<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" standalone="no"?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><rss xmlns:itunes="http://www.itunes.com/dtds/podcast-1.0.dtd" version="2.0"><channel><title>İslam Kenti</title><description>İslami Videolar | İslami Resimler | İlahiler ... ve daha fazlası...</description><managingEditor>noreply@blogger.com (Atlantis Web Hizmetleri)</managingEditor><pubDate>Wed, 4 Sep 2024 11:37:30 -0700</pubDate><generator>Blogger http://www.blogger.com</generator><openSearch:totalResults xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/">60</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/">1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage xmlns:openSearch="http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/">25</openSearch:itemsPerPage><link>http://islam-kenti.blogspot.com/</link><language>en-us</language><item><title>Prof. Dr. Necmettin Erbakan Vefat Etti.</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/02/prof-dr-necmettin-erbakan-vefat-etti.html</link><category>Necmettin Erbakan</category><category>Parti</category><category>Profesör</category><category>Saadet Partisi</category><category>Siyaset</category><category>İslam</category><author>noreply@blogger.com (Atlantis Web Hizmetleri)</author><pubDate>Sun, 27 Feb 2011 09:08:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-1572768040553490852</guid><description>&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="390" src="https://www.youtube.com/embed/Q2a8DaJuG-s?rel=0" title="YouTube video player" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;br /&gt;
&lt;img src="http://i2.ytimg.com/vi/Q2a8DaJuG-s/default.jpg" /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://img.youtube.com/vi/Q2a8DaJuG-s/default.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Lütfen İzleyin...</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/02/lutfen-izleyin.html</link><category>Hazreti Muhammed</category><category>hz. Muhammed</category><category>izle</category><category>lütfen</category><category>Muhammed</category><category>paylaş</category><category>salavat</category><category>video</category><category>videolar</category><author>noreply@blogger.com (Atlantis Web Hizmetleri)</author><pubDate>Sun, 6 Feb 2011 02:04:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-653893569587082061</guid><description>&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;img src="http://i3.ytimg.com/vi/R9IsPQ52gPI/default.jpg" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/R9IsPQ52gPI" title="YouTube video player" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://img.youtube.com/vi/R9IsPQ52gPI/default.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Allah’ı bu dünyada niçin göremiyoruz? [Yazılı+Sesli]</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/02/allah-bu-dunyada-nicin-goremiyoruz.html</link><category>Allah</category><category>Allahı</category><category>cehennem</category><category>cennet</category><category>görme</category><category>görmek</category><category>kafir</category><category>mümin</category><category>Müslüman</category><category>neden</category><category>niçin</category><category>nur</category><category>Sesli Anlatım</category><author>noreply@blogger.com (Atlantis Web Hizmetleri)</author><pubDate>Thu, 3 Feb 2011 01:36:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-6650347444559685345</guid><description>&lt;div id="baslik_alani"&gt;&lt;h2&gt;&lt;/h2&gt;&lt;img align="right" src="http://www.sorularlaislamiyet.com/show_image.php?filename=images/articles/10.jpg&amp;amp;width=300&amp;amp;height=300" /&gt;&lt;/div&gt;Allah’ın bir ismi Nur’dur. Nuranî varlıklar olan meleklerden, güneş  ışığına ve kâinatı doldurmuş bütün ışınlara kadar her şey bu ismin  değişik tecellilerini taşımaktadır. İnsan gözü, bu dünyada, sadece madde  alemini görür. Ne kendi ruhunu, ne amellerini yazan melekleri  görebilir, ne de ışınlar âlemini.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İnsan gözünün kainatta mevcut ışınların ancak % 2.5 kadarını  görebildiği tespit edilmiştir. Bu göz ile bu alemde bütün nuranî  varlıkları yaratan Allah’ın görülmesini beklemek, en azından, fizik  kanunlarına zıt bir anlayış olur.&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt; Konunun bir başka yönü de insanların  bu dünyada imtihan olmalarıdır. Allah’ın görünmesi bu imtihan sırrına da  ters düşer.&amp;nbsp;Bu dünyaya gönderilişimizin gayesi Allah’ı tanımak ve  ibadet etmek olduğuna göre ve insanlarda inanıp inanmamak arasında  bırakıldıklarına göre, eğer göz ile görme olsaydı o zaman herkes ister  istemez inanmak zorunda kalacak ve imtihan sırrı ortadan kalkacaktı.  Bediüzzaman’ın ifadesine göre Ebu Cehil gibi kömür ruhlular ile Hz. Ebu  Bekir gibi elmas ruhlular aynı seviyede kalacaktı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;embed height="32" src="http://video.sorularlaislamiyet.com/seslendirmeler/10-Allahi-bu-dunyada-nicin-goremiyoruz.mp3"&gt;&lt;/embed&gt;  Allah’ı gözümüzle görmememizin nedeni, kudret ve ilmiyle her şeyi kapsamasından ve zıddının yokluğundandır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mesela, atmosferin yer küreyi her yandan kuşatması gibi, güneşin de  bütün feza âlemini kuşattığını farz etsek, o zaman güneşi göz ile görmek  mümkün olmaz. Her yer güneşin ışığıyla kaplandığından güneş görünmez  olur. Hem gece gibi bir zıddı da olmadığından güneş görülmez ve mahiyeti  anlaşılmaz. Bununla beraber, ışığıyla her yerde bulunan ve her yeri  kapsayan güneşin varlığını inkâr etmek de cehalet olur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aynı mantık perspektifi içerisinde, isim ve sıfatlarıyla her şeyi  kuşatan ve her yerde hazır olan ve zıddı olmayan Allah’ın da göz ile  görülmemesini anlayabiliriz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ahirette ise durum tamamen farklıdır. Cennet ehlinin ruhları  bedenlerine galip gelecektir. Burada gölge hükmünde olan varlıklarının  aslı orada yaratılacaktır. İnsan her yönüyle cennete layık ve ondaki her  türlü ihsanlardan faydalanabilecek bir varlık olarak cennete  girecektir. Cennette bile rü’yet hadisesinin sürekli olmayışı üzerinde  düşünmek gerekir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Demek oluyor ki, cennet ehli, rü’yete mazhar olacakları zaman ayrı bir  hale girecekler ve bu İlâhî ikram kendine mahsus ayrı bir ortamda  gerçekleşecektir. Nitekim, rü’yetten döndüklerinde ailelerinin onları  tanıyamayacakları yolundaki haberler de bunu göstermektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><enclosure length="5063234" type="audio/mpeg" url="http://video.sorularlaislamiyet.com/seslendirmeler/10-Allahi-bu-dunyada-nicin-goremiyoruz.mp3"/></item><item><title>Büyü çözmek için büyücüye gitmek caiz midir?</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/01/buyu-cozmek-icin-buyucuye-gitmek-caiz.html</link><category>büyü</category><category>büyücü</category><author>noreply@blogger.com (Atlantis Web Hizmetleri)</author><pubDate>Sun, 30 Jan 2011 02:49:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-4190087379819300646</guid><description>&lt;div id="baslik_alani"&gt;         &lt;h2&gt;&lt;/h2&gt;&lt;h2 style="margin-top: 5px;"&gt;Soru&lt;/h2&gt;&lt;div style="clear: both; color: #000099; font-style: italic; font-weight: bold; margin: 5px 15px;"&gt;&lt;a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/banners/15.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://www.sorularlaislamiyet.com/images/banners/15.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Fal  bakmak ve de büyücüye gitmenin günah olduğunu biliyorum. Eğer bana büyü  yapılmışsa ve yalnız büyüyü çözmek için büyücüye gitmem caiz mi?                                                                      &lt;/div&gt;&lt;div id="yazi_bilgisi" style="padding-bottom: 5px; text-align: right;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2&gt;Cevap&lt;/h2&gt;Değerli Kardeşimiz;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
Büyü çözmek için rastgele bir büyücüye gitmek caiz değildir. Bu konuda  okunması greken sure ve dualar vardır. Konu hakkında malumatı olan bir&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;  din aliminden bu konuda bilgi alınabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Meşhur ata sözümüzdür. Denize düşen yılana sarılır, denmiştir. Biz de  bazen öyle oluyoruz galiba. Çaresini bulamadığımız, teşhisini  koyamadığımız sıkıntılarımızda çareyi büyüde, sihirde görüyor; hemen  hükmünü veriyoruz. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
– Büyü yaptılar, geçimimizi bozup huzurumuzu yok ettiler. Ya da  kısmetimizi kapatıp olan işimizi olmaz hale getirdiler. – Öyle ise çare  nedir?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
– Çare; büyücülere, sihircilere, falcılara gitmektir…&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Maşaallah büyü bozucular, sihir çözücüler de düzinelerle.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeter ki sen paradan haber ver…&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bana öyle geliyor ki, parayı kesin, ortalıkta ne büyücü kalır ne de sihirci… &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aslında ben büyünün, yani sihrin varlığını kabul ediyorum. Ancak bunun  tarihte kalan bir ilim dalı olduğunu, nasıl yapılıp nasıl çözüldüğüne  dair bir ilmin günümüze kadar gelmediğini düşünüyorum. Bu yüzden de  şurada burada büyü yapan yahut da bozan kimselere inanmıyorum. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şundan inanmıyorum:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Büyü yapma yahut da çözme ilmi varsa, kitaplarda olacaktır. Kitaplarda  olunca onu sadece meçhul kimseler bilmeyecek, kitap okuyan herkes bu  bilgiye sahip olacaktır. Görülen odur ki, kitap okuyanlarda böyle doğru  bir büyü yapma ve çözme bilgisi yoktur. Tam aksine, kitap okumayanlarda  bu sırlı ilim çoğaltılıyor, müşteriler sıraya giriyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kanaatim odur ki, aile içinde insanlar, beyin yahut da hanımın  tutumundan şikayetçi olurken olayı büyüye, sihre yormakta yanılıyorlar. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Büyü de sihir de tarafların kendilerindedir. Şayet rahatsızlık unsuru  olarak gördükleri hallerini kendi iradeleriyle düzeltmeye yönelseler  ortalıkta ne büyüye ihtiyaç kalır, ne sihirbaza. Ama nefsi böyle bir  özeleştiriye talip olmuyor. Kendi kusur ve hatalarını düşünmeye de  fırsat vermiyor. En kolay yolu gösteriyor. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
– Büyü yapmışlar, sihirde bulunmuşlar. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bundan sonra yatakta muska aramalar, kapıda çaput bulmalar alıp  yürüyecek; evhamlar, vesveseler, masum konu komşulardan şüphelenmeler  meydan alacaktır. Çık çıkabilirsen işin içinden.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hayır hayır boşuna suçlamayın konu komşunuzu, yakınlarınızı ve  dostlarınızı. Büyü falan yok, kendi ihmal ve kusurlarınız var. Yapılan  büyüden dolayı hanımı evi terk ettiğini söyleyen bir bey: &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
– Ne olur büyüyü boz, sihiri çöz, bunu ancak sen yaparsın, diye ısrarda bulundu. Ben de:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
– Büyü yapılan hanım evi terk ederken bir bahane ileri sürer, bu bahane  ile evi terk eder, seninki ne bahane ileri sürdü, onu söyle, dedim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Söylemek istemedi. Israr edince baklayı çıkardı:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
– Güya ben akşamları işimden çıkınca hemen eve gelmiyor da meyhaneye uğruyor, iki tek atıyormuşum. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zaten ben de bu itirafı bekliyordum. Hemen çareyi gösterdim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
– Tamam, dedim, işte büyü de, büyü yapan da açıklandı. Büyüyü sen  yapıyorsun meyhaneye gitmekle. Büyün de oradaki içkin. Çözmek istiyorsan  akşamları işinden doğruca evine gel, meyhaneye uğrama. Göreceksin ki  büyü derhal bozulmuş, sihir de hemen çözülmüş.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
(Ahmed ŞAHİN)&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;Selam ve dua ile...&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Bu mesaja sakın inanmayın...</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/01/bu-mesaja-sakn-inanmayn.html</link><category>banka</category><category>e-posta</category><category>hırsız</category><category>mail</category><category>mesaj</category><category>posta</category><category>soyguncu</category><category>şifre</category><author>noreply@blogger.com (Anonymous)</author><pubDate>Thu, 27 Jan 2011 03:39:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-240570658871191177</guid><description>&amp;nbsp;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TUFY8WosPbI/AAAAAAAAAF0/hvI3EuHFdUc/s1600/lster.JPG" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TUFY8WosPbI/AAAAAAAAAF0/hvI3EuHFdUc/s1600/lster.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;Son günlerde internet ve  elektronik postalarda 'Merkez Bankası'ndan bir uyarı' başlığıyla dolaşan  mesajın sanal dolandırıcıların işi olduğu ortaya çıktı.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Merkez Bankası'ndan üst düzey bir yetkili, kurum olarak  böyle bir e-posta göndermediklerini vurguladı. Aynı yetkili, "Biz  açıklamalarımızı resmi yollardan ve kamuoyuna açık bir duyuruyla  yapıyoruz." ifadesini kullandı.&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yüzlerce sitede bulunan mesajla,  bazı dolandırıcılar, vatandaşın bankamatik şifresini öğrenmek için  Merkez Bankası'nın adını kullanıyor. 'Eğer bir gün ATM makinelerinden  bir soyguncu tarafından para çekmeye zorlanırsanız PIN kodunuzu ters  girmeniz halinde (Örn. 1234 yerine 4321 gibi); makine parayı veriyor  ancak bu arada polis de çağırıyor.' şeklinde mesajlar atan kişilerin  yeni bir dolandırıcılık şebekesi olabileceği belirtiliyor. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uzmanlar, ATM'lerin polis çağırmasının teknolojik olarak mümkün olmadığını belirtirken, bu mesajlarla vatandaşın banka kartı şifresinin kolaylıkla öğrenileceği ve hesapların boşaltılabileceği uyarısında bulunuyor. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yüzlerce sitede bulunan ve maillerle yaygınlaşan mesajın Türkiye Cumhuriyet  Merkez Bankası'na atfen yapılması vatandaşa inandırıcı geliyor. Bazı  sitelerde sadece mesaj yer alırken bazılarında mesajın başında ve  sonunda Merkez Bankası ve ATM'den para çekme, Merkez Bankası'ndan uyarı  şeklinde yer alıyor. İnternet arama motoru google'a "Eğer bir gün ATM  makinelerinden bir soyguncu" yazıldığında birçok sayfada söz konusu  metin kullanıcıların karşısına çıkıyor. Mesajın altında ayrıca, 'Bu  konuyu çok nadir kişinin bildiği için, mümkün olduğunca çok kişiye  bildirelim' notu yer alıyor. Bu not ile daha çok kişinin banka kartı  şifrelerinin öğrenilmesi amaçlanıyor. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;MB: BU MESAJIN ASLI ASTARI YOK&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TUFY81Ma_lI/AAAAAAAAAF4/l__RPGaIDuc/s1600/133656.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TUFY81Ma_lI/AAAAAAAAAF4/l__RPGaIDuc/s1600/133656.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;CİHAN,  söz konusu uyarı mesajının MB tarafından atılıp atılmadığını Merkez  Bankası yetkililerine sordu. Yetkililer, konuyla ilgili vatandaştan da  telefonlar geldiğini belirterek, "Bizim vatandaşlara böyle bir çağrımız  olmadı. Eğer olsa bunu resmi bir açıklamayla yaparız. Zaten mesajlardaki  gibi makinenin polis çağırması teknolojik olarak mümkün değil."  açıklaması yaptı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bankadan üst düzey bir yetkili, internet üzerinden  yayılan bu mesajların dolandırıcıların yeni bir yöntemi olabileceğine  dikkat çekti. Merkez Bankası'nın böyle bir uyarıda bulunmadığını dile  getiren aynı yetkili, "Böyle bir şey yok. Atılan mesajda yazanların aslı  astarı yok." dedi.  &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;İŞTE O SAHTE MESAJ&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;i&gt;"T.C.  MERKEZ BANKASI'ndan bir uyarı.. Dağarcığınızda bulunsun... Eğer bir gün  ATM makinelerinden bir soyguncu tarafından para çekmeye zorlanırsanız  PIN kodunuzu ters girmeniz halinde (Örn. 1234 yerine 4321.. gibi).  Makine parayı veriyor ancak bu arada polis de çağırıyor. Bu konuyu çok  nadir kişinin bildiği için, mümkün olduğunca çok kişiye bildirelim.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
T.C. MERKEZ BANKASI"&lt;/i&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="http://3.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TUFY8WosPbI/AAAAAAAAAF0/hvI3EuHFdUc/s72-c/lster.JPG" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Peygamber Efendimizin (asv) çok evlenmesinin hikmetleri nelerdir? [Yazılı+Sesli]</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/01/peygamber-efendimizin-asv-cok.html</link><category>birden çok kişi</category><category>Hazreti Muhammed</category><category>hz. Muhammed</category><category>Muhammed</category><category>çok evlenme</category><category>çok evlilik</category><author>noreply@blogger.com (Anonymous)</author><pubDate>Wed, 26 Jan 2011 09:57:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-3126716550228642970</guid><description>&lt;div id="baslik_alani"&gt;&lt;h2&gt;&lt;/h2&gt;&lt;img align="right" src="http://www.sorularlaislamiyet.com/show_image.php?filename=images/articles/9364.jpg&amp;amp;width=300&amp;amp;height=300" /&gt;&lt;/div&gt;Mevzuyu ilk önce, O pâk şahsiyete bakan yönüyle ele alalım. Her şeyden  evvel bilinmelidir ki, güzel ahlakın zirvesinde olan Efendimiz (ASM),  yirmi beş yaşına kadar hiç evlenmedi. O sıcak memleketin hususî durumu  da göz önüne alınacak olursa, bu kadar zaman iffetiyle yaşaması ve bunun  da, dün ve bugün böylece kabul ve teslim edilmesi, O’nda iffetin esas  olduğunu ve&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;müthiş bir irade ve nefis hâkimiyeti bulunduğunu gösterir.  Eğer bu hususta, Efendimizin (ASM) küçük bir hatası bulunsaydı, dünkü ve  bugünkü düşmanları, bunu cihana ilân etmekten bir an bile geri  kalmayacaklardı. Hâlbuki eski ve yeni bütün düşmanları, O’na hiç  olmayacak şeyleri dayandırdıkları hâlde, bu yönde bir şey söyleme  cüretini gösterememişlerdir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;embed height="43" src="http://video.sorularlaislamiyet.com/seslendirmeler/9364-Peygamber-Efendimiz-asv-cok-evlenmesinin-hikmetleri-nelerdir.mp3"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Peygamberimiz (sav) ilk evliliklerini, yirmi beş yaşlarında iken  yaptılar. Bu evlilik, Allah ve Resûlü (asv) katında çok yüce ve  müstesna; fakat başından iki defa evlenme geçmiş kırk yaşındaki bir  kadınla olmuştu. Bu mutlu yuva tam&lt;b&gt; yirmi üç sene devam etmiş&lt;/b&gt;  ve peygamberliğin sekizinci senesi kapanan bir perde gibi, arkada acı  bir hasret bırakarak sona ermişti. Bu defa Efendimiz (sav) yirmi beş  yaşına kadar olduğu gibi, yine yapayalnız kalmıştı. Evet, aile, çoluk  çocuk her şeyiyle yirmi üç senelik bu mesut hayattan sonra, yeniden &lt;b&gt;dört beş sene bekâr olarak yaşamışlardı&lt;/b&gt; ki; yaşları da elli üçe ulaşmış bulunuyordu. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte, diğer bütün evlilikleri de böyle evliliğe alâkanın azaldığı bu  yaştan sonra başlar ve devam eder ki; sıcak bir memlekette elli beş  yaşından sonra yapılan evlilikde, insani bir arzu ve şehevîlik görmek,  ne insafın, ne de akıl ve kalbin kabulleneceği bir şeydir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Burada akla gelen diğer bir mesele de, Efendimizin (ASM) peygamberliğinin çok evlenmeyi gerektirdiği yönüdür:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;A)&lt;/b&gt; Evvelâ, bilinmelidir ki, bu meseleyi, bu şekilde  medar-ı bahs edenler, ya hiçbir din ve prensip kabul etmeyenlerdir ki,  onların böyle bir şeyi kınamaya aslâ ve kat’â hakları yoktur. Zira  onlar, bütün prensiplere karşıdırlar. Hiçbir kânun ve kayda tâbi  olmaksızın, pek çok kadınla münasebet kurar; hatta mahremleriyle dahi  nikâha müsade ederler. Yahut bunlar, belli kitaplara dayanan farklı din  mensuplarıdır. Onların hücumu da, insafsızca, garazlı ve araştırılıp&amp;nbsp;  düşünülmeden yapılmış, hatta kendi namlarına üzülecek bir durumdadır.  Çünkü, ellerindeki kitapların ve o kitaplara bağlı cemaatlerin kendi  peygamberleri olarak kabul ettikleri, nice büyük peygamber vardır ki;  bunlar birçok kadınla evlenmiş ve başlarından daha çok nikâh geçmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Meselâ; Süleyman (as) ve Davud (as) peygamberleri düşününce, onlara  mensup olduklarını iddia edenlerin bu meseleye itiraz etme hususunda  insaflı davranmadıkları açıkça ortaya çıkar. Dolayısıyla, çok kadınla  evlenmeyi, Peygamberimiz (sav) başlatmadığı gibi; aynı zamanda çok  evlilik, nübüvvetin ruhuna da zıt değildir. Kaldı ki; daha sonra  görüleceği gibi birden fazla evliliğin peygamberlik vazifesi açısından  da, düşünülenlerin de ötesinde pek çok faydaları vardır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evet, çok kadınla evlenme, özellikle yeni dini hükümler ve şeriatlarla  gelen peygamberler için bir bakıma zarurîdir. Zira, dinin, aile  mahremiyeti içinde cereyan eden pek çok yönleri vardır ki, bu yönleri  ancak bir insanın nikâhlısı tam olarak öğrenebilir. Dolayısıyla, dinin  bu yönlerini anlatmak için herhangi bir kapalı anlatım veya dolayısıyla  ifade etme mecburiyetinde olunmadan -ki çok defa bu türlü anlatma tarzı  anlamayı ve hayata tatbik noktalarını zorlaştırır- her şeyi alabildiğine  açıklık içinde anlatacak, mürşidelere yani hanım öğreticilere ihtiyaç  vardır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte, her şeyden evvel, nübüvvet hânesinde olan bu temiz ve pak  peygamber hanımları, kadınlık âlemine karşı yol göstericilik ve tebliğ  vazifesinin sorumluları ve nakilcileri bulunmaları itibarıyla, peygamber  için de, peygamberlik için de; kadınlık âlemi için de gerekli, hatta  olmazsa olmaz durumdadırlar. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;B) &lt;/b&gt;Diğer bir husus da, umumî mânâda Efendimiz (asv)’in eşleriyle alâkalı oluyor ki, o da: &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;b&gt;1) &lt;/b&gt;Eşler arasında, yaşlı, orta yaşlı ve gençler  bulunması itibarıyla, bu devre ve dönemlerin hepsine ait çeşitli dini  hükümler bina ediliyor. Ve bizzat Peygamber (sav) hânesi içinde bulunan  bu pâk eşler sayesinde uygulama imkânı buluyordu. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;b&gt;2) &lt;/b&gt;Eşlerin her birerleri, çeşitli kabilelerden  olması sebebiyle, evvelâ o kabileler arasında; sonra da Efendimizin  (ASM) muazzez şahsiyetiyle akrabalık bağının kurulduğu bütün cemaatler  içinde, köklü bir sevgi ve alâkaya yol açılıyordu. Her kabile ve oymak,  O’nu, kendinden biliyor, din hissinin yanında, cibillî bir akrabalık  bağıyla O’na karşı derin bir alâka hissediyordu. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;b&gt;3) &lt;/b&gt;Her kabileden aldığı kadın, O’nun hayatında ve  ebedi aleme göçmesinden sonra, kendi cemaati arasında çok ciddî dinî  hizmete vesile olabiliyor; uzak yakın bütün akrabalarına, Efendimizin  (ASM) gizli ve aşikâr bütün sünnetleri ve dini hükümler noktasında  tercümanlık yapıyordu. Bu sayede O’nun kabilesi de, kadın ve erkeğiyle,  Kur’ân’ı, tefsiri, hadîsi ondan öğreniyor ve dinin ruhuna vâkıf  olabiliyordu. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;b&gt;4) &lt;/b&gt;Bu evlilikler vasıtasıyla, Peygamber Efendimiz  (ASM), âdeta bütün Arap Yarımadası ile yakınlık tesis etmiş gibi, her  hânenin, teklifsiz misafiri hâline gelmişti. Herkes bu yakınlık  vasıtasıyla O’na yaklaşabiliyor ve dinîn emirlerini öğrenme fırsatını  buluyordu. Aynı zamanda bu ayrı ayrı aşiretlerin her biri, bir çeşit,  kendini O’na yakın sayıyor ve bununla iftihar ediyordu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mahzumoğulları, Ümmü Seleme vasıtasıyla; Emevîler, Ümmü Habîbe  vasıtasıyla; Hâşimîler, Zeynep bintü Cahş (r.anha) vasıtasıyla  kendilerini ona yakın kabul edip, bahtiyar sayıyorlardı... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;C)&lt;/b&gt; Buraya kadar olanlar umumî mânâda ve bazı  yönleriyle de, diğer peygamberlere şâmil olacak şekilde idi. Şimdi bir  de, hususî mânâda ve teker teker her eşinin hususi faziletleri  noktasında, meseleyi ele alalım: &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evet, burada dahi göreceğiz ki; insan mantığı, vahiy ile desteklenen o  Zât’ın (ASM) mübarek hayatı karşısında toprak kadar aşağı kalıyor; diğer  bir tabirle insan düşüncesi vahyin gölgesi altında bulunan bu büyük  dahi önünde iki büklüm oluyor. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;b&gt;1)&lt;/b&gt; &lt;b&gt;İlk zevceleri Hz. Hatîce (r.anha) validemizdir.&lt;/b&gt;  Kendinden on beş yaş daha büyük olan bu nâdîde kadınla izdivaçları, her  evlilik için en büyük örnek mahiyetindedir. O, bütün bir hayat boyu,  derin bir vefâ ve sadakatle Hz. Hatice validemizin aziz hatıralarına  bağlı kaldığı gibi, vefatından sonra dahi O’nu hiçbir zaman unutmamış,  hatta her vesile ve fırsatta O’ndan bahisler açmıştır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hz. Hatîce’den sonra Peygamberimiz (sav) dört beş sene evlenmediler.  Başlarında birçok yetim bulunmasına rağmen, onların külfetlerine  katlanıp, bir bakıma hem annelik, hem de babalık vazifesini yürüttüler.  Farzımuhal, öncesinde ve sonrasında kadınlara karşı küçük bir zaafı  olsaydı, böyle mi hareket ederlerdi?.. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;b&gt;2) &lt;/b&gt;&lt;b&gt;Sıra itibarıyla olmasa bile ikinci zevceleri, Âişe-i Sıddîka’dır (r.aanha).&lt;/b&gt;  En yakın arkadaşının kızı; acı tatlı bütün bir hayatı beraber yaşayan  bu büyük insana karşı, nebînin en müstesna ikramıdır. Bütün  yakınlıkların, akrabalıkların sona erdiği günde, sona ermeyen  yakınlığıyla O’nun yanında bulunma şerefi ancak bu sayede olacaktır.  Evet, Âişe-i Sıddîka ile, Hazreti Ebû Bekir, maddî mânevî hiçbir boşluk  bırakmayacak şekilde Efendimiz’e (ASM) yakın olma şerefine mazhar  olmuşlardı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayrıca, Hz. Âişe gibi çok zeki bir müstesna insan, nübüvvet davasına  tam vâris olabilecek yaradılışta idi. Evlilikden sonraki hayatı ve daha  sonraki hizmetleriyle kendini ispatlamıştır ki; o eşsiz varlık, ancak  peygamber eşi olabilirdi. Zira o, yerinde en büyük hadisçi, en mükemmel  tefsirci ve en nâdide fıkıhçı olarak kendini gösteriyor, Efendimizin  (ASM) görünen görünmeyen bütün tüm hallerini emsâlsiz kavrayışıyla,  hakkıyla temsil ediyor ve yansıtıyordu. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunun içindir ki; Efendimiz (asv)’e rüyasında, onunla evlelik yapacağı  işâret ediliyor ve henüz gözlerine başka hayal girmeden Peygamber  hânesine ayak basıyordu... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sayede o, Hz. Ebû Bekir (ra) için şeref kaynağı olacak ve kadınlık  âlemi içinde, bütün istîdat ve kâbiliyetlerini geliştirerek, Efendimiz  (asv)’in en başta talebelerinden biri olma hüviyetiyle, büyük muallim ve  tebliğci olmaya hazırlanacaktı. İşte böylece, o da hem bir zevce, hem  de bir talebe olarak Efendimizin (ASM) saadet hânesine girmiş  bulunuyordu. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;b&gt;3) Yine evlenme sırasına göre olmamakla beraber üçüncü eşleri, Ümmü Seleme’dir (r.anha). &lt;/b&gt;Mahzum  Oymağı’ndan ve ilk Müslümanlardan olan Ümmü Seleme, Mekke’de büyük  zorluklar görmüş; ilk olarak Habeşistan’a, ikinci defa da Medine’ye  hicret etmiş ve o günkü şartlara göre ilk saftakiler arasında yer  almıştı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kendisiyle beraber bu uzun ve meşakkatli yolculuklara katlanan bir de  kocası vardı. Ve, Ümmü Seleme’nin nazarında eşi, benzeri olmayan bir  insandı. Bütün çile devrini beraber yaşadığı, bu eşsiz hayat arkadaşı  Ebû Seleme’yi Medine’de kaybedince çocuklarıyla baş başa kaldı.  Yurdundan, yuvasından uzak, bir sürü yetimle hayat külfetini yüklenmiş  bu kadına, ilk şefkat elini, Ebû Bekir ve Ömer (ra) uzatırlar; fakat o  bu talepleri reddetti. Zira onun gözünde Ebû Seleme’nin yerini  dolduracak insan yoktu. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nihayet, izdivaç teklifiyle Allah Resûlü (sav) ona el uzattı. Bu  izdivaç da gayet tabiîydi, zira İslâm ve iman uğrunda hiçbir  fedâkârlıktan geri olmayan bu benzersiz kadın, Arab’ın en soylu oymağı  içinde uzun zaman yaşadıktan sonra yapayalnız kalmıştı ve dilenciliğe  terk edilemezdi. Hele ihlâs, samimiyet ve İslâm için katlandığı şeyler  düşünülünce, ona muhakkak ki el uzatılmalıydı. Ve, işte Kâinatın  Efendisi (asv), onu nikâhı altına alırken bu yardım elini uzatmıştı.  Evet, gençliğinden beri yaptığı; kimsesizleri görüp gözetme ve yetimlere  el uzatma iş ve vazifesini, o günkü şartların iktizasına göre bu  şekilde yerine getiriyordu. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ümmü Seleme de Hz. Âişe gibi zeki, kapasiteli ve kabiliyetli bir  kadındı. Bir muallim ve tebliğci olma kabiliyetlerini taşımaktaydı. Onun  için bir taraftan şefkat eli onu, himâyeye alırken diğer taraftan da,  bilhassa kadınlık âleminin kıyamete kadar şükran duyacağı bir talebe  daha ilim ve irşat medresesine kabul ediliyordu. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yoksa, altmış yaşına yaklaşmış Fahr-i Kâinat Efendimiz (asv)’in, bir  sürü çocuğu olan dul bir kadınla evlenmesini ve evlenip bir sürü külfet  altına girmesini, başka hiçbir şeyle izah edemeyiz. Hele şehevîlik ve  kadınlara düşkünlükle aslâ ve kat’â!... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;b&gt;4) Bir diğer zevceleri de Remle bint-i Ebî Süfyan’dır (Ümmü Habîbe) (r.anha).&lt;/b&gt;  Peygamber (sav) ve peygamberlik karşısında bir müddet küfrü temsil eden  birinin kızı... Bu da ilk Müslüman olanlardan ve birinci safta yerini  alanlardandı. Çile devrinde Habeşistan’a hicreti, orada kocasının önce  Hristiyanlığı kabul etmesini, sonra da vefâtını görmüş çok sıkıntılar  çekmiş bir kadın... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
O gün sahabi, sayı itibarıyla az; mal yönünden fakirdi. Herhangi birine  bakacak, geçim sıkıntısına ortak olacak durumları yoktu. Buna göre,  Ümmü Habîbe ne yapacaktı? Ya din değiştirip, Hristiyanların yardımına  mazhar olacak; ya küfür yuvası olan baba evine dönecek veya kapı kapı  dolaşıp dilenecekti. Bu en dindar, en soylu, aile itibarıyla en zengin  kadının bunlardan hiçbirini yapması mümkün değildi. Bir tek şey  kalıyordu; o da Efendimiz (asv)’in müdahalesi ve yardımı... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte, Ümmü Habîbe ile izdivaçta da bu yapılıyordu. Dini için her türlü  fedakârlığa katlanmış bu kadın, yurdundan yuvasından uzak; zenciler  arasında; kocasının dinden çıkması ve vefâtı kendisini binbir  sıkıntılara uğrattığı günlerde; Necâşi’nin huzurunda, Peygamberimizle  (asv) nikâhının kıyılması gibi en tabiî bir şey yapılıyordu. Bunu değil  kınamak &lt;b&gt;“Rahmeten li’l-Âlemîn”&lt;/b&gt; olmanın gerektirdiği bir hususun gerçekleşmesi sayarak alkışlamak lâzımdır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaldı ki; bu büyük kadının da, emsâli gibi kadın erkek Müslümanların  irfan hayatına getireceği çok şey vardı. O da bu suretle hem bir zevce  hem de bir talebe olarak, o saadethâneye intisap ediyordu. &lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&lt;br /&gt;
Aynı zamanda bu evlilik sayesinde, Ebû Süfyan ailesi de,  Peygamberimizin (ASM) hanesine teklifsiz girip çıkma imkânını elde  ediyor ve değişik bir bakış kazanarak yumuşamış oluyordu.&lt;/b&gt; Hem  değil sadece Ebû Süfyan ailesi, belki bütün Emevîler’de tesirini  gösterecek bir hâdise olma karakterinde. Hatta denebilir ki;  alabildiğine sert ve dışa kapalı olan bu aile, Ümmü Habîbe’nin nikâhı  sayesinde oldukça yumuşadı ve her türlü hayrı kabul etmeye hazır hâle  geldi. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 5) Saadet hânesine girenlerden biri de Zeyneb bint-i Cahş’dır (r.anha).&lt;/b&gt;  Alabildiğine asil ve o kadar da ince, iç derinliğine sahip Hz. Zeyneb,  Sultân-ı Enbiyâ (asv)’ın yakın akrabası ve yanı başında büyüyen, gelişen  bir kadındı. Efendimiz (sav), Zeyd (ra) için O’nu talep ettiği zaman,  ailesi biraz çekimser kalmış ve bu arada Efendimiz (asv)’e verme  temâyülünü göstermişlerdi. Sonunda Peygamberimizin (sav) ısrarıyla Zeyd  b. Hârise (ra)’e vermeye râzı olmuşlardı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zeyd, bir zamanlar hürriyetini yitirmiş; esirler arasına girmiş ve  sonra Kâinatın Efendisi (asv) tarafından hürriyetine kavuşturulmuş bir  âzâtlı idi. Peygamber Efendimiz (sav) bu izdivaçtaki ısrarıyla, insanlar  arasındaki eşitliği tesis, kuvvetlendirerek dengeyi sağlamak istiyor ve  bu zor işe de, yine yakınlarıyla başlıyordu. Ne var ki, Zeyneb gibi çok  yüce fıtratlı bir kadın, emre uyarak gerçekleştirdiği bu evliliği, uzun  sürdüremeyecek gibiydi. Bu evlilik, Zeyd için de bir şey getirmemiş ve  sadece bir ızdırap ve hasret olmuştu. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nihayet boşama hâdisesi oldu; fakat Efendimiz (asv) Zeyd’i vazgeçirmeye  ve evliliğin devam ettirilmesine çalışıyordu. Tam o esnada, Cibrîl (as)  geldi ve semâvî fermanla, Zeyneb’in Peygamber Efendimiz (asv) ile  izdivaç etmesi emrini getirdi. Efendimiz (asv)’in mâruz kaldığı imtihan  oldukça ağırdı; zira, o güne kadar, kimsenin cesaret edemediği bir şey  yapılıyor ve yerleşmiş, kök salmış âdetlere karşı, ilân-ı harp  ediliyordu. Bu çok çetin bir mücadeleydi. Ancak Allah emrettiği için  yapılabilirdi. Ve işte Efendimiz (asv), derin bir kulluk şuuruyla, nezih  şahsiyetine karşı çok ağır gelen bu işi yaptı. Hz. Âişe’nin dediği  gibi, &lt;b&gt;farzımuhal, Peygamberimiz (asv)’in, Kur’an’dan bir şeyi saklaması câiz olsaydı Zeyneb’le evliliğini emreden âyetleri gizlerdi.&lt;/b&gt; Evet, bu Efendimiz’ e (ASM) o kadar ağır gelmişti... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlâhi hikmet ise, bu temiz ve yüce varlığı, Peygamber (asv) hânesine  sokmak, ilim ve irfan yönüyle hazırlamak, irşat ve tebliğle vazifeli  kılmak istiyordu. Nihayet, öyle de oldu. Ve daha sonraki nezih hayatı  boyunca, peygamber zevceliğinin iktizâ ettiği inceliklere riâyet etti. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayrıca, cahiliye devrinde, evlâtlıklara evlât deniyor ve onların eşleri  de aynen evlâdın eşi gibi kabul ediliyordu. Cahiliyeye ait bu âdet,  kaldırılmak murat buyurulunca, yine tatbikata Efendimiz (asv) ile  başlanıldı. Herhangi bir kimseye “evlâdım” demekle, evlâdınız  olamayacağı gibi, “evlâdım” dediğinizin zevcesi de gelininiz olamaz. (1)  &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;b&gt;6) Saadet hânesine girmekle şereflenenlerden biri de, Cüveyriye bintü’l-Hâris’dir (r.anha).&lt;/b&gt;  Gayri müslim olan kabîlesine karşı harp edilmiş ve kadın erkek esir  edilmişlerdi. Hissiyatı alt üst olmuş, gururu kırılmış bu saray mensubu  kadın, Pergamberimiz (asv)'in huzuruna getirildiğinde, kin ve nefretle  doluydu. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte o zaman Efendimiz (ASM), yağdan kıl çekme kolaylığı içinde  meseleyi bir hamlede halletti. Peygamber Efendimiz (asv) Hz. Cüveyriye  (ra) ile nikâh kıyınca, Cüveyriye, mü’minlerin anası mevkiine yükseldi  ve sahabenin bakışında bir hürmet âbidesi hâline geldi. Hele Ashâb-ı  Resûlullah, &lt;b&gt;“Peygamber’in akrabaları esir edilmez.”&lt;/b&gt; deyip, ellerindeki esirleri bırakınca, hem Cüveyriye (ra) hem de onun aşiretin’in gönlü fethediliverdi. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Görülüyor ki, Peygamberimiz (asv) altmış yaşları dolaylarında,  yaptıkları bu izdivaçta dahi pek çok meseleyi bir çırpıda hallediyor;  kızıl kıyamet hâdiselerin içinde, barış ve sükûn meltemleri estiriyordu.  &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 7) Talihliler arasına karışanlardan birisi de, Safiyye bintü Huyey’dir (r.anha). &lt;/b&gt;Hayber  emirlerinden birinin kızı. Meşhur, Hayber Vak’ası’nda, babası, kardeşi  ve kocası öldürülmüş; kabilesi de esir edilmişti. Safiyye (ra) büyük bir  öfke ve intikam hırsıyla yanıp tutuşuyordu. Nikâh akdedilip,  mü’minlerin hürmet duyacağı, Efendimiz (asv)’e zevce olma muallâ  mevkiine yükselince, hem Ashab’ın (ra) &lt;b&gt;“Anam anam”&lt;/b&gt;  diyerek hürmet göstermeleri ve hem de Efendimiz (asv)’in eritici ve  tüketici yüceliği karşısında, Hz. Safiyye (ra) olup biten her şeyi  unuttu ve Peygamberimiz (asv)’e zevce olmakla iftihar etmeye başladı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayrıca, Hz. Safiyye vasıtasıyla pek çok Yahudi’nin, Efendimiz (asv)’i  yakından görüp tanıma ve yumuşama imkânı da doğuyordu. Bir şeyle her şey  yapan ve bir fiilinde binler hikmet bulunan Hazreti Allah (cc) bütün  izdivaçlarda olduğu gibi, bunda da pek çok hayır ve bereket yaratmıştı. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bundan başka, düşmanların iç âleminden haberdar olma bakımından,  ümmetine bir ders vermiş olabileceğini zikretmek de uygun olur  zannederim. Hazreti Safiyye ve emsâli ayrı milletlerden olan kadınların,  o milletlerin iç durumlarına nüfûz bakımından büyük ehemmiyeti vardır;  elverir ki insan onların hâin olanlarıyla kendi sırlarını düşmanlara  kaptırmasın. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 8) Bu bahtiyarlardan biri de Hz. Sevde (r.anha) Validemizdir. &lt;/b&gt;İlk  safta yerini alanlardan; kocasıyla Habeşistan’a hicret edenlerden ve  Ümmü Habibe’nin kaderine benzer şekilde, kocasının vefatıyla ortada  kalanlardan. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Efendimiz (asv), bu kalbi kırığın da, yarasını sardı; onu perişan  olmadan kurtardı ve ona enis oldu. Zaten sadece Efendimiz (asv)’in  nikâhı altında bulunmayı düşünen bu büyük kadının, dünya adına istediği  başka hiçbir şey de yoktu. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İşte bütün izdivaçlarında, bu türlü hikmet ve maslahatlar bulunan  Peygamber Efendimiz (sav) hiç mi hiç nefsânî duygularıyla bu işin içine  girmemiştir. Ya Râşid Halifelerin ilk ikisine karşı olduğu gibi,  vezirleriyle bir yakınlık tesis etme ve zevcesi olacak kadındaki istîdat  ve kabiliyet; veya teker teker, diğerlerinde gördüğümüz gibi, başka  hikmet ve maslahatlarla evlenmiş ve büyük yük ve yükler altına  girmiştir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunlardan başka, Peygamber Efendimiz (asv)’in bu kadar kadının, kalacak  yer, gıda, elbise gibi ihtiyaçlarını, en âdil şekilde temin etmesi ve  onlara karşı muâmelesinde kılı kırk yararcasına, adâlet ve hukuklarına  dikkat etmesi; aralarında meydana gelmesi muhtemel huzursuzlukları  peşinen önlemesi, meydana gelen problemleri yağdan kıl çekme rahatlığı  içinde halletmesi, Bernard Shaw’ın ifadesiyle&lt;b&gt; “En büyük problemleri kahve içme kolaylığı içinde halleden...” &lt;/b&gt;O müstesna Zât’ın peygamberliğine delâlet eder... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir kadın ve bir iki çocuğun dahi, idaresinin ne kadar müşkül olduğunu  gören ve bilen bizler; daha evvel başka yuvalar kurmuş; başka âile  yapılarına şâhit olmuş; girdiği yuvalarda farklı mizaçlar kazanmış pek  çok kadını, bir şiir âhengi ve ritmi içinde idare eden, o muallâ ve aziz  varlık karşısında iki büklüm oluyoruz. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir husus kaldı ki, o da, zevcelerin adedinin, ümmetine meşru kılınan  adedin üstünde olma durumudur. Bu, bir hususî durumdur. Evet, bildiğimiz  ve bilemediğimiz pek çok maslahat ve hikmetleri içerisinde barındıran  bir hususî kanundur. Bir müddet bu mevzuda mutlak izin verilmiş; belli  bir müddet sonra ise sınır konmuş ve evlenmesi yasak edilmiştir.(2)&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;9) Bir diğer eşi Hafsa binti Ömer el- Hattab'dır.&lt;/b&gt;  Mü'minlerin annesi, Rasûlullah (s.a.s) ın eşi, Hz. Ömer'in kızı. Hz.  Hafsa, Hz. Peygamber'in risaletinden beş sene önce doğdu. Annesi büyük  sahabî Osmân b. Maz'un'un kız kardeşi Zeyneb'tir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hz. Hafsa'nın İslâm'ı ne zaman kabul ettiği bilinmemektedir. Hz.  Ömer'in İslâm'ı kabulünden sonra bütün aile ve yakınlarının müslüman  olduğu bilgisinde yola çıkılarak onun da babası ile birlikte müslüman  olduğu söylenebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mü'minlerin annesi Hz. Hafsa daha önce Huneys b. Huzafe, es-Sehmî ile  evlenmişti. Huzafe Habeşistan'a hicret eden müslümanlardandır. Hz.  Hafsa'nın da bu hicrete katıldığı yolunda rivâyetler bulunmaktadır.  Habeşistan'dan dönen Huzafe daha sonra eşi Hz. Hafsa ile birlikte  Medine'ye hicret etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hz. Huneys b. Huzâfe, Uhud savaşına katılmış ve ciddi biçimde  yaralanmıştı. Bu yara sonucu Medine'de şehid oldu. Hz. Hafsa beyinin  yarasını bizzat kendisi tedavi etmeye çalışmıştır. Vefatına bir hayli  üzüldü ve yas tuttu. Nihayet Hz. Ömer dul kalan kızını Hz. Ebû Bekr'e  nikâhlamak istedi. "İstersen Ömer'in kızı Hafsa'yı sana nikâhlayayım"  şeklindeki teklif, Hz. Ebû Bekr tarafından cevapsız bırakıldı. Hz. Ömer,  bu kez de Hafsa'yı o günlerde eşi Rasûlullah (s.a.s)'in kızı Rukiyye  vefat ettiği için yalnız olan Hz. Osman'a teklif etti. Eşinin vefatından  dolayı üzüntü içindeki Hz. Osman'a: "İstersen sana Ömer'in kızı  Hafsa'yı nikâhlayayım" dedi. Hz. Peygamber'in kızı Ümmü Gülsüm ile  evlenmeyi uman Hz. Osman, bir süre düşündükten sonra, "Şu günlerimde  evlenmem doğru değil" diyerek özür diledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gerçek bir müslümana yakışacak bir davranışla kızını salih bir mü'mine  nikâhlamak için çaba harcayan Hz. Ömer, neticeye ulaşamayınca büyük bir  üzüntü içinde Hz. Peygamber'e gitti. Söz arasında "Ya Rasûlullah,  Osman'a şaşıyorum. Hafsayı nikahlamayı teklif ettim, yanaşmadı" diye  dert yanınca Hz. Peygamber, "Sana Osman'dan daha hayırlı bir damad,  Osman'a da senden daha hayırlı bir kaynata tavsiye edeyim mi?" dedi. Hz.  Ömer, "evet ya Rasûlullah" deyince Sen kızın Hafsa'yı bana nikâhlarsın,  ben de kızım Ümmü Gülsüm'ü Osman'a nikahlarım" buyurdu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu teklif karşısında bütün dünyalar Hz. Ömer'in olmuştu. Allah Rasûlü  ile akrabalık kurmak hususunda büyük bir istek duymasına rağmen teklif  etmek cesaretini gösteremiyordu. Çünkü Hz. Hafsa, Hz. Âişe'nin  deyimiyle, "tam babasının kızı idi", yani biraz sertti. Rasûlullah  (s.a.s) ise bu teklifi ile Hz. Ömer'in duyduğu şiddetli arzuyu  gerçekleştirerek hem aralarındaki yakınlığı pekiştirmek, hem de onun  İslâm'a yaptığı hizmetleri ödüllendirmek istemişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Rasûlullah (s.a.s) ile Hz. Hafsa'nın düğünleri hicrî üçüncü yılın  ortalarında yapıldı. Hz. Peygamber (s.a.s) Hz. Hafsa'ya dörtyüz direm,  yani 1188 gram gümüş' mehir verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hz. Hafsa, Rasûlullah (s.a.s)'in irtihalinden sonra son derece mütevâzî  ve dindarca bir hayat sürmüştür. Kendisinden, bir kısmını doğrudan  Rasûlullah'tan, bir kısmını da babasından aldığı altmış hadîs rivâyet  edilmiştir. Okuma yazma bilen Hz. Hafsa hicretin kırbeşinci yılında  vefat etmiş ve cenaze namazını zamanın Medine valisi Mervân  kıldırmıştır. Bir rivâyete göre kırk birinci hicrî yılda vefat etmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
(1) bk. Ahzâb sûresi, 33/4&lt;br /&gt;
(2) bk. Ahzâb sûresi, 33/52&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[M. Fetullah Gülen]&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><enclosure length="26607410" type="audio/mpeg" url="http://video.sorularlaislamiyet.com/seslendirmeler/9364-Peygamber-Efendimiz-asv-cok-evlenmesinin-hikmetleri-nelerdir.mp3"/></item><item><title>İslam Dinine Yapılan Şerefsizlik! [İzle ve Paylaş Ey Müslüman!] {Video+Haber}</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/01/islam-dinine-yaplan-serefsizlik-izle-ve.html</link><category>heykel</category><category>hristiyan</category><category>ibadet</category><category>musevi</category><category>Müslüman</category><category>saygısızlık</category><category>yahudi</category><author>noreply@blogger.com (Anonymous)</author><pubDate>Wed, 26 Jan 2011 05:31:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-1690283326260177828</guid><description>&lt;div style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://images.iha.com.tr/i//2010/02/20/maintopheadline/IHA_20100220_85890.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img alt="Kızdıran heykel" border="0" class="FloatRightClear" id="ctl00_ContentPlaceHolder1_News_Image" src="http://images.iha.com.tr/i//2010/02/20/maintopheadline/IHA_20100220_85890.jpg" style="border: 0px solid DarkGray; height: 250px; width: 300px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;İspanya'nın başkenti Madrid'deki ARCO Çağdaş Sanat Fuarında yer alan  İspanyol sanatçı Eugenio Merino'nun heykeli tartışılıyor. Sanatçı  Merino'nun 'Cennete giden merdiven' adını verdiği heykel, üst üste  ibadet eden Müslüman, Hıristiyan ve Yahudi'den oluşuyor. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
Heykelde dikkat çeken bir başka özellik ise papazın elinde Tevrat,  hahamın elinde Kur'an-ı Kerim olması ve secde eden Müslüman'ın alnını  koyduğu yerin yanında da İncil'in bulunması. Heykelin yanında ise  makineli bir silahın namlusunun ucuna geçirilmiş Museviliğin  sembollerinden olan yedi kollu şamdan bulunuyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Heykele gerçekçi bir görünüm kazandırmak için Merino çalışmasında  reçine, silikon ve insan saçı kullanmış. Heykel fuarın ilk günüde 50 bin  Euro karşılığında Belçikalı bir sanat koleksiyoncusuna satıldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İspanyol sanatçı Merino tartışmalara konu olan çalışmasıyla ilgili  olarak İHA'ya yaptığı açıklamada, çalışmasını üç büyük dinin bir arada  olmasını göstermek amacıyla yaptığını söyledi. Kendisine çalışması  hakkında tepkiler gelebileceğini söyleyen Merino, özellikle kimin üstte,  kimin altta olacağı konusunda tepki gelebileceğini ancak buradaki ana  fikrin bu dinlerin Allah'a ulaşma ortak amaç dairesinde toplandığını  belirtti. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt;&lt;img alt="" height="289" src="http://portaleditor.iha.com.tr/editor/Assets/img/user/12%285%29.jpg" width="346" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size: small;"&gt; &lt;br /&gt;
Sanatçı Merino, çalışmasını Eylül ayında zihninde tasarladığını, Kasım  ayında yapmaya başladığını ve Ocak ayında ise çalışmasını tamamladığını  söyledi. Merino, heykelin yapımına başlamadan önce ise dinler ve  semboller hakkında araştırma yaptığını da sözlerine ekledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Öte yandan, Madrid'deki İsrail Büyükelçiliği heykelin Yahudiliğe,  İsrail'e ve aynı zamanda diğer dinlere yapılan bir saldırı olduğunu  söyleyerek protesto ettiğini bildirdi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="" class="youtube-player" frameborder="0" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/0uvvbOy9d-0?rel=0" title="YouTube video player" type="text/html" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://img.youtube.com/vi/0uvvbOy9d-0/default.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Namazın Yeri ve Zamanı Yoktur! [Video]</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/01/namazn-yeri-ve-zaman-yoktur.html</link><category>namaz</category><category>namazın yeri</category><category>video</category><category>yer</category><category>zaman</category><author>noreply@blogger.com (Anonymous)</author><pubDate>Tue, 25 Jan 2011 23:27:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-984569704243274904</guid><description>&lt;img alt="" src="http://i4.ytimg.com/vi/s8FHcj0Bcb4/default.jpg" /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;iframe allowfullscreen="" class="youtube-player" frameborder="0" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/s8FHcj0Bcb4?rel=0" title="YouTube video player" type="text/html" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://img.youtube.com/vi/s8FHcj0Bcb4/default.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Profilinizden Otomatik İslami Paylaşım Yapılsın İster Misiniz?</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/01/profilinizden-otomatik-islami-paylasm.html</link><author>noreply@blogger.com (Anonymous)</author><pubDate>Tue, 25 Jan 2011 12:09:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-7343772108439333198</guid><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TT8lz4m2dLI/AAAAAAAAAFM/sEHFjahUZEo/s1600/400px-P_islam.svg.png" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="288" src="http://2.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TT8lz4m2dLI/AAAAAAAAAFM/sEHFjahUZEo/s320/400px-P_islam.svg.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;Değerli ziyaretçilerimiz,&lt;/b&gt; gelen istekler doğrultusunda; profilinizden otomatik olarak İslami paylaşım yapılmasını sağlamak için gerekli işlemleri anlatacağım. Bu işlemleri eksiksiz yaparsanız, sitemizde paylaşılan yazılar, videolar ve sesli anlatımlar otomatik olarak profilinzde paylaşılacaktır.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Dileyen arkadaşlar, aşağıdaki adımları eksiksiz yaparlarsa sitemizde paylaşılanlar otomatik olarak profilinizde paylaşılacaktır.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;NOT: &lt;/b&gt;Resimlere tıklayarak büyük boyutlu görebilirsiniz.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;NOT 2: &lt;/b&gt;Lütfen tüm adımları tamamladıktan sonra bize bilgi veriniz. İstatistiklerimizi tamamlayarak, sizlere karşı hizmet kalitemizi arttıralım Allah'ın izni ile...&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TT8lhvhGcaI/AAAAAAAAAEw/8E2XEktkaoY/s1600/Ekran+G%25C3%25B6r%25C3%25BCnt%25C3%25BCs%25C3%25BC.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="256" src="http://4.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TT8lhvhGcaI/AAAAAAAAAEw/8E2XEktkaoY/s320/Ekran+G%25C3%25B6r%25C3%25BCnt%25C3%25BCs%25C3%25BC.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&amp;nbsp;Resim 1: Tıklayacağınız link; http://bit.ly/Otomatik-Paylasim &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TT8ljrVtovI/AAAAAAAAAE0/WBH232Hn28A/s1600/Ekran+G%25C3%25B6r%25C3%25BCnt%25C3%25BCs%25C3%25BC-1.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="256" src="http://2.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TT8ljrVtovI/AAAAAAAAAE0/WBH232Hn28A/s320/Ekran+G%25C3%25B6r%25C3%25BCnt%25C3%25BCs%25C3%25BC-1.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Resim 2 &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TT8lmj3wx_I/AAAAAAAAAE4/VLZssT1UbNc/s1600/Ekran+G%25C3%25B6r%25C3%25BCnt%25C3%25BCs%25C3%25BC-2.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="256" src="http://3.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TT8lmj3wx_I/AAAAAAAAAE4/VLZssT1UbNc/s320/Ekran+G%25C3%25B6r%25C3%25BCnt%25C3%25BCs%25C3%25BC-2.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Resim 3&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TT8lpP8UWNI/AAAAAAAAAE8/7y_jcdkI7Wg/s1600/Ekran+G%25C3%25B6r%25C3%25BCnt%25C3%25BCs%25C3%25BC-3.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="256" src="http://2.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TT8lpP8UWNI/AAAAAAAAAE8/7y_jcdkI7Wg/s320/Ekran+G%25C3%25B6r%25C3%25BCnt%25C3%25BCs%25C3%25BC-3.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Resim 4: Yapıştıracağınız Link; http://feeds.feedburner.com/islamkenti&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TT8lsYTXYeI/AAAAAAAAAFA/Fw9KYVQa58E/s1600/Ekran+G%25C3%25B6r%25C3%25BCnt%25C3%25BCs%25C3%25BC-4.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="256" src="http://4.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TT8lsYTXYeI/AAAAAAAAAFA/Fw9KYVQa58E/s320/Ekran+G%25C3%25B6r%25C3%25BCnt%25C3%25BCs%25C3%25BC-4.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Resim 5&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TT8lvGX182I/AAAAAAAAAFE/fb_g25lqHvg/s1600/Ekran+G%25C3%25B6r%25C3%25BCnt%25C3%25BCs%25C3%25BC-5.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="256" src="http://1.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TT8lvGX182I/AAAAAAAAAFE/fb_g25lqHvg/s320/Ekran+G%25C3%25B6r%25C3%25BCnt%25C3%25BCs%25C3%25BC-5.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Resim 6&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TT8lzaVRmLI/AAAAAAAAAFI/hSExD_1HZaE/s1600/Ekran+G%25C3%25B6r%25C3%25BCnt%25C3%25BCs%25C3%25BC-6.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="256" src="http://4.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TT8lzaVRmLI/AAAAAAAAAFI/hSExD_1HZaE/s320/Ekran+G%25C3%25B6r%25C3%25BCnt%25C3%25BCs%25C3%25BC-6.png" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;Resim 7&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: x-large;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;
&lt;span style="font-size: x-large;"&gt;&lt;b&gt;..::Teşekkürler::..&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="http://2.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TT8lz4m2dLI/AAAAAAAAAFM/sEHFjahUZEo/s72-c/400px-P_islam.svg.png" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Kurtlar Vadisi-Filistin filminin Almanya'da gösterilmesi yasaklandı.</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/01/kurtlar-vadisi-filistin-filminin.html</link><category>Ayyıldız Tim</category><category>Filistin</category><category>Kurtlar Vadisi</category><category>Kurtlar Vadisi Filistin</category><category>kv</category><category>kvf</category><category>kvp</category><category>pana film</category><author>noreply@blogger.com (Anonymous)</author><pubDate>Tue, 25 Jan 2011 11:20:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-7630080502267265609</guid><description>&lt;img alt="kurtlar vadisi" border="0" rel="lightbox[Kurtlar Vadisi Filistin - Almanya]" src="http://image.samanyoluhaber.com/Images/News/2011125/170146_kurtlar-vadisi.jpg" title="Kurtlar Vadisi" /&gt;&lt;br /&gt;
Almanya'da 27 ocak perşembe günü izleyiciyle  buluşması planlanan "Kurtlar Vadisi-Filistin" filminin gösterimi, filmdeİsrail karşıtı propaganda yapıldığı gerekçesiyle durduruldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Köln kentindeki Pera Film şirketinin sözcüsü, Alman Film  Kontrol  Derneğinin (FSK), filmin gösterimini durdurduğunu söyledi.&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Sözcü, FSK'nın kararına şimdilik uyacaklarını, daha sonra  durdurma  gerekçelerine bakarak, bu konuda nihai karar vereceklerini  kaydetti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
"Kurtlar Vadisi-Filistin" filmi, İsrail ve  Yahudi karşıtı propaganda  yaptığı gerekçesiyle aralarında Hür Demokrat  Parti (FDP) Federal Meclis Üyesi  Serkan Tören'in de bulunduğu bazı  politikacılar tarafından eleştirilmişti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Almanya'da 27 Ocak, Nasyonal Sosyalizm Kurbanlarını Anma Günü olarak  kutlanıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;img rel="lightbox[Kurtlar Vadisi Filistin - Almanya]" src="http://3.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TT8pvuHTO6I/AAAAAAAAAFQ/WcXvdh-nogo/s1600/index12oz2fv5.jpg" title="Ay Yıldız Tim" width="320" /&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;b&gt;Bunun üzerine &lt;a href="http://ayyildiz.org/"&gt;Siber Savunma Ordumuz Ay Yıldız Tim&lt;/a&gt; harekete geçti ve Almanya devlet sitelerine saldırarak tekzip yayınlayacaklar. Kendilerinin Allah yar ve yardımcısı olsun. Gazaları mübarek olsun...&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="http://3.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TT8pvuHTO6I/AAAAAAAAAFQ/WcXvdh-nogo/s72-c/index12oz2fv5.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>14 Şubat 2011 | Mevlid Kandili - Facebook Etkinliği</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/01/14-subat-2011-mevlid-kandili-facebook.html</link><category>14 Şubat</category><category>14 Şubat 2011</category><category>Kandil</category><category>mevlit</category><category>mevlit kandili</category><category>sevgili</category><category>sevgililer günü</category><author>noreply@blogger.com (Anonymous)</author><pubDate>Tue, 25 Jan 2011 10:34:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-2918061749241819646</guid><description>Değerli ziyaretçilerimiz, açmış bulunduğumuz etkinliğe davetlisiniz. Lütfen arkadaşlarınızı da davet ediniz...&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Etkinlik Linki: http://www.facebook.com/event.php?eid=188125871211540&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TT8XURe9iFI/AAAAAAAAAEs/oabp2cvTuVk/s1600/mevlidkandili.gif" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TT8XURe9iFI/AAAAAAAAAEs/oabp2cvTuVk/s1600/mevlidkandili.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="http://4.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TT8XURe9iFI/AAAAAAAAAEs/oabp2cvTuVk/s72-c/mevlidkandili.gif" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Allah'ın sıfatları nelerdir, nasıl anlaşılmalıdır? [Yazılı+Sesli]</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/01/allahn-sfatlar-nelerdir-nasl.html</link><category>Allah</category><category>basar</category><category>beka</category><category>görme</category><category>hayat</category><category>ilim</category><category>irade</category><category>işitme</category><category>kelam</category><category>kudret</category><category>kıdem</category><category>kıyam bi nefsihî</category><category>muhalefetü’n lil havadis</category><category>sem</category><category>sıfat</category><category>tekvin</category><category>vahdaniyet</category><category>var etme</category><category>vücud</category><author>noreply@blogger.com (Anonymous)</author><pubDate>Mon, 24 Jan 2011 10:48:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-7629981362810287309</guid><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.resimsec.net/data/media/142/ALLAH1.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="313" src="http://www.resimsec.net/data/media/142/ALLAH1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Cenâb-ı Hakk’ın zâtı gibi mukaddes sıfatları da kemâliyle idrak  edilemez; ama o sıfatların varlıkları ve sonsuz oldukları bilinebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlâhî sıfatlar, ‘&lt;b&gt;sübutî’ ve ‘zatî’ &lt;/b&gt;olmak üzere iki gruba ayrılıyor. &lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;embed height="42" src="http://video.sorularlaislamiyet.com/seslendirmeler/9211-Allahin-sifatlari-nelerdir-nasil-anlasilmalidir.mp3"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Sübutî Sıfatlar;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunlar, "&lt;b&gt;hayat, ilim, irade, kudret, sem’ (işitme), basar (görme), kelam ve tekvin (var etme)."&lt;/b&gt; sıfatlarıdır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sıfatların hepsi ezelî, hepsi ebedî, hepsi sonsuz ve yine hepsi  mutlaktır. Bunlarda, ne bir azalma, ne de artma düşünülebilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Hayat &lt;/b&gt;sıfatı ezelde ne ise ebedde de aynıdır. Bizlere hayat  bahşetmesi, Allah’ın ihya (hayat verme) fiiliyledir. Bizde hayat  yaratmasıyla O’nun hayatında ne bir noksanlık olur, ne de bir fazlalık.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Allah’ın bir sıfatı da &lt;b&gt;‘ilim&lt;/b&gt;’dir. Ne kadar varlık yaratırsa  yaratsın, onlara ne kadar hikmetler, mânâlar takarsa taksın, O’nun ilim  sıfatında bir değişme düşünülemez.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlâhî sıfatlardan bir başkası, ‘&lt;b&gt;irade&lt;/b&gt;’dir. Allah’ın iradesi de diğer sıfatları gibi mutlaktır ve küllîdir. &lt;b&gt;Mutlak olmasının mânâsı, O’nun iradesini kayıtlayacak bir başka iradenin söz konusu olmamasıdır.&lt;/b&gt; İlâhî iradenin &lt;b&gt;küllî olması &lt;/b&gt;ise, sonsuz icraatlarının hepsini &lt;b&gt;‘birlikte irade etmesi’ &lt;/b&gt;demektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bilindiği gibi, insanın iradesi cüz’îdir, yani bir anda ancak bir şey  irade edebilir; onu irade ettikten sonra ikinci bir şey irade etmesi  mümkün olur. Şu varlık âleminde, bir anda birbirinden farklı hatta bazen  birbirine zıt, sonsuz faaliyetler icra edildiğine göre, bunların irade  edilmeleri de birliktedir, beraberdir, sıra ile değil.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Allah’ın bir diğer sıfatı, &lt;b&gt;kudret&lt;/b&gt;tir. Allah, atomlardan  galaksilere, çiçeklerden Cennet bahçelerine kadar her şeyi sonsuz  kudretiyle yaratmıştır. Bir meyve ağacında, o sonsuz ve mutlak  kudretiyle tasarruf ettiği gibi, meyvesi insan olan kâinat ağacında da  tasarruf eder, icraatta bulunur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlâhî sıfatlardan bir diğeri&lt;b&gt; basar&lt;/b&gt;, yâni görme, biri de&lt;b&gt; sem’ &lt;/b&gt;yani  işitmedir. Maddeden münezzeh olan Allah’ın görmesi ve işitmesi, göz,  kulak gibi vasıtalardan münezzehtir. Bütün sesleri birlikte işitir,  bütün eşyayı beraber görür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Kelam&lt;/b&gt; sıfatına gelince, Allah’ın diğer sıfatları gibi bu sıfatı da &lt;b&gt;sonsuzdur, küllîdir, mutlaktır. &lt;br /&gt;
&lt;/b&gt;Beyni, konuşma merkezini, ağzı, dili yaratan ve insanı böylece  konuşturan Allah, meleklerini bunların hiçbiri olmaksızın konuşturur.  Keza, insana da rüya âleminde, bu aletlere ihtiyaç olmaksızın konuşma  imkânı verir. O halde, kendi konuşmasını ölçü tutarak Allah’ın kelam  sıfatını anlamaya kalkışan bir insanın hata etmesi, istikametten sapması  kaçınılmazdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Allah’ın zâtı, mahlukatın zâtlarına benzemediği gibi kelam sıfatı da onların konuşmaları cinsinden değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Tekvin&lt;/b&gt; sıfatı, Allah’ın her irade ettiği şeyin, varlık sahasına hemen çıkması mânâsına gelir. &lt;br /&gt;
‘Hayat, ilim, kudret, sem’, basar’ sıfatları için Esmâ’ül Hüsna  bölümündeki, ‘Hayy, Alîm, Kadîr, Semi’, Basîr’ isimlerinin  açıklamalarına bakılabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Zatî Sıfatlar&lt;/b&gt;:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bunlar, ‘&lt;b&gt;vücud, kıdem, beka, vahdaniyet, muhalefetü’n lil havadis, kıyam bi nefsihî&lt;/b&gt;’ sıfatlarıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Vücud:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
Vücut, varlık, var olma mânâsına gelir. Diğer selbî sıfatların tümü  birlikte düşünüldüğünde, vücut sıfatı daha iyi anlaşılır. Yani, Allah’ın  varlığı kadîmdir, evveli yoktur; bâkîdir, âhiri yoktur. O’nun mukaddes  varlığı hiçbir mahlukunun varlığına benzemez, hepsine muhaliftir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yine O’nun varlığı vaciptir, başkasının var etmesiyle var olmadığı gibi, devamı da başkasının yardımıyla değildir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Vücud, ya vacip olur, ya mümkin olur veya mümteni’ olur.&lt;b&gt; Vacip vücud, Allah’a mahsustur.&lt;/b&gt; Allah’ın varlığı vaciptir, olmaması muhaldir.&lt;b&gt; Mümkin vücut ise bütün mahlukatın vücutlarıdır. &lt;/b&gt;Bunlar Allah’ın var etmesiyle var oldukları gibi, O’nun yok etmesiyle de varlık sahasından silinirler. &lt;b&gt;Mümteni’ vücut,&lt;/b&gt;  vacip vücudun zıddıdır, yani olması muhaldir. Buna misal olarak  ‘şerikler’ (Allah’a ortak koşulan şeyler) verilir. Şeriklerin varlığı  muhaldir, imkânsızdır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün mahlukat âlemi Allah’ın varlığına birer delil, birer şahittirler.  Onları, yoklukta bırakmayıp varlık âlemine çıkaran, ancak varlığı vacip  olan Allah’tır. Yani, mümkinlerin var olmaları, ancak vacip olanın irade  etmesi ve yaratmasıyladır. Bu hakikati kabul etmeyenler, varların  varlığını, yokluğa vermeye mecbur kalırlar.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Kıdem – Beka:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Allah’ın var etmesiyle var olan eşya, evvellerinin olması cihetiyle  ‘kıdem’ sıfatını gösterirler. Keza, her nefsin ölümü tatması, yani her  varlığın bir sonunun olması cihetiyle de ‘beka’ sıfatını ilan ederler.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Vahdaniyet &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Allah’ın hem zatında, hem de sıfatlarında ve fiillerinde tek olması,  yani hiçbirinde benzeri, dengi, ortağı ve yardımcısı bulunmamasıdır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Muhalefetün-lil-havadis:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Havadis,&lt;/b&gt; hâdis olanlar, yani ‘sonradan yaratılan, ihdas  edilenler’ mânâsına gelir. Her mahluk, hâdistir. Ve  Muhalefetün-lil-havadis sıfatı, Cenâb-ı Hakk’ın kutsî mahiyetinin,  mahluk mahiyetlerine zıt ve muhalif olduğu mânâsına gelir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir misal: Allah kadîmdir, ezelîdir, mahluk ise hâdistir, sonradan meydana gelmiştir. Ezelî olmak, sonradan yaratılmaya zıttır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Kıyam-bi-nefsihi&lt;/b&gt;:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hiçbir varlığın, kendi varlığını kendi iradesiyle ayakta tutmadığını,  hepsinin bir ilâhî lütufla varlıklarını sürdürdüğünü düşünen insan,  Allah’ın &lt;b&gt;‘Kıyam-bi-nefsihi’ &lt;/b&gt;sıfatına bütün ruhuyla iman  eder. Yani, Allah kendi zâtında kâimdir, bütün mahlukatın kıyamları ise  O’nun esmâ ve sıfatlarının tecellileriyledir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><enclosure length="10164000" type="audio/mpeg" url="http://video.sorularlaislamiyet.com/seslendirmeler/9211-Allahin-sifatlari-nelerdir-nasil-anlasilmalidir.mp3"/></item><item><title>Temizlik niçin imandan sayılmıştır? [Sesli+Yazılı]</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/01/temizlik-nicin-imandan-saylmstr.html</link><category>abdest</category><category>ayet</category><category>gusül</category><category>hadis</category><category>Temizlik</category><category>Temizlik İmandandır</category><author>noreply@blogger.com (Anonymous)</author><pubDate>Mon, 24 Jan 2011 10:39:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-7370355482263162607</guid><description>&lt;div style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;a href="http://www.biriz.biz/abdest/abdest1k.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img alt="http://www.biriz.biz/abdest/abdest1k.jpg" border="0" src="http://www.biriz.biz/abdest/abdest1k.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Cenâb-ı Hak, kâinata büyük bir temizlik kanunu koymuş ve bütün  mahlûkatın bu kanuna itâat etmelerini emretmiştir. Çevremize şöyle bir  göz gezdirdiğimiz zaman, atomlardan güneşlere, zerrelerden yıldızlara  kadar bütün varlıklarda, bu temizlik kanununun hükmettiğini görürüz.&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;embed height="42" src="http://video.sorularlaislamiyet.com/seslendirmeler/9362-Temizlik-nicin-imandan-sayilmistir.mp3"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;
Kandaki alyuvarlar, vücuda giren zararlı mikrop ve maddeleri yok ederek  bu emre uyarken, her zaman içimize alıp verdiğimiz nefes de kanı  temizleyerek aynı kanuna tâbi olduğunu gösterir. Göz kapakları, gözleri  siler. Sinekler, kanatlarını süpürüp temizlemekle o emri dinledikleri  gibi, gökyüzündeki koca bulut ve hava da dinler. Hava, yeryüzüne konan  toz topraktan ibaret süprüntülere üfler, temizler. Bulut, ıslak bir  sünger gibi zemin bahçesine su serper, toz toprağı yatıştırır. Sonra  kendisi de (âdeta) gökyüzünü kirletmemek için süprüntülerini toplayıp  intizam içinde çekilir, gider. Göğün güzel yüzünü ve gözünü silinmiş,  süprülmüş parıl parıl parlar halde bırakır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bütün bunlar, Allah'ın kâinata koyduğu temizlik kanununun ne derece intizam içinde işlediğinin örnekleridir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kâinattaki bu umumî temizlik hakikatı, Cenâb-ı Hakk'ın &lt;b&gt;&lt;a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/index.php?s=article&amp;amp;aid=1264"&gt;KUDDÛS&lt;/a&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;isminin bir cilvesidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Atomlardan yıldızlara kadar bütün varlıklar, Allah'ın, &lt;b&gt;Kuddûs&lt;/b&gt;  ismine dayanan kâinattaki bu muazzam temizlik kanununa itâat edip  temizliklerine son derece dikkat ederlerken, elbette insanın bu umumî  kanundan, İlâhî âdetten uzak kalması düşünülemez.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nitekim Cenâb-ı Hak, kâinata koyduğu temizlik emrine, mahlûkatın en  eşrefi ve en mükerremi olan insanı da muhatap kılmış, onu maddî ve  mânevî temizlikle mükellef tutmuştur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Canlı - cansız bütün varlıkların boyun eğdiği böyle ulvî bir kanuna,  insanın lâkayd kalması, yerler ve gökler Rabbinin emrine karşı gelmesi;  elbette büyük bir gaflet ve &lt;isyandir. a="" allah="" bir="" büyük="" de="" ettiği="" gibi="" hadîs-i="" hakikatı="" hem="" hukukuna="" ism-i="" isme="" ismi="" istinad="" içindir="" işlenmiş="" işte="" karşı="" ki,="" kuddûs="" mahlûkatın="" sayılan="" temizlik="" zamdan="" zulümdür.="" ın,="" şerîfte=""&gt;&lt;b&gt;temizlik &lt;/b&gt;îmanın  nûrundan ve kemâlinden sayılmıştır. Âyetlerde de maddî ve mânevî  temizlikler, Allah'ın sevgisini ve rızasını kazanmağa vesile  gösterilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/isyandir.&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><enclosure length="3445784" type="audio/mpeg" url="http://video.sorularlaislamiyet.com/seslendirmeler/9362-Temizlik-nicin-imandan-sayilmistir.mp3"/></item><item><title>Allah'a aşık olmak ne demektir? [Yazılı+Sesli]</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/01/allaha-ask-olmak-ne-demektir-yazlsesli.html</link><category>Allah</category><category>aşk</category><category>aşık</category><category>sevgi</category><category>sevgili</category><category>tasavvuf</category><author>noreply@blogger.com (Anonymous)</author><pubDate>Mon, 24 Jan 2011 04:15:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-7762723481758679352</guid><description>&lt;div id="baslik_alani"&gt;&lt;h2&gt;&lt;/h2&gt;&lt;img align="right" src="http://www.sorularlaislamiyet.com/show_image.php?filename=images/articles/11000.jpg&amp;amp;width=300&amp;amp;height=300" /&gt;  &lt;b&gt;Aşk, şiddetli sevginin adıdır. &lt;/b&gt;Tasavvuf dilinde,  Allah’a muhabbet anlamında kullanılır. (Nursî, Mektubat, s. 450)  Allah'ın zatı, sıfatları ve isimleri mahlukatına benzemediği gibi, ona  olan sevgi de asla mahlukata olan sevgiye benzemez ve benzememelidir.&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;embed height="42" src="http://video.sorularlaislamiyet.com/seslendirmeler/11000-Allaha-asik-olmak-ne-demektir.mp3" width="300"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;
İnsan, aşkı ya mecazi kullanır, ya da hakîkî. Mecazî aşk, fanilere  gönül bağlamaktır. Hakiki aşk ise, Allah’ı sevmektir. Bazen mecazî aşk,  hakîkî aşka vesile olur. (Eraydın, Tasavvuf ve Tarikat, s. 203) Hak  aşığı olan zat, her şeyi &lt;b&gt;“Mevla’nın diyarından”&lt;/b&gt; gelmiş olarak görür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kur'an ve sahih hadislerde aşk kelimesi geçmez. &lt;b&gt;"Sevgi" &lt;/b&gt;çoğunlukla &lt;b&gt;"hub"&lt;/b&gt; ve &lt;b&gt;"muhabbet", &lt;/b&gt;bazan da &lt;b&gt;"meveddet"&lt;/b&gt;  kelimeleri ve bunların müştaklarıyla ifade edilir. Allah sevgisinden  çok Allah korkusuna ağırlık veren ilk zâhidler de aşktan söz  etmemişlerdir. İlk defa II. (VIII.M.) yüzyılda Allah ile kul arasındaki  sevgiyi anlatmak üzere nadiren de olsa aşk kelimesinin kullanılmaya  başlandığını gösteren rivayetler vardır. Nitekim söylendiğine göre  Hasan-ı Basrî (ö. 110/728) Allah'ın, &lt;b&gt;"Kulum bana, ben de ona âşık olurum."&lt;/b&gt; buyurduğunu belirtmiştir. Abdülvâhid b. Zeyd ise (ö. 177/793) peygamberlerden birinin, &lt;b&gt;"Allah bana, ben de O'na âşık oldum."&lt;/b&gt; dediğini söyler. Başka bir rivayette buna benzer bir söz Ebü'l-Hüseyin en-Nûri'ye (ö. 295/908] isnat edilmiştir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Alimler, hatta ilk dönemlerde mutasavvıfların büyük çoğunluğu, Allah  sevgisini ifade etmek üzere Kur'an ve Sünnet'te yer alan hub ve muhabbet  yerine aşk kelimesinin kullanılmasına karşı çıkmışlar. &lt;b&gt;Râbia el-Adeviyye&lt;/b&gt; (ö. 185/801), &lt;b&gt;Bâyezîd-i Bistâmî &lt;/b&gt;(ö. 234/848), &lt;b&gt;Cüneyd-i Bağdadî &lt;/b&gt;(ö, 297/909), &lt;b&gt;Hallâc-ı Mansûr&lt;/b&gt;  (ö. 310/922) gibi sevgi temasını işleyen ilk sûfîler, genellikle aşk,  âşık ve maşuk yerine hub, muhabbet, habîb, mahbûb kelimelerini  kullanmayı tercih etmişlerdir. Şer'î hükümlere titizlikle bağlı olduğu  bilinen İbn Hafîf de [ö. 371/98İ) Allah sevgisinin aşk kelimesiyle ifade  edilmesine uzun süre karşı çıkmıştır. Ancak onun &lt;b&gt;Cüneyd-i Bağdâdî&lt;/b&gt;'ye  isnat edilen aşkın mahiyetine dair bir risaleyi okuduktan sonra  görüşünü değiştirdiği, hatta bu konuda bir de risale yazdığı rivayet  edilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Haris el-Muhâsibî, Hâce Abdullah el-Herevî, Muhammed b. Hüseyin  es-Sülemî, Ebû Tâlib el-Mekkî, Hakîm et-Tirmizî, Ebû Nasr es-Serrâc,  Muhammed b. İbrahim el-Kelâbâzî, Ebû Nuaym, Abdülkerîm el-Kuşeyrî,  Hücvîri, Gazzâlî gibi mutasavvıf yazarlar da eserlerinde &lt;b&gt;aşk&lt;/b&gt; kelimesine ya hiç yer vermemişler veya nadiren kullanmışlar; bunun yerine büyük önem verdikleri Allah sevgisi konusunu &lt;b&gt;hub &lt;/b&gt;ve&lt;b&gt; muhabbet &lt;/b&gt;terimleriyle  anlatmayı tercih etmişlerdir. Bunlardan Kuşeyrî'nin naklettiğine göre,  Allah ile kul arasındaki sevginin aşk kavramıyla ifade edilmesine karşı  olan Şeyh Ebû Ali ed-Dekkâk bu görüşünü şöyle açıklamıştı: &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aşk aşırı sevgi yani sevgide ölçüyü aşma anlamına gelir. Allah için  böyle bir aşırılık düşünülemeyeceğinden, O'nun kuluna olan sevgisine aşk  denemez. Öte yandan kulun Allah'a duyduğu sevgi ne kadar güçlü olursa  olsun yine de O'nu yeterince ve lâyık olduğu ölçüde sevemeyeceğinden  kulun Allah sevgisi de aşk diye adlandırılamaz (bk. Risale, s. 615).  Bununla birlikte Kuşeyrî sûfîlerin Allah sevgisini aşk kelimesiyle ifade  etmelerini müsamaha ile karşılamıştır. Nitekim o eserinin "Muhabbet"  bölümünü, &lt;b&gt;"Âşıklar söyledikleri sözlerden dolayı kınanmazlar."&lt;/b&gt; cümlesiyle bitirir. (a.e., s. 625).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Aşk kelimesinin dinî bir terim olarak kullanılmasını caiz gören  sûfîlerin dayandıkları bazı âyet ve hadisler vardır. Meselâ onlara göre,  &lt;b&gt;"İman edenler Allah'ı daha şiddetle severler."&lt;/b&gt; (Bakara  2/165) âyetindeki şiddetli sevgiden maksat aşktır. Diğer bir âyette de  (Tevbe, 9/24) müminlerin Allah'ı her şeyden çok sevmeleri gerektiği  belirtilmiştir. Hz. Peygamber (sav) Hz. Ömer (ra) 'e. &lt;b&gt;"Ben sana herkesten daha sevimli olmadıkça iman etmiş olamazsın."&lt;/b&gt;  demişti. (Buhârî, "îmân", 8-9; Müslim, İmân", 67-70). Mutasavvıflar, bu  mânaya gelen âyet ve hadislerden, Allah'a ve Resulü (asv)'a âşık  olmanın lüzumu mânasını çıkarmışlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hücvîrî, meşâyihin aşk konusunda farklı görüşler taşıdıklarını belirterek başlıca görüşleri şöyle açıklar: &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir zümreye göre aşk, sevgilisinden ayrı düşenin bir niteliğidir. Kul  da Allah'tan ayrı kaldığına göre onun Allah sevgisine aşk demek caizdir.  Buna karşılık Allah hiçbir şeyden ayrı ve uzak bulunmadığına göre O'nun  sevgisi aşk kelimesiyle ifade edilemez. Başka bir görüşe göre aşk,  sınırı aşma demek olduğu, Allah da sınırsız varlık olduğu için O'na  duyulan sevgi hiçbir şekilde aşırı olamaz, dolayısıyla aşk diye  adlandırılamaz. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hücvîrî, dayandıkları çeşitli gerekçeleri de sıralayarak müteahhirînin,  Allah'a duyulan sevginin muhabbet terimiyle ifade edilmesi gerektiği,  bunun yerine aşk kelimesini kullanmanın caiz olmadığı görüşünü  benimsediklerini belirtir. (Keşfü'l-mahcûb, s. 401).&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Gazzâlî İhyayü Ulûmi'd-dîn'in Allah sevgisi konusunu işlediği  "Kitâbü’l-Mahabbe ve'ş-Şevk ve'l-Üns ve'r-Rızâ" başlıklı bölümünde aşk  kelimesine iltifat etmemiştir. Bununla birlikte o aynı eserin semâ  konusu ile ilgili bölümünde Allah'ı seven, O'na âşık olan ve O'na  kavuşma iştiyakı duyan kişinin semâından da söz etmekte ve bu semaın  kişinin şevk, aşk ve sevgisini coşturacağını belirtmektedir. &lt;b&gt;Gazzâliye göre Allah'ı tanıyan O'nu sever. Tanıma (marifet) arttıkça sevgi de gelişir ve güçlenir. İşte bu sevgiye aşk denir. &lt;/b&gt;Sevginin  bu şekilde aşk halini alması, kulun marifette yetkinleşerek ilâhî  güzelliği idrak etmesinden ileri gelir; bu idrak arttıkça aşk da  güçlenir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Nitekim Hz. Peygamber (sav)'in Hira'da ibadete kapandığını gören Mekke müşrikleri,&lt;b&gt; "Muhammed Tanrı’sına âşık oldu."&lt;/b&gt;  demişlerdi. Gerçek âşık kalbindeki Allah sevgisine hiçbir varlığın  sevgisini ortak etmez. Bu yüzden başka şeylere karşı duyulan sevgiye  ancak mecaz yoluyla aşk denebilir; çünkü ortağı olmayan, dolayısıyla  ortaksız sevilebilen tek varlık Allah'tır. (Ihyâ,&amp;nbsp; II/ 279-280; bk.  Süleyman Uludağ, TDV. İslam Ansiklopedisi, Aşk md.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><enclosure length="7680904" type="audio/mpeg" url="http://video.sorularlaislamiyet.com/seslendirmeler/11000-Allaha-asik-olmak-ne-demektir.mp3"/></item><item><title>Liseli Kardeşlerimize Özel Sosyal Ağ</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/01/liseli-kardeslerimize-ozel-sosyal-ag.html</link><author>noreply@blogger.com (Anonymous)</author><pubDate>Mon, 24 Jan 2011 04:08:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-2305919655258758903</guid><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.eksi20.com/img/logo_big.png" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://www.eksi20.com/img/logo_big.png" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://www.eksi20.com/?b=33732"&gt;Buraya tıklayarak siteyi inceleyebilirsiniz...&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Leyla'yı Düşünürken...</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/01/leylay-dusunurken.html</link><category>düşünmek</category><category>Leyla</category><category>Mecnun</category><category>namaz</category><author>noreply@blogger.com (Anonymous)</author><pubDate>Mon, 24 Jan 2011 03:56:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-8855732261776526119</guid><description>&lt;a href="http://www.resimle.net/data/media/175/namaz%20kilan%20adam.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://www.resimle.net/data/media/175/namaz%20kilan%20adam.jpg" width="130" /&gt;&lt;/a&gt;Birgün Mecnun Leyla'yı düşünerek gezerken namaz kılan bir faniıin önünden geçer namazını bitirdikten sonra fani sorar Mecnun'a&lt;br /&gt;
-Ben namaz kılarken neden önümden geçiyorsun?&lt;br /&gt;
Mecnun cevap verir&lt;br /&gt;
-Ben Leyla'yı düşündüğüm an göremedim seni sen Mevlayi düşünürken nasıl görebildin beni?..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Türkiye'nin BM'ye Sunduğu Mavi Marmara Baskını Raporu | NTV Mobil Haber</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/01/turkiyenin-bmye-sundugu-mavi-marmara.html</link><category>Baskın</category><category>Gaza</category><category>Gazze</category><category>Haber</category><category>Israel</category><category>Mavi Marmara</category><category>rapor</category><category>Tirkey</category><category>Turkiye</category><category>Türkiye</category><category>İsrail</category><author>noreply@blogger.com (Anonymous)</author><pubDate>Mon, 24 Jan 2011 03:46:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-784785400294363725</guid><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://i4.ytimg.com/vi/s3LSKAsnFwA/1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://i4.ytimg.com/vi/s3LSKAsnFwA/1.jpg" /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;iframe allowfullscreen="" class="youtube-player" frameborder="0" height="390" src="http://www.youtube.com/embed/s3LSKAsnFwA?rel=0" title="YouTube video player" type="text/html" width="480"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="https://img.youtube.com/vi/s3LSKAsnFwA/default.jpg" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>"Kadınlar, şeytanın ağlarıdır." hadis-i şerifi nasıl anlaşılmalıdır? [Yazılı+Sesli]</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/01/kadnlar-seytann-aglardr-hadis-i-serifi.html</link><category>Ağ</category><category>Kadınlar</category><category>Kızlar</category><category>şeytan</category><author>noreply@blogger.com (Anonymous)</author><pubDate>Sun, 23 Jan 2011 14:43:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-1429825891917057416</guid><description>&lt;div id="baslik_alani"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://ceb.im/ceb/31664.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="194" src="http://ceb.im/ceb/31664.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="dosyayeri"&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;“Kadınlar, şeytanın ağlarıdır.” &lt;/b&gt;hadis-i şerifinde,  gayrimeşru sevgiye kapılan ve ebedi saadetini kaybeden erkeklerin acı  âkıbetleri çok veciz bir şekilde dile getirilmiştir. Şeytanın ağı olan  kadınlar, onun yolunda giden, böylece hem kendi ahiret hayatlarını  tehlikeye sokan, hem de başkalarını haram yola sevkeden kadınlardır. &lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;embed height="42" src="http://video.sorularlaislamiyet.com/seslendirmeler/2695-Kadinlar-seytanin-aglaridirhadi-i-serifi-nasil-anlasilmalidir.mp3" width="300"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;
Bir genç kız, yarın kiminle evleneceğini bilmeden ve zaten önünde uzun  bir tahsil hayatı da varken, kimin ölüp kimin kalacağı meçhul iken,  dikkatlerini çektiği ve şehvetlerini tahrik ettiği yüzlerce insandan  ancak birisiyle evlenebileceğini de çok iyi bildiği halde, kendini  ölçüsüzce açıp saçabiliyorsa, bu kızımız, sevginin hakikatine erememiş  ve bilmeden şeytana ağ olmuştur. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şeytan o ağ ile, nice gencin iffetini, hayasını, terbiyesini ve nihayet  imanını avlar. Nicelerinin hayallerini ifsat ve iç dünyalarını harap  ettikten sonra, bunlardan birisiyle alâka kuran bir genç kız, onunla  nikâhlanacağı âna kadar da nice haramlar içinde yaşar. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu hayatın sonu nikâhla biterse, geride günah ve isyanla dolu koca bir  zaman dilimi kalacaktır. Ya çoğu kere olduğu gibi, sudan bahanelerle bu  evlilik gerçekleşmezse işte o zaman, âhiretteki dehşetli azap yanında  dünyada da taraflar için bir ömür boyu sürecek vicdanî neticeler miras  kalacaktır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kadını &lt;b&gt;“şeytan ağı” &lt;/b&gt;olarak tarif eden hadis-i şerif,  hem kadınları dikkatli olmağa çağırmakta, hem de şehvet esiri erkeklerin  gerçekte kimin ağına takıldıklarını haber vermekte ve onları ikaz  etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Bu hadis ile, şehvetine esir olmuş bir erkek, şeytanın ağına takılmış serseri bir balık olarak tasvir edilmektedir. &lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><enclosure length="2926260" type="audio/mpeg" url="http://video.sorularlaislamiyet.com/seslendirmeler/2695-Kadinlar-seytanin-aglaridirhadi-i-serifi-nasil-anlasilmalidir.mp3"/></item><item><title>Kısmet bağlılığı hakkında bilgi verir misiniz?</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/01/ksmet-bagllg-hakknda-bilgi-verir.html</link><category>hüküm</category><category>Kısmet</category><category>kısmet bağlanması</category><category>kısmetin bağlanması</category><category>nazar</category><author>noreply@blogger.com (Anonymous)</author><pubDate>Sun, 23 Jan 2011 13:49:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-5175371610917716451</guid><description>&lt;div id="baslik_alani"&gt;&lt;div style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2&gt;&lt;/h2&gt;&lt;h2 style="margin-top: 5px;"&gt;Soru&lt;/h2&gt;&lt;div style="clear: both; color: #000099; font-style: italic; font-weight: bold; margin: 5px 15px;"&gt;&lt;a href="http://sorularlaislamiyet.com/images/banners/12.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://sorularlaislamiyet.com/images/banners/12.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Dinimizde  kısmet bağlılığı veya kısmet kapalılığı diye bir yorum varmıdır.bazı  hocalar hayırlı işlerde kısmetinin bağlı olduğunu ve işinin tamamına  eremiyeceğini söylerler.bunlara ne kadar inanmalıyız yada bu tür şeyler  bir aldatmacamıdır.bu tür yorum eğer doğruysa bunları nasıl  aşabiliriz.hangi dualarla?&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;h2&gt;Cevap&lt;/h2&gt;Değerli Kardeşimiz;&lt;br /&gt;
Kısmetin kapalı olup olmadığını insan bilemediği  için, kendi isteği olan bir şeyi elde etmek için bazı sebeplere teşebbüs  etmesi gerekir. Bu sebeplere teşebbüsten sonra şayet istediğimiz şeyi  elde edersek, şükrederiz. Şayet istediğimz şey elde edilmez ise, o zaman  “hakkımızda hayırlı değilmiş” deyip, verilmediği için ve ahirette  isteğimizin daha güzelinin verileceğine iman edip yine şükretmek  gerekir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kısmet beklemelerde yanlış yorumlardan uzak kalınmalıdır. Bazı kimselerde yanlış bir kısmet bağlama anlayışı görülmektedir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Evham ve su-i zanna kapılan bu kimseler tereddüt etmeden konuşabiliyorlar:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
–  Kızımızın ya da oğlumuzun kısmeti bir türlü çıkmıyor, çıkınca da  anlaşmayla sonuçlanmıyor, bir bahane bulunup iş bozuluyor! Demek ki  kısmetini bağlamışlar. Zaten falan ve filan komşulardan da şüphe  ediyoruz.. diye hüküm verebiliyorlar. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Halbuki Allah (cc), hiçbir  insana bir başkasının kısmetini bağlama imkan ve salahiyeti  vermemiştir. Bu sebeple, kısmet bağlanması diye bir olay olamaz. Ama  kısmet beklenmesi diye bir gerçek olur. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Demek ki mesele, kısmet bağlanması değil kısmetin beklenmesi meselesidir.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şunu  hiç unutmamak gerektir ki, Allah yarattığı kulunun kısmetini asla  bağlamaz. O kadar bağlamaz ki, dünyada evlenemeden vefat edenleri bile  Cennette otuz üç yaşında en güzel bir Cennet genci olarak olarak  evlendirir, kısmetini yine karşısına çıkarır, asla kısmetsiz bırakmaz.  Onlar da o zaman asla pişmanlık duymazlar dünyadaki bekleyişlerinden  dolayı. Çünkü Cennet evliliği dünyadakiyle kıyaslanamayacak kadar özel  ve güzel bir evlilik olur.. Bütünüyle mutluluk ve saadet kaynağı halini  alır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bence burada unutulmaması gereken en mühim nokta şu olmalıdır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dünyadaki  kısmetini bekleyenler bekleme süresini büyük bir fırsat bilmeli, bu  sıralarda kendi özelliklerini geliştirip vasıflarını çoğaltmayı hedef  almalı, vasıfsız işçi durumundan çıkıp aranan vasıflı aday özelliğini  kazanmalı, kendini bir çok vasıflarla değerli durumuna getirmelidir.  Çünkü denklik dünyada da ahirette de esastır. Dünyada vasıflı olanlar  Cennette de vasıflılarla evlenirler. Bu bakımdan da kısmet bekleme  devresini güzel vasıfları kazanma, çoğaltma devresi olarak düşünmeli,  yüksek vasıflılara layık hale gelmeye gayret göstermelidir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zaten beklemenin bir faydalı yanı da, güzel vasıflarını çoğalt ikazını yapıyor olmasıdır&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
(Ahmed ŞAHİN)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Allah niçin kullarını bir yaratmadı? Neden kimini kör, kimini topal olarak yarattı? [Yazılı+Sesli]</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/01/allah-nicin-kullarn-bir-yaratmad-neden.html</link><category>Allah</category><category>eşit</category><category>kör</category><category>sakat</category><category>topal</category><category>yaratmak</category><author>noreply@blogger.com (Anonymous)</author><pubDate>Sun, 23 Jan 2011 13:41:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-5474060193801673262</guid><description>&lt;div id="baslik_alani"&gt;&lt;h2&gt;&lt;img align="right" src="http://www.sorularlaislamiyet.com/show_image.php?filename=images/articles/81.jpg&amp;amp;width=300&amp;amp;height=300" /&gt;&lt;/h2&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;1. Allah mülk sahibidir. &lt;/b&gt;Mülkünde istediği gibi tasarruf eder.  Kimse Ona karışamaz ve Onun îcâdına müdâhale edemez. Senin vücudunun  zerrelerini yaratan, tüm sistemini düzenleyip insanî kimlik bahşeden  Allah (cc)'tır&amp;nbsp; Sen bunları sana lûtfeden Allah'a daha evvel bir şey  vermemişsin ki, Onun karşısında bir hak iddia edebilesin... &lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
&lt;embed height="42" src="http://video.sorularlaislamiyet.com/seslendirmeler/81-2323-2324-Allah-Nicin-kullarini-bir-yaratmadi.mp3" width="300"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Eğer sen, sana verilenler karşılığında Allaha bir şey vermiş olsaydın, &lt;b&gt;"Bir göz değil iki göz ver, bir el değil iki el ver!" &lt;/b&gt;gibi iddialarda bulunmaya;&lt;b&gt; "Niye iki tane değil de bir ayak verdin?" &lt;/b&gt;diye  itiraz etmeye belki hakkın olurdu. Halbuki sen Allaha (c.c) bir şey  vermemişsin ki -hâşâ- O' na adaletsizlik iddiasında bulunasın.  Haksızlık, ödenmeyen bir haktan gelir. Senin O' na karşı ne hakkın var  ki yerine getirilmedi de sana karşı haksızlık edildi!.. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Allahuteâlâ Hazretleri seni yokluktan çıkarıp var etmiş: hem de insan  olarak... Dikkat etsen; senin altında birçok mahlûkat var ki, pekâlâ  onlara bakıp ne kadar fazla nimetlere mazhar olduğunu düşünebilirsin. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;2. Cenâb-ı Allah, bazen insanın ayağını alır; onun karşılığında ahirette pek çok şey verir.&lt;/b&gt;  Ayağını almakla o kimseye aciz bir mahluk olduğunu, zayıflığını, ve  ihtiyacının ne kadar fazla olduğunu hissettirir. Kalbini kendisine  çevirtip, o insanın duygularını geliştirirse, çok az bir şey almakla,  pek çok şeyler vermiş olur. Demek ki görünüşte olmasa bile, hakikatte bu  ona, Allahın lûtfunun ifâdesidir. Tıpkı şehit edip cenneti vermesi  gibi... Bir insan, savaş esnasında şehit olur. Bu şehit olmakla haşirde  kurulacak büyük mahkemede ve Allah'ın huzurunda, sıddıkların, sâlihlerin  gıpta edeceği bir makama yükselir. Onu gören başkaları &lt;b&gt;"Keşke Allah bize de harp meydanında şehâdet nasip etseydi."&lt;/b&gt;  derler. Bundan dolayı, böyle bir insan parça parça da olsa çok şey  kaybetmiş sayılmaz. Belki aldığı şey ona nispeten çok daha büyüktür. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çok nâdir olarak, bazı kimseler, bu mevzûda küskünlük, kırgınlık,  kötümserlik ve aşağılık duygusu ile sapsalar bile, pek çok kimselerde bu  gibi eksiklikler, daha fazla, Allah'a yönelmeye vesile olmuştur. Bu  itibarla zararlı böcekler gibi bir kısım kimselerin, bu meseledeki  kayıplarının yayılmaya çalışılması yerinde bir davranış değildir. Bu  konuda esas olan, ebedi hayata aday olan ruhlarında o âleme âit arzuları  uyarmaktır. Bu ârızalı da, ârızasının itmesiyle Hakka yönelmesi;  başkalarında da ondan ibret alarak kanatlanmaları şeklinde kendini  gösteriyorsa, maksada uygun ve hikmetlidir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;"Her işte hikmeti vardır, Abes fiil işlemez Allah."&lt;/b&gt; (Erzurumlu İ. Hakkı Hazretleri)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><enclosure length="4318482" type="audio/mpeg" url="http://video.sorularlaislamiyet.com/seslendirmeler/81-2323-2324-Allah-Nicin-kullarini-bir-yaratmadi.mp3"/></item><item><title>Mehdi kimdir ? Kavram olarak "Mehdi" ne demektir ?</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/01/mehdi-kimdir-kavram-olarak-mehdi-ne.html</link><category>Kıyamet</category><category>Kıyamet Alametleri</category><category>Mehdi</category><category>Mehdi Geldi</category><category>Mehdi Gelecek</category><category>mehdi kelimesinin anlamı</category><category>mehdi kim</category><category>mehdi kimdir</category><category>mehdi ne</category><category>mehdi ne demek</category><category>mehdinin anlamı</category><author>noreply@blogger.com (Anonymous)</author><pubDate>Sun, 23 Jan 2011 13:37:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-6379528076346461928</guid><description>&lt;div id="baslik_alani"&gt; &lt;h2&gt;&lt;/h2&gt;&lt;div id="yazi_bilgisi"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img align="right" src="http://www.sorularlaislamiyet.com/show_image.php?filename=images/articles/166.jpg&amp;amp;width=300&amp;amp;height=300" /&gt;  Birgün Avf bin Malik'e Allah Resûlü, “&lt;b&gt;Çok karanlıklı ve şiddetli bir  kısım fitneler gelir. Derken fitneler birbirlerini takip eder. O kadar  ki bu Ehl-i Beytimden Mehdî denilen bir zât çıkıncıya kadar devam eder.  Sen ona ulaştığında tabi ol ki hidayette olanlardan olasın.&lt;/b&gt;” 1 buyurmuşlardı.&lt;br /&gt;
Ebû Saidü'l-Hudrî rivayet ediyor: &lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;“&lt;b&gt;Resûlullahtan sonra önemli bir olayın meydana gelmesinden korktuk ve Bunu Resûlullaha sorduk. O da Hz. Mehdî'yi müjdeledi.&lt;/b&gt;” 2&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Şüphesiz bu dönemler mânevî kurtarıcıların dört gözle beklendiği  dönemlerdir. Böyle bir anda âhirzamanın beklenen şahsı Hz. Mehdî  geleceğine göre ona bîat etmenin, katılmanın önemi tartışılmaz. Resûl-ü  Ekrem de (a.s.m.) ümmetini buna teşvik ederek, “&lt;b&gt;Sizden kim o güne yetişirse karlar üzerinde emekleyerek de olsa ona katılsın.&lt;/b&gt;” 3 buyurmuşlardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Başka bir hadislerinde de Allah Resûlü, Huzeyfetü'l-Yemanî'nin bir  sorusu üzerine hayırdan sonra şer, şerden sonra sulh olacağını  bildirmiş, “&lt;i&gt;Bu sulhtan sonra ne olacak?&lt;/i&gt;” diye sorduğunda da şöyle buyurmuşlardı:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“&lt;b&gt;Dalâlete dâvet edilecek. İşte sen o gün bir halife gördüğünde ağacın kökünü ısırarak da olsa ölünceye kadar ona koş.&lt;/b&gt;” 4 buyurmuşlardı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hadis-i şeriflerde kar üzerinde emekleyerek, ağaç kökünü ısırarak da  olsa ona tâbi olmamız öğütlenen halife açıkça görüldüğü gibi Hz.  Mehdî'dir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu konu Asr-ı Saadette de o kadar önemli bir yer tutmuş olacak ki Ümmü Seleme validemiz, Resûllullaha “&lt;b&gt;Mehdî gelecek mi?&lt;/b&gt;” diye sorma ihtiyacını hissetmiş, Allah Resûlü de “&lt;b&gt;Evet, gelmesi haktır&lt;/b&gt;”  5 cevabını vermişlerdi. Hatta başka bir hadis-i şeriflerinde dünyanın  yıkılmasına birgün kalsa bile, Cenab-ı Hak o günü uzatıp Hz. Mehdî'yi  göndereceğini 6 belirtmektedir ki, bu onun geleceğinin zorunluluğunu  ortaya koyar. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hz. Ali’den bize ulaşan bir başka Hadise göre, bir gün o, oğlu Hz. Hasan’a bakmış ve: “&lt;b&gt;Nebi  Sallallahu Aleyhi Vesellem’in isimlendirdiği gibi, mutlaka benim bu  oğlum Seyyiddir (Beyefendi, Halim Selim, zarif ve centilmendir.) Yakında  onun soyundan, Nebinizin (s.a.v.) adıyla adlandırılan bir adam çıkacak,  ahlakında ona (Hz. Peygambere) benzeyecek, ama yaratılışında (beden ve  cisim özelliklerinde) ona benzemeyecektir&lt;/b&gt;” buyurmuştur. 7&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Büyük Alim Taftazani’nin (Mesud b. Ömer) Şehru’l- Makasıd adlı meşhur eserinde; Mehdi ile ilgili konunun başında şöyle der: “&lt;b&gt;Dünyayı  adalet ve iyilikle dolduracak bir imamın (liderin, büyüğün, mehdinin)  çıkması konusunda ahadis-i sahiha (sahih Hadisler) varid olmuşlar&lt;/b&gt;.” 8&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kimdir bu Hz. Mehdî? Resûl-ü Ekrem niçin özellikle ona uymayı tavsiye  etmektedir? Eğer onun döneminde yaşayacak olursak onu nasıl tanıyacağız?  O karışıklık, bozukluk, herc ü merc, fısk u fesad döneminin adamı  olduğuna göre mücadelesini kimlere karşı ve nasıl yapacaktır?  Özellikleri nelerdir? Bunlar ve bunlara benzer soruların cevabı  bilinmedikçe Hz. Mehdî'nin fonksiyonu, icraatının ehemmiyeti elbette tam  anlaşılamaz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Mehdî kimdir?&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sözlüklerde hidayette, doğru yolda olan, başkalarının hidayet ve doğru  yolda gitmelerine vesile olan mânâsına gelen Mehdî, İslâmî bir terim  olarak âhirzamanda geleceği müjdelenen, kendisine Allah tarafından  özellikle doğru yol gösterilen, hakka yöneltilen, dinî noktalarda hata  ve yanlışlıklardan korunan, insanları, bilhassa Müslümanları irşad eden,  doğru yola sevk eden, zulüm ve haksızlıkların kol gezdiği bir dünyada  adaleti tesis eden, âhirzamanda geleceği müjdelenen Âl-i Beytten büyük  bir zâttır. Mehdî yazdığı eserlerle, inançsızlık içerisinde bulunanları,  îmanı şüphe ve tereddütte olanları kurtaracak, mü'minlerin îmanlarını  takviye edecek büyük bir âlimdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Lisanü'l-Arap'ta Mehdînin, doğru yola erişmiş, hidayeti bulmuş olan;  kendisine Allah tarafından doğru yol gösterilen kimse diye tarifi  yapılmaktadır.9&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu mânâda doğru yolda giden her Müslüman bir mehdîdir. Hz. Ali'ye hem  doğru yolu gösterici anlamında hâdî, hem de mehdî denildiğini biliyoruz.  10&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dört halife ve onların yolunda gidenler de mehdiyyûn, yani mehdîler  olarak anılmışlardır. Nitekim Resûl-ü Ekrem (a.s.m.), “Sizi sünnetime  sımsıkı sarılmaya, raşid ve mehdî halifelerimin yolunda gitmeye teşvik  ederim” 11 buyurarak onların yolunda gitmeyi tavsiye etmişlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hz. İbrahim (a.s.), Hz. Muhammed, Dört Halife, Hz. Hüseyin, Süleyman  bin Abdülmelik ve bazı Abbasî halifelerine Mehdî denildiğini de  biliyoruz. 12 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Emevî halifesi Ömer bin Abdülaziz'e Mehdî denilmiş, hatta Mehdîyle  ilgili bazı hadisleri ona hamledenler de olmuştur. 13 Büyük Mehdînin  birçok evsafına sahip 14 Mehdî-i Abbasînin ise, onun siyaset âlemindeki  vazifesini yaptığını görüyoruz. 15 &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Demek ki mehdî kelimesi geniş periyodlu bir kelimedir. Ancak bu kelime  başına “el” takısı geldiğinde özel ve belli bir kimseye isim olmuş olur  ve hadis-i şeriflerde âhirzamanda geleceği müjdelenen meşhur ve mânevî  büyük kurtarıcı için kullanıldığı görülür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;b&gt;Kaynaklar:&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;
------------------------------------------&lt;br /&gt;
1. Süyûtî, el-Havî, 2:67-68; el-Burhan, v. 87a.&lt;br /&gt;
2. Tirmizî, Kitabü'l-Fİten, 34; İbni Mâce, Kitabü'l-Fİten: 36, Hurûcü Mehdî: 34.&lt;br /&gt;
3. İbni Mâce, Kitabü'l-Fiten: 36 (H. 4082, 4084); Müstedrek, 4:465.; İbni Kesir, Kitabü'n-Nihaye, 1:28-29.&lt;br /&gt;
4. Ebû Avane, Müsned, 4:476.&lt;br /&gt;
5. Ikdü'd-Dürer, Varak: 7b.&lt;br /&gt;
6. Ebû Davud, Mehdî: 1 (H. 4282); Tirmizî, Fiten: 52 (H. 2231-2232).&lt;br /&gt;
7. Tac V, 363&lt;br /&gt;
8. TAFTAZANİ, Mesud b. Ömer, Şerhu’l-Makasıd, I-V, Tahkik, ta’lik  Abdurrahman Amire, Alemu’l- Kütüb, Beyrut, 1989, V, 312; krş, et-Tac, V,  343, (Kitabu’l- Fiten, bab, 7)&lt;br /&gt;
9. İbni Manzur, Lisanü'l-Arap, (İbni Manzur, h-d-y md), 15:354.&lt;br /&gt;
10. İbnü'l-Esir, Ebû’s-Saadât el-Mübarek bin Muhammed el-Cezerî, Üsdü'l-Gâbe fî Ma’rifeti’s-Sahabe, I-VIII (Kahire: ts), 4:31.&lt;br /&gt;
11. Tirmizî, İlim: 16; İbni Mâce, Mukaddime: 6; Ebû Davud, Sünnet: 5.&lt;br /&gt;
12. İbnü'l-Esir, A.g.e., 4:31.&lt;br /&gt;
13. Nuaym bin Hammad, Kitabü'l-Fiten, İstanbul: Âtıf Efendi Kütüphanesi (el yazma) no. 602, v. 53a.&lt;br /&gt;
14. Nursî, Mektûbât, s. 96.&lt;br /&gt;
15. Nursî, Şuâlar, s. 509.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Namaz Kılan Askerin Müthiş Cevabı [Mutlaka Okuyun]</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/01/namaz-klan-askerin-muthis-cevab-mutlaka.html</link><category>Allah</category><category>asker</category><category>emir</category><category>komutan</category><category>namaz</category><category>rütbe</category><category>teğmen</category><category>yıldız</category><author>noreply@blogger.com (Anonymous)</author><pubDate>Sun, 23 Jan 2011 06:06:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-4098882484162849935</guid><description>&lt;div class="photo photo_none"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc3/hs584.snc3/30802_393529199115_149662979115_3959171_858982_n.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc3/hs584.snc3/30802_393529199115_149662979115_3959171_858982_n.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="photo_img" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;Bir asker, namaz kılan diğer askere sordu : &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;-  Arkadaş kaçıncı asırda yaşıyoruz? Niçin kendini zahmete sokup her gün 5  defa namaz kılıyorsun. Namaz kılan asker, tam o sırada uzaktan görünen  teğmeni gösterdi : &lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;- Şu  insan niçin yanından geçerken toplanıyor, seLam veriyor ve bütün  emirlerine itaat ediyorsun. ''yat'' dese yatıyor, 'kalk' dese  kalkıyorsun? O da senin gibi iki ayağı, iki eli ve bir başı olan bir  insan değil mi ? Diğer asker cevap verdi : &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;- " Evet! O da benim gibi biri insan ama rütbesi var, omuzun da yıldızı var ". Namaz kılan askerin cevabı müthişti : &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;-Ey  arkadaş ! Sen omuzun da bir tane yıldızı var diye senin gibi bir insana  itaat ediyorsun da ben, yerdeki kumlar adedince yıldızları olan ve  hepsini tespih tanesi gibi kudret eliyle çeviren Allah’a niçin itaat  etmeyeyim? Niçin namaz kılıp emrini yerine getirmeyeyim ..?&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>Allah bize şah damarımızdan daha yakın olduğuna göre Ona yaklaşmayı nasıl anlamamız gerekiyor? [Yazılı+Sesli]</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/01/allah-bize-sah-damarmzdan-daha-yakn.html</link><category>Allah</category><category>damar</category><category>MP3</category><category>Sesli Anlatım</category><category>yakın</category><category>yakınlaşmak</category><category>şah</category><category>şah damarı</category><author>noreply@blogger.com (Anonymous)</author><pubDate>Sun, 23 Jan 2011 05:32:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-1383700340920274441</guid><description>&lt;img align="right" src="http://www.sorularlaislamiyet.com/show_image.php?filename=images/articles/12.jpg&amp;amp;width=300&amp;amp;height=300" /&gt;&lt;br /&gt;
&lt;div id="okumaalani"&gt;Soruda geçen “yakın” ve “yaklaşma” ifadelerinin mesafe ve mekânla bir  ilgisi yoktur. Allah’ın kuluna yakın olması, onun her türlü  ihtiyaçlarını bizzat görmesi, bütün hücrelerinde her türlü icraatı  kudret ve ilmiyle yapması, ona kendi nefsinden daha merhametli olması  gibi manalar taşır. Kulun Allah’a yaklaşması ise onun razı olduğu bir  kul olma vadisinde attığı adımlarla ilgidir. İmanındaki inkişaf,  ilmindeki terakki, amelindeki ihlas onu Allah’a yakınlaştıran  vasıtalardır. &lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;
Uzak, yakın, geçmiş, gelecek gibi ifadeler zaman ve mekânla ilgilidir.  Maddî olan ve bir mekânda yer tutan varlıklar birbirlerine göre yakında  veya uzakta bulunurlar. Maddeden ve mekândan münezzeh olan Allah,  mekânın her yerindeki mahlûkatına onların nefislerinden daha yakındır.  Keza, zamandan münezzeh olan Allah, zaman nehrinde akıttığı her bir  varlığa onun nefsinden daha yakındır. &lt;br /&gt;
&lt;embed height="42" src="http://video.sorularlaislamiyet.com/seslendirmeler/12-Allah-bize-sah-damarimizdan-daha-yakin-oldugu-halde-ona-yakinlasma-nasildir.mp3" width="300"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;
Allah’ın, mahlûkatına yakınlığı ve mahlûkatın ondan uzaklığı zaman ve mekân ölçüleriyle izah edilemez. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir misal: Siz okuduğunuz kitaba ondan daha yakınsınızdır; o kendisinde  nelerin yazıldığını bilmez, siz bilirsiniz... Ve kitap sizden çok  uzaktır, yani sizi anlamanın, tanımanın, seyretmenin çok gerilerindedir.  &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitabın ilk sayfasındaki bir kelime ikinci sayfadakine yakındır, onuncu  sayfadakine ise uzaktır. Ama onları yazan ve bilen müellif, bunların  hepsine aynı derecede, aynı seviyede ve aynı ölçüde yakındır. Hepsi,  onun ilminde birlikte bulunurlar. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yakınlık ve uzaklığın bir başka cihetini bize ders veren bir hadis-i  kutsî: “Kulum bana nafilelerle yaklaşır...” Yakınlaşmanın mânevî  olduğunu, kalbî ve ruhî olduğunu bu kutsî hadis ders veriyor bize...  Nafile; farz ve vacipleri işledikten sonra kulun rabbine daha fazla  yakınlaşmak, kalbini ulvî feyizlere daha ziyade açmak ve ömrünü rıza  yolunda daha verimli harcamak niyetiyle yaptığı ibadetler, tefekkürler,  ilticalar, şükürlerdir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böyle bir kul, Rabbine yaklaşma konusunda her gün biraz daha mesafe kat  eder... Kat ettiği bu mesafeler de mânevîdir, rabbine yaklaşması da... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Büyük bir âlim düşünelim. Bu zâtın öğrencilerinin hepsi aynı mekânda  bulunsunlar ve sıra ile ondan ders alsınlar. İlme henüz başlamış bir  talebe, onun huzurunda oturup dersini aldığı zaman, o yakınlık içinde  bir uzaklık vardır. Çünkü o genç adam, o büyük imamı, o dâhi âlimi  anlamanın çok ötelerindedir. İlmi ilerledikçe hocasına daha çok  yaklaşacak ve ona olan hürmeti, takdiri, hayreti gittikçe artacaktır... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahsilinin her safhasında, hocası o talebeye yakındır, onu  yetiştirmekte, ilerletmektedir... Burada uzaklık hoca için değil, talebe  için söz konusudur. Kâmil bir velîye mürit olmuş noksan bir insan da  öyledir... Mânen terakki ettikçe onun ruh dünyasından, gönül âleminden  daha fazla istifade edecektir. O büyük velî ise, o müridini mânevî  terakkisinin her basamağında takip etmekle ona daima yakındır. Uzaklık  mürşit için değil, mürit içindir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Misallerden hakikate geçelim: Allah, kulunun madde ve mânâ âlemini  daima terbiye etmekle, o kuluna onun nefsinden daha yakındır. Kul ise  ancak belli sınırlar arasında iş görebilen noksan sıfatlarıyla, bütün  sıfatları sonsuz olan Allah’ı hakkıyla anlamaktan çok uzak.&lt;br /&gt;
&lt;div id="yazi_bilgisi"&gt;Yazar: &lt;a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/index.php?s=author_detailes&amp;amp;id=8" title="Yazar hakkında bilgi almak ve diğer yazılarını görmek için tıklayın."&gt;Alaaddin Başar (Prof.Dr.)&lt;/a&gt;, 29-1-2006&lt;/div&gt;&lt;div id="okumaalani"&gt;&lt;div id="dosyayeri"&gt;&lt;h4&gt;Bu içerikle ilgili dosyalar:&lt;/h4&gt;&lt;div class="dosyaresim"&gt;&lt;a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/index.php?s=file&amp;amp;id=237"&gt; &lt;img border="0" src="http://www.sorularlaislamiyet.com/show_image.php?filename=images/articles/resimsiz_dosya.jpg&amp;amp;width=100&amp;amp;height=75" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.sorularlaislamiyet.com/index.php?s=file&amp;amp;id=237"&gt;Allah bize şah damarımızdan daha yakın olduğuna göre Ona yaklaşmayı nasıl anlamamız gerekiyor?&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img align="right" src="http://www.sorularlaislamiyet.com/show_image.php?filename=images/articles/12.jpg&amp;amp;width=300&amp;amp;height=300" /&gt;  Soruda geçen “yakın” ve “yaklaşma” ifadelerinin mesafe ve mekânla bir  ilgisi yoktur. Allah’ın kuluna yakın olması, onun her türlü  ihtiyaçlarını bizzat görmesi, bütün hücrelerinde her türlü icraatı  kudret ve ilmiyle yapması, ona kendi nefsinden daha merhametli olması  gibi manalar taşır. Kulun Allah’a yaklaşması ise onun razı olduğu bir  kul olma vadisinde attığı adımlarla ilgidir. İmanındaki inkişaf,  ilmindeki terakki, amelindeki ihlas onu Allah’a yakınlaştıran  vasıtalardır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uzak, yakın, geçmiş, gelecek gibi ifadeler zaman ve mekânla ilgilidir.  Maddî olan ve bir mekânda yer tutan varlıklar birbirlerine göre yakında  veya uzakta bulunurlar. Maddeden ve mekândan münezzeh olan Allah,  mekânın her yerindeki mahlûkatına onların nefislerinden daha yakındır.  Keza, zamandan münezzeh olan Allah, zaman nehrinde akıttığı her bir  varlığa onun nefsinden daha yakındır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Allah’ın, mahlûkatına yakınlığı ve mahlûkatın ondan uzaklığı zaman ve mekân ölçüleriyle izah edilemez. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir misal: Siz okuduğunuz kitaba ondan daha yakınsınızdır; o kendisinde  nelerin yazıldığını bilmez, siz bilirsiniz... Ve kitap sizden çok  uzaktır, yani sizi anlamanın, tanımanın, seyretmenin çok gerilerindedir.  &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitabın ilk sayfasındaki bir kelime ikinci sayfadakine yakındır, onuncu  sayfadakine ise uzaktır. Ama onları yazan ve bilen müellif, bunların  hepsine aynı derecede, aynı seviyede ve aynı ölçüde yakındır. Hepsi,  onun ilminde birlikte bulunurlar. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yakınlık ve uzaklığın bir başka cihetini bize ders veren bir hadis-i  kutsî: “Kulum bana nafilelerle yaklaşır...” Yakınlaşmanın mânevî  olduğunu, kalbî ve ruhî olduğunu bu kutsî hadis ders veriyor bize...  Nafile; farz ve vacipleri işledikten sonra kulun rabbine daha fazla  yakınlaşmak, kalbini ulvî feyizlere daha ziyade açmak ve ömrünü rıza  yolunda daha verimli harcamak niyetiyle yaptığı ibadetler, tefekkürler,  ilticalar, şükürlerdir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böyle bir kul, Rabbine yaklaşma konusunda her gün biraz daha mesafe kat  eder... Kat ettiği bu mesafeler de mânevîdir, rabbine yaklaşması da... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Büyük bir âlim düşünelim. Bu zâtın öğrencilerinin hepsi aynı mekânda  bulunsunlar ve sıra ile ondan ders alsınlar. İlme henüz başlamış bir  talebe, onun huzurunda oturup dersini aldığı zaman, o yakınlık içinde  bir uzaklık vardır. Çünkü o genç adam, o büyük imamı, o dâhi âlimi  anlamanın çok ötelerindedir. İlmi ilerledikçe hocasına daha çok  yaklaşacak ve ona olan hürmeti, takdiri, hayreti gittikçe artacaktır... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahsilinin her safhasında, hocası o talebeye yakındır, onu  yetiştirmekte, ilerletmektedir... Burada uzaklık hoca için değil, talebe  için söz konusudur. Kâmil bir velîye mürit olmuş noksan bir insan da  öyledir... Mânen terakki ettikçe onun ruh dünyasından, gönül âleminden  daha fazla istifade edecektir. O büyük velî ise, o müridini mânevî  terakkisinin her basamağında takip etmekle ona daima yakındır. Uzaklık  mürşit için değil, mürit içindir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Misallerden hakikate geçelim: Allah, kulunun madde ve mânâ âlemini  daima terbiye etmekle, o kuluna onun nefsinden daha yakındır. Kul ise  ancak belli sınırlar arasında iş görebilen noksan sıfatlarıyla, bütün  sıfatları sonsuz olan Allah’ı hakkıyla anlamaktan çok uzak.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
Soruda geçen “yakın” ve “yaklaşma” ifadelerinin mesafe ve mekânla bir  ilgisi yoktur. Allah’ın kuluna yakın olması, onun her türlü  ihtiyaçlarını bizzat görmesi, bütün hücrelerinde her türlü icraatı  kudret ve ilmiyle yapması, ona kendi nefsinden daha merhametli olması  gibi manalar taşır. Kulun Allah’a yaklaşması ise onun razı olduğu bir  kul olma vadisinde attığı adımlarla ilgidir. İmanındaki inkişaf,  ilmindeki terakki, amelindeki ihlas onu Allah’a yakınlaştıran  vasıtalardır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uzak, yakın, geçmiş, gelecek gibi ifadeler zaman ve mekânla ilgilidir.  Maddî olan ve bir mekânda yer tutan varlıklar birbirlerine göre yakında  veya uzakta bulunurlar. Maddeden ve mekândan münezzeh olan Allah,  mekânın her yerindeki mahlûkatına onların nefislerinden daha yakındır.  Keza, zamandan münezzeh olan Allah, zaman nehrinde akıttığı her bir  varlığa onun nefsinden daha yakındır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Allah’ın, mahlûkatına yakınlığı ve mahlûkatın ondan uzaklığı zaman ve mekân ölçüleriyle izah edilemez. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bir misal: Siz okuduğunuz kitaba ondan daha yakınsınızdır; o kendisinde  nelerin yazıldığını bilmez, siz bilirsiniz... Ve kitap sizden çok  uzaktır, yani sizi anlamanın, tanımanın, seyretmenin çok gerilerindedir.  &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kitabın ilk sayfasındaki bir kelime ikinci sayfadakine yakındır, onuncu  sayfadakine ise uzaktır. Ama onları yazan ve bilen müellif, bunların  hepsine aynı derecede, aynı seviyede ve aynı ölçüde yakındır. Hepsi,  onun ilminde birlikte bulunurlar. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yakınlık ve uzaklığın bir başka cihetini bize ders veren bir hadis-i  kutsî: “Kulum bana nafilelerle yaklaşır...” Yakınlaşmanın mânevî  olduğunu, kalbî ve ruhî olduğunu bu kutsî hadis ders veriyor bize...  Nafile; farz ve vacipleri işledikten sonra kulun rabbine daha fazla  yakınlaşmak, kalbini ulvî feyizlere daha ziyade açmak ve ömrünü rıza  yolunda daha verimli harcamak niyetiyle yaptığı ibadetler, tefekkürler,  ilticalar, şükürlerdir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böyle bir kul, Rabbine yaklaşma konusunda her gün biraz daha mesafe kat  eder... Kat ettiği bu mesafeler de mânevîdir, rabbine yaklaşması da... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Büyük bir âlim düşünelim. Bu zâtın öğrencilerinin hepsi aynı mekânda  bulunsunlar ve sıra ile ondan ders alsınlar. İlme henüz başlamış bir  talebe, onun huzurunda oturup dersini aldığı zaman, o yakınlık içinde  bir uzaklık vardır. Çünkü o genç adam, o büyük imamı, o dâhi âlimi  anlamanın çok ötelerindedir. İlmi ilerledikçe hocasına daha çok  yaklaşacak ve ona olan hürmeti, takdiri, hayreti gittikçe artacaktır... &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tahsilinin her safhasında, hocası o talebeye yakındır, onu  yetiştirmekte, ilerletmektedir... Burada uzaklık hoca için değil, talebe  için söz konusudur. Kâmil bir velîye mürit olmuş noksan bir insan da  öyledir... Mânen terakki ettikçe onun ruh dünyasından, gönül âleminden  daha fazla istifade edecektir. O büyük velî ise, o müridini mânevî  terakkisinin her basamağında takip etmekle ona daima yakındır. Uzaklık  mürşit için değil, mürit içindir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Misallerden hakikate geçelim: Allah, kulunun madde ve mânâ âlemini  daima terbiye etmekle, o kuluna onun nefsinden daha yakındır. Kul ise  ancak belli sınırlar arasında iş görebilen noksan sıfatlarıyla, bütün  sıfatları sonsuz olan Allah’ı hakkıyla anlamaktan çok uzak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total><enclosure length="6276970" type="audio/mpeg" url="http://video.sorularlaislamiyet.com/seslendirmeler/12-Allah-bize-sah-damarimizdan-daha-yakin-oldugu-halde-ona-yakinlasma-nasildir.mp3"/></item><item><title>Tüm Videolarımız</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/01/tum-videolarmz.html</link><category>din</category><category>dinle</category><category>islami</category><category>izle</category><category>video</category><category>videolar</category><category>vidyo</category><category>vidyolar</category><category>Youtube</category><author>noreply@blogger.com (Anonymous)</author><pubDate>Sun, 23 Jan 2011 05:15:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-5668116224402596550</guid><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TTwplwtuQCI/AAAAAAAAACs/zbrkR-YfVXQ/s1600/islami.png" imageanchor="1"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TTwplwtuQCI/AAAAAAAAACs/zbrkR-YfVXQ/s1600/islami.png" /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;
&lt;object height="385" width="480"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/p/2A4515EECC8A7721?hl=en_US&amp;fs=1"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/p/2A4515EECC8A7721?hl=en_US&amp;fs=1" type="application/x-shockwave-flash" width="480" height="385" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><media:thumbnail xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" height="72" url="http://4.bp.blogspot.com/_jDeOfrFs1fY/TTwplwtuQCI/AAAAAAAAACs/zbrkR-YfVXQ/s72-c/islami.png" width="72"/><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item><item><title>What is death?</title><link>http://islam-kenti.blogspot.com/2011/01/what-is-death.html</link><category>death</category><category>English</category><category>what</category><author>noreply@blogger.com (Anonymous)</author><pubDate>Sun, 23 Jan 2011 01:33:00 -0800</pubDate><guid isPermaLink="false">tag:blogger.com,1999:blog-6946049979395942852.post-3672257358111603581</guid><description>&lt;div id="baslik_alani"&gt; &lt;h2&gt;&lt;/h2&gt;&lt;/div&gt;&lt;img align="right" src="http://www.questionsonislam.com/show_image.php?filename=images/articles/2357.jpg&amp;amp;width=300&amp;amp;height=300" /&gt;  One of the endless divine deeds: &lt;strong&gt;making creatures test death&lt;/strong&gt;;  ending the sovereignty of the soul in the body. Soul is the wonderful  and mysterious work of God. It is blessed with the reflection of the  name of ‘&lt;strong&gt;Provider of Life&lt;/strong&gt;’. This blessing and honor  will not be taken away from it forever. In the grave, in the Hereafter,  and in the Paradise or Hell it will continue. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;  As well as creating the soul, it is also the greatest and merciful deed  of God to create an appropriate body for each soul. And with the rule  of death, the soul, which is a guest in the body, disintegrates for its  journey to a different world peculiar to it. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
One of the beautiful descriptions of death from the Risale-i Nur Collection:&lt;br /&gt;
&lt;blockquote&gt;     &lt;strong&gt;Death is a discharge from the duties of life; it is a rest, a  change of residence, a change of existence; it is an invitation to an  eternal life, a beginning, the introduction to an immortal life&lt;/strong&gt;.” (Risale-i Nur Collection; the Letters, First Letter)&lt;br /&gt;
&lt;/blockquote&gt;Again a precise expression about death:&lt;br /&gt;
&lt;blockquote&gt;     &lt;strong&gt;Just as life comes into the world is through a creation and a  determining, so too departure from the world is through a creation and  determining, through a wise and purposeful direction&lt;/strong&gt;. (Risale-i Nur Collection; the Letters, First Letter)&lt;br /&gt;
&lt;/blockquote&gt;For a prospective soldier, certain records are written down both when  he surrenders to his detachment, and when he is discharged. Both the  enrollment into army and discharge from it are deeds. Likewise, this  point is highlighted in the above statements. Just like life is  dependent upon the deed ‘&lt;strong&gt;to give life&lt;/strong&gt;’, so is death dependent upon the deed ‘&lt;strong&gt;to make test death&lt;/strong&gt;.’ Both of them serve to the reflections of different divine names.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
While the dead elements are brought into life with the deed of giving  life, with the deed to make test death this life is taken away. Live  cells gradually leave their places to new cells. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
In the Risale-i Nur Collection, it is beautifully expressed that death,  through which seeds proceed to the life of bloom, is as good a blessing  as life. We, too, widen that good news in our imagination and see that  every death is followed by a resurrection, and the second phases are  much better than the first ones. When the phase of sperm has ended, that  of the blood begins. When it has also ended, then begins the phase of  flesh. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
This is also seen in the phases of the creation of the Universe; the following phase is better than the one before. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
All these reflections of mercy and wisdom give us the lesson that the  life of the grave is better and more beautiful than that of the world,  the life of the Hereafter than that of the grave. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Hence, death is the name of the step taken toward a new and better destination&lt;/strong&gt;.  This will be followed by the world of grave and with the event of  resurrection; man will again reach the unity of body and soul.&lt;br /&gt;
The human seeing death and the deed of making test death this way will ‘&lt;strong&gt;welcome death happily’&lt;/strong&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;Kaynak: http://www.islam-kenti.blogspot.com/&lt;/div&gt;</description><thr:total xmlns:thr="http://purl.org/syndication/thread/1.0">0</thr:total></item></channel></rss>