu olduğunda öncelikle sermaye olarak neyin konulduğuna bakılmalıdır. Emeğin sermaye olarak konulması ve eşin ortaklığın gereği olarak emeğini (çalışmasını) sunması durumunda şirketin ortaklara dağıttığı ödeme de edinilmiş maldır. Yani evliliğin sona ermesi durumunda diğer eş dağıtılan bu ödemeden katılma alacağını talep edebilir. Yine eş sermaye olarak para veya başkaca bir malvarlığı koymuş ise, şirketin yaptığı kar payı dağıtımı sermayenin hangi malvarlığı grubundan geldiğine göre hukuki tanımı değişmekle birlikte paylaşıma tabidir. Ancak yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı gibi paylaşılacak olan kar payıdır.   Eş, koyduğu sermaye ile işletmenin malvarlığını arttırmışsa, sermaye olarak konulan malvarlığındaki değer artışının eşin özel bir çabası olmadan serbest pazar mekanizmalarının bir sonucu mu, yoksa eşin olağan yönetim faaliyetlerini aşan çalışmasının karşılığı mı olduğu tespit edilir. Konjonktürel bir değer artışı varsa bu artış paylaşıma tabi değildir. Buna karşılık özel bir çaba varsa bu artış paylaşılacaktır.   Uygulamacıların konuya hakim olmasıyla sıkıntılar ortadan kalkacak   Hakim görüşe göre ticari şirketlerin sona ermesinde tasfiye payı kazancı gelir olarak nitelendirilemez. Eğer şirket hissedarlığı evlilik öncesi kazanılmış ya da evlilik sonrası karşılıksız olarak kazanılmış ise, kişisel mal olarak kalacağından tasfiye payı da kişisel mal olarak paylaşıma tabi olmayacaktır. Ancak pay senedinin getirdiği dönemlilik kar payı gelir niteliğindedir ve kişisel malın geliri olarak paylaşıma tabidir.   Bir eşin kişisel mal niteliğinde bir şirket hissesi varsa ve bu paydan dolayı şirket nezdinde yeni pay alma hakkı kullanılır ise yeni pay senedi de kişisel mal sayılacaktır. Yani mevcut payın niteliği yeni payı da kapsayacaktır. Ancak mevcut kişisel mal niteliğindeki pay nedeniyle ortaya çıkan bedelsiz pay edinilmiş maldır. Yani şirketin dağıtılmamış karları olan yedek akçe, esas sermayeye eklenir ve karşılığında da bedelsiz pay oluşturulursa ortaya çıkan bedelsiz pay paylaşıma tabidir.   Yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminin oldukça teknik bir düzenlemesinin olması, tasfiyesinin adeta bir şirket tasfiyesine benzemesi ve bu alanda henüz içtihatların oluşmamış olması sıkıntıların yaşanmasına neden olmaktadır. Ancak zamanla uygulamacıların konuya hakim olması ve bu alandaki içtihatların oluşması ile uygulamadaki bu sıkıntılar geçecektir. Ayça Özdoğan Avukat]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Naylon Fatura</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/naylon-fatura/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 May 2011 17:52:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[naylon fatura]]></category>
		<category><![CDATA[sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=840</guid>

					<description><![CDATA[Sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge veya günlük konuşma dilindeki naylon fatura olayı bu gün itibariyle ülkemizin vergi uygulaması açısından en önemli problemlerinden biridir. Uygulamada sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgeler (bundan sonraki tekrarlarda kullanım kolaylığı açısından naylon fatura olarak anılacaktır) çeşitli nedenlerden dolayı kullanılır. Bunları aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz. Giderleri yada maliyetleri yükselterek daha az kazanç bildirmek, dolayısıyla, daha düşük tutarda vergi ödemek, belgelendirilemeyen bir takım harcamaları, başka bir anlatımla belgesiz ödemeleri kapatmak (Örneğin; çalışan işçilerin genellikle asgari ücretten çalışıyor gösterilmeleri nedeniyle, gerçek ücretlerinin gider gösterilememesi, işçilerin vergileri ve sigorta primlerinin işverence karşılanması, ihaleden çekilmeleri sağlamak amacıyla yapılan ödemeler, işin yürütülmesi amacıyla yapılan ve belgelendirilmesi mümkün olamayan bir takım zorunlu (!) ödemeler gibi) Gerçekte yaptırılan bir hizmet ya da satın alınan bir mal ya da malzeme için fatura alınamaması nedeniyle bu ödemeyi naylon fatura  ile kapatmak, KDV ödememek  ya da KDV iadesi almak. Her şeyden önce belirtmekte fayda vardır ki; naylon fatura ile belgelendirilen giderler ticari ve kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılamaz. Faturalarda gösterilen Katma Değer Vergileri indirim KDV olarak dikkate alınamaz. Ayrıca naylon fatura kullanımı hürriyeti bağlayıcı cezalara da neden olabilmektedir. Bunun yanısıra vergi incelemelerinde naylon fatura kullanımı yapılacak karşıt incelemelerle kolaylıkla tespit edilmektedir. Bu nedenlerden dolayı her ne nedenle olursa olsun mükelleflerin naylon fatura kullanmaması şiddetle tavsiye olunur. Daha önceki bölümde belirttiğimiz üzere bazı durumlarda mükellefler yapmış oldukları bazı harcamaları tevsik edememekte ve bu nedenle naylon fatura almaktadırlar. Tevsik edilemeyen bir gider veya maliyeti naylon fatura ile tevsik etmeye çalışmak son derece hatalıdır. Uygulamada bazı durumlarda işin doğası gereği bazı harcamaların yapılması mecburi olabilmekte ancak bazen bu harcamalar mükellefler tarafından belgelendirilememektedir. Örneğin bir bina inşaatında kullanılan demirlerin belgelendirilememesi gibi. Vergi incelemelerinde söz konusu niteliğe sahip gider ve maliyet unsurları makul ölçülerde dikkate alınmaktadır ki Danıştay’ a yansıyan bir çok uyuşmazlıkta da bu harcamaların kazanç tespitinde dikkate alınması gerekliği ortaya konmuştur. Hasan Yalçın YMM]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Hesap Planı Taslağı Meslek Odalarına Gönderildi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/yeni-hesap-plani-taslagi-meslek-odalarina-gonderildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 May 2011 17:36:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[YMM-SMMM-SM-Stajerler]]></category>
		<category><![CDATA[smmm]]></category>
		<category><![CDATA[tek düzen hesap planı]]></category>
		<category><![CDATA[tfrs]]></category>
		<category><![CDATA[tmsk]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye muhasebe standartları kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[ufrs]]></category>
		<category><![CDATA[yeni hesap planı]]></category>
		<category><![CDATA[ymm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=832</guid>

					<description><![CDATA[&#160; Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu tarafından hazırlanan Türkiye Finansal Raporlama Standartlarına uyumlu Hesap Planı Taslağı görüş almak üzere odalara gönderildi. Yeni Hesap Planı taslagını Görmek veya bilgisayarınıza İndirmek için burayı tıklayın]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Memuriyetten ayrılanlar, emekli ikramiyesi için mahkemeye gitsin</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/memuriyetten-ayrilanlar-emekli-ikramiyesi-icin-mahkemeye-gitsin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 May 2011 17:26:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[bağkur]]></category>
		<category><![CDATA[bağkur yaşlılar haftası]]></category>
		<category><![CDATA[emekli ikramiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[memuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[ssk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=828</guid>

					<description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, geçen haftalarda verdiği bir kararla memuriyetten ayrıldıktan sonra SSK ve Bağ-Kur&#8217;dan emekli olduğu için emeklilik ikramiyesi alamayanlara bu parayı almalarının önünü açtı. Son olarak Emekli Sandığı&#8217;na tabi çalışırken emekliye ayrılan ve kendilerine emekli maaşı bağlananlara, Emekli Sandığı&#8217;na tabi daire, kuruluş ve ortaklıklarda prim veya kesenek ödemek suretiyle geçen sürelerinin toplamı üzerinden emekli ikramiyesi ödeniyor. Ancak uzun yıllar devlet memurluğunda çalıştıktan sonra farklı sebeplerle işten ayrılıp kendi işini kuran veya özel kurumlarda çalışıp yaşlılık aylığına hak kazananlar, son olarak Emekli Sandığı&#8217;na bağlı çalışmış olmadıkları için emekli ikramiyesi alamıyor. Bunun tersi durumda, yani başka sosyal güvenlik kurumlarına bağlı olarak çalıştıktan sonra, son bir yılda Emekli Sandığı&#8217;na tabi bir görevde bulunanlara ise bu kuruma bağlı çalışılan süre üzerinden emekli ikramiyesi ödeniyor. Bu haksızlığa son vermek ve yıllarca çalıştıkları kurumdan emeklilik ikramiyesi almak isteyen memurlar idarenin bu işlemine karşı dava açıyor. Mahkemeler davaları mevcut kanun hükmü açık olduğu için davacılar lehine sonuçlandıramayınca kanun hükmünün Anayasa&#8217;ya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesi&#8217;ne müracaat etmişlerdi. Anayasa Mahkemesi bu müracaatları değerlendirerek, emeklilik ikramiyesi almak için son defa Emekli Sandığı&#8217;na bağlı kurumlarda çalışma şartını Anayasa&#8217;ya aykırı bularak iptal etmişti. Bu, hakkaniyet açısından haklı bir durumdu. Çünkü özel kurumda çalışan birisi işten ayrılıp memurluğa geçince hem işverenden çalıştığı süre için kıdem tazminatı hem de memuriyette geçen süresi için de emekli ikramiyesi alıyordu. Anayasa Mahkemesi&#8217;nin geçen yıl Resmi Gazete&#8217;de yayımlanan bu kararı, idareye yeni bir düzenleme yapması için bir yıl sonra yürürlüğe girecekti. Bu süreçte yeni bir düzenleme yapıldı. Fakat düzenleme eski hükümle aynı sonucu doğuran yani 24 yıl memuriyette çalıştıktan sonra özel sektöre ayrılan ve birkaç yıl sonra emekli olan kişilerin emekli ikramiyesi alamayacağını öngören bir hükümdü. Yeni düzenleme yapıldıktan sonra anamuhalefet partisi bu düzenlemeyi Anayasa Mahkemesi&#8217;ne götürdü. Mahkeme yaptığı görüşme sonrasında Emekli Sandığı Kanunu&#8217;nun 89. maddesindeki &#8220;Son defa bu kanun veya 5510 sayılı kanunun geçici 4&#8217;üncü maddesi hükümlerinin uygulanmasını gerektiren görevlerde çalışmakta iken emekliye ayrılan ve &#8230;&#8221; bölümünün Anayasa&#8217;ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verdi. Böylece aynı konuda ikinci kez iptal kararı verilmiş oldu. Şimdi verilen bu kararın Resmi Gazete&#8217;de yayımlanması için bekleyeceğiz. Mahkeme, kararın yürürlüğe giriş tarihini ileri bir tarihe de bırakabilir. Bu süreçte idare, iptal kararına uygun bir düzenleme yapmalı ve bu durumdakilerin emekli ikramiyesi almalarının yolunu açmalı. Çünkü bir önceki iptal kararından sonra idare yeni düzenlemeyi iptal gerekçesini göz ardı ederek yaptığı için mahkeme yeni hükmü de iptal etti. Daha önce memuriyetten ayrılıp emekli olan ve ikramiye alamayan kişiler SGK&#8217;ya müracaat ederek ikramiye isteyebilirler. Bunlar muhtemelen taleplerine ret kararı alacaklardır. Bu ret kararından sonra veya 60 gün içerisinde cevap alınmaması halinde idare mahkemesinde dava açabilirler. Mahkemeler, Anayasa Mahkemesi&#8217;nin iptal kararından sonra davacılar lehine karar verecektir. Bu durumdakilerin tercih edecekleri ikinci bir yol da hiçbir şey yapmayıp Anayasa Mahkemesi kararının Resmi Gazete&#8217;de yayımlanmasını beklemek. Eğer mahkeme idareye yeni düzenleme için süre tanımamışsa iptal kararı doğrudan yürürlüğe gireceğinden bu durumdaki kişiler emeklilik ikramiyesi almaya hak kazanacak. Süre tanınması halinde ise idarenin düzenleme yapmasını beklemek gerekecek. İdare, muhtemelen memuriyetten ayrılıp başka sosyal kurumdan emekli aylığı almayı hak kazansa da bu kişilerin Emekli Sandığı&#8217;na bağlı kurumda geçen süresi için emekli ikramiyesi almaları yönünde düzenleme yapacaktır. Böylece bu kesimin de mağduriyeti nihayete ermiş olacak. Sadece bir dairesi olan emekliler ve ev hanımları vergi ödemiyor Mayıs, Emlak Vergisi birinci taksitinin ödenmesi için son ay. Sadece bir konutu bulunan ve geliri sınırlı olanlar için Emlak Vergisi oranı sıfır olarak uygulanıyor. Başka bir geliri olmayan emekliler, özürlüler, gaziler, şehitlerin dul ve yetimleri, hiçbir geliri olmayan işsizler ve ev hanımları, brüt alanı 200 metrekareyi aşmayan ve sadece tek bir konut sahibi iseler Emlak Vergisi ödemiyor. Ticari, zirai veya kira geliri bulunması halinde bu indirimden faydalanılamıyor. İndirimli (sıfır) vergi oranından faydalanılması için, konutta bizzat oturma şartı aranmıyor. Sahip oldukları tek konutu kiraya verip, kirada oturanlar da diğer şartları taşımak kaydıyla indirimden faydalanabilir. Birden fazla konutu olanlar ise bu konutlarından biri için bile indirimden yararlanamıyor. Aynı şekilde, ara sıra dinlenmek maksadıyla gidilen yazlık veya dağ evi gibi konutlar da bu vergi muafiyetinin dışında tutuluyor. Hisseli dahi olsa, iki ya da daha fazla konutu olanlar, bütün konutları için Emlak Vergisi yatırmak mecburiyetinde. Emekliler (emekli aylığı dışında), işsiz ve ev hanımları, herhangi bir gelir elde ederse aynı şekilde bu avantajı kaybediyor. Yukarıdaki gruba girip sadece tek konutu olanlar, belediyelere müracaat ederek emekli, özürlü, gazi veya işsiz olduğunu beyan ederek taahhütname doldurup vergi ödemeyebilir. Ancak şahısların bu durumlarını ispatlamaları gerekiyor. Mesela bir özürlünün sağlık raporu sunması gerekiyor. Şehitlerin yetim ve dullarının, gazilerin de durumu ispatlayıcı belgeleri belediyece talep edilebilir. Bu belgelerin taahhüt belgeleri veya formlarla birlikte durumu açıklayan bir dilekçeye eklenip belediyeye verilmeli. Ahmet Yavuz]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İhracatta KDV iadesinde dikkat edilecek hususlar</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/ihracatta-kdv-iadesinde-dikkat-edilecek-hususlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 May 2011 14:03:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KDV]]></category>
		<category><![CDATA[Gemlik]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[ihracaat esneklikleri]]></category>
		<category><![CDATA[ihracaat ve ithalat]]></category>
		<category><![CDATA[ihracaatta kdv]]></category>
		<category><![CDATA[kdv iadesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=824</guid>

					<description><![CDATA[İhrac edilen malların üretimi amacıyla, hammadde ve diğer girdilerin tedariki esnasında ödenmiş olan Katma Değer Vergileri&#8221;nden, ihracatı ya da ihraç edilen malların imalatını yapan firmalar üzerinde kalan kısmı, ihracattan sonra ilgili firmalara iade edilmektedir. Firmalar, ihracat dolayısı ile üzerlerinde kalan KDV&#8217; yi ihracattan sonra ne kadar erken geri alabilirler ise, bu kendileri için o kadar yararlı olmaktadır. İmalatçı yada ihracatçı firmalar üzerlerinde kalan KDV yükünü, KDV iadesi yolu ile hızlı bir şekilde üzerlerinden atabilmeleri için aşağıdaki hususlara dikkat etmeleri gerekmektedir: -İhrac edilecek malların üretimi ile ilgili hammadde ve her türlü girdinin satın alındığı firmaların kayıt altında firmalar olmasına hatta bunların altında bulunan firmaların da kayıtlı firmalar olmasına mümkün mertebe dikkat etmelidirler. Piyasada olabilecek &#8221;&#8221;naylon fatura&#8221;&#8221; uygulamalarından ve ilgili firmalardan uzak durulmalıdırlar. Tecil-terkin ve mahsup gibi KDV mevzuatının ihracatla ilgili esneklikleri iyi bilinmeli ve uygulanmalıdır. Üretim ve ihracatın çeşitli aşamalarında ortaya çıkan zaman kayıpları en aza indirilmelidir. Fiili ihracatı geciktiren her faktör, ihracatta KDV iadesini de geciktirmektedir. İhracatta KDV iadesi ile ilgili yöntemler iyi bilinmeli ve iade için zamanında başvuru yapılmalıdır. Yükümlülükleri Yerine Getirmek ve İhracattan Doğan Haklardan Yararlanabilmek Açısından Dikkat Edilecek Noktalar 1-İthalatçı firma ile en azından aşağıdaki hususları kapsayan bir anlaşma yapmak, mümkünse bu anlaşmanın yazılı olarak yapılması oldukça yararlı olmaktadır. -Alım satım konusu malın cinsi, miktarı, birim fiyatı ve toplam değeri, -Ödeme şekli (yani ithalatçının mal bedelini ne zaman ve hangi koşullarda ödeyeceği), -Teslim şekli (ihracatçının malı hangi koşullarda teslim edeceği) -Taşıma, -Sigorta, -Tali taşıma, -Yükleme boşaltma -Taşıma ile ilgili ambalajlama masraflarının ihracatçı firma mı yoksa ithalatçı firma tarafından mı üstlenileceği hususları uygun &#8221;&#8221;incoterm&#8221;&#8221; ile tanımlanmalıdır. -Teslim tarihi veya teslim süresi, -Yükleme ve teslim yerleri, -Sevkiyat öncesi muayene, -Satıcı tarafından hazırlanarak alıcıya gönderilecek olan dokümanlar -Kalite ve miktarda vuku bulabilecek farklılıklarda kabul edilebilirlik limitleri, -Uyuşmazlık durumlarında bunların çözüm şekilleri. 2-Üretim veya tedarik yukarıdaki koşullar göz önünde bulundurarak yapılmalıdır. 3-Gümrükleme evrakının tanziminde 1.maddedeki hususlar gözönünde bulundurulmalıdır. Aşağıdaki evraklar gümrükleme evrakı olarak işlem görmektedir: -Gümrük beyannamesi -Türkçe fatura -Koli/ ambalaj listesi, -AB ülkelerine yapılan ihracatta ATR belgesi -EFTA ve Serbest Ticaret Anlaşması yapılan ülkelere yapılan ihracatta EUR-1belgesi -Standardizasyon, sağlık, bitki sağlığı, vb nedenlerle hazırlanması gereken belgeler. -ABD’ye yönelik kısıtlamaya tabi mal ihracında vize faturası -Kanada’ya yönelik kısıtlamaya tabi mal ihracında EID belgesi 4-İhrac konusu malları imal eden firmalar, gümrük beyannamesinin imalatçılarla ilgili bölümünde belirtilmelidir. Bu husus imalatçı firmalara KDV iadesinin yapılması, dahilde işleme izin belgesi kapsamındaki ihracat taahhütlerinin kapatılması, ihracatçı firmalar adına gelen ihracat dövizlerinin imalatçı firmaların döviz ödemelerine mahsuben kullanılabilmesi açısından önem taşımaktadır. 5-Tahsil belgelerinin düzenlenmesinde 1.maddedeki hususlara uyulmalıdır. Tahsil belgelerinin başlıcaları şunlardır: -Yabancı fatura(invoice):Gümrükleme amacıyla kesilen Türkçe fatura ile uyumlu olmalıdır. -İthalatçının ülkesinde işlem görmeye müsait koli/ambalaj listesi(packing list) -Taşıma belgesi(Deniz veya havayolu konşimentosu, demiryolu hamule senedi, kara taşıması belgeleri veya kombine taşıma belgeleri) -AB ülkelerine yapılan ihracatta gümrük idareleri tarafından vize edilmiş ATR belgesi, -Türkiye&#8221;nin serbest ticaret anlaşması yaptığı ülkelere yapılan ihracatta EUR-1 belgesi, -Alıcı tarafından istenmesi durumunda menşe şahadetnamesi veya ihracatın yapıldığı ülkeye göre özel menşe şahadetnamesi, -İhrac konusu malın cinsi, alıcının ülkesi ve ticari muamelenin gereği olarak alıcının malı ithal etmesinde kendisine kolaylık sağlayacak diğer belgeler. Ercan Alptürk YMM]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Printerdan vergi levhasi dönemi!</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/printerdan-vergi-levhasi-donemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 May 2011 00:33:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[143 sıra nolu vuk]]></category>
		<category><![CDATA[e vergi levhası sorgulama]]></category>
		<category><![CDATA[fiyatlarımıza kdv dahildir]]></category>
		<category><![CDATA[levha asma mecburiyeti]]></category>
		<category><![CDATA[vergi levhası]]></category>
		<category><![CDATA[vergi levhası cezası]]></category>
		<category><![CDATA[vergi levhası zorunluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[yazıcıdan vergi levhası dönemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=801</guid>

					<description><![CDATA[Maliye Bakanlığı, gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin vergi levhası alma işlemini kolaylaştırdı.

Maliye Bakanlığının ''Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği'', Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı.

Söz konusu Tebliğ ile 6111 Sayılı Torba Kanunda yapılan düzenlemeler çerçevesinde vergi levhasıyla ilgili yükümlülükler yeniden düzenlendi.

Buna göre, vergi levhası almak mecburiyetinde olan ticari, zirai ve serbest meslek kazanç sahipleri ile adi şirketler, kolektif, komandit, anonim ve limited şirketler ile iş ortaklıkları, artık vergi levhalarını merkez, şube ve satış mağazalarına asmayacak. Ancak vergi levhası alma zorunluluğu devam edecek.

]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>6111 Sayılı Yasa İle İstirahat Raporlarının Bildirilmemesi Nedeniyle İşverenlere Uygulanan İdari Para Cezası Tutarları Değiştirildi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/6111-sayili-yasa-ile-istirahat-raporlarinin-bildirilmemesi-nedeniyle-isverenlere-uygulanan-idari-para-cezasi-tutarlari-degistirildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 May 2011 00:29:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[6111]]></category>
		<category><![CDATA[gemlik muhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[girilmeyen istirahat raporları]]></category>
		<category><![CDATA[istirahat raporları]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[ssk]]></category>
		<category><![CDATA[torba yasa 6111 teşvik işveren prim teşviği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=797</guid>

					<description><![CDATA[  Bilindiği gibi 12.05.2010 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Tebliğ(1) ile istirahat raporlu olan sigortalıların işyerinde çalışmadıklarına dair bildirimin işverenlerce 5 gün içinde yapılması, bu süre içinde yapılmaması durumunda 5510 sayılı Yasa’nın 100. maddesi dayanak gösterilerek idari para cezası uygulanacağı hükmü getirilmiştir. I- GİRİŞ Tebliğ’in yayınlandığı tarihlerde gerek işverenler gerekse Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler tedirginlik yaşamış, konu kamuoyunda aylarca gündemde kalmış, uygulanan cezanın büyüklüğü hep eleştiri konusu olmuştur. Yazımızda, çalışılmadığına dair bildirimin neden yapılması gerektiği, 12.05.2010 tarihli Tebliğ ile getirilen idari para cezası uygulaması ve 6111 sayılı Yasa ile değiştirilen idari para cezası tutarları açıklanacaktır. II- ÇALIŞILMADIĞINA DAİR BİLDİRİM NEDEN GEREKLİ? Sigortalının istirahatli olduğu günlerde işyerinde çalışmaması gerekmektedir. İstirahatli olması nedeniyle işinden yoksun kalan sigortalıya Sosyal Güvenlik Kurumu’nca “Geçici İş Görmezlik Ödeneği” ödenmektedir. İstirahatli olduğu halde çalışan sigortalıya geçici iş görmezlik ödeneği ödenmemektedir(2).  İşveren tarafından çalışılmadığına dair bildirim yapılmadıkça çalışana geçici iş görmezlik ödeneği ödenmemektedir. Bu yüzden sigortalının raporlu olduğu günlerde çalışmadığına dair bildirimin işveren tarafından internet üzerinden SGK’ya bildirmesi gerekmektedir. III- TEBLİĞ İLE GETİRİLEN ZORUNLULUK Çalışılmadığına dair bildirimin, sigortalının iş görmezlik ödeneği alabilmesi için tebliğden önce de yapılması gerekli idi. Ancak bu konuda zorlayıcı bir hüküm bulunmadığından, bazı işverenlerce bu bildirim ihmalden veya sigortalının rapor almasından hoşlanmaması nedeniyle kasıtlı olarak bu bildirim yapılmamaktaydı. Bu durumda hem SGK Müdürlüklerinde dosyalar birikmekte, hem de sigortalı mağdur olmaktaydı. Tebliğ ile çalışılmadığına dair bildirimin yapılması zorunlu hale getirildi ve bu zorunluluğa uymayanlara 5510 sayılı Yasa’nın 100. maddesi dayanak gösterilerek idari para cezası öngörüldü. Tebliğ ve Yasa gereği bildirimi hiç yapmayan işverenlere aylık asgari ücretin 5 katı (2011 yılı ilk altı ayı için: 3.982,00 TL), beş günlük süre dışında yapılması durumunda ise aylık asgari ücretin 2 katı (2011 yılı ilk altı ayı için: 1593,00 TL) gibi oldukça yüksek miktarlarda idari para cezaları öngörülmüştür. İdari para cezası tutarlarının yüksek olması kamuoyunda eleştiri konusu olmuştur. Sosyal güvenlik konularında meşgul olanlar cezanın yüksekliğini sıklıkla dile getirmişlerdir. Aslında Sosyal Güvenlik Kurumu’nun da cezanın yüksek olduğu konusunda kamuoyu ile aynı fikirde olduğunu söyleyebiliriz. Ceza miktarının 6111 sayılı Yasa ile değiştirilmesi de bunun ispatıdır diyebiliriz. İdari para cezalarının işlenen fiiller ile orantılı olması, cezaya müstahak kişiyi, bir daha aynı fiili işlemekten alıkoyması ancak bununla birlikte, cezanın, cezaya müstahak olan kişinin yıkımına sebep olmaması gerekmektedir. IV- ÇALIŞILMADIĞINA DAİR BİLDİRİM NASIL YAPILACAK? Tedavi gördüğü hekimden istirahat raporu alan sigortalının, işyerinde çalışmaması gerekmektedir. Rapora istinaden çalışmayan sigortalının çalışmadığı günlerin; 1- Rapor bitim tarihinden itibaren 5 gün içinde, 2- Raporun 10 günden uzun olması ve sigortalının talebi olması halinde, her 10 günlük sürenin bitiminden itibaren 5 gün içinde, 3- 10 günlük sürelerden artan kısım olması durumunda, artan sürenin bitiminden itibaren 5 gün içinde www.sgk.gov.tr internet adresinde işveren menüsü altında bulunan çalışılmadığına dair bildirim giriş ekranından SGK’ya bildirmesi gerekmektedir. İşverenlerin yukarıda belirtilen şekilde 5 gün içinde bildirimde bulunması esastır. Ancak sigortalının raporu işverene ibraz etmeme ihtimali de bulunduğundan, bu sürelerde bildirim yapmayan işverenlere Sosyal Güvenlik Kurumu tebligatlı bir yazı göndererek çalışmazlık belgesi girişinin yapılmasını işverenden istemektedir. SGK’nın yazısının tebliğ edildiği tarihten itibaren 5 gün içinde bildirim yapmayan işverenlere idari para cezası uygulanacaktır. Bazı işverenlerce sigortalıya çalışmadığı günlerde tam ücret ödendiği gerekçesi ile çalışmazlık bildirimi yapılmamaktadır. Raporlu çalışana, işveren isterse çalışmadığı günler için ücret ödeyebilir, ödediği ücret karşılığı sigortalı olarak da bildirimini yapabilir. Yasa’da bununla ilgili bir engel bulunmamaktadır. Ancak işveren, raporlu işçisine ücret ödese dahi, işçi raporlu olduğu sürede fiilen çalışmamış ise çalışmadığına dair bildirimi yapmak zorundadır. Aksi halde idari para cezası ile karşılaşacaktır. V- 6111 SAYILI YASA İLE DEĞİŞTİRİLEN İDARİ PARA CEZASI TUTARLARI Tebliğ’in “Bildirimin Gönderilmemesi veya Süresi Dışında Gönderilmesi” başlıklı 6. maddesinde “Bildirimi göndermeyen veya 5. maddede belirtilen süre dışında gönderen işverenler hakkında Kanun’un 102. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendine göre idari para cezası uygulanır.” denilmektedir. 5510 sayılı Yasa’nın 102. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde ise “Kurum tarafından bu Kanun’un 100. maddesi kapsamında Kurum tarafından istenen bilgi ve belgeleri belirlenen süre içinde mücbir sebep olmaksızın vermeyen kamu idareleri, bankalar, döner sermayeli kuruluşlar, kanunla kurulmuş kurum ve kuruluşlar ile diğer gerçek ve tüzel kişiler hakkında, aylık asgari ücretin beş katı tutarında, geç verilmesi halinde ise aylık asgari ücretin iki katı tutarında idari para cezası uygulanır.” hükmü bulunmaktadır. 6111 sayılı Yasa’nın 45. maddesi ile yukarıda geçen (i) bendine “Ancak 4. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalılara geçici iş göremezlik ödeneği ödemelerinde 100. maddeye istinaden Kurum’ca işverenlerden istenilen bildirimlerin belirlenen süre içerisinde ve elektronik ortamda yapılmaması halinde sigortalı başına aylık asgari ücretin onda biri, hiç yapılmaması halinde ise sigortalı başına aylık asgari ücretin yarısı tutarında idari para cezası uygulanır.” cümlesi ilave edilmiştir. Bu değişiklik sonucunda, raporlu olan sigortalının çalışmadığına dair bildirimi hiç yapmayan işverenlere aylık asgari ücretin yarısı tutarında (2011 yılı ilk 6 ayı için: 398,00 TL), beş günlük süre dışında yapan işverenlere ise aylık asgari ücretin onda biri tutarında (79,00 TL) idari para cezası uygulanacaktır. VI- SONUÇ Çalışılmadığına dair bildirimin yapılmaması nedeniyle, çok sayıda sigortalı mağdur oluyor, SGK’dan işgörmezlik ödeneklerini alamıyordu. Tebliğ ile bu bildirimin zorunlu hale getirilmesi sigortalıların mağduriyetinin önüne geçmesi açısından oldukça yerinde bir uygulamadır. Ancak 6111 sayılı Yasa ile değiştirilmeden önceki idari para cezası tutarları oldukça yüksek olduğundan, işverenleri mağdur edecek düzeyde idi. 6111 sayılı Yasa ile yeniden belirlenen ceza tutarlarının, işlenen fiilin ağırlığı ile daha orantılı olduğu kanaatindeyiz. Cezanın hiç olmamasını gönül istemekle birlikte, maalesef cezai yaptırımı olmayan yükümlülüklerin yerine getirilmediği bilinen bir gerçektir. S. Mehmet KELEŞ* Yaklaşım *       Bozüyük Sosyal Güvenlik Merkezi Müdür V. (1)       Bu yazıda geçen “Tebliğ” ifadeleriyle, 12.05.2010 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan, İstirahatli Olan Sigortalıların İşyerinde Çalışmadıklarına Dair Bildirimin İşverenlerce Sosyal Güvenlik Kurumu’na Gönderilmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ kastedilmektedir. (2)        5510 sayılı Yasa’nın 22. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde; “Tedavi gördüğü hekimden, tedavinin sona erdiğine ve çalışabilir olduğuna dair belge almaksızın çalışan sigortalıya geçici iş göremezlik ödeneği ödenmez” hükmü amirdir.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fazla ya da yersiz ödenen vergilerin mükelleflere iadesinde faiz ödenecek mi?</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/fazla-ya-da-yersiz-odenen-vergilerin-mukelleflere-iadesinde-faiz-odenecek-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 May 2011 22:07:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa mahkemesi kararı]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa insan hakları sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[fazla ve yersiz ödenen vergiler]]></category>
		<category><![CDATA[maliye]]></category>
		<category><![CDATA[mükellef hakları]]></category>
		<category><![CDATA[vergi dairesi işlemleri]]></category>
		<category><![CDATA[vergide adalet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=785</guid>

					<description><![CDATA[Vergi mükellefleri hakkında ek tarhiyat sonucu istenen vergiler için bu vergilerin ödenmesi gereken normal vade tarihinden, tarhiyatın kesinleştiği tarihe kadar gecikme faizi hesaplanarak tahsilat yapılırken, mükelleflerin fazla ya da yersiz devlete ödediği ve kendilerine iadesini talep ettikleri vergiler için faiz ödenmesine yönelik düzenleme vergi mevzuatımızda Ocak 1999&#8217;dan önce bulunmamaktaydı. 1998 yılında yapılan 4369 Sayılı Vergi Reformu Yasası ile Ocak 1999&#8217;dan itibaren vergi mükellefleri kendilerinden fazla ya da yersiz olarak alınan vergiler için mevzuat gereği istenen bilgi ve belgeleri tamamladıktan sonra, vergi dairesinin 3 aylık inceleme süresi içinde halen iade yapılmamışsa bu tarihten sonra tecil faizi ile ödeme yapılması hükmü getirilmiştir. İptal edilen hüküm Yeni düzenleme her ne kadar önceki boşluğu doldurması yönüyle ileri bir düzenleme gibi gözükse de ödenecek faizin, verginin fazla veya yersiz ödendiği tarihten başlaması yerine başvuru tarihinden 3 ay sonra işlemeye başlaması durumunu ortaya çıkarmıştır. Bir örnek vermek gerekirse Ocak 2008&#8217;de ödenen verginin yersiz veya fazla olduğu 2011 yılının Mayıs ayında ortaya çıkmışsa ve 16 Mayıs 2011&#8217;de başvuruda bulunulmuşsa ödenecek tecil faizi başvurunuzdan 3 ay sonra 16 Ağustos 2011 tarihinden itibaren hesaplanacaktır. Düzenleme sadece süre yönünden değil aynı zamanda oran yönünden de hukuka aykırılık içermektedir. Ekonomik bir değişim aracı olan paranın bir başkası tarafından kullanılması karşılığında ödenen bedel olan faizin oranı yapılan düzenlemede idarenin alacağı için farklı, mükellefin alacağı için farklı belirlenmiş durumdadır. Daha açık ifadeyle idarenin alacağı için gecikme faizi (yıllık %16.8) mükellefin alacağı için tecil faizi (%12) uygulanmaktadır. Hukuk devleti ilkesine aykırılık iddiası Hem alıkonulan müddetten daha az bir süre için hem de daha düşük bir oranda faiz uygulamak suretiyle vergi mükellefine iade yapılmasını sağlayan bu düzenleme (VUK Md. 112/4), Aydın Bölge İdare Mahkemesi&#8217;nin Anayasa&#8217;ya aykırılık iddiasıyla yaptığı itiraz neticesinde yaklaşık 14 yıllık uygulamanın sonucunda 14 Mayıs 2012 tarihinden geçerli olmak üzere iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesi&#8217;nin 10.2.2011 tarih ve E:2008/58, K:2011/37 sayılı kararında bu düzenleme şu gerekçelerle, &#8211; Ödeme tarihinden itibaren değil de belgelerin İdareye teslim edildiği tarihten 3 ay sonra tecil faizi hesaplanması nedeniyle Anayasa&#8217;nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine, &#8211; Düzenlemenin mükellef aleyhine Devlet lehine olduğu gerekçesiyle Anayasa&#8217;nın 10. maddesindeki kanun önünde eşitlik ilkesine, &#8211; Mükelleflerin mülkiyet hakkına zarar verdiği kanaatiyle Anayasa&#8217;nın 35. maddesine aykırı bulunmuştur. Mükellef hakları İçinde yaşadığımız yüzyıl &#8220;Vatandaş devlet için vardır&#8221; inanışının &#8220;Devlet vatandaş için vardır&#8221; inancıyla değiştiği bir dönemdir. Bu nedenle vergi adaletini sağlamak adına devletin mükellefinden olan alacağına uyguladığı faiz ile mükellefine olan borcuna uygulayacağı faizin aynı şartlarda ve oranda olması bugünkü anlayışa göre oldukça net bir husustur. Nitekim mükellef hakları da bunu zorunlu kılmaktadır. Esas itibariyle mükellef hakları önce yasal düzenlemelerle sonra da idari uygulamalarla hayata geçirilebilecek bir olgudur. Bu olgunun soyut bir kavram olmaktan çıkarılıp somuta dönüşmesi insan haklarına ve elbette ki mükellef haklarına saygıdan geçmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Nitekim Anayasa Mahkemesi kararında, Avrupa İnsan Hakları&#8217;nın ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin Ek Protokolünün 1. maddesinde yer alan  &#8220;Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.&#8221; hükmüne yer vermesi oldukça yerindedir. Yine aynı kararda yer alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince Yunanistan hakkında verilen bir karardaki &#8220;Haksız olarak tahsil edilen verginin beş yıl beş ay sonra faizsiz olarak iade edilmesini, belli bir meblağdan yararlanma hakkı uzun süre engellenen şahsın, mali durumunda önemli ve kesin zararlara neden olunduğu, bu durumun sürdürülmesi gereken genel yarar ile kişi yararı arasındaki dengeyi bozduğu, şahıs üzerine aşırı yük yüklediği gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirmiş ve mülkiyet hakkı çiğnenen şahsa faiz ödenmesi gerekmektedir.&#8221; cümleleri durumu ortaya koyma açısından dikkat çekicidir. Bundan sonra ne olacak? Anayasa Mahkemesi, ilgili hükmü Resmi Gazete&#8217;de yayımı tarihinden 1 yıl sonra (14.5.2012) yürürlüğe girecek şekilde oybirliğiyle iptal etmiştir. İptal işlemi ile aslında mevcut durumdan daha geriye mi gidilmiştir? Bu sorunun cevabı ne yazık ki net değildir. İptal edilen düzenleme getirilmeden önce Danıştay 7. Dairesi konuyla ilgili bazı kararlarında hukuk devletlerinde, mükelleflerin bu şekilde uğradıkları bir zararın faiz ya da başka bir ad altında ödenecek tazminatla karşılanabilmesi için açık Yasa hükmü aranmasının düşünülemeyeceğini ifade etmiştir. Diğer taraftan aksine bir anlayışın; Devletin ve ona bağlı idarenin eylem ve işlemlerinden doğan her türlü zararın tazmini için de, açık yasa hükmü aranması sonucuna götüreceğine işaret edilerek; böyle bir anlayışın, Anayasa&#8217;nın 125&#8217;inci maddesinin son fıkrasında yer alan, &#8220;İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür&#8221; amir hükmü ile bağdaştırılamayacağı açıkça belirtilmiştir. Her ne kadar geçmişteki yargı kararları fazla ve yersiz alınan vergi için alındığı tarihten itibaren mükellefe faiz ödenmesi gerektiği yönünde ise de bu kararların istikrar kazanmamış olması duraksamaya neden olmaktadır. Kişisel görüşümüz; Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesini ve ülke olarak 1954 yılında onayladığımız Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ilkelerini esas alan bir yasal düzenlemenin yapılması yönündedir. Bu yeni düzenlemeye göre devletin kendi alacağına uyguladığı şartlarda ve oranda, vergi mükelleflerinden yersiz ve fazla alınan vergiler için tahsil tarihinden başlayarak gecikme faizi ödenmesine imkan sağlayan bir yasal düzenlemenin T.B.M.M.&#8217;nce yapılmalıdır. Vergide Adalet Hukuk devletinde olması gereken bu düzenleme ile aynı zamanda mükelleflerin vergi yasalarına gönüllü uyumunda en önemli etken olan &#8220;vergi yasalarının ve idarenin adil olması&#8221; ilkesi ve beklentisi de karşılanmış olacaktır.(1) (1)   Ayrıntılı bilgi için bkz. Nazmi Karyağdı, &#8220;Mükellef Hakları Bildirgesi&#8221; Vergi Dünyası Dergisi, Mart 2006 Nazmi KARYAĞDI / Gelir İdaresi E. Daire Başkanı E. Baş Hesap Uzmanı http://www.dunya.com/fazla-ya-da-yersiz-odenen-vergilerin-mukelleflere-iadesinde-faiz-odenecek-mi-_123149_haber.html?]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Noter huzurunda düzenlenen ibranamenin geçerliliği</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/noter-huzurunda-duzenlenen-ibranamenin-gecerliligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 May 2011 21:53:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[ibraname]]></category>
		<category><![CDATA[noter huzurnda ibraname]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik mevzuatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=775</guid>

					<description><![CDATA[Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği olup olmadığı uyuşmazlık konusudur. DAVA                          : Davacı, kıdem ihbar tazminatı, yıllık izin, ikramiye ile ücret alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm, süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: KARAR______          : 1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği olup olmadığı uyuşmazlık konusudur. İbra sözleşmesi, İsviçre Borçlar Kanunu’nun 115. maddesinde düzenlendiği halde Türk Borçlar Kanunu’nda bu yönde bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bununla birlikte ibraname, bir borcun tam ya da kısmen ifa edilmeden sona ermesini sağlayan özel sukut nedeni olarak kabul edilmelidir. Bu noktada ibra sözleşmesinin ödeme (asi)yönünde bir anlaşma olmadığı, borcun sona erme şekillerinden biri olduğu belirtilmelidir. İş Hukukunda ibra sözleşmesi ibraname adıyla yaygın bir uygulama alanı bulmaktadır. İbra sözleşmesinin tanımı, şekli ve hükümlerinin Borçlar Kanunu’nda düzenlenmesi gerekliliğinin ötesinde, İş Hukukunun işçiyi koruyucu özelliği sebebiyle İş Kanunlarında normatif hüküm olarak ele alınması gerektiği açıktır. İşçi, emeği karşılığında aldığı ücret ve diğer parasal hakları ile kendisinin ve ailesinin geçimini temin etmektedir. Bu açıdan bakıldığında bir işçinin nedensiz yere işvereni ibra etmesi hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. İş Hukukunda ibra sözleşmeleri dar yorumlanmalı ve borcun asıl sona erme nedeni ifa olarak ele alınmalıdır. Borcun sona erme şekillerinden biri olan ibra sözleşmelerine İş Hukuku açısından sınırlı biçimde değer verilmelidir. Yeni Borçlar Kanunu tasarısında bu konuya değinilmiş ve 419. maddesinde, işçi ve işveren ilişkileri açısından ibra sözleşmesine dair bazı kurallara yer verilmiştir. Bahsi geçen düzenleme de, işçilik alacaklarını sona erdiren ibra sözleşmelerinin sınırlı biçimde ele alınması gerektiğini göstermektedir. Bu itibarla Borçlar Kanunu’nun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri arasında düzenlenmiş olan irade fesadı hallerinin İş Hukukunda ibra sözleşmeleri bakımında çok daha titizlikle ele alınması gerekir. İbra sözleşmesi yapılırken asi taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın ya da üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde ibra iradesine değer verilemez. Öte yandan Borçlar Kanunu’nun 21. maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir. İş ilişkisinin devamı sırasında düzenlenen ibra sözleşmeleri geçerli değildir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak ya da bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmiş sayılmalıdır. İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi de mümkün olmaz. Bu nedenle işveren tarafından işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ile ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir. Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir. Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise geçerlilik sorununu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi uygulanmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır (Yargıtay 9.HD. 27.06.2008 gün 2007/ 23861 E, 2008/ 17735 K). Somut olay yönünden, mahkemece akdin işveren tarafından haklı nedenle feshedilmesi halinde ihbar ve kıdem tazminatı ödenmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu belirtilerek ibranameye itibar edilmemiştir. Dosyada mevcut ibraname noter huzurunda düzenlenmiş olup kıdem tazminatı bakımından miktar içermektedir. Davacı kıdem tazminatı karşılığı olarak 2.700 TL aldığını noter huzurunda beyan ettiğine göre bu miktar tespit edilen kıdem tazminatından mahsup edilerek sonuca gidilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. SONUÇ                       : Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 12.11.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi. Y. 9. H. D./E : 2008/12007/K : 2009/31389]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üniversiteye Artık Sınavsız Girilecek</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/universiteye-artik-sinavsiz-girilecek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 28 May 2011 09:06:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[sınavsız geçiş]]></category>
		<category><![CDATA[sınavsız giriş]]></category>
		<category><![CDATA[üniversiteye girişler]]></category>
		<category><![CDATA[ünriversiteye sınavsız girilecek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=772</guid>

					<description><![CDATA[Üniversiteye Artık Sınavsız Girilecek Üniversiteye sınavsız giriş için ilk adım atılıyor. niversiteye girişte sınavsız geçişin ilk örneği bu yıl yerleştirmede kullanılacak. YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan&#8217;dan önemli açıklama. Üniversiteye girişte sınavsız geçişin ilk örneği bu yıl yerleştirmede kullanılacak. Üniversitelerde açılacak yeni kontenjanlar için IB, SAT ve TOEFELL notlarına göre öğrenci alınacak. Uygulamadan ilk olarak Kıbrıs&#8217;ta okuyan lise öğrencileri faydalanacak. YÖK Başkanı Prof. Yusuf Ziya Özcan üniversiteye girişte uygulanacak yeni yöntemler hakkında önemli açıklamalar yaptı. Özcan, &#8216;Olgunluk sınavı&#8217;nın ardından üniversiteye girişte YGS ve LYS yanında ABD ve Avrupa ülkelerinde uygulanan farklı yöntemlerin devreye gireceğini söyledi. Buna göre öğrenciler üniversitelere sadece YGS-LYS ile değil IB, SAT, TOEFELL gibi uluslararası standartlardaki uygulamalarla da girilebilecek. Prof. Özcan şunları söyledi: &#8216;YÖK&#8217;te aldığımız karara göre, üniversiteye girişte tek kritere bağlı kalınmayacak. Farklı sistemlerle öğrenci kabul edilmesini istiyoruz. Bir öğrencinin girişte birden fazla seçeneği olmalı. Bu bize aynı zamanda öğrencinin yurtdışı yerine Türkiye&#8217;de öğrenim görme şansını artıracak. Modeli önce Kıbrıs&#8217;taki öğrenciler için kullanacağız. &#8216; YENİ KILAVUZDA YER ALACAK Özcan şöyle devam etti: Çünkü Türkiye&#8217;deki uygulama için YÖK&#8217;te değişikliğe gidilmesi gerekiyor. Oysa Kıbrıs&#8217;ta okuyan bir öğrenci için buna ihtiyaç yok. Bu yıl yerleştirme kılavuzunda yeni sistemdeki kontenjanlar belirlenerek (sadece Kıbrıs&#8217;tan gelen öğrenciler için) kılavuzda yer alacak.&#8217; YENİ YÖNTEMİN ÜÇ AYRINTISI 1 &#8211; IB programı uygulayan Özel Koç Lisesi&#8217;nin öğrencisi YGS ve LYS&#8217;ye girecek. Aynı öğrenci IB notuyla Avrupa&#8217;da ve dünyada birçok üniversiteye yerleşebiliyor. Yeni uygulamada aday hem IB hem de YGS ve LYS puanıyla üniversiteye yerleşebilecek. 2 &#8211; Sistem için tıpkı okul birincilerinde olduğu gibi özel kontenjan açılacak. Buna göre örneğin İTÜ mimarlık bölümüne LYS ile 50, IB ile 3, SAT ile 2 öğrenci kontenjanı belirlenecek. 3 &#8211; ABD ve Avrupa&#8217;da uygulanan &#8216;farklı yöntemlerle üniversiteye kabul uygulaması Türkiye&#8217;de de gerçekleşecek. Hedef, öğrencilerin farklılıklarına göre yerleştirme ve üniversitelerin kendilerine göre en doğru öğrenciyi seçebilmesi. Aktif Haber]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarım ve Orman İşlerinde Hizmet Akti ile Süreksiz Çalışanların Sigortalılığı</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/tarim-ve-orman-islerinde-hizmet-akti-ile-sureksiz-calisanlarin-sigortaliligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 May 2011 11:09:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[2925 sayılı kanun 32.madde]]></category>
		<category><![CDATA[2925 sayılı tarım işçileri]]></category>
		<category><![CDATA[Gemlik]]></category>
		<category><![CDATA[gemlik muhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[tarım bağkuru]]></category>
		<category><![CDATA[tarım işçilerinin sigortalılığı]]></category>
		<category><![CDATA[tarım sigortalılığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=755</guid>

					<description><![CDATA[Söz konusu Kanunla sosyal güvenlik kapsamına alınan tarım işlerinde hizmet akti ile süreksiz çalışan sigortalıların tahsis yardımlarından yararlanma hak ve yükümlülükleri 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nda öngörülen yardımlardan farklılık göstermiştir.

]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No:408) Yayınlandı</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/vergi-usul-kanunu-genel-tebligi-sira-no408-yayinlandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 May 2011 08:55:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[408 sıra nolu tebliğ]]></category>
		<category><![CDATA[gelirvergisi kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[vergi levhası tebliği]]></category>
		<category><![CDATA[vergi levhası tebliğleri]]></category>
		<category><![CDATA[vergi usul kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[vrgi levhaları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=751</guid>

					<description><![CDATA[    Vergi Levhalarının internet ortamında alınmasına ilişkin Gelir İdaresi Başkanlığınca 408 Seri No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği Resmi Gazete&#8217; de yayınlanmıştır. Söz konusu Tebliğde; 6111 sayılı Kanunun 82 nci maddesiyle, VUK’un 5 inci maddesinde yer alan “levhayı merkezlerine, şubelerine, satış mağazalarına iş sahipleri ile mükellefler tarafından kolayca okunup görünecek şekilde asmak zorundadırlar.” ibaresinin “levhayı almak zorundadırlar.” şeklinde değiştirildiği ve bu değişiklikle vergi levhasının asılma zorunluluğu kaldırıldığı, Gelir/kurumlar vergisi mükellefleri tarafından gelir/kurumlar vergisi beyannamelerinin verilmesinden sonra vergi levhası, Gelir İdaresi Başkanlığı bilgi işlem sistemi tarafından söz konusu beyannamelerde yer alan bilgilere göre oluşturulacağı ve mükellefin internet vergi dairesi hesabına aktarılacağı, Bu şekilde alınan vergi levhalarının ayrıca vergi dairesine veya meslek mensuplarına imzalattırılmayacak veya tasdik ettirilmeyeceği, Her ne kadar vergi levhalarının asma zorunluluğu yeni düzenleme ile ortadan kaldırılsa da Bu Tebliğe göre vergi levhası almak ve bulundurmak mecburiyetinde olan mükelleflerin vergi levhasını bulundurmak mecburiyetinde oldukları yerlerde yapılan denetimlerde bulundurma mecburiyetine uyulmadığının tespit edilmesi halinde her bir tespit için Vergi Usul Kanunu’nun 353 üncü maddesinin (4) numaralı bendine istinaden özel usulsüzlük cezası kesileceği ( 2011 yılı için bu ceza 170 TL dir ) belirtilmekteydi. 2010 yılı kazançlarına mahsus olmak üzere gelir (kazancı basit usulde vergilendirilenler dâhil) ve kurumlar vergisi mükellefleri tarafından 1 Haziran ile 30 Haziran 2011 tarihleri arasında internet vergi dairesinden alınabileceği belirtilmiştir. İlgili tebliğe burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sermaye Şirketlerinin İnternet Sitesi Açma Zorunluluğu</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/sermaye-sirketlerinin-internet-sitesi-acma-zorunlulugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 May 2011 12:41:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[TTK]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[internet sitesi açma zorunluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[maliyet muhasebesi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[torba yasa 6111 teşvik işveren prim teşviği]]></category>
		<category><![CDATA[ttk]]></category>
		<category><![CDATA[türk ticaret kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[www]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=746</guid>

					<description><![CDATA[6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu sermaye şirketlerine internet sitesi açma zorunluluğu getirmektedir.
Yeni TTK’nun 1524. maddesi birinci fıkrasında sayılan içeriklerin sitenin bir bölümünde yayımlanması gerekmektedir.

Şirketin internet sitesi mevcutsa bir bölümü bu hususların yayımlanmasına ayrılacak.

]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vergi levhalarının işyerine asılması ve onay zorunluluğu kaldırılıyor &#8211; 408 sıra nolu Tebliğ</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/vergi-levhalarinin-isyerine-asilmasi-ve-onay-zorunlulugu-kaldiriliyor-408-sira-nolu-teblig/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 May 2011 10:34:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[408 sıra nolu teliğ]]></category>
		<category><![CDATA[6111 sayılı kanun]]></category>
		<category><![CDATA[82.madde]]></category>
		<category><![CDATA[kdv dahildir yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[maliye]]></category>
		<category><![CDATA[vergi levhaları]]></category>
		<category><![CDATA[vergi levhası asma zorunluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[vergi levhası asmak zorunda olanlar]]></category>
		<category><![CDATA[vergi levhasında bulunması gereken bilgiler]]></category>
		<category><![CDATA[vergi usul kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[vuk tebliğleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=742</guid>

					<description><![CDATA[Vergi levhalarında mükellefin; adı ve soyadı, ticaret unvanı, iş yeri adresi, vergi kimlik numarası, bağlı bulunduğu vergi dairesi, vergi türü, işe başlama tarihi, ana faaliyet kodu ve faaliyet türü, faaliyet durumu (faal, terk, tasfiye halinde), beyan edilen son üç yıla ait matrahlar ve bu matrahların ait olduğu takvim yılı için tahakkuk eden vergi, Gelir İdaresi Başkanlığı bilgi işlem sistemi tarafından üretilecek onay kodu bulunacaktır. 
]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anonim Ve Limited Şirket Ortaklarının Ve Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Bağ-Kur Karşındaki Durumu Ve 6111 Sayılı Af Kanunu Kapsamında Yapılması Gerekenler</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/anonim-ve-limited-sirket-ortaklarinin-ve-anonim-sirket-yonetim-kurulu-uyelerinin-bag-kur-karsindaki-durumu-ve-6111-sayili-af-kanunu-kapsaminda-yapilmasi-gerekenler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 May 2011 10:18:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[1479 sayılı]]></category>
		<category><![CDATA[1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun]]></category>
		<category><![CDATA[5510 sayılı kanun]]></category>
		<category><![CDATA[6111 SAYILI İSTİHDAM TEŞVİK]]></category>
		<category><![CDATA[6111 sayılı af kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[anonim ve limited şirketler]]></category>
		<category><![CDATA[bağkur]]></category>
		<category><![CDATA[Gemlik]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik kurumu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=738</guid>

					<description><![CDATA[1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun (Bağ-Kur) 24 üncü maddesinde; “Kollektif şirketlerin ortakları, adi komandit şirketlerin komandite ve komanditer ortakları limited şirketlerin ortakları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, donatma iştirakleri ortakları anonim şirketlerin kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi ortaklarının” Bağ-Kur sigortalısı olmalarının gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu işlemin istisnası ise Bağ-Kur’lu olmayı gerektirir durumun gerçekleştiği anda başka bir sigorta koluna tabi çalışma var ise bu sigortalılık sona erene kadar bağlı olunan sigorta kolundan prim ödenmeye devam edilmesidir. ]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzin ücreti peşin alınarak kullanılmasından vazgeçilebilir mi?</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/izin-ucreti-pesin-alinarak-kullanilmasindan-vazgecilebilir-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 May 2011 11:07:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[4857 sayılı kanun 59.madde]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[senelik izin]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[ssk]]></category>
		<category><![CDATA[ücretli izin hakkı]]></category>
		<category><![CDATA[yıllık ücretli izin hakkı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=731</guid>

					<description><![CDATA[İşyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilecektir. Anayasal bir hak olan yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemez. Her çalışanın mutlaka izin hakkından yararlanması gerekmektedir. İşçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi, hizmet süresi; a) Bir yıldan beş yıla kadar (beş yıl dahil) olanlara ondört günden, b) Beş yıldan fazla onbeş yıldan az olanlara yirmi günden, c) Onbeş yıl (dahil) ve daha fazla olanlara yirmialtı günden, az olamayacaktır. Ancak onsekiz ve daha küçük yaştaki işçilerle elli ve daha yukarı yaştaki işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi yirmi günden az olamaz. Yıllık izin süreleri iş sözleşmeleri ve toplu iş sözleşmeleri ile artırılabilir. Yıllık ücretli izin süresi belirlenirken işçinin hak kazandığı tarihteki kıdem dikkate alınarak hak kazanma tarihini takip eden yıl içinde kullanılabilecektir. 4857 Sayılı Kanun&#8217;un 59&#8217;uncu maddesinde, iş sözleşmesinin, herhangi bir nedenle sona ermesi halinde işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücretinin, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya hak sahiplerine ödeneceği hükme bağlanmıştır. Uygulamada sıkça karşılaşıldığı üzere, iş sözleşmesi devam eden bir işçinin yıllık ücretli izin hakkını kullanmayarak, çalışmasını devam ettirmesi ve bu süreye ait ücretini talep etmesi Kanuna uygun değildir. İş sözleşmesi devam eden bir işçi, yıllık izin hakkını kullanmayarak bu süreye ait ücretini isteyemeyecektir. Yani, iş sözleşmesi devam eden bir kişinin izin ücretini peşin alarak yıllık iznin kullanılmasından vazgeçmesi mümkün değildir. Yargıtay da, iş sözleşmesi devam ederken iznin paraya dönüştürülemeyeceğini belirtmektedir. İbrahim Işıklı]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şahısların Arsaları Karşılığında veya Diğer Şekillerde Elde Ettikleri Konut ve İşyerlerini Elden Çıkarmaları Halinde Vergilendirme</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/sahislarin-arsalari-karsiliginda-veya-diger-sekillerde-elde-ettikleri-konut-ve-isyerlerini-elden-cikarmalari-halinde-vergilendirme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 25 May 2011 10:58:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[arsa karşılığı daire]]></category>
		<category><![CDATA[borçlanma]]></category>
		<category><![CDATA[danıştay]]></category>
		<category><![CDATA[değer artış kazancı]]></category>
		<category><![CDATA[elde edilen gayrimenkuller]]></category>
		<category><![CDATA[elden çıkarılan mal ve haklar]]></category>
		<category><![CDATA[Gayrimenkul olarak tescil edilen haklar]]></category>
		<category><![CDATA[gelir vergisi kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[kabul]]></category>
		<category><![CDATA[mali]]></category>
		<category><![CDATA[mükerrer 80.madde]]></category>
		<category><![CDATA[takvim]]></category>
		<category><![CDATA[tefe]]></category>
		<category><![CDATA[tefe tüfe]]></category>
		<category><![CDATA[tüfe]]></category>
		<category><![CDATA[türk ticaret kanunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=728</guid>

					<description><![CDATA[Şahısların arsaları karşılığında müteahhit firmadan bağımsız birim olarak ifade edilen daire ve işyerleri almaları sıkça rastlanılan bir durumdur. Bazen de kişiler kendi arsaları üzerinde yap-kullan amaçlı kişisel ihtiyaçlarına yönelik binalar inşa etmektedirler. I- GİRİŞ Bu edinimlerde herhangi bir kazanç elde edilmemesi nedeniyle vergilendirilme söz konusu olmamaktadır. Bu edinimler Danıştay kararlarında da servetin biçim değiştirmesi olarak kabul edildiği görülmektedir. Ancak bu edinimlerden sonra şahsi ihtiyaçlar veya diğer sebeplerle ilgili gayrimenkullerin elden çıkarılmaları halinde bir kazanç, dolayısıyla vergilendirme söz konusu olabilmektedir. Çalışmamızda gayrimenkullerin elden çıkarılmasından doğan kazancın vergi mevzuatı karşısındaki durumu; gayrimenkulün dönemdeki satış sayısı, gayrimenkulün edinim tarihi (arsa iktisap tarihi mi, yoksa karşılığında elde edilen gayrimenkulün tapu tescil tarihi mi esas alınmalıdır), işin devamlılık arz edip etmemesi, satış tarihi hususları esas alınarak değerlendirilecektir. II- ELDE EDİLEN GAYRİMENKULLERİN ELDEN ÇIKARILMASINDA DEĞER ARTIŞ KAZANCI Gelir Vergisi Kanunu mükerrer 80. maddesine göre, gerçek kişilerin bir bedel karşılığında edindikleri gayrimenkulleri 5 yıl (İktisap tarihi 01.01.2007 tarihinden önce alınmış ise 4 yıl) içerisinde elden çıkarılmasından doğan kazançlar değer artış kazancıdır. Satış işlemi aynı kişiye aynı tarihte olmak koşuluyla topluca veya tek olabilir. Önemli olan devamlılık arz etmemesidir. Mali idarenin verdiği bir muktezada[1] devamlılıktan kasıt gayrimenkullerin aynı takvim yılı içerisinde birden fazla veya takip eden takvim yıllarında ardı ardına satılmasıdır.  Aynı Mukteza içerisinde “elden çıkarma” ifadesi ile gayrimenkullerin bir ivaz karşılığında devir ve temliki, trampa edilmesi, takası, kamulaştırılması, devletleştirilmesi, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulması şeklinde ifade edilmiştir. Devamlılık unsuru bulunmayan arızi olarak alım satımlardan elde edilen kazançlar gelir vergisi kanununa göre Değer Artış Kazancı olarak sayılmıştır. Bununla beraber devamlılık hükmünde kabul edilen, yani yıl içerisinde birden çok veya ardı ardına yıllarda satış gerçekleşmiş ise doğrudan ticari kazanç denmeksizin, satış amacı irdelenmeli, değerlendirilmelidir. Zira kazanç elde etme amacı taşımaksızın şahsi ihtiyaç, iflasın önlenmesi gibi bir zorunluluk nedeniyle veya servetin korunması amacıyla satışların yapılması halinde ortaya çıkan kazancın ticari kazanç olarak değil, değer artış kazancı olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.[2] III- DEĞER ARTIŞ KAZANCINDA MATRAHIN BELİRLENMESİ GVK’nın mükerrer 81 ‘inci maddesinde ise, değer artış kazancının safi tutarının; elden çıkarılacak bağımsız bölümlerin satış tutarından, elden çıkarılan mal ve hakların maliyet bedelleriyle elden çıkarma dolayısıyla yapılan ve satıcının uhdesinde kalan giderlerin ve ödenen vergi ve harçların indirilmesi suretiyle bulunacak tutar olduğu ifade edilmiştir. Maliyet bedelinin mükelleflerce tespit edilememesi halinde maliyet bedeli yerine VUK hükümlerine göre takdir komisyonlarınca tespit edilen bedel esas alınmaktadır. Gayrimenkullerin elden çıkarılması sonucunda elde edilen değer artış kazancının tespitinde indirilebilecek giderler; ● Elden çıkarılan mal ve hakların maliyet bedeli: Müteahhitten arsa karşılığında alınan gayrimenkullere ilişkin faturada yer alan tutar olmalıdır. Zira Maliye’nin 5 yıllık süre hesabında arsa iktisap tarihi değil, daire/işyeri iktisap tarihi esas alınmaktadır. ● Elden çıkarma dolayısıyla katlanılan giderler, ● Ödenen vergi ve harçlardır. Gayrimenkullerin elden çıkarılmasında iktisap bedeli, elden çıkarılan gayrimenkullerin, elden çıkarıldığı ay hariç olmak üzere TÜİK tarafından belirlenen TEFE artış oranında artırılarak tespit edilecektir. 2006 yılının Ocak ayından itibaren TEFE yerine, ÜFE[3] yayımlanmaktadır. Bu nedenle 01.01.2006 tarihinden sonra yapılan endekslemelerde TEFE yerine, ÜFE dikkate alınacaktır. Yalnız bu endekslemenin yapılabilmesi için ÜFE artış oranının %10 veya üzerinde gerçekleşmesi gerekmektedir.  Peki, buradaki maliyet, arsa maliyeti midir yoksa karşılığında alınan daire maliyeti midir? Görüşüme göre dikkate alınması gereken daire maliyeti olmalıdır. Bu da müteahhitten alınan daire faturalarında yer alan tutardır. Müteahhitten fatura alınmamış olması halinde satış bedelinin % 20 sinin kazanç olarak dikkate alınması hususunda yerleşik hale gelmiş yargı ve mali idarenin kararları mevcuttur. Örneğin arsa karşılığı alınan dairelerden bir tanesi 2010 yılı içerisinde 200.000 TL tutara satılması halinde eğer ki müteahhitten alınmış bir fatura yoksa % 20 si olan 40.000 TL kazanç hesaplanacak 2010 yılı hasılatı için değer artış kazançlarına uygulanan 7.700 TL istisnadan yararlanacak ve 32.300 TL üzerinden vergi hesaplanacaktır. Değer artış kazançlarında istisna haddini aşan kısım beyana tabi olup bu istisna haddinin aşılması halinde kazancın elde edildiği dönemi takip eden yılın Mart ayının 25. Günü akşamına kadar beyanı gerekmektedir. IV- DEĞER ARTIŞ KAZANCI OLARAK VERGİLENDİRİLMEME ŞARTLARI Her şeyden önce miras yoluyla (ivazsız) olarak sahip olunan gayrimenkullerin şekil ve nitelik değiştirmeden tekli veya çoklu satışı sonucu sağlanan kazancın, ne ticari ne değer artış kazancı olarak vergilendirilmesi söz konusu değildir.[4] İktisap tarihinden itibaren 5 yıl geçtikten sonra aynı kişiye aynı tarihte gayrimenkullerin tek veya topluca satılmasından doğan kazanç  “değer artışı kazancı” olarak vergilendirilmeyecektir. Burada devredilen gayrimenkulün adet sayısı 5 olmuş 8 olmuş önemli değildir, ancak aynı kişiye aynı tarihte satışın olması önemli olmaktadır. 5 yıllık süre şartı 01.01.2007 tarihinden sonra edinilen gayrimenkuller için geçerlidir. V- GAYRİMENKULUN ELDEN ÇIKARILMASI İŞLEMİNİN TİCARİ KAZANÇ SAYILMASI HALİ GVK 37/4 maddesine göre gayrimenkul alım satımı ile sürekli uğraşılmasından doğan kazançlar ticari kazançtır. Ticari organizasyona dâhil olan tek bir satıştan doğan kazancın bile ticari kazanç kapsamında olacağı açıktır. Ticari bir işletmeye kayıtlı olmayan, şahısların sahip oldukları arsaları karşılığında müteahhitten daire/iş yeri almaları sonucunda veya sair sebeplerle bir bedel karşılığında edindikleri gayrimenkulleri yıl içerisinde birden çok kez veya ardı ardına gelen yıllarda satış yapılması halinde satışın hangi amaçla yapıldığının tespiti gerekmektedir. Zira kazanç elde etme amacı taşımayan şahsi ihtiyaç, bir zorunluluk nedeniyle yapılan veya servetin korunması amacıyla satışların yapılması halinde ortaya çıkan kazancın ticari kazanç değil değer artış kazancı olarak değerlendirilmesi gerektiği açıklanmıştır.[5] Bu durumun doğru tespit edilmesinde yarar vardır. Gerçekten kazanç elde etme amacı taşıyan herhangi bir zorunluluk olmaksızın yılda birden çok veya ardı ardına gelen yıllarda birer kez de olsa gayrimenkul satılmasından elde edilen kazançlar ticari kazanç sayılmaktadır. Bu durumda ki mükelleflerin ticari faaliyetin gerektirdiği sorumlulukları yerine getirmeleri gerekmektedir. Yani gayrimenkul alım satımında devamlılık unsuru ve satıştaki amaç, ortaya çıkan kazancın ticari kazanç veya değer artış kazancı sayılmasında önem taşımaktadır. Danıştay’ın da verdiği kararlarda bu konuda satış amacını dikkate aldığı görülmektedir. Nitekim Danıştay Vergi Dava Daireleri tarafından verilen bir kararda “bir yıl içerisinde birden çok kişiye birden çok gayrimenkul satan ve asıl işi hırdavat ticareti olan yükümlünün elde ettiği kazancın ticari kazanç olarak vergilendirilmesi gerekir” şeklindedir. Danıştay 3. Dairesi tarafından verilen başka bir karar ise “Satın alınan taşınmazların ekonomik zorunluluktan dolayı satıldığı, kazanç sağlamak amacıyla yapılmadığı, dolayısıyla bu satışlardan sağlanan kazançların ticari kazanç olarak nitelendirilmemesi gerektiği” şeklindedir.[6] Görüldüğü üzere Danıştay’da verdiği kararlarda, birden çok gayrimenkulün aynı dönemlerde satılmasında, satışın kazanç elde etme amacı mı yoksa örneğin haciz tehdidinden kurtulmak gibi zorunluluk taşıyıp taşımadığı önem arz etmektedir. Bu arada devamlılık unsurunun tespitinde miras yoluyla sahip olunan gayrimenkullerin elden çıkarılması dikkate alınmayacaktır. Mali idarenin arsa karşılığı temin edilen katların satışından doğan kazancın vergilendirilmesi hususunda görüşleri aşağıdaki gibi özetlenmiştir.[7] 1- İktisap tarihinden itibaren 5 yıl geçtikten sonra aynı kişiye gayrimenkullerin topluca satılmasından doğan kazanç değer artış kazancı olarak vergilendirilmeyecektir. 2- Tamamının 5 yıl içerisinde aynı kişiye aynı tarihte satılmasından doğan kazanç değer artış kazancı olarak vergilendirilecektir. 3- Gayrimenkullerin aynı kişiye farklı tarihlerde, aynı tarihte farklı kişilere, farklı tarihlerde farklı kişilere satılmasından doğan kazançlar ticari kazanç olarak vergilendirilecektir. 4- Arsa karşılığı edinilen katların, herhangi bir “elden çıkarma” işlemi olmadığı sürece, vergiyi doğuran olay gerçekleşmeyeceğinden, vergilendirilecek bir kazanç da söz konusu olmayacaktır.[8] Gayrimenkul satışlarının süreklilik arz etmesinden dolayı ticari kazanç kapsamına girmesi nedeniyle, şahıslar ağır yaptırımlarla karşılaşmamak için vergisel yükümlülüklerini yerine getirmeleri gerekmektedir. VI- SÜRE TESPİTİNDE İKTİSAP TARİHİNE İLİŞKİN FARKLI GÖRÜŞLER Arsa karşılığı elde edilen gayrimenkullerin elden çıkarılmasından doğan kazancın değer artış kazancı olarak vergilendirilip vergilendirilmemesinde dikkate alınacak 5 yıllık sürenin hesaplanması hususunda Maliye ve Danıştay’ın görüş ayrılıkları bulunmaktadır. Maliye’nin görüşü Arsa karşılığı elde edilen bağımsız bölümlerin tapu tescil tarihi 5 yıllık sürenin başlangıcı kabul edilirken, Danıştay ise arsanın iktisap edildiği tarihi başlangıç kabul etmektedir. Örneğin Arsa iktisap tarihi 2004, arsa karşılığı alınan dairelerin tapu tescil tarihi 2007, alınan dairenin satış tarihi 2010 olsun Bu durumda Danıştay’ın görüşüne göre arsanın iktisap tarihinden itibaren süre hesaplanması başlayacağından 2010 yılında satış işleminden doğan kazanç, değer artış kazancı olarak vergilendirilmeyecek, Maliye’ye göre ise süre hesaplanması 2008 yılından itibaren başlanacağından değer artış kazancı olarak vergilendirilecektir. Uygulamada bu konuda bir sorunla karşılaşmamak adına arsa karşılığı daire/iş yeri edinim tarihi esas alınarak, 01.01.2007 tarihinden sonra edinilen gayrimenkuller için 5 yıllık sürenin hesaplanmasında fayda bulunmaktadır. VII- SONUÇ Şahısların arsalarını kat karşılığı vermelerinden dolayı çok sayıda daire ve/veya işyerleri edindikleri görülmektedir. Bazen de kendi arsaları üzerinde kişisel çabaları ile kişisel kullanımları için daire ve işyerleri elde ettikleri görülmektedir. Kişiler elde ettikleri bağımsız bölümlerin bir kısmını ya da tamamını türlü nedenlerle elden çıkarmaktadırlar. Şahısların arsaları karşılığında elde ettikleri katları elden çıkarmaları halinde bir kazanç dolayısıyla vergilendirme söz konusu olabilmektedir.  Dönem içerisinde tek bir adet gayrimenkulun elden çıkarılması işleminden doğan kazanç değer artış kazancı olarak kabul edilirken dönem içerisinde birden çok gayrimenkulun elden çıkarılmasından doğan kazanç ticari kazanç olarak kabul edilmektedir. Tabi bu durumun zorunluluk nedenlerine dayanmasının ispatı halinde bu elden çıkarma işlemi de değer artış kazancı kapsamında değerlendirilebilmektedir. Değer artış kazancı kapsamında değerlendirilen gayrimenkullerin elden çıkarılma işleminde edinim ve elden çıkarma tarihleri vergilendirme konusunda önem taşımaktadır. 01.01.2007 tarihinden sonra edinilen gayrimenkullerin edinim tarihinden itibaren beş yıl geçtikten sonra satılmaları halinde değer artış kazancı olarak vergilendirilmeyecektir. Ayrıca Maliye Bakanlığı gayrimenkullerin iktisap tarihinin hesabında arsanın edinim tarihini değil karşılığında alınan bağımsız bölümlerin tapu tescil tarihini esas almaktadır. Şahısların gayrimenkullerinin elden çıkarmalarından doğan kazancın ticari kazanç sayılması halinde kazanç defter tutularak belirlenecektir. Müteahhitten alınan daire ve/veya işyerleri faturaları edinilen gayrimenkullerin maliyetini oluşturacaktır. Satış bedeli ile gayrimenkul maliyeti arasındaki fark, satış karını belirleyecektir. Bir istisna tutarı ise söz konusu olmamaktadır. Kazancın değer artış kazancı sayılması halinde müteahhitten alınan fatura maliyeti [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gayrimenkul Satışlarının Gelir Vergisi Kanunu Açısından Değerlendirilmesi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/gayrimenkul-satislarinin-gelir-vergisi-kanunu-acisindan-degerlendirilmesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 May 2011 10:41:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[193 sayılı gelir vergisi kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[dak]]></category>
		<category><![CDATA[dalyanlar]]></category>
		<category><![CDATA[değer artış kazancı]]></category>
		<category><![CDATA[gayrimekull satışları]]></category>
		<category><![CDATA[Gayrimenkul olarak tescil edilen haklar]]></category>
		<category><![CDATA[ticari kazanç]]></category>
		<category><![CDATA[voli mahalleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=704</guid>

					<description><![CDATA[193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu (GVK), gayrimenkul satışlarından doğan kazançların “ticari kazanç” ya da “Değer Artış Kazancı (DAK)” olarak vergilendirilmesini öngörmektedir. I- GİRİŞ Gayrimenkul satışlarından doğan kazançların ticari kazanç ya da DAK olarak kabul edilmesinin vergilendirme tekniği bakımından çok önemli sonuçları bulunmaktadır. Zira her iki kazanç tespit yöntemi mahiyet itibarıyla farklılık arz etmektedir. II- GAYRİMENKUL SATIŞLARINA YÖNELİK OLARAK 193 SAYILI GVK’DA YER ALAN DÜZENLEMELER Gerçek kişilerin sahip oldukları gayrimenkulleri elden çıkarmalarından doğan kazancın niteliği ve vergilendirilmesi hakkında 193 sayılı GVK’nın; &#8211; Ticari kazanç bölümünde ve &#8211; Diğer kazanç ve iratlar bölümünde düzenlemeler yapılmıştır. Gayrimenkul satışlarına yönelik anılan düzenlemeler şu şekildedir. Ticari Kazanç: Her türlü ticari ve sınaî faaliyetten doğan kazançtır. Ticari kazancı belirleyen temel unsur “faaliyetin sermaye ve emekten oluşan bir organizasyona dayanması” ve bu organizasyonun işlemlerindeki “devamlılık”tır. 193 sayılı GVK’nın 37. maddesinin 2. fıkrasının 4. bendinde “gayrimenkullerin alım satımı ve inşa işleriyle devamlı olarak uğraşanların bu işlerden elde ettikleri kazançların ticari kazanç olarak vergilendirileceği” belirtilmiştir. Diğer Kazanç ve İratlar: Belirli kaynaklara bağlanması mümkün olmayan, belirli dönemlerde (periyodik olarak) meydana gelmeyen, devamlı değil arızi olan ve çoğu zaman bir teşebbüs sonucu olmaksızın kişilerin bazı mal varlıklarında kendiliğinden meydana gelen kazanç ve iratlardır. Bu gelir türünü diğerlerinden ayıran en önemli özellik “devamlılık göstermeyen gelirlerin” bu kapsamda değerlendirilmiş olmasıdır. Diğer kazanç ve iratlar “değer artış kazançları” ve “arızi kazançlar” olmak üzere iki alt ayrıma tabi tutulmuştur. Gayrimenkullerin elden çıkarılması yönelik düzenleme ise 193 sayılı GVK’nın “değer artış kazançlarını” düzenleyen mükerrer 80. maddesinin 1. fıkrasının 6. bendinde yer almaktadır. Anılan düzenleme şu şekildedir. “İktisap şekli ne olursa olsun (ivazsız olarak iktisap edilenler hariç) 70. maddenin birinci fıkrasının (1), (2), (4) ve (7) numaralı bentlerinde yazılı mal (gerçek usulde vergiye tâbi çiftçilerin ziraî istihsalde kullandıkları gayrimenkuller dâhil) ve hakların, iktisap tarihinden başlayarak (5615 sayılı Kanun’un 5. maddesiyle değişen ibare Yürürlük; 01.01.2007 tarihinden geçerli olmak üzere 04.04.2007) beş yıl içinde elden çıkarılmasından doğan kazançlar (Kooperatiflerin ortaklarına bu sıfatları dolayısıyla tahsis ettikleri gayrimenkulleri tahsis tarihinde ortak tarafından satın alınmış sayılır.)” III- GAYRİMENKULLERİN ELDEN ÇIKARILMASINDA TİCARİ KAZANÇ/DEĞER ARTIŞ KAZANCI AYRIMI Gayrimenkul alım satım işinden elde edilen gelirin niteliğinin belirlenmesinde ilk önemli unsur “faaliyetteki devamlılık”tır. Gayrimenkul alım satım işleri devamlı olarak bir meslek halinde sürdürülüyorsa elde edilen kazanç ticari kazançtır. Burada devamlılık unsurunu belirleyen en belirleyici ölçüt “kazanç doğuran işlem sayısındaki çokluk”tur. İşlem sayısındaki çokluk gayrimenkullerin aynı takvim yılı içerisinde birden fazla veya takip eden birden fazla takvim yılında art arda satılmış olmasına göre belirlenir. Alım satım işlemlerinin birden fazla olması halinde kazanç şeklinin belirlenebilmesi için ikinci önemli unsur olan “satışın hangi amaçla yapıldığı”nın tespit edilmesi gerekmektedir. Gayrimenkul alım satımı, kazanç elde etmek için yapılıyorsa söz konusu alım satım işlemi “ticari kazanç” kapsamında değerlendirilir. Gayrimenkul alım satımında ticari bir amaç yoksa; şahsi ihtiyacın karşılanması ya da servetin korunması amacıyla yapılıyorsa elde edilen kazanç “değer artış kazancı” olarak değerlendirilir. Gayrimenkul alım satım işinden elde edilen gelirin niteliğinin belirlenmesinde üçüncü önemli unsur ise “ticari bir organizasyonun varlığı”dır. Gayrimenkul alım satımı, şekli ve maddi şartları ile kurulmuş bir ticari organizasyon içinde yapılıyorsa elde edilen kazanç ticari kazançtır. Ticari organizasyonun şekli ve maddi unsurları ile açıkça belli olmadığı hallerde ise kazanç türü “faaliyetteki devamlılık” ve “satışın hangi amaçla yapıldığı” unsurlarına göre tespit edilir. Bir gayrimenkul alım satım işlemi yukarıda belirtilen özellikleri bünyesinde barındırmıyorsa yani bu satış işlemi “ticari kazanç” hükümleri kapsamında değilse, elde edilen kazanç “değer artış kazancı” hükümlerine göre tespit edilir. IV- DEĞER ARTIŞ KAZANCINA KONU OLAN GAYRİMENKUL SATIŞLARI A- DEĞER ARTIŞ KAZANCINA KONU OLAN GAYRİMENKULLERİN KAPSAMI 193 sayılı GVK’nın mükerrer 80/1. maddesinin 6. bendi uyarınca aşağıda belirtilen mal ve hakların 5 yıl içerisinde elden çıkarılmasından doğan kazançlar değer artış kazancının konusunu oluşturmaktadır. &#8211; Arazi, bina, maden suları, memba suları, madenler, taş ocakları, kum ve çakıl istihsal yerleri, tuğla ve kiremit harmanları, tuzlalar ve bunların mütemmim cüzileri ve teferruatı, &#8211; Voli mahalleri ve dalyanlar, &#8211; Gayrimenkul olarak tescil edilen haklar, &#8211; Gemi ve gemi payları ile bilumum motorlu tahmil ve tahliye vasıtaları. Elden çıkarmadan maksat yukarıda yazılı mal ve hakların satılması, bir bedel karşılığında devir ve temliki, trampa edilmesi, takası, kamulaştırılması, devletleştirilmesi, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasıdır. Burada öncelikle dikkat edilmesi gereken husus mal ve hakların iktisap şekli ve elden çıkarılma süresidir. B- DEĞER ARTIŞ KAZANCINA KONU OLAN GAYRİMENKULLERİN İKTİSAP ŞEKLİ Söz konusu mal ve haklar bedelsiz olarak edinilmişse bu mal ve hakların elden çıkarılmasından doğan kazançlar değer artış kazancı olarak vergilendirilmeyecektir. Bunun dışında iktisap şekli ne olursa olsun söz konusu mal ve hakların elden çıkarılmasından doğan kazançlar değer artış kazancı olarak vergilendirilecektir. Bu bağlamda hibe ya da miras yoluyla intikal eden gayrimenkuller hangi sürede elden çıkarılırsa çıkarılsın gelir vergisinin konusuna girmeyecektir. C- MAL VE HAKLARIN ELDEN ÇIKARILMA SÜRESİ 193 sayılı GVK’nın mükerrer 80/1. maddesinin 6. bendinde sayılan mal ve hakların iktisap tarihinden başlayarak 5 yıl içinde elden çıkarılmasından doğan kazançlar, değer artış kazancı olarak değerlendirilecektir. Eğer elden çıkarma iktisap tarihinden başlayarak beş yıldan daha fazla bir süre sonra gerçekleşmişse, elde edilen kazanç değer artış kazancı olarak vergilendirilmeyecektir. Örnek-1: Bay (Z) 15.05.2008 tarihinde satın almış olduğu bir konutu 09.03.2011 tarihinde satmış ve 350.000 TL kazanç elde etmiştir. Anılan konut alış tarihinden itibaren 5 tam yıl geçmeden satıldığı için elde edilen kazanç değer artış kazancı olarak vergilendirilecektir. D- DEĞER ARTIŞ KAZANCINA KONU OLAN TAŞINMAZLARDA İKTİSAP TARİHİNİN BELİRLENMESİ 193 sayılı GVK’nın mükerrer 80/1. maddesinin 6. bendinde sayılan mal ve hakların büyük çoğunluğunun gayrimenkul (taşınmaz) nitelikli olduğu görülmektedir. Gayrimenkuller Türk Medeni Kanunu’nda “taşınmaz” olarak tanımlanan ve esas niteliği bakımından bir yerden başka bir yere taşınması mümkün olmayan; dolayısıyla yerinde sabit olan mallardır. Bunlar Türk Medeni Kanunu’nun 704. maddesinde; &#8211; Arazi, &#8211; Tapu siciline ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar, &#8211; Kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler olarak sayılmıştır. Taşınmazlarda iktisap, Türk Medeni Kanunu’nun 705. maddesi uyarınca, tapuya tescille olmaktadır. Buna göre (kat karşılığı müteahhide veya kooperatiflere verilen arsa karşılığında alınan gayrimenkuller dâhil) iktisap edilen gayrimenkullerin elden çıkarılması halinde değer artışı kazancının tespiti yönünden iktisap tarihi olarak “gayrimenkulün tapuya tescil edildiği tarih” esas alınacaktır. Ancak taşınmazın tapuya tescil tarihinden önce “sahibinin fiilen kullanımına bırakıldığı bazı özel hallerde” iktisap tarihi olarak tapuya tescil tarihi yerine “fiilen kullanıma bırakılma tarihinin” kabul edilmesi gerekir. Bu çerçevede taşınmazları tapuya tescilden önce fiilen kullanıma hazır şekilde teslim alanların söz konusu taşınmazları fiilen kullandıklarını “tahsis belgesi, teslim tutanakları, su, elektrik, telefon, doğalgaz faturaları ve benzeri belgelerle tevsik etmeleri halinde” değer artışı kazancının tespiti yönünden “fiilen kullanıma başladıkları tarih” “iktisap tarihi” olarak kabul edilecektir. Taşınmazın ihale veya icra yoluyla alındığı durumlarda da “fiilen kullanıma hazır şekilde teslim alındığının” yukarıda sözü edilen belgelerle tevsik edilmesi şartıyla tapu tescil işlemi olmasa dahi “fiilen kullanıma bırakıldığı tarihin” iktisap tarihi olarak kabul edilmesi gerekir (76 Seri No.lu GVK Sirküleri). Örnek-2: Bay (Z) kooperatif üyeliği karşılığında iktisap ettiği gayrimenkulüne 20.04.2008 tarihinde su, elektrik ve telefon bağlattırarak bu tarihten itibaren fiilen kullanmaya başlamış ve bu durumu ilgili kurumlardan aldığı belgeler ile ispatlamıştır. Bu gayrimenkulün Bay (A) adına tapu tescili 21.11.2010 tarihinde yapılmıştır. Buna göre değer artışı kazancının tespiti açısından beş yıllık sürenin hesabında gayrimenkulün fiilen kullanılmaya başlandığı 20.04.2008 tarihinin iktisap tarihi olarak esas alınması gerekir. Örnek-3: Bay (Z) Toplu Konut İdaresi’nden bir daire satın almıştır. Daire tespiti için 05.10.2007 tarihinde noterde kura çekimi yapılmış ve 21.11.2008 tarihinde de yapı kullanım izin belgesi alınmıştır. Ancak dairelerin tapuya tescil işlemi Toplu Konut İdaresi’ne yapılan ödemelerin tamamlanmasından sonra 08.08.2010 tarihinde gerçekleşmiştir. Buna göre değer artışı kazancının tespiti açısından beş yıllık sürenin hesabında gayrimenkulün yapı kullanma izin belgesinin alındığı 21.11.2008 tarihin esas alınması gerekir. Örnek-4: Bay (Z) sahibi bulunduğu gayrimenkulün kat irtifakı tapusunu 03.03.2009 tarihinde; kat mülkiyeti tapusunu ise 06.12.2010 tarihinde almıştır. Bu durumda iktisap tarihi olarak kat irtifakı tapusunun alındığı 03.03.2009 tarihinin esas alınması gerekir (76 Seri No.lu GVK Sirküleri). Örnek-5: Bay (Z) 05.08.2002 tarihinde satış vaadi sözleşmesi ile almış olduğu araziyi 11.11.2009 tarihinde tapuya tescil ettirmiştir. Söz konusu arazinin iktisap tarihi olarak tapuya tescil edildiği 11.11.2009 tarihinin esas alınması gerekir (76 Seri No.lu GVK Sirküleri). E- CİNS TASHİHİ YAPILAN TAŞINMAZLAR İLE KAT KARŞILIĞI OLARAK MÜTEAHHİT VEYA KONUT YAPI KOOPERATİFLERİNDEN ALINAN TAŞINMAZLARIN SATILMASI HALİNDE İKTİSAP TARİHİNİN BELİRLENMESİ Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün 16.03.2010 gün ve 2010/4-1697 No.lu Genelgesi’nde cins değişikliği(cins tashihi) “bir taşınmaz malın cinsinin yapısız iken yapılı veya yapılı iken yapısız hale; bağ, bahçe, tarla vb. iken arsa; arazi iken bağ, bahçe vb. duruma dönüştürmek için paftasında ve tapu sicilinde yapılan işlem olarak” tanımlanmıştır. Bu tanımlama ışığında (76 Seri No.lu GVK Sirküleri); &#8211; Arazi vasfında iktisap edilen gayrimenkulün belediyelerce ifraz ve taksim işlemine tabi tutularak satılması halinde iktisap tarihi olarak arazinin iktisap edildiği tarih değil belediyenin ifraz işlemi sonucu arsa vasfını kazanarak cins tashihi yapıldığı tarihin esas alınması gerekir. &#8211; Arsa olarak iktisap edilen gayrimenkul üzerine bina inşa edilmesi veya söz konusu gayrimenkulün kat karşılığı verilmesi sonucu alınan gayrimenkullerin tapuya tescili cins tashihi sayılarak tapuya tescil tarihinin iktisap tarihi olarak kabul edilmesi gerekir. &#8211; Gayrimenkullerin ivazsız şekilde iktisap edilmesi değer artışı kazancının konusuna girmemektedir. Bu çerçevede ivazsız olarak iktisap edilen gayrimenkulün üzerine sahibi tarafından inşa edilen veya kat karşılığı olarak alınan gayrimenkullerin daha sonra elden çıkarılması halinde elde edilen gelir değer artışı kazancı kapsamında değerlendirilmeyecektir. Örnek-6: Bay (Z)’nin 05.08.1999 tarihinde satın aldığı arsayı 23.01.2005 tarihinde kat karşılığı olarak müteahhide vererek almış olduğu gayrimenkuller 25.04.2007 tarihinde tapuya tescil edilmiştir. Kat [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İhbar tazminatının ödenme süresi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/ihbar-tazminatinin-odenme-suresi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 May 2011 09:43:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Resul KURT]]></category>
		<category><![CDATA[hbar tazminatına hak kazanma]]></category>
		<category><![CDATA[ihbar tazminatı]]></category>
		<category><![CDATA[ihbar tazminatı süreleri]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik kurumu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=699</guid>

					<description><![CDATA[İş Kanunu&#8217;nda yer alan haklardan birisi de, ihbar tazminatıdır. İşveren veya işçi, yasada öngörülen önellere ve usule uymaksızın hizmet akdini feshederse, diğer tarafa bir tazminat ödemekle yükümlüdür. Bu tazminata ihbar tazminatı denir. İhbar tazminatı, bildirim koşullarına uymayan tarafın ödemekle yükümlü olduğu bir tazminat olup, ödenmesi ancak süresi belirli olmayan sürekli hizmet akitlerinin feshedilmesi halinde söz konusudur. Bu nedenle belirli süreli hizmet akitlerinin sona ermesinde ihbar tazminatından bahsedilemez. İş Kanunu&#8217;nun 17&#8217;nci maddesinde işverenin işçinin ihbar sürelerine ait ücretini peşin vermek suretiyle iş sözleşmesini feshedebileceği belirtilmiştir. Ancak, bu durumda da bildirim süresi işçinin çalıştığı sürenin hesabında göz önünde tutulmalıdır. Yargıtay, işverenin işçinin ücretini peşin ödeyerek akdi feshettiğini bildirmesiyle akdin derhal sona ereceği görüşündedir. Yargıtay&#8217;ın bu görüşü, bildirim süresinin hesaba katılmaması, bu süre içinde kazanılacak ikramiye, kıdem tazminatı, toplu sözleşme zammı, yıllık ücretli izin gibi haklardan işçinin yoksun bırakılması ve böylece sadece işverene tanınan bir seçeneğin işçinin zararına kullanılması sonucunu doğurmaktadır. Ancak Yargıtay son zamanlarda vermiş bulunduğu bazı kararlarda, bildirim süresine ilişkin ücretin peşin ödenmesi halinde işçinin bu süredeki haklarının da tanınmasıyla derhal işten çıkarılabileceği görüşünü kabul etmiştir. İhbar tazminatına esas olacak ücretin hesabında, işçinin ücretine ilaveten işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün sözleşmeden ve kanundan doğan menfaatlerin de göz önünde tutulması gerekmektedir. Bildirim süresini beklemeksizin işçinin iş sözleşmesinin sona erdirilmesi durumunda, iş sözleşmesinin sona erdiği tarihte işçi ihbar tazminatına hak kazanmakta olup, ihbar tazminatının da derhal ödenmesi gerekmektedir. İhbar tazminatının hesabında, kıdem tazminatına esas olacak ücretler ve ödemeler dikkate alınmaktadır. Ancak, kıdem tazminatının süresinde ödenmemesi halinde akdin feshi faiz başlangıç tarihi olarak dikkate alınmaktayken ihbar tazminatı için faiz başlangıç tarihi işverenin temerrüde düştüğü tarih olacaktır. Yani, kıdem tazminatı dışındaki diğer işçilik hakları için faiz başlangıcı akdin feshedildiği tarih olmayıp, işverenin temerrüde düştüğü tarihtir. Uygulamada iş sözleşmesi feshedilen işçi noter tebligatıyla alacaklarının ödenmesini isteyerek işvereni temerrüde düşürmektedir. İşverenin bu şekilde temerrüde düşürülmemesi halinde ise davanın açıldığı tarihten itibaren kanuni faiz uygulanmaktadır. Yargıtay&#8217;ın bir kararında (Yargıtay 9. HD. 8.10.1992, E.1992/3403, K. 1992/10973), &#8220;hüküm altına alınan diğer işçilik hakları için daha önceden bir temerrüde düşürme olmadığı anlaşıldığından o hak türleri için dava tarihinden itibaren faize karar vermek gerekir&#8221; denilmek suretiyle ihbar tazminatı ve diğer işçilik hakları için temerrüde düşürmenin olmaması durumunda davanın açıldığı tarihten itibaren faiz işletilmesi gerektiği belirtilmiştir. İhbar tazminatı, işçinin fesih bildirimi süresine ilişkin gün sayısı ile kıdem tazminatına esas tutulan (giydirilmiş) bir günlük ücretinin çarpılması suretiyle hesaplanacaktır. İhbar tazminatında, kıdem tazminatında olduğu gibi herhangi bir tavan tutar uygulaması yoktur. İşçinin, giydirilmiş ücreti üzerinden hesaplama yapıldığından özellikle kıdem tazminatı tavan tutarından fazla ücret alan bir işçiye ödenecek ihbar tazminatı kıdem tazminatından fazla hesaplanabilmektedir. İhbar tazminatı için faiz temerrüt tarihinden itibaren yürütülür. Ancak, Yargıtay&#8217;a göre, davalının dava tarihinden önce temerrüde düşürüldüğünün belirlenememesi halinde, bu tazminat için dava tarihinden itibaren yasal faize karar vermek gerekir, bu konuda kıdem tazminatında olduğu gibi mevduata uygulanan en yüksek faize hükmedilemez. İhbar tazminatının süresinde ödenmemesi halinde, mahkemece faize hükmedilmektedir. İhbar tazminatının zamanında ödenmemesi halinde, uygulanacak faiz hakkında özel bir düzenleme bulunmadığından işveren temerrüde düşürülmüşse ihtarnamedeki sürenin bitim tarihinin ertesi gününden, temerrüde düşürülmemişse dava tarihinden itibaren kanuni faiz yürütülür.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kıdem tazminatı verilmesinin koşulları</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/kidem-tazminati-verilmesinin-kosullari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 May 2011 09:32:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Resul KURT]]></category>
		<category><![CDATA[1475 sayılı eski iş kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[iş sözleşmesinin feshi]]></category>
		<category><![CDATA[kıdem tazmnatı]]></category>
		<category><![CDATA[kıdem ve ihbar tazminatı]]></category>
		<category><![CDATA[tazminat alma hakları]]></category>
		<category><![CDATA[tazminat hesaplama]]></category>
		<category><![CDATA[tazminat koşulları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=695</guid>

					<description><![CDATA[Kıdem tazminatı, 1475 Sayılı eski İş Kanunu&#8217;nun 14&#8217;üncü maddesinde gösterilen fesih hallerinde, en az bir yıllık çalışması olan işçiye veya işçinin vefat etmesi halinde de bu işçinin hak sahiplerine işveren tarafından son brüt kazancına göre ödenmesi gereken paradır. Kıdem tazminatı, hem belirli süreli iş sözleşmesine göre çalışan işçilere ve hem de belirsiz süreli iş sözleşmesine göre çalışan işçilere ödenebilmektedir. Ancak, belirli süreli iş sözleşmelerinde, sözleşmede belirlenen sürenin kendiliğinden son bulması halinde veya tarafların anlaşarak sözleşmeyi sona erdirmelerinde kıdem tazminatı ödenmez. Kıdem tazminatı feshe bağlı haklardan birisi olmakla birlikte, iş sözleşmesinin sona erdiği her durumda talep doğmaz. İş Kanunu kapsamındaki işçinin en az bir yıllık kıdeminin olması gereklidir. Kıdem tazminatının söz konusu olabilmesi için ayrıca iş sözleşmesinin Kanunda belirtilen şartlarla feshedilmesi gereklidir. Buna göre; &#8220;İşveren tarafından 4857 Sayılı İş Kanunu&#8217;nun 25&#8217;inci maddesinin II numaralı bendinde gösterilen ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri nedenler dışında iş sözleşmesinin feshedilmesi durumunda, a) İşçi tarafından 4857 Sayılı İş Kanunu&#8217;nun 24&#8217;üncü maddesinde sayılan nedenlerden dolayı iş sözleşmesinin feshedilmesi durumunda, b) Muvazzaf askerlik dolayısıyla iş sözleşmesinin feshedilmesi durumunda, c) İşçinin bağlı bulunduğu kanunla kurulu kurum veya sandıklardan yaşlılık, emeklilik, veya malullük aylığı yahut toptan ödeme alması amacıyla iş sözleşmesinin feshedilmesi durumunda, d) Kadının evlendiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde kendi rızası ile iş sözleşmesini sona erdirmesi durumunda, e) İşçinin ölümü sebebiyle iş sözleşmesinin son bulması halinde, g) Sosyal sigorta yasalarında değişiklik yapan 4447 Sayılı Yasa ile getirilen bir hükümle, 506 Sayılı Kanun&#8217;un 60&#8217;ıncı maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (a) ve (b) alt bentlerinde öngörülen yaşlar dışında kalan diğer şartları veya aynı kanunun geçici 81&#8217;inci maddesine göre yaşlılık aylığı bağlanması için öngörülen sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayarak kendi istekleri ile işten ayrılmaları nedeniyle,&#8221; işçiler kıdem tazminatı almaya hak kazanırlar. Önemli tartışma konularından birisi de 15 yıl sigortalılık süresi ve 3600 prim ödeme gün sayısı olan her işçiye kıdem tazminatı verilip verilmeyeceğidir. Sigortalılık süresi ve prim gün sayısının yanı sıra belirli bir yaşın tamamlanması da emeklilik şartlarından sayılmaktadır. 15 yıl sigortalılık süresi ve 3600 prim ödeme gün sayısı bulunan ve emeklilik yaşını bekleyen bütün işçilere kıdem tazminatı alabileceği yönünde yazı verilmektedir. İşçinin geçerli ve haklı nedenlerle işten çıkarılması İşçi ve işveren arasında, iş sözleşmesinin sona ermesinde çoğu zaman ciddi sıkıntılarla karşılaşılmaktadır. İşte, uygulamanın içinden gelen Baş İş Müfettişi dostum Arif Temir tarafından hazırlanan &#8220;İşçinin Geçerli ve Haklı Nedenlerle İşten Çıkarılması&#8221; isimli kitapta; &#8211; İş sözleşmesinin geçerli nedenle fesih edilmesi &#8211; 4857 Sayılı Kanun&#8217;da iş güvencesinin kapsamı &#8211; İşçinin işe iade edilmesi ve işe başlatılmamasının sonuçları &#8211; Sağlık nedeniyle iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedilmesinin usul ve esasları &#8211; İşverenin işçinin iş sözleşmesini derhal fesh etmesini gerektirecek ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri &#8211; Ahlak ve İyi niyet kurallarına aykırılıktan derhal fesh edilmesinde süre &#8211; İşveren tarafından işçinin iş sözleşmesini derhal fesh etmesini gerektirecek zorlayıcı sebepler &#8211; İşçinin gözaltına alınması veya tutukluluğu sebebiyle iş sözleşmesi derhal fesh edilmesi &#8211; Çalışma koşullarında değişiklik &#8211; İş sözleşmesinin fesh edilmesi ile ilgili özellikli durumlara ilişkin Yargıtay kararları ve değerlendirmeleri gibi konuları ayrıntılı şekilde bulabilirsiniz. Yaklaşım yayınları tarafından yayınlanmış olup, kitabı Yaklaşım Yayıncılık San. ve Tic. A.Ş., Yıldızevler Mah. 736. Sok. No:7 Çankaya Konakları A Blok Çankaya/Ankara adresinden veya Yaklaşım Yayıncılık bölge bayilerinden bizzat alabileceğiniz gibi 0-312-439 43 43 numaralı telefondan da ayrıntılı olarak bilgi alabilirsiniz.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meslek lisesi ve üniversite öğrencisi stajyerlerin sigorta primi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/meslek-lisesi-ve-universite-ogrencisi-stajyerlerin-sigorta-primi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 May 2011 09:17:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Resul KURT]]></category>
		<category><![CDATA[5510 sayılı kanun]]></category>
		<category><![CDATA[6111 sayılıkanun]]></category>
		<category><![CDATA[meslek lisesi stajerleri]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[stajerlerin prim oranları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=690</guid>

					<description><![CDATA[Meslek liselerinde okumakta iken veya yüksek öğrenimleri sırasında staja tabi tutulan öğrencilerin sigorta primleri eğitim gördükleri okullar tarafından ödenmektedir. Ancak uygulamada, özellikle Torba Kanun&#8217;la birlikte uygulamada tereddütler yaşandığı görülmektedir. Bu bağlamda meslek liselerinde okumakta iken veya yüksek öğrenimleri sırasında staja tabi tutulan öğrencilerin sigorta kollarına ve prime esas kazançlarına aşağıda yer verilmiştir. &#8211; Tabi Oldukları Sigorta Kolları 6111 Sayılı Kanun&#8217;un 24&#8217;üncü maddesi ile 5510 Sayılı Kanun&#8217;un 5&#8217;inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yapılan değişiklik ile ve 611-36 sayılı genelgede de açıkça belirtildiği üzere; artık sadece zorunlu olan değil zorunlu olmayan isteğe bağlı olarak işyerlerinde staj yapan öğrenciler sigortalı sayılacaktır. Meslek liselerinde okumakta iken veya yüksek öğrenimleri sırasında staja tabi tutulan öğrenciler hakkında &#8220;iş kazası ve meslek hastalığı sigortası&#8221; uygulanmaya devam edilecek ve bunlar 5510 Sayılı Kanun&#8217;un 4/ (a) bendi kapsamında sigortalı sayılacaklardır. Yine 2011-36 sayılı genelgeye göre, meslek liselerinde okumakta iken veya yüksek öğrenimleri sırasında staja tabi tutulan öğrencilerden &#8220;bakmakla yükümlü olunan kişi&#8221; durumunda olmayanlar hakkında yani anne ve babaları üzerinden sağlık yardımı almıyorlarsa ayrıca genel sağlık sigortası hükümleri uygulanacaktır. &#8211; Prime Esas Kazançları 6111 Sayılı Kanun&#8217;un 37&#8217;nci maddesi ile 5510 Sayılı Kanun&#8217;un 80&#8217;inci maddesi birinci fıkrasına (k) bendi eklenerek, meslek liselerinde okumakta iken veya yükseköğrenimleri sırasında staja tabi tutulan öğrencilerin prime esas günlük kazançlarının hesaplanmasında prime esas günlük kazanç alt sınırının dikkate alınacağı hükme bağlanmıştır. Bu düzenleme ile artık stajyerlerin en az asgari ücret düzeyinden bildirilecekleri açıkça düzenlenmiştir. &#8211; Prim Oranları 6111 Sayılı Kanun&#8217;un 38&#8217;inci maddesi ile 5510 Sayılı Kanun&#8217;un 81&#8217;inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yapılan değişiklik ile bu kapsamda olanlar için prim oranı; prime esas kazançlarının %6&#8217;sıdır. Bu prim oranının % 1&#8217;inin kısa vadeli sigorta kolları, %5&#8217;inin de genel sağlık sigortası primidir. Mevzuat değişiklikleri Muğla SMMM&#8217;da ele alınıyor Muğla SMMM Odası, geleneksel hale getirdiği ve mevzuatı en ince ayrıntısına kadar ele aldığı seminerler dizisi geleneğini devam ettiriyor. V. Vergi, muhasebe ve sosyal güvenlik uygulamalarını ele aldığı toplantılarını dünya harikası Muğla Gökova-Akyaka&#8217;da yapıyor. Vergi, Ticaret Kanunu, muhasebe ve vergi uygulamaları, adli muhasebe, iş hukuku ve sosyal güvenlik mevzuatında yapılan son değişikliklerin ayrıntılarıyla ele alındığı seminere özellikle meslek mensuplarının yoğun bir ilgisi var. Dr. Bumin Doğrusöz, Dr. Funda Töralp, YMM Sakıp Şeker, Prof. Dr. Nejat Bozkurt, Prof. Dr. Serdar Özkan, Mustafa Dündar ve Dr. Olca Dalkılıç konuşmacı olarak katılıyor. Ben de &#8220;İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatı&#8217;nda Torba Kanun&#8217;la Yapılan Değişiklikler ve Meslek Mensupları İçin Uygulamada Yaşanan Sorunlar&#8221; başlıklı bir sunum yapacağım. Benim için Muğla&#8217;da bulunmanın ayrı bir önemi ve anlamı var. Bu seminerde bir sunum yapmayı, yine bir konferans için 7-8 ay kadar önce geldiğim Muğla&#8217;da, SMMM Odası Başkanı Hasan Demir&#8217;le planlamıştık. Sevgili dostum Naci Şahin&#8217;le Muğla&#8217;da çok beğendiği ve görmemi istediği bazı yerleri birlikte gezmeyi kararlaştırmıştık ama geçtiğimiz günlerde, menfur bir saldırıda Muğla SGK İl Müdürü Naci Şahin&#8217;i kaybettik. Bugün biraz hüzünlü, biraz buruk bir durumdayım. Ama onun anısını bugün Gökova-Akyaka&#8217;da anıyoruz. Dostum Naci, nur içinde yat.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşçilere babalık izni geldi mi?</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/iscilere-babalik-izni-geldi-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 May 2011 09:09:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Resul KURT]]></category>
		<category><![CDATA[4857 nolu iş kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[6111 torba yasa]]></category>
		<category><![CDATA[babalık izni]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=686</guid>

					<description><![CDATA[Torba Kanun&#8217;la o kadar çok değişiklik yapıldı ki, yazmakla bitiremedik. Tabi yazdıklarımızın dışında, bir de yazılmayanlar var. Torba Kanun&#8217;la, devlet memurların bazı haklarında da iyileştirmeler yapılmıştır. Özellikle memurlara ilişkin bazı düzenlemelerin işçilerin de yararlanabileceği şeklinde düşünüldüğü görülüyor. -Memura; eşinin doğum yapması halinde, isteği üzerine on gün babalık izni verilmesi, -Kendisinin veya çocuğunun evlenmesi ya da eşinin, çocuğunun, kendisinin veya eşinin ana, baba ve kardeşinin ölümü hallerinde isteği üzerine yedi gün izin verilmesi, Önemli değişikliklerden bazılarıdır. Ancak bunlar devlet memurlarına ilişkindir.Bu bağlamda devlet memurlarının babalık ve mazeret izninde yukarıda belirtildiği üzere değişiklikler söz konusu olmuştur. İş Kanunu&#8217;na göre; evlenmelerde üç güne kadar, ana veya babanın, eşin, kardeş veya çocukların ölümünde üç güne kadar verilmesi gereken izin sürelerinin yıllık iznin hesabında çalışılmış gibi sayılacağı belirtilmiş, ancak &#8216;karısı doğum yapan erkek işçiye&#8217; doğum izni verilmesine ilişkin bir hüküm getirilmemiştir. Torba Kanunda da bu yönde işçiler için bir düzenleme yapılmamıştır. 4857 Sayılı İş Kanunu&#8217;nda, babalık izni yer almamıştır. Yani, İş Kanunu&#8217;nda devlet memurlarına tanındığı gibi, işçilere de babalık izni verileceğine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Sadece bazı toplu iş sözleşmesi, iş sözleşmesi, işyeri yönetmelikleri veya işyeri uygulamalarıyla 2-3 günlük ücretli veya ücretsiz babalık izni verildiği görülmektedir. Bunların haricinde işçilerin, devlet memurlarında olduğu gibi 10 günlük babalık izninden yararlanması mümkün değildir. Umarız en kısa zamanda İş Kanunundaki bu eksiklik giderilir ve 3 günlük ücretli veya ücretsiz babalık izni verileceğine yönelik bir düzenleme yapılır. Şirket ortaklığı devam edenler SSK&#8217;lı çalışabilir mi? Okurumuz Ali Şahin, &#8220;1964 doğumluyum. 1984 yılından SSK girişim var. 37 gün prim ödedim. 1994&#8217;den itibaren şirket ortağı olarak Bağ-Kur primi ödemekteyim. Şirketten ayrılmadan SSK&#8217;ya geçebilir miyim? SSK üzerinden emekli olabilir miyim ve SSK&#8217;dan ne zaman emekli olabilirim?&#8221; diye soruyor. Geçen ay &#8220;Şirket ortaklarına bir iyi, bir kötü haber!&#8221; diye yazmıştım. Torba Kanunla SSK, Bağ-Kur çakışmasının önüne geçmek için TBMM Torba Kanun&#8217;la çok önemli bir düzenleme yapılmıştı. Torba Kanun&#8217;la yapılan ve 1 Mart 2011 tarihinden itibaren yürürlüğe giren uygulamaya göre sigortalıların SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı kapsamında sigortalılık hallerinden birden fazlasına aynı anda tabi olmasını gerektirecek şekilde çalışması halinde, öncelikle 4/c, yani memuriyet kapsamında sigortalı sayılacak. Artık Bağ-Kur&#8217;lular SSK&#8217;dan emekli olabilmek için muvazaalı olarak işyerlerini kapatmak veya şirket ortaklığından çıkmak zorunda değildir. İşyerini veya ortaklık hisselerini bir başkasına devretmeden ortağı veya sahibi olmadıkları bir başka işyerinde işçi olarak çalışarak SSK statüsünde sigortalı olabilecekler. Bu durumda da son yedi yıllık prim gününün en az 1260 günü yani 3.5 yılı SSK&#8217;lı çalışırlarsa SSK koşullarına göre hem daha erken emekli olabilecekler ve hem de daha yüksek emekli aylığı alabilecekler. Dolayısıyla okurumuz Ali Şahin de şirket ortaklığı devam ederken, ortağı olmadığı bir başka işyerinde SSK&#8217;lı çalışmaya başlar ve 3.5 yıl SSK&#8217;lı çalışırsa SSK koşullarından emekli olabilecek. Okurumuz ilk defa 1984 yılında sigortalı olduğu için 48 yaşını ve 5225 günü doldurarak emekli olabilecek. Ancak mutlaka 3.5 yıl SSK primi ödenecek.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mal İadelerinde Belge Düzeni</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/mal-iadelerinde-belge-duzeni/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 May 2011 08:42:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[232 .madde]]></category>
		<category><![CDATA[Alım-Satımında KDV Oranı]]></category>
		<category><![CDATA[belge düzeni]]></category>
		<category><![CDATA[fatura]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[maliye]]></category>
		<category><![CDATA[vuk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=682</guid>

					<description><![CDATA[Bir takım istisnai durumlar dışında vergi hukukumuz, gelir ve giderlere ilişkin belge düzenini esas almıştır. Bu bağlamında düzenlenmesi gereken belgelere 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun “Vesikalar” başlıklı üçüncü kısmında yer verilmiş olup ilgili Genel Tebliğlerle konuya ilişkin çeşitli uygulamalar öngörülmüştür. I- GİRİŞ Anılan kısımda yer alan hükümlere göre birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenler ile defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçiler; birinci ve ikinci sınıf tüccarlara, serbest meslek erbabına, kazançları basit usulde tespit olunan tüccarlara, defter tutamak mecburiyetinde olan çiftçilere ve vergiden muaf esnafa sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek ve bunlar da fatura istemek ve almak mecburiyetindedirler. Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır. Öte yandan satışa konu edilen malların bir süre sonra çeşitli nedenlerle alıcısı tarafından satıcıya iade edilmesi ticari hayatın olağan uygulamalarından biridir. Bu çerçevede alıcı mükellefler; malların istenilen kalite veya özelliklere sahip olmaması, fiyat değişikliği vb. nedenlerle satıcı ile mutabık kalarak malları iade edebilmektedirler. Çalışmamızın takip eden bölümlerinde mükellefler arası mal iadelerinde vergi hukukumuz bağlamında hangi belgelerin düzenlenmesi gerektiği sorusuna cevap aranacak ve bu doğrultuda vergi idaresinin konuya ilişkin görüşlerini yansıtan bir muktezaya yer verilecektir. II- YASAL DÜZENLEME Çalışmamızın “Giriş” bölümünde belirttiğimiz üzere vergi hukukumuz bağlamında düzenlenmesi gereken belgelere VUK’da ve ilgili Genel Tebliğlerde yer verilmiştir. Bu kapsamda anılan Kanun’un 232. maddesi hükmüne göre birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenler ile defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçiler; birinci ve ikinci sınıf tüccarlara, serbest meslek erbabına, kazançları basit usulde tespit olunan tüccarlara, defter tutamak mecburiyetinde olan çiftçilere ve vergiden muaf esnafa sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek ve bunlar da fatura istemek ve almak mecburiyetindedirler. Ayrıca 230. maddenin (5) numaralı bendinin parantez içi hükmüne göre malın alıcıya teslim edilmek üzere satıcı tarafından taşındığı veya taşıttırıldığı hallerde satıcının, teslim edilen malın alıcı tarafından taşınması veya taşıttırılması halinde alıcının, taşınan veya taşıttırılan mallar için sevk irsaliyesi düzenlemesi ve taşıtta bulundurulması şarttır. Malın, bir mükellefin birden çok iş yerleri ile şubeleri arasında taşıdığı veya satılmak üzere bir komisyoncu veya diğer bir aracıya gönderildiği hallerde de, malın gönderen tarafından sevk irsaliyesine bağlanması gereklidir. Maliye Bakanlığı mükelleflerin faaliyetlerini aksatmadan yürütmelerini sağlamak ve uygulamayı kolaylaştırmak amacıyla 211 Sıra No.lu VUK Genel Tebliği ile fatura ve sevk irsaliyesinin ayrı belgeler olarak değil, isteyen mükellefler açısından “irsaliyeli fatura” adı altında tek belge olarak düzenlenmesi ve kullanılması esası getirmiştir. Mükellefler arası mal satışlarında düzenlenecek belgelere ilişkin yasal düzenlemeler böyle olmakla beraber, VUK’da mal iadelerinde düzenlenecek özel bir belgeye yer verilmemiş, VUK Genel Tebliğlerinde de konuya ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır. İade edilen mala ilişkin belge düzenine dair tek düzenleme 54 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği ile yapılmıştır. Tebliğ hükümleri, nihai tüketicilerin satın aldığı malların çeşitli nedenlerle geri verilerek bedelinin alınması durumunda ne tür bir belgenin düzenleneceğini göstermektedir. Yapılan düzenlemeye göre bu gibi durumlarda satıcılar işlemlerinin düzeltilmesi için iade edilen mal nedeniyle gider makbuzu düzenleyeceklerdir. Bundan başka satıcılar tüketiciden iade edilen mala ait fatura ve benzeri belgeyi bu makbuz ekinde geri alacaklardır. Anılan Genel Tebliğ’de iade işlemi için düzenlenecek belgenin ismi “gider makbuzu” olarak zikrediliyor olmakla birlikte, gerek işlemin mahiyetine uygunluğu açısından gerekse VUK’da da böyle bir belgenin düzenlenmiş olmamasından, esas itibariyle belirtilmek istenen belgenin anılan Kanun’un 234. maddesi ile hüküm altına alınan “gider pusulası” olduğu anlaşılmaktadır. Mezkûr madde hükmüne göre; birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenlerle defter tutmak mecburiyetinde olan serbest meslek erbabının ve çiftçilerin; vergiden muaf esnafa yaptırdıkları işler veya onlardan satın aldıkları emtia için tanzim edip işi yapana veya emtiayı satana imza ettirecekleri gider pusulası vergiden muaf esnaf tarafından verilmiş fatura hükmündedir. Bu belge, birinci ve ikinci sınıf tüccarların, zati eşyalarını satan kimselerden satın aldıkları altın, mücevher gibi kıymetli eşya için de tanzim edilir. Gider pusulası, işin mahiyeti, emtianın cins ve nevi ile miktar ve bedelini ve iş ücretini ve işi yaptıran ile yapanın veya emtiayı satın alan ile satanın adlarıyla soyadlarını (Tüzel kişilerde unvanlarını) ve adreslerini ve tarihi ihtiva eder ve iki nüsha olarak tanzim ve bir nüshası işi yapana veya malı satana tevdi olunur. Gider pusulaları, seri ve sıra numarası dahilinde teselsül ettirilir. Görüleceği üzere iade edilen mala ilişkin vergi hukukumuz kapsamında yapılan tek düzenleme mükellefler ile nihai tüketici arasında yapılan satış işlemine ilişkindir. Bunun dışında vergi hukukumuzda konuya ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Konuya ilişkin yasal bir düzenleme yapılmamış olsa da mükellefler tarafından benimsenen uygulama mal iadelerinde “iade faturası” düzenlemektir. Bu uygulamada mükellef örneğin (X) şirketinden satın aldığı malı aynı bedelle (X) şirketine satıyormuş gibi bir satış faturası düzenlemekte, bunu yaparken faturanın üzerine “iade faturası” yazmakta ve bu şekilde iade işlemini gerçekleştirmektedir. Bu uygulamanın gerçek bir satış işleminden tek farkı, iade faturasında yazılı mal bedelinin alış bedeliyle aynı olmasıdır. Bir başka değişle mala ilişkin alış faturasında yazan bedele herhangi bir ilave yapılmaksızın aynı bedel üzerinden satış faturası (iade faturası) düzenlenmektedir. İstanbul Defterdarlığı’nın aşağıda yer alan Muktezası mükellefler arası mal iadelerinde düzenlenecek belgelere ilişkin vergi idaresinin görüşünü yansıtması bakımından önemlidir. Zira vergi idaresinin konuya ilişkin muktezaları hep bu yöndedir. Mükellefler de esas itibariyle mal iadelerinde söz konusu Mukteza’da belirtilen usule paralel bir şekilde işlem yapmaktadırlar. “Dilekçenizde, ……… Vergi Dairesinin ……………… vergi numarasında kayıtlı ……………………………… ile tam tasdik sözleşmenizin mevcut olduğu, şirketin faaliyet konusu itibariyle satış yaptığı bir malın iadesinde iade faturasının ne şekilde düzenleneceği hususu sorulmaktadır. Bilindiği üzere; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 227. maddesinde, “Bu Kanun’da aksine hüküm olmadıkça, bu Kanun’a göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburidir.” hükmü yer almaktadır. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 229. maddesinde, “Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır.” şeklinde tanımlanmakta olup, aynı Kanun’un 231/5. maddesinde, “Fatura malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi gün içinde düzenlenir. Bu süre içerisinde düzenlemeyen faturalar hiç düzenlenmemiş sayılır.” hükmü yer almaktadır. Mal iadesi işleminin gerçekten iade mi, yoksa herhangi bir teslim olayı mı olduğunu tevsik etmekte güçlüklerle karşılaşılabileceği gibi bu konuda farklı yaklaşımlar da olabilir. Bu nedenle iki katma değer vergisi mükellefi arasında cereyan eden mal iadesi olaylarının iade faturası ile belgelenmesi daima tercih edilmelidir. Vergi Usul Kanunu’nda mal iadelerinde düzenlenecek özel bir belgeye yer verilmemiştir. Bu nedenle satılan mallar için düzenlenen fatura veya benzeri belgeler için, ticaret ve vergi hukuku hükümleri kapsamında genel uygulamaya göre işlem yapılması gerekmektedir. Katma değer vergisi mükellefleri arasındaki mal iadesi olaylarında, faturanın müşteriye gönderilmemesi veya geri alınması, tüm fatura nüshalarının iptal olunması, tarafların daha önce bu faturaya dayanarak yaptıkları kayıtları ters kayıtla iptal yönteminden ziyade, iade olayının mutlaka, iadede bulunan tarafından düzenlenecek fatura ile belgelenmesi gerektiğinden fatura iptali yönteminden kaçınılarak iade faturası ile belgelemenin yapılması gerekmektedir. İade edilen malın yerine aynı veya başka bir malın verildiği durumlarda ise, satıcı tarafından yukarıda sözü edilen işlemlerin yanı sıra bu defa verilen yeni mal için fatura ve benzeri belge düzenleneceği tabiidir. Dolayısıyla iade edilen malların yerine verilen yeni malların değerleri dikkate alınarak belge düzenleneceğinden, iade edilen mallar ile yeni verilen mallar arasında değer farkının olup olmaması düzeltme işlemini etkilemeyecektir. Görüldüğü gibi mal değiştirmelerinde, mal iadesi ve yeni satış şeklinde iki kademeli işlem yapılması gerekmektedir. Bu itibarla müşterinin geri verdiği mal ile bunun yerine aldığı malın aynı cins ve miktarda olmasına ve bu değişimin satıcının stok dengesini bozup bozmadığına bakılmaksızın malın geri alımında iade faturası ve yerine mal verilmesinde de satış faturası düzenlenmesi gerektiği yönündeki Vergi Usul Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Bu duruma göre …………………… tarafından müşterilere gönderilen ve fatura kesilen malların alıcı firma tarafından iade edilmesi durumunda malları iade eden firma tarafından iade faturası düzenlenmesi gerekmektedir.”[1] Yukarıda yer alan Mukteza vergi idaresinin konuya ilişkin görüşünü açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Buna göre; &#8211; KDV mükellefleri arasında cereyan eden mal iadesi olayında belgelendirmenin iade faturası ile yapılması tercih edilmeli, &#8211; İade edilen mal yerine yeni mal verilmesi durumunda, mal iadesi ve yeni satış şeklinde iki kademeli işlem yapılmalıdır. Bu görüşe bütünüyle karşı çıkmak mümkün olmasa da ilave edilebilecek hususlar mevcuttur. Öncelikle konunun içeriği bakımından iade işlemine ilişkin düzenlenecek belgelerin ve bu doğrultuda muhasebe kayıtlarının düzeltme niteliğinde olması gerekmektedir. Düzeltme işlemi ise düzeltilecek işlemle ilişkilendirilmiş başka bir işlemin ifasını gerektirir. Satılan malın iade edilmesi nedeniyle alıcı tarafından satıcıya fatura (iade faturası) düzenlenmesi bir düzeltme işlemi değil, başlı başına yeni bir satış işlemdir. Zira yukarıda da değindiğimiz üzere satış işlemi nedeniyle düzenlenen fatura ile iade edilen mal nedeniyle düzenlenen “iade faturası” arasındaki tek farklılık mal bedeline ilişkindir. “İade faturası” mahiyetinde de olsa bir faturanın düzenlenmiş olması teknik açıdan bir satışın varlığına karinedir. Bu husus faturanın tanımından anlaşılabilmektedir. Dolayısıyla iade edilen mala ilişkin alıcı tarafından satıcı adına fatura düzenlenmesi Vergi Usul Kanunu’nun 3. maddesiyle hüküm altına alınan vergilendirmede olayın gerçek mahiyetinin esas alınacağı yönündeki hükme de açıkça karşıdır. Zira Katma Değer Vergisi Kanunu’na göre verginin konusunu teşkil eden işlemlerle ilgili fatura düzenlenmesi vergiyi doğuran olayın meydana gelmesi anlamındadır. Dolayısıyla bu işlem vergilendirilecektir. Bu haliyle iade işlemi normal satış işleminden ayrıştırılamamaktadır. III- SON SÖZ Vergi hukukumuz, bir takım istisna hükümleri saklı kalmak kaydıyla, münasebet ve muamelelere ilişkin kayıtların belgelendirilmesi sistemini esas almıştır. Bu doğrultuda mükellefler kanunla öngörülmüş işlemler için belge düzenlemek, almak, bunları saklamak [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İş kazasında işveren ve üçüncü kişilerin sorumluluğu</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/is-kazasinda-isveren-ve-ucuncu-kisilerin-sorumlulugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 21 May 2011 07:53:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Resul KURT]]></category>
		<category><![CDATA[iş kazaları]]></category>
		<category><![CDATA[iş kazasında sorumluluk]]></category>
		<category><![CDATA[iş kazasını bildirme]]></category>
		<category><![CDATA[işverenin yükümlülüğü]]></category>
		<category><![CDATA[rücu davaları]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[ssk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=679</guid>

					<description><![CDATA[Bir işverenin, işletmesinde gerekli iş güvenliği tedbirlerini almamasından dolayı işçisinin yaralanmasına, sakat kalmasına veya ölmesine neden olması halinde iş kazası veya meslek hastalığı sonucunda bedence veya ruhça arızaya uğrayan sigortalının kendisi veya sigortalının ölümü halinde eşi ve çocukları tarafından iş mahkemelerine işveren aleyhine destekten yoksun kalma tazminatı ödenmesini temin etmek için dava açılabilmesi olanaklı bulunmaktadır. Bu çerçevede iş kazası nedeniyle işverenin yükümlü olacağı davaları; 1- SGK tarafından açılacak rücu davaları, 2- Kazaya uğrayan işçi veya hak sahipleri tarafından açılacak maddi (destekten yoksun kalma tazminatı dahil) ve manevi tazminat davaları, açılabilecektir İş kazası geçiren veya meslek hastalığına uğrayan sigortalının başvurabileceği iki yol vardır. Bunlardan birisi, gerçek zararını, zarara neden olan işverenle üçüncü kişilerden istemek, diğeri ise uğramış olduğu zararları yasal çerçeve içinde SGK&#8217;dan talep etmek. Sigortalı yönünden işverenin sorumluluğu, hem kusur esasına hem de kusursuz sorumluluk ile tehlike sorumluluğu ilkesine dayanır. Kusur esasına dayanan sorumluluk en eski ve temel nitelikte bir sorumluluk sistemidir. Türk hukuk sisteminde Borçlar Kanunu&#8217;muz, hem kusura dayanan sorumluluk ilkesini, hem de kusursuz sorumluluk esasını benimsemiştir. Akde aykırı eylemde bulunmada dahi kusur aranır. Sigortalı, işverene karşı hem Borçlar Kanunu&#8217;nun 41. ve ardından gelen maddeleri gereğince hem de sözleşmeye aykırılıktan ötürü tazminat isteminde bulunabilir. 5510 Sayılı Kanun&#8217;un 21. maddesine göre iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, SGK tarafından sigortalıya veya hak sahiplerine 5510 Sayılı Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır. Sigortalı çalıştırılmaya başlandığının süresi içinde sigortalı işe giriş bildirgesi ile SGK&#8217;na bildirilmemesi halinde, bildirgenin sonradan verildiği veya sigortalı çalıştırıldığının Kurumca tespit edildiği tarihten önce meydana gelen iş kazası ve meslek hastalığı halleri sonucu SGK tarafından yapılan ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü masrafın tutarları ile gelir bağlanırsa bu gelirlerin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri tutarı 21. maddedeki sorumluluk halleri aranmaksızın işverene tazmin ettirilir. İş kazası veya meslek hastalığı işverenin kastı sonucunda meydana gelmişse, işveren SGK&#8217;na karşı sorumlu hale gelir. Kasıt, işverenin bilerek yaptığı hukuka aykırı eylemiyle iş kazası veya meslek hastalığına neden olması halidir. Zarara neden olan eylemin bilinçli olarak yapılması kasıt için yeterli olup, sonuçlarının istenmemesi kastı ortadan kaldırmaz. İşverenin eylemi hukuka aykırı olmamakla birlikte, yaptığı hareketin hukuka aykırı sonuç doğurabileceğini öngörmesi veya ihmali de sorumluluk için yeterlidir. İş kazası veya meslek hastalığı işverenin, sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi sonucunda oluşmuşsa işveren SGK&#8217;na karşı sorumlu olur. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır. Kaçınılmazlık, olayın meydana geldiği tarihte geçerli bilimsel ve teknik kurallar gereğince alınan tüm önlemlere rağmen, kısmen ya da tüm olarak iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesi durumudur. İşveren alınması gerekli bir önlemi almamış ise olayın kaçınılmazlığı ileri sürülemez. İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücu edilecektir.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özel Tüketim Vergisinde Kullanılan Bildirimler, Talep ve Taahhütnameler ve Diğer Belgeler</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/ozel-tuketim-vergisinde-kullanilan-bildirimler-talep-ve-taahhutnameler-ve-diger-belgeler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 May 2011 06:30:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[4760 sayılı ötv kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[4760 sayılıkanun]]></category>
		<category><![CDATA[gemlik muhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[indirilemeyen kdv]]></category>
		<category><![CDATA[kdv]]></category>
		<category><![CDATA[madde 29]]></category>
		<category><![CDATA[ötv]]></category>
		<category><![CDATA[özel tüketim vergisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=663</guid>

					<description><![CDATA[4760 sayılı ÖTV Kanunu’na([1]) ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı listelerde Türk Gümrük Tarife Cetveli’nde yer alan ve Gümrük Tarife İstatistik Pozisyon numaraları itibariyle tespit edilen malların teslimi, ilk iktisabı, ithali ve vergi uygulanmadan önce müzayede yoluyla satışı bir defaya mahsus olmak üzere özel tüketim vergisine tabi olup, bu vergi mükelleflerin yazılı beyanları üzerine tarh olunmaktadır.
]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Soru ve Cevaplarla Asgari Geçim İndirimi Uygulaması</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/soru-ve-cevaplarla-asgari-gecim-indirimi-uygulamasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 May 2011 07:25:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[5615 sayılı kanun]]></category>
		<category><![CDATA[agi]]></category>
		<category><![CDATA[asgari geçim indirimi]]></category>
		<category><![CDATA[asgari geçim indirimi ugulaması]]></category>
		<category><![CDATA[gelir vergisi kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[ssk]]></category>
		<category><![CDATA[ücret vergilendirmesi]]></category>
		<category><![CDATA[vergi dairesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=647</guid>

					<description><![CDATA[Bilindiği üzere, 5615 sayılı Ka­nun’la([1]) 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 32. maddesinde yapılan düzenleme ile ücre­tin ger­çek usulde ver­gi­len­di­ril­me­sin­de “As­gari ge­çim in­di­ri­mi” sistemi getirilmiş ve bu sistem 01.01.2008 ta­ri­hin­den iti­ba­ren 3 yıllık uygulama süresini geride bırakmıştır. Asgari Geçim İndirimi uygulaması, vergilendirmede önemli kuramlardan biri olan “ayırma kuramı” gereğince Türk vergi sistemine dahil edilmiş ve Avrupa Birliği müktesebatı ile uyumlu ve çağdaş vergi kanunlarının çoğunda yer alan ve mükellefin medeni halini de vergileme yönünden dikkate alan bir sistem olarak uygulanmaya devam etmektedir.
]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşsizlik Sigortası Fonu’nun Gelirleri Kesintiye Tabi midir?</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/issizlik-sigortasi-fonu%e2%80%99nun-gelirleri-kesintiye-tabi-midir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 May 2011 13:53:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[4447 işsizlik sigortası kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[53.madde]]></category>
		<category><![CDATA[6111]]></category>
		<category><![CDATA[6111 İŞVEREN TEŞVİK MÜRACAATI]]></category>
		<category><![CDATA[gvk 67.madde]]></category>
		<category><![CDATA[işsizlik ödeneği]]></category>
		<category><![CDATA[işsizlik primi]]></category>
		<category><![CDATA[işsizlik sigortası fonu]]></category>
		<category><![CDATA[işsizlik sigortası uygulaması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=629</guid>

					<description><![CDATA[Vergilemede basitliğin sağlanması ile finansal araçlardan elde edilen gelirlerin vergilendirilmesinde tek ve ortak bir düzene geçilmesi amacıyla GVK’ya eklenen bu maddeyle gelir sahibinin gerçek veya tüzel kişi ya da dar veya tam mükellef olması, vergi mükellefiyetinin bulunup bulunmaması, vergiden muaf olup olmaması ve elde edilen kazancın vergiden istisna olup olmaması dikkate alınmaksızın 01.01.2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, bu maddenin (1), (2), (3) ve (4) numaralı fıkralarında sayılan gelirlerin kesinti yoluyla vergilendirileceği hükme bağlanmıştır.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>8 bin lirayı geçen ödemelerin banka kanalıyla yapılması mecburi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/8-bin-lirayi-gecen-odemelerin-banka-kanaliyla-yapilmasi-mecburi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 May 2011 13:48:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[1070 TL ceza]]></category>
		<category><![CDATA[8 bin lirayı geçenler]]></category>
		<category><![CDATA[bankalar]]></category>
		<category><![CDATA[belgelendirme zorunluluğu olmayan ödemeler]]></category>
		<category><![CDATA[kira ödemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[mecburiyet]]></category>
		<category><![CDATA[ödemelerin banka kanalıyla yapılması]]></category>
		<category><![CDATA[vaeli satışlarda tahsilat]]></category>
		<category><![CDATA[Vesikalandırma zorunluluğu olmayan ödeme ve tahsilâtlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=626</guid>

					<description><![CDATA[Devlet, kendisine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmek için belirli bir miktarda vergi toplamak zorunda. Bu tutar ne kadar geniş bir kitleye yaygınlaştırılırsa, kişi başına düşen yük o derece azalır. Bu yüzden verginin tabana yaygınlaştırılması önem arz eder. Ülkemizde de Maliye, ekonomideki parasal hareketleri kavramak için tedbirler almıştır. Bu çerçevede mükelleflerin ticari ödeme ve tahsilâtlarını belirli vasıtalarla yapmaları için mecburiyetler getirmiştir. Mükellefler, 8 bin lira ve üzeri tüm alım, satım, hizmet, kira ödemeleri, avans, depozito, pey akçesi, POS hareketleri ve diğer işlemlerini banka, özel finans ve PTT aracılığıyla yapmak zorunda. Bu tutarın üzerinde kalan işlemlerin parçalara ayrılması kabul edilmez, aynı günde aynı kişi veya kurumlarla yapılan işlemler tek bir ödeme veya tahsilât kabul edilir.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yıllık izin uygulaması</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/yillik-izin-uygulamasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 May 2011 13:39:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[4857 sayılı iş kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[4857 Sayılı İş Kanunu’na tabi çalışanlar]]></category>
		<category><![CDATA[izin kullanma dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[izin ücreti ve ödenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[kullanılmayan izin süreleri]]></category>
		<category><![CDATA[yılık izin süreleri]]></category>
		<category><![CDATA[yıllık izin kullanımı]]></category>
		<category><![CDATA[yıllık izinler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=622</guid>

					<description><![CDATA[4857 Sayılı İş Kanunu’na tabi çalışanlar için; kimler yıllık izin kullanabilir? Ne kadar çalışmaya ne kadar süre yıllık ücretli izin kullanılır? Yıl içinde kullanılmayan izinler iptal olur mu gibi yıllık izinle ilgili merak edilen hususlara değinmeye çalışacağım. Kimler yıllık izin kullanabilir? İşyerinde işe başladığı günden itibaren deneme süresi de içinde olmak üzere, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir ve yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemez. Yıllık ücretli izine hak kazanmak için gerekli olan bir yıllık çalışma süresinin hesabında işçilerin, aynı işverenin bir veya çeşitli işyerlerinde çalıştıkları süreler birleştirilerek göz önüne alınır. İşçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi, hizmet süresi; a) Bir yıldan 5 yıla kadar (5 yıl dahil) olanlara       14 günden, b) 5 yıldan fazla 15 yıldan az olanlara                        20 günden, c) 15 yıl (dahil) ve daha fazla olanlara                       26 günden az olamaz. Ancak 18 ve daha küçük yaştaki işçilerle 50 ve daha yukarı yaştaki işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi 20 günden az olamaz ve yukarıdaki izin süreleri iş sözleşmeleri ve toplu iş sözleşmeleri ile artırılabilir. İzni kullanma dönemi İşverene bağlı olarak bir yılını tamamlayan işçi yıllık ücretli izne hak kazanır ama bu izni ne zaman kullanacağına işveren veya varsa izin kurulu karar verebilir. Kullandırtma süresi ise gelecek izne hak kazanılacak dönemin başına kadardır ve yıllık ücretli izin, işveren tarafından sürekli bir şekilde verilmelidir ama tarafların anlaşması ile bir bölümü 10 günden aşağı olmamak üzere en çok üçe bölünebilir. İzin ücreti ve ödemesi İşveren, yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye, yıllık izin dönemine ilişkin ücretini ilgili işçinin izine başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermek zorundadır. Yıllık ücretli izin süresine rastlayan hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri ayrıca ödenir. İşçi izinde başka yerde çalışamaz. Yıllık ücretli iznini kullanmakta olan işçinin izin süresi içinde ücret karşılığı bir işte çalıştığı anlaşılırsa, bu izin süresi içinde kendisine ödenen ücret işveren tarafından geri alınabilir. Kanuna aykırı davranan işverene ceza… İşveren veya işveren vekili yıllık ücretli izni 4857 sayılı İş Kanunu’na aykırı şekilde eksik ödeyemez, izin sürelerini yine kanuna aykırı olarak bölemez ve işveren tarafından yıl içinde verilmiş bulunan diğer ücretli ve ücretsiz izinler veya dinlenme ve hastalık izinleri yıllık izne mahsup edilemez. Bu şekilde yıllık ücretli izni aykırı şekilde eksik ödeyen veya kanuna aykırı olarak bölen işveren veya işveren vekiline bu durumda olan her işçi için 2011 yılında 220 TL para cezası verilir. Kullanılmayan izin süreleri iptal olur mu? İş sözleşmesinin, herhangi bir nedenle sona ermesi halinde işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya işçinin ölümü halinde geride kalan hak sahiplerine ödenir. Bu ücrete ilişkin zaman aşımı iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren başlar ve 5 yıldır. İşçi işten ayrıldığı tarihten itibaren 5 yıl içinde dava açarsa kaç yıllık olursa olsun kullanmadığı bütün izin sürelerinin ücretlerini alabilir. Kısacası; herhangi bir nedenle yıl içinde kullanılmayan izinlerin yanması söz konusu olmayıp, izleyen yıllarda kullanılması ve para karşılığı olarak alınması mümkündür. * * * Yaşar Taşdemir]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal sigortalar uygulamasında ‘trafik kazalarına’ ilişkin son durum</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/sosyal-sigortalar-uygulamasinda-%e2%80%98trafik-kazalarina%e2%80%99-iliskin-son-durum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 May 2011 13:34:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[genel sağlıksigortası]]></category>
		<category><![CDATA[gss]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi masrafları]]></category>
		<category><![CDATA[trafik kanun 98.madde]]></category>
		<category><![CDATA[trafik kazaları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=619</guid>

					<description><![CDATA[25 Şubat 2011 tarih ve 27857 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6111 sayılı kanun ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 98. maddesi yeniden düzenlenmiş bulunmaktadır. Buna göre 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda tanımlanmış trafik kazaları nedeniyle 25 Şubat 2011 tarihinden sonra sunulan sağlık hizmeti bedellerinin ödenmesinde aşağıdaki hususlara uyulacaktır. 1) Trafik kazasının oluş tarihine ve kazazedenin genel sağlık sigortalısı olup olmadığına bakılmaksızın 25 Şubat 2011 tarihinden itibaren üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmi ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarınca verilecek tüm sağlık hizmet bedelleri Sosyal Güvenlik Kurumunca karşılanacak. 2) Genel sağlık sigortası olmayanların tedavi giderlerinin karşılanması trafik kazaları halleriyle sınırlı olup, bu kişilerin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda tanımlanan trafik kazası tarifine uymayan kazalar sonucu oluşacak tedavi giderleri Kurumca karşılanmayacak. 3) Kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın 25 Şubat 2011 tarihinden sonra kullanacağı tıbbi malzeme ve ilaç bedelleri Kurumun mevzuatı çerçevesinde karşılanacak. &#160; Yaşar Taşdemir]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mükellefin Ölümü Halinde Mirasçıların Vergi Hukuku Açısından Sorumlulukları</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/mukellefin-olumu-halinde-mirascilarin-vergi-hukuku-acisindan-sorumluluklari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 May 2011 13:28:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[56.madde 4/b]]></category>
		<category><![CDATA[Bir takvim yılına ait beyanname]]></category>
		<category><![CDATA[GEMLİK VERGİ DAİRESİ]]></category>
		<category><![CDATA[maliye]]></category>
		<category><![CDATA[mirası reddetmek]]></category>
		<category><![CDATA[mükellefin ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[mükellefin ölümü halinde mirasçılar]]></category>
		<category><![CDATA[MÜKELLEFİN ÖLÜMÜ HALİNDE VERGİ MEVZUATINDA YER ALAN HÜKÜMLER]]></category>
		<category><![CDATA[ÖLÜM HALİNDE İŞİ TERK BİLDİRİMİN VERİLMESİ]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm tarihinden itibaren 4 ay]]></category>
		<category><![CDATA[reddi miras]]></category>
		<category><![CDATA[vergi dairesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=615</guid>

					<description><![CDATA[Ölüm vergi hukuku açısından mükellefiyeti ve vergi cezasını kaldıran ve kanuni ve mansup mirasçılara görev ve yükümlülükler veren bir durumdur. I- GİRİŞ 4271 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 599. maddesi uyarınca kişinin ölümü üzerine varislerin mirasçılık hakları doğmaktadır. Bu haklar, ölen kişinin sahip olduğu tüm mal varlığını, haklarını ve tasarruf işlemlerini kapsamaktadır. Ölen kişinin sahip olduğu tüm mal varlığının, hakların ve tasarruf işlemlerinin mirasçılara geçmesi için varislerin mirasçılık haklarını reddetmemeleri gerekmektedir. Ölen vergi mükellefinin mirasını üç ay içinde reddetmeyen mirasçıların, vergi kanunları ve diğer kanunlar açısından bir takım sorumluluklarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu sorumlulukların mirasçılar tarafından zamanında yerine getirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde mirasçılar bu sorumlulukların yerine getirilmemesi halinde cezai yaptırımlarla muhatap olabilirler. Bu nedenle, mirası reddetmemiş mirasçıların vergi mevzuatı açısından; &#8211; Ölüm halinde işi terk ve bildirimde bulunma, &#8211; Mirasçıların işe başlama bildiriminde bulunmaları, &#8211; Ölen mükellefin kazançları ile ilgili gelir, muhtasar ve katma değer vergilerine ilişkin beyannamelerin verilmesi, &#8211; Geçici verginin ödenmesi, &#8211; Veraset ve intikal vergisi beyannamesinin verilmesi gibi, sorumlulukların yerine getirilmesi gerekir. Ayrıca bu yazımızda, işletmenin mirasçılar tarafından devir alınması halinde değer artışı kazancı yönünden de irdelenecektir. &#160; II- MÜKELLEFİN ÖLÜMÜ HALİNDE İŞLETMENİN DEVİR ALINMASI VEYA ALINMAMASI VEYA BAŞKA MÜKELLEFLERE DEVİR EDİLMESİ DURUMUNDA YAPILACAK İŞLEMLER Gelir Vergisi Kanunu’nun 81. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, “Ferdi bir işletme sahibinin ölümü halinde, kanuni mirasçılar tarafından işletmenin faaliyetine devam olunması ve mirasçılar tarafından işletmeye dahil iktisadi kıymetlerin kayıtlı değeriyle (Bilanço esasına göre defter tutuluyorsa bilançonun aktif ve pasifiyle bütün halinde) aynen devir alınması” durumunda diğer kazanç ve iratlar kapsamında vergilendirilmeyeceği, anılan Kanun’un geçici 56. maddesinin D/4 numaralı bendinde ise, ortaklık haklarının veya hisselerinin elden çıkarılmasından doğan kazançların değer artışı kazanç olarak vergilendirileceği hükme bağlanmıştır. Bu hükümlere göre; &#8211; Ölen mükellefin varisleri tarafından işletmenin faaliyetine aynen devam edilmesi ve iktisadi kıymetleri kayıtlı değerleriyle aynen devralınması durumunda, (Bilanço esasına tabi ise bilançonun aktif ve pasifi bütün halinde kayıtlı değerleriyle devir alınacaktır.) bu devir işleminde herhangi bir değer artışı kazancı hesaplanmayacaktır. &#8211; Mirasçılar tarafından devir alınmayıp başka bir mükellefe devredilmesi durumunda, Mirasçılar tarafından işletmeye dahil iktisadi kıymetlerin kayıtlı değerleriyle aynen devir alınmayıp başka bir şirkete devredilmesinde, vergilendirilmeyecek diğer kazanç ve iratlar kapsamındadır. &#8211; İşletmenin mirasçılar tarafından devir alınmayıp başka bir şirkete devredilmesi durumunda ise, bu devirden doğan kazançların, vergilendirilecek diğer kazanç ve iratlar kapsamında değerlendirilmesi gerekir. ÖRNEK 1: İnşaat müteahhitlik faaliyetinden dolayı gelir vergisi mükellefi olan Mükellef A 2011 Mayıs ayında vefat etmiştir. Mükellefin yarım kalan işlerinin devamı için oğlu işletmeyi devir almıştır. Devir alan oğlu ayrıca gerçek usulde ticari kazanç mükellefi olup, gerek kendisi gerekse ölen babası ile ilgili olarak aşağıdaki şekilde işlem yapılması gerekir. &#8211; Ölüm tarihi itibariyle işletmenin faaliyeti durdurulduğundan, ticari kazancın mirasçıları tarafından aynen devralınması ve işletmenin aktifine devralınması nedeniyle değer artışı kazancı hesaplanmayacaktır. &#8211; Mirasçılar tarafından devralınması halinde, miras ortaklığının adi ortaklık olarak faaliyetinin devam edilmesi veya bu faaliyeti devam ettiren mirasçı tarafından ticari kazanç olarak mükellefiyetinin tesisi gerekir. &#8211; Miras hisselerini devreden diğer mirasçıların, müteahhitlik faaliyetinde bulunmamaları halinde (Bu işletme faaliyetinde bulunmamaları halinde) ticari kazanç mükellefiyeti açılmayacaktır. &#8211; Murisin faaliyetine devam etmeyen diğer mirasçıların kendilerine intikal eden ortaklık hisselerini işi devam ettiren oğluna devretmelerinden elde edecekleri kazanç, Gelir Vergisi Kanunu’nun Mükerrer 80. maddesi çerçevesinde değer artışı kazancı olarak gelir vergisine tabi tutulacaktır. &#160; III- MÜKELLEFİN ÖLÜMÜ HALİNDE VERGİ MEVZUATINDA YER ALAN HÜKÜMLER Vergi Usul Kanunu’nun 164. maddesinde, “Ölüm işi bırakma hükmündedir. Ölüm mükellefin mirası reddetmemiş mirasçıları tarafından vergi dairesine bildirilir&#8230;”, aynı Kanun’un 12. maddesinde, ölüm halinde mükelleflerinin ödevlerinin mirası reddetmemiş kanuni ve mansup mirasçılarına geçeceği, 16. maddesinde de, “Vergi kanunlarında hüküm bulunmayan hallerde ölüm dolayısıyla, mirasçılara geçen ödevlerin yerine getirilmesinde bildirme ve beyanname verme sürelerine üç ay eklenir.” hükümleri yer almıştır. Öte yandan, Gelir Vergisi Kanunu’nun 92. maddesinde, “Bir takvim yılına ait beyanname izleyen yılın Mart ayının başından yirmibeşinci günü akşamına kadar, gelirin sadece basit usulde tespit edilen ticari kazançlardan ibaret olması halinde izleyen yılın Şubat ayının başından yirmibeşinci günü akşamına kadar, tam mükellefiyette vergiyi tarha yetkili vergi dairesine&#8230;” verileceği veya taahhütlü olarak posta ile gönderileceği hükmü yer almıştır. Ayrıca anılan maddenin son fıkrasında, ölüm halinde, ölüm tarihinden itibaren 4 ay içinde beyanname verileceği belirtilmiştir. Bu hükümlere göre, ölüm halinde beyanname verme süresine ilişkin gerek Gelir Vergisi Kanunu’nun 92. maddesinde, gerekse Vergi Usul Kanunu’nun 16. maddesinde ayrı ayrı hükümler mevcut olup, bu nedenle, ölen mükelleflerin, beyanname vermeye veya diğer ödevlerin yerine getirilmesine ilişkin ödevlerinin, mirası reddetmemiş kanuni mirasçıları tarafından yerine getirilmesi, aşağıdaki süreler içerisinde olacaktır. &#160; IV- ÖLÜM HALİNDE İŞİ TERK BİLDİRİMİN VERİLMESİ Vergi Usul Kanunu’nun 168. maddesinde, “bildirimler ile işi bırakma ve değişiklik bildirimleri,  bildirilecek olayın vukuu tarihinden itibaren bir ay içerisinde mükellef tarafından vergi dairesine yapılır” denilmiş, 164. maddesinde de, ölümün işi bırakma hükmünde olduğu ve bu durumun, mükellefin mirası reddetmemiş mirasçıları tarafından vergi dairesine bildirileceği,  aynı Kanun’un 12. maddesinde ise, ölüm halinde mükelleflerinin ödevlerinin mirası reddetmemiş kanuni ve mansup mirasçılarına geçeceği, 16. maddesinde de, vergi kanunlarında hüküm bulunmayan hallerde ölüm dolayısıyla, mirasçılara geçen ödevlerin yerine getirilmesinde bildirme ve beyanname verme sürelerine üç ay ekleneceğine yukarıda değinilmişti. Bu hükümlere göre, ölen kişiye ait faaliyetin durdurulmuş olması halinde işi terk bildirimi 4 ay içerisinde, ancak mevcut işletmenin devamına karar verilmiş ise, 1 ay içerisinde bildirimde bulunulması gerekir. &#160; V- 2010 YILINDA ÖLEN GERÇEK USULE TABİ MÜKELLEFLER İLE BASİT USULE TABİ MÜKELLEFLERİN GELİRLERİNİN BEYANI Gelir Vergisi Kanunu’nun yukarıda yer alan 92. maddesinin son fıkrasına göre, ölen mükelleflerin ödevlerinin mirası reddetmemiş kanuni mirasçıları tarafından ölüm tarihinden itibaren dört aylık süre içerisinde beyan edilmesi gerekecektir. Çünkü anılan 92. maddenin son fıkrasında belirtilen ölüm halinde yıllık beyannamenin, ölüm tarihinden itibaren dört aylık süre içinde verileceğine ilişkin hükmünde, yıllık beyannamenin ait olduğu dönem belirtilmemektedir. Bu açıklamalara göre, ölen mükelleflerin kendisine ait gelirlerinden geçmiş olması kaydıyla, bu gelirin ve ölümün vuku bulduğu yıla ait gelirin, mirasçılar tarafından ölüm tarihinden itibaren dört ay içinde beyan edilecektir. Bu çerçevede; 2010 yılında mükellef iken, 2011 yılının beyanname verme süresi içerisinde ölenlerin; 2010 yılına ait gelirleri ölüm tarihinden itibaren dört ay içinde beyan edilecek ve tahakkuk eden vergi de, aynı süre içerisinde ödenecektir. Bu açıklamalara göre, gerçek usule tabi ticari, zirai ve mesleki kazanç sahiplerinin normal olarak beyanname verme süreleri olan 25 Mart tarihine kadar, basit usule tabi mükellefler ise 25 Şubat tarihine kadar ölmeleri halinde, her iki mükellef grubu da dört ay içerisinde yıllık beyannamelerini vermeleri gerekir. ÖRNEK 2: Ticari kazancından dolayı gerçek usulde yıllık gelir vergisi mükellefi iken 15.12.2010 tarihinde ölen mükellef (A)’nın, 01.01.2010–15.12.2010 tarihleri arasında elde ettiği gelirleri varisleri tarafından, dört ay içerisinde yani, 15 Nisan 2011 tarihine kadar beyan edilecektir. ÖRNEK 3: Gelirleri sadece basit usule tabi olan ve 15.12.2010 tarihinde ölen mükelleflerin gelirleri de, varisleri tarafından ölüm tarihinden itibaren dört ay içerisinde yani 15 Mayıs 2011 tarihine kadar beyan edilecek ve tahakkuk eden vergiler de, aynı süre içerisinde ödenecektir. Aynı tarihte ölen ve geliri sadece basit usule tabi ticari kazanç mükellefi olanların murisleri tarafından da, bu gelirleri aynı süre içerisinde beyan edilecektir. &#160; VI- 2011 YILINDA ÖLEN GERÇEK USULE TABİ MÜKELLEFLER İLE BASİT USULE TABİ MÜKELLEFLERİN MİRASCILAR TARAFINDAN GELİRLERİNİN BEYANI Gelir Vergisi Kanunu’nun 92. maddesinde yer alan hüküm, ölüm olayının vukuu bulduğu yılı ve önceki yılı da kapsar. Bu nedenle, Vergi Usul Kanunu’nun 16. maddesinde yer alan 3 aylık ilave süreye ait hüküm, Gelir Vergisi Kanunu’nda yer alan dört aylık beyanname verme süresine ilişkin özel hüküm nedeniyle uygulanmayacaktır. Bu açıklamalara göre, ölen mükellefin yıllık gelir vergisi beyannamesi, ister geçmiş yıla (geçmiş yılın kazancına ait beyanname vergi döneminin geçmemesi kaydıyla) ait, ister ölüm olayının vukuu bulduğu yıla ait olsun, ölüm tarihinden itibaren dört ay içinde verilecektir. ÖRNEK 4: Serbest meslek kazancından dolayı gerçek usulde yıllık gelir vergisi mükellefi olan (B), 15.01.2011 tarihinde ölmüştür. Murisin 01.01.2001 tarihinden ölüm tarihi olan 15.01.2001 tarihine kadar olan gelirleri, mirasçıları tarafından dört ay içerisinde beyan edilecektir. Buna göre, (A)’nın, söz konusu tarihlerde (01.01.2011–15.01.2011 tarihlerinde) elde ettiği gelirleri nedeniyle mirasçıları tarafından, 15 Mayıs 2011 tarihine kadar yıllık beyanname ile beyan edilmesi gerekir. ÖRNEK 5: Gelirleri sadece basit usule tabi olan ve 15.01.2011 tarihinde ölen mükelleflerin varisleri tarafından da, 15 Mayıs 2011 tarihine kadar beyan edilecek ve tahakkuk eden vergiler de, aynı süre içerisinde ödenecektir. &#160; VII- ÖLÜM HALİNDE DİĞER VERGİ BEYANNAMELERİN VERİLECEĞİ SÜRE Gelir Vergisi Kanunu’nun 98. maddesinde, “94. madde gereğince vergi tevkifatı yapmaya mecbur olanlar bir ay içinde yaptıkları ödemeler veya tahakkuk ettirdikleri karlar ve iratlar ile bunlardan tevkif ettikleri vergileri ertesi ayın yirmiüçüncü günü akşamına kadar ödeme veya tahakkukun yapıldığı yerin bağlı olduğu vergi dairesine bildirmeye mecburdurlar… Zirai ürün bedelleri üzerinden tevkifat yapanlar hariç olmak üzere, çalıştırdıkları hizmet erbabı sayısı 10 ve daha az olanlar, 94. maddeye göre yapacakları tevkifatla ilgili muhtasar beyannamelerini bağlı bulundukları vergi dairesine önceden bildirmek şartıyla her ay yerine Ocak, Nisan, Temmuz ve Ekim aylarının üçüncü günü akşamına kadar verebilirler” denilmiş, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 41. maddesinde ise, “Mükellefler ve vergi kesintisi yapmakla sorumlu tutulanlar katma değer vergisi beyannamelerini, vergilendirme dönemini takibenden ayın yirmi dördüncü günü akşamına kadar ilgili vergi dairesine vermekle yükümlüdür.” anılan maddenin 4.bendinde ise, “İşi bırakan mükellefin katma değer vergisi beyannamesi işin bırakıldığı tarihi izleyen ayın yirmi dördüncü günü akşamına kadar verilir…” hükmü yer almıştır. Öte yandan, Vergi Usul Kanunu’nun 16. maddesinde, ölüm dolayısıyla mirasçılara geçen ödevlerin yerine getirilmesinde bildirme ve beyanname verme sürelerine 3 ay ekleneceği ve yine aynı Kanun’un [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İşçinin Sık Sık Rapor Alması Nedeniyle İş Akdinin Feshi ve Bu Feshe Karşı İtiraz</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/iscinin-sik-sik-rapor-almasi-nedeniyle-is-akdinin-feshi-ve-bu-feshe-karsi-itiraz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 May 2011 13:22:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[18. madde]]></category>
		<category><![CDATA[4773 sayılı kanun]]></category>
		<category><![CDATA[4857 sayılı kanun]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuhasebe.com]]></category>
		<category><![CDATA[iş akdinin feshi]]></category>
		<category><![CDATA[işçi sağlık raporu]]></category>
		<category><![CDATA[İŞÇİNİN SIK SIK RAPOR ALMASI]]></category>
		<category><![CDATA[istirahat raporu]]></category>
		<category><![CDATA[rapor alınması]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık raporu]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[ssk]]></category>
		<category><![CDATA[torba yasa 6111 teşvik işveren prim teşviği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=612</guid>

					<description><![CDATA[İşçi ve işveren taraflarının karşılıklı anlaşmaları ile her zaman sona erdirilebilen iş sözleşmeleri, şayet süresi belirli ise bu sürenin sonunda da kendiliğinden sona ermektedir. I- GİRİŞ İş sözleşmelerinin sona ermesi aynı zamanda fesih bildirimi yoluyla da yapılabilmektedir. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan fesih bildirimi yoluyla iş sözleşmesinin sona ermesi; belirsiz süreli iş sözleşmelerinde belirli bir süre önceden haber vererek ihbar önelli yapılabileceği gibi([1]), belirli ve belirsiz süreli iş sözleşmelerinde haklı sebeplerin varlığı halinde de uygulama alanı bulabilecektir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24 ve 25. maddelerinde, işçinin ve işverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı; sağlık sebepleri, ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri ile zorlayıcı sebepler adı altında düzenlenmiştir. Diğer taraftan, Uluslararası Çalışma Örgütün’ün (Internatıonal Labour Organization-ILO) 158 sayılı “Hizmet İlişkisine İşveren Tarafından Son Verilmesi Hakkındaki Sözleşmesi”nin Türkiye tarafından onaylanması üzerine([2]), bu sözleşmeye uyum sağlamak üzere; ilk kez 1475 sayılı eski İş Kanunu’nda (4773 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle), daha sonra da 4857 sayılı yeni İş Kanunu’nun iş güvencesine ilişkin olarak 18 ile 21. maddeleri arasında yapılan yasal düzenlemeler sonucunda([3]); Kanun’da belirtilen sayıda işçi çalıştıran işyerlerindeki belirsiz süreli iş sözleşmelerinin, işveren tarafından feshedilebilmesi için, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanma zorunluluğu getirilmiştir. Bu çerçevede, aşağıda işçinin sık sık rapor alması nedeniyle iş akdinin sona erdirilip erdirilemeyeceği açıklanmaya çalışılacaktır. II- GEÇERLİ NEDENLE FESİH KAVRAMI 4857 sayılı Kanun’un 18. maddesinde; iş güvencesinin ana ilkelerinden olan işverence yapılacak bildirimli feshin, geçerli bir nedene dayanması zorunluluğu öngörülmüştür. Bahse konu düzenlemeye göre; otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir nedene dayanmak zorundadır. Bu madde bakımından geçerli sayılabilecek sebepler, anılan Kanun’un 25. maddesinde belirtilenler kadar ağırlıklı olmamakla birlikte, işin ve işyerinin normal yürüyüşünü olumsuz etkileyen hallerdir. Geçerli fesih için söz konusu olabilecek sebepler, işçinin iş görme borcunu kendisinden kaynaklanan veya işyerinden kaynaklanan sebeplerle ciddi bir biçimde olumsuz etkileyen ve iş görme borcunu gerektiği şekilde yerine getirmesine olanak vermeyen sebepler olabilecektir. İş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli nedenlere dayandığını kabul etmek gerekecektir. İşçinin yeterliliğinden ve davranışlarından kaynaklanan geçerli sebepler 4857 sayılı Kanun’un 25. maddesinde belirtilenlerin dışında kalan ve işyerlerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen sebeplerdir([4]). Kanun’da hangi sebeplerin işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli sebep olduğu sayılmamıştır. Ancak Kanun’un gerekçesinde, geçerli sebep olacak haller örnek olarak gösterilmiştir. İşe yatkın olmama işçinin yetersizliğinden kaynaklanan sebebe; arkadaşlarını işverene karşı kışkırtmak işçinin davranışlarından doğan sebebe; piyasada genel durgunluk ve yeni teknolojinin uygulanması işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan sebebe örnek olarak sayılabilecektir([5]). III- İŞÇİNİN SIK SIK RAPOR ALMASI NEDENİYLE İŞ AKDİNİN FESHEDİLMESİ Şüphesiz, iş akdinin geçerli nedenle fesih halleri Kanun’un gerekçesinde örnek olarak gösterilenler ile sınırlı değildir. Hukuksal her olayın özelliğine göre, zamanla yargı kararları ve öğretinin katkısı ile Kanun’un gerekçesinde belirtilenler dışında da geçerli fesih halleri meydana gelebilecektir. Nitekim Yargıtay bir kararında([6]) özetle; “4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesinde iş sözleşmesinin işveren tarafından işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanılarak feshedilebileceğinin düzenlendiği, söz konusu geçerli sebeplerin işçinin ve işyerinin normal yürüyüşünü olumsuz etkileyen haller olduğu, işçinin sık sık rapor almasının yasanın gerekçesinde bu nedenler içinde sayıldığı, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından kaynaklanan sebeplerin ancak işyerinde olumsuzluklara yol açması halinde fesih için geçerli sebep olabileceği, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyecek durumlarda, feshin geçerli sebeplere dayandığının kabul edilebileceği, dosya içeriğine göre, işçinin iş sözleşmesinin feshinden yaklaşık 2 ay önce 16.06.2006 tarihinde rahatsızlık nedeni ile ellerinden ameliyat olduğu ve bunun sonucu 38 gün istirahat raporu aldığı rapor bitim tarihi olan 23.04.2006 tarihinde işe başlayan işçinin iş sözleşmesinin 11.05.2006 tarihinde işveren tarafından 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/I-b maddesi uyarınca feshedildiği, yapılan bu feshin rahatsızlığının çalışmasına engel teşkil edeceğine dair sağlık kurulu raporu olmaması ve bu ameliyat nedeni ile istirahat ettiği günlerin ihbar öneline ilaveten 6 haftalık süreyi bulmaması nedeni ile yasadaki fesih koşullarını taşımadığı, işçinin son raporundan önce 2006 yılının ilk iki ayında 7, 2005 yılında ise 8 ve daha öncede birkaç kez rahatsızlığı nedeni ile sık sık rapor aldığı, bu şekilde rapor alma nedeni ile işverenin, işçinin iş görme ediminden yeterli olarak yararlanamadığı, işçinin bu davranışının işyerinde olumsuzluklara yol açtığı ve iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedene dayandığı” hüküm altına alınmıştır. Yukarıdaki yargı kararı göz önüne alındığında, “işçinin sık sık rapor alması” şeklindeki davranışının, işveren tarafından yapılan geçerli nedenle feshe haklı gerekçe oluşturabilmesi için, işçinin bu davranışının; iş görme borcunu ciddi biçimde olumsuz etkilemesi ve işyerinde olumsuzluklara yol açması gerektiği söylenebilecektir. IV- BU NEDENLE YAPILACAK FESHE İTİRAZ İş Kanunu’nun 20. maddesinde; iş sözleşmesi feshedilen işçinin, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabileceğine, taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlığın aynı sürede özel hakeme götürülebileceğine, feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğünün işverene ait olduğuna, işçinin, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia etmesi halinde, bu iddiasını ispatla yükümlü olduğuna, davanın seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılacağına, mahkemece verilen kararın temyizi halinde ise, Yargıtay’ın bir ay içinde kesin olarak karar vereceğine ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Hükümde yer alan bir aylık süre hak düşürücü süre olduğundan, bir aylık süre geçtikten sonra artık işçi feshin geçersizliğini iddia edemeyecektir. Bir aylık süre, feshin hüküm doğuracağı tarihten değil; fesih bildiriminin tebliği tarihten itibaren başlayacaktır. Bu nedenle işçi, bildirim süresi henüz dolmadan başka bir ifade ile iş sözleşmesi sona ermeden dava açmak zorunda kalabilecektir([7]). Kanun’dan da anlaşılacağı üzere; taraflar arasında yapılmış olan toplu iş sözleşmesinde bu tür uyuşmazlıkların özel hakem ile kotarılacağına ilişkin bir düzenlemenin öngörülmüş olması veya tarafların bu tür uyuşmazlıkları özel hakem ile çözecekleri konusunda anlaşmaları durumunda, tarafların özel hakeme başvurmaları söz konusu olacaktır([8]). V- SONUÇ Kanun’da belirtilen sayıda işçi çalıştıran işyerlerindeki belirsiz süreli iş sözleşmelerinin işveren tarafından geçerli nedenle feshedilebilmesi için, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir nedene dayanmak zorunluluğunun bulunduğu, Geçerli fesih için söz konusu olabilecek sebeplerin, işçinin iş görme borcunu kendisinden kaynaklanan veya işyerinden kaynaklanan sebeplerle ciddi bir biçimde olumsuz etkileyen ve iş görme borcunu gerektiği şekilde yerine getirmesine olanak vermeyen sebepler olabileceği, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli nedenlere dayandığının kabul edilebileceği, İşçinin sık sık rapor alması nedeni ile iş akdinin feshedilmesinin, “işçinin davranışlarından” kaynaklanan geçerli nedenler arasında yer aldığını söyleyebilmek için, alınan bu raporların; işçinin iş görme ediminden yeterli olarak yararlanılamaması ve işyerinde olumsuzlukların oluşması, şeklinde sonuçlar doğurması gerekeceği, Bu feshe karşı işçinin, fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde iş mahkemesinde dava açabileceği, toplu iş sözleşmesinde hüküm olması veya tarafların anlaşmaları durumunda uyuşmazlığın aynı sürede özel hakeme götürülebileceği, davanın seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılacağı, mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay’ın bir ay içinde kesin olarak karar vereceği, sonucuna ulaşılmıştır. Şahin TÜRK* Yaklaşım &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211; (*) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müfettişi ([1]) Bu yazıda yer alan görüşler tümüyle yazarına ait olup, görev yaptığı Kurumu bağlamaz, yazarın görev yaptığı Kurum görüşü olarak kullanılamaz ve değerlendirilemez. ([1]) İş sözleşmeleri; işi altı aydan az sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak iki hafta sonra, işi altı aydan bir buçuk yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak dört hafta sonra, işi bir buçuk yıldan üç yıla kadar sürmüş olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak altı hafta sonra, işi üç yıldan fazla sürmüş işçi için, bildirim yapılmasından başlayarak sekiz hafta sonra, feshedilmiş sayılır. ([2]) http://www.ilo.org/public/turkish/region/eurpro/ankara/sozlesme/soz158.htm.(ET:17.07.2009) ([3]) Nuri ÇELİK, İş Hukuku Dersleri, s. 197 vd. ([4]) 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesine ilişkin gerekçesi. ([5]) Geçerli sebebe örnek olacak diğer bazı haller 4857 sayılı Kanun’un 18. maddesine ilişkin gerekçesinde sayılmıştır. ([6]) Yrg. 9. HD.’nin, 18.06.2007 tarih ve E: 2007/9567, K: 2007/19231 sayılı Kararı (Tekstil İşveren Dergisi, Kasım 2008, Sayı: 344, E.T. 07.04.2011). ([7]) Haluk Hadi SÜMER, İş Hukuku Uygulamaları, s. 187. ([8]) Murat DEMİRCİOĞLU, Sorularla Yeni İş Yasası, İTO Yayınları No: 2003-42, 2003, s. 94.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dikkat! Yeni TTK İle Artık En Yetkili Organ Denetçi Olacaktır</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/dikkat-yeni-ttk-ile-artik-en-yetkili-organ-denetci-olacaktir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 May 2011 13:08:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TTK]]></category>
		<category><![CDATA[397. madde]]></category>
		<category><![CDATA[6102 sayılı yasa]]></category>
		<category><![CDATA[6102 sayılı yeni ttk]]></category>
		<category><![CDATA[denetleme]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[tms]]></category>
		<category><![CDATA[ttk]]></category>
		<category><![CDATA[türk muhasebe standartları]]></category>
		<category><![CDATA[türk ticaret kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[ufrs]]></category>
		<category><![CDATA[uygulama]]></category>
		<category><![CDATA[YENİ TTK]]></category>
		<category><![CDATA[yeni türk ticaret kanunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=608</guid>

					<description><![CDATA[Bir şirkete muhasebeci alınacakmış. Adaylarla görüşmeler yapılıyor, her giren bir şekilde ayrılıyor,  adaya sorulan soru 2x2 iki kere iki kaç eder sorusudur. Adaylardan biri patronla görüşür ve sorunun cevabı olarak “siz ne olmasını istersiniz efendim” der. İşe alınır. Bir diğeri de eline kağıt kalem alır ve titiz bir şekilde 2 yazar x çarpı işareti koyar tekrar 2 yazar ve çarpım sonuçlarını bulur, sonuç 4 tür. Bunu gören patron onu da işe alır.
]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni TTK ya göre limited şirketlerde görev alacak şirket müdürlerinin nitelikleri</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/yeni-ttk-ya-gore-limited-sirketlerde-gorev-alacak-sirket-mudurlerinin-nitelikleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 May 2011 12:44:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TTK]]></category>
		<category><![CDATA[2011 emekli maaşı martta kaç tl fark verildi]]></category>
		<category><![CDATA[4/b]]></category>
		<category><![CDATA[6111 İŞVEREN TEŞVİK MÜRACAATI]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[limited şirketler]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet türker]]></category>
		<category><![CDATA[şirket müdürlerinin nitelikleri]]></category>
		<category><![CDATA[torba yasa 6111 teşvik işveren prim teşviği]]></category>
		<category><![CDATA[ttk]]></category>
		<category><![CDATA[türk ticaret kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[yeni türk ticaret kanunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=535</guid>

					<description><![CDATA[1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 623 ve 630’uncu maddelerinde yönetim temsil başlığının altında müdürlere yer verilmiştir. “Şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekmektedir. Şirketin müdürlerinden biri tüzel kişi olduğu takdirde, bu kişi bu görevi tüzel kişi adına yerine getirecek bir gerçek kişiyi belirleyecektir. Müdürler, kanunla veya şirket sözleşmesi ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkilidir.” Şirketin birden fazla müdürünün bulunması halinde, bunlardan biri şirket ortağı olup olmadığına bakılmaksızın, genel kurul tarafından müdürler kurulu başkanı olarak atanır. Birden fazla müdürün olması halinde, bunlar çoğunlukla alırlar. Oylarda eşitlik olması halinde başkanın oyu üstün oy sayılarak, müdürlerin alacağı kararı etkileyecektir. Dolayısıyla başkanın vereceği üstün oyu, yönetim organındaki kilitlenmeyi çözen ve şirketi çalışabilir durumda tutan bir düzenlemedir. Şirket sözleşmesinde, müdürlerin karar almaları konusunda değişik düzenleme öngörülebilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 628’inci maddesinde ‘müdürlerin yerleşim yeri’ başlıkla yer almakta olup, bu maddeye göre “Şirket müdürlerinden en az birinin yerleşim yerinin Türkiye‘de bulunması ve bu müdürün şirketi tek başına temsile yetkili olması gerekir.” Bu fıkra hükmüne aykırılık olmasının belirlenmesi halinde, ticaret sicili müdürü durumun kanuna uygun hale, diğer bir ifadeyle şirket müdürlerinden en az birinin yerleşim yerinin Türkiye‘de bulunması ve tek başına imza yetkisi verilmesi için şirkete uygun bir süre verecektir. Bu sürenin hitamında, şirket tarafından talep edilen düzenlemenin yapılmaması halinde, ticaret sicili müdürü şirketin feshini mahkemeden isteyecektir. 628’inci maddenin gerekçesinde, şirketin tamamen Türkiye dışından yönetilmesini engellemekte ve müdürlerin sorumluluğuna ilişkin hükümlerin uygulamasındaki engelleri olabildiğince kaldırmak amacını gütmektedir. Sorumlulardan en az birinin Türk mahkemesinin önüne getirilebilmesini sağlamak, aynı kanunun 359’uncu maddesinde anonim şirketlerde yönetim kurulu üyelerinden temsile yetkili bir üyenin, Türk vatandaşı ve Türkiye’de bulunma şartının getirilmesinin nedeni işlem kolaylığı yanında, hukuki ve cezai sorumluluğa ilişkin hükümlere uygulanabilirlik kazandırmak ve şirketin pay sahiplerinin ve alacaklıların menfaatlerini korumak amaçlanmış olup, limited şirketlerde Türk vatandaşlığı mecburiyeti haricinde Türkiye’de yerleşme şartının getirilmesi bu doğrultuda amaçlanmıştır. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda şirket müdürlerine Türkiye‘de yerleşme mecburiyeti getirmediği için yüzde 100‘ü yabancı sermayeli şirketlere, atanan müdürlerin tamamının yurt dışında ikamet etmeleri nedeniyle Türk kanunlarına göre kurulan yüzde 100‘ü yabancı sermayeli limited şirketlerdeki yabancı uyruklu müdürlerin yerleşme adresleri yurt dışında olabiliyordu. Yeni kanunla artık bu şekilde uygulama yapılamayacağı için limited şirketlerde tek başına temsile yetkili atanacak şirket müdürlerinden en az bir şirket müdürü için ‘Çalışma İzni’ alınması ve ‘Türkiye‘de Yerleşme’ şartına uyum sağlamaları gerekli olup, bu nevi yabancı sermayeli şirketlerin 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 628’inci maddesinde belirtilen Türkiye’de yerleşme şartını yerine getirmek üzere gerekli hazırlıklarını yaparak bu maddeye uyum sağlamaları gerekmektedir. * Türker, İstanbul Ticaret Odası Mali Müşavirler Meslek Komitesi Meclis Üyesi]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çifte emeklilik aylığının detayları</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/cifte-emeklilik-ayliginin-detaylari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 May 2011 12:39:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[2011 emekli maaşı martta kaç tl fark verildi]]></category>
		<category><![CDATA[4/b]]></category>
		<category><![CDATA[6111]]></category>
		<category><![CDATA[6111 sayılı yasa]]></category>
		<category><![CDATA[bağkur]]></category>
		<category><![CDATA[borçlanma]]></category>
		<category><![CDATA[çifte emeklilik]]></category>
		<category><![CDATA[emeklilik]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[ssk]]></category>
		<category><![CDATA[torba yasa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=532</guid>

					<description><![CDATA[Geçtiğimiz günlerde SGK Başkanı Emin Zararsız&#8217;ın yaptığı bir açıklama pek çok çalışanı heyecanlandırmışa benziyor. Heyecanın boyutunu gelen sorulardan anlıyoruz. &#8220;Çifte emekli aylığı&#8221; başlığıyla verilen konunun detaylarına bakarken, yanlış anlamaları da gidermiş olalım. Bildiğiniz gibi Torba Kanun&#8217;la yapılan düzenlemeye göre, 1 Mart 2011 tarihinden itibaren, şirket ortağı veya vergi mükellefi Bağ-Kur&#8217;lular, ortaklık ve vergi mükellefiyetini sonlandırmadan SSK&#8217;lı çalışabilecekler. Bu düzenlemeyle Bağ-Kur&#8217;luların hangi avantajları elde edebileceklerini daha önce birkaç yazıda yazmıştık. Yine de hatırlatacak olursak, SSK&#8217;ya geçen Bağ-Kur&#8217;lular; · Duruma göre 5-6 yıla varan erken emeklilik, · %15-20 daha yüksek aylık (2000 yılı öncesi başlangıcı olanlar için), · Bağ-Kur prim borcuna rağmen sağlık yardımlarından yararlanma, · 7200 veya 9000 gün yerine 5000 civarı prim günüyle emeklilik, gibi avantajlara kavuşabilecekler. Diğer taraftan yine aynı düzenleme kapsamında, SSK&#8217;lı çalışırken Bağ-Kur primlerini de ödeme imkânı verildi. Diyelim ki bir şirket ortağısınız ve ortaklığınız devam ederken başka bir işyerinde sigortalı (4/a) çalışmaya başladınız. Bir yandan bu işyerinizden SSK primleriniz ödenirken, dilerseniz ortağı olduğunuz şirketten de Bağ-Kur primleriniz ödenebilecek. Ödenen bu Bağ-Kur primleri de SSK matrahınıza eklenecek. Böylece emeklilikte daha yüksek aylık alabileceksiniz. İşte basında &#8220;Çifte emekli aylığı müjdesi&#8221; olarak verilen haberin aslı budur. Özetleyecek olursak, emeklilikte ayrı ayrı SSK ve Bağ-Kur aylığı bağlanması söz konusu olmayacak. Sadece dileyen Bağ-Kur&#8217;lu, SSK&#8217;lı çalışmasının yanı sıra Bağ-Kur primlerini de ödemeye devam ederek, ilerde alacağı aylığı yükseltmiş olacak. Kimi okurlarımın, &#8220;Vatandaş Bağ-Kur primlerini ödeyemediği için SSK&#8217;ya kaçıyor, bir de üstüne Bağ-Kur primi ödeyebilir mi?&#8221; diye sorduklarını duyar gibiyim. Sanırım cevabı da sorunun içinde saklı. Geç de olsa bildirebilirsiniz Soru: Sadettin Bey, yeni bir şirkette muhasebe müdürü olarak çalışmaya başladım. Şirkette 2010/Haziran ayında pazarlamacı bir çalışan iş seyahatindeyken trafik kazası geçiriyor. Kolunda çok büyük hasarlar oluyor ve yaklaşık %25 çalışamazlık raporu alabiliyor. Fakat eski muhasebe müdürü durumu iş kazası olarak bildirmemiş. Kaza geçiren işçimizin yaklaşık yedi aylık çalışamaz raporu vardı ve bu raporları internetten gönderdik. Şimdi ben bu olayı geç de olsa iş kazası olarak bildirirsem şirketimize müfettiş incelemesi veya para cezası gibi bir yansıması olur mu? M. U. Cevap: Değerli okurum, söz konusu iş kazasının en geç kazadan sonraki üç işgünü içinde SGK&#8217;ya bildirilmesi gerekiyordu. Ancak geç de olsa bahsettiğiniz olayın bir iş kazası olduğunu SGK&#8217;ya bildirin. Bundan dolayı herhangi bir idari para cezası uygulanmaz. Fakat işçinin raporlu olduğu süreler için ödenen geçici iş göremezlik ödenekleri işverenden tahsil edilir. Siz bildirmeseniz bile kaza geçiren işçi tarafından SGK&#8217;ya yapılacak bir şikâyet sonucu, şirketiniz daha ağır sonuçlarla karşılaşabilir. Sosyal Güvenlik Haftamız kutlu olsun 16-22 Mayıs tarihleri arası, yani önümüzdeki hafta Sosyal Güvenlik Haftası olarak kutlanacak. Umarız bu önemli hafta, klasik kutlama törenleri dışında, sosyal güvenlik bilincinin artırılmasına, sorunların tartışılmasına ve çözüm üretilmesine vesile olur. Sadettin Orhan]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KDV iade taleplerine ilişkin olarak elektronik ortamda verilecek listelerin doldurulmasında dikkat edilmesi gereken hususlar</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/kdv-iade-taleplerine-iliskin-olarak-elektronik-ortamda-verilecek-listelerin-doldurulmasinda-dikkat-edilmesi-gereken-hususlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 14 May 2011 12:30:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KDV]]></category>
		<category><![CDATA[53 seri numaralı KDV Sirküleri]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat edilmesi gereken hususlar]]></category>
		<category><![CDATA[elekronik ortamda kdv iadesi]]></category>
		<category><![CDATA[Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29/3 maddesi]]></category>
		<category><![CDATA[kdv]]></category>
		<category><![CDATA[kdv iade talepleri]]></category>
		<category><![CDATA[kdv iadesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=529</guid>

					<description><![CDATA[Maliye Bakanlığı internet üzerinden yapılan KDV iade talepleri ile ilgili olarak uygulamada yaşanan sorunlardan hareketle bir duyuru yayınlamıştır. İnternet Vergi Dairesinden yapılan bu duyuruda, 53 seri numaralı KDV Sirküleri uyarınca, KDV iade taleplerinde elektronik ortamda alınmakta olan “İndirilecek ve Yüklenilen KDV Listeleri”nin doldurulmasında dikkat edilmesi gereken hususlara yer verilmiştir. Duyuruda listelerin İnternet Vergi Dairesinden gönderilmesi sırasında KDV iade taleplerinde gecikme yaşanmaması için aşağıda belirtilen hususlarda azami özenin gösterilmesi gerektiği belirtilmektedir. 1. Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 29/3 maddesi; “İndirim hakkı vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılı aşılmamak şartıyla, ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılabilir.” hükmü gereği belge defter ve kayıtlara hangi tarihte alınmışsa indirim hakkı da bu dönemde kullanılabilecektir. Ancak İnternet Vergi Dairesinden “İndirilecek/Yüklenilen Katma Değer Vergisi Listesi” gönderilirken bazı mükelleflerce belgenin tarihi olarak ilgili vesikanın kanuni defterlere kaydedildiği tarihin yazılmakta olduğu tespit edilmiştir. Örneğin 30 Ocak 2011 tarihli bir fatura, firmanın eline geç ulaşması nedeniyle 1 Şubat 2011 tarihinde yevmiye kayıtlarına alınması nedeniyle indirim hakkı 2011/02 döneminde kullanılmıştır; ancak belgenin tarihi olarak İndirilecek/Yüklenilen KDV Listesine 1 Şubat 2011 tarihi değil 30 Ocak 2011 tarihi yazılmalıdır. İndirilecek/Yüklenilen KDV Listelerinde belgenin tarihine dikkat edilmediği takdirde KDV İadesi Kontrol Raporlarında sorunlar yaşanmaktadır. Bu durum vergi daireleri arasındaki yazışmaların artmasına ve iadelerin gecikmesine yol açmaktadır. 2. Ayrıca belgeler İndirilecek/Yüklenilen KDV Listesine yazılırken tarih, seri ve sıra numaraları ile vergi kimlik numaraları doğru olarak ve her iki listeye mutlaka aynı şekilde yazılmalıdır. Alınan mal/hizmetin KDV hariç tutarı ve KDV’si bölünmeden listelere yazılmalıdır. 3. İthalat verileri girişinde Vergi Kimlik Numarası 10 haneli 1 olarak yazılmalı (1111111111) ve gümrük giriş beyannamesi numarasına listelerde mutlaka yer verilmelidir. 4. Yevmiye kayıtlarına muhasebe fişi veya mahsup fişi gibi belgelerle fatura düzenleme limitinin altında bulunan perakende satış fişi, ödeme kaydedici cihaz fişi, noter makbuzu gibi belgelerde Vergi Kimlik Numarası 10 haneli 3 olarak yazılmalı (3333333333) ve bunların KDV’lerinin toplamı bu döneme ait indirilecek KDV’nin % 5’ini aşmamalıdır. Fatura bilgileri ise miktarına bakılmaksızın listelere yazılmalıdır. 5. İndirimli orana tabi teslim ve hizmetler dolayısıyla yıllık iade talep edilmesi durumunda KDV beyannamesinde işlem türü olarak 450 kod kullanılmalı ve 2010 yılına ait tüm aylara ilişkin İndirilecek KDV Listesi iade talep edilen dönemde &#8221;Belgenin indirim hakkının kullanıldığı dönem&#8221; sütunu doldurularak İnternet Vergi Dairesinden gönderilmelidir. E&#38;Y Türkiye]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Stajyer Öğrencilere Yönelik SGK ve Ücret Uygulaması</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/stajyer-ogrencilere-yonelik-sgk-ve-ucret-uygulamasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 May 2011 15:05:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[6111 sayılı yasada stajerler]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuahsebe]]></category>
		<category><![CDATA[stajer öğrenciler]]></category>
		<category><![CDATA[stajerler]]></category>
		<category><![CDATA[stajerlerde emekliik]]></category>
		<category><![CDATA[stajerlerin sigortalılığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=523</guid>

					<description><![CDATA[STAJYER ÖĞRENCİLERE YÖNELİK SSK VE ÜCRET UYGULAMASI Stajyer öğrenciler; gördükleri eğitim gereği uygulamalı öğrenim yapmaları zorunlu bulunan öğrenciler olarak tanımlanabilir. Bir öğrencinin stajyer sayılabilmesi için eğitim yaptığı kurumun statüsünde mecburî staj şartı bulunması ve okul tarafından bir iş yerine uygulamalı eğitimini yapmak üzere belirli bir süre gönderilmesi gerekmektedir. Stajyer öğrencilerin işyerlerindeki çalışmaları serbest irade beyanı ile değil, ilgili eğitim kurumlarının statülerinden doğan bir zorunluluğa dayanmaktadır. &#160; 1. İş Kanunu’nda (1) işçi “Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi” olarak tanımlanmıştır. Stajyer öğrencilerin iş ilişkisi iş sözleşmesine dayanmadığından ve bağlılık unsuru söz konusu olmadığından, çalıştığı süre içinde ücret ödense dahi kanaatimce İş Kanunu açısından işçi sayılmazlar. Ancak, staj imkânı sağlayan işyeri, eğitim statüsü gereği uygulamalı stajın dışında öğrenciyi kendi iş yerinde stajyer sıfatıyla da olsa çalıştırdığı takdirde, bu öğrenciler işçi sayılacaktır. 2. Staj yapma zorunluluğu bulunan yüksekokul ya da üniversite öğrencileri 3308 sayılı kanun kapsamına da girmediğinden bu kapsama girenlerin sahip olduğu asgari ücret hakkına (yaşlarına uygun asgari ücretin en az %30&#8217;u) sahip değillerdir. 3308 sayılı kanuna tabi olmayan öğrenciler için işveren açısından kanaatimce “ücret ödeme” yükümlülüğü yoktur. 3. Öğrencinin zorunlu olarak yaptığı staj süresince işveren bu kişileri sigortalı yapmak zorunda değildir. Staj süresince okulun bilgisi dahilinde öğrenci bir işyerinde uygulama eğitimi görür ancak o işyerinde sigortalı olmaz. Örneğin; Meslek lisesi öğrencileri hakkında, Sosyal Sigortalar Kanunu’nun sadece iş kazaları, meslek hastalıkları ve hastalık sigortaları hükümleri uygulanır. Sigorta primleri de İş Kanunu gereğince yaşlarına uygun asgari ücretin yüzde 50’si üzerinden Milli Eğitim Bakanlığı bütçesine konulan ödenekten karşılanır. 4. Öğrenim gördükleri yüksekokul/üniversite de staj zorunluluğu bulunmamasına rağmen ekonomik ve benzeri nedenlerle öğrenimlerini sürdürürken bir işyerinde çalışmak isteyen öğrencilerin, öğrencilik sıfatı devam ettiği sürece herhangi bir işyerinde iş sözleşmesine dayanarak çalışması halinde bunların diğer işçiler gibi SSK’ya bildirilmesi gerekir. 5. Staj imkânı sağlayan işyeri, eğitim statüsü gereği uygulamalı stajın dışında öğrenciyi kendi iş yerinde stajyer sıfatıyla da olsa çalıştırdığı takdirde, bu öğrencilerin SSK’ya bildirilmesi gerekir. Örneğin; Turizm bölümünde okuyan bir öğrenci, okul tatili içinde zorunlu olarak bir ay staj yapması gerekirken staj yaptığı işyerinde iki ay çalışırsa, sonraki bir ayın sigortalı olarak gösterilmesi ve ücret ödenmesi gerekir. Belirtilen şekilde çalışan öğrenciler 4857 sayılı İş Kanuna göre de işçi sayılırlar. 6. Staj yapma zorunluluğu bulunan yüksekokul/üniversite öğrencilerine (ödeme yükümlülüğü bulunmamasına rağmen) ücret ödeyen işverenlerce bu ödemeler üzerinden gelir vergisi ve damga vergisi kesintisi yapılır. 7. Staj yapan öğrencilere ücret ödeniyor ise gelir vergisi ve damga vergisi kesintisini belirtmek amacıyla kanaatimce ücret bordrosu düzenlenmesi gerekir. 8. Meslek ve teknik lise öğrencilerinin öğrencilik dönemindeki sigortalarının emekliliğe bir etkisi yoktur. 9. Eğitim yaptığı kurumun zorunlu staj şartı dışında, lise veya yüksekokuldan mezun olmuş veya öğrenimi devam eden bir öğrenciyi stajyer sıfatıyla çalıştıran işveren diğer çalışanlar gibi sigortalı sayacak ve aynı prim oranları üzerinden kuruma bildirecektir. 10. İşverenlerin stajyer öğrencinin okulundan belge istemeleri ve staj sürelerine dikkat etmeleri gerekir. Aksi halde cezai yaptırımlara muhatap olabilirler. 11. Stajyer öğrencilerin diğer çalışanlar gibi sigortalı yapılmasında bir sakınca yoktur. Bu şekilde normal sigortalı gibi bildirilen stajyerlerin bu çalışmaları emekliliklerinde dikkate alındığı gibi, sigorta başlangıç tarihi olarak da kabul edilir. Sonuç: Stajyer, bir işyerinde yapılan işleri öğrenmek ve uygulamayı izleyerek bilgisini geliştirmek için işveren yanında çalışan kişidir. Stajyerlerin İş Kanunu kapsamı dışında kalmalarının tek istisnasını (2) &#8220;iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin tüzük ve yönetmeliklerde yer alan hükümler işyerlerindeki stajyerlere de uygulanır&#8221; hükmü oluşturur.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emekli Seyyar Piyango Bayilerinden SGDP alınması doğru değil</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/emekli-seyyar-piyango-bayilerinden-sgdp-alinmasi-dogru-degil/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 May 2011 20:07:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ali TEZEL]]></category>
		<category><![CDATA[5510 sayıulı yasa]]></category>
		<category><![CDATA[6111 sayılı yasa]]></category>
		<category><![CDATA[ali tezel]]></category>
		<category><![CDATA[bağkur]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[milli piyango]]></category>
		<category><![CDATA[seyyar bayiler]]></category>
		<category><![CDATA[sgdp]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik destek primi]]></category>
		<category><![CDATA[torba yasa 6111 teşvik işveren prim teşviği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=518</guid>

					<description><![CDATA[Emekli Seyyar Piyango Bayilerinden SGDP alınması doğru değil

Emekli olup da vergi mükellefi, şirket ortağı olanlardan SGK, emekli aylıklarının yüzde 15’ini keserek Sosyal Güvenlik Destek Primi (SGDP) almaktadır. Ancak, seyyar milli piyango bayileri vergi mükellefi olmadıklarından bunlardan SGK, herhangi bir kesinti yapılmaması gerekir…]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çalışanlar bu Habere Sevinecek  SGK dan önemli uygulama !</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/calisanlar-bu-habere-sevinecek-sgk-dan-onemli-uygulama/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 May 2011 10:20:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Asgari ücret]]></category>
		<category><![CDATA[Emekli maaşı]]></category>
		<category><![CDATA[kayıt dışı]]></category>
		<category><![CDATA[meslek kodu]]></category>
		<category><![CDATA[sigorta primi]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik kurumu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=513</guid>

					<description><![CDATA[SGK&#8217;dan büyük adım! Orta düzey çalışanlar bu habere sevinecek! Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), meslek kodu uygulamasına geçiyor. Örneğin aynı işyerinde çalışan bulaşıkçı asgari ücretten gösterilirken aşçı daha yüksekten gösterilecek. İkisi de asgariden gösterilmek istenirse sistem bunu kabul etmeyecek. Zaman&#8217;daki habere göre, Türkiye&#8217;de 10 milyon 400 bin çalışandan yaklaşık 4,5 milyonunun SSK primi asgari ücret üzerinden yatıyor. Çoğu kişi, iş hayatının tamamında asgari ücretten çalışmış gibi gösteriliyor. Bu nedenle Sosyal Güvenlik Kurumu&#8217;nun (SGK) prim kaybı her yıl milyarlarca lirayı buluyor. Çalışan açısından ise primi düşük yatırıldığı için alacağı emekli maaşı son derece düşük oluyor. İşten ayrılması durumunda da düşük kıdem tazminatına razı olmak zorunda kalıyor. Bu durumun önüne geçmek için önemli bir adım atan SGK, meslek kodu uygulamasına geçiyor. Buna göre, her mesleğin bir kodu olacak ve kurum artık sigorta kaydı ile birlikte meslek kodlarını da girecek. Uygulama ile birlikte farklı statülerde çalışanlar için aynı ücret gösterilemeyecek, sistem otomatik olarak kabul etmeyecek. Örneğin aynı işyerinde çalışan aşçı ile bulaşıkçının ikisi de asgari ücretten gösterilemeyecek. Bulaşıkçı en düşük ücret olan asgari ücretten gösterilirken aşçı için mecburen daha yüksek bir ücret gösterilecek. Asgari ücret gösterilmek istense de sistem bunu kabul etmeyecek. Türkiye iki tür kayıt dışılıkla mücadele ediyor. Birincisi çalışanların hiçbir sosyal güvenlik kurumuna tabi olmadan istihdam edilmesi. Bu oran TÜİK&#8217;e göre yüzde 43. Buna göre yaklaşık 9 milyon 300 bin kişi sigortasız çalıştırılıyor. Bu kişilerden devlet sosyal güvenlik primi ve vergi alamıyor. Sadece bu kişiler nedeniyle kurumun prim kaybı 26 milyar lira civarında. Kayıt dışılığın ikinci şekli ise kişilerin sosyal güvenliğe kayıtlı olmasına rağmen SGK&#8217;ya gerçek maaşlarının altında bildirilmesi. Çalışanların önemli bir kısmı en alt düzey olan asgari ücretten gösteriliyor. Toplam çalışanların yaklaşık yüzde 44&#8217;ünün primi asgari ücretten ödeniyor. Ancak bu kişilerin gerçek maaşı, asgari ücretin üzerinde. Bu yolla hem devlet hem de çalışan ciddi şekilde kayba uğruyor. &#8216;Kayıt içindeki kayıt dışılık&#8217; olarak ifade edilen bu duruma savaş açan SGK&#8217;nın yeni uygulaması özellikle orta düzey çalışanları sevindirecek. Yeni uygulama ile beyaz yakalılar ile orta düzey çalışanların asgari ücretten bildirilmesinin önüne geçilmesi amaçlanıyor. Düzenleme ile hem yatırılan prim her yıl yükseltilecek hem de nitelikli personel asgari ücretten gösterilemeyecek. Örneğin artık bir mühendisin maaşı, asgari ücretten bildirilemeyecek. Ya da bir işyerinde çalışan tekniker ile mühendis için aynı primin bildirilmesi önlenecek.]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çifte emeklilik fırsatı kapıda!</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/cifte-emeklilik-firsati-kapida/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 May 2011 06:51:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çalışma Hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[bağkur]]></category>
		<category><![CDATA[çifte emeklilik]]></category>
		<category><![CDATA[emekli sandığı]]></category>
		<category><![CDATA[emeklilik]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[ssk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=506</guid>

					<description><![CDATA[Çifte emeklilik fırsatı kapıda! Hükümet, sosyal güvenlik alanında tarihi bir adım attı.  Bir vatandaş aynı anda hem Bağ-Kur&#8217;lu hem SSK&#8217;lı olabilecek ve prim ödeyerek emekliliğinde yüksek aylık alabilecek. Emekli aylığından şikâyet edenler için önemli bir uygulama hayata geçti. Bir vatandaş aynı anda hem Bağ-Kur&#8217;lu hem SSK&#8217;lı olabilecek ve prim ödeyerek emekliliğinde yüksek aylık alabilecek. Örneğin, mesai saatlerinde sigortalı olarak çalışan bir teknisyen, akşamları da kendi adına açtığı mesleğine ilişkin işyerinde ticari faaliyette bulunabilecek. Veya fabrikada işçi olarak çalışan bir kişi büfe kiralayarak kendi adına işletebilecek. Sabah Gazetesi&#8217;nden Hazal Ateş&#8217;in haberine göre, böylece çalışırken hem ek gelir elde edecek hem de iki kez prim yatırdığı için yüksek emekli aylığı alabilecek. Yeni düzenlemeyle çalışanlar, internet cafe, restoran, lokanta, konfeksiyon dükkanı gibi işyeri sahibi de olabilecek. Özel şirkette SSK&#8217;ya tabi çalışan bir kişi aynı zamanda üzerine açtığı dükkânı nedeni ile Bağ-Kur&#8217;lu olarak da prim yatırabilecek. AYLIK 1500 TL&#8217;YE ÇIKACAK Böylece, iki ayrı sosyal güvenlik kurumuna prim ödediği için daha fazla emekli aylığına kavuşabilecek. Nitekim halen 750 lira civarında emekli aylığı alan bir vatandaşın geliri 1.500 liraya kadar çıkabilecek. Uygulamada SSK&#8217;lı işçilerin primlerini şirketler otomatik olarak yatırıyor. Yani primi, işveren ödemiş oluyor. Bağ Kur&#8217;lu ise kendi primini kendisi yatırıyor. Duble emekliliğe kapı aralayan yöntem, hem işverenin hem de mükellefin kendisinin yatırdığı primlerin ortak değerlendirmesini sağlıyor. BAKKAL SSK&#8217;LI OLACAK 21 MİLYARA ULAŞTI Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkanı Emin Zararsız, &#8220;Mevcut sistemde, bakkal açan bir kişi, fabrikada SSK&#8217;lı olarak işe başladığında Bağ- Kur&#8217;unu kapatmak durumundaydı. Bağ- Kur&#8217;u kapatana kadar sigortalı olması mümkün değildi. Şimdi bu durumdaki vatandaş, bakkal açtığı gibi bir fabrikada işçi olarak da çalışabilecek. Üstelik bakkalı kendi adına da işletebilecek. Primini yatırıp yüksek aylık alabilecek&#8221; dedi. Yapılandırma kapsamında tahsil edilecek prim alacak tutarının 20 milyar 735 milyon liraya ulaştığını belirten Zararsız, kasaya giren nakit tutarının da 1 milyar 4 milyon lira olduğunu söyledi. SGK Başkanı Zararsız, sosyal güvenlikteki memur, işçi ve esnaf ayırımının kalkması gerektiğini vurguladı. Bebeği olanlara da müjde veren Zararsız, her doğan bebeğin sağlık hizmetinin otomatik olarak devreye gireceğini anlattı. Zararsız, böylece taze babaların kuyruktan kurtulacağına dikkat çekti. Milliyet]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anonim şirket genel kurullarına ilişkin yeni düzenlemeler</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/anonim-sirket-genel-kurullarina-iliskin-yeni-duzenlemeler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 May 2011 14:39:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[A.Ş.'lerde bu pay sahibi]]></category>
		<category><![CDATA[anaonim şirketler]]></category>
		<category><![CDATA[genel kurullar]]></category>
		<category><![CDATA[Pay sahipleri hakları]]></category>
		<category><![CDATA[serbest piyasa kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[spk]]></category>
		<category><![CDATA[ttsg]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye ticaret sicil gazetesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=492</guid>

					<description><![CDATA[Bilindiği üzere genel kurul (GK-Yeni Türk Ticaret Kanunu madde 407-451), anonim şirketlerin (AŞ) tüm pay sahiplerinin ve/veya temsilcilerinin katıldığı organı durumundadır. Pay sahipleri haklarını GK&#8217;da kullanırlar. Murahhas üyelerle en az bir yönetim kurulu (YK) üyesinin GK toplantısında bulunmaları şarttır. Denetçiler ve işlem denetçisi ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı temsilcisi de genel kurulda yer alır. Esas sözleşmenin değiştirilmesi, YK üyelerinin seçimi, süreleri, ücretleri ile huzur hakkı, ikramiye ve prim gibi haklarının belirlenmesi, ibraları hakkında karar verilmesi ve görevden alınmaları, kanunda öngörülen istisnalar dışında denetçinin ve işlem denetçilerinin seçimi ile görevden alınmaları, mali tablolara, yıllık rapora, yıllık kar üzerinde tasarrufa, kar payları ile kazanç paylarının belirlenmesine, yedek akçenin sermayeye veya dağıtılacak kara katılması dahil, kullanılmasına dair kararların alınması, Kanunda öngörülen istisnalar dışında şirketin feshi, önemli tutarda şirket varlığının toptan satışı GK&#8217;nın devredilemez yetkilerindendir. Tek pay sahipli A.Ş.&#8217;lerde bu pay sahibi GK&#8217;nın tüm yetkilerine sahip olup, tek pay sahibinin alacağı kararların geçerliliği için yazılı olması şarttır. GK&#8217;lar olağan ve olağanüstü toplanır. Olağan toplantı her faaliyet dönemi sonundan itibaren 3 ay içinde yapılır: Burada, organların seçimine, mali tablolara, yıllık rapora, karın kullanım şekline, dağıtılacak kar ve kazanç paylarının belirlenmesine, YK üyelerinin ibraları ile faaliyet dönemini ilgilendiren ve gerekli görülen diğer konulara ilişkin karar alınır. GK, şirket merkezinin bulunduğu yerde toplanır. Sermayenin en az %10&#8217;unu, halka açık şirketlerde %5&#8217;ini oluşturan pay sahipleri, YK&#8217;dan, GK&#8217;yı toplantıya çağırmasını veya karara bağlanmasını istedikleri konuları gündeme koymasını isteyebilir. Gündemde bulunmayan konular müzakere edilemez ve karara bağlanamaz. GK toplantıya, şirketin internet sitesinde ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde (TTSG) yayımlanan ilanla çağrılır ve çağrı, toplantıdan en az 2 hafta önce yapılır. GK&#8217;lar, aksi öngörülmüş haller dışında, sermayenin en az %25&#8217;ini karşılayan payların veya temsilcilerinin varlığıyla toplanır ve ikinci toplantıda bu oran aranmaz. Kararlar hazır bulunanların çoğunluğu ile verilir. Esas sözleşmeyi değiştiren kararlar, şirket sermayesinin en az %50&#8217;sinin temsil edildiği GK&#8217;da, çoğunlukla alınır. İlk toplantıda öngörülen toplantı nisabı elde edilemediği takdirde, en geç bir ay içinde yapılabilecek ikinci toplantıda nisap sermayenin en az 1/3&#8217;ünün toplantıda temsil edilmesidir. Ancak, bilanço zararlarının kapatılması için yükümlülük ve ikincil yükümlülük koyan kararlar, şirketin merkezinin yurt dışına taşınmasına ilişkin kararlar sermayenin tümünü oluşturan payların veya temsilcilerinin oybirliğiyle alınır. Şirketin işletme konusunun tamamen değiştirilmesi, imtiyazlı pay oluşturulması ve nama yazılı payların devrinin sınırlandırılması sermayenin en az %75&#8217;ini oluşturan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin olumlu oylarıyla alınır. Bu nisaplara ulaşılamadığı takdirde izleyen toplantılarda da aynı nisap aranır. Pay senetleri menkul kıymet borsalarında işlem gören şirketlerde, sermayenin artırılması ve kayıtlı sermaye tavanının yükseltilmesine ilişkin esas sözleşme değişiklikleri ile birleşmeye, bölünmeye ve tür değiştirmeye ilişkin kararlar için GK&#8217;da payların en az %25&#8217;inin hazır bulunmaları gerekir. GK tarafından verilen kararlar toplantıda hazır bulunmayan veya olumsuz oy veren pay sahipleri hakkında da geçerlidir. Bilançonun onaylanmasına ilişkin GK kararı, kararda aksine açıklık bulunmadığı takdirde, YK üyelerinin, yöneticilerin ve denetçilerin ibrası sonucunu doğurur. Bununla beraber, bilançoda bazı hususlar hiç veya gereği gibi belirtilmemişse veya bilanço şirketin gerçek durumunun görülmesine engel olacak bazı hususları içeriyorsa ve bu hususta bilinçli hareket edilmişse onama ibra etkisini doğurmaz. Pay sahibi, GK&#8217;ya kendisi katılabileceği gibi, temsilci de yollayabilir. Temsilcinin pay sahibi olması gerekmez. Senede bağlanmamış paylar, nama yazılı pay senetleri ve ilmühaberlerin hakları, pay defterinde kayıtlı bulunan pay sahibi veya yazılı olarak yetkilendirilmiş kişi tarafından kullanılır. Hamiline yazılı pay senedinin zilyedi bulunduğunu ispat eden kimse, şirkete karşı pay sahipliğinden doğan hakları kullanmaya yetkilidir. Bir pay, birden çok kişinin ortak mülkiyetindeyse, bunlardan biri GK&#8217;ya katılabilir. Bir payın üzerinde intifa hakkı varsa, oy hakkını intifa hakkı sahibi kullanır. Oy hakkı GK&#8217;da, payların toplam itibari değeriyle orantılı olarak kullanılır. Her pay sahibi sadece bir paya sahip olsa da en az bir oy hakkını haizdir. Ancak birden fazla paya sahip olanlara tanınacak oy sayısı esas sözleşmeyle sınırlandırılabilir. Oy hakkı, payın, kanunen veya esas sözleşmeyle belirlenmiş bulunan en az tutarının ödenmesiyle doğar. Pay sahibi kendisi, eşi, alt ve üstsoyu veya bunların ortağı oldukları şahıs şirketleri ya da hakimiyetleri altındaki sermaye şirketleri ile şirket arasındaki kişisel nitelikte bir işe veya işleme veya herhangi bir yargı kurumu ya da hakemdeki davaya ilişkin olan müzakerelerde oy kullanamaz. Şirket YK üyeleriyle yönetimde görevli imza yetkisini haiz kişiler, YK üyelerinin ibra edilmelerine ilişkin kararlarda kendilerine ait paylardan doğan oy haklarını kullanamaz. Toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, GK&#8217;ya katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, GK&#8217;ya katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve bu aykırılıkların GK kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri ile YK, kararların yerine getirilmesi, kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa YK üyelerinden her biri GK kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren 3 ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilirler. Pay sahibinin, GK&#8217;ya katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran ve şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan GK kararları geçersizdir. Yavuz AKBULAK / SPK Başkanlık Danışmanı]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Defter ve Belgelerin Muhafaza Ödevi</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/defter-ve-belgelerin-muhafaza-odevi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 May 2011 06:30:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[5 yıl saklama zorunluluğu]]></category>
		<category><![CDATA[danıştay]]></category>
		<category><![CDATA[defter ve belgeler]]></category>
		<category><![CDATA[defterlerin muhafazası]]></category>
		<category><![CDATA[muhafaza]]></category>
		<category><![CDATA[vergi levhası]]></category>
		<category><![CDATA[vuk]]></category>
		<category><![CDATA[vuk 3.madde]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=488</guid>

					<description><![CDATA[Mükellefler tutmak ve düzenlemek zorunda bulundukları defter ve belgelerini Vergi Usul Kanunu’na ve Türk Ticaret Kanunu’na göre muhafaza etmeye mecburdurlar. I-GİRİŞ : VUK’un 253. maddesinde, “Bu Kanun’a göre defter tutmak mecburiyetinde olanlar, tuttukları defterlerle üçüncü kısımda yazılı vesikaları, ilgili bulundukları yılı takip eden takvim yılından başlayarak beş yıl süre ile muhafaza etmeye mecburdurlar.” 254. maddesinde, “Bu Kanun’a göre defter tutmak mecburiyetinde olmayanlar, 232, 234 ve 235 maddeler mucibince almaya mecbur oldukları fatura ve gider pusulası ve müstahsil makbuzlarını tarih sırası ile tanzim tarihlerini takip eden takvim yılından başlayarak beş yıl süre ile muhafaza etmeye mecburdurlar.” hükümleri yer almaktadır. Türk Ticaret Kanunu’nun 68. madde hükmünde ise “Defter tutmak mecburiyetinde bulunan kimse ve işletmeye devam eden halefleri defterleri son kayıt tarihinden ve saklanması mecburi olan diğer hesap ve kağıtları tarihlerinden itibaren on yıl geçinceye kadar saklamaya mecburdurlar.” denilmektedir. II- VERGİ USUL KANUNU’NA GÖRE MUHAFAZA ÖDEVİ Vergi Usul Kanunu’na göre defter tutmak zorunda olan ile defter tutma mecburiyetinde olmayanlar tuttukları, kullandıkları veya almaya mecbur oldukları; &#8211; Defterleri, &#8211; Alış ve satış faturalarını, &#8211; Sevk irsaliyelerini, &#8211; Fatura yerine geçen perakende satış fişlerini, makineli kasaların kayıt rulolarını, giriş ve yolcu taşıma biletlerini, gider pusulası ve müstahsil makbuzlarını, &#8211; Serbest meslek makbuzlarını, &#8211; Ücret Bordrosu ve Bordro yerine geçen vesikaları, &#8211; Taşıma irsaliyesi, yolcu listesi,günlük müşteri listelerini &#8211; Yazdıkları ve aldıkları mektup, telgraf ve hesap hülasalarını, gönderilen ve gelen muhabere (haberleşme) evrakını, &#8211; Mukavelename, taahhütname, mahkeme ilamları gibi hukuki vesikalarla, ihbarname karar örnekleri vergi makbuzları gibi vergi evrakını, ilgili bulundukları yılı takip eden takvim yılından başlayarak beş yıl süre ile muhafaza etmeye mecburdurlar. Burada önemli nokta muhafaza süresinin başlangıcının defter ve vesikaların ilgili olduğu yıla bağlı olması ve tarh ve tahakkuk zamanaşımı ile ilişkilendirilmesidir. Yani evrakın düzenleme tarihi değil vergi ile ilişkilendirildiği yıl önemlidir. Saklama süresi zamanaşımına bağlı olmakla birlikte zamanaşımı süresinin vergiyi doğuran olay nedeni ile değişebildiği durumlar olmaktadır. Örneğin; 2005 yılında başlayan ve 2009 yılında biten yıllara sari inşaat işinden dolayı tarh zamanaşımı süresi 2010 da başlayacak ve 31.12.2014 yılında bitecektir. Bu nedenle 2005 yılında alınan veya düzenlenen bir belgenin de 31.12.2014 tarihine kadar saklanması zorunludur. Çünkü yıllara sari inşaat ve onarım işinde vergiyi doğuran olay işin bittiği yılda doğmakta ve zamanaşımı da izleyen yıldan başlamaktadır. Bu nedenle defter ve belgelerin saklanma süresi de zamanaşımına göre belirlenecektir. Mükelleflerin geçmiş yıllarla ilgili zarar mahsubunda özellik arzeden durum, geçmiş yıllara ait zarar mahsup edildiğinde bu mahsup hangi yılın beyannamesinde yapılmışsa o yıla ait bir matrah unsuru kabul edilir bu durumda zararın meydana geldiği yıl kayıtlarının mahsubun yapıldığı yıl kayıtlarının saklama süresi sonuna kadar muhafaza edilmesi gerekir. Aksi durumda matraha ait bir gider belgesinin tevsiki mümkün olmadığından zararında kabulü de söz konusu olamayacaktır. Örnek: (X) Ltd. Şti 2007 yılı zararını 2009 yılındaki kazancından mahsup etmiştir. Bu durumda mükellef 2007 yılına ait defter ve belgelerini ilgili bulunan yıl olan 2009 yılını dikkate alarak 31.12.2014 tarihine kadar saklamakla yükümlüdür. Ayrıca özellik arzeden bir durum da sabit kıymetler için ayrılan amortismanlardır. Çünkü amortismanlar da ilgili yılda gider olarak kayıtlara alınır. Amortisman konusu olan kıymet üzerinden amortisman ayrılarak gider yazılmışsa yazılan bu giderin doğruluğunun tevsiki gerekmektedir. Bu nedenle de sabit kıymetin alış belgesinin ve önceden ayrılan amortisman kayıtlarının muhafazası, sabit kıymetin tamamen itfa edildiği yılı takip eden yıldan başlayacaktır. Defter tutma mecburiyetinde olmayan mükellefler ise almaya mecbur oldukları fatura, gider pusulası ve müstahsil makbuzlarını tarih sırası ile ve düzenlenme tarihlerini takip eden takvim yılından başlayarak beş yıl süre ile muhafaza ile yükümlüdürler. III- TÜRK TİCARET KANUNU’NA GÖRE MUHAFAZA ÖDEVİ Türk Ticaret Kanunu’na göre defter tutmak mecburiyetinde olan kimse ve işletmeye devam eden halefleri defterleri son kayıt tarihinden ve saklanması mecburi olan diğer hesap ve kağıtları tarihlerinden itibaren on yıl geçinceye kadar saklamaya mecburdurlar. Bu Kanun’a göre ise defterlerin saklanma süresinin başlangıcı olarak son kayıt tarihi dikkate alınmıştır. Örneğin; 2008 yılına ait yevmiye defterinin, kapanış tasdiki 15.01.2009 tarihin de yapılmış ise 15.01.2019 tarihinde, kapanış tasdiki yaptırmamış ve defterdeki son kayıt tarihi 20.10.2008 ise 20.10.2018 tarihinde saklanma ve ibraz mecburiyeti sona erecektir. Ayrıca diğer hesap ve kağıtların ise saklanma süresi düzenlenme tarihinden itibaren başlamaktadır. Örneğin; l0.11.2008 tarihinde düzenlenen belgenin saklanma süresi 10.11.2018 tarihinde sona erer. Bu defter ve kağıtları hakiki şahıs tacirin ölümü halinde mirasçıları tarafından, ticareti terk etmesi halinde kendisi tarafından saklanması gerekmektedir. Ayrıca mirasın resmi tasfiyesi halinde defter ve kağıtlar Sulh Mahkemesi tarafından saklanır. Kolektif ve adi komandit şirketlerin her ne suretle olursa olsun infisahı halinde bunlara ait defter ve kağıtlar şirket merkezinin bulunduğu yerdeki salahiyetli mahkeme tarafından saklanmak üzere ortaklardan birine veya notere teslim edilir. Diğer şirketlerin infisahı halinde ise notere tevdi olunur. IV- DEFTER VE BELGELERİN ELDE OLMAYAN NEDENLERLE ZİYAA UĞRAMASI Mükellefler saklamakla zorunlu olduğu defter ve belgeleri, muhafaza süresi içinde yetkili makam ve memurların talebi üzerine ibraz ve inceleme için arz etmek zorundadırlar. Ancak defter ve belgeleri yangın, su baskını, yer sarsıntısı gibi afetler sebebiyle saklama süresi içinde ziyaa uğramışsa mükellef bu durumu 15 gün içinde işletmenin bulunduğu yerin yetkili mahkemesine bildirmek ve mahkeme kararı ile belgelendirmekle yükümlüdür. Aksi halde yetkililerce istenen defter ve belgeler ibraz edilmemiş sayılarak VUK’un 30. madde hükmüne göre re’sen vergi tarhedilmesi ve 359. maddeye göre de hakkında kaçakçılık suçu ve cezası uygulanması ile karşı karşıya kalınır. V- SONUÇ 13.01.2011 tarih ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu([1]) 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girecektir. Kanun’un yürürlüğe girmesi ile 1533. madde hükmüne göre 29.06.1956 tarih ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu yürürlükten kaldırılacaktır. Saklama ve ibraz yükümlülüğü ise 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 82. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde hükmüne göre de ticari defter ve belgelerin saklanma yükümlülüğünün süresi değişmemiş yine on yıl olarak hükme bağlanmıştır. Ancak saklama süresinin başlangıcı son kaydın yapıldığı takvim yılının bitişiyle başlayacaktır. Ticari işletmelerde esas amaç bir kazanç elde etmek olmakla birlikte işletme sahipleri faaliyetin başlangıcından sonuna kadar kanunlarla yüklenen sorumlulukları da yerine getirmek zorundadırlar. Bunun tersi durumlar da işletmenin faaliyeti sekteye uğrayacağı gibi altından kalkılamayacak kadar ağır yaptırımlarla da karşı karşıya kalınır. Ayşe GINALI * Yaklaşım (*) Antalya Vergi Dairesi Başkanlığı, Kurumlar Vergi Dairesi Müdürlüğü, Vergi Dairesi Müdür Yrd. [1] 14.02.2011 tarih ve 27846 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KDV&#8217;den muaf işlemler, vergi indirimi konusu yapılamaz</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/kdvden-muaf-islemler-vergi-indirimi-konusu-yapilamaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 May 2011 06:26:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[KDV]]></category>
		<category><![CDATA[Alım-Satımında KDV Oranı]]></category>
		<category><![CDATA[Geç gelen faturalar]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[indirilemeyen kdv]]></category>
		<category><![CDATA[kdv]]></category>
		<category><![CDATA[madde 29]]></category>
		<category><![CDATA[matrah]]></category>
		<category><![CDATA[matrah arttırımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=485</guid>

					<description><![CDATA[Ülkemizde en yaygın ve hemen hemen herkesi ilgilendiren vergi, Katma Değer Vergisi&#8217;dir. Çünkü ticari, sınai, zirai ve serbest meslek faaliyetinde satılan mal ve verilen hizmetlerin hemen hemen tamamı KDV&#8217;ye tabi. Biz bu işlerle iştigal etmiyorsak bile yediğimiz ekmekte, içtiğimiz suda bu vergiyi ödüyoruz. 1980&#8217;li yılların ortalarında ülkemizde uygulanmaya başlanan bu vergi tamamen yerleşsin ve tanınsın diye kapsayıcı bir vergi olarak yürürlüğe konmuştu. Zamanla gerek sosyal, gerek kültürel ve gerekse ekonomik gerekçelerle bu vergiye bazı istisnalar getirildi. Yani normalde vergi konusuna girdiği halde bazı mal ve hizmet teslimlerinde KDV alınmamaya başlandı. KDV temel olarak nihai tüketiciden, mal ve hizmetten son aşamada faydalanandan alınan bir vergi olmakla beraber, mal tüketiciye ulaştığı ana kadar her aşamada devreye girer. Ticaret, serbest meslek veya ziraatle uğraşanlar; satmak, imal etmek veya işleriyle ilgili kullanmak üzere aldıkları mal ve hizmetler için yüklendikleri KDV&#8217;yi, satış yaptıkları kişilerden tahsil ettikleri KDV&#8217;den indirme hakkına sahiptir. İndirim mekanizması sayesinde mükellefler bu vergiyi yüklenmemiş, maliyetleri artmamış olur. İhracat, kıymetli maden veya petrol arama hizmetleri gibi bazı istisna türlerinde yüklenilen vergi indirim konusu yapılabiliyor. İndirilemeyen kısım ise mükellef tarafından iade alınabiliyor. HEM KDV&#8217;Lİ HEM DE KDV&#8217;SİZ FAALİYETLER Esasen indirim, satış aşamasında vergiye tabi tutulan mallar için getirilmiş bir mekanizma. Yani normalde KDV&#8217;den istisna edilen bir malın teslimi veya hizmetin ifası için mükellefler tarafından yüklenilen vergi indirim konusu yapılamaz. Ancak bu vergiler mükellefin kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınabilir. Belediyelerin kültürel hizmetleri, külçe altın, külçe gümüş teslimleri, burslu öğrencilere verilen hizmetler, gümrüklü bölgelerde verilen depolama ardiye hizmetleri gibi birçok mal ve hizmet teslimi bu vergiden istisna edilmiştir. Bu kapsamdaki mal ve hizmetlerin tedarikinde yüklenilen vergiler indirim konusu yapılamaz, iade olarak da talep edilemez. İndirim konusu yapılamayan KDV&#8217;ler Gelir ve Kurumlar Vergisi uygulamalarında gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınabilir. Konunun buraya kadarlık kısmı uygulanabilir ve takip edilebilir boyutta. Bazı mükellefler ise hem istisna kapsamında, hem de normal kapsamda KDV&#8217;ye tabi satışlar yapıyor. Bu mükelleflerin satış belgelerinde vergi hesaplanıp hesaplanmayacağı bir yana, vergi hesaplanmayacak satışlarla ilgili yüklenilen bu vergilerin indirim konusu yapılıp yapılmayacağı da ayrı bir tartışma konusu. KDV Kanunu&#8217;nda; indirim hakkı tanınan işlemlerle bu hak tanınmayan işlemlerin bir arada yapılması halinde, fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen verginin ancak indirim hakkı tanınan işlemlere isabet eden kısmının indirim konusu yapılabileceği hükmü yer alıyor. İndirim hakkı tanınan ve tanınmayan işlemleri birlikte yapan mükellefler, alışlarında yüklendikleri vergileri, herhangi bir ayırım yapmadan tamamen o dönemde indirilebilir Katma Değer Vergisi hesabına intikal ettirecek. Daha sonra aynı dönemde, toplam satışlar içinde indirim hakkı tanınmayan işlemlerin oranı bulunacak. Bu oran, o dönemdeki toplam satışlar sebebiyle yüklenilen vergilere uygulanarak, istisna kapsamına giren işlemler dolayısıyla yüklenilen vergi miktarı hesaplanacak. Bu şekilde bulunacak vergisiz satışlara (kısmi istisna kapsamına giren işlemlere) ait yüklenilen vergiler, indirilebilir Katma Değer Vergisi hesabından çıkartılarak, gider veya maliyet hesaplarına intikal ettirilecek. İndirilecek verginin bulunmaması veya yetersiz olması halinde artan kısım, fazla ve yersiz hesaplanan vergi olarak beyan edilecek. Özel üniversiteler, dershaneler ve yurtlarda KDV ödemesi nasıl? Eğitim kurumları yukarıda anlattığım duruma uygun bir yapıya sahip. Bu kurumlar kanunları gereği bazı öğrencileri burslu okutmak mecburiyetinde. Kanun, burslu okutulan öğrencilerin KDV ödemeyeceğini, dolayısıyla bunlar adına vergi hesaplanmayacağını hüküm altına almış. 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu&#8217;na bağlı eğitim faaliyeti veren okulöncesi eğitim, ilköğretim, özel eğitim ve ortaöğretim özel okulları, dershaneler, sürücü kursları, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri ile öğrenci yurtları tarafından kapasitelerinin yüzde 10&#8217;u, üniversite ve yüksekokullarda ise yüzde 50&#8217;sini geçmemek üzere verilen bedelsiz hizmetler bu vergiden istisna. Bu kapsamdaki hizmetler için bu vergi hesaplanmayacak. Kurumlar, belirlenen oranı geçen miktarda burslu öğrenci okutursa bu kısımdaki öğrenciler için KDV hesaplayıp beyan etmek zorunda. Belirlenen oranlarda burslu olarak okutulan öğrenciler istisna kapsamında bulunduğundan, bu öğrenciler için KDV hesaplanmayacak. Ancak eğitim hizmetinin verilmesi için alınan mal ve hizmetler sebebiyle yüklenilen vergilerden bu öğrencilere tekabül eden kısım indirim konusu yapılamayacak. İndirilemeyecek Katma Değer Vergisi hesaplanırken ilgili dönemde yapılan toplam satışlar dikkate alınıyor. Toplam satışlar içerisinde istisna kapsamında sayılan mal ve hizmet teslimleri oransal olarak bulunacak. Bu oran aynı ay içerisinde yüklenilen KDV toplamına uygulanacak. Hesaplanan tutar indirilecek KDV toplamından çıkarılıp, gider hesaplarına aktarılacak. Ahmet Yavuz Özdoğrular]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vergi Dairesinin uyguladığı Kodların anlamları nedir?</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/vergi-dairesinin-uyguladigi-kodlarin-anlamlari-nedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 May 2011 07:02:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[kod5]]></category>
		<category><![CDATA[maliye]]></category>
		<category><![CDATA[matrah artırımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=441</guid>

					<description><![CDATA[Vergi Dairesinin uyguladığı Kodların anlamları nedir? Kod 1 : SAHTE VE MUHTEVİYATI İTİBARİYLE YANILTICI BELGE DÜZENLEDİĞİ TESPİT EDİLEN MÜKELLEFLER İLE BUNLARIN ORTAKLARI VE KANUNİ TEMSİLCİLERİNİN KURDUKLARI VEYA ORTAK OLDUKLARI ŞİRKETLER Kod 2 : SAHTE VE MUHTEVİYATI İTİBARİYLE YANILTICI BELGE KULLANANLAR Kod 3 : SAHTE VE MUHTEVİYATI İTİBARİYLE YANILTICI BELGE DÜZENLEDİĞİ KONUSUNDA HAKLARINDA RAPOR BULUNAN MÜKELLEFLERİN ORTAKLARI VEYA KANUNİ TEMSİLCİLERİ Kod 4 : BASTIRDIĞI BELGELERİN ZAYİİ &#8211; ÇALINDIĞI VEYA KAYBOLDUĞUNU BİLDİRENLER Kod 5 : VERGİ DAİRELERİNİN YAPTIĞI TESPİT SONUCUNDA, Kod 5/1 Haklarında Rapor Bulunmamakla Birlikte SMİYB Düzenlediği Konusunda Tespit Bulunanlar. Kod 5/2 Haklarında Rapor Bulunmamakla Birlikte SMİYB Kullandığı Konusunda Tespit Bulunanlar. Kod 5/3 Adresinde Bulunmayanlar ile Sarih Adresi Tespit Edilemeyenler. Kod 5/4 Defter, Belge İbraz Etmeyen veya İncelemeye Sevk Edilenler ile Birden Fazla Döneme İlişkin Olarak KDV Beyannamesinin (süresinden sonra verilenler hariç) Verilmemesi Kod 6 (TEB) Taklit Edilen Belgeler : KENDİSİ HAKKINDA HERHANGİ BİR OLUMSUZ TESPİT YADA RAPOR BULUNMADIĞI HALDE BELGELERİ TAKLİT EDİLEN MÜKELLEFLER LİSTESİ Kod 7 : MÜKELLEFİYETLERİ BULUNMAYAN ANCAK ÜÇÜNCÜ KİŞİLER VEYA DİĞER TÜZEL KİŞİLİKLER VASITASIYLA SAHTE BELGE ORGANİZASYONU İÇERİSİNDE BULUNAN VE SMİYB TİCARETİ YAPANLAR Kod 8 . İLGİLİ ŞAHIS YADA FİRMALARIN İŞ VE İKAMET ADRESLERİNDE YAPILAN YOKLAMALARDA BULUNMAMALARINDAN DOLAYI 2004/13 SERİ NOLU UYGULAMA İÇ GENELGESİ GEREĞİ MÜKELLEFİYETLERİ RE&#8217;SEN TERK ETTİRİLEREK KAPATILAN MÜKELLEFLER LİSTESİ Kod 9/1 : SMİYB DÜZENLEDİĞİ VE HEM DÜZENLEYİP HEM KULLANDIĞI KONUSUNDA HAKKINDA RAPOR BULUNAN VE BAKANLIK MAKAMI TARAFINDAN OLUŞTURULAN OLUMSUZ MÜKELLEFLER LİSTESİNDE YER ALAN MÜKELLEFLER Kod 9/2 : SMİYB KULLANDIĞI KONUSUNDA HAKKINDA RAPOR BULUNAN VE BAKANLIK MAKAMI TARAFINDAN OLUŞTURULAN OLUMSUZ MÜKELLEFLER LİSTESİNDE YER ALAN MÜKELLEFLER]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlişiksizlik Belgesi Verilmesi Sürecinde Kadın Sigortalılar İçin Yapılan Bildirimlerin Dikkate Alınmaması Ne Kadar Doğru?</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/ilisiksizlik-belgesi-verilmesi-surecinde-kadin-sigortalilar-icin-yapilan-bildirimlerin-dikkate-alinmamasi-ne-kadar-dogru/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 May 2011 13:22:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[6111 İŞVEREN TEŞVİK MÜRACAATI]]></category>
		<category><![CDATA[bağkur]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[ihale makamı bilgileri]]></category>
		<category><![CDATA[ilişiksizlik belgesi]]></category>
		<category><![CDATA[İNŞAAT İŞYERLERİNDEN BİLDİRİLEN KADINLAR]]></category>
		<category><![CDATA[kadın işçiler]]></category>
		<category><![CDATA[özel bina inşaatı]]></category>
		<category><![CDATA[sigortalı eksik gün bildirimleri]]></category>
		<category><![CDATA[sigortalı işe giriş çıkış bildirgeleri]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[torba yasa 6111 teşvik işveren prim teşviği]]></category>
		<category><![CDATA[ttk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=436</guid>

					<description><![CDATA[I- GİRİŞ Kurum bu belgeyi ilgili ünitede yaptığı ön değerlendirme sonrası yeterli bildirim varsa bu aşamada, yeterli bildirim bulunmaması halinde ise yapılan müfettiş incelemesinden sonra vermektedir. Ünitece yapılan ön değerlendirmede kadın sigortalılar için yapılan bildirimler dikkate alınmamaktadır. Söz konusu uygulamanın sakıncaları makalemizin konusunu oluşturmaktadır. II- İNŞAAT İŞYERLERİNDEN BİLDİRİLEN KADINLAR İLE İLGİLİ KURUM UYGULAMASI 2011-13 sayılı Genelge(1) ile Kurum ilişiksizlik belgesinin verilmesi hakkındaki diğer tüm genelgeleri uygulamadan kaldırarak “İlişiksizlik Belgesi” verilmesinin usul ve esasları kapsamlı olarak yeniden düzenlemiştir. Genelge’ye göre Kurum ünitesinde yapılan araştırmada; 1- Tahakkuk ve tahsilât, 2- Sigortalı işe giriş ve çıkış bildirgeleri, 3- Sigortalı eksik gün bildirimleri, 4- Bildirilen sigortalıların mevzuata uygunluğu (şirket ortağının sigortalılığı, kadın ve çocuk sigortalı vb.), 5- İhale makamı bilgileri ile işveren bildirimlerinin uygunluğu, 6- Asgari işçilik oranının belli olup olmadığı kontrolleri yapılmaktadır. Genelge’nin 9. maddesinin 1. fıkrasında araştırma yapılırken, “İhale konusu işlerde kesin kabulün ya da geçici kabulün noksansız yapıldığı, özel nitelikteki inşaat işyerlerinde de inşaatın bitirildiği tarihe kadar Kuruma bildirilmiş olan işçilik miktarı dikkate alınır. İşin başlangıç tarihinden önce ve bitim tarihinden sonra yapılan bildirimler ile teknik personel niteliğinde olmayan bayan sigortalılar adına inşaat işyerlerinden Kuruma bildirilmiş olan sigorta primine esas kazanç tutarları ile gün sayıları araştırma işleminde dikkate alınmaz. Ancak, aksine tespit yoksa iptali de yapılmaz.” denilerek inşaat işyerlerinden kadın sigortalılar için yapılan bildirimlerin dikkate alınmaması talimatlandırılmıştır. III- UYGULAMANIN ELEŞTİRİSİ Kurum uygulamasında inşaatlarda kadın sigortalıların bildirimlerinin özel bir değerlendirmeye tabi tutulması yeni değildir. İş Yasası’nın ve ilgili tüzüğün (Yönetmeliğin) “Ağır ve Tehlikeli İşler” ile ilgili düzenlemesine göre inşaat işlerinde kadınların çalıştırılamamaktadır. Bu hükümler göz önünde bulundurularak Kurum’ca “kadınların ağır ve tehlikeli işlerden hangilerinde çalıştırılmayacağı belirtildiğinden, özellikle inşaat işyerlerinden kadınlar için yapılan bildirimlerin gerçeğe uygun olup olmadığı hususunda meydana gelen tereddütlerin giderilmesini teminen müfettişlik tahkikatları yaptırılmakta” idi. Ancak, bu uygulama bile içerdiği sakıncalar nedeni Kurum’un 09.04.1987 tarihli 12-6 Ek Genelgesi ile; “1- Bundan böyle inşaat işyerlerinden süresi içinde yapılan bildirimlerle ilgili olarak söz konusu kadın sigortalılar hakkında ihbarda bulunulması veya çalışmaların fiili olmadığı hususunda şüpheye düşülmesi halleri dışında ve Kurumumuzca tespit imkânının ortadan kalkmış olduğu hallerde müfettişlik tahkikatı yaptırılmadan hizmetlerin geçerli sayılması, 2- Bu tür bildirimlerin gerçek olup olmadığı, sigortalının işyerinde çalıştığı sürede mahallinde yapılacak incelemelerle daha sağlıklı olarak tespit edilebileceğinden tahkikat yapılması gerekiyorsa, bildirimlerin alınmasından hemen sonra yaptırılması” şeklinde yumuşatılmıştı. 4857 sayılı İş Yasası’nın verdiği yetki ile yayınlanan Ağır ve Tehlikeli İşler Yönetmeliği’ne göre kadınlarla, 16 yaşını doldurmuş fakat 18 yaşını doldurmamış genç işçilerin ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılması yasaktır. Yönetmelik eki “Ek-1’deki çizelgede, karşısında (K) harfi bulunmayan işlerde kadınlar ve (Gİ) harfleri bulunmayan işlerde de 16 yaşını doldurmuş fakat 18 yaşını bitirmemiş genç işçiler çalıştırılamaz.” denilmektedir. Yönetmelik eki çizelgede ise toplam 153 iş ağır ve tehlikeli iş olarak belirlenmiş ve hangilerinde kadınların ve hangilerinde genç işçilerin çalıştırılabileceği ayrı ayrı (K) ve (Gİ) işaretleri ile gösterilmiştir. Yönetmeliğe göre; “Toprağın pişirilmesi suretiyle imal olunan kiremit, tuğla, ateş tuğlası, boru, pota, künk ve benzeri inşaat ve mimari malzeme işleri”; “Çanak, çömlek, çini, fayans, porselen ve seramik imaline ait işler”; “Cam, şişe, optik ve benzeri malzeme fabrika ve imalathanelerinde üretime ilişkin işler ve bunların işlenmesine ait işler.”; “Demir tel ve çubuktan malzeme imalatı işleri (Çivi, zincir, vida vb. gibi).”; “Muharrik kuvvetle işleyen tam otomatik soğuk şekillendirme tezgahlarında yapılan işler.”; “Kurutma işleri, yapıştırma işler, kontraplak, kontrtabla, yonga ağaçtan mamul suni tahta ve PVC yüzey kaplamalı suni tahta imali işleri ile emprenye işleri; …” gibi işler kadınları çalışabileceği işler olarak belirlenmiştir. Yönetmeliğe göre; “Bina, duvar, set, baraj, yol, demiryolu, köprü, tünel, metro, her türlü raylı sistem, iskele, liman, marina, dalgakıran, balıkçı barınağı, hava alanı, havai hat, çelik konstrüksiyon yapı kanalizasyon, yağmur suyu drenajı ve her türlü drenaj sistemleri, kanal, kanalet, foseptik, kuyu, havuz, spor tesisleri, her türlü sondaj işleri, her nevi yer üstü ve yer altı inşaat, su üstü ve su altı inşaatları, her türlü temel inşaatı işleri (Ankrajlı istinat duvarı, fore kazık yapımı, palplanşlı çalışmalar vb.), yıkım işleri, arazi ölçüm, etüt, araştırma, her çeşit onarım ve güçlendirme ve benzeri işler ve bu işler için gerekli araç, malzeme, sabit tesis ve ekipmanın kullanılması işlerinde kadınlar çalıştırılamaz (Teknik hizmetler ve yardımcı işlerde kadın ve genç işçi çalışabilir).” Kurum uygulamasında “teknik personel niteliğinde olmayan kadın sigortalılar adına inşaat işyerlerinden Kurum’a bildirilmiş olan sigorta primine esas kazanç tutarları ile gün sayılarının araştırma işleminde dikkate alınmaması” talimatlandırıl-mıştır. Ancak inşaat işlerinden Kurum’a bildirilen kadın sigortalıların teknik personel olup olmadığının nasıl araştırılacağı düzenlenmemiştir. Kurum uygulamasında da bu yönde herhangi bir araştırma da yapılmamakta; inşaat işlerinden bildirilen kadın sigortalıların bildirimlerinin tamamı dikkate alınmamaktadır. İşyerinde çalışan kadın sigortalıların bildirimleri dikkate alınmayınca gerçekte yeterli bildirimde bulunmuş olan işverenler baraj altında kalarak ya fark işçilik tutarı üzerinden prim ödemek zorunda kalmaktadırlar ya da müfettiş incelemesi sonucunu beklemek zorunda kalmaktadırlar. Kurum’un görevi bu sigortalıların çalışmalarını dikkate almamak değil, tereddüdü var ise nerede çalıştıklarını araştırmaktır. Bu araştırma ise işin ikmalinden sonra işvereni ispata zorlayarak yapılmamalıdır. İş bitmeden kadın sigortalı işten çıkmamışken fiilen görevinin başında iken yapılmalıdır. IV- SONUÇ Kurum uygulamasında (ihaleli işlerle bina) inşaat işyerlerinden bildirilen kadın işçilerin bildirimleri ünitede yapılan araştırmada dikkate alınmamaktadır. Her ne kadar “teknik hizmetler” de çalıştırılan kadın işçilerin bildirimlerinin dikkate alınması belirtilse de kadın işçilerin teknik hizmetlerde çalışıp çalışmadığı ilişiksizlik belgesi verilmesi sürecinin bu aşamasında araştırılmamaktadır. Bu durum ise yeterli bildirimde bulunduğu halde teknik kadın işçi bildirmiş bulunan işverenlerin mağduriyetine neden olmaktadır. Kurum bu sigortalıların 12-6 Ek Genelge’de olduğu gibi hangi işte çalıştıklarını araştırmak yetkisine sahiptir. Kurum’un görevi bu sigortalıların çalışmalarını dikkate almamak değil, tereddüdü var ise nerede çalıştıklarını araştırmaktır. &#160; Serdar GÜNAY* Yaklaşım &#160; *     Sosyal Güvenlik Kurumu Başmüfettişi (1)  04.02.2011 tarih ve B.13.2.SGK.0.10.03.00/73-031-72 sayılı Genelge]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kullanılmış Binek Otomobili Alım-Satımında KDV Oranı</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/kullanilmis-binek-otomobili-alim-satiminda-kdv-orani/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 May 2011 12:53:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[Alım-Satımında KDV Oranı]]></category>
		<category><![CDATA[araçlarda kdv oranı]]></category>
		<category><![CDATA[binek otomobil]]></category>
		<category><![CDATA[gemlik muhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuhasebe.com]]></category>
		<category><![CDATA[kdv oranı]]></category>
		<category><![CDATA[Kullanılmış Binek Otomobili]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[torba yasa 6111 teşvik işveren prim teşviği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=427</guid>

					<description><![CDATA[Bilindiği üzere 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun (KDVK) 28 inci maddesinde katma değer vergisi oranının, vergiye tabi her işlem için %10 olduğu; 1) Giriş Bakanlar Kurulu&#8217;nun bu oranı, dört katına kadar artırmaya, %1&#8217;e kadar indirmeye, bu oranlar dahilinde muhtelif mal ve hizmetler ile bazı malların perakende safhası için farklı vergi oranları tespit etmeye yetkili olduğu hükme bağlanmıştır. Bu yetkiye müsteniden Bakanlar Kurulu&#8217;nce yayımlanan 2007/13033 sayılı Kararname (RG:30/12/2007-26742) ile mal teslimi ve hizmet ifalarına uygulanacak KDV oranları belirlenmiştir. Söz konusu Kararname eki I sayılı listenin 9 uncu sırasına göre, Türk Gümrük Tarife Cetvelinin (TGTC) 87.03 pozisyonundaki kullanılmış binek otomobilleri ve esas itibariyle insan taşımak üzere imal edilmiş diğer motorlu taşıt teslimlerinde % 1, KDVK&#8217;nun 30 uncu maddesinin birinci fıkrasının b bendine göre binek otomobillerinin alımında yüklenilen KDV&#8217;yi indirim hakkı bulunan mükelleflerin yaptıkları teslimlerde ise % 18 oranında KDV uygulanır. 2) Kullanılmış binek otomobil kavramı Bakanlar Kurulun&#8217; nca yayımlanan 2007/13033 sayılı Kararnamenin 1 inci maddesinin beşinci fıkrasında (I) sayılı listenin 9 uncu sırasında yer alan &#8220;kullanılmış&#8221; deyiminin ise 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) Kanununa göre ÖTV&#8217;ye tabi olmayan taşıtları ifade edeceği belirtilmiştir. 3) Binek otomobil alımında yüklenilen KDV&#8217;yi indirim hakkı bulunan mükellefler KDVK&#8217; nun 30 uncu maddesinin birinci fıkrasının b bendine göre; faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere, işletmelere ait binek otomobillerinin alış vesikalarında gösterilen katma değer vergisi, mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden indirilemez. Dolayısıyla, faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olan mükellefler binek otomobillerinin alış vesikaların gösterilen KDV&#8217;yi vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan KDV&#8217;den indirebilirler. Örneğin faaliyerleri kısmen veya tamamen binek otomobil kiralaması olan mükellefler bu amaçla satın aldıkları binek otomobillerinin alış vesikalarında gösterilen KDV&#8217;yi indirim konusu yapabilirler. 4) Satıcının KDV&#8217;yi indirim hakkı bulunmaması KDV mükellefi olan satıcının binek otomobilin alımında ödenen KDV&#8217;yi indirme hakkının bulunmaması halinde, satıştaki KDV oranı %1 olacaktır ve teslimde hesaplanan %1 oranındaki KDV satıcı tarafından beyan edilecektir. 5) Satışa aracılık halinde alınan komisyon %18 oranında KDV&#8217;ye tabidir. Başkasına ait binek otomobillerinin satışına aracılık edilmesi halinde teslim satıcı ile alıcı arasında gerçekleşmektedir. Bu türden işlemlerde eğer, satıcı KDV mükellefi değilse, teslim KDV&#8217;ye tabi değildir ve KDV uygulanmayacaktır. Ancak, aracılık yapan KDV mükellefi eğer komisyon ve benzeri bir gelir veya hasılat elde ediyorsa, bu gelir veya hasılat %18 oranından KDV&#8217;ye tabi olacaktır. 6) Satıcının KDV indirim hakkının bulunması Satıcının mükellef olması ve binek otomobilin alımında ödenen KDV&#8217;yi indirme hakkının bulunması halinde, söz konusu teslimde % 18 KDV uygulanacak ve satıcı tarafından beyan edilecektir. 7) Kullanılmış binek otomobilin KDV indirim hakkı bulunan/bulunmayanlar tarafından alınması Kullanılmış binek otomobillerin satın alınıp işletme adına kayıt tescili yapıldıktan sonra satışa sunulması halinde; Eğer satışı yapan mükellef KDV&#8217;yi indirme hakkına sahip değilse %1, Eğer satışı yapan mükellef KDV&#8217;yi indirme hakkına sahipse %18 oranında KDV hesaplayıp beyan edecektir. Satışı yapan kişi KDV mükellefi değilse, o zaman KDV hesaplanmayacaktır. KDV mükellefi olan kişilerin KDV mükellefi olmayan kişilerden satın alıp işletmeleri adına kayıt ve tescilini yaptırdıkları kullanılmış binek otomobilleri satmaları halinde; Eğer satışı yapan mükellef KDV&#8217;yi indirme hakkına sahipse %18, Eğer satışı yapan mükellef KDV&#8217;yi indirme hakkına sahip değilse %1 oranında KDV hesaplayıp beyan edecektir. Ayrıca, alışta KDV ödenmişse, KDV&#8217;yi indirme hakkı bulunmayan mükellefler ödedikleri %1 ve/veya %18 oranındaki KDV&#8217;yi indirim konusu yapamayacak gider veya maliyet hesaplarına alacaklardır. Bu durumda bulunan mükellefler, söz konusu araçların satışında, alış sırasındaki KDV&#8217;nin durumuna bakılmaksızın % 1 KDV uygulayacaklardır. 8) Gelir İdaresi&#8217;nin görüşü Yukarıdaki açıklamalar Gelir İdaresi&#8217;nin görüşlerine paraleldir. Gelir İdaresi Başkanlığı&#8217;nın 07/09/2009 tarih ve 2024 sayılı özelgesinde tayin olunan görüşler de bu yöndedir. Altındağ YMM]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yurt dışında ödenen vergilerin mahsubu</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/yurt-disinda-odenen-vergilerin-mahsubu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 08 May 2011 12:44:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Diğer Makaleler]]></category>
		<category><![CDATA[4/b]]></category>
		<category><![CDATA[6111 İŞVEREN TEŞVİK MÜRACAATI]]></category>
		<category><![CDATA[avantajlar]]></category>
		<category><![CDATA[elde edilen kazançlar]]></category>
		<category><![CDATA[emeklilik]]></category>
		<category><![CDATA[gemlik muhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[mahsup süresi]]></category>
		<category><![CDATA[resmi gazete]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal güvenlik kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[torba yasa 6111 teşvik işveren prim teşviği]]></category>
		<category><![CDATA[yurt dışında ödenen veriglerin mahsubu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=423</guid>

					<description><![CDATA[Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 3. maddesinde; tam ve dar mükellefiyet kavramları açıklanmıştır. I.    Giriş Bu hüküm uyarınca, tam mükellef kurumlar gerek yurt içinde gerekse yurt dışında elde ettikleri kazançların tamamı üzerinden vergilendirilmektedirler. Tam mükellef kurumların yurt dışında elde ettikleri kazançların, ilgili ülkede de vergilendirilmiş olması halinde mükerrer vergilendirme problemi doğmaktadır. Söz konusu mükerrer vergilendirilmenin önlenmesi amacıyla kanun koyucu yaptığı düzenlemeler ile belirli kısıtlamalar dahilinde yurt dışında ödenen vergilerin Türkiye’de ödenen vergilerden mahsubuna imkan tanımıştır. II.   Yurt dışında elde edilen kazançlar üzerinden ödenen vergilerin mahsubu Kurumlar Vergisi Kanunu’nun “Yurt dışında ödenen vergilerin mahsubu” başlıklı 33. maddesi uyarınca yabancı ülkelerde elde edilerek Türkiye&#8217;de genel sonuç hesaplarına intikal ettirilen kazançlardan mahallinde ödenen kurumlar vergisi ve benzeri vergiler, Türkiye&#8217;de bu kazançlar üzerinden tarh olunan kurumlar vergisinden indirilebilmektedir. Yurt dışında yabancı para ile ödenen vergilere, bunların ilgili bulunduğu kazançların genel sonuç hesaplarına intikali esnasındaki kur uygulanacaktır. III.    Mahsup süresi Aşağıda yer alan sınırlamalar asıl olmak kaydıyla, zarar mahsubu veya istisnalar sonucu ilgili yılda Türkiye’de vergiye tabi kurum kazancının oluşmaması nedeniyle, Türkiye’deki beyannamelere dahil edilen yurt dışı kazançlar üzerinden mahallinde ödenen vergilerin kısmen veya tamamen mahsubuna imkan bulunmaz ise bu mahsup hakkı izleyen üçüncü hesap dönemi sonuna kadar kullanılabilecektir. Örnekle ifade edersek, tam mükellefiyete tabi bir kurum 2009 yılı içerisinde yurt dışında 100.000 TL tutarında kazanç elde ederek, mahallinde 10.000 TL vergi ödemiş olsun. Söz konusu kurum 2009 yılı hesap dönemi faaliyet sonucu zarar olması sebebiyle, yurt dışında ödediği 10.000 TL tutarındaki vergiyi mahsup edemeyecektir. Söz konusu verginin kurum tarafından 2012 hesap döneminin sonuna kadar Türkiye’de tarh olunacak kurumlar vergisinde mahsup edebilmesi mümkündür. IV.   Kontrol edilen yabancı kurum tarafından ödenen vergiler Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 7. maddesinin uygulandığı hallerde, kontrol edilen yabancı kurumun ödemiş olduğu gelir ve kurumlar vergisi benzeri vergiler, söz konusu kurumun Türkiye’de vergilendirilecek kazancı üzerinden hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edilebilmektedir. V.    Yurt dışı iştiraklerden elde edilen kâr payları üzerinden ödenen vergilerin mahsubu Tam mükellef kurumların doğrudan veya dolaylı olarak sermayesi veya oy hakkının en az % 25’ine sahip olduğu yurt dışı iştiraklerinden elde ettikleri kâr payları üzerinden Türkiye’de ödenecek kurumlar vergisinden, iştiraklerin bulunduğu ülkelerdeki kâr payı dağıtımına kaynak oluşturan kazançlar üzerinden ödenen gelir ve kurumlar vergisi benzeri vergilerin kâr payı tutarına isabet eden kısmı mahsup edilebilecektir. Kazanca ilave edilen kâr payı, bu kazançlar üzerinden yurt dışında ödenen gelir ve kurumlar vergisi benzeri vergiler dahil edilmek suretiyle dikkate alınacaktır. Bir örnek ile konuya ilişkin hesaplamayı açıklamak faydalı olacaktır. (X) şirketinin (Y) ülkesinde yerleşik (Z) kurumundan elde ettiği kazançlara ilişkin bilgilere aşağıda yer verilmektedir. (X) Kurumunun iştirak oranı % 30 (Y) Ülkesindeki kurumlar vergisi oranı % 10 (Y) Ülkesinde dağıtılan kar paylarına uygulanan vergi kesintisi oranı % 20 (Z) Kurumunun toplam kurum kazancı 1.000.000 (Z) Kurumunun (Y) ülkesinde ödediği kurumlar vergisi (% 10) 100.000 (X) Kurumunun elde ettiği iştirak kazancı (brüt) 300.000 (Y) Ülkesinde ödenen kurumlar vergisinden (X) Kurumunun elde ettiğiiştirak kazancına isabet eden vergi (300.000 x %10) 30.000 (Z) Kurumunun dağıtılabilir kazancı 900.000 (X) Kurumunun elde ettiği vergi sonrası kar payı 270.000 (X) Kurumunun elde ettiği kâr payından dağıtım aşamasında yurt dışında kesilen vergi (270.000 x % 20) 54.000 (X) Kurumunun elde ettiği net kâr payı tutarı 216.000 *Yurt dışından elde edilen yabancı para karşılığı kâr payları ve ödenen vergiler TL cinsinden hesaplanmıştır. (X) Kurumu (Z) Kurumundan elde ettiği ve Türkiye’de kurumlar vergisinden istisna olmayan net 216.000 TL’lik kar payını, brüt tutarıyla (300.000 TL) kurum kazancına ilave edecektir. Bu kazanç üzerinden yurt dışında ödenen [(100.000 x % 30) + 54.000=] 84.000 TL’nin (300.000 x % 20=) 60.000 TL’ye kadar olan kısmını, bu kazanç üzerinden Türkiye’de hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edebilecektir. 60.000 TL’nin üzerinde kalan 24.000 TL’lik yurt dışında ödenen vergi tutarının mahsup imkanı bulunmamaktadır. VI.   Yurt dışında ödenen vergilerin mahsubuna ilişkin sınır Yurt dışı kazançlar üzerinden Türkiye&#8217;de tarh olunacak vergilerden mahsup edilebilecek tutar, yurt dışında elde edilen kazançlara Kanun’un 32. maddesinde belirtilen kurumlar vergisi oranının uygulanmasıyla bulunacak tutardan fazla olamayacaktır. Yurt dışında ödenen vergilerin Türkiye’de hesaplanacak kurumlar vergisinden mahsup edilmesi istendiğinde, Türkiye’deki vergi matrahına dahil edilen yurt dışı kazanç tutarının bu vergileri de içerecek şekilde brütleştirilmiş olması gerekmektedir. Örnek vermek gerekirse, (X) Kurumunun (Y) ülkesinde elde ettiği kurum kazancı 1.000.000 TL Yabancı ülkede ödenen kurumlar vergisi vb. vergi oranı % 25 Türkiye’deki mevcut kurumlar vergisi oranı % 20 Yabancı ülkede ödenen kurumlar vergisi ve vb. vergi tutarı 250.000 (=1.000.000*%25) Türkiye’de bu kazanca ilişkin olarak hesaplanan vergi tutarı 200.000 (=1.000.000*%20) Yukarıda yer verilen şartlar göz önünde bulundurulduğunda, (X) Kurumu, 1.000.000 TL’yi Türkiye’deki kurum kazancına dahil edecek, ancak bu kazanca ilişkin yurt dışında ödenen verginin, Türkiye’de bu kazanca ilişkin olarak hesaplanan vergiyi aşan kısmını 50.000 TL’yi (250.000 – 200.000) Türkiye’de hesaplanan vergiden mahsup edemeyecektir. Ayrıca, bu verginin, câri yılda olduğu gibi sonraki yıllarda da mahsup edilmesinin mümkün olmadığını belirtmekte fayda bulunmaktadır. Diğer yandan, yurt dışında elde edilen kazançların kurumlar vergisinden istisna edilmiş olması halinde, bu kazançlar üzerinden yurt dışında ödenen vergilerin yurt içinde hesaplanan kurumlar vergisinden mahsup edilmesi mümkün değildir. Ayrıca, yurt dışında ödenen vergilerin mahsubunda kurumlar vergisi oranını aşan kısmın gider olarak dikkate alınıp alınamayacağı hususu da önemlidir. Konuya ilişkin Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen bir özelge de şöyle ifade edilmiştir: “….firmanızın 2006 yılında Cezayir’de elde ettiği ve yıl içerisinde gelir olarak kayıtlarına intikal ettirdiği 1.901.218.-YTL kazançlarına ilişkin ilgili ülke mevzuatı gereğince kesinti yoluyla % 24 oranında kurumlar vergisi ödediğinizi belirterek, söz konusu kazançlarınıza % 20 kurumlar vergisi oranının uygulanması ile bulunan tutarı aşan ve mahsup edilemeyen vergi tutarının kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılıp yapılamayacağı konusunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir. ……… safi kurum kazancının tespitinde Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 8’inci maddesi ile Gelir Vergisi Kanunu’nun 40’ıncı maddesinde belirtilen giderler hasılattan indirim konusu yapılabilecektir. Ancak firmanız tarafından yurt dışında ödenen ve Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 33’üncü maddesinin (4) numaralı bendinde belirlenen yasal sınırı aşması nedeniyle kurumlar vergisinden mahsup edilemeyen vergiler indirilebilecek giderler arasında sayılmadığından, kurum kazancınızın tespitinde gider olarak kabul edilmesi mümkün değildir.” Buna göre yurt dışında ödenen vergilerin Türkiye’deki kurumlar vergisinden mahsubunda kurumlar vergisi oranını aşan kısmı gider olarak dikkate alınamayacaktır. VII.    Yurt dışında ödenen vergilerin geçici vergiden mahsubu Düzenleme ile yurt dışında ödenen vergilerin geçici vergiden mahsup edilmesi imkanı tanınmıştır. Geçici vergilendirme dönemi içinde yurt dışından elde edilen gelir bulunması halinde, bu gelirler üzerinden elde edildiği ülkelerde kesinti veya diğer şekillerde ödenen vergiler, o dönem için hesaplanan geçici vergi tutarından da mahsup edilebilecektir. Ancak, indirilecek tutar, yurt dışında elde edilen kazançlara Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 32. maddesinde belirtilen geçici vergi oranının uygulanmasıyla bulunacak tutardan fazla olamayacaktır. VIII.   Yurt dışında ödenen vergilerin belgelendirilmesi Yurt dışında ödenen verginin mahsup edilebilmesi için bazı belgeler ile tevsik edilmesi gerekmektedir. Söz konusu belgeler temel olarak; yurt dışında verilen beyannameler ya da kendisinden vergi kesintisi yapılan kurumların bu kesintisine ilişkin beyanname ve bildirgeleri ile ödeme evrakı, tahakkuk fişi ve benzeri belgelerdir. Yabancı ülkelerde ödenen vergilerin, yetkili makamlardan alınarak mahallindeki Türk elçilik veya konsoloslukları, yoksa mahallinde Türk menfaatlerini koruyan ülkenin aynı nitelikteki temsilcileri tarafından tasdik olunan belgelerle tevsik edilmesi gerekmektedir. Aksi durumda, yabancı ülkede ödenen vergiler Türkiye&#8217;de tarh olunan vergiden mahsup edilemeyecektir. Kurumlar vergisi tarhiyatı esnasında, yurt dışında ödenen vergilere ilişkin belgelerin ibraz edilememesi halinde, yabancı ülkelerde ödenen veya ödenecek olan vergi, % 20 kurumlar vergisi oranını aşmamak şartıyla o memlekette câri olduğu bilinen oran üzerinden hesaplanacaktır. Söz konusu tutar kurumlar vergisi beyannamesinde indirim konusu yapılabilecektir. Tarhiyatın bu şekilde hesaplanan miktara isabet eden kısmı ertelenecektir. Tarh tarihinden itibaren en geç 1 yıl içinde gerekli belgelerin ilgili vergi dairesine ibraz edilmesi halinde ise bu belgelerde yazılı kesin tutara göre tarhiyatın düzeltilmesi gerekmektedir. Mücbir sebepler olmaksızın belgelerin anılan süre zarfında ibraz edilmemesi veya bu belgelerin ibrazından sonra ertelenen vergi tutarından daha düşük bir mahsup hakkı olduğunun anlaşılması halinde, ertelenen vergiler için 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine uygun olarak gecikme zammı hesaplanacaktır. IX.    Vergilerin mahsubu esnasında izlenecek sıra Kurumlar Vergisi mükelleflerinin yıllık kurumlar vergisi beyannamelerinde, yıl içinde ödenen geçici vergilerin, yurt içinde kesinti suretiyle ödenen vergilerin ve yurt dışında ödenen vergilerin birlikte bulunduğu durumlar olabilecektir. Bu durumda yurt dışında ödenen vergiler, hesaplanan kurumlar vergisinden öncelikle mahsup edilecek, artan tutarın bulunması halinde yurt içinde kesinti suretiyle ödenen vergiler ve geçici vergi mahsup edilecektir. Tam mükellef bir kuruma ilişkin aşağıda yer alan veriler ile konuyu bir örnek ile özetlemek gerekirse; Kurumun yurt içi kazancı 300.000 Yıl içinde kesinti yoluyla ödenen vergi 60.000 Ödenen geçici vergi 60.000 Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca istisna kapsamında olmayan yurt dışından elde ettiği kazanç 600.000 Yurt dışındaki kurumlar vergisi oranı % 30 Yurt dışında ödenen vergi (600.000 * % 30) 180.000 Yukarıda yer verilen bilgiler ile kurumun yurt içinde ve yurt dışında ödediği vergilerin mahsubu aşağıda yer verilen şekilde hesaplanmalıdır. Kurum kazancı (300.000 + 600.000) 900.000 Hesaplanan kurumlar vergisi (900.000 * % 20) 180.000 Mahsup edilecek vergiler- Yurt dışında ödenen vergi        120.000&#160; &#8211; Yurt içinde kesinti yoluyla ödenen vergi 60.000 &#8211; Geçici vergi                60.000 (240.000) Ödenecek kurumlar vergisi 0 İade edilecek geçici vergi 60.000 X.   Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaların etkisi Belirli bir kaynaktan aynı türde tek bir vergi alınması temel kuralından hareketle düzenlenen; günümüzde Türkiye’nin de taraf olduğu bir çok çifte vergilendirmeyi önleme (ÇVÖ) anlaşması bulunmaktadır. Yabancı ülkelerde elde edilerek Türkiye&#8217;de genel sonuç hesaplarına intikal ettirilen kazançlardan mahallinde ödenen vergilerin Türkiye’de mahsup edilmesi esnasında, söz konusu yabancı ülke ile Türkiye [&#8230;]]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Basit Usule tabi Mükelleflerden Alınan Faturalarda KDV</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/basit-usule-tabi-mukelleflerden-alinan-faturalarda-kdv/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 05 May 2011 13:56:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[basit]]></category>
		<category><![CDATA[basit usul]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[indirilemeyen kdv]]></category>
		<category><![CDATA[kdv]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=414</guid>

					<description><![CDATA[A.Giriş : 
Bakanlığımıza intikal eden olaylardan, basit usulde vergilendirilen mükelleflerin teslim ve hizmetlerinin katma değer vergisinden istisna edilmesi uygulamasında tereddüt bulunan hususlar olduğu anlaşılmakta olup, aşağıdaki açıklamaların yapılmasına gerek duyulmuştur. 

]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vergi Levhasına İlişkin Tebliğ</title>
		<link>https://www.gemlikmuhasebe.com/vergi-levhasina-iliskin-teblig/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gemlik Muhasebe]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 May 2011 15:19:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Maliye]]></category>
		<category><![CDATA[142(1)]]></category>
		<category><![CDATA[143(2)]]></category>
		<category><![CDATA[146(3)]]></category>
		<category><![CDATA[177(4)ve 272(5) Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleri]]></category>
		<category><![CDATA[213 sayılı Vergi Usul Kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[e vergi levhası]]></category>
		<category><![CDATA[gemlikmuhasebe]]></category>
		<category><![CDATA[maliye]]></category>
		<category><![CDATA[maliye bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[verg dairesi]]></category>
		<category><![CDATA[vergi levhası]]></category>
		<category><![CDATA[Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.gemlikmuhasebe.com/?p=388</guid>

					<description><![CDATA[6111 sayılı Kanunun(7) 82 nci maddesiyle, VUK’un 5 inci maddesinde yer alan  “levhayı merkezlerine, şubelerine, satış mağazalarına iş sahipleri ile mükellefler tarafından kolayca okunup görünecek şekilde asmak zorundadırlar.” ibaresi “levhayı almak zorundadırlar.” şeklinde değiştirilmiş ve bu değişiklikle vergi levhasının asılma zorunluluğu kaldırılmış bulunmaktadır]]></description>
		
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
